Back to Languages

Turkish - Chapter 18 - Al-Kahf

Translation by Muslim Shahin — Permalink

Verse 1 — Surah Al-Kahf 18:1

Hamd; kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indiren

Verse 2 — Surah Al-Kahf 18:2

(insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek ve iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, güzel bir ecir bulunduğunu

Verse 3 — Surah Al-Kahf 18:3

içinde ebedî kalacakları (cennetle) müjdeleyen

Verse 4 — Surah Al-Kahf 18:4

ve «Allah evlât edindi» diyenleri de uyarmak için kitabı indiren Allah'a mahsustur

Verse 5 — Surah Al-Kahf 18:5

Ne onların (Allah evlât edindi, diyenlerin), ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar

Verse 6 — Surah Al-Kahf 18:6

Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin

Verse 7 — Surah Al-Kahf 18:7

Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yer yüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir ziyneti yaptık

Verse 8 — Surah Al-Kahf 18:8

(Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız

Verse 9 — Surah Al-Kahf 18:9

(Rasûlüm) Yoksa sen, bizim âyetlerimizden (sadece) Kehf ve Rakîm sahiplerinin ibrete şâyan olduklarını mı sandın

Verse 10 — Surah Al-Kahf 18:10

O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: «Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!» demişlerdi

Verse 11 — Surah Al-Kahf 18:11

Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık)

Verse 12 — Surah Al-Kahf 18:12

Sonra da iki gruptan (Ashâbı Kehf ile hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık

Verse 13 — Surah Al-Kahf 18:13

Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık

Verse 14 — Surah Al-Kahf 18:14

Onların kalplerini metin kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak:"Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına asla yalvarmayız; aksi halde bâtıl söz söylemiş oluruz

Verse 15 — Surah Al-Kahf 18:15

Şu bizim halkımız O'ndan başka ilâhlar edindiler; onların ilâh olduklarına açık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uyduran kimseden daha zâlim kim olabilir?" dediler

Verse 16 — Surah Al-Kahf 18:16

(İçlerinden biri şöyle demişti:) «Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.»

Verse 17 — Surah Al-Kahf 18:17

(Rasulüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın

Verse 18 — Surah Al-Kahf 18:18

Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden, için korku ile dolardı

Verse 19 — Surah Al-Kahf 18:19

Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız?» dedi. (Kimi) «Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık» dediler; (kimi de) şöyle dediler: «Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.»

Verse 20 — Surah Al-Kahf 18:20

«Çünkü onlar eğer sizi fark ederlerse, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.»

Verse 21 — Surah Al-Kahf 18:21

Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vaadinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâbı Kehfin durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: «Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.» Onların durumuna vâkıf olanlar ise: «Bizler, kesinlikle onların yanı başlarına bir mescit yapacağız» dediler

Verse 22 — Surah Al-Kahf 18:22

(Mağara ehli hakkında münakaşa devam edecek ve bazıları) gayba taş atar gibi diyeceklerdir ki: "Onlar üç kişi idiler; dördüncüleri köpekleridir. (Bazıları:) "Beş kişi idiler; altıncıları köpekleridir" diyeceklerdir. (Bazıları:) "Yedi kişi idiler; sekizincileri köpekleridir" diyeceklerdir. (Ey Muhammed!) De ki: "Onların sayılarını en iyi Allah bilir. Onları bilen çok azdır. Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında münakaşaya girişme ve hiç kimseye de bir şey sorma

Verse 23 — Surah Al-Kahf 18:23

Ve hiçbir şey için «Bunu yarın yapacağım» deme

Verse 24 — Surah Al-Kahf 18:24

Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve: «Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir» de

Verse 25 — Surah Al-Kahf 18:25

Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır

Verse 26 — Surah Al-Kahf 18:26

(Ey Muhammedi) De ki: "Allah, kaldıkları süreyi daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na mahsustur. Allah ne güzel görendir ve ne güzel işitendir. İnsanlar için O'ndan başka hiçbir yardımcı yoktur. Ve O, hükmünde hiç kimseyi ortak etmez

Verse 27 — Surah Al-Kahf 18:27

Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın

Verse 28 — Surah Al-Kahf 18:28

Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme

Verse 29 — Surah Al-Kahf 18:29

Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri

Verse 30 — Surah Al-Kahf 18:30

İman edenler ve salih ameller işleyenler (bilmelidirler ki) biz, salih amel işleyenlerin ecrini zâyi etmeyiz

Verse 31 — Surah Al-Kahf 18:31

İşte böyleleri için,(ağaçları) altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezik takınırlar; sedirler üzerinde oturmuş oldukları halde, ince ve kalın ipekten yeşil bir elbise giyerler. Ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri

Verse 32 — Surah Al-Kahf 18:32

Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik

Verse 33 — Surah Al-Kahf 18:33

İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık

Verse 34 — Surah Al-Kahf 18:34

Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: «Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm.»

Verse 35 — Surah Al-Kahf 18:35

(Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: «Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam.»

Verse 36 — Surah Al-Kahf 18:36

«Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum.»

Verse 37 — Surah Al-Kahf 18:37

Kendisiyle konuşan arkadaşı ise, der ki: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonra da bir adam haline getiren Allah'ı inkâr mı ediyorsun

Verse 38 — Surah Al-Kahf 18:38

«Fakat O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.»

Verse 39 — Surah Al-Kahf 18:39

«Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):»

Verse 40 — Surah Al-Kahf 18:40

«Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir, senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir.»

Verse 41 — Surah Al-Kahf 18:41

«Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın.»

Verse 42 — Surah Al-Kahf 18:42

Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini ovuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. «Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!»

Verse 43 — Surah Al-Kahf 18:43

Kendisine Allah’tan başka yardım edecek destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte değildi

Verse 44 — Surah Al-Kahf 18:44

İşte burada yardım ve dostluk, ancak Hak olan Allah'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti veren yine O'dur

Verse 45 — Surah Al-Kahf 18:45

Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir

Verse 46 — Surah Al-Kahf 18:46

Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır

Verse 47 — Surah Al-Kahf 18:47

(Düşün) o günü ki, dağları yerinden götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız

Verse 48 — Surah Al-Kahf 18:48

Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılmışlardır: Andolsun ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vâdedilenlerin gerçekleşeceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi

Verse 49 — Surah Al-Kahf 18:49

Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. «Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!» böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez

Verse 50 — Surah Al-Kahf 18:50

Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; İblis Rabbinin emrinden çıkmıştı. (Ey insan oğulları!) Şimdi beni bırakıp da sizin düşmanınız olduğu halde bu İblis'i ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Zalimler için bu (Allah'a itaati bırakarak İblis'e uymak) ne fena bir değişmedir

Verse 51 — Surah Al-Kahf 18:51

Ben onları (İblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de bizzat kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim

Verse 52 — Surah Al-Kahf 18:52

Yine o günü (düşünün ki, Allah, kâfirlere): Benim ortaklarım olduklarını ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın! buyurur. Çağırmışlardır onları; fakat kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz (Cehennem'de) onların arasına tehlikeli bir uçurum koyduk

Verse 53 — Surah Al-Kahf 18:53

Suçlular ateşi görür görmez, orayı boylayacaklarını iyice anladılar; ondan kurtuluş yolu da bulamadılar

Verse 54 — Surah Al-Kahf 18:54

Hakikaten biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır

Verse 55 — Surah Al-Kahf 18:55

Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten alıkoyan şey, sadece, öncekilerinin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir

Verse 56 — Surah Al-Kahf 18:56

Biz rasûlleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır

Verse 57 — Surah Al-Kahf 18:57

Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir

Verse 58 — Surah Al-Kahf 18:58

Senin, bağışı bol olan Rabbin merhamet sahibidir; şayet yaptıkları yüzünden onları (hemen) muaheze edecek (cezalandıracak) olsaydı, onlara azabı çarçabuk verirdi. Fakat kendilerine tanınmış belli bir süre vardır ki, artık bundan kaçıp kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklardır

Verse 59 — Surah Al-Kahf 18:59

İşte şu ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik

Verse 60 — Surah Al-Kahf 18:60

Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: «Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.»

Verse 61 — Surah Al-Kahf 18:61

Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti

Verse 62 — Surah Al-Kahf 18:62

(Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi

Verse 63 — Surah Al-Kahf 18:63

(Genç adam:) Gördün mü! dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti

Verse 64 — Surah Al-Kahf 18:64

Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler

Verse 65 — Surah Al-Kahf 18:65

Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik

Verse 66 — Surah Al-Kahf 18:66

Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi

Verse 67 — Surah Al-Kahf 18:67

Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin

Verse 68 — Surah Al-Kahf 18:68

(İç yüzünü) kavrayamadığın bilbilgiye nasıl sabredersin

Verse 69 — Surah Al-Kahf 18:69

Musa: İnşaallah dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem

Verse 70 — Surah Al-Kahf 18:70

(O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi

Verse 71 — Surah Al-Kahf 18:71

Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! dedi

Verse 72 — Surah Al-Kahf 18:72

(Hızır:) Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi

Verse 73 — Surah Al-Kahf 18:73

Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi

Verse 74 — Surah Al-Kahf 18:74

Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın

Verse 75 — Surah Al-Kahf 18:75

(Hızır:) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi

Verse 76 — Surah Al-Kahf 18:76

Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın

Verse 77 — Surah Al-Kahf 18:77

Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi

Verse 78 — Surah Al-Kahf 18:78

(Hızır) şöyle dedi: «İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.»

Verse 79 — Surah Al-Kahf 18:79

«Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.»

Verse 80 — Surah Al-Kahf 18:80

«Erkek çocuğa gelince, onun ana babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları isyana ve küfre sürüklemesinden korktuk.»

Verse 81 — Surah Al-Kahf 18:81

(Devam etti:) «Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.»

Verse 82 — Surah Al-Kahf 18:82

«Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hâzinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.»

Verse 83 — Surah Al-Kahf 18:83

(Ey Muhammed!) Sana Zülkarneyn'i soruyorlar. De ki: "Size onun hakkında (Kur'an'dan) bir haber okuyacağım

Verse 84 — Surah Al-Kahf 18:84

Biz ona yeryüzünde sağlam bir yer temin etmiş ve dilediği her şeye kendisini ulaştıracak bir de ilim vermiştik

Verse 85 — Surah Al-Kahf 18:85

O da bir yol tutup gitti

Verse 86 — Surah Al-Kahf 18:86

Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik

Verse 87 — Surah Al-Kahf 18:87

O, şöyle dedi: «Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak.»

Verse 88 — Surah Al-Kahf 18:88

İman eden ve sâlih amel işleyene gelince, ona da en güzel mükâfat vardır. Ona emrimizin kolay olanını söyleyeceğiz

Verse 89 — Surah Al-Kahf 18:89

Sonra yine bir yol tuttu

Verse 90 — Surah Al-Kahf 18:90

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık

Verse 91 — Surah Al-Kahf 18:91

İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık

Verse 92 — Surah Al-Kahf 18:92

Sonra yine bir yol tuttu

Verse 93 — Surah Al-Kahf 18:93

Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu

Verse 94 — Surah Al-Kahf 18:94

Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cûc ve Me’cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim mi

Verse 95 — Surah Al-Kahf 18:95

Dedi ki: «Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun ki sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.»

Verse 96 — Surah Al-Kahf 18:96

«Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): «Üfleyin (körükleyin)!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim» dedi

Verse 97 — Surah Al-Kahf 18:97

Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler

Verse 98 — Surah Al-Kahf 18:98

Zülkarneyn: «Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vaadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır» dedi

Verse 99 — Surah Al-Kahf 18:99

O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır, Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir

Verse 100 — Surah Al-Kahf 18:100

Kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir

Verse 101 — Surah Al-Kahf 18:101

Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan

Verse 102 — Surah Al-Kahf 18:102

o küfredenler, beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost edinebileceklerini mi sanmaktadırlar? Oysa biz Cehennem'i kâfirler için kalacakları bir yer olarak hazırladık

Verse 103 — Surah Al-Kahf 18:103

De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi

Verse 104 — Surah Al-Kahf 18:104

(Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir

Verse 105 — Surah Al-Kahf 18:105

İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız

Verse 106 — Surah Al-Kahf 18:106

İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve Rasûllerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir

Verse 107 — Surah Al-Kahf 18:107

İman edenler ve sâlih amel işleyenler ise, onlar için, kalacak Firdevs cennetleri vardır

Verse 108 — Surah Al-Kahf 18:108

Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler

Verse 109 — Surah Al-Kahf 18:109

(Ey Muhammed!) De ki: "Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsaydı ve bir o kadarını da yardım için getirseydik, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz mutlaka tükenirdi

Verse 110 — Surah Al-Kahf 18:110

De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâhınızın, sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın