Back to Languages

Turkish - Chapter 20 - Ta-Ha

Translation by Muslim Shahin — Permalink

Verse 1 — Surah Ta-Ha 20:1

Verse 2 — Surah Ta-Ha 20:2

Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil

Verse 3 — Surah Ta-Ha 20:3

ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik

Verse 4 — Surah Ta-Ha 20:4

(Kur'ân) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından (peyderpey) indirilmiştir

Verse 5 — Surah Ta-Ha 20:5

Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir

Verse 6 — Surah Ta-Ha 20:6

Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O’nundur

Verse 7 — Surah Ta-Ha 20:7

Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir

Verse 8 — Surah Ta-Ha 20:8

Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur

Verse 9 — Surah Ta-Ha 20:9

(Rasûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı

Verse 10 — Surah Ta-Ha 20:10

Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum demişti

Verse 11 — Surah Ta-Ha 20:11

Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi

Verse 12 — Surah Ta-Ha 20:12

Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın

Verse 13 — Surah Ta-Ha 20:13

Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver

Verse 14 — Surah Ta-Ha 20:14

Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl

Verse 15 — Surah Ta-Ha 20:15

Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim

Verse 16 — Surah Ta-Ha 20:16

Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun

Verse 17 — Surah Ta-Ha 20:17

Şu sağ elindeki nedir, ey Musa

Verse 18 — Surah Ta-Ha 20:18

O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır

Verse 19 — Surah Ta-Ha 20:19

Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi

Verse 20 — Surah Ta-Ha 20:20

Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi

Verse 21 — Surah Ta-Ha 20:21

Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline geri döndüreceğiz

Verse 22 — Surah Ta-Ha 20:22

Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın

Verse 23 — Surah Ta-Ha 20:23

Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim

Verse 24 — Surah Ta-Ha 20:24

Firavun’a git. Çünkü o iyice azdı

Verse 25 — Surah Ta-Ha 20:25

Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver

Verse 26 — Surah Ta-Ha 20:26

İşimi bana kolaylaştır

Verse 27 — Surah Ta-Ha 20:27

Dilimden (şu) bağı çöz

Verse 28 — Surah Ta-Ha 20:28

Ki sözümü anlasınlar

Verse 29 — Surah Ta-Ha 20:29

Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver

Verse 30 — Surah Ta-Ha 20:30

Verse 31 — Surah Ta-Ha 20:31

Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir

Verse 32 — Surah Ta-Ha 20:32

Ve onu işime ortak kıl

Verse 33 — Surah Ta-Ha 20:33

Böylece seni bol bol tesbih edelim

Verse 34 — Surah Ta-Ha 20:34

Ve seni daha çok analım

Verse 35 — Surah Ta-Ha 20:35

Şüphesiz sen bizi görmektesin

Verse 36 — Surah Ta-Ha 20:36

Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi

Verse 37 — Surah Ta-Ha 20:37

Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk

Verse 38 — Surah Ta-Ha 20:38

Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik

Verse 39 — Surah Ta-Ha 20:39

Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim

Verse 40 — Surah Ta-Ha 20:40

Hani, kız kardeşin gidip «Ona bakacak birini size bulayım mı?» diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kalmış, sonra yine takdir ettiğimiz vakte gelmiştin ey Mûsâ

Verse 41 — Surah Ta-Ha 20:41

Seni, kendim için elçi seçtim

Verse 42 — Surah Ta-Ha 20:42

(Ey Mûsâ!) Sen, kardeşinle beraber delillerimle git; beni anmakta kusur etme

Verse 43 — Surah Ta-Ha 20:43

Firavun’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı

Verse 44 — Surah Ta-Ha 20:44

Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar

Verse 45 — Surah Ta-Ha 20:45

Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz

Verse 46 — Surah Ta-Ha 20:46

Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm

Verse 47 — Surah Ta-Ha 20:47

Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir mucize (âyet) getirdik. Kurtuluş, hidâyete uyanlarındır

Verse 48 — Surah Ta-Ha 20:48

Hakikaten bize vahyolundu ki: (Peygamberleri) yalanlayan ve yüz çevirenlere azap edilecektir

Verse 49 — Surah Ta-Ha 20:49

Firavun: Rabbiniz de kimmiş, ey Musa? dedi

Verse 50 — Surah Ta-Ha 20:50

O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hilkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi

Verse 51 — Surah Ta-Ha 20:51

Firavun: Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak? dedi

Verse 52 — Surah Ta-Ha 20:52

Musa: Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin yanında bir kitapta bulunur. Rabbim, ne yanılır ne de unutur, dedi

Verse 53 — Surah Ta-Ha 20:53

O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık

Verse 54 — Surah Ta-Ha 20:54

Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır

Verse 55 — Surah Ta-Ha 20:55

Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız

Verse 56 — Surah Ta-Ha 20:56

Andolsun biz ona (Firavuna) bütün (bu) delillerimizi gösterdik; yine de yalanladı ve diretti

Verse 57 — Surah Ta-Ha 20:57

Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa

Verse 58 — Surah Ta-Ha 20:58

Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla

Verse 59 — Surah Ta-Ha 20:59

Musa: Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun, dedi

Verse 60 — Surah Ta-Ha 20:60

Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi

Verse 61 — Surah Ta-Ha 20:61

Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur

Verse 62 — Surah Ta-Ha 20:62

Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar

Verse 63 — Surah Ta-Ha 20:63

Şöyle dediler: «Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece.»

Verse 64 — Surah Ta-Ha 20:64

«Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır.»

Verse 65 — Surah Ta-Ha 20:65

Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım

Verse 66 — Surah Ta-Ha 20:66

Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten hızlıca hereket ediyor gibi görünüyor

Verse 67 — Surah Ta-Ha 20:67

Musa, birden içinde bir korku duydu

Verse 68 — Surah Ta-Ha 20:68

«Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.»

Verse 69 — Surah Ta-Ha 20:69

«Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.»

Verse 70 — Surah Ta-Ha 20:70

(Mûsâ elindeki asasını atıp da âsâ yılan olup sihirbazların yaptıklarını yutunca)sihirbazlar hemen secdeye kapanmışlar ve şöyle demişlerdi:"Harûn ve Musâ'nın Rabbine iman ettik

Verse 71 — Surah Ta-Ha 20:71

(Firavun) Şöyle dedi: Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız

Verse 72 — Surah Ta-Ha 20:72

Dediler ki: «Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.»

Verse 73 — Surah Ta-Ha 20:73

«Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır.»

Verse 74 — Surah Ta-Ha 20:74

Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar

Verse 75 — Surah Ta-Ha 20:75

Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir

Verse 76 — Surah Ta-Ha 20:76

İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur

Verse 77 — Surah Ta-Ha 20:77

Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahy etmiştik

Verse 78 — Surah Ta-Ha 20:78

Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi

Verse 79 — Surah Ta-Ha 20:79

Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi

Verse 80 — Surah Ta-Ha 20:80

Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr'un sağ tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik

Verse 81 — Surah Ta-Ha 20:81

Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz, bu hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar. Her kim ki kendisini gazabım çarparsa, hakikaten o, yıkılıp gelmiştir

Verse 82 — Surah Ta-Ha 20:82

Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve sâlih amel işleyen, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım

Verse 83 — Surah Ta-Ha 20:83

Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa

Verse 84 — Surah Ta-Ha 20:84

Musa: İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim

Verse 85 — Surah Ta-Ha 20:85

Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı

Verse 86 — Surah Ta-Ha 20:86

Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi, yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana olan vaadinizden döndünüz

Verse 87 — Surah Ta-Ha 20:87

Dediler ki: Biz sana olan vaadimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısırlıların) ziynet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı

Verse 88 — Surah Ta-Ha 20:88

Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun üzerine: İşte! dediler, bu sizin de, Musa'nın da ilahıdır. Fakat onu unuttu

Verse 89 — Surah Ta-Ha 20:89

O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi

Verse 90 — Surah Ta-Ha 20:90

Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz, Rahmân (şüphesiz çok merhametli) olan Allah'tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz

Verse 91 — Surah Ta-Ha 20:91

Onlar: Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz

Verse 92 — Surah Ta-Ha 20:92

(Musa, döndüğünde:) Ey Harun! dedi, sana ne engel oldu da, bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit

Verse 93 — Surah Ta-Ha 20:93

peşimden gelmedin? Emrime âsi mi oldun

Verse 94 — Surah Ta-Ha 20:94

(Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: «İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!» demenden korktum

Verse 95 — Surah Ta-Ha 20:95

Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? dedi

Verse 96 — Surah Ta-Ha 20:96

O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi

Verse 97 — Surah Ta-Ha 20:97

Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: «Bana dokunmayın!» diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun ilâhına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız

Verse 98 — Surah Ta-Ha 20:98

Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka hakkıyla ibadete layık ilâh olmayan Allah'tır. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır

Verse 99 — Surah Ta-Ha 20:99

(Rasûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir (Kur'an) verdik

Verse 100 — Surah Ta-Ha 20:100

Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yükünü yüklenecektir

Verse 101 — Surah Ta-Ha 20:101

Bu kimseler, onda (o günah yükünün altında) ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür

Verse 102 — Surah Ta-Ha 20:102

O günde Sûr’a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri (korkudan) gömgök bir halde mahşerde toplarız

Verse 103 — Surah Ta-Ha 20:103

Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: «Dünyada sadece on gün kaldınız.»

Verse 104 — Surah Ta-Ha 20:104

Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: «Bir günden fazla kalmadınız» der

Verse 105 — Surah Ta-Ha 20:105

(Rasûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak

Verse 106 — Surah Ta-Ha 20:106

Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır

Verse 107 — Surah Ta-Ha 20:107

Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin

Verse 108 — Surah Ta-Ha 20:108

O gün hiç kimseye meyletmeden herkesi mahşere davet eden (davetçiy)e uyarlar. Rahmân için sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin

Verse 109 — Surah Ta-Ha 20:109

O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez

Verse 110 — Surah Ta-Ha 20:110

O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir; fakat onlar, bilgileriyle O'nu (Allah'ı) kuşatamazlar

Verse 111 — Surah Ta-Ha 20:111

Yüzler, Hayy (diri) ve (Kayyûm) her şeye hakim olan (Allah)'a boyun eğerler. Yükü zulüm olanlar ise, hüsrana uğrarlar

Verse 112 — Surah Ta-Ha 20:112

Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar

Verse 113 — Surah Ta-Ha 20:113

(Rasûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur'an) kendileri için bir ibret ortaya koyar

Verse 114 — Surah Ta-Ha 20:114

Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve «Rabbim, benim ilmimi artır» de

Verse 115 — Surah Ta-Ha 20:115

Andolsun biz, daha önce de Adem'e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık

Verse 116 — Surah Ta-Ha 20:116

Bir zaman biz meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti

Verse 117 — Surah Ta-Ha 20:117

Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin

Verse 118 — Surah Ta-Ha 20:118

Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak

Verse 119 — Surah Ta-Ha 20:119

Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın

Verse 120 — Surah Ta-Ha 20:120

Derken şeytan onun aklını karıştırıp «Ey Âdem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?»

Verse 121 — Surah Ta-Ha 20:121

Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı

Verse 122 — Surah Ta-Ha 20:122

Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti

Verse 123 — Surah Ta-Ha 20:123

Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz

Verse 124 — Surah Ta-Ha 20:124

Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Kıyâmet günü de onu kör olarak haşrederiz

Verse 125 — Surah Ta-Ha 20:125

O, Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim, der

Verse 126 — Surah Ta-Ha 20:126

(Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun

Verse 127 — Surah Ta-Ha 20:127

Doğru yoldan sapan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir

Verse 128 — Surah Ta-Ha 20:128

Bizim, onlardan önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır

Verse 129 — Surah Ta-Ha 20:129

Eğer Rabbinden, daha önce sâdır olmuş bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza onlar için de dünya da) kaçınılmaz olurdu

Verse 130 — Surah Ta-Ha 20:130

(Ey Muhammed!) Onların söylediklerine sabret; güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece saatlerinde Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah'tan hoşnut olasın, (Allah da senden)

Verse 131 — Surah Ta-Ha 20:131

Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir

Verse 132 — Surah Ta-Ha 20:132

Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklarıdırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir

Verse 133 — Surah Ta-Ha 20:133

Onlar: (Muhammed) bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil miydi? dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili (Kur'an) onlara gelmedi mi

Verse 134 — Surah Ta-Ha 20:134

Eğer biz, bundan (Kur'an'dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvalığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık

Verse 135 — Surah Ta-Ha 20:135

De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş