Back to Languages

Turkish - Chapter 21 - Al-Anbiya

Translation by Celal Y Ld R M — Permalink

Verse 1 — Surah Al-Anbiya 21:1

İnsanların hesap verme (günü) yaklaştı; onlar hâlâ gaflet içinde (Hak´tan) yüzçevirirler

Verse 2 — Surah Al-Anbiya 21:2

Rablarından kendilerine gelen her yeni uyarıyı mutlaka eğlenerek dinlerler

Verse 3 — Surah Al-Anbiya 21:3

Kalbleri (iyice) oyun ve eğlenceye dalmıştır. O zulmedenler gizli gizli görüşüp fısıldaşırlar: «Bu da sizin gibi ancak bir insandır. Siz görüp durduğunuz halde sihre büyüye mi gidiyorsunuz?» (derler)

Verse 4 — Surah Al-Anbiya 21:4

(Onların bu tutumuna karşı Peygamber de şöyle) dedi: «Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir; O her şeyi işiten ve bilendir.»

Verse 5 — Surah Al-Anbiya 21:5

Onlar, «hayır, (Kur´ân ve Muhammed´in dedikleri) olsa olsa (şuur altında biriken) rüya saçmalarıdır. Hayır, O bunları uydurmuştur; hayır O şâirdir; değilse, bize önceki peygamberlere gönderildiği gibi bir mu´cize getirsin» derler

Verse 6 — Surah Al-Anbiya 21:6

Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir kasaba halkı imân etmemişti, bunlar mı inanacaklar

Verse 7 — Surah Al-Anbiya 21:7

Senden önce ancak Kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. (Kadınlardan peygamber göndermedik). Eğer bilmiyorsanız ilim ehlinden sorun

Verse 8 — Surah Al-Anbiya 21:8

Biz, o peygamberleri yemek yemiyen birer cesed kılmadık ve onlar (Dünya´da) ebedî de değillerdi

Verse 9 — Surah Al-Anbiya 21:9

Sonra da onlara verdiğimiz sözü doğrulukla yerine getirdik. Onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık, (inkârda, sapıklık ve azgınlıkta) aşırı gidenleri ise yok ettik

Verse 10 — Surah Al-Anbiya 21:10

And olsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki şeref ve itibarınız ondadır (onunla gerçekleşir). Hâlâ aklınızı kullanmıyacak mısınız

Verse 11 — Surah Al-Anbiya 21:11

Zâlim olan nice kasaba halkını kırıp geçirdik de onlardan sonra başka bir kavim yaratıp oluşturduk

Verse 12 — Surah Al-Anbiya 21:12

Onlar, yok edici baskınımızı hissedince hemen oradan tabana kuvvet kaçmağa koyuldular

Verse 13 — Surah Al-Anbiya 21:13

Kaçmayın, refah içinde geçirdiğiniz nimetlere ve konaklarınıza dönünüz; çünkü elbette sorguya çekileceksiniz

Verse 14 — Surah Al-Anbiya 21:14

(Kaçmakla kurtulamıyacaklarını anlayınca), vay yazık oldu bize! Doğrusu biz zâlimler idik, dediler

Verse 15 — Surah Al-Anbiya 21:15

Onların biçilmiş ot, sönüp bir yığın kül haline gelinceye kadar hayıflanıp söylenmeleri böyle oldu

Verse 16 — Surah Al-Anbiya 21:16

Biz, göğü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri oyuncak olarak yaratmadık

Verse 17 — Surah Al-Anbiya 21:17

Eğer biz oyun eğlence edinmeyi dileseydik, elbette onu kendi katımızda (kudretimizin yüceliğine uygun anlamda) edinirdik. Ama biz böyle (gereksiz şeyleri) yapanlar da (hiç bir zaman) olmadık

Verse 18 — Surah Al-Anbiya 21:18

Hayır, biz hakkı bâtılın üzerine fırlatırız da onun beynini parçalar; bir de bakarsın ki bâtıl yok oluvermiştir. (Allah´a yakıştırmaya çalıştıkları) vasıflardan dolayı çok, hem çok yazıklar olsun size

Verse 19 — Surah Al-Anbiya 21:19

Göklerde ve yerde bulunan her şey O´nundur. O´nun huzurunda bulunanlar O´na ibâdet etmeyi (bir hafiflik sayıp) büyüklük taslamazlar ve bıkkınlık da duymazlar

Verse 20 — Surah Al-Anbiya 21:20

Gece gündüz durmadan, dinlenmeden tesbîh ederler

Verse 21 — Surah Al-Anbiya 21:21

Yoksa yeryüzünde bir takım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri diriltip kaldıracaklar

Verse 22 — Surah Al-Anbiya 21:22

Eğer gökte ve yerde Allah´tan başka ilâhlar olsaydı gökle yerin düzeni bozulup altüst olurdu. Arş´ın Rabbı olan Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir

Verse 23 — Surah Al-Anbiya 21:23

O, yaptığından sorulmaz; onlar ise (yaptıklarından) sorulurlar

Verse 24 — Surah Al-Anbiya 21:24

Yoksa Allah´tan başka ilâhlar mı edindiler? De ki : Haydi getirin kesin hüccetlerinizi! İşte (bu Kur´ân) benimle beraber olanların zikri ve benden öncekilerin zikridir! Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler de o sebeple yüzçevirirler

Verse 25 — Surah Al-Anbiya 21:25

Senden önce gönderdiğimiz, istisnasız her peygambere şöyle vahyettik : Şüphesiz ki benden başka ilâh yoktur, artık bana ibâdet edin

Verse 26 — Surah Al-Anbiya 21:26

Rahman (olan Allah) çocuk edindi, dediler. O, (çocuk edinmekten) çok yücedir, münezzehtir. Hayır onlar, (o melekler) ikrama ermiş şerefli kullardır

Verse 27 — Surah Al-Anbiya 21:27

Sözleriyle O´nun önüne geçmezler ve ancak O´nun buyruğuyla amel ederler

Verse 28 — Surah Al-Anbiya 21:28

Allah onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ancak Allah´ın razı olacağı kimse için şefaat ederler ve onlar Allah korkusundan saygıyla titrerler

Verse 29 — Surah Al-Anbiya 21:29

Onlardan kim, «ben Allah´tan başka bir tanrıyım» derse, işte onu Cehennem ile cezalandırırız. Zulmedenleri de işte böylece cezalandırırız

Verse 30 — Surah Al-Anbiya 21:30

İnkarcı sapıklar, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, onları bizim ayırdığımızı ve her canlı olanı sudan yaratıp meydana getirdiğimizi görüp anlamıyorlar mı ? Hâlâ inanmıyorlar mı

Verse 31 — Surah Al-Anbiya 21:31

Yeryüzü, insanları sarsıp çalkalar diye onda sabit dağlar oluşturduk (da sarsıntıyı önledik); doğru hareket edebilsinler (şaşırmadan varacakları yere varsınlar) diye onda yollar geçitler meydana getirdik

Verse 32 — Surah Al-Anbiya 21:32

Göğü de (bozulup dengesizliğe düşmekten) korunmuş bir tavan (gibi) yaptık. Halbuki onlar, bundaki belge ve delillerden yüzçeviriyorlar

Verse 33 — Surah Al-Anbiya 21:33

Gece ve gündüzü; Güneş ve Ay´ı yaratan O´dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir

Verse 34 — Surah Al-Anbiya 21:34

Senden önce de hiçbir insana (Dünya´da) ebedîlik vermedik. Sen ölürsün de onlar ebedî mi kalırlar

Verse 35 — Surah Al-Anbiya 21:35

Her canlı ölümü tadıcıdır ve sizi imtihan olsun diye iyilik ve kötülükle mübtelâ kılarız, (yaratılışınız bu iki şeyi işlemeye müsatddir). Sonunda bize döndürüleceksiniz

Verse 36 — Surah Al-Anbiya 21:36

O küfredenler, seni gördükleri zaman alaya almaktan başka bir şey yapmazlar; «bu mu ilâhlarınızı diline dolayıp duran ?» derler. Rahmân´ın (indirdiği) Kur´ân´ı inkâr edip kâfir olanlar da ancak bunlardır

Verse 37 — Surah Al-Anbiya 21:37

İnsan (karakteri gereği) aceleden (acele hareket etme duygusuyla) yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim, artık siz pek acele etmeyin

Verse 38 — Surah Al-Anbiya 21:38

Onlar size, «eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşir) ? derler

Verse 39 — Surah Al-Anbiya 21:39

O küfredenler, önlerinden ve arkalarından kendilerini saran ateşi men´edemiyecekleri ve yardım da göremiyecekleri anı bir bilselerdi

Verse 40 — Surah Al-Anbiya 21:40

Hayır, o onlara aniden gelecek de kendilerini şaşırtacak ve artık onu geri çevirmeye güç getiremiyecekler ve onlara süre de tanınmıyacak

Verse 41 — Surah Al-Anbiya 21:41

And olsun ki, senden önceki peygamberler de alaya alınmıştı da alaya alanları alay ettikleri şey (çepeçevre) kuşatmıştı

Verse 42 — Surah Al-Anbiya 21:42

Geceleyin ya da gündüzleyin sizi Rahman (olan Allah)´dan (gelecek azâbdan) kim koruyabilir? Aksine onlar, Rablarının zikrinden (kitabından) yüzçevirirler

Verse 43 — Surah Al-Anbiya 21:43

Yoksa kendilerini bizim (azabımızdan koruyup) engelleyecek bizden başka tanrıları mı vardır ? (Nerede ?..) O tanrılar kendilerine yardıma güç. getiremezler, bizden ise hiç dostluk ve yakınlık göremezler

Verse 44 — Surah Al-Anbiya 21:44

Doğrusu biz, bunları da babalarını da geçindirdik de ömürleri uzayıp gitti. Yerlerine (yaşadıkları ülkelerine) gelip onu çevresinden yavaş yavaş eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelenler onlar mıdır

Verse 45 — Surah Al-Anbiya 21:45

De ki: Ben ancak sizi vahiy ile uyarıyorum. Ama ne kadar uyarılsalar da sağırlar uyarı davetini işitmezler

Verse 46 — Surah Al-Anbiya 21:46

Yemin ederim ki, Rabbın azabından onlara bir esinti dokunsa, elbette, «yazıklar olsun bize ! Doğrusu biz zâlimler idik» diyecekler

Verse 47 — Surah Al-Anbiya 21:47

Kıyamet gününe has adalet terazileri koyacağız. Hiçbir kimse en az bir haksızlığa uğramaz. Hardal tanesi ağırlığında olsa bile (yapılan iyilik ve kötülüğü) getirip ortaya koyacağız. Hesapçılar olarak biz yeteriz

Verse 48 — Surah Al-Anbiya 21:48

And olsun ki biz Musâ ile Harun´a hak ile bâtılı ayıran, Allah´tan korkup fenalıklardan sakınanlar için bir ışık, bir öğüt olan kitap verdik

Verse 49 — Surah Al-Anbiya 21:49

O sakınanlar ki Rablarından gıyabında saygı ile korkarlar ve Kıyametin meydana geliş saatinden endişe içinde titreyip dururlar

Verse 50 — Surah Al-Anbiya 21:50

İşte bu (Kur´ân), indirdiğimiz mubarek bir kitaptır. Şimdi sız mı bunu inkâr ediyorsunuz

Verse 51 — Surah Al-Anbiya 21:51

And olsun ki, bundan önce de İbrahim´e rüşdünü (uygun olanı, doğru yolu, doğru düşünmeyi) vermiştik ve biz bunu bilenlerdik

Verse 52 — Surah Al-Anbiya 21:52

Hani o bir vakit babasına ve kavmine, «nedir bu üzerine kapanıp durduğunuz heykeller?» demişti

Verse 53 — Surah Al-Anbiya 21:53

Onlar da, «babalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk» demişlerdi

Verse 54 — Surah Al-Anbiya 21:54

O da, «yemin ederim ki siz de, babalarınız da çok açık bir sapıklık içindesiniz» demişti

Verse 55 — Surah Al-Anbiya 21:55

Onlar, «sen bize hakikati mi getirdin, yoksa sen şaka mı ediyorsun ?» demişlerdi

Verse 56 — Surah Al-Anbiya 21:56

İbrahim onlara, «bilâkis (ciddi söylüyorum). Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbıdır ki onları yokluk karanlığını yırtıp yaratmıştır ve ben de şâhid olanlardanım» demişti

Verse 57 — Surah Al-Anbiya 21:57

Allah´a and olsun ki, siz arkanızı çevirip gittiğinizde elbette putlarınıza bir tuzak kuracağım, (diye kendi kendine fısıldamıştı)

Verse 58 — Surah Al-Anbiya 21:58

Derken İbrahim, onları parça parça etti; ancak dönüp başvururlar diye (putların) en büyüğünü kırmadı

Verse 59 — Surah Al-Anbiya 21:59

İlâhlarımıza bu işi kim yaptı? O elbette zâlimlerdendir, dediler

Verse 60 — Surah Al-Anbiya 21:60

Onlardan bir kısmı, «İbrahim denen bir gene bunları diline dolayıp duruyordu» dediler

Verse 61 — Surah Al-Anbiya 21:61

Bunların şahitlik etmeleri ic!n onu halkın önüne getirin, dediler

Verse 62 — Surah Al-Anbiya 21:62

Ey İbrahim! Bunu sen mi yaptın ilâhlarımıza ? dediler

Verse 63 — Surah Al-Anbiya 21:63

İbrahim, «belki bu işi onların en büyüğü yapmıştır, eğer konuşabiliyorlarsa, onlara sorun» dedi

Verse 64 — Surah Al-Anbiya 21:64

Bunun üzerine kendi vicdanlarına dönüp: «Şüphesiz ki siz haksızlarsınız» dediler

Verse 65 — Surah Al-Anbiya 21:65

Sonra da başları üzerine döndüler de: «And olsun ki bunların konuşamıyacağını sen de bilirsin» dediler

Verse 66 — Surah Al-Anbiya 21:66

İbrahim: «Siz Allah´ı bırakıp hiçbir şey ile size yarar ve zarar vermeyecek şeylere mi tapıyorsunuz

Verse 67 — Surah Al-Anbiya 21:67

Size de, Allah´tan başka taptıklarınıza da yuh olsun ! Hâlâ aklınızı kullanmıyacak mısınız ?» dedi

Verse 68 — Surah Al-Anbiya 21:68

Onlar, «eğer (İbrahim´e ceza olarak bir şey) yapacaksanız onu ateşte yakın da tanrılarınıza yardımcı olun» dediler

Verse 69 — Surah Al-Anbiya 21:69

Biz de «ey ateş! Serin ve esenlik ol İbrahim´e» dedik

Verse 70 — Surah Al-Anbiya 21:70

İbrahim´e tuzak kurmak istediler. Biz de onları hüsrana uğrattık

Verse 71 — Surah Al-Anbiya 21:71

Hem ibrahim´i, hem Lût´u âlemler için mubarek kıldığımız ülkeye (ulaştırıp) kurtardık

Verse 72 — Surah Al-Anbiya 21:72

Ve ibrahim´e İshâk´ı, fazla olarak da Yâkub´u verdik ve hepsini de iyi yararlı kişiler kıldık

Verse 73 — Surah Al-Anbiya 21:73

Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlı işleri işlemeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Zaten onlar bize ibâdet eden kullardı

Verse 74 — Surah Al-Anbiya 21:74

Lût´a da hüküm hikmet ve ilim verdik ve onu çok iğrenç işlerde bulunan kasabadan kurtardık. Şüphesiz ki onlar, kötü, doğru yoldan çıkmış ahlâksız bir kavim idi

Verse 75 — Surah Al-Anbiya 21:75

Lût´u rahmetimize aldık ; çünkü o, iyi yararlı kişilerden idi

Verse 76 — Surah Al-Anbiya 21:76

Nuh´u da hatırla, hani o bir duâ etmişti de duasını kabul edip onu da, ev halkını da büyük bir felâket ve sıkıntıdan kurtardık

Verse 77 — Surah Al-Anbiya 21:77

Ve âyetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım edip intikam aldık. Şüphesiz ki onlar kötü bir kavim idi; biz de hepsini olduğu gibi (tufanda) boğduk

Verse 78 — Surah Al-Anbiya 21:78

Dâvud ve Süleyman´ı da an, hani bir vakit bir kavmin koyunlarının yayıldığı ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı ve biz de onların hükmüne şâhidler idik

Verse 79 — Surah Al-Anbiya 21:79

Biz onun (çözümünü gerektiren hükmü) Süleyman´a anlattık. Her ikisine de ayrı bir hüküm, ayrı bir bilgi verdik. Dâvud´la beraber tesbîh etsinler diye dağlara ve kuşlara baş eğdirdik; (evet) biz idik (bunları düzenleyip) yapanlar

Verse 80 — Surah Al-Anbiya 21:80

Sizin için, sizi onun (savaşın) şiddetinden korumak için Davud´a giyilecek şekilde (zırh imâl etme) sanatını öğrettik; artık siz (bunca nimetlere) şükredenler misiniz

Verse 81 — Surah Al-Anbiya 21:81

Süleyman´a şiddetle esen rüzgârı baş eğdirdik; onun emriyle, mübarek kıldığımız yere akıp eserdi ve biz her şeyi bilenleriz

Verse 82 — Surah Al-Anbiya 21:82

Şeytanlardan da onun için dalgıçlık edenleri ve daha başka işleri görenleri baş eğdirdik ; onun buyruğuna verdik ve onları koruyup disipline eden biz idik

Verse 83 — Surah Al-Anbiya 21:83

Eyyûb´u da an, hani bir vakit o, Rabbına şöyle (boyun eğip) seslenmişti : «Doğrusu dert ve maraz bana gelip sürtündü. Sen ise merhamet edenlerin en çok merhametlisisin.»

Verse 84 — Surah Al-Anbiya 21:84

Onun duasını kabul etmiş, kendisinden o dert ve marazı gidermiştik ve bizden bir rahmet, ibâdete gönül verip devam edenlere bir anı olmak üzere ona, ailesini, onlarla beraber (kaybettiklerinin) bir mislini de vermiştik

Verse 85 — Surah Al-Anbiya 21:85

İsmail, İdris ve Zelkifl´i de an, hepsi de sabredenlerdi

Verse 86 — Surah Al-Anbiya 21:86

Onları rahmetimize aldık. Şüphesiz ki onlar iyi yararlı kişilerdendi

Verse 87 — Surah Al-Anbiya 21:87

Zünnûn´u da an, hani bir vakit o öfkelenerek gitmişti de kendisini hiç sıkıştırmıyacağımızı sanmıştı; ne var ki o karanlıklar içinde, «senden başka ilâh yoktur, seni tenzîh ederim ; doğrusu ben kendime haksızlık edenlerdenim» diye duâ etmişti

Verse 88 — Surah Al-Anbiya 21:88

Onun duasını kabul ettik de kendisini üzüntü ve sıkıntıdan kurtardık. İşte biz, mü´minleri böyle kurtarırız

Verse 89 — Surah Al-Anbiya 21:89

Zekeriyyâ´yı da an, hani bir vakit o, «Rabbim, beni tek başıma bırakma ; sen ki vârislerin en hayırlısısın,» diyerek Rabbına duâ edip yalvarmıştı

Verse 90 — Surah Al-Anbiya 21:90

Onun duasını kabul ettik de Yahya´yı kendisine bağışladık; eşini de (gebe kalmaya) elverişli duruma getirdik. Şüphesiz ki onlar hayırlı işlerde birbirleriyle yarışıyorlar, ümit besleyerek için için saygı duyup korkarak bize duâ ediyorlardı. Hem bize içten derin saygı duyup (kalbleri) ürperenlerdi onlar

Verse 91 — Surah Al-Anbiya 21:91

İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan o kadını (Meryem´i) de an ki, biz ona ruhumuzdan üfledik; kendisini de oğlunu da âlemlere açık bir âyet (belirgin bir mu´cize) yaptık

Verse 92 — Surah Al-Anbiya 21:92

Şüphesiz ki bu sizin dininiz ve şeriatınız tek bir din ve şeriattır ve ben de Rabbınızım. Artık bana ibâdet edin

Verse 93 — Surah Al-Anbiya 21:93

(Ne var ki insanlar) kendi aralarında bölünüp parça parça oldular. (Ama sonunda) hepsi de bize döneceklerdir

Verse 94 — Surah Al-Anbiya 21:94

Artık kim mü´min olduğu halde iyi yararlı amellerde bulunursa, onun iş ve gayreti inkâr edilmiyecektir ve şüphesiz ki biz onları yazmaktayız

Verse 95 — Surah Al-Anbiya 21:95

Yok etmemiz gereken kasaba halkının (yok olduktan sonra dünyaya dönmesi veya yok olma noktasına geldikten sonra pişmanlık duyup tevbe ederek) dönüş yapması haramdır, (mümkün değildir)

Verse 96 — Surah Al-Anbiya 21:96

Sonunda Ye´cûc ve Me´cûc (seddi) açılır da her bir tepeden sökülüp sür´atle inerler

Verse 97 — Surah Al-Anbiya 21:97

Hak olan va´d (Kıyametin safhaları) yaklaşınca bir de bakarsın ki o inkâr edenlerin gözleri belerip kalır, «eyvah bize! Biz bundan gaflette bulunuyorduk; daha doğrusu biz zâlimler idik» derler

Verse 98 — Surah Al-Anbiya 21:98

Şüphesiz ki siz ve Allah´tan başka taptıklarınız Cehennem odunusunuz ve siz oraya varacaksınız

Verse 99 — Surah Al-Anbiya 21:99

Eğer bu taptıkları (putlar) gerçek ilâhlar olsaydı, elbette Cehennem´e varmazlardı. Hepsi de orada devamlı kalıcılardır

Verse 100 — Surah Al-Anbiya 21:100

Onlara, orada ah, vah edip inlemek vardır ve orada bir şey de işitmiyeceklerdir

Verse 101 — Surah Al-Anbiya 21:101

Şüphesiz ki bizden kendilerine en güzel (en doyurucu mutluluk) sözü verilmiş olanlar (var ya), işte onlar Cehennem´den uzak tutulmuşlardır

Verse 102 — Surah Al-Anbiya 21:102

Cehennem uğultusunu da duymazlar ve onlar canlarının çektiği nîmetler içinde ebedîdirler

Verse 103 — Surah Al-Anbiya 21:103

En büyük dehşet salan korku onları üzmez. Melekler onları karşılar da «bu size söz verilen gündür!» derler

Verse 104 — Surah Al-Anbiya 21:104

O gün göğü, kitap (sahifelerini ya da formalarını) katladığımız gibi katlarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize gerekli bir va´d olarak tekrar (yaratıp) geri çevireceğiz. Şüphesiz ki biz (böyle) yaparız

Verse 105 — Surah Al-Anbiya 21:105

And olsun ki, Zikir ( = Levhi-mahfuz veya Tevrat) dan sonra Zebur´da da yeryüzüne iyi yararlı kullarım vâris olacak diye yazmışızdır

Verse 106 — Surah Al-Anbiya 21:106

Şüphesiz ki bu (Kur´ân)da kendini ibâdete veren bir millet için amaca ulaşma ve yeterli öğüt (yolları) vardır

Verse 107 — Surah Al-Anbiya 21:107

Biz seni acak önlemlere rahmet olarak gönderdik

Verse 108 — Surah Al-Anbiya 21:108

De ki: Bana ancak ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Artık siz Müslüman olmuyor musunuz

Verse 109 — Surah Al-Anbiya 21:109

Yüzçevirirlerse de ki: Size düpedüz bildirdim : Tehdîd edildiğiniz o şey yakın mı, uzak mı bilmem

Verse 110 — Surah Al-Anbiya 21:110

Şüphesiz ki O, sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir

Verse 111 — Surah Al-Anbiya 21:111

Bu (tehdîd edilen şeyin) geciktirilmesi sizin için bir sınav ve belki bir süreye kadar geçindirmek için midir bilmiyorum

Verse 112 — Surah Al-Anbiya 21:112

(Peygamber) dedi ki: Ey Rabbim! Aramızda hakk ile hükmet. Rahman olan Rabbimiz, sizin vasfe degeldiğiniz şeylere karşı yardımı istenilendir