Turkish

Translation: tur-abdulbakigolpin-la

Author: Abdulbaki Golpinarli

Fâtiha

Surah 1

[1] Rahman ve rahim Allah adiyle

[2] Hamd, alemlerin rabbi Allah'a

[3] Rahmandır, rahimdir

[4] din gununun sahibidir

[5] Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz

[6] Bize dogru yolu goster

[7] nimetlendirdigin kisilerin yolunu; gazebe ugramısların da degil, sapıkların da

Bakara

Surah 2

[1] Elif lam mim

[2] Bu, bir kitaptır ki onda suphe yok. Takva sahiplerine yol gostericidir

[3] Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını yoksullara harcarlar

[4] Onlar, sana indirilene de inanırlar, senden once indirilenlere de; ahirete de iyice inanmıslardır

[5] Onlardır rablerinden dogru yolu bulanlar, onlardır kurtulup muratlarına erenler

[6] Kafir olanlara gelince: Ister korkut onları, ister korkutma, birdir; inanmazlar

[7] Allah kalplerini, kulaklarını muhurlemistir, gozlerinde de perde var, pek buyuk azab onlara

[8] Insanlardan Allah'a ve son gune inandık diyenler de var, inanmamıslardır

[9] Allah'ı ve inanları kandırırlar sanki Halbuki haberleri yok, ancak kendilerini kandırırlar

[10] Kalplerinde hastalık var, Allah da hastalıklarını arttırmıstır. Yalan soylediklerinden dolayı onlara elemli bir azap var

[11] Onlara, yeryuzunde fesat cıkarmayın dendi mi, derler ki: Biz ıslah edicileriz

[12] Bilin ki onlardır fesatcılar ama anlamazlar

[13] Onlara, inanan insanlar gibi siz de inanın dendi mi, derler ki: Akılsızlar gibi biz de mi inanacagız? Bilin ki aklı az olanlar onlardır ama bilmezler

[14] Inananlarla bulustular mı inandık derler. Seytanlarıyla yalnız kaldılar mı suphe yok ki derler, biz sizinleyiz, biz ancak alay etmekdeyiz

[15] Allah onlarla alay eder, taskınlıklarında, azgınlıklarında bası bos dolassınlar diye muhlet verir onlara

[16] Onlardır dogru yolu satıp azgınlıgı alanlar. Alısverislerinden faydalanmadıkları gibi bir kazanc yolu da tutmamıslardır

[17] Onlar, bir ates yakıp ısıklanmak isteyen kimseye benzerler. Ates, cevrelerindeki seyleri aydınlattı mı Allah, nurlarını alıverir de onları karanlıklarda bırakır, gormezler

[18] Sagırdırlar, dilsizdirler, kordurler, dogru yola donemezler

[19] Yahut da gokten bosana bosana yagan yagmura tutulmusa benzerler; orada karanlıklar var, gok gurlemede, simsek cakmada. Olum korkusuyla yıldırımların sesini duymamak icin parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Allah'sa inanmayanları cepcevre kaplamıs, kavramıstır

[20] Simsek neredeyse gozlerini alacak onların. Cakıp etraf aydınlandı mı yururler, karanlıkta kaldılar mı dururlar. Allah dilerse duymalarını da alır, gozlerini de kor eder. Suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[21] Ey insanlar, sizi de, sizden oncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin de takva sahiplerinden olun

[22] Oyle bir Allah'tır ki size yeryuzunu dosek etmistir, gokyuzunu tavan. Gokten yagmur yagdırır, o yagmurla meyveler yetistirir. Sizi rızıklandırır. Ona esitler var demeyin, zaten olmadıgını bilirsiniz de

[23] Kulumuza indiregeldigimiz Kur'an'da supheniz varsa ona benzer bir sure getirin, dogrucuysanız Allah'tan baska tanıklarınızı da cagırın

[24] Bunu yapamazsanız, kesin olarak da yapamazsınız ya, sakının odunu insanlarla taslar olan ve kafirlere hazırlanan atesten

[25] Inananlara ve iyi islerde bulunanlara mujde ver: Onlar icindir kıyılarından ırmaklar akan bahceler. Orada bir meyveyle rızıklandılar mı bundan once de bunu tatmıstık derler, onları dunyadakilere benzetirler. Onlara, dunyadakilere benzer rızıklar sunulur. Orada tertemiz esler de var onlara, orada ebedi kalırlar

[26] Suphe yok ki Allah, sivrisinegi de ornek getirmekten cekinmez, ondan ustun olanları da. Inananlar bilirler ki bu ornek, yerindedir ve Rablerindendir. Fakat inanmayanlar, Allah bu ornekle ne demek istiyor ki derler. O, bununla coklarını sasırtıp azdırır, coklarını da dogru yola getirir. Azdırıp sasırttıkları, ancak kotu isler yapanlardır

[27] Kotulukte bulunanlar onlardır ki Allah'la ahdettikten sonra ahitlerini bozarlar. Allah'ın ulastırılmasını emrettigi seyi keserler, yeryuzunde bozgunculuk ederler. Onlardır ziyankarlar

[28] Allah'ı nasıl inkar edebilirsiniz ki oluydunuz, diriltti sizi. Sonra oldurur, sonra gene diriltir, sonra da gerisin geriye ona donersiniz

[29] Oyle bir Allah'tır ki yeryuzunde ne varsa hepsini sizin icin yarattı, sonra iradesini yucelere yoneltti de gokleri nizam ve intizam uzere yedi kat olarak yarattı. O, her seyi bilir

[30] Hani Rabbin meleklere, ben yeryuzunde mutlaka bir halife yaratacagım demisti. Demislerdi ki: Orada bozgunculuk edecek ve kan dokecek birini mi yaratacaksın? Biz, sana hamd ederek noksan sıfatlardan arılıgını soylemede, seni kutlamadayız ya; ben, sizin bilmediginizi bilirim demisti

[31] Adem'e butun adları bildirmisti de meleklere o adlarla anılan seyleri gosterip hadi demisti, dogrucuysanız bunların adlarını haber verin

[32] Demislerdi ki: Noksan sıfatlardan seni arı biliriz, bize bildirdigin seylerden baska bilgimiz yok. Suphe yok ki sen, her seyi bilirsin, hukum ve hikmet sahibisin

[33] Demisti ki: Ey Adem onlara, yaratıkları adlarıyla haber ver, Adem, her seyi adlı adınca haber verince demisti ki: Ben size demedim mi, goklerdeki gizli seyleri de bilirim, yeryuzunde ki gizli seyleri de. Acıga vurdugunuzu da bilirim, gizlediginizi de

[34] Hani meleklere, Adem'e secde edin demistik de Iblisten baska butun melekler secde etmislerdi. O, secde etmekten cekinmis, ululanmak istemisti de kafirlerden olmustu

[35] Demistik ki: Ey Adem, sen ve esin cennette oturun, dilediginizi bol bol yiyin. Ancak su agaca yaklasmayın, yoksa haddini asanlardan olursunuz

[36] Seytansa oradan onların ayaklarını kaydırdı, onları bulundukları makamdan cıkarıverdi. Dedik ki: Bazınız, bazınıza dusman olarak inin buradan. Bir zamana kadar yeryuzunde oturmanız, oradan rızıklanmanız mukadder

[37] Adem, Rabbinden bazı sozler belledi de Allah tovbesini kabul etti. Suphe yok ki o, butun tovbeleri kabul eder, rahimdir

[38] Dedik ki: Hepiniz de cennetten inin. Fakat benden size bir dogru yol gosterici geldi mi o dogru yolu gosterenin izinden gidenlere ne korku vardır, ne huzun

[39] Inanmayanlarla delillerimizi yalanlayanlara gelince: Onlardır ates ehli; onlar, orada ebedi kalırlar

[40] Ey Israilogulları, anın size verdigim nimeti. Vefa edin ahdime de vefa edeyim ahdinize ve ancak benden korkun artık

[41] Indirdigim Kur'an'a inanın. Sizdeki kitabı da dogrulayıcıdır o. Ona ilk inanmayan siz olmayın. Delillerimi az ve degersiz bir parayla degismeyin, ancak benden sakının

[42] Dogruyu batılla karıstırıp da bile bile gercegi unutup gizlemeyin

[43] Namaz kılın, zekat verin, ruku edin ruku edenlerle

[44] Insanlara iyilik etmelerini emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Ve kitabı okumaktasınız siz. Aklınız mı yok, dusunmez misiniz

[45] Sabretmek ve namaz kılmak hususunda Allah'tan yardım dileyin. Bunlar agır ve buyuk seylerdir ama saygılı kimselere gore degil

[46] Saygılılar, oyle kimselerdir ki Rablerine ulasacaklarını iyiden iyiye umarlar, ona doneceklerini iyiden iyiye bilirler

[47] Ey Israil ogulları, anın size verdigim nimetlerimi, anın sizi butun alemlerden ustun ettigimi

[48] Korkun o gunden ki hic kimse, bir baskasının yerine bir sey odeyemez o gun; kimsenin kimseye sefaati kabul edilmez, kimseden karsılık da alınmaz, onlara yardım da edilmez

[49] Hatırlayın o zamanı ki sizi Firavun'un soyundan kurtardık. Onlar, size kotu bir surette azap ediyorlar, ogullarınızı kesiyorlar, kızlarınızı diri bırakmak istiyorlardı. Bu iste Rabbinizin bir sınaması vardı

[50] Bir vakit sizin icin denizi yardık da kurtardık sizi; Firavun'un soyunu sopunu sulara bogduk; siz de buna bakıp duruyordunuz

[51] Bir vakit Musa'ya kırk gecelik vade verdik. Sonra siz, o yokken tuttunuz da buzagıya kapıldınız, boylece zulmediyordunuz iste

[52] Bundan sonra gene sizi affettik, sukretmeniz gerekti

[53] Dogru yolu bulasınız diye bir vakit Musa'ya kitap ve dogruyla egriyi ayırt eden hukumler verdik

[54] Hani Musa, kavmine, siz buzagıya kapılmakla gercekten kendinize zulmettiniz; tertemiz yaratıcınıza tovbe edin de nefislerinizi oldurun. Bu, yaratıcınız katında sizin icin cok hayırlıdır demisti de Allah, bu yuzden tovbenizi kabul etmisti. Suphe yok ki o, tovbeleri kabul eden rahimdir

[55] Bir zamanlar ya Musa demistiniz, Allah'ı apacık gormedikce inanmayız sana. Derken bakınıp duruyordunuz, bir yıldırım dusmus de sizi yakıvermisti

[56] Sonra da gene sukredesiniz diye olumunuzden sonra sizi dirilttik

[57] Bulutla golgelendirmistik sizi. Rızıklandırdıgımız tertemiz seylerden yiyin diye size kudret helvasıyla bıldırcın indirmistik. Onlar, zulmu bize etmediler, kendilerine ettiler

[58] Bir vakit su sehre girin, nimetlerinden, nerede dilerseniz orada bolbol yiyin, kapısından secde ederek girin, burası yurttur deyin, yarlıganma dileyin de suclarınızı ortelim; iyilikte bulunanların sevabını daha da arttıracagız demistik

[59] Fakat zulmedenler, sozu, kendilerine soylenen sekilden baska bir sekle sokmuslar, degistirmislerdi. Biz de zulmedenlere, kotulukte bulunduklarından dolayı gokten bir azap indirivermistik

[60] Gene bir zaman oldu ki Musa, kavmi icin su diledi de ona, sopanla vur tasa demistik. Vurunca tastan on iki pınar fıskırmıstı. Halkın her bolugu, su icecegi kaynagı bilmis, anlamıstı. Allah'ın rızkından yiyin, icin de haddinizi asıp yeryuzunu fesada vermeyin

[61] Bir zaman demistiniz ki: Ya Musa, biz bir turlu yemege dayanamayız. Rabbinden bizim icin iste de bize yerin yetistirdigi seylerden versin. Yerden yesillik, kabak, sarımsak, mercimek, sogan bitirsin. Musa demisti ki: Daha hayırlı olanı, ondan daha asagılık bir seyle degistirmek mi istiyorsunuz? Mısır'a inin, orada dilediginiz sey var. Uzerlerine asagılık ve yoksulluk cullanmıstı, Allah'ın da gazabına ugradılar. Evet, oyle de oldu; cunku Allah'ın delillerine inanmamıslardı, haksız yere peygamberleri olduruyorlardı. Evet, oyle de oldu; cunku isyana bogulmuslardı, cunku asırı gidiyorlardı

[62] Suphe yok ki insanlarla Yahudi olanlardan, Nasranilerden, Sabiilerden, Allah'a ve son gune inanan ve iyi isler goren kimselere, Rableri katında ecir var. Onlar icin ne korku vardır, ne huzun

[63] Gene bir vakit sizden soz almıstık, Tur dagını ustunuze yuceltmistik. Size verdigimiz kitabı azimle alın, sakınanlardan olmak icin de icindeki emirleri anın demistik

[64] Bundan sonra gene yuz cevirmistiniz. Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı ziyankarlardan olurdunuz ya

[65] Bilirsiniz elbet, icinizde cumartesi gunune hurmet etmeyip emirden cıkanlara asagılık maymun olun demistik

[66] O zaman bunu gorenlerle sonradan gelenlere ibret, sakınanlara da bir ogut olmak uzere onları maymun sekline sokmustuk

[67] Gene bir zaman Musa, kavmine demisti ki: Suphe yok ki Allah, size bir inek bogazlamanızı emrediyor. Kavmi, bizimle alay mı ediyorsun demisti. Musa, Allah'a sıgınırım bilgisizlere katılmaktan demisti

[68] Peki demislerdi, Rabbine dua et de ne bicim inek keselim, acıklasın bize. Musa, Allah diyor ki demisti, ne isten kalmıs kart olacak, ne genc. Ikisi arası dinc bir inek olmalı. Hadi, size emredilen seyi yapın

[69] Demislerdi ki: Rengi nasıl olsun? Rabbine dua et de acıklasın bize. Musa, Allah diyor ki demisti, sapsarı, lekesiz olacak, bakanlara sevinc, nese verir bir renk

[70] Demislerdi ki: Bu nasıl inek? Bizce inek inege benzer. Rabbine dua et de bize bildirsin. Allah dilerse buluruz elbet

[71] Musa, Allah diyor ki demisti, ne cifte kosulup tarla surmus olacak, ne ekin sulamıs olacak. Ayıpsız, lekesiz, alacasız olmalı. Hah demislerdi, simdi gercegi soyledin. Inegi bogazladılar, bogazladılar ama az kaldı bu emri yerine getiremeyeceklerdi

[72] O vakit birisini oldurmus, cekisip sucu ustunuzden atmıstınız hani. Allah'sa gizlediginizi acıga vuracaktı

[73] Demistik ki: O adama, inegin bir uzvuyla vurun iste Allah, aklınız basınıza gelsin diye oluleri boyle diriltir, delillerini size boyle gosterir

[74] Ama bundan sonra kalpleriniz katılastı, tasa dondu, Hatta tastan da katı bir hale geldi. Cunku oyle taslar var ki icinden nehirler kaynar. Oylesi var ki catladı mı bagrından su fıskırır. Oylesi de var ki Allah korkusundan yerlere yuvarlanır. Allah, yaptıgınızdan gafil degil ki

[75] Bunların, size inanıvereceklerini mi umuyor, buna mı tamah ediyorsunuz? Iclerinde bir boluk var ki Allah sozunu duyduktan, akılları o sozleri aldıktan sonra da bilebile degistirirlerdi o sozleri

[76] Onlar, inananlarla bulustular mı inandık derler de sonra birbirleriyle yalnız kaldılar mı aklınız mı yok derler, Rabbiniz indinde sizinle cekissinler, aleyhinize delil gostersinler diye mi Allah'ın size acıkladıgı seyi tutup onlara soyluyorsunuz

[77] Bilmezler mi ki Allah, onların gizlediklerini de bilir, acıga vurduklarını da

[78] Iclerinde, anasından dogdugu gibi kalan, okuma yazma bilmeyenler de var ki onlar, kitap nedir bilmezler. Bildikleri sey, ancak kuruntularıdır, onlar, ancak zanna kapılırlar

[79] Elleriyle kitap yazıp sonra da az bir para almak icin bu, Allah tarafından geldi diyenlerin vay hallerine. Elleriyle yazdıklarından, o kitabı, kendileri duzduklerinden dolayı vay hallerine, kazancları yuzunden vay hallerine

[80] Dediler ki: Ates, bizi yaksa bile birkac gun yakar. De ki: Allah'tan bir soz mu aldınız? Aldınızsa Allah sozunden hic donmez. Yoksa Allah hakkında bilmediginiz seyi mi soyluyorsunuz

[81] Hayır, is oyle degil; kim bir gunah kazandı, vebali kendisini sardı, kapladıysa iste o cesit adamlardır ates ehli. Onlar, ateste ebedi kalırlar

[82] Inananlarla iyi isler gorenlere gelince: Onlar cennet ehlidir, onlar da cennette ebedidir

[83] Bir zaman Israilogullarından, Allah'tan baskasına tapmamak, anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik etmek uzere kesin soz almıstık. Insanlara guzellikle soz soyleyin, iyi seyler buyurun, namaz kılın, zekat verin demistik. Sonra pek azınız mustesna, sozunuzden donmustunuz, hala da donmedesiniz zaten

[84] Bir zaman birbirinizin kanını dokmemek, yerinizden yurdunuzdan cıkmamak hususunda kesin soz almıstık sizden. Sonra siz de bunu ikrar etmis, siz de buna tanık olmustunuz

[85] Sonra da sizler, o kisilersiniz ki birbirinizi olduruyorsunuz. Bir bolugunuzu yerinden yurdundan cıkarıyorsunuz. Onların aleyhinde, kotulukte, dusmanlıkta bulunmak uzere birlesiyorsunuz. Elinize esir duserlerse onlara karsılık esirler veriyor, gene onları yurtlarına sokmuyorsunuz. Halbuki onları yurtlarından cıkarmak bile haramdı size. Yoksa kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmına inanmıyor musunuz? Icinizde bunları yapanların kazancı, dunya hayatında ancak horluktan ibaret, kıyamet gunuyse onlar daha cetin bir azaba atılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir ki

[86] Onlar, ahireti dunya yasayısına satmıs kimselerdir. Onların azabı da hafifletilmez, onlara yardım da edilmez

[87] Suphe yok ki Musa'ya Tevrat'ı verdik, ardından birtakım peygamberler gonderdik. Meryem oglu Isa'ya apacık deliller verip onu RuhulKudus'le kuvvetlendirdik. Nefsinizin hoslanmadıgı bir emirle peygamber geldi mi demek ululanmak isteyeceksiniz, kiminiz onları yalanlayacak, kiminiz oldurecek ha

[88] Dediler ki: kalplerimiz ortulu, kılıf icinde. Is oyle degil. Kufurleri yuzunden Allah onları rahmetinden uzaklastırdı. Onun icin azı, pek azı inanır

[89] Evvelce kafir olanlara ust gelmek icin imdat isterlerken Allah tarafından, onların inandıgı kitabı tasdik eden bir kitap geldi, bildikleri, tanıdıkları zuhur etti mi ona kafir oldular. Hay Allah'ın laneti kafirlere olsun

[90] Ne pis seydir o kendilerini satmaları, bu suretle de Allah'ın indirdigi Kur'an'a kafir olmaları, Allah'ın, kullarından diledigine ihsan edip kitap indirmesine haset ederek kafirlikte bulunmaları. Bu yuzden gazap ustune gazaba ugradılar. Kafirler icin asagılık bir azap var

[91] Onlara, Allah'ın indirdigine inanın denince biz, bize indirilene inandık derler de ondan baskasına inanmazlar. Halbuki o, gercektir, onlara inen kitabın gercekligini soyler. De ki: Inanmıssanız neden onceleri Tanrı peygamberlerini oldurdunuz

[92] Andolsun ki Musa, size acık delillerle geldi de ondan sonra tuttunuz, buzagıya taptınız, siz o zalimlersiniz iste

[93] De ki: O vakit sizden kesin soz almıstık, Tur dagını ustunuze yuceltmistik. Size verdigimizi azimle tutun, dinleyin demistik. Onlar da duyduk demislerdi ve asi olduk. Buzagı sevgisi, kufurleri yuzunden ta iliklerine islemisti. Inanmıssanız inancınız, ne de kotu ve pis sey emrediyor size

[94] De ki: Ahiret yurdu, Allah katında baskalarının degil de bilhassa sizinse ve sozunuzde dogrucuysanız olumu dilesenize

[95] Fakat elleriyle kazandıkları suclardan dolayı hicbir zaman dilemezler. Allah, zalimleri iyice bilir

[96] Andolsun ki onları, insanların hayata en duskunu olarak bulursun. Onlar, musriklerden de duskundur hayata. Her biri bin yıl yasamayı arzular. Fakat yasasa ne olacak? Onu azaptan kurtaramaz ki. Allah, ne yapıyorlarsa gormede

[97] De ki: Kim Cibril'e dusmansa iyi bilsin ki o, Allah'ın izniyle evvelce inen kitapların dogrulugunu bildiren, inananlara dogru yolu gosteren ve bir mujdeci olan Kur'an'ı, senin kalbine indirmistir

[98] Kim, Allah'a ve meleklerine ve peygamberlerine ve Cibril'e ve Mikal'e dusman olursa bilsin ki Allah da kafirlere dusmandır

[99] Andolsun ki sana apacık ayetler indirdik. Onlara, ancak kotu islerde bulunanlar kafir olur

[100] Onlarla bir ahde girisildi mi iclerinden bir bolugu o ahdi bozacak ha. Bir bolugunun ahdini bozması soyle dursun, zaten cokları inanmazlar

[101] Allah tarafından onlarda bulunan kitabın dogrulugunu bildiren bir peygamber geldi mi kitap ehlinin bir kısmı, Allah'ın kitabını artlarına atarlar, sanki de bilmezler

[102] Tuttular da Suleyman'ın saltanatı aleyhine, Seytanların kapıldıkları seylere uydular. Halbuki Suleyman kafir olmamıstı, Seytanlar kafir olmuslardı. Insanlara buyu yapmasını ve Babil'deki Harut, Marut adlı iki melege indirilen seyleri ogretiyorlardı. O iki melek, hicbir kimseye biz, ancak ve ancak Allah tarafından bir sınamayız, sakın kafir olma demeden bir sey ogretmiyordu. Onlardan, karıyla kocanın arasını acan seyleri ogreniyorlardı. Ogrenenler de Allah'ın izni olmaksızın hicbir kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, fakat hicbir faydası olmayacak seyleri ogrenmekteydiler. Andolsun ki bu bilgiyi satın alanın ahiretten nasibi yoktur, bunu iyice bilmislerdi de. Fakat bir de canları pahasına satın aldıkları o seyin ne pis sey oldugunu bilselerdi

[103] Iman edip de kotuluklerden korunsalardı elbette Allah'tan elde edecekleri sevap, daha hayırlı olacaktı. Bir bilselerdi bunu

[104] Ey insanlar, "bizi de gozet, bırak da anlayalım" demeyin. "Bize de bak, bizi de gozet" deyin ve dinleyin. Kafirlere pek elemli bir azap var

[105] Ne kitap ehlinden kafir olanlar, ne de musrikler, size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Allah'sa diledigini rahmetiyle secer de ona bir hususiyet verir. Allah buyuk bir ihsan sahibidir

[106] Bir ayetin hukmunu degistirir, yahut geri bırakırsak ya ondan hayırlısını getiririz, yahut onun esidini. Bilmez misin ki Allah'ın her seye gucu yeter

[107] Bilmez misin ki suphesiz goklerin saltanatı da Allah'ındır, yeryuzunun saltanatı da ve sizin icin Allah'tan baska ne bir dost vardır, ne bir yardımcı

[108] Yoksa siz de peygamberinizi, evvelce Musa'ya oldugu gibi sorguya mı cekmek istersiniz? Kim kufru imanla degisirse artık dogru yoldan sapmıs, azıtmıs gitmistir

[109] Kitap ehli olanların cogu, sizi imana geldikten sonra dondurmek ister, kafir olmanızı diler. Gercek, kendilerince de besbellidir ama sonra bunu, ozlerindeki hasetlerinden isterler. Allah emri gelinceye dek bırakın, aldırıs bile etmeyin. Suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[110] Namaz kılın, zekat verin. Kendiniz icin; Onceden ne hayırda bulunursanız onu, Allah katında bulursunuz. Suphe yok ki Allah, yaptıklarınızı gorur

[111] Cennete Yahudi yahut Nasrani olmayan kesin olarak giremez dediler, kendi kuruntuları bu. De ki: Dogrucuysanız hadi, delillerinizi getirin bakalım

[112] Evet, kim, ozu halis olarak yuzunu tertemiz bir surette Allah'a cevirir, ona teslim olursa ecri Rabbinin katındadır. Onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar

[113] Yahudiler, Nasranilere, hicbir seye dayanmıyorlar dediler. Nasraniler de, Yahudiler, hicbir seye dayanmıyorlar dediler. Halbuki hepsi de kitap okurlar. Bilgisi olmayanlar da tıpkı onların dediklerini dedi. Allah, aykırılıga dustukleri sey yuzunden, kıyamet gununde aralarını bulur, gercek hukmu verir elbet

[114] Allah icin yapılan mescitlerde Allah'ın adının anılmasını men'eden ve onların yıkılmasına calısan kimseden daha zalim kim var ki? Bunlar, ancak oralara korka korka girebilirler. Onlara dunyada horluk var, ahirette de pek buyuk bir azap

[115] Dogu da Allah'ındır, batı da. Artık nereye donerseniz donun, orada Allah'a donmus olursunuz. Suphe yok ki Allah'ın lutfu, rahmeti boldur, o her seyi bilir

[116] Allah, kendisine ogul edindi dediler, hasa. Belki goklerde de ne varsa onundur, yeryuzunde de; hepsi de ona ram olmustur

[117] Gokleri de essiz, orneksiz yaratan odur, yeryuzunu de. Bir isin olmasını diledi mi ona ancak ol der, o is oluverir

[118] Bilgisi olmayanlar, Allah bizimle konussa, yahut bize bir delil, bir mucize gelse dediler. Once gelenler de tıpkı onlar gibi soylemislerdi. Kalpleri, ne kadar da birbirine benzedi onların. Gercegi iyice bilmek isteyenlere ayetlerimizi apacık gosterdik

[119] Suphe yok ki biz, seni dosdogru bir mujdeci ve korkutucu olarak gonderdik, zaten sen, o cehennemliklerden sorumlu da degilsin

[120] Onların dinine uymadıkca ne Yahudiler senden razı olurlar, ne Nasraniler. De ki: Ancak Allah'ın hidayet yolu, dogru yoldur. Bilgi sahibi olduktan sonra da onların nefsani dileklerine uyarsan sana Allah'tan baska ne bir dost vardır artık, ne bir yardımcı

[121] Kendilerine kitap verdigimiz kimseler, onu hakkıyla okurlar. Iste onlar kitaba inanırlar. Ona inanmayanlarsa ziyankarların ta kendileridir

[122] Ey Israilogulları, size verdigim nimetimi ve sizi alemlere ustun ettigimi anın

[123] Sakının o gunden ki kimse, o gun kimsenin bir seyini odeyemez, kimseden bir karsılık kabul edilmez, kimsenin kimseye sefaati fayda vermez, onlara yardım da edilmez

[124] O zamanlar Rabbi, Ibrahim'i bazı sozlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: Ben seni insanlara imam edecegim. Ibrahim, soyumu da imam et dedi. Allah, benim ahdime dedi, zalimler nail olamazlar

[125] O sıralarda Ka'be'yi sevap kazanma yeri ve emniyet yurdu ettik. Ibrahim'in makamını namazgah edinin. Ibrahim'le Ismail'e de, evimi, donup dolasanlara, burada oturup ibadette bulunanlara, ruku ve sucud edenlere tertemiz tutun diye kesin emir verdik

[126] O zaman Ibrahim, Ya Rabbi dedi, bu sehri emniyetli bir yer et. Buradakilerden Allah'a ve son gune inananları meyvelarla rızıklandır. Allah, kafir olanı da bir muddet rızıklandıracagım da sonra zorla onu, atesle azaba ugratacagım. Oraya gidis, ne yaman bir sonuctur, ne kotu bir gidistir dedi

[127] O vakit Ibrahim ve Ismail Kabe'nin temel duvarlarını yukselttiler de Rabbimiz dediler, bu evi yaptık, sen kabul et. Suphe yok ki sen, her seyi duyansın, bilensin

[128] Rabbimiz, bizi sana teslim olmus kullardan et, soyumuzdan da Musluman bir ummet izhar eyle. Ibadet yerlerini, ibadetimizin yolunu yordamını goster bize. Tovbe ettikce tovbemizi kabul et. Suphe yok ki sen, tovbeleri kabul eden rahimsin

[129] Rabbimiz, onların icinden bir peygamber gonder de onlara, senin ayetlerini okusun, kitabı, hikmeti ogretsin, onları tertemiz bir hale getirsin. Suphe yok ki sen, yucelik, hukum ve hikmet sahibisin

[130] Kendini bilmeyenden, aklı basında olmayandan baska kim, Ibrahim'in dininden doner? Andolsun ki biz onu dunyada sectik, ahirette de suphe yok ki o, salihlerdendir

[131] O zaman Rabbi, Ibrahim'e, ram ol, teslim ol dedi. Ibrahim dedi ki: Alemlerin Rabbine teslim oldum

[132] Ibrahim de bunu ogullarına vasiyet etti, Yakup da, ogullarım dedi, Allah suphesiz sizin icin bir din secti, siz de artık ancak Musluman olarak olun

[133] Yoksa Yakup olurken oradaydınız da gozlerinizle mi gordunuz? Yakup, olum haline gelince ogullarına, benden sonra kime tapacaksınız dedi. Dediler ki: Senin Allah'ına tapacagız. Babalarının, Ibrahim'in, Ismail'in, Ishak' ın Allah'ı olan bir Allah'a. Biz, ona teslim olanlarız

[134] Onlar birer ummetti, gelip gectiler. Onların kazancları kendilerine, sizin kazancınız size. Onların yaptıkları sizden sorulmaz

[135] Yahudi, yahut Nasrani olun da dogru yolu bulun dediler. De ki: Hayır, kufurden, sirkten uzak ve temiz olan Ibrahim'in dinindeyiz. O, hicbir zaman sirk kosanlardan olmadı

[136] Deyin ki: Allah'a, bize indirilen kitaba, Ibrahim'e Ismail'e, Ishak'a, Yakup'a, Yakup'un ogullarına indirilenlere, Musa'ya, Isa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık, onların hicbirini oburunden ayırt etmeyiz ve biz, Allah'a teslim olanlarız

[137] Sizin iman ettiginiz gibi iman ederlerse mutlaka dogru yolu buldular demektir. Fakat yuz cevirdiler mi onlar, ancak ayrılık, aykırılık icindedir. Onlara karsı koymak icin sana, Allah yeter ve o, her seyi duyandır, bilendir

[138] Allah'ın verdigi renk. Allah'tan daha guzel renk veren kim? Ve biz ona tapanlarız

[139] De ki: Allah hakkında bizimle mucadeleye mi girisiyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbiniz. Bizim yaptıklarımız bize ait, sizin yaptıklarınız size ve biz, butun kalbimizle Allah'a baglıyız

[140] Yoksa Ibrahim de, Ismail de, Ishak da, Yakup da, ogulları da Yahudi, yahut Nasraniydi mi diyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, Allah mı? Allah'ın bildigi, bildirdigi seyi bilerek gizleyenden daha zalim kim var? Allah, yaptıklarınızdan gafildegildir ki

[141] Onlar birer ummetti, gelip gectiler. Onların kazancları onlara, sizin kazancınız size. Onların yaptıkları sizden sorulmaz

[142] Insanlardan aklı, idraki olmayanlar diyecekler ki: Bunları, yoneldikleri kıbleden donduren sebep de nedir? Dogu da Allah'ındır de, batı da. Diledigine dogru ve duz yolu buldurur

[143] Iste boylece butun insanlara tanıklık etmeniz, Peygamberin de size tanık olması icin sizi, dogru yolun tam ortasında giden bir ummet yapmısızdır. Zaten evvelce yoneldigin Ka'be'yi kıble yapısımızdan maksat da ancak Peygambere uyacak olanları, iki topugu ustunde gerisin geriye doneceklerden ayırt etmektir. Bu, elbette Allah'ın dogru yolu gosterdigi kimselerden baskalarına agır gelecek. Allah, imanınızı zayi etmez. Suphe yok ki Allah, insanları esirgeyicidir, rahimdir

[144] Gercekten de yuzunu goge cevirip arandıgını gormekteyiz. Seni, razı olacagın bir kıbleye yoneltecegiz. Hadi, yuzunu Mescidi Haram'a cevir. Siz de Nerede bulunursanız bulunun, yuzlerinizi o tarafa dondurun. Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki bu, Rablerinden gelmistir, yerindedir, gercektir ve Allah, onların yaptıklarından gafil degildir

[145] Andolsun ki sen, kendilerine kitap indirilmis olanlara butun delilleri getirsen gene de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uymazsın. Zaten onların bir kısmı da bir kısmının kıblesine uymaz. Bunu iyice bildikten sonra artık tutar, onların dileklerine uyarsan suphe yok ki zalimlerden olursun

[146] Kendilerine kitap indirdigimiz kimseler, Peygamberi, ogullarını tanır gibi tanırlar. Tanırlar ama gene de iclerinden bir kısmı bilebile gercegi gizler

[147] Gercek, Rabbindendir. Artık sakın supheye dusenlerden olma

[148] Herkesin yoneldigi bir yer var, oraya doner. Siz de hep hayırlara yonelin, hayır yolunda yarısın. Nerede olursanız olun, Allah sizi toplar, birlestirir. Suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[149] Nerede bulunursan bulun, hemen yuzunu Mescidi Haram'a dogru cevir. Bu emir suphesiz gercektir, Rabbindendir ve Allah yaptıgınız seylerden gafil degildir

[150] Nerede bulunursan bulun, yuzunu Mescidi Haram'a cevir. Nerede olursanız olun, yuzunuzu o tarafa cevirin de insanlar, aleyhinizde bir itirazda bulunamasınlar, ama haksızlık edenler ve zulumde bulunanlar baska. Siz korkmayın onlardan, benden korkun da hem size verdigim nimetimi tamamlayayım, hem de bu suretle hidayete erisin

[151] Nasıl ki icinizden size bir Peygamber gonderdik. Size ayetlerimizi okumada, ahlakınızı temiz bir hale koymada. Size kitap ve hikmet ogretmede ve bilmediginiz seyler hakkında size malumat verip sizi bilgi sahibi etmede

[152] Artık siz de anın beni, anın da ben de anayım sizi. Nankorlugu bırakın da sukredin bana

[153] Ey inananlar, sabretmek ve namaz kılmakla Allah'tan yardım dileyin. Suphesiz ki Allah, sabredenlerledir

[154] Allah yolunda oldurulenlere de olu demeyin. Onlar diridir ama siz anlamazsınız

[155] Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korkuyla, aclıkla, mal, can ve meyve noksanıyla sınayacagız. Mujdele sabredenleri

[156] O sabredenleri ki onlar, bir musibete ugradılar mı biz Allah'ınız, gene de gerisin geriye ona donecegiz derler

[157] Oyle kimselerdir onlar ki Rablerinden yarlıganma ve rahmet onlara. Onlardır dogru yolu bulanlar

[158] Suphe yok ki Safa ve Merve, Allah alametlerindendir. Artık kim hac veya umre etmek icin Ka'be'yi tavaf edip Safa ve Merve arasında kosarsa sucsuzdur. Kim gonlunden koparak hayır islerse suphe yok ki Allah, ona mukafatta bulunur ve her seyi de bilir

[159] Indirdigimiz apacık delilleri, bildirdigimiz dosdogru yolu, insanlara Kur'an'da tamamıyla anlattıktan sonra bunu gizleyenlere gelince: Allah da onlara lanet eder, lanet edenler de

[160] Ancak iclerinden tovbe edenler, hallerini duzeltenler ve dogruyu soyleyenler mustesna. Onların tovbesini kabul ederim. Ben tovbeleri kabul eden rahimim

[161] Kafir olup kufrunde ısrar ederek bu halle can verenler yok mu! Allah'ın laneti de onlara, meleklerin laneti de, butun insanların laneti de

[162] Ebedi olarak lanette kalırlar. Ne azapları hafifletilir, ne yuzlerine bakılır

[163] Allah'ınız, bir Allah'tır ondan baska tapacak yok, rahman ve rahim odur

[164] Goklerin ve yeryuzunun yaratılısında, gece ile gunduzun birbiri ardınca gelisinde, insanlara fayda vermek uzere denizde yuruyup giden gemide, Allah'ın, gokten yagmur yagdırarak yeryuzunu, olumunden sonra diriltmesinde, sonra da yeryuzune, yuruyen hayvanları yaymasında, yelleri diledigi gibi estirip degistirmesinde, gokle yer arasında emrine munkad olan bulutta, suphe yok ki aklı erenler icin varlıgına, birligine deliller var

[165] Insanların bir kısmı Allah'tan baska ona birtakım esitler edinirler de onları, Allah'ı sever gibi severler. Inananlarsa, Allah'ı onlardan daha kuvvetli bir sevgiyle severler. Zulmedenler, bir gorselerdi ki azaba dusecekleri vakit butun kuvvet, ancak ve ancak Allah'ındır ve Allah, cok siddetli azap eder

[166] O vakit kendilerine uyulanlar, azabı gorerek kendilerine uyanlardan kacınır, uzaklasırlar, aralarındaki vesile ve sebepler de tamamıyla kesilir gider

[167] Onlara uyanlar da muhakkak derler ki: Keske bir kere daha dunyaya donseydik de onlar bizden nasıl kacındıysa biz de onlardan kacınsaydık, cekinseydik. Iste Allah, onlara yaptıkları isleri, ustlerine coken bir hasretten ibaret olarak gosterir. Onlar, atesten dısarı cıkamazlar

[168] Ey insanlar, yeryuzunde helal ve temiz olan seyleri yiyin. Seytan'ın izini izlemeyin. Suphe yok ki o, size apacık bir dusmandır

[169] O, size ancak ve ancak cirkin ve kotu seyler buyurur, Allah hakkında bilmediginiz seyleri soylemenizi emreder

[170] Onlara, Allah neyi indirdiyse ona uyun dendi mi dediler ki: Hayır, biz atalarımız neye uyduysa ona uyarız. Iyi ama atalarınızın aklı bir seye ermiyorsa ve dogru yolu bulmadılarsa ne olacak

[171] Kafirler, hicbir sey duyup dinlemeden, anlamadan bagırıp cagıran kimseye benzerler. Sagırdırlar, dilsizdirler, kordurler, akıl da edemez onlar

[172] Ey inananlar, size rızık olarak verdigimiz temiz seyleri yiyin ve ancak ona tapıyorsanız karsılık olarak sukredin

[173] Soz budur ancak. O, size olu hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan baskası icin kesilen hayvanı haram etmistir. Fakat zorda kalan, baskasının hakkına el uzatmamak ve zaruret miktarını da asmamak uzere yerse gunah etmis olmaz. Cunku Allah, sucları orten rahimdir

[174] O kimseler ki Allah'ın indirdigi kitaptan bir emri, bir hukmu gizlerler de buna karsılık degersiz bir miktar para alırlar, iste muhakkak onlardır ates yiyenler. Karınlarında atesten baska bir sey yoktur. Allah kıyamet gununde onlarla ne konusur, nede onları temizler. Onlara ancak elemli bir azap var

[175] Onlardır sapıklıgı dogru yola, azabı yarlıganmaya karsılık olarak satın alanlar; atese ne de sabırlı kimselerdir ya

[176] Bu, haksız da degildir. Cunku Allah, kitabı suphe yok ki hak olarak, dogruyu soylemek icin indirdi. Allah kitabında ihtilafa dusenler, elbette haktan uzak bir ayrılıktadırlar

[177] Yuzlerinizi doguya, batıya cevirip durmanız, hayır sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah'a, son gune, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmıslara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekat veren, ahdettikleri zaman ahitlerine vefa eden, sıkıntı ve siddet vakitlerinde sabreden kisilerdir. Onlardır sozleri dogru olanlar, onlardır sakınanlar

[178] Ey inananlar, oldurulenler hakkında size kısas farz edilmistir: Hure karsılık hur, kula karsılık kul, kadına karsılık kadın. Fakat olduren, kardesinden azıcık bir affa nail olursa o zaman kısas kalkar; oldurulenin velisinin, akla ve orfe uygun olarak iyilige uyması, oldurenin de, oldurdugu kisinin velisine guzellikle bir sey vermesi kalır. Bu, Rabbinizden hukmu hafifletmedir, rahmettir. Bundan sonra da gene zulme kalkan ve asırı giden olursa artık ona elemli bir azap var

[179] Ey aklı erenler, ozu sozu temiz kimseler, korunmanız, sakınmanız icin kısasta size hayat var

[180] Biriniz olurken kendisinden sonra bir hayır bırakacaksa anasına, babasına ve yakınlarına, orfe uyarak vasiyette bulunmalı. Bu, sakınanlara bir haktır, bir borctur

[181] Vasiyeti duyduktan sonra degistiren olursa suphe yok ki bu isin vebali, ancak degistirenedir. Muhakkak ki Allah, her seyi duyar ve bilir

[182] Vasiyet edenin yanılmasından, suc islemesinden urkup aralarını bulana suc yok. Suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[183] Ey inananlar, kotuluklerden, supheli seylerden korunmanız icin oruc, sizden oncekilere farz edildigi gibi size de farz edilmistir

[184] Oruc, sayılı gunlerdedir. Icinizden biri hastalanır, yahut yolda bulunursa orucunu yer, sonra baska gunlerde, o yedigi gun sayısınca oruc tutar. Kime oruc zor gelirse her gun icin bir yoksulu doyurur. Hayır icin verdigi seyi cogaltırsa bu da kendi hayrına. Fakat bilseniz oruc tutmanız, sizin icin daha hayırlıdır

[185] Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara dogruyu bildiren, dogruluga ait apacık delillerden ibaret olan, hakla batılı ayırt eden Kur'an, bu ayda indirildi. Sizden kim, bu aya erisirse orucunu tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan, hastalıgında, yolculugunda orucunu yer, sonra yedigi gunler kadar tutar. Allah sizin icin kolaylık diler, gucluk degil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size dogru yolu gostermesine karsılık onu ululamanız icindir, boylece de ona sukretmis olabilirsiniz

[186] Kullarım, sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben, muhakkak onlara pek yakınım. Beni cagıran, bana dua eden kisiye cagırdıgı, dua ettigi anda icabet ederim. Artık onlar da benim cagırmama kossunlar, bana inansınlar da dogru yolu bulsunlar

[187] Oruclu oldugunuz gunun gecesinde kadınlarınızla bulusmanız, size helal edilmistir. Onlar sizin icin elbisedir, siz onlar icin elbisesiniz. Allah bildi ki nefsinizi yenemeyecek, sabredemeyecek, bir istir, isleyeceksiniz, bu yuzden tovbenizi kabul etti, sizi bagısladı. Gayri onlarla bulusun ve Allah'ın size yazdıgını dileyin. Fecir dogup da aydınlıgıyla kara iplik, sizce beyaz iplikten ayırt edilinceye dek yiyin, icin. Sonra orucu ertesi geceye kadar tamam olarak tutun. Fakat mescitlerde ibadet icin niyetlendiniz, oturdunuz kaldınız mı kadınlarınıza dokunmayın. Iste bunlar, Allah sınırlarıdır, yaklasmayın o sınırlara. Insanlar, sakınıp korunsunlar diye Allah, delillerini bu suretle apacık bildirir

[188] Mallarınızı aranızda bos yere yemeyin. Insanların bir kısım mallarını da gunah ederek yemek icin bilebile hakimlere mal vermeyin

[189] Sana yeni ayları sorarlarsa de ki: Onlar, insanlara vakitlerini bildirir, hac zamanı da onlarla bilinir. Sonra hayır, evlere arka taraflarından girmek degildir. Hayır sahibi, Allah'tan cekinendir. Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının ki kurtulmus kimselerden olup muradınıza eresiniz

[190] Sizinle savasıp vurusanlarla Allah yolunda siz de savasın, vurusun, fakat haddi asmayın, zulmetmeyin. Suphe yok ki Allah, haddini asanları ve zulmedenleri sevmez

[191] Onları Nerede yakalarsanız oldurun. Sizi yurdunuzdan cıkardıkları gibi siz de onları yurtlarından cıkarın. Fitne, adam oldurmeden beterdir. Yalnız onlar, Mescidi Haram yanında sizinle savasa kalkısmazlarsa siz de onlarla Mescidi Haram yanında savasmayın. Ama onlar, sizi orada oldurmeye kalkısırlarsa oldurun onları. Budur kafirlerin cezası iste

[192] Fakat vazgecerlerse suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[193] Bir fitne kalmayıncaya, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya dek onlarla carpısın. Vazgectiler mi artık dusmanlık, yalnız zalimleredir, baskalarına degil

[194] Haram ay, haram aya bedel. Saygı karsılıklıdır. Su halde kim size tecavuz ederse onun tecavuz ettigi gibi siz de ona saldırın, dusmanlara tecavuzde bulunun. Sakının Allah'tan ve bilin ki Allah, ancak kendisinden korunanlarla ve sakınanlarladır

[195] Mallarınızı Allah yoluna sarfedin, kendinizi, ellerinizle tehlikeye atmayın, iyilik edin. Suphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever

[196] Haccı ve umreyi de Allah icin tamamlayın. Tamamlayamayacaksanız gucunuz yettigi kadar bir sey kurban edin ve kurbanı, yerinde bogazlayıncaya dek basınızı tıras ettirmeyin. Icinizde hasta olan, basında bir eziyet bulunan varsa tıras olur ve karsılıgında oruc tutar, sadaka verir, yahut kurban keser. Sonra emin oldunuz, muktedir bulundunuz mu hac zamanına dek umre yapmak isteyen, gucu neye yeterse kurban eder. Buna imkan bulamayan uc gun hacda, yedi gun de donunce oruc tutar, iste bu, tam on gundur. Bu da ayali Mescidi Haram'da olmayan icindir. Allah'tan sakının ve bilin ki suphe yok, Allah'ın azabı cok siddetlidir

[197] Hac, malum aylarda olur. Kim o aylarda hacca niyet ederse bilsin ki hacda ne kadınla bulusma vardır, ne kotulukte bulunma, ne de kavga ve dovus. Hayra dair ne islerseniz Allah bilir. Yol azıgı hazırlayın. Suphe yok ki azıkların hayırlısı da sakınıp cekinmedir. Ey aklı eren temiz kisiler, sakının benden

[198] Rabbinizden rızık fazlalıgı isteyerek ticarette bulunmanızda bir beis yok. Arafat'tan seller gibi bosanıp hep beraber inince de Mes'arulHaram'da Allah'ı anın. Hem de o, size dogru yolu nasıl gosterdi, onu anmanızı nasıl bellettiyse oyle anın. Bundan once gercekten de sapıklardandınız ya

[199] Sonra insanların, hep birden Arafat'tan dondugu yerden siz de donun, Allah'tan yarlıganmak dileyin. Suphe yok ki Allah sucları orter, rahimdir

[200] Hacca ait ibadetlerinizi bitirince babalarınızı andıgınız gibi, hatta ondan da ustun bir surette Allah'ı anın. Cunku insanlardan, Rabbimiz, bize dunyada ihsanda bulun diyenler vardır ki bu cesit adama ahiretten nasip yoktur

[201] Oylesi de vardır ki Rabbimiz der, dunyada da iyilik, guzellik ver, ahirette de iyilik ve guzellik, bizi atesin azabından koru

[202] Iste kazanclarından nasibi olanlar bunlardır. Allah'ın hesap gormesi de pek tezdir

[203] Sayılı hac gunlerinde Allah'ı anın. Iki gun icinde acele edip de donmek isteyenlere suc yok. Geri kalanlara da suc yok ama sakınmak sartıyla. Allah'tan sakının ve bilin ki siz, suphe yok onun tapısında hasr edileceksiniz

[204] Insanlardan oylesi var ki dunya yasayısı hakkında soyledigi soz, seni sasırtır, imrendirir, kalbindekine de Allah'ı tanık tutar. Halbuki o, dusmanların en yamanı, en inatcısıdır

[205] Bir ise koyuldu mu yeryuzunde calısır cabalar, orayı bozmak, ekini, soyu sopu helak etmek icin ugrasır. Allah'sa fesadı sevmez

[206] Ona, Allah'tan sakın, kork dendi mi sucla, gunahla ululanmaya girisir. Cehennem gelir onun hakkından. Orası, gercekten de ne kotu, ne pis yataktır

[207] Insanların oylesi de var ki Allah rızasına nail olmak icin adeta kendisini satar, Allah rızasını alır. Allah kullarını pek esirger

[208] Ey inananlar, hepiniz birden sulha, selamete girin, Seytan'ın izini izlemeyin; suphe yok ki o, size apacık bir dusmandır

[209] Size bunca acık deliller geldikten sonra gene de ayagınız kayarsa artık bilin ki Allah, suphesiz pek yuce ve ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[210] Yoksa onlar, Allah'ın, bulutların golgelerinde, meleklerle gelivermesini ve islerinin olup bitivermesini mi gozetirler? Halbuki butun isler, doner, Allah'a varır

[211] Sor Israil ogullarına, onlara nice apacık deliller getirdik. Kim Allah'ın nimetini, ona nail olduktan sonra tebdil ederse yok mu. Suphesiz ki Allah'ın azabı ve mihneti pek cetindir

[212] Kafir olanlara dunya yasayısı, suslu gosterildi de inananların bir kısmıyla alay ediyorlar. Fakat Allah'tan sakınan iman sahipleri, kıyamet gununde onlardan ustundur. Allah, diledigine sayısız nimet verir

[213] Insanlar tek bir ummetti. Allah mujdeci ve korkutucu olarak peygamberler gonderdi. Insanların ayrılıga dustukleri seylerde, aralarında dosdogru hukmetmek uzere onlara kitap da indirdi. Onlara bunca acık deliller geldikten sonra da gene ancak ihtirasları yuzunden tuttular da ihtilafa dustuler. Halbuki Allah inananları, onların ihtilafa dustukleri dogru seye, kendi izniyle muvaffak etti, gercege ulastırdı. Allah, diledigini dogru ve duz yola cıkarır

[214] Yoksa sizden oncekilerin ornek olan, ibret veren halleri, basınıza gelmeden cennete giriveririz mi sandınız? Onlar yoksulluklara ugradılar, zararlara dustuler, cetin sıkıntılara cattılar. Oylesine surctuler, oylesine kaydılar, sarsıldılar ki peygamber ve onunla beraber bulunan iman ehli bile, Allah yardımı ne vakit dediler. Bilin ki suphe yok, Allah'ın yardımı yakındır

[215] Ne gibi nafaka vereceklerini, mallarını nereye sarfedeceklerini soruyorlar sana. De ki: Hayra ait sarf edeceginiz sey, anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlaradır. Hayra dair ne yaparsanız suphe yok ki Allah onu bilir

[216] Hoslanmazsınız, size agır gelir ama dusmanlarla savasmak, size farz edilmistir. Bazı seyler vardır ki hoslanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bazı seyler de vardır, hoslanırsınız, serdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki

[217] Sana, savas haram olan ayda savası soruyorlar. De ki: O ayda savas buyuk bir gunahtır. Fakat insanları Allah yolundan cıkarmak, onu inkar etmek, halkı Mescidi Haram'dan menetmek ve mescit ehlini, oradan cıkarmak, Allah katında daha buyuk bir gunahtır. Fitneyse adam oldurmeden de beterdir. Gucu yeterse sizi dininizden dondurmedikce sizinle savastan geri kalmaz onlar. Sizden birisi dininden dondu de kafir olarak oldu mu isledigi hayırlı isler, dunyada da heder olup gitmis demektir, ahirette de. Onlardır ates ehli, orada da ebediyen kalırlar

[218] Inananlar, Allah yolunda muhacir olanlar ve savasanlarsa, onlar Allah rahmetini umarlar. Allah da sucları ortucudur, rahimdir

[219] Sana sarap ve kumarın hukumlerini soruyorlar. De ki: Ikisinde de hem buyuk gunah var, hem insanlara faydalar var; fakat gunahları, faydalarından daha cok. Sonra mallarından neyi vereceklerini soruyorlar. De ki: Kendilerini sıkmayanını, sıkıntıya dusurmeyenini, fazlasını. Iste Allah, delillerini size boylece bildirir, ta ki dusunesiniz

[220] Dunyada da, ahirette de. Yetimleri de soruyorlar. De ki: Onların hallerini duzene koymak, islerine karısmamaktan hayırlıdır. Onlara karısır, onlarla uzlasırsanız sonucu onlar da kardeslerinizdir sizin. Allah, onların islerini bozanı, duzgun bir hale getirenden ayırt eder, bilir. Allah dileseydi isinizi sarpa sardırırdı sizin. Suphe yok ki Allah pek ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[221] Allah'a sirk kosan kadınları, imana gelmedikce nikahlamayın. Iman sahibi bir cariye bile sizi imrendiren bir musrik kadından daha hayırlıdır. Sirk kosan erkeklere de kızlarınızı vermeyin. Musrik, sizi imrendirse bile iman ehli bir kul, ondan hayırlıdır. Onlar, sizi atese cagırırlar, Allah'sa, izniyle cennete ve yarlıganmaya. Anarlar, hatırda tutarlar diye de insanlara delillerini apacık bildirmededir

[222] Sana hayız hakkında da soruyorlar. De ki: O bir pisliktir. Hayız vaktinde kadınlardan cekilin, temizleninceye dek onlara yaklasmayın. Temizlendiler mi Allah size nasıl emrettiyse oylece yaklasın. Suphe yok ki Allah, adamakıllı tovbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever

[223] Kadınlarınız, tarlalarınızdır. Tarlalarınıza dilediginiz gibi girin ve kendiniz icin de onceden hazırlıkta bulunun. Allah'tan sakının ve bilin ki ona ulasacaksınız. Mujdele inananları

[224] Ettiginiz yeminlerden dolayı iyilik etmenize, sakınmanıza, insanların arasını bulmanıza Allah'ı engel etmeyin. Allah duyar ve bilir

[225] Allah, bos yere yemin ettiginiz icin sizi suclu tutmaz, kalplerinizde, niyet yuzunden kazandıgınız gunah dolayısıyla sizi suclu tutar. Allah sucları orter, ceza vermede acele etmez

[226] Kadınlarına yaklasmamak icin yemin edenler, dort ay beklerler. Erkekler, bundan vazgecerlerse suphe yok ki Allah sucları orter, rahimdir

[227] Bosamayı kurmuslarsa suphe yok ki Allah duyar ve bilir

[228] Bosanan kadınlar, uc ay adet beklerler. Allah'a ve son gune inanmıslarsa Allah'ın, rahimlerinde yarattıgını gizlemeleri helal degildir. Kocaları, bu muddet icinde barısmak isterlerse tekrar kadınlarını almaya tam hakları vardır. Asırı ve eksik olmamak uzere kadınlar, kendi aleyhlerine oldugu gibi, lehlerine de hak sahipleridir. Ancak erkekler, kadınlardan ustundur. Allah yuce ve ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[229] Bosamak, iki defa olur. Ondan sonra ya guzellikle kadını tutmak gerek, ya hoslukla bırakmak. Onlara verdiginizden bir sey almak da helal degildir. Fakat erkek ve kadın, Allah sınırlarını koruyamayacaklarından korkarlarsa o baska. Siz de onların Allah sınırlarını muhafaza edemeyeceklerinden korkarsanız kadının, hakkından vazgecmesinde ikisi icin de gunah yok. Bunlar, Allah'ın tayin ettigi sınırlardır, bunları asmayın sakın. Kim Tanrı sınırlarını asarsa o ve o cesit adamlar, zalimin ta kendisi olurlar

[230] Erkek, kadını bir kere daha bosayacak olursa bundan sonra kadın, baska bir kocaya varmadıkca eski kocasına helal olmaz. Kadını almıs olan adam, onu bosarsa o vakit Allah'ın sınırlarını koruyacaklarına umitleri varsa kadının, eski kocasına donmesinde, tekrar evlenmelerinde bir beis yoktur. Iste bunlar, Allah sınırlarıdır ki bilen kavme acıklanmadadır

[231] Kadınları bosadınız da bosandıktan sonraki muddetlerini gecirdiler mi artık onları ya iyilikle tutun, yahut hoslukla salıverin. Haklarında asırı muamelede bulunmak icin zararlarına olarak onları zorla tutmayın. Bunu kim yaparsa ancak kendisine zarar eder. Allah'ın ayetlerini saka sanmayın. Size verilen Allah nimetlerini, ogut vermek icin indirdigi kitabı ve ondaki hikmeti anın. Sakının Allah'tan ve bilin ki o, her seyi bilir

[232] Kadınları bosadınız da zamanlarını gecirdiler mi aralarında guzellikle uzlasırlarsa kocalarına varmalarına engel olmayın. Bu, icinizde Allah'a ve son gune inananlara verilmis bir oguttur. Bu, sizin icin daha hayırlıdır, daha temiz bir istir. Siz bilmezsiniz ama Allah bilir

[233] Analar, emzirme zamanını tamamlamak isterlerse tam iki yıl, cocuklarına sut verirler. Evlat sahibi olana da evladını emzirenin rızkını, elbisesini, orfe gore, vermesi borctur. Kimseye gucunden fazla bir sey teklif edilemez. Ne ana evladından zarar gormeli, ne baba. Mirascıya da hukum aynıdır. Anayla baba, birbirleriyle danısırlar da, razı olurlar, cocugu memeden kesmek isterlerse beis yok. Cocuklarınızı baskalarına emzirtmek isterseniz vereceginiz seyi guzelce, yollu yordamlı verdikten sonra artık size suc yoktur. Sakının Allah'tan ve bilin ki Allah, ne yaparsanız gorur

[234] Icinizden biri olur de arkasında kadın bırakırsa bu cesit adamların kadınları dort ay, on gun beklerler. Bu muddeti gecirdikten sonra mesru bir surette kendiliklerinden dilediklerine varabilirler, bu hususta size bir suc yoktur artık. Allah, ne yaparsanız, hepsinden de haberdardır

[235] Alacagınız kadınlara, onları alacagınızı anlatmanızda, yahut da bunu gizlemenizde bir beis yok. Allah bilir ki siz, onları anacak, hatırlayacaksınız. Yalnız onlarla gizlice de sozlesmeyin, dogru ve yolunda bir soz soylerseniz o baska. Farz olan muddet gecmedikce nikah bagını baglamaya kalkısmayın. Suphe yok ki Allah, gonlunuzdekini de bilir, bundan dolayı cekinin ondan. Bilin ki Allah sucları orter, cezada acele etmez

[236] Kadınları, onlara dokunmadan, yahut nikah parası kesismeden bosadınızsa beis yok. Ama onları da faydalandırın. Gucu yeten, gucu yettigi kadar, kudreti olmayan da kendi miktarınca ve orfe uygun olarak bir sey versin. Bu, ihsan sahiplerine bir borctur

[237] Onlara dokunmadan bosarsanız nikah parası kesmis oldugunuz takdirde kabul ettiginiz paranın yarısını vermeniz gerek. Ancak kadın, hakkını bagıslar, yahut nikahın dugumu kimin elindeyse o, bu hakkı bahsederse bu ayrı. Sizin bagıslamanız, takvaya daha yakındır. Aranızdaki ustunlugu unutmayın. Suphe yok ki Allah, yaptıklarınızı gorur

[238] Koruyun namazları, hele orta namazına cok dikkat edin ve Allah'a itaat ederek namaz kılın

[239] Korkuyorsanız yuruyerek, yahut hayvana binmis oldugunuz halde kılın. Emniyete cıktınız mı bilmediginiz seyleri size belleten Allah'ı anın

[240] Icinizden olup de karısını geride bırakacaklara gelince, onlara, evlerinden cıkarmaksızın yılına kadar bir gecim vasiyet etmeleri gerek. Yok, eger karıları evlerini bırakıp giderlerse yapacakları mesru bir seyden dolayı size suc yok. Allah ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[241] Bosanan kadınlar icin de artık ve eksik olmamak uzere bir sey vermek gerek. Bu da sakınanlara bir borctur

[242] Iste Allah, aklınız ersin diye size ayetlerini boyle apacık bildirir

[243] Gormez misin ki binlerce kisi, olumden cekinerek yurtlarından nasıl cıktılar da sonra Allah onlara olun dedi, sonra da diriltti onları. Suphe yok ki Allah, insanlara karsı ihsan sahibidir ama insanların cogu sukretmez

[244] Allah yolunda vurusun, savasın ve bilin ki Allah, suphesiz duyar, bilir

[245] Kimdir o ki Allah'a guzel bir surette borc versin de Allah onu, o kimseye fazlasıyla ve kat kat odemesin? Allah daraltır da, ferahlatır da. Hepiniz de sonunda ona donup ulasacaksınız

[246] Gormez misin Israilogullarının ileri gelenlerini? Hani Musa'dan sonra bir zaman geldi ki peygamberlerine, bize bir padisah gonder de ona uyup Allah yolunda savasa giriselim demislerdi. Peygamberleri, size savas farz edilir de savasmayıverirseniz demisti. Neden savasmayacakmısız demislerdi, yurtlarımızdan cıkarıldık, evladımızdan ayırdılar bizi. Fakat savas farz edilince pek azı katlandı, oburleri donuverdiler. Allah bilir zalimleri

[247] Peygamberleri, Allah size padisah olarak Talut'u gonderdi dedi. Nasıl olur da dediler, bize buyruk yurutur o? Bizim ondan ziyade padisahlıga hakkımız var, malca da bizden ustun degil. Peygamberleri, suphe yok ki dedi, onu Allah secmis sizden ustun etmis, ona bilgi ve vucut bakımından ustunluk vermistir. Allah, mulkunu diledigine verir. Allah'ın rahmeti boldur, her seyi bilir

[248] Gene peygamberleri demisti ki: Onun padisahlıgının apacık alameti, Rabbinizden size itminan ve sukun veren, icinde, Musa ile Harun soyundan artakalanlar bulunan ve melekler tarafından tasınan tabutla gelmesidir. Inanmıssınız iste bunda, size kesin bir delil var

[249] Talut, orduyla harekete gecince dedi ki: Allah sizi bir ırmakla sınayacak. Kim o ırmagın suyundan icerse benden degil, onu tatmayan benden. Yalnız eliyle bir avuc su alana soz yok. Irmaga gelince hemen hepsi icti, iclerinden pek azı icmedi. Talut ve onunla beraber bulunan inananlar, o ırmagı gecince, bizim bugun Calut'la ordusuna karsı duracak takatimiz yok dediler. Allah'a kavusacaklarını umanlarsa nice azlık taife vardır ki dediler, Allah'ın izniyle cokluk taifeye ust olmustur, Allah sabredenlerledir

[250] Calut'la ordusuna karsı cıkınca da Rabbimiz dediler, sen bize sabırlar ver, ayaklarımızı diret, bizi kafirlere ustun et

[251] Allah'ın izniyle onları bozdular. Davud da Calut'u oldurdu. Allah, kendisine saltanat ve hikmet ihsan etti, diledigi bazı seyleri de belletti. Allah insanları, birbiriyle savıp gidermeseydi yeryuzu mutlaka bozulup giderdi fakat Allah'ın alemlere ihsanı var, lutfu var

[252] Iste bunlar, Allah'ın delilleridir. Onları sana hakkıyla okumadayız ve muhakkak ki sen, gonderilenlerdensin, peygamberlerdensin

[253] O peygamberlerden bazısını bazısına ustun ettik. Onlardan Allah'la konusan var, bazılarının da derecelerini yuceltmistir. Meryemoglu Isa'ya apacık deliller verdik, onu, RuhulKudus'le kuvvetlendirdik. Allah dileseydi onlardan sonrakiler, kendilerine apacık deliller geldikten sonra artık birbirlerini oldurmezlerdi. Ama gene de aykırılıga dustuler. Iclerinde inanan var, inanmayan var. Allah dileseydi birbirlerini oldurmezlerdi, fakat Allah diledigini, diledigi gibi yapar

[254] Ey inananlar, sizi rızıklandırdıgımız seylerden bir kısmını yoksullara harcayın o gun gelip catmadan ki o gun ne alısveris var, ne dostluk, ne sefaat. Kafirlere gelince onlardır zalimler

[255] Oyle bir Allah ki ondan baska yoktur tapacak. Diridir, her an yarattıklarını tedbir ve tasarruf edip durur. Ne uyuklamaya kapılır, ne uykuya dalar. Onundur ne varsa goklerde ve yeryuzunde. Kimdir izni olmadıkca onun yanında sefaate kalkısacak? Onlerindekini de bilir, artlarındakini de. Onun bilgisinden, diledigi miktardan baska hicbir seyi kavrayamazlar. Kursusu gokleri de kaplayıp kucaklamıstır, yeryuzunu de. Gogu, yeri korumak, ona agır da gelmez. O'dur cok yuce ve cok ulu

[256] Dinde zor yok. Gercekten de dogru yolla azgınlık apacık meydana cıkmıstır. Kim putları inkar edip Tanrı'ya inanırsa suphe yok, oyle saglam bir kulpa yapısmıstır ki hic kopmaz o ve Allah her seyi duyar, bilir

[257] Allah, dostudur inananların. Onları karanlıklardan ısıga cıkarır. Inanmayanlarınsa dostları Seytan'dır, onları ısıktan karanlıklara goturur. Onlardır ates ehli, onlardır orada ebedi kalanlar

[258] Kendisine Allah'ın saltanat verdigi kisinin, Ibrahim'le cekismeye basladıgını gormedin mi? O zaman Ibrahim, benim Rabbim diriltir, oldurur demisti. O, ben de diriltirim, oldururum dedi. Ibrahim dedi ki: Suphe yok ki Allah, gunesi dogudan cıkarmada, sen batıdan dogdur. Inanmayan, bu soze sasırıp kalmıstı. Allah zalim kavmi dogru yola sevketmez ki

[259] Bir de hani yapıları cokmus, catıları dosemelerinin ustune yıkılmıs sehre ugrayan, Allah bu sehri, olumunden sonra nasıl diriltecek ki demisti. Allah, onu tam yuz yıl olu bir halde bırakmıs, sonra diriltmisti de demisti ki: Ne kadar yattın? O da bir gun, yahut gunun birkac saati kadar bir muddet demisti. Allah, tam yuz yıl yata kaldın. Yiyecegine, icecegine bak, henuz bozulmamıs bile. Esegine de bak; bu is seni, insanlara bir delil gostermek maksadıyla oldu; esegin kemiklerini nasıl birlestiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz, hele dikkat et demisti. Bu, ona apacık belli olunca dedi ki: Bilirim, suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[260] An o zamanı da, hani Ibrahim, Rabbim demisti, oluyu nasıl diriltirsin? Allah, inanmıyor musun demisti de Ibrahim, evet, inanıyorum ama kalbim tam yatıssın, iyice anlayayım demisti. Allah da demisti ki: Dort kus al, onları kesip paramparca et, parcalarını birbirine kat, sonra o karısık parcalardan her birini bir dagın ustune koy, sonra da onları cagır, kosarak sana gelecekler. Bil ki Allah, suphe yok ki pek yucedir, hikmet sahibidir

[261] Mallarını Allah yolunda harcayanlar, her basagında yedi yuz tanesi olan ve tam yedi tane basak bitiren tek bir tohuma benzer. Allah diledigine kat kat verir, arttırır. Allah'ın ihsanı boldur ve her seyi bilir

[262] Mallarını verip ardından da, verdiklerinin baslarına kakmayanların, onlara minnet yuklemeyen ve eziyette bulunmayanların ecri, Rableri katındadır. Onlara ne korku vardır, ne huzun

[263] Guzel soz ve suc bagıslama, ardında minnet olan sadakadan hayırlıdır. Allah mustagnidir, ceza vermede acele etmez

[264] Ey inananlar, malını insanlara gosteris icin harcayan ve Allah'a, ahiret gunune inanmayan kisi gibi sadakalarınızı, basa kakmakla minnet ve eziyetle hic verilmemis bir hale getirmeyin. O cesit adam, sanki siddetli bir yagmur altında kalıp ustundeki topragın kayarak sıvısmasıyla kaypak bir hale gelen kayadır. O cesit adamlar, kazanclarından hicbir sevap elde edemezler ve Allah, inanmayan kavmi dogru yola sevk etmez

[265] Mallarını, Tanrı rızasını kazanmak ve ozlerindekini yerli bir hale getirip kendilerine mal etmek icin verenlerse bir tepedeki bahceye benzerler; bolbol yagan yagmur, o bahcenin meyvelerini iki misline cıkarır. Hatta bu cesit yagmur yagmasa bile mutlaka bir cisentiye kavusur orası ve Allah, butun yaptıklarınızı gorur

[266] Biriniz arzular mı ki onun bir hurma fidanlıgı, bir uzum bagı olsun, kıyısından ırmaklar aksın, o fidanlıkta, o bagda butun meyveler yetissin, kendisi de ihtiyarlıga dussun, kucuk ve aciz doludosu bulunsun da tam bu cagda fidanlıgına, bagına, yakıp kavurucu bir sam yeli gelip catsın, bahce ve bag, yanıp mahvolsun? Iste Allah, dusunursunuz diye size delillerini boyle acıklar

[267] Ey inananlar, kazandıgınız temiz seylerden, yeryuzunden sizin icin cıkardıgımız nesneleri verin, gormemek icin gozlerinizi yummadan ele alamayacagınız bayagı ve asagılık seyleri degil ve bilin ki Allah, mustagnidir ve tam hamda layık olan odur

[268] Seytan, sizi yoksulluga cagırır, size kotulugu buyurur. Allah'sa yarlıgamasına, ihsanına davet eder ve Allah'ın ihsanı boldur, her seyi o bilir

[269] Diledigine hikmet ihsan eder ve kime hikmet ihsan ederse suphe yok ki o, cok hayra nail olmus demektir, fakat bunu, aklı basında olanlardan baskaları dusunmez bile

[270] Ne sadaka verir ve ne adak adarsanız suphe yok ki Tanrı, bilir onu ve zalimlere hicbir yardımcı yoktur

[271] Sadakalarınızı acık verirseniz ne hos, fakat gizlice yoksullara verecek olursanız bu, size daha hayırlıdır ve bu, gunahlarınızın karsılıgı olur; Allah ne yaparsanız hepsinden haberdardır

[272] Onları dogru yola goturmek sana ait degil. Fakat Allah diledigine dogru yolu gosterir. Hayra ait bir sey verirseniz bunun faydası size. Zaten yoksullara vermeniz de ancak Allah rızası icindir. Hayır yapmak icin verdiginiz sey, size fazlalastırılır ve siz zulum gormezsiniz

[273] Verilen seyler, kendilerini tamamıyla Allah yoluna vermis olup yeryuzunde dolasamayan yoksullara aittir. Bilmeyen kisi, onların istignalarını gorup zengin sanır, halbuki sen, yuzlerinden tanırsın onları. Yuzsuyu dokerek halktan bir sey istemez onlar. Hayır icin ne harcarsanız suphe yok ki Allah, onu bilir

[274] Mallarını gece ve gunduz, gizli ve acık harcayanlar yok mu, onların ecirleri, Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar

[275] Faiz yiyenler, ancak Seytan tarafından carpılmıs gibi bir hale geliverirler. Bu da onların, alısveris de faiz almaya benzer, onun esidi demelerindendir. Allah, alısverisi helal etti, faizi haram. Rabbinden kendisine ogut verilen, faizden vazgecerse eskiden aldıkları ona aittir, isi de Allah'a ait. Fakat bundan sonra gene tutup faiz alanlar, ates ehlidir, orada da ebedi kalırlar

[276] Allah faizi eksiltir, sadakalarıysa arttırır ve Allah, fazlasıyla inkara dusup cok suc isleyenlerin hicbirini sevmez

[277] Inananlara, iyi isler yapanlara, namaz kılanlara, zekat verenlere gelince: Onların ecirleri Rableri katındadır, onlara ne korku vardır, ne huzun

[278] Ey inananlar, Allah'tan sakının ve artık almadıgınız faizleri bırakın inancınız varsa

[279] Bunu yapmazsanız bilin ki Allah'la ve Peygamberiyle savasa giristiniz. Tovbe ederseniz anamalınız sizindir, ne zulmedersiniz, ne zulum gorursunuz

[280] Borclu dardaysa genisleyinceye dek muhlet verin ona. Borcunuzu sadaka olarak bagıslarsanız bu, bilseniz, sizin icin daha hayırlıdır

[281] Sakının o gunden ki donup Allah'a ulasacaksınız, sonra da herkese kazancının karsılıgı verilecek ve onlara zulmedilmeyecek

[282] Ey inananlar, muayyen bir muddet icin borclandıgınız vakit bunu mutlaka yazın. Aranızda bir yazıcı bulunsun ve bunu dosdogru yazsın. Yazıcı, Allah kendisine nasıl bellettiyse oylece yazmaktan cekinmesin borclanan da yazdırsın, onu gelistiren Allah'tan cekinsin de hicbir noktayı eksik bırakmasın. Borclu, akılsız biriyse, yahut aklı azsa, yazdırmaya gucu yetmezse velisi, dogru olarak yazdırsın. Adamlarınızdan iki erkegi de bu muameleye tanık tutun. Iki erkek olmazsa biri unuttugu vakit oburunun hatırlatması icin razı olacagınız kimselerden bir erkekle iki kadın tanık olsun. Tanıklar da, cagrıldıkları vakit kacınmasınlar. Az olsun, cok olsun, muayyen muddete kadar verilen borcu yazmaktan usenmeyin. Bu, Allah katında daha ziyade adalete uyan, tanıklık icin daha saglam olan, tereddude ve supheye dusmemenize daha ziyade yarayan bir seydir. Ancak pesin alısveriste bulunuyor, malı, aranızda elden ele devrediyorsanız onu yazmamakta bir suc yok size. Alısveriste de tanık bulunsun, yazan da hic zarar gormesin, tanık da. Zarar verirseniz bu, suphe yok ki bir isyandır sizin icin. Sakının Allah'tan, Allah size ogretmededir ve Allah, her seyi tamamıyla bilir

[283] Eger bir yolculuktaysanız, katip de bulamadınızsa alınan rehin de kafi. Birbirinize emniyetiniz varsa emniyet edilen borclu, kendisini gelistiren Allah'tan sakınsın da emanetini tamamıyla odesin ve tanıklıgı gizlemeyin. Kim gizlerse suphe yok, kalbi gunaha batar ve Allah yapıklarınızı tamamıyla bilir

[284] Allah'ındır goklerde ne varsa ve yeryuzunde ne varsa. Icinizdekini acıklasanız da, gizleseniz de Allah, onunla sizi hesaba ceker. Diledigini yarlıgar, diledigini azaplandırır ve Allah'ın her seye gucu yeter

[285] Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene inanmıstır, inananlar da. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmıstır. Peygamberlerinden hicbirini oburunden ayırmayız, duyduk demislerdir ve itaat ettik, Rabbimiz, yarlıganma dileriz senden, varacagımız yer, tapındır senin

[286] Allah, hic kimseye gucunun yeteceginden fazla bir sey teklif etmez. Herkesin kazandıgı sevap kendisine aittir, elde ettigi suc gene kendisine ait. Rabbimiz, bizi muaheze etme unuttuysak, yahut yanıldıysak. Rabbimiz, bize agır yuk yukleme bizden oncekilere yukledigin gibi. Rabbimiz, yukleme gucumuzun yetmeyecegi seyi. Bagısla bizi, yarlıga bizi, acı bize, sensin yardımcımız, artık yardım et bize inanmayanlara karsı

Âl-i İmrân

Surah 3

[1] Elif lam mim

[2] Oyle bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak; diridir, daimi olarak mahlukatının islerini tedbir ve her seyi tasarruf eder

[3] Kitabı, sana gercek ve ellerinde bulunanı gercekleyici olarak indirdi, Tevrat ve Incil'i de indirdi

[4] Evvelce, insanlara hidayet olarak, gercekle batılı ayırt eden kitabı da indirdi. Tanrı ayetlerine inanmayanlardır cetin azap ve Allah oyle ustun bir kudret sahibidir ki aman vermez

[5] Suphe yok ki ne yeryuzunde bir sey Allah'a gizli kalır, ne gokyuzunde

[6] O, size, daha analarınızın karnındayken diledigi gibi sekil verir. Yoktur ondan baska ustun, hukum ve hikmet sahibi tapacak

[7] Oyle bir Tanrı'dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı, manasıapacık ayetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diger kısmıysa cesitli manalara benzerlik gosterir ayetlerdir. Yureklerinde egrilik olanlar, fitne cıkarmak ve onları tevil etmek icin manaları acık olmayan ayetlere uyarlar. Halbuki onların tevilini ancak Allah bilir. Bilgide supheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki: Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan baskaları dusunemez

[8] Rabbimiz, bizi dogru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi katından bize rahmet bagısla, suphe yok ki sen, fazlasıyla bagıslayansın

[9] Rabbimiz, muhakkak sen, geleceginde suphe bulunmayan gunde insanları toplayansın. Suphe yok ki Allah, vaadinden donmez

[10] Kafir olanları, Allah katında, ne malları birseyden kurtaRabilir, ne evlatları. Onlardır atesin yakacagı kisiler

[11] Firavun soyu ve ondan oncekiler gibi hani. Ayetlerimizi yalanladılar, Allah da onları suclarıyla alıverdi ve Allah'ın cezası cetindir

[12] Kafirlere de ki; Yakında alt olacaksınız, cehennemde toplanacaksınız ve orası ne kotu bir yatılacak yerdir

[13] Ibretti size birbirleriyle karsılasan o iki bolugun hali. Bir boluk, Allah yolunda savasmadaydı, oburuyse kafirdi ve inananları, gozleriyle iki misli gormedeydiler. Allah, diledigini yardımıyla kuvvetlendirir ve suphe yok ki bunda, gorenlere kesin bir ibret var

[14] Kadınlara, ogullara, yıgın yıgın biriktirilmis altın ve gumuslere, guzel ve cins atlara, hayvanlara ve ekinlere karsı insanların asırı sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar icin bezetilmis bir sevgidir. Fakat bunlar, dunya yasayısına ait birer matahtan ibarettir. Sonucu varılıp gidilecek yerin guzelligiyse ancak Tanrı katındadır

[15] De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O da, sakınanlar icin, ebedi olan ve kıyılarından ırmaklar akan, icinde tertemiz esler bulunan bahcelerdir ve Allah'ın sizden razı olusudur. Allah, kullarını gorur

[16] Onlar oyle kisilerdir ki Rabbimiz derler, inandık, suclarımızı yarlıga ve bizi koru atesin azabından

[17] Onlar, sabredenler, gercekler, itaat eyleyenler, mallarını yoksullara harcayanlar ve seher caglarında, suclarının yarlıganmasını dileyenlerdir

[18] Allah, kesin olarak bildirdi ki kendisinden baska yoktur tapacak. Meleklerle bilgi sahipleri de tam bir dogrulukla bunu bildiler, bildirdiler. O ustun Tanrıdan, o hukum ve hikmet sahibinden baska yoktur tapacak

[19] Allah katında din, ancak Islam dinidir. Kendilerine kitap verilenler, bunu adamakıllı bildikten sonra aralarındaki azgınlık ve haddini asma yuzunden ihtilafa dustuler ve kim Allah'ın ayetlerine inanmazsa bilsin ki Allah, pek tez hesap gorur

[20] Seninle cekisirlerse hemen de ki: Ben ve bana uyanlar, ozumuzu Allah'a teslim ettik. Kendilerine kitap verilenlerle analarından dogdukları gibi kalanlara de ki: Siz de teslim oldunuz mu? Ozlerini Allah'a tapsırırlar, Islam dinini kabul ederlerse suphe yok ki dogru yolu bulmus olurlar. Yuz cevirirlerse sana dusen ancak bildirmedir ve Allah, kullarını gorur

[21] Allah'ın ayetlerini inkar edip haksız yere peygamberleri oldurenlere, insanlardan, dogrulugu emredenlerin canlarına kıyanlara gelince: Onları elemli bir azapla mujdele

[22] Onlardır butun yaptıkları, dunyada da bosa gidenler, ahirette de. Bir tek yardımcıları bile yoktur onların

[23] Gormez misin kitaptan, kendilerine bir pay verilenleri; aralarında hakemlik etsin diye Allah'ın kitabına cagrılırlar da sonra onların bir kısmı arkalarını cevirir; onlar zaten bunu adet edinmistir

[24] Bu da, sayılı gunlerden baska ateste kalmayız demelerindendir. Kendi uydurmaları olan bu kanaat, onları dinlerinde de aldatmıstır

[25] Onları toplayıverdigimiz gun ne olacak halleri? O gunun geleceginde hic suphe yok ve o gun herkese kazancının karsılıgı verilecek, zulmedilmeyecek onlara

[26] De ki: Allah'ım, mulkun sahibi sensin, mulku diledigine verirsin, dilediginden alırsın. Diledigini yukseltirsin, diledigini alcaltırsın. Senin elindedir hayır, sensin her seye gucu yeten

[27] Geceyi uzatırsın, gunduzun bir kısmı gece olur. Gunduzu uzatırsın, gecenin bir kısmı gunduz olur. Oluden diri cıkarırsın, diriden olu izhar edersin ve diledigini sayısız rızıklandırırsın sen

[28] Inananlar iman edenleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Bu isi yapan, Allah'tan bir sey beklemesin, fakat kafirlerden cekinmeniz gerekse o baska. Allah, kendisinden sakınmanızı emretmektedir ve donup varılacak yer de Allah tapısıdır

[29] De ki: Gonlunuzdekini gizleseniz de Allah bilir, acıga vursanız da. Goklerde ve yeryuzunde ne varsa bilir ve Allah'ın her seye gucu yeter

[30] O gun bir gundur ki herkes, yaptıgı hayrı hazırlanmıs bir halde karsısında bulacak, isledigi kotulukle de arasında pek uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Tanrı, kendinden korunmanızı buyurur ve Allah, kullarını pek esirgeyicidir

[31] De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun da Allah da sizi sevsin ve suclarınızı yarlıgasın. Allah yarlıgayıcıdır ve rahimdir

[32] De ki: Allah'a ve Peygambere itaat edin. Fakat yuz cevirirlerse Allah da kafirleri sevmez

[33] Suphe yok ki Allah, Adem'i, Nuh'u, Ibrahim soyunu ve Imran soyunu secti, alemlere ustun etti

[34] Birbirlerinden turemis bir soydur onlar ve Allah duyar, bilir

[35] An o zamanı ki Imran'ın zevcesi, ya Rabbi demisti, karnımdakini, azatlı bir kul olmak uzere sana adadım, kabul et. Suphe yok ki sen duyarsın, bilirsin

[36] Dogurunca da ya Rabbi demisti kız dogurdum; zaten Tanrı, onun ne dogurdugunu biliyordu; erkek kıza benzemez, ona Meryem adını verdim, onu da, soyunu da sana ısmarladım, taslanmıs Seytan'dan sen koru demisti

[37] Rabbi, onu iyi bir surette kabul etti, bir nebat yetistirir gibi onu yetistirdi, gelistirdi, Zekeriyya'yı da onun hizmetine memur etti. Zekeriyya, ne vakit mihRaba girse yanında bir yiyecek bulurdu. Ya Meryem demisti, bunlar nereden geliyor sana? Meryem, Allah'tan demisti, suphe yok ki Allah diledigini sayısız rızıklarla rızıklandırır

[38] Zekeriyya, orada Rabbine dua etmis, ya Rabbi demisti, sen katından tertemiz bir soy ver bana, muhakkak ki duaları duyansın sen

[39] Mihrapta durmus, namaz kılıyordu ki melekler, gercekten de Allah, sana Yahya'yı mujdelemededir. O, Tanrıdan gelen sozu tasdik eden bir erdir, uludur, kotuluklerden tamamıyla cekinmistir, iyilerden ve dogrulardan bir peygamberdir o diye nida etmisti

[40] Zekeriyya, Rabbim demisti, benim nasıl oglum olabilir ki ihtiyarlık, ustume cokmustur, karım da kısır. Boyle de olsa demisti, Allah diledigini yapar

[41] Zekeriyya demisti ki: Rabbim, bana bir delil ver. Allah da, insanlarla isaretlesmen ayrı, tam uc gun, konusmaman onlarla, delildir sana. Cok an Rabbini, aksam ve sabah caglarında, onun noksan sıfatlardan arı oldugunu soyle demisti

[42] An o zamanı da, hani melekler Meryem'e, ya Meryem, Allah gercekten de seni secti, arıttı ve alemlerdeki kadınlara ustun etti

[43] Ya Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan, ruku edenlerle ruku et demisti

[44] Bunlar, gaibe ait haberler ki sana vahyetmekteyiz. Meryem'i yetistirmeyi tekefful edecek kimdir diye kura cekmek icin kalemlerini attıkları zaman da yanlarında degildin, bu hususta cekistikleri zaman da

[45] Hani melekler, ya Meryem, gercekten de Allah seni, kendisinin bir kelimesiyle mujdelemektedir adı da Meryemoglu Mesih Isa'dır onun ve o, dunyada da kadri yuce bir erdir, ahirette de ve yakınlardandır o

[46] Besikteyken de, olgunluk cagındayken de insanlarla konusacaktır ve o, temiz kisilerdendir demisti de

[47] Meryem, ya Rabbi demisti, benim nasıl cocugum olabilir? Bana hicbir insan dokunmadı. Allah, oyledir ama demisti, diledigini yapar Allah ve bir isin olmasını diledi mi hemencecik ol der ona ve o oluverir

[48] Tanrı ona bilgiyi, hikmeti, Tevrat'ı, Incil'i ogretir

[49] Israilogullarına peygamber olarak gonderir, o da onlara der ki: Ben, Rabbinizden delille geldim size. Balcıgı yogurur, kus sekline sokar, ona uflerim, Allah'ın izniyle kus olur. Anadan dogma koru korlukten kurtarırım, abras illetine tutulmusu, Allah'ın izniyle iyilestiririm ve Allah'ın izniyle oluyu diriltirim, evlerinizde yediklerinizi, sakladıklarınızı size bildiririm. Inanmıssanız suphe yok ki, bunlar size delildir

[50] Tevrat'ın gercekligini soylemekte, size haram edilen bazı seyleri helal etmekteyim, Rabbinizden delillerle geldim. Sakının Tanrıdan da bana itaat edin

[51] Suphe yok ki Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz; ona kulluk edin, budur dogru yol

[52] Isa, onların kufrunu duyunca dedi ki: Kimlerdir Allah ugrunda yardımcılarım? Havariler, biziz Allah icin yardım edenler dediler, Allah'a inandık, sen de tanık ol ki, biz, ona teslim olanlarız

[53] Rabbimiz, inandık indirdigine, uyduk Peygambere, bizi buna tanık olanlarla hasret

[54] Duzene koyuldular, Allah da duzenlerine karsılık cezalarını verdi. Allah, duzencilere ceza verenlerin hayırlısıdır

[55] Hani o zaman Allah ya Isa demisti, seni oldurecek de benim, kendime yuceltecek de, kafirlerden kurtarıp arıtacak da. Sana uyanları kıyamete dek kafirlere ust edecegim. Sonra, donup geleceginiz yer, benim tapımdır, aranızda, aykırılıga dustugunuz seylerin hukmunu de ben verecegim

[56] Kafir olanlara gelince: Onları dunyada da cetin bir azapla azaplandıracagım, ahirette de ve onlara hicbir yardımcı yoktur

[57] Inananlar ve iyi islerde bulunanlarsa ecirlerini tam olarak alırlar. Allah zulmedenleri sevmez

[58] Bunları, sana ayetlerimizden ve dogrulukla hukmeden Kur'an'dan okuyoruz

[59] Gercekten de Allah katında Isa, Adem'in ornegidir, onu topraktan yarattı da sonra ol dedi, oluverdi

[60] Gercek, Rabbindendir, suphe edenlerden olma artık

[61] Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartısan olursa de ki: Gelin, ogullarımızı ve ogullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı cagıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lanetini yalancılara havale edelim

[62] Iste budur gercek soz: Allah'tan baska yoktur tapacak ve suphe yok ki Allah, ustundur, hikmet sahibidir

[63] Gene yuz cevirirlerse muhakkak ki Allah bozguncuları bilir

[64] De ki: Ey kitap ehli, gelin aramızda esit olan tek soze: Ancak Allah'a kulluk edelim, ona hicbir seyi es ve ortak etmeyelim, Allah'ı bırakıp da bazılarımız, bazılarımızı Tanrı tanımayalım. Gene de yuz dondururlerse deyin ki tanık olun, ozumuzu Tanrıya teslim edenleriz biz

[65] Ey kitap ehli, ne diye Ibrahim hakkında cekisip tartısırsınız? Tevrat da ondan sonra inmistir, Incil de. Akıl etmiyor musunuz ki

[66] Soyleboyle bilginiz olan seye dair tartısıp duruyorsunuz ama hic bilginiz olmayan seyde de ne diye tartısmaya kalkısırsınız? Allah bilir, siz bilmezsiniz

[67] Ibrahim ne Yahudi'ydi, ne Nasrani. Dosdogru Musluman'dı ve musriklerden degildi

[68] Ibrahim'e gercekten de en yakın olanlar, ona inananlarla bu Peygamberdir ve iman edenlerdir. Allah, inananların dostu ve yardımcısıdır

[69] Kitap ehlinin bir bolugu, yolunuzu sapıtmak ister. Halbuki sizi degil, ancak kendilerini yoldan cıkarırlar, kendileri sapıklıga duserler de farkında degillerdir

[70] Ey kitap ehli, Allah'ın ayetlerini neden inkar edersiniz, halbuki onları gorup duruyorsunuz da

[71] Ey kitap ehli, ne diye hakkı batılla karıstırıyor, gercegi gizliyorsunuz? Halbuki biliyorsunuz da

[72] Kitap ehlinin bir bolugu de dedi ki: Iman edenlere indirilene gunduzun inanın, aksam ustu inanmayın, kafir olun, belki iman edenler de inanclarından donerler

[73] Ve dininize uyan kisiden baskasına inanmayın. De ki: Dogru yol, ancak Allah yoludur. Size verilenin baskalarına da verildigine ve onların, Rabbiniz katında deliller gostererek sizinle tartısacaklarına inanmayın dediler mi de, de ki: Lutuf ve ihsan ancak Allah'ın elindedir, diledigine lutfeder ve Allah'ın lutfu boldur ve her seyi bilir o

[74] Diledigini rahmetiyle tahsis eder ve Allah, buyuk bir lutuf ve ihsan sahibidir

[75] Kitap ehlinin icinde oylesi vardır ki ona bir kantar altın emanet etsen onu, oldugu gibi oder. Oylesi de vardır ki bir altın emanet etsen ayak direyip ısrar etmedikce geri vermez. Bu da, okumayazma bilmeyenlerin mallarını almada bir vebal yok bize demelerindendir. Bile bile Allah'a karsı yalan soylerler

[76] Yok, oyle degil is. Kim ahdine vefa eder ve ondan sakınırsa bilsin ki gercekten de Allah sakınanları sever

[77] Allah'a verdikleri sozu ve onun adına, etmis oldukları yeminleri, degeri az bir mataha degisenler yok mu, onlardır ahirette nasibi olmayanlar ve Allah, kıyamet gununde onlarla konusmaz, yuzlerine bile bakmaz, onları arıtmaz ve onlar icindir elemli bir azap

[78] Kitap ehlinin bir bolugu de kitaptan bir sey okuyorlarmıs zannına kapılmanız icin dillerini oynatıp dururlar, halbuki okudukları, kitapta yoktur. Bu, Allah katındandır derler, degildir Allah katından ve bile bile Tanrıya buhtan ederler

[79] Hicbir insana yakısmaz ki Allah, ona kitap, hukum ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Tanrıyı bırakın da bana kul olun desin. Ancak ogretmekte, okumakta ve okumakta oldugunuz kitaba uyup Rabbani olun der

[80] Meleklerle peygamberleri Tanrı tanıyın diye de emretmez. Artık siz Musluman olduktan sonra kufru emreder mi size

[81] An o zamanı ki Allah, peygamberlerden, size kitap ve hikmet verdim, sonra da sizdeki kitabı gercekleyen bir peygamber gonderecegim, ona mutlaka inanacaksınız, mutlaka yardım edeceksiniz diye soz almıstı ve ikrar ettiniz mi, size yukledigim bu agır yuku aldınız, yuklendiniz mi demisti. Ikrar ettik demislerdi de o da oyleyse tanık olun demisti, ben de sizinle beraber tanıklık edenlerdenim

[82] Bundan sonra kim donerse o cesit kisilerdir kotulukte bulunanlar

[83] Artık Allah'ın dininden baska bir din mi arıyorlar? Goklerde ve yeryuzundekiler, istekleriyle ve zorla ona teslim olmuslardır ve her sey de, sonucu, gerisin geriye, donup onun tapısına varacaktır

[84] De ki: Inandık Allah'a ve bize indirilene, Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakup'a, torunlarına indirilene. Musa'ya, Isa'ya ve peygamberlere, Rablerinden verilene; aralarından hicbirini ayırt etmeyiz ve biz, ona teslim olmusuz

[85] Kim Muslumanlıktan baska bir din arar, dilerse arayıp buldugu din, asla makbule gecmez ve o, ahirette ziyana ugrayanlardandır

[86] Allah, o kavme nasıl dogru yolu gosterir ki inandıktan sonra kafir olmustur. Halbuki onlar, Peygamberin gercek olduguna da tanıklık etmislerdi, onlara apacık deliller de gelmisti ve Allah, zalim kavmi dogru yola sevk etmez ki

[87] Onlar, o kisilerdir ki suphesiz yaptıklarına karsılık Allah'ın, meleklerin ve butun insanların laneti onlaradır

[88] Ve bu lanette ebedi kalırlar, ne azapları hafifletilir, ne de yuzlerine bakılır

[89] Ancak bundan sonra tovbe edenler ve duzgun bir hale gelenler mustesna. Cunku Allah, sucları orter ve rahimdir

[90] Inandıktan sonra kafir olanlara, sonra da kafirliklerini arttıranlara gelince: Tovbeleri hic kabul edilmez ve onlardır sapıklar

[91] Gercekten de, kafir olanlar ve kafir olarak olenler yok mu, kurtulmak icin dunya dolusu altın feda etseler makbule gecmez, hicbiri kurtulmaz, onlaradır elemli bir azap ve onlara bir tek yardımcı bile yoktur

[92] Kesin olarak hayır ve ihsan mertebesine erismezsiniz sevdiginiz seyleri harcamadıkca ve suphe yok ki Allah, harcadıgınız seyleri bilir

[93] Israil, Tevrat inmeden kendisine neleri haram ettiyse onlardan baska her cesit yiyecek, Israilogullarına helaldi. De ki: Sozunuz dogruysa getirin Tevrat'ı da okuyun bakalım

[94] Bundan sonra da kim Allah'a yalan isnat ederse artık o cesit adamlardır zalimler

[95] De ki: Allah dogru soylemistir, siz de artık dogru yolu tutan Ibrahim'in dinine uyun ve o, sirk kosanlardan degildi

[96] Suphe yok ki ilk kurulan ev, Mekke'deki evdir. Kutludur ve alemlere dogru yolu gosterir

[97] Oradadır apacık deliller ve Ibrahim'in duragı ve kim oraya girerse emin olur. Insanlardan, oraya gitmeye gucu yetene, Allah icin gidip o evi ziyaret ederek haccetmesi farzdır. Inkar eden eder, Allah suphe yok ki butun alemlerden mustagnidir

[98] De ki: Ey kitap ehli, ne diye Allah'ın delillerini inkar eder, kafir olursunuz? Halbuki Allah, butun yaptıklarınızı gorur

[99] De ki: Ey kitap ehli, kendiniz de tanıksınız, oyle oldugu halde gene zor zoruna ne diye bir egrilik bulmaya yeltenir de inananları, Allah yolundan dondurmeye calısırsınız? Allah'sa yaptıklarınızdan gafil degildir ki

[100] Ey inananlar, kendilerine kitap verilenlerin herhangi bir kısmına uyarsanız sizi dondurur, inancınızdan sonra kafir yapar

[101] Fakat siz nasıl kafir olabilirsiniz ki Allah'ın ayetleri size okunmada, Allah'ın Resulu de icinizde. Kim Allah'a sımsıkı yapısırsa suphe yok ki o, dosdogru yola sevk edilmistir

[102] Ey inananlar, Allah'tan nasıl sakınmak lazımsa oyle sakının ve ancak Musluman olarak can verin

[103] Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, boluk boluk olmayın ve anın Allah'ın size verdigi nimeti, anın o zamanı ki dusmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlastırdı, nimetiyle kardes oldunuz. Icinde ates dolu bir cukurun tam kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, dogru yolu bulursunuz diye delillerini boyle acıklar iste

[104] Icinizde oyle kisiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra cagırsın, size iyiligi emretsin, sizi kotulukten vazgecirmeye calıssın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler

[105] Kendilerine apacık deliller geldikten sonra da gene boluk boluk olanlara, gene ayrılıga dusenlere benzemeyin. Oyle kisilerdir onlar ki onlaradır pek buyuk azap

[106] Bir gundur o gun ki yuzler agarır, yuzler kararır. Yuzleri kararanlara, inandıktan sonra denir, kafir mi oldunuz? Kafir olmanıza karsılık tadın azabı

[107] Yuzleri agaranlara gelince onlar, Allah'ın rahmetindedir, onlar, o rahmette ebedi olarak kalırlar

[108] Iste bunlar, Allah'ın ayetleridir. Gercek olarak onları sana okumadayız ve Allah, alemlere zulmetmeyi istemez

[109] Allah'ındır ne varsa goklerde ve yeryuzunde ve isler, donup ona varır

[110] Siz insanlar icin meydana cıkarılan en hayırlı ummetsiniz; insanlara iyiligi emredersiniz, kotulukte bulunmamalarını soylersiniz ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı hayırlı olurdu kendilerine. Onlardan inananlar da var, fakat cogu dinden cıkmıstır

[111] Onlar size hicbir suretle zarar veremezler, ancak incitirler sizi. Onlara bir tek yardımcı bile bulunmaz

[112] Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, asagılık bir hale getirilmistir onlar; ancak Allah'ın ipine ve insanların yapıstıkları ipe yapısanlar mustesna. Allah'ın gazabına ugradılar ve ustlerine miskinlik cullandı. Bu da Allah'ın delillerini inkar ettikleri ve haksız yere peygamberleri oldurdukleri icin, bu da isyan ettikleri ve hadlerini astıkları icin

[113] Ama hepsi bir degil. Kitap ehlinden dosdogru hareket edip ibadetten vazgecmeyen, geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyan bir boluk de var

[114] Allah'a ve ahiret gunune inanırlar, insanlara iyiligi emrederler, onları kotulukten nehyederler ve onlar iyi kisilerdendir

[115] Hayra ait ne yaparlarsa mutlaka mukafatını gorecekler ve Allah, kendisinden sakınanları pek iyi bilir

[116] Gercekten de o kafirlerin ne malları Allah azabından onları koruyabilir, ne evlatları ve onlardır ates ehli olanlar, orada ebedi kalırlar

[117] Onların su dunya hayatında harcadıkları, tıpkı kendilerine zulmeden bir kavmin tarlalarına vuran zemheri yeline benzer, eser, ekinleri mahvedip gider. Onlara Allah zulmetmez, onlar, kendi kendilerine zulmederler

[118] Ey inananlar, birbirinizi bırakıp da baskalarını dost edinmeye kalkısmayın. Onlar, size zarar vermekten, kotulukte bulunmaktan geri kalmazlar, sizin zahmete dusmenizi dilerler. Dusmanlıkları, agızlarından dokulen sozlerden acıkca belli olur, yureklerinde gizledikleri dusmanlıksa daha da buyuktur. Iste, aklınızı basınıza almanız icin size bu delilleri acıkladık

[119] Iste siz o kisilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmez. Siz, kitabın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle bulustular mı inandık derler, yalnız kaldılar mı size karsı besledikleri kin yuzunden parmaklarını ısırırlar. De ki: Geberin kininizle. Suphe yok Allah, gonullerde ne varsa hepsini bilir

[120] Size bir iyilik gelse tasalanırlar, kotuluk gelse ferahlanırlar. Sabreder ve sakınırsanız duzenleri size hicbir hususta zarar vermez ve Allah, suphe yok ki ne yaparlarsa hepsini de kavramıstır

[121] An o zamanı, hani insanları savas yerlerine yerlestirmek icin sabahleyin erkenden ailenden ayrılmıstın ve Allah duyuyordu, biliyordu bunu

[122] Hani icinizden iki boluk, korkup geri donmek uzereydi, halbuki Allah, onların yardımcısıydı ve ancak Allah'a dayanmalı inananlar

[123] Siz zayıf oldugunuz halde Allah size Bedir'de yardım etmisti, artık siz de Allah'tan sakının da sukredenlerden olun

[124] Hani sen o zaman inananlara demistin ki: Rabbiniz, size yardım icin uc bin melek indirecek, yetmez mi size

[125] Evet, sabreder de cekinirseniz dusmanlar, size ansızın saldırsa bile Rabbiniz, alametleri besbelli tam bes bin melekle yardım eder size

[126] Allah, bunu ancak size bir mujde olsun da yurekleriniz yatıssın diye yapmıstır ve yardım, ancak hukum ve hikmet sahibi Allah'tandır

[127] O, kafirlerin ileri gelenlerinden bir kısmını oldurmek, bir kısmını da bas asagı edip umitsiz bir hale getirerek dondurmek icin yardım etti size

[128] Senin bu isle ilgin yok bile; o, dilerse tovbelerini kabul eder, dilerse zalim olduklarından dolayı onları azaplandırır

[129] Allah'ındır goklerde ne varsa ve yeryuzunde ne varsa. Diledigini yarlıgar, diledigine azap eder ve Allah yarlıgayıcıdır, rahimdir

[130] Ey inananlar, faizi kat kat arttırarak yemeyin, Allah'tan sakının da kurtulun

[131] Sakının o atesten ki hazırlanmıstır kafirlere

[132] Ve Allah'a ve Peygambere itaat edin de acınmıslardan olun

[133] Yarıs edercesine kosun Rabbinizin yarlıgamasına, sakınanlar icin hazırlanmıs bulunan ve eni, goklerle yerler kadar olan cennete

[134] O sakınanlar, ferahlıkta, darlıkta mallarını yoksullara harcayanlar, ofkelerini yenenler ve insanları affedenlerdir ve Allah, ihsanda bulunanları sever

[135] Onlar, kotu bir is islediler mi, yahut nefislerine bir zulumde bulundular mı Allah'ı anıp suclarının yarlıganmasını dileyenlerdir ve Allah'tan baska kimdir gunahları yarlıgayan? Onlar, isledikleri sucta, bile bile ısrar da etmezler

[136] Onlar, oyle kisilerdir ki yaptıklarının karsılıgı, Rablerinin yarlıgaması ve kıyılarından ırmaklar akan cennetlerdir, ebedi olarak kalırlar orada ve iyi islerde bulunanların mukafatı, ne de guzeldir

[137] Sizden once nice dinler gelip gecti. Yeryuzunu gezin, dolasın da yalanlayanların sonucu ne olmus, bakın, gorun

[138] Bu, insanlara acıklamadır ve sakınanları dogru yola sevk etmedir, oguttur onlara

[139] Ve gevseklik etmeyin, mahzun olmayın, inanmıssanız mutlaka ustunsunuz siz

[140] Size bir yara deydiyse o kavim de tıpkı sizin gibi yaralandı. Bu gunler, oyle gunler ki onları insanlar arasında nobetle dondurur, dururuz. Boylece de Allah, bilgisini, inananlara acıklar, icinizden sahitler edinir ve Allah zalimleri sevmez

[141] Ve Allah, inananları arıtır, tertemiz bir hale getirir, kafirleri de helak eder

[142] Yoksa Allah, icinizden savasanları belli etmeden, sabredenleri bildirmeden cennete girivereceginizi mi sanıyorsunuz

[143] Andolsun, olumle karsılasmadan once arzulamıstınız olumu. Iste onu gordunuz, bakıp duruyordunuz ona

[144] Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan once nice peygamberler geldi gecti. Olurse, yahut oldurulurse gerisingeriye mi doneceksiniz? Kim donerse bilsin ki Allah'a hicbir suretle zarar vermez ve Allah sukredenlerin karsılıgını yakında verecektir

[145] Allah'ın izni olmadıkca hicbir kimse olmez. Olum, vakti tayin edilmis bir yazıdır. Kim dunya nimetlerini isterse ona dunyadan nimetler veririz ve kim ahiret mukafatını dilerse ona ahirete ait mukafatlar ihsan ederiz ve biz, sukredenleri yakında mukafatlandıracagız

[146] Nice peygamberler gelip gecti ki onlarla beraber bircok bilginler, savasa giristi. Onlar, Allah yolunda baslarına gelenlere dayandılar, ne gevsediler, ne zayıflık gosterdiler, ne de boyun egdiler ve Allah, sabredenleri sever

[147] Sozleri ancak suydu: Rabbimiz, yarlıga suclarımızı, bagısla islerimizde taskınlık gostermemizi ve diret ayaklarımızı, yardım et bize kafir kavme karsı

[148] Allah da onlara dunya nimetlerini ve ahiretin guzelim mukafatını verdi ve Allah, iyilik edenleri sever

[149] Ey inananlar, kafirlere itaat ederseniz sizi dondurur onlar ve ziyan edersiniz

[150] Yok yok, sizin yardımcınız, dostunuz Allah'tır ve o, yardımcıların en hayırlısıdır

[151] Hicbir seye dayanmaksızın Allah'a sirk kostuklarından dolayı kafirlerin yureklerine yakında bir korkudur salacagız. Atestir yurtları onların ve zalimlerin barınacagı yer, ne de kotudur

[152] Andolsun ki Allah, size ettigi vaadi dogruladı; izniyle onları bozup oldurdunuz de sonra gevseklik gosterdiniz, verilen buyruk hakkında cekistiniz ve sevdiginiz seyi size gosterdikten sonra tuttunuz, isyan ettiniz. Sizden dunyayı dileyen oldugu gibi ahireti dileyen de vardı. Sonra sizi sınamak icin onlardan geri cevirdi ve gercekten de bagısladı sizi ve Allah, inananlara karsı lutuf ve ihsan sahibidir

[153] O anda boyuna uzaklasıyor, hic kimseye bakmıyordunuz bile. Peygamberse arkanızdan sizi cagırıp durmadaydı. Tanrı, elinizden cıkana hayıflanmayasınız, gelip catan felaketlerden mahzun olmayasınız diye sizi, gam ustune gam vererek cezalandırdı ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

[154] Bu gamdan sonra size emniyetle bir uyku verdi ki icinizden bir bolugu sarıp kapladı. Bir bolukse can kaygısına dusmustu. Allah hakkında, Muslumanlıktan onceki bilgisizlik cagında oldugu gibi haksız zanlara kapıldılar. Diyorlar ki: Bu iste nemiz var bizim? De ki: Butun isler Allah'ındır. Onlar, sana acıklamadıklarını yureklerinde gizliyorlar ve bu iste payımız olsaydı burada oldurulmezdik diyorlar. De ki: Evlerinizde de olsanız, oldurmeleri yazılanlar, gene cıkarlar, oldurulup yatacakları yerlere giderlerdi ve Allah, gonullerinizde olanları yoklamak, yureklerinizdekini artırmak icin yaptı bunu ve Allah, yureklerinizde ne varsa hepsini bilir

[155] Iki toplulugun karsılastıgı gun icinizden yuz cevirenler, suphe yok ki bazı hareketleri yuzunden Seytan'a kapılmıslardı, fakat andolsun ki Allah onları bagısladı ve suphe yok ki Allah, sucları orter ve ceza vermede acele etmez

[156] Ey inananlar, sakın kafir olup da sefere cıkan, yahut savasa giden kardeslerine, bizim yanımızda olsalardı olmezlerdi, oldurulmezlerdi diyenlere benzemeyin. Allah, bunu, onların yureklerine bir hasret olarak yerlestirdi. Halbuki dirilten de Allah'tır, olduren de ve Allah, butun yaptıklarınızı gorur

[157] Andolsun ki Allah yolunda oldurulmeniz, yahut olmeniz, Allah'ın yarlıgaması ve rahmeti, onların topladıklarından hayırlıdır

[158] Andolsun ki olseniz de mutlaka Allah tapısında toplanacaksınız, oldurulseniz de

[159] Allah'ın rahmetiyle onlara karsı yumusak davrandın, yoksa kaba ve katı yurekli olsaydın mutlaka yanından ayrılıp giderlerdi. Bagısla onları, yarlıganmalarını dile onların, is hususunda danıs onlarla. Fakat ise girismeyi de kurdun mu dayan Allah'a. Suphe yok ki Allah, dayananları sever

[160] Allah size yardım ederse ust olacak yoktur size. Fakat o sizi yardımsız bırakırsa kimdir ondan baska yardım edecek size? Mutlaka Allah'a dayanmalı inananlar

[161] Bir peygamber, emanete hıyanet edemez ve kim hıyanet ederse kıyamet gunu, hıyanet ettigi neyse onunla hasrolur, sonra herkese kazandıgının karsılıgı verilir ve onlara zulmedilmez

[162] Allah rızasına uyanla Allah'ın hısmına ugrayıp yurdu cehennem olan bir olur mu hic? Ve orası, donulup varılan ne kotu bir yerdir

[163] Onlara Allah katında dereceler var ve Allah ne yapıyorlarsa hepsini gorur

[164] Andolsun ki Allah, muminlere buyuk bir lutufta bulundu onların icinden bir Peygamber gonderdigi zaman; o Peygamber, muminlere Tanrı ayetlerini okumada, onları arıtmada, onlara kitap ve hikmet ogretmede ve onlar, bundan once apacık bir sapıklık icindeydiler

[165] Baslarına iki misli olarak gelen felakete siz de ugrayınca, bu da nereden dediniz. De ki: Bu, sizin katınızdan geldi ve Allah'ın, suphe yok ki her seye gucu yeter

[166] Iki toplulugun karsılastıgı gun size gelip catan musibet, Allah'ın izniyle gelip catmıstı. Boylece de inananları bildirmeyi

[167] Munafıklık edenleri de acıga vurmayı murad etmisti. Onlara, gelin, Allah yolunda savasın, yahut da onları defedin deyince, savasmayı bilseydik elbette size uyardık dediler. Halbuki onlar, o gun imandan ziyade kufre yakındılar. Ozlerinde olmayan soze getiriyorlardı. Onların butun gizlediklerini Allah bilir

[168] Onlar oyle kisilerdir ki otururlar da kardeslerine, eger derler, bizi dinleselerdi oldurulmeyeceklerdi. De ki: Olumu cevirin kendinizden sozunuz dogruysa

[169] Allah yolunda oldurulenleri olu sanma. Onlar diridir ve Rableri katında rızıklanırlar

[170] Ferahfahur bir halde Allah'ın onlara ettigi lutuf ve ihsanlarla ve onlar, henuz kendilerine katılmayanlara, fakat artlarından gelmekte olanlara da bilin ki ne korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar diye mujde vermeyi isterler

[171] Allah'ın nimet ve ihsanına nail olduklarından dolayı sevinc icindedir onlar ve Allah, inananların ecrini zayi etmez

[172] Yaralandıktan sonra bile Allah'ın ve Peygamberin davetine icabet edenlere, hele onların icinden iyiliklerde bulunup sakınanlara pek buyuk bir ecir var

[173] Oyle kisilerdir onlar ki halk, kendilerine, butun insanlar, aleyhinizde birlesti, korkun onlardan dedi de bu soz, onların inancını arttırdı ve Allah yeter bize, ne de guzel vekildir o dediler

[174] Kendilerine hicbir kotuluk erismeksizin Allah'ın nimetlerine ve ihsanına nail olarak geri donduler ve Allah rızasına da uymus oldular; Allah, pek buyuk lutuf ve ihsan sahibidir

[175] Suphe yok ki Tanrı dostlarını korkutan ancak ve ancak Seytan'dır. Onlardan korkmayın, benden korkun inanmıssanız

[176] Ve o, kufre dogru kosakosa, yarısarak gidenler, seni mahzun etmesin, onlar Allah'ı hicbir suretle zararlandıramazlar. Allah, onlara ahiretten hicbir pay vermeyi murad etmemistir ki ve onlaradır pek buyuk azap

[177] Imanı satıp da kufru alanlar, Allah'ı zararlandıramazlar, onlaradır elemli azap

[178] Kufredenler, kendilerine muhlet ve fırsat vermemizi, kendileri icin hayırlı sanmasınlar. Onlara muhlet ve fırsat verisimiz, suclarını arttırmaları icindir ve onlaradır horhakir edici azap

[179] Allah, inananları, su bulundugunuz halde bırakmayacak, sonucu, pisi temizden mutlaka ayırt edecek. Ve Allah size gaybı da bildirecek degil, fakat peygamberlerinden diledigini secer, gaybı bildirir ona. Inanır ve sakınırsanız hic suphe yok ki size buyuk bir ecir var

[180] Allah'ın ihsan ettigini vermekten sakınanlar, bunu kendileri icin hayırlı sanmasınlar. Hatta bu, onlar icin serdir de. Sakındıkları sey, kıyamet gunu, boyunlarına dolanacak ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun mirası ve Allah, butun yaptıklarınızdan haberdardır

[181] Andolsun ki Allah yoksuldur, biz zenginiz ama diyenin sozunu isitmistir Allah. Ne soyledilerse onu da yazacagız, peygamberleri haksız yere oldurmelerini de ve diyecegiz ki: Tadın yakıcı kavurucu azabı

[182] Bu da, ancak elleriyle kazandıklarının cezası ve Allah, suphe yok ki kullarına zulmetmez

[183] Kurban ettigini, bir yıldırım dusup yakmadıkca inanmayız hicbir peygambere, bize boyle emretti Allah gercekten de dediler. De ki: Benden once apacık mucizelerle ve soylediginiz mucizeyle bircok peygamberler gelip gecti, dogruysa sozunuz ne diye oldurdunuz onları

[184] Seni yalan sayarlarsa senden once apacık delillerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitapla gelen peygamberler de yalan sayılmıstır

[185] Herkes olumu tadacak ve hic suphe yok ki cennete giren, gercekten de kurtulmustur, muradına ermistir. Dunya yasayısı, zaten aldatıcı bir matahtan ibaret

[186] Andolsun ki mallarınızla, canlarınızla sınanacaksınız, sizden once kendilerine kitap verilenlerle Tanrıya sirk kosanlardan kotu sozler isiteceksiniz, bircok eziyetlere, zahmetlere ugrayacaksınız. Sabreder ve sakınırsanız suphe yok ki bu, hadiselere karsı gosterilen metanetten sayılır

[187] An o zamanı ki Allah, kendilerine kitap verilenlerden, o kitabı insanlara mutlaka acıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz onu diye soz almıstı; onlarsa o sozu artlarına attılar, azcık bir menfaat karsılıgında sattılar onu, ama o aldıkları sey, ne de kotunesne

[188] Sakın sanma yaptıklarıyla sevinenlerin, yapmadıkları islerden dolayı ovulmeyi arzulayanların azaptan kurtulacakları bir yer olabilecegini, sakın sanma onların azaptan kurtulacagını. Onlar icindir elemli bir azap

[189] Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun saltanatı ve Allah'ın her seye gucu yeter

[190] Gercekten de goklerin ve yeryuzunun yaratılısında, geceyle gunduzun birbiri ardınca gelisinde aklı tam olanlara deliller var

[191] Onlar, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan ustu yatarken anarlar ve goklerle yeryuzunun yaratılısını dusunurler de Rabbimiz derler, bunları bos yere yaratmadın, noksan sıfatlardan arısın sen, koru bizi atesin azabından

[192] Rabbimiz, gercekten de sen kimi atese atarsan suphe yok ki onu hor hakir bir hale sokarsın ve zalimlere hicbir yardımcı yoktur

[193] Rabbimiz, gercekten de biz, bir seslenen duyduk, inanc icin sesleniyor, Rabbinize inanın, diyordu, hemencecik inandık. Rabbimiz, yarlıga suclarımızı, ort kotuluklerimizi, iyilere kat bizi, onlarla al ruhumuzu

[194] Rabbimiz, bize ver peygamberlerine vaadettiklerini ve asagılık bir hale getirme bizi kıyamet gununde, gercekten de sen vaadinden donmezsin

[195] Gercekten de Rableri, dualarını kabul etti, ben, erkek olsun, kadın olsun, icinizden iyilik yapanın iyiligini bosa cıkarmam, bazınız bazınızdan meydana gelmedir ve hepiniz birsiniz bence. Ama benim yolumda gocenlerin, yurtlarından cıkarılanların, eziyete ugrayanların, savasıp vurusanların, vurulup olenlerin kusurlarını, andolsun ki mutlaka ortecegim ve onları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacagım, Allah katından mukafattır bu, daha guzel mukafat da gene Allah katında

[196] Kafir olanların sehirlerde gezip dolasmaları, aldatmasın seni sakın

[197] Bu, azıcık bir faydalanmadan ibaret, sonra sıgınacakları yer cehennemdir ve orası, ne kotu bir yurttur, ne kotu bir yatak

[198] Fakat Rablerinden cekinenleredir kıyılarından ırmaklar akan cennetler, orada ebedi kalıs, Allah katından ziyafetler ve Allah katında, iyi kisilere daha da hayırlı seyler var

[199] Suphe yok ki kitap ehlinden, Allah'a icten bir saygı besleyerek, Allah'a inananlar ve size indirilene de, kendilerine indirilene de, iman edenler var. Allah ayetlerini degersiz bir menfaate satmaz onlar. Onların karsılıgı, Rableri katındadır. Suphe yok ki Allah, pek tez hesap gorur

[200] Ey inananlar, sabredin, sebat edin, karsı durun ve Allah'tan sakının, ancak bu sayede kurtulur, bu sayede ust olursunuz

Nisâ

Surah 4

[1] Ey insanlar, sizi tek bir candan yarattı, o canın esini de ondan yaratıp ikisinden bircok erkek ve kadın turetti. Sakının Allah'tan ki onunla haklarınızı dilemektesiniz ve akrabalık hukukuna da riayet edin. Suphe yok ki Allah, sizi tamamıyla gorup gozetmededir

[2] Yetimlere mallarını verin ve iyisinin yerine kotusunu koyup degistirmeyin ve onların mallarını, kendi mallarınıza katıp yemeyin; cunku bu, pek buyuk bir suctur

[3] Yetim kızlar hakkında adaletle muamele edemeyeceginizden korkarsanız, begendiginiz, hosunuza giden baska kadınlardan iki, uc ve dort kadın alın. Fakat bunların arasında adaleti gozetmeyeceginizden korkarsınız o vakit bir zevceyle, yahut sahip oldugunuz cariyelerle iktifa edin. Bu, dogruluktan sapmamanıza daha yakın ve size daha uygundur

[4] Kadınlarınızın mehirlerini bir bagıs olarak verin, ama onlar, gonul hosluguyla mehirlerinin bir miktarını size bagıslarlarsa o vakit de onu icinize sindire sindire ve afiyetle yiyin

[5] Allah'ın, size gecinmek icin verdigi mallarınızı akılsızlara vermeyin, onları rızıklandırın, giydirin ve kendilerine tatlı ve guzel sozler soyleyin

[6] Yetimleri, nikah cagına dek deneyin, ergenlik cagına ulastıklarını, olgunlastıklarını gordunuz mu mallarını kendilerine verin. Onların malını israf ederek, yahut buyuyunce geri alırlar diyerek yemeyin. Zengin olan, yetimin malına hic dokunmasın. Fakir olan, orfe uygun bir miktar yiyebilir. Mallarını geri vereceginiz vakit bu muameleyi tanıklar huzurunda yapın. Allah, geregince hesap sorucudur ve o, yeter

[7] Erkekler icin pay var anayla babanın ve yakınların bıraktıkları malda, kadın icin de pay var anayla babanın ve yakınların bıraktıklarında. Mal, az olsun, cok olsun, mirasta muayyen bir pay var

[8] Miras taksim edilirken yakınlar, yetimler, yoksullar bulunursa o maldan onları da rızıklandırın ve kendilerine guzel sozler soyleyin

[9] Artlarında aciz ve kucuk soysop bırakacagını dusunerek onlar icin nasıl korkup uzuntuye duserler; yetimler icin de Allah'tan korksunlar da sozun dogrusunu soylesinler

[10] Yetimlerin mallarını zulumle yiyenler, ancak ates yerler, o mallar, karınlarında atestir adeta ve onlar, alevli atese atılacaklardır

[11] Allah, evladınız hakkında size sunu tavsiye eder: Erkegin payı, iki kızın payı kadardır. Kızlar, ikiden fazlaysa terekenin ucte ikisi onlarındır, kız bir taneyse yarısı onun. Bir cocugu varsa anayla babanın her birine, terekenin altıda biri kalır. Cocugu yok da anasıyla babası mirascı olursa ucte biri ananındır. Kardesleri varsa bıraktıgı maldan, vasiyeti yerine getirildikten ve borcu odendikten sonra kalanın altıda biri anaya aittir. Babalarınızdan, ogullarınızdan hangisi, size daha faydalıdır, bilemezsiniz. Bu, Allah'tan farzdır. Suphe yok ki Allah her seyi bilir, hikmet sahibidir

[12] Cocukları yoksa zevcelerinizin, kalan mallarının yarısı sizindir. Cocukları varsa, vasiyeti yerine getirilip borcu odendikten sonra dortte biri sizin. Cocugunuz yoksa sizden kalanın dortte biri zevcelerinizin, cocugunuz varsa, kalan maldan, vasiyet ettiginiz sey yerine getirilip borcunuz odendikten sonra sekizde biri onların. Miras, cocugu ve babası olmayan bir erkege, yahut kadına aitse ve onun da erkek, yahut kız kardesi varsa her birinin hakkı, altıda birdir. Bunlar birden fazlaysa, mirascının vasiyeti yerine getirilip borcu odendikten sonra kalan malın ucte birine ortak olurlar ve kimsenin de zarar gormemesi gerekir. Allah tarafından size oguttur ve Allah her seyi bilir, ceza vermede acele etmez

[13] Iste bunlardır Allah sınırları ve kim Allah'a ve Resulune itaat ederse Allah onu, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve onlar, ebedi kalırlar orada ve budur pek buyuk bir kurtulus ve kutluluk

[14] Ve kim Allah'a ve Resulune isyan eder ve sınırlarını asarsa onu, daimi kalmak uzere, atese atar ve onadır horlayıcı, asagılık bir hale getirici azap

[15] Kadınlarınızdan kotulukte bulunanların kotulugune, icinizden dort tanık getirin. Onlar, tanıklık ederlerse kadınları, olumlerine dek, yahut Allah onlara bir yol acıncaya kadar evlerde tutun

[16] Sizden, kotulukte bulunanlar olursa iki tarafı da incitin. Tovbe ederler ve hallerini duzeltirlerse vazgecin onlardan, suphe yok ki Allah, tovbeleri kabul eder, rahimdir

[17] Suphe yok ki Allah katında tovbe, ancak bilgisizlikle kotulukte bulunup sonra derhal tovbe edenlerin tovbesidir. Onlardır Allah'ın, tovbelerini kabul ettigi kisiler ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[18] Tovbe, o kisilerin tovbesi degildir ki kotuluklerde bulunup dururlar da sonucu iclerinden birine olum gelip cattı mı iste simdi tovbe ettim ben der ve kafir olarak olenlerin tovbesi de tovbe degildir. O kisilerdir onlar ki onlar icin elemli bir azap hazırlamısızdır

[19] Ey inananlar, zorla kadınları miras olarak almanız helal degildir size. Apacık kotulukte bulunmadıkları halde onlara verdiginizin bir kısmını ele gecirmek icin sıkıstırmayın onları ve onlarla iyi ve guzel gecinin, onlardan hoslanmadıgınız takdirde deolabilir ki sizin hosunuza gitmeyen bir seyde Allah, bircok hayırlar takdir etmistir

[20] Zevcenizi bırakıp yerine bir baskasını almak isterseniz bırakacagınıza, yıgınlarla mehir vermis olsanız bile ondan hicbir sey almayın. Iftira ederek ve apacık gunaha girerek alır mısınız onu hic

[21] Nasıl alabilirsiniz ki birbirinizle kaynasmıstınız ve onlar, sizden adamakıllı soz de almıslardı

[22] Babalarınızın nikahladıgı kadınları almayın. Bu, ancak gecmis bir adettir ve gecen, gecip gitmistir. Suphe yok ki bu, kotu bir seydi, igrenc bir adetti ve ne de kotu bir yolduyordamdı

[23] Haram edilmistir size analarınız, kızlarınız, kız kardesleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeslerinizin kızları, kız kardeslerinizin kızları, sizi emziren sutanneleriniz, sut emme yuzunden kardesleriniz olan kızlar ve zevcelerinizin anneleri, zifafa girdiginiz zevcelerinizin, sizin himayenizde bulunan ve uvey kızlarınız olan kızları. Ancak zevcelerinizle zifafa girmedinizse kızlarını almanızda bir beis yok. Haram edilmistir belinizden gelen ogullarınızın zevceleri ve iki kız kardesi birlikte almak, cunku bu adet de gecmistir artık; suphe yok ki Allah, butun sucları orter rahimdir

[24] Kocalı kadınlarla evlenmek de haram; ancak sahibi oldugunuz cariyeler mustesna. Allah'ın yazısı bu, emri bunlar size ve bunlardan baskalarını, evlenmeniz ve zinada bulunmamanız icin arayıp istemeniz helal edilmistir size. Kadınlardan biriyle evlenerek faydalandıgınız takdirde mehirlerini kararlastırıldıgı vechile verin. Miktarını tayin ettikten sonra gonul hosluguyla herhangi bir hususta uyusursanız suc yok size. Suphe yok ki Allah her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[25] Icinizden, hur ve inanmıs kadınları almaya gucu yetmeyenler, inanmıs erlerin sahip oldukları cariyeleri alsın ve Allah, sizin inancınızı cok iyi bilir. Hepiniz de birsiniz, birbirinizden turediniz. Kotulukte bulunmayan, birisini dost tutmayan namuslu cariyeleri, sahiplerinin izniyle alın, ucretlerini de orfe uygun olarak guzellikle verin, onlar evlendikten sonra kotulukte bulunurlarsa cezaları, hur kadınların cezasının yarısıdır. Bu, icinizden zina etmekten korkanlara bir ruhsattır, fakat sabretmeniz size daha hayırlıdır ve Allah, sucları tamamıyla orter, rahimdir

[26] Allah, size her seyi acıklamak ve size, sizden oncekilerin yollarını gostermek ve tovbenizi kabul etmek ister ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[27] Ve Allah, tovbenizi kabul etmeyi diler, sehvetlerine uyanlarsa, sizin dogru yoldan tamamıyla sapmanızı

[28] Allah, sizin yukunuzu hafifletmeyi diler ve insan, zaten de zayıf olarak yaratılmıstır

[29] Ey inananlar, aranızda, mallarınızı haksız yere ve bosubosuna yemeyin, ancak karsılıklı bir uzlasmayla yapılan alısveris baska ve birbirinizi oldurmeyin, suphe yok ki Allah, size rahimdir

[30] Ve kim haddini asarak zulmedip bu isi islerse onu atese sokarız ve bu, Allah'a pek kolaydır

[31] Nehyedildiginiz buyuk gunahlardan kacınırsanız suclarınızı orteriz ve sizi buyuk ve serefli bir mevkie ulastırırız

[32] Allah'ın, bazılarınızı, bir kısmınıza ustun etmesine haset etmeyin. Erkeklerin, kendi kazanclarından payları var, kadınların da kendi kazanclarından payları var. Allah'tan, lutfunu, inayetini dileyin, cunku suphe yok ki Allah her seyi tamamıyla bilir

[33] Ana ve babayla yakınların bıraktıkları mallara mirascı olacak erkek ve kadınları tayin ettik. Kendileriyle ahitlestiginiz kisilere de paylarını verin, suphe yok ki Allah her seyi gorur

[34] Erkekler, kadınlardan ustundur, cunku Allah onları bir cok seylerde kadınlardan ustun etmistir, cunku onlar, kadınları, mallarıyla gecindirirler, doyururlar; iyi kadınlar da itaatli olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumussa onlar da, kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar. Kadınlarınızın serkesliginden korkunca onlara ogut verin, onları yatakta yalnız bırakın, dovun onları. Fakat itaat ettikleri takdirde de aleyhlerine bir sebep arastırmayın, suphe yok ki Allah cok yuce ve buyuktur

[35] Karıyla kocanın arasında bir ayrılık olacagından korkarsanız koca tarafından bir hakem, kadın tarafından da bir hakem gonderin. Aralarının duzelmesini dilerlerse Allah da bu hususta basarı verir onlara. Suphe yok ki Allah her seyi bilir ve her seyden haberdardır

[36] Ibadet edin Allah'a ve ona hicbir seyi es etmeyin. Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komsulara, uzak komsulara, yolda kalmıslara ve sahibi oldugunuz kole ve cariyelere iyilik edin, cunku Allah, kendini begenip ovenleri sevmez

[37] Onlar, hem nekeslik ederler, hem de insanlara, nekes olmalarını emrederler ve Allah'ın, kendilerine lutfedip verdigi seyleri gizlerler ve biz, kafirlere, horlayıcı, onları asagılatıcı bir azap hazırlamısızdır

[38] Onlar, Allah'a ve ahiret gunune inanmadıkları halde mallarını, ancak insanlara gosteris olmak uzere sarfederler. Seytan kime arkadas olursa o, arkadasların en kotusune dusmustur

[39] Ne olurdu Allah'a ve ahiret gunune inanıp Allah'ın kendilerini rızıklandırdıgı seyleri harcasalardı; ve Allah, onları cok iyi bilir

[40] Suphe yok ki Allah zerre kadar zulmetmez. Zerre miktarı iyilik bile olsa onu katkat arttırır ve yapana, kendi katından buyuk bir mukafat verir

[41] Ne olacak halleri her ummetten bir tanık getirdigimiz, seni de hepsine tanık tuttugumuz gun

[42] O gun, bir gundur ki kafirlerle Peygambere isyan edenler, yerle yeksan olmalarını ve Allah'tan hicbir sozu gizlememis bulunmalarını dileyecekler

[43] Ey inananlar, namaza yaklasmayın ne soylediginizi bilmeyecek kadar sarhosken ve yolda degilseniz yıkanıncaya dek cunupken. Hastaysanız, yahut yolculuktaysanız, yahut biriniz ayakyolundan gelirse, yahut da kadınlara dokunursanız, su bulamadıgınız takdirde temiz toprakla teyemmum edin, topragı, yuzunuze ve ellerinize surun. Suphe yok ki Allah, bagıslayıcıdır, sucları orter

[44] Gormez misin kendilerine kitaptan bir pay verilenleri? Sapıklıgı satın alıyorlar ve sizi de yoldan saptırmak istiyorlar

[45] Ve Allah, sizin dusmanlarınızı daha iyi bilir ve dost olarak da Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter

[46] Yahudi olanlardan, sozleri yerlerinden alıp degistirenler de var ve isittik de isyan ettik derler, isit, isitmeyesice ve dillerini egip bukerek ve dini kınayarak bizi de gozet derler. Isittik ve itaat ettik, bizi de dinle ve bize de bak deselerdi onlar icin daha hayırlı, daha dogru olurdu, fakat Allah, kufurleri yuzunden onları rahmetinden uzaklastırdı, pek azından baskası imana gelmez onların

[47] Ey kendilerine kitap verilenler, yuzlerinizi mahvedip eski haline getirmeden, yahut cumartesi gununu tanıyanlara lanet ettigimiz gibi size de lanet etmeden, sizdeki kitabı da gerceklemek uzere indirdigimiz kitaba inanın ve Allah'ın emri, mutlaka yerine gelecek

[48] Suphe yok ki Allah, kendisine es tanıyanları yarlıgamaz, ondan baska dilediginin butun suclarını yarlıgar ve kim Allah'a es tanırsa gercekten de buyuk bir iftirada bulunmus, pek buyuk bir suc islemistir

[49] Gormez misin kendilerini temize cıkarmaya savasanları, halbuki Allah, diledigini arıtır, temizler ve onlar, hurma cekirdeginin icindeki incecik kıl kadar bile zulum gormezler

[50] Hele bak, Allah'a nasıl iftira ediyor, ona yalan isnat ediyorlar ve yeter bu apacık suc onlara

[51] Gormez misin, kendilerine kitaptan bir pay verilenler, puta, Seytan'a inanırlar da kafirler icin bunlar derler, inananlara nispetle daha dogru yolda

[52] Onlar, o kisilerdir ki Allah onlara lanet etmistir ve Allah kime lanet ettiyse ona gercekten de hicbir yardımcı bulunmaz

[53] Yoksa onların saltanattan bir payları mı var? Boyle olsa da insanlara bir habbe bile vermezler

[54] Yoksa Allah'ın, lutfedip insanlara ihsan ettigi seylere haset mi ediyorlar? Gercekten de biz Ibrahim soyuna kitap ve hikmet verdik ve onlara buyuk bir saltanat ihsan ettik

[55] Onlardan, ona inanan da var, ondan yuz ceviren de ve bunlara alevli, yakıp kavuran cehennem yeter

[56] Suphe yok ki ayetlerimizi inkar edenleri, yakında atese atarız. Derileri yanıp eridikce de azabı tatsınlar diye yerlerine yeniden yeniye deri bitiririz. Suphe yok ki Allah ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[57] Inanıp iyi islerde bulunanlarıysa kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarız. Ebedi kalırlar orada. Onlara orada her cesit ayıptan arınmıs tertemiz esler var ve onları kaba golgelikte huzura, rahata kavustururuz

[58] Suphe yok ki Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hukmettiginiz zaman adaletle hukmetmenizi emrediyor. Gercekten de Allah, size ne de guzel ogut vermede. Suphe yok ki Allah, her seyi duyar, gorur

[59] Ey inananlar, Allah'a, peygambere ve icinizden emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah'a ve ahiret gunune inanıyorsanız bir seyde ihtilafa dustunuz mu o hususta Allah'a ve Peygambere muracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek guzeldir

[60] Gormez misin sana indirilene de, senden once indirilenlere de inandıklarını sananlar, Seytan tarafından yargılanmalarını dilerler, halbuki onu inkar etmeleri emredilmisti onlara ve Seytan, onları tamamıyla sapıtmak, dogru yoldan pek uzak bırakmak ister

[61] Onlara, Allah'ın indirdigine ve peygambere gelin dendi mi gorursun ki munafıklar, senden tamamıyla uzaklasırlar

[62] Elleriyle hazırladıkları bir felakete ugrayınca da halleri nice olur? Sonra sana gelirler Allah'a yemin ederek ve biz, ancak iyilik etmek, ara bulmak istedik diyerek

[63] Onlar, oyle kisilerdir ki Allah bilir kalplerinde olanı, yuz cevir onlardan, ogut ver onlara, kendi hallerine dair tesirli, dokunaklı sozler soyle onlara

[64] Biz, her peygamberi ancak, Allah izniyle ona itaat edilsin diye gonderdik; onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah'ın, kendilerini yarlıgamasını isteselerdi, Peygamber de onların yarlıganmalarını dileseydi elbette Allah'ın tovbeleri kabul edici rahim oldugunu gorur, anlarlardı

[65] Fakat oyle degil; andolsun Rabbine ki onlar iman etmis olmazlar aralarında cıkan ihtilaflarda seni hakem etmedikce ve sonra da yureklerinde hicbir sıkıntı, uzuntu duymadan verdigin hukmu kabul eylemedikce ve tamamıyla sana teslim olmadıkca

[66] Biz onlara, kendinizi oldurun, yahut ulkenizden cıkın diye emretseydik, bunu onlara farz etmis olsaydık ancak iclerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen ogudu tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu, hem de inanclarını koklestirirdi

[67] Biz de o vakit, onları, katımızdan buyuk bir mukafatla mukafatlandırırdık

[68] Ve onları dosdogru yola sevk ederdik

[69] Ve kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse o ve o cesit kisiler Allah'ın, nimetleriyle nimetlendirdigi peygamberlerle,gerceklerle, sehitlerle ve iyi adamlarla es olur, onlara katılırlar ve onlar, ne de guzel arkadastır

[70] Bu lutuf ve ihsan, Allah'tandır ve Allah'ın her seyi bilmesi yeter

[71] Ey inananlar, ihtiyata ait gereken tedbirleri alın da bolukboluk, yahut hep birden ilerleyin

[72] Icinizde mutlaka agır davranan olacak ve size bir felaket gelip catınca da diyecek ki: Allah, gercekten de bana lutfetti de o zaman, onlarla beraber bulunmadım

[73] Size Allah'tan bir lutuf ve ihsan gelince de onunla sizin aranızda hicbir dostluk yokmus gibi keske diyecek, ben de onlarla beraber olsaydım da ben de o buyuk lutfe nail olsaydım, ben de muradıma erseydim

[74] Artık Allah yolunda savassın dunya yasayısı yerine ahireti satın alanlar ve kim Allah yolunda savasır da oldurulur, yahut ust olursa ona buyuk bir ecir verecegiz

[75] Ne oluyor size ki zayıf ve aciz erkeklerle kadınlar ve cocuklar, Rabbimiz bizi ahalisi zalim olan su sehirden cıkar, bize katından bir sahip gonder, bize katından bir yardımcı yolla deyip dururlarken siz, Allah yolunda savasmıyorsunuz

[76] Inananlar, Allah yolunda savasırlar, kafir olanlar, Seytan yolunda savasırlar. Savasın Seytan'ın dostlarıyla ve suphe yok ki Seytan'ın hilesi zayıftır

[77] Gormez misin savastan el cekin ve namaz kılın, zekat verin denenleri? Onlara savas farz edilince iclerinden bir kısmı, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha da fazla korkmaya basladılar da ne olurdu, yakın olan olumumuze dek bu emri geciktirseydin, bize savası emretmeseydin dediler. De ki: Dunyanın zevki azdır, ahiretse sakınanlar icin daha hayırlıdır ve onlar, hurma cekirdeginin icindeki incecik kıl kadar bile zulum gormezler

[78] Nerede olursanız olun, olum sizi bulur; hatta isterseniz saglamlastırılmıs yuksek kalelerde olun. Onlara bir iyilik geldi mi bu derler, Allah'tan. Bir kotuluk geldi mi, bu derler, senden. De ki: Hepsi Allah'tan. Ne oldu bu kavme ki hicbir sozu anlamaya yanasmıyor

[79] Sana gelen iyilige ait sey Allah'tandır, kotuluge ait olansa nefsinden ve biz seni insanlara peygamber olarak gonderdik, buna tanık olarak Allah yeter

[80] Peygambere itaat eden, gercekten de Allah'a itaat etmistir, yuz cevirene gelince; zaten biz seni onları korumak icin gondermedik ki

[81] Bizden itaat etmek derlerse de yanından ayrıldılar mı onların bir kısmı, geceleyin senin dediginden bambaska seyler kurar, Allah da onların kurduklarını yazar. Yuz cevir onlardan de dayan Allah'a, Allah yeter koruyucu olarak

[82] Hala mı dusunmezler Kur'an'ı Allah katından gayrı bir yerden gelseydi onda, birbirini tutmaz bircok seyler bulurlardı

[83] Emniyete, yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal yayarlar. Halbuki Peygambere ve iclerinden emre salahiyeti olanlara basvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar, elbette onlardan gercegini ogrenirlerdi. Allah'ın ihsanı ve acıması olmasaydı pek azınız mustesna, Seytan'a uyup gitmistiniz

[84] Gayrı savas Allah yolunda, kendinden baskasından sorumlu degilsin sen ve tesvik et inananları. Olur da Allah kafirlerin zararını ve zulmunu defedip giderir ve Allah'ın azabı da pek cetindir, cezası da

[85] Kim iyi bir sefaatte bulunursa o sefaatten payı vardır ve kim kotu bir sefaatte bulunursa ondan payı var ve Allah her seyi bilir korur

[86] Size selam verildigi vakit selamı daha guzel bir sozle, yahut aynı sozle alın ve Allah, suphe yok ki her seyi hakkıyla hesaplar

[87] Bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak. Kıyamet gununde hepinizi toplayacaktır ve o gunde hic suphe yoktur ve kimdir Allah'tan daha dogru sozlu

[88] Ne oluyor size de munafıklar hakkında iki boluk oluyorsunuz, Allah onları, kazandıkları sucları yuzunden gerisin geri kufre dondurdu; Allah'ın yoldan cıkarıp azdırdıgını dogru yola getirmek mi istersiniz? Ve Allah kimi azdırdıysa artık onun icin hicbir yol bulamazsınız

[89] Onlar, sizin de kendileri gibi kafir olmanızı ve boylece de hepinizin bir olmanızı isterler, onun icin Allah yolunda yurtlarından gocmedikce onların hicbirini dost edinmeyin. Bunu kabul etmez de yuz cevirirlerse tutun onları ve oldurun onları buldugunuz yerde ve onlardan ne dost edinin, ne yardımcı

[90] Ancak sizinle onların arasında ahitlesme olan bir kavme sıgınanlar, yahut sizinle veya kendi kavimleriyle savasmaya yurekleri dayanmayıp size gelenler, bu hukumden dısarıdır ve Allah dileseydi onları size musallat ederdi de sizinle savasırlardı. Sizi bırakırlar, sizinle savasmazlar ve barıs teklifinde bulunurlarsa Allah da onların aleyhinde bulunmaya bir yol bırakmamıstır size

[91] Baska bir bolugunu de soyle bulacaksınız: Onlar, sizden de emin olmak isterler, kavimlerinden de. Fakat bir fitneye sevk edilince ta icine dalıverirler. Onlar sizi bırakmazlar, sizinle barıs halinde yasamazlar ve sizden el cekmezlerse tutun onları, oldurun onları buldugunuz yerde ve iste size, onlara karsı apacık bir kudret ve salahiyet verdik

[92] Inanan birisinin, bir inanmıs kisiyi oldurmesi caiz degildir, ancak yanlıslıkla olursa o baska. Yanlıslıkla bir mumini olduren, mumin bir kole azat eder, oldurulenin ailesine de kan pahası verir, ancak ailesi, kan pahasını sadaka olarak bagıslarsa vermez. Oldurulen, mumin olmakla beraber size dusman olan bir kavimdense olduren, mumin bir kole azat eder. Oldurulen, aranızda ahitlesme olan bir kavimdense ailesine kan pahası vermek ve bir mumin azat etmek gerek. Bunları yapamayan, Allah'a tovbe ederek iki ay, birbiri ardınca oruc tutar ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[93] Ve kim bir mumini kasten oldururse cezası cehenneme atılmaktır, ebedi kalır orada ve Allah ona gazap eder ve rahmetinden uzaklastırır onu ve ona pek buyuk bir azap hazırlamıstır da

[94] Ey inananlar, Allah yolunda savasa gittiginiz zaman pek dikkatli ve ihtiyatlı olun ve size selam verene, dunya menfaatini dileyerek sen mumin degilsin demeyin, suphe yok ki Allah katında cok ganimetler var. Siz de once boyleydiniz de Allah size lutfetti, o halde dikkat edin, ihtiyatlı olun; hic suphe yok ki Allah, butun yaptıklarınızdan haberdardır

[95] Mazeretleri olanlar mustesna, muminlerden savasa katılmayıp oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savasanlar, esit olamaz. Allah, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savasanları, derece bakımından, oturanlardan ustun etmistir. Allah, hepsine de iyilikler, guzellikler vaat etti ve Allah ustun etti savasanları oturanlardan, pek buyuk bir ecirle

[96] Kendi katından ihsan ettigi derecelerle, yarlıgamayla ve rahmetle ve Allah sucları ortup yarlıgayan rahimdir

[97] Melekler, nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken ne haldeydiniz derler. Onlar da, yeryuzunde derler, aciz kisilerdik biz. Melekler, Allah'ın yeri genis degil miydi derler, siz de hicret edeydiniz. Iste onlardır yurtları cehennem olanlar ve orası, ne de kotu bir yurttur

[98] Ancak yurtlarından gocmek icin bir duzen, bir yol bulamayan gercekten de aciz erkeklerle kadınlar ve cocuklar bu hukumden dısarı

[99] Onlardır Allah'ın bagıslayacagı umulanlar ve Allah bagıslayıcıdır, sucları ortucudur

[100] Allah yolunda yurdundan gocen, yeryuzunde barınacak bircok yerler bulur, ferahlıga erer ve kim, Allah ve Peygamberi ugrunda evinden cıkıp hicret eder de sonra ona olum gelip catarsa onun ecri Allah'a aittir ve Allah sucları orter rahimdir

[101] Yeryuzunde sefere cıktıgınız zaman kafirlerin, size bir zarar vereceginden urkerseniz namazı kısaltmada bir vebal yok size ve kafirler, zaten size apacık dusmandır

[102] Onların icinde bulunur da namaz kıldırırsan onların bir kısmı seninle beraber ve silahları yanlarında olarak namaz kılsın, secde ettiler mi obur kısmı, arkanızda dursun. Sonra namaz kılmayan takım gelsin, seninle namaz kılsın, kalkanlarını, silahlarını ustlerinde bulundursunlar. Kafirler, birdenbire ustunuze bir saldırısta bulunmak icin sizin silahlarınızdan, esyanızdan gafil olmanızı isterler. Ancak yagmurdan dolayı muskulata ugrarsanız, yahut hastaysanız silahlarınızı cıkarmada vebal yok size, fakat ihtiyatlı davranın; suphe yok ki Allah, kafirlere asagılatıcı bir azap hazırlamıstır

[103] Namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken ve yanınıza yaslanınca Allah'ı anın, tam emniyete ve huzura ulasınca da namazı dosdogru kılın, cunku namaz, muminlere muayyen vakitlerde kılınmak uzere farz edilmistir

[104] Dusman olan kavmi takipte gevsek davranmayın. Siz acı duyuyorsanız suphe yok ki onlar da sizin duydugunuz acıyı duyuyorlar ve siz Allah'tan, onların ummadıgı seyleri umuyorsunuz ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[105] Biz sana kitabı, insanlar arasında Allah'ın sana gosterdigi gibi hukmedesin diye bir gercek olarak indirdik, hainleri savunma

[106] Allah'tan yarlıganma dile, suphe yok ki Allah, sucları orten rahimdir

[107] Nefislerine hainlik edenlerden yana cıkıp ugrasma; suphe yok ki Allah, hainlikte ileri giden sucluları sevmez

[108] Insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler, halbuki Tanrının razı olmadıgı sozu geceleyin soylerler, duzenler duzerlerken de o, onlarlaydı ve Allah, onların butun yaptıklarını kavrar

[109] Iste siz o kisilersiniz ki dunya hayatında onları tuttunuz, onlar icin ugrastınız; fakat kıyamet gununde, Allah'a karsı kim savunacak onları, yahut kim koruyacak onları

[110] Kim bir kotuluk eder, yahut nefsine karsı zulumde bulunur da sonra Allah'tan yarlıganmak dilerse Allah'ı, sucları ortucu ve rahim olarak bulur

[111] Kim bir suc islerse o sucu kendi aleyhine kazanmıstır, zararı kendine ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[112] Kim bir hatada bulunur, yahut suc isler de onu bir sucsuza isnat ederse iftirada bulunmus, apacık bir gunahı yuklenmis olur

[113] Allah'ın sana lutfu, ihsanı ve rahmeti olmasaydı onların bir kısmı seni bile dogru yoldan cıkarmayı kurmustu, fakat onlar, ancak kendilerini sapıklıga sevk ederler ve hicbir hususta sana zarar veremezler ve Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve evvelce bilmedigin seyleri ogretti sana ve Allah'ın, sana lutfu ve ihsanı pek buyuktur

[114] Onların toplanıp gizlice konusmalarının cogunda hayır yoktur; ancak kim sadakayı, iyiligi ve insanların arasını bulmayı emrederse onun sozunde hayır var. Allah'ın razılıgını kazanmak icin bunları yapana pek buyuk bir mukafat verecegiz

[115] Kendisince dogru yol apacık belli olduktan sonra Peygambere aykırı hareket eden ve inananların yolundan baska bir yola giden kisiyi dondugu yolda bırakırız ve cehenneme atarız; orası, ne de kotu yerdir

[116] Suphe yok ki Allah, kendisine es tanıyanı yarlıgamaz, bundan baska diledigi kisinin butun suclarını orter, yarlıgar ve kim Allah'a es tanırsa oylesine sapıtmıstır ki tuttugu yol, dogru yoldan pek uzaktır

[117] Onlar, Allah'ı bırakırlar da disi saydıkları putlara taparlar, boylece de ancak inatcı Seytan'a tapmıs olurlar

[118] Allah'sa ona lanet etmisti, o da demisti ki: Andolsun ki kullarından bir kısmını, ayartacagım da

[119] Onları dogru yoldan saptıracagım, olmaz isteklere surukleyecegim, putlara hayvanlar adatacagım da onların kulaklarını yarmalarını, Allah'ın yarattıgını bozmalarını emredecegim. Allah'ı bırakıp Seytan'ı dost edinen, apacık bir zarara dusmus, ziyana ugramıstır

[120] Seytan, onlara vaatlerde bulunur, onları olmayacak isteklere surukler, kuruntular verir; fakat Seytan'ın vaatleri, ancak aldatıstan ibarettir

[121] Onlardır yurtları cehennem olanlar ve oradan baska bir sıgınak bulamazlar

[122] Inananları ve iyi islerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacagız, oralarda ebedi kalacaklar; iste Allah'ın gercek vaadi ve kimdir Allah'tan daha dogru sozlu

[123] Ne sizin bosuna kuruntularınızın aslı var, ne kitap ehlinin kuruntularının aslı. Kim kotuluk ederse cezasını gorur ve Allah'tan baska ne bir dost bulur, ne bir yardımcı

[124] Erkek olsun, kadın olsun, inanıp da iyi islerde bulunanlar, cennete girerler ve kıl kadar bile zulum gormezler, hakları zayi olmaz

[125] Kimin dini daha guzeldir iyilikte bulunarak ozunu Allah'a teslim eden ve Tanrıyı bir tanıyan Ibrahim'in dinine uyan kisinin dininden ve Allah Ibrahim'i dost edinmistir

[126] Allah'ındır ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve Allah, her seyi kavramıs, kusatmıstır

[127] Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar, de ki: Onlar hakkındaki fetvayı Allah veriyor ve kendilerine verilmesi icap eden mirası vermediginiz ve begenip almadıgınız yetim kızlarla aciz cocuklar hakkında ve yetimlere adaletle muamele hususunda iste size kitapta okunan hukum. Hayra ait neler yaparsanız suphe yok ki Allah hepsini bilir

[128] Kadın, kocasının kendisine eziyet edeceginden, yahut kendisini ihmal edeceginden korkarsa karıyla kocanın, kendi aralarında uzlasıp barısmaları hususunda her ikisine de vebal yok ve barıs, daha hayırlıdır da. Zaten nefislerde nekeslik meyli vardır, fakat iyilik eder, hos gecinir ve sakınırsanız suphe yok ki Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

[129] Kadınlar arasında adaletle muamele etmeyi ne kadar isteseniz, bu hususa ne kadar dusseniz imkan yok, yapamazsınız, adaletle muamele edemezsiniz. Hic olmazsa onların birine tamamıyla meyledip oburunu muallaktaymıs gibi bir vaziyete dusurmeyin, uzlasır ve sakınırsanız suphe yok ki Allah, sucları orter rahimdir

[130] Karıyla koca ayrılacak olurlarsa Allah, her birini lutuf ve keremiyle ihtiyactan kurtarır ve Allah'ın lutfu boldur, hukum ve hikmet sahibidir o

[131] Ve Allah'ındır ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde Andolsun ki sizden once kendilerine kitap verilenlere de, size de Allah'tan cekinmenizi tavsiye ettik. Fakat kafir olursanız suphe yok ki Allah'ındır ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve Allah, her seyden mustagnidir ve ovus ona layıktır

[132] Ve Allah'ındır ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve koruyucu olarak Allah yeter

[133] Dilerse ey insanlar, sizi ortadan kaldırır, baskalarını getirir ve Allah'ın buna gucu yeter

[134] Dunya mukafatını dileyen bilsin ki dunya mukafatı da Allah'ın yanındadır, ahiret mukafatı da ve Allah her seyi duyar, gorur

[135] Ey inananlar, Allah icin daima adaleti tam yerine getirin ve tanıklıgı o yolda yapın, hatta kendi aleyhinize, yahut anayla babanın ve yakınların aleyhine bile olsa. Hatta zengin, yahut yoksul bile olsa, cunku Allah ikisine de sizden daha ziyade sahiptir, sizden daha fazla korur onları ve siz, adaleti icra ederken nefsinizin dilegine uymayın. Bir tarafı gozeterek hukum verir, yahut birinden yuz cevirirseniz bilin ki Allah, suphe yok, yaptıklarınızın hepsinden haberdardır

[136] Ey inananlar, inanın Allah'a ve Peygamberine ve Peygamberine indirdigi kitaba ve evvelce inen kitaba ve kim Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gunune inanmazsa suphe yok ki dogru yoldan pek uzak kalmıs, tamamıyla sapıtmıs gitmistir

[137] O kisiler ki iman ettiler de sonra kafir oldular, sonra gene iman ettiler, sonra gene kafir oldular, sonra da kufurlerini arttırdılar, Allah suclarını ortmez onların ve dogru yola getirmez onları

[138] Munafıkları, elemli bir azapla mujdele

[139] Onlar, inananları bırakırlar da kafirleri dost edinirler. Yuceligi, kudreti onlardan mı umuyorlar, onlardan mı arıyorlar? Hic suphe yok ki butun yucelik ve kudret Allah'ındır

[140] Kitapta, Allah'ın ayetlerini inkar ettiklerini ve onlarla eglendiklerini duyarsanız, baska bir bahisten soz acıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlara benzersiniz diye size bir emir indirmistir. Suphe yok ki Allah, munafıklarla kafirlerin hepsini de cehennemde toplayacaktır

[141] Onlar, sizin ahvalinizi gozetip dururlar. Siz, Allah'ın lutfuyle bir fetih elde ederseniz biz de derler, sizinle degil miydik? Kafirlere bir zafer payı dusse ustunlugunuzu temin etmedik mi, inananların, size hucumunu menetmedik mi derler. Kıyamet gununde, Allah hakkınızda hukmeder ve Allah, kafirlere, muminler aleyhine bir yol, bir basarı vermez

[142] Munafıklar, Allah'ı kandırmak isterler ve o da onların cezasını verir. Onlar, namaza usenerek kalkarlar, halk gorsun diye kılarlar ve Allah'ı pek az anarlar ancak

[143] Onlar, imanla kufur arasında bocalayıp dururlar, ne onlara mal olurlar, ne bunlara ve Allah, kimi dogru yolundan saptırdıysa onu yola getiremezsin artık

[144] Ey inananlar, muminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Ister misiniz kendi aleyhinizde Allah'a apacık bir delil veresiniz

[145] Suphe yok ki munafıklar, atesin en asagı katındadırlar ve kesin olarak onlara bir tek yardımcı bile bulamazsın

[146] Ancak tovbe edenler, ıslah olanlar, Allah'a sarılanlar ve Allah icin dinlerinde ihlas sahibi bulunanlar mustesna. Onlar, inananlarladır ve Allah, muminlere pek buyuk bir ecir verecektir

[147] Allah ne diye azab etsin size sukrederseniz ve inanırsanız ve Allah sukredenlerin mukafatını verir ve onları bilir zaten

[148] Allah, zulum goren mustesna, kotu sozun apacık soylenmesini sevmez ve Allah duyar, bilir

[149] Acıkca bir hayır yaparsanız, yahut yaptıgınız hayrı gizlerseniz, yahut da gordugunuz kotulugu bagıslarsanız bilin ki Allah, suphe yok, bagıslayıcıdır, her seye gucu yeter

[150] Onlar, oyle kisilerdir ki Allah'ı ve peygamberlerini inkar ederler, Allah'la peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve bazısına inandık, bazısına inanmadık derler ve imanla kufur arasında bir yol tutmak isterler

[151] Iste onlardır gercekte kafirler ve biz kafirler icin, asagılatıcı bir azap hazırlamısızdır

[152] Allah'a ve peygamberlerine inananlara ve iclerinden hicbirini ayırt etmeyenlere gelince: Onlara ecirleri verilecektir ve Allah, sucları orten rahimdir

[153] Kitap ehli, onlara gokten bir kitap indirmeni isterler, Musa'dan bundan da buyuk bir sey istemisler, bize Allah'ı apacık goster demislerdi de zulumleri yuzunden bir yıldırım dusup yakıvermisti onları. Sonra da onlara apacık deliller geldigi halde buzagıya tanrı demislerdi, gene de bu suclarını bagıslamıstık da Musa'ya apacık bir kudret vermistik

[154] Ettikleri ahdi yerine getirsinler diye Tur dagını, oldukları yerin ustunde yuceltmis ve onlara, sehrin kapısından secde ederek girin demistik ve cumartesi gunu demistik, haddi asmayın ve onlardan pek kuvvetli bir soz almıstık

[155] Sonra sozlerinde durmayıp ahitlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere oldurmeleri ve kalplerimiz kapalı, anlamıyoruz demeleri yuzunden cezalarını buldular; kalplerini, kufurleri yuzunden Allah kapamıstır, o yuzden de iclerinden ancak pek azı imana gelir

[156] Ve inkar etmeleri, Meryem hakkında soz soylemeleri, ona pek buyuk bir iftirada bulunmaları

[157] Ve biz Allah'ın peygamberi Meryemoglu ve Mesih Isa'yı oldurduk demeleri yuzunden cezalarını buldular. Onu olduremediler de, asamadılar da, onlara oyle gorundu. Zaten ihtilafa dustukleri seyde de onun hakkında zan icindedir onlar, ona ait bir bilgileri yoktur da ancak supheye kapılırlar. Gercekten de apacık onu olduremediler

[158] Allah onu kendisine yuceltti ve Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[159] Ve kitap ehlinden hicbiri kalmayacak ki onun olumunden once ona inanmasın, o da kıyamet gunu, onların aleyhine tanık olacak

[160] Yahudi olanlardan meydana gelen zulum yuzunden de onlara helal edilen tertemiz seyleri haram ettik ve bu, halkın cogunu Allah yolunda menetmeleri

[161] Nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri yuzundendir ve biz, iclerinden kafir olanlara elemli bir azap hazırladık

[162] Fakat onlardan bilgide ileri olanlar ve inananlar, sana indirilene de inanırlar, senden once indirilenlere de ve namaz kılanlardır, zekat verenlerdir, Allah'a ve ahiret gunune inananlardır onlar ve biz onlara buyuk bir ecir verecegiz

[163] Biz vahyettik sana, nitekim vahyettik Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere ve vahyettik Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakup'a ve evlatlarına ve Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Suleyman'a ve Davud'a Zebur'u verdik

[164] Ve oyle peygamberler var ki onların ahvalini anlattık sana onceden ve Allah Musa ile de konusmustu

[165] Ve peygamber, mujdeleyenlerdir ve korkutucu haber verenler; ta ki insanların, peygamberler geldikten sonra Allah'a karsı bir mazeretleri, bir bahaneleri kalmasın artık ve Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[166] Fakat Allah, sana indirdigi kitapla tanıklık eder ki onu, bilerek indirmistir ve melekler de tanıklık ederler ve tanık olarak Allah yeter

[167] Kafir olanlar ve halkı Allah yolundan cıkaranlarsa oylesine sapıtmıslardır ki tuttukları yol, dogru yoldan pek uzaktır

[168] Kafir olanları ve zulmedenleri Allah yarlıgamaz ve onları hic bir yola sevk etmez

[169] Ancak cehennem yoluna sevk eder, ebedi kalırlar orada ve bu, Allah'a pek kolaydır

[170] Ey insanlar, suphe yok ki peygamber, Rabbinizden gercek olarak gelmistir size, siz de inanın, hayırlıdır size bu. Inkar ederseniz suphe yok ki Allah'ındır ne varsa goklerde ve yeryuzunde ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[171] Ey kitap ehli, dininizde asırı gitmeyin ve Allah hakkında gercek olanı soyleyin. Meryemoglu Mesih Isa, ancak Allah'ın peygamberidir ve Meryem'e ilga ettigi kelimesidir ve kendisine ait bir ruhtur. Artık inanın Allah'a ve peygamberlerine ve Tanrı uctur demeyin, vazgecin bundan, bu hayırlıdır size. Allah, ancak tek tanrıdır, ogul sahibi olmaktan munezzehtir ve onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve koruyucu olarak Allah yeter

[172] Ne Mesih, Allah'a kul olmaktan cekinir, ne de Tanrının kendisine yakınlastırdıgı melekler ve ona kulluktan cekinen ve ululanmak isteyenleri o, tapısında toplayacaktır

[173] Inananların ve iyi isler isleyenlerin ecirlerini odeyecek ve lutfunu, onlar hakkında daha da arttıracaktır. Kulluktan cekinip ululanmak isteyenleriyse elemli bir azapla azaplandıracaktır ve onlar, Allah'tan baska ne bir dost bulurlar, ne bir yardımcı

[174] Ey insanlar, size Rabbinizden reddi mumkun olmayan bir delil gelmistir ve size apacık bir nur indirmisizdir

[175] Allah'a inanıp ona sarılanları o, kendi rahmetine ve ihsanına alacak ve onları dogru yola sevkedecektir

[176] Fetva isterler senden, de ki; Allah size fetva vermede babası ve cocugu olmayanın mirasına ait: Evladı olmayan bir erkek olur de onun bir tek kız kardesi kalırsa bıraktıgı malın yarısı onundur. Mirascı erkek kardesse cocugu ve babası olmayan kız kardesinin bıraktıgı butun mal, onundur; kız kardes ikiyse, yahut daha fazlaysa erkek kardesin bıraktıgı malın ucte ikisini alırlar. Mirascılar, aynı sartlar dahilinde erkek ve kız kardeslerse erkege, kadına nispetle iki pay verilir. Allah, size dogru yoldan sapmamanız icin bunları acıklamaktadır ve Allah, her seyi bilir

Mâide

Surah 5

[1] Ey inananlar, ahitlerinizi yerine getirin. Dort ayaklı hayvanlar helal edilmistir size, ancak size soylenecekler mustesna; ihramdayken, helal olan hayvanları avlanmak da haramdır. Suphe yok ki Allah, diledigini hukmeder

[2] Ey inananlar, Allah'a ibadete vesile olan, hac toreni yapılan yerlerin ve savasın haram edildigi ayların hurmetini koruyun, hac kurbanlarına, kurban edilecekleri belli olsun diye boynuna bir sey takılan hayvanlara, Rablerinden bir lutfe ve razılıga ulasmak icin Beytul Haram'ı ziyarete gelenlere hurmetsizlik etmeyin. Ihramdan cıkınca avlanın. Sizi Mescidi Haram'dan meneden kavme karsı beslediginiz kin asırı hareket etmenize, tecavuzde bulunmanıza sebep olmasın. Iyilik etmek ve kotulukten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suc islemek ve dusmanlık etmek icin yardımlasmayın ve Allah'tan sakının, suphe yok ki Allah'ın cezası, cok cetindir

[3] Haram edilmistir size olu, kan, domuz eti, Allah'tan gayrı putlar adına kesilen hayvanlar, bogulmus, vurulmus, yuksek bir yerden dusup olmus, baska bir hayvan tarafından susulup oldurulmus, canavar tarafından parcalanmıs olanlar; ancak olmeden yetisip kestikleriniz mustesna; ve tastan yapılmıs ve dikilmis putlar adına kesilenler ve fal icin cekilen oklarla rızık arayıs. Bunlar, kotuluktur. Bugun kafirler, dininiz yuzunden meyus olmuslardır artık sizden, korkmayın onlardan, benden korkun. Bugun dininizi ikmal ettim, size verdigim nimetimi tamamladım, size din olarak Muslumanlıgı verdim de hosnut oldum. Pek ac kalıp zora dusen, suc islemek niyetinde olmamak sartıyla haram edilen seyleri yiyebilir ve suphe yok ki Allah, sucları orter rahimdir

[4] Kendilerine neler helal edilmistir diye sana sorarlar. De ki: Size temiz seyler ve Allah'ın, size ogrettigi bilgiyle ogretip yetistirdiginiz avcı hayvanların tuttukları avlar helal edilmistir. Sizin icin tuttuklarını yiyin ve avlanır, avı tutup keserken Allah adını anın ve Allah'tan sakının, suphe yok ki Allah, pek tez hesap gorur

[5] Bugun size butun temiz seyler helal edilmistir ve kendilerine kitap verilenlerin yemekleri de helaldir size, sizin yemekleriniz de helaldir onlara ve inanan kadınlardan namus ve iffet sahibi olanlarla kendilerine kitap verilenlere mensup namuslu kadınlar da, mehirlerini vermek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak sartıyla size helaldir ve kim imanı inkar ederse butun isledikleri bosa gider ve o, ahirette ziyan edenlerdendir

[6] Ey inananlar, namaza kalktıgınız zaman yıkayın yuzlerinizi ve dirseklerinizle beraber ellerinizi ve basınızın bir kısmını meshedip ayaklarınızı topuklarınızla beraber ve cunupseniz iyice yıkanıp arının. Hastaysanız, yahut seferdeyseniz, yahut icinizden biri ayak yolundan geldiyse, yahut da kadınlara temas etmisseniz su bulamadıgınız takdirde temiz toprakla teyemmum edin de toprakla yuzunuzu, ellerinizi meshedin. Allah, sizi guce kosmayı istemez, fakat sukredesiniz diye tertemiz olmanızı ve size verdigi nimeti tamamlamayı diler

[7] Anın size verilen Allah nimetini ve duyduk, itaat ettik dediginiz zaman ona vermis oldugunuz sozu ki bu sozle baglamıstır sizi ve cekinin Allah'tan. Suphe yok ki Allah, yureklerde ne var bilir

[8] Ey inananlar, Allah icin daima dogru hukmedin, adalete tam uygun tanıklıkta bulunan ve bir kavme olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalette bulunun ki bu, takvaya daha yakındır ve cekinin Allah'tan. Suphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsindende haberdardır

[9] Allah, inanıp iyi islerde bulunanlara vaat etti, onlarındır yarlıganma ve pek buyuk mukafat

[10] Kafir olanlara ve ayetlerimizi inkar edenlere gelince: Onlardır cehennem ehli

[11] Ey inananlar, anın Allah'ın nimetini size, hani bir kavim, size el uzatmaya niyetlenmisti de onların ellerini cektirmisti sizden ve cekinin Allah'tan ve inananların, ancak Allah'a dayanmaları gerek

[12] Ve Allah Israilogullarından kuvvetli soz almıstı ve onlardan on iki emin adam gondermistik ve Allah demisti ki: Ben, sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır, onlara yardım edip ulularsanız ve Allah'a borc verircesine onun yolunda yoksulları doyurur, iyilik eder, para harcarsanız mutlaka kusurlarınızı orter ve mutlaka sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat bundan sonra icinizden kafir olan, suphe yok ki dogru yoldan sapmıstır artık

[13] Ahitlerini bozdukları, verdikleri sozden dondukleri icin lanet ettik onlara ve kalplerini katılastırdık. Onlar, sozlerin yerini degistirirler, kendilerine verilen ogutten bir hisse de almazlar. Pek azı mustesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bagısla onları, gec suclarından. Suphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever

[14] Onlardan, biz Nasraniyiz diyenler de var, onlardan da soz aldık, fakat kendilerine verilen ogutten hisse almayı unuttular, biz de kıyamete dek aralarına dusmanlık ve kin saldık. Allah, onların neler yaptıgını bildirecek

[15] Ey kitap ehli, kitapta oldugu halde gizlediklerinizin cogunu apacık size bildiren, cogunu da affedip yuzunuze vurmayan Peygamberimiz gelmistir size; Allah'tan bir nur ve apacık bir kitap gelmistir size

[16] Allah, kendi rızasına uyanları, onunla esenlik yollarına goturur ve dilegiyle onları karanlıklardan aydınlıga cıkarır ve onları dogru yola sevk eder

[17] Gercekten de suphe yok ki Allah, Meryem oglu Mesih'tir diyenler kafir oldular. De ki: Meryem oglu Mesih'i de, anasını da ve yeryuzundekilerin hepsini de helak etmeyi dilese Allah'a karsı herhangi bir seye kim sahip cıkabilir? Ve Allah'ındır goklerin, yeryuzunun ve ikisinin arasında olanların saltanatı. Diledigini yaratır ve Allah'ın her seye gucu yeter

[18] Yahudiler ve Nasraniler, biz Allah'ın ogullarıyız ve sevgilileriyiz dediler. De ki: Oyleyse neden gunahlarınızdan dolayı size azap ediyor? Hayır, siz, ancak onun yarattıgı insanlardansınız; o, diledigini yarlıgar, diledigine azap eder ve Allah'ındır goklerin, yeryuzunun ve ikisinin arasında bulunanların saltanatı ve her is, ona aittir

[19] Ey kitap ehli, bize ne bir mujdeci geldi, ne bir korkutucu dememeniz icin peygamberlerin arasının kesildigi bir devirde size, her seyi acıklayan Peygamberimiz geldi. Iste size suphesiz olarak bir mujdeci, bir kokutucu geldi ve Allah'ın, her seye gucu yeter

[20] Hatırla o zamanı ki Musa, kavmine, ey kavim demisti, anın Allah'ın size verdigi nimeti ki icinizden peygamberler gonderdi ve padisahlar cıkardı ve size, alemlerde, hicbir kimseye vermedigini verdi

[21] Ey kavmim, Allah'ın size vermeyi takdir ettigi kutlu yere girin ve gerisingeriye donmeyin, yoksa ziyankar olursunuz, ancak ziyana donersiniz

[22] Onlarsa ya Musa demislerdi, orada zorlu erler var, onlar orada oldukca biz, kesin olarak giremeyiz, ama oradan cıkarlarsa gireriz

[23] Iclerinden, korkan ve Allah tarafından nimetlere mazhar olmus bulunan iki kisi, kapıdan girip saldırın ustlerine demisti; oraya girerseniz suphe yok ki ust olursunuz siz ve ancak Allah'a dayanın inanmıssanız

[24] Ya Musa demislerdi, onlar orada bulundukca biz, oraya ebediyen giremeyiz. Sen, Rabbinle git, ikiniz carpısın onlarla, biz burada oturup duracagız

[25] Musa, ya Rabbi demisti, benim hukmum ancak kendime, bir de kardesime geciyor. Su kotuluk eden kavimle aramızı sen ayır

[26] Tanrı demisti ki: Orası, tam kırk yıl onlara haram edildi. Colde sersemcesine dolasacaklar, tasalanma o kotulukte bulunanlar icin

[27] Oku onlara Adem'in iki ogluna ait gercek haberi. Hani onlar, Tanrıya yaklasmak icin kurban sunmuslardı da birininki kabul edilmisti, oburununki kabul edilmemisti ve o, seni mutlaka oldurecegim demisti ona, o da demisti ki: Allah ancak, kendisinden cekinenlerin kurbanını kabul eder

[28] Andolsun, beni oldurmek icin elini uzatsan da bana, ben sana, seni oldurmek icin elimi uzatmayacagım; cunku ben, alemlerin Rabbi Allah'tan korkarım

[29] Dilerim, kendi sucunla beraber benim sucumu da yuklenesin de cehennem ehlinden olasın ve budur cezası zulmedenlerin

[30] Nihayet kardesini oldurme hususunda nefsine uydu da oldurdu onu ve ziyankarlardan oluverdi

[31] Sonra, kardesinin cesedini nasıl ortecegini gostermek icin Allah, bir karga gonderdi. Bu karga, yeri esmedeydi. Yazıklar olsun bana dedi, kardesimin cesedini gommede su karga kadar bile olamadım ha? Ve o, artık nedamet edenlere katılmıstı zaten

[32] Bu yuzden su hukmu yazdık Israilogullarına: Suphe yok ki bir insanı oldurmesine, yahut yeryuzunde bozgunculuk etmesine karsılık olmayarak birisini olduren, butun insanları oldurmus gibidir ve kim, birisini kurtarır, diriltirse butun insanları diriltmis gibidir. Andolsun ki peygamberlerimiz, onlara apacık delillerle geldiler de gene onların cogu, bundan sonra yeryuzunde hadlerini astılar

[33] Allah'a ve Resulune savas acanlarla yeryuzunde bozgunculuk etmeye kosanların cezaları, ancak oldurulmektir, yahut asılmaktır, capraz olarak elleriyle ayaklarının kesilmesidir, yahut da bulundukları yerden surulmeleridir. Bu, onların dunyada ugradıkları horluktur, ahiretteyse pek buyuk bir azap vardır onlara

[34] Ancak onlardan, ele gecmeden tovbe edenler, bu hukumden dısarıdır. Suphesiz olarak bilin ki Allah, sucları orter, rahimdir

[35] Ey inananlar, cekinin Allah'tan ve onu vesileyle arayın ve savasın onun yolunda da muradına erenlerden olun

[36] Kafir olanlar, yeryuzunde ne varsa hepsine, hatta bir misli fazlasına sahip olsalar da kıyamet gununun azabından kurtulmak icin hepsini verseler gene makbule gecmez ve onlara pek elemli bir azap vardır

[37] Atesten cıkmak isterlerse de cıkamaz onlar ve onlar icindir surup giden bir azap

[38] Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karsılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[39] Ettigi zulumden sonra tovbe eden ve duzgun bir hale gelenin tovbesini Allah kabul eder. Suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[40] Bilmez misin Allah'ı ki goklerin de tasarrufu ona aittir, yeryuzunun de ve diledigine azap eder, diledigini yarlıgar ve Allah'ın, her seye gucu yeter

[41] Ey Peygamber, agızlarıyla inandık diyen, fakat yurekleriyle inanmayanlardan ve Yahudilerden, boyuna kafirlige kosusanlar, seni mahzun etmesin. Onlar, sozleri, yalan soylemek icin boyuna dinleyip dururlar, senin yanına gelmemis olan bir baska kavim icin dinlerler boyuna. Onlar, sozlerin bazısının yerlerini degistirirler de size su tarzda fetva verilirse derler, kabul edin, verilmezse cekinin kabul etmekten ve Allah, kime azab etmek isterse sen, Allah'ın istegine karsı o adama hicbir sey yapamazsın. Onlar, oyle kisilerdir ki Allah, yureklerini temizlemeyi murad etmemistir. Onlar icindir dunya da horluk ve onlar icindir ahirette pek buyuk bir azap

[42] Onlar, yalan soylemek icin boyuna dinlerler, haramı ve rusveti de boyuna yerler. Sana gelirlerse aralarında hukum ver, yahut da yuz cevir onlardan. Yuz cevirirsen, kesin olarak sana hicbir zarar veremez onlar ve eger hukum verirsen, aralarında, adaletle hukum ver, suphe yok ki Allah, adalet sahiplerini sever

[43] Nasıl oluyor da icinde Allah'ın hukmu bulunan Tevrat, yanlarındayken senin hukmune bas vuruyorlar, sonra da gene bu hukumden yuz ceviriyorlar? Onlar, zaten inanmamıslardır

[44] Suphe yok ki biz, Tevrat'ı indirdik, onda dogru yola sevk edis ve nur var. Tanrıya teslim olan peygamberlerle hukumleri bilenler ve Allah kitabını korumaya memur olan bilginler, Yahudilere, hep ona gore hukum verirlerdi ve hepsi de o kitabın dogruluguna tanıktı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi, az bir menfaat karsılıgında satmayın ve kimler, Allah'ın indirdigi hukme uygun olarak hukum vermezlerse onlardır kafirlerin ta kendileri

[45] Ve o kitapta onlara hukmettik ki cana karsılık can, goze karsılık goz, burna karsılık burun, kulaga karsılık kulak, dise karsılık dis ve yaralara karsılık da yaralarla kısas var. Fakat kim bagıslar da hakkından gecerse bu, suclarının yarlıganmasına sebep olur ve kimler, Allah'ın indirdigi hukme gore hukum vermezlerse onlardır zalimlerin ta kendileri

[46] Onların izinden de, ellerinde bulunan Tevrat'ı gerceklemek uzere Meryemoglu Isa'yı gonderdik ve ona, icinde dogru yola sevk eden hukumler ve nur bulunan ve ellerindeki Tevrat'ı gercekleyen, cekinenleri dogru yola sevk eden sakınanlara ogut olan Incil'i verdik

[47] Incil ehli de, Allah'ın o kitapta indirdigi hukumlerle hukum versinler. Ve kimler Allah'ın indirdigi hukme gore hukum vermezlerse onlardır Tanrı buyrugundan cıkanların ta kendileri

[48] Ve sana da, onceki kitabı gercekleyen ve ona, emin bir tanık olan kitabı, gercek olarak indirdik. Artık aralarında, Allah'ın indirdigine gore hukum ver ve sana gelen gercekten donup onların isteklerine uyma. Sizden her birerinize bir seriat, bir yol tayin ettik ve Allah dileseydi bir ummet yapardı sizi, fakat size verdigi hukumler hususunda sizi sınamaktadır, siz de hayırlı islerde yarısın artık ve hepinizin donup varacagı yer, Allah tapısıdır ve o, haklarında ayrılıga dustugunuz seyleri size haber verecektir

[49] Aralarında, Allah'ın indirdigi hukumlere gore hukmet ve onların dileklerine uyma, Allah'ın, sana indirdigi hukumlerin bazısından seni saptıracaklarından cekin. Yuz cevirirlerse bil ki ancak Allah, onları bazı suclarından dolayı musibete ugratacak veinsanların cogu da buyruktan cıkmıs olanlardır zaten

[50] Hala mı cahiliyet devrinin hukmunu aramadalar? Gercegi, suphesiz bir surette bilenler yanında hukmu, Allah'tan daha guzel olan kimdir ki

[51] Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse suphe yok ki o da, onlardandır. Suphe yok ki Allah, zalim olan kavmi dogru yola sevk etmez

[52] Yureklerinde bir hastalık olanları ve bir felakete ugramamızdan korkuyoruz, diyerek onların icine katılan, onlara kosanları gorursun. Fakat belki de Allah bir fetih verir, yahut kendi katından bir is cıkarır meydana da onlar, iclerinde gizledikleri seyden dolayı nadim oluverirler

[53] Inananlar da derler ki, sizinle beraber olduklarına dair butun kuvvetleriyle yemin edenler bunlar mı? Iste yaptıkları bosa cıktı, ziyankar oluverdiler

[54] Ey inananlar, icinizden kim cıkar da dininden donerse Allah onlara bedel oyle bir kavim getirecektir yakında ki o onları sevecek, onlar da, onu sevecek, inananlara karsı alcak gonullu, kafirlere karsı yuce olacak o kavim. Allah yolunda savasacaklar ve hicbir kınayanın kınamasından korkmayacaklar. Bu, Allah'ın lutfu ve inayetidir ki diledigine verir ve Allah'ın lutfu boldur, o her seyi bilir

[55] Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve ruku ederken zekat verenlerdir

[56] Ve kim, Allah'tan, Peygamberinden ve inananlardan yuz cevirirse bilsin ki hic suphesiz Allah'a mensup olanlardır ust olacak kisiler

[57] Ey inananlar, sizden once, kendilerine kitap verilenlerle kafirlerden, dininizi alay konusu yapan, onu oyuncak sayan kisileri dost edinmeyin, cekinin Allah'tan inanmıssanız

[58] Birbirinizi namaza cagırdıgınız, ezan okudugunuz zaman, bununla alay ederler, bir oyun sayarlar bunu. Bu da suphe yok ki akılları olmayan, akıl edemeyen bir kavim olduklarındandır

[59] De ki: Ey kitap ehli, bizden hoslanmayısınızın sebebi, ancak Allah'a ve bize indirilene ve bizden once indirilenlere inanmamızdan baska bir sey mi ki? Ve sizin cogunuz, buyruktan cıkmıs kisilersiniz

[60] De ki: Bundan daha fena olanları, Allah'ın cezasına ugramıs bulunanları haber vereyim mi size? Allah'ın lanet ettigi, gazabına ugrattıgı, iclerinden bir kısmını maymun ve domuz sekline soktugu kisiler ve Seytan'a tapanlar. Iste bunlardır yeri daha kotu olanlar, dogru yoldan daha fazla sapmıs bulunanlar

[61] Sizin yanınıza geldiler mi, inandık derler, halbuki onlar, bulundugunuz yere kafirlikle girdikleri gibi gene kafirlikle cıkmıslardır ve Allah, onların gizledigini, onlardan daha iyi bilir

[62] Onların cogunu gorursun ki suc islemekte, dusmanlık etmekte, haram yemekte birbirleriyle yarısa girerler. Yaptıkları sey, ne de kotudur

[63] Bari, hukumleri bilenleri ve bilginleri, onları, suc olan sozleri soylemekten ve haram yemekten menetselerdi. Isledikleri is, ne de kotudur

[64] Yahudiler, Allah'ın eli baglıdır dediler, elleri baglanasılar, soyledikleri soz yuzunden lanete ugrayasılar. Hayır, Allah'ın iki eli de acıktır, diledigi gibi ihsanda bulunur. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan cogunun azgınlıgını, kafirligini arttıracak ve biz, onların arasına kıyamete dek dusmanlık ve kin saldık. Ne vakit savas icin bir ates yaktılarsa Allah sondurdu o atesi ve onlar, yeryuzunde bozgunculuga kosup dururlar ve Allah, bozguncuları sevmez

[65] Kitap ehli olanlar inansalardı, cekinselerdi elbette kotuluklerini orterdik ve elbette onları da nimeti bol cennetlere sokardık

[66] Tevrat'ın, Incil'in ve Rablerinden sana indirilen kitabın hukumlerini tutsalardı tepelerinden ayaklarının altlarından nimetlere nail olurlar, onları yerlerdi. Iclerinde geri ve asırı olmayan insaf ehli de var, fakat cogunun yaptıgı isler, ne de kotu

[67] Ey Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eger bu tebligi ifa etmezsen onun elciligini yapmamıs olursun ve Allah, seni insanlardan korur. Suphe yok ki Allah, kafir olan kavme, dogru yola gitmek hususunda basarı vermez

[68] De ki: Ey kitap ehli, hicbir seye inanmıs sayılmazsınız Tevrat'ın, Incil'in ve Rabbinizden size indirilen kitabın hukumlerini yerine getirmedikce ve andolsun ki Rabbinden sana indirilen, onlardan cogunun azgınlıgını, kafirligini arttıracak, artık o kafir kavim yuzunden tasalanma sen

[69] Fakat inananlarla Yahudi olanlardan, Sabilerden ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gunune inanıp iyi isler isleyenlere ne bir korku vardır, ne de mahzun olur onlar

[70] Andolsun ki Israilogullarından soz almıstık, peygamberler gondermistik onlara. Fakat hangi peygamber onlara gelip canlarının istemedigi bir sey getirdiyse o peygamberlerin bir kısmını yalanlamıslardı, bir kısmını oldurmuslerdi

[71] Ve sandılar ki bir cezaya ugramayacaklar. Kor oldular adeta, sagır kesildiler, sonra tovbe ettiler, Allah kabul etti, sonra gene de cogu korlesti, sagır oldu ve Allah, onların yaptıklarını tamamıyla gorur

[72] Allah, suphe yok ki Meryem oglu Mesih'tir diyenler kafir oldular ve Mesih, ey Israilogulları demisti, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin; suphe yok ki Allah'a es tanıyana Allah, cenneti haram etmistir, onun yurdu atestir ve zalimlere hicbir yardımcı yoktur

[73] Suphe yok ki kafir olmuslardır, Allah, ucun ucuncusudur diyenler ve kulluk edilecek tek bir Tanrı vardır ancak. Soyledikleri sozden donmezlerse iclerinden kafir olanlar, pek elemli bir azaba ugrayacaklardır

[74] Hala mı tovbe etmeyecekler Allah'a ve hala mı yarlıgamasını istemeyecekler? Ve Allah sucları orter, rahimdir

[75] Meryemoglu Mesih, bir peygamberden baska bir sey degildi; ondan once de nice peygamberler gelip gectiler; annesi de gercek bir kadındı, ikisi de yemek yerlerdi. Bak bir, onlara delillerimizi nasıl acıklamadayız, sonra da bak, nasıl yuz ceviriyor onlar

[76] De ki: Allah'ı bırakıp size ne bir zararı dokunacak, ne bir faydası gelecek bir varlıga mı kulluk ediyorsunuz? Ve Allah, her seyi duyar, bilir

[77] De ki: Ey kitap ehli, haksız yere dininizde, asırı gitmeyin ve evvelce hem sapmıs, hem cogunu saptırmıs ve dogru yolu bırakıp sapıklıga dalmıs olan kavmin dileklerine uymayın

[78] Israilogullarından kafir olanlara Davud'un diliyle de lanet edilmisti, Meryemoglu Isa'nın diliyle de. Bu da isyan ettiklerinden ve asırı gittiklerindendi

[79] Isledikleri kotulukten, birbirlerini menetmezlerdi. Gercekten de yaptıkları is, ne de kotuydu

[80] Onların cogunu gorursun ki kafirlere dostluk ederler. Ne de kotudur nefislerinin, onlara hazırlayıp sundugu sey; Allah'ın gazabına ugrayacaklardır ve azap icinde ebedi olarak kalacaklardır

[81] Allah'a, Peygambere ve ona indirilene inansalardı onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardan cogu, buyruktan cıkmıs kotu kisilerdir

[82] Insanların, inananlara dusmanlıkta en ileri gidenleri, goreceksin, Yahudilerle musriklerdir, inananlara sevgi bakımından en yakınları da biz Nasraniyiz diyenlerdir. Bunun sebebi de, onların icinde ilimle, ibadetle ugrasanlarla rahiplerin bulunusudur ve bir de onlar, ululanmazlar

[83] Peygamberlere indirileni duydular mı gercegi tanıdıklarından gorursun ki gozleri yasla dolar da tasar. Derler ki: Rabbimiz, inandık biz, bizi gercege tanık olanlardan et

[84] Zaten Rabbimizin bizi de iyi insanlara katmasını umup dururken ne oluyor bize ki Allah'a ve bize gelen gercege inanmayalım

[85] Allah da onları soyledikleri soz yuzunden, kıyısından ırmaklar akan cennetlere sokarak mukafatlandırır, orada ebedi olarak kalırlar ve budur iste iyilik edenlerin mukafatı

[86] Kafir olanlarla ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlardır cehennem ehli

[87] Ey inananlar, Allah'ın size helal ettigi tertemiz seyleri haram etmeyin kendinize ve asırı gitmeyin. Suphe yok ki Allah, asırı gidenleri sevmez

[88] Ve yiyin Allah'ın size rızık olarak verdigi seylerden helal ve temiz olanları ve inandıgınız Allah'tan cekinin

[89] Bos yere yemin etmenizden dolayı sorumlu tutmaz sizi Allah, fakat yurekten ve kasten ettiginiz yeminler yuzunden sorumlu tutar. Yemin kefareti, ailenize yedirdiginiz yemeklerin orta derecede olanıyla on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir kul azat etmektir. Bunlara gucu yetmeyen uc gun oruc tutar. Iste yemininizi bozarsanız budur kefareti. Koruyun yeminlerinizi. Allah, sukredenlerden olursunuz diye ayetlerini iste boyle acıklar size

[90] Ey inananlar, sarap, kumar, tapınmak icin dikilmis olan taslar, fal icin kullanılan oklar, ancak Seytan'ın islerindendir ve birer pisliktir bunlar. Bunlardan kacının da muradına erenlerden olun

[91] Seytan, sarap ve kumarla sizin aranıza dusmanlık ve kin salmak ister ancak, vazgectiniz artık degil mi

[92] Ve itaat edin Allah'a ve Peygambere ve sakının. Yuz cevirirseniz iyice bilin ki Peygamberimize dusen vazife, ancak tebligden ibarettir

[93] Iman edip iyi islerde bulunanlara; cekindikleri, inandıkları ve iyi islerde bulundukları, sonra gene cekinmede devam ettikleri, inanclarını guttukleri, sonra da gene cekinip durdukları ve iyilik ettikleri takdirde haram edilmeden once yedikleri seyler yuzunden bir vebal yok ve Allah iyilik edenleri sever

[94] Ey inananlar, Allah, onu gormeksizin de kendisinden korkan kisiyi ayırt etmek icin ellerinizin ulasabilecegi, mızraklarınızın yetisebilecegi avları avlanma hususunda sizi sınayacak mutlaka. Bundan sonra kim asırı hareket ederse ona pek acı bir azap var

[95] Ey inananlar, ihramdayken avlanmayın; icinizden kim, bir av hayvanını bilerek oldururse sizden iki adalet sahibinin hukmune gore cezası, oldurdugu hayvanın benzeri olan ve Ka'be'ye goturulen bir hayvanı kurban etmek, yahut isledigi suca karsılık yoksulları doyurmak, yahut da bunlara denk olacak kadar oruc tutmaktır, boylece yaptıgının cezasını tatması gerektir. Allah, gecmiste islenen sucları bagıslamıstır. Fakat bundan boyle de kim bu sucu islerse suphe yok ki Allah oc alır ondan ve Allah ustundur, oc alıcıdır

[96] Denizde avlanmak ve avladıgını yemek, geciminiz icin size de, misafirlerinize de helal edilmistir de ihramda bulundugunuz muddetce kara avı haram edilmistir size. Cekinin o Allah'tan ki onun tapısında toplanacaksınız

[97] Allah, Kabe'yi hac ayını, kurbanı, kurbanlık oldugu bilinsin diye boynuna bir sey asılan hayvanları, insanların gecimine, duzenine sebep etti, boylece de suphesiz olarak Allah'ın, goklerde ve yeryuzunde ne varsa hepsini bildigini sizin de bilmenizi diledi ve Allah, suphe yok ki her seyi bilir

[98] Bilin ki Allah'ın cezası, muhakkak pek cetindir ve suphe yok ki Allah sucları orter, rahimdir

[99] Peygamberin vazifesi, ancak tebligdir ve Allah, acıga vurdugunuz seyleri de bilir, gizlediginiz seyleri de

[100] De ki: Pisle temiz bir degildir, pisin coklugu seni sasırtsa bile. Artık ey aklı tam olanlar, cekinin Allah'tan da muradınıza erin

[101] Ey inananlar, size acıklanınca hosunuza gitmeyecek seyleri sormayın Kur'an indirilirken bunlara ait bir sey sorarsanız hukmu acıklanır size, halbuki Allah gecmisti ondan, ona ait hukmu bildirmemisti ve Allah, sucları orter, rahimdir

[102] Sizden once de bir kavim onları sordu da sonra kafir oluverdi

[103] Allah, ne bahireyi mesru kılmıstır, ne saibeyi, ne vasilayı, ne de hamı; fakat kafir olanlar, Allah'a, yalan yere iftira ederler ve onların cogunun da aklı ermez

[104] Onlara, gelin Allah'ın indirdigine ve Peygambere dendi mi bize yeter atalarımızın yapageldikleri seyler, boyle bulduk biz derler. Fakat ya ataları da bir sey bilmiyorlardı ve dogru yola gitmiyorlardıysa

[105] Ey inananlar, siz, kendinize bakın; dogru yolu buldunuzsa sapık kisi, size bir zarar veremez. Hepinizin de donup varacagı yer, Allah tapısıdır ve o mutlaka yaptıgınız seyleri bildirir size

[106] Ey inananlar, birinize olum gelip catarsa aranızda vasiyet edeceginiz zaman, sizden iki adil tanık bulunsun. Yolculuktaysanız ve gene size olum musibeti gelip catacaksa sizden olmayan iki kisiyi de tanık tutabilirsiniz. Ancak onları, namazdan sonraya dek alıkoyun da akraba bile olsa Allah'ı bırakıp yerine hicbir menfaati satın almayacagız, tanıklıgımızı, Allah icin gizlemeyecegiz, gizlersek gunahkarlardan olalım diye Allah'a yemin etsinler

[107] O iki tanıgın bir gunahı hakkettikleri anlasılırsa miras hakkında sahip olanlardan ve tanıklıga daha ziyade layık bulunanlardan iki kisi, onların yerine gecer, bizim tanıklıgımız, onların tanıklıgından daha dogrudur ve biz zulmetmedik, ettiysek zalimlerden olalım diye Allah'a yemin ederler

[108] Bu, hakkıyla tanıklık etmelerini, yahut yeminden sonra tanıklıklarının, yeminlerinin reddedilmesinden korkmamalarını saglamaya daha yakındır. Ve cekinin Allah'tan ve dinleyin. Allah kotulukte, taskınlıkta bulunan kavmi dogru yola sevk etmez

[109] O gun Allah, butun peygamberleri toplayacak da ne cevap verildi size diyecek. Diyecekler ki: Bilgimiz yok bizim, suphe yok ki sensin gizli seyleri hakkıyla bilen

[110] An o zamanı ki Allah ey Meryemoglu Isa, hatırla sana ve annene verdigim nimetimi demisti, hatırla ki seni RuhulKudus'le kuvvetlendirdim de besikteyken de insanlarla konustun, olgunluk cagında da. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevratı ve Incil'i ogretmistim. Hani topraktan kus seklinde bir sey yapardın iznimle de ona ufururdun, o da iznimle kus olurdu ve anadan dogma korun gozunu acar, abras illetine ugrayanı o illetten kurtarırdın iznimle ve hani oluyu, iznimle mezardan cıkarmıs, diriltmistin. Hani, Israilogullarına apacık delillerle geldigin zaman onlardan kafir olanlar, bu ancak acık bir buyu demislerdi de ben seni kurtarmıstım onların elinden

[111] Hani Havarilere, bana ve Peygamberime inanın demistim de inandık demislerdi tanık ol, biz Tanrıya teslim olanlarız

[112] Hani Havariler, ey Meryemoglu Isa demislerdi, Rabbin, bize gokten bir sofra yemek indirebilir mi? Isa da inanmıssanız demisti, cekinin Allah'tan

[113] Demislerdi ki: Istiyoruz ki o yemekten yiyelim, kalplerimiz tam bir inanca ulassın ve bilelim ki sen bize dogru soyluyorsun ve buna da tanık olalım biz

[114] Meryemoglu Isa, Rabbimiz demisti, bize gokten bir sofra yemek indir de bugun, hem once gelenlerimize bayram olsun, hem sonra gelenlerimize, hem de senden bir delil olsun; sen bizi rızıklandır ve sen, rızık verenlerin en hayırlısısın

[115] Allah, onu size indirecegim ben, fakat bundan sonra icinizden kafir olanı oyle bir azapla azaplandıracagım ki demisti, alemler icinde hicbir kimseyi o cesit azaplandırmam

[116] Ve hani Allah, ey Meryemoglu Isa diyecek, sen misin insanlara, Allah'ı bırakın da beni ve annemi iki tanrı tanıyın diyen? Isa da seni noksan sıfatlardan arı bilirim diyecek, hakkım olmayan bir sozu soyleyemem ki ben. Boyle bir soz soylediysem elbette bilirsin bunu. Benim icimde ne varsa hepsini mutlaka bilirsin sen. Fakat ben, senin bildigini bilemem; suphe yok ki sen gizli olan her seyi, hakkıyla bilirsin

[117] Onlara, ancak bana emrettigini soyledim, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin dedim. Iclerinde bulundukca gozetirdim, korurdum onları, fakat beni aldıktan sonra onların ne yaptıklarını sen gordun ve sen her seye hakkıyla tanıksın

[118] Onlara azap edersen suphe yok ki onlar, senin kullarındır ve eger yarlıgarsan suphe yok ki sensin ustun olan, hukum ve hikmet sahibi bulunan

[119] Allah diyecek ki: Bugun, oyle bir gundur ki gerceklerin gercekligi fayda eder ancak. Onlarındır kıyılarından ırmaklar akan cennetler, ebedi kalırlar orada. Allah onlardan razı olmustur, onlar da ondan razı olmuslardır. Iste budur en buyuk kurtulus

[120] Allah'a aittir goklerin yeryuzunun ve oralarda ne varsa hepsinin tasarrufu ve onun her seye gucu yeter

En'âm

Surah 6

[1] Hamt Allah'a ki gokleri ve yeryuzunu halketti, karanlıkları ve ısıgı yarattı, sonra da kafir olanlar, taptıklarını Rableriyle denk tutarlar

[2] O, oyle bir Tanrıdır ki sizi balcıktan yaratmıstır da olum vaktini takdir etmistir ve kıyametin kopacagı zamana ait bilgi de ondadır, onun katındadır, sonra gene de suphe edersiniz siz

[3] Odur goklerde de, yeryuzunde de Allah. Gizlediginizi de bilir, acıga vurdugunuzu da ve ne kazanacagınızı da bilir

[4] Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmemistir ki ondan yuz cevirmesinler

[5] Kendilerine, gercek olan Kur'an gelince onu yalanlarlar, fakat yakında gelecek onlara, alay ettikleri seye ait haberler

[6] Gormediler mi onlardan once nice nesilleri helak ettik ki onlara, yeryuzunde size vermedigimiz imkanları, kudretleri vermis, onları yeryuzune yerlestirmistik, ustlerine bolbol yagmur yagdırmıstık, ayaklarını bastıkları yerlerden ırmaklar akıtmıstık, fakat sonra sucları yuzunden helak ettik onları ve onlardan sonra da baska baska nesiller meydana getirdik

[7] Sana, kagıda yazılı bir kitap indirseydik ve ona elleriyle dokunsalardı gene de kafir olanlar derlerdi ki: Bu, ancak apacık bir buyu

[8] Diyorlar ki: Ona bir melek indirilseydi. Melek indirseydik is, olur biterdi ama sonra kendilerine gozlerini yumup acacak kadar bile bir muhlet verilmezdi

[9] Peygamberi, bir melek olarak halk etseydik gene bir erkek seklinde halk ederdik ve gene dustukleri supheden kurtulmazlardı

[10] Senden onceki peygamberlerle de alay edildi de alay edenler, alaylarının cezasına ugradılar

[11] De ki: Gezin yeryuzunu de gorun inkar edenlerin sonları ne olmus

[12] De ki: Kimindir ne varsa goklerde ve yeryuzunde? De ki: Allah'ın; rahmet etmeyi gerekli kıldı ozune. Kıyamet gunu hepinizi de tapısında toplayacak ve hic suphe yok o gunun geleceginde. Kendilerine ziyan edenlerdir inanmayanlar

[13] Geceleyin ve gunduzun yasayıp barınan ne varsa hepsi, onundur ve odur duyan, bilen

[14] De ki: Gokleri ve yeryuzunu yoktan var eden Allah'tan baskasını mı dost edineyim ve o, yedirip doyurur, yiyip doymaya ihtiyacı yoktur. De ki: Bana, Musluman olanların ilki olmam ve musriklerden olmamam emredildi

[15] De ki: Ben, Rabbime isyan edersem pek buyuk gunun azabından korkarım

[16] O gun azaptan kurtarılana suphe yok ki rahmet etmistir ve budur en buyuk kurtulus

[17] Allah sana bir zarar verirse o zararı, ondan baska acıp giderecek yoktur, sana bir hayır verirse zaten odur her seye gucu yeten

[18] Kulların ustunde tek tasarruf sahibidir o ve odur hukum ve hikmet sahibi her seyden haberdar olan

[19] De ki: En buyuk tanıklık nedir, hangisidir? De ki: Allah, gercek tanıktır benimle sizin aranızda ve bana bu Kur'an, sizi ve kime ulasırsa onu korkutmam icin vahyedildi. Siz, Allah'la beraber tapılacak baska bir mabud olduguna mı tanıklık ediyorsunuz? De ki: Ben tanıklık etmem. De ki: O, ancak tek mabuttur ve benim, sizin ona es tuttuklarınızla hicbir ilgim yok

[20] Kendilerine kitap verdiklerimiz, Peygamberi, ogullarını tanıdıkları gibi tanırlar, fakat kendilerine zarar verenlerdir inanmayanlar

[21] Kimdir Allah'a bos yere iftira edenden, yahut onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim? Suphe yok ki zalimler, muratlarına erismezler

[22] Ve o gun hepsini de toplar da sonra Tanrıya sirk kosanlara deriz ki: Nerede size yardım edecek sanıp sirk kostuklarınız

[23] Sonra onlar ancak Rabbimiz Allah, sana andederiz ki biz sirk kosanlardan degildik demekten baska bir ozur serdedemezler

[24] Hele bak, nasıl da bilebile yalan soylerler ve iftira konuları da nasıl ortadan kaybolup gider

[25] Onlardan seni dinleyenler de var ve biz, dinledikleri sozleri anlamamaları icin kalplerini perdeleriz, kulaklarını agırlastırırız da butun delilleri gorseler gene de inanmazlar onlara. Nihayet de yanına geldiler mi cekismeye baslarlar seninle ve bunlar, ancak evvelce gelip gecenlere ait masallar derler

[26] Onlar hem insanları uzaklastırırlar ondan, hem kendileri uzaklasırlar. Onlar anlamadan ancak kendilerini helak ederler

[27] Atesin basında durduruldukları zaman bir gorseydin onları. Keske dunyaya tekrar dondurseler bizi de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak derler

[28] Hayır; evvelce gizledikleri belirdi artık, gorundu onlara. Geriye dondurulseler de gene nehyedildikleri seyleri yapmaya koyulurlar ve suphe yok ki onlar, yalancılardır

[29] Ve dediler ki: Bu dunyada yasayısımızdan baska bir yasama yok bize ve biz tekrar dirilmeyiz

[30] Rablerinin tapısında durduruldukları vakit onları bir gorseydin. Rableri, bu gercek degil mi der, Rabbimize andolsun derler, evet, gercek. Rableri de oyleyse kafirliginiz yuzunden tadın azabı der

[31] Gercekten de ziyana ugramıslardır Allah'a kavusmayı yalan sayanlar. Nihayet ansızın baslarına kıyamet kopunca gunahlarını sırtlarına yuklenirler de yaptıgımız taskınlıklardan dolayı yazıklar olsun bize derler; ne de kotu yuktur tasıdıkları yukler

[32] Dunya yasayısı, ancak bir oyundan, bir oyalanmadan ibaret. Ahiret yurduysa cekinenlere elbette daha hayırlı. Hala mı aklınız ermeyecek

[33] Iyice biliriz ki onların soyledigi sozler, seni mahzun edecek. Fakat suphe yok ki onlar seni yalanlamıs olmazlar, o zalimler, bilebile Allah'ın ayetlerini inkar ederler

[34] Andolsun ki senden onceki peygamberler de yalanlandı da onlar, kendilerine yardımımız erisinceye dek sozlerinin yalan sayılmasına ve ugradıkları eziyetlere katlandılar ve Allah'ın sozlerini degistirecek yoktur ve sana da o peygamberlerin haberleri gelmistir

[35] Onların yuz cevirmeleri sana pek agır geliyorsa gucun yeterse yeraltında bir yurt kurmaya, yahut gokyuzune bir merdiven dayamaya bak da onlara bir delil getir. Fakat Allah dileseydi onların hepsine de dogru yolu gosterirdi. Artık sakın bilgisizlerden olma

[36] Senin davetine ancak seni dinleyenler icabet eder. Oluleriyse Allah diriltir de sonra gene donup onun tapısına varırlar

[37] Rabbinden ona bir delil indirilse derler. De ki: Allah'ın delil indirmiye gucu yeter ama onların cogu bilmez

[38] Yeryuzunde yuruyen hicbir hayvan ve kanatlarıyla ucan hicbir kus yoktur ki sizin gibi o da bir cinse mensup olmasın. Biz, kitapta hicbir seyi eksik bırakmadık, sonra da hepsi Rablerinin tapısında toplanır

[39] Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklarda kalmıs sagırlardır, korlerdir. Allah kimi isterse dogru yoldan saptırır ve kimi dilerse dogru yola sevk eder

[40] De ki: Gercekseniz, size Allah'ın azabı gelircatar, yahut basınıza kıyamet koparsa Allah'tan baskasını mı cagırır, ondan baskasına mı dua edersiniz, bana haber verir misiniz siz

[41] Hayır; ancak onu cagırırsınız, o da dilerse duanızı kabul eder de ugradıgınız belayı acıp giderir ve sirk kostuklarınızı unutur, gidersiniz

[42] Andolsun ki senden onceki ummetlere de peygamberler yolladık da yalvarmaya dussunler diye onları siddetli sıkıntılara, kıtlıga ve hastalıga ugrattık biz

[43] Onlara azabımız geldigi vakit olsun, yalvarmaları gerekirdi, fakat yalvarmadılar bile, kalpleri katılastı ve Seytan, yaptıkları seyleri susleyip hos gosterdi onlara

[44] Derken soylenenleri, verilen ogutleri unuttukları zaman her seyin kapılarını actık onlara ve onlar, kendilerine verilen seylerle genislige ulastıkları gibi hemen ve ansızın onları tutup alıverdik de butun umduklarından mahrum oldular

[45] Boylece de zulmeden kavmin koku kesildi ve hamd, alemlerin Rabbi Allah'a

[46] De ki: Allah kulaklarınızı sagır, gozlerinizi kor eder ve kalplerinizi muhurlerse Allah'tan baska hangi mabuttur dersiniz onları size geri verecek? Bak da gor, nasıl deliller getiriyoruz da gene onlara yuz ceviriyorlar

[47] De ki: Allah'ın azabı ansızın, yahut acıkca gelip catsa size, zulmeden kavimden baskası helak edilir mi dersiniz

[48] Biz, peygamberleri ancak mujdeci ve korkutucu olarak gonderdik. Su halde inananlara ve kendilerini duzgun bir hale getirenlere ne korku vardır, ne de mahzun olur onlar

[49] Ayetlerimizi inkar edenlerse kotulukte bulunduklarından dolayı azaba ugratılacaklardır

[50] De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri yanımda da demiyorum, gaibi bilirim, ben bir melegim de demiyorum. Ben, yalnız bana vahyedilen seye uymadayım. De ki: Korle gozu acık kisi bir olur mu hic? Ne diye hala dusunmezsiniz

[51] Rablerinin tapısında hasredilmeden korkanları Kur'an'la korkut ve cekinsinler diye de bildir ki onlara, Rablerinden baska ne bir dost vardır, ne de bir sefaatci

[52] Sabah, aksam, razılıgını dileyerek Rablerine dua edenleri kovma; ne onlardan, herhangi bir hususta sen sorumlusun, ne de senin amelinden onlara bir sey sorulur, onun icin onları kovup da haksızlık edenlerden olma

[53] Ve biz, Allah'ın, aramızdan secip lutfettigi bunlar mı demeleri icin halkın bir kısmını, bir kısmıyla sınarız. Allah, sukredenleri daha iyi bilmez mi

[54] Ayetlerimize inananlar sana gelince de ki: Esenlik size, Rabbiniz, rahmet etmeyi kendisine gerekli kılmıstır; suphe yok ki icinizden biri, bilgisizlik yuzunden bir kotuluk yapar da sonradan tovbe eder, halini duzene korsa muhakkak ki Tanrı, sucları orter, yarlıgar, rahimdir

[55] Sucluların yolu yoradamı iyice meydana cıksın diye delilleri bu cesit acıklamadayız

[56] De ki: Ben, Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmaktan nehyedildim. De ki: Sizin dileginize uymam ben. Uyarsam suphe yok ki dogru yoldan sapmıs olurum ve dogru yolu bulanlardan olmam

[57] De ki: Ben, sizin yalan saydıgınız apacık, bellibeyan deliline uydum Rabbimin. Cabucak gelmesini istediginiz azap da benim elimde degil. Hukum, ancak Allah'ın, dogruyu haber veren odur ve odur ayırt edenlerin en hayırlısı

[58] De ki: Hemencecik olmasını istediginiz sey, benim elimde olsaydı sizinle aramdaki is coktan olur, biterdi ve Allah, zalimleri elbette daha iyi bilir

[59] Gaibin anahtarları, onun yanındadır, onları ancak o bilir; karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak bile dusse bilir onu ve yeryuzunun karanlıkları icinde bir tek tane yoktur ki, yas ve kuru hicbir sey bulunamaz ki apacık kitapta tespit edilmemis olsun

[60] O, oyle bir Tanrıdır ki geceleyin adeta sizi oldurur, gunduzun ne cesit islerde bulunacagınızı bilir, sonra sizi gunduz diriltir de mukadder olan olumunuze dek bu, boyle gider, olumden sonra da donup varacagınız yer, onun tapısıdır, sonra ne yaptıysanız hepsini size haber verir

[61] Odur kullarından yuce tasarruf ve kudret sahibi ve size, amellerinizi hıfz ve kaydeden melekler gondermistir. Nihayet birinizin olumu geldi mi elcilerimiz, onu oldururler ve onlar, artık ve eksik is gormezler

[62] Sonra, her isi dogru olan kudret ve tasarruf sahibi Tanrılarının tapısına goturulurler. Bilin ki hukum onundur ve o, hesap gorenlerin en tez hesap gorenidir

[63] De ki: Sızlanıp yalvararak gizlice, bizi bundan kurtarırsan sukredenlerden oluruz diye dua ettiginiz zaman sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir

[64] De ki: Ondan da sizi kurtaran Allah'tır, butun sıkıntılardan da; sonra gene ona sirk kosarsınız

[65] De ki: Ustunuzden, ayaklarınızın altından size azap gondermeye, yahut sizi bolukboluk edip bir kısmınızın azabını bir kısmınıza tattırmaya gucu yeter onun; anlasınlar diye bak, delilleri nasıl cesitcesit acıklamadayız

[66] Kavmin, Kur'an'ı yalan saymada, halbuki o, gercektir. De ki: Ben, sizi koruyucu degilim

[67] Her haberin mukadder bir zamanı var, siz de ogrenir, bilirsiniz yakında

[68] Ayetlerimize dair munasebetsiz sozlere daldıklarını gorunce bir baska bahse girisinceye dek yuz cevir onlardan. Seytan, bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmeden kavimle oturma

[69] Cekinenler, onların meclislerinde bulunsalar da onların sorumlulugundan bir sey gelmez kendilerine, ustlerine dusen odev, cekinsinler, sakınsınlar bu isten diye ogut vermektir ancak

[70] Dinlerini bir oyundan, bir eglenceden ibaret sayan ve dunya yasayısına aldanan kisileri bırak kendi hallerine. Sen, ancak Kur'an'la ogut ver de hic kimse, kazandıgı suclar yuzunden helak olmasın. Ona, Allah'tan baska ne bir dost vardır, ne bir sefaatci. Suclu, varınıyogunu, kurtulusu icin feda etse kabul edilmez. Kazancları yuzunden helak olanlar, inkarlarından dolayı kaynar su iceceklerdir ve pek acı bir azap vardır onlara

[71] De ki: Allah'ı bırakıp da bize ne faydaları dokunan, ne zararları erisen seylere mi ibadet edelim ve Allah bize dogru yolu gosterdikten sonra tekrar geriye mi donelim, hani Seytanların sasırtıp sersem bir halde cole dusurmek istedikleri adam gibi, halbuki arkadasları, bize gel diye onu dogru yola cagırıp durmadadır. De ki: Suphe yok ki Allah'ın gosterdigi yoldur dogru yol ve bize, alemlerin Rabbine teslim olmamız emredildi

[72] Namaz kılın ve Tanrıdan cekinin dendi ve o, oyle bir Tanrıdır ki varıp toplanacagınız yer, onun tapısıdır

[73] Oyle bir Tanrıdır ki gokleri ve yeryuzunu, bos yere degil, hikmetiyle ve gercek olarak yarattı. Ol dedigi gun her sey oluverir. Sozu gercektir ve surun ufuruldugu gun saltanat ve tasarruf onundur, odur gizliyi de bilen, acıkta olanı da ve odur hukum ve hikmet sahibi, her seyden haberdar olan

[74] Hani Ibrahim, atası Azer'e, putları mabut mu tanıyorsun demisti, suphe yok ben, seni de, kavmini de apacık bir sapıklıga dusmus gormedeyim

[75] Biz, gercek ve suphesiz bilgiye sahip olması icin Ibrahim'e, goklerdeki ve yeryuzundeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve hikmeti boylece gostermedeydik

[76] Gece olup karanlık basınca bir yıldız gormus de budur Rabbim demisti. Fakat yıldız battı mı demisti ki: Ben batanları sevmem

[77] Sonra Ayın dogmakta oldugunu gormus de Rabbim bu demisti. Fakat batınca andolsun ki demisti, Rabbim bana dogru yolu gostermezse sapık kavimden olacagım ben

[78] Derken gunesin ısıklar sacarak dogdugunu gormus, Rabbim bu demisti, bu daha buyuk. Fakat gunes de batıp gidince ey kavim demisti, benim, sizin sirk kostugunuz seylerle hicbir ilgim yok

[79] Hic suphem olmaksızın mabudumu tek tanıyarak yuzumu, gokleri ve yeryuzunu yaratana dondum ve ben, sirk kosanlardan degilim

[80] Kavmi, onunla cekismeye girisince de Allah bana dogru yolu buldurduktan sonra da onun hakkında benimle cekismeye mi kalkıyorsunuz demisti, ben, sizin Tanrıya es tanıdıklarınızdan korkmam, Rabbim ne dilerse o olur. Rabbimin bilgisi her seyi kavramıstır, hala mı dusunmeyecek, ogut kabul etmeyeceksiniz

[81] Siz, hicbir delile sahip olmadıgınız halde o putları Allah'a es tanımaktan korkmuyorken ben o es tanıdıklarınızdan nasıl korkarım ki? Biliyorsanız soyleyin, bu iki taraftan hangisine, daha fazla inanılır, hangi taraf, daha ziyade emniyete hak kazanmıstır

[82] Inananlar ve inanclarını haksızlıkla karıstırmayanlardır emin olmaya hak kazananlar ve onlardır dogru yolu bulmus olanlar

[83] Iste, Ibrahim'e, kavmine serdetmek icin verdigimiz kesin deliller bunlardı, diledigimiz kisinin derecesini katkat yuceltiriz biz. Suphe yok ki Rabbin hukum ve hikmet sahibidir, her seyi bilir

[84] Ona Ishak'ı ve Yakup'u verdik, hepsine de dogru yolu ihsan ettik. Daha once Nuh'u ve soyundan Davud'u, Suleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u dogru yola sevketmistik ve biz, iyilik edenleri boylece mukafatlandırırız

[85] Zekeriyya'ya, Yahya'ya, Isa'ya ve Ilyas'a da dogru yolu lutfettik, hepsi de dogru hareket eden kisilerdendi

[86] Ismail'e, Elyesa'a, Yunus'a ve Lut'a da dogru yolu ihsan etmistik, hepsini de alemlere ustun kılmıstık

[87] Onların atalarından, soylarından ve kardeslerinden bir kısmına da ustunluk verdik, onları sectik ve dogru yola sevkettik

[88] Iste Allah'ın dogru yolu budur, kullarından diledigini o yola sevk eder. Onlar da sirk kossalardı butun yaptıkları bosa giderdi

[89] Bunlar, kendilerine kitap, hukmetme yetkisi ve peygamberlik verdigimiz kisilerdir. Kafirler, bunları tanımazlar, inkar ederlerse zaten biz, kafir olmayacak bir toplulugu onların yerine gecmeye memur etmisizdir

[90] Onlar, Allah'ın dogru yola sevkettigi kimselerdir, sen de onların yoluna uy. De ki: Ben, yaptıgıma karsılık sizden bir ucret istemiyorum, bu, ancak alemlere bir ogut

[91] Allah, hicbir kimseye hicbir sey indirmedi dedikleri zaman Allah'ı layıkıyla tanımadılar, ululamadılar. De ki: Musa'nın, insanlara bir ısık ve onları dogru yola sevk eden bir vasıta olarak getirdigi kitabı kim indirdi? Hanisiz onu kagıtlara yazdınız da yayıp acıklarsınız, hukumlerinden cogunu da gizlersiniz, hani siz de, atalarınız da, bilmediginiz seyleri onun sayesinde bildiniz, ogrendiniz. De ki: Allah indirdi, sonra da bırak onları, dustukleri bos iddialarla oyalanıp dursunlar

[92] Sana, sehirlerin anası olan Mekke halkını ve cevresindeki butun insanları korkutmak, Tanrı azabını onlara haber vermek icin bu kutlu ve onlarda bulunan kitapları gercekleyici kitabı indirdik ve ahirete inananlar, namazlarını daima kılarak bu kitaba da inanırlar

[93] Allah'a bos yere iftira edenden, yahut, kendisine hicbir sey vahyedilmedigi halde bana da vahyedildi diyenden ve Allah'ın indirdigi hukumlere benzer hukumleri ben de yakında indirecegim diye soylenenden daha zalim kimdir ki? Meleklerin, ellerini uzattıkları ve delillerine karsı ululuk satmak istediginizden ve haksız olarak Allah hakkında soylediginiz seylerden dolayı horlukla cezalandırılacak, asagılık bir azaba ugrayacaksınız, haydi, kurtarın bugun canlarınızı dedikleri zaman o zalimlerin, olumun siddetiyle nasıl kıvrandıklarını bir gormelisin

[94] Andolsun ki size verdigimiz her seyi arkanızda bırakmıssınız da sizi evvelce nasıl yarattıysak tıpkı onun gibi tek basınıza, yapayalnız huzurumuza gelmissiniz. Sizce Tanrıya es olan sefaatcilerimizi de yanınızda gormuyoruz. Aranızdaki baglar, tamamıyla kopmus, bosuna umduklarınız elinizden cıkmıs, kaybolup gitmistir

[95] Suphe yok ki tohumları ve cekirdekleri yarıp nebatları ve agacları yetistiren Allah'tır. Oluden diri izhar eder, diriden olu. Budur Allah iste, nasıl oluyor da ondan yuz ceviriyorsunuz

[96] Sabahı agartan oldur. Geceyi huzur ve istirahat icin, gunesle ayı da muayyen bir hesapla devretmek uzere yaratmıstır. Bu, ustun ve her seyi bilen Tanrının takdiridir

[97] Oyle bir mabuttur ki karada ve denizde, karanlıklar icine dalmısken yolunuzu bulmanız icin yıldızları yaratmıstır. Bilen topluluga delillerimizi apacık anlatmadayız

[98] Sizi bir tek kisiden meydana getirmistir de size bir eglenecek yurt, bir de egreti olarak kalınacak yer tayin etmistir. Anlayan topluluga delillerimizi acıkca bildirmedeyiz

[99] Gokten yagmur yagdıran da odur. Sonra o yagmurla her cesit nebatı tomurcuklandırır, yesertir, ondan da basaklar icinde birbirine bitismis, istiflenmis taneler meydana getirir. Hurma tomurcuklarından, elle yetisilecek kadar yakın salkımlar, bir bakımdan birbirine benzeyen, bir bakımdan benzemeyen uzumlerden, zeytinlerden, narlardan baglarbahceler yetistiririz. Bir meyve verince bakın onlara, bir de meyveleri olunca. Suphe yok ki butun bunlarda, inanan topluluga deliller var

[100] Bir de Allah'a cinleri es tanıdılar, halbuki onları da yaratan odur ve bilgisizlikle, onun ogulları, kızları oldugunu da uydurdular. O onların tavsif ettigi seylerden arıdır ve yucedir

[101] Gokleri ve yeryuzunu essiz orneksiz yoktan var eden odur. Esi bulunmasına imkan yokken oglu nasıl olabilir? Ve her seyi o yaratmıstır ve o, her seyi bilir

[102] Iste Rabbiniz Allah; ondan baska tapacak yok. Her seyi halk eden odur, ancak ona kulluk edin ve her seyi gozetip koruyan odur

[103] Gozler onu goremez, o, gozleri gorur, odur lutfu bol ve her seyden haberdar

[104] Suphe yok ki Rabbinizden gorguler ihsan edildi size. Kim can gozunu acıp gorurse faydası kendisine, kor olanın ziyanı da gene kendine ve ben, sizin ustunuze dikilmis bir bekci degilim

[105] Sen bunu ogrenmissin dememeleri icin delilleri cesitcesit bildirmede ve bilen topluluga apacık anlatmadayız

[106] Rabbinden sana vahyedilene uy, ondan baska tapacak yoktur ve sirk kosanlardan yuz cevir

[107] Allah dileseydi sirk kosmazlardı ve biz, seni onların ustune bir bekci dikmedik, onları korumaya, islerini gorup kendilerini gozetmeye memur da degilsin

[108] Allah'tan baska cagırıp dua ettikleri seylere sovmeyin ki sonra bilgisizlikle onlar da Allah'a soverler. Iste biz, boylece her topluluga, yaptıklarını susleyip guzel gosterdik, sonra da donup varacakları yer, Rablerinin tapısıdır ve o da, ne yaptıklarını bildirir onlara

[109] Onlar, kendilerine bir delil gelirse inanacaklarına dair cok sıkı yemin ettiler. De ki: Deliller, Allah katındadır, fakat delil gelse de inanmayacaklarını anlamaz mısınız

[110] Biz, onların gonullerini, gozlerini tersine cevirmisiz, evvelce inanmadıkları gibi gene inanmazlar ve biz, onları taskınlıklarında saskın bir halde terketmisiz

[111] Onlara melekler indirseydik, oluler dirilip onlarla konussaydı, her seyi toplayıp onlerine koysaydık gene Allah dilemedikce inanmazlardı, fakat cogu bilmez

[112] Iste biz, boylece her peygambere insan ve cin Seytanlarını dusman ettik; bazısı, bazısına yaldızlı sozler soyleyerek aldatır. Rabbin dileseydi yapamazlardı bunu, onları da bırak, iftiralarını da

[113] Onlar, ahirete inanmayanların gonulleri meyletsin ve hosnut olsunlar da yapageldiklerine devam etsinler diye soylerler o sozleri

[114] Allah'tan baska bir hakem mi arayayım ki size, her muhtac oldugunuz seyi bildirip acıklayan kitabı, o indirmistir. Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki o, senin Rabbin tarafından gercek olarak indirilmis bir kitaptır; artık suphe edenlerden olma

[115] Rabbinin sozleri, gercek olarak ve adalet uzere tamdır, tekemmul etmistir, sozlerini degistirecek yoktur ve odur duyan, bilen

[116] Yeryuzunde bulunanların coguna uyarsan seni Allah yolundan saptırır; cunku onlar, ancak zanna kapılırlar ve onlar, ancak yalan soylerler

[117] Suphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanı daha iyi bilir ve o daha iyi bilir dogru yolu bulmus olanları

[118] Onun ayetlerine inanmıssanız Allah'ın adı anılarak kesilenleri yiyin

[119] Size ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenleri yemiyorsunuz? Halbuki zorada kaldıgınız zamanlar haric, size haram edilenleri ayırt etmisti. Suphe yok ki halkın cogu, bilmeden kendi istekleriyle sapıp gider. Suphe yok ki Rabbin, haddini asanları daha iyi bilir

[120] Gunahın acıga vurulanından da vazgecin, gizli kalanından da. Gunah kazananlar, kazanclarına karsılık cezalanacaklardır

[121] Allah'ın adı anılarak kesilmeyen hayvanları yemeyin ve suphe yok ki kotuluktur bu ve suphe yok ki Seytanlar, sizinle cekismeleri icin dostlarına telkinde bulunurlar, onlara uyarsanız siz de sirk kosanlardan olursunuz

[122] Oluyken diriltip insanların arasında yol alması icin kendisine bir ısık verdigimiz kimse, karanlıklara dalmıs olan ve bir turlu de cıkamayan kimseye benzer mi hic? Iste boylece kafirlere, yaptıkları seyler, suslu ve hos gosterilmededir

[123] Ve boylece her sehirde, hileler, duzenler kursunlar diye o sehrin gunahkarlarını buyulttuk, yucelttik, onlar ancak kendilerine karsı hilekarlıkta bulunurlar ama bilmezler

[124] Bir ayet geldi mi, Allah'ın peygamberlerine geldigi gibi bize de bir ayet gelmedikce kesin olarak inanmayız derler. Peygamberligini kime verecegini Allah bilir. O suc isleyenlere, hilekarlıkları yuzunden Allah katından bir horluk ve cetin bir azap gelip catacaktır

[125] Allah, kimi dogru yola goturmek isterse Muslumanlıgı kabul etmesi icin gonlunu acar ve kimi sapıtmak isterse gonlunu oyle bir daraltır, sıkar ki sanki goge agacakmıs da imkan bulamıyor sanır kendisini. Iste Allah, inanmayanlara boyle azap verir

[126] Ve budur Rabbinin dogru yolu, dusunup ogut alacak topluluga ayetlerimizi apacık bildirdik

[127] Onlarındır Rablerinin katında esenlik yurdu ve o, yaptıkları islerden dolayı dosttur onlara

[128] O gun hepsini toplar da ey cin toplulugu, insanların bircogunu bastan mı cıkardınız der. Insanlardan, onlara dost olanlar, Rabbimiz derler, biz, birbirimizden faydalandık ve bize takdir ettigin vakte de eristik iste. Tanrı, atestir yurdunuz der, orada Allah'ın diledigi haric, ebedi olarak kalırsınız. Suphe yok ki Rabbin hukum ve hikmet sahibidir, her seyi bilir

[129] Iste biz, kazandıkları suc yuzunden zalimlerin bir kısmını, bir kısmına boyle musallat ederiz

[130] Ey cin ve insan toplulugu, icinizden, size ayetlerimi nakleden ve icinde bulundugunuz su gunun bir zaman olup gelecegini haber vererek sizi korkutan peygamberler gelmedi mi? Aleyhimize tanıklık ediyoruz derler ve onları dunya yasayısı aldatmıstır da sonucu, kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine kendileri tanıklıkta bulunmuslardır

[131] Bu da, halkının hicbir seyden haberi olmayan sehirleri, Rabbinin zulumle helak etmeyeceginden dolayıdır

[132] Herkesin, yaptıgına gore dereceleri var ve Rabbin, onların yaptıklarından gafil degildir

[133] Rabbin, her seyden mustagni ve rahmet sahibi Rab'dir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizden sonra diledigini yerinize getirir, nitekim sizi de baskabaska toplulukların soyundan meydana getirmistir

[134] Muhakkak size vaadedilen seyler gelecek ve siz, olacak seylerin onune gecemezsiniz

[135] De ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapın, ben de yapmadayım. Yakında bilir, anlarsınız kimin sonunun hayırlı olacagını. Suphe yok ki zalimler, muratlarına ermezler

[136] Allah'ın yarattıgı ekinlerle hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırıp bos dusuncelerine gore bu Allah'ın diyorlardı, bu da ortaklarımız olan putların. Putlara ait olanlar, Allah'a ulasmıyordu ama Allah'a ait olanlar, ortaklarına, putlara kavusuyordu, hukmettikleri sey ne de kotuydu

[137] Ve gene boylece ortakları, onları helak etmek ve inanclarına supheler karıstırmak icin musriklerin coguna cocuklarını oldurmeyi hos gosterdi. Allah dileseydi yapamazlardı bunu, artık sen onları da kendi hallerine bırak, bos yere ettikleri iftiralarına da aldırıs etme

[138] Onlar, kendi akıllarınca bu hayvanlarla ekinler haramdır, ancak izin verdigimiz kisiler yiyebilir onları ve su hayvanlara da binmek haram edilmistir dediler. Bos yere Allah'a iftira ederek adını anmadan hayvan kesiyorlar, yakında bu iftiralarının cezasını gorecekler

[139] Ve su hayvanların karınlarındaki yavrular, yalnız erkeklerimize helal, kadınlarımıza haram; olu dogarsa erkek de ortak, kadın da dediler. Bu cesit sozleri yuzunden cezalarını yakında verecek. Suphe yok ki o, hukum ve hikmet sahibidir, her seyi bilir

[140] Muhakkak ki bilgisizlik yuzunden akılsızca hareket ederek cocuklarını oldurenlerle Allah'a bos yere iftirada bulunarak Allah'ın verdigi rızıkları haram sayanlar, zarara ugramıslar, mahrumiyet icinde kalmıslardır. Suphesiz ki onlar sapıtmıslardır ve dogru yolu bulamamıslardır

[141] Oyle bir mabuttur ki cardaklı ve cardaksız bagları, bahceleri, tatları cesitli hurmaları, ekilmis seyleri, bir bakıma birbirine benzeyen, bir bakıma benzemeyen zeytinleri ve narları yetistirip meydana getirir. Meyve verince meyvelerinden yiyin, devsirme gunu hakkını da israf etmemek sartıyla verin, suphe yok ki o, musrifleri sevmez

[142] Hayvanlardan yuklerinizi tasıyanlar var, yununden faydalandıklarınız var ve onları da yaratan o Allah'ın, sizi rızıklandırdıgı seyleri yiyin ve Seytan'ın izini izlemeyin; suphe yok ki o, size apacık bir dusmandır

[143] Derler ki sekiz cifttir o hayvanlar. Koyun iki cift, keci iki cift. De ki: Erkekleri mi haram etti, disileri mi, yoksa o disilerin rahimlerindeki yavruları mı? Sozunuz gercekse bilerek haber verin bana

[144] Deve iki cifttir, sıgır iki cift derler. De ki: Iki erkegi mi haram etti, yoksa disileri mi, yahut da disilerin rahimlerindeki yavruları mı? Allah, bunu size tavsiye ederken tanık mıydınız, gordunuz, duydunuz mu yoksa? Bilmeden insanları saptırmak icin yalan yere Allah'a iftira edenden daha zalim kimdir ki? Suphe yok ki Allah, zulmeden kavmi dogru yola sevk etmez

[145] De ki: Bana vahyedilenler arasında olmus hayvan etinden, dokulmus kandan, yahut da domuz etinden baska, yiyene haram edilen bir sey bulamıyorum ben. Suphe yok ki domuz, pistir ve bir de Allah'tan baskası icin kesilen hayvan haramdır ki bu da pek kotu bir seydir. Ancak zorada kalana, isyan etmeyi kurmamak ve ihtiyactan fazla da yememek sartıyla helaldir bunlar ve hic suphe yoktur ki Rabbin, sucları orter, rahimdir

[146] Biz, Yahudilere, tırnakları bulunan butun hayvanları ve sırtlarına yapısmıs, yahut kemiklerine sıvanmıs, yahut da bagırsaklarına karısmıs olan yaglardan baska sıgır ve koyunun tekmil yaglarını haram etmistik. Bu da, isyanlarından dolayı onlara verdigimiz ceza yuzundendi ve suphe yok ki biz, sozumuzde dogruyuz

[147] Seni yalanlarlarsa hemen de ki: Rabbiniz genis, engin bir rahmete sahiptir, fakat azabını da suclu kavimden reddetmeye imkan yok

[148] Sirk kosanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz sirk kosardık, ne atalarımız; hicbir seyi de haram saymazdık. Iste onlardan once gelenler de peygamberleri boyle yalanladılar da sonucu azabımızı tattılar. De ki: Bu hususta bir bilginiz varsa hemen bildirin bize. Fakat siz, ancak zannınıza uyuyorsunuz ve ancak yalan soyluyorsunuz

[149] De ki: O halde reddedilemeyecek kesin delil, ancak Allah'ındır, elbette dileseydi hepinizi de dogru yola sevk ederdi

[150] De ki: Allah'ın, sunu haram ettigine tanıklık eden sahitlerinizi getirin bakalım. Fakat gelirler de tanıklık ederlerse sen, onlarla beraber tanıklık etme ve putları, Rableriyle bir tutup ahirete inanmayarak ayetlerimizi yalanlayanların dileklerine uyma

[151] De ki: Gelin de Rabbiniz, size neleri haram etti, ben okuyup anlatayım: Sakın ona hicbir seyi es ve ortak saymayın, ananıza, babanıza karsı iyilikte bulunun ve yoksulluk korkusuyla cocuklarınızı oldurmeyin, sizi de ancak biz rızıklandırırız, onları da ve acıga cıkan kotuluklere de yaklasmayın, gizli kalan kotuluklere de ve hicbir cana kıymayın, cunku Allah, haklı olmadıkca haram etmistir bunu. Iste aklınızı basınıza alasınız diye size bunları emretmistir o

[152] Ergenlik cagına gelinceye dek, en iyi bir sekilde olmadıkca yetimin malına yaklasmayın ve olcegi, teraziyi dosdogru olcup tartın. Hicbir kimseye, kudretinden asırı bir sey teklif edilmemistir ve soz soylediginiz zaman hısımınız bile olsa adaleti mutlaka gozetin ve Allah'la ettiginiz ahde vefa edin. Iste dusunup ogut almanız icin bunları emretmistir size

[153] Ve suphe yok ki budur benim dosdogru yolum, ona uyun siz ve sizi, onun yolundan ayıracak yollara gitmeyin. Cekinip sakınasınız diye iste bunları emretmistir size

[154] Sonra, Rablerine kavusacaklarına inansınlar diye iyilik edenlere, nimetimizi tamamlamak ve her seyi ayırt edip acıklamak uzere dogru yolu gosteren ve rahmetten ibaret olan kitabı Musa'ya vermistik

[155] Bu kitabıysa kutlu olarak indirdik, artık ona uyun ve cekinin de rahmete kavusanlara katılın

[156] Hic suphe yok ki bizden once ancak iki taifeye kitap indirildi ve bizse onu okumaktan acizdik, bir sey anlamıyorduk demeyesiniz

[157] Yahut da bize de kitap indirilseydi onlardan daha mukemmel bir surette dogru yolu bulurduk diye soylenmeyesiniz diye suphe yok ki Rabbinizden size de apacık bir delil, bir hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın delillerini yalanlayıp onlardan yuz cevirenden daha zalim kimdir ki? Delillerimizden yuz cevirenleri, bu yuz cevirmeleri yuzunden en kotu bir azapla azaplandıracagız yakında

[158] Hala kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bazı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı delilleri geldigi gun hic kimseye, onceden iman etmemisse, yahut inancından bir hayır kazanmamıssa o gunku inanması fayda etmez. De ki: Bekleyin ve biz de beklemekteyiz zaten

[159] Dinlerini parcaparca, bolup bolukboluk fırkalara ayrılanlarla hicbir ilgin olamaz ve suphe yok ki onların bu hareketlerini Allah soracaktır ancak ve sonra da isledikleri isleri haber verecektir onlara

[160] Kim bir iyilikle Tanrı tapısına gelirse ona, yaptıgının on misli mukafat verilecektir ve kim bir kotulukle gelirse ancak ona karsılık ve onun misli bir ceza ile cezalandırılacaktır ve onlara zulmedemeyecektir

[161] De ki: Suphe yok, Rabbim, beni dogru yola sevketti, Ibrahim'in tek Tanrı tanıyan dosdogru dinine hidayet etti ve o, hicbir zaman sirk kosanlardan degildi

[162] De ki: Suphe yok, namazım da, ibadetlerim de, diriligim de, olumum de alemlerin Rabbi olan Allah icindir ki

[163] Esi ortagı yoktur onun ve bana bu emredildi ve ben, ona teslim olanların ilkiyim

[164] De ki: Allah'tan baska bir Rab mi arıyacakmısım, halbuki odur her seyin Rabbi ve herkesin kazancı, ancak kendisine aittir; hicbir suclu, bir baskasının sucunu yuklenmez, sonra da donup varacagınız yer, Rabbinizin tapısıdır ve o, ayrılıga dustugunuz seyleri haber verir size

[165] Oyle bir mabuttur ki sizi yeryuzune hakim kılar ve size verdigi seylerle sizi sınamak icin bir kısmınızı, bir kısmınızdan mevki ve paye bakımından yuceltir. Suphe yok ki Rabbin, cezaya layık olanın cezasını pek tez verir ve suphe yok ki o, sucları orter, rahimdir

A'râf

Surah 7

[1] Elif lam mim sad

[2] Bu bir kitaptır ki insanları onunla korkutman, inananlara da ogut vermen icin sana indirildi; bu yuzden yureginde bir sıkıntı, gogsunde bir darlık hasıl olmasın

[3] Rabbinizden size ne indirildiyse ona uyun, ondan baskalarını dost edinip onlara uymayın, fakat ne kadar da azınız ogut tutmada

[4] Biz nice sehirler helak etmisiz ki azabımız gelip cattıgı zaman ya geceydi; halk, uykuya dalmıstı, yahut da gunduzdu, ogle uykusundaydı, dinlenmedeydi

[5] Azabımız geldigi zaman ancak, biz zulmetmistik diye niyaz edebildiler

[6] Kendilerine peygamber gonderdiklerimizi de mutlaka sorguya cekecegiz, peygamber olarak gonderdiklerimizi de sorumlu tutacagız

[7] Onlara, tam bir bilgiyle her seyi nakledecegiz, bizim bulunmadıgımız bir zaman, kayboldugumuz bir vakit yoktu ki

[8] O gun tartı olacak, gercektir bu. Kimlerin iyi amelleri, terazide agır gelirse onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler

[9] Kimlerin hafif gelirse onlardır ayetlerimizi inkar ederek zulmettiklerinden kendilerine yazık edenler

[10] Andolsun ki sizi yeryuzune yerlestirdik, yasama ve gecinme vasıtalarını da halkettik, ne de az sukredersiniz

[11] Andolsun ki sizi yarattık, sonra bir suret, bir sekil verdik size, sonra da meleklere, Adem'e secde edin dedik, hemen secdeye kapandılar, yalnız Iblis secde edenlere katılmadı

[12] Tanrı, sana emrettigim zaman neden secde etmekten cekindin, seni meneden sebep neydi dedi. O, ben ondan daha hayırlıyım dedi, beni atesten halkettin, onu balcıktan yarattın

[13] Tanrı in oradan dedi, artık orada kalıp ululanamazsın, cık, suphe yok ki sen alcaklardansın

[14] Iblis, bana, tekrar dirilecekleri, kalkacakları gune kadar muhlet ver dedi

[15] Tanrı, suphe etme ki muhlet verilenlerdensin dedi

[16] Iblis, beni azdıran sensin dedi, onun icin ben de andolsun ki onları senin dogru yolundan cıkarmak icin pusu kurup oturacagım

[17] Sonra andolsun ki onlerinden, arkalarından, saglarından, sollarından cıkıp catacagım onlara ve goreceksin ki cogu sukur bile etmeyecek sana

[18] Tanrı, sen kınanmıs, kovulmussun, cık oradan dedi, andolsun ki cehennemi sizinle ve sana uyanlarla dolduracagım

[19] Ey Adem, sen ve esin, cennete yerlesin, ikiniz de dilediginiz seyleri yiyin, yalnız su agaca yaklasmayın, cunku zalimlerden olursunuz

[20] Seytan, onlara gizli kalmıs olan avret yerlerini belirtip gostermek icin ikisini de vesveselendirdi ve bu agacın meyvesini yerseniz mutlaka iki melek haline gelir, yahut da ebedi omre kavusursunuz, onun icin Rabbiniz sizi nehyetti dedi

[21] Ve yemin ederek suphe yok ki dedi, ben size ogut verenlerdenim

[22] Onları boylece aldattı. Derken o agacın meyvesinden tadınca avret yerlerini gorduler ve cennetteki agacların yapraklarıyla avret yerlerini ortmeye koyuldular. Rableri nida edip onlara dedi ki: Sizi, su agacın meyvesini yemeden menetmedim mi ve demedim mi ki Seytan, hic suphe yok ki size apacık bir dusmandır

[23] Her ikisi de Rabbimiz dedi, kendimize zulmettik biz, bizi yarlıgamazsan, bize acımazsan ziyankarlardan oluruz

[24] Tanrı, inin dedi, bir kısmınız, bir kısmınıza dusman olacak ve yeryuzunde muayyen bir vaktedek kalmanız mukadder

[25] Orada dirileceksiniz dedi, orada oleceksiniz ve orada dirilip mezardan cıkarılacaksınız

[26] Ey Ademogulları, avret yerlerinizi ortecek libas ve giyip susleneceginiz elbise indirdik size. Tanrıdan cekinme elbisesine gelince: O, daha da hayırlıdır ve bunlar, insanların anıp ogut almaları icin indirilen Allah ayetlerindendir

[27] Ey Ademogulları, Seytan, ananızı, babanızı cennetten cıkardıgı ve avret yerlerini onlara gostermek icin burundukleri elbiseyi sıyırıp ustlerinden attıgı gibi sakın sizi de bir derde ugratmasın. O ve ona mensup olanlar, sizin goremeyeceginiz yerlerden gorur, kollar sizi. Suphe yok ki biz Seytanları, inanmayanlara dost ettik

[28] Onlar, kotu bir is yapınca babalarımız da derler, bu isi yaparlardı, oyle bulduk onları ve Allah emretti bunu bize. De ki: Allah kesin olarak kotulugu emretmez. Allah'a, bilmediginiz seyi mi isnad ediyorsunuz

[29] De ki: Rabbim, adaletle hareket etmemi emretti bana ve her secde yerinde, her namazda yuzunuzu kıbleye dondurun, inancınızda, ibadetinizde halis olup ona baglanarak kulluk edin nasıl sizi o yarattıysa, meydana getirdiyse gene oylece donup onun tapısına varacaksınız

[30] Halkın bir bolugunu dogru yola sevketmistir, bir boluguyse sapıklıgı haketti. Zanneder misiniz Allah'ı bırakıp da Seytanları dost edinenler dogru yolu bulmuslardır

[31] Ey Ademogulları, namaz kılacagınız her vakit, elbisenizi giyin, suslenin ve yiyin, icin, israf etmeyin, suphe yok ki o, musrifleri sevmez

[32] De ki: Allah'ın kulları icin meydana getirdigi suslenilecek seylerle rızık olarak verdiklerinin icinden tertemiz seyleri kim haram etmistir ki? De ki: Bunlar, dunyada, inanan kisilerindir, ahiretteyse yalnız onlara aittir. Delilleri, bilenlere bu cesit acıklamadayız

[33] De ki: Rabbin ancak acıga vurulabilen ve gizlenen kotuluklerle gunahı, haksız yere isyan etmeyi ve hicbir delil indirmedigi halde Allah'a sirk kosmanızı ve bilmediginiz seyleri tutup Allah'a isnad ederek soylemenizi haram etmistir

[34] Her ummetin basına gelecek musibete bir zaman takdir edilmistir. Mukadder olan o zaman gelip cattı mı o musibeti ne bir an geriye atabilirler, ne bir an ileriye alabilirler

[35] Ey Ademogulları, size, icinizden peygamberler gelip ayetlerimi okuyunca cekinen ve hallerini ıslah edenlere ne korku vardır, ne de mahzun olur onlar

[36] Ayetlerimizi inkar edenler ve onları kabul etmeyi ululuklarına yediremeyenlerse cehennem ehlidir ve orada ebedi kalır onlar

[37] Yalan yere Allah'a iftira edenden, yahut onun ayetlerini inkar eyleyenden daha zalim kimdir ki? Kitaptan nasipleri neyse erisecek onlara; sonunda canlarını almak icin elcilerimiz, onlara gelip catınca Allah'ı bırakıp da kulluk ettiginiz, kendilerini cagırıp durdugunuz putlar Nerede diyecekler. Onlar da kaybolup gittiler diyecekler ve kafir olduklarına dair kendileri, kendilerinin aleyhinde tanıklık edecekler

[38] Cinlerden ve insanlardan, sizden once gelip gecen ummetler arasında siz de girin atese diyecek. Her ummet, atese girdikce kendi dindasına lanet edecek, sonunda birbiri ardınca hepsi de orada toplanacak. Son girenler, evvelce girenler icin Rabbimiz diyecekler, iste bunlar bizi dogru yoldan cıkardı, bir kat daha fazla azab et onlara. Her zumre icin diyecek, katkat fazla azap var ama siz bilmezsiniz

[39] Evvelce girenler, sonrakilere diyecekler ki: Sizin bir ustunlugunuz yok bize, kazandıgınız suclar yuzunden tadın azabı

[40] Ayetlerimizi yalan sayıp onlara inanmaya tenezzul etmeyenlere gok kapıları kesin olarak acılmaz ve deve igne yordamından gecer de onlar gene cennete giremezler ve biz, mucrimleri iste boyle cezalandırırız

[41] Onlara, cehennemde atesten dosekler, ustlerinde de atesten ortuler var ve biz, zalimleri boyle cezalandırırız

[42] Inananlara ve iyi islerde bulunanlara gelince; hic kimseye takatinden asırı bir teklifte bulunmayız, onlardır cennet ehli ve orada ebedi kalır onlar

[43] Gonullerindeki kini, hasedi gideririz, bulundukları yerlerin altından ırmaklar akar ve hamd Allah'a ki derler, dogru yolu buldurdu da bu nimetlere kavusturdu bizi; Allah hidayet etmeseydi dogru yolu bulamazdık; andolsun ki Rabbimizin peygamberleri gercek olarak geldiler ve onlara iste yaptıgınız islere karsılık miras olarak elde ettiginiz cennet diye nida edilir

[44] Cennet ehli, cehennem ehline biz, Rabbimiz bize neler vaadettiyse gercek olarak hepsini bulduk, hepsini elde ettik, siz de Rabbinizin size vaadettigini gercek bir surette elde ettiniz mi diye nida eder, onlar da evet derler, derken aralarında bir munadi, Allah'ın laneti zalimlere diye bagırır

[45] O zalimlere ki halkı Allah yolundan menederlerdi o yolun egri bir hale gelmesini isterlerdi ve onlar ahireti inkar ederlerdi

[46] Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir ortu var ve A'raf ustunde erler var ki herkesi, yuzlerinden tanırlar ve cennet ehline esenlik size diye nida ederler. Onlar, henuz cennete girmemislerdir ama girmeyi umarlar

[47] Gozleri cehennemler tarafına ilisince Rabbimiz derler, bizi zulmeden kavimle beraber etme

[48] A'raf erleri, yuzlerinden tanıdıkları kisilere nida edip derler ki: Ne malınızın cok olusu, ne sayınızın fazla bulunusu, ne de kulluk etmeye tenezzul etmeyip ululanmanız bir fayda vermedi size

[49] Allah, onları rahmetine nail etmez diye yemin ettiginiz kisiler, bunlar degil miydi? Sonra bunlara girin cennete denir, ne korku vardır size, ne de mahzun olursunuz

[50] Cehennem ehli, cennet ehline bize biraz su verin, yahut Allah'ın sizi rızıklandırdıgı seylerden bize de ihsan edin diye bagırırlar. Cennetlikler, suphe yok ki derler, Allah suyu da, bize verdiklerini de kafirlere haram etmistir

[51] Onlar, dinlerini eglence ve oyun saymıslardır, dunya yasayısı, onları aldatmıstır. Onlar, nasıl bugune kavusacaklarını unutup bilebile ayetlerimizi inkar ettilerse biz de bugun onları unuturuz

[52] Biz onlara oyle bir kitap gonderdik ki onu bilgiyle acıkladık, o kitapta, ne lazımsa hepsini bildirdik, inananlara dogru yolu gosterir ve rahmettir

[53] Onlar, kitapta soylenenlerin gelip cıkmasını mı bekliyorlar ancak? Bir gun o soylenen seyler, o sozlerin sonucu gelecek de evvelce onu unutanlar, gercekten de Rabbimizin peygamberleri diyecekler, hak olarak gelmislerdi; simdi sefaatcilerden biri varmı ki sefaat etsin bize, yahut da tekrar dunyaya donmemize imkan verilse de oradayken yaptıgımız islerden baska isler yapsak. Gercekten de kendilerine yazık etmislerdir, aslı yokken inanıp durdukları mabutla da onları bırakmıs, kaybolup gitmistir

[54] Suphe yok, Rabbimiz, oyle bir Allah'tır ki gokleri ve yeryuzunu altı gunde yaratmıstır da sonra Arsa hakim ve mutasarrıf olmustur; aceleyle ve durmadan geceyi takib eden gunduze gecenin ortusunu atar, o ortuyle orter onu ve gunes de onun emrine ram olmustur, ay da, yıldızlar da. Iyice bil ki yaratıs da onun, buyruk da; alemlerin Rabbi Allah'ın sanı ne de yucedir

[55] Dua edin Rabbinize yalvarıp yakararak gizlice. Suphe yok ki o, duada haddini asanları sevmez

[56] Duzene girdikten sonra yeryuzunde bozgunculukta bulunmayın ve ona, azabından korkarak, lutfunu da umarak dua edin. Suphe yok ki Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere pek yakındır

[57] Oyle bir mabuttur ki rahmetinden once mujdeci olarak ruzgarları yollar. Sonucu ruzgarlar, agır yagmur bulutlarını yuklenince onları olmus bir ulkeye sevk ederiz, oraya boylece yagmur yagdırırız da her cesit meyveler yetistiririz. Dusunun de ibret almaya bakın, cunku biz, oluyu de iste boyle diriltiriz

[58] Temiz ulkenin nebatı, Rabbinin izniyle cıkar, corak yerdense pek az bir mahsul elde edilir. Iste biz, sukreden topluluga delillerimizi bu cesit tekrar edip durmadayız

[59] Andolsun ki Nuh'u, kavmine peygamber olarak gonderdik de ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yoktur. Suphe yok ki ben, buyuk bir gunun azabına ugrayacagınızdan korkuyorum

[60] Kavminden ileri gelenler, suphe yok ki dediler, biz seni apacık bir sapıklık icine dalmıs gormedeyiz

[61] O, ey kavmim dedi, bende sapıklık yok, fakat ben, alemlerin Rabbinden gelen bir elciyim

[62] Rabbimin bildirdigi haberleri size teblig etmede ve size ogut vermedeyim ve Allah bana bildiriyor da sizin bilmediginiz seyleri biliyorum ben

[63] Sizi korkutmak, sakınmanızı temin etmek ve boylece de rahmete nail olmanızı saglamak icin icinizden birisine Rabbinizden vahiy gelmesine sasıyor musunuz

[64] Fakat onlar, onu inkar ettiler, yalancı saydılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve ayetlerimizi yalanlayanları suya bogduk. Suphe yok ki onlar kor bir kavimdi

[65] Ad kavmine kardesleri Hud'u yolladık da ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yoktur. Hala mı cekinmeyeceksiniz

[66] Kavminin kafir olanlarından ileri gelenler, suphe yok ki dediler, biz seni sapıklık, bilgisizlik icine dalmıs gormedeyiz ve sanıyoruz ki yalancılardansın sen

[67] O, ey kavmim dedi, bende sapıklık, bilgisizlik yok, fakat ben, alemlerin Rabbinden gelen bir elciyim

[68] Rabbimin bildirdigi haberleri size teblig etmedeyim ve ben size emniyet edilecek bir ogutcuyum

[69] Sizi korkutmak icin icinizden birisine Rabbinizden vahiy gelmesine sasıyor musunuz? Hatırlayın ki sizi Nuh kavminden sonra hukumdar etti, boypos, kuvvetkudret bakımından da onlardan ustun etti sizi. Siz de Allah'ın nimetlerini anın da muradınıza erin, kurtulun

[70] Dediler ki: Sen bize tek Allah'a kulluk etmemizi ve atalarımızın taptıklarını bırakmamızı saglamak icin mi geldin? Dogru soyleyenlerdensen tehdit ettigin seyi meydana getir bakalım

[71] O, Rabbinizden azaba ve gazaba ugramayı hakettiniz dedi, Allah'ın, haklarında hicbir delil indirmedigi ve ancak sizin ve atalarınızın taktıgı birtakım adlar icin benimle cekismeye kalkıyorsunuz demek, o halde bekleyin, suphe yok ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim

[72] Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık da ayetlerimizi yalanlayanların ve inanmayanların kokunu kestik

[73] Semud'a da kardesleri Salih'i gonderdik. Ey kavmin dedi, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yoktur. Rabbinizden size apacık bir delil gelmistir, iste su Allah'ın mahluku disi deve, size bir mucizedir o. Bırakın da Allah'ın yarattıgı yeryuzunde otlayıp dursun ve ona kotulukle dokunmayın, sonra sizi elemli bir azaba ugratır

[74] Hatırlayın ki sizi Ad kavminden sonra hukumdar etti ve yeryuzune yerlestirdi, ovalarında koskler kuruyor, daglarında, kayaları yontup evler yapıyorsunuz. Allah'ın nimetlerini anın ve yeryuzunde bozgunculuk etmeyin

[75] Kavminin ileri gelenlerinden olup iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aciz sayıp hor gordukleri kimselerden ona iman etmis olanlara, siz Salih'i, Rabbinden gonderilmis mi biliyorsunuz dediler. Onlar da biz dediler, onun vasıtasıyla gonderilenlere inandık

[76] O ululanmak isteyenler, o kibirliler, dediler ki: Hic suphe yok ki biz, sizin inandıklarınızı inkar ettik, kafir olduk

[77] Disi deveyi, ayaklarını kesip oldurduler ve Rablerinin emrinden cıktılar, isyan ettiler ve ey Salih dediler, peygamberlerdensen tehdid ettigin seyi yap bize bakalım

[78] Derken onlar siddetli bir sesle azaba ugradılar, yurtlarında diz cokmus bir halde yuzukoyun kapanarak helak olup gittiler

[79] Salih, onlardan yuz cevirdi de ey kavmim dedi, andolsun ki ben size Rabbimin bildirdigi haberleri teblig ettim ve ogut verdim ama siz ogut verenleri sevmiyorsunuz

[80] Lut'u da gonderdik ve hani kavmine demisti ki: Sizden once alemlerde hicbir kimsenin yapmadıgı kotulugu mu yapacaksınız

[81] Cunku siz kadınları bırakıp sehvetle erkekleri kullanmadasınız ve siz, ancak haddini asmıs bir kavimsiniz

[82] Kavminin cevabı ancak su soz olmustu, onları sehrinizden cıkarın demislerdi, onlar pek fazla temiz olmak isteyen kisiler

[83] Onu ve akRabasını kurtardık, ancak karısı kurtulmadı ve o, kavmiyle kalanlardandı

[84] Onlara yagmur gibi tas yagdırdık, bak da gor sucluların sonucu ne olmus

[85] Medyen'e de kardesleri Suayb'i gonderdik de ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yoktur. Rabbinizden apacık bir delil gelmistir size, artık kileyi dogru olcun, teraziyi dogru tartın, insanların haklarını yemeyin ve duzene girdikten sonra yeryuzunde bozgunculuk etmeyin. Inanmıssanız bunlar, daha hayırlıdır size

[86] Inananları tehdit ederek Allah yolundan menetmek ve o yolun egri bir hale gelmesini saglamak icin her yolun basında oturup pusu kurmaya kalkmayın ve hatırlayın o zamanı ki azlıktınız, o sizi cogalttı. Bozgunculukta bulunanların sonucları ne olmus, ne hale gelmisler, bakın da gorun

[87] Sizin bir kısmınız, benimle gonderilene inanır, bir kısmınız inanmazsa Allah, aramızda hukmedinceye dek sabredin ve o, hukmedenlerin en hayırlısıdır

[88] Kavminin ileri gelenlerinden olup iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler, ey Suayb dediler, mutlaka seni de, sana inananları da hep beraber ya sehrimizden cıkaracagız, yahut da bizim dinimize donersiniz. O da dedi ki: Biz istemesek de zorla mı yapacaksınız bunu

[89] Fakat Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tutar da tekrar sizin dininize donersek yalan yere Allah'a iftira etmis oluruz. Artık o dine donmemize imkan yok, meger ki Rabbimiz olan Allah dileye. Rabbimizin bilgisi her seye yeter, her seyi samildir. Allah'a dayandık biz. Rabbimiz, sen bizimle kavmimizin arasında gercek olanı hukmet ve sen, hukmedenlerin en hayırlısısın

[90] Kavminin ileri gelenlerinden kafir olanlar, Suayb'e uydugunuz takdirde andolsun ki dediler, zarara ugrarsınız

[91] Derken, siddetli bir depremle azaba ugradılar, yurtlarında diz cokmus bir halde yuzukoyun kapanarak helak olup gittiler

[92] Suayb'i yalanlayanlar, sanki oralarda hic oturmamıslar, hic yasamamıslardı, Suayb'i yalanlayanlar, asıl zarara ugramıslardı

[93] Suayb, onlardan yuz cevirdi de ey kavmim dedi, andolsun ki ben size Rabbimin bildirdigi haberleri teblig ettim ve ogut verdim. Artık kafir bir kavme nasıl acıklanabilirim

[94] Hicbir sehre peygamber gondermedik ki oranın halkını, yola gelsinler de yalvarıp yakarsınlar diye can ve malca bir sıkıntıya, bir azaba ugratmayalım

[95] Sonra da kotuluk yerine iyilik verdik, cogaldılar ve atalarımız da malca zarara ugramıslardı, genislige kavusmuslardı, bu, boyledir dediler de ansızın onları azaba ugrattık, anlamadılar bile

[96] Memleketlerin halkı inansalar ve cekinselerdi gokyuzunden ustlerine bereket yagdırır, yeryuzunden bereket fıskırtırdık, fakat inkar ettiler de kazandıkları suc yuzunden onları azaba ugrattık

[97] Memleketlerdeki halk, uykuya dalmısken geceleyin ansızın azabımızın gelip catmayacagından emin mi

[98] Yahut memleketlerdeki halk, kusluk cagı oynayıp dururken azabımızın birdenbire gelmeyeceginden emin mi

[99] Butun bunlardan sonra Allah azabından emin mi olurlar? Allah azabından emin olanlar, ancak zarara ugramıs topluluklardır

[100] Oralarda yasayanların helakinden sonra miraslarına konarak yurtlarını elde edenler, hala anlamazlar mı ki dilersek, sucları yuzunden onları da musibetlere ugratırız ve kalplerini muhurleriz de isitmezler

[101] Iste bu yurtlara ait bazı vukuatı anlatmadayız sana. Andolsun ki peygamberleri, apacık delillerle geldi onlara, fakat once inkar ettikleri, yalan saydıkları seylere inanmadılar. Iste Allah, kafirlerin gonullerini boyle muhurler

[102] Onların cogunu, sozlerinde durur bulmadık ve cogunu ancak hadlerini asmıs kotu kisiler bulduk

[103] Onlardan sonra da Musa'yı, delillerimizle Firavun'a ve Firavun'un kavminden ileri gelenlere gonderdik, fakat kendilerine zulmetti onlar, bak da gor, bozguncuların sonucu ne olmustur

[104] Musa dedi ki: Ey Firavun, suphe yok ki ben, alemlerin Rabbinden gelen bir peygamberim

[105] Allah hakkında ancak gercek sozu soylemem borctur bana. Rabbinizden apacık bir delille geldim size, Israilogullarını benimle gonder

[106] Firavun, apacık delille geldiysen ve dogru soz soyleyenlerdensen goster o delili dedi

[107] Musa, sopasını yere attı, derken sopa apasikar kocaman bir yılan oldu

[108] Elini koltuguna sokup cıkarınca bakanlar gorduler ki bembeyaz, parılparıl parlayan bir el

[109] Firavun'un kavminden ileri gelenlerin bir kısmı, gercekten de dediler, bu, bilgili bir buyucu

[110] Sizi yerinizden, yurdunuzdan cıkarmak istiyor, ne buyurursunuz simdi

[111] Onunla kardesini alıkoy da dediler, sehirlere adamlar gonder

[112] Ne kadar bilgili buyucu varsa hepsini tapına getirsinler

[113] Buyuculer, Firavun'un tapısına geldiler ve ust gelirsek elbette mukafat var bize, degil mi dediler

[114] Evet dedi Firavun ve siz, mutlaka yakınlarımdan olacaksınız

[115] Dediler ki ya Musa, sen mi sopanı atacaksın, biz mi atalım once

[116] Siz atın dedi. Attıkları anda halkın gozunu boyadılar, korkuttular ve buyuk bir buyu yaptılar

[117] Musa'ya, at sopanı diye vahyettik. Atınca koca bir yılan sekline giren sopa, onların yalancıktan meydana cıkardıklarını yuttu, hepsini silip supurdu

[118] Boylece de hak ustun oldu, yerine geldi ve yaptıkları seyler, mahvolup gitti

[119] Oracıkta yenildiler ve horhakıyr bir halde yaptıklarından feragat ettiler

[120] Ve buyuculer, hep birden secdeye kapandılar da

[121] Inandık dediler, alemlerin Rabbine

[122] Musa'nın ve Harun'un Rabbine

[123] Firavun, ben size izin vermeden once ona inanıyor musunuz dedi, bu, suphe yok ki halkını oradan cıkarmak icin sehirde kurup duzdugunuz bir duzen; yakında ne yapacagımı ogrenirsiniz

[124] Ellerinizi, ayaklarınızı caprazvari kestirecegim, sonra da hepinizi astıracagım

[125] Suphe yok ki dediler, biz donup Rabbimizin tapısına varacagız

[126] Sen bizden, ancak Rabbimizin delilleri gelince onlara inandık diye oc alacaksın. Rabbimiz, ustumuze yagdırırcasına sabır ver bize ve bizi Musluman olarak oldur

[127] Firavun'un kavminden ileri gelenler, Musa'yı ve kavmini, yeryuzunde bozgunculuk etsinler, senden ve taptıklarından yuz cevirsinler diye mi bırakıyorsun dediler. Firavun gene onların ogullarını oldurur, kadınlarını bırakırız ve suphe yok ki biz, onlardan ustunuz ve kudret sahibiyiz dedi

[128] Musa, kavmine dedi ki: Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Suphe yok ki yeryuzu Allah'ındır, kullarından diledigine miras olarak kalır ve sonuc, cekinenlerindir

[129] Sen gelmeden once de eziyet cektik, geldikten sonra da cekiyoruz dediler. Musa, umarım ki dedi, Rabbiniz, dusmanlarınızı helak eder, yeryuzunde hukumdar eder sizi de neler yapacagınıza bakar, dener sizi

[130] Andolsun ki biz, dusunup ibret alsınlar diye Firavun'u ve soyunu yıllarca kuraklıga ve kıtlıga ugrattık

[131] Onlara bir iyilik gelince hakkımızdı bu zaten derler, bir kotuluk geldi mi Musa'nın ve onunla beraber bulunanların ugursuzluguna verirlerdi. Iyice bil ki ugradıkları ugursuzluk, Allah'tandı, fakat cogu bilmezdi bunu

[132] Bizi buyulemek, kandırmak icin hangi delili gosterirsen goster demislerdi, biz sana inanmayacagız

[133] Bunun uzerine, ayrıayrı mucize olmak uzere onlara tufan, cekirge, haserat, kurbaga ve kan gonderdik, fakat ululanıp inanmaya tenezzul etmediler ve zaten de suclu bir topluluktu onlar

[134] Azaba ugrayınca ya Musa diyorlardı; icabet edecegine dair verdigi soze uyarak Rabbine dua et de bizden bu belayı defetsin, muhakkak sana inanacagız ve Israilogullarını seninle gonderecegiz

[135] Ugrayacakları son belayadek ustlerine coken musibeti giderdik mi derhal yeminlerini bozuyorlardı

[136] Sonucu oc aldık onlardan ve delillerimizi yalanladıkları, onlardan gaflet ettikleri icin hepsini de denize garkettik

[137] Zayıf, horhakir bir hale getirilen kavme, yeryuzunun feyiz ve bereket ihsan ettigimiz dogularını da, batılarını da miras olarak verdik ve sabrettiklerinden dolayı Rabbinin, Israilogullarına verdigi guzel soz, tamamlandı, yerine geldi ve Firavun'la kavminin yaptıklarını, yukselttiklerini yıkıp mahvettik

[138] Israilogullarını denizden gecirdik de putlara tapmakta olan bir topluluga rastladılar. Ya Musa dediler, onların taptıgı putlar gibi bize de putlar yap. Musa, suphe yok ki dedi, siz bilgisiz bir kavimsiniz

[139] Onların taptıkları da helak olup gitmistir, yaptıkları da bostur

[140] Sizi alemlerden ustun kıldıgı halde Allah'tan baska bir mabut mu arıyorsunuz

[141] Hani sizi Firavun soyundan kurtarmıstık. Size en agır iskenceleri yapıyorlardı, asagılık bir hale getiriyorlardı sizi, ogullarınızı olduruyorlar da kadınlarınızı bırakıyorlardı ve bunda da Rabbinizden buyuk bir sınama vardı size

[142] Musa ile otuz gece munacatta bulunmayı sozlesmistik de bu vadeyi, on gece daha katarak tamamlamıstık boylece Rabbinin tayin ettigi muddet, kırk geceyi bulmustu ve Musa, kardesi Harun'a, kavmimin icinde benim yerime gec, onları duzene koy ve bozguncuların yoluna uyma demisti

[143] Musa, tayin ettigimiz vakitte gelip Rabbi onunla konusunca Rabbim demisti, bana gorun de bakayım sana. Rabbi, beni kesin olarak goremezsin sen demisti, fakat su daga bak, eger yerinde durabilirse gorebilirsin beni. Derken Rabbi, daga tecelli edince dag, yerle bir oldu ve Musa bayılıp yere yıgıldı. Kendisine gelince de seni noksan sıfatlardan tenzih ederim dedi, tovbe ettim sana ve ben, inananların ilkiyim

[144] Tanrı, ya Musa dedi, ben sana peygamberlik vererek ve seninle konusarak butun insanlara ustun ettim seni, sectim seni, sana verdigimi al ve sukredenlerden ol

[145] Tevrat levihlerinde, her seye ait ogudu, her seyi acıklayan hukumleri yazdık ve azimle, kuvvetle al bunu dedik, kavmine de emret; en guzel hukumleriyle amel etsinler; haddi asan, buyruktan cıkan kotu kisilerin yurtlarını da yakında gosterecegiz

[146] Yeryuzunde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyecegiz, zaten onlar, hangi delili gorseler inanmazlar, dogru yolu gorseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gorduler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir

[147] Ayetlerimizi ve ahiret gunune ulasmayı yalan sayanların butun yaptıkları bosa gider. Isledikleri kotuluklerin karsılıgı neyse ondan baska birseyle mi cezalanır onlar

[148] Musa'nın kavmi, o gittikten sonra ziynet esyasından bir buzagı yaptılar. O buzagı, boguruyordu da. O buzagının kendileriyle konusmayacagını, onlara dogru yolu gostermeyecegini gorup anlamadılar mı da ona sarıldılar ve kendilerine kıydılar, yazık ettiler

[149] Adamakıllı nadim olup dogru yoldan sapıttıklarını gorunce de Rabbimiz acımazsa bize ve yarlıgamazsa bizi mutlaka ziyankarlardan olacagız dediler

[150] Musa, kızgın bir halde acıklanarak kavmine donunce dedi ki: Benden sonra ne de kotu bir is islediniz, Rabbinizin vaadettigi muddet bitmeden acele mi ettiniz? Ve levihleri atıp kardesinin sacından, sakalından tutarak kendisine dogru cekmeye basladı. Harun, anam oglu dedi, bu kavim, gercekten de aciz bıraktı beni, az kaldı ki olduruyorlardı da, onun icin bana bu harekette bulunup dusmanları sevindirme ve beni zulmeden kavimle beraber tutma

[151] Musa, Rabbim dedi, beni ve kardesimi yarlıga ve rahmetine al bizi, sen merhametlerin en merhametlisisin

[152] Buzagıyı mabud edinenler, Rablerinden bir gazaba ugrayacaklar, dunya yasayısında asagılık bir hale duseceklerdir ve biz, iftiracıları boyle cezalandırırız

[153] Kotu isler yaptıktan sonra tovbe edip inananlara gelince: Suphe yok ki Rabbin, tovbeden sonra sucları mutlaka orter, rahimdir

[154] Musa'nın ofkesi yatısınca levihleri aldı. Tevrat'ın yazılı oldugu o levihlerde, hidayet ve rahmet, Rablerinden korkanlara aittir diye de yazılmıstı

[155] Ve Musa, kendisine vade verdigimiz yere goturmek uzere kavminden yetmis kisi secti. Derken bulundukları yerde siddetli bir deprem baslayınca ya Rabbi dedi, dileseydin onları da daha once helak ederdin, beni de. Icimizdeki akılsızların isledikleri suc yuzunden bizi de mi helak edeceksin? Bu, ancak senin bir sınamandan baska bir sey degil. Onunla diledigini dogru yoldan cıkarırsın, diledigini dogru yola sevk edersin. Sensin yardımcımız ve sahibimiz, ort bizim suclarımızı ve acı bize, sensin sucları ortenlerin en hayırlısı

[156] Su dunyada da iyilikler ver bize, ahirette de ve suphesiz ki sana yoneldik biz. Tanrı, diledigimi azabıma ugratırım dedi, fakat rahmetim, her seyi kaplamıstır da cekinenleri, zekat verenleri ve ayetlerime inananları rahmetime mazhar ederim

[157] Onlar, oyle kisilerdir ki ellerindeki Tevrat'ta ve Incil'de de yazılmıs olarak bulacakları seriat sahibi Ummi Peygambere uyarlar ve o, onlara iyiligi emreder, kotulukten nehy eder onları ve temiz seyleri onlara helal etmededir, pis ve kotu seyleri haram etmede. Sırtlarındaki agır yukleri indirmededir, baglandıkları zincirleri kırmada. Artık ona inananlar, onu ululayanlar, ona yardım edenler ve ona indirilen ısıga uyanlardır kurtulanlar, muratlarına erenler

[158] De ki: Ey insanlar, suphe yok ki ben, Allah tarafından sizin hepinize gonderilmis olan peygamberim; o, oyle bir Allah'tır ki goklerin saltanat ve tasarrufu da onundur, yeryuzunun de. Ondan baska yoktur tapacak, odur dirilten ve olduren. Artık Allah'a ve Allah'ın sozlerine inanın ve seriat sahibi Ummi Peygamberine inanın ve uyun ona da dogru yolu bulun

[159] Musa kavminden bir topluluk vardı ki halkı dogru yola sevk ederler ve adaletle muamelede bulunurlardı

[160] Onları on iki kabileye, on iki topluluga bolduk ve kavmi, Musa'dan su isteyince ona, sopanla tasa vur diye vahyettik, derken o tastan on iki kaynak aktı. Her topluluk, su icecekleri kaynagı belledi ve onları bulutla golgelendirdik, onlara kudret helvasıyla bıldırcın kusu indirdik. Size rızık olarak verdigimiz seylerin temizlerini yiyin dedik. Onlar bize zulmedemediler, ancak kendilerine zulmettiler

[161] Hani o zaman onlara, bu sehirde yerlesin ve dilediginiz yerde dilediginiz seyi yiyin ve bu makam, sucların dokuldugu makamdır deyin, kapıdan yerlere kapanırcasına egilerek girin de suclarınızı ortelim, iyi hareket edenlerin mukafatını daha da fazlasıyla verelim denmisti

[162] Fakat onlardan zulmedenler, sozu kendilerine soylendiginden bambaska bir tarza dokup degistirdiler, biz de ettikleri zulum yuzunden onlara gokyuzunden kotu, pis bir azab indirdik

[163] Denize pek yakın olan o sehrin halkına neler oldu, sor onlara. Hani onlar, cumartesi gunu, emre isyan etmislerdi, hani cumartesi gunleri, balıklar, su ustune cıkıyordu da cumartesiden baska gunlerde onlara gorunmuyordu, emirden cıktıkları icin biz de onları boyle sınamadaydık

[164] Hani onlardan bir topluluk, Allah'ın helak edecegi, yahut da siddetle azaplandıracagı bir kavme ne diye ogut verirsiniz demisti de ogut verenler, Rabbinize karsı bir ozur serdedebilelim ve belki de sakınırlar umidiyle demislerdi

[165] Ogutculerin ogutlerini unuttukları zaman biz de, onları kotulukten nehyedenleri kurtardık, zulmedenleriyse, emirden cıktıkları icin pek siddetli bir azaba ugrattık

[166] Nehyedildikleri seyleri yapmakta ısrar edince onlara asagılık maymun olun dedik

[167] An o zamanı ki Rabbin, kıyamet gununedek onlara en kotu azapla azaplandıracak olanları gonderecegini kesin olarak bildirmisti. Suphe yok ki Rabbin, cezayı pek tez verir ve suphe yok ki o, sucları orter, rahimdir

[168] Onları, yeryuzunde takımtakım topluluklar haline getirdik, dagıttık. Iclerinde iyileri var, onlardan daha asagı derecede bulunanları var. Belki Tanrıya donerler, itaate girerler diye de onları iyiliklerle, kotuluklerle sınadık

[169] Onlardan sonra kitaba varis olan oyle bir nesil geldi ki hem su dunyanın gecici matahını alırlar da elbette ilerde yarlıganırız, suclarımız ortulur bizim derler, hem de gene ellerine ona benzer gecici bir matah gecse almakta devam ederler. Halbuki Allah'a karsı ancak gercek olanı soyleyeceklerine dair onlardan o kitabın hukmunce soz alınmamıs mıydı ve kitapta olanları okuyup dururlar da. Halbuki ahiret yurdu, sakınanlara daha hayırlıdır, hala mı aklınız ermiyor

[170] Kitaba sarılıp namaz kılanlara gelince: Biz, iyilige calısanların mukafatını zayi etmeyiz

[171] Hani biz, dagı adeta bir golgelik gibi cekmis, ustlerine dogru yuceltmistik de nerdeyse ustlerine dusecek sanmıslardı. Size verdigimiz kitabı kuvvetle, azimle tutun, icinde ne varsa hatırlayıp ona gore hareket edin de sakınanlardan olun demistik

[172] Hani Rabbin Ademogullarının sırtlarından zurriyetlerini izhar etmisti de kendilerini kendilerine tanık tutarak ben, Rabbiniz degil miyim demisti; onlar da evet, tanıgız, Rabbimizsin demislerdi. Bu da kıyamet gunu bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz

[173] Yahut da ancak atalarımız sirk kostu once ve biz onlardan sonra gelmis bir soyuz; bizi de o bos ve asılsız islerde bulunanların amelleri yuzunden helak mı edeceksin gibi bir soz soylememeniz icindi

[174] Belki dogru yola donersiniz diye ayetlerimizi iste boyle acıklamadayız

[175] Oku onlara kendisine delillerimizi ihsan ettigimiz halde bilebile onları inkar edip, onların hukmunden sıyrılıp Seytan'a uyan ve helak olana ait kıssayı

[176] Dileseydik onu, delillerimizle yuceltirdik, fakat o, yeryuzune sarıldı ve kendi istegine uydu. O tıpkı kopege benzer; ustune varıp kovsan da dilini cıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini cıkarıp solur. Iste bu hal, delillerimizi yalanlayan toplulugun haline benzer; sen gecmislerin hallerini anlat onlara da belki iyice bir dusunurler

[177] Ne de cirkin bir ornektir delillerimizi yalanlayıp kendilerine zulmedenlerin hali

[178] Allah, kimi dogru yola sevkettiyse odur dogru yolu bulan ve kimi yoldan cıkarırsa o ve onun gibilerdir ziyana ugrayanlar

[179] Andolsun ki biz, cinlerin ve insanların cogunu cehennem icin yarattık; onların kalpleri vardır; dusunmezler onunla; gozleri vardır, gormezler o gozlerle; kulakları vardır, duymazlar o kulaklarla. Onlar dort ayaklı hayvanlara benzerler, hatta daha da sapıktır onlar. Onlardır gaflette kalanların ta kendileri

[180] Guzel adlar, Allah'ındır, o adlarla dua edin ona ve onun adlarını baska anlamlara cekenleri, o adları baskalarına verenleri, onu, ona layık olmayan adlarla cagıranları bırakın, onlar, yaptıklarının cezasını gorecekler

[181] Yarattıklarımızdan bir topluluk var ki halkı gercege irsad eder ve gercek olarak adaletle muamelede bulunur

[182] Delillerimizi yalanlayanlara gelince: Biz onları yavasyavas hic anlamayacakları noktalardan helake yaklastırırdururuz

[183] Ve ben onlara muhlet veririm, suphe yok ki azabım pek siddetlidir

[184] Dusunmezler mi ki kendileriyle konusanda delilikten eser bile yok; o ancak apacık korkulu bir haber veren

[185] Bakmazlar mı goklerdeki ve yeryuzundeki saltanat ve tedbire ve Allah'ın yarattıgı seylerden herhangi birine ve olum caglarının gelip catmakta olduguna? Bu sozden sonra da hangi soze inanırlar artık

[186] Allah kimi yoldan cıkarırsa artık yoktur onu dogru yola sevkedecek ve onları can gozleri kor olarak saskınlıklarında bırakır gider

[187] Senden kıyametin ne vakit kopacagını sorarlar. De ki: Onu ancak Rabbim bilir. Vakti geldi mi onu ancak o izhar eder; goklere de agır basmıstır, yeryuzune de ve size ancak ansızın gelip catar. Biliyormussun da gizliyorsun gibi sana soruyorlar, de ki: Onu ancak Allah bilir, fakat insanların cogu anlamaz bunu

[188] De ki: Allah'ın dilediginden baska kendime ne bir fayda vermeye gucum yeter, ne bir zarardan kacınmaya. Gaibi bilseydim daha fazla hayır elde etmek isterdim ve bana bir kotuluk gelmezdi. Fakat ben ancak inanan toplulugu korkutan ve mujdeleyen biriyim

[189] Oyle bir mabuttur ki sizi tek bir kisiden yarattı, ulfet ve unsiyet etmesi icin ondan da esini halketti. Derken erkek esine yaklasınca esi, hafif bir yuk tasımıya ve onunla gidip gelmeye basladı. O yuk agırlasınca ikisi de, bize azası tam ve iyi birevlat verirsen suphe yok ki biz de sukredenlerden oluruz diye Rablerine dua ettiler

[190] Onlara azası tam ve duzgun bir evlat verince de o yuzden sirk kostular. Oysa onların sirk kostuklarından tamamıyla munezzehtir

[191] Hicbir seyi yaratamayan bir varlıgı ona es mi tutuyorlar, halbuki kendileri yaratılmıstır

[192] Onlara yardım etmeye gucleri yetmeyen ve kendilerine de yardım etmeye muktedir olmayan seyleri es mi sayıyorlar ona

[193] Onları dogru yola cagırırsanız size uymazlar. Ister cagırın onları, ister susun, sizce ikisi de bir

[194] Allah'tan baska cagırdıklarınızın hepsi de sizin gibi kuldur. Sozunuz gercekse cagırın da cevap versinler size

[195] Ayakları mı var ki yurusunler, yahut elleri mi var ki tutsunlar, yoksa gozleri mi var ki gorsunler, yahut da kulakları mı var ki duysunlar? De ki: Cagırın Tanrıya es sandıklarınızı da sonra hep beraber bana duzen kurun, goz bile actırmayın bakalım

[196] Cunku suphe yok ki benim yardımcım, kitabı indiren Allah'tır ve o, butun temiz ve iyi kisilere yardım eder

[197] Ondan baska butun taptıklarınızın ne size yardıma gucleri vardır, ne kendilerine yardıma

[198] Onları dogru yola cagırırsan dinlemezler ve gorursun ki sana bakıyorlar, fakat baktıkları halde gormezler

[199] Ozru kabul edip sucları bagısla, iyiligi emret ve bilgisizlerden yuz cevir

[200] Seytan seni buna aykırı bir yola meylettirmeye kalkısırsa Allah'a sıgın, suphe yok ki o, her seyi duyar ve bilir

[201] Tanrıdan cekinenler, Seytan'ın bir vesvesesine ugradılar mı dusunurler, bir de bakarsın ki dogru yolu gormusler bile

[202] Musriklerin kardesleri olan Seytanlar, musrikleri azgınlıga surerler, sonra da onları azdırmaktan hic geri kalmazlar

[203] Onlara bir ayet gelmeyince kendinden duzup kossaydın derler. De ki: Ben ancak Rabbim bana neyi vahy ederse ona uyarım. Budur Rabbinizden gelen ve can gozlerinizi acacak olan asikar deliller ve inanan topluluga dogru yolu gosteren vasıta ve rahmet

[204] Kur'an okununca dinleyin ve susun da rahmete erin

[205] Sabah ve aksam cagları, yalvarıp yakararak ve ondan korkarak, fakat fazla bagırmamak sartıyla ve icinden gelerek an Rabbini ve gaflet edenlerden olma

[206] Suphe yok ki Rabbinin katında bulunanlar, ona kulluk etmekten cekinmezler ve onu noksan sıfatlardan tenzih ederler ve yalnız ona secde ederler

Enfâl

Surah 8

[1] Sana harp ganimetlerinin hukmunu sorarlar. De ki: Ganimetler, Allah'ın ve Peygamberindir. Artık Allah'tan sakının ve aranızı ıslah edin ve inanmıssanız Allah'a ve Peygamberine itaat edin

[2] Inananlar, ancak onlardır ki Allah anılınca yurekleri titrer, onlara ayetleri okununca da inanclarını arttırır ve Rablerine dayanırlar

[3] Onlardır ki namaz kılarlar ve rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını harcarlar

[4] Onlardır gercek inananlar, onlarındır Rableri katında dereceler, yarlıganma ve daimi, bitmeztukenmez rızık

[5] Nasıl ki Rabbin, seni hak ugruna evinden cıkarmıstı ve suphe yok ki inananların bir kısmı bundan hoslanmamıstı

[6] Gercek, apacık meydana cıktıktan sonra bile bu hususta, gozleri bakabaka olume surukleniyorlarmıs gibi seninle cekismeye kalkısıyorlardı

[7] Hani Allah, o iki bolukten birinin muhakkak sizin olacagını vaad ediyordu da siz, silahı bulunmayanların, elinize dusmesini istiyordunuz. Halbuki Allah, sozleriyle, gercegi yerine getirmek ve kafirlerin kokunu kesmek istiyordu

[8] Boylece de suclular istemese de gercegi gercek olarak izhar etmeyi ve batılın boslugunu bildirmeyi murad etmekteydi

[9] Hani, siz, Rabbinizden imdat istemistiniz de Rabbiniz, suphe yok ki ben, birbiri ardınca binlerce melekle size yardım edecegim diye duanızı kabul etmisti

[10] Ve Allah, bunu ancak bir mujde olarak ve kalpleriniz yatıssın diye yapmıstı. Yardım, ancak Allah'tandır. Suphe yok ki Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[11] Hani bir emniyet vermek icin sizi hafif bir uykuya daldırmıstı ve sizi arıtmak, sizden Seytan'ın pisligini gidermek, yureklerinizi saglamlastırmak ve ayaklarınızı pekistirip metanetinizi arttırmak icin de gokten bir yagmur yagdırmıstı

[12] Hani Rabbin, suphe yok ki ben, sizinleyim, inananları sebat ettirin, kafirlerin yureklerine korku salacagım, hadi vurun boyunlarını, vurun onların ellerine, ayaklarına diye meleklere vahyetmedeydi

[13] Bu da onların, Allah'a ve Peygamberine karsı gelmelerindendi ve kim, Allah'a ve Peygamberine karsı gelirse bilsin ki Allah'ın cezası, suphe yok ki pek cetindir

[14] Iste tadın simdi bunu ve suphe yok ki kafirler icin bir de atesle azap var

[15] Ey inananlar, savasmak uzere kafirlerle karsılastınız mı onlara arkanızı donmeyin

[16] Ve kim, tekrar savasmak icin bir tarafa cekilmek, yahut bir boluge ulasmak niyetinde olmadan oyle bir gunde onlara arka cevirir, donerse muhakkak Allah'ın gazabına ugrayacaktır, yurdu cehennemdir ve orası, donup varılacak ne kotu bir yerdir

[17] Onları siz oldurmediniz, fakat Allah oldurdu ve attıgın zaman sen atmadın, fakat Allah attı ve boylece de kendi katından, inananlara guzel bir nimet vermek, onları denemek istedi. Suphe yok ki Allah her seyi duyar, bilir

[18] Boyledir bu ve suphe yok ki Allah, kafirlerin duzenlerini gevsetir

[19] Fetih istiyordunuz ya, iste size fetih. Vazgecerseniz daha hayırlı olur size, fakat savasa donerseniz biz de doneriz ve toplulugunuz cok bile olsa hicbir isinize yaramaz sizin ve suphe yok ki Allah, inananlarla beraberdir

[20] Ey inananlar, Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kur'an'ı dinlediginiz halde ondan yuz cevirmeyin

[21] Ve isittik dedikleri halde duyup kabul etmeyenlere benzemeyin

[22] Suphesiz ki yerde yuruyen canlıların Allah katında en kotusu, aklı, idraki olmayan sagır ve dilsiz mahluklardır

[23] Allah, onlarda bir hayır oldugunu bilseydi elbette onlara duyururdu. Fakat duyursaydı da gene onlar arkalarını donerek yuz cevirirlerdi

[24] Ey inananlar, sizi diriltecek, size can verecek seylere cagırdıkları zaman Allah'a ve Peygambere icabet edin ve bilin ki Allah, hic suphe yok, insanın kendisiyle kalbinin arasına girer ve hic suphe yok ki onun tapısında toplanacaksınız

[25] Ve sakının o fitneden ki yalnız zulmedenlerinize gelip catmaz ve bilin ki suphesiz Allah'ın cezası pek cetindir

[26] Hatırlayın o zamanı ki azlıktınız, yeryuzunde hor, aciz tanınanlardandınız, insanların size saldırıp yok etmesinden korkuyordunuz. Derken sizi, sukredesiniz diye yeryurt sahibi etti, yardımıyla kuvvetlendirdi ve tertemiz seylerle rızıklandırdı

[27] Ey inananlar, Allah'a ve Peygambere hıyanet etmeyin ve bilebile emanetlerinize de hıyanette bulunmayın

[28] Ve bilin ki mallarınız ve evladınız, sizin icin bir sınamadır ancak ve suphe yok ki Allah katındadır buyuk mukafat

[29] Ey inananlar, Allah'tan cekinirseniz hayırla serri ayırt etme kabiliyetini verir size ve suclarınızı orter, yarlıgar sizi ve Allah, pek buyuk bir lutuf ve ihsan sahibidir

[30] Hani bir zaman, kafir olanlar, seni baglayıp hapsetmek, yahut oldurmek, yahut da yurdundan cıkarmak icin duzenlere bas vurmuslardı. Onlar, bu duzeni kurarken Allah da cezalarını hazırlamadaydı ve Allah hilekarları cezalandıranların en hayırlısıdır

[31] Onlara ayetlerimiz okunurken dediler ki: Duyduk, dilersek biz de buna benzer sozler soyleriz ve bu, eskilerin masallarından baska bir sey de degil

[32] Hani Allah'ım demislerdi, bu, senin katındansa ve gercekse basımıza gokten tas yagdır, yahut da bize elemli bir azap ver

[33] Fakat sen, onların icinde oldukca onları azaplandırmaz ve gene yarlıganma dilerlerken Allah onlara azap vermez

[34] Ne diye Allah onları azaplandırmasın ki onlar, hizmetine layık olmadıkları halde halkı Mescidi Haram'dan menediyorlar, onun hizmetine layık olanlar, ancak cekinenlerdir, fakat cogu bilmez bunu

[35] Tanrı evine karsı namazları, ancak ıslık calmak ve el cırpmaktan ibaret. Artık kafir olmanıza karsılık tadın azabı

[36] Suphe yok ki kafir olanlar, mallarını ancak halkı Allah yolundan alıkoymak icin harcarlar. Harcayacaklar da, sonra o harcadıkları mallar, kendilerine bir ic acısı olacak, sonra da alt edilecekler ve kafir olanlar cehenneme goturulecekler, orada toplanacaklar

[37] Allah pisi temizden ayıracak ve pis olanları yıgınyıgın birbiri ustune koyup yıgacak ve topunu birden cehenneme atacak; onlardır ziyankarlar

[38] Kafir olanlara de: Kafirliklerinden vazgecerlerse gecmis gunahları ortulur, yarlıganır, fakat vazgecmezler de savasa kalkısırlarsa suphe yok ki onlardan onceki hukum ve kanun yuruyup gidecektir

[39] Hicbir fitne kalmayıncaya ve din, tamamıyla Allah'a munhasır oluncaya dek savasın onlarla. Savastan vazgecerlerse suphe yok ki Allah, onların yaptıklarını gorur

[40] Ve yuz cevirirlerse artık bilin ki Allah sizin yariniz, yardımcınızdır ve o, ne guzel dosttur, ne guzel yardımcı

[41] Ve iyice bilin ki ganimet olarak elde ettiginiz seyin mutlaka beste biri Allah'ın ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmıslarındır. Allah'a inanmıssanız ve hak ile batılın ayrıldıgı, yani iki ordunun birbiriyle bulustugu gun kulumuza indirdigimize iman etmisseniz ve Allah'ın her seye gucu yeter

[42] Hani siz vadinin yakın bir yerindeydiniz, onlar uzak bir kıyısında, kervansa sizden daha asagı tarafta ve eger muayyen yerlerde bulusmak uzere sozlesseydiniz gene ihtilafa duserdiniz. Fakat helak olanın, apacık bir delil gorerek helak olması, diri kalanın da gene apacık bir delil gorerek diri kalması icin Allah, olacak bir isi yerine getirmek uzere bunu boyle yaptı ve suphe yok ki Allah, mutlaka her seyi duyar, bilir

[43] Hani Allah, ruyanda sana onların az oldugunu gostermisti; cok gosterseydi urker, gevserdiniz ve is hususunda da cekise kalkısırdınız. Fakat Allah sizi bundan kurtardı ve suphe yok ki o, gonullerdekini bilir

[44] Hani karsılastıgınız zamanda Allah, onları sizin gozunuze az gosterdigi gibi sizi de onlara az gostermisti; cunku Allah, olacak isi yapacak, yerine getirecekti ve butun islerin mercii Allah'tır

[45] Ey inananlar, bir toplulukla karsılastınız mı mutlaka sebat edin ve Allah'ı cok anın da kurtulun muradınıza erisin

[46] Allah'a ve Peygamberine itaat edin, birbirinizle cekismeyin, sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz ve sabredin, suphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir

[47] Ulkelerinden boburlenmek ve halka gosteris yapmak icin cıkanlara ve insanları Allah yolundan menedenlere benzemeyin ve Allah onların butun yaptıklarını bilgisiyle kavramıstır

[48] Hani o zaman Seytan, onların yaptıklarını, kendilerine suslu ve hos gostermisti de bugun insanlardan size ustun olacak yoktur, ben de suphe yok ki size yardımcıyım demisti. Fakat iki ordu da gorununce geri donup ben demisti, suphe yok, sizden uzagım, cunku ben, sizin gormediklerinizi gormedeyim ve Allah'tan korkmadayım ve Allah'ın cezası pek cetindir

[49] Hani munafıklarla gonullerinde hastalık olanlar, bunları dinleri aldatmıstır demislerdi; halbuki kim Allah'a dayanırsa bilsin ki Allah, suphe yok ki ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[50] Melekler, kafirlerin suratlarına ve sırtlarına vura vura canlarını alır ve siddetle yakıcı azabı tadın derlerken bir gormeliydin onları

[51] Bu, evvelce ellerinizle kendinize hazırladıgınız seydir ve suphe yok ki Allah, kullarına zulmetmez

[52] Firavun'un soyuyla onlardan once gelip gecenlerin gidisleri gibi hani Allah'ın delillerini inkar edip kafir olmuslardı da Allah, suclarına karsılık onları azabına ugratmıstı: Suphe yok ki Allah, pek kuvvetlidir, azabı da pek cetindir onun

[53] Bu da, sundan ileri gelir: Suphe yok ki Allah, bir topluluga ihsan ettigi nimeti, onlar kendi huylarını degistirmedikce degistirmez ve suphe yok ki Allah, her seyi duyar, bilir

[54] Firavun'un soyuyla onlardan once gelip gecenlerin gidisleri gibi hani. Rablerinin ayetlerini yalanladılar da suclarına karsılık helak ettik onları ve Firavun'un soyunu sulara garkettik, hepsi de zalimdi onların

[55] Allah katında yeryuzunde yuruyen mahlukların en kotusu kafir olanlardır ve onlar inanmazlar zaten

[56] Onlar, kendileriyle ahitlestigin kimselerdir, sonra her defasında da ahitlerini bozarlar ve onlar, hic cekinmezler

[57] Savasta ust gelirsen onları, izlerini izliyenlere de tesir edecek ve onları da korkutacak bir tarzda cezalandır da bunu ansınlar, ibret alsınlar bundan

[58] Kafirler, isin gecip gittigini, kendilerinin unutuldugunu ve bir daha da horlanmayacaklarını, aciz bir hale getirilmeyeceklerini sanmasınlar

[59] Bir toplulugun hainlikte bulunacagından korkarsan aradaki muahedeyi boz ve bunu, yani iki tarafın da bir sozle baglı olmadıgını onlara bildir. Suphe yok ki Allah, hainleri sevmez

[60] Allah dusmanlarıyla size dusman olanları ve bunlardan baska sizin bilmediginiz, fakat Allah'ın bildigi dusmanları korkutmak icin onlara karsı kullanmak uzere gucunuz yettigi kadar kuvvet ve besili at hazırlayın, Allah yolunda ne harcarsanız size karsılıgı tamamıyla odenecektir ve asla zulme ugramayacaksınız

[61] Fakat barısa yanasırlarsa sen de yanas ve Allah'a dayan. Suphe yok ki o, her seyi duyar, bilir

[62] Sana karsı bir hile yapmayı dilerler, buna yeltenirlerse hic suphe yok ki Allah yeter sana; oyle bir mabuttur ki seni, kendi yardımıyla ve inananlarla kuvvetlendirir

[63] Onların gonullerini birlestirmistir. Yeryuzunde ne varsa hepsini harcasaydın gene de gonullerini birlestiremezdin onların, fakat Allah, aralarını uzlastırdı. Suphe yok ki o, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[64] Ey Peygamber, sana da, iman sahiplerinden sana uyanlara da Allah yeter

[65] Ey Peygamber, inananları savasa tesvik et. Sizden yirmi tane sabırlı er bulunsa onların iki yuzune ust gelir ve siz yuz kisi olsanız kafirlerin bin tanesine ust olursunuz, cunku onlar, hicbir seyden anlamaz bir topluluktur

[66] Fakat simdi Allah size savastaki hukmu hafifletti ve bildi ki sizde muhakkak bir zaaf var. Artık sizden yuz tane sabır ve sebat sahibi, ikiyuzu yener ve siz bin kisi olsanız Allah'ın izniyle iki binini altedersiniz ve Allah, sabır ve sebat edenlerle beraberdir

[67] Hic bir peygamber, yeryuzunde kafirlere ustolup onları iyice kahretmedikce tutsak almamıstır. Siz, gecici dunya malını istiyorsunuz, Allah'sa ahireti istemekte ve Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[68] Allah, bunu helal olarak takdir etmeseydi helal oldugu acıklanmadan tutsaklara karsılık aldıgımız para yuzunden pek buyuk bir azaba ugrardınız

[69] Artık elde ettiginiz ganimeti helal ve temiz olarak yiyin ve cekinin Allah'tan. Suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[70] Ey Peygamber, ellerinizde bulunan tutsaklara de ki: Allah, yureklerinizde bir hayırlı niyet bulundugunu bilirse size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve suclarınızı orter ve Allah sucları orter, rahimdir

[71] Fakat sana hainlik etmeyi kurarlarsa bilsinler ki daha once Allah'a hainlik etmislerdi de seni onlara ustetmisti o ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[72] Inanıp yurtlarından gocenler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savasanlar, bunları yeryurt sahibi edip barındıranlar ve yardımda bulunanlarsa iste bunlar, mirasta birbirlerinin velileridir. Inandıkları halde yurtlarından gocmeyenlere gelince, gocunceye dek onların miraslarında bir hakkınız yoktur. Dine ait bir hususta sizden yardım isterlerse, aranızda bir ahit bulunan topluluga karsı olmamak sartıyla onlara yardım etmeniz gerektir ve Allah, ne yaparsanız hepsini de gorur

[73] Kafir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır. Birbirinize yardım etmezseniz yeryuzunde bir fitne belirir, buyuk bir bozgun meydana gelir

[74] Inananlar ve yurtlarından gocenler, Allah yolunda savasanlar ve bir de bunları yeryurt sahibi edenler ve yardımda bulunanlarsa onlardır gercekten inanmıs olanlar. Onların hakkıdır yarlıganmak ve sayısız, tukenmez rızık

[75] Sonradan inanıp gocen ve sizinle beraber savasanlar da sizdendir. Allah'ın takdirinde sabit oldugu vechiyle bir kısım akraba, bazı akrabanın mirasında daha ileri bir hakka sahiptir. Suphe yok ki Allah, her seyi bilir

Tevbe

Surah 9

[1] Allah ve Resulu, kendileriyle ahitlestiginiz musriklerden beridir

[2] Yeryuzunde dort ay daha dolasın ve bilin ki siz Allah'ı aciz bir hale getiremezsiniz ve suphe yok ki Allah, kafirleri asagılık bir hale getirecektir

[3] Haccı ekber gunu, Allah'tan ve Peygamberinden insanlara bir ilandır bu: Suphe yok ki Allah ve Peygamberi, musriklerden beridir. Artık tovbe ederseniz bu, daha hayırlıdır size. Fakat gene yuz cevirirseniz iyice bilin ki siz hic suphe yok, Allah'ı aciz bırakamazsınız ve kafir olanlara pek acıklı azapla mujde ver

[4] Ancak musriklerden ahitlestiginiz kimseler, bu ahitten sonra size karsı sozlerinden hicbir suretle donmemis, sartlardan hicbirini bozmamıs ve aleyhinize hicbir kimseye yardıma kalkısmamıs olanlar mustesna. Onlarla olan ahdinizi, muddeti bitinciyedek tamamlayın. Suphe yok ki Allah, cekinenleri sever

[5] Haram aylar cıkınca musrikleri Nerede bulursanız oldurun, yakalayın, kusatın, hapsedin onları, gelip gececekleri butun yolları tutun. Fakat tovbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse bırakın onları, suphe yok ki Allah sucları orter, rahimdir

[6] Musriklerden biri, senden aman dilerse aman ver ona da Allah sozunu dinlesin, sonra da emin oldugu yere dek yolla onu. Bunun sebebi de, onların, bilmeyen bir topluluk olmalarıdır

[7] Musriklerin, Allah ve Peygamberi katında nasıl bir ahitleri olabilir ki? Ancak Mescidi Haram yanında ahitlestikleriniz mustesna. Onlar, size karsı dogru hareket ederlerse siz de onlara karsı dogru hareket edin. Suphe yok ki Allah, cekinenleri sever

[8] Nitekim onlar size ustolsaydı hakkınızda ne bir yakınlık gosterirlerdi, ne bir ahde riayet ederlerdi. Onlar, sizi ancak agızlarıyla hosnut ederler, yureklerindeyse dusmanlık ve gadir var ve onların cogu, buyruktan cıkmıs kisilerdir

[9] Allah'ın ayetlerini satarlar da karsılık olarak pek az ve adi bir sey elde ederler ve halkı Allah yolundan menederler. Gercekten de yaptıkları sey, ne de kotu seydir

[10] Inanan birisine karsı ne bir yakınlık gozetirler, ne bir ahde riayet ederler ve onlardır haddi asanların ta kendileri

[11] Fakat tovbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse onlar da din kardeslerinizdir ve biz, bilen topluluga ayetlerimizi acıklar, bildiririz

[12] Ahitlerinden sonra gene yeminlerini bozarlar ve dininizi kınarlarsa kafirlige bas olanlarla savasın, suphe yok ki yeminini tutmayan kisilerdir onlar, belki bu suretle yaptıklarından vazgecerler

[13] Yeminlerinden donen ve Peygamberi, ulkesinden cıkarmaya cabalayan ve size karsı ahitlerini ilkin bozan bir toplulukla savasmaz mısınız, korkar mısınız onlardan? Inanmıssanız kendisinden korkulmaya daha layık olan Allah'tır

[14] Savasın onlarla da Allah, ellerinizle onları azaplandırsın, asagılatsın onları, onlara karsı yardım etsin size ve inanan toplulugun goguslerini ferahlatsın

[15] Ve yureklerindeki gazabı gidersin ve Allah, diledigine tovbe nasip eder ve tovbesini kabul eyler ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[16] Sanır mısınız ki kendi halinize bırakılacaksınız ve Allah, sizden savasanlarla Allah'tan, Peygamberinden ve inananlardan baskasını sır dostu edinmeyenleri bilmeyecek? Ve Allah, ne yaparsanız hepsinden de haberdardır

[17] Kendileri kendi kafirliklerine tanık olup dururlarken musriklerin Allah'a secde edilen yerleri imara hakları yoktur. Onlar, butun yaptıkları bosa gidenlerdir ve onlar, ateste ebedi olarak kalırlar

[18] Allah'a secde edilen yerleri, ancak ve ancak Allah'a ve ahiret gunune inanan, namaz kılan, zekat veren ve Allah'tan baska kimseden korkmayanlar imar eder. Iste dogru yolu bulmaları umulanlar da onlardır

[19] Hacılara su verme ve Mescidi Haram'ı imar etme isiyle ugrasanların derecesini Allah'a ve ahiret gunune inanıp Allah yolunda savasan kimsenin derecesiyle bir mi tutarsınız? Ve Allah, zulmeden toplulugu dogru yola sevketmez

[20] Inananların, yurtlarından gocenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savasanların Allah katında dereceleri pek buyuktur ve onlardır muratlarına erenlerin, kurtulup nusrat bulanların ta kendileri

[21] Rableri, onları oz rahmetiyle, razılıgıyla ve tukenmez nimetleri bulunan cennetlerle mujdeler

[22] Orada ebedi kalırlar. Suphe yok ki pek buyuk mukafat, Allah katındadır

[23] Ey inananlar, kafirligi severler ve kufru imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeslerinizi de dost edinmeyin ve icinizden kim onları severse onlardır zulmedenler

[24] De ki: Babalarınız, ogullarınız, kardesleriniz, karılarınız, asiretiniz, elde ettiginiz mallar, kesada ugramasından korktugunuz alısveris ve hosunuza giden evler, sizce Allah'tan, Peygamberinden ve onun yolunda savas etmeden daha sevimliyse bekleyin Allah'ın emri gelinciye dek ve Allah, buyruktan cıkan kotu toplulugu dogru yola sevketmez

[25] Andolsun ki Allah size bircok yerlerde ve Huneyn gununde yardım etmisti; hani o gun coklugunuzla ovunup sevinmistiniz de bu cokluk, dusmanı defedememisti, hicbir isinize yaramamıstı, yeryuzu, o kadar genisken daralmıstı size, sonra da arka cevirip geri cekilmistiniz

[26] Sonra da Allah, Peygamberine ve inanlara manevi kuvvetini ihsan etmisti ve gormediginiz orduları indirerek kafirleri azaplandırmıstı ve iste kafirlerin cezası da budur

[27] Bundan sonra da Allah, diledigine tovbe nasib etmis ve tovbesini kabul eylemisti ve Allah sucları orter, rahimdir

[28] Ey inananlar, musrikler, mutlaka pis insanlardır, bu yıldan sonra artık onları Mescidi Haram'a yaklastırmayın. Yoksulluktan korkarsanız bilin ki Allah dilerse yakında sizi lutfuyla, ihsanıyla zenginlestirir ve suphe yok ki Allah her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[29] Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gunune inanmayanlarla, Allah'la Peygamberinin haram ettigini haram saymayanlarla ve hak dinini kabul etmeyenlerle savasın cizye vermeye razı olup bizzat kendi elleriyle ve alcalarak gelip verinceye dek onlar

[30] Yahudiler, Uzeyr, Allah'ın ogludur dedi, Nasraniler de Mesih, Allah'ın ogludur dedi. Bu soz, onların uydurup agızlarına aldıkları bir soz. Daha once kafir olanların sozlerini taklit etmedeler, hay Allah kahredesiler, nasıl da yalana kapılıyorlar, batıla uyuyorlar

[31] Allah'ı bırakıp bilginleriyle rahiplerini ve Meryemoglu Mesih'i Rab tanımıslardır; halbuki onlara da ancak tek mabuda kulluk etmek emredilmistir. Ondan baska tapacak yok; o onların sirk kostukları seylerden munezzehtir

[32] Isterler ki Allah'ın nurunu nefesleriyle sondursunler, halbuki Allah, kafirler istemese de, onlara zor gelse de nurunu yuceltip itmam etmekten baska hicbir seye razı degildir

[33] Oyle bir mabuttur ki musrikler istemese de, zorlarına gitse de Peygamberini, insanları dogru yola sevkeden apacık ve kesin delillerle ve butun dinlere ustolmak uzere gercek dinle gondermistir

[34] Ey inananlar, o bilginlerle rahiplerin cogu, bos sebeplerle insanların mallarını yerler ve halkı Allah yolundan menederler. Altını, gumusu biriktirip Allah yolunda harcamayanları elemli bir azapla mujdele

[35] O gun, cehennem, o altını, gumusu alevleyecek ve onlar, cehennem atesinde kızdırılıp alınlarına, yanlarına, sırtlarına bastırılacak, onlarla daglanacaklar ve iste bunlardır kendiniz icin biriktirdiginiz seyler denecek, tadın biriktirdiklerinizin azabını

[36] Ayların sayısı, gercekten de Allah katında on ikidir ve goklerle yeryuzunu yarattıgı gunden beri Allah'ın takdirinde bu, boyledir. Onların dort tanesi haram aylardır. Budur dosdogru hesap. Artık bu haram aylarda kendinize zulmetmeyin, fakat musriklerin hepsiyle de savasın, nitekim onların da topu sizinle savasmadadır ve bilin ki Allah, suphe yok ki cekinenlerle beraberdir

[37] Haram ayı geciktirme, ancak kafirligi artırmadadır ki kafir olanlar, bu suretle dogru yoldan cıkarılmadadır; onlar, Allah'ın haram ettigi ayların sayısını denk getirsinler de Allah'ın haram ettigini helal etsinler diye haram ayı bir yıl helal sayarlar, bir yıl haram sayarlar. Onların kotu isleri, kendilerine hos gorunmededir ve Allah, kafir olan toplulugu dogru yola sevketmez

[38] Ey inananlar, size ne oldu da Allah yolunda savasa cıkın dendigi zaman oldugunuz yerde mıhlanıp kaldınız. Ahireti bıraktınız da dunya yasayısına mı razı oldunuz? Fakat dunya hayatının faydası, ahirete nispetle pek azdır

[39] Hep birden savasa cıkmazsanız sizi acıklı bir azapla azaplandırır ve yerinize, sizden baska bir topluluk getirir ve siz, ona hicbir zarar vermezsiniz ve Allah'ın, her seye gucu yeter

[40] Siz ona yardım etmezseniz hatırlayın o zamanı ki kafirler, onu yurdundan cıkardıkları zaman yardım etmisti ona. O, iki kisinin ikincisiydi ancak ve hani ikisi de magaradaydılar, arkadasına, mahzun olma demisti, suphe yok ki Allah, bizimle beraberdir. Suphe yok ki Allah, ona manevi bir kuvvet ve huzur vermisti ve onu, sizin gormediginiz ordularla kuvvetlendirmisti ve kafir olanların sozlerini alcaltmıstı, Allah'ın sozuyse zaten yuceydi ve Allah, her seye ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[41] Genciniz, ihtiyarınız, hep beraber savasa cıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda savasın, bilirseniz bu, sizin icin daha hayırlıdır

[42] Onları hazır bir ganimete, yahut yakın bir yolculuga cagırsaydın sana uyarlardı, fakat mesakkatle alınacak olan bu yol, onlara uzak geldi. Allah'a andicerek gucumuz yetseydi sizinle beraber cıkardık diyecekler. Onlar, kendilerini helak ediyorlar ve Allah biliyor ki onlar yalancıdır

[43] Allah seni affetsin, ne diye izin verdin onlara? Vermeseydin de sence gercekler de acıga cıksaydı, yalancıları da bilseydin

[44] Zaten Allah'a ve ahiret gunune inananlar, mallarıyla, canlarıyla, savasacaklarından senden izin istemezler ki ve Allah, cekinenleri tamamıyla bilir

[45] Senden ancak Allah'a ve son gune inanmayıp yurekleri supheye dusenler ve supheleri icinde tereddude dusup bocalayanlar izin isterler

[46] Savasa cıkmayı kursalardı elbette bir hazırlıkta bulunurlardı, fakat Allah, onların cıkmasını hos gormedi de onları alıkoydu ve kendilerine, oturun oturanlarla denildi

[47] Sizin aranızda onlar da cıksalardı icinizde serri ve fesadı arttırmaktan baska bir sey yapamazlar, mutlaka icinizde fitne ve fesat cıkarmak icin kosardururlardı. Sizden onları adamakıllı dinleyecekler, onlara kulak asacaklar da var ve Allah, zulmedenleri bilir

[48] Andolsun ki onlar, bundan once de fitne ve fesat pesinde kosmuslar, isini gevsetmeye ugrasıp aleyhine duzenler kurmuslardı da sonucu gercek olan yardım vaadi gelip catmıs ve Allah'ın dini, onların zoruna gitse de meydana cıkmıstı

[49] Onlardan bana izin ver de bir muhalefete, bir fitneye dusurme beni diyenler de var. Bil ki onlar, muhalefetin tam icine dusmuslerdir ve suphe yok ki cehennem, kafirleri muhakkak surette tamamıyla kavramıs, kusatmıstır

[50] Sana bir iyilik geldi mi kotulesir onlar; bir musibete ugrarsan biz derler, daha once tedbir aldık, ihtiyata riayet ettik ve guvenle, gururla yuz cevirip giderler

[51] De ki: Bize Allah'ın takdir ettiginden baska bir sey gelip catmaz kesin olarak. Odur yardımcımız ve inananlar, Allah'a dayanmalıdır

[52] De ki: Bizim ya gazi yahut sehit olmamızdan, o iki guzel akibetten birine ugramamızdan baska bir sey mi gozetmedesiniz? Ve biz de sizin ya Allah katından, yahut da bizim elimizle, bizim tarafımızdan bir azaba ugramanızı gozleyip beklemedeyiz. Haydi siz gozetleyedurun, biz de sizinle beraber gozetlemekteyiz

[53] De ki: Ister gonul rızasiyle, ister zorla ve istemeyerek Tanrı ugrunda mal harcedin, kesin olarak bu harcayısınız kabul edilmeyecek, suphe yok ki siz, buyruktan cıkmıs kotu bir topluluksunuz

[54] Mal harcayıslarının kabulune mani olan da ancak onların Allah'ı ve Peygamberini inkar edip kafir olusları, namazı, ancak usene usene kılısları ve zorla, istemeyerek Tanrı ugrunda mallarını verisleridir

[55] Artık onların malları ve evlatları, seni sasırtıp imrendirmesin. Suphe yok ki Allah, onları o malla, o evlatla dunya hayatında azaplandırmayı diler ve kafir olarak da guclukle can vermelerini murad eder

[56] Suphe yok ki onlar, sizden olduklarına dair Allah'a andederler, sizden degildirler, fakat onlar, ancak korkularından sizden gorunen bir topluluktur

[57] Bir sıgınacak yer, yahut magaralar, yahut da bir delik bulsalardı yuzlerini derhal o tarafa donduruverirlerdi

[58] Onlardan, sadakaları vermede seni ayıplayan da var. O maldan diledikleri verilseydi hoslanırlardı, verilmeyince de hemen kızarlar

[59] Ne olurdu supheden sıyrılıp Allah'ın ve Peygamberinin verdigine hosnut olsalardı ve Allah yeter bize, yakında lutfeder bize de Allah da verir, Peygamberi de, suphe yok ki biz, umidimizi Allah'a baglamısız deselerdi

[60] Soz budur ancak; sadakalar, yoksulların, hicbir seyi bulunmayanların, o malı toplayıp devsirmeye memur olanların, gonulleri Muslumanlıkla uzlastırılmak istenen kisilerin, kolelerle tutsakların, borcluların, Allah yolunda savasanların ve yolda kalmısların hakkıdır, Allah'ın hukmudur bu ve Allah her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[61] Onlardan oyleleri de var ki Peygamberi incitirler ve o derler, her soyleneni dinleyen bir kulak adeta. De ki: O, sizin icin bir hayır kulagıdır, Allah'a ve inananlara inanır ve sizden inananlara rahmettir. Allah'ın Peygamberini incitenlere elemli bir azap vardır

[62] Sizi hosnut etmek icin gelirler de Allah'a andederler, halbuki inanmıssalar Allah'ı ve Resulunu hosnut etmeleri daha dogrudur

[63] Bilmezler mi ki suphesiz Allah'tan ve Resulunden kacıp onlara yanasmayanındır cehennem atesi ve o, cehennemde ebedi kalır. Buysa pek buyuk bir asagılanmadır

[64] Munafıklar, yureklerindekini haber verecek bir surenin indirilmesinden urkmekle beraber alay da ederler. De ki: Alay edin bakalım, suphe yok ki Allah, urkup cekindiginizi meydana cıkaracaktır

[65] Kendilerine sorsan andolsun ki biz diyeceklerdir, ancak dalmıstık da sakalasmada, oynasmadaydık. De ki: Allah'la, ayetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz

[66] Ozur dilemeye kalkısmayın, siz kafir oldunuz sozde iman ettikten sonra. Sizin bir bolugunuzu affetsek bile suclu olduklarından dolayı bir bolugunuzu azaplandıracagız

[67] Nifak sahibi erkeklerle kadınların hepsi de birbirindendir, aynıdır; kotulugu emrederler, halkı iyilikten vazgecirmeye ugrasırlar ve ellerini yumarlar. Onlar Allah'ı unuttular da o da onları unuttu. Suphe yok ki munafıklardır buyruktan cıkan kotu kisilerin ta kendileri

[68] Allah, nifak sahibi erkeklerle kadınlara ve kafirlere cehennem atesini vaadetmistir, orada ebedi kalırlar, o yeter onlara ve Allah onlara lanet etmistir ve onlar icindir bitip tukenmeyen daimi azap

[69] Siz de, sizden oncekilere benziyorsunuz; onlar, kuvvetce daha ileriydi sizden, malları, evlatları da daha fazlaydı. Nasibiniz kadar faydalanmak istediniz, nitekim sizden oncekiler de nasipleri kadar faydalanmak istediler ve onlar nasıl kafirlige daldılarsa siz de daldınız. Yaptıkları is, dunyada da bosa gitti, ahirette de ve onlardır ziyankarların ta kendileri

[70] Sizden once gelip gecen Nuh, Ad ve Semud kavimleriyle Ibrahim'in kavmine, Medyen ve Mu'tefikeler ehline ait haberler gelmedi mi size? Peygamberleri, apacık delillerle onlara geldiler de onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmettiler

[71] Erkek ve kadın muminler, birbirlerinin yardımcısıdır; iyiligi emrederler, halkı kotulukten vazgecirmeye calısırlar, namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. Allah'ın rahmet edecegi insanlar, bunlardır. Suphe yok ki Allah ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[72] Allah, inanan erkek ve kadınlara, kıyılarından ırmaklar akan cennetler, iclerinde tertemiz zevk ve sefalar edilecek olan ebedi Adn cennetlerinde bulunan meskenler vaadetmistir. Allah'ın razılıgıysa daha da buyuktur. Iste budur en buyuk kurtulus ve murada eris

[73] Ey Peygamber, kafirlerle ve munafıklarla savas, onlara karsı siddetli davran. Onların yurdu cehennemdir ve orası, ne de kotu donulup varılacak bir yerdir

[74] Soylemediklerine dair yemin ederler Allah adına, fakat andolsun ki, kufur sozunu soyledi onlar ve Musluman olduklarını izhar ettikten sonra kafir oldular, elde edemedikleri seyi de yapmaya calıstılar, bu oc almaya kalkısmaları da ancak Allah'ın ve Peygamberinin, lutfedip onları zenginlestirmesine karsılıktı. Tovbe ederlerse hayırlı olur onlara, fakat yuz cevirirlerse Allah, onları dunyada da, ahirette de elemli bir azapla azaplandırır ve yeryuzunde onlara ne bir dost bulunur, ne bir yardımcı

[75] Onlardan, bize lutfuyla, keremiyle ihsanda bulunursa biz de yoksullara tasadduk ederiz ve mutlaka iyi kisilerden oluruz diye Allah'la ahdedenler de var

[76] Fakat lutfedip ihsan edince verdigi seyde nekeslige baslarlar, ahitlerinden donerler, zaten onlar dinden donmus kisilerdir

[77] Boylece de Allah'a ettikleri vaadi tutmadıklarından ve yalan soylediklerinden dolayı kendisine kavusacakları gune dek yureklerine munafıklıgı ilka etti

[78] Hala da bilmezler mi ki Allah, suphe yok ki onların gizlediklerini de bilir, fısıltıyla konusup aralarında gizli kalan sozlerini de ve suphe yok ki gizli seyleri en iyi bilen, Allah'tır

[79] Inananlardan, istekleriyle ve farz edilenden fazla tasadduk edenlerle ve gucleri neye yetiyorsa ancak o kadar verenlerle alay edip onları ayıplayanları Allah, bu hareketlerinin karsılıgı olarak cezalandırır ve onlar icin elemli bir azap var

[80] Istersen onların yarlıganmalarını dile, istersen dileme. Suclarının ortulmesi icin yetmis kere niyaz etsen gene de Allah, kesin olarak yarlıgamaz onları. Bu da, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmeleri, kafir olmaları dolayısıyladır ve Allah buyruktan cıkan kotu toplulugu dogru yola sevketmez

[81] Allah'ın Peygamberine muhalefet edenler, savasa cıkmayıp oldukları yerde oturup kalmalarına sevindiler ve mallarıyla, canlarıyla, Allah yolunda savasmak, onlara zor ve kotu geldi de bu sıcakta savasa cıkmayın dediler. De ki: Cehennem atesi, daha da sıcak; bir anlasalar sunu

[82] Artık az gulsunler de cok aglasınlar; bu da kazandıkları suc yuzunden ugradıkları cezadır

[83] Allah seni su seferden dondurur de onlardan bir toplulukla bulusursan onlar, savasa cıkmak icin senden izin istedikleri takdirde hemen de ki: Artık benimle ebediyen cıkamazsınız siz ve benimle beraber dusmanla kesin olarak savasamazsınız. Suphe yok ki ilk defa oturup kalmaya razı olmustunuz, oturun geri kalanlarla

[84] Ve onlardan biri olurse kesin olarak namazını kılma ve mezarının basında durma. Suphe yok ki onlar Allah'a ve Peygamberine kafir oldular ve buyruktan cıkmıs kotu kisi olarak olduler

[85] Onların malları, evlatları, seni sasırtıp imrendirmesin. Suphe yok ki Allah, onları o malla, o evlatla dunyada azaplandırmayı diler ve kafir olarak da guclukle can vermelerini murad eder

[86] Allah'a inanın ve Peygamberinin maiyetinde savasın diye bir sure indirilince iclerinden malı, kudreti olanlar, senden izin isterler ve bırak bizi de oturanlarla kalalım derler

[87] Onlar, oturup kalanlarla beraber olmaya razı olmuslardır ve kalplerine muhur vurulmustur onların, muhakkak ki onlar anlamazlar

[88] Fakat Peygamber ve onunla beraber bulunan iman sahipleri, mallarıyla, canlarıyla savasmıslardır ve onlardır butun hayırlara sahip olanlar, onlardır kurtulup muratlarına erenler

[89] Allah, onlara kıyılarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıstır. Budur en buyuk kurtulus ve saadet

[90] Bedevilerin bir kısmı ozur dilemek ve izin almak icin geldi, Allah'a ve Peygamberine yalan soyleyenler de oturup kaldı. Iclerinden kafir olanlar, elemli bir azaba ugrayacak

[91] Allah'a ve Peygamberine baglı kaldıkca zayıflara, hastalara ve sefer levazımını tedarike kudreti yetmeyenlere bir suc yok. Fakat iyilik eden iyi kisilere savastan geri kalmak icin bir vesile yoktur ve Allah, sucları orter, rahimdir

[92] Bir de sana gelince onları bindirmek icin senden binek istemislerdi de sizi bindirecek binek bulamıyorum demistin; bu ugurda sarfedecek bir sey bulamadıklarından mahzun olup gozleri yaslarla dolarak donmuslerdi; onlara da suc yok

[93] Suclu sayılanlar, ancak zengin oldukları halde gelip senden izin isteyenlerdir. Onlar, geri kalanlarla kalmaya razı olmuslardır ve Allah, kalplerini muhurlemistir, fakat anlamaz onlar

[94] Seferden donup de onlarla bulustugunuz zaman size ozurler getirecek onlar; de ki: Ozur dilemeyin, kesin olarak size inanmıyoruz; Allah, sizin ahvalinizi haber vermistir bize ve bundan sonraki hareketlerinizi de Allah ve Peygamberi gorecek, sonra da gizliyi ve acıgı bilen Tanrının tapısına doneceksiniz de o, butun yaptıklarınızı size bildirecek

[95] Dondugunuz zaman kendilerinden vazgecmeniz icin Allah'a ant verecekler; vazgecin onlardan, suphe yok ki onlar murdardır ve yurtları cehennemdir, bu da kazandıkları sucların karsılıgıdır

[96] Onlardan razı olmanız icin size ant verecekler, fakat siz razı olsanız da Allah, suphe yok ki buyruktan cıkan toplulugun hareketlerine razı olmaz

[97] Bedeviler, kafirlik ve munafıklık bakımından sehirlilerden beterdir ve Allah'ın, Peygamberine indirdigi hukumlerin sınırlarını daha ziyade bilmezler, buna daha fazla onlar layıktır ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[98] Bedevilerden oyleleri vardır ki sarfedileni ziyan sayar ve size belalar gelip catmasını gozetirdurur, bekledikleri kotu belalar, kendi baslarına gelsin ve Allah, her seyi duyar, bilir

[99] Bedevilerden Allah'a ve son gune inanıp sarfedileni Allah katında halis bir ibadet sayan ve Peygamberin dualarını kazanmaya vesile addedenler de var. Haberiniz olsun ki bu, gercekten de onlar icin bir ibadettir, Tanrıya yakın olmaya vesiledir. Allah, onları oz rahmetine ithal edecektir, suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[100] Muhacirlerle ensardan ilk olarak inanmada ileri dereceyi alanlarla iyilikte onlara uyanlara gelince: Allah onlardan razı olmustur, onlar da ondan razı olmuslardır ve onlara, kıyılarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıstır, orada ebedi kalır onlar. Budur en buyuk kurtulus ve saadet

[101] Cevrenizdeki yerlerdeki bedevilerden munafıklar oldugu gibi Medinelilerden de munafıklıga curet edenler, munafıklık edip duranlar var; sen onları bilmezsin, biz biliriz. Onları iki kere azaplandıracagız da sonra pek buyuk bir azaba ugratılacaklar

[102] Bedevilerle Medinelilerden baska bir bolugu de gunahlarını itiraf etmistir, onlar, iyi bir isi bir baska kotu ise katmıslardır. Allah'ın, onlara tovbe nasib etmesi ve tovbelerini kabul eylemesi umulur. Suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[103] Mallarından sadaka al da temizle, arıt onları o sadakayla ve dua et onlara. Suphe yok ki senin duan, onlara bir sukun, bir huzur verir ve Allah, her seyi duyar, bilir

[104] Bilmezler mi, suphe yok ki Allah, oyle bir mabuttur ki odur kullarının tovbelerini kabul eden ve sadakaları alan ve suphe yok ki Allah oyle bir mabuttur ki odur tovbeleri kabul eden rahim

[105] Ve de ki: Yapın yapacagınızı, muhakkak yaptıklarınızı Allah da gorur, Peygamberi de, inananlar da ve gizliyi de, acıgı da bilenin tapısına gideceksiniz ve mutlaka yaptıklarınızı haber verecek size

[106] Bir baska boluk de var ki isleri, Allah'ın emrine kalmıs; dilerse azaplandırır onları, dilerse tovbelerini kabul eder ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[107] Zarar vermek, kafirlikte bulunmak, inananların aralarını acmak, daha once Allah'la ve Peygamberiyle savasanın gelmesini gozlemek icin mescit kuranlara gelince: Biz ancak iyilik istemekteyiz diye yemin edecekler ve Allah'sa tanıklık etmektedir ki onlar yalancıdır

[108] Orada hicbir zaman namaz kılma. Ilk gunden itibaren Allah'tan cekinmek ve ona itaat etmek temeli ustune kurulmus olan mescit, elbette namaz kılmana daha layıktır. Orada oyle erler var ki arınmayı severler ve Allah, temizlenip arınanları sever

[109] Yapıyı Allah'tan korkup cekinme ve rızasını kazanma temelleri ustune yapan mı daha hayırlıdır, yoksa temelini, kayıp gitmekte olan bir yarın kıyısına yapıp da o yapıyla beraber cehennem atesine yıkılıp gocen mi? Ve Allah, zulmeden toplulugu dogru yola sevketmez

[110] Onların kurdukları yapı, kalpleri parcalanıp gitmedikce kalplerine suphe vermeden bir an bile geri kalmaz ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[111] Suphe yok ki Allah, kendilerine cenneti vermek uzere inananların canlarını, mallarını satın almıstır adeta; onlar oldururler, oldurulurler, her iki surette de vaadi gercektir ve Tevrat'ta da sabittir, Incil'de de, Kur'an'da da ve ahdine Allah'tan daha ziyade vefa eden kimdir ki? Artık su giristiginiz alısveristen dolayı sevinin ve budur iste en buyuk kurtulus ve saadet

[112] Tovbe edenler, ibadette bulunanlar, hamd eyleyenler, oruc tutanlar (savas veya bilgi elde etmek icin yurttan yurda gezenler), ruku edenler, secdeye kapananlar, iyiligi emredenler, kotulugu nehyeyleyenler ve Allah sınırlarını koruyanlar. Iste bu inanmıs kisileri de mujdele

[113] Suphesiz olarak cehennem ehli oldukları kendilerince bilindikten sonra akraba bile olsalar Peygamberin ve inananların, musriklerin yarlıganmalarına dua etmeleri yakısmaz

[114] Ibrahim'in, atası icin yarlıganma dilemesi, ancak ona vaadettigini tutmak icindi. Fakat onun, Allah dusmanı oldugu kendisince iyice anlasıldıgı zaman ondan vazgecti. Suphe yok ki Ibrahim, cok aglayıp dua eden, insanlara fazlasıyla merhamet eden bir zattı

[115] Allah, bir toplulugu dogru yola sevkettikten sonra sakınacakları seyleri apacık bildirinceye dek tekrar onları sapıklıga terketmez. Suphe yok ki Allah, her seyi bilir

[116] Suphe yok Allah, oyle bir mabuttur ki onundur goklerin ve yeryuzunun saltanat ve tedbiri; oldurur, diriltir ve ondan baska size ne bir dost vardır, ne bir yardımcı

[117] Allah, Peygamberi ve iclerinden bir bolugunun gonlu nerdeyse imandan donecekken gucluk anında Peygambere uyan muhacirlerle ensarı tovbeye muvaffak etti ve onların tovbelerini kabul eyledi. Suphe yok ki o, onları fazlasıyle esirger, rahimdir

[118] Geri kalan uc kisiye, yeryuzu o kadar genisken daraldıkca daralmıs, gonulleri sıkıldıkca sıkılmıstı da sonucu Allah'tan, gene ancak Allah'a kacılabilecegini anlamıslardı. Sonra Allah, onları da tovbeye muvaffak etmisti. Suphe yok ki Allah bir mabuttur ki odur tovbeleri kabul eden rahim

[119] Ey inananlar, cekinin Allah' tan ve gerceklerle beraber olun

[120] Medinelilerle cevrelerindeki bedevilerin, Allah'ın Peygamberinden geri kalmaları ve onun katlandıgı zahmetlere katlanmaları gerekmez. Cunku Allah yolunda bir susuzluga, bir yorgunluga, bir aclıga duserlerse, kafirleri kızdırıp kinlendirecek bir yereayak basarlarsa, herhangi bir dusmana karsı basarı elde ederlerse mutlaka karsılık olarak iyi bir is yaptıkları yazılır; suphe yok ki Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez

[121] Az olsun, cok olsun, hicbir sey harcamazlar, hicbir vadiyi asmazlar ki Allah onları, yaptıklarının daha guzeliyle mukafatlandırmayı takdir etmemis olsun

[122] Inananların hepsinin savasa gitmesi lazım degil; bir kısmı savasa gitmeli, bir topluluk da cekinmelerini saglamak icin kavimleri savastan donup gelerek onlarla bulusunca onları korkutmak icin dini hukumleri iyice ogrenmeye calısmalıdır

[123] Ey inananlar, once kafirlerden yakınınızda bulunanlarla savasın, onlar, sizde bir siddet ve azim bulsunlar ve bilin ki Allah, hic suphe yok, cekinenlerle beraberdir

[124] Bir sure indirilince iclerinden bu hanginizin imanını artırdı diyen de var. Fakat inen sureler, inananların inanclarını artırır ve onlar birbirlerini mujdelerler

[125] Ama gonullerinde hastalık olanların pisliklerine pislik katarak kufurlerini artırır ve onlar, kafir olarak olup giderler

[126] Gormezler mi ki onlar her yıl bir, yahut iki kere musibetlere ugratılırlar da gene ne tovbe ederler, ne ibret alırlar

[127] Bir sure indigi zaman birbirlerine bakarlar, sizi bir goren var mı derler de sonra donup giderler. Allah gonullerini dondurmustur onların, cunku onlar, anlamaz bir topluluktur

[128] Andolsun, size icinizden, sizden oyle bir Peygamber gelmistir ki bir sıkıntıya dusmeniz pek agır gelir ona, pek duskundur size, muminleri esirger, rahimdir

[129] Fakat doner, yuz cevirirlerse hemen de ki: Allah yeter bana, yoktur ondan baska tapacak, ona dayandım ve odur buyuk arsın sahibi

Yûnus

Surah 10

[1] Elif lam ra, iste hukmu kesin ve gercek olan kitabın ayetleri

[2] Insanları korkutmak ve inananlara, gercek bir guzel mukafat, inanclarına karsılık yucelik ve nimet verilecegini, sefaate mazhar olacaklarını mujdelemek icin iclerinden bir ere vahyetmemiz, insanlara tuhaf mı geldi de kafirler, suphe yok ki dediler, bu, apacık bir buyucu

[3] Suphe yok Rabbiniz, oyle bir Allah'tır ki gokleri ve yeryuzunu altı gunde yarattı da sonra arsında kudret ve tedbiriyle her seye hakim oldu. Her isi o, takdir ve geregince tedbir eder. Onun izni olmadıkca hicbir sefaatci, sefaatte bulunamaz. Iste Rabbiniz olan Allah budur, artık kulluk edin ona. Dusunmez, ibret almaz mısınız

[4] Hepinizin donup varacagı yer, onun tapısıdır, gercek olarak bunu vaadetmistir Allah. Hic suphe yok ki o, halkı once yaratır, sonra da inanıp iyi islerde bulunanları, adalet uzere ve tam karsılıgıyla mukafatlandırmak icin olumden sonra tekrar diriltir; kafir olanlaraysa, inkarlarından dolayı, icmek uzere kaynar su ve elemli bir azap vardır

[5] Oyle bir mabuttur o ki gunesi parlak ziyalı, ayı aydın ısıklı yarattı ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz icin ona menziller tayin etti. Allah bunları bos yere degil, gercek bir fayda icin halketti. Bilen topluluga delillerini acıklayıp bildirmededir

[6] Geceyle gunduzun, birbiri ardınca gelip gitmesinde ve Allah'ın, goklerde ve yeryuzunde halkettigi seyler de, cekinen topluluga elbette deliller var

[7] Suphe yok ki bize kavusacaklarını ummayanlar ve dunya yasayısına razı olup yurekleri onunla yatısanlar ve delillerimizden gaflet edenler

[8] Oyle kisilerdir ki onların yurtları, kazanclarına karsılık atestir

[9] Inanıp iyi islerde bulunanlaraysa Rableri, nimetlerle dolu olan ve kıyılarından ırmaklar akan cennetlerin yolunu gosterir

[10] Orada duaları, seni tenzih ederiz, noksan sıfatlardan arısın ey Allah'ım sozudur, birbirlerine iltifatları, esenlik sana sozu ve dualarının, senalarının sonu da hamd, alemlerin Rabbi Allah'a cumlesi

[11] Allah, insanların, hayrın carcabuk oluvermesini istedikleri gibi serri carcabuk veriverseydi ecellerinin gelip catmasına coktan hukmedilmis olurdu. Fakat biz, bize kavusmayı ummayanları, azgınlıklarında sersem bir halde bırakırız

[12] Insana bir zarar gelince yanustu yatarak, yahut oturdugu halde, yahut da ayakta dua eder bize; o zararı ondan giderdik mi sanki o zarara ugramamıs da o yuzden bize dua etmemistir, oylece donergider. Iste askın hareketlerde bulunanlara, yaptıkları isler, boylece hos gorunmededir

[13] Andolsun ki sizden once gelip gecen nice toplulukları zulmettikleri icin helak ettik. Peygamberleri, onlara apacık delillerle gelseydi gene de inanmazlardı. Iste mucrim toplulugu boyle cezalandırırız biz

[14] Onlardan sonra da bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye yeryuzunde sizi hukum ve kudret sahibi kıldık

[15] Onlara apacık delilleri muhtevi olan ayetlerimiz okundugu zaman bize kavusmayı ummayanlar, bize bundan baska bir Kur'an getir, yahut da degistir onu dediler. De ki: Ben onu kendiligimden degistiremem, ben, ancak bana vahyedilene uyarım ve suphe yok ki ben, isyan ettigim takdirde o pek buyuk gunun azabından korkarım

[16] De ki: Allah isteseydi okumazdım onu size ve o da, onda ne oldugunu bildirmez, anlatmazdı size. O inmeden once de aranızda omur surmustum, hala mı aklınızı basınıza almıyorsunuz

[17] Yalan yere Allah'a iftira edenden, yahut onun ayetlerini inkar edenden daha zalim kimdir ki? Suphe yok ki suclular, asla kurtulmazlar, muratlarına ermezler

[18] Ve Allah'ı bırakırlar da kendilerine ne bir zarar edebilecek, ne bir fayda verebilecek seylere taparlar ve bunlar derler, Allah katında sefaatcilerimiz bizim. De ki: Allah'a, goklerde ve yeryuzunde bilmedigi birseyi mi haber vermedesiniz? O, musriklerin sirk kostukları seylerden tamamıyla munezzehtir ve cok yucedir

[19] Insanlar, ancak tek bir ummetti, sonradan ayrılıklara dustuler. Rabbinin ezeli takdiri olmasaydı ayrılıklara dustukleri seyler hakkında coktan aralarında bir hukum verilirdi, mucrimler, coktan helak olup giderdi

[20] Ve derler ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya. De ki: Gaip, ancak ve ancak Allah katında, hemen bekleyin siz ve suphe yok ki ben de sizinle beraber beklemekteyim

[21] Ugradıkları sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet tattırdık mı bir de bakarsın ki cabucak ayetlerimizle alaya girisirler. De ki: Allah'ın cezası daha cabuk gelip catar. Suphesiz ki elcilerimiz de sizin duzenlerinizi, alaylarınızı yazmada

[22] Oyle bir mabuttur ki sizi karada ve denizde gezdirir. Hatta gemide bulundugunuz ve guzel, temiz bir yel, gemileri surup akıttıgı ve icindekiler ferahlayıp sevindigi sırada birden siddetli bir fırtınadır kopar, denizin her yanından dalgalar kopurup saldırır, gemidekiler, cepcevre o dalgalarla kusatılmıs sanırlar kendilerini. Ihlasla Allah'a dua ederler, bizi bundan kurtarırsan sukredenlerden olacagız derler

[23] Onları kurtarınca da gorursun ki gene yeryuzunde haksız yere azgınlıga girismisler. Ey insanlar, azgınlıgınız, ancak kendinize, dunya menfaatlerinin sonucudur bu, sonra donup geleceginiz yer, bizim tapımızdır ve biz, neler yaptıysanız hepsini haber verecegiz size

[24] Dunya yasayısı, gokten yagdırdıgımız yagmura benzer ancak; insanların ve hayvanların yiyecekleri nebatların bunyelerine girer, karısır onlara, yesertir, yetistirir onları ve sonucu, yeryuzu guzellesip bezenince ve tarlaların, bagların sahipleri, kendilerini, onlardan faydalanmaya gucleri yeter sanınca bir gece, yahut gunduz, apansızın emrimiz gelip catar, her seyi oylesine kokunden kesip bicer, kurutup gider ki sanki dun, hicbiri yokmus. Iste biz, dusunce sahibi olan topluluga delillerimizi boyle acıklar, boyle bildiririz

[25] Ve Allah, esenlik yurduna cagırmadadır ve diledigini dogru yola sevketmededir

[26] Iyilik edenleri iyilikle mukafatlandırırız, daha da fazlasını veririz ve yuzleri kararmaz, zillete dusmez onlar. Onlardır cennet ehli, orada ebedi kalırlar

[27] Kotuluk kazananların cezasıysa yapılan kotuluge karsılık onun kadar bir suctur ve kotulukte bulunanlar zillete duserler; onları Allah'tan kurtaracak hic kimse yoktur; yuzleri, kapkaranlık gecenin bir parcasına burunmustur sanki. Onlardır cehennem ehli, orada ebedi kalırlar

[28] O gun hepsini toplayacagız, sonra da sirk kosanlara siz de diyecegiz, yerinizde durun, sirk kostugunuz seyler de yerlerinde dursun; aralarını tamamıyla ayırmısızdır ve sirk kostukları seyler, siz zaten bize tapmıyordunuz ki demislerdir

[29] Suphe yok, bizimle sizin aranızda Allah tanıktır ki sizin kullugunuzdan haberimiz bile yoktu

[30] Herkes, evvelce yaptıgını bulur, cezasını ceker orada ve hepsi de gercek mevlalarının tapısına dondurulmustur ve iftira ettikleri seyler de gozlerinden kaybolmus, helak olup gitmistir

[31] De ki: Size gokten, yerden rızık veren kimdir, kulaklarla gozlere malik olan kim ve oluden diriyi izhar eden, diriden oluyu meydana getiren kim ve isleri tedbir eden kim? Diyecekler ki Allah. O vakit de ki: Neden cekinmezsiniz oyleyse

[32] Iste gercek Rabbiniz Allah, budur, gercekten sonra sapıklıktan baska ne kalır ki? Artık nereye donmedesiniz

[33] Buyruktan cıkanlar, Rabbinin su sozunu haketmislerdir: Onlar, inanmazlar

[34] De ki: Ona es saydıklarınızın icinde halkı once yaratıp sonra olduren, sonra da yeniden hayata getiren var mı? De ki: Allah, her seyi ve herkesi yaratır, oldurur de sonra gene hayata getirir artık nasıl oluyor da gercegi bırakıp batıla donersiniz

[35] De ki: Ona es saydıklarınız icinde hangisi halkı gercege sevkedip yol gosterir? De ki: Allah, gercek yola sevk eder, dogru yolu gosterir. Halkı gercege sevk eden mi uyulmaya daha layıktır, dogru yola sevkedilmedikce o yolu bulamayan mı? Nasıl hukmediyorsunuz

[36] Onların cogu, ancak zanna kapılmıslardır. Suphe yok ki zan, gercek karsısında hicbir seye yaramaz. Suphe yok ki Allah, onlar ne yapıyorlarsa hepsini bilir

[37] Bu Kur'an, Allah'tan baskasına izafe edilemez, ancak onceki kitapları gerceklemede, onlardaki seyleri acıklayıp ayanbeyan bildirmededir, hicbir suphe yoktur ki o, alemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmistir

[38] Yoksa onu Peygamber uydurdu mu diyorlar? De ki: Eger oyle diyorsanız ve gercekseniz Allah'tan baska gucunuz yettigi kim varsa yardıma cagırın da hep beraber onun bir suresine benzer bir sure meydana getirin

[39] Hayır, onlar bilgileriyle kavrayamadıkları ve henuz zuhur etmeyen vaitleri yalanladılar. Tıpkı bunun gibi evvelce gelip gecen ummetler de peygamberlerini yalanlamıslardı. Bak da gor, zulmedenlerin sonları neye varmıs, nice olmus

[40] Onlardan inanan da var, inanmayan da ve Rabbin bozguncuları daha iyi bilir

[41] Seni yalanlarlarsa sen de de ki: Benim yaptıgım is bana ait, sizin yaptıklarınız size. Siz, benim yaptıgımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzagım

[42] Iclerinde seni dinleyen de var, fakat sen, ustelik bir de akılları olmayan sagırlara soz duyurabilir misin hic

[43] Onlardan sana bakan da var, fakat sen, ustelik bir de kor olanlara dogru yolu gosterebilir misin hic

[44] Suphe yok ki Allah, insanlara hicbir suretle zulmetmez, fakat insanlar, kendi kendilerine zulmederler

[45] O gun onları tapısında oyle bir toplar ki kendilerini, dunyada sanki bir gunun bir saati kadar eglenmisler sanırlar. Aralarında tanısırlar, birbirlerini tanırlar. Allah'a kavusacaklarını inkar edenler, suphe yok ki zarara ugrarlar ve dogru yolu da bulamazlar

[46] Onlara vaadettigimiz azabın bir kısmını sana gostersek de onların donup gelecekleri yer, bizim tapımızdır, seni oldursek ve sana gostermesek de; sonra da Allah, yaptıklarına tanıktır onların

[47] Her ummetin bir peygamberi var. Peygamberleri geldi mi aralarında adaletle hukmedilir ve onlara zulmedilmez

[48] Ve derler ki: Gercekseniz bu vait ne zaman yerine gelecek

[49] De ki: Allah dilemedikce kendimden bile bir zararı gidermeye, bir hayrı elde etmeye gucum yetmez. Her ummetin mukadder bir zamanı var. Mukadder zamanları geldi mi ne bir an geri kalırlar, ne bir an once helak olurlar

[50] De ki: Azabı geceleyin, yahut gunduzun birdenbire gelip catarsa ne yaparsınız, soyleyin bakalım. Suclular, azabın cabucak gelmesini ne diye isterler ki

[51] Ona, azap gelip cattıktan sonra mı iman edeceksiniz, halbuki boyle bir seyin olmayacagını sanıp alay ederek cabucak gelmesini istiyordunuz hani

[52] Sonra da zulmedenlere, tadın ebedi azabı denecek, kazandıgınızın karsılıgı neyse ondan baska bir seyle mi cezaya ugrayacaktınız

[53] O gercek mi diye soruyorlar senden; de ki: Evet, andolsun Rabbime ki gercektir ve siz de ondan kurtulmayacaksınız

[54] Zulmeden kisi, yeryuzunde ne varsa hepsine sahip olsaydı kurtulmak icin hepsini de bagıslardı. Azabı gorunce nadim olurlar ve aralarında adaletle hukmedilir. Zulum gormez onlar

[55] Bilin ki hic suphe yok, goklerde ve yeryuzunde ne varsa Allah'ındır. Bilin ki Allah'ın vaadi, hic suphe yok gercektir, fakat cokları bilmez

[56] Odur dirilten ve olduren ve hepiniz de donup onun tapısına varacaksınız

[57] Ey insanlar, Rabbinizden size bir ogut, gonullerdeki dertlere sifa, inananlara hidayet ve rahmet geldi

[58] De ki: Allah'ın ihsanıyla, rahmetiyle, yalnız bunlarla ferahlanıp sevinsinler. Bu, onların derleyip topladıklarından daha hayırlıdır

[59] De ki: Allah'ın, size verdigi rızıklardan bir kısmını haram, bir kısmını helal saymanıza ne dersiniz? De ki: Allah mı izin verdi size, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz

[60] Allah'a yalan yere iftirada bulunanların kıyamet gunu hakkındaki zanları nedir? Suphe yok ki Allah, insanlara lutuf ve ihsanda bulunmadadır ama cokları sukretmez

[61] Hicbir ise girismezsin, onun vahyettigi Kur'an'dan hicbir ayet okumazsın ve siz hicbir is islemezsiniz ki o ise koyuldugunuz zaman biz, sizi gormeyelim, tanık olmayalım ve yeryuzunde ve gokte zerre miktarı bir sey bile yoktur ki Rabbinden gizli kalsın; bundan daha da kucuk, daha da buyuk hicbir sey yoktur ki apacık kitapta tespit edilmis olmasın

[62] Bilin, haberdar olun ki suphe yok Allah dostlarına ne korku vardır, ne de mahzun olur onlar

[63] Onlar oyle kisilerdir ki inanmıslardır ve cekinir onlar

[64] Onlara mujde var dunya yasayısında da, ahirette de. Allah'ın sozlerinin degismesine imkan yok. Budur en buyuk kurtulus ve saadet

[65] Onların sozu mahzun etmesin seni. Suphe yok ki ustunluk, yucelik Allah'ındır. Odur duyan, bilen

[66] Bilin, haberdar olun ki Allah'ındır ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve ondan baska ona es saydıkları seylere tapanlar, onlara uymuyorlar, ancak kuru bir zanna uyuyorlar ve ancak yalan soyluyorlar

[67] Oyle bir mabuttur ki geceyi dinlenmeniz icin yaratmıs, gunduzu de ısıklı halketmistir. Suphe yok ki bunda, duyan topluluga deliller var

[68] Allah, kendisine evlat edinmistir dediler, munezzehtir o, mustagnidir. Onundur ne varsa goklerde ve yeryuzunde: Su iddianıza dair bir deliliniz var mı? Allah hakkında bilmediginiz birseyi mi soyluyorsunuz

[69] De ki: Allah'a yalan isnat edip iftira edenler kurtulmazlar, muratlarına ermezler

[70] Dunyada degersiz menfaatler elde ettikten sonra donup tapımıza gelirler, sonra da kafir oldukları, inkar ettikleri seyler yuzunden biz, onlara siddetli bir azap tattırırız

[71] Oku onlara Nuh kıssasını. Hani kavmine, ey kavmim demisti, aranızda bulunmam ve Allah'ın ayetleriyle ogut vermem agır geliyorsa size, ben Allah'a dayanmısım, siz de, ortaklarınız da toplanın, ne yapacagınızı kararlastırın, sonradan da yaptıgınız sey, sizi kederlendirmesin, sonra kararınızı bildirin bana ve hic muhlet de vermeyin

[72] Yuz cevirirseniz zaten sizden bir mukafat istemem, benim mukafatım, ancak Allah'a ait ve Muslumanlardan olmam emredildi bana

[73] Derken onu yalanladılar da onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları hukumdar ettik ve delillerimizi yalanlayanları sulara bogduk, bak da gor, korkutulanların sonları ne oldu

[74] Ondan sonra da insan topluluklarına peygamberler gonderdik, apacık delillerle geldikleri halde onceden yalanladıkları seylere bir turlu inanmadılar. Iste biz, haddini asanların gonullerini boyle muhurleriz

[75] Onlardan sonra da Musa ve Harun'u, delillerimizle Firavun'a ve ona uyan ileri gelenlere gonderdik, fakat ona uymayı kibirlerine yediremediler ve zaten de mucrim bir topluluktu onlar

[76] Gercek olan sey, katımızdan onlara gelince bu dediler, suphe yok ki apacık bir buyu

[77] Musa, size gercek, gelince boyle mi dersiniz dedi, buyu mu bu? Ve buyuculer, kurtulmazlar, muratlarına erismez onlar

[78] Bizi atalarımızdan bulup gordugumuz seylerden cevirip yeryuzunde bize hakim olmak icin mi geldiniz ve biz, ikinize de inanmıyoruz dediler

[79] Ve Firavun, ne kadar bilgin buyucu varsa dedi, hepsini cagırın huzuruma

[80] Buyuculer gelince Musa, ne atacaksanız atın bakalım dedi

[81] Onlar atınca Musa, bu yaptıgınız buyudur dedi, ve suphe yok ki Allah, onu bozacak, bosa cıkaracak, suphe yok ki Allah, bozguncuların islerini duzene sokmaz

[82] Sucluların zoruna gitse de Allah, sozleriyle gercegin gercek oldugunu izhar eder

[83] Firavun'un, kendilerini bir musibete ugratmasından korktukları icin Musa'ya, kavminden bir soy inandı ancak, baskaları inanmadı ve gercekten de Firavun, yeryuzunde pek yuceydi ve gercekten o, buyruktan cıkmıs kisilerdendi

[84] Musa, ey kavmim dedi, Allah'a inandıysanız ve ona teslim olduysanız guvenin, dayanın ona

[85] Dediler ki: Dayandık, Rabbimiz, sen bizi zalim toplulukla sınama

[86] Ve bizi, rahmetinle kurtar kafirler toplulugundan

[87] Ve Musa'ya ve kardesine, kavminize Mısır'da barınacak evler kurun, evlerinizi kıble yapın ve namaz kılın ve mujdele inananları diye vahyettik

[88] Ve Musa, Rabbimiz dedi, sen Firavun'a ve ona uyanlardan ileri gelenlere gercekten de dunya yasayısına ait ziynetler ve mallar verdin. Rabbimiz, onlar bu yuzden halkı dogru yoldan cıkarmada, saptırmadalar. Rabbimiz, mallarını mahvet, yurtlarında kendi sefaletlerini goster onlara da yureklerini sık, cunku onlar, o elemli azabı gorunceye dek inanmayacaklar

[89] Tanrı, ikinizin de duası kabul edilmistir dedi, artık dogru hareket etmekte devam edin ve sakın ha bilmezlerin yoluna gitmeyin

[90] Israilogullarını denizden gecirdik, derken Firavun'la askeri de azgınlıkla, dusmanlıkla peslerine dustu onların, sonucu su bogazına girince bogulurken inandım, gercekten de Israilogullarının inandıgı Tanrıdan baska tapacak yok ve ben Muslumanlardanım dedi

[91] Fakat simdi mi? Halbuki bundan evvel isyan etmistin, bozgunculardan olmustun

[92] O halde bugun biz de, senden sonra gelenlere ibret olasın diye yalnız cesedini kurtaracagız ve suphe yok ki insanların cogu, bizim delillerimizden gaflettedir

[93] Andolsun ki biz Israilogullarını guzel bir yere yerlestirdik ve onları, tertemiz seylerle rızıklandırdık. Kendilerine bilgi gelinceye dek de ayrılıga dusmediler. Suphe yok ki Rabbin, ayrılıga dustukleri seyler hakkında kıyamet gunu, aralarında hukmedecek

[94] Sana indirdigimiz seyde supheye dusersen (imkan yok ya), senden once kitap okuyanlara sor. Andolsun ki gercek, Rabbinden gelmistir sana, artık suphelenenlerden olma

[95] Ve Allah'ın delillerini yalanlayanlardan olma sakın, yoksa ziyankarlara katılırsın

[96] Oyle kisilerdir onlar ki Rabinin, onlara soyledigi sozu haketmistir onlar, inanmaz onlar

[97] Kendilerine her cesit deliller, mucizeler gosterilse de elemli azabı gormedikce

[98] Inanıp da inanclarından fayda goren sehir halkı, ancak Yunus'un kavmidir. Inandıkları zaman, dunya yasayısında onlardan zillet azabını giderdik ve bir zamanadek faydalandırdık onları

[99] Rabbin dileseydi yeryuzunde bulunanların hepsi de inanırdı. Artık inansınlar diye insanları zorlayıp duracak mısın

[100] Allah'ın izni olmadıkca hic kimse inanamaz. Dusunup akıl etmeyenlere de azap eder

[101] De ki: Bir bakın da gorun, neler var goklerde ve yeryuzunde. Fakat bunca deliller, bunca korkutan peygamberler, inanmayan topluluga ne fayda eder

[102] Onlar, kendilerinden once gelip gecenlerin ugradıkları felaket gunlerine benzer gunlerden baska bir sey mi bekliyorlar? De ki: Bekleyin bakalım, suphe yok ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim

[103] Sonra peygamberlerimizi ve inananları boylece kurtarırız biz ve inananları kurtarmak, bir haktır bize

[104] De ki: Ey insanlar, dinimde bir supheniz varsa bilin ki ben, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza tapamam ve ancak sizi olduren Allah'a kulluk ederim ve inananlardan olmam emredildi bana

[105] Ve dogru dine yuz cevir, sakın musriklerden olma dendi bana

[106] Ve Allah'ı bırakıp da sana ne bir faydası dokunan, ne bir zarar veren seylere tapma, bunu yaparsan suphe yok ki zalimlerden olursun dendi

[107] Allah, sana bir zarar verirse o zararı, ondan baska giderecek yoktur ve hayır etmek dilerse de ihsanını reddeden bulunmaz; bunu, kullarından diledigine verir ve odur sucları orten rahim

[108] De ki: Ey insanlar, gercekten de Rabbinizden hak ve hakikat gelmistir size. Artık kim dogru yola giderse faydası kendisinedir ve kim saparsa zararı kendine ve ben, sizi koruyucu degilim

[109] Sana ne vahyedilirse ona uy ve Allah hukmedinceye dek sabret ve odur hukmedenlerin en hayırlısı

Hûd

Surah 11

[1] Elif lam ra; bir kitaptır bu ki ayetleri, delillerle saglamlastırılmıs, sonra apacık bildirilmistir, hukum ve hikmet sahibi olan ve her seyden haberdar bulunan Tanrı katından inmedir

[2] Emreder ki ancak Allah'a kulluk edin; suphe yok ki ben, onun tarafından sizi korkutmak ve size mujde vermek icin gelmisim

[3] Ve Rabbinizden yarlıganma dileyin, sonra da tovbe edin ona da sizi mukadder zamanadek guzel bir surette gecindirsin, nimetlerinden faydalandırsın ve her ihsan sahibine, ettigi lutuf ve ihsanın mukafatını versin. Fakat doner, yuz cevirirseniz suphe yok ki ben, o buyuk gunun azabına ugrayacagınızdan korkmaktayım

[4] Donup varacagınız yer, Allah'ın tapısıdır ve onun, her seye gucu yeter

[5] Haberiniz olsun ki onlar, iclerindekini gizlemek icin goguslerini kapatırlar; bilin ki onlar, duymamak icin elbiselerine katkat burunmeye calısırlar; fakat o vakit bile gizlediklerini de bilir, acıga vurduklarını da. Suphe yok ki o, gonullerde ne varsa hepsini bilir

[6] Yeryuzunde hicbir mahluk yoktur ki rızkını vermek, Allah'a ait olmasına ve karar ettikleri ata bellerini de bilir, tevdi edildikleri ana rahimlerini de. Ve her sey, apacık kitapta tespit edilmistir

[7] Oyle bir mabuttur ki hanginiz daha iyi hareket edecek, bunu size bildirmek ve sizi sınamak icin gokleri ve yeryuzunu altı gunde yarattı, daha once emri ve saltanatı, yarattıgı suya cariydi. Onlara, siz olumden sonra tekrar dirileceksiniz dersen kafir olanlar derler ki: Bu, ancak apacık bir aldatma

[8] Onların ugrayacakları azabı, mukadder bir zamana kadar geciktirirsek, bunun teahhuruna da sebep nedir derler. Bilin ki onlara azabın gelip cattıgı gun o azap, artık geriye bırakılamaz ve alay ettikleri musibet, onları cepecevre kusatır

[9] Insana, katımızdan bir rahmet tattırsak da sonra alıversek onu insandan, suphe yok ki her seyden umidini keser, bir nankor olur gider

[10] Fakat ona, bir dertten, bir musibetten sonra nimeti tattırırsak benden butun kotulukler gitti der. Suphe yok ki o sımarır, boburlenmeye ovunmeye koyulur

[11] Ancak sabredenler ve iyi islerde bulunanlar mustesnadır. Oyle kisilerdir onlar ki onların hakkıdır yarlıganmak ve buyuk bir ecir ve mukafat

[12] Ona bir hazine indirilseydi, yahut onunla beraber yanında bir melek de gelseydi demelerine sıkılarak sana vahyedilenlerin bir kısmını terk ediverecek misin? Sen ancak bir korkutucusun ve Allah her seyi korur

[13] Yoksa kendi uyduruyor mu diyorlar? De ki: Hadi, gercekseniz, Allah'tan baska gucunuz kime yetiyorsa, kimlere guveniyorsanız onları da cagırın da hep beraber, buna esit on sure meydana getirin

[14] Fakat davetinize icabet etmezlerse artık iyice bilin ki o, ancak Allah'ın bilgisiyle indirilmistir ve ondan baska hicbir tapacak yoktur. Hala mı Musluman olmuyorsunuz

[15] Kim dunya yasayısını ve ziynetini dilerse bu cesit kisilerin yaptıklarının karsılıgını tam olarak oderiz ve onlar, bu hususta hicbir zarara ugramazlar

[16] Oyle kisilerdir onlar ki ahirette onlara ancak ates var, dunyada isledikleri islerse bosa gitmistir, zaten de butun isledikleri bostur

[17] Rabbinden apacık bir delile sahip olan, bundan baska bir de tanıgı olup daha once din ve dunya islerinde uyulan ve aynı rahmet olan Musa'nın kitabında da bildirilen kisi, yalnız dunyayı dileyene benzer mi? Rablerinden acık bir delile sahib olanlar, Kur'an'a inanırlar; topluluklardan onu inkar edenlere vaadedilen yerse atestir. Artık bu hususta supheye dusme, cunku o, Rabbinden gelmedir, gercektir, fakat insanların cogu inanmaz

[18] Yalan yere Allah'a iftira edenden daha zalim kimdir ki? Onlar, Rablerine arzedilecekler, tanıklar da iste bunlardı diyecekler, Rablerine karsı yalan soyleyenler. Iyice bilin, Allah'ın laneti zalimleredir

[19] Onlar, halkı Allah yolundan menederler ve o yoldan saptırmak isterler, onlar ahiret inkar edenlerin ta kendileridir

[20] Onlar, ne yeryuzunde azaptan kacıp kurtulabilirler, ne de Allah'tan baska bir yardımcıları vardır. Azapları da katkat arttırılır. Cunku onların isitmeye tahammulleri yoktu, gormezlerdi de

[21] Onlar, oyle kisilerdir ki kendilerine zarar verdiler ve uydurdukları seyler de onlardan cekildi, kaybolup gitti

[22] Gercekten de onlar ahirette en cok ziyana ugrayanların ta kendileridir

[23] Inanıp iyi islerde bulunanlara ve Rablerine yalvarıp yakaranlara gelince: Onlardır cennet ehli ve onlar, orada ebedi kalırlar

[24] Bu iki boluk, kor ve sagırla goren ve duyan adama benzer sanki; bu ikisi, birbirine esit olur mu hic? Yoksa dusunmez misiniz

[25] Andolsun ki biz Nuh'u, kavmine gonderdik de suphe yok ki dedi, ben, size apacık bir korkutucuyum

[26] Ancak Allah'a kulluk edin, cunku gercekten de elemli bir gunun azabı gelip catacak size, bundan korkuyorum ben

[27] Kavminin kafir olanlarından ileri gelenler, biz dediler, seni de bizim gibi bir adam gormedeyiz ve sana uyanları da goruyoruz ki dusunmeden ve derhal sana kapılıveren ve ancak asagılık tabakadan olan adamlarımız ve sizin, bize bir ustunlugunuzu de gormuyoruz, hatta yalancı oldugunuzu sanıyoruz

[28] Nuh, ey kavmim dedi, ya ben Rabbimden apacık bir delille gelmissem ve katından bana bir rahmet vermisse, fakat bunu, siz gormuyorsanız. Istemediginiz halde kabul etmeniz icin de sizi zorlayacak mıyım ki

[29] Ey kavmim, bu yuzden bir mal da istemem sizden; ecrim, ancak Allah'a ait ve ben, inananları kovacak da degilim; suphe yok ki onlar, Rablerine kavusacaklar, fakat sizi goruyorum ki bilgisiz bir kavimsiniz

[30] Onları kovarsam ey kavmim, Allah'tan baska kim yardım eder bana, hic de mi dusunmezsiniz

[31] Ve ben, Allah'ın hazineleri yanımda demedigim gibi gaybı bilirim de demiyorum ve ben bir melegim gibi bir soz de etmiyorum, fakat sizin gozunuze hor gorunenler hakkında, Allah onlara hicbir suretle ve kesin olarak bir hayır vermez de diyemem. Iclerinde ne var, Allah daha iyi bilir. Ancak onları kovar, haklarında bu cesit sozler soylersem mutlaka zulmedenlerden olurum

[32] Ya Nuh dediler, gercekten de bizimle ugrasmadasın ve ugrasmanda ileri de gittin, gerceklerdensen hadi, tehdit edip durdugun azaba ugrat bizi

[33] Nuh, dilerse dedi, Allah ugratır ancak o azaba sizi ve onu aciz bir hale getiremezsiniz siz

[34] Azgınlıgınıza karsılık Allah sizi helak etmeyi murad etmisse ogut vermek istesem de ogudum bir fayda vermez size. Odur Rabbiniz ve donup onun tapısına varacaksınız

[35] Yoksa kendisi uyduruyor bunları mı diyorlar. De ki: Eger uyduruyorsam benim sucum, bana ait ve ben sizin yaptıgınız suclardan uzagım

[36] Nuh'a, kavminden inananlardan baskaları kesin olarak inanmayacak, artık sen de onların yaptıkları isler yuzunden kederlenme diye vahyedildi

[37] Nezaretimiz altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap, zulmedenler icin af dileme benden, suphe yok ki sularda bogulacak onlar

[38] Gemiyi yapmaya koyulmustu ve kavminin ileri gelenleri, yanından gecerken alay ediyorlardı onunla, o da, alay ediyorsunuz bizimle ama diyordu, siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle oyle alay edecegiz

[39] Artık, ugrayanı horhakir edecek azabın kime gelip catacagını ve daimi azaba kimin ugrayacagını yakında bilir, anlarsınız

[40] Sonucu emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya baslayınca her mahluktan birer cifti ve helaki taktir edilenden baska ailenden olanları ve inananları gemiye yukle dedik; zaten maiyetinde bulunan inanmıs kisiler de pek azdı

[41] Ve Nuh, binin gemiye dedi; akıp gitmesi de Allah adıyladır onun, durması da. Suphe yok ki Rabbim, sucları orter, rahimdir

[42] Gemi, icindekilerle daglar gibi dalgalar ustunde akıp gidiyordu. Nuh, kendisinden cekilip ayrı bir yerde bulunan ogluna ogulcugum dedi, bin sen de bizimle ve kafirlerle beraber olma

[43] O, dagda bir yere sıgınırım ben dedi. Nuh, bugun dedi Allah'ın acıdıgı kisilerden baska onun emrinden kurtulacak yok ve derken aralarına bir dalgadır giriverdi ve o da bogulanlara katıldı

[44] Ve dendi ki: Ey yeryuzu, em suyunu ve ey gok kes yagmurunu ve su emildi ve is yapıldıbitti ve oturdu Cudi'ye gemi ve uzaklık denildi, zulmeden topluluga

[45] Ve Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: Rabbim, oglum da suphe yok ki ailemdendi ve suphe yok ki vaadin gercektir senin ve sen, hukmedenlerin en hayırlısısın

[46] De ki: Ya Nuh, o, kesin olarak senin ailenden degil, cunku o, kotu bir is isledi. Artık bilmedigin seyi isteme benden suphe yok ki bilgisizlerden olmaman icin ogut vermedeyim sana

[47] Nuh, Rabbim dedi, bilmedigim seyi senden istemekten, gene sana sıgınırım ve beni yarlıgamazsan, bana acımazsan ziyankarlardan olurum ben

[48] Dendi ki: Nuh, sana ve seninle beraber bulunanlardan tureyecek ummetlere bizden gonderilen esenlikler ve bereketlerle in gemiden. Onlardan tureyecek ummetler icinde oyleleri de var ki onları da bir muddet faydalandıracak, gecindirecegiz de sonra bizden elemli bir azaba ugrayacaktır onlar

[49] Iste bunlar, gaibe ait haberlerdir ki sana onları vahyediyoruz. Bundan once ne sen onları biliyordun, ne kavmin biliyordu, sabret artık; suphe yok ki sonuc, cekinenlerindir

[50] Ad kavmine de kardesleri Hud'u gondermistik de ey kavmim demisti, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yok; siz ancak iftira etmedesiniz

[51] Ey kavmim, buna karsılık sizden bir ecir de istemiyorum, ecrim, ancak beni yaratana ait, hala akıl etmeyecek misiniz

[52] Ey kavmim, Rabbinizden yarlıganma dileyin de sonra tovbe edin ona, size gokten bol bol yagmur yagdırsın, kuvvetinize, fazlasıyla kuvvet katsın ve mucrim olarak yuz cevirmeyin

[53] Ey Hud dediler, sen bize apacık bir delil gosteremiyorsun, biz de senin sozunle tanrılarımızı bırakmayız ve biz sana inanmıyoruz

[54] Tanrılarımızın bir kısmı seni fena carpmıs deriz de baska bir seycik demeyiz. O, suphe yok ki dedi, ben Allah'ı tanık tutmadayım, siz de tanık olun, ben sizin sirk kostugunuz seylerden tamamıyla uzagım

[55] Onu bırakıyor da taptıklarınızı ona es tutuyorsunuz, uzagım onlardan, hadi, hepiniz, aleyhime duzen kurun, sonra da hic goz actırmayın bana

[56] Suphe yok ki ben, Rabbim ve Rabbiniz Allah'a dayandım; yeryuzunde yurur hicbir mahluk yoktur ki o, onun alnına dusen saclardan tutup cekmesin, onun mukadderatını tayin etmesin ve suphe yok ki Rabbim, dosdogru yoldadır, butun kudretiyle beraber adaletiyle, lutfuyla hukmeder

[57] Yuz cevirirseniz bilin ki ben, size neyi teblig etmek icin gonderildiysem onu tamamıyla teblig ettim ve Rabbim, sizin yerinize, sizden baska bir toplulugu gecirecek ve siz ona hicbir suretle zarar veremezsiniz. Suphe yok ki Rabbim her seyi korur

[58] Emrimiz gelince Hud'u ve onunla beraber bulunan inanmıs kisileri, bizden bir rahmet olarak kurtardık ve onlara agır bir azaptan necat verdik

[59] Iste Ad, Rablerinin delillerini bilebile inkar ettiler ve peygamberlerine asi oldular ve her inatcı cebbar kisiye uydular

[60] Ve su dunyada da lanete ugratıldılar, kıyamet gununde de. Bilin ki hic suphe yok Ad, Rablerine karsı kafir oldu; bilin, uzaklık Hud'un kavmi Ad'a

[61] Semud kavmine de kardesleri Salih'i gondermistik. Ey kavmim demisti, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yok. Sizi yeryuzunden yaratıp meydana getirdi ve orayı imara memur etti sizi; artık ondan yarlıganma dileyin, sonra da tovbe edin ona. Suphe yok ki Rabbim, yakındır, duaları kabul eder

[62] Ey Salih dediler, bundan once sen aramızda, hakkında iyi umitler besledigimiz birisiydin, simdi atalarımızın taptıkları seylerden bizi vaz gecirmek mi istiyorsun? Ve biz, gercekten de senin bizi davet ettigin sey hakkında suphe icindeyiz, tereddut etmekteyiz

[63] O, ey kavmim dedi, ya ben Rabbimden apacık bir delille gelmissem ve katından bana bir rahmet vermisse. Ona isyan edersem Allah'a karsı kim yardım edebilir bana? Ve beni boyuna ziyana sokmaktan baska bir sey de yapmıyorsunuz

[64] Ey kavmim, iste su Allah'ın disi devesi, size bir mucize. Bırakın onu da yeryuzunde yiyip gezsin ve ona kotulukle dokunmayın, sonra pek yakın bir azap gelip catar size

[65] Ayaklarını kesip oldurduler onu, Salih de yurdunuzda uc gun daha yasayıp gecinin dedi, bu, yalan denmesine imkan bulunmayan bir vait

[66] Emrimiz gelince Salih'i ve onunla beraber bulunan inananları, bir rahmet olarak kurtardık ve o gunun horlugundan necat verdik onlara. Suphe yok ki Rabbin, cok kuvvetlidir, o, pek ustundur

[67] Bir bagırıs, o zulmedenleri kapıverdi, yurtlarında, diz cokmus bir halde helak oluverdiler

[68] Sanki orada hic yasamamıslar, hic oturmamıslardı. Bilin ki hic suphe yok Semud, Rablerine karsı kafir oldu, bilin, uzaklık Semud'a

[69] Elcilerimiz, Ibrahim'e mujde vermek uzere gelip esenlik sana dediler. O da esenlik size dedi ve durup eglenmeden hemen kızarmıs bir buzagı getirdi

[70] Yemege el uzatmadıklarını gorunce de halleri, hosuna gitmedi ve onlardan, icine bir korku dustu. Dediler ki: Korkma, biz Lut kavmine gonderildik

[71] Karısı, ayakta durup sevincinden gulmedeydi ki biz ona, Ishak'ı mujdeledik, Ishak'tan sonra da Yakup'u

[72] O, eyvahlar olsun dedi, ben mi doguracagım? Ben bir kocakarıyım, su kocam da ihtiyar. Suphe yok ki bu, pek sasılacak bir sey

[73] Onlar, Allah'ın isine mi sasıyorsun dediler, ey Ehli Beyt, Allah'ın rahmeti ve bereketleri size; suphe yok ki o, ovulmeye layık, kullara mustahak olmadan ihsanda bulunan bir Tanrıdır

[74] Ibrahim'in korkusu yatısıp mujdelenince Lut kavmi hakkında bizimle mucadeleye girismisti

[75] Cunku Ibrahim, gercekten de pek halimdi, fazla dua edip aglardı, kendisini tamamıyla Tanrıya vermisti

[76] Ey Ibrahim dediler, vazgec bundan, suphe yok ki Rabbinin emri gelip catmıstır ve suphe yok ki onlar reddine imkan olmayan bir belaya ugrayacaklar

[77] Elcilerimiz, Lut'a gelince Lut, gelislerinden endiseye dustu, icine bir korku girdi, gonlu daraldı ve bu dedi, pek cetin bir gun

[78] Kavmi, kosa kosa onun yanına geldi, onlar, onceden de kotulukler yapar dururlardı. Lut, ey kavmim dedi, iste kızlarım, onlar, sizin icin daha temiz, artık Allah'tan cekinin de beni, konuklarımdan utandırmayın. Icinizde, aklı basında bir adam da mı yok

[79] Andolsun ki dediler, sen de bilirsin, kızlarında hic gozumuz yok, sen bizim ne istedigimizi bilirsin

[80] Lut, size karsı koyacak gucum, kuvvetim olsaydı, yahut da kuvvetli bir asiretim olsaydı da ona sıgınsaydım dedi

[81] Melekler, ey Lut dediler, suphe yok ki biz, Rabbinin elcileriyiz, onlar, sana kesin olarak ilisemezler; sen gece karanlıgı basınca ailene mensup olanlarla yola dus, hicbiriniz, ardına bakmasın, ancak karını beraber goturme, cunku o da onların ugrayacagı azaba ugrayacak. Suphe yok ki ugrayacakları azabın mukadder zamanı, sabah cagıdır; sabah da yakın degil mi

[82] Emrimiz gelince, o sehirlerin altını ustune getirdik, tepelerine, ustuste yıgılıp tas kesilmis balcıktan meydana gelmis taslar yagdırdık

[83] Sanki damgalanmıstı Rabbinin indinde de azap icin hazırlanmıstı o taslar ve onlar, simdi de zalimlerden uzak degil

[84] Medyen'e de, kardesleri Suayb'i gondermistik de ey kavmim demisti, Allah'a kulluk edin, ondan baska bir mabudunuz yok. Olcegitartıyı eksik tutmayın, cunku ben gercekten de hayırlara ugradıgınızı gormedeyim ve suphe yok ki ben, bir gun sizi cepecevre kusatıverecek bir azaba ugramanızdan korkuyorum

[85] Ey kavmim, olcegi dogru olcun, teraziyi dogru tartın, halkın mallarını eksiltmeyin, yeryuzunde bozgunculuk etmeye calısmayın

[86] Inanmıssanız Allah'ın bıraktıgı kar, daha hayırlıdır size ve ben de size bir bekci degilim

[87] Ey Suayb dediler, kıldıgın namaz mı, tuttugun din mi emrediyor sana da bizi atalarımızın taptıklarından vazgecirmeye ugrasıyor, mallarımızı da diledigimiz gibi tasarruf etmemize mani olmaya kalkısıyorsun? Halbuki sen, suphe yok ki halimselim ve aklı basında bir adamsın

[88] Ey kavmim dedi Suayb, ya Rabbimden apacık bir delille gelmissem, ya kendi katından beni guzel bir rızıkla rızıklandırmıssa. Sizi nehyettigim seye kendim aykırı hareket edemem ki. Gucumun yettigi kadar ıslah etmek istiyorum sizi ve basarım, ancak Allah'tandır, ona dayandım ve sonunda da donup onun tapısına varacagım

[89] Ey kavmim, bana karsı guttugunuz dusmanlık, Nuh, yahut Hud, yahut da Salih kavimlerinin ugradıkları azaba benzer bir azaba ugratmasın sizi; Lut kavmi de uzak degil sizden

[90] Rabbinizden yarlıganma dileyin, sonra da tovbe edin ona; suphe yok ki Rabbim rahimdir, kullarını sever

[91] Ey Suayb dediler, soyledigin sozlerin cogunu anlamıyoruz ve seni de icimizde zayıf gormedeyiz. Kabilen olmasaydı seni taslardık ve sen, bizden ustun degilsin zaten

[92] Suayb, ey kavmim dedi, kabilem, sizce Allah'tan daha fazla mı saygıya deger ki onu ardınıza attınız? Suphe yok ki Rabbim, butun yaptıklarınızı kavrar

[93] Ey kavmim, elinizden ne geliyorsa yapın, ben de yapmadayım elimden geleni. Kime, asagılatıcı azap gelecek ve kim yalancıdır, yakında bilir, anlarsınız; gozetip durun, ben de gozluyorum

[94] Emrimiz gelince Suayb'i ve onunla beraber inanmıs olanları, bizden bir rahmet olarak kurtardık, zulmedenleriyse bir bagırıs kavrayıverdi ve hepsi de yurtlarında diz cokmus bir halde helak oluverdi

[95] Sanki yurtlarında hic yasamamıslar, hic oturmamıslardı. Bilin ki uzaklık Medyen ehline, nitekim Semud da oylece uzaklasıp gitti

[96] Andolsun ki biz Musa'yı, delillerimizle ve apacık bir burhanla gondermistik

[97] Firavun'a ve kavminden ileri gelenlere fakat gene de onlar Firavun'un buyruguna uymuslardı, halbuki Firavun'un buyrugu, hic de dogruyu gostermiyor, hayra sevketmiyordu

[98] O, kıyamet gunu de kavminin onune dusecektir ve artık onları atese goturmus, gitmistir ve vardıkları yer, ne de kotu yerdir

[99] Burada da lanete ugradılar, kıyamet gununde de. Su bagıslanan bagıs, ne de kotu bagıstır

[100] Bunlar, maceralarını sana hikaye ettigimiz sehirlere ait haberler; o sehirlerden harabeleri hala duranlar var, bicilmis ekin gibi yerle bir olanlar, eseri bile kalmayanlar var

[101] Biz zulmetmedik onlara, fakat onlar, kendi kendilerine zulmettiler; Rabbinin emri gelince, Allah'ı bırakıp da kulluk ettikleri tanrıları, onlara hicbir fayda veremedi ve ziyanlarını arttırmaktan baska bir sey yapamadı

[102] Iste Rabbin, zulmeden sehirleri boyle alıverir, aldıgı, azabına ugrattıgı zaman da suphe yok ki onun kavrayısı pek elemlidir, pek cetindir

[103] Gercekten de bunda, ahiret azabından korkanlara bir ibret var; o gun, butun insanların bir araya toplanacagı bir gundur ve butun insanların hazır olacagı bir gun

[104] Ve biz o gunun gelip catmasını, ancak sayılı bir muddet icin geciktiririz

[105] O gun geldi mi hicbir kimse, Rabbinin izni olmaksızın konusamaz; onların bir kısmı kutsuzdur, bir kısmı kutlu

[106] Ama kutsuz olanlar, gercekten de atestedir, onların inliyerek nefes almaları da oradadır, biten bir inilti gibi nefes vermeleri de

[107] Rabbinin dilediginden baska hepsi de orada ebedi kalır goklerle yeryuzu durdukca; suphe yok ki Rabbin, diledigini diledigi gibi yapar

[108] Ama kutlu olanlarsa cennettedir, orada ebedi kalır Rabbinin dilediginden baska hepsi, gokler ve yeryuzu durdukca; bitip tukenmesi olmayan bir bagıstır bu

[109] Artık bunların taptıkları seylerin boslugunda bir suphen olmasın; onceden ataları nasıl tapıyorsa onlar da tıpkı o cesit tapıyorlar ve biz de onların nasibini eksiksiz olarak verecegiz

[110] Andolsun ki biz Musa'ya da kitap vermistik de onda ihtilafa dusmuslerdi; Rabbinin taktir ettigi vaadi olmasaydı coktan aralarında hukmedilir, is bitmis olurdu ve onlar, gercekten de bu hususta siddetli bir suphe ve tereddud icinde kalmıslardır

[111] Ve suphe yok ki Rabbin, onların yaptıkları seylere tam bir karsılık verecektir, suphe yok ki o, ne yapıyorlarsa hepsinden de haberdardır

[112] Artık sen, sana nasıl emredildiyse oylece dosdogru hareket et ve seninle beraber bulunan ve tovbe etmis olanlar da dosdogru hareket etsinler ve taskınlıkta bulunmayın, cunku suphe yok ki o, ne yapıyorsanız hepsini de gorur

[113] Ve zulmedenlere meyletmeyin, sonra atesle azaba ugrarsınız ve Allah'tan baska bir dostunuz yoktur, sonra yardım da gormezsiniz

[114] Ve gunduzun baslangıcıyla son kısmında ve gecenin ilk caglarında namaz kıl; suphe yok ki guzel isler, kotulukleri giderir. Iste bu, iyi dusunenlere bir oguttur

[115] Ve sabret, cunku Allah, gercekten de iyilik edenlerin ecrini zayi etmez

[116] Sizden onceki caglarda, halkı, yeryuzunde bozgunculuktan vazgecirmeye calısan idrak ve ibadet ehli bir boluk halk bulunsaydı ne olurdu; halbuki iclerinden kurtardıklarımız pek azdı ve zulmedenler, yalnız kendilerine verilmis olan devlete uydular ve suclu oldular

[117] Rabbin, ahalisi, birbirini ıslah edip duran sehirleri zulumle helak etmez

[118] Rabbin dileseydi insanları bir tek ummet haline getirirdi, fakat onlar, aykırılıga dusmekten bir turlu kurtulamazlar

[119] Ancak Rabbinin merhamet ettigi kimseler mustesna ve zaten de bunun icin halketmistir onları ve Rabbinin sozu de tamamıyla yerine gelmistir: Andolsun ki cehennemi, cinlerin ve insanların bir kısmıyla dolduracagım

[120] Peygamberlere ait haberlerin hepsinden, gonlunu yatıstıracak olanlarını, sana hikaye ediyoruz ve bu kıssalarda, sana gercek haberler, inananlara da ogut ve ibret var

[121] Inanmayanlara de ki: Gucunuzun yettigini yapın, suphe yok ki biz de yapmadayız

[122] Ve bekleyin, suphe yok ki biz de beklemedeyiz

[123] Ve goklerle yeryuzunde gaibe ait olan, bilinmeyen her sey, Allah'ındır ve butun isler, donup ona varır, artık ona kulluk et ve ona dayan. Rabbin, yaptıgınız seylerden gafil degildir

Yûsuf

Surah 12

[1] Elif lam ra. Bunlar, her seyi apacık bildiren kitabın ayetleridir

[2] Onu, akıl edesiniz diye Arapca olarak Kur'an'da da indirdik

[3] Sana bu Kur'an'ı vahyederek kıssaların en guzelini hikaye edecegiz ve bundan once sen elbette onu bilmeyenlerdendin

[4] Bir zaman Yusuf, babasına babacıgım demisti, ben onbir yıldızla gunesi ve ayı gordum, bir de baktım ki onlar, bana secde ediyorlar

[5] Babası, ogulcagızım demisti, ruyanı kardeslerine soyleme, sana bir duzen kurarlar sonra. Suphe yok ki Seytan, insanlara apacık bir dusmandır

[6] Boylece Rabbin, seni sececek ve ruyalara ait tabirleri ogretecek sana. Ve bundan onceki ataların Ibrahim'e ve Ishak'a nasıl nimetlerini tam olarak ihsan ettiyse sana ve Yakup soyuna da nimetlerini tam olarak ihsan edecek. Suphe yok ki Rabbin, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[7] Andolsun ki Yusuf'la kardeslerine ait vakalarda soranlar icin nice ibretler var

[8] Hani onlar, Yusuf'la kardesi demislerdi, babamıza bizden fazla sevgili ve bizse birbirini tutan ve daha kuvvetli bulunan bir topluluguz. Suphe yok ki babamız, yanlıs bir yol tutmus

[9] Oldurun Yusuf'u, yahut da oyle bir yere atın ki babanız, artık onu goremesin, ondan sonra tovbe eder, duzgun bir topluluk olursunuz

[10] Iclerinden biri Yusuf'u oldurmeyin demisti, mutlaka bir sey yapacaksınız bir kuyuya atın bari de gelip gecenlerden onu bulup alan olsun

[11] Onlar, baba demislerdi, ne diye Yusuf'u emniyet etmiyorsun bize ve biz, hic suphe yok ki ona ogutler vermedeyiz

[12] Yarın onu bizimle yolla da bolbol yesin, icsin, oynasın ve biz onu mutlaka koruruz

[13] Yakup, onu goturur, giderseniz kederlenirim ben ve korkarım ki siz, ondan gaflet edersiniz de gelip kurt yer onu demisti

[14] Biz demislerdi, guclu kuvvetli bir toplulukken gelip onu kurt yerse artık suphe yok ki ziyankarlardan oluruz

[15] Sonucu onu goturup kuyuya atmaya hep beraber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir anda su yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyetmistik

[16] Aksam olunca aglayaaglaya babalarına gelmislerdi

[17] Baba demislerdi, biz yarısa gitmistik, Yusuf'u da elbiselerimizin basında bırakmıstık, bir kurt gelip yemis onu, fakat biz dogru soylesek de sen inanmazsın bize

[18] Gomlegini de kana bulayıp yalanlarını ispat icin getirmislerdi. Yakup, olsaolsa demisti, nefisleriniz, yaptıgınız isi size guzel, o guc isi kolay gostermis; fakat ben, pek guzel dayanır, sabrederim ve anlattıklarınıza karsı da ancak Allah'tan yardımdilerim

[19] Derken bir yolcu kafilesi gecerken kuyudan su almak icin birini yollamıslardı, o da kovasını kuyuya salınca mujde diye bagırmıstı, burada bir genc var ve onu cıkarıp bir ticaret malı gibi gizlemislerdi; Allah'sa onların yaptıklarını biliyordu

[20] Ve onu degersiz bir kar, sayılı birkac kurus karsılıgında satmıslardı ve onu satarlarken paraya pek o kadar ragbetleri de yoktu

[21] Mısır halkından olup onu satın alan kisi, karısına, buna izzetle muamele et, umarım ki bize faydası dokunur, yahut da onu evlat ediniriz demisti. Iste Yusuf'u, Mısır'da boylece yerlestirdik de ona ruya yormasını ogrettik ve Allah, yaptıgı iste ustundur daima, fakat insanların cogu, bunu bilmez

[22] Ergenlik cagına girince ona hukmetme kabiliyeti ve bilgi verdik ve iste iyilik edenleri boyle mukafatlandırırız

[23] Evinde bulundugu kadın, ondan murat almak istedi de kapıları sımsıkı kapattı ve hadi dedi, beri gel. O, Allah'a sıgınırım dedi; suphe yok ki kocan, benim efendimdir ve suphe yok ki zulmedenler, asla kurtulamaz, muradına eremez

[24] Andolsun ki kadın, ondan murat almayı iyice kurmustu, eger Rabbinin burhanını gormeseydi Yusuf da onun hakkında niyetini bozardı, iste biz ondan cirkin ve kotu seyleri boylece giderdik, cunku suphe yok ki o, gonlunu bize baglamıs kullarımızdandı

[25] Derken ikisi de kapıya dogru kostu. Kadın, onun gomlegini arkadan boydan boya yırtmıstı ki tam bu sırada kapıdan cıkarlarken kadının kocasına kapı onunde rastladılar. Kadın, karına kotuluk etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan, yahut elemli bir azaba ugratılmaktan baska ne olabilir ki dedi

[26] Yusuf, o benden murat almak istedi dedi ve kadının yakınlarından biri tanıklık ederek dedi ki: Eger Yusuf'un gomlegi, on taraftan yırtılmıssa kadın dogrudur, o yalancılardandır

[27] Yok, eger gomlegi arka taraftan yırtılmıssa kadın yalan soylemektedir, o dogruculardan

[28] Kocası, Yusuf'un gomlegini arka taraftan yırtılmıs gorunce hic suphe yok ki dedi bu, sizin duzenlerinizden. Gercekten de ey kadınlar, duzenleriniz pek buyuktur sizin

[29] Ey Yusuf, sen de bu meseleyi bırak artık ve sen ey kadın, sucundan tovbe et, suphe yok ki sen, hata isleyenlerdensin

[30] Sehirdeki kadınlar, azizin karısı, kolesinden murat almak istemis, sevgi, butun kalbini kaplamıs, goruyoruz ki o, apacık bir sapıklıkta dediler

[31] Dedikodularını duyunca davet etti onları ve dayanacak seyler getirdi, sofra cıkardı ve her birine birer bıcak verdi ve Yusuf'a, gorun sunlara, gel dedi. Kadınlar, onu gorunce sasırdılar, meyve yerine ellerini dogradılar ve tenzih ederiz Allah'ı dediler, hasa bu insan degil, olsaolsa buyuk ve serefli bir melek

[32] O da, iste dedi, hakkında beni kınayıp durdugunuz bu zat. Ondan murat almak istedim de o namusunu korudu, kotuluk etmedi. Fakat yemin ederim ki emredileni yapmazsa zindana attıracagım onu ve herhalde horluga ugrayanlara katılacak

[33] Yusuf, Rabbim dedi, zindan, bunların davet ettikleri seyden daha hayırlı bence. Bunların duzenlerini benden uzaklastırmazsan belki onlara meyleder de bilgisizlerden olurum

[34] Rabbi de artık onun duasını kabul etti ve duzenlerini defetti ondan; suphe yok ki o, duyar, bilir

[35] Sonra onun sucsuzluguna dair bunca deliller gormekle beraber gene de bir muddet hapsedilmesini muvafık bir tedbir saydılar

[36] Ve onunla beraber zindana iki de delikanlı girmisti. Bunların biri, ben dedi, ruyamda gordum, sarap yapmak icin uzum sıkıyormusum ve oburu ben de dedi, ruyamda gordum, basımda ekmek var, kuslar gelip tepemdeki ekmegi yiyormus. Bunları yor bize, cunku biz seni goruyoruz ki iyilik edenlerdensin

[37] Yusuf, size dedi, rızıklanacagınız hicbir yemek gelmiyor ki ben onu, onceden haber vermis olmayayım; bu da Rabbimin bana ogrettiklerinden. Suphe yok ki ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden toplulugun dinini terkettim

[38] Ve atalarım Ibrahim'in, Ishak'ın ve Yakup'un dinine uydum. Hicbir seyi Allah'a es tutmamıza imkan yok, bu da bize ve insanlara, Allah'ın bir lutfu, fakat insanların cogu sukretmez

[39] Ey benim iki zindan arkadasım, birbirine aykırı Rabler mi daha hayırlı, yoksa bir ve her seye ustun olan Allah mı

[40] Sizin, ondan baska taptıgınız seyler, ancak sizin ve atalarınızın uydurup adlandırdıgı seylerden ibaret, Allah, onların tanrılıgına dair hicbir delil indirmemistir; hukum ancak Allah'ındır. Ancak ona kulluk etmenizi emretmistir, baskasına degil. Iste dosdogru din de budur, fakat insanların cogu bilmez

[41] Ey benim iki zindan arkadasım, sizin biriniz, tekrar efendisine icki sunacak, fakat oburu asılacak ve kuslar, basını didip yiyecekler. Iste esasını anlamak istediginiz sey boylece taktir edilmis, bitmistir

[42] Ve onlardan, kurtulacagını sandıgına beni dedi, efendine anlat. Fakat Seytan, efendisine bunu anlatmayı unutturdu ona ve bu yuzden daha nice yıllar zindanda kaldı

[43] Padisah dedi ki: Ruyamda gordum, yedi zayıf inek, yedi semiz inegi yiyordu; bir de yedi terutaze yesil basakla yedi tane de kurumus basak gordum. Ey ileri gelenler, ruya yormayı biliyorsanız bu ruyamı yorun

[44] Onlar, karmakarısık ve aslı olmayan bir dus; biz bu cesit bos ruyaları yormayı bilmeyiz dediler

[45] O iki adamdan biri olan ve zindandan kurtulan adam, nice zaman sonra hatırlayıp ben dedi bu ruyayı yorarım, beni hemen gonderin o zata

[46] Ey Yusuf dedi, ey cok gercek, yedi semiz inegi yiyen yedi zayıf inegi, yedi yesil ve bir de yedi kuru basagı yor bize de belki insanlara varır anlatırım, onlar da belki bilirler, anlarlar

[47] Yusuf dedi ki: Yedi yıl, adet oldugu gibi ekip bicin, hasılatın pek azını yiyin, geri kalanını saklayın

[48] Bu yedi yıldan sonra yedi yıl kurak olacak, bu yıllarda da onceden biriktirdiginizi, az bir miktarın saklamak sartıyla yiyin

[49] Bundan sonra da bir yıl gelecek ki halk, yagmura kavusacak, o yıl bol bol yagmurlar yagacak

[50] Padisah, o zatı getirin bana dedi. Elci gelince don efendine de dedi, ellerini dograyan kadınların neydi zorları, bir sor ona; suphe yok ki Rabbim, onların duzenini bilir

[51] Padisah, o kadınlara, Yusuf'tan murat almak istediginiz zaman ne haldeydiniz dedi. Allah icin dediler, onun bir kotulugunu gormedik, bilmedik. Azizin karısı da simdi iste dedi, hak cıktı meydana, ondan murat almak isteyen bendim ancak ve o, hic suphe yok ki gerceklerdendi

[52] Yusuf, bu da dedi, padisahın, o yokken ona bir hainlik yapmadıgımı bilmesi icindi ve suphe yok ki Allah, hainlerin duzenlerini basarıyla sonuclandırmaz

[53] Ve ben kendimi, hic kotulukte bulunmam diye tamamıyla temize cıkaramam, ancak Rabbim acırsa kotuluk yapmam. Suphe yok ki Rabbim, sucları orter, rahimdir

[54] Padisah, onu tapıma getirin de dedi, kendime oz yakınım edineyim onu. Yusuf'la konusunca da gercekten de dedi, bugun sen buyuk bir mevki sahibisin, emin bir adamsın

[55] Yusuf, beni ulkenin hazinelerine memur et, suphe yok ki ben onları iyi korurum ve ne yapacagımı bilirim dedi

[56] Iste Yusuf'a Mısır'da boylece bir mevki verdik, nereyi isterse orada, diledigi gibi konaklardı. Rahmetimizi, kime dilersek ona nasib ederiz ve iyilikte bulunanların ecrini zayi etmeyiz

[57] Ahiret mukafatıysa inanan ve cekinenlere daha hayırlıdır

[58] Yusuf'un kardesleri gelip huzuruna girdiler; Yusuf, onları tanıdı, fakat onlar, Yusuf'u tanıyamadılar

[59] Yuklerini hazırlayınca onlara, aynı babadan olma bir kardesinizi getirin bana dedi, gormuyor musunuz, ben olcegi tamam olcmedeyim ve konuk agırlayanların da en hayırlısıyım

[60] Onunla beraber gelmezseniz size benden bir olcek bir sey bile yok, yaklasmayın artık buraya

[61] Babasından izin almaya calısırız ve herhalde bu isi basarırız dediler

[62] Kullarına da, aldıkları zahireler icinde bulup gordukleri ikramı anlasınlar da tekrar gelsinler diye zahire bedellerini yuklerinin icine koyun diye emretti

[63] Donup babalarına varınca baba dediler, bize artık zahire verilmeyecek, kardesimizi de bizimle gonder de zahire alalım ve suphe yok ki biz, onu iyice koruruz

[64] Yakup, bundan once kardesini ne kadar emniyet ettiysem bunu da o kadar emniyet ederim size; suphe yok ki Allah, koruyanların hayırlısıdır ve o, merhametlilerin en merhametlisidir dedi

[65] Yuklerini acıp aldıkları zahireye karsılık verdikleri bedelleri de yuklerinin icinde bulunca baba dediler, daha ne istiyoruz? Iste zahire bedellerimiz de bize geri verilmis. Onlarla tekrar ailemize zahire getiririz, kardesimizi koruruz, daha fazla zahire alırız. Zaten bu seferki bize yetmeyecek kadar da az

[66] Etrafınız kusatılmadıkca dedi, onu mutlaka geri getireceginize dair Allah adına bir soz vermezseniz sizinle imkanı yok gondermem onu. Onlar, soz verince de bu dediklerimize Allah tanık olsun dedi

[67] Ve ogullarım dedi, hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrıayrı kapılardan girin. Fakat gene de Allah'ın takdir ettigi hicbir seyi gideremem sizden; hukum, ancak Allah'ındır. Ona dayandım ve dayananlar da ancak ona dayanmalı

[68] Babalarının emrettigi gibi Mısır'a girdiler ama bu, Allah'ın takdirinden hicbir seyi gideremedi, ancak Yakup'un dilegi yerine gelmis oldu ve suphe yok ki Yakup, kendisine ogretmis oldugumuzdan dolayı bir bilgiye sahipti, fakat insanların cogu bilmez

[69] Yusuf'un huzuruna girdikleri zaman Yusuf, kardesini yanına aldı da ben senin kardesinim dedi, onların yaptıkları hareketten kederlenme

[70] Onların yuklerini hazırlayınca serbet ictigi bardagı kardesinin yukunun icine koydurdu, sonra da ey kafile, siz hırsızsınız diye bir munadiye nida ettirdi

[71] Yakup'un ogulları, onlara donerek ne kaybettiniz dediler

[72] Padisahın serbet bardagını kaybettik, bulup getirene bir deve yuku zahire verilecek, ben de kefilim buna dediler

[73] Onlar, andolsun Allah'a ki dediler, biz yeryuzunde bir bozgunculuk, bir kotuluk yapmak icin gelmedik buraya, bunu siz de biliyorsunuz ve biz hırsız degiliz

[74] Onlara, yalan soyluyorsanız hangi cezaya razısınız dediler

[75] Kimin yukunde bulunursa dediler, o, malını caldıgı adama kole olur. Biz zulmedenleri boyle cezalandırırız

[76] Yusuf, kardesinin yukunden once onların yuklerini arastırmaya basladı, sonra da yitigini kardesinin yukunden cıkardı. Yusuf'a, boyle bir duzende bulunmasını emrettik, yoksa Allah dilemedikce padisahın dinince kardesini esir edemezdi; diledigimizin derecelerini yuceltiriz ve her bilgi sahibinin ustunde bir bilen var

[77] Bu dediler, hırsızlık ettiyse daha once bir kardesi de hırsızlık etmisti. Yusuf, bunu gizledi onlardan ve kendi kendine dedi ki: Sizin durumunuz daha kotu, anlattıgınız seyi Allah daha iyi bilir

[78] Ey aziz dediler, onun ihtiyar bir babası var, onun yerine bizim birimizi al; seni goruyoruz ki gercekten de iyilik edenlerdensin

[79] Allah'a sıgınırım dedi, bir baskasını tutup kole yapmaktan; ancak malımızı kimde bulduysak onu kole yaparız biz; yoksa suphesiz zulmedenlerden oluruz

[80] Ondan tamamıyla umitlerini kesince gizlice konusarak cekildiler. Buyukleri, bilmiyor musunuz dedi, babanız Allah adına sizden kuvvetli bir soz aldı, daha once de Yusuf hakkındaki vazifenizde ne cesit kusur ettiniz? Babam izin verinceye dek, yahut Allah, benim hakkımda bir hukum yurutunceye kadar ben buradan ayrılmayacagım ve o, hukmedenlerin en hayırlısıdır

[81] Siz babanıza donun de baba deyin, oglun hırsızlık etti ve biz, ancak bildigimizi soyleyerek tanıklıkta bulunduk, gizli olanıysa zaten bilemeyiz

[82] Icinde bulundugumuz sehir halkına da sor, beraber geldigimiz kervan halkına da ve suphe yok ki dogru soylemekteyiz

[83] Yakup, olsaolsa dedi, nefisleriniz, yaptıgınız isi size guzel, o guc isi kolay gostermis; fakat ben, pek guzel dayanır, sabrederim. Umarım ki Allah hepsine birden kavusturur beni, hic suphe yok ki o, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[84] Ve onlardan yuz cevirdi de ey beni tukenmez, sonu gelmez kederlere salan Yusuf demeye basladı ve kederden gozleri agardı ve artık derdini yutmaktaydı o

[85] Allah'a andolsun dediler, hala Yusuf'u anıp durmadasın, sonunda hastalanıp eriyecek, yahut da helak olup gideceksin

[86] Ben dedi, tasan derdimi, kederimi ancak Allah'a arzetmedeyim ve Allah tarafından sizin bilmediginiz seyleri biliyorum ben

[87] Ogullarım dedi, gidin, Yusuf'la kardesinden bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umit kesmeyin; cunku kafir olan topluluktan baska kimsecikler, Allah'ın rahmetinden umit kesmez

[88] Huzuruna girdikleri zaman ey aziz dediler, biz de darda kaldık, aclıga dustuk, ailemiz de ve pek degersiz bir karsılıkla geldik, bize zahire ver ve tasadduk et bize, suphe yok ki Allah lutfedenleri sever

[89] Dedi ki: Bilgisiz oldugunuz caglarda Yusuf'a ve kardesine neler yaptıgınızı biliyor musunuz

[90] Yoksa dediler, sen Yusuf musun? Ben dedi Yusuf'um, bu da kardesim. Allah lutfetti bize. Suphe yok ki kim cekinir ve sabrederse mutlaka Allah, bu cesit iyilik edenlerin ecrini zayi etmez

[91] Allah'a andolsun ki dediler, Allah seni gercekten de bizden ustun etmis ve dogrucası biz hata etmistik

[92] Bugun sizi ne ayıplama var dedi, ne kınama; Allah yarlıgasın sizi ve o, merhametlilerin en merhametlisidir

[93] Su gomlegimi alın da goturun, babamın gozlerine surun, iyilesir, gormeye baslar. Butun ailenizle gelin buraya

[94] Kervan, Mısır'dan ayrılınca babaları, bana bunak demeseniz bari, Yusuf'un kokusunu duyuyorum dedi

[95] Andolsun Allah'a ki dediler, sen hala eski yanlısında ısrar etmedesin

[96] Mujdeci gelip de gomlegi gozlerine surunce Yakup'un gozleri acıldı, gormeye basladı. Demedim mi size, suphe yok ki Allah bana bildirmistir, sizin bilmediginiz seyleri bilirim ben dedi

[97] Babamız dediler, suclarımızın yarlıganmasını dile, gercekten de yanlıs bir harekette bulunduk biz

[98] Rabbimden yarlıganmanızı dileyecegim dedi, suphe yok ki o, sucları orter, rahimdir

[99] Yusuf'un huzuruna girdikleri zaman o, anasına, babasına sarıldı, kucakladı onları ve Allah'ın izniyle dedi, emin olarak girin Mısır'a

[100] Anasıyla babasını tahta cıkartıp oturttu ve hepsi de ona karsı secdeye kapandılar. Babacıgım dedi, evvelce gordugum ruya, bu iste, Rabbim onu gerceklestirdi ve beni zindandan cıkararak lutfetti bana; Seytan, benimle kardeslerimin arasını bozduktan sonra da sizi colden getirdi. Suphe yok ki Rabbim, diledigi seyi tedbir edip lutfuyle meydana getirir; suphe yok ki o her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[101] Rabbim, sen bana saltanat ihsan ettin ve ruya yormasını bellettin. Ey gokleri ve yeryuzunu yaratan, sensin benim dostum, yardımcım dunyada da, ahirette de, beni Musluman olarak oldur ve duzgun, iyi kullarına kat beni

[102] Iste bu, gaibe ait haberlerdendir ki sana vahyetmedeyiz. Duzene giriserek yapacakları isi kararlastırdıkları zaman yanlarında degildin ya

[103] Sen ne kadar ustlerine dusersen dus, gene de insanların cogu imana gelmez

[104] Buna karsılık bir ucret de istemiyorsun, bu, alemlere ogutten baska bir sey degil

[105] Goklerde ve yeryuzunde nice deliller vardır ki onları gormezler ve yuz cevirip giderler

[106] Cogu inanmaz da ona sirk kosar

[107] Yoksa onlar, herkesi gelip kaplayacak Allah azabından, yahut hic haberleri yokken ansızın gelip catacak kıyametten emin mi oluyorlar

[108] De ki: Iste bu, benim yolum; ben de can gozum acık olarak sizi Allah'a cagırmadayım, bana uyanlar da o cesit cagırmada ve Allah'ı tenzih ederim ve ben musriklerden degilim

[109] Senden once gonderdigimiz kimseler de sehirlerin ahalisinden birtakım adamlardı ancak. Yeryuzunde hic mi gezmezler de kendilerinden oncekilerin sonucu ne olmus, gormezler? Ve ahiret yurdu, cekinenler icin elbette daha hayırlıdır, hala mı akıl etmezsiniz

[110] Sonucu peygamberler, tamamıyla umitlerini kesip tamamıyla inkar edileceklerini sandıkları zaman yardımımız gelmistir de diledigimizi kurtarmısızdır. Fakat azabımız, suclu topluluktan hicbir suretle geriye cevrilemez

[111] Andolsun ki onların hikayelerinde akıl ve dirayet sahiplerine ibretler var. Uydurulmus bir soz degil, onceki kitapları gercekleyen ve her seyi bildiren bir soz bu ve inanan topluluga da hidayet ve rahmet

Ra'd

Surah 13

[1] Elif lam mim ra. Bunlardır kitabın ayetleri. Sana, Rabbinden indirilen gercektir, fakat insanların cogu inanmaz

[2] Oyle bir Allah'tır ki gormekte oldugunuz gokleri direksiz yuceltmistir de sonra arsa hakim ve mutasarrıf olmustur ve gunesi ve ayı ram etmistir, hepsi de muayyen bir zamana dek yururgider. Rabbinize kavusacagınızı iyice anlamanız icin isleri tedbir ve tasarruf edip yapan odur, delilleri bildirip acıklayan o

[3] Oyle bir mabuttur ki yeryuzunu enine, boyuna uzatıp dosemis, orada yerlesmis daglarla ırmaklar yaratmıs, gene orada her cesit meyveyi ciftercifter halketmistir; gunduzu de geceyle burur. Suphe yok ki bunlarda dusunen topluluga deliller var

[4] Ve yeryuzunde birbirine komsu bolgeler, uzum bagları, ekinler, bir kokten yetismis hurma agaclarıyla ayrı ayrı koklerden yetismis hurmalıklar var ki hepsi de bir suyla sulanmada, fakat lezzet bakımından bir kısmını, oburlerinden ustun etmedeyiz. Suphe yok ki akıl edenlere, bunlarda da deliller var

[5] Sasıyorsan asıl sasılacak sey, toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacagız diyenlerin sozu. Onlar, oyle kisilerdir ki Rablerine kafir olmuslardır. Onlar, oyle kisilerdir ki boyunlarında demir zincirler var ve onlar, cehennem ehlidir; onlar, orada ebedi kalırlar

[6] Senden, iyilikten once bir kotuluk gelmesini, hem de bunun cabucak olmasını isterler, onların caglarından onceki caglarda nice azaplar gelip catmıstır ve suphe yok ki Rabbin, insanların zulmune ragmen yarlıgamıya, suclarını ortme sıfatına sahiptir vegene suphe yok ki Rabbinin azabı da pek cetindir

[7] Kafir olanlar derler ki: Rabbinden ona bir mucize verilseydi ya. Suphesiz ki sen, ancak korkutucusun ve her topluluga hidayet verensin

[8] Allah, her disinin, neye gebe kalıp ne doguracagını ve ana karnında dolun zamanına gore orada ne kadar eksik, ne kadar fazla kalacagını bilir ve onun katında her seyin sayılı bir zamanı, olculu bir muddeti var

[9] Gizliyi de bilen, acıkta olanı da bilen cok buyuk ve yuce bir Tanrıdır

[10] Sozunu gizleyeniniz de birdir onca, acıkca soyleyeniniz de, geceleyin saklanıp gizlenen de, gunduzun yoluna giden de

[11] Herkesin onunde, ardında, birbiri ardınca gelip giden melekler var, onu, Allah'ın emriyle koruyup gozetirler. Suphe yok ki bir topluluk, ahlakını degistirmedikce Allah o toplulugu degistirmez. Allah, bir toplulugun kotulugunu dilerse o kotulugu geriye atmaya imkan yoktur ve onlara, ondan baska bir yardımcı da bulunamaz

[12] Oyle bir Tanrıdır ki sizi korkutan ve umduran simsegi o caktırır ve yagmurla dolu agır bulutları o meydana getirir

[13] Gok gurultusu, hamdederek tenzih eder onu, melekler de korkularından tenzih ederler ve yıldırımları yollar da diledigine isabet ettirir ve hala da onlar, Allah hakkında cekisip dururlar ve onun birdenbire gelen azabı pek kuvvetlidir, pek cetin

[14] Gercek dua, ancak onadır. Ondan baskalarına dua edenlerin duaları kabul edilmez. Bu cesit adam, agzına gelsin diye suya ellerini uzatmıs, bekleyip duran adama benzer, su agzına gelmez onun ve kafirlerin duası, sapıklıkta kalmadan baska bir sey degildir

[15] Goklerde ve yeryuzunde ne varsa, sabah ve aksam, isteristemez, kendileri de, golgeleri de Allah'a secde eder

[16] De ki: Goklerin ve yeryuzunun Rabbi kim? De ki: Allah. De ki: Onu bırakıp da kendilerine bile bir faydaları, bir zararları dokunamayan tanrılar mı edindiniz? De ki: Bir olur mu korle goren? Yahut bir olur mu karanlıklarla ısık? Yoksa mabutları da yaratıyor mu ki suphelenip onları Allah'a es kostular? De ki: Her seyi yaratan Allah'tır ve o birdir, acze dusmez, her seyden ustundur

[17] Gokten yagmur yagdırır da vadilerde alabildikleri kadar seller, ırmaklar olur, caglayıp akar, akarken de uste cıkan kopukleri surukler goturur. Ziynet esyası, yahut faydalanmak icin kullanılan aracları yaparken ateste eritilen seylerde de buna benzerbir kopuk, bir posa meydana gelir. Iste Allah gercekle bos seyi bu cesit bir ornekle anlatır. Kopuk, dagılır gider, halka fayda verecek seyse yerinde kalır. Iste Allah, boyle ornekler getirir

[18] Rablerinin davetine icabet edenlere guzel bir mukafat var; fakat icabet etmeyenlere gelince: O cesit adamlar, yeryuzunde ne varsa hepsine sahip olsalar ve bir misli daha malları olsa da kurtulmak icin hepsini feda etseler gene onlar icin kotu bir soru var, yurtları cehennemdir ve orası ne de kotu yataktır ya

[19] Bunların, sana bir gercek olarak Rabbinden indirildigini bilen kisi, o kor adama benzer mi? Suphe yok ki ancak aklı, anlayısı, olanlar, dusunup ibret alırlar

[20] Onlardır Allah'la ahdettikleri seye vefa edenler ve verdikleri sozden caymayanlar

[21] Onlardır Allah neyi ulastırmayı emrettiyse ulastıranlar ve Rablerinden urkerler ve kotu hesaptan korkarlar

[22] Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namaz kılarlar, kendilerini rızıklandırdıgımız seyden, gizli ve acık harcarlar ve kotulugu iyilikle giderirler. Oyle kisilerdir onlar ki onlarındır guzel sonuc

[23] Ebedi Adn cennetleri. Oraya girerler atalarından, eslerinden, soylarından temiz ve duzgun kisilerle ve melekler, her kapıdan onların tapısına girerler de

[24] Esenlik size derler, sabrettiginizden dolayı; gercekten de dunya yurdunun bu sonucu, ne de guzeldir

[25] Allah'ın ahdini, ona soz verdikten sonra bozanlara ve Allah'ın ulastırmayı emrettigi seyi kesenlere ve yeryuzunde bozgunculuk edenlere gelince: Oyle kisilerdir onlar ki lanet onlara ve onlarındır kotu sonuc

[26] Allah, dilediginin rızkını genisletir ve daraltır ve onlar, dunya yasayısıyla sevinip ovunurler, halbuki dunya yasayısı, ahirete nispetle degersiz, muddeti az ve gecici bir seyden ibarettir

[27] Kafir olanlar derler ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya. De ki: Suphe yok ki Allah, diledigini sapıklıga ve gonluyle ona, onun tapısına donenleriyse dogru yola sevk eder

[28] Inananlar, oyle kisilerdir ki Allah'ı anmakla yatısır, kuvvetlenir gonulleri. Iyice bilin ki gonuller, Allah'ı anmakla yatısır, kuvvet bulur

[29] Inananlara ve iyi islerde bulunanlara gelince: Kutluluk da onlara, donup varılacak guzel yurt da

[30] Iste boylece seni de, sana vahyettigimizi onlara okuman icin bir ummete gonderdik ki onlardan once nice ummetler gelip gecmistir; onlar, rahmanı inkar ettiler; de ki: O, benim Rabbimdir, yoktur ondan baska tapacak. Ona dayandım, sonucu varıp gidecegim yer de onun tapısı

[31] Kur'an'la daglar yurutulse, yahut yeryuzu parcalansa, yahut da olu konussa. Fakat butun isler, ancak Allah'ın. Inananlar anlamazlar mı ki Allah dileseydi butun insanları dogru yola sevk ederdi. Kafir olanlarsa, yaptıklarına karsılık, Allah'ın vaadi yerine gelinceye dek, bir belaya ugrayıp dururlar, yahut da yurtlarına yakın bir yere iner bu bela. Suphe yok ki Allah, vaadinden donmez

[32] Andolsun ki senden onceki peygamberlerle de alay edildi de kafirlere muhlet verdim, sonra da onları helak ediverdim. Nasıl bu azap

[33] Herkesin yaptıgı ve elde ettigi seyi bilip gorene ve karsılıgını verene benzer mi onlar, tutup Allah'a es tanıyorlar onları. De ki: Bir ad takın onlara. Yoksa yeryuzunde bilmedigi birseyi mi haber veriyorsunuz ona, yahut da gecici bir bos laf mı ediyorsunuz? Kafir olanlara duzenleri hos ve sevimli gorunmede ancak ve yoldan cıkarılmadalar ve Allah, kimi dogru yoldan saptırırsa onu dogru yola sevkedecek yoktur

[34] Onlara dunya hayatında azap var, ahiret azabıysa daha da agırdır ve onları Allah'tan koruyacak kimse de yoktur

[35] Cekinenlere vaat edilen cennetin ornegi su: Kıyılarından ırmaklar akar. Yemisleri ve golgesi daimidir. Cekinenlerin sonucu budur, kafirlerin sonucuysa atestir

[36] Kendilerine kitap verdigimiz kimseler, sana indirilen seyden dolayı sevinirler ve bolukler icinde onun bir kısmını inkar edenler de var. De ki: Bana, Allah'a kulluk etmem ve ona sirk kosmamam emredildi. Ona davet etmedeyim, sonucu donup varacagım yerde onun tapısıdır

[37] Iste boylece ona Arapca bir hukumdur indirdik. Sence bilindikten sonra tutar da onların dileklerine uyarsan Allah'a karsı ne bir dost bulunur sana, ne de seni ondan koruyacak biri

[38] Andolsun ki senden once de peygamberler gonderdik, onlara esler ve soysop verdik. Hicbir peygamber yoktur ki Allah'ın izni olmadıkca bir mucizeyle gelsin. Her mukadder zaman, tespit edilmistir

[39] Allah, diledigini bozar, diledigini yazar ve kitabın aslı, esası, onun katındadır

[40] Onlara vaat ettigimiz seylerin bir kısmını sana gostersek de sana dusen vazife, ancak tebligdir, seni oldursek de ve hesap, bize aittir

[41] Gormediler mi ki adeta onların yerlerine geliyor, etrafından yurtlarını eksiltip duruyoruz. Allah hukmeder, hukmunu bozacak yoktur ve o pek tez hesap gorur

[42] Onlardan oncekiler de duzenler kurdular, is ve tedbir, tamamıyla onundur, herkesin ne kazanacagını da bilir. Kafirler, yakında bilirler, anlarlar, dunya yurdunun sonundaki hayır kimin

[43] Kafirler, sen peygamber degilsin derler; de ki: Sizinle aramda tanık olarak Allah ve kitap bilgisine sahip olan yeter

İbrâhîm

Surah 14

[1] Elif lam ra. Bir kitaptır bu ki insanları karanlıklardan nura cıkarman, Rablerinin izniyle ustun ve gercekten de hamde layık olan Tanrı yoluna goturmen icin onu sana indirdik

[2] Bir Allah'tır ki onundur goklerde ne varsa ve yeryuzunde ne varsa. Vay kafirlere cetin azaptan

[3] Onlar dunya yasayısını ahiretten ustun tutup severler, halkı Allah yolundan menederler ve o yolu egriltmek isterler. Onlardır pek uzak bir sapıklıga dalanlar

[4] Onlara iyice anlatabilmesi icin kendi kavminin dilinden baska bir dille hicbir peygamber gondermedik. Gercekten de Allah, diledigini saptırır, diledigini dogru yola sevk eder ve odur ustun ve hukum ve hikmet sahibi

[5] Andolsun ki Musa'yı, kavmini karanlıklardan nura cıkar ve onlara Allah'ın gunlerini an diye delillerimizle gonderdik. Suphe yok ki bunda, cok sabreden ve cok sukreden herkes icin deliller var

[6] An o zamanı ki Musa, kavmine Allah'ın size nimetlerini anın demisti; hani sizi kotu bir azapla azaplandıran, ogullarınızı kestirip kızlarınızı bırakan Firavun soyundan kurtarmıstı ve bunda Rabbinizden buyuk bir sınama vardı size

[7] Hani Rabbiniz size, andolsun ki nimetlerime sukrederseniz arttırırım ve andolsun ki nankorluk ederseniz suphe yok ki azabım pek cetindir diye hukmunu bildirmisti

[8] Ve Musa demisti ki: Siz de nankorluk etseniz, yeryuzunde kim varsa hepsi de nankorluk etse suphe yok ki Allah, mustagnidir ve gercekten de hamda layıktır

[9] Sizden once gelip gecen Nuh, Ad ve Semud kavimleriyle onlardan sonra gelip gecen ve ancak Allah'ın bildigi kavimlere ait olan haberler gelmedi mi size? Onlara peygamberleri, apacık delillerle gelmisti de onlar, elleriyle peygamberlerinin agızlarını ortmusler ve biz demislerdi, sizinle gonderilenleri inkar ediyoruz ve gercekten de bizi davet ettiginiz seyler hakkında suphe ve tereddut icindeyiz

[10] Peygamberleri, Allah'tan suphe edilir mi dediler, gokleri ve yeryuzunu yaratandır o; suclarınızı ortmek ve muayyen vakte dek size muhlet vermek icin cagırmada sizi. Siz de dediler, bizim gibi insansanız ancak; bizi atalarımızın taptıklarından vazgecirmek istiyorsunuz, oyleyse apacık bir delil gosterin bize

[11] Peygamberleri, biz de dediler, sizin gibi insanız, fakat Allah, kullarından diledigine lutfeder, ihsanda bulunur ve biz, Allah'ın izni olmadıkca size bir delil ve mucize gosteremeyiz ve inananlar, artık Allah'a dayanmalı

[12] Ve ne diye Allah'a dayanmayalım ki gercekten de o sevketmistir bizi dogru yola ve elbette bize ettiginiz eziyetlere katlanacagız ve dayananlar, artık ancak Allah'a dayanmalı

[13] Kafir olanlar, peygamberlerine dediler ki: Ya sizi yurdumuzdan cıkarırız, yahut da bizim dinimize donersiniz. Rableri, onlara vahyetti: Mutlaka zalimleri helak edecegiz

[14] Sonra da onlardan sonra sizi, yerlerine yerlestirecegiz. Iste bu, benim huzuruma gelmekten korkanlara ve azabımdan korkanlara ait bir sey

[15] Peygamberler, fetih ve yardım istediler ve her inatcı cebbar, mahrum olup gitti

[16] Onunde de cehennem var, orada kanlı, irinli su icirilecek ona

[17] Yudumyudum icmeye calısacak, fakat bir turlu bogazından gecmeyecek; her taraftan olum gelecek ona, fakat olmeyecek de ve ilerde daha da agır bir azap var

[18] Rablerine kafir olanların ornegi, bir kule benzer, kasırga estigi bir gunde bu kul, yelle savrulur gider. Kazanclarından hicbir sey elde edemezler, iste budur dogru yoldan cok uzak bir sapıklık

[19] Gormedin mi ki Allah, gokleri ve yeryuzunu hak ve gercek olarak yarattı. Dilerse sizi helak eder ve yerinize yeni bir halk getirir

[20] Ve bu da Allah'a guc bir sey degildir

[21] Hepsi de toplanıp Allah'ın tapısına cıkar; zayıflar, ululanan buyuklere suphe yok ki derler, biz size uymustuk, Allah'ın azabından bir kısmını olsun bizden defedebilir misiniz? Onlar da Allah bizi dogru yola sevketseydi biz de size dogru yolu gosterirdik derler, artık aglayıp sızlasak da bir bizim icin, sabredip katlansak da; sıgınacak hicbir yerimiz yok

[22] Is olup bitince Seytan der ki: Suphe yok ki Allah, gercek olarak vaitte bulundu size. Ben de size vaat ettim ama vaadimde durmadım ve zaten de size karsı bir gucumkuvvetim yoktu, ancak sizi davet ettim, siz de icabet ettiniz bana; beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ne benim size bir yardımım dokunabilir, ne sizin bana bir yardımınız dokunabilir. Zaten daha onceden de beni ona es tutmanızı tanımamıstım ben. Suphe yok ki zulmedenlere elemli bir azap var

[23] Inananlar ve iyi is isleyenler, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere alınırlar, orada, Rablerinin izniyle ebedi kalırlar. Orada birbirlerine iltifatları, esenlik size sozudur

[24] Gormedin mi Allah nasıl ornek getirmede, temiz soz, tertemiz bir agaca benzer; koku sabittir, dalları, budakları gokte

[25] Meyvesini her zaman verir Rabbinin izniyle ve Allah, dusunup ibret alsınlar diye insanlara ornekler getirir

[26] Pis soz de pis agaca benzer; kesilip yerden cıkarılmıstır, duracak hali yoktur onun

[27] Allah, inananlara dunya yasayısında da, ahirette de o sabit sozle sebat verir ve zulmedenleri saptırır ve Allah, diledigini yapar

[28] Gormedin mi Allah'ın nimetini kufre degisenleri ve kavimlerini de surukleyip helak yurduna konduranları

[29] Cehenneme sokanları? Hepsi de oraya gider ve orası, karar edilecek ne kotu yerdir

[30] Onlar, halkı onun yolundan cıkarıp saptırmak icin Allah'a benzerler kabul ettiler. De ki: Gecinin simdilik, cunku gercekten de donup varacagınız yurt atestir

[31] Iman eden kullarıma soyle: Namaz kılsınlar ve onları rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını yoksullara harcasınlar o gun gelip catmadan ki ne alısveris var o gunde ne karsılıklı dostluk

[32] Bir Allah'tır ki gokleri ve yeryuzunu yaratmıstır ve gokten yagmur yagdırıp o suretle size rızık olarak meyveler bitirmistir ve emriyle denizde akıp giden gemileri ram etmistir size ve ram etmistir ırmakları size

[33] Ve devir ve hizmetlerinde daim olan gunesle ayı ram etmistir geceyle gunduzu size

[34] Ve Allah ne dilediyseniz hepsini de vermistir size ve Allah'ın nimetlerini saymaya kalkısırsanız sayamazsınız. Gercekten de insan, pek zalimdir, kufru pek boldur onun

[35] An o zamanı ki Ibrahim, Rabbim demisti, bu sehri emin et, beni de, oglumu da putlara tapmaktan uzaklastır

[36] Rabbim, suphe yok ki onlar, insanların cogunu dogru yoldan saptırdılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir ve bana isyan edene gelince: Suphe yok ki sen, sucları ortersin, rahimsin

[37] Rabbimiz, soyumun bir kısmını ekin bitmez bir yere, hurmeti vacib olan evinin yanına yerlestirdim, Rabbimiz, namaz kılsınlar diye. Artık insanların bir kısmı da onlara gonul versin, sevsinler onları ve sukretmeleri icin de meyvelerle rızıklandır onları

[38] Rabbimiz, suphe yok ki gizledigimizi de bilirsin sen, acıga vurdugumuzu da ve Allah'tan hicbir sey gizlenemez ne yeryuzunde, ne de gokte

[39] Hamd Allah'a ki ihtiyarlıgımda bana Ismail'i ve Ishak'ı verdi. Suphe yok ki Rabbim, duayı mutlaka duyar

[40] Rabbim, beni de, soyumdan gelenleri de namaza mudavim et; Rabbimiz duamızı da kabul et

[41] Rabbimiz, benim suclarımı ort, yarlıga beni ve anamı, babamı ve inananları halkın sorusorgu icin kalktıgı gun

[42] Zalimlerin yaptıklarından gafil sanma Allah'ı sakın; ancak onların cezasını, gozlerin dikilip kalacagı gune tehir etmede

[43] O gun, basları goge cevrilmis, kosup dururlar, goz cevirip kendilerine bile bakmazlar ve yurekleri bombostur

[44] Kendilerine azabın gelip catacagı o gunu haber ver, korkut insanları. Zulmedenler diyecekler ki: Rabbimiz, yakın bir zamanadek bırak bizi, tekrar dunyaya donelim de davetine icabet edelim ve peygamberlere uyalım. Siz degil misiniz daha once, bize bir zeval yoktur diye yemin edenler

[45] Kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz ve onlara nasıl azap ettigimiz sizce apacık belli oldu ve size nice ornekler getirdik

[46] Duzenlerini yaptılar, duzdukleri hilelerin cezasıysa Allah katında, hatta hilelerinden daglar bile yerinden oynasa

[47] Sakın Allah, peygamberlerine vaadettiginden doner sanma. Suphe yok Allah ustundur, intikam alır

[48] O gun, bir gundur ki yeryuzu de baska bir yeryuzune doner, gokler de. Herkes, bir ve kahhar Allah'ın tapısında toplanır

[49] O gun gorursun ki sucluların boyunlarına zincirler vurulmus

[50] Gomlekleri katrandandır, yuzlerini de ates kaplamıs

[51] Allah, herkese yaptıgının karsılıgını verir. Suphe yok ki Allah'ın hesap gormesi, pek tezdir

[52] Iste bu, insanlara bir tebligdir; ibret alsınlar ondan ve bilsinler ki odur ancak tapacak bir mabut ve dusunup ibret alsın akıl ve dirayet sahipleri

Hicr

Surah 15

[1] Elif lam ra, budur kitabın ve her seyi acıklayan Kur'an'ın ayetleri

[2] Nice demler gelecek ki kafirler, ne olur keske biz de Musluman olsaydık diyecekler

[3] Bırak onları, yesinler, gecinsinler ve isteklere dusup oyalansınlar, yakında bilecekler

[4] Ve biz hicbir sehri helak etmedik ki helak edecegimiz zaman, malum ve mukadder olmasın

[5] Hicbir ummet, ne helak edilecegi zamanı mukadder vaktinden one alabilir, ne de onu geciktirebilir

[6] Ve derler ki: Ey kendisine Kur'an indirilen sen gercekten de delisin

[7] Gerceklerdensen neden meleklerle gelmiyorsun bize

[8] Biz melekleri, ancak hak ve gercek olarak indiririz, indiririz ama o vakit de muhlet vermeyiz, goz actırmayız kafirlere

[9] Suphe yok ki Kur'an'ı biz indirdik ve suphe yok ki onu mutlaka koruyacagız

[10] Andolsun ki senden once, evvelki ummetlere de peygamberler gondermistik

[11] Hicbir peygamber gondermedik ki alay etmesinler onunla

[12] Biz boylece, Kur'an'ı, yureklerine kadar sokarız da

[13] Gene ona inanmazlar ve gercekten, eskilerin yoluyoradamı da boylece olup bitmis, onlar da bu yuzden azaba ugrayıp gitmistir

[14] Onlara gokten bir kapı acsak da melekler, o kapıdan inip cıksalar

[15] Bunu gorurler de gene ancak derler, gozlerimiz baglandı bizim, hatta buyulenmis bir topluluguz biz

[16] Andolsun ki gokte burclar halkettik ve gogu, seyredenlere bezedik

[17] Ve onu, butun taslanmıs Seytanlardan koruduk

[18] Ancak hırsızlama bir sey duymaya kalkısan olursa onun da ardından apacık gorunen bir ates yalımıdır gonderdik

[19] Yeryuzunu, enine boyuna dosedik ve orada metin daglar yarattık ve oradan, taktirimize gore, her seyi bitirdik

[20] Orada sizin icin de, sizin rızıklandırmadıgınız mahlukat icin de gecim sebepleri halkettik

[21] Hicbir sey yoktur ki hazineleri, katımızda olmasın ve biz onu ancak malum bir miktarda indiririz

[22] Yuklu ruzgarlar gonderdik de gokten yagmur yagdırdık, suya kandırdık sizi ve onu koruyup saklayan siz degilsiniz

[23] Ve suphe yok ki ancak biz diriltiriz, biz oldururuz ve biziz her seye varis olan

[24] Ve andolsun ki once gecip gidenlerinizi de biliriz, sonraya kalanlarınızı da

[25] Ve suphe yok ki Rabbin, hepsini de hasreder; suphe yok ki o, hukum ve hikmet sahibidir ve her seyi bilir

[26] Andolsun ki biz Adem'i, kuru, kokmus, sekil ve suret verilmis balcıktan yarattık

[27] Seytan'ıysa daha once, yakıp oldurucu bir harareti olan atesten yarattık

[28] An o zamanı ki Rabbin, meleklere demisti: Gercekten de ben, kuru, kokmus, sekil ve suret verilmis balcıktan bir insan yaratacagım

[29] Onun yaratılısını tamamlayıp kemale getirerek ruhumdan ruh ufurunce derhal ona karsı secdeye kapanın

[30] Meleklerin hepsi birden secde ettiler

[31] Ancak Iblis secde etmedi, secde edenlere katılmaktan cekindi

[32] Ey Iblis dedi, sana ne oldu da secde edenlere katılmaktan cekindin

[33] Kuru, kokmus, sekil ve suret verilmis balcıktan yarattıgın insana dedi, ben secde etmem

[34] Cık buradan dedi, suphe yok ki taslanmıs, kovulmussun sen

[35] Ve gercekten de din gunune dek lanet sana

[36] Rabbim dedi, onların tekrar dirilecekleri gune dek muhlet ver, yasat beni

[37] Suphe yok ki dedi, sen, muhlet verilmislerdensin

[38] Malum vaktin gelip catacagı gune dek

[39] Rabbim dedi, beni rahmetinden mahrum ettigin gibi bende kotulukleri, yeryuzunde onlara bezeyecek, onları isyan ettirerek hepsini de rahmetinden mahrum edecegim

[40] Ancak ihlasa sahip edilmis kulların mustesna

[41] Tanrı, iste bu yol dedi, dosdogru bana varan yol

[42] Suphe yok ki kullarıma hicbir suretle gucun yetmez, ancak sana uyan azgınlara yeter senin gucun

[43] Ve suphe yok ki onların hepsine de vaadedilen yer, cehennemdir

[44] Orasının yedi kapısı var, her kapıya da onlardan bir kısmı ayrılmıstır

[45] Suphe yok ki cekinenler, cennetlerde ve ırmak baslarındadır

[46] Esenlikle emin olarak girin cennetlere

[47] Gonullerindeki kini, hasedi, ta kokunden sokup attık onların, kardeslerdir, birbirlerine karsı tahtlar ustunde otururlar

[48] Orada ne bir yorgunluk duyarlar, ne de oradan cıkarılırlar

[49] Haber ver kullarıma, suphe yok ki ben sucları orterim, rahimim

[50] Ve suphe yok ki azabım da pek elemli bir azaptır

[51] Onları, Ibrahim'e gelen misafirlerden de haberdar et

[52] Hani, huzuruna girmisler de esenlik sana demislerdi; o da, biz gercekten de sizden korkuyoruz demisti

[53] Korkma demislerdi, biz sana, bilgi sahibi bir erkek evlat mujdeliyoruz

[54] Ihtiyarlık cagımda mı demisti, bana mujde veriyorsunuz? Neye istinaden mujde vermektesiniz bana

[55] Sana oyle bir mujde veriyoruz ki gercektir bu, sakın umidini kesenlerden olma demislerdi

[56] O da Rabbinin rahmetinden demisti, ancak dogru yoldan sapanlardan baska kim umit keser

[57] Ey elciler demisti, baska ne memuriyetiniz var

[58] Biz demislerdi, suphe yok ki mucrim bir topluluga gonderildik

[59] Ancak Lut ve soyu mustesna; onların hepsini de mutlaka kurtaracagız

[60] Yalnız karısını kurtarmayacagız, onun, helak olanlarla beraber sehirde kalmasını takdir ettik

[61] Elciler Lut ailesine geldikleri zaman

[62] O, siz dedi tanınmamıs kimselersiniz

[63] Onlar, biz dediler, onların suphe ettikleri seyi getirdik

[64] O gercek haberle geldik sana ve biz dogru sozluyuz

[65] Gece yarısından sonra aileni yola cıkar, sen de artlarına dus, hicbiriniz arkanıza bakmayın, emrolunacak yere gecingidin

[66] Ve bu isi ona vahyettik de hic suphe yok ki dedik, sabah cagı bunların kokleri kesilir

[67] Sehir halkı, birbirlerini mujdeleyerek misafirlerin yanına geldi

[68] Lut, bunlar benim konuklarım dedi, onlara karsı utandırmayın beni

[69] Allah'tan cekinin de mahzun etmeyin beni

[70] Seni konuk kabul etmekten menetmedik miydi dediler

[71] Lut, evlenecekseniz iste kızlarım, onları alın dedi

[72] Omrun hakkı icin onlar, gafletten adeta sarhostular, gaflet icinde saskın bir haldeydiler

[73] Gunes dogduktan sonra onları bir bagırıs, helak ediverdi

[74] Ulkelerinin altını ustune getirdik, ustlerine balcıktan meydana gelmis taslar yagdırdık

[75] Suphe yok ki bunda dusunenlere ibretler var

[76] Ve suphe yok ki o sehir, hala herkesin yol ugragı olan bir yerde

[77] Suphe yok ki bunda, inananlar icin bir delil var

[78] Ashab-ı Eyke de gercekten zalimdi

[79] Ocaldık onlardan; iki sehir de apacık gorunmede, yol ugragında hala

[80] Ashabı Hicr de peygamberini inkar etti

[81] Delillerimizi gostermistik onlara, fakat onlardan yuz cevirmislerdi

[82] Ve evlerini daglarda oyarlar, emin bir halde yasarlardı

[83] Sabah cagına erdikleri gibi bir bagırıs yuzunden helak olup gittiler

[84] Kazandıkları mal ve servet, azabı defedemedi onlardan

[85] Ve biz, gokleri ve yeryuzunu abes olarak halketmedik ve kıyamet, mutlaka gelecektir, aldırıs bile etme, bir hosca vaz gec onlardan simdilik

[86] Suphe yok ki Rabbin, her seyi yaratandır ve her seyi bilir

[87] Andolsun ki biz sana, tekrarlanan yedi ayeti ve pek buyuk olan Kur'an'ı verdik

[88] Onlara verdigimiz mala, evlada goz dikme, onlar icin tasalanıp gam yeme, inananlara karsı kanadını indir, onları koru, onlara karsı mutevazı ol

[89] Ve de ki: Hic suphe yok ki ben, gercekten de bir korkutucuyum

[90] Nitekim bolukboluk olanlara da indirmistik

[91] Oyle kisilerdi onlar ki Kuran'ı parcaparca ettiler; bir kısmına inandılar da bir kısmına inanmadılar

[92] Andolsun Rabbine ki onların hepsine soracagız

[93] Yaptıkları seyleri

[94] Artık sen emredildigin seyi acıkla ve sirk kosanlardan yuz cevir

[95] O alaycılara karsı biz yeteriz sana

[96] Onlar, Allah'tan baska tanrılar da kabul etmislerdir; yakında bilip anlayacaklar

[97] Ve andolsun biliriz ki suphe yok, soyledikleri sozlerden yuregin sıkılır

[98] Artık Rabbine hamd ederek tenzih et ve secde edenlerden ol

[99] Ve olum gelip catıncaya dek Rabbine ibadet et

Nahl

Surah 16

[1] Allah'ın emri gelip catmada, sakın hemencecik gelmesini istemeyin. O, musriklerin sirk kostuklarından munezzehtir ve yucedir

[2] Benden baska yoktur tapacak o halde cekinin benden, hukmunu bildirip insanları korkutun diye, kullarından diledigine melekleri indirerek vahyeder

[3] Goklerle yeryuzunu abes degil, hak ve gercek olarak yaratmıstır, yucedir musriklerin sirk kostuklarından

[4] Insanı bir damla sudan yarattı, boyleyken bir de bakarsın o, apacık bir dusman kesilmis

[5] Davarları da o cesit halketmistir; onlardan giyiminizi temin edersiniz ve size faydalar var onlardan ve bir kısmını da yersiniz

[6] Aksamleyin yayımdan getirir, sabahleyin yayıma gotururken de guzellikleri var, zevk alırsınız onlardan

[7] Kendinize mesakkatler vererek ancak varabileceginiz sehirlere de yuklerinizi tasırlar; suphe yok ki Rabbiniz mutlaka esirgeyicidir, rahimdir

[8] Binmeniz icin ve ziynet icin atları, katırları, merkepleri yaratmıstır, daha da bilmediginiz neler yaratır

[9] Dogru yolu bildirmek, Allah'a aittir, yolların egrisi de var ve dileseydi hepinizi de dogru yola sevk ederdi

[10] Oyle bir mabuttur ki size gokten yagmur yagdırır da suyunu icersiniz, hayvanlarınızı otlattıgınız agaclar ve otlar da onunla biter, yeserir

[11] Onunla size, ekinler, zeytinler, hurmalar, uzumler ve cesitcesit meyveler bitirir. Suphe yok ki bunda, dusunen topluluga bir delil var

[12] Ve ram etmistir size geceyle gunduzu, gunesle ayı; yıldızlar da ram olmustur emriyle. Suphe yok ki bunda, akıl eden topluluk icin deliller var

[13] Ve yeryuzunde sizin icin yarattıgı, ayrıayrı, cesitli renklerde ne varsa hepsi ram olmustur size. Suphe yok ki bunda da ibret alacak topluluk icin bir delil var

[14] Oyle bir mabuttur ki ram etmistir size denizi ondan cıkan terutaze balıkları yemeniz, cıkardıgınız ziynet esyasını takınmanız icin ve gorursun ki gemi, denizde, suları yarayara gitmede; ram etmistir size denizi, nasibinizi onun lutfundan arayıp bularak sukredesiniz diye

[15] Sizinle beraber sallanmaması, calkalanmaması icin yeryuzunde muhkem ve metin daglar yaratmıstır, ırmaklar halketmistir ve gideceginiz yeri bulmanız icin yollar meydana getirmistir

[16] Ve alametler halktemistir ve yıldızla yollarını bulur onlar

[17] Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hala mı dusunmeyeceksiniz

[18] Ve Allah nimetlerini saymaya kalkıssanız imkan yok, sayamazsınız; suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[19] Ve Allah gizlediginizi de bilir, acıga vurdugunuzu da

[20] Allah'tan baska tapıp cagırdıkları putlar, hicbir sey yaratamaz, kendileri yaratılmıstır onların

[21] Olulerdir onlar, diriler degil, ne vakit diriltilecekler, ondan da haberleri yok

[22] Mabudunuz, tek mabuttur, ahirete inanmayanlarınsa gonulleri inkar eder bunu ve onlar, ululanmayı dileyen kisilerdir

[23] Gercekten de suphe yok ki Allah, gizlenen seyleri de bilir, acıga vurulanları da; suphe yok ki o, ululananları sevmez

[24] Onlara, Rabbiniz ne indirdi size dense derler ki: Gecmislere ait masallar

[25] Bu da, kıyamet gunu kendi gunahlarını tamamıyla yuklendikten baska bilgisizlikle dogru yoldan cıkarıp saptırdıkları kisilerin suclarının bir kısmını da yuklenmeleri icindir. Bilin ki yuklendikleri yuk, ne de kotu yuktur

[26] Gercekten, onlardan once gelip gecenler de duzenler kurdular, Allah, yapılarını temellerinden yıktı da tavan, baslarına yıkılıverdi ve hem de bu azap, anlayamadıkları bir yerden gelip cattı onlara

[27] Sonra kıyamet gununde de onları horhakir bir hale getirecek de Nerede diyecek, onların yuzunden inananlara dusman kesildiginiz ortaklarım? Bilgiye sahib olanlarsa bugun diyecekler, gercekten de horluk ve kotuluk kafirlere

[28] Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken onlar, biz hicbir kotuluk yapmadık diyediye can verirler. Evet, suphe yok ki Allah, sizin yaptıklarınızı tamamıyla bilir

[29] Artık girin cehennem kapılarından, ebedi kalacaksınız orada. Ululuk satanların yurtları, ne de kotudur

[30] Cekinenlere, Rabbiniz ne indirdi size denince hayır indirdi derler. Bu dunyada guzel hareket edenlere guzel bir mukafat var, ahiret eviyse elbette daha da hayırlı ve cekinenlerin evleri, gercekten de ne guzeldir

[31] Ebedi Adn cennetleridir yurtları, oraya girerler, kıyılarından ırmaklar akar, ahiret eviyse elbette daha da hayırlı ve cekinenleri boyle mukafatlandırır

[32] Oyle kisilerdir onlar ki melekler, tertemiz olarak canlarını alır onların ve onlara, esenlik size derler, yaptıgınız islere karsılık girin cennete

[33] Kafirler, meleklerin gelip catmasından, yahut Rabbinin emrinin gelmesinden baska bir sey mi beklerler? Onlardan oncekiler de boyle yapmıslardı ve onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar, kendi kendilerine zulmettiler

[34] Yaptıkları kotuluge ugradılar ve alay ettiklerinin cezasını cektiler

[35] Sirk kosanlar, Allah dileseydi dediler, ne biz ondan baska birseye tapardık, ne atalarımız taparlardı; ne de emri olmadan birseyi haram sayardık. Iste onlardan oncekiler de tıpkı boyle hareket ettiler. Peygamberlere apacık tebligden baska ne vazife var ki

[36] Andolsun ki biz her ummete, Allah'a kulluk edin ve Seytan'dan uzaklasın diye bir peygamber gonderdik; iclerinde, Allah'ın dogru yola sevkettigi de var, sapıklıgı hakedeni de. Gezin yeryuzunde de bakın, gorun, yalanlayanların sonucları ne olmus

[37] Onları dogru yola sevketmek icin ustlerine dustukce dussen de suphe yok ki Allah, sapıklıgı kabul edeni dogru yola getirmez ve onlara bir tek yardımcı da yoktur

[38] Onlar, Allah'a kesin olarak ant ictiler de Allah dediler, olen kisiyi tekrar diriltmez. Evet, diriltecek, bir vaittir bu ki gercektir ve yerine getirecektir onu, fakat insanların cogu bilmez

[39] Ihtilaf ettikleri seylerin kendilerince apacık anlasılması icin ve kafir olanların, yalancı olduklarını bilmeleri icin diriltecek onları

[40] Sozumuz budur ancak, birseyin olmasını diledik mi ona ol deriz, derhal olur

[41] Zulme ugradıktan sonra Allah yolunda yurtlarından gocenlere mutlaka dunyada guzel yurtlar verecegiz ve ahiret mukafatıysa elbette bundan da buyuktur bilseler

[42] Onlar oyle kisilerdir ki sabrettiler ve Rablerine dayandılar

[43] Andolsun ki senden once de gonderdigimiz ve kendilerine vahyettigimiz kimseler, insandı. Sorun bilmiyorsanız bilenlere

[44] Onları, delillerle, kitaplarla gonderdik ve sana da, onlara ne indirildigini acıkca anlatman, dusunmelerini saglaman icin Kur'an'ı indirdik

[45] Kotuluk duzenleri kuranlar emin mi oldular Allah'ın, onları yere batırmayacagından, yahut hic anlamadıkları bir yerden baslarına bir azap gelmeyeceginden

[46] Yahut onu aciz bırakamayacaklarına gore donup dolasırlarken tutup onları helak etmeyeceginden

[47] Yahut da yavasyavas azaltarak onları mahvetmeyeceginden? Suphe yok ki Rabbiniz, esirgeyicidir, rahimdir

[48] Allah'ın halkettigi seyleri gormezler mi? Hepsinin de golgesi, sagdan, soldan, alcalarak Allah'a secde etmededir

[49] Ve Allah'a secde etmededir goklerde ne varsa ve yeryuzunde yuruyen ne varsa ve melekler de ululanmadan Allah'a secde etmededir

[50] Her seye gucu yeten Rablerinden korkarlar da emredileni yaparlar

[51] Allah, iki mabut tanımayın dedi, o, ancak bir mabuttur ve artık benden korkun

[52] Onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde, ibadet ve itaat de daima onadır, hala mı Allah'tan baska birinden cekinmede, korkmadasınız

[53] Size bir nimet gelse o, mutlaka Allah'tandır, sonra bir zarara ugrasanız gene ona yalvarırsınız

[54] Sonra da sizden o zararı defetti mi o vakit icinizden bir kısmı, Rablerine sirk kosar

[55] Kendilerine verdigimiz nimetlere nankorluk etmek icin. Gecine durun, yakında bilir, anlarsınız

[56] Kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden, mahiyetlerini bilmedikleri putlara bir hisse ayırırlar; andolsun Allah'a ki iftira ettikleri seyler yuzunden sorguya cekilecek onlar

[57] Hasa, munezzehtir o, kızları oldugunu soylerler Allah'ın, hoslarına gidenlerse kendilerinindir onlarca

[58] Onların birine kızı oldugu mujdelenirse pek ziyade kızar da yuzu simsiyah olur

[59] Mujdelendigi kotu sey yuzunden, kavminden gizlenir; onu horlukla yasatacak mı, yoksa topraga mı gomecek, buna dalar. Bilin ki hukmettikleri sey, ne de kotudur

[60] Ahirete inanmayanlar, kotu sıfatlara sahiptir, en yuce sıfatsa Allah'ındır ve o ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[61] Allah, insanları zulumleri yuzunden helak etseydi yeryuzunde yurur bir tek mahluk kalmazdı, fakat onlara azap etmeyi mukadder bir zamana tehir etti; vakitleri gelince de ne bir an geri kalırlar, ne bir an once gelipcatar o mukadder vakit

[62] Allah'a, kendilerinin bile hoslanmadıkları seyleri atfederler ve dilleri de guzel ve hayırlı sonucun kendilerine mukadder oldugunu yalan yere soyler durur. Hic suphe yok ki onlarındır ates ve tezcek, herkesten once onlar girerler atese

[63] Andolsun Allah'a ki senden once de ummetlere peygamberler gondermistik de Seytan, onların yaptıkları seyleri bezemis, hos gostermisti onlara ve o, bugun de dostudur onların ve onlara elemli bir azap var

[64] Biz sana kitabı, ancak hakkında ayrılıga dustukleri nesneleri onlara apacık bildirmen icin indirdik ve inanan topluluga da hidayettir ve rahmettir

[65] Ve Allah, gokten yagmur yagdırır da yeryuzunu, olumunden sonra diriltir onunla; suphe yok ki duyan topluluga bunda bir delil var

[66] Davarlarda da ibret alacagınız seyler var. Karınlarındaki fıskıyla kan arasındaki halis sutu icirmedeyiz size ve sut, icenlerin bogazlarından kayıp gitmede

[67] Hurma agacının meyveleriyle uzumlerden de sarap yaparsınız, guzel bir rızk elde edersiniz; suphe yok ki bunda da akıl eden topluluga bir delil var

[68] Ve Rabbin, bal arısına, daglarda, agaclarda ve cardak kurulan yerlerde kovan yapın diye vahyetti

[69] Sonra dedi, butun meyvelerden bal toplayın ve gonul alcaklıgıyla Rabbinizin yollarını tutun. Karınlarından cesitli renkte ballar cıkar, onlarda sifa var insanlara. Suphe yok ki bunda da dusunen topluluk icin bir delil var

[70] Ve Allah sizi halketti, sonra oldurur ve icinizden yasayısın en asagılık cagına, kocalıga kadar omur surdurulenler de vardır ki bildikleri seyleri bilmez olurlar; suphe yok ki Allah her seyi bilir, her seye gucu yeter

[71] Ve Allah, rızık bakımından bir kısmınızı, bir kısmınızdan ustun etmistir. Gecimi ustun olanlar, rızıklarını, elleri altında bulunanlara verip onları da gecim bakımından kendilerine esit etmezler, Allah'ın nimetini bilebile inkar mı ederler

[72] Ve Allah size, kendi cinsinizden esler halketti, eslerinizden de size ogullar, torunlar verdi ve tertemiz seylerle rızıklandırdı sizi. Hala batıla inanırlar da Allah'ın nimetine karsı nankorlukle mi bulunurlar

[73] Allah'ı bırakırlar da ne goklerde, ne yeryuzunde hicbir seye sahip olmayan ve hicbir seye gucu yetmeyen putlara kulluk ederler

[74] Artık Allah'a esit varlıklar tanımayın; suphe yok ki Allah bilir her seyi ve siz bilmezsiniz

[75] Allah bir ornek getirmistir: Bir kole olsa ve hicbir seye gucu yetmese ve bir de guzel bir surette rızıklandırdıgımız birisi bulunsa da rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını, gizli, acık yoksullara harcasa, onları gecindirse bunlar esit ve denk olur mu hic? Hamd Allah'a, esit degildir bunlar, fakat cogu bilmez

[76] Ve Allah, gene iki kisiyi ornek getirir: Biri dilsizdir, hicbir seye gucu yetmez, sahibine bir yuktur, nereye yollasa hayırlı bir is becerip gelemez. O, hic adaletle emreden ve dogru yolu tutmus olan adamla esit olur mu

[77] Ve goklerin ve yeryuzunun gizli seyleri Allah'ındır ve kıyametin kopması da goz kırpıp acacak bir an icinde olup biter, belki ondan daha da cabuk bir an icinde. Suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[78] Ve Allah sizi, analarınızın karnından cıkardı, hicbir sey bilmezdiniz ve size, sukredesiniz diye kulak verdi, gozler verdi, gonuller verdi

[79] Gokle yer arasında ucup duran kusları gormezler mi? Onları boslukta tutan, ancak Allah'tır. Suphe yok ki bunda da inanan topluluga deliller var

[80] Ve Allah, evlerinizi oturma ve dinlenme yeri yaptı ve davarların derilerinden, goc gununuzde de, konak gununuzde de tasıyabileceginiz cadırlar yapmanızı sagladı ve yunlerinden, yapagılarından, tuylerinden bir zamana dek kullanacagınız ve alıp satacagınız esyalar meydana getirmenizi temin etti

[81] Ve Allah, yarattıgı seylerden golgeler halketti size ve daglarda kovuklar, magaralar meydana getirdi sizin icin, sizi sıcaktan, soguktan koruyacak elbiseler, savasta zarardan koruyacak zırhlar yapmanızı da sagladı. Ona teslim olmanız icin nimetlerini boylece tamamlar size

[82] Butun bunlara ragmen yuz cevirirlerse suphe yok ki sana dusen vazife, acıkca tebligden ibarettir

[83] Onlar, Allah'ın nimetini tanırlar da sonra inkar ederler ve cogu kafirdir onların

[84] Ve o gun her ummete bir tanık getiririz de sonra kafirlere, agız acıp ozur dilemeye bile izin verilmez ve yaptıkları kotuluklerden vazgececeklerine dair verdikleri soz de kabul edilmez

[85] Zulmedenler azabı gormeye basladılar mı hafifletilmez azapları ve muhlet de verilmez onlara

[86] Sirk kosanlar, Tanrıya es olarak kabul ettikleri seyleri gorunce Rabbimiz derler, seni bırakıp kulluk ettigimiz eslerimiz bunlar iste. Sozleri reddedilir de suphe yok ki denir, yalancılarsınız siz

[87] O gun Allah'a teslim olurlar ve uydurdukları seyler, onlerinden kaybolup gider

[88] Kafir olup halkı Allah yolundan menedenleri, yaptıkları bozgunculuk yuzunden azap ustune azap katarak cezalandırırız

[89] Her ummete, kendi cinsinden bir tanık getirecegiz ve seni de bunlara tanık tutacagız ve biz, sana her seyi acıklayıp anlatan ve Muslumanlara hidayet, rahmet ve mujde olan kitabı indirdik

[90] Suphe yok ki Allah, adaleti, lutuf ve keremde bulunmayı ve yakınlara ihtiyacları olan seyleri vermeyi emreder ve cirkin olan, kotu gorunen seylerle haksızlıgı nehyeder; ogut alasınız diye de size ogut vermededir

[91] Karsılıklı bir ahde girisince Allah ahdine vefa edin ve Allah'ı kefil gostererek ettiginiz yeminleri, bu suretle pekistirdikten sonra bozmayın; suphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsini de bilir

[92] Ipligini iyice buktukten sonra onu soken kadına benzemeyin. Bir topluluk diger bir topluluktan daha cok ve ustun diye yeminlerinizi bir duzen haline koymayın; Allah sizi bununla sınar ancak ve hakkında ayrılıga dustugunuz seyi de kıyamet gunu, size acıklar, bildirir

[93] Allah dileseydi sizi bir tek ummet olarak halk ederdi, fakat o, diledigini saptırır, diledigini dogru yola sevk eder ve yaptıklarınızdan dolayı mutlaka sorguya cekileceksiniz

[94] Yeminlerinizi, birbirinizi aldatmaya vasıta edinmeyin, sonra ayagınız adamakıllı pekisip yerlestikten sonra kayıverir ve halkı, Allah yolundan menetmenize karsılık kotuluge ugrarsınız ve hakkınız olur pek buyuk azap

[95] Allah'la giristiginiz ahdi, az bir menfaat karsılıgında satmayın ve Allah'ın katındaki yok mu, bilirseniz o, daha da hayırlıdır size

[96] Sizde ne varsa bitip tukenir, Allah'ın katındakiyse kalır. Sabredenlerin mukafatını, yaptıkları en guzel islere karsılık olarak mutlaka verecegiz

[97] Erkek olsun, kadın olsun, inanarak iyi islerde bulunanı tertemiz bir yasayısa mazhar ederiz ve mukafatını, yaptıgı en guzel islere karsılık olarak mutlaka verecegiz

[98] Kur'an okuyacagın vakit Allah'a sıgın taslanmıs Seytan'dan

[99] Suphe yok ki inanan ve Rablerine dayanan kimselere karsı gucukuvveti yoktur, hukmu yurumez onun

[100] Onun kudreti, ancak ona dost olup itaat edenlere yeter ve onlar da Tanrıya sirk kosanlardır

[101] Bir ayeti, baska bir ayetin yerine koyup hukmunu degistirdik mi, Allah neyi indirecegini daha iyi bildigi halde, sen derler, ancak bir iftiracısın; halbuki onların cogu bilmez

[102] De ki: Onu, inananların inanclarını saglamlastırmak icin Muslumanlara hidayet ve mujde olarak RuhulKudus, Rabbinden hak ve gercek olarak indirmistir

[103] Andolsun ki biz biliyoruz, onlar, bunu ona ancak birisi ogretmede diyorlar. Bellettigini sandıkları adam, yabancıdır, Arapcayı dogru duzen konusamaz, bu Kur'an'sa, apacık Arap diliyle

[104] Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah, dogru yola sevketmez; onlara elemli bir azap var

[105] Allah'ın ayetlerine inanmayanlar, yalan soylerler, iftirada bulunurlar, onlardır yalancıların ta kendileri

[106] Canla, gonulle inanmısken ve yuregi, inancla yatısmısken zorla, cebirle, istemedigi halde dininden dondugunu soyleyenden baska inandıktan sonra Allah'ı inkar eden, hatta kafirlikle yuregi genisleyen, hoslanan kisi yok mu, bu cesit kisileredir Allah'ın gazabı ve onlara pek buyuk bir azap var

[107] Bu da, dunya yasayısını sevip ahiretten ustun tutmalarındandır ve suphe yok ki Allah, kafir olan toplulugu dogru yola sevketmez

[108] Onlar, oyle kisilerdir ki Allah, onların kalplerini, kulaklarını, gozlerini muhurlemistir ve onlardır gaflet edenlerin ta kendileri

[109] Hic suphe yok ki onlar, ahirette de ziyana ugrayanlardır

[110] Sonra suphe yok ki Rabbin, mihnetlere ugradıktan sonra yurtlarından gocenleri ve sabredenleri yarlıgar; zorla dine aykırı soz soyledikten sonra da Rabbin, suphe yok ki onların suclarını orter, rahimdir

[111] Bir gun gelir ki herkes, ancak canıyla ugrasır ve herkese, ne yaptıysa karsılıgı tastamam verilir ve onlar, zulum gormezler

[112] Allah bir ornek getirir, bir sehir var mesela ahalisi, emniyet icinde yasamada, gonulleri rahat, rızıkları, her yandan bol bol gelmede; derken Allah'ın nimetlerine nankorluk ederler de Allah onları aclık ve korku elbisesine burur, onlara aclıgı ve korkuyu tattırır isledikleri isler yuzunden

[113] Andolsun ki onlara, kendi cinslerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar, onları helak ediverdi azap ve onlardır zulmedenler

[114] Ancak ona kulluk ediyorsanız Allah'ın size verdigi helal ve temiz rızıkları yiyin ve Allah'ın nimetine sukredin

[115] Allah size ancak oluyu, kanı, domuz etini ve Allah'tan baskası icin kesilmis hayvanı haram etmistir. Zorda kalan, isyan etmek niyetini gutmeden ve fazla olmamak sartıyla yiyebilir, suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[116] Yalanlar uydurup dile getirerek Allah'a iftira etmeyin su helaldir, bu haram diye; suphe yok ki yalan soyleyip Allah'a iftira edenler, kurtulmazlar, muratlarına ermezler

[117] Elde ettikleri pek az bir gecimden ibarettir ve onlara elemli bir azap var

[118] Yahudi olanlara da daha once sana anlattıgımız seyleri haram etmistik. Onlar, bize zulmetmediler, kendilerine zulmettiler

[119] Sonra suphe yok ki Rabbin, bilgisizlikle kotu isler yapıp da tovbe ederek hallerini duzeltenleri, yaptıkları kotu islerden sonra da yarlıgar muhakkak, sucları orter, rahimdir

[120] Suphe yok ki Ibrahim, tek basına bir ummetti, Allah'a itaat ederdi daima, dogruydu ve musriklerden degildi

[121] Onun nimetlerine sukrederdi. Tanrı onu secmis ve dogru yola sevketmisti

[122] Ve dunyada ona iyilik vermistik, ahirette de gercekten, salih kisilerdendi

[123] Sonra sana da, dogru hareket eden Ibrahim'in dinine uy diye vahyettik ve o, musriklerden degildi

[124] Cumartesi gununun hurmeti, ancak o gun hakkında ihtilafa dusenlere farzedilmistir ve suphe yok ki Rabbin, kıyamet gunu, ihtilafa dustukleri seyler hususunda aralarında hukmeder onların

[125] Rabbinin yoluna hikmetle ve guzel ogutle cagır ve onlarla en guzel bir tarzda munakasa ve mubahasede bulun. Suphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve o, daha iyi bilir dogru yolu tutanları

[126] Mucazatta bulunacaksanız sizi cezalandırdıkları gibi ve o kadar cezalandırın onları, fakat sabrederseniz elbette bu hareket, sabredenlere daha da hayırlıdır

[127] Sabret, sabretmen, ancak Allah'ın verecegi basarıyla mumkundur. Sana duzen kurduklarından dolayı da daralma, sıkıntıya dusme

[128] Suphe yok ki Allah, cekinenlerle ve iyilik eden kisilerledir

İsrâ

Surah 17

[1] Noksan sıfatlardan munezzehtir kulunu geceleyin Mescidi Haram'dan cevresini kutladıgımız Mescidi Aksa' ya goturen, ayetlerimizden bir kısmını ona da gosterelim diye, suphe yok ki o, her seyi duyar, gorur

[2] Ve biz, Musa'ya kitap verdik ve o kitabı, benden baska hicbir koruyucu tanımayın emriyle Israilogulları icin dogru yola bir rehber ettik

[3] Ey Nuh'la beraber gemiye bindirip kurtardıgımız insanların soyundan gelenler, suphe yok ki Nuh, cok sukreden bir kuldu

[4] Ve Israilogullarına kitapta su haberi vermistik: Yurtta mutlaka iki kere bozgunculuk edeceksiniz ve iki kere bas kaldıracak, buyuk bir taskınlıkta bulunacaksınız

[5] O iki taskınlıktan birincisinin mukadder zamanı gelince size, azap etmede cetin, kuvvetli kullarımızı gonderdik de yurdunuzun ta icine girip sizi arastırdılar ve bu, yerine getirilen bir vaatti

[6] Sonra onlara karsı size gene devlet ve kudret verdik, mallar, ogullar ihsan ederek yardım ettik size ve sizi, topluluk bakımından da pek cogalttık

[7] Iyilik ederseniz faydası kendinize kotulukte bulunursanız zararı gene size. Ikinci vaadimizin mukadder zamanı gelince gene yuzunuzu karartacaklar, ilk defa girdikleri gibi gene mescide girecekler, ust geldiklerini busbutun mahiv ve helak edeceklerdir

[8] Rabbinizin size acıyacagı umulur, fakat tekrar kotuluge donerseniz biz de doner, cezanızı veririz ve biz, cehennemi kafirlere bir zindan olarak halkettik

[9] Suphe yok ki bu Kur'an, insanları en dogru bir yola sevk eder ve iyi islerde bulunan inanmıs kimselere, gercekten de buyuk bir mukafata nail olacaklarını mujdeler

[10] Ahirete inanmayanlara gelince: Onlara elemli bir azap hazırladık

[11] Insan, hayra dua ediyormuscasına serre de dua eder ve insan, pek acelecidir

[12] Geceyle gunduzu, iki delil olarak yarattık ve bir delil olan geceyi giderdik de Rabbinizin lutfunu aramanız, yılların sayısını bilmeniz, hesabını anlamanız icin yerine baska bir delil olan ve her seyi gosterip belirten gunduzu getirdik ve biz, her seyi apacık anlatmadayız

[13] Her insanın yaptıgı isleri boynuna astık, kıyamet gunu de apacık yazılmıs bir kitap olarak meydana cıkaracagız onları, herkes, ne yapmıssa hepsini o kitapta yazılmıs bulacak

[14] Oku kitabını, bugun hesap gormek icin sen yetersin sana

[15] Kim dogru yolu bulursa ancak kendisi icin bulmustur ve kim dogru yoldan sapmıssa kendisini sapıtmıstır ve kimse, bir baskasının yukunu yuklenmez ve biz, peygamber gondermedikce hicbir toplulugu azaplandırmayız

[16] Bir sehri helak etmek istersek ileri gelenlerine emrimizi teblig ederiz, buyruktan cıkar, orada isyana koyulurlar da azabı hak ederler, biz de onları tamamıyla helak eder, orasını yerle yeksan ederiz

[17] Nuh'tan sonra nice toplulukları helak ettik. Rabbin, kullarının suclarından haberdardır, gorur onları ve bu, yeter

[18] Kim, su hemencecik, pek tez gecen dunyayı dilerse biz de diledigimize, diledigimiz seyi hemencecik veririz orada, sonra biz, cehennemi de onun icin halkettik, oraya kınanmıs, kovulmus bir halde girer

[19] Ve kim, inanarak ahireti diler ve bu hususta adamakıllı calısıp cabalarsa bu cesit kimseler, calısmalarının mukafatını mutlaka gorurler

[20] Onlara da, bunlara da, hepsine, Rabbinin lutuf ve ihsanından yardımda bulunuruz, bagıslar dururuz ve Rabbinin ihsanı, kimseden men edilmez

[21] Bak da gor, onların bir kısmını nasıl bir kısmından ustun ettik; elbette ahiretteki yucelik, dereceler bakımından da daha buyuktur, ustunluk bakımından da daha buyuk

[22] Allah'la beraber baska bir mabut tanıma, sonra kınanmıs bir halde ve tek basına, yardımdan mahrum olarak oturup kalırsın

[23] Ve Rabbin, kendisinden baskasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik etmenizi hukmetmistir; onlardan biri, yahut her ikisi, senin hayatında ihtiyarlık cagına ererse onlara uf bile deme, azarlama onları ve onlara guzel ve iyi soz soyle

[24] Ikisine karsı da merhametle kanatlarını indir, mutevazı ol ve ya Rabbi de, onlar, cocuklugumda beni nasıl buyutup yetistirdilerse sen de onlara oylece merhamet et

[25] Icinizde ne var, Rabbiniz, sizden daha iyi bilir. Duzgun ve temiz kisiler olursanız suphe yok ki o, tovbe edip hakka donenlerin suclarını orter

[26] Akrabaya, yoksula, yolda kalmısa hakkını ver ve israfta ileri giderek bos yere, haksız yere malını sacma, savurma

[27] Gercekten de malını bos yere sacıp savuranlar, Seytanlara kardes olurlar ve Seytan, Rabbine karsı nankordur

[28] Rabbinden umdugun bir rahmeti dileyerek onlara bir sey veremez, yuz cevirmek zorunda kalırsan guzel sozler soyle onlara, gonullerini al

[29] Elini boynuna baglama, tamamıyla da acma, sonra kendini kınar ve birseye gucun yetmeyerek pisman bir halde otururkalırsın

[30] Suphe yok Rabbin, dilediginin rızkını genisletir, daraltır, suphe yok ki o, kullarından haberdardır, onları gorur

[31] Evladınızı, yoksulluk korkusuyla oldurmeyin; onları da biz rızıklandırırız, sizi de. Suphe yok ki onları oldurmek, pek buyuk bir suctur

[32] Zinaya yaklasmayın, suphe yok ki zina, kotuluktur ve zinada bulunmak, kotu bir yol tutmaktır

[33] Haklı olmadıkca Allah'ın haram ettigi cana kıymayın ve kim, zulumle oldurulurse mirascısına, oldurene karsı bir kudret ve salahiyet verdik ancak oldurmede asırı gitmemeli; suphe yok ki yardıma da mazhar edilmistir o

[34] Ergenlik cagına erisinceye dek yetimin malına yaklasmayın, ancak cok guzel bir tarzda o malı idare edebilirsiniz ve ahitlerinizde durun, suphe yok ki ahitlerden sorumlusunuz siz

[35] Bir sey olctugunuz vakit olcegi tam tutun, tarttıgınız seyi dogru teraziyle tartın. Bu, hem daha hayırlıdır size, hem sonucu daha guzeldir

[36] Bilmedigin seyin ustunde durup ısrar etme; cunku kulak da, goz de, gonul de, hepsi de sorumludur bundan

[37] Yeryuzunde kibirlenerek yurume; cunku ne yeri yarabilirsin, ne de boyun daglara erer, onlara erisebilirsin

[38] Bunların hepsi de kotudur ve Rabbinin katında hosa gitmiyen seylerdir

[39] Bunlar, Rabbinin, sana vahyettigi hikmetlerdendir ve Allah'la beraber baska bir mabut tanıma, sonra kınanmıs, kovulmus bir halde cehenneme atılırsın

[40] Yoksa Rabbiniz, size erkek cocuklar verdi de kendisinin, meleklerden kız cocukları mı var? Gercekten, ne de buyuk bir soz soyluyorsunuz

[41] Andolsun ki dusunup ibret almaları icin su Kur'an'da bu meseleyi apacık ve defalarca anlattık, fakat bu anlatıs, onların ancak, gercekten busbutun uzaklasmalarına sebep olmada

[42] De ki: Onların dedikleri gibi Allah'la beraber baska mabutlar da olsaydı o zaman elbette ars sahibine ulasmak icin bir yol, bir sebep arastırırlardı

[43] Halbuki o, onların soylediklerinden tamamıyla munezzehtir, tamamıyla yucedir, buyuktur

[44] Yedi gok ve yerle onlarda ne varsa hepsi, onu noksan sıfatlardan tenzih eder ve hicbir sey yoktur ki ona hamdederek onu noksan sıfatlardan tenzih etmesin, yalnız siz, onların tesbih edislerini anlayamazsınız. Suphe yok ki o, azap etmede acele etmez, halimdir ve sucları orter

[45] Kur'an okudugun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde gereriz biz

[46] Anlamamaları icin gonullerine perdeler gerer, kulaklarına agırlık veririz ve sen, Kur'an'da, Rabbini, bir olarak andın mı yuz cevirirler, uzaklasırlar senden

[47] Biz, seni dinleyecekleri zaman asıl neyi dinliyeceklerini ve birbirleriyle gizlice konusurlarken o zalimlerin, siz ancak buyulenmis bir adama uymussunuz diyeceklerini pek iyi biliriz

[48] Bak da gor, sana nasıl ornekler getirip de saptılar ve artık bir yol bulmaya gucleri yetmeyecek onların

[49] Biz dediler, kemik ve toz haline geldikten sonra mı yeniden halk edilecek, dirilecegiz

[50] De ki: Tas, yahut demir olun

[51] Yahut da aklınızca bundan da daha buyuk bir baska mahluk olun; mutlaka dirileceksiniz. Diyecekler ki kim tekrar hayata getirecek bizi? De ki: Ilk defa sizi yaratan. Alay ederek baslarını sallayacaklar da ne zaman olacak bu is diyecekler; de ki: Umarım ki pek yakında

[52] O gun sizi cagıracak, hamd ederek icabet edeceksiniz ona ve sanacaksınız ki pek az bir muddet kalmıssınız dunyada

[53] Kullarıma soyle: Sozun en guzelini soylesinler. Suphe yok ki Seytan, aralarına fesat sokar. Suphe yok ki Seytan, insana apacık bir dusmandır

[54] Rabbiniz, sizi daha iyi bilir; dilerse acır size, yahut dilerse azap eder size ve seni, onların amellerini gozetmek, onları korumak icin gondermedik

[55] Ve Rabbin pek iyi bilir ne varsa goklerde ve yeryuzunde. Andolsun ki bazı peygamberleri bazısından ustun ettik ve Davud'a Zebur'u verdik

[56] De ki: Allah'tan baska mabut sandıklarınızı cagırın, onlar, sizden ne bir zararı defedebilirler, ne onu cevirmeye gucleri yeter

[57] Onların taptıkları, oyle varlıklar ki bizzat kendileri de hangisi daha yakın acaba diye Rablerine ulasmak icin bir vesile arayıp durmadalar, onun rahmetini ummadalar ve azabından korkmadalar. Suphe yok ki Rabbinin azabı, cekinip kacınmaya deger bir azaptır

[58] Hicbir sehir yoktur ki biz o sehri, kıyametten once helak edip hak ile yeksan etmeyelim, yahut siddetli bir azaba ugratmayalım. Bu, kitapta yazılmıstır, taktir edilmistir

[59] Bizi, mucizeler gondermekten meneden sey, ancak evvelki ummetlerin, onları yalanlamalarıdır ve Semud'a apacık bir mucize olarak disi deveyi verdik de zulmettiler ona ve biz ayetleri, ancak korkutmak icin gondeririz

[60] An o zamanı, hani sana demistik ki hic suphe yok, Rabbin, insanları cepecevre kusatmıstır ve biz sana gosterdigimiz ruyayı da, Kur'an 'daki lanetlenmis agacı da ancak insanları sınamak icin gosterdik ve onları korkutmadayız, fakat bu, ancak onların taskınlıklarını arttırmada

[61] Hani bir zaman meleklere, Adem'e secde edin demistik de Iblis'ten baska hepsi secde etmisti ve o, balcıktan yarattıgın mahluka secde mi edeyim demisti

[62] Bildir bana demisti, benden daha serefli ve yuce olarak yarattıgın bu mahluk kimdir? Kıyamet gununedek yasatırsan beni andolsun ki pek azı mustesna, onun soyunu azdıracagım

[63] Git demisti, kim sana uyarsa onlardan, hepinizin de cezası cehennemdir gercekten ve o ceza, noksansız, tastamam bir ceza

[64] Onlardan kime gucun yeterse seslen, oynat yerinden onu, atlı, yaya, butun ordunla yuru ustlerine, malda, evlatta ortak ol onlarla ve vaadet onlara ve Seytan, yalandan baska bir sey vaat edemez ki onlara

[65] Suphe yok ki gercek kullarımın ustunde hicbir hukmun yoktur, onlara karsı hicbir gucun olmaz senin ve Rabbin, koruyucu olarak yeter onlara

[66] Rabbiniz, oyle bir Rabdir ki lutuf ve ihsanını arayın diye sizin icin denizde gemileri yurutur. Suphe yok ki o, size rahimdir

[67] Denizde bir zarara ugradınız mı tapıp cagırdıklarınızın hepsi kaybolup gider, ancak o kalır. Sizi kurtarıp karaya cıkardı mı da yuz cevirirsiniz ve insan, pek nankordur

[68] Emin misiniz sizi herhangi bir yerde orasıyla beraber yere gecirmeyeceginden, yahut ustunuze taslıtopaclı bir kasırga gondermeyeceginden? Sonra bir koruyucu da bulamazsınız kendinize

[69] Yoksa emin misiniz bir kere daha sizi denize dondurup ustunuze kırıp doken bir fırtına yollamayacagından ve nankorlugunuze karsı sizi sulara gark etmeyeceginden? Sonra bizden ocunuzu alacak bir kimse de bulamazsınız kendinize

[70] Andolsun ki biz Ademogullarını ustun ettik,karada suda tasıdık onları, tertemiz seylerle rızıklandırdık onları ve yarattıklarımızın cogundan ustun ettik onları

[71] O gun, herkesi, her toplulugu, uydukları kisilerle beraber cagıracagız. Gercekten de kitabı, sag eline verilenler, cekirdekteki kıl kadar bile zulum gormeden kitaplarını okuyacaklar

[72] Ve burada kor olan, ahirette de kordur ve yolunu da tam sapıtmıstır, sasırmıs gitmistir

[73] Onlar, sana vahyettigimizden baska seyler duzup bize iftira etmen icin az kaldı ki seni bile fitneye dusureceklerdi ve o vakit seni dost edineceklerdi iste

[74] Sana sebat etme kabiliyeti vermeseydik andolsun ki birazcık meyledecektin onlara

[75] Eger bunu yapsaydın hayatın acısını da iki kat olarak tattıracaktık sana, olumun acısını da iki kat, sonra da bize karsı hicbir yardımcı bulamayacaktın kendine

[76] Onlar, nerdeyse seni yurdundan cıkarmak icin taciz edip duracaklar, fakat sen cıktıktan sonra arkandan onlar da pek az bir muddet kalacaklar

[77] Senden once gonderdigimiz peygamberler hakkındaki yolyordam da buydu ve yolumuzda yordamımızda bir degisiklik bulamazsın

[78] Ve namaz kıl gunesin zeval vaktinde, geceleyin karanlık basınca ve fecir cagında; suphe yok ki sabah namazı, meleklerin tanık oldugu bir namazdır

[79] Gecenin bir kısmında uyanıp namaz kıl, bu namaz, sana mahsustur ve farz namazlardan fazla bir namazdır. Umulur ki Rabbin, seni Makamı Mahmud'a sahip kılar

[80] Ve de ki: Ya Rabbi, beni girecegim yere gercek olarak sok, cıkacagım yerden gercek olarak cıkar ve katından, bana yardım eden bir kudret, kuvvet ver

[81] Ve de ki: Gercek geldi, batıl yok olup gitti, suphe yok ki batıl, zaten yok olur gider

[82] Ve biz, Kur'an'dan, inananlara sifa ve rahmet olan ayetleri indirmedeyiz ve bunlar, zalimlerin ancak ziyanlarını arttırır

[83] Insana nimet verdik mi yuz cevirir, uzaklasır, fakat bir serre ugradı mı umidini tamamıyla keser, yeise duser

[84] De ki: Herkes huylandıgı huya gore hareket eder. Gercekten de Rabbiniz, en dogru yolu kim bulmustur, pek iyi bilir onu

[85] Ve sana ruhu soruyorlar; de ki: Ruh, Rabbimin isindendir, hakındandır ve zaten size pek az bir bilgiden baska bir sey de verilmemistir

[86] Ve dilersek sana vahyettigimizi senden de gidermeye muktediriz, sonra bize karsı onu koruyacak bir kimse de bulamazsın

[87] Ancak Rabbinin rahmeti onu korumustur; gercekten de onun lutfu, ihsanı pek buyuktur sana

[88] De ki: Insanlar ve cinler, bu Kur'an'ın bir benzerini meydana getirmek icin bir araya gelseler bir benzerini meydana koyamazlar, hatta bir kısmı bir kısmına yardım etse bile

[89] Andolsun ki bu Kur'an'da insanlara butun ornekleri tekrartekrar anlattıksa da insanların cogu kabul etmedi, ancak kufre kapıldı

[90] Dediler ki: Bize yeryuzunden bir kaynak cıkarıp akıtmadıkca inanmayız sana

[91] Yahut hurma fidanlarıyla, uzum cotuklarıyla dolu bir bahcen olup icinde de ırmaklar gurulgurul akmadıkca

[92] Yahut umdugun gibi gogu, parcaparca ustumuze dusurmedikce, yahut Allah'la melekleri karsımıza getirmedikce

[93] Yahut altından yapılma bir evin olmadıkca, yahut da gokyuzune gozumuzun onunde cıkmadıkca ve bunu yapsan bile herbirimize gokten yazılı bir kitap indirmedikce ve biz, onu okumadıkca gene gerceklemeyiz, seni, gene inanmayız sana. De ki: Rabbimi tenzih ederim, ben neyim, ancak insan bir peygamber

[94] Fakat kendilerine dogru yolu gosteren bir peygamber geldi mi insanları inanmaktan meneden sey de Allah, hicbir insanı peygamber olarak gonderir mi demeleridir zaten

[95] De ki: Yeryuzunde melekler bulunsaydı da rahatrahat gezselerdi onlara gokten bir melegi peygamber olarak gonderirdik

[96] De ki: Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter; suphe yok ki o, kullarından haberdardır, onları gorur

[97] Allah, kimi dogru yola sevkederse odur dogru yolu bulan ve kimi saptırırsa o cesit adamlara ondan baska hicbir yardımcı bulamazsın ve biz onları, kıyamet gunu, yuzu koyun kapanmıs olarak kor ve dilsiz hasrederiz, yurtları da cehennemdir; orasının atesi ve harareti sakin oldukca alevini fazlalastırır, yakaryandırırız

[98] Bu da, delillerimizi inkar edip kemik haline geldikten, toz olup gittikten sonra mı yeniden yaratılacagız da dirilecegiz demelerinin karsılıgı

[99] Gormuyorlar mı ki Allah, oyle bir mabut ki hic suphesiz gokleri ve yeryuzunu yaratmıstır, onların benzerini de yaratmaya gucu yeter ve onlar icin bir muddet tayin etmistir ki suphe yok bunda. Fakat zulmedenler, kabul etmezler de ancak kufre kapılırlar

[100] De ki: Rabbimin rahmet hazineleri elinizde olsaydı harcayıp tukenmeden korkar, hasislik ederdiniz, zaten de insan, pek hasistir

[101] Andolsun ki biz, Musa'ya dokuz tane apacık delil vermistik; sor Israilogullarına; Musa, onlara gelince Firavun ya Musa demisti, suphe yok ki ben seni buyulenmis sanıyorum

[102] O da, sen de biliyorsun ki demisti, bunları, insanlara apacık deliller olmak uzere ancak goklerin ve yeryuzunun Rabbi indirmistir ve suphe yok ki ey Firavun, ben de seni kufriyle helak olmus sanıyorum

[103] Onları Mısır'dan cıkarmayı kurunca onu da onunla beraber bulunanların hepsini de sulara bogduk

[104] Ve bundan sonra Israilogullarına dedik ki: Yeryuzunde oturun, eglesin, ahiret hakkındaki vaadimizin yerine gelme zamanı catınca hepinizi derleyip tapımıza getirirler

[105] Ve biz Kur'an'ı hak ve gercek olarak indirdik, o da hak ve gercek hukumlerle indi ve seni de ancak mujdeci ve korkutucu olarak gonderdik

[106] Bir Kur'an'dır ki onu insanlara duradura, yavasyavas okuman icin ayetayet, suresure ayırdık ve onu azarazar indirdik

[107] De ki: Ister inanın, ister inanmayın; bundan once kendilerine bilgi verilenlere okundu mu onlar, yuzustu kapanıp secde ediyorlar

[108] Ve noksan sıfatlardan munezzehtir Rabbimiz diyorlar, gercekten de Rabbimizin vaadi, yerine gelmistir

[109] Aglayaaglaya yuzustu yere kapanıyorlar ve Kur'an'ı dinleyis onların gonul alcaklıgını ve itaatlerini arttırıyor

[110] De ki: Ister Allah Adıyla dua edin, ister rahman adıyla, hangi adla dua ederseniz edin, gercekten de butun guzel adlar, onundur ve namazında pek yuksek sesle okuma, sesini pek de yavaslatma, ikisinin arasında bir yol tut

[111] Ve de ki: Hamd Allah'a ki ogul edinmemistir kendisine ve saltanatta, tasarrufta ortagı yoktur ve aciz olmadıgından yardımcıya da ihtiyacı yoktur ve pek buyuk bil, onu, buyuklugunu de bildir

Kehf

Surah 18

[1] Hamt Allah'a ki kuluna kitap indirdi ve o kitapta hicbir egrilik, ifrat veya tefrit yoktur

[2] Dosdogru bir kitaptır, katından kafirlere cetin bir azap oldugunu haber verip onları korkutmak ve inanıp iyi islerde bulunanları da onlara guzel bir mukafat oldugunu soyleyip mujdelemek icin indirdi

[3] O mukafat yurdunda ebedi kalacaktır onlar

[4] Ve Allah, kendisine ogul edindi diyenleri korkutmak icin indirdi

[5] Ne onların bir bilgisi var, ne atalarının; agızlarından cıkan soz, ne de buyuk soz. Onlar, ancak yalan soyluyorlar

[6] Su Kur'an'a inanmadıkları ve senden yuz cevirdikleri icin uzulup hayıflanarak kendini helak mi edeceksin

[7] Biz, gercekten de insanların hangisi daha iyi ve guzel is isleyecek, bunu sınamak icin yeryuzunde ne varsa, yere biz ziynet olarak halkettik onu

[8] Ve biz, elbette yeryuzunde ne varsa hepsini kupkuru toprak haline getiririz sonunda

[9] Kehf ve Rakıym ashabının ahvalini, delillerimiz icinde sasılacak bir delil mi sandın

[10] Hani o zaman o yigitler, magaraya sıgınmıslardı da Rabbimiz demislerdi, katından bir rahmet ihsan et bize ve isimizin basarıyla dogruluga ulasması icin sebepler hazırla bize

[11] Onları bir uykuya daldırdık, yıllarca hicbir sey duymadılar

[12] Sonra da iki taraftan hangisi, onların ne kadar yatıp kaldıklarını hesab edip ayırt edecek, bilelim diye tekrar onları uyandırdık

[13] Onların ahvalini gercek olarak sana haber veriyor, hikaye ediyoruz. Suphe yok ki onlar, Rablerine inanmıslardı ve biz de hidayetlerini arttırmıstık onların

[14] Ve kalplerini gercege bagladık kalkıp da Rabbimiz, goklerin ve yeryuzunun Rabbidir, ondan baska bir mabuda tapmayız biz ve andolsun ki boyle bir sey soyledik mi gercekten uzaklasmıs oluruz dedikleri zaman

[15] Ve su kavmimiz, ondan baska mabut kabul etti, bari bu hususta acık bir delilleri olsaydı, kimdir yalan yere Allah'a iftira edenden daha zalim dedikleri zaman

[16] Ve mademki dediler, onlardan ayrıldınız ve Allah'tan baskasına ibadet etmeyeceksiniz, sıgının magaraya da Rabbiniz, rahmetiyle bir genislik versin size ve isinizde de kolaylık sebepleri hazırlasın size

[17] Bir gorseydin, gunes dogunca ısıgı, magaralarının icine degil de sag tarafına vurmadaydı, batarken de sol tarafına ve onlar, magaranın genis bir yerindeydiler ve bu, Allah'ın delillerindendir. Allah, kimi dogru yola sevk ederse odur dogru yolu bulanve kimi saptırırsa artık ona, kesin olarak dogru yolu gosterecek bir dost bulamazsın

[18] Onları uyanık sanırsın, halbuki uyuyor onlar ve biz onları sag ve sol taraflarına cevirip durmadayız ve kopekleri de magaranın girilecek yerinde, on ayaklarını yere uzatmıs, yatmada. Hallerini anlasaydın mutlaka onlardan kacardın ve mutlaka onların halinden korku dolardı icine

[19] Onları uyuttugumuz gibi birbirlerine sormaları icin oylece de uyandırdık ve iclerinden biri, ne kadar kaldık burada dedi. Bir gun uyumusuz, yahut gunun bir kısmını uykuyla gecirmisiz dediler ve Rabbiniz, daha iyi bilir dediler, ne kadar kaldıgınızı, hele simdi birinizi su gumus parayla sehre yollayın da yiyeceklerin hangisi daha temizse bir miktar alsın, bir rızık getirsin size, ancak cok ihtiyatlı davransın ve hicbir kimse sizi duyup anlamasın

[20] Cunku anlarlar, duyarlarsa ya taslarlar sizi, yahut da dinlerine dondururler ve artık kesin olarak kurtulamazsınız onlardan

[21] Iste boylece Allah'ın vaadinin hak ve gercek oldugunu ve gercekten de kıyametin kopacagını ve onda hicbir suphe bulunmadıgını bilmeleri icin, tam bu hususlarda birbirleriyle cekisip dururlarken, insanları haberdar ettik de musrikler dediler ki: Onların bulundugu yere bir yapı yapın, halktan gizli kalsınlar. Halbuki Rableri, onların ahvalini daha iyi bilir. Hallerine vakıf olanlarsa onların bulundukları magaranın onune mutlaka bir mescit yapmalıyız dediler

[22] Diyecekler ki onlar uctu, dordunculeri, kopekleri ve bes taneydi onlar, altıncıları kopekleri; fakat bu sozler, ortada olmayan hedefe bosuna tas atmak ve diyecekler ki yedi taneydi onlar, sekizincileri kopekleri. De ki: Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir, onları pek az kisi bilir ancak. Artık sen de onlar hakkında sana acıkladıgımıza razı ol da fazla munakasaya, mubahaseye girisme ve onlara dair kitap hakkında bir hukum dilemeye kalkısma

[23] Ve hicbir sey hakkında da bunu mutlaka yarın yapacagım deme

[24] Ancak Allah dilerse yaparım de ve birseyi unutunca Rabbini an ve de ki: Umarım, Rabbim, beni bundan daha ziyade hayra ve dogruya yakın birseye erdirir ve basarı verir bana

[25] Onlar, magaralarında uc yuz yıl yatıp kaldılar ve bu yıllara dokuz yıl daha kattılar

[26] De ki: Ne kadar yatıp kaldıklarını Allah daha iyi bilir; onundur goklerdeki ve yeryuzundeki gizli seyler, tam gorustur onun gorusu ve tam duyustur duyusu. Ondan baska bir dost ve yardımcı da yoktur onlara ve hukmune hicbir kimseyi ortak etmez

[27] Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku sozlerini degistirecek yoktur ve ondan baska sıgınacak bir kimseyi de bulamazsın

[28] Sabah, aksam, rızasını dileyerek Rablerine dua edenlerle beraber sabret ve dunya yasayısının ziynetini dileyenlere uyup ayırma gozlerini onlardan ve bizi anmamaları icin gonullerine gaflet verdigimiz heva ve heveslerine uymus ve isi hadden asıp tasmıs kisiye itaat etme

[29] Ve de ki: Kur'an Rabbinizden hak ve gercek olarak inmistir, artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Suphe yok ki biz, zalimlere oyle bir ates hazırladık ki etrafındaki duvarlar, onları cepecevre kusatır, susayıp su istedikleri zaman irin gibi bir su sunulur onlara ve bu su, yuzlerini bile yakıp kavurur, ne de kotu bir sudur ve orası, ne de kotu dayanılacak, oturulacak yerdir

[30] Inanan ve iyi islerde bulunanlara gelince: Suphe yok ki biz, iyi islerde bulunanların, guzel hareket edenlerin ecrini zayi etmeyiz

[31] Oyle kisilerdir onlar ki onlarındır ebedi Adn cennetleri, kıyılarından ırmaklar akar, orada altın bilezikler takınarak susleneceklerdir ve ince ve kalın ipekli yesil elbiseler giyineceklerdir, orada tahtlarda oturacaklardır ve ne hos ve guzel bir mukafattır bu ve o tahtlar, ne de guzel dayanılacak, oturulacak yerlerdir

[32] Onlara iki adamı ornek getir: Onların birine iki uzum bagı vermis, bagların cevresini hurma agaclarıyla cevirmis ve iki bagın arasını da ekinlik haline getirmistik

[33] Bu iki bag, daima mahsul verirdi, veriminde noksan bulunmazdı, iki bagın arasında da bir ırmak akıtmıstık

[34] Daha baska da gelirleri vardı da konusurken arkadasına dedi ki: Ben malca da senden ustunum, evlat ve ayalce de

[35] Ve bagına girdi, kendi kendisine de zulmetmedeydi, dedi ki: Su nail oldugum mal ve menalin zeval bulup tukenecegini hic mi ummam

[36] Ve kıyametin kopacagını da ummam ama Rabbimin tapısına gonderilmis olsam bile mutlaka bundan daha da iyi nimetler bulurum

[37] Onunla konusurken arkadası da seni dedi, topraktan, sonra bir damla sudan yaratıp bundan sonra da tam, azası duzgun bir insan haline getireni inkar mı ediyorsun

[38] Fakat ben, Rabbim olan Allah'ı inkar etmem ve Rabbime hicbir varlıgı es tutmam

[39] Bagına girdigin zaman Allah, neyi dilerse o olur, kuvvet, ancak Allah'ındır deseydin ya. Beni malca, evlatca senden duskun gordun ama

[40] Umarım ki Rabbim, bana seninkinden daha hayırlı bir bag verir, senin bagına da yıldırımlar yollar gokten de kaypak, kaygan bir toprak oluverir bagın

[41] Yahut da suyu oylesine cekilir ki onu arayıp bulmaya bile gucun yetmez

[42] Derken serveti mahvoldu da cardakları cokmus, yerle bir olmus bagında ellerini ugusturarak keske Rabbime hicbir varlıgı es, ortak olarak tanımasaydım demeye basladı

[43] Ona Allah'tan baska yardım edecek bir topluluk olmadıgı gibi onun da bu zararı gidermeye bir kudreti yoktu

[44] Iste bu makamda yardım ve nusret, ancak Allah'ındır ve ona itaat, hem mukafat bakımından daha hayılıdır, hem son bakımından daha hayırlı

[45] Onlara ornek getir: Dunya yasayısı, gokten yagdırdıgımız yagmura benzer, yeryuzunun nebatlarını sular, bunyelerine girer de onları yesertir, yetistirir, derken nebatlar kurur, ufalanır, yeller de onları savurur gider ve Allah'ın her seye gucu yeter, hicbir seyden aciz degildir o

[46] Mal ve ogullar, dunya yasayısının ziynetidir. Ebedi olarak kalan hayır ve hasenatsa hem mukafat bakımından Rabbinin katında daha hayırlıdır, hem sonucu bakımından daha hayırlı

[47] Ve o gun dagları yerinden sokeriz ve gorursun ki yeryuzu dumduz olmus ve onları diriltiriz, hasrederiz, hicbir tanesini bırakmayız

[48] Hepsi de safsaf Rabbine arz edilir, andolsun ki der, once nasıl yarattıysak sizi oylece geldiniz tapımıza; size muayyen bir zaman tayin etmedik mi sandınız

[49] Kitap ortaya konmustur, sucluları gorursun ki o kitapta yazılı olan seyler yuzunden korku icinde ve eyvahlar olsun bize derler, ne bicim kitap bu, ne kucuk bir sey bırakmıs, ne buyuk, hepsini de sayıp dokmus ve ne yaptılarsa hepsini de karsılarında bulurlar ve Rabbin hicbir kimseye zulmetmez

[50] An o zamanı hani biz meleklere, secde edin Adem'e demistik de Iblis'ten baska hepsi secde etmisti, o, cin cinsindendi de Rabbinin emrinden cıkmıstı. Beni bırakıp da onu ve soyunu, dost mu ediniyorsunuz, halbuki onlar, size dusmandır; Allah'ı bırakıp Seytanı dost edinmek, zalimler icin ne de kotu bir degisme muamelesidir bu

[51] Ne goklerle yerin yaratılısına tanık ettik onları, ne kendilerinin yaratılısına. Insanları dogru yoldan saptıranları da yardımcı edinmem

[52] Ve o gun bana es ve ortak sandıklarınızı cagırın der de cagırırlar ama onlar icabet etmez ve aralarına cehennemde derin bir ucurum koymusuzdur

[53] Ve suclular cehennemi gorurler de icine duseceklerini anlarlar ama oradan savusup gidecek bir yer bulamazlar

[54] Andolsun ki biz bu Kur'an'da, insanlara her cesit ornegi tekrartekrar acıkca anlatmadayız ve insan, her mahluktan daha fazla mucadelecidir

[55] Insanları, kendilerine hidayet geldikten, dogru yol bildirildikten sonra da inanmaktan ve Rablerinden yarlıganma dilemekten meneden sey, ancak evvelkiler hakkındaki yolun, yordamın, dunyada helak edilisin gelmesini, yahut da apacık bir surette ahiret azabının gelip catmasını bekleyis

[56] Ve biz, peygamberleri ancak mujdeci, korkutucu olarak gondeririz. Kafir olanlar, hakkı batılla gidermek icin calısırlar, cekisirler, ayetlerimizi ve kendilerine verilen korkulu haberleri alaya alırlar

[57] Rabbinin ayetleriyle kendisine ogutler verildigi halde onlardan yuz ceviren ve elleriyle hazırladıgı seyi unutan kisiden daha zalim kimdir ki? Gercekten de biz, onların anlamamaları icin gonullerine perdeler gerdik ve kulaklarını agırlastırdık ve onları dogru yola cagırsan da imkan yok dogru yola gelmez onlar

[58] Ve Rabbin, sucları orter, rahmet sahibidir. Kazandıklarına karsılık onları helak ediverse cabucak azap ederdi; fakat onlara vaadedilmis mukadder bir zaman var, o zaman geldi mi, ondan baska sıgınacak hicbir makam bulamazlar

[59] Iste zulmettikleri icin helak ettigimiz bunca sehir ve biz, onların helaki icin de mukadder bir zaman tayin etmistik

[60] An o zamanı ki Musa, genc arkadasına, ben demisti, iki denizin kavustugu yeredek durmadan, dinlenmeden gidecegim, yahut da yıllarca bu ugurda ugrasacagım

[61] Iki denizin kavustugu yere vardıkları zaman balıklarını unutmuslardı; balık, denize atlamıs, dalıp bir yol tutmus gitmisti

[62] Oradan gectikten sonra Musa, genc arkadasına kusluk yemegimizi getir dedi, gercekten de su yolculuk, yordu bizi

[63] Arkadası, gordun mu dedi, kayanın ustunde oturdugumuz zaman balıgı unutmustum; onu bana unutturan ve sana soylememe mani olan da ancak Seytan'dır; balık, sasılacak bir surette denizde bir yoldur tuttu, dalıp gitti

[64] Musa, buydu aradıgımız iste dedi ve kendi izlerini izleyerek geri donduler

[65] Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmistik ve katımızdan ilim belletmistik

[66] Musa, ona, sana ogretilen gercek bilgiden bana da ogretmen sartıyla sana uyayım mı dedi

[67] O, sen dedi, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın

[68] Ic yuzunu kavramana imkan olmayan birseye nasıl sabredebilirsin ki

[69] Musa, Allah dilerse dedi, gorursun, sabredecegim ve hicbir hususta sana isyan etmeyecegim

[70] O, bana uyarsan dedi, sana ona ait bir soz soyleyinceyedek hicbir sey sorma bana

[71] Derken kalkıp yola dustuler, nihayet bir gemiye bindiler, o zat, gemiyi deldi. Musa, icindekileri bogmak icin mi gemiyi deldin dedi, andolsun ki pek kotu bir is yaptın

[72] O zat, demedim mi dedi, gercekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın

[73] Musa, unuttum dedi, bu yuzden azarlama beni ve su arkadaslıgımızda agır bir yuk yukleme bana

[74] Gene yola dustuler, derken bir erkek cocuga rastladılar, o zat, cocugu oldurdu. Musa bir cana kıymamısken tuttun, tertemiz birisini oldurdun, andolsun ki pek kotu ve menedilmis bir sey yaptın sen dedi

[75] O, demedim miydi sana dedi, gercekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın

[76] Musa, bundan sonra dedi, sana bir sey sorarsam benimle arkadas olma artık, bir daha bir sey sorarsam benden ayrılmada gercekten de mazursun

[77] Gene yola dustuler. Bir sehre geldiler, halkından yemek istedilerse de onları konuklayıp doyuran bir tek kisi bile cıkmadı. Orada bir duvar buldular, yıkılmak uzereydi. O zat, duvarı dogrulttu. Musa, dileseydin dedi, bu hizmete karsılık bir ucret alırdın

[78] O zat, iste dedi, seninle benim aramda artık ayrılık bu. Sabredemedigin seylerin ic yuzunu haber vereyim sana

[79] Gemi, denizde calısan yoksul kimselerindi, onu kusurlu bir hale getirmek istedim, cunku ilerde bir padisah var, butun gemileri zaptetmede

[80] Cocuga gelince: Anası, babası inanmıs kimseler. Bu cocugun, onları azgınlıga ve kafirlige sevketmesinden korktuk da oldurduk

[81] Rablerinin onlara, bu cocugun yerine temizlikte daha ileri, merhametce daha duygulu bir cocugu vermesini diledik

[82] Duvarsa, sehirdeki iki yetim cocugundu ve altında, onlara ait bir define vardı, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik cagına gelmelerini ve definelerini cıkarıp elde etmelerini diledi. Bunları kendiligimden yapmadım. Iste sabredemedigin seylerin ic yuzu

[83] Sana Zulkarneyn'i sorarlar. De ki: Ona ait haberleri de okuyalım size

[84] Biz, gercekten de onu yeryuzunde yerlestirip yuceltmistik, her seyin yolunayoradamına ait ne bilgi varsa vermistik ona

[85] O, batıya dogru bir yol tutmustu

[86] Nihayet gunesin battıgı yere gelince gormustu ki gunes, kara bir balcıga batmada ve orada bir topluluga rastladı. Dedik ki: Ey Zulkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara

[87] Dedi ki: Zulmedeni azaplandırırız, sonra da Rabbinin tapısına goturulur de Rabbi, onu siddetli bir azaba ugratır

[88] Fakat inanan ve iyi is isleyene guzel bir karsılık var ve biz ona emirlerimizden kolay olanını emredecek, o cesit emirler verecegiz

[89] Sonra, bir yol daha tuttu

[90] Da gidegide gunesin dogdugu yere vardı, orada oyle bir topluluk buldu ki onların gunesten baska hicbir elbisesi yoktu, oyle bir topluluga dogmadaydı gunes orada

[91] Boyleydi iste bu, gercekten de nesi var, nesi yoksa bilgimiz hepsine samildir, hepsinden de haberdarız

[92] Sonra gene bir yol tuttu

[93] Ta iki setin arasına vardı, onların yanında bir topluluk buldu ki hemen hicbir soz anlamıyorlardı

[94] Dediler ki: Ey Zulkarneyn, Ye'cuc'la Me'cuc, yeryuzunde bozgunculuk yapan taifelerdir, onlarla bizim aramıza bir set yapmak sartıyle sana mallarımızdan versek razı olur musun, yapar mısın

[95] Rabbimin bana verdigi devlet ve servet, daha hayırlıdır bana dedi, siz bana emeginizle yardım edin de aranıza bir sed yapayım

[96] Siz bana demir parcaları getirin. Dagların iki tarafı birbirine musavi olunca ufleyin dedi. Onu ates haline sokunca da getirin de dedi, ustune erimis bakır dokeyim

[97] Artık bu seti asmaya da gucleri yetmez, delmiye de gucleri yetmez

[98] Bu dedi, Rabbimin rahmetinden bir lutuf. Rabbimin vaadettigi zaman gelince bu seti dumduz yapar, yerle bir eder ve Rabbimin vaadi de gercektir

[99] O gun deniz gibi dalgalanır, dalgadalga birbirlerine karısır onlar ve sur ufurulur de onların hepsini toplarız

[100] Ve o gun kafirlere, cehennemi oyle bir gosteririz ki

[101] Onların delillerimi gorup beni anmak hususunda gozleri perdelenmisti ve Kur'an'ı dinlemeye tahammulleri yoktu onların

[102] Kafir olanlar, benden baska ve kullarımdan, kendilerine yardımcı edindiklerini mi sandılar? Biz, kafirlere, konak yeri olarak cehennemi hazırladık

[103] De ki: Isledikleri isler bakımından en fazla ziyan edenler kimlerdir, haber vereyim mi size

[104] Onlardır en fazla ziyan edenler ki dunya yasayısında butun calısmaları bosa gider, halbuki onlar, gercekten de kendilerinin iyilik ettiklerini, iyi islerde bulunduklarını sanırlardı

[105] Onlardır kafir olanlar Rablerinin delillerine ve ona ulasacaklarını inkar edenler, butun yaptıkları bosa gitmistir ve biz, kıyamet gunu onları hicbir olcuye vurmayız, onlara hicbir deger vermeyiz

[106] Bu, cezaları olan cehennemdir kafir olduklarından ve delillerimle peygamberlerimi alaya aldıklarından dolayı

[107] Inanıp iyi islerde bulunanların konak yerleriyse Firdevs cennetleridir

[108] Orada ebedi olarak kalırlar ve oradan ayrılmak da istemezler

[109] De ki: Deniz murekkep olsa tukenir, yazılmaz Rabbimin sozleri tukenmeden, hatta o deniz kadar bir deniz daha eklense gene tukenir, yazılamaz

[110] De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, bana vahyedildiki mabudunuz ancak ve ancak bir mabuttur, arttık Rabbiyle bulusmayı uman iyi islerde bulunsun ve Rabbinin kullugunda hicbir kimseyi es tutmasın

Meryem

Surah 19

[1] Kaf ha ya ayn sad

[2] Bu, kulu Zekeriyya'ya Rabbinin rahmetini anıstır

[3] Hani o, gizlice Rabbine niyaz etmisti de

[4] Demisti ki: Rabbim, kemiklerim bile incelip zayıfladı, sacımsakalım agardı, parılparıl parlamada basım sanki ve sana ne dua etmissem mahrum olmadım ben

[5] Benden sonra yerime gececek, mirasıma konacak yakınlarımdan endiselenmekteyim, karım da kısır, sen bana katından bir ogul ihsan et de

[6] Bana da mirascı olsun, Yakup soyuna da mirascı olsun ve Rabbim, onu, rızanı kazanmıslardan et

[7] Ey Zekeriyya, biz seni mujdelemekteyiz, bir oglun olacak, adı da Yahya'dır ve ondan once bu adla adlanmıs hic kimseyi yaratmadık

[8] Rabbim dedi, benim nasıl oglum olabilir ki karım kısır ve ben de omrumun sonlarına vardım, tamamıyla ihtiyarladım

[9] Boyledir bu dedi, Rabbine dedi, bu pek kolay ve sen yokken evvelce de seni yaratmıstım

[10] Rabbim dedi, bana bir delil goster. Sıhhatin yerindeyken dedi, tam uc gece insanlarla konusamayacaksın, iste bu, sana delildir

[11] Zekeriyya, mihraptan cıkıp kavmine, sabahaksam onu tenzih edin noksan sıfatlardan diye isaret etti

[12] Ey Yahya, azim ve kuvvetle kitabı al. Ve ona cocukken peygamberlik verdik

[13] Katımızdan ona bir kalb yumusaklıgı, bir temizlik ihsan ettik ve o, mabudundan cekinirdi

[14] Anasınababasına iyilik ederdi ve cebbar ve asi degildi

[15] Ve esenlik ona dogdugu gun, oldugu gun ve diriltilerek kabrinden cıkarılacagı gun

[16] Kitapta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılmıs, dogu tarafında bir yere cekilmisti

[17] Ve ailesiyle arasına bir perde germisti. Derken ona ruhumuzu gondermistik de gozune, azası duzgun bir insan seklinde gorunmustu

[18] O, fenalıklardan cekinen bir adamsan demisti, rahmana sıgınırım senden

[19] Ruh, ben demisti, ancak Rabbinin bir elcisiyim, sana bir erkek cocuk vermeye geldim

[20] Meryem, benim nasıl oglum olabilir ki hic bir kimse, henuz bana dokunmadı demisti, hem kotu bir kadın da degilim ben

[21] Boyledir bu demisti ruh, bu is, Rabbin icin pek kolay demisti. Cunku biz, onu insanlara bir delil ve katımızdan bir rahmet olarak halkedecektik ve bu is, zaten de mukadderdi, olup bitti

[22] Sonunda ona gebe kaldı ve onunla uzak bir yere cekilip gitti

[23] Derken dogum sancısı, onu bir hurma agacının dibine sevketti de keske dedi, bundan once olseydim de unutulup gitseydim

[24] Uzaktan bir ses geldi ona: Mahzun olma, Rabbin, ayagının altından bir ırmak akıttı

[25] Hurma agacını silk, sana terutaze hurmalar dokulecek

[26] Ye, ic, gozun aydın. Fakat seni birisi gorurse ben de, bugun rahman icin oruc tutmadayım ve hicbir kimseyle kesin olarak konusamam

[27] Cocugunu kucagına alıp kavmine gelince ey Meryem dediler, gercekte de pek buyuk bir is isledin

[28] Ey Harun'un kız kardesi, baban, fena bir adam degildi, anan da kotu bir kadın degildi

[29] Meryem, cocuguna isaret etti. Nasıl olur da dediler, besikteki cocuk konusur

[30] Isa, Suphe yok ki dedi, ben Allah'ın kuluyum, bana kitap vermistir ve beni peygamber etmistir

[31] Ve Nerede olursam olayım kutlamıstır beni ve diri oldukca namaz kılmamı, zekat vermemi emretmistir bana

[32] Ve anama itaatli etmistir beni ve cebbar, kotu kisi olarak yaratmamıstır beni

[33] Esenlik bana dogdugum gun, olecegim gun ve tekrar dirilip kabirden cıkacagım gun

[34] Iste budur Meryemoglu Isa. Onların supheye dustukleri sey hakkında gercek soz, budur

[35] Evlat edinmesi, layık degildir Allah'a, noksan sıfatlardan munezzehtir o. Bir isin olmasını takdir etti mi ona ancak ol der, oluverir

[36] Ve suphe yok ki Allah, Rabbimdir ve Rabbiniz, ona kulluk edin; budur dogru yol

[37] Aralarından bolukler ayrıldı, ayrılıgaaykırılıga dustuler. Ulasıp gorecekleri buyuk gunun siddetli azabı kafirlere

[38] Neler duyacaklar, neler gorecekler bize geldikleri gun; fakat zalimler, bugun, apacık bir sapıklıkta

[39] Onları hasret gunuyle korkut; is olup biter o zaman ve onlar, simdi gaflettedir ve onlar, inanmazlar

[40] Suphe yok ki biziz yeryuzunun ve yeryuzunde olanların mirascısı ve donup bizim tapımıza gelir onlar

[41] Kitapta Ibrahim'i de an. Suphe yok ki o, cok gercek bir peygamberdi

[42] Hani o atasına ata demisti, ne diye taparsın duymaz, gormez, senden hicbir seyi gideremez seylere

[43] Gercekten de ata, sence bilinmeyen bir bilgiye sahip oldum ben, artık bana uy da seni dosdogru yola ileteyim

[44] Ata, Seytan'a kulluk etme, suphe yok ki Seytan, rahmana asidir

[45] Ata, gercekten de korkuyorum, sana rahmandan bir azap gelip catar da Seytan'a dost olursun

[46] Atası, ey Ibrahim dedi, benim mabutlarımdan yuz mu cevirmedesin? Bu isten vazgecmezsen taslarım seni, uzun bir zaman gorunme, git, bırak beni

[47] Ibrahim, esenlik sana dedi, Rabbimden yarlıganmanı dileyecegim, suphe yok ki o, pek lutfeder bana

[48] Ve sizi ve Allah'tan baska kulluk ettiginiz seyleri bırakıyor ve Rabbime dua ediyorum, umarım ki duamı kabul eden, mahrum etmez beni

[49] Onların ve Allah'tan baska kulluk ettikleri seyleri bırakınca ona Ishak'ı ve Yakup'u verdik ve hepsini de peygamber ettik

[50] Ve onlara rahmetimizden ihsanlar ettik, gercek sohretlerini yaydık, adlarını yucelttik

[51] Kitapta Musa'yı da an; suphe yok ki o, ihlasa mazhar olmus seriat sahibi bir peygamberdi

[52] Ona, Tur'un sag yanından nida ettik, bizimle konusmak uzere tapımıza yaklastırdık onu

[53] Rahmetimizden bir lutuf olarak kardesi Harun'u da peygamber ettik

[54] Kitapta Ismail'i de an; suphe yok ki o, vaadinde gercekti ve insanlara gonderilmis olan bir peygamberdi

[55] Ehline, ayaline namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi, Rabbinin katından da rızasını kazananlardandı

[56] An kitapta Idris'i de; suphe yok ki o cok gercek bir peygamberdi

[57] Biz onu pek yuce bir mevkie yukselttik

[58] Iste bunlar, Adem soyundan, Nuh'la beraber gemiye yuklediklerimizin soylarından, Ibrahim'in ve Israil'in soylarından gelen ve Allah tarafından kendilerine nimetler ihsan edilen peygamberlerdendir, dogru yola sevkettigimiz ve sectigimiz kisilerdendir. Rahmanın ayetleri, onlara okundu mu aglayaaglaya hemen secdeye kapanırlardı

[59] Onlardan sonra oyle bir soy geldi ki namazı zayi etti onlar, sehvetlere uydular, azınlıklarının cezasına pek yakında ugrayacak onlar

[60] Ancak tovbe eden, inanan ve iyi islerde bulunan mustesna. Bu cesit kisiler cennete girerler ve hicbir hususta zulum gormezler

[61] Ebedi Adn cennetlerine girerler ki rahman, kullarının gıyabında, onlara vaadetmistir bu cennetleri. Suphe yok ki onun vaadi, mutlaka yerine gelir

[62] Orada manasız bir soz isitmeyecekler, ancak esenlik size sozunu duyacaklar ve sabahaksam, rızıkları gelecek onlara

[63] Oylesine cennettir ki kullarımızdan kim, bizden cekinirse ona miras verecegiz o cenneti

[64] Biz melekler, ancak Rabbinin emriyle inebiliriz; onundur ne varsa ilerimizde ve ne varsa gerimizde ve ne varsa ikisi arasında ve Rabbin, hicbir seyi unutmaz

[65] Rabbidir goklerin ve yeryuzunun ve ikisi arasında ne varsa hepsinin, ona kulluk et ve dayan ona ibadet etmede, onun Adıyla anılan baska bir varlık bilir misin

[66] Ve insan der ki: Ben olecegim de sonra dirilip kabirden mi cıkarılacagım

[67] Insan hic mi dusunmez ki o hicbir sey degilken daha once biz yarattık onu

[68] Andolsun Rabbine onları da, Seytanları da hasredecegiz de sonra onları, diz cokmus bir halde cehennemin cevresine getirecegiz

[69] Sonra hangi taife, rahmana karsı en fazla azgınlıkta bulunduysa onu ayırıp once cehenneme atacagız

[70] Sonra elbette biz daha iyi biliriz cehenneme girmeye daha layık olanı

[71] Sizden bir tek kisi bile yoktur ki oraya ugramasın; bu, Rabbinin takdir ettigi bir seydir

[72] Sonra cekinenleri kurtarırız, zalimleriyse dizustu cokmus bir halde bırakırız orada

[73] Onlara ayetlerimiz, apacık okununca kafir olanlar, iki bolukten dediler, hangisinin duragı daha hayırlı, meclisi daha guzel

[74] Onlardan once nice ummetler helak ettik ki mal bakımından da daha guzel mallara sahipti onlar, gosteris bakımından da

[75] De ki: Kim sapıklıktaysa rahman, onun sapıklıgını uzattıkca uzatır da sonunda azap olsun, kıyamet olsun, kendilerine vaat olunan seyi gorur bu cesit adamlar ve gorunce de bilirler kimin yurdu daha hayırlıymıs ve kimin kuvveti daha zayıf

[76] Ve Allah, hidayete erenlerin hidayetini arttırdıkca arttırır ve ebedi kalacak iyi isler, Rabbinin katında sevapca da daha hayırlıdır, sonuc bakımından da daha hayırlı

[77] Gordun mu delillerimizi inkar edeni ve elbette bana mal da verilecek, evlat da diyeni

[78] Gizli olan bir seyi mi anlamıs, yoksa rahmandan bir soz mu almıs

[79] Hasa soyledigini yazarız onun ve azabını uzattıkca uzatırız

[80] Soyledigi seylere biz mirascı oluruz ve o bize yapayalnız gelir

[81] Onlar, kendilerine bir yucelik versinler, sefaatci olsunlar diye Allah'tan baska mabutlar kabul etmislerdir

[82] Hasa. Onların kullugunu inkar edecek o mabut sandıkları seyler ve onlara dusman kesilecek onlar

[83] Gormez misin, biz kafirlere. onları boyuna taciz edecek Seytanlar gonderdik

[84] Onların azaba ugraması icin acele etme, biz ancak yıllarını, gunlerini saymadayız onların

[85] O gun, cekinenleri bolukboluk, rahmanın huzurunda hasrederiz

[86] Ve mucrimleri susamıs bir halde cehenneme sevk ederiz

[87] Rahmandan ahd almıs olanlardan baskaları sefaat de edemez

[88] Ve dediler ki: Rahman, ogul edindi

[89] Andolsun ki pek cirkin bir soz soylediniz

[90] Oylesine bir soz ki neredeyse gokler parcalanacak ve yer yarılacak ve daglar dagılıp cokecek

[91] Rahmanın oglu var demeleri yuzunden

[92] Rahmana ogul edinmek yarasmaz

[93] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi de rahmanın tapısına kul olarak gelir

[94] Andolsun ki hepsini topluluk bakımından da saymıstır, tektek de ve hepsini, hepsinin ahvalini bilir

[95] Ve hepsi de kıyamet gunu, onun tapısına yapayalnız gelir

[96] Suphe yok ki inanan ve iyi islerde bulunanlara karsı rahman, gonullere bir sevgidir verir

[97] Gercekten de biz, ancak cekinenleri mujdelemen, dusmanlıkta inat ve ısrar edenleri korkutman icin Kur'an'ı, senin dilinle indirerek kolaylastırdık sana

[98] Onlardan once nice ummetleri helak ettik. Onlardan bir kisiyi bile duyuyor musun, yahut bir tanesinin olsun, sesini isitiyor musun

Tâhâ

Surah 20

[1] Taha

[2] Kur'an'ı zahmet cekmen icin indirmedik

[3] Ancak, korkacaklara bir ogut olarak indirdik

[4] Yeryuzunu ve yuce gokleri yaratanın katından indirdik

[5] Rahman, hakim ve mutasarrıftır arsa

[6] Onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve ne varsa ikisinin arasında ve ne varsa yerin altında

[7] Sesini yukseltsen de, yukseltmesen de hic suphe yok ki o, gizliyi de bilir, acıga vurulanı da

[8] Bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak, onundur guzel adlar da

[9] Musa hikayesi ulasmadı mı sana

[10] Hani bir ates gormustu de ailesine durun demisti, ben bir ates goruyorum, ya gider, bir kor getiririm oradan size, yahut birine rastlarım da yol ogrenirim ates basında

[11] Atese dogru gidince ona seslenildi: Ey Musa

[12] Suphe yok ki benim senin Rabbin, cıkar ayakkabılarını, kutlu vadidesin, Tuva'dasın sen

[13] Ve seni sectim ben, dinle vahyedileni

[14] Suphe yok ki ben oyle bir Allah'ım, yoktur benden baska tapacak, bana kulluk et ancak ve namaz kıl beni anmak icin

[15] Kıyamet gelip catmada gercekten de; herkes, yaptıgının karsılıgını bulsun diye gizlemekteyim vaktini

[16] Ona inanmayan ve havasına uyup giden, sakın seni inancından cevirmesin, yoksa helak olursun sen de

[17] Sag elindeki nedir ey Musa

[18] Sopam dedi, ona dayanırım, davarlarıma yaprak silkerim onunla, baska isler de yaparım onunla

[19] Dedi ki: Elinden bırak onu ey Musa

[20] Bıraktı onu, bir de baktı ki bir yılan olmus, kosup durmada

[21] Al onu dedi, korkma, evvelce oldugu gibi sopa olarak verecegiz onu sana

[22] Elini koynuna sok da bir hastalık yuzunden olmamak sartıyla bembeyaz cıksın; bu da bir baska delil sana

[23] Boylece de en buyuk delillerimizden bir kısmını gosterelim sana

[24] Git Firavun'a suphe yok ki pek azdı o

[25] Rabbim dedi, kalbime genislik ver

[26] Isimi kolaylastır

[27] Dilimin bagını coz de

[28] Anlasınlar sozumu iyice

[29] Ailemden birini vezir et bana

[30] Kardesim Harun'u

[31] Arka olsun bana, onunla kuvvetlendir beni

[32] Isime ortak et onu

[33] Bunları yap da sanını cok tenzih edelim

[34] Seni cok analım

[35] Suphe yok ki sen, gormedesin bizi

[36] Dedi ki: Gercekten de verildi dilegin ey Musa

[37] Andolsun ki bir kere daha lutfetmistik sana

[38] Hani vahyedilecek seyi ilham etmistik anana

[39] Sandıga koy onu da nehre bırak, nehir onu kıyıya bırakır, benim dusmanım ve senin dusmanın, alır onu demistim ve himayem altında yetismen icin sana karsı bir sevgi de vermistim ona

[40] Hani kız kardesin gitmis de onu yetistirecek birisini bulayım mı size demisti, gozu aydın olsun, kederlenmesin diye tekrar anana kavusturmustuk seni ve birisini oldurmustun de seni gamdan kurtarmıstık ve seni sınayıp durmustuk ve yıllarca Medyen halkının icinde kalmıstın, sonra da mukadder oldugu gibi buraya geldin ey Musa

[41] Kendim icin sectim seni

[42] Delillerimle git kardesinle ve beni anmayı ihmal etmeyin

[43] Firavun'a gidin, cunku o, gercekten de azdı

[44] Ona yumusak bir tarzda soz soyleyin, belki ogut alır, yahut korkar

[45] Rabbimiz dediler, korkarız asırı davranır hakkımızda, yahut da busbutun azar

[46] Korkmayın dedi, gercekten de benim sizinle beraber, duyarım ben ve gorurum

[47] Hemen gidin de biz deyin, suphe yok ki Rabbinin iki peygamberiyiz bizimle gonder Israilogullarını ve onlara azap verme. Rabbinden delille geldik sana, esenlik hidayete uyana

[48] Gercekten de bize vahyedildi ki azap, yalanlayanadır ve yuz cevirene

[49] Dedi ki: Kimdir Rabbiniz ey Musa

[50] Rabbimiz dedi, her seye yaratılısını veren, sonra da yolunu gosterendir

[51] Firavun, peki, once gelenlerin halleri ne olacak dedi

[52] Musa, onlara ait bilgi de dedi, Rabbimin katındadır, yazılmıstır; ne yanılır Rabbim, ne unutur

[53] Oyle bir mabuttur ki yeryuzunu size dosek etmis, orada size yollar acmıs, gokten yagmur yagdırmıs, o yagmur sebebiyle de cesitcesit ve ciftercifter nebatlar bitirmistir

[54] Yiyin ve yedirin davarlarınıza; suphe yok ki bunda, aklı olanlara deliller var

[55] Oradan yarattık sizi, gene oraya iade edecegiz ve oradan cıkaracagız sizi bir kere daha

[56] Andolsun ki ona butun delillerimizi gosterdik, yalanladı, cekindi

[57] Bizi dedi, buyunle yerimizden, yurdumuzdan cıkarmaya mı geldin ey Musa

[58] O halde biz de onun gibi bir buyu yaparak karsı gelecegiz sana, aramızda bir bulusma yeri ve vakti tayin et de sen ve biz, vaadimizden caymayalım, bulusalım orada, hem de ikimize de musavi mesafede, munasip bir yer olsun orası

[59] Musa dedi ki: Herkesin suslenip bayram ettigi ziynet gununu bulusma zamanı olarak tayin ediyorum size, halkın toplandıgı kusluk cagında bulusalım

[60] Derken Firavun donup gitti, sonra butun hilesini derleyip geldi

[61] Musa, onlara, yazıklar olsun size dedi, Allah'a yalan yere iftirada bulunmayın, sonra size azap eder de kokunuzu kurutur ve muhakkak kim iftira ederse ziyan eder

[62] Sonra bu is hakkında aralarında cekisecekise gorusup gizlice danıstılar

[63] Bu iki buyucu dediler, buyuleriyle sizi yerinizden, yurdunuzdan cıkarmak istiyor, sizi yuce yolunuzdan cevirmek diliyor

[64] Hilelerinizi, duzenlerinizi bir araya getirin, sonra safsaf olun da gelin ve muhakkak olan su ki: Bugun ustun olan, muradına ermistir

[65] Buyuculer dediler ki: Istersen sen at once sopanı, istersen biz atalım once ya Musa

[66] Musa, siz atın once dedi. Derken buyuleriyle ipleri ve sopaları, Musa'ya dogru kosuyormus gibi gorundu

[67] Musa'nın icine bir korku dustu

[68] Korkma dedik, hic suphe yok ki sen, daha ustunsun

[69] At sag elindeki sopanı, onların meydana getirdikleri seyleri yutsun, cunku onlar, ancak buyuculuk duzeniyle yaptılar bu isi ve buyucu, Nerede olursa olsun, eremez umduguna

[70] Sonunda buyuculer secde ederek yere kapandılar ve inandık dediler, Harun'la Musa'nın Rabbine

[71] Siz dedi Firavun, ben size izin vermeden inandınız mı ona? Suphe yok ki o size buyu ogreten buyugunuz. Ellerinizi, ayaklarınızı caprazlama kestirecegim ve hurma dallarına astıracagım sizi, o vakit bilir, anlarsınız hangimizin azabı daha cetin ve daha surekli

[72] Su bize gosterilen apacık mucizelere karsı artık yaradanımıza tercih edemeyiz seni dediler, elinden geleni yap, zaten ancak su dunya yasayısında hukmunu yurutebilirsin

[73] Gercekten de biz, hatalarımızı ve bize zorla yaptırdıgın buyuden dolayı girdigimiz gunahları yarlıgaması icin inandık Rabbimize ve Allah, daha hayırlıdır, verdigi karsılık da daha surekli

[74] Suphe yok ki Rabbine mucrim olarak gelenedir cehennem; orada ne olur, ne diri kalır

[75] Ve kim de inanmıs ve iyi islerde bulunmus bir halde ona gelirse iste o cesit kisileredir yuce dereceler

[76] Kıyılarından ırmaklar akan ebedi Adn cennetleri ve bu, inanıs ve ibadetle temizlenen kisinin karsılıgıdır

[77] Andolsun ki biz Musa'ya, kullarımla geceleyin yola cık, onlara denizde kuru bir yol ac, dusmanların yetismelerinden, denizde bogulmadan korkma diye vahyetmistik

[78] Derken Firavun, askeriyle artlarına dustu, deniz de onları tamamıyla kusatıp kapladı, bogulup gittiler

[79] Ve saptırdı kavmini Firavun ve dogru yola sevketmedi onları

[80] Ey Israilogulları, sizi kurtardık dusmanlarınızdan, sozlestik sizinle Turun sag yanında ve size kudret helvasıyla bıldırcın yagdırdık

[81] Sizi rızıklandırdıgımız tertemiz seyleri yiyin ve bu hususta taskınlık etmeyin, sonra size gazabım vacip olur ve kime gazabım vacip olursa ucuruma yuvarlanır, helak olur gider

[82] Ve suphe yok ki ben butun suclarını orterim tovbe edip inananın ve iyi islerde bulunup sonra da dogru yolu bulanın

[83] Neden acele ettin, kavminden ayrıldın da geldin ey Musa

[84] Iste dedi, onlar da arkamdan geliyorlar ve ben ya Rabbi, benden daha fazla razı olasın diye acele ettim

[85] Suphe yok ki dedi, biz senden sonra kavmini sınadık ve dogru yoldan cıkardı Samiri

[86] Musa, ofkeli bir halde hayıflanarak kavmine dondu de ey kavmim dedi, Rabbiniz size guzel bir farzda vaitte bulunmadı mı, cok mu uzun surdu sizden ayrılısım, yoksa Rabbinizin gazabının vacip olmasını mı dilediniz size de bana verdiginiz sozden caydınız

[87] Dediler ki: Sana verdigimiz sozden, kendimize malik olarak caymadık biz, fakat Mısırlıların ziynet esyalarını almıstık ya, onları, erisin diye atese attık, boyle telkin etti Samiri

[88] O, onlara bir buzagı heykeli yapmıstı ki bogurmedeydi. O ve ona uyanlar iste bu dediler, sizin de mabudunuz, Musa'nın da mabudu, fakat Musa, unuttu bunu

[89] Gormuyorlar mıydı, onlara bir soz soyleyemiyordu bu heykel ve onlara ne bir zarar veriyordu, ne bir fayda

[90] Andolsun ki Harun, daha once onlara, ey kavmim demisti, siz bununla sınanmadasınız ancak ve suphe yok ki Rabbiniz rahmandır, bana uyun ve emrime itaat edin

[91] Onlar, Musa, donup gelinceye dek demislerdi, biz bu heykele tapmadan kesin olarak vazgecmeyiz

[92] Musa, ey Harun dedi, bunların dogru yoldan saptıklarını gorunce ne mani oldu da

[93] Bana uymadın, yoksa emrime isyan mı ettin

[94] Anam oglu dedi, sakalımı, basımı bırak benim, gercekten de, sozume tam uymadın da Israilogullarının arasına ayrılık saldın diyeceginden korktum

[95] Sen ne diye bu isi isledin ey Samiri dedi Musa

[96] Samiri, onların gormediklerini gordum ben, sana gelen elci melegin izinden bir avuc toprak aldım, eriyen kulceye attım onu ve nefsim, bu isi bana boylece hos gosterdi dedi

[97] Git hadi dedi Musa, hic suphe yok ki hayatta cezan, rastladıgına yaklasma, dokunma bana demendir ve sana bir de azap vaadedilmistir ki degismesine imkan yok; kullugunda bulunup durdugun mabuduna bak da gor, onu biz yakacagız, sonra da kaldırıp denize atacagız

[98] Mabudunuz, ancak Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak; bilgisi, her seye samildir

[99] Iste boylece gecmislerin ahvalinden bir kısmını sana hikaye etmedeyiz ve suphe yok ki sana katımızdan bir de Kur'an verdik

[100] Kim yuz cevirirse ondan suphe yok ki kıyamet gunu, agır bir yuk yuklenecek

[101] Ebedi olarak kalacak azab icinde; bu, kıyamet gunu, onlara ne de kotu bir yuk

[102] Surun ufurulecegi gun o mucrimleri gozleri gogermis bir halde hasrederiz

[103] Aralarında gizligizli konusup ancak derler, on geceden fazla kalmadınız dunyada

[104] Ne dediklerini daha iyi biliriz biz aklı ve yolu yoradamı daha duzgun olanın ancak bir guncegiz kaldınız dedigi zaman

[105] O gun daglar ne olur diye soruyorlar sana; de ki: Rabbim onları unufak eder, kuma dondurur de savurur

[106] Yeryuzunu dumduz bir hale getirir

[107] Orada ne bir inis gorebilirsin, ne bir tumsek

[108] O gun hicbir kimse kalmaz ki Allah'a davet edene uymasın ve rahmanın heybetinden sesler kesilir, ancak ayak sesleri, tıpırtılar halinde duyulabilir

[109] O gun rahmanın izin verdigi ve sozunden hosnut oldugu kimseden baska hicbir fert sefaat de edemez

[110] Onlerinde ne varsa onu da bilir, artlarında ne varsa onu da ve onların bilgisi, bunu ihata edemez

[111] Butun yuzler egilir diri ve her an yarattıklarını tedbir ve tasarruf eden mabuda; bir zulum yukunu yuklenmis olanlarsa mahrumiyet icindedir

[112] Fakat inanarak iyi islerde bulunan ne gunahının arttırılmasından korkar, ne sevabının eksiltilmesinden

[113] Iste biz, belki cekinirler, yahut onlara bir ogut olur, bir ibret verir diye Arapca olan Kur'an'ı indirdik ve onda, bazı tehditleri tekrartekrar soyledik, acıkladık

[114] Cok yucedir her seye sahip ve mutasarrıf olan gercek Allah ve acele etme Kur'an'ı okumak icin sana vahiy tamamlanmadan ve de ki: Rabbim, bilgimi cogalt

[115] Andolsun ki daha once Adem'le de ahitlesmistik de unutmustu ve onu, bilerek, isteyerek gunah isleyen bir adam olarak da bulmamıstık

[116] Hani, meleklere demistik ki: Adem'e secde edin, onlar da secde etmislerdi, yalnız Iblis secde etmekten cekinmisti

[117] Demistik ki: Ey Adem, suphe yok ki bu, sana ve esine dusmandır, sakın sizi cennetten cıkarmasın sonra zahmetlere ugrarsınız

[118] Cunku ac kalmaman da ancak oradadır, cıplak kalmaman da

[119] Ve sen orada susamazsın, gunesin harareti de dokunmaz sana

[120] Seytan, ona vesvese verdi de ey Adem dedi, sana ebedilik agacını ve zeval bulmayacak devleti gostereyim mi

[121] Ikisi de o agacın meyvesından yediler de avret yerlerini gorduler ve cennetteki agacların yapraklarıyla avret yerlerini ortmeye koyuldular ve Adem, Rabbinin emrine karsı geldi de umdugundan mahrum oldu

[122] Sonra da Rabbi secti onu, kabul etti tovbesini ve onu dogru yola sevketti

[123] Hepiniz dedi, inin oradan; bir kısmınız, bir kısmınıza dusman olsun. Fakat benden, size bir yol gosteren geldi mi onu kabul edip dogru yoluma uyan, ne dunyada yoldan cıkar, ne ahirette kutsuzluga duser

[124] Beni anmadan yuz cevirene gelince: Dunyada ona dar bir gecim var, kıyamet gunu de onu kor olarak hasrederiz

[125] Ya Rabbi der, beni neden kor hasrettin, halbuki ben goruyordum

[126] Boylece der, sana delillerim geldi de unutuverdin onları, iste sen de tıpkı o cesit unutulmadasın bugun

[127] Ve iste biz, suc islemekte ileri gidenleri ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları boyle cezalandırırız; ahiret azabıysa elbette daha da cetindir, daha da surekli

[128] Onlardan once nice ummetleri helak ettik; bu, onları dogru yola sevketmez mi ki? Onların yerlerinde, yurtlarında gezip duruyorlar. Suphe yok ki bunda, aklı basında olanlara deliller var

[129] Rabbinin soylenmis bir sozu, takdir edilmis bir hukmu olmasaydı ve o hukmun muayyen bir zamanı bulunmasaydı onlara da azap gelip cetıverirdi

[130] Soyledikleri sozlere sabret ve Rabbini, hamd ederek gun dogmadan ve batmadan once ve gecenin bir kısmıyle gun ortasında noksan sıfatlardan tenzih et de rızasına mazhar ol

[131] Ve onları, bunlara sınamak icin dunya yasayısının ziyneti olarak faydalandırdıgımız malamenale gozunu dikme ve Rabbinin rızkı, hem daha hayırlıdır, hem daha surekli

[132] Ehline, namaz kılmalarını emret ve sen de devam et namaza. Senden bir rızık istemiyoruz biz, biziz sana rızık veren ve sonuc, cekinenlerindir

[133] Ve dediler ki: Bize Rabbinden bir delille, bir mucizeyle gelmeli degil miydin? Evvelki kitaplarda bulunan seyler, onlara apacık bildirilmedi mi

[134] Daha once, bir azapla helak etseydik onları derlerdi ki: Rabbimiz, bizi horhakir etmeden bir peygamber gonderseydin de delillerine uysaydık

[135] De ki: Hepimiz beklemekte, gozetlemekteyiz, siz de gozetip durun, yakında bileceksiniz, dogru yola sahib olanlar kimlermis, dogru yolu bulan kimmis

Enbiyâ

Surah 21

[1] Insanların hesap gunu yaklastı da hala onlar gaflet icinde, yuz cevirmedeler

[2] Rablerinden, Kur'an'a ait yeni bir ayet geldi mi onu alaya alarak dinlerler, oyun sanırlar

[3] Kalpleri de oyuna dalmıstır da o zalimler, fısıltıyla konusarak bu da sizin gibi bir insandan baska bir mahluk mu ki, goz gore gore buyuye mi kapılacaksınız derler

[4] Peygamber de, Rabbim der, gokte soylenen sozu de bilir, yeryuzunde soyleneni de ve odur duyan, bilen

[5] Hatta derler ki: Bu sozler, sacmasapan ruyadan ibaret, belki de kendisi uyduruyor bunları, hatta o, bir sair. Degilse neden evvelkilere gonderildigi gibi bize bir mucize gosteremiyor

[6] Onlardan once helak ettigimiz hicbir sehir halkı inanmamıstı, simdi bunlar mı inanacaklar

[7] Senden once de, kendilerine vahyettigimiz erleri gondermistik insanlara, bilmiyorsanız sorun kitap ehlinin bilginlerine

[8] Ve onları yemek yemeyen bir kalıp olarak yaratmamıstık ve onlar, ebedi de degillerdi

[9] Sonra vaadimizi gerceklestirmistik onlara da onları da kurtarmıstık, dilediklerimizi de ve imansızlıkta ileri gidenleri helak etmistik

[10] Sonra size bir kitap indirdik ki o kitapta serefiniz, yuceliginiz anılmadadır, hala mı akıl etmezsiniz

[11] Zulmeden nice sehirleri helak ettik de ondan sonra diger toplulukları yarattık

[12] Azabımızı hissettiler mi hemen kacmaya baslıyorlardı ondan

[13] Kacmayın, donun sahip oldugunuz mallara, nimetlere ve evlere; cunku sorguya cekileceksiniz

[14] Yazıklar olsun bize derler, gercekten de zulmetmistik biz

[15] Onları kesilmis bir ot, atesi yanıp bitmis bir kul yıgını haline getirinciye dek sozleri, ancak budur iste

[16] Ve biz, gogu, yeryuzunu ve ikisinin arasında olanları, bir eglence diye yaratmadık

[17] Eglence icin bir kadın edinmek isteseydik kendi katımızdakilerden edinirdik, fakat biz, boyle bir sey yapmayız

[18] Biz, gercegi, aslı olmayan seye karsı izhar ederiz de onu tamamıyla iptal ederiz ve batıl, helak olup gider o zaman. Ona isnad ettiginiz seylerden dolayı yazıklar olsun size

[19] Ve onundur ne varsa goklerde ve yeryuzunde ve onun katındakiler, ona kulluk etmekten cekinip ululanmadıkları gibi yorulmazlar, bıkmazlar da

[20] Hic durmadan gecegunduz onu noksan sıfatlardan tenzih ederler

[21] Yoksa onlar, yeryuzunde, oluleri diriltecek mabutları mı edindiler

[22] Gokte ve yerde, Allah'tan baska bir mabut daha olsaydı gok de bozulup mahvolurdu, yer de. Suphe yok ki arsın Rabbi Allah, onların soyledikleri seylerden yucedir, munezzehtir

[23] Yaptıgından sorulmaz ona, fakat onlardır sorumlu olanlar, sorguya cekilenler

[24] Ondan baska bir mabut mu kabul ettiler? De ki: Getirin delilinizi oyleyse. Iste benimle beraber olanların kitabı ve iste benden oncekilerin kitapları. Hayır, onların cogu, gercegi bilmiyorlar ve bundan dolayı da yuz ceviriyorlar

[25] Ve senden once hicbir peygamber gondermedik ki ona, benden baska yoktur tapacak, bana kulluk edin ancak diye vahyetmeyelim

[26] Derler ki: Rahman, kendisine evlat edinmistir, hasa, yucedir, munezzehtir bundan, onlar, kadirleri yuceltilmis kullardır

[27] Onların sozleri, hep onun emrine uygundur ve onlar, daima onun emrini yerine getirirler

[28] O bilir, onların onlerinde ve artlarında ne varsa ve Tanrı rızasına mazhar olandan baskasına sefaat de edemezler ve onlar, onun korkusundan urkerler

[29] Onlardan kim, ben de ondan ayrı bir mabudum derse onu cehennemle cezalandırırız; zalimleri boyle cezalandırırız biz

[30] Kafir olanlar gormezler mi ki gercekten de goklerle yer birdi de biz onları ayırdık ve her seyi, sudan yarattık, hala mı inanmazlar

[31] Insanlarla beraber calkalanmasın diye yeryuzunde metin daglar yarattık ve yollarını bulsunlar, maksatlarına ersinler diye de orada genis yollar actık

[32] Gokyuzunu, korunmakta olan bir tavan yaptık, onlarsa hala delillerinden yuz cevirmedeler

[33] O, oyle bir mabut ki geceyi, gunduzu, gunesi ve ayı yaratmıstır, hepsi de gokte yuzup durmada

[34] Senden once de ebedi olarak yasayacak hicbir insan yaratmadık; sen olursen onlar ebedi mi kalacaklar

[35] Herkes, olumu tadacak ve sizi, bir sınama olarak hayırla, serle de denemedeyiz ve donup tapımıza geleceksiniz

[36] Kafir olanlar, seni gorunce ancak alaya alırlar, bu mudur derler, mabutlarınızı anan, halbuki onlar rahmanı anmayı inkar ederler

[37] Insan, pek aceleci yaratılmıstır; delillerimi yakında gosterecegim size, acele etmeyin

[38] Dogru soyluyorsanız derler, ne zaman yerine gelecek vaadiniz

[39] Bir bilselerdi kafir olanlar onlerinden, artlarından kendilerini saran atesi defedemeyecekleri ve hicbir yardım da goremeyecekleri zamanı

[40] Hatta o gun, onlara birdenbire geliverecek de sasırtacak onları ve onu reddetmeye gucleri yetmeyecegi gibi muhlet de verilmeyecek onlara

[41] Andolsun ki senden onceki peygamberlerle de alay edilmistir de onlarla alayları yuzunden alay ettikleri azaba ugrayıvermislerdir

[42] De ki: Kim koruyabilir rahmandan sizi geceleyin ve gunduzun? Fakat onlar, Rablerini anmaktan yuz cevirirler

[43] Onların, azabımızı kendilerinden menedecek bir mabutları mı var yoksa? O mabutların, ne kendilerine yardım etmeye gucleri yeter, ne de bizden bir yardım gorur kafirler

[44] Hatta biz, onların da, atalarının da omurlerini uzattık, omurleri boyunca onları gecindirdik, fakat gormezler mi ki yerlerine, yurtlarına girip hakim oldukları yerleri daraltıp azaltmadayız; hala onlar mı ustun olanlar

[45] De ki: Ben sizi vahiyle korkutup duruyorum ancak, fakat sagırlar, korkutuldukları zaman da kendilerini davet edenin sozunu duymazlar

[46] Fakat onlara Rabbinin azabından bir koku bile esse derhal eyvahlar olsun bize derler gercekten de biz zalimdik

[47] Kıyamet gunu, adalet terazilerini kuracagız, hicbir kimse hicbir seyde haksızlıga ugramıyacak, hatta hardal tanesi agırlıgında bir isin bile karsılıgını verecegiz, bizim hesap gorusumuz yeter

[48] Ve andolsun ki Musa'ya ve Harun'a, hakkı batıldan ayıran ve cekinenlere ısık ve ogut olan kitabı verdik

[49] O cekinenler, gormedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyametten urkup titrerler

[50] Ve bu da kutlu Kur'an'dır, bunu da indirdik; inkar mı edeceksiniz onu

[51] Andolsun ki daha once Ibrahim'e onu dogru yola sevkedecek delilleri vermistik ve onun, buna ehil oldugunu da biliyorduk

[52] Hani atasına ve kavmine, nedir bu tapıp durdugunuz heykeller demisti

[53] Biz dediler, atalarımızı bunlara tapıyor bulduk

[54] O da andolsun ki demisti, siz de apacık bir sapıklık icindesiniz, atalarınız da

[55] Onlar, bize bir gercekle mi geldin demislerdi, yoksa oyun oynayanlardan mısın

[56] O, hayır demisti, Rabbiniz, goklerin ve yeryuzunun Rabbidir, onları yaratmıstır ve ben de bu soze tanık olanlardanım

[57] Ve andolsun Allah'a ki siz donup gittikten sonra ben, onlara yapacagımı yapacagım

[58] Onları paramparca etti, yalnız, ona bas vursunlar diye buyuklerini bıraktı

[59] Mabutlarımıza kim yaptı bu isi dediler, suphe yok ki o gercekten de zalimlerden

[60] Bir genc duymustuk dediler, Ibrahim deniyordu adına, onlardan bahsediyordu

[61] Oyleyse dediler, onu halkın gozu onune getirin de soyledigi soze tanıklıkta bulunsunlar

[62] Ey Ibrahim dediler, bu isi sen mi yaptın mabutlarımıza

[63] O, belki de su put yapmıstır bu isi dedi, buyukleri bu, soyliyebilirse sorun ona

[64] Birbirlerine donup de gercekten de zalimsiniz siz dediler

[65] Sonra baslarını egdiler ve andolsun ki dediler, sen de bunların konusmadıgını bilirsin

[66] Ibrahim, peki dedi, oyleyse Allah'ı bırakıp da ne diye tapıyorsunuz size ne bir faydası dokunan, ne bir zararı gelen seylere

[67] Yuh size de, Allah'ı bırakıp taptıgınız seylere de; akıl etmez misiniz ki

[68] Bir sey yapacaksanız dediler, yakın onu da mabutlarınıza yardım edin

[69] Ey ates dedik, sogu Ibrahim'e karsı ve bir zarar verme ona

[70] Onlar, Ibrahim'e bir duzen kurmak istedilerse de biz, onları en buyuk bir ziyana ugrattık

[71] Onu da, Lut'u da kurtarıp alemlere kutlu ettigimiz yere ulastırdık

[72] Ve ona Ishak'ı verdik, Yakup'u da istemeden ihsan ettik ve hepsini de temiz ve iyi kisiler kıldık

[73] Onları oyle rehberler ettik ki emrimizle halkı dogru yola sevk ederler ve onlara hayırlı isleri, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik ve onlar, bize ibadet eden kisilerdi

[74] Ve Lut'a da peygamberlik ve bilgi verdik ve halkı, kotu islerde bulunan sehirden kurtardık onu; gercekten de onlar, kotu ve buyruktan cıkmıs bir topluluktu

[75] Ve rahmetimize ithal ettik onu; gercekten de temiz kisilerdendi o

[76] Ve Nuh da bundan once hani nida etmisti de duasını kabul etmistik, onu ve ailesini, yurekleri bile yakan pek buyuk bir dertten kurtarmıstık

[77] Ve delillerimizi yalanlayan bir topluluga karsı yardım etmistik ona; gercekten de kotu bir topluluktu onlar ve bu yuzden hepsini de sulara bogmustuk

[78] Davud'la Suleyman da, hani bir toplulugun koyunları, geceleyin birisinin tarlasına yayılmıs, harap etmisti de bu hususta hukum vermislerdi ve biz de hukumlerine tanık olmustuk

[79] O hukmu, biz anlatmıstık Suleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermistik ve beraberce Tanrıyı tenzih etmek icin dagları ve kusları, Davud'a ram ettik ve bunları yaptık, gucumuz yeter yapmaya

[80] Ve ona, sizi savaslarda koruması icin zırh yapma sanatını ogrettik, hala mı sukretmezsiniz

[81] Ve Suleyman'a kasırga gibi esen ruzgarı ram ettik, emriyle, kutladıgımız yere esip giderdi ve biz her seyi biliriz

[82] Ve Seytanlardan, onun icin denize dalıp ona mucevherat cıkaranlar ve bundan baska daha ayrı isler yapanlar da vardı ve biz de onları korurduk

[83] Ve Eyyub da hani Rabbine nida etmisti de gercekten demisti, bana zarar dokundu ve sen, merhametlilerin en merhametlisisin

[84] Derken duasını kabul ettik de ne zarara ugradıysa giderdik ve katımızdan rahmet ve ibadet edenlere ibret olmak uzere ona ailesini ve onlarla beraber daha da bir mislini verdik

[85] Ve Ismail de, Idris de, ZulKifl de, hepsi de sabredenlerdendi

[86] Ve onları rahmetimize ithal ettik; gercekten de temiz kisilerdendi onlar

[87] Ve Zunnun da hani ofkelenip gitmisti de sanmıstı ki bizim gucumuz yetmeyecek ona; derken karanlıklarda nida ederek gercekten de senden baska yoktur tapacak, tenzih ederim seni ve suphe yok ki ben, zalimlerden oldum demisti

[88] Derken duasını kabul etmistik onun ve gamdan kurtarmıstık onu ve boyle kurtarırız insanları

[89] Ve hani Zekeriyya da Rabbine nida etmis ve Rabbim demisti, beni yalnız bırakma ve sensin mirascıların en hayırlısı

[90] Derken duasını kabul etmistik onun ve ona Yahya'yı vermistik ve karısının kısırlıgını gidermistik, dogurmaya kabiliyet vermistik. Onlar, hayırlı islerde kosusurlar, yarısırlar ve umarak, korkarak bize dua ederlerdi ve onlar, bize karsı gonul alcaklıgı gosterirlerdi

[91] Hani, bir de ırzını koruyan o kız vardı, onu da an; biz, ona ruhumuzdan uflemistik ve onu ve oglunu, alemlere bir delil yapmıstık

[92] Hic suphe yok ki bir tek ummetsiniz siz ve ben Rabbinizim, bana kulluk edin

[93] Dine ait islerinde, kendi aralarında bolukboluk oldu onlar ve hepsi de donup bizim tapımıza gelecek

[94] Inanarak iyi islerde bulunanların calısmaları, inkar edilmez ve biz, suphe yok ki onları yazmadayız

[95] Helak ettigimiz bir sehir halkının, donup bizim tapımıza gelmemesine imkan yok

[96] Sonunda Ye'cuc ve Me'cuc'un seti acılınca ve onlar, her tepeden yeryuzune saldırınca

[97] Ve gercek vait yaklasınca iste o zaman kafir olanlar, gozlerini dikip kalacaklar ve yazıklar olsun bize diyecekler, bundan gafildik, hatta zalimdik biz

[98] Suphe yok ki siz de, Allah'ı bırakıp taptıklarınız da cehennem odunusunuz, siz, oraya gireceksiniz

[99] Sunlar, mabud olsalardı oraya ugramazlardı, halbuki hepsi de orada ebedidir

[100] Orada siddetle inleyerek nefes alacak onlar ve onlar, orada hicbir sey duymayacaklar

[101] Fakat kendilerine, tarafımızdan guzel bir vaitte bulunulan, haklarında iyilik takdir edilen kimseler, oradan uzaklasmıslardır

[102] Orasının en hafif bir sesini bilmezduymaz onlar ve canlarının diledigi, arzuladıgı seylerin icinde ebedidir onlar

[103] O en buyuk korku, onları huzunlendirmez ve melekler, onları karsılarlar da iste derler, size vaadedilen gun, bugun

[104] Biz o gun gogu, kitap sahifelerini durup buker gibi durup bukecegiz; once nasıl yaratmaya basladıysak tekrar yaratacagız, bu, vaadimizdir bizim ve gercekten de yapacagız bunu, gucumuz yeter yapmaya

[105] Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Suphe yok ki yeryuzu, temiz kullarıma miras kalır

[106] Suphe yok ki bu, kullukta bulunan topluluga bir tebligdir

[107] Ve biz seni, ancak alemlere rahmet olarak gonderdik

[108] De ki: Bana, mabudumuzun, bir tek mabut oldugu vahyedildi ancak, Musluman oluyor musunuz siz de

[109] Eger yuz cevirirlerse de ki: Aynı tarzda hepinize de bildirdim ve size vaadedilen yakında mı olacak, uzak bir zamanda mı, onu bilmem ben

[110] Suphe yok ki o, acık konusulan sozu de bilir, gizlediginiz sozu de

[111] Ve bildirdigim, sizi bir sınama ve bir zamana dek gecindirme de olabilir, onu da bilmem ben

[112] Dedi ki: Rabbim, gercek olarak hukmet ve Rabbimiz olan rahmanın yardımını dileriz onun hakkında soylediginiz aslı olmayan sozler yuzunden

Hac

Surah 22

[1] Ey insanlar, cekinin Rabbinizden, suphe yok ki kıyametin sarsıntısı, pek buyuk birseydir

[2] Onu gordugunuz gun, butun emzikli kadınlar; cocuklarını bile unutup bırakır, her gebe kadın, cocugunu dusurur ve insanları sarhos gorursun, fakat sarhos degildir onlar, ancak Allah'ın azabı pek cetindir

[3] Insanlardan oylesi de var ki bilgisi olmadıgı halde Allah hakkında munakasaya girisir ve her azgın Seytanın pesine duser

[4] Ezelden takdir edilmistir, kim, onu sever, kim ona uyarsa suphe yok ki o, azdırır onu ve alevalev yanan atesin azabına surukler

[5] Ey insanlar, olumden sonra dirilme hakkında suphedeyseniz bilin ki hic suphe yok, sizi topraktan yarattık biz, sonra bir katre sudan, sonra donmus bir parca kandan, sonra yaratılısı tamamlanmıs, tamamlanmamıs bir et parcasından size apacık gosterelim kudretimizi diye. Ve sizi, diledigimiz muayyen bir zamana dek rahimlerde kararlastırırız, sonra cocuk olarak cıkarırız sizi, sonra da ergenlik cagına getiririz ve sizden olen olur, gene sizden, bilgisinden sonra hicbir sey bilmez bir hale gelen ve omrun en asagılık devresine suruklenen olur. Ve yeryuzunu kupkuru gorursun, fakat ona yagmur yagdırdıgımız zaman harekete gelir, kabarır ve cesitli, ciftercifter guzelim nebatlar bitirir

[6] Bu da, suphe yok ki Allah'ın gercek olusundandır ve suphe yok ki o, oluyu de diriltir ve suphe yok ki onun, her seye gucu yeter

[7] Ve gercekten de kıyamet gelmededir, suphe yok onda ve gercekten de Allah, kabirlerdekileri diriltecektir

[8] Ve insanlardan, bilgisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadıgı halde Allah hakkında munakasaya girisen var

[9] Halkı Allah yolundan saptırmak icin kendi kendine ululanır durur. Ona, dunyada asagılık bir durum var ve kıyamet gunu de yakıp kavurucu azabı tattırırız ona

[10] Bu da senin, kendi ellerinle kendine hazırladıgın seydir ve suphe yok ki Allah, alabildigine zulmetmez kullarına

[11] Ve insanlardan, Allah'a kalbiyle degil de diliyle kulluk eden de var; ona bir hayır isabet ederse kalbi yatısır o hayır yuzunden, fakat bir sınamaya ugrarsa yuzu donuverir; dunyada da ziyan eder, ahirette de; iste budur apacık ziyan

[12] Allah'ı bırakır da kendisine ne bir zarar verebilen, ne bir fayda verebilen seyi cagırır. Budur iste dogruluktan tamamıyla uzak bir sapıklık

[13] Zararı, faydasından daha yakın olanı cagırır; fakat ne de kotu yardımcıdır o, ne de kotu arkadas

[14] Suphe yok ki Allah, inanan ve iyi islerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar; suphe yok ki Allah, diledigini yapar

[15] Allah, peygambere dunyada da, ahirette de yardım etmeyecek sanan bilsin ki yardım edecektir, isterse tavana bir ip takıp assın kendini de olsun ve baksın da gorsun, bu yaptıgı duzen, kızdıgı seyi ortadan kaldırır mı

[16] Iste biz, apacık ayetleri boyle indirdik ona ve suphe yok ki Allah, diledigini dogru yola sevk eder

[17] Suphe yok ki inananlar ve Yahudi olanlar, Sabiiler, Nasraniler ve Mecusilerle bir de sirk kosan kisiler; suphe yok ki Allah, kıyamet gununde onların aralarını ayırır; suphe yok ki Allah, her seye tanıktır

[18] Gormez misin, Allah, suphe yok, oyle bir mabut ki ona secde eder ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve gunes, ay, yıldızlar, daglar, agac, hayvanlar ve insanların cogu ve cogu da azabı hak etmistir ve Allah, kimi hor kılarsa onu kutluluga ulastırıp ona lutuf ve ihsanda bulunan hicbir kimse bulunamaz; suphe yok ki Allah, diledigini yapar

[19] Su iki zumre, Rablerinin dini hakkında birbirleriyle cekisen iki dusmandır; kafir olanlara atesten libaslar bicilmistir, tepelerine de kaynar su dokulecek

[20] Ve bu suretle karınlarında ne varsa o da eritilecek, derileri de

[21] Onlara demirden comaklar da var

[22] Ne zaman elemlerinden, oradan cıkmak isteseler gene oraya gonderilirler de tadın yakıp kavuran azabı denir

[23] Suphe yok ki Allah, inanan ve iyi islerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere koyar, orada altın bilezikler ve inciler takınıp bezenirler ve orada, elbiseleri de ipektir

[24] Ve onlar, sozun en temizini soylemeye irsat edilmislerdir ve onlar hamde layık Tanrının yoluna irsad edilmislerdir

[25] Kafir olanlar ve halkı Allah'ın yolundan cıkaranlar ve insanlar icin ibadet yeri olarak halkettigimiz ve orada yurt tutanla orayı ziyaret icin gelen hakkında aynı hukumleri yuruttugumuz Mescidi Haram'dan men edenlerse. Ve kim orada nehy edilmis birseyi zulmederek yapmak isterse ona elemli azabı tattırırız

[26] An o zamanı ki hani biz Ibrahim'e, bana hicbir seyi serik tutma ve tavaf edenlere, namaz kılanlara, ruku edenlere, secde kılanlara tertemiz tut evimi diye Beyt'in yerini gostermistik

[27] Ve insanları hacca davet et, uzakuzak, butun yerlerden yaya olarak, yahut hayvana binerek gelsinler sana

[28] Gelsinler de kendilerine ait olan menfaatleri elde etsinler ve kendilerine rızık olarak verilen dort ayaklı hayvanları, muayyen gunlerde Allah'ın adını anarak kessinler. Yiyin artık onlardan ve yokyoksul fakiri de doyurun

[29] Sonra ihramdayken yapılmayan seyleri yapıp temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve tavaf etsinler Beytalatıyk'ı

[30] Iste budur hac ve Allah'ın, hurmeti emrettigi seylere tazim eden kisiye bu hareketi, Rabbi katında hayırlıdır ve size, okunan seyler mustesna, okuz, inek, koyun, deve helal edilmistir, artık cekinin putlara tapma pisliginden ve cekinin yalan sozden

[31] Allah'ı bir tanıyıp ona sirk kosmaksızın ve kim, Allah'a sirk kosarsa sanki havadan dusmustur de kus kapmıstır onu, yahut da ruzgar almıs, pek uzak bir yere surup atmıstır onu

[32] Iste boyledir bu ve kim Allah dininin hukumlerini ulularsa suphe yok ki bu hareket, yureklerdeki cekinme duygusundandır

[33] Kurbanlık hayvanlarda, muayyen bir zamanadek faydalar var size, sonra varıp gidecekleri yer, BeytalAtıyk'tir

[34] Her ummete kurban kesmeyi mesru kıldık davarlardan onlara rızık olarak verdiklerimizi keserlerken Allah'ın adını anmaları sartıyla ve bilin ki mabudunuz, bir mabuttur artık ona teslim olun ve mujdele itaat edip alcak gonullu olanları

[35] Oyle kisilerdir onlar ki Allah anılınca yurekleri oynar korkudan ve ugradıkları musibetlere katlanırlar, namaz kılmaya devam ederler ve kendilerini rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını harcarlar yoksullara

[36] Buyuk develeri de Allah'ın size mesru kıldıgı kurbanlık hayvanlar olarak yarattık, onlarda hayır ve menfaat var size. Artık onlar, ayaktayken onları bogazlayın ve Allah'ın adını anın, yanustu dustukleri zaman da hem siz yiyin ondan, hem de yoksullugunu bildirip isteyen ve gizleyip istemeyen yoksulları doyurun; siz sukredesiniz diye boylece onları da ram ettik size

[37] Onların ne etleri Allah'a ulasır, ne kanları, fakat sizin cekinmenizdir ki ona ulasır. Sizi dogru yola sevkettiginden dolayı Allah'ı buyuk bilmeniz icin onları da ram etti size ve mujdele iyilik edenleri

[38] Suphe yok ki Allah, inananlardan musriklerin serrini defedecek; suphe yok ki Allah, hainlikte ileri giden nankorlerin hicbirini sevmez

[39] Kendileriyle savasa girisilenlere, zulme ugradıklarından dolayı savasmaya izin verildi ve suphe yok Allah'ın, onlara yardım etmeye gucu yeter elbette

[40] O kisilerdir onlar ki ancak Rabbimiz Allah'tır dediklerinden dolayı haksız olarak yurtlarından cıkarıldılar ve eger Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyle defetmeseydi, iclerinde Allah adının cok anıldıgı manastırlar da yıkılırdı, havralar da, kiliseler de, mescitler de ve Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder; suphe yok ki Allah, kuvvetlidir, ustundur

[41] O kisilerdir onlar ki onları yeryuzunde yerlestirdik mi namaz kılarlar, zekat verirler, iyiligi emrederler, kotulukten vazgecirmeye calısırlar ve butun islerin sonucu, Allah'a varır

[42] Seni yalanlarlarsa onlardan once gelip gecen Nuh, Ad ve Semud kavimleri de yalanlamıslardı

[43] Ve Ibrahim kavmi de, Lut kavmi de

[44] Ve Medyen ehli de yalanlamıstı ve Musa da yalanlanmıstı da onların azabını geciktirdim, bir muhlet verdim onlara da sonra helak ediverdim onları; nasılmıs beni inkar etmek, nasıl da devletlerini felakete cevirmisim

[45] Nice sehirler var ki halkı zalim oldugundan helak ettik onları ve o sehirlerin tavanları, duvarlarına cokmus, yerle bir olmus, ıpıssız kalmıs ve nice kuyular kuruttuk, nice yuce koskler yıktık

[46] Akıl ve tedbire sahip olacak akıl, duyup anlayacak kulak elde etmek icin hic de mi yeryuzunde gezip dolasmazlar? Gercekten de gozler kor olmaz ama gonullerdeki can gozleri korlesir

[47] Azabın, cabucak gelip catmasını isterler senden ve Allah, vaadinden caymaz kesin olarak ve Rabbinin katında bir gun, sizin sayıp durdugunuz bin yıl gibidir

[48] Ve nice sehir var ki halkı zalim oldugundan muhlet verdik onlara da sonra helak ediverdim ve donup gelecekleri yer de benim tapımdır

[49] De ki: Ey insanlar, ben ancak size, apacık bir korkutucuyum

[50] Inanan ve iyi islerde bulunanlaradır yarlıganmak ve guzel bir rızık

[51] Delillerimize karsı gelmeye ugrasanlara gelince: Onlar, alevalev yanan cehennemin ehlidir

[52] Ve senden once, seriat sahibi veya baskasının seriatine uymus hicbir peygamber gondermedik ki o, bir sey diledigi zaman Seytan, onun dilegine bir fitne katmaya ugrasmasın. Fakat Allah, Seytan'ın katmak istedigi seyi bozar, sonra da ayetlerini saglamlastırır ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[53] Bu da, Seytan'ın katmak istedigi seyi, gonullerinde hastalık olanlarla yurekleri katı bulunanlara bir sınama yapmak icindir ve suphe yok ki zalimler, gercekten pek uzak bir ayrılık icindedir

[54] Bir de bu suretle kendilerine bilgi verilenler, bilirler ki Kur'an, Rabbinden gelen bir gercektir ve artık inanırlar ona, gonulleri, onunla tevazuya erisir ve suphe yok ki Allah, inananları elbette dogru yola sevk eder

[55] Kafir olanlarsa, kıyamet gelip catmadıkca, yahut o kısır gun, onlara gelmedikce onun hakkında suphe etmekten kurtulamazlar

[56] O gun, saltanat ve tasarruf, Allah'ındır, aralarını hukmeder o, inanıp iyi islerde bulunanlar, nimetlerle dolu cennetlerdedir

[57] Kafir olup delillerimizi yalanlayanlarsa, onlar icindir horlayan, asagılatan azap

[58] Allah yolunda yurtlarından gocenleri, sonra oldurulenleri, yahut olenleri Allah, mutlaka guzel bir rızıkla rızıklandıracaktır ve suphe yok ki Allah, elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır

[59] Mutlaka onları, hosnut olacakları bir yere ithal edecektir ve suphe yok ki Allah, her seyi bilir ve azap etmede acele etmez

[60] Boyledir bu ve kim bir cezaya ugrar da ceza edeni ona benzer bir surette cezalandırırsa, sonra da gene aleyhine taskınlıkta bulunulursa Allah yardım eder ona; suphe yok ki Allah, sucları bagıslar, orter

[61] Boyledir bu, cunku Allah, geceyi kısaltır, gecenin bir kısmını gunduz yapar, gunduzu kısaltır, bir kısmını gece yapar ve suphe yok ki Allah, her seyi duyar, gorur

[62] Boyledir bu, cunku Allah, gercektir ve suphe yok ki ondan baska neyi cagırırlarsa bostur, aslı yoktur ve suphe yok ki Allah, pek yucedir, pek buyuk

[63] Gormez misin, suphe yok ki Allah, gokten yagmur yagdırır da yeryuzu yemyesil olur; suphe yok ki Allah, lutuf ve ihsan sahibidir, her seyden haberdardır

[64] Onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve suphe yok ki Allah, mustagnidir her seyden ve odur hamde layık

[65] Gormez misin, suphe yok ki Allah, ram etmistir size yeryuzunde ne varsa ve emriyle denizde akıp giden gemiyi ve izni olmadıkca gokyuzunu yeryuzune yıkmaz da tutar; suphe yok ki Allah, insanları pek esirger ve rahimdir

[66] Oyle bir mabuttur ki sizi diriltti, sonra oldurur, sonra gene diriltir, fakat suphe yok ki insan, pek nankordur

[67] Ve her ummete bir din verdik, o dine gore ibadette bulunurlar, artık seninle her hususta cekismeye kalkısmasınlar ve Rabbinin yoluna cagır, suphe yok ki sen, dogru yolu bulmussun

[68] Seninle mucadele ederlerse artık Allah de, ne yaptıgınızı bilir

[69] Allah, kıyamet gunu, ne hususta aykırılıga dustuyseniz, aranızda hukmeder sizin

[70] Bilmez misin ki Allah, gercekten de bilir ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde; suphe yok ki bu, bir kitapta tespit edilmistir; suphe yok ki bu, Allah'a pek kolaydır

[71] Ve bu hususta kendilerinin bir delilleri olmadıgı ve bir bilgiye sahip bulunmadıkları halde Allah'ı bırakırlar da baska seylere kulluk ederler ve zalimlere hicbir yardımcı yoktur

[72] Onlara apacık ayetlerimizi okudun mu yuzlerinde inkar alametleri belirir, gorup tanırsın sen de; neredeyse ayetlerimizi onlara okuyanlara saldırıverecekler. De ki: Bundan daha ser, daha da beter bir sey haber vereyim mi size: Ates. Allah, kafir olanlara vaadetmistir onu ve orası, donup gidilecek ne de kotu yer

[73] Ey insanlar, bir ornek getirilmede, dinleyin onu: Allah'ı bırakıp da taptıgınız putlar yok mu, onlar, bir sinegi bile yaratamazlar kesin olarak, hatta hepsi bir araya gelse bile ve sinek, onlardan bir sey kapıp gitse onu da tekrar geri alamazlar ondan; isteyen de acizdir, istenen de

[74] Onlar, Allah'ın buyuklugunu hakkıyla bilemediler; suphe yok ki Allah, kuvvet sahibidir, ustundur

[75] Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler secmistir; suphe yok ki Allah, duyar, gorur

[76] Bilir ne varsa onlerinde ve ne varsa artlarında ve butun isler, donup Allah'a varır

[77] Ey inananlar, ruku edin, secde edin, kulluk edin Rabbinize ve hayır isleyin de kurtulun, erin muradınıza

[78] Ve Allah icin hakkıyla savasın. O secti sizi ve dinde bir gucluk vermedi size; babanız Ibrahim'in dini. O mabuttur daha once ve bu Kur'an'da size Musluman adını takan, Peygamber, size tanık olsun, siz de insanlara tanıklık edin diye. Artık namaz kılın, zekat verin ve sarılın Allah'a, odur dostunuz; ne de guzel dosttur, ne de guzel yardımcı

Mü'minûn

Surah 23

[1] Gercekten de kurtulmuslardır, muratlarına ermislerdir inananlar

[2] Oyle kisilerdir onlar ki namazlarını gonul alcaklıgıyla kılarlar

[3] Ve oyle kisilerdir onlar ki bos seylerden yuz cevirirler

[4] Ve oyle kisilerdir onlar ki zekatlarını verirler

[5] Ve oyle kisilerdir onlar ki ırzlarını korurlar

[6] Ancak esleri, ve malları olan cariyeleri mustesna ve bunda da hic kınanmaz onlar

[7] Bunun otesinde bir sey isteyenlerse, onlardır haddi asanlar

[8] Ve oyle kisilerdir onlar ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler

[9] Ve oyle kisilerdir onlar ki namazlarını korurlar

[10] Onlardır mirascılar

[11] Oyle kisilerdir onlar ki Firdevs'i miras alırlar ve onlar orada ebedi kalırlar

[12] Andolsun ki biz insanı, balcık mayasından yarattık

[13] Sonra onu, saglam bir karar yurdunda bir katre su kıldık

[14] Sonra o bir katre suyu kan pıhtısı haline getirdik, derken kan pıhtısını bir parca et haline soktuk, derken ette kemikler yarattık, derken kemiklere et giydirdik, sonra da onu baska bir yaratılısla meydana getirdik; ne yucedir sanı yaratıcıların en guzeli Allah'ın

[15] Sonra suphe yok ki siz oleceksiniz

[16] Sonra gene suphe yok ki kıyamet gunu tekrar diriltileceksiniz

[17] Ve andolsun ki ustunuzde yedi yol yarattık ve bu yaratıstan gafil degiliz biz

[18] Ve gokten, ihtiyac miktarınca yagmur yagdırdık da yagmur suyunu yerde kararlastırdık, topladık ve bizim, hic suphe yok ki onu gidermeye de gucumuz yeter

[19] Onunla da size hurmalıklar ve uzum bagları meydana getirdik, oralarda sizin icin bircok meyvelar var, onlardan yemedesiniz

[20] Ve Turı Seyna'dan cıkan bir agac da meydana getirdik ki yagıyla ve yiyenlere, katıgıyla biter

[21] Ve suphe yok ki dort ayaklı hayvanlarda da ibret var sizin icin elbette; karınlarındakini iciririz size ve onlarda, size daha bircok da faydalar var ve bir kısmını yersiniz

[22] Onlara ve gemiye binersiniz

[23] Ve andolsun ki Nuh'u kavmine gonderdik de ey kavmim dedi, kulluk edin Allah'a, size yoktur ondan baska bir mabut, hala mı cekinmeyeceksiniz

[24] Kavminin ileri gelenlerinden kafir olanlar, bu dediler, sizin gibi bir insandan baska bir sey degil, size ustun olmayı dilemekte ve Allah isteseydi melekleri indirirdi, fakat bizden once gelip gecen atalarımız zamanında da boyle bir sey oldugunu duymadık biz

[25] Bu, delilige tutulmus bir adam ancak, artık bir zamanadek gozetleyin bunu

[26] Nuh, Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karsı sen yardım et bana

[27] Derken ona, nezaretimiz altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap diye vahyettik; derken emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya baslayınca her mahluktan birer cifti ve helaki takdir edilenden baska ailenden olanları gemiye yukle ve zulmedenler hakkında bana soz soyleme, suphe yok ki onlar garkolacaklar dedik

[28] Sen ve seninle beraber bulunanlar, gemiye oturunca da hamdolsun Allah'a ki de, bizi zalim topluluktan kurtardı

[29] Ve de ki: Rabbim, beni kutlulukla indir ve sensin indirenlerin en hayırlısı

[30] Suphe yok ki bundan deliller var elbet ve suphesiz ki biz, insanları deneriz

[31] Sonra onların ardından, baska bir nesil meydana getirdik

[32] Derken onlara, kendi cinslerinden bir peygamber gonderdik de kulluk edin Allah'a dedi, yoktur size ondan baska bir mabut, hala mı cekinmezsiniz

[33] Kavminin ileri gelenlerinden kafir olanlar ve ahirete ulasmayı yalanlayanlar, onlara dunya yasayısında nimetler verdigimiz halde bu dediler, sizin gibi bir insandan baska bir sey degil; yediginiz seylerden o da yemekte ve ictiginiz seylerden o da icmekte

[34] Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz o zaman gercekten de ziyan edersiniz

[35] Olup toprak ve kemik kesildikten sonra kabirden cıkacagınızı mı vaadediyor size

[36] Size vaadedilen sey, gercekten ne de uzak, ne de uzak

[37] Yasayıs, ancak su dunyadaki yasayısımızdan ibaret; oluruz, yasarız ve tekrar dirilmeyiz biz

[38] Bu, ancak yalan yere Allah'a iftira eden bir adam ve biz, ona inanmayız

[39] Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karsı sen yardım et bana

[40] Tanrı, az bir zamanda dedi, herhalde nadim olacaklar

[41] Gercek ve yerinde gelen bir bagırısla onları helak ediverdik de selle suruklenip gelen cercope dondurduk; artık uzaklık, zulmeden topluluga

[42] Sonra onların ardından, baska bir nesil meydana getirdik

[43] Hicbir ummet, helak edilmesi mukadder olan zamanı ileriye alamayacagı gibi geriye de atamaz

[44] Sonra birbiri ardınca peygamberlerimizi gonderdik. Bir ummete peygamber geldi mi yalanladılar onu, biz de bir kısmını, bir kısmının pesine takıp birbiri ardınca helak ettik onları ve adları, sozleri kaldı ancak; artık uzaklık inanmayan topluluga

[45] Sonra Musa'yı ve kardesi Harun'u, delillerimizle ve apacık bir burhanla gonderdik

[46] Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine, ululanmak istediler ve kibirli bir topluluktu onlar

[47] Derken, inanacagız mı bizim gibi iki insana, kavimleri de bize kulluk etmede dediler

[48] Dediler de ikisini de yalanladılar ve onlar, helak edilenlerdi zaten

[49] Andolsun ki biz, dogru yolu bulsunlar diye Musa'ya kitap vermistik

[50] Ve Meryemoglunu ve anasını kudretimize birer delil olarak yaratmıs, onları duz, otlak ve sulak bir tepede barındırmıstık

[51] Ey Peygamberler, yiyin temiz seyleri ve iyi islerde bulunun, suphe yok ki ben, yaptıklarınızı bilirim

[52] Ve suphe yok ki su ummetiniz, bir ummetten ibarettir ve ben de Rabbinizim, artık cekinin benden

[53] Fakat din hususunda ayrıldılar ve ayrılanlar, kendi kitaplarından baska kitapları inkar ettiler ve her boluk, kendi elindekine razı oldu, onunla ovunmiye koyuldu

[54] Artık bir zamanadek sapıklıkları icinde bırak onları

[55] Sanıyorlar mı ki onlara mal ve evlat vererek mukafatlandırmadayız, yardım etmedeyiz onlara

[56] Hayırlara ulasıvermelerini saglamadayız, hayır, anlamıyorlar

[57] Suphe yok, oyle kisilerdir onlar ki Rablerinin buyuklugunden korkarlar

[58] Oyle kisilerdir onlar ki Rablerinin delillerine inanırlar

[59] Oyle kisilerdir onlar ki Rablerine sirk kosamazlar

[60] Oyle kisilerdir onlar ki verecekleri neyse verirler ve yurekleri, suphesiz olarak donup Rablerinin tapısına varacaklarını bildikleri icin korkuyla dolar

[61] Onlardır hayırlara, yarısırcasına kosanlar ve onlardır hayırlarda onde bulunanlar

[62] Ve biz, hic kimseye gucu, yetmeyecegi bir sey teklif etmeyiz ve katımızdadır gercek olanı soyleyen kitap ve onlar, zulum gormezler

[63] Hayır, onların gonulleri, bu hususta sapıklık icindedir ve onların, bundan baska isledikleri isler var, onlar, o isleri islerler

[64] Sonunda nimet icinde yasayanlarını azaba ugrattıgımız zaman feryada ve yalvarmaya baslarlar

[65] Bugun feryat edip yalvarmayın, suphe yok ki bizden bir yardım goremezsiniz

[66] Size ayetlerimiz okundugu zaman gerisin geriye donerdiniz

[67] Ululanırdınız orada ve geceleyin de Peygamber hakkında uluorta soylenirdiniz

[68] Su Kur'an'ı bir iyice dusunmezler mi, yoksa evvelce gelip gecen atalarına gelmeyen bir sey mi geldi onlara

[69] Yoksa Peygamberlerini tanımazlar mı ki onu inkar etmedeler

[70] Yoksa onda delilik var mı derler? Hayır, o, gercek olan Kur'an'la gelmistir onlara, fakat cogu gercegi istemez

[71] Gercek Tanrı, onların dileklerine uysaydı elbette gokler de bozulurgiderdi, yeryuzu de, onlarda olan varlıklar da. Hayır, biz onlara kendi yuceliklerini getirdik, gosterdik, fakat onlar kendi yuceliklerinden de yuz cevirmedeler

[72] Yoksa onlardan ucret mi istiyorsun? Gercekten de Rabbinin mukafatı daha hayırlıdır ve o, rızık verenlerin en hayırlısıdır

[73] Suphe yok ki sen, onları mutlaka dogru yola cagırmadasın

[74] Fakat gercekten de ahirete inanmayanlar, dogru yoldan sapıyorlar

[75] Onlara acırsan ve ugradıkları zararı giderirsen gene azgınlıklarında saskıncasına ısrar edip giderler

[76] Andolsun ki biz onları azaplandırmıstık da gene Rablerine bas egmemislerdi ve yalvarmamıslardı

[77] Sonunda, onlara cetin bir azap kapısı acmıstık da o zaman her seyden umitlerini kesmislerdi

[78] Ve o, bir mabuttur ki size kulak, gozler ve kalpler verdi ne de az sukrediyorsunuz

[79] Ve o, bir mabuttur ki sizin icin bitirdi yeryuzundekileri ve onun tapısında hasrolacaksınız

[80] Ve o, bir mabuttur ki diriltir ve oldurur ve geceyle gunduzun uzanıp kısalması da onun tedbiriyledir, akıl etmez misiniz

[81] Hayır, onlar, hep evvelkilerin dedikleri gibi demedeler

[82] Dediler ki: Oldukten ve toztoprak ve kemik kesildikten sonra mı diriltilecegiz

[83] Andolsun ki bize de, daha once atalarımıza da vaadedilmisti bu, fakat bu, oncekilerin masallarından baska bir sey degil

[84] De ki: Kimindir yeryuzu ve orada bulunanlar biliyorsanız eger

[85] Diyecekler ki: Allah'ın. De ki: O halde ne diye hala dusunup anlamazsınız

[86] De ki: Kimdir Rabbi yedi gogun ve Rabbi pek buyuk arsın

[87] Diyecekler ki: Bunlar da Allah'ın. De ki: Ne diye hala cekinmezsiniz

[88] De ki: Kimdir her seyin saltanat ve tasarrufu elinde olan ve odur koruyan, oysa korunmaya muhtac degil; biliyorsanız eger

[89] Diyecekler ki: Bunlar da Allah'ın. De ki: Ne diye hala bos seylere kapılmadasınız

[90] Hayır, biz onlara gercegi getirdik ve suphe yok ki onlar, yalan soylemedeler elbette

[91] Allah, hic kimseyi evlat edinmez ve onunla birlikte bir baska mabut yoktur, olsaydı her mabut, kendi halkettigini benimseyip alır gider ve bir kısmı, oburlerinden ustun olurdu. Munezzehtir Allah onların soylediklerinden

[92] Gizliyi de bilir, goruneni de; gercekten de yucedir sirk kosanların ona es tanıdıkları seylerden

[93] De ki: Rabbim, onlara vaadedileni bana gostereceksen

[94] Rabbim, beni zalim toplulugun icinde bırakma

[95] Ve suphe yok ki bizim, onlara vaadettigimiz seyleri sana gostermeye gucumuz yeter elbette

[96] Kotulugu, en guzel bir huyla defet, biz, onların neler dedigini, bizi ne cesit tavsif ettiklerini daha iyi biliriz

[97] Ve de ki: Rabbim, sana sıgınırım Seytanların vesveselerinden

[98] Ve sana sıgınırım Rabbim, onların yanımda bulunmalarından

[99] Sonunda, onlardan birine olum gelip cattı mı Rabbim der, beni geriye, tekrar dunyaya yolla da

[100] Belki iyi isler islerim ve zayi ettigim omru telafi ederim. Hayır, bos bir soz, onun soyledigi soz. Onların onlerinde, diriltilip mezarlarından cıkarılacakları gunedek bir berzah var

[101] Sura ufurulunce aralarında ne soysop var, ne de birbirlerinin halini sorustuRabilirler o gun

[102] Kimin iyilikleri agır gelirse o cesit kisilerdir kurtulanlar, muratlarına erenler

[103] Ve kimin iyilikleri hafif gelirse gercekten de o cesit kisilerdir kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde ebedidir onlar

[104] Yuzlerini yalar ates ve onlar, orada somurtup kalırlar

[105] Siz degil miydiniz size ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar

[106] Rabbimiz derler, kotulugumuz ust oldu bize ve dogru yoldan sapmıs bir topluluk olduk

[107] Rabbimiz, bizi buradan cıkar, gene kotuluge donersek gercekten de zulmetmis oluruz artık

[108] Host, defolun oraya ve bana da soz soylemeyin der

[109] Suphe yok ki bir boluk vardır kullarımdan, Rabbimiz derler, inandık, yarlıga bizi ve acı bize ve sensin merhametliler merhametlisi

[110] Halbuki siz, onları alaya aldınız da sonunda beni anmayı unutturdu size bu hal ve siz onlara gulerdiniz

[111] Suphe yok ki ben de sabrettiklerine karsılık bugun onları mukafatlandıracagım; suphe yok ki onlardır muratlarına erenlerin ta kendileri

[112] Yeraltında kac yıl kaldınız der

[113] Bir gun derler, yahut da bir gunun bir kısmı kadar, artık, sayanlara sor

[114] Ancak pek az kaldınız der, fakat bir bilseniz ahiretin ebediligini

[115] Yoksa sizi ancak bosu bosuna yarattık gercekten de donup tapımıza gelmeyeceksiniz mi sanıyordunuz

[116] Yucedir her seye sahip ve mutasarrıf olan gercek Allah, yoktur ondan baska tapacak, guzelim arsın de sahibidir

[117] Ve kim Allah'la beraber bir baska mabudu cagırırsa onun, bu hususta bir burhanı yoktur; sorusu da Rabbine aittir onun; hic suphe yok ki kafirler, kurtulmazlar, muratlarına ermezler

[118] Ve de ki Rabbim, yarlıga acı ve sensin acıyanların en hayırlısı

Nûr

Surah 24

[1] Bir suredir ki onu indirdik ve hukumlerini farzettik ve anıp ibret alın diye onda nice apacık deliller de gosterdik

[2] Zina eden kadınla zina eden erkegin herbirine yuzer sopa vurun ve Allah dinindeki bu hukum hususunda onları esirgemeniz tutmasın ve azaplarını da inananların bir bolugu gorsun

[3] Zina eden erkek, ancak zina eden kadını, yahut sirk kosan kadını nikahlayabilir ve zina eden kadın da ancak zina eden erkekle, yahut sirk kosanla nikahlanabilir ve bu, inananlara haram edilmistir

[4] Hur namuslu kadınlara iftira edip de sonra dort tanık getiremeyenlere de seksen sopa vurun ve tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin ve onlardır buyruktan cıkanların ta kendileri

[5] Ancak bundan sonra tovbe ederler ve duzgun bir hale gelirlerse artık suphe yok ki Allah, sucları orter rahimdir

[6] Eslerinin zina ettigini soyleyenlere gelince: Kendilerinden baska tanık yoksa, gercekten de dogru soyleyenlerden olduklarına dair herbirinin, dort kere tanıklık etmesi gerektir

[7] Besincide, yalancılardansam Allah'ın laneti yalancıya diye tanıklık eder

[8] Kadının, Allah adına dort kere tanıklık edip kocasının, gercekten de yalancılardan oldugunu soylemesi, cezayı, kendisinden giderir

[9] Besincide, kocam dogru soyleyenlerdense gercekten de Allah'ın gazabı bana der

[10] Allah'ın, size lutfu ve rahmeti olmasaydı ve suphesiz bir surette Allah, tovbeleri kabul etmeseydi, hukum ve hikmet sahibi bulunmasaydı ne yapardınız

[11] O uydurma haberi size getiren sizden bir taifedir; onu ser sanmayın kendinize, hatta o, hayırdır size. Onlardan herbirinin kazandıgı gunah, kendisine aittir, iclerinden, sucun en buyugunu yuklenene gelince: Onundur en buyuk azap

[12] Bunu duydukları zaman inanan erkeklerle kadınlar, kendilerine nasıl husnu zanda bulunuyorlarsa oylece husnu zanda bulunsalardı da bu, apacık bir iftira deselerdi

[13] Bu ise ait dort tanık getirselerdi ya. Tanık getiremeyince de onlar, Allah katında yalancıların ta kendileridir

[14] Dunyada ve ahirette Allah'ın, size lutfu ve rahmeti olmasaydı daldıgınız o dedikodu yuzunden mutlaka pek buyuk bir azaba ugrardınız

[15] O zaman siz, onu agızdan agıza naklediyor ve hicbir bilginiz olmayan o seyi agızlarınızla soyleyip duruyordunuz ve sanıyordunuz ki o, kolay bir sey, halbuki o, Allah katında pek buyuk birseydi

[16] Duydugunuz vakit, buna dair bir soz soylemek, bize dusmez; hasa, bu, pek buyuk bir iftira deseydiniz

[17] Eger inanmıssanız Allah size ogut vermededir bir daha ebediyen buna benzer birseye donmemeniz hakkında

[18] Ve Allah, size delillerini apacık bildirmededir ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[19] Inananlar arasında kotu seylerin yayılmasını sevenleredir dunyada ve ahirette elemli azap ve Allah, her seyi bilir, sizse bilmezsiniz

[20] Allah'ın, size lutfu ve merhameti olmasaydı ve suphesiz bir surette Allah, esirgeyici ve rahim bulunmasaydı ne yapardınız

[21] Ey inananlar, Seytan'ın izini izlemeyin ve kim, Seytan'ın izini izlerse bilsin ki hic suphe yok o, cirkin ve kotu seyleri buyurur ve Allah'ın, size lutfu ve rahmeti olmasaydı icinizden hicbiriniz, ebediyen temiz bir hale gelemezdi, fakat Allah diledigini temizler ve Allah, her seyi duyar, bilir

[22] Ustun ve gecimi genis olanlarınız, akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda yurtlarından gocenlere vermekten cekinmesinler ve iyilik etmeyi terketmesinler ve bagıslasınlar ve suctan gecsinler. Allah'ın, sizi yarlıgamasını sevmez, istemez misiniz? Ve Allah sucları orter, rahimdir

[23] Hicbir seyden haberi olmayan hur, namuslu, inanmıs kadınlara iftira edenlere, dunyada da lanet edilmistir, ahirette de ve onlaradır pek buyuk azap

[24] O gunde ki kendi dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları seylere dair kendilerinin aleyhinde tanıklık eder

[25] O gun Allah, onların gercek cezalarını tam olarak verir ve bilirler ki Allah, suphesiz olarak apacık gercek mabuttur

[26] Pis kadınlar, pis erkeklerindir ve pis erkekler, pis kadınların ve temiz kadınlar, temiz erkeklerindir ve temiz erkekler, temiz kadınların; onlar, oburlerinin soyledikleri sozlerden uzaktır, onlarındır yarlıganma ve guzelim bir rızık

[27] Ey inananlar, kendi evlerinizden baska evlere, sahipleriyle tanısmadan ve onlara selam vermeden girmeyin, dusunup ogut almanız icin daha hayırlıdır bu size

[28] Orada kimseyi bulamazsanız size izin verilmedikce girmeyin ve eger, geri donun denirse size donun artık, bu, sizin icin daha temiz bir harekettir ve Allah, ne yaparsanız hepsini bilir

[29] Orada bir menfaatiniz varsa icinde kimse oturmayan eve girmenizde bir suc yok size ve Allah, acıga vurdugunuzu da bilir, gizlediginizi de

[30] Inananlara soyle: Gozlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, bu, daha temiz bir harekettir size. Suphe yok ki Allah, ne islerseniz hepsinden de haberdardır

[31] Inanan kadınlara da soyle, gozlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve acıga cıkanlardan, gorunenlerden baska ziynetlerini gostermesinler ve ortulerini, goguslerini ortecek bir tarzda omuzlarından asagıya dogru salsınlar; kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babasından, yahut ogullarından, yahut uvey ogullarından, yahut erkek kardeslerinden, yahut erkek kardeslerinin ogullarından, yahut kız kardeslerinin ogullarından, yahut Musluman kadınlardan, yahut kendi malları olan kolelerden, yahut erkeklikten kesilmis veya kudreti olmayan erkek hizmetcilerden, yahut da henuz kadınların gizli hallerine vakıf olmayan erkek cocuklardan baska erkeklere ziynetlerini gostermesinler; gizledikleri ziynetler, bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar ve tovbe edin hepiniz Allah'a ey inananlar da kurtulun, erin muradınıza

[32] Sizden bekar olanları ve kolelerinizden, cariyelerinizden temiz olanları nikahlayıp evlendirin; yoksulsalar Allah, lutfuyla zengin eder onları ve Allah'ın lutfu boldur ve o, her seyi bilir

[33] Evlenmeye gucleri yetmeyenler de Allah, onları lutfuyla zengin edinceye dek ırzlarını korusunlar. Kole ve cariyelerinizden, bir muddet icinde birden veya taksitle bir mal veya para karsılıgı azat olmak isteyenlerin dileklerini de, bunda bir hayır oldugunu bilirseniz kabul edin ve onlara, Allah'ın size verdigi maldan verin. Cariyelerinizi, onlar da namuslu yasamayı istedikleri halde, gecici dunya malı icin kotuluk yapmaya mecbur etmeyin. Zorla kotuluge sevkedildikten sonra da suphe yok ki Allah, onların suclarını orter, rahimdir

[34] Andolsun ki biz, size apacık deliller, sizden once gelip gecenlere ait ornekler ve cekinenlere ogutler indirdik

[35] Allah ısıgıdır goklerin ve yeryuzunun. Isıgının ornegi, kandil konan bir yere benzer, orada bir kandil var, kandil, bir sırca icinde, sırca da parılparıl parlayan bir yıldız sanki; doguda da olmayan, batıda da olmayan kutlu zeytin agacından yakılmıs;ates dokunmadan da yagı, hemen ısık verecek; nur ustune nur. Allah, dogru yolu gosterir nuruyla diledigine ve Allah, ornekler getirir insanlara ve Allah, her seyi bilir

[36] Bu ısık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yuceltilmesine ve anılmasına izin vermistir ve oralarda, sabahaksam onu tenzih edenler vardır

[37] Oyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz, gonullerin ve gozlerin donecegi gunden korkar onlar

[38] Allah'ın onları, yaptıkları islerin daha da guzeliyle mukafatlandırması ve haklarında, lutfunu arttırması icin ve Allah, diledigini hesapsız olarak rızıklandırır

[39] Kafir olanlarsa, onların yaptıkları, coldeki seraba benzer, susamıs kimse, su sanır onu, fakat oraya gidince suya ait hicbir sey bulamaz da kendi yanında bulur Allah'ı ve o, kafirin hesabını tamamıyla gorup karsılıgını oder ve Allah, pek tez hesap gorur

[40] Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıstır, ustune bir dalga daha gelir, daha uste de bulut cokmustur, karanlıklar, karanlıklar ustune yıgılmıstır, oylesine ki elini cıkarsa onu bile nerdeyse goremez ve Allah, kime nur vermemisse artık bir nur yoktur ona

[41] Gormez misin ki suphesiz olarak Allah'ı tenzih eder goklerde bulunanlar da, yeryuzunde bulunanlar da ve kanatlarını carpıp katarkatar ucan kuslar da. Hepsi, dualarını da bilmede, onu tenzih etmeyi de ve Allah, ne yaparlarsa hepsini bilir

[42] Ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun saltanatı ve tedbiri ve her sey, donup Allah tapısına varır

[43] Gormez misin ki Allah, bulutları surmede, sonra onları birbirine katıp birlestirmede, sonra yıgın haline getirmededir. Gorursun ki bulutlardan yagmur yagmadadır ve gokte dag gibi yıgılmıs bulutlarda dolu var, bunları yagdırmadadır da diledigine afetler vermededir, diledigine de isabet ettirmemede. Simseginin parıltısıysa neredeyse gozleri alacak

[44] Ve Allah, geceyle gunduzu, uzatıp kısaltmada, getirip goturmededir. Suphe yok bunda, can gozu acık olanlara ibret var

[45] Ve Allah, her hayvanı sudan yaratmıstır onlardan, karnı ustunde surunen var, onlardan, iki ayakla yuruyen var ve onlardan, dort ayakla yuruyen var. Allah, diledigini yaratır; suphe yok ki Allah'ın, her seye gucu yeter

[46] Andolsun ki biz, her seyi acıklayan deliller indirdik; ve Allah, diledigini dogru yola sevk eder

[47] Ve derler ki: Inandık Allah'a ve Peygambere ve itaat ettik, sonra da onların bir kısmı bu sozun ardından yuz cevirir ve onlar inanmıs kisiler degildir

[48] Onlar, aralarında hukmetmesi icin Allah'a ve Peygamberine cagrıldıkları zaman iclerinden bir kısmı, derhal yuzlerini dondurur

[49] Fakat hak kendilerindeyse ona kosakosa gelirler

[50] Gonullerinde hastalık mı var, yoksa suphe mi ediyorlar, yoksa Allah'ın ve Peygamberinin, onlara bir haksızlık edeceginden mi korkuyorlar? Hayır, onlardır zalimlerin ta kendileri

[51] Aralarında hukmetmesi icin Allah'a ve Peygamberine cagrıldıkları zaman inananların sozu, ancak duyduk ve itaat ettik sozudur, boyle der onlar ve onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri

[52] Ve kim Allah'a ve Peygamberine itaat eder, Allah'tan korkar ve ondan cekinirse o cesit kisilerdir muratlarına erenlerin, kurtulup nusret bulanların ta kendileri

[53] Emredersen onlara, savasa cıkacaklarına dair olanca kuvvetleriyle yemin ederler elbette Allah'a de ki: Yemin etmeyin, bu, zaten adet olan, gerekli bulunan bir itaatten ibaret; suphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır

[54] De ki: Itaat edin Allah'a ve itaat edin Peygambere. Gene de yuz cevirirlerse ona dusen, ancak kendisine yuklenen vazifedir ve size dusen de, size yuklenen ve eger ona itaat ederseniz dogru yolu bulursunuz ve Peygambere, apacık tebligden baska bir sey dusmez

[55] Allah, sizden inanıp iyi islerde bulunanlara, onlardan once gelip gecenleri nasıl yeryuzune sahip ve hakim kıldıysa onları da mutlaka yeryuzune sahip ve hakim kılmayı ve onlara, razı ve hosnut oldukları dini nasip edip o dini, butun dinlerden ustun etmeyi, korkularını emniyete tebdil eylemeyi vaadetmistir; bana kulluk etsinler ve hicbir seyi es tutmasınlar bana; ve bundan sonra kim kafir olursa o cesit adamlardır, buyruktan cıkanların ta kendileri

[56] Ve namaz kılın, zekat verin ve Peygambere itaat edin de acınmıslardan olun

[57] Kafir olanlar, hic ummasınlar ki yeryuzunde Allah'ı aciz bırakacaklar ve yurtları atestir onların ve donup varılacak ne de kotu yerdir orası

[58] Ey inananlar, malınız olan kole ve cariyelerle sizden olup henuz ergenlik cagına girmemis cocuklar, yanınıza gelirlerken uc vakitte, izin alsınlar sizden: Sabah namazından once, ogle sıcagında elbisenizi soydugunuz zaman ve yatsı namazından sonra; bu uc vakit, halvet vaktidir size. Bu vakitlerden baska zamanlarda yanınıza izinsiz girerlerse ne size suc var, ne onlara ve birbirinizi de dolasabilirsiniz. Allah, delillerini boyle apacık bildirmede size ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[59] Cocuklarınız ergenlik cagına girince de evvelce nasıl izinle yanınıza geliyorlarsa gene oylece izin alsınlar. Allah, delillerini boylece acıklamadadır size ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[60] Nikah umidi kalmamıs, kadınlık halinden kesilmis kadınlar, ziynetlerini gostermemek sartıyla dıs elbiselerini cıkarırlarsa suc yok onlara; fakat giyerlerse bu, daha da hayırlıdır onlara ve Allah, her seyi duyar, bilir

[61] Kore vebal yok, topala vebal yok, hastaya vebal yok size de vebal yok evlerinizde, yahut babalarınızın evlerinde. Yahut analarınızın evlerinde, yahut erkek kardeslerinizin evlerinde, yahut kız kardeslerinizin evlerinde, yahut amcalarınızın evlerinde, yahut halalarınızın evlerinde, yahut dayılarınızın evlerinde, yahut teyzelerinizin evlerinde, yahut anahtarlarına sahib oldugunuz evlerde, yahut da dostunuzun evlerinde yemek yemenizde; toplu olarak, yahut ayrıayrı yemek yemenizde de bir vebal yok. Evlere girince, Allah tarafından kutlu ve temiz bir saglık, esenlik vesilesi olmak uzere selam verin ev halkına. Iste Allah, aklınız ersin, dusunup anlayın diye delillerini boyle acıklar size

[62] Inananlar, ancak Allah'a ve Peygamberine inanırlar ve onunla beraber, toplulugu icab ettiren bir iste bulunurlarsa izin almadan bırakıp gitmezler. Suphe yok ki senden izin isteyenlerdir Allah'a ve Resulune inananlar. Bazı islerini gormek icin izin istediler mi senden, sen de onlardan diledigine izin ver ve onlar icin Allah'tan yarlıganma dile; suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[63] Aranızda, birbirinizi cagırdıgınız gibi cagırmayın Peygamberi. Icinizden, birbirini siper ederek gizlice gidenleri, gercekten de bilir Allah; artık onun emrine aykırı hareket edenler, bir sınanmaya ugramaktan, yahut da elemli bir azaba dusmekten sakınsınlar

[64] Bilin ki Allah'ındır ne varsa goklerde ve yeryuzunde. Neyle oyalandıgınızı mutlaka bilir ve donup tapısına vardıgınız gun, ne yaptıklarını mutlaka haber verecek ve Allah, her seyi bilir

Furkan

Surah 25

[1] Ne yucedir sanı, Furkan'ı alemleri korkutmak uzere kuluna indirenin

[2] Oyle bir mabuttur ki onundur saltanatı ve tedbiri goklerin ve yeryuzunun ve hicbir kimseyi evlat edinmez, saltanat ve tasarrufta ortagı yoktur ve her seyi yaratmıstır da mukadderatı takdir etmistir

[3] Onu bırakıp da o cesit tanrılar kabul etmislerdir ki onlar, hicbir sey yaratamazlar ve kendileri yaratılmıstır zaten ve kendilerinden bile bir zararı defedemezler, kendilerine bile bir fayda veremezler, ne oldurmeye gucleri yeter, ne yasatmaya, ne de oluleri diriltip kabirden cıkarmaya

[4] Ve kafir olanlar, bu dediler, ancak kendi uydurması ve bu hususta ona bir topluluk da yardım etmistir; gercekten de zulmettiler onlar ve yalan soylediler

[5] Ve bunlar, evvelce gelip gecmis olanlara dair masallar, onları baskasına yazdırıyor, sabahaksam ona okunup duruyor dediler

[6] De ki: Onu, goklerde ve yeryuzunde gizli olanları bilen indirdi; suphe yok ki o, sucları orter, rahimdir

[7] Ve bu ne cesit peygamber dediler, yemek yiyor, sokaklarda geziyor; ona bir melek indirilseydi de yanında bir korkutucu olsaydı ya

[8] Yahut ona bir define verilmeliydi, yahut da bir bahcesi olmalıydı da orada biten seyleri yemeliydi ve zalimler, siz dediler, ancak buyulenmis bir adama uyuyorsunuz

[9] Bak da gor, senin icin ne cesit ornekler getirdi onlar da saptılar dogru yoldan ve artık gercege varmak icin hicbir yol bulamaz onlar

[10] Ne yucedir sanı ki dilerse bunlardan daha da hayırlı cennetler verir sana, kıyılarından ırmaklar akar ve koskler kurar senin icin

[11] Hatta onlar, kıyameti de yalanladılar ve biz, kıyameti yalanlayana, alevalev yanan atesi hazırladık

[12] Ates, onları ta uzaktan gordu mu duyacak onlar, atesin siddetli kızgınlıgını ve harılharıl yanarken cıkardıgı sesi

[13] Elleri, boyunlarına zincirlerle baglanarak atesin dar bir yerine atıldıkları zaman da helak olduk, bittik diye bagrısacaklar

[14] Bugun, bittik, helak olduk diye bir kere bagırmayın, bircok kere bagırın bittik, helak olduk diye

[15] De ki: Bu mu daha hayırlıdır, yoksa cekinenlere vaadedilen ebedilik cenneti mi? Bu, onlara bir mukafattır ve donup varacakları yer

[16] Diledikleri gibi ebedilik, onlarındır orada; bu, yerine getirilmesi istenen ve getirilecek olan bir vaadidir Rabbinin

[17] O gun, onları da, Allah'tan baska kulluk ettiklerini de toplayacak da siz misiniz diyecek, kullarımı dogru yoldan saptıranlar, yoksa onlar mı dogru yoldan sapıttılar

[18] Diyecekler ki: Tenzih ederiz seni, senden baska dost ve yardımcı kabul etmek bize yarasmaz; fakat sen, onları da, atalarını da nimetler vererek yasattın, sonunda seni anmayı unuttular ve helake mustahak bir topluluk oldular

[19] Gercekten de soylediklerinizi reddedip yalanlar sizi ve sizden ne azabı gidermeye gucleri yeter, ne size yardıma kudretleri var. Ve sizden kim zulmederse ona. buyuk bir azap tattırırız

[20] Senden once de peygamberlerden hicbirini yollamadık ki onlar, yemek yememis, sokaklarda gezmemis olsunlar ve biz, sizin bir kısmınızı, bir kısmınızla denedik, bakalım dayanacak mısınız? Ve Rabbin, her seyi gorur

[21] Bize ulasacaklarını ummayanlar, bize melekler inmeliydi, yahut da Rabbimizi gormeliydik dediler. Andolsun ki onlar, kendi kendilerine ululanmadalar ve buyuk bir azgınlıga ve inada dusmedeler

[22] Melekleri gorecekleri gun, mucrimlere hicbir mujde yok ve melekler, mujde sozu bile mucrimlere haram diyecekler

[23] Ne yaptılarsa hepsini ele aldık da zerreler haline getirip dagıttık

[24] Cennet ehli, o gun, en hayırlı bir yurttadır, en guzel bir dinlenme yerinde

[25] Ve o gun, gok yarılıp beyaz bir bulutla ortulecek ve melekler, boyuna indirilecek

[26] O gun, saltanat ve tasarruf, gercekten de rahmanındır ve kafirlere, cok guc bir gundur o

[27] O gun zalim, ellerini ısırıp duracak da ne olurdu diyecek, ben de Peygamberle aynı yolu tutsaydım

[28] Yazıklar olsun bana, ne olurdu filanı dost edinmeseydim

[29] Andolsun beni Kur'an'dan saptıran, hem de bana teblig edildikten sonra saptıran odur; ve Seytan, insanı yardımcısız, horhakir bir halde bırakıverir

[30] Ve Peygamber, ya Rabbi dedi, bu kavmim, su Kur'an'ı ihmal etti, terkedilmis bir hale getirdi

[31] Ve biz boylece her peygambere, mucrimlerden dusmanlar halkettik ve dogru yolu gostermek icin de Rabbin yeter sana, yardım etmek icin de

[32] Kafir olanlar, ona Kur'an dediler, birden ve toplu olarak indirilseydi ya. Biz, onu, gonlune iyice yerlestirmen icin boyle indirdik ve onu ayetayet ayırdık, birbiri ardınca indirdik

[33] Onlar, sana bir ornek getirdiler mi biz, gercek olarak ve daha da guzel bir acıklıkla bir ornek veririz sana

[34] Yuzustu surunerek cehennemde hasredilenlerin yerleri de en kotu yerdir, yolları da en sapık yol

[35] Andolsun ki biz Musa'ya kitap verdik ve kardesi Harun'u, ona vezir ettik

[36] Derken delillerimizi yalanlayan topluluga gidin dedik, sonucu, onları tamamıyla helak ettik

[37] Nuh kavmini de, peygamberleri yalanladıkları zaman, sulara bogduk ve insanlara ibret olacak bir hale getirdik ve zalimlere, elemli bir azap hazırladık

[38] Ad'ı da helak ettik, Semud'u da, Ress ashabını da ve bunların arasında daha bircok soyları da

[39] Hepsine de ornekler getirdik, hepsini de kırıp gecirdik

[40] Andolsun ki onlar, ugramıslardır kotu bir yagmur yagdırılan o sehre, onu olsun gormuyorlar mı? Goruyorlar, fakat onlar, olumden sonra dirileceklerini ummuyorlar

[41] Seni, gordukleri zaman da Allah bunu mu peygamber olarak gonderdi diye alaya alıyorlar

[42] Kulluklarında sebat etmeseydik neredeyse bizi de mabutlarımızdan saptıracaktı derler ve yakında, azabı gorduler mi, bilecekler onlar, kimin yolu, daha yabanda

[43] Gordun mu dilegini mabut yapanı? Sen mi koruyucu olacaksın ona

[44] Yoksa cokları dinlerler ve akıllarını baslarına alırlar mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlara benzerler, hatta yol yordam bakımından hayvandan da sapıktır onlar

[45] Rabbinin isini gormedin mi? Nasıl da golgeyi uzattı, dileseydi onu sakin eder, uzatıp kısaltmazdı; elbette, sonra gunesi, delil ettik golgeye

[46] Sonra da onu yavasyavas, gizlice kendimize cekip aldık

[47] Ve oyle bir mabuttur o ki geceyi bir libas olarak yarattı size, uykuyu, bir dinlenme zamanı olarak ve gunduzu de, adeta yeni bir hayat olarak halketti

[48] Ve oyle bir mabuttur o ki rahmetinden once bir mujde olarak ruzgarları gondermistir ve biz, gokten tertemiz bir su olan yagmuru yagdırmadayız

[49] Onunla olu sehri diriltelim, yarattıgımız hayvanları ve insanların cogunu suya kandıralım diye

[50] Ve andolsun ki biz onu, bulundukları yerlere akıttık dusunup ibret alsınlar diye, fakat insanların cogu, ibret almaya yanasmadı, nankor olup gitti

[51] Ve dileseydik her sehre, bir korkutucu gonderirdik

[52] Artık kafirlere itaat etme ve onlara adamakıllı savas

[53] Ve oyle bir mabuttur o ki iki denizi akıtmıstır; bu, tatlı ve icilecek sudur ve su, tuzlu ve acı su ve aralarında da bir sınır, birbirlerine karısmalarına imkan bulunmayan bir engel halk etmistir

[54] Ve oyle bir mabuttur o ki bir katre sudan insanı yaratmıs ve ona anababa tarafından soysop, karıkoca tarafından akRabalık vermistir ve Rabbinin, her seye gucu yeter

[55] Allah'ı bırakıp da kendilerine ne bir faydası, ne bir zararı dokunan seylere kulluk ederler ve insan, Rabbine karsı Seytan'a yardımcıdır

[56] Ve biz seni, ancak mujdeci ve korkutucu olarak gonderdik

[57] De ki: Ben, Kur'an'ı teblig ettigimden dolayı sizden bir ucret istemiyorum, ancak yolunu Rabbine dogrultan adamlar istiyorum

[58] Ve dayan o daimi diriye ki hic olmez ve ona hamd ederek sanını tenzih et ve kullarının suclarından haberdar olması yeter

[59] Oyle bir mabuttur ki gokleri ve yeryuzunu ve ne varsa ikisinin arasında hepsini altı gunde yaratmıstır da sonra arsa hakim ve mutasarrıf olmustur, rahmandır, artık haberi olana sor bunu

[60] Onlara, secde edin rahmana dendi mi, rahman da nedir ki derler, bize emrettigine mi secde edecegiz? Ve bu, ancak uzaklasmalarını arttırır

[61] Ne yucedir sanı gokte burclar yaratanın ve orada bir ısık ve aydınlatıcı bir ay halk edenin

[62] Ve oyle bir mabuttur o ki anıp ibret almaya niyetlenen, yahut sukretmeyi dileyen kimse icin geceyi ve gunduzu birbiri ardınca gelmek uzere halketmistir

[63] Ve rahmanın kulları, oylesine kullardır ki yeryuzunde gonul alcaklıgıyla yururler ve bilgisizler, onlara soz soyleyince saglık, esenlik size diye cevap verirler

[64] Ve oyle kisilerdir onlar ki, gecelerini Rablerine secde ederek, onun tapısında kıyamda bulunarak gecirirler

[65] Ve oyle kisilerdir onlar ki Rabbimiz derler, savustur cehennem azabını bizden; suphe yok ki onun azabı daimidir

[66] Gercekten de orası, karar edilecek ne kotu yerdir, durulacak ne kotu yurt

[67] Ve oyle kisilerdir onlar ki yoksullara bir sey verince ne israf ederler, ne de az verirler, ikisinin ortasını bulurlar

[68] Ve oyle kisilerdir onlar ki Allah'la beraber baska bir mabuda kulluk etmezler ve haklı olmadıkca Allah'ın haram ettigi bir cana kıyıp kimseyi oldurmezler ve zina etmezler ve kim, bunları yaparsa cezaya duser

[69] Kıyamet gunundeyse azabı katkat arttırılır ve horhakir bir halde, ebedi olarak azapta kalır

[70] Ancak tovbe edip inanan ve iyi isler isleyen mustesna. O cesit kisilerdir ki Allah, kotuluklerini iyiliklere tebdil eder onların ve Allah, sucları orter, rahimdir

[71] Kim tovbe eder ve iyi islerde bulunursa suphe yok ki o, Allah'a, tovbesi kabul edilmis olarak doner

[72] Ve oyle kisilerdir onlar ki yalan yere tanıklıkta bulunmazlar ve suc yapılan bir yere ugrarlarsa oradan, suc yapmadan ve yapılan suca razı olmadan gecip giderler

[73] Ve oyle kisilerdir onlar ki Rablerinin delilleri anıldıgı ve Kur'an okundugu zaman, sagır bir halde ve koru korune yerlere kapanmazlar

[74] Ve oyle kisilerdir onlar ki Rabbimiz derler, eslerimizden, soylarımızdan, gozlerimizi aydınlatacak kisiler ihsan et bize ve bizi, cekinenlere rehber kıl

[75] Onlar, sabrettiklerinden dolayı, cennetin yuce dereceleriyle mukafatlandırılır ve melekler, onlarla, saglık, esenlik size diye bulusurlar

[76] Orada ebedi kalırlar; orası, karar edilecek ne guzel bir yerdir, durulup kalınacak ne guzel bir yurt

[77] De ki: Sizi imana davet etmeseydi ne degeriniz olabilirdi Rabbimin katında; ama siz gercekten de yalanladınız teblig edilenleri, artık azaplandırmak gerekmekte sizi

Şuarâ

Surah 26

[1] Ta sin mim

[2] Bunlardır gercekle batılı acıklayan kitabın ayetleri

[3] Kendine kıyacaksın inanmıyorlar diye adeta

[4] Dileseydik gokten bir delil indirirdik onlara, onun karsısında baslarını egerlerdi, kalakalırlardı

[5] Rahman katından, Kur'an'ın yeni bir ayeti indi mi, hemen yuz cevirirler ondan

[6] Gercekten de yalanladılar, artık yakında alay ettikleri seyin haberleri gelip catacak onlara

[7] Bakmazlar mı yeryuzune, nice guzelim nebatlar bitirdik ciftercifter orada

[8] Bunda bir delil var elbette ve cogu inanmaz gene de

[9] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[10] An o zamanı ki hani Rabbin, Musa'ya, git zalimler topluluguna diye nida etmisti

[11] Firavun'un kavmine, hala mı cekinmeyecekler

[12] Musa, Rabbim demisti, gercekten de beni yalanlarlar diye korkuyorum

[13] Gonlum daralır, dilim acılmaz, sen Harun'u gonder

[14] Ve bir de onlara karsı sucum var, korkarım, oldururler beni

[15] Rab, hayır dedi, ikiniz de, delillerimizle gidin, suphe yok ki biz, sizinleyiz, her seyi duyarız

[16] Firavun'un tapısına geldiler de biz dediler, suphe yok ki alemlerin Rabbinin peygamberleriyiz

[17] Israilogullarını bizimle gonder

[18] Firavun, sen dedi, cocukken icimizde buyuyup yetismedin mi ve omrunun nice yılını aramızda gecirmedin mi

[19] Ve o yaptıgın isi de yaptın ve sen, nankorlerdensin

[20] Musa, o isi yaptım ama dedi, o vakit cahillerdendim

[21] Korktugumdan da hemen kactım sizden, derken Rabbim bana peygamberlik verdi ve beni, peygamberler zumresine aldı

[22] Verdigin nimeti basıma kakıyorsun ama bu da, Israilogullarını kendine kul edindiginden meydana gelen bir seydi

[23] Firavun, alemlerin Rabbi ne der ki dedi

[24] Musa, goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin Rabbi, dedi, iyice bilip anlıyorsanız

[25] Firavun, etrafındakilere, isitiyor musunuz? dedi

[26] Musa, sizin de Rabbinizdir dedi, sizden once gelip gecen atalarınızın da Rabbi

[27] Firavun, gercekten de dedi, size gonderilen peygamberiniz, mutlaka deli

[28] Musa, dogunun da Rabbidir dedi, batının da ve ikisi arasında bulunanların da dusunup akıl ediyorsanız

[29] Firavun, eger dedi, benden baska bir mabut kabul edersen seni mutlaka zindana atılmıslara katarım, hapsederim

[30] Musa, ya sana dedi, apacık bir delil gosterirsem

[31] Firavun, dogru soyleyenlerdense hadi dedi, goster onu

[32] Musa, sopasını attı, sopa hemen apacık gorunen koca bir ejderha oldu

[33] Elini koynundan cıkardı, derhal bakanlara parıl parıl parlayan bembeyaz bir el gorundu

[34] Firavun, yanındaki ileri gelenlere, gercekten de dedi, bu, pek bilgili bir buyucu

[35] Sizi, buyusuyle yurdunuzdan cıkarmak istiyor, ne buyurursunuz simdi

[36] Ona ve kardesine bir zaman muhlet ver dediler ve sehirlere, buyuculeri toplayıp getirecek adamlar yolla da

[37] Adamakıllı bilgili butun buyuculeri tapına getirsinler

[38] Muayyen bir gunun muayyen bir zamanında buyuculer toplandı

[39] Halka da denildi ki siz de toplanıyor musunuz

[40] Umarız ki ust gelirlerse biz de buyuculere uyarız

[41] Derken buyuculer gelince Firavun'a ust gelirsek dediler, bize bir mukafat var mı

[42] Firavun, evet dedi, siz o zaman yakınlarımdan olursunuz

[43] Musa, onlara, atacagınız seyleri atın dedi

[44] Iplerini sopalarını attılar ve Firavun'un yuceligi hakkı icin dediler, biz elbette ust olacagız

[45] Derken Musa da sopasını attı, sopa, hemen onların duzup meydana getirdigi seyleri yutmaya basladı

[46] Buyuculer, derhal secdeye kapandılar

[47] Alemlerin Rabbine inandık dediler

[48] Musa ve Harun'un Rabbine

[49] Firavun, size izin vermeden inandınız ha dedi, suphe yok ki o, sizin buyugunuz, buyuyu o ogretti size; simdi anlarsınız siz, mutlaka ellerinizi, ayaklarınızı caprazvari kestirecegim ve hepinizi de astıracagım

[50] Zararı yok dediler, suphe yok ki biz, donup Rabbimize varacagız

[51] Ilk inananlardan oldugumuz icin umarız ki Rabbimiz hatalarımızı yarlıgar

[52] Ve Musa'ya, kullarımı geceleyin yola cıkar, suphe yok ki ardınızdan gelecekler diye vahyettik

[53] Firavun, sehirlere asker toplayan adamlar yolladı

[54] Bunlar, hic suphe yok azlık bir topluluk

[55] Ve hic suphe yok ki gene de bizi kızdırmadalar

[56] Bizse onların serrine karsı uyanık ve kuvvetli bir topluluguz diye haberler gonderdi

[57] Derken onları bahcelerden, kaynaklardan surup cıkardık

[58] Ve definelerden ve guzelim yerlerden ettik

[59] Boyle iste ve oralara Israilogullarını mirascı kıldık

[60] Firavun'a uyanlar, gun dogunca Israilogullarının artlarına dustuler

[61] Iki topluluk da birbirini gorunce Musa'nın arkadasları dediler ki: Mutlaka bize yetisecekler

[62] Musa, hayır dedi, suphe yok ki Rabbim bana yol gosterecek

[63] Derken Musa'ya, sopanı denize vur diye vahyettik. Vurunca deniz hemen yarıldı ve her parcası, koca bir daga dondu

[64] Oburlerini buraya yaklastırdık

[65] Musa'yı ve onunla beraber bulunanların hepsini kurtardık

[66] Sonra oburlerini sulara garkettik

[67] Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[68] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[69] Onlara oku Ibrahim'e ait haberi

[70] Hani atasına ve kavmine, neye tapıyorsunuz demisti

[71] Putlara tapıyoruz dediler ve onlara kulluk edip durmadayız

[72] Cagırdıgınız vakit dedi, duyuyorlar mı

[73] Yahut size bir faydaları var mı, bir zarar veriyorlar mı

[74] Hayır dediler, atalarımızı boyle bulduk, boyle yapıyordu onlar

[75] Simdi gordunuz mu dedi, neye kulluk ediyorsunuz

[76] Siz ve cok daha once gelip gecen atalarınız

[77] Hic suphe yok ki artık, alemlerin Rabbinden baska onlar, bana dusman

[78] Alemlerin Rabbi, oyle bir mabuttur ki beni yaratmıstır ve odur dogru yolu gosteren bana

[79] Ve oyle bir mabuttur ki beni doyurur ve suya kandırır

[80] Ve hastalandıgım zaman o sifa verir bana

[81] Ve oyle bir mabuttur ki beni oldurur, sonra da diriltir

[82] Ve oyle bir mabuttur ki kıyamet gununde umarım, hatamı da yarlıgar

[83] Rabbim, bana peygamberlik ver ve beni temiz kisilere kat

[84] Sonra gelenler arasında da guzel bir adsan ver bana, dogrulukla andır beni

[85] Beni Naim cennetinin mirascılarından et

[86] Atamı da yarlıga, suphe yok o, sapıklardan

[87] Utandırma beni insanların dirilecekleri gunde

[88] O gunde ki ne mal fayda verir o gun, ne evlat

[89] Ancak Allah'a, sirkten ve supheden arınmıs bir gonulle gelen faydalanır

[90] Ve cennet, o gun, cekinenlere yaklastırılmıstır

[91] Ve cehennem, azgınlara gosterilmis, meydana cıkarılmıstır

[92] Ve onlara, nerede kulluk ettikleriniz denilmistir

[93] Allah'ı bırakıp da tapıyordunuz onlara, size yardım ediyorlar mı, yoksa kendilerine bir yardımda bulunuyorlar mı

[94] Hepsi de, birbiri ustune, bas asagı cehenneme atılmıslardır tapanlar da, tapılanlar da

[95] Ve Iblis'in butun ordusu da

[96] Orada birbirleriyle cekiserek derler ki

[97] Allah hakkı icin gercekten de biz, apacık bir sapıklık icindeydik

[98] Sizi, alemlerin Rabbiyle bir tuttugumuz zaman

[99] Bizi, ancak o mucrimler saptırdı

[100] Artık ne sefaatcilerden bir sefaatci var bize

[101] Ne bir can dostu

[102] Ne olurdu bir kere daha dunyaya donebilseydik de inananlardan olsaydık

[103] Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[104] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[105] Nuh kavmi de peygamberleri yalanladı

[106] Hani, kardesleri Nuh, onlara demisti ki: Hala mı cekinmezsiniz

[107] Suphe yok ki ben, size emin bir peygamberim

[108] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[109] Ve ben, tebligime karsılık bir mukafat istemem sizden, benim mukafatım, ancak alemlerin Rabbine ait

[110] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[111] Dediler ki: Sana, asagılık kisiler uymus, biz de mi inanalım sana

[112] Nuh, benim onların yaptıklarına dair bir bilgim yok dedi

[113] Onların hesabı ancak Rabbime aittir eger anlarsanız

[114] Ve ben, inananları kovamam

[115] Ben ancak, apacık bir korkutucuyum

[116] Ey Nuh dediler, bu isten vazgecmezsen seni mutlaka taslarız

[117] Rabbim dedi, gercekten de kavmim, yalanladı beni

[118] Sen, onlarla benim aramda hukmet ve beni de kurtar, inananlardan benimle beraber bulunanları da

[119] Derken onu da o dopdolu gemiyle kurtardık, onunla beraber bulunanları da

[120] Sonra da onlardan baska geri kalanları sulara garkettik

[121] Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[122] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[123] Ad kavmi de peygamberleri yalanladı

[124] Hani , kardesleri Hud, onlara demisti ki: Hala mı cekinmezsiniz

[125] Suphe yok ki ben, size emin bir peygamberim

[126] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[127] Ve ben, tebligime karsılık bir mukafat istemem sizden, benim mukafatım, ancak alemlerin Rabbine ait

[128] Siz, her yuksek tepede, ihtiyacınız olmayan bir yapı kurarak eglenip durur musunuz

[129] Saglam yapılar, kaleler yaparsınız da ebedi kalacagını mı umarsınız

[130] Tutup yakaladıgınızı cebbarcasına mı yakalarsınız

[131] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[132] Cekinin o mabuttan ki bildiginiz nimetleri vererek yardım etti size

[133] Yardım etti size hayvanlar ve evlat vererek

[134] Ve bahceler ve kaynaklar ihsan ederek

[135] Suphe yok ki ben, o pek buyuk gunun azabı size gelip catacak, ondan korkuyorum

[136] Bizce bir dediler, istersen ogut ver bize, istersen ogut verenlerden olma

[137] Bu, once gelip gecenlerin uydurmalarından baska bir sey degil

[138] Ve biz, azaba ugratılmayacagız

[139] Derken onu yalanladılar, biz de onları helak ettik. Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[140] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[141] Semud kavmi de peygamberleri yalanladı

[142] Hani, kardesleri Salih, onlara demisti ki: Hala mı cekinmezsiniz

[143] Suphe yok ki ben, size emin bir peygamberim

[144] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[145] Ve ben, tebligime karsılık bir mukafat istemem sizden, benim mukafatım, ancak alemlerin Rabbine ait

[146] Burada emin bir halde bırakılacak mısınız

[147] Baglarda, kaynaklarda

[148] Ekinler icinde, tomurcukları nazik, yumusak hurmalıklar yanında

[149] Ve buyuk bir akılla, ustalıkla daglarda evler yontmadasınız

[150] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[151] Asırı gidenlerin emrine uymayın

[152] o asırı gidenler ki yeryuzunde bozgunculuk ederler de ıslah etmezler

[153] Sen dediler, ancak buyulenmis kisilerdensin

[154] Bizim gibi bir insandan baska bir sey de degilsin sen. Dogru soyleyenlerdensen bir delil goster bize

[155] Bu dedi, disi bir deve; su icme hakkı, bir gun onun, malum bir gun de su icme hakkı sizin

[156] Ve ona kotulukle dokunmayın, sonra pek buyuk bir gunun azabı, helak eder sizi

[157] Ayaklarını kesip oldurduler onu da nadim oldular

[158] Azap, onları helak ediverdi. Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[159] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[160] Lut kavmi de peygamberleri yalanladı

[161] Hani, kardesleri Lut, onlara demisti ki: Hala mı cekinmezsiniz

[162] Suphe yok ki ben, size emin bir peygamberim

[163] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[164] Ve ben, tebligime karsılık bir mukafat istemem sizden, benim mukafatım, ancak alemlerin Rabbine ait

[165] Siz, insanlardan erkeklere yaklasıyor da

[166] Rabbinizin, sizin icin yarattıgı eslerinizi bırakıyor musunuz? Hayır, siz, haddi asmıs bir topluluksunuz

[167] Ey Lut dediler, bu isten vazgecmezsen seni mutlaka sehrimizden cıkarırız

[168] Suphe yok ki dedi, ben, sizin yaptıgınızdan nefret etmedeyim, onu kınamadayım

[169] Rabbim, beni de onların yaptıkları isin azabından kurtar, ailemi de

[170] Derken onu da kurtardık, butun ailesini de

[171] Ancak bir kocakarı, geri kalanların icindeydi

[172] Sonra berikileri mahvettik

[173] Ustlerine oylesine bir yagmur yagdırdık ki, ne de kotudur korkutulanlara yagdırılan yagmur

[174] Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[175] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[176] Ashabı Eyke de peygamberleri yalanladı

[177] Hani Suayb, onlara demisti ki: Hala mı cekinmezsiniz

[178] Suphe yok ki ben, size emin bir peygamberim

[179] Artık Allah'tan cekinin ve itaat edin bana

[180] Ve ben, tebligime karsılık bir mukafat istemem sizden, benim mukafatım, ancak alemlerin Rabbine ait

[181] Olcegi tam olcun, eksik olcenlerden olmayın

[182] Dogru teraziyle tartın

[183] Insanların haklarından hicbir seyi eksiltmeyin ve yeryuzunde bozguncu olmayın

[184] Cekinin o mabuttan ki sizi de yaratmıstır, onceki ummetleri de

[185] Sen dediler, ancak buyulenmis kisilerdensin

[186] Ve bizim gibi insandan baska bir sey de degilsin sen ve biz seni mutlaka yalancılardan sanmadayız

[187] Gokyuzunden parcalar dusur ustumuze eger dogru soyleyenlerdensen

[188] Rabbim dedi, yaptıgınız seyi daha iyi bilir

[189] Derken onu yalanladılar da karanlık gunun azabı helak etti onları; suphe yok ki bu, o gunun pek buyuk bir azabıydı

[190] Suphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın cogu inanmaz

[191] Ve suphe yok ki Rabbin, elbette ustundur, rahimdir

[192] Ve hic suphe yok ki Kur'an, alemlerin Rabbi tarafından indirilmistir

[193] RuhulEmin indirmistir onu

[194] Senin gonlune, korkutanlardan olasın diye

[195] Apacık Arapcayla

[196] Ve suphe yok ki o hukumler, elbette onceki kitaplarda da var

[197] Onu, Israilogullarının bilginlerinin bilmesi de bir delil degil miydi onlara

[198] Kur'an'ı Arap olmayanlardan, Arapca bilmeyenlerden birisine indirseydik de

[199] Onlara okusaydı gene inanmazlardı

[200] Biz, boylece Kur'an'ı, mucrimlerin gonullerine kadar islettik

[201] Fakat elemli azabı gormedikce inanmazlar ona

[202] Ansızın gelip catar onlara ve onlar anlamazlar bile

[203] Derler ki: Bize muhlet verilir mi acaba

[204] Hala azabımızın cabucak gelmesini mi isterler

[205] Diyelim ki yıllarca onları yasattık, gecindirdik de

[206] Sonra onlara vaadedilen azap geldi

[207] O yasayıp gecinmeleri, onları herhangi bir suretle kurtarabilir mi ki

[208] Ve hicbir sehri helak etmedik ki oraya, korkutucu peygamberler gondermeyelim de

[209] Ogut vermesinler ve biz zulmetmeyiz hic

[210] Ve onu Seytanlar indirmedi

[211] Ve bu, onlara yakısmadıgı gibi buna gucleri de yetmez

[212] Suphe yok ki onlar, vahyi duymaktan uzaklastırılmıslardır

[213] Sakın Allah'la beraber bir baska mabudu cagırma, yoksa azaba ugratılanlardan olursun

[214] Ve en yakın hısımlarını korkut

[215] Inananlardan sana uyanlara karsı kanadını indir, mutevazi ol

[216] Sana isyan ederlerse de de ki: Suphe yok ki ben, sizin yaptıklarınızdan uzagım

[217] Ve dayan ustun ve rahim mabuda

[218] Oylesine mabut ki namaza kalktıgın zaman da seni gorur

[219] Ve secde edenler arasında secde edisini de gorur

[220] Suphe yok ki o, her seyi duyar, bilir

[221] Haber vereyim mi size, kime iner Seytanlar

[222] Onlar, butun yalancı ve suclulara inerler

[223] Ve onlar da Seytanlara kulak verirler ve Seytanların coguysa yalancıdır

[224] Ve sairlere de akılsızlar ve ziyankarlar uyar

[225] Gormez misin ki hic suphe yok, onlar, her vadide sersemce dolasıp dururlar

[226] Ve hic suphe yok ki onlar, yapmadıkları seyleri soylerler

[227] Ancak inananlar ve iyi islerde bulunanlar ve Allah'ı cok ananlar ve zulme ugradıktan sonra yardıma mazhar olanlar mustesna. Ve zulmedenler, yakında bileceklerdir halleri neye varacak ve nereye varıp gidecekler

Neml

Surah 27

[1] Ta sin, bunlardır Kur'an'ın, gercekle batılı acıklayan kitabın ayetleri

[2] Dogru yolu gosterir ve mujdedir inananlara

[3] O inananlara ki namazlarını kılarlar, zekatlarını verirler ve onlardır ahirete adamakıllı inananlar

[4] Ahirete inanmayanların isledikleri isleri bezedik de artık onlar, saskın bir halde kalakaldılar

[5] Onlar, o kisilerdir ki onlarındır kotu azap ve onlardır ahirette en fazla ziyan edenlerin ta kendileri

[6] Ve suphe yok ki sen, Kur'an'ı, hukum ve hikmet sahibinin, her seyi bilenin katından almadasın

[7] An o zamanı, hani Musa, esine demisti: Gercekten de ben bir ates goruyorum, ya gider, size bir haber getiririm oradan, yahut bir kor getiririm de ısınırsınız

[8] Oraya gelince nida edildi: Atesteki melekler de gercekten kutlanmıstır, cevresindeki Musa da ve munezzehtir noksan sıfatlardan alemlerin Rabbi Allah

[9] Ey Musa, gercek olan sey su ki: Benim ustun olan, hukum ve hikmet sahibi Allah

[10] Ve at sopanı. Musa, sopayı tıpkı bir yılan gibi kıvranıyor gorunce arkasını donup kacmıstı ve geriye de donmemisti. Ey Musa dendi, korkma, suphe yok, ben oyle bir mabudum ki korkmazlar benim katımda peygamberler

[11] Ancak zulmeden korkar; fakat kotulukten sonra onu iyilige dondurene gelince, hic suphe yok ki ben sucları orterim, rahimim

[12] Ve elini koynuna sok da bir hastalık yuzunden olmaksızın bembeyaz, parıl parıl parlar bir halde cıksın; bu, Firavun'la kavmine gosterilen dokuz delil icindedir; suphe yok ki onlar, buyruktan cıkmıs bir topluluktur

[13] Delillerimiz, gozle gorunur bir surette onlara gosterilince bu, apacık bir buyu dediler

[14] Kendileri de bunlara adamakıllı inandıkları, bunları iyice bilip anladıkları halde zulumle, ululanmayla inadına inkar ettiler; bak da gor, bozguncuların sonları ne oldu

[15] Ve andolsun ki biz, Davud'a ve Suleyman'a bilgi verdik ve hamdolsun Allah'a ki dediler, bizi inanan kullarının cogundan ustun etti

[16] Ve Suleyman, Davud'un mirascısı oldu ve ey insanlar dedi, bize kusdili ogretildi ve her seye ait bilgi verildi bize; suphe yok ki bu, elbette apacık bir lutuf ve ihsandır

[17] Ve Suleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuslardan meydana gelen orduları toplandı ve her takım, yerli yerince karar etti

[18] Sonunda bir karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca, ey karıncalar dedi, yuvalarınıza girin de Suleyman ve orduları, bilmeden cignemesinler sizi

[19] Suleyman, onun sozunu duyunca hafifce guldu de Rabbim dedi, bana ve anamla babama verdigin nimetlere sukretmemi ve razı olacagın iyi islerde bulunmamı ilham et bana ve rahmetinle, beni temiz kullarının arasına kat

[20] Kusları arastırdı da ne oldu dedi, huthudu gormuyorum, yoksa bir yere mi gidip gizlendi

[21] Ona siddetli bir surette azap edecegim, yahut onu kestirecegim, yahut da bana, neden bulunmadıgının sebebini acıklayan bir delil gosterir

[22] Derken huthut, cok gecmeden geldi de dedi ki: Senin henuz bilmedigin birseyi ogrendim ve sana dogru bir haberle Sebe'den geliyorum

[23] Orada, onlara bir kadının hukumdar oldugunu gordum ve kendisine her sey verilmis ve bir de cok buyuk tahtı var

[24] Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp gunese secde eder buldum ve Seytan, yaptıklarını bezemis de yoldan cıkarmıs onları ve onlar, dogru yolu bulamıyorlar

[25] Ve bunu da, goklerde ve yeryuzunde gizli olan seyleri meydana cıkaran ve neyi gizliyorlar, neyi acıga vuruyorlarsa hepsini bilen Allah'a secde etmemek icin yapıyorlar

[26] Oyle bir Allah ki yoktur ondan baska tapacak ve pek buyuk Arsın da sahibi

[27] Suleyman, bakayım dedi, dogru mu soyledin, yoksa yalancılardan mısın

[28] Git, su mektubumu gotur, ver onlara, sonra biraz cekil onlardan, bak bakalım, ne cevap verecekler

[29] Sebe hukumdarı, ey ulular dedi, bana pek guzel bir mektup geldi

[30] O, gercekten de Suleyman'dan geliyor ve gercekten de icinde sunlar yazılı: Rahman ve rahim Allah Adıyla

[31] Bana karsı yucelik davasına girismeyin ve teslim olarak gelin bana

[32] Ey ulular dedi, su isi ne yapacagım, bana bir rey verin, sizi cagırmadan kesin bir karar vermedim

[33] Biz dediler; guclukuvvetli ve siddetli savasır bir topluluguz, fakat emir senin, ne yapacaksan sen dusun, yap

[34] Dedi ki: Padisahlar, bir sehre girdiler mi, o sehri harap ederler ve halkının yucelerini asagılık bir hale getirirler ve bunlar da boyle yapacaklar

[35] Onlara bir armagan gondereyim de bakalım elciler, donup ne cevap getirecekler

[36] Elciler, Suleyman'a gelince Suleyman, bana dedi, mal gondererek yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdikleri, sizin getirdiklerinizden daha da hayırlı, fakat siz, armaganınızla sevinir, ovunursunuz

[37] Don, git onlara, oyle bir orduyla gelecegim ki karsı duramayacaklar ve oradan, horhakir bir halde cıkaracagım onları, asagılık bir hale gelecek onlar

[38] Ey ulular dedi, onlar, bana teslim olup gelmeden onun tahtını kim getirebilir bana

[39] Cinlerden bir ifrit, sen yerinden kalkmadan dedi, ben onu sana getiririm ve suphe yok ki ben, elbette guvenilecek bir kuvvete sahibim

[40] Kitaba ait bir bilgiye sahib olansa ben dedi, gozunu yumup acmadan onu getiririm sana. Derken baktı ki taht yanında durmada, onu gorunce bu dedi, Rabbimin lutfundan, ihsanından, sukur mu edecegim, nankor mu olacagım, beni sınamak istiyor. Fakat sukreden, mutlaka kendisini faydalandırmıs olur ve nankorluk edene gelince hic suphe yok ki Rabbim, kullarından mustagnidir, onlara karsı lutuf ve kerem sahibidir

[41] Suleyman, tahtının seklini degistirin dedi, bakalım tanıyacak mı, tanımıyacak mı

[42] Hukumdar gelince, tahtın bumuydu dendi, o da ona pek benziyor zaten daha once de Suleyman'ın peygamberligini bilmis, anlamıstık ve teslim olmustuk dedi

[43] Allah'ı bırakıp da kulluk ettigi seyler, onu yoldan cıkarmıstı; suphe yok ki o, kafirler toplulugundandı

[44] Ona, saraya gir dendi. Billur dosemeyi gorunce derin bir su sandı ve bacaklarını sıvadı. Suleyman, bu dedi, billur dosenmis duz bir saha. Bunun uzerine o da Rabbim dedi, ben kendime zulmettim ve teslim oldum Suleyman'la beraber alemlerin Rabbi Allah'a

[45] Ve andolsun ki biz, Semud kavmine, Allah'a kulluk edin diye kardesleri Salih'i gondermistik. O zaman onlar, birbiriyle cekisen, birbirine dusmanlık eden iki fırkaya ayrılmıslardı

[46] Ey kavmim dedi, iyilikten once ne diye carcabuk kotulugu istersiniz? Ne olur, Allah'tan yarlıganma dileseniz de merhamete layık olsanız

[47] Biz dediler, seninle ve yanında bulunanlarla ugrusuzluga ugramadayız. O, ugradıgınız ugursuzluk, Allah katından gelmede; hatta siz, sınanmakta olan bir topluluksunuz dedi

[48] Sehirde dokuz kisi vardı ki yeryuzunde bozgunculuk ediyorlar, duzene hic yanasmıyorlardı

[49] Allah adına, aralarında yemin ederek dediler ki: Bir gece Salih'i de, ailesini de oldurelim, sonra velisine, onu oldurmedigimiz gibi oldureni de bilmiyoruz ve suphe yok ki dogru soyluyoruz deriz

[50] Onlar, bir duzendir kurdular, biz de duzenlerine bir cezadır verdik, fakat onlar, anlamıyorlardı bunu, haberleri bile yoktu bundan

[51] Duzenlerinin sonucu ne oldu, bak da gor; suphe yok ki biz, onları da, topluluklarını da tamamıyla helak ettik

[52] Iste zulumleri yuzunden bombos kalmıs evleri; suphe yok ki bunda, bilen topluluga bir delil var

[53] Ve inanıp cekinenleri kurtardık biz

[54] Ve Lut'u da gondermistik de o zaman, kavmine demisti ki: Cirkin bir is islemedesiniz ve siz de onun cirkinligini goruyorsunuz

[55] Kadınları bırakıp da sehvetle erkeklerle mi temas edeceksiniz, hatta siz, bilgisiz bir topluluksunuz

[56] Kavminin cevabı, Lut'u ve soyunu sehrinizden cıkarın, hic suphe yok ki onlar, temizlige pek duskun bir topluluk sozunden baska bir soz degildi

[57] Derken, onu ve ailesini kurtardık, ancak karısını kurtarmadık, onun, geri kalanlarla kalmasını takdir etmistik

[58] Ve onlara oylesine bir yagmur yagdırdık ki, korkutulanlara yagan yagmur, ne de kotu yagmurdur

[59] De ki: Hamd Allah'a ve esenlik, sectigi kullarına; Allah mı daha hayırlıdır, ona sirk kostukları seyler mi

[60] Gokleri ve yeryuzunu yaratan ve size gokten yagmur yagdıran mı hayırlı? Biz, o yagmurla, agacını bile bitiremiyeceginiz nice guzelim bahcelerdeki nebatları bitirmedeyiz; Allah'la beraber bir baska mabut var mı? Hayır, siz, yoldan sapmıs kisilersiniz

[61] Yoksa yeryuzunu, karar edilecek bir saha olarak yaratan ve yerin ustunden ırmaklar akıtan ve orada saglam daglar halkeden ve iki denizin arasına bir sınır ceken mi hayırlı? Allah'la beraber bir baska mabut var mı? Hayır, onların cogu bilmez

[62] Yoksa darda kalana, dua ettigi zaman icabet eden ve kotulugu gideren ve sizi, yeryuzune sahip kılan mı hayırlı? Allah'la beraber bir baska mabut var mı? Ne de az dusunmedesiniz

[63] Yoksa karanın ve denizin karanlıklarında sizi dogru yola sevkeden ve rahmetinden once mujde olarak ruzgarları yollayan mı hayırlı? Allah'la beraber bir baska mabut var mı? Yucedir, munezzehtir Allah, onların sirk kostuklarından

[64] Yoksa daima halkı yaratıp duran, sonra da yeniden halkeden ve sizi, gokten ve yeryuzunden rızıklandıran mı hayırlı? Allah'la beraber bir baska mabut var mı? De ki: Gosterin delillerinizi dogru soyluyorsanız

[65] De ki: Goklerde ve yeryuzunde bulunanların hicbiri, gizli seyi bilemez, ancak Allah bilir ve onlar da ne vakit tekrar diriltileceklerini bilemezler

[66] Hayır, onların bilgileri, bu dunyadayken, ahirete ulasamaz; hayır, onlar, ahiret hakkında suphe icindedir; hayır, onlar ahiret hususunda kordur

[67] Ve kafir olanlar, derler ki: Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra mı mezarlarımızdan cıkarılacagız

[68] Andolsun ki bu, bize de vaadedilmistir, daha once atalarımıza da vaadedilmisti; fakat bu, gelip gecenlere ait bir masal ancak

[69] De ki: Gezin yeryuzunde de bakın, gorun, ne olmus mucrimlerin sonu

[70] Ve uzulme onlar icin ve daralma kurdukları duzenlerden

[71] Ve derler ki: Bu vait, ne vakit yerine gelecek dogru soyluyorsanız

[72] De ki: Carcabuk gelip catmasını dilediginiz o azabın birazcıgı neredeyse gelmek uzere size

[73] Ve suphe yok ki Rabbin, insanlara lutuf ve ihsan sahibidir, fakat cogu sukretmez

[74] Ve suphe yok ki Rabbin, gonullerinde gizlediklerini de bilir elbette, acıga vurduklarını da

[75] Gokte ve yeryuzunde hicbir gizli sey yoktur ki apacık kitapta tespit edilmemis olsun

[76] Suphe yok ki bu Kur'an, Israilogullarına, ihtilafa dustukleri bircok seyleri anlatmadadır

[77] Ve suphe yok ki Kur'an, elbette hidayettir ve rahmettir inananlara

[78] Suphe yok ki Rabbin, hukmuyle, aralarında takdir ettigini yerine getirecektir ve odur ustun olan ve bilen

[79] Ve artık dayan Allah'a, suphe yok ki sen, apacık gercek yoldasın

[80] Suphe yok ki sen, oluye duyuramazsın ve arkalarını cevirip giderlerken cagırsan da sagırlara sesini isittiremezsin

[81] Ve kore, sapıklıgından dondurup dogru yolu gosteremezsin sen; ancak delillerimize inanan kisiye duyurursun sesini ve onlardır gercekten de Musluman olanlar

[82] Sozun, onlar hakkında yerine gelecegi, tahakkuk edecegi zaman gelip catınca yeryuzunden, onlara bir mahluk cıkarırız ki o, konusur onlarla ve gercekten de insanlar, delillerimize adamakıllı inanmazlar der

[83] Ve o gun, her ummetten, delillerimizi yalanlayan bir toplulugu toplayacagız ve onlar, takımtakım duracaklar

[84] Sonunda, onlar geldi mi, delillerimi bir bilgi edinip kavramadıgınız halde yalanladınız mı, neydi o yaptıgınız der

[85] Zulmettiklerinden dolayı o soz, tahakkuk etmis, baslarına gelmistir, artık onlar konusamazlar da

[86] Gormezler mi ki biz, suphe yok ki dinlensinler diye geceyi yarattık, gozlerini acsınlar diye de gunduzu; suphe yok ki bunda deliller var inanan topluluga

[87] Ve o gun Sur ufurulur de gollerde kimler varsa ve yeryuzunde kimler varsa, Allah'ın dilediginden baska hepsi, pek siddetli bir korkuya kapılır ve hepsi de horhakir bir halde onun tapısına gelir

[88] Ve gorursun dagları da yerlerinde duruyor sanırsın, halbuki onlar, kıyamette bulut gibi gecip gider, dagılır. Her seyi, adamakıllı ve yerli yerinde halkeden Allah'ın isidir bu; suphe yok ki o, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[89] Kim, bir iyilikle gelirse yaptıgı iyilikten de hayırlı bir mukafat var ona ve onlar, o gunun siddetli korkusundan emindirler

[90] Ve kim, bir kotulukle gelirse o cesit kisiler, yuzustu cehenneme atılırlar; yaptıgınıza karsılık neyse ondan baska bir seyle mi size ceza verilecek sandınız

[91] Bana, ancak orasını emin bir harem olarak halkeden bu sehrin Rabbine ibadet etmem emredildi ve onundur her sey ve Muslumanlardan olmam emredildi bana

[92] Ve Kur'an okumam emredildi. Artık kim dogru yolu bulursa faydası kendisine ait ve kim saparsa artık de ki: Ben ancak korkutanlardanım

[93] Ve de ki: Hamd Allah'a, yakında delillerini gosterecek size ve siz de tanıyacaksınız onları ve Rabbin, ne yaptıgınızdan gafil degildir

Kasas

Surah 28

[1] Ta sin mim

[2] Bunlardır gercekle batılı acıklayan kitabın ayetleri

[3] Musa'ya ve Firavun'a ait haberlerden bir kısmını, gercek olarak, inanan topluluga bildirmen icin okumaktayız sana

[4] Suphe yok ki Firavun, yeryuzunde yucelmisti ve halkını bolukboluk etmisti ve onlardan bir toplulugu zayıf bir hale getirmede, ogullarını kesmede, kadınlarını bırakmadaydı; hic suphe yok ki o, bozgunculardandı

[5] Ve bizse yeryuzunde zayıf bir hale getirilmesi istenenlere lutfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryuzune, onları miras bırakmayı dilemedeydik

[6] Istiyorduk ki onları yeryuzunde yerlestirip kuvvetlendirelim ve Firavun'la Haman'a ve askerlerine de, onlardan cekindikleri seyleri gosterelim

[7] Ve Musa'nın anasına, onu emzir, bir tehlikeye ugramasından urkersen at onu nehre ve korkma, tasalanma, suphe yok ki biz, onu sana tekrar veririz ve onu peygamberlere katar, peygamber yaparız diye vahyettik

[8] Kendilerine dusman olması, onları tasalandırması icin Firavun'un adamları, onu buldular; suphe yok ki Firavun ve Haman'la askerleri, yanlıs hareket etmedeydiler

[9] Firavun'un karısı dedi ki: Senin de gozunu aydınlatır bu, benim de, oldurme bunu, umarım ki bize faydası dokunur, yahut da evlat ederiz onu kendimize ve onların, hicbir seyden haberleri yoktu

[10] Musa'nın anası, gonlu bombos bir halde kaldı, eger inananlara katılması icin gonlunu, bize baglamasaydık nerdeyse acıga vuracaktı bunu

[11] Ve kız kardesine, sen dedi gozetle onu; o da, oburleri anlamadan uzaktan gozetledi

[12] Ve Musa'ya daha once butun sut ninelerin sutunu haram etmistik; kız kardesi, ona sut verip yetistirecek, ona ogut verip buyutmeyi ustlerine alacak bir aileyi bildireyim mi size dedi

[13] Derken, gozu aydın olsun, ısıklansın ve mahzun olmasın ve Allah'ın vaadettigi seyin, suphesiz gercek oldugunu bilsin diye tekrar anasına verdik onu, fakat insanların cogu bilmez

[14] Ergenlik cagına gelip olgunlasınca ona peygamberlik ve bilgi verdik ve biz, iyilik edenleri boylece mukafatlandırırız

[15] Halkı, gaflete dalmıs, ogle uykusundayken sehre girdi de orada iki adamın kavga etmekte oldugunu gordu; bu, kendi taraftarlarındandı, oburu, dusmanlarından. Derken, taraftarlarından olan, dusmanlarından olana karsı Musa'dan yardım istedi, o da dusmanlarından olan kisinin gogsune bir yumruk indirdi de isini bitiriverdi; bu is dedi, Seytan'ın islerinden; suphe yok ki o, insanı apacık sapıklıga sevkeden bir dusman

[16] Rabbim dedi, ben kendime zulmettim, sen yarlıga beni ve mabudu, onu yarlıgadı; suphe yok ki o, sucları orter, rahimdir

[17] Rabbim dedi, beni nimetlendirdigin seylerle mucrimlere kesin olarak arka olmayacagım artık

[18] Korkarak, gozleyip bekleyerek sehirde sabahladı, derken dun kendisinden yardım isteyen, gene birisiyle cekismedeydi ve gene kendisinden yardım istedi. Musa da ona, suphe yok ki dedi sen, apacık bir azgınsın

[19] Kendilerine dusman olanı tutmak isteyince oburu, Musa'yı kendi aleyhinde sanıp ey Musa dedi, dun birini oldurdugun gibi beni de oldurmek istiyorsun galiba; sen, yeryuzunde mutlaka bir cebbar olmak istiyor, ara buluculardan olmayı hic dilemiyorsun

[20] Ve sehrin ote yanından kosa kosa birisi geldi de ey Musa dedi, ileri gelenler, seni oldurmek icin birbirleriyle gorusup danısmadalar, hemen cık git, suphe etme ki ben sana ogut verenlerdenim

[21] Musa, korkarak, cekinip gozetleyerek sehirden cıktı ve Rabbim dedi, sen beni zalim topluluktan kurtar

[22] Medyen tarafına yonelince de umarım ki dedi, Rabbim, beni dogru yola sevk eder

[23] Medyen suyuna varınca orada, hayvanlarını sulayan bir boluk halk gordu. Gerilerinde de iki kadın vardı, onlar, hayvanlarını sudan menediyorlardı. Musa, ne yapıyorsunuz, nicin hayvanlarınızı sulamıyorsunuz deyince dediler ki cobanlar gidinceye dek biz, hayvanlarımızı sulayamıyoruz ve babamız da pek ihtiyar bir adam

[24] Musa, onların hayvanlarına su verdi, sonra da bir golgeye cekilip Rabbim dedi, bana, hayra ait ne indirdiysen, ne lutufta bulunduysan suphe yok ki hepsine de muhtacım ben

[25] Derken o iki kadının biri, utanarak ona geldi de babam dedi, hayvanlarımızı suladıgından dolayı seni mukafatlandırmak icin cagırıyor. Musa, ona gidip basından gecenleri anlatınca o, korkma dedi, zalim topluluktan kurtuldun

[26] O iki kızın biri de babacıgım dedi, onu ucretle tut, suphe yok ki ucretle tutacagın adamların en hayırlısı, en emini bu

[27] Babası, Musa'ya dedi ki: Bana sekiz yıl hizmet edersen buna karsılık sana su iki kızımdan birini vermek istiyorum; ama sen on yılı doldurursan bu da sana ait artık ve ben, sana zahmet ve mesakkat vermek istemem; Allah dilerse beni iyi kisilerden bulursun

[28] Musa, bu dedi, seninle benim aramda bir sozlesme. Hangi muddeti tamamlarsam tamamlayayım, demek bir haksızlık edilmeyecek bana ve Allah da su sozlerimize tanık

[29] Derken Musa, o muddeti bitirince ailesiyle yola dustu ve Tur tarafında bir ates gordu. Ailesine, siz durun dedi, gercekten de bir ates goruyorum ben, gideyim de orada birisi varsa yoldan haber alayım, yahut da ısınmanız icin bir kor getireyim size

[30] Oraya gelince kutlu yerde bulunan vadinin sag tarafındaki agactan kendisine nida edildi: Ey Musa, suphe yok ki ben, alemlerin Rabbi Allah'ım

[31] Ve at sopanı yere. Musa, sopayı, bir yılan gibi kıvranıyor gorunce geri dondu ve bir daha da oraya gelmemek istedi. Rab, ey Musa dedi, gel ve korkma, suphe yok ki sen, emniyete erenlerdensin

[32] Elini koynuna koy da bir hastalık yuzunden olmaksızın bembeyaz, parılparıl parlar bir halde cıksın, korkudan yanlarına dusen ellerini kavustur gogsune; bu iki sey, Rabbinden, Firavun'a ve ileri gelen adamlarına iki kesin delil; suphe yok ki onlar, buyruktan cıkmıs bir topluluktur

[33] Musa, Rabbim dedi, ben onlardan birisini oldurdum, korkarım, beni oldururler

[34] Ve kardesim Harun, dil bakımından benden daha fasih, onu da benimle beraber gonder de bana yardım etsin, gerceklesin beni, cunku ben yalanlamalarından korkmaktayım

[35] Kardesinle dedi, kolunu kuvvetlendirecegiz ve size oylesine bir kuvvet verecegiz ki delillerimiz sayesinde size hicbir fenalıkta bulunamayacaklar; siz ve size uyanlar, ustunsunuz

[36] Musa, apacık delillerimizle onlara gelince bu, uydurma bir buyuden baska bir sey degil, gelip gecmis atalarımız zamanında boyle bir sey duymadık biz dediler

[37] Musa dedi ki: Kim hidayetle gelmistir onun katından ve yurdun sonu, kimin icin daha hayırlı olacak, bunu Rabbim, daha iyi bilir; suphe yok ki zalimler, kurtulmazlar muratlarına ermezler

[38] Ve Firavun, ey ileri gelenler dedi, ben, benden baska bir mabudunuz oldugunu bilmiyorum. Ey Haman, balcıga bir ates yak da tugla yap bana ve yuksek bir kosk kur, belki oraya cıkar, Musa'nın mabudunu anlarım ve gene de suphe yok ki ben yalancılardan sanıyorum onu

[39] O da, askerleri de yeryuzunde haksız yere ululanmaya kalkıstılar ve suphe yok ki donup tapımıza gelmeyecekler sandılar kendilerini

[40] Biz de hem onu, hem askerini helak ettik, onları suya bogduk; artık bak da gor, zalimlerin sonucu ne olmus

[41] Ve onları, halkı atese cagıran rehberler yaptık ve kıyamet gunu de yardım edilmez onlara

[42] Ve su dunyada artlarından lanet ettik onlara ve kıyamet gunu de onlar, cirkin bir azaba ugrayanlara katılacaklar

[43] Ve andolsun ki gelip gecen eski caglardaki ummetleri helak ettikten sonra ogut alsınlar, ibret alsınlar diye insanlara cangozleri, hidayet ve rahmet olarak Musa'ya kitap verdik

[44] Ve Musa'ya o emri verip takdirimizi yerine getirdigimiz zaman sen, ne batı tarafındaydın, ne de goruyordun onu

[45] Fakat biz, Musa'dan sonra da nice nesiller meydana getirdik de omurleri uzayıp gitti onların ve sen, Medyen halkı icinde oturup ayetlerimizi onlardan okumak suretiyle de bellemedin, fakat biziz onları gonderen

[46] Nida ettigimiz zaman Tur tarafında da degildin; fakat senden once kendilerine bir peygamber gelmeyen toplulugu, belki ibret alırlar, ogut dinlerler diye korkutmak icin Rabbinden bir rahmet olarak gonderildin

[47] Onlara, elleriyle hazırladıkları bir felaket gelip catsaydı Rabbimiz derlerdi, bize bir peygamber gonderseydin de delillerine uysaydık ve inananlara katılsaydık

[48] Fakat katımızdan o gercek gelince de Musa'ya verilen mucizeler gibi mucizeler verilseydi ona derler; once Musa'ya verilen mucizeleri de inkar edip iki buyu, birbirini desteklemede bunlar demediler mi ve suphesiz biz, hepsini de inkar ediyoruz demediler mi

[49] De ki: Su iki kitaptan daha fazla dogru yola sevkeden bir kitap getirin dogru soyluyorsanız, getirin de uyayım ona

[50] Bunu kabul etmezlerse artık bil ki onlar, ancak kendi dileklerine uyuyorlar ve Allah'ın hidayetini bırakıp kendi dilegine uyan kisiden daha sapık kimdir ki? Suphe yok ki Allah, zalim toplulugu dogru yola sevketmez

[51] Ve andolsun ogut alsınlar diye sozu, birbiri ardınca ayetayet ulayıp indirmedeyiz

[52] Bundan once kendilerine kitap verdiklerimiz, inanıyorlar buna

[53] Onlara okundu mu inandık ona diyorlar, suphe yok ki o, Rabbimizden gelen bir gercek, bundan once de gercege teslim olmustuk biz

[54] Iste onlardır ki mukafatları iki kat verilir onlara sabrettiklerinden dolayı ve onlar, iyilikle giderirler kotulugu ve kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden bir kısmını yoksullara harcarlar

[55] Ve onlar, kotu ve cirkin soz duyunca yuz cevirirler ve bizim yaptıklarımız derler, bize ait, sizin yaptıklarınız size, esenlik size, biz bilgisizleri dilemez, sevmeyiz

[56] Suphe yok ki sen, sevdigini dogru yola sevkedemezsin ve fakat Allah, diledigini dogru yola sevk eder ve odur hidayete erecekleri daha iyi bilen

[57] Ve dediler ki: Seninle beraber dogru yola uyarsak yerimizden, yurdumuzdan oluruz, bizi cıkarıverirler buradan. Biz onları, her cesit yiyeceklerin, meyvelerin getirilip toplandıgı emin bir haremde yerlestirmedik mi, onlara katımızdan rızık olarak vermedik mi bunları ve fakat cogu bilmez

[58] Ve biz, gecim bolluguna nail olmus ve sukretmemis nice sehirlerin halkını helak ettik; iste pek azı mustesna, kendilerinden sonra insanlara yurt olmayan evleri ve oralara biz varis olmusuzdur

[59] Ve Rabbin, ana sehirlerine, halka ayetlerimizi okuyacak peygamber gondermedikce sehirleri helak etmez ve biz, halkı zalim olan sehirlerden baska sehirleri helak etmedik

[60] Ve size ne verildiyse, dunya yasayısına ait metalardan, dunya ziynetinden ibaret ve Allah katındaki, daha hayırlıdır ve daha surekli; hala mı akıl etmezsiniz

[61] Kendisine guzelim bir vaitte bulundugumuz ve vaadettigimize kavusmus olan, dunya yasayısında nimetlendirdigimiz, sonra da kıyamet gununde tapımıza getirdigimiz kimseye mi benzer

[62] O gun, onlara nida eder de nerede der, bana es, ortak sandıgınız seyler

[63] Azap edecegimize dair soyledigimiz sozu hakedenler, Rabbimiz derler, iste sunlar, azdırdıgımız kisiler, biz nasıl azmıssak onları da oyle azdırdık. Onlardan uzaklastık, tapına geldik; onlar, bize tapmıyorlardı zaten

[64] Ve cagırın sirk kostugunuz seyleri denir, onlar da cagırırlar, fakat icabet etmezler onlara ve azabı gorurler; ne olurdu dogru yolu bulsalardı

[65] Ve o gun onlara nida eder de ne cevap verdiniz der, gonderilen peygamberlere

[66] O gun butun bahaneler kor olur onlarca ve hicbir sey soyleyemezler

[67] Fakat tovbe eden ve inanan ve iyi islerde bulunan, umulur ki kurtulanlardan olur, muradına erer

[68] Ve Rabbin, diledigini yaratır ve secer; secmek, onlara ait bir hak degildir; munezzehtir Allah ve yucedir sirk kostukları seylerden

[69] Ve Rabbin bilir, gonullerinde ne saklıyorlarsa ve neyi acıklıyorlarsa

[70] Ve o, bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak, onadır hamd onde de, sonda da ve onundur hukum ve donup onun tapısına varacaksınız

[71] De ki: Allah, kıyamet gunune dek geceyi uzatsaydı size, Allah'tan baska kim bir ısık verebilirdi size? Hala mı duymazsınız

[72] De ki: Allah, kıyamet gunune dek gunduzu uzatsaydı, icinde huzura erip dinleneceginiz geceyi Allah'tan baska kim getirebilirdi size? Hala mı gormezsiniz

[73] Ve rahmetindendir ki sukun ve huzura ermeniz ve lutfundan rızkınızı arayıp bulmanız ve sukretmeniz icin geceyle gunduzu halketti size

[74] Ve o gun onlara nida edilir de Nerede denir, bana es sandıklarınız

[75] Ve biz her ummetten bir tanık getirir de getirin bakalım deriz, delillerinizi. Artık bilirler ki suphesiz gercek, Allah'ındır ve uydurdukları seylerin hepsi de gozlerinden kaybolup gider

[76] Suphe yok ki Karun, Musa'nın kavmindendi de onlara karsı isyan etti; ona oyle hazineler vermistik ki anahtarlarını bile guclukuvvetli on, onbes kisi goturemezdi. Hani kavmi ona sevinip ovunme demisti, suphe yok ki Allah, sevinip ovunenleri sevmez

[77] Allah'ın sana verdigi malmenal yuzunden ahiret yurdunu aramaya bak ve dunyadaki nasibini de unutma ve Allah sana nasıl ihsan ettiyse sen de ihsan et ve yeryuzunde bozgunculuk etmeye kalkısma; suphe yok ki Allah, bozguncuları sevmez

[78] O, bu dedi, ancak bendeki bilgi sayesinde bana verilmistir. Bilmez miydi ki Allah, hic suphesiz ondan once, kuvvet bakımından ondan daha ustun, topluluk bakımından ondan daha fazla nice nesilleri helak etmistir ve sucluların suclarını bile sormaya hacet yok zaten

[79] Derken kavminin karsısına suslenip cıktı da dunya yasayısını dileyenler, ne olurdu dediler, bize de Karun'a verilen verilseydi, suphe yok ki o, dunya malından buyuk bir nasibe sahip

[80] Ve kendilerine bilgi verilenlerse yazıklar olsun size dediler, inanan ve iyi islerde bulunana Allah'ın sevabı, daha da hayırlıdır ve buna da ancak sabredenler nail olur

[81] Derken onu da, sarayını da yere gecirdik, Allah'tan baska ona yardım edecek bir topluluga sahip degildi ve kendisinin de kendisine bir yardımı dokunamadı

[82] Dun, onun yerinde olmayı dileyenler, oylesine sabahladılar ki hey gidi hey diyorlardı, suphe yok ki Allah, kullarından dilediginin rızkını bollastırmada, diledigini daraltmada, Allah lutfetmeseydi bize, bizi de yere gecirirdi ve hey gidi hey, suphe yok ki kafirler kurtulmazlar, muratlarına ermezler

[83] Iste ahiret yurdu; biz onu, yeryuzunde yucelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz ve sonuc, cekinenlerindir

[84] Kim bir iyilikle gelirse ona, yaptıgından daha hayırlı mukafat var ve kim, bir kotulukle gelirse o kotulukleri isleyenler, ancak yaptıklarının karsılıgı neyse onunla cezalandırılır

[85] Suphe yok ki sana, Kur'an'ın hukumlerini farz eden, elbette donecegin yere dondurecek seni. De ki: Rabbim daha iyi bilir, kimdir dogru yola gelen ve kimdir apacık sapıklıkta kalan

[86] Sana ancak Rabbinden bir rahmet olarak kitabın vahyedilmesini umuyordun, artık kafirlere arka olma

[87] Ve sakın sana indirildikten sonra seni Allah'ın ayetlerinden cevirmesinler ve Rabbine cagır halkı ve sakın sirk kosanlardan olma

[88] Ve Allah'la beraber bir baska mabudu cagırma; yoktur tapacak ondan baska; her sey helak olur, ancak onun zatıdır kalan, onundur hukum ve hepiniz, donup onun tapısına varacaksınız

Ankebût

Surah 29

[1] Elif lam mim

[2] Insanlar, sanırlar mı ki inandık derler de oylece bırakılıverirler ve sınanmaz onlar

[3] Ve andolsun ki biz onlardan oncekileri de sınadık; artık Allah, dogru olanları da mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir

[4] Yoksa kotuluk edenler, sanırlar mı ki bizden kurtulacaklar, ne de kotu hukmediyorlar

[5] Kim, Tanrı'ya kavusmayı umarsa artık suphe yok ki Allah'ın takdir ettigi zaman elbette gelecek ve odur duyan, bilen

[6] Ve kim savasırsa ancak kendisi icin savasır; suphe yok ki Allah, alemlerden mustagnidir

[7] Inananların ve iyi islerde bulunanların kotuluklerini elbette orteriz ve onları, yaptıklarından daha guzeliyle mukafatlandırırız

[8] Ve insana, anasına babasına iyilikte bulunmasını tavsiye ettik ve senin bir bilgin olmayan birseyi bana es tutman icin seninle cekisirlerse artık itaat etme onlara; donup geleceginiz yer, benim tapımdır, neler yaptıysanız size ben haber verecegim

[9] Inananları ve iyi islerde bulunanları elbette temiz kisilere katacagım

[10] Ve insanlardan Allah'a inandık diyen var ki Allah ugrunda bir eziyete ugratılınca insanların, kendisini sınamasını Allah'ın azabıymıs gibi sayar ve Rabbinden bir yardım ve zafer de gelirse bu cesit kisiler, biz sizinleyiz derler mutlaka; Allah, alemlerin gonullerinde ne var, daha iyi bilmez mi

[11] Ve Allah elbette inananları da bilir, munafıkları da bilir

[12] Kafir olanlar, iman edenlere bizim yolumuza uyun dediler, hatalarınızı biz yukleniriz; halbuki onlar, bunların hatalarından hic mi hic, bir sey yuklenemezler, suphe yok onlar, yalancılardır

[13] Onlar, elbette kendi yuklerini de yuklenecekler, o yuklerle beraber baska yukleri de ve kıyamet gununde de iftira ettikleri seyler, elbette sorulacak onlardan

[14] Ve andolsun ki biz Nuh'u, kavmine gonderdik de aralarında tam bin yıldan elli yıl eksik bir muddet kaldı; derken onları tufan helak etti ve onlar zalimlerdi

[15] Onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu, alemlere ibret olarak yaptık

[16] Ve Ibrahim de hani kavmine demisti ki: Allah'a kulluk edin ve cekinin ondan; bilseniz bu, size daha hayırlıdır

[17] Gercekten de Allah'ı bırakıp da putlara tapıyor, yalanlar uyduruyorsunuz; Allah'ı bırakıp taptıgınız seylerin, size bir rızık vermeye gucleri yetmez; rızkı, Allah katında arayın ve kulluk edin ona ve sukredin ona; donup onun tapısına varacaksınız

[18] Ve yalanlarsanız sizden onceki ummetler de yalanlamıstı ve Peygambere dusen is, ancak apacık tebligden ibaret

[19] Gormezler mi ki Allah, nasıl yaratmaya baslıyor, sonra yaratısı, nasıl yeniliyor? Suphe yok ki bu, Allah'a pek kolay

[20] De ki: Yeryuzunu gezin de bakıp gorun, nasıl yaratmaya baslamıstır; sonra Allah ahiret yasayısını da meydana getirecektir; suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[21] Diledigini azaplandırır ve diledigine acır ve siz, dondurulup onun tapısına goturuleceksiniz

[22] Siz onu, ne yeryuzunde aciz bırakabilirsiniz, ne gokyuzunde ve size, Allah'tan baska da ne bir dost var, ne bir yardımcı

[23] Allah'ın delillerine kafir olanlar ve onunla bulusacaklarını inkar edenlerse onlardır rahmetimden tamamıyla umitlerini kesenler ve onlaradır elemli bir azap

[24] Kavminin cevabı, ancak onu oldurun, yahut yakın sozu olmustu da Allah, onu atesten kurtarmıstı; suphe yok ki bunda elbette deliller var inananlara

[25] Ve siz dedi, dunya yasayısında birbirinize dost oldugunuzdan bu dostluk yuzunden Allah'ı bırakıp da putları mabud edindiniz, sonra da kıyamet gunu, bir kısmınız, bir kısmınızı inkar edecek, bir kısmınız, bir kısmınıza lanet okuyacak ve yurdunuz atestir ve size hicbir yardımcı yoktur

[26] Lut, ona inandı ve Ibrahim, ben dedi, bunlardan gocecek, Rabbime sıgınacagım, suphe yok ki o ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[27] Ve ona Ishak ve Yakup'u verdik ve soyuna, peygamberlik ve kitap ihsan ettik ve dunyada, mukafatını verdik onun ve suphe yok ki o, ahirette de elbette temiz kisilerdendir

[28] Ve Lut'u da gondermistik de hani kavmine demisti ki: Siz, sizden once, alemlerde hicbir kimsenin yapmadıgı cirkin bir isi yapmadasınız

[29] Siz, boyuna erkeklerle mi temas edecek, mesru yolu mu kesecek, meclislerinizde hep kotu islerde mi bulunacaksınız? Kavminin cevabı, ancak eger dogru soyleyenlerdensen Allah azabını getir bize sozu olmustu

[30] O da, Rabbim demisti, bozgunculukta bulunan kavme karsı sen yardım et bana

[31] Elcilerimiz, Ibrahim'e mujdeyle gelince, suphe yok ki demislerdi, biz su sehrin halkını helak edecegiz; suphe yok ki o sehrin halkı zalim oldu

[32] Ibrahim, orada Lut da var demisti de onlar, biz daha iyi biliriz demislerdi, orada kim var; onu ve ailesini kurtaracagız, ancak karısı kurtulmayacak, o, suphe yok ki orada kalanlardan olacak

[33] Elcilerimiz Lut'a gelince Lut, onların yuzunden kederlenmisti, gonlu daralmıstı. Onlar, korkma ve tasalanma demislerdi; suphe yok ki biz, seni de, aileni de kurtaracagız, ancak karın mustesna ve suphe yok o, orada kalanlardan olacak

[34] Suphe yok ki bu sehir halkının ustune, buyruktan cıkarak yapageldikleri isler yuzunden, gokten bir azap indirecegiz

[35] Ve andolsun ki biz, akıl eden topluluk icin, onlara ait apacık bir delil bıraktık

[36] Ve Medyen'e de kardesleri Suayb'i gondermistik de ey kavmim demisti, kulluk edin Allah'a ve umun ahiret gununu ve yeryuzunde bozgunculuga calısmayın

[37] Derken yalanlamıslardı onu da onları bir sarsıntı, helak edivermisti, derken evlerinde diz cokmus bir halde yerlere yıgılıp helak oluvermislerdi

[38] Ve Ad'le Semud'u da helak etmistik ve gercekten de yerlerinden apacık anlamaktasınız ve Seytan, onların yaptıklarını, bezemisti kendilerine ve gercegi gordukleri halde yoldan celmisti onları

[39] Ve Karun'u ve Firavun'u ve Haman'ı da helak etmistik ve andolsun ki Musa, onlara apacık delillerle gelmisken tuttular da, yeryuzunde ululanmaya kalkıstılar ve azabı da savusturamadılar

[40] Hepsini de sucları yuzunden helak ettik. Onlardan, ustlerine kasırgayla tas yagdırdıklarımız var ve onlardan, bir bagırısla helak olanlar var ve onlardan yere gecirdigimiz var ve onlardan sulara garkettigimiz var ve Allah zulmetmemisti onlara ve fakat onlar, kendi kendilerine zulmetmislerdi

[41] Allah'tan baska dost ve yardımcı edinenler, ag kuran orumcege benzerler ve evlerin en curugu, elbette orumcek agıdır bir bilseler

[42] Suphe yok ki Allah, kendisinden baska neye tapıyorlarsa hepsini bilir ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[43] Ve iste ornekler, onları insanlara gosterip durmadayız ve bilgi sahiplerinden baskaları anlamaz onları

[44] Allah, gokleri ve yeryuzunu gercek olarak yarattı; suphe yok ki bunda, inananlara deliller var elbet

[45] Oku kitaptan ne vahyedildiyse sana ve namaz kıl; suphe yok ki namaz, cirkin ve kotu seylerden alıkoyar insanı ve elbette Allah'ı anmak, pek buyuk birseydir ve Allah, ne islerseniz hepsini bilir

[46] Ve kitap ehliyle, ancak en guzel bir tarzda mucadele edin; yalnız iclerinden zulmedenler mustesna ve deyin ki: Inandık bize indirilene de, size indirilene de ve mabudumuz ve mabudunuz birdir ve biz, ona teslim olmusuz

[47] Ve iste sana boyle bir kitap indirdik biz ve bu yuzden kendilerine kitap verilenler, inanıyorlar ona ve sunlardan da inanan var ona ve delillerimizi, kafirlerden baskası da bilerek inkar etmez

[48] Ve sen, bundan once hicbir kitap okumazdın ve sag elinle de bir sey yazmamıstın, oyle olsaydı, batıl, seylere kapılanlar mutlaka supheye duserlerdi

[49] Hayır, o, kendilerine bilgi verilenlerin gonullerinde koklesip yerlesmis olan apacık delillerdir ve delillerimizi, zalimlerden baskası da bilerek inkar etmez

[50] Ve derler ki ona Rabbinden deliller indirilseydi. De ki: Deliller, ancak Allah katında ve ben, ancak apacık bir korkutucuyum

[51] Onlara yetmez mi ki suphe yok, sana kitap indirdik, onlara okunup durmada; suphe yok ki bu kitapta elbette inanan topluluga hem rahmet var, hem ogut

[52] De ki: Aramda ve aranızda tanık olarak Allah yeter; bilir ne varsa goklerde ve yeryuzunde ve batıla inanıp Allah'a kafir olanlara gelince: Onlardır ziyan edenlerin ta kendileri

[53] Ve senden, azabın carcabuk gelmesini isterler ve muayyen bir zamanı olmasaydı azap, gelip catardı onlara ve azap, onlara apansız gelecek ve onların haberleri bile olmayacak

[54] Senden, azabın, cabucak gelmesini isterler ve suphe yok cehennem elbette kafirleri kusatmıstır zaten

[55] O gun azap, ustlerinden, ayaklarının altından saracak onları ve tadın diyecek, yaptıklarınızın cezasını

[56] Ey inanan kullarım, suphe yok ki benim yeryuzum genistir, artık siz de yalnız bana kulluk edin

[57] Herkes tadacak olumu, sonra da donup tapımıza geleceksiniz

[58] Inananları ve iyi islerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetin en yuce yerlerinde yerlestirecegiz, orada ebedi olarak kalacaklar; iyi islerde bulunanlara verilen mukafat, ne de guzeldir

[59] Oyle kisilerdir onlar ki sabrederler ve Rablerine dayanırlar

[60] Ve nice mahluk vardır ki rızıklarını kendileri bulup goturmezler; onları da Allah rızıklandırır; sizi de ve odur duyan, bilen

[61] Andolsun ki onlara, kim yarattı gokleri ve yeryuzunu ve kim ram etti gunesi ve ayı diye sorsan Allah derler mutlaka, o halde ne diye ona kulluktan donup uydurma seylere kapılıyorlar

[62] Allah, kullarından dilediginin rızkını bollastırır, dilediginin daraltır; suphe yok ki Allah, her seyi bilir

[63] Andolsun ki onlara, kim yagdırır gokten yagmuru da onunla, olumunden sonra diriltir yeryuzunu diye sorsan Allah derler mutlaka; de ki: Hamd Allah'a, fakat cogu akıl etmez

[64] Ve bu dunya yasayısı, ancak aslı olmayan bir eglenceden, bir oyundan baska bir sey degil ve suphe yok ki ahiret yurdunda gercek yasayıs, bunu bir bilselerdi

[65] Gemiye bindiler mi din hususunda yalnız onu tanıyarak ihlasla Allah'ı cagırırlar, fakat onları karaya cıkarıp da kurtardık mı o zaman derhal sirk kosarlar

[66] Bu da onlara verdigimiz nimetlere nankorluk edip dunyada gecinip gitmeleri icindir, fakat yakında bilecek onlar

[67] Gormezler mi ki etraflarındaki insanlar, birbirlerini oldurup dururken biz Harem'i, emin ettik; hala mı batıla inanırlar da Allah'ın nimetine nankorluk ederler

[68] Ve kimdir Allah'a yalan yere iftira edenden, yahut Kur'an, kendisine geldikten sonra onu yalanlayandan daha zalim? Kafirlere, cehennemde konaklayacak yer mi yok

[69] Bizim icin savasanları yollarımıza sevk ederiz biz ve suphe yok ki Allah, elbette beraberdir iyilik edenlerle

Rûm

Surah 30

[1] Elif lam mim

[2] Rum maglub edildi

[3] En yakın bir yerde, fakat onlar bu maglubiyetten sonra galip olacaklar

[4] Birkac yıl icinde; emir, onde de Allah'ın, sonda da ve o gun inananlar, ferahlayacak, sevinecek

[5] Allah'ın yardımıyla; o, diledigine yardım eder ve odur ustun ve rahim

[6] Allah'ın vaadidir; Allah vaadinden caymaz ve fakat insanların cogu bilmez

[7] Dunya yasayısının yalnız dıs yuzunu bilirler ve onlar, ahiretten gafil olanlardır

[8] Hic olmazsa kendi kendilerine bir dusunmezler mi ki Allah, gokleri ve yeryuzunu ve ikisinin arasındakileri gercek olarak ve mukadder bir zaman icin yaratmıstır ve suphe yok ki insanların cogu, Rablerine kavusacaklarını inkar ederler elbet

[9] Yeryuzunu gezip de gormezler mi kendilerinden oncekilerin sonları ne olmus; onlar, kuvvet bakımından daha ustundu bunlardan ve yeryuzunun altını ustune getirerek ekmisler ve orasını, bunların imar ettiginden daha da fazla imar etmislerdi ve onlara da apacık delillerle gelmisti peygamberleri; derken Allah zulmetmemisti onlara ve fakat onlar, kendilerine zulmetmislerdi

[10] Sonra da Allah'ın delillerini yalanladıkları ve onlarla alay ettikleri icin o kotuluk edenlerin sonu kotu oldu gitti

[11] Allah, once yaratır da sonra oldurerek tekrar halkeder ve yaratılısı yeniler, sonra da hepiniz dondurulur, onun tapısına goturulursunuz

[12] Ve kıyametin koptugu gun, suclular, rahmetten meyus olurlar

[13] Ve onlara, Tanrı'ya ortak sandıkları seylerden sefaat eden de olmaz ve onlar da Tanrı'ya serik sandıkları seylere kafir olurlar

[14] Ve kıyametin koptugu gun yok mu, iste o gun tamamıyla ayrılırlar da

[15] Inanan ve iyi islerde bulunanlar, cennet bahcesinde sevinip nimetlere nail olur onlar

[16] Ve fakat kafir olanlara ve delillerimizi ve ahirete kavusacaklarını yalanlayanlara gelince: Artık onlardır azap icin hazırlananlar

[17] Artık tenzih edin Allah'ı aksama girince ve sabaha erince

[18] Ve onadır hamd goklerde ve yeryuzunde; ve tenzih edin onu gunduzun sonlarında ve ogle vaktinde

[19] Oluden diri izhar eder, diriden olu izhar eder ve yeryuzunu diriltir olumunden sonra ve boylece cıkarır mezarlarınızdan sizi de

[20] Ve delillerindendir ki sizi topraktan yaratmıstır da sonra insan haline gelir, yeryuzunun her yanına dagılırsınız

[21] Ve delillerindendir ki sizin cinsinizden esler yaratmıstır size, onlarla uzlasıp gecinesiniz diye ve aranıza da sevgi ve merhamet ihsan etmistir; suphe yok ki bunda, dusunen topluluga deliller var

[22] Ve delillerindendir goklerin ve yeryuzunun yaratılısı ve dillerinizin ve renklerinizin ayrılıgı; suphe yok ki bunda, bilenlere deliller var

[23] Ve delillerindendir uykunuz geceleyin ve gunduzun ve lutfundan rızkınızı arayıp bulusunuz. Suphe yok ki bunda duyan topluluga deliller var

[24] Ve delillerindendir ki sizi hem korkutan, hem umduran simsegi gostermede ve gokten yagmur yagdırmada da o suretle olumunden sonra yeryuzunu diriltmede. Suphe yok ki bunda, akıl eden topluluga deliller var

[25] Ve delillerindendir ki gokle yer, oylece durmada; sonra sizi bir cagırdı mı hemen yeraltından cıkacaksınız

[26] Ve onundur goklerde ve yeryuzunde ne varsa; hepsi de ona itaat eder

[27] Oyle bir mabuttur ki her seyi once yaratır, sonra oldurur de tekrar diriltir ve bu, pek kolaydır ona ve onundur goklerde ve yeryuzunde yuce sıfatlar ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[28] Size, kendinize ait birseyle ornek getirmede: Kolelerinizden, cariyelerinizden, sizi rızıklandırdıgımız seylerde size ortak olanlar var mı ve siz, o mallarda, onlarla bir olur musunuz, onları mallarınıza ortak eder de onlar da, sizin korkup titrediginiz gibi o malların ustune korkup titrerler mi? Iste, akıl eden topluluga delilleri boylece tekrarlayıp acıklarız

[29] Hayır, o zulmedenler, bilgisizce kendi havalarına uydular; Allah'ın saptırdıgı kisiyi kim dogru yola sevkedebilir? Ve onlara bir yardımcı da yoktur

[30] Artık, yuzunu tam dogru dine dondur, Allah'ın ilk yarattıgı selamet haline ki insanları, o tabii halde, selamet halinde yaratmıstır; Allah'ın yaratısı, din, degistirilemez; budur en dogru din ve fakat insanların cogu bilmez

[31] Ne emrettiyse ona uyarak hepiniz, yuzunuzu o dine dondurun ve namaz kılın ve sirk kosanlardan olmayın

[32] O sirk kosanlardan ki dinlerinde aykırılıga dusmusler de bolukboluk olmuslardır ve her zumre, kendisinde bulunana razı olup gitmistir

[33] Ve insanlara bir zarar eristi mi donup Rablerini cagırırlar, sonra onlara, kendi katından bir rahmet tattırınca da onların bir bolugu, Rablerine sirk kosarlar

[34] Sirk kosarlar, onlara verdigimiz nimetlere nankorluk etmek icin; simdilik gecinin bakalım, yakında bilip anlarsınız

[35] Yoksa biz onlara kesin bir delil mi indirdik de sirk kostukları seyler hakkında onlara soz soyledi

[36] Insanlara bir rahmet tattırdık mı onunla sevinir, ovunurler ve onlara, elleriyle yapıp hazırladıkları bir kotuluk gelip catınca da hemen umitlerini keserler

[37] Gormezler mi ki suphe yok Allah, dilediginin rızkını bollastırır, dilediginin de daraltır. Suphe yok ki bunda, inanan topluluga deliller var elbet

[38] Artık yakınlara, yoksula ve yolda kalana hakkını ver, Allah'ın rızasını dileyenlere bu, daha hayırlıdır ve onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri

[39] Halkın malı artsın diye faize ait verdiginiz seyler, Allah katında artmaz; Allah'ın rızasını dileyerek verdiginiz zekat artar ve sevaplarını katkat arttıranlar, onlardır

[40] Oyle bir Allah'tır ki sizi yaratmıstır, sonra rızık vermistir size, sonra oldurur, sonra da diriltir sizi. Ona es sandıklarınızın icinde bunlardan bir sey yapabilen var mı? Munezzehtir ve yucedir o sirk kosanların sirk kostukları seylerden

[41] Bozgun belirdi karada ve denizde, insanların elleriyle kazandıkları suclar yuzunden; bu da, belki donerler, vazgecerler diye yaptıklarına karsılık cekecekleri cezanın az bir kısmını onlara tattırmak icin

[42] De ki: Gezin yeryuzunde de bakın, gorun once gelip gecenlerin sonları neye varmıs; onların cogu musrikti

[43] Reddine imkan bulunmıyan o gun, Allah tarafından gelmezden once yuzunu tam dogru olan dine cevir, o gun onlar, bolukboluk olacaklardır

[44] Kim kafir olursa kufrunun sucu, ona aittir ve kim, iyi islerde bulunursa bu cesit adamlar da o iyiligi kendileri icin hazırlamıslardır

[45] Bu da, inanan ve iyi islerde bulunanları, lutfundan mukafatlandırmak icindir, suphe yok ki o, kafirleri sevmez

[46] Ve delillerindendir sukretmeniz icin mujdeci ruzgarları gondermesi ve rahmetini size tattırması ve emriyle gemileri yurutmesi ve lutfundan rızkınızı aratıp buldurması

[47] Ve andolsun ki senden once de kavimlerine peygamberler gonderdik de apacık delillerle geldiler onlara; derken curmettiklerinden dolayı oc aldık onlardan ve inananlara yardım, bir haktır bize

[48] Oyle bir Allah'tır ki ruzgarları yollar da bulutları surer onlar, gokyuzunde bulutu yayar diledigi gibi ve dagınık, parcaparca bir hale de koyar onları, derken bakarsın ki bulutlardan yagmur yagmaya baslar da kullarından diledigine nasip eder o yagmuru ve onlar da mujdelerler birbirlerini, sevinirler

[49] Halbuki onlara yagmur yagdırılmadan once hepsi de umitlerini kesmislerdi

[50] Artık Allah'ın rahmet eserlerine bak da gor, olumunden sonra nasıl diriltir yeryuzunu; suphe yok ki o, elbette oluyu de diriltir ve onun, her seye gucu yeter

[51] Ve andolsun ki bir ruzgar yolladık da nebatları sararmıs gorduler mi ardından hemen nankorluge baslarlar

[52] Hic suphe yok ki sen, sesini duyuramazsın oluye ve ardına donup giderlerken davetini duyuramazsın sagırlara

[53] Ve sen, korleri sapıklıklarından dondurup dogru yola sevkedemezsin. Sen, ancak delillerimize inananlara duyurursun; gercekten de onlardır Musluman olanlar

[54] Oyle bir Allah'tır ki sizi zayıf bir sudan yaratmıstır, sonra bir zayıflık olan cocukluk cagından cıkarıp guckuvvet vermistir size, sonra kuvvetli cagdan gene bir zayıflık cagına ve ihtiyarlık yasına getirmistir sizi; yaratır ne dilerse ve odur bilen, gucu yeten

[55] Ve kıyametin koptugu gun suclular, ancak bir an yatıp eglendiklerine and icerler; iste boyle asılsız seylere kapılıyordu onlar

[56] Kendilerine bilgi ve inanc verilenlerse derler ki: Andolsun ki siz, Allah'ın takdiri ne kadarsa, ta tekrar dirileceginiz gunedek yatıp eglendiniz, gercekten de budur tekrar dirileceginiz gun ve fakat siz bilmiyorsunuz

[57] Bir gundur o gun ki kendilerine zulmedenlerin ozurleri de kabul edilmeyecek o gun, tovbe edip yaptıklarından vazgecmeleri de istenmeyecek artık

[58] Ve biz, bu Kur'an'da, insanlara her cesit ornegi getirdik ve sen, onlara bir delil gostersen: Siz derler, ancak aslı olmayan seyleri one surenlersiniz

[59] Iste, Allah, bilmeyenlerin gonullerini, bu cesit muhurler

[60] Dayan, suphe yok ki Allah'ın vaadi gercektir ve adamakıllı inanmayanlar, sakın senin gayretini hafifletip gevsetmesin

Lokman

Surah 31

[1] Elif lam mim

[2] Bunlardır beyanında hikmet, hukumlerinde metanet bulunan kitabın ayetleri

[3] O kitap, iyilik edenleri dogru yola sevkeden, onlara rahmet olan bir kitaptır

[4] Onlar, namaz kılarlar ve zekat verirler ve ahirete de iyice inanmıslardır

[5] Onlardır Rablerinden dogru yolu bulanlar, onlardır kurtulup muratlarına erenler

[6] Insanlardan, asılsız ve bos lafları satın alan var, halkı, bilgisi olmadıgı halde Allah yolundan saptırmak ve Kur'an'ı alaya almak icin; onlar, oyle kisilerdir ki onlaradır horhakir bir hale getiren azap

[7] Ona ayetlerimiz okununca basını cevirir; sanki duymaz onu, sanki iki kulagında da agırlık var; artık mujdele onu elemli bir azapla

[8] Suphe yok ki inananlarındır ve iyi islerde bulunanlarındır Naim cennetleri

[9] Ebedi kalırlar orada; Allah'ın vaadi gercektir ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[10] Gokleri direksiz yaratmıstır, onları gorup durursunuz ve yeryuzune de sallanıp sizi sarsmaması icin metin daglar koymustur ve oraya butun mahlukatı yaymıstır ve gokten yagmur yagdırmıstır da yerde her cesit guzelim nebatı, ciftercifter bitirmistir

[11] Iste bunlar, Allah'ın yarattıklarıdır, ondan baskasının ne yarattıgını gosterin bana; hayır, zulmedenler, apacık bir sapıklık icindedir

[12] Ve andolsun ki biz, sukret Allah'a diye Lokman'a hikmet verdik ve kim sukrederse faydası kendisinedir ve kim nankorluk ederse artık suphe yok ki Allah, mustagnidir, hamde layık odur

[13] An o zamanı ki hani Lokman, ogluna ogut verirken ogulcagızım demisti, Allah'a sirk kosma; suphe yok ki sirk, elbette pek buyuk bir zulumdur

[14] Ve biz, insana, anasınababasına itaat etmesini tavsiye ettik; anası, yaratılısı zayıf oldugu halde gebelikle busbutun zayıflamıs, fakat gene de onu tasımıstı ve gebelikle sutten kesme muddeti, iki yıl surmustu; artık sukret bana ve ananla babana; donup gelecegin yer, benim tapımdır

[15] Eger o hususta bir bilgin olmadıgı halde, bana sirk kosman icin savasırlarsa seninle, itaat etme onlara ve dunyada iyilik et onlara ve donup benim itaatimi kabul edenlerin yoluna uy, sonra donup geleceginiz yer, benim tapımdır; neler yaptıgınızı ben haber verecegim size

[16] Ey ogulcagızım, yaptıgın hayır veya ser, bir hardal tanesi kadar bile olsa, o da bir tas icinde, yahut goklerde, yahut da yeryuzunde bulunsa Allah, onu gene meydana cıkarır; suphe yok ki Allah'ın lutfu boldur, o, her seyden haberdardır

[17] Ey ogulcagızım, namaz kıl, iyiligi emret, kotulukten vazgecirmeye calıs halkı ve bu hususta ugradıgın sıkıntılara dayan; suphe yok ki bunlar, kesin olarak yapılması gereken islerdendir

[18] Ve ululanıp insanlardan yuz cevirme ve yeryuzunde, kendini begenerek kibirle yurume; suphe yok ki Allah, ululanıp ovunenlerin hicbirini sevmez

[19] Ululanarak degil, miskince de degil, vakarla yurumeye bak, sesini fazla cıkarma; suphe yok ki seslerin en cirkini, esek anırmasıdır

[20] Gormediler mi ki gercekten de Allah, ram etti size ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve gorunen ve gizli olan nimetlerini size yaydı, tamamladı ve insanlar icinde, Allah hakkında mucadeleye girisen var bilgisi, delili ve aydınlatıcı bir kitabı yokken

[21] Ve onlara, Allah ne indirdiyse ona uyun dendi mi hayır derler, biz, atalarımızı neye uymus bulduysak ona uyarız; ya Seytan, onları yakıp kavuran azaba cagırıyorduysa

[22] Ve kim, ozunu, iyiliklerde bulunarak Allah'a teslim ederse gercekten de o, suphe yok ki saglam bir kulpa yapısmıstır ve isler, sonucu, Allah tapısına varır

[23] Ve kim, kafir olursa onun kafirligi, tasalandırmasın seni; donup varacakları yer, bizim tapımızdır da ne yaptılarsa biz haber veririz onlara; suphe yok ki Allah, gonullerde ne varsa hepsini bilir

[24] Onları az bir muddet gecindiririz de sonra istemedikleri halde onları agır bir azaba atarız

[25] Onlara, andolsun ki, gokleri ve yeryuzunu kim yarattı diye sorsan Allah derler mutlaka. De ki: Hamd Allah'a, hayır, onların cogu bilmez

[26] Allah'ındır ne varsa goklerde ve yeryuzunde; suphe yok ki Allah, mustagnidir, hamde layıktır

[27] Yeryuzunde ne kadar agac varsa hepsi kalem, deniz de murekkeb olsa ve bundan sonra da yedi deniz daha murekkeb olup o denize katılsa gene Allah'ın sozleri yazılıp tukenmez; suphe yok ki Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[28] Sizin yaratılısınız da, tekrar diriltilmeniz de bir kisinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir ancak; suphe yok ki Allah, duyar, gorur

[29] Gormedin mi ki Allah, geceyi kısaltır, bir kısmı gunduz olur, gunduzu kısaltır, bir kısmı gece olur ve ram etmistir gunesi ve ayı; hepsi de mukadder bir zamana kadar yollarında akıp durur ve suphe yok ki Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[30] Bu da su yuzdendir; cunku Allah, gercektir ve ondan baska herneye kulluk ediyorsanız hepsi de bostur ve suphe yok ki Allah, oyle bir mabuttur ki odur pek yuce ve buyuk

[31] Gormedin mi ki gemiler, gercekten de Allah'ın nimetiyle denizlerde akıp gider size onun delillerini gostermek icin; suphe yok ki bundan adamakıllı sabreden ve adamakıllı sukreden herkese, elbette deliller var

[32] Onları, golgeler yapan, daglar gibi dalgalar sardı mı dini, yalnız ona ait bilerek ve ozlerini yalnız ona baglayarak Allah'ı cagırırlar; onları kurtarınca iclerinde asırı gitmeyen, geri kalmayan ve vaadine vefa eden kisiler bulunur ve zaten de ahdine hic vefa etmeyen nankor kisilerden baskası bilebile inkar etmez delillerimizi

[33] Ey insanlar, cekinin Rabbinizden ve korkun o gunden ki baba, ogluna bir fayda veremedigi gibi ogulun da babaya hicbir hayrı olmaz ve sakın aldatmasın sizi dunya yasayısı ve sakın o hilebaz Seytan, aldatmasın sizi Allah hakkında

[34] Suphe yok ki Allah katındadır kıyametin kopacagı zaman ve yagmurun ne vakit ve nereye yagacagı ve o bilir rahimlerdekini ve hicbir kimse, yarın ne kazanacagını bilmez ve hicbir kimse, Nerede olecegini bilmez; suphe yok ki Allah, her seyi bilir, her seyden haberdardır

Secde

Surah 32

[1] Elif lam mim

[2] Bu kitap, alemlerin Rabbi tarafından indirilmistir, hic suphe yok bunda

[3] Yoksa, bunu o mu uyduruyor diyorlar? Hayır, o, gercektir Rabbinden, senden once, kendilerine bir korkutucu gelmemis olan toplulugu, dogru yolu bulsunlar diye korkutman icin indirilmistir

[4] Oyle bir Allah'tır ki gokleri ve yeryuzunu ve ikisinin arasında ne varsa hepsini altı gunde yaratmıstır da sonra arsa hakim olmustur; ondan baska ne bir dost ve yardımcı var size, ne bir sefaatci; hala mı dusunup ogut almazsınız

[5] Gokten yeredek her isi tedbir eden odur, sonra o ise memur olan melek, sizin sayısınıza gore miktarı bin yıl tutan bir gunde, onun tapısına yukselip cıkar

[6] Iste budur gizliyi de bilen, acıktakini de bilen ustun ve hukum ve hikmet sahibi mabut

[7] Oylesine mabut ki her seyin yaratılısını guzel ve tam yerinde yapmıstır da insanı da balcıktan yaratmaya koyulmustur

[8] Sonra onun soyunu, duru bir sudan, asagılık bir su katresinden yaratmıstır

[9] Sonra da onu tamamlamıstır, ona kabiliyet vermistir ve ona ruhundan ufurmustur ve size kulak, gozler ve gonuller halketmistir; ne de az sukredersiniz

[10] Ve dediler ki: Yeryuzune karısıp kaybolduktan sonra mı yeniden yaratılacagız? Hayır, onlar, Rablerine kavusacaklarını inkar etmedeler

[11] De ki: Size memur olan olum melegi oldurecek sizi, sonra da donup Rabbinizin tapısına varacaksınız

[12] Rableri katında baslarını egerek Rabbimiz, gorduk ve duyduk, artık bizi tekrar dunyaya dondur de iyi islerde bulunalım, gercekten de adamakıllı inandık dedikleri zaman bir gorsen mucrimleri

[13] Ve dileseydik herkesi dogru yola sevk ederdik ve fakat benden su soz cıkmıstır, mukadderdir bu: Elbette cehennemi, butun insanlarla, cinlerle dolduracagım

[14] Tadın azabı, su gune ulasacagınızı unuttugunuzdan dolayı, suphe etmeyin ki biz de unuttuk sizi ve tadın ebedi olarak azabı yaptıklarınıza karsılık

[15] Ayetlerimize, ancak kendilerine anılıp ogut verildigi zaman yerlere kapanıp secde edenler ve Rablerine hamd ederek onu tenzih edenler ve hic ululanmaya kalkısmayanlar, inanırlar

[16] Yanları, yatak nedir, gormez, korkarak, umarak Rablerini cagırırlar ve kendilerini rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını yoksullara harcarlar

[17] Hic kimsecik bilmez onlar icin gozleri aydınlatacak ne gizli seyler var; yaptıklarına karsılık

[18] Inanan kisi, inanctan cıkan kisiye benzer mi hic? Esit olmaz bunlar

[19] Inananlara ve iyi islerde bulunanlaradır Me'va cennetleri, yaptıklarına karsılık konuk olmak icin

[20] Fakat buyruktan cıkanlara gelince: Onların yurtları atestir; oradan cıkmak istedikleri zaman tekrar atılırlar oraya ve onlara denir ki: Tadın yalanladıgınız atesin azabını

[21] Biz, belki donerler diye pek buyuk azaptan once de onlara yakın bir azabı tattıracagız mutlaka

[22] Kendisine Rabbinin delillerinden bir kısmı anılıp onlarla ogut verildikten sonra da onlardan yuz cevirenden daha zalim kimdir ki? Suphe yok ki biz, mucrimlerden oc alacagız

[23] Ve andolsun ki Musa'ya da kitap vermistik, ona kavusacagında suphen olmasın ve biz, Israilogullarına o kitabı, dogru yolu gosteren bir rehber yapmıstık

[24] Ve iclerinden, sabrettikleri takdirde onları, emrimizle dogru yola sevkedecek rehberler tayin etmistik ve onlar, delillerimize adamakıllı inanmıslardı

[25] Suphe yok ki Rabbin, kıyamet gununde, ayrılıga dustukleri seyler hakkında, aralarında hukmedecek

[26] Onları dogru yola sevketmez mi onlardan once nice ummetleri helak etmemiz, onların yurtlarında gezip durmadalar; suphe yok ki bunda deliller var elbet, hala mı isitmezler

[27] Gormediler mi ki biz, suyu, kurak ve corak yerlere akıtırız da o sayede hayvanlarının ve kendilerinin yiyecekleri otları bitiririz; hala mı gormezler

[28] Ve derler ki: Dogru soyluyorsanız ne vakit olacak bu fetih

[29] De ki: Fetih gunu, kafir olanlar imana gelseler de faydası yok ve onlara muhlet de verilmeyecek

[30] Artık yuz cevir onlardan ve bekle; suphe yok ki onlar da beklemedeler

Ahzâb

Surah 33

[1] Ey Peygamber, cekin Allah'tan ve itaat etme kafirlerle munafıklara; suphe yok ki Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[2] Ve Rabbinden ne vahyedildiyse ona uy; suphe yok ki Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[3] Ve dayan Allah'a ve Allah yeter koruyucu olarak

[4] Allah, bir kisiye iki yurek vermedi ve zıhar yaptıgınız eslerinizi de analarınız yerine koymadı ve evlatlıklarınızı oz ogullarınız olarak halk etmedi; bunlar, sizin agızlarınızdaki laflar ve Allah, dogruyu soyler ve o, dogru yolu gosterir

[5] Onları, babalarının adlarını da anarak cagırın, bu, Allah katında daha dogrudur. Babalarını bilmiyorsanız zaten onlar din bakımından kardesleriniz ve yardımcılarınızdır ve bir yanlıslıkta bulunursanız bir vebal yok size ve fakat yureklerinizden bir kasıtla hareket ederseniz vebal altına girersiniz ve Allah, sucları orter, rahimdir

[6] Peygamber, inananlar uzerinde, kendilerinden ziyade tasarruf ve vilayet sahibidir ve onun esleri de inananların analarıdır ve akrabalar da, Allah'ın kitabında, diger inananlardan ve yurtlarından gocenlerden fazla birbirlerine yakındır miras dolayısıyla, ancak dostlarınıza herhangi bir suretle iyilikte bulunabilirsiniz; bu hukum, kitapta yazılmıstır

[7] An o zamanı ki biz, peygamberlerden kesin soz almıstık ve senden ve Nuh'tan ve Ibrahim'den ve Musa'dan ve Meryemoglu Isa'dan da ve biz, onlardan pek saglam ve kesin soz almıstık

[8] Dogruların dogrulugunu sormak icin ve kafirlere, elemli bir azap hazırladık

[9] Ey inananlar, anın size Allah'ın nimetini, hani askerler saldırmıstı ustunuze de onlara bir yel ve gormediginiz askerler gondermistik ve Allah, sizin yaptıklarınızı gorur

[10] Hani size hem ust tarafınızdan hucum etmislerdi, hem alt tarafınızdaki yerlerden ve hani gozler yılmıstı ve korkudan yurekler, agızlara gelmisti ve Allah hakkında cesitli zanlara kapılmıstınız

[11] Iste orada, inananlar, bir sınanmaya ugratılmıstı ve adamakıllı da sarsılmıslardı

[12] Hani munafıklarla gonullerinde hastalık olanlar, Allah ve Peygamberi demislerdi, bizi ancak aldattılar, vaatlerinde aldatıstan baska bir sey yok

[13] Ve hani onların bir bolugu, ey Yesribliler demisti, burada durmanıza imkan yok, donun artık ve bir bolugu de Peygamberden, evlerimiz acık, saglam degil diye izin istemisti, halbuki evleri acık degildi ve saglamdı, onlar, ancak kacmayı diliyorlardı

[14] Eger sehrin etrafından girilip onların ustlerine varılsaydı da sirk kosmaları istenseydi hemen ise girisirler ve sehirde pek az bir muddet kalırlardı

[15] Halbuki onlar, andolsun ki bundan once soz de vermislerdi Allah'a geri donmemeleri icin ve Allah'a verilen soz, sorulacaktır

[16] De ki: Olumden, yahut oldurulmeden kacmak, size hicbir fayda vermez ve o zaman pek az bir muddet gecinir, yasarsınız

[17] De ki: Allah size bir kotuluk gelmesini dilerse, yahut bir rahmete nail olmanızı isterse kimdir sizi Allah'tan kurtaracak ve Allah'tan baska onlar, ne bir dost bulabilirler, ne bir yardımcı

[18] Gercekten de sizden geri kalanları ve kardeslerine de bize gelin diyenleri bilir ve bunların pek azı savasa gelir ancak

[19] Gelseler de can bakımından pek hasis bir halde gelir onlar, hele bir korkulu cag, gelip cattı mı gorursun ki gozleri donmus, sana bakıyorlar, sanki olum yuzunden bayılmıslar, kendilerinden gecmisler; derken korku gecti mi keskin dilleriyle sizi incitmeye baslarlar ve hayra pek duskun gibi bir tavır alırlar. Onlardır inanmayanlar, derken Allah da onların yaptıklarını hice saymıstır ve bu, Allah'a pek kolaydır

[20] Sanırlar ki dusman bolukleri gitmedi ve o bolukler, bir daha gelseler isterler ki collerde, bedevilerin aralarında bulunsunlar da size ait haberleri sorustursunlar ve zaten sizin icinizde de olsalar pek az savasacaktır onlar

[21] Andolsun ki Allah'ın Resulunde, sizin icin uyulacak en guzel bir ornek var, o, size en guzel bir numune ve Allah'tan mukafat umana ve ahiret gununde mukafat umana ve Allah'ı cok cok anana da en guzel bir ornektir o

[22] Inananlar, dusman boluklerini gorduler mi iste dediler, bu, bize Allah'ın ve Peygamberinin vaadettigi sey ve dogru soylemistir Allah ve Peygamberi ve bu, onların ancak inanclarını ve teslim oluslarını arttırmıstır

[23] Inananlardan oyle erler var ki Allah'a verdikleri sozde sadakat gosterirler; onlardan kimisi, adagını odedi, kimisi de beklemede ve onlar, sozlerini, ozlerini hicbir suretle degistirmediler

[24] Cunku Allah, dogruları, dogrulukları yuzunden mukafatlandıracak, munafıklaraysa dilerse azap edecek, dilerse tovbe nasib edecek; suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[25] Ve Allah, kafirleri, hiddetleriyle, siddetleriyle defetti, onlar hicbir hayra nail olamadan; ve Allah, savas icin yetti inananlara ve Allah, pek kuvvetlidir, ustundur

[26] Kitap ehli oldukları halde onlara yardım edenleri de, yureklerine korku dusurup kalelerinden surdu cıkardı, bir kısmını olduruyordunuz, bir kısmını da tutsak ediyordunuz

[27] Onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve ayak basmadıgınız bir yere sizi mirascı yaptı ve Allah'ın, her seye gucu yeter

[28] Ey Peygamber, eslerine soyle: Dunya yasayısını ve ziynetini diliyorsanız hadi gelin, size nikah paralarınızı vereyim de guzellikle bırakayım sizi

[29] Yok, eger Allah'ı ve Peygamberini ve ahiret gununu istiyorsanız bilin ki hic suphe yok, Allah, iyilik edenlerinize buyuk bir mukafat hazırlamıstır

[30] Ey Peygamberin esleri, icinizden kim, apacık cirkin bir harekette bulunursa iki kat azap edilir ona ve bu, Allah'a pek kolaydır

[31] Ve sizden kim, Allah'a ve Peygamberine itaat eder ve iyi islerde bulunursa mukafatını iki kat veririz ve ona guzelim bir rızık da hazırlamısızdır

[32] Ey Peygamberin esleri, siz, obur kadınlardan birine benzemezsiniz; cekiniyorsanız sozu yumusak bir tarzda soylemeyin ki gonlunde bir hastalık olan umide duser sonra ve dogru ve guzel soz soyleyin

[33] Ve evlerinizde oturun ve ilk cahiliyet devrinde oldugu gibi sokaklara cıkmayın ve namaz kılın ve zekat verin ve itaat edin Allah'a ve Peygamberine. Ancak ve ancak Allah, ey Ehli Beyt, sizden her cesit pisligi, sucu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler

[34] Ve ey Peygamberin esleri, evlerinizde okunan ayetleri ve hikmeti anın; suphe yok ki Allah'ın lutfu boldur ve o, her seyden haberdardır

[35] Suphe yok ki Musluman erkeklere ve Musluman kadınlara, inanan erkeklere ve kadınlara, itaat eden erkeklere ve kadınlara, dogru soyleyen erkeklere ve kadınlara, sabreden erkeklere ve kadınlara, korkan erkeklere ve kadınlara, sadaka veren erkeklere ve kadınlara, oruc tutan erkeklere ve kadınlara, ırzlarını koruyan erkeklere ve kadınlara, Allah'ı cokcok anan erkeklere ve kadınlara; Allah, onlara yarlıganma ve buyuk bir mukafat vaadetmistir

[36] Allah ve Resulu, bir ise hukmetti mi erkek olsun, kadın olsun, hicbir inananın, o isi istedigi gibi yapmakta muhayyer olmasına imkan yoktur ve kim, Allah'a ve Peygamberine isyan ederse gercekten de apacık bir sapıklıga dusmus, sapıtıp gitmistir

[37] An o zamanı ki Allah'ın, kendisine nimet verdigi ve senin de nimetler verdigin kisiye esini bırakma ve cekin Allah'tan diyordun ve Allah'ın acıga vuracagı seyi, icinde gizliyordun ve insanlardan korkuyordun ve Allah'tan korkman daha dogruydu ve o, daha layıktı buna. Derken Zeyd, esinden ilisigini kesince biz o kadını sana es ettik, bu da, ogul edinilen kisiler, eslerinden ayrıldıkları zaman onların bıraktıkları kadınları inananların almalarında bir beis olmadıgını bildirmek icindi ve Allah'ın emri yerine gelmis oldu

[38] Allah'ın, ona farzettigini yapmasında hicbir vebal yok Peygambere; daha once gelip gecenler hakkında da Allah'ın koydugu yol yoradam buydu ve Allah'ın emri, takdir edilmis ve yerine gelmistir

[39] O gelip gecen peygamberler, oyle kisilerdi ki Allah'ın elciligini yapıp hukumlerini teblig ederler ve ondan korkarlar ve Allah'tan baska hicbir kimseden korkmazlardı ve hesap gormeye de Allah yeter

[40] Muhammed, sizden birisinin babası degildir ve fakat Allah'ın resuludur ve peygamberlerin sonuncusu ve Allah, her seyi bilir

[41] Ey inananlar, Allah'ı cok cok anın

[42] Ve onu sabah, aksam, tenzih edin

[43] Oyle bir mabuttur ki sizi karanlıklardan aydınlıga cıkarmak icin o ve melekleri, rahmetler ihsan eder size ve o, inananlara rahimdir

[44] Ve ona kavusacakları gun, birbirlerine iltifatları, esenlik size sozudur ve onlara pek guzel bir mukafat hazırlamıstır

[45] Ey Peygamber, gercekten de seni, bir tanık, bir mujdeci ve bir korkutucu olarak gonderdik

[46] Ve izniyle, halkı Allah'a davetci ve aydınlatıcı bir ısık olarak yolladık

[47] Ve mujdele inananları ki suphe yok, onlara, Allah'tan buyuk bir lutuf ve ihsan var

[48] Ve itaat etme kafirlerle munafıklara ve eziyetlerine aldırıs etme ve dayan Allah'a ve koruyucu olarak Allah, yeter

[49] Ey inananlar, inanan kadınları nikahladıktan sonra onlara dokunmadan bosarsanız onlar icin sayacagınız bir bekleme muddeti yoktur; onlara gecinecek bir sey verin ve guzellikle bırakın

[50] Ey Peygamber, mehirlerini verdigin eslerini ve Allah'ın ganimet olarak sana ihsan ettigi ve senin de temelluk ettigin cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin, seninle beraber yurdundan gocen kızlarını helal ettik sana. Bir de inanan bir kadın, kendisini Peygambere bagıslar da Peygamber de diledigi takdirde onu nikahla almak isterse bu, yalnız sana helaldir, baska inananlara degil. Sana bir gucluk olmasın diye onlara, esleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında ne farz ettigimizi de gercekten bildirdik ve Allah, sucları orter, rahimdir

[51] Bunlardan diledigini bırakabilirsin, diledigini de alabilirsin ve bıraktıgını tekrar almada da bir vebal yok sana; bu, gozlerinin ısıklanması, mahzun olmamaları ve verdigin seye, hepsinin de razı olması bakımından daha iyidir ve Allah, gonullerinizdene varsa bilir ve Allah, her seyi bilir, azap etmede de acele etmez

[52] Bundan sonra kadın almak ve onlardan birini, degistirmek, hatta guzellikleri seni hayretlere salsa bile, helal degildir sana, ancak malınla temelluk ettigin cariyeler mustesna ve Allah, her seyi gorur, gozetir

[53] Ey inananlar, yemege davet edilmeden Peygamberin evlerine gitmeyin, davet edilirseniz yemek vaktini beklemek uzere daha once gitmeyin; fakat cagrılınca gidin ve yemek yiyince dagılın, konusmak icin uzun uzadıya oturmayın; suphe yok ki bunlar, Peygamberi incitir de utanır sizden ve Allah'sa dogruyu soylemekten cekinmez ve kadınlarından bir sey istediginiz zaman perde ardından isteyin; bu, sizin yurekleriniz bakımından da daha temizdir, onların yurekleri bakımından da ve Allah'ın Peygamberini incitmeniz caiz olmadıgı gibi onun eslerini de bundan boyle ebediyen almayın; suphe yok ki bu, Allah katında pek buyuk bir gunahtır

[54] Birseyi acıga vursanız da, gizleseniz de hic suphe yok ki Allah, her seyi bilir

[55] Peygamberin kadınlarının, babalarına, ogullarına, erkek kardeslerine, erkek kardeslerinin ogullarına, kız kardeslerinin ogullarına, inanan kadınlara ve sahip oldukları kolelere ve cariylere gorunmelerinde bir vebal yok ve cekinin Allah'tan; suphe yokki Allah her seye tanıktır

[56] Suphe yok ki Allah ve melekleri, salavat getirir Peygambere; ey inanlar, siz de ona salavat getirin, tam teslim olarak da selam verin

[57] Gercekten de Allah'ı ve Peygamberini incitenlere Allah, dunyada da lanet etmistir, ahirette de ve onlara, horlayıcı, asagılatıcı bir azap hazırlamıstır

[58] Kadın ve erkek, inananlara, yapmadıkları suclar yuzunden eziyet edenler, pek buyuk bir yalan ve apacık bir gunah yuklenmislerdir

[59] Ey Peygamber, eslerine ve kızlarına ve inananların kadınlarına soyle; dısarı cıkacakları vakit dısarıya mahsus elbiselerini giysinler; bu, onların tanınıp incinmemelerini daha iyi saglar ve Allah, sucları orter, rahimdir

[60] Munafıklarla gonullerinde hastalık olanlar ve Medine'de kotu haberler yayanlar, bu isten vazgecmezlerse andolsun ki sana, onlara karsı bir kuvvet veririz de sonra artık orada pek az bir muddet komsu olabilirler sana

[61] Lanet edilmisler; nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve boyuna oldurulup dururlar

[62] Bundan once gelip gecenler hakkında da Allah'ın yoluyoradamı buydu ve Allah'ın yolundayoradamında bir degisme bulamazsın

[63] Insanlar, kıyameti sorarlar sana; de ki: Onun bilgisi, ancak Tanrı katında ve ne bilirsin, belki de kıyamet, pek yakında kopacak

[64] Suphe yok ki Allah, kafirlere lanet etmistir ve onlara, yakıp kavurucu bir azap hazırlamıstır

[65] Orada ebedi ve daimi kalırlar; ne bir dost bulurlar, ne bir yardımcı

[66] O gun yuzleri, ates icinde renkten renge girerken ne olurdu derler, Allah'a itaat etseydik ve Peygambere itaat etseydik

[67] Ve Rabbimiz derler, gercekten de ulularımıza ve buyuklerimize itaat ettik de onlar, sapıttı yolumuzu

[68] Rabbimiz, onları iki kat azaplandır ve onlara, pek buyuk bir lanetle lanet et

[69] Ey inananlar, Musa'yı incitenlere benzemeyin; Allah, onu, onların soyledikleri seylerden temize cıkardı, uzaklastırdı tamamıyla ve o, Allah katında pek degerliydi

[70] Ey inananlar, cekinin Allah'tan ve sozun duzunu, dogrusunu soyleyin

[71] Soyleyin de yaptıgınız isleri iyi ve duzgun bir hale getirsin ve suclarınızı yarlıgasın ve kim, Allah'a ve Peygamberine itaat ederse gercekten de pek buyuk bir kurtulusa nail olur, muradına erer

[72] Suphe yok ki biz arzettik emaneti goklere ve yeryuzune ve daglara, derken onlar, onu yuklenmekten cekindiler ve ondan korktular ve onu yukledik insana; suphe yok ki cok zalim oldu, cok bilgisiz bir hale geldi

[73] Emanete hıyanet etmeleri yuzunden Allah, munafık erkeklerle munafık kadınları ve sirk kosan erkeklerle sirk kosan kadınları azaplandıracak, hıyanette bulunmayan inanmıs erkeklerle inanmıs kadınlara da tovbe nasip edecektir ve Allah, sucları orter, rahimdir

Sebe'

Surah 34

[1] Hamd Allah'a ki onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve onundur hamd ahirette de ve odur hukum ve hikmet sahibi ve her seyden haberdar

[2] Yere gireni, oradan cıkanı, gokten ineni, goge aganı bilir ve odur rahim olan, sucları orten

[3] Kafir olanlar dediler ki: Kıyamet kopmayacak; de ki: Hayır, gizli seyleri bilen Rabbime andolsun ki kopacak kıyamet basınıza; zerre kadar bir sey bile gizli kalmaz ondan; goklerde olsun, yeryuzunde bulunsun, bundan da kucuk olsun, bundan da buyuk olsun, hepsi de apacık kitaptadır

[4] Inananları ve iyi islerde bulunanları mukafatlandırmak icin; onlar, oyle kisilerdir ki onlarındır yarlıganma ve guzelim bir rızık

[5] Delillerimizi bosa cıkarmaya ugrasanlara gelince: Onlar, oyle kisilerdir ki onlarındır elemli ve kotu bir azap

[6] Kendilerine bilgi verilenlerse bilirler ki sana Rabbinden indirilen, gercektir ve ustun ve hamde layık mabudun yolunu gostermededir

[7] Ve kafir olanlar dediler ki: Size bir adam gosterelim mi ki paramparca olup dagıldıktan sonra suphe yok yeniden dirileceginizi size haber vermede

[8] Yalan yere Allah'a mı iftira etmede, yoksa bir delilik mi var onda? Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve pek buyuk bir sapıklık icinde

[9] Onlerinde ve artlarında, onları kusatan goge ve yere bakmıyorlar mı hic? Dilersek yere geciririz onları, gogun bir parcasını baslarına yıkarız; suphe yok ki bunda, mabuduna donup teslim olan her bir kula elbette bir delil var

[10] Ve andolsun ki biz, Davud'a, katımızdan lutfettik, ustunluk verdik. Ey daglar dedik, onunla beraber tenzih edin beni ve ey kuslar, siz de ve ona, demiri yumusattık

[11] Zırhlar yap dedik ve onları ne ince, ne kalın, tam munasip bir metanette or ve iyi islerde bulunun; suphe yok ki ben ne yaparsanız hepsini gorurum

[12] Ve Suleyman'a da ruzgarı ram ettik, sabahleyin bir aylık yol alırdı, aksamleyin bir aylık yol ve ona bakır madenini, sel gibi akıttık ve cinlerden, huzurundan is isliyenler vardı Rabbinin izniyle ve onlardan, emrimizden cıkana yakıp kavuran azabı tattırırdık

[13] Kalelerden, heykellerden, buyuk havuzlara benzer canaklardan ve saglam, yerinden kalkmaz kazanlardan ne isterse yaparlardı ona; ey Davud soyu, sukredin ve kullarımdan pek azı sukreder

[14] Mukadder olumunu hukmettigimiz zaman da sopasını yiyen kurttan baska hicbir mahluk, oldugunu bildirmedi onlara; yere yıkılınca anlasıldı ki cinler, gizli olan seyleri bilselerdi asagılatıcı azap icinde kalıp durmazlardı

[15] Andolsunki Sebe kavmine, oturdukları yerde bile bir delil vardı, sagda, solda iki bahce bulunmadaydı; yiyin Rabbinizin rızkından ve sukredin ona; tertemiz bir sehir ve sucları orten bir Rab

[16] Derken yuz cevirdiler de onlara setin suyunu gonderdik ve bahcelerini, ancak bogurtlen, ılgın ve birazcık da koknar yetistiren iki corak tarlaya cevirdik

[17] Iste nankorlukleri yuzunden boyle cezalandırdık onları ve biz, nankor olandan baskasına ceza verir miyiz

[18] Onların sehirleriyle kutladıgımız sehirler arasında, adeta birbirine bitisik nice sehirler halketmistik ve o sehirlere gidip gelmeyi kolay bir hale getirmistik; demistik ki: Geceleri, gunduzleri emniyet icinde gezin, dolasın oralarda

[19] Rabbimiz dediler, gidip gelecegimiz yerlerin aralarını uzaklastır ve kendilerine zulmettiler, derken onları masala cevirdik, paramparca ettik onları; suphe yok ki bunda, adamakıllı sabreden ve iyiden iyiye sukreden her kisiye deliller var elbet

[20] Ve andolsun ki Iblis'in, onlar hakkındaki zannı dogru cıktı, derken, inananlardan bir bolukten baska hepsi de ona uydu

[21] Ve onlar uzerinde hicbir kudreti yoktu onun, ancak biz, ahirete inananla o hususta suphe icinde kalanı ayırt etmek icin yaptık bunu ve Rabbin, her seyi adamakıllı korur, hicbir sey, bilgisinden dısarı degil

[22] De ki: Cagırın Allah'tan baska mabut sandıklarınızı; goklerde ve yeryuzunde bir zerre kadar bile bir seyleri yoktur onların ve ne eslikleri, ortaklıkları var Tanrıyla, ne de onun, bunlardan bir yardımcısı var

[23] Katında, izin vermediginin sefaati kabul edilmez; sonunda, yureklerindeki korku giderilince Rabbiniz ne dedi derler, onlar da derler ki: Gercek soz dedi ve odur pek yuce ve pek buyuk

[24] De ki: Kimdir sizi rızıklandıran goklerden ve yeryuzunden? De ki: Allah ve suphe yok ki biz, yahut siz elbette dogru yoldayız, yahut da apacık sapıklık icinde

[25] De ki: Bizim isledigimiz suclar, sizden sorulmaz ve sizin yaptıklarınız da bizden sorulmaz

[26] De ki: Rabbimiz, bizi bir araya toplar, sonra aramızda gercekle hukmeder ve odur her seyi bilen ve tam hukmeden

[27] De ki: Gosterin bana ona es sanıp mabutluga kattıklarınızı; hasa; ancak odur ustun, hukum ve hikmet sahibi Allah

[28] Ve biz, seni butun insanlara, ancak mujdeci ve korkutucu olarak gonderdik ve fakat insanların cogu bilmez

[29] Ve derler ki: Ne vakit yerine gelecek bu vait, dogru soyluyorsanız

[30] De ki: Size vaadedilen gun, oylesine bir gundur ki zamanından bir an bile geriye kalmayacagı gibi ileriye de atılmaz

[31] Ve kafir olanlar, biz dediler, ne su Kur'an'a inanırız, ne de ondan onceki kitaplara. Bir gormeliydin zalimlerin, Rablerinin katında oylece kalakaldıkları ve birbirlerinin sozlerini kesip soylendikleri gunku hallerini; o zayıf ve asagılık sanılanlar, ululuk satanlara derler ki: Siz olmasaydınız biz mutlaka inanırdık

[32] Ululuk satanlarsa asagılık sanılanlara biz mi derler, sizi dogru yoldan cıkardık, o dogru yol, size bildirildikten sonra? Hayır, siz suclusunuz

[33] Ve asagılık sanılanlar da buyukluk satanlara, hayır derler, gecegunduz duzenler kurup duruyor ve o zamanlar, bize de Allah'a kafir olmamızı ve ona esler tanımamızı emrediyordunuz ve azabı gorunce hepsinde de nedamet belirir ve biz de kafir olanların boyunlarına zincirler vururuz. Onların yaptıklarına karsılık baska bir sey mi verecektik ki

[34] Ve hicbir sehre korkutuculardan birini gondermedik ki oradaki nimete, mala sahib olanlar, suphe yok ki biz, size gonderilen seyleri inkar ediyoruz demesinler

[35] Ve biz demislerdi, mal bakımından da daha fazla mala sahibiz, evlat bakımından da toplulugumuz daha cok ve bize azap edilemez

[36] De ki: Suphe yok ki Rabbim, dilediginin rızkını bollastırır, dilediginin daraltır ve fakat insanların cogu bilmez

[37] Sizi, bizim katımıza ne mallarınız yakınlastırabilir, ne evladınız, ancak kim inanır ve iyi islerde bulunursa o, yaklasır bize ve iste onlar, oyle kisilerdir ki onlaradır yaptıklarına karsılık katkat mukafat ve onlardır yuce derecelerde emniyet icinde olanlar

[38] Ve onlar ki delillerimizi bosa cıkarmaya ugrasırlar, onlardır, azapta hazır bulundurulanlar

[39] De ki: Suphe yok ki Rabbim, kullarından dilediginin rızkını bollastırır, diledigininse daraltır ve hayır icin herhangi bir sey harcarsanız derhal onun karsılıgını verir ve odur rızık verenlerin en hayırlısı

[40] Ve o gun, hepinizi toplar da sonra meleklere, bunlar mı der, size tapıyorlardı

[41] Melekler, tenzih ederiz seni derler, sensin bizim sahibimiz ve yardımcımız, onlar degil. Hayır, onlar, cinlere kulluk ediyorlardı, cogu, onlara inanıyordu

[42] Iste bugun birbirinize ne bir faydanız dokunabilir, ne bir zararınız ve zulmedenlere, tadın yalanladıgınız atesin azabını deriz

[43] Onlara, apacık ayetlerimizi okudugun zaman bu adam derler, sizi atalarınızın kulluk ettigi seylerden vazgecirmek isteyen birisi ancak ve bu derler, uydurulmus duzme bir sey ancak ve kafir olanlar, onlara gercege ait bir sey geldi mi, bu derler, apacık bir buyu ancak

[44] Ve halbuki biz, onlara okuyup ders alacakları kitaplar vermedigimiz gibi senden once bir kokutucu da gondermemistik

[45] Onlardan oncekiler de yalanlamıslardı ve bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile nail olamadılar, oyle oldugu halde yalanladılar da ceza ve azabım, nasıl gelip cattı, helak etti onları

[46] De ki: Ben size tek bir ogut vermedeyim ancak: Ikiserikiser, tekerteker kalkın da sonra bir dusunun ki sizinle konusanda delilige ait bir emare bile yok; o, ancak ve ancak, siddetli bir azaptan once sizi korkutan biri

[47] De ki: Sizden bir ucret, bir mukafat da istemiyorum, sizin olsun o. Benim ecrim, ancak Allah'a ait ve o, her seye tanık

[48] De ki: Suphe yok ki Rabbim, gercegi yerine getirir, gizli seyleri de en iyi ve adamakıllı bilir

[49] De ki: Gercek geldi ve bos sey gitti, ne bir daha zuhur eder, ne de yeniden ve tekrar gelir

[50] De ki: Ben sapıtmıssam sucu, bana ait ve eger dogru yolu bulmussam bu da ancak Rabbimin bana vahyetmesiyle; suphe yok ki o, her seyi bilir ve bize bizden de yakındır

[51] Ve dehsetli bir korkuya kapıldıkları ve hicbirinin kurtulamayıp en yakın bir yerde azaba ugratıldıkları gun, bir gorsen onları

[52] Ve diyecekler ki: Inandık ona, fakat bu uzak bir yerde nereden imana kavusacaklar, ondan faydalanacaklar

[53] Ve gercekten de once ona kafir olmuslardı ve uzak bir yerdeyken gizli seye dair dillerine geleni soyluyorlardı

[54] Onlarla dileyip arzuladıkları seylerin arasına bir engeldir cekildi artık, nitekim daha once onların yolunu tutanlara da boyle olmustu; suphe yok ki onlar, tereddut icindeydiler, supheye dusmuslerdi

Fâtır

Surah 35

[1] Hamd Allah'a ki gokleri ve yeryuzunu yaratandır ve melekleri, ikiser, ucer, dorder kanatlı halkedendir; yaratısta neyi dilerse cogaltır da; suphe yok ki Allah'ın her seye gucu yeter

[2] Allah'ın, kullarına rahmet ve ihsanına dair lutfedecegi seye mani olan bulunamaz ve eger kısar da vermezse ondan baska gonderecek de olamaz ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[3] Ey insanlar, anın Allah'ın size verdigi nimetleri; Allah'tan baska bir yaratıcı var mıdır ki sizi rızıklandırsın gokten ve yeryuzunden; ondan baska yoktur tapacak, o halde ne diye bos seylere kapılıyorsunuz

[4] Seni yalanlıyorlarsa senden onceki peygamberler de yalanlandı ve isler, donup Allah'a varır

[5] Ey insanlar, suphe yok ki Allah'ın vaadi gercektir, sakın dunya yasayısı aldatmasın sizi ve sakın hilebaz Seytan, aldatmasın sizi Allah hakkında

[6] Suphe yok ki Seytan, size dusmandır, sizde ona dusman olun. Onun taifesi, sizi yakıp kavuran ates ehli olmaya davet eder ancak

[7] O kisiler ki kafir olmuslardır, onlaradır cetin azap ve o kisiler ki inanmıslardır ve iyi islerde bulunmuslardır, onlaradır yarlıganma ve pek buyuk bir mukafat

[8] Isledigi kotu is kendisine bezenen ve onu guzel goren adam, iyiyi, kotuyu bilen gibi midir? Hic suphe yok ki Allah, diledigini saptırır ve diledigini dogru yola sevk eder; onlar icin hasretlere dusup uzuntuler verme kendine; suphe yok ki Allah, onların isledikleri seyleri bilir

[9] Ve Allah, oyle bir mabuttur ki ruzgarları yollar da bulutu surer, derken olu sehri yagmurla suya kandırırız da olumunden sonra yeryuzunu diriltiriz onunla, iste olulerin diriltilmesi de boyledir

[10] Kim yucelik, ustunluk dilerse bilsin ki butun yucelik, ustunluk, Allah'ındır; guzel sozler, ona agar, iyi isler de o sozleri yuceltir ve onlar ki duzenlerle kotuluklerde bulunurlar, onlaradır cetin bir azap ve onların duzenleri de zaten mahvolup gider

[11] Ve Allah, sizi topraktan yaratmıstır, sonra bir katre sudan, sonra da size esler halketmistir. Hicbir kadın, onun bilgisi olmadıkca gebe kalamaz ve doguramaz ve hicbir omru uzun adam, omur suremez ve hic kimsenin omru eksilmez ki bunlar, kitapta mukadder olmasın; suphe yok ki bu, Allah'a pek kolaydır

[12] Ve iki deniz, bir ve esit olamaz; su, tatlı ve icilecek sudur, icilince kandırır adamı, bogazdan kolaycacık ve iyi bir surette kayıp gider; buysa tuzludur, acıdır ve hepsinden de terutaze balıklar cıkarır, yersiniz ve takıp susleneceginiz ziynet esyası cıkarırsınız ve gorursun ki, lutuf ve ihsanını arayıp bulmanız ve sukretmeniz icin hepsinde de, suları yarayara gemiler gitmede

[13] Ve geceyi kısaltır, bir kısmı gunduz olur, gunduzu kısaltır, bir kısmı gece olur ve ram etmistir gunesi ve ayı; hepsi de mukadder bir zamana kadar yollarında akardurur; iste budur Rabbiniz Allah ve onundur saltanat ve tasarruf; onlar ki onu bırakıp da putlara taparlar, o putlar, cekirdegin icindeki tek bir kıla bile sahip degildirler

[14] Onları cagırsanız cagırısınızı duymazlar, imkan olsa da duysalar cevap veremezler size ve kıyamet gununde de sirk kosmanızı inkar ederler ve hicbir sey, her seyden haberdar olan gibi haber veremez sana

[15] Ey insanlar, siz Allah'a karsı yoksulsunuz ve Allahsa, odur mustagni ve hamde layık

[16] Ve dilerse sizi giderir, mahveder de yepyeni mahlukat yaratır

[17] Ve bu, Allah'a gore guc bir sey de degildir

[18] Ve hicbir suclu, bir baskasının yukunu yuklenmez ve agır bir yuk tasıyan, onu yuklenmesi icin bir baskasını cagırsa, cagırdıgı, akrabası bile olsa o yukun bir kısmını bile yuklenemez. Sen, gizli oldugu, gormedikleri halde Rablerinden korkanları ve namaz kılanları korkutabilirsin ancak ve kim, temiz bir hale gelirse faydası, ancak kendisinedir ve donup varılacak yer, Allah tapısıdır

[19] Ve ne korle goren esit olur

[20] Ve ne karanlıklarla aydınlık

[21] Ve ne golgeyle ısı

[22] Ve ne de dirilerle oluler esit olur; suphe yok ki Allah, diledigine duyurur ve sen kabirlerdeki olulere duyuramazsın

[23] Sen, ancak bir korkutucusun

[24] Suphe yok ki biz seni gercek uzere bir mujdeci ve bir korkutucu olarak gonderdik ve hicbir ummet yoktur ki iclerinden bir korkutucu cıkmasın

[25] Ve seni yalanlarlarsa gercekten de onlardan oncekiler de, peygamberleri, onlara apacık delillerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitapla geldikleri halde yalanladılar

[26] Sonra o kafir olanları helak ettim ben, benim onları inkarım ve cezalandırmam nasılmıs, gorduler

[27] Gormez misin ki suphe yok, Allah, gokten yagmur yagdırır da o sayede renkleri cesitcesit meyveler bitirir ve daglarda da beyaz, kırmızı, cesitli renklerde ve kapkara yollar meydana getirir

[28] Ve insanlardan da, havanlardan da, davarlardan da cesitli renkte mahluklar yaratır tıpkı bunun gibi; Allah'tan, ancak kullarının bilgili olanları korkar, suphe yok ki Allah, ustundur, rahimdir

[29] O kisiler ki kitabı okurlar ve namaz kılarlar ve onları rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını gizli, asikar, yoksullara harcarlar ve bu suretle de kesat bulmaz bir alısveris umarlar

[30] Onların mukafatını, tamamıyla oder elbette ve lutfundan, ihsanından, mukafatlarını arttırır da; suphe yok o, sucları orter, mukafatlarını da fazlasıyla verir

[31] Sana vahyettigimiz kitap, gercektir, onceki kitapların gercekligini bildirmededir; suphe yok ki Allah, kullarından haberdardır ve onları gorur

[32] Sonra kitabı, kullarımızdan sectiklerimize miras bıraktık; derken onlardan nefsine zulmeden var ve onlardan mutedil hareket eden var ve onlardan, hayırlarda herkesten ileri giden var Allah izniyle; iste bu, pek buyuk bir lutuf ve ihsandır

[33] Ebedi olan Adn cennetlerine girerler, orada altın bilezikleri takınırlar, incilerle bezenirler ve elbiseleri de ipektir orada

[34] Ve hamd Allah'a ki derler, bizden gamı, gussayı giderdi; suphe yok ki Rabbimiz, sucları orter, mukafatlarını da fazlasıyle verir

[35] Oyle bir mabuttur ki bizi, tam konaklanacak yurda kondurdu lutfuyle; burada bize ne bir yorgunluk gelir, ne bir usanc gelir

[36] Kafir olanlaraysa cehennem atesi var, oldurulmezler ki olup kurtulsunlar ve cehennem azabı da hafifletilmez onlara; iste biz, fazlasıyla kafir olanları boyle cezalandırırız

[37] Ve onlar bagrısırlar orada: Rabbimiz, bizi cıkar da yaptıgımız islerden baska islerde bulunalım. Size, dusunenin dusunup ogut alanın ogut alacagı kadar omur vermedik mi ve size korkutucu da gelmisti; artık tadın azabı, zalimlere bir yardım eden de yoktur

[38] Suphe yok ki Allah goklerdeki gizli seyleri de bilir, yeryuzundeki gizli seyleri de; suphe yok ki o, gonullerde olanları da bilir

[39] Oyle bir mabuttur o ki sizi yeryuzune hakim etmistir; kim kafir olursa zararı kendisine; kafirlerin kafirlikleri, Rablerinin katında ancak gazabıni arttırır; kafirlerin kafirlikleri, ancak ziyanlarını arttırır

[40] De ki: Gordunuz mu Allah'tan baska taptıgınız ve Tanrıya es sandıgınız seyleri? Gosterin bana, ne yarattılar onlar yeryuzunde, yoksa goklere bir ortaklıkları mı var onların, yahut da onlara bir kitap mı verdik de onlar, apacık bir delile sahip? Hayır, zalimler, birbirlerine ancak yalan vaitte bulunmadalar

[41] Suphe yok ki Allah, gokleri ve yeryuzunu tutar, mahvolmaktan korur, fakat takdiriyle gokler ve yeryuzu yok olup giderse ondan baska hic kimse onları koruyamaz, yok olmalarına mani olamaz; suphe yok ki o, azap etmede acele etmez, sucları orter

[42] Ve butun kuvvetleriyle adamakıllı ant ictiler Allah adına, onlara bir korkutucu gelirse ummetler arasında dogru yolu bulan en mukemmel bir ummet olacagız diye; fakat onlara korkutucu gelince de bu, ancak onların uzaklasmalarını sagladı

[43] Yeryuzunde ululuk satmalarını ve kotu duzenlere bas vurmalarını icabettirdi, halbuki kotu duzen, ancak sahibinindir; onlar, evvelkiler hakkında yuruyen yoldanyoradamdan baska bir sey mi bekliyorlar? Gercekten de Allah'ın yolununyoradamının yerini hic bir sey tutmaz ve Allah'ın yoluyoradamı, kesin olarak degismez

[44] Yeryuzunde dolasıp da kendilerinden oncekilerin sonucu ne olmus, gormezler mi? Ve onlar, bunlardan daha guclu, daha kuvvetliydi ve Allah'ı aciz bırakamaz hicbir sey, ister goklerde olsun, ister yeryuzunde; suphe yok ki o, her seyi bilir, onun her seye gucu yeter

[45] Allah, kazandıkları suc yuzunden insanlara azap verecek olsaydı yeryuzunde yurur, bir tek mahluk bırakmazdı ve fakat onları, mukadder bir zamanadek bırakır; derken zamanları geldi miydi artık suphe yok ki Allah, kullarını gorur

Yâsîn

Surah 36

[1] Ya Sin

[2] Andolsun, beyanında hikmet, hukmunde metanet olan Kur'an'a

[3] Suphe yok ki sen, gonderilenlerdensin

[4] Dogru bir yoldasın

[5] Ustun ve rahim tarafından indirilmistir

[6] Korkutman icin, ataları korkutulmamıs toplulugu; onlardır gafil olanlar

[7] Andolsun ki onların cogu hakkında su soz gerceklesmistir: Onlardır inanmayanlar

[8] Suphe yok ki biz, boyunlarına laleler vurduk, elleri, adeta cenelerine kenetlendi lalelerle, bu yuzden onlar, baslarını dimdik tutarlar

[9] Ve onlerine bir set cektik, arkalarına bir set ve gozlerini bagladık da bu yuzden onlar, gormezler

[10] Ve birdir onlara korkutsan da, korkutmasan da; onlar, inanmazlar

[11] Sen, ancak Kur'an'a uyan ve rahmandan, halk gormese de korkan kisiyi korkutabilirsin; mujdele onu yarlıganmayla ve guzelim bir mukafatla

[12] Suphe yok ki biz, oluyu diriltiriz ve yazarız onceden, dunyada yaptıklarını ve sonradan bıraktıkları izleri ve her seyi apacık bir kitapta sayıp yazdık, takdir ettik

[13] Ornek getir onlara o sehir halkını; hani oraya peygamberler gelmisti

[14] Hani onlara iki kisi gondermistik de onları yalanlamıslardı, derken bir ucuncu kisiyle kuvvetlendirmistik onları da suphe yok ki demislerdi, biz, size gonderilmis peygamberleriz

[15] Onlar, siz demislerdi, ancak bizim gibi insansınız ve rahman da hicbir sey indirmemistir, siz, ancak yalan soylemektesiniz

[16] Rabbimiz bilir ki demislerdi, suphe yok, biz size gonderildik elbet

[17] Ve bize dusen vazife, ancak apacık tebligden ibaret

[18] Demislerdi ki: Gercekten de sizin yuzunuzden ugursuzluga ugramadayız, andolsun ki bu isten vazgecmezseniz elbette taslarız sizi ve elbette bizden, elemli bir azaba ugrarsınız

[19] Onlar da, ugursuzlugunuz demislerdi, kendinizden; ogut verilirse de mi yapacaksınız bunu? Hayır, siz, haddi asmıs bir topluluksunuz

[20] Ve sehrin ta ote ucundan birisi, kosarak gelmisti de ey kavmim demisti, uyun peygamberlere

[21] Uyun sizden hicbir ucret istemeyenlere ve onlardır dogru yolu bulanlar

[22] Ve ne olmus bana da beni yaratana kulluk etmeyecekmisim ve siz de, sonunda donup onun tapısına gideceksiniz

[23] Onu bırakıp da baska mabutlar mı kabul edeyim? Rahman, bana bir zarar vermeyi isterse onların sefaatleri, bana hicbir fayda veremeyecegi gibi onlar, beni kurtaramazlar da

[24] O vakit suphe yok ki apacık bir sapıklık icinde kalırım elbet

[25] Suphe yok ki ben, Rabbinize inandım, duyun sozumu

[26] Denildi ki: Gir cennete. Ne olurdu dedi, kavmim de bilseydi

[27] Ne yuzden Rabbimin beni yarlıgadıgını ve yuce derecelere ermisler arasına kattıgını

[28] Ve ondan sonra kavmine, gokten asker indirmedik ve helak ettiklerimize bu cesit asker de indirmemistik zaten

[29] Azabımız, ancak bir bagrıstan ibaretti, o anda hepsi de sonup gitti

[30] Yazıklar olsun kullara, onlara hicbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmesinler

[31] Gormediler mi onlardan once nice ummetleri helak ettik ki gercekten de bir daha dunyaya donmedi onlar

[32] Ve suphesiz hepsi de tapımıza getirilmistir onların

[33] Ve bir delildir onlara, olu yeryuzunu dirilttik ve oradan taneler cıkardık da onları yerler

[34] Ve orada hurmalıklardan, uzum baglarından bahceler halkettik ve orada kaynaklar cıkarıp akıttık

[35] Yesinler diye kendi elleriyle meydana getirmedikleri o meyveleri, hala mı sukretmezler

[36] Sanı yucedir, munezzehtir yerden bitirdigi seyleri ve kendilerinden meydana gelen cocukları ve daha da bilmedikleri seyleri ciftercifter halk edenin

[37] Ve bir delildir onlara gece; gunduzu ve gunesin ziyasını cekip sıyırırız ondan da o anda karanlıga dalarlar

[38] Ve gunes de karar edecegi yere kadar akıp gider bu, ustun, hukum ve hikmet sahibi mabudun takdiridir

[39] Ve ay icin de muayyen zamanlarda konaklar takdir ettik, her devrin sonunda, eski, kuru ve egri hurma salkımının copune doner

[40] Ne gunes, aya yetisebilir ve ne gece, gunduzu gecebilir; hepsi de bir gokte yuzup durur

[41] Ve onlara bir delil de, soylarını, dopdolu gemide tasımamızdır

[42] Ve daha da buna benzer nice binecekleri seyler yarattık onlara

[43] Dilersek sulara bogarız onları da ne bir imdatlarına yeten olur, ne de kurtarılır onlar

[44] Ancak bizden bir rahmet olur ve bir zamanadek yasayıp gecinmeleri takdir edilmis bulunursa o baska

[45] Ve onlara, onunuzde bulunanla ardınızda olan azaptan cekinin de rahmete erin dendi mi

[46] Ve onlara, Rablerinin delillerinden bir delil geldi mi ancak yuz cevirirler ondan

[47] Ve onlara, Allah'ın, sizi rızıklandırdıgı seylerin bir kısmını hayır yoluna harcayın dendi mi kafir olanlar, inananlara derler ki: Dileseydi Allah doyururdu onu, biz mi doyuralım? Siz, ancak apacık bir sapıklık icindesiniz

[48] Ve derler ki: Bu vait, ne vakit yerine gelecek dogru soyluyorsanız

[49] Bir tek bagrıstan baska bir sey beklemiyor onlar, ansızın helak ediverir onları birbirleriyle dusmanlık edip dururlarken

[50] Derken bir vasiyette bile bulunmaya imkan bulamazlar ve ailelerine bile donemezler

[51] Ve Sur ufurulmustur de o anda kabirlerinden cıkıp Rablerinin tapısına kosuyorlar

[52] Ve demislerdir ki: Yazıklar olsun bize, kim kaldırdı bizi uyudugumuz yerden; bu, rahmanın bize vaadettigi sey ve peygamberler gercek soylemisler

[53] Bu, ancak bir bagrıstan ibaret, derken onların hepsi, tapımızda hazır bulunmadalar

[54] Gercekten de bugun, hic kimseye, hicbir suretle zulmedilmez ve size de, ancak yaptıgınız seylerin karsılıgı verilir

[55] Suphe yok ki cennet ehli bugun, nimetler icinde sevinc ve ferah icindedir

[56] Onlar da, esleri de, golgeliklerde, tahtlara oturup dayanmıslardır

[57] Onlarındır orada yemisler ve onlarındır diledikleri her sey

[58] Onlara, rahim Rabden soylenen soz de esenlik size sozudur

[59] Ayrılın bugun ey suclular

[60] Ey Adem ogulları, sakın Seytan'a kulluk etmeyin, suphe yok ki o, apacık bir dusmandır size diye emredip soz almadı mı sizden

[61] Ve bana kulluk edin ancak, budur dogru yol

[62] Ve andolsun ki sizden bircok halk yıgınını dogru yoldan saptırdı o, aklınız mı yoktu da akıl edemediniz

[63] Budur o cehennem ki size vaadedilmisti

[64] Girin mutlaka oraya kafir oldugunuza karsılık

[65] O gun, agızlarını muhurleriz ve ne kazandılarsa elleri, soyler bize ve tanıklık eder ayakları

[66] Ve dileseydik onları kor ederdik de dogru yolu ararlar, bulamazlardı, nasıl gorebilirlerdi ki

[67] Ve dileseydik onları carpıp, durdukları yerde bir baska sekle sokardık da kalakalırlardı, ne ileriye gitmeye gucleri yeterdi, ne geriye donmeye

[68] Ve kimin omrunu uzatırsak yaratılısta adeta geriye dondururuz onu, cocuklasır; hala mı akıl etmezler

[69] Ve biz, ona siir belletmedik ve bu, ona yakısmaz da; bu, ancak bir oguttur ve her seyi acıklayan Kur'an

[70] Diri olanı korkutması ve kafirler hakkındaki sozun gercege cıkması icin

[71] Gormediler mi ki kudretimizle yapıp meydana getirdiklerimizden davarlar halkettik onlara ve onlar da bu davarlara sahib oldular

[72] Ve bu davarları onlara munkad ettik de binecekleri hayvanlar da onlardan ve onların bazısını da yerler

[73] Ve daha da nice menfaatleri var onlarda ve icecekleri de onlardan meydana gelmede; hala mı sukretmezler

[74] Ve bir yardıma ermek icin Allah'ı bırakırlar da baska mabutlar kabul ederler

[75] Onların, gucleri yetmez yardım etmeye onlara ve asıl onlardır o uydurma mabutların hizmetine hazırlanmıs askerler

[76] Mahzun etmesin seni onların sozleri; suphe yok ki biz, gizlediklerini de biliriz, acıga vurduklarını da

[77] Insan, kendisini, hic suphesiz bir katre sudan yarattıgımızı gormedi mi de simdi o, apacık bir dusman olmaya kalkısmada

[78] Ve bize bir ornek getirmede ve yaratılısını da unutmada, curuyup dagılmıs kemikleri kim diriltir demede

[79] De ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her cesit yaratmayı bilir

[80] Oyle bir mabuttur ki size, yemyesil agactan ates halketmistir de ateslerinizi onunla yakarsınız

[81] Gokleri ve yeryuzunu yaratanın, onların benzerini yaratmaya gucu yetmez mi? Evet ve o, her seyi yaratan mabuttur, her seyi bilir

[82] Emri, bir seyin yaratılmasına taalluk eder, birseyi yaratmayı dilerse ona ol der, hemen oluverir

[83] Yucedir, munezzehtir o mabut ki her seyin tasarrufu ve tedbiri, onun elindedir ve hepiniz de donup onun tapısına varacaksınız

Saffât

Surah 37

[1] Andolsun saf saf dizilenlere

[2] Halkı kotulukten menedenlere

[3] Kur'an okuyanlara

[4] Suphe yok ki mabudunuz birdir

[5] Rabbidir goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin ve Rabbidir doguların

[6] Suphe yok ki biz, yakın gogu ziynetlerle bezedik

[7] Ve onu, her inatcı ve asi Seytandan koruduk

[8] En yuce melekler toplulugunun sozlerini duyamazlar ve her yandan surulup kovulurlar

[9] Horhakir bir halde ve onlar icindir ardıarası kesilmeyen azap

[10] Ancak hırsızlama bir soz duyan olursa hemen onun ardından da aydınlatıcı ve delip gecen bir atestir atılır, onu yakar

[11] Simdi sor bir onlara, yaratılıs bakımından onlar mı daha guclukuvvetli, yoksa bizim diger yarattıklarımız mı? Suphe yok ki biz, onları cıvık bir balcıktan yarattık

[12] Belki de sastın sen ve alay eder onlar da

[13] Ve ogut verilince Kur'an'la ogut almazlar

[14] Ve bir delil gorduler mi alay etmeye kalkarlar

[15] Ve derler ki: Bu, ancak apacık bir buyuden baska bir sey degil

[16] Olup toprak ve kemik olduktan sonra mı diriltilecegiz biz

[17] Onceki atalarımız da mı diriltilecekler

[18] De ki: Evet ve siz horhakir bir halde dirileceksiniz

[19] Gercekten de ancak bir tek bagrıstan ibarettir de birdenbire goruverirler ki dirilmisler

[20] Ve yazıklar olsun bize derler, iste bugun, ceza gunu

[21] Iste bugun, sizin yalanlayıp durdugunuz ayırt edis gunu

[22] Toplayın bir araya zulmedenleri, onlara es olanları ve kulluk ettikleri seyleri

[23] Allah'ı bırakıp da, hepsine de o koca cehennemin yolunu gosterin

[24] Ve durdurun onları, suphe yok ki sorulacak onlardan

[25] Ne oldu size de yardım etmiyorsunuz birbirinize

[26] Hayır, bugun onlar, tamamıyla teslim olmuslardır

[27] Ve bir kısmı, bir kısmına yonelir de, birbirlerini sorumlu sayarlar

[28] Gercekten de derler, siz sagımızdan cıkagelir, iyilik ediyor gorunurdunuz bize

[29] Hayır derler oburleri, siz inanmamıstınız

[30] Ve size karsı bir gucumuzkuvvetimiz yoktu bizim, hayır, siz azgın kisilerdiniz

[31] O yuzden de Rabbimizin, bize soyledigi soz, gerceklesti, suphe yok ki azabı tadacagız elbet

[32] Gercekten sizi azdırdık biz, suphe yok ki biz de azmıstık

[33] Hic suphe yok ki bugun onlar, azapta ortaktırlar

[34] Suphe yok ki biz, suclulara boyle yaparız iste

[35] Suphe yok ki onlara Allah'tan baska yoktur tapacak dendi mi ululanmaya kalkısırlardı

[36] Ve biz derlerdi, deli bir sair icin mabutlarımızı bırakalım mı

[37] Hayır, o, gercegi getirmistir ve peygamberlerin gercek oldugunu bildirmistir

[38] Hic suphe yok ki o elemli azabı tadacaksınız elbet

[39] Ve ancak yaptıgınız neyse onun karsılıgı olarak cezalanacaksınız

[40] Ancak ihlasa eren Allah kulları mustesna

[41] Oyle kisilerdir onlar ki onlaradır malum rızık

[42] Yemisler ve onlar, buyuk derecelere nail olanlardır

[43] Ebedi Naim cennetlerinde

[44] Karsılıklı tahtlara otururlar

[45] Kaynakları meydanda, akıp duran sarap ırmaklarından taslar sunulur onlara

[46] Bembeyazdır o sarap, lezzetlidir icenlere

[47] Orada ne bir sersemlik var, ne de sarhos olurlar

[48] Ve yanlarında, gozlerini kendi eslerinden ayırmayan iri gozlu huriler var

[49] Sanki kus tuyleriyle ortulmus yumurtalar

[50] Bir kısmı, bir kısmına doner de bir birlerine sorarlar

[51] Birisi soze gelir de der ki: Bir arkadasım vardı

[52] Sen de mi derdi, gercek sayanlardansın

[53] Olup bir yıgın toprak ve kemik olduktan sonra mı soruya cekilecegiz, cezalanacagız

[54] Der ki: Ne oldu o, bakıp gordunuz mu acaba

[55] Derken kendisi bakıp gorur ki o, cehennemin ta ortasında

[56] Allah'a andolsun ki der, az kalmıstı, beni de helak edecektin

[57] Ve Rabbimin nimeti olmasaydı ben de orada bulunanlardan olurdum

[58] Biz artık olmeyecek degil miyiz

[59] Ilk olumumuzden sonra ve biz, azaba da ugramayacagız degil mi

[60] Suphe yok ki bu, elbette buyuk bir kurtulus, buyuk bir kutluluk

[61] Artık calısanlar da boylesine calıssınlar

[62] Boyle bir nimete ve ziyafete ermek mi hayırlı, yoksa zakkum agacından yemek mi

[63] Suphe yok ki biz onu, zulmedenleri sınamak icin yarattık

[64] Suphe yok ki o, cehennemin ta dibinden cıkar

[65] Tomurcukları Seytanların baslarına benzer

[66] Derken onlar, onu yerler de karınları siser

[67] Sonra da icimi bu zakkum gibi acı kaynar sular icerler

[68] Sonra da gene cehennemdir donup varacakları yer

[69] Suphe yok ki onlar, atalarını, sapıtmıs bir halde bulmuslardı da

[70] Onlar da, kosa kosa onların izlerini izlemislerdi

[71] Ve andolsun ki onlardan once gelip gecenlerin de cogu sapıtmıstı

[72] Ve andolsun ki biz, onların icinden, korkutucular gondermistik onlara

[73] Bak da gor, korkutulanların sonucu ne oldu

[74] Ancak ihlasa eren Allah kulları mustesna

[75] Ve andolsun ki Nuh, bize nida etmisti, biz de ne guzel icabet etmistik

[76] Ve onu ve ailesini, pek buyuk bir sıkıntıdan kurtarmıstık

[77] Ve soyunu, yeryuzunde kalan bir soy haline getirdik

[78] Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir adsan verdik

[79] Esenlik Nuh'a alemler icinde

[80] Suphe yok ki biz, boyle mukafatlandırırız iyilik edenleri

[81] Suphe yok ki o, inanan kullarımızdandı

[82] Sonra da oburlerini sulara bogduk

[83] Ve suphe yok ki Ibrahim de onun taraftarlarındandı elbet

[84] Hani Rabbine tertemiz bir yurekle gelmisti o

[85] Hani atasına ve kavmine siz demisti, nelere kulluk ediyorsunuz

[86] Allah'ı bırakıp da tamamıyla uydurma mabutlara mı tapmak istiyorsunuz

[87] Alemlerin Rabbine karsı zannınız ne

[88] Derken yıldızlara bir bakmıstı da

[89] Ben, demisti, gercekten de hastayım

[90] Derken, arkalarını cevirip gitmislerdi onlar

[91] Derken o da onların mabutları olan putlara gidip demisti ki: Neye yemek yemiyorsunuz

[92] Ne oldu size, nicin konusmuyorsunuz

[93] Derken sag eliyle vurup kırmıstı onları

[94] Derken kosakosa yanına gelmislerdi

[95] O demisti ki: Elinizde yontup yaptıgınız seylere mi kulluk ediyorsunuz

[96] Halbuki sizi de Allah yaratmıstır, o yontup yaptıgınız seyleri de

[97] Onun icin bir yapı yapın da demislerdi, atın onu atese

[98] Ona bir duzen yapmak istemislerdi de biz onları alcaltmıstık

[99] Ve ben demisti, Rabbimin tapısına gidiyorum, o, dogru yolu gosterir bana

[100] Rabbim, bana temiz kisilerden olmak sartıyla bir ogul ihsan et

[101] Derken biz de ona tedbirle hareket eden ve aceleci olmayan bir ogul verecegimizi mujdelemistik

[102] Ibrahim'le beraber kosup gezecek caga gelince Ibrahim, ogulcagızım demisti, ben, ruyamda, seni kesiyorum gordum, bir bak, dusun, sen ne dersin buna? O da babacıgım demisti, ne emredildiyse sana, onu yap, Allah dilerse beni sabredenlerden bulursun

[103] Ikisi de teslim olunca onun alnını yere koymustu

[104] Ve biz, ona ey Ibrahim diye nida etmistik

[105] Ruyanı gerceklestirdik. Suphe yok ki biz, boyle mukafatlandırırız iyilik edenleri

[106] Suphe yok ki bu, elbette apacık bir sınamaydı

[107] Ve onun yerine, kesilmek uzere buyuk bir koc ihsan ettik

[108] Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir adsan verdik

[109] Esenlik Ibrahim'e

[110] Biz, boyle mukafatlandırırız iyilik edenleri

[111] Suphe yok ki o, inanan kullarımızdandı

[112] Ve ona, temiz kisilerden ve peygamber olacak Ishak'ı mujdelemistik

[113] Onu da kutladık, Ishak'ı da ve ikisinin de soyundan iyilik eden de var, apacık nefsine zulmeden de

[114] Ve andolsun ki biz, Musa'ya ve Harun'a nimetler verdik

[115] Ikisini ve kavimlerini, buyuk bir sıkıntıdan kurtardık

[116] Ve yardım ettik onlara da ust geldiler

[117] Ve ikisine de her seyi apacık gosteren kitabı verdik

[118] Ve ikisini de dosdogru yola sevkettik

[119] Ve ikisine de, sonradan gelenler arasında iyi bir adsan verdik

[120] Esenlik Musa'ya ve Harun'a

[121] Suphe yok ki biz, boyle mukafatlandırırız iyilik edenleri

[122] Suphe yok ki ikisi de inanan kullarımızdandı

[123] Ve suphe yok ki Ilyas, elbette peygamberlerdendi

[124] Hani kavmine demisti ki: Cekinmez misiniz siz

[125] Ba'l'i mi cagırırsınız da yaratıcıların en guzelini bırakırsınız

[126] O Allah'tır ki Rabbinizdir sizin ve Rabbidir gelip gecmis atalarınızın

[127] Derken yalanladılar onu; suphe yok ki tapımıza getirilecektir onlar

[128] Ancak ihlasa eren Allah kulları mustesna

[129] Ve sonradan gelenler arasında ona iyi bir adsan verdik

[130] Esenlik Ilyas'a ve ona uyanlara

[131] Suphe yok ki biz, boyle mukafatlandırırız iyilik edenleri

[132] Suphe yok ki o, inanan kullarımızdandı

[133] Ve suphe yok ki Lut da elbette peygamberlerdendi

[134] Hani onu ve butun ailesini kurtarmıstık

[135] Ancak bir kocakarı, kalanlar arasındaydı

[136] Sonra oburlerinin kokunu kazıdık

[137] Ve suphe yok ki siz de onların yurtlarına ugramadasınız sabahları

[138] Ve aksamları; hala mı akıl etmezsiniz

[139] Ve suphe yok ki Yunus da peygamberlerdendi elbet

[140] Hani, yolcularla dolu bir gemiye kacmıstı da

[141] Derken kura cekmislerdi de kur'a ona dusmustu

[142] Kınanmıs bir haldeydi ki onu balık yutuvermisti

[143] Eger Rabbini tenzih edenlerden olmasaydı

[144] Halkın tekrar dirilecegi gunedek balıgın karnında kalırdı

[145] Derken onu ıssız bir yere cıkardık ve o, hastaydı da

[146] Ve ona golge versin diye bir kabak fidanı bitirdik

[147] Ve onu yuz bin kisiye, yahut daha da artmakta olan bir topluluga peygamber olarak gonderdik

[148] Derken inandılar da onları muayyen bir zamanadek yasattık, gecindirdik

[149] Artık sor onlara, kızlar, Rabbinin de.ogullar, onların mı

[150] Yoksa melekleri kız halkettik de tanık mıydı onlar

[151] Haberin olsun ki suphe yok, onlar, bu sozu uydurup soylemedeler

[152] Allah dogurdu demedeler ve suphe yok ki onlar, yalancıdır elbet

[153] Ogulları bırakmıs da kızları mı secmis

[154] Ne oluyor size, nasıl da hukmediyorsunuz

[155] Ogut almaz mısınız hala

[156] Yoksa apacık bir deliliniz mi var

[157] Dogru soyluyorsanız getirin kitabınızı

[158] Ve onunla cinler arasında bir.akRabalık uydurmadalar ve andolsun ki cinler de onun tapısına goturuleceklerini, orada hazır bulunacaklarını bilmislerdir

[159] Yucedir,.munezzehtir vasfettiklerinden

[160] Ancak ihlasa eren Allah kulları mustesna

[161] Gercekten de ne siz, ne de kulluk ettikleriniz

[162] Onları bir sınamaya ugratamazsınız

[163] Ancak cehenneme girecek kisiyi azdıRabilirsiniz

[164] Ve melekler derler ki: Bizden hicbir fert yoktur ki onun malum ve muayyen bir makamı olmasın

[165] Ve suphe yok ki biz, safsaf dizilmisiz elbet

[166] Ve suphe yok ki biz, mabudumuzu tenzih ederiz elbet

[167] Ve kafirler, gercekten de diyorlardı

[168] Katımızda evvelkilere ait bir kitap olsaydı

[169] Elbette biz de ihlasa eren Allah kulları olurduk

[170] Derken kitap geldi de inanmadılar ona, yakında ne olacaklarını bilecekler

[171] Ve andolsun ki gonderilen kullarımıza su sozu soylemistik, su hukmu takdir etmistik

[172] Suphe yok ki onlar, elbette yardıma mazhar olacaklardır

[173] Ve suphe yok ki bizim ordumuz, elbette ustundur

[174] Artık yuz cevir onlardan bir zamanadek

[175] Hele bir bak, bir gozle onları, onlar da sonucları neymis, yakında gorecekler

[176] Azabımızın cabucak gelmesini mi istiyorlar

[177] Fakat azabımız, yurtlarına gelip cokunce korkutulanlar, ne de kotu bir sabaha kavusacaklar

[178] Ve yuz cevir onlardan bir zamana dek

[179] Ve bir bak, bir gozle, onlar da sonucları neymis, yakında gorecekler

[180] Yucedir, munezzehtir Rabbin ve yucelik, ustunluk ıssı Rab, onların vasfettiklerinden

[181] Ve esenlik peygamberlere

[182] Ve hamd, alemlerin Rabbi Allah'a

Sâd

Surah 38

[1] Sad, andolsun serefli Kur'an'a

[2] Kafir olanlar, ululanmadalar ve isyan icindeler

[3] Onlardan once nice ummetleri helak ettik de bagrısıp cıgrıstılar ama kurtulus vakti coktan gecmisti

[4] Onların cinsinden bir korkutucu geldi mi sasıp kalırlar da kafirler derler ki: Bu, bir buyucu ve pek yalancı

[5] Mabutları bir tek mabut mu kabul.etmis? Gercekten de bu, elbette pek sasılacak sey

[6] Ve ileri gelenlerinden.bir kısmı, kalkıp gitmis ve yuruyun demistir ve dayanın mabutlarınıza kulluk etmede; suphe yok ki istenen sey de budur elbet

[7] Biz bunu son dinlerin hicbirinde duymadık, bu, ancak bir yalan

[8] Kur'an, aramızdan ona mı indirildi? Hayır, onlar, benim vahyimden suphedeler; hayır, onlar daha tatmadılar azabımı

[9] Yoksa ustun ve vergisi bol Rabbinin hazineleri, onların yanında mı

[10] Yahut da goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin saltanat ve tedbiri, onların mı? Oyleyse agsınlar goklerin kapılarına

[11] Bir ordudur onlar ki bolukboluk toplanmıs ve buracıkta bozguna ugrayacaklar

[12] Onlardan once de Nuh'un ve Ad'ın ve ordular sahibi Firavun'un kavimleri, yalanladılar

[13] Ve Semud'un kavmi ve Lut kavmi ve Ashabı Eyke; iste bunlardır bolukler

[14] Her biri, peygamberleri ancak yalanladılar da azabı hak ettiler

[15] Ve bunlar da bekliyorlar ancak o tek bagrısı ki vakti geldi miydi, gecikmesine, donmesine imkan yok

[16] Ve Rabbimiz derler, soru gununden once tez ver azabımızı

[17] Sabret ne derlerse ve an guclukuvvetli kulumuz Davud'u, suphe yok ki o, daima Rabbine donen, tovbe eden bir kuldu

[18] Suphe.yok ki biz, dagları ram etmistik ona, aksam ve kusluk caglarında, onunla beraber Rabbi tenzih ederlerdi

[19] Ve kuslar da toplanmıstı, hepsi de ona itaat ederdi

[20] Ve onun saltanatını kuvvetlendirdik ve ona peygamberlik ve gercekle batılı ayırt edis bilgisini verdik

[21] Sen, o davacılardan haber aldın mı? Hani Davud'un ibadet ettigi yerin duvarına tırmanmıslardı

[22] Hani Davud'un tapısına girmislerdi de Davud, onlardan pek korkmustu; korkma demislerdi, iki hısımız, birimiz, oburunun hakkına tecavuz etti, adaletle hukmet aramızda, birimize meylederek hakkı asma ve bizi dosdogru yola sevket

[23] Suphe yok ki su, benim kardesimdir, doksan dokuz disi koyunu var ve benimse bir tek disi koyunum; oyleyken onu da bana ver dedi ve konusmamızda beni alt da etti

[24] Dedi ki: Senin disi koyununu, kendi koyunlarına katmayı istemekle gercekten de zulmetmis sana ve suphesiz ki ortakların cogu, birbirinin hakkına tecavuz eder, ancak inanan ve iyi islerde bulunanlar mustesna ve fakat bunlar da pek azdır ve Davud, biz, kendisini sınadık sandı da Rabbinden yarlıganma diledi ve egilerek yere kapandı ve Rabbine dondu

[25] Ve biz de onun bu.sucunu orttuk ve suphe yok ki onun, katımızda bir yakınlık derecesi ve donup gelecegi guzel bir makamı vardı

[26] Ey Davud, biz seni yeryuzune hakim ettik, artık insanlar arasında, adaletle hukmet ve dilegine uyma ki seni Allah yolundan saptırır; Allah yolundan sapanlaraysa siddetli bir azap var soru gununu unuttuklarından

[27] Ve biz, gogu ve yeryuzunu ve ikisinin arasındakileri bos yere yaratmadık; bu, kafir olanların zannı; artık vay haline kafirlerin atesten

[28] Inananlarla iyi islerde bulunanları, yeryuzundeki bozguncular gibi mi tutacagız, yahut cekinenlere, dogru yoldan cıkanlara ettigimiz muameleyi mi yapacagız

[29] Bir kitaptır bu ki onu, kutlu olarak sana indirdik, ayetlerini iyice bir dusunsunler aklı basında olanlar ve ondan ogut alsınlar diye

[30] Ve Davud'a.Suleyman'ı ihsan ettik, ne guzel bir kuldu, suphe yok ki o, daima Rabbine donen, tovbe eden bir kuldu

[31] Hani ona, uc ayagının ustunde duran ve on ayaklarından birini bukup tırnagını yere dayayan yuruk atlar arzedilmisti ogleden sonra

[32] Derken gercekten de demisti, ben, guzel atları, Rabbimi anarak severim ve sonunda gunes, perde altına girmisti de

[33] Getirin onları bana demisti, atlar getirilince de onların ayaklarını, boyunlarını oksamıya, yelerini taramaya koyulmustu

[34] Ve andolsun ki biz Suleyman'ı sınamıstık ve tahtının ustune bir olu koymustuk, sonra o da tovbe edip Rabbine donmustu

[35] Rabbim demisti, beni yarlıga ve bana oyle bir saltanat ver ki benden sonra hicbir kimse nail olamasın o saltanata, suphe yok ki senin vergin, ihsanın, boldur

[36] Ve ona ruzgarı ram etmistik de emriyle diledigi yere hafif hafif esip giderdi

[37] Ve Seytanlardan butun mimarları ve dalgıcları da ram etmistik ona

[38] Ve bir baska kısmı da bukagılarla baglanmıstı

[39] Bu, bizim vergimizdir demistik, istersen sayısız olarak sen de ihsan et; istersen elini yum, verme

[40] Ve suphe yok ki onun, katımızda bir yakınlık derecesi ve donup gelecegi guzel bir makamı vardı

[41] Ve an kulumuz Eyyub'u da, hani Rabbine nida.edip de demisti ki: Gercekten de Seytan beni yordu ve azaba ugrattı

[42] Vur yere ayagını, bu yıkanılacak ve icilecek serin su iste demistik

[43] Ve ona ailesini de ve onlarla beraber daha bir mislini de, bizden bir rahmet ve aklı basında.olanlara da bir ogut ve ibret olmak uzere verdik

[44] Eline dedik, bir demet sap al da onunla vur ve yeminini.bozma. Suphe yok ki biz onu, sabırlı bulduk, ne guzel bir kuldu ve suphe yok ki o, daima Rabbine donen, tovbe eden bir kuldu

[45] Ve an kullarımız Ibrahim'i ve Ishak'ı ve Yakup'u ki ibadette kuvvetliydi bunlar, dinde gozleri acıktı

[46] Biz onları, daima yurtları olan ahireti anma huyuyla yarattık da ozleri temiz, ihlas sahibi kullar ettik

[47] Ve suphe yok ki onlar, katımızda, secilmis, hayırlı kisilerdendi elbet

[48] Ve an Ismail'i, ElYesa'ı ve ZulKifl'i ve hepsi de hayırlı kisilerdendi

[49] Ve bu, guzel bir anılıstır ve suphe yok ki cekinenlere elbette donulup varılacak pek guzel bir yer var

[50] Ebedi Adn cennetleri ki onlara acıktır kapıları

[51] Oralarda yaslanıp oturacaklar, diledikleri bircok yemisler ve icecek seyler, hemen sunulacak kendilerine

[52] Ve yanlarında,.eslerinden gozlerini ayırmayan huriler olacak ki her biri de esit ve aynı yasta

[53] Iste bu, soru gununde size vaadedilen sey

[54] Suphe yok ki bu, elbette bizim.rızkımız, hem de oylesine ki bitip tukenmesi yok

[55] Su da var: Ve suphe yok ki azgınlara elbette donulup gidilecek en kotu bir yer mevcut

[56] Cehennem. Oraya atılırlar ve orası, gercekten, yatılıp kalınacak ne de kotu yerdir

[57] Iste budur azap, artık tatsınlar gayet sıcak ve gayet soguk suları

[58] Ve daha da buna esit cesitcesit azaplar var

[59] Bu topluluk, size uyup sizinle beraber cehenneme girenler; rahat yuzu gormesinler; onlar, mutlaka atese atılacaklar

[60] Onlar da hayır diyecekler, asıl siz, rahat yuzu gormeyin; siz getirdiniz basımıza bunu, gercekten de karar edilecek ne kotu yer

[61] Rabbimiz diyecekler, kim bizi buna ugrattıysa ateste, azabını bir kat daha arttır onun

[62] Ve ne oldu bize ki diyecekler, kotu saydıgımız erleri goremiyoruz

[63] Onları alaya alırdururduk, yoksa gozumuzden mi kactılar

[64] Suphe yok ki cehennem ehlinin, birbirleriyle su munakasaları, gercektir

[65] De ki: Ben, ancak bir korkutucuyum ve yoktur tapacak bir ve her seye ustun Allah'tan baska

[66] Rabbidir goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin o ustun olan ve sucları, ceza vermeden once ve tamamıyla orten

[67] De ki: Bu Kur'an, en buyuk bir haberdir

[68] Siz ondan yuz cevirmedesiniz

[69] En yuce melekler toplulugu, munakasa ederlerken benim hicbir bilgim yoktu

[70] Bana vahyedilmede ve ben, ancak apacık bir korkutucuyum

[71] Hani Rabbin, meleklere, ben balcıktan bir insan yaratacagım demisti de

[72] Onu tamamlayınca ve ona, ruhumdan ufurunce karsısında yerlere kapanıp secde etmislerdi

[73] Meleklerin hepsi birden secde etmisti

[74] Ancak Iblis secde etmemisti, ululanmıstı ve o, kafirlerden olmustu

[75] Ey Iblis demisti, kudret ellerimle yarattıgıma, ne mani oldu da secde etmedin? Ululuk mu satmadasın, yoksa yucelerden misin sen

[76] O, ben demisti, ondan hayırlıyım, atesten yarattın beni ve onuysa balcıktan halkettin

[77] Cık git buradan hemen demisti, gercekten de taslanmıssın sen

[78] Ve suphe yok ki ceza gununedek benden lanet sana

[79] Rabbim demisti, oluleri diriltecegin gunedek oldurme beni

[80] Gercekten de demisti, sen, olmeyenlere katıl

[81] Bilinen vaktin gunune dek

[82] Gercek demisti, yuceligine andolsun ki onların hepsini azdıracagım

[83] Ancak iclerinden, ihlasa eren kulların mustesna

[84] Bu gercek demisti ve ben de gercek olarak soyluyorum ki

[85] Andolsun, dolduracagım cehennemi seninle ve sana uyanların hepsiyle

[86] De ki: Ben, tebligime karsılık, sizden bir ucret istemiyorum ve ben, kendiligimden bir sey de istememekteyim

[87] O, ancak alemlere bir ogut

[88] Onun dogrulugunu, bir muddet sonra mutlaka bilip anlayacaksınız

Zümer

Surah 39

[1] Kitabın indirilisi, ustun, hukum ve hikmet sahibi Allah tarafındandır

[2] Suphe yok ki biz, o kitabı gercek olarak indirdik sana, artık sen de, onun dininde butun ozunu ona bagla da ona kulluk et yalnız

[3] Bilin ki ozden kulluk, yalnız Allah'a olur, ondan baska mabutlar kabul edenler, biz derler, onlara, ancak bizi Allah'a yakınlastırıp manevi bir yakınlık derecesine ulastırırsınlar diye tapıyoruz; suphe yok ki Allah, ihtilafa dustukleri seyler hakkında aralarında hukmeder; suphe yok ki Allah, yalan soyleyen ve kafirlikte ileri giden hicbir kimseyi dogru yola sevketmez

[4] Allah, birisini ogul edinmek dileseydi elbette yarattıklarından birini secerdi, yucedir, munezzehtir o bundan, odur bir ve her seye ustun Allah

[5] Gokleri ve yeryuzunu gercek olarak yaratmıstır; geceyi kısaltır, gunduze katar ve gunduzu kısaltır, geceye katar ve ram etmistir gunesi ve ayı; hepsi de muayyen ve mukadder bir zamana dek akardurur; bilin ki odur ustun olan ve sucları, ceza vermeden once ve tamamıyla orten

[6] Sizi bir tek kisiden yarattı, sonra ondan da esini halketti ve sizin icin davarlardan erkeklidisili, sekiz tane cift mahluk meydana getirdi; sizi, analarınızın karınlarında ve uc karanlık icinde yaratıstan yaratısa dusurur; iste budur Rabbiniz ki onundur saltanat ve tedbir; yoktur ondan baska tapacak, ondan nereye donmedesiniz

[7] Kafir olursanız bilin ki Allah, sizden mustagnidir ve fakat kullarının kafir olusuna da razı olmaz ve sukrederseniz sizden razı olur ve hicbir kimse, bir baskasının yukunu yuklenemez; sonra da donup varacagınız yer, Rabbinizin tapısıdır da o, neler yaptıgınızı haber verir size; suphe yok ki.o, gonullerde ne varsa hepsini bilir

[8] Insan bir zarara ugrarsa tamamıyla Rabbine donerek dua eder, sonra, ona bir nimet verdi mi onceden ona dua ettigini unutur insan ve halkı, onun yolundan cıkarmak icin Allah'a da esler kabul eder; de ki: Kafirliginle bir muddet gecin bakalım; hic suphe yok ki sen, cehennem ehlindensin

[9] Hic o, ahiretten sakınarak ve Rabbinin rahmetini umarak geceleri secde eden, kıyamda bulunan ve boylece itaat ve ibadet eden kisiye benzer mi? De ki: Esit olur mu bilenlerle bilmeyenler? Bunu ancak aklı basında olanlar dusunur, bundan ancak onlar ogut alır

[10] De ki: Ey inanan kullarım, cekinin Rabbinizden; bu dunyada iyilik eden kisileredir iyilik ve Allah'ın yeryuzu, genistir; sabredenlerin mukafatları, sayısız bir surette odenir

[11] De ki: Suphe yok, onun dininde, ozumu yalnız ona baglayarak Allah'a kulluk etmem emredildi bana

[12] Ve ona teslim olanların ilki olmam, emredildi bana

[13] Ve de ki: Suphe yok ki isyan edersem Rabbime, pek buyuk gunun azabından korkarım ben

[14] De ki: dinimde, ozum ona baglı, yalnız Allah'a kulluk ederim ben

[15] Artık siz, onu bırakıp dilediginize kulluk edin. De ki: suphe yok, ziyana dusenler, o kisilerdir ki kıyamet gunu, kendilerini ve kendileriyle ilgisi olanları ziyana sokarlar; bilin ki budur apacık ziyan

[16] Onların ustlerinde de atesten tabakalar var, altlarında da tabakalar. Iste Allah, kullarını korkutmada bundan; ey kullarım, cekinin benden

[17] Seytan'dan, ona kulluk etme hususunda sakınanlara ve Allah'a donenlere gelince: onlara mujde olsun, mujdele kullarımı artık

[18] O kullarım ki sozu dinlerler de en guzeline uyarlar, onlar, oyle kisilerdir ki Allah, dogru yola sevk etmistir onları ve onlardır aklı basında bulunanların ta kendileri

[19] Ya azap hukmunu hak edene ne dersin? Sen mi cehennemde bulunanı kurtaracaksın

[20] Fakat Rablerinden cekinenlerse, onlarındır koskler, gene koskler ustune kurulmus koskler, altlarından ırmaklar akar, Allah'ın vaadidir; Allah vaadinden hic caymaz

[21] Gormedin mi ki Allah, gokten yagmur yagdırmada, derken yagmur suyunu yeryuzundeki kaynaklara sızdırmada, sonra da o suyla cesitli renklerde nebatlar bitirmede, sonra da onları kurutmada da sen onları gorursun ki sararmıs, sonra da onları unufak etmede; suphe yok ki bunda, aklı basında olanlara ogut ve ibret var elbet

[22] Allah'ın, Islam icin gonlunu actıgı kisiye kim benzer ki o, gercekten de Rabbinden bir ısıga, bir aydınlıga nail olmustur; yazıklar olsun Allah'ı anmıya karsı yurekleri kaskatı olanlara, onlardır apacık bir sapıklık icinde olanlar

[23] Bir Allah'tır ki sozun en guzelini indirmistir bir kitap halinde, bir kısmı, bir kısmına benzer, bir kısmı, bir kısmını gerceklestirir, her seyi tekrartekrar bildirir; Rablerinden korkanların tuyleri dikendiken olur onu dinlerken, sonra da bedenleri ve gonulleri, Allah'ı anmak icin yumusar; iste bu, Allah'ın bir hidayetidir ki diledigini, onunla dogru yola sevk eder ve Allah, kimi dogru yoldan saptırırsa ona yol gosterecek yoktur

[24] Kıyamet gununde, yuzunu o kotu azaptan kurtarmaya calısana kim benzer ki? Ve zalimlere, kazandıgımız seylerin karsılıgı olan azabı tadın denir

[25] Onlardan oncekiler de yalanladılar da azap, hic anlamadıkları, ummadıkları yerden gelip catıverdi onlara

[26] Derken Allah, onlara dunya yasayısındayken asagılıgı tattırdı ve ahiret azabıyse elbette daha da buyuk eger bilselerdi

[27] Ogut ve ibret alsınlar diye biz, andolsun ki, bu Kur'an'da her cesit ornek getirmedeyiz insanlara

[28] Cekinsinler diye Arapca, egrisibugrusu olmayan, dosdogru Kur'an bu

[29] Allah, bir ornek getirmede: Bir adamın ortakları var, ahlakları kotu, gecimsiz ve birbirleriyle cekisip durmadalar ve bir adam da varki bir kisiye teslim olmus, yalnız onun hizmetinde, bunlar hic bir olur mu? Hamd Allah'a, hayır, fakat cogu bilmez

[30] Suphe yok ki sen de oleceksin ve onlar da olecekler

[31] Sonra da suphesiz ki sizin, kıyamet gununde Rabbinizin katında davanız gorulur

[32] Kimdir Allah'a karsı yalan soyleyenden ve dogru, kendisine gelip anlatıldıktan sonra onu yalanlayandan daha zalim? Kafirlere, cehennemde yer yurt mu yok

[33] Dogrulukla gelen kisiye ve onun dogru oldugunu tasdik edenlere gelince: Onlardır cekinenlerin ta kendileri

[34] Onlarındır Rableri katında diledikleri; budur iyilik edenlerin mukafatı

[35] Allah, onların once isledikleri en kotu sucları bile ortecek ve ettikleri iyiliklerin mukafatını daha da guzel bir surette verecek

[36] Allah, yetmez mi kuluna? Ve seni, ondan baska mabut saydıklarıyla mı korkutuyorlar? Ve Allah kimi dogru yoldan saptırırsa ona yol gosterecek yoktur

[37] Ve Allah, kimi dogru yola sevk ederse onu saptıracak hicbir kimse yok; Allah, oc alan ustun bir kudrete sahip mi degildir

[38] Ve andolsun ki onlara, gokleri ve yeryuzunu kim yarattı diye sorsan elbette Allah derler. De ki: Gordunuz mu su halde, onu bırakıp kimlere kulluk etmedesiniz? Allah, bana bir zarar vermek istese onun zararını giderebilir mi onlar, yahut bana rahmet etmek dilese rahmetini menedebilirler mi? De ki: Yeter bana Allah, ona dayansın dayananlar

[39] De ki: Ey kavmim, gucunuz neye yetiyorsa yapadurun, suphe yok ki ben de yapmadayım, yakında bilir, anlarsınız

[40] Asagılatıcı azap kime gelecek ve daimi azabı kim hakedecek

[41] Suphe yok ki biz, o kitabı, insanlara bildirmen icin gercek olarak indirdik sana, artık dogru yolu bulanın faydası kendine ve kim yolunu azıtır da azarsa zararı, gene kendine ve sen, onlara bir koruyucu degilsin

[42] Allah, olum zamanında, olenin ruhunu alır, olmeyecek kisinin de uyudugu zaman; olumun mukadder olanın ruhunu, gercekten de geri vermez, oburunun ruhunuysa yollar muayyen ve mukadder bir zamanadek; suphe yok ki bunda, dusunen topluluga bir delil var

[43] Yoksa, Allah'ı bırakıp da sefaatciler mi kabul ettiler? De ki: Onların hicbir seye gucleri yetmez ve hicbir sey akıl etmezler, degil mi

[44] De ki: Butun sefaat, Allah'ın; onundur goklerin ve yeryuzunun saltanatı ve tedbiri, sonra da donup onun tapısına gideceksiniz

[45] Allah bir olarak ovulup anıldı mı ahirete inanmayanların yureklerinden bir nefrettir kopar, fakat ondan baska, onların mabut sandıkları anılınca ferahlanıp sevinirler

[46] De ki: Gokleri ve yeryuzunu yaratan, gizliyi de, acıkta olanı da bilen Allah'ım, ihtilafa dustukleri seyler hakkında, kullarının arasında sen hukum vereceksin

[47] Yeryuzunde ne varsa hepsi ve onlarla beraber de daha bir misli, zulmedenlerin olsa kıyamet gunu, azabın kotulugunu giderip kurtulmak icin elbette bagıslarlardı; ve o gun, onların hic hesaplamakdıkları seyler, Allah tarafından karsılarına cıkarılıverecek

[48] Kazandıkları kotulukler, ortaya cıkmıstır ve alay ettikleri sey, baslarına gelmistir

[49] Insana bir zarar geldi mi bizi cagırır, sonra katımızdan bir nimet verdik mi ona, der ki: Bana bu nimet, bilgim yuzunden verilmistir; hayır, o bir sınamadır ve fakat cogu bilmez

[50] Gercekten, onlardan oncekiler de bu sozu soylemislerdi de kazandıkları seylerin, onlara hicbir faydası dokunmamıstı

[51] Derken kazandıkları, elde ettikleri seylerin kotuluklerine ugramıslardı. Bunlardan zulmedenler de kazanclarının kotuluklerine ugrayacaklar, suclarının mucazatını gorecekler ve onlar, bizim verecegimiz cezaya mani olamazlar

[52] Bilmezler mi ki Allah, suphe yok ki dilediginin rızkını bollastırır ve dilediginin daraltır. Suphe yok ki bunda, inananlara deliller var elbet

[53] De ki: Ey nefislerine uyup hadden asırı hareket eden kullarım, Allah rahmetinden umit kesmeyin; suphe yok ki Allah, butun sucları orter, suphe yok ki o, sucları orter, rahimdir

[54] Ve donun Rabbinize ve teslim olun ona, size azap gelip catmadan, sonra yardım edilmez size

[55] Ve uyun Rabbinizden size indirilen en guzel kitaba, Kur'an'a, ansızın ve siz hic anlamadan size azap gelip catmadan once

[56] Herkesin, Allah katından bir sevap kazanamadım, hey gidi hey ve gercekten de alay edenlerdendim dedigi

[57] Yahut Allah beni dogru yola sevketseydi elbette cekinenlerden olurdum dedigi

[58] Yahut da azabı gorunce, bir kere daha dunyaya donmeme imkan olsaydı mutlaka iyilik edenlerden olurdum dedigi gunden once

[59] Hayır, donemezsin; sana bunca delillerim geldigi halde yalanladın onları ve ululuk satmaya kalkıstın ve kafirlerden oldun

[60] Ve kıyamet gunu gorursun ki Allah'a karsı yalan soyleyenlerin yuzleri, kapkara olur; ululananlara cehennemde yeryurt mu yok

[61] Allah, kendisinden cekinenleri, kurtuluslarına sebep olan seyle kurtarır, onlar, bir kotuluge ugramazlar ve mahzun da olmazlar

[62] Allah, her seyi yaratandır ve o, her seyi korur

[63] Onundur kilitleri goklerin ve yeryuzunun ve Allah'ın delillerini yalanlayanlara gelince: Onlardır ziyana ugrayanların ta kendileri

[64] De ki: Allah'tan baskasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz bana a bilgisizler

[65] Ve andolsun ki sana ve senden oncekilere, gercekten de sirk kosarsan yaptıklarını bosa cıkarırım ve elbette ziyana ugrayanlardan olursun diye vahyedildi

[66] Hayır, artık Allah'a kulluk et ve sukredenlerden ol

[67] Allah'ı, geregi gibi ululamadılar ve yeryuzu, kıyamet gununde, tamamıyla kudret avucundadır onun ve gokler de, kudretiyle durulmustur; munezzehtir ve yucedir o, sirk kosanların sirk kostukları seylerden

[68] Ve Sur'a ufurulmustur de goklerdekilerin ve yeryuzundekilerin hepsi de, o sesin siddetinden olup gitmistir, sonra bir daha ufurulunce o zaman hepsi dirilmistir, ne olacak diye bakınıp durmadalar

[69] Ve ısıklanmıstır yeryuzu, Rabbinin nuruyla ve yaptıklarının yazıldıgı kitap, ellerine verilmistir ve peygamberlerle tanıklar, getirilmistir ve aralarında, gercek bir hukumle hukmedilmistir ve onlara zulmedilmemistir

[70] Ve herkese, ne yaptıysa karsılıgı, odenmistir ve o, ne yaptıklarını daha iyi bilir

[71] Ve kafir olanlar, bolukboluk cehenneme surulmustur, oraya geldikleri zaman kapıları acılmıstır da bekcileri, onlara, sizin icinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve sizi, bugune kavusacagınızı soyleyerek korkutan peygamberler gelmedi mi size derler. Onlar da evet derler ve fakat azap hukmu, hak olmustur kafirlere

[72] Girin denilir cehennem kapılarından, ebedi kalırsınız orada; ululananların ne de kotudur yurtları

[73] Ve Rablerinden cekinenler de bolukboluk cennete surulmustur, oraya geldikleri zaman kapıları acılmıstır da bekcileri, esenlik size, tertemiz oldunuz, artık girin ebedi olarak derler

[74] Onlar da hamd Allah'a ki derler, bize vaadettigini gerceklestirdi ve cennetten, diledigimiz yerde konaklamamız icin bu yeri miras verdi bize; ne de guzeldir iyi islerde bulunanların mukafatı

[75] Ve gorursun ki, melekler, Rablerine hamd ederek onu tenzih edip arsın cevresinde donmedeler ve aralarında gercek bir adaletle hukmedilmistir ve denilmistir ki: Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a

Ğâfir

Surah 40

[1] Ha mim

[2] Bu kitap, ustun ve her seyi bilen Allah tarafından indirilmistir

[3] Odur sucları orten ve tovbeleri kabul eden ve azabı siddetli olan ve kullarına nimetler ihsan eden; yoktur ondan baska tapacak ve donup varılacak yer, onun tapısıdır ancak

[4] Allah'ın delilleri hakkında, ancak kafir olanlar cekisirler, onların, sehirlerde donup dolasmaları aldatmasın seni

[5] Onlardan once de Nuh kavmi, yalanladı, onlardan sonraysa bolukboluk halk ve her ummet, peygamberini yalanlamayı kendine is edindi, buna kasdetti, onu oldurmek istedi ve gercegi bosa cıkarmak icin bos seylere dayanarak cekistiler, derken onları helakediverdim; azap nasıl olurmus, gorsunler

[6] Iste boylece Rabbinin verdigi hukum, kafirlere hak oldu: Suphe yok ki onlar, cehennemliktir

[7] Arsı tasıyanlarla onun cevresindekiler, Rablerine hamd ederek onu tenzih ederler ve inanırlar ona ve inananlara yarlıganma dilerler, Rabbimiz derler, rahmetin ve bilgin, her seyi kavramıs, kaplamıstır, artık tovbe edenleri ve senin yoluna uyanları yarlıga ve koru onları, yakıp kavuran cehennem azabından

[8] Rabbimiz ve sok onları ebedi Adn cennetlerine, nitekim vait de etmistin onlara ve atalarından ve eslerinden ve soylarından kendilerini duzgun bir hale getirenlere. Suphe yok ki sen, ustunsun, hukum ve hikmet sahibisin

[9] Ve koru onları kotuluklerden ve kimi kotuluklerden korursan o gun, gercekten de ona acımıssın ve budur iste o pek buyuk kurtulus, murada eris

[10] Suphe yok ki kafir olanlara nida edilir de denir ki: Bugun kendinize karsı duydugunuz nefretten, buguzdan daha buyuktu size karsı Allah'ın duydugu nefret ve buguz o zaman ki inanca cagrılıyordunuz da kafir oluyordunuz siz

[11] Onlarsa Rabbimiz derler, iki kere oldurdun bizi ve iki kere dirilttin, artık suclarımızı da soyledik, buradan cıkmamıza bir yol yok mu

[12] Bu da, Allah birdir dendi mi kafir olmamızdan ve ona esler oldugu soylenince inanmanızdandır; artık hukum, pek yuce ve pek buyuk Allah'ın

[13] Oyle bir mabuttur ki delillerini gostermededir size ve rızıklandırmak icin gokten yagmur yagdırmadadır size ve ona donen kisiden baskası ibret ve ogut almaz bundan

[14] Artık, dininde, ozunuzu tamamıyla ona baglıyarak cagırın Allah'ı kafirler istemese de

[15] Dostlarının derecelerini yuceltir, arsın sahibidir; kavusma gununden korkutmak icin kullarından diledigine Ruh'u, emriyle indirir

[16] O kavusma gunu, onlar, kabirlerinden cıkarlar, Allah'a karsı hicbir seyleri gizli kalmaz; o gun, saltanat ve tedbir kimindir, bir ve her seye ustun Allah'ın

[17] O gun herkes, ne kazandıysa onun karsılıgını bulur; o gun zulum yoktur; suphe yok ki Allah'ın hesabı, pek tezdir

[18] Ve onları, yaklasmakta olan o gunle korkut, o gun, korkudan yurekler, agızlara gelir, gonuller, dertle dolar, zalimlere ne yardımı dokunacak bir dost bulunur, ne sefaati kabul edilecek bir sefaatci

[19] O, hıyanetle gizlice bakısı da bilir, gonullerde gizlenen seyleri de

[20] Ve Allah, gercek olarak hukmeder. Ondan baska kulluk ettikleri seyler, hicbir sey hakkında hukum veremezler; suphe yok ki Allah, her seyi duyar, bilir

[21] Yeryuzunu gezip dolasmazlar mı ki onlardan once gelip gecenlerin ne olmus sonları, bir bakıp gorsunler? Onlar, kuvvet bakımından da ustundu bunlardan, yeryuzunde yaptıkları seyler bakımından da; derken kafir oldular da Allah, onları helak ediverdi ve onları, Allah'a karsı koruyacak hicbir kimse cıkmadı

[22] Bu da, peygamberleri, onlara apacık delillerle geldi mi, inkar etmelerindendir, derken Allah onları helak edivermistir; suphe yok ki o, kuvvetlidir, azabı da cetindir onun

[23] Ve andolsun ki Musa'yı delillerimizle ve apacık bir burhanla gondermistik

[24] Firavun'a, Haman'a ve Karun'a; derken onlar, bu demislerdi, pek yalancı bir buyucu

[25] Musa, katımızdan gercekle onlara gelince oldurun demislerdi, onunla beraber inananların ogullarını ve bırakın kadınlarını; kafirlerin duzeni, ancak gercekten dısarıdır, bostur

[26] Ve Firavun, bırakın beni de dedi, Musa'yı oldureyim ve Rabbini cagırsın bakalım; suphe yok ki ben, dininizi degistireceginden, yahut da yeryuzunde bir bozgun cıkaracagından korkuyorum

[27] Ve Musa, ben dedi, suphe yok ki soru gunune inanmayan her ululuk satan kisinin serrinden, Rabbime ve Rabbinize sıgınırım

[28] Ve Firavun'un soyundan inanan ve inancını gizleyen bir er, dedi ki: Rabbim Allah'tır dedigi icin mi adam oldureceksiniz ve gercekten de o, Rabbinizden apacık deliller de getirmistir size ve yalancıysa yalanı kendisine ait ve dogru soyluyorsa size vaadettiklerinin bir kısmına ugrarsınız; suphe yok ki Allah, haddini asan ve cok yalan soyleyen kisiyi dogru yola sevketmez

[29] Ey kavmim, bugun saltanat sizin, ustunsunuz yeryuzunde, fakat Allah'ın azabı gelince kim kurtaracak bizi? Firavun dedi ki: Ben size hangi reyi isaret ediyorsam o, tamamıyla dogrudur ve ben sizi, dogrudurust yoldan baska bir yola sevketmiyorum

[30] O inanan, ey kavmim dedi, ben bir boluk ummetin ugradıkları azaba ugrayacaksınız diye korkuyorum

[31] Nuh, Ad ve Semud kavimlerine ve onlardan sonrakilere oldugu gibi ve Allah, kullarına zulmetmeyi istemez

[32] Ve ey kavmim, ben, o feryadu figan, o bosuna bagırıp soylenme gunundeki halinizden korkuyorum

[33] O gun, bir gundur ki arkanızı dondurup kacacaksınız ama dogru cehenneme gideceksiniz ve Allah'ın azabından sizi bir kurtaran olmayacak ve Allah, kimi dogru yoldan cıkarıp saptırdıysa ona bir yol gosteren yoktur

[34] Ve andolsun ki daha once Yusuf da, apacık delillerle gelmisti de size getirdigi sey hakkında bir turlu supheden kurtulamamıstınız, sonunda olunce de artık dediniz, bundan sonra Allah, baska bir peygamber gondermez kesin olarak; iste Allah, haddini asan supheli kisiyi boyle saptırır

[35] Oyle kisilerdir onlar ki kendilerine hicbir kesin delil gelmedigi halde Allah'ın delilleri hakkında cekismiye girisirler; Allah katında da bir nefrete ve bugza ugrarlar, inananlar katında da; Allah, her kibirli ve cebbar kisinin gonlunu boyle muhurler iste

[36] Ve Firavun, ey Haman demisti, bana bir kosk yap da belki kapılara erisirim

[37] Goklerin kapılarına ve derken Musa'nın mabudunu anlamıs olurum ve gercekten de sanıyorum ki o, yalancı ve Firavun'a, kotu isi, boyle bezendi de boyle cıkarıldı yoldan ve Firavun'un duzeni, ancak ziyana ugradı, bosa cıktı

[38] Ve inanan da ey kavmim dedi, bana uyun da size dogru yolu gostereyim

[39] Ey kavmim, su dunya yasayısı, ancak gecici bir metadan ibaret ve suphe yok ki ahirettir, karar edilecek yurt

[40] Kim bir kotulukte bulunursa ancak onun misli olan bir ceza ile cezalanır ve erkek olsun, kadın olsun, inanarak iyi bir iste bulunansa iste o cesit kisilerdir ki cennete girerler, orada sayısız rızıklanırlar

[41] Ve ey kavmim, ne oluyor bana da ben sizi kurtulusa cagırmadayım, halbuki siz beni atese cagırıyorsunuz

[42] Allah'a kafir olmaya ve ona sirk kosmaya cagırıyorsunuz beni bu hususta hicbir bilgim olmadıgı halde ve bense sizi ustun ve butun sucları tamamıyla orten mabuda cagırmadayım

[43] Gercegin ta kendisi su ki: Siz beni, dunyada da cagırmaya salahiyetli olmayan, ahirette de salahiyetli olmayan birseye cagırıyorsunuz ancak ve donup gidecegimiz yer, Allah tapısıdır ve suphe yok ki haddini asanlar, cehennem ehlinin ta kendileridir

[44] Yakında, size neler dediysem, anlıyacak, hatırlıyacaksınız onları ve ben, isimi Allah'a ısmarladım; suphe yok ki Allah, kullarını gorur

[45] Derken Allah, onların duzenlerinin kotuluklerinden korudu onu ve Firavun soyunaysa azabın kotusu gelip cattı

[46] Ates, sabahaksam, onlara gosterilecek ve kıyametin koptugu gunde Firavun soyunu denecek, sokun azabın en cetinine

[47] Ve ateste, birbirleriyle cekismeye basladıkları zaman duskunler, ululuk satanlara diyecekler ki: Gercekten size uymustuk, sizin adamlarınızdık biz, atesin bir miktarını olsun defedebilir misiniz bizden

[48] Ululuk satanlarsa, suphe yok ki diyecekler, hepimiz de ates icindeyiz; suphe yok ki Allah, kullar arasında hukmetti

[49] Ve atestekiler, cehennemin kapıcılarına, Rabbinize yalvarın da diyecekler, ne olur, bir guncegiz olsun azabımızı hafifletsin

[50] Onlar da, peygamberleriniz, apacık delillerle gelmedi miydi size diyecekler; onlar, evet diyecekler, bekciler, oyleyse diyecekler, siz yalvarın ve kafirlerin duasıysa ancak bosa gider

[51] Suphe yok ki biz, elbette peygamberlerimize ve inananlara, dunya yasayısında da yardım ederiz, tanıkların getirilecegi gunde de

[52] Bir gundur o gun ki zalimlerin ozurleri fayda vermez ve onlaradır lanet ve onlarındır kotu yeryurt

[53] Ve andolsun ki biz, Musa'ya dogru yolu gosteren kitabı verdik ve Israilogullarını da mirascı ettik o kitaba ki

[54] Aklı basında olanları dogru yola sevk eder, onlara ibrettir, oguttur

[55] Artık sabret, suphe yok ki Allah'ın vaadi gercektir ve sucunun yarlıganmasını dile ve aksam ve sabah caglarında, Rabbine hamd ederek tenzih et onu

[56] Allah'ın ayetleri hakkında, kendilerine hicbir kesin delil gelmemisken cekismeye girisenlerin gonullerinde, ancak ulasmalarına imkan olmayan bir buyuklenme duygusu var; artık Allah'a sıgın, suphe yok ki o, duyar, gorur

[57] Elbette gokleri ve yeryuzunu yaratmak, insanları yaratmaktan daha buyuk bir sey ve fakat insanların cogu bilmez

[58] Ve esit degildir korle goren ve inanıp iyi islerde bulunanla kotulukler eden; ne de az dusunmede, ne de az ibret almadasınız

[59] Kıyamet, elbette kopacak, suphe yok bunda ve fakat insanların cogu inanmaz

[60] Ve Rabbiniz dedi ki: Cagırın beni, icabet edeyim size; suphe yok ki bana kulluk etmekten, ululuk satarak cekinenler, asagılık bir halde cehenneme gireceklerdir

[61] Oyle bir Allah'tır ki size geceyi yarattı, dinlenmeniz icin ve gunduzu yarattı, goregore islerinizi yapmanız icin; suphe yok ki Allah, elbette insanlara karsı lutuf ve ihsan sahibidir ve fakat insanların cogu sukretmez

[62] Iste budur Rabbiniz Allah ki her seyi halk eden odur, yoktur ondan baska tapacak; ne diye asılsız seylere kapılmadasınız

[63] Iste boyle kapılırlar Allah'ın delillerini, bilebile inkar edenler

[64] Bir Allah'tır ki yeryuzunu, size karar edecek bir yurt, gogu de bir kubbe olarak yaratmıstır ve size suret vermistir, suretinizi de en guzel bir sekle sokmustur ve sizi, tertemiz seylerle rızıklandırmıstır; iste budur Rabbiniz; ne yucedir alemlerin Rabbi Allah

[65] Odur daimi diri, yoktur ondan baska tapacak, artık onun dininde, yureginizi ona baglayarak cagırın onu; hamd, alemlerin Rabbi Allah'a

[66] De ki: Suphe yok ki ben, Allah'tan baska sizin taptıklarınıza tapmaktan menedildim, Rabbimden apacık deliller gelince bana ve alemlerin Rabbine teslim olmam emredildi bana

[67] Oyle bir mabuttur ki sizi topraktan, sonra bir katre sudan, sonra bir pıhtı kandan yaratmıstır, sonra sizi, cocuk olarak dunyaya cıkarmıstır, sonra ergenlik cagına erismeniz, sonra da ihtiyar olmanız icin sizi yasatmadadır ve sizden, daha once oldurulen de var ve hepinizi de muayyen ve mukadder bir zamanadek yasatır ve butun bunlar da akıl edesiniz diye olup biter

[68] Oyle bir mabuttur ki diriltir ve oldurur; derken bir isin olmasını hukmetti mi ancak, ol der o ise, oluverir

[69] Gormedin mi Allah'ın delilleri hakkında cekismeye girisenleri, nereye gitmedeler, neye kapılmadalar

[70] Onlar, oyle kisilerdir ki kitabı ve peygamberlerimizle gonderdigimiz seyleri yalanlamıslardır, yakında bilip anlayacaklar

[71] Boyunlarına demirden laleler ve zincirler takılıp suruklendikleri zaman

[72] Sıcak su icinde, sonra cehenneme atıldıkları zaman

[73] Sonra da denecek ki nerede sirk kostuklarınız

[74] Allah'ı bırakıp da? Diyecekler ki: Gozumuzden kayboldular, zaten de bundan once tapmaya layık birseye tapmamıstık biz; iste Allah, kafirleri boyle saptırır

[75] Bu da, yeryuzunde haksız yere sevinip ovundugunuzden ve ululanıp kendinizi gordugunuzdendir

[76] Girin kapılarından cehennemin, orada ebedi olarak kalacaksınız; gercekten de ululananların yeriyurdu, ne de kotudur

[77] Artık sabret, suphe yok ki Allah'ın vaadi gercektir. Derken ya onlara vaadettigimiz seylerin bazısını gosterecegiz sana, yahut da seni oldurecegiz, derken hepsi de donup tapımıza gelecekler

[78] Ve andolsun ki senden once nice peygamberler gonderdik, onlardan, sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da ve hic bir peygamber, Allah'ın izni olmadıkca bir delil, bir mucize gosteremez; derken Allah'ın emri gelince gercek olarak hukmedilir ve iste buracıkta, bos seylere uyanlar, ziyan eder gider

[79] Oyle bir Allah'tır ki onların bir kısmına binin, bir kısmını da yiyin diye davarlar yaratmıstır size

[80] Ve onlarda baska faydalar da var size ve gonullerinizdeki murada ulasmak icin onlara ve gemilere biniyorsunuz

[81] Ve size delillerini gostermede, Allah'ın delillerinden hangisini inkar edebilirsiniz

[82] Yeryuzunu gezip dolasmazlar mı ki onlardan once gelip gecenlerin ne olmus sonları, bir bakıp gorsunler? Onlar, topluluk bakımından daha coktu, kuvvet ve yeryuzunde yaptıkları seyler bakımından da daha ustundu bunlardan; derken elde ettikleri seylerin, onlara hicbir faydası olmadı

[83] Peygamberleri, apacık delillerle onlara gelince kendilerindeki bilgiye guvenip ovunduler, kendilerini gorduler de alay ettikleri sey, baslarına geliverdi

[84] Derken azabını gorunce de Allah'ın birligine inandık dediler ve sirk kostugumuz seyleri inkar ettik

[85] Fakat azabımızı gordukleri zaman inanmaları, onlara bir fayda vermez; Allah'ın, kulları hakkında icra edilegelen yoluyoradamıdır bu ve iste buracıkta kafirler, ziyan edip giderler

Fussilet

Surah 41

[1] Ha mim

[2] Rahman ve rahimden indirilmistir

[3] Bir kitaptır ki tamamıyla acıklanmıstır ayetleri, Arapca Kur'an'dır bilen topluluga

[4] Mujdecidir ve korkutucu, fakat cogu yuz cevirmistir, onlar, duymazlar

[5] Ve derler ki: Bizi davet ettigin seye karsı gonullerimizde perdeler var ve kulaklarımızda agırlık var ve seninle bizim aramızda da bir perde var, artık sen, dinince calıs, biz de calısmadayız

[6] De ki: Ben, ancak sizin gibi bir insanım, bana vahyedilmede ki mabudunuz ancak bir mabut; artık dosdogru ona yonelin ve yarlıganma dileyin ondan; ve yazıklar olsun sirk kosanlara

[7] Oyle kisilerdir onlar ki zekat vermezler ve onlar, ahirete inanmayanların da ta kendileridir

[8] Inanan ve iyi islerde bulunanlarsa: Onlarındır minnetsiz mukafat

[9] De ki: Siz mi kafir olmadasınız, inkar etmedesiniz bir mabudu ki yeryuzunu iki gunde yaratmıstır ve siz mi ona esler kabul etmedesiniz? Budur iste alemlerin Rabbi

[10] Ve yeryuzunun ustunde metin daglar yaratmıstır ve kutlamıstır orasını, bereket ihsan etmistir ve rızık olacak seyleri takdir etmistir de meydana getirmistir bunları orada, tam dort gun icinde, dileyenler icin hepsi de esittir

[11] Sonra bir duman halinde olan gogu yaratmayı hukmetmistir de ona ve yeryuzune, dileyerekdilemeyerek meydana gelin demistir, ikisi de, dileyerek geldik demislerdir

[12] Derken onları yedi gok olarak iki gunde yaratmıs ve her goge yapacagı isi vahyetmistir. Ve dunya gogunu kandillerle bezedik ve koruduk; iste bu, ustun olan ve her seyi bilen mabudun takdiridir

[13] Yuz cevirirlerse artık de ki: Sizi, Ad ve Semud'un ugradıkları helak edici azaba benzer bir azapla korkutmadayım

[14] Hani onlara, kendilerinden once de, kendilerinden sonra da peygamberler gelmisti de Allah'tan baskasına kulluk etmeyin demislerdi. Onlar, Rabbimiz dileseydi demislerdi, melekler indirirdi elbette, biz, gercekten de sizin gonderildiginiz seyleri inkar etmedeyiz

[15] Ad'a gelince: Gercekten de yeryuzunde, haksız yere ululanmaya kalkıstılar ve kimdir dediler, bizden daha kuvvetli? Gormediler mi ki suphe yok, onları halkeden Allah, onlardan da kuvvetlidir; ve onlar, delillerimizi bilebile inkar ediyorlardı

[16] Derken onlara, dunya yasayısında, asagılık azabını tatsınlar diye ugursuz gunlerde bir kasırgadır, yolladık ve elbette ahiret azabı, daha da asagılatıcıdır ve onlar, bir yardım da gormezler

[17] Semud'aysa dogru yolu gosterdik de onlar, korlugu, hidayetten ustun gorup sevdiler, onları da, kazandıklarına karsılık asagılatıcı bir azabın gelip catıvermesiyle helak ettim

[18] Ve inananları kurtardık ve onlar, cekinen kisilerdi

[19] Ve o gun, Allah dusmanları, bir araya toplanır da toplu bir halde cehenneme surulurler

[20] Oraya gelince de kulakları, gozleri ve derileri, yaptıkları seyler hakkında, kendi aleyhlerine tanıklıkta bulunur

[21] Ve bedenlerine, ne diye aleyhimizde tanıklık ettiniz derler, onlar da her seyi soyleten Allah derler, bizi de soyletti ve odur sizi halkeden ilk defa ve gene de donup onun tapısına varacaksınız

[22] Ve siz, kulaklarınızın, gozlerinizin, derilerinizin, aleyhinizde tanıklık edeceklerini ummuyor, onlardan hicbir seyinizi gizlemiyordunuz ve hatta sanıyordunuz ki yaptıklarınızın cogunu Allah bile, suphe yok ki bilmez

[23] Ve Rabbiniz hakkında beslediginiz su kotu zan yok mu, sizi o helak etti de ziyana ugrayıverdiniz

[24] Artık sabredebilirlerse atestir yurtları onların ve onlar suclarından gecilmesini isterlerse dilekleri kabul edilmez

[25] Ve onlara oyle arkadaslar hazırladık ve verdik ki onlerindeki dunya islerini ve artlarındaki ahireti inkar etmeyi bezediler onlara ve onlardan once, cinlerden ve insanlardan gelip gecmis ummetler arasında azap hukmunu hakettiler, suphe yok ki onlar, ziyana ugrayanlardandı

[26] Ve kafir olanlar, dediler ki: Su Kur'an'ı dinlemeyin ve okunurken gurultu edin, bagırıp cagırın da onun sesini bastırın

[27] Biz de mutlaka kafir olanlara cetin bir azabı tattıracagız ve yaptıkları seyin en kotu karsılıgıyle cezalandıracagız onları

[28] Iste bu ates, Allah dusmanlarının cezasıdır, onlara, ebedilik var orada; bu da delillerimizi bilebile inkar etmelerinin karsılıgı

[29] Ve kafir olanlar, Rabbimiz diyecekler, cinlerden, insanlardan, bizi azdıranları goster bize de en asagılık bir hale gelmeleri icin onları ayaklarımızın altına alalım

[30] Gercekten de, Rabbimiz Allah'tır dedikten sonra da dosdogru hareket edenlere melekler indiririz de sakın korkmayın ve mahzun olmayın ve mujdelenin, sevinin size vaadedilen cennetle deriz

[31] Biz, dunya yasayısında da size dostuz, ahirette de ve burada, canınız ne isterse var ve burada dilediginiz her sey sizin

[32] Sucları ortenden, rahim olandan bir ziyafet, bir ihsan bu

[33] Allah'a cagırandan ve iyi islerde bulunandan ve suphe yok ki ben Muslumanlardanım diyenden daha guzel sozlu kimdir ki

[34] Ve esit degildir iyilikle kotuluk. Kotulugu, en guzel bir muameleyle karsıla, gider, bir de bakarsın ki aranızda dusmanlık olan kisi, sanki senin en yakın bir dostun

[35] Bu huy, sabredenlerden baskasına verilmez ve akıldan, tedbirden buyuk bir hisseye sahip olmayanlara bu huy, nasip olmaz

[36] Ve eger Seytan, seni vesveseye dusurur de bu huydan gecirmeye kalkısırsa hemen sıgın Allah'a; suphe yok ki o, her seyi duyar, bilir

[37] Ve onun delillerindendir gece ve gunduz ve gunes ve ay; secde etmeyin ne gunese, ne de aya ve secde edin, onları yaratan Allah'a, yalnız ona kulluk ediyorsanız

[38] Eger ululanmaya kalkısır, bunu kabul etmezlerse zaten Rabbinin katındakiler, gece ve gunduz, onu tenzih etmededir durmadan, dinlenmeden ve usanmadan

[39] Ve onun delillerindendir, suphesiz, yeryuzunu kupkuru, donmus bir halde gorursun, derken oraya yagmur yagdırdık mı harekete gelir, kabarır, yeserir, nebatlar bitirir; onu dirilten, elbette oluyu de diriltir suphe yok ki onun, her seye gucu yeter

[40] Bizim delillerimizle egri yola sapanlar gizli degildir bize. Artık atese atılan mı hayırlıdır, yoksa kıyamet gunu emin olarak gelen mi? Ne dilerseniz yapın, suphe yok ki o, butun yaptıklarınızı gorur

[41] Kur'an, kendisine teblig edildikten sonra kafir olanlar; ve hem de suphe yok ki bu Kur'an, essiz ve sutun bir kitaptır ki

[42] Ne onceden onun hukumlerini iptal eden bir kitap gelmistir, ne de ondan sonra gelir ve batıl, ona zarar veremez; hukum ve hikmet sahibinden, hamde layık mabut tarafından indirilmistir

[43] Zaten sana soylenen, ancak senden onceki peygamberlere de soylenen sozlerdir; suphe yok ki Rabbin, sucları ortme sıfatına sahip olmakla beraber elemli bir azaba da sahiptir

[44] Eger yabancı bir dille meydana getirseydik Kur'an'ı, elbette derlerdi ki ayetleri Arapca olarak acıklansaydı da anlasaydık olmaz mıydı? Bu, yabancı bir dille soylenmis soz, soyleyen de Arap ha? De ki: O, inananlara dogru yolu gosterir ve sifadır; inanmayanlarınsa kulaklarında agırlık var ve Kur'an, onları kor etmede; sanki onlara pek uzak bir yerden nida edilmede

[45] Ve andolsun ki biz Musa'ya da kitap verdik de o kitapta ihtilafa dustuler ve eger Rabbinden azaplarının mukadder bir zamana tehir edilmesi hakkında bir emir verilmemis olsaydı coktan hukmedilirdi aralarında ve suphe yok ki onlar, bu hususta elbette suphe icindeler, tereddude dusmusler

[46] Ve kim iyi bir is yaparsa faydası kendisinedir ve kim kotulukte bulunursa zararı kendisine ve Rabbin, kullarına zulmetmez kesin olarak

[47] Kıyametin, ne vakit kopacagına dair bilgi, Allah'a aittir ve onun hukmu ve bilgisi olmadan meyveler, tomurcuklarından ve kabuklarından cıkamaz ve hicbir kadın gebe kalamaz ve cocugunu doguramaz ve o gun, nerede seriklerim diye nida edilir onlara da sana bildirdik zaten derler, bu hususta bir tanıgımız bile yok

[48] Ve onceden cagırdıkları putlar, gozlerinden kaybolup gitmistir ve onlar, kacıp sıgınacakları bir yerleri olmadıgını da iyideniyiye anlamıslardır

[49] Insan, hayır istemekten hic usanmaz ve bir serre ugrarsa da iyideniyiye yeise duser, umitsizlige kapılıp gider

[50] Ve andolsun ki bir sıkıntıdan sonra katımızdan bir rahmet tattırsak ona, bu der, zaten benim hakkım ve hic sanmıyorum ki kıyamet kopsun ve andolsun ki Rabbimin tapısına donup varsam bile hic suphesiz, onun katında daha guzel bir lutuf var bana; artık biz de, andolsun ki kafir olanlara, neler yaptıklarını elbette haber veririz ve elbette onlara cok agır azabı tattırırız

[51] Ve insana bir nimet verdik mi yuz cevirir ve sukurden uzaklasır ve eger bir serre ugrarsa uzunuzadıya dua eder durur

[52] De ki: Kur'an'ın Allah katından geldigini gormusseniz, sonra da ona kafir olmussanız haber verin bana, gercege tamamıyla aykırı kalandan daha sapık kimdir ki

[53] Yakında delillerimizi, alemde de gosterecegiz, kendi varlıklarında da, boylece sonucu, onlarca da apacık anlasılacaktır ki o, gercektir suphesiz; Rabbinin, her seye tanık olması, yetmez mi sana

[54] Iyice bil ki onlar, suphe yok, Rablerine kavusacaklarından suphe etmedeler; iyice bil ki suphe yok, o, her seyi kusatmıs, kavramıstır

Şûrâ

Surah 42

[1] Ha mim

[2] Ayn sin kaaf

[3] Iste boyle vahyetmededir sana ve senden oncekilere o ustun, o hukum ve hikmet sahibi Allah

[4] Onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve odur pek yuce, pek ulu

[5] Musriklerin sozlerinden neredeyse gokler, ustlerinden catlayıp yarılacak ve melekler, ona hamd ederek tenzih ederler onu ve yeryuzundekilere yarlıganma dilerler; iyice bil ki suphe yok Allah, odur orten ve rahim olan

[6] Onun bırakıp da ondan baska dostlar ve tanrılar kabul edenlerin yaptıklarını Allah, gorur, gozetir ve onların yaptıklarını gorup gozetecek, sen degilsin

[7] Ve iste sana, boylece Arapca Kur'an'ı vahyettik, sehirlerin aslı ve temeli olan Mekke'yi ve cevresindeki butun sehirleri korkutman ve geleceginde suphe olmayan topluluk gununu haber vererek o gunun dehsetiyle korkutman icin; halkın bir bolugu cennettedir ve bir bolugu yakıp kavuran cehennemde

[8] Ve Allah isteseydi elbette onları bir ummet olarak halkederdi ve fakat diledigini rahmetine ithal eder ve zalimlere gelince: Onlara ne bir dost vardır, ne bir yardımcı

[9] Yoksa, onu bırakıp kendilerine sahip olacak baska mabutlar mı kabul ettiler? Gercekten de kudret sahibi ancak o Allah'tır ve odur oluyu dirilten ve onun, her seye gucu yeter

[10] Ve bir seyde ihtilafa dustunuz mu onun hukmu, Allah'a aittir, budur mabudunuz olan Rabbim Allah, ona dayandım ben ve her hususta ona donerim ben

[11] Odur yoktan var eden gokleri ve yeryuzunu, size kendi cinsinizden esler halketmistir, davarları da ciftercifter halketmistir, bu suretle uretip cogaltmadadır sizi; ona hicbir benzer yoktur ve odur duyan, goren

[12] Onundur goklerin ve yeryuzunun kilitleri, diledigine bolbol rızık verir, dilediginin rızkını daraltır; suphe yok ki o, her seyi bilir

[13] Dine ait hukumlerden, Nuh'a tavsiye ettigini ve sana vahyettiklerimizi ve Ibrahim'e, Musa ve Isa'ya tavsiye ettiklerimizi, size de gidilecek yol olarak bildirdi, acıkladı; dine yapısın ve o hususta hicbir ayrılıga dusmeyin. Onları, inanmaya cagırdıgın sey, musriklere pek buyuk, pek agır gelmede; Allah, diledigini kendisine secer ve kim, ona donerse dogru yolu gosterir ona

[14] Onlar, aralarındaki hırs ve haset yuzunden, kendilerine bu hususta bilgi geldikten sonra ayrılıga dustuler ve Rabbin, muayyen bir zamana kadar onlara azap etmemeyi takdir etmeseydi aralarında coktan hukmedilirdi ve onlardan sonra kitaba varis olanlarda bu hususta elbette suphe icindedir, tereddude dusmuslerdir

[15] Ve iste bunun icin artık onları cagır ve dogru hareket et emredildigin gibi ve uyma onların dileklerine ve de ki: Ben, kitaptan ne indirdiyse Allah, inandım ona ve bana, aranızda adaletle hukmetmem emredildi; Allah, Rabbimizdir ve Rabbiniz; bizim yaptıklarımız, bize aittir, sizin yaptıklarınız size; dusmanlık yok bizimle sizin aranızda; Allah, bir yerde toplayacak bizi ve sonunda donup onun tapısına varılacak

[16] Halk tarafından, ona icabet edildikten sonra Allah hakkında cedellesmeye girisenlerin gosterdikleri dusmanlık, Rableri katında bostur ve onlaradır gazep ve onlaradır cetin bir azap

[17] Oyle bir Allah'tır ki gercek olarak kitabı ve adaleti indirmistir ve ne bilirsin, belki de kıyamet, pek yakındır

[18] Buna inanmayanlar, cabuk gelmesini isterler ve inananlarsa gelip catmasından korkarlar ve bilirler ki o, gercektir; iyice bil ki kıyametten suphe edip o hususta mucadeleye girisenler, elbette dogrudan pek uzak bir sapıklık icindedir

[19] Allah, kullarına lutfeder, diledigini rızıklandırır ve odur pek kuvvetli ve ustun

[20] Kim, ahiret kazancı isterse kazancını arttırırız ve kim, dunya kazancını isterse ona da dunyaya ait seylerin bir kısmını veririz ve ahiretten bir nasibi yoktur onun

[21] Yoksa Allah'ın emir ve izin vermedigi bir dini onlara kuran ortaklar mı var? Azabın, mukadder bir zamana geciktirilmesi takdir edilmemis olsaydı coktan aralarında hukmedilirgiderdi ve suphe yok ki zalimleredir elemli azap

[22] Gorursun ki zulmedenler, kazandıkları seylerden dolayı korkup durular ve korktukları da baslarına gelecek ve inananlar ve iyi islerde bulunanlarsa cennet bahcelerindedir, onlarındır Rableri katında ne dilerlerse; bu, pek buyuk bir lutuftur, ihsandır

[23] Bu, Allah'ın, inanan ve iyi islerde bulunan kullarını mujdelemesidir iste. De ki: Sizden, tebligime karsılık bir ucret istemiyorum, istedigim, ancak yakınlarıma sevgidir ve kim guzel ve iyi bir is yaparsa onun guzelim mukafatını arttırırız; suphe yokki Allah, sucları orter, iyilige, mukafatla karsılık verir

[24] Yoksa bunu Allah'a isnat ederek o uydurdu mu derler? Gercekten de Allah dilerse gonlunu muhurler senin ve Allah, batılı mahveder ve gercegi gerceklestirir sozleriyle; suphe yok ki o, gonullerde olanları bilir

[25] Ve o, bir mabuttur ki kullarının tovbesini kabul eder ve kotulukleri bagıslar ve ne yapıyorsanız, hepsini bilir

[26] Inanan ve iyi islerde bulunanların dileklerine icabet eder ve onlar hakkındaki ihsan ve keremini, lutfuyle arttırır ve kafirlere gelince: Onlaradır cetin azap

[27] Ve Allah, kullarının rızkını yaysaydı, bollastırsaydı yeryuzunde azgınlıkta bulunurlardı ve fakat o, ne kadar dilerse o kadar indirir; suphe yok ki o, kullarından haberdardır, onları gorur

[28] Ve oyle bir mabuttur ki onlar, tamamıyla umitsizlige duserler de ondan sonra yagmur yagdırır ve rahmetini yayar ve odur onların islerini tedbir ve tasarruf eden ve hamde layık olan

[29] Ve delillerindendir gokleri ve yeryuzunu yaratması ve her ikisinde mahlukatı yayıp dagıtması ve onun, elbette onları toplamaya da gucu yeter

[30] Ve size gelip catan her felaket, ellerinizle kazandıgınız bir seydir ancak ve cogunu da bagıslar

[31] Ve siz, yeryuzunde onu aciz bir hale getiremezsiniz ve size, Allah'tan baska ne bir dost vardır, ne bir yardımcı

[32] Ve onun delillerindendir denizde akıp giden yuce daglar gibi gemiler

[33] Dilerse ruzgarı durdurur da denizin ustunde, oylece kalakalırlar; suphe yok ki bunda, iyideniyiye sabreden ve cok sukreden herkese elbette deliller var

[34] Yahut da, kazandıkları suclar yuzunden fırtınalarla helak eder gemileri ve cogunu da bagıslar

[35] Delillerimiz hakkında cedellesmeye kalkısanlar, bilsinler ki onlara hicbir yer yok ki kacıp da kurtulsunlar

[36] Gercekten de size verilenler, dunya yasayısına ait metalardan ibaret ve Allah katındakiyse daha da hayırlıdır ve daha da fazla kalır inananlara ve Rablerine dayananlara

[37] Ve sucların buyuklerinden ve cirkin seylerden kacınanlara ve kızdıkları zaman, sucları ortenlere

[38] Ve Rablerinin davetine icabet edenlere ve namaz kılanlara ve islerini, aralarında danısarak yapanlara ve onları rızıklandırdıgımız seylerin bir kısmını ayırıp yoksulları doyuranlara, hayra harcayanlara

[39] Ve bir zulme ugradıkları zaman haddi asmaksızın birbirlerine yardım ederek karsı duranlara

[40] Ve kotulugun karsılıgı, ona benzer bir kotu cezadır. Gercekten de kim bagıslar ve barısı saglarsa mukafatı, Allah'a aittir; suphe yok ki o, zulmedenleri sevmez

[41] Ve kim, zulme karsı savunursa bu cesit kisileri suclu saymaya bir yol yoktur

[42] Ancak halka zulmedenleri ve haksız yere, yeryuzunde azgınlıkta bulunanları suclu saymaya yol var, onlaradır elemli azap

[43] Ve kim, dayanır ve sucları orterse suphe yok ki bu, azme, iradeye dayanan islerdendir elbet

[44] Ve Allah, kimi saptırırsa artık ona, bundan boyle bir dost yoktur ve zalimleri gorursun ki azabı gorunce, geriye dunyaya donmeye derler, bir yol var mı ki

[45] Ve gorursun ki onlar, atesin onune getirildikleri zaman dustukleri horluktan urkup titremedeler ve cehenneme, goz ucuyla gizlice bakmadalar ve inananlarsa suphe yok ki derler, ziyana dusenler, kıyamet gununde kendilerini ve yakınlarını ziyana dusurenlerdir. Iyice bil ki zulmedenler, suphesiz, surekli bir azap icindedir

[46] Ve Allah'tan baska onlara yardım edecek bir dost da yoktur ve Allah, kimi saptırırsa artık bir yol yok ona

[47] Rabbinizin davetine icabet edin reddine imkan olmayan gun Allah tarafından gelip catmadan; o gun, ne kacıp sıgınılacak bir yer var size ve ne suclarını inkara mecal var size

[48] Yuz cevirirlerse artık biz, seni onları korumaya gondermedik ki; sana ancak teblig etmek duser ve suphe yok ki biz, insana, katımızdan bir rahmet tattırdık mı sevinir, ovunur onunla, fakat elleriyle hazırlayıp kazandıkları bir kotuluge ugrarlarsa da gercekten insan, pek nankordur

[49] Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun saltanatı ve tedbiri, diledigini yaratır, diledigine kız evlat verir ve diledigine oglan evlat

[50] Yahut da cift olarak hem kız evlat verir, hem oglan ve diledigini de kısır yaratır; suphe yok ki onun her seye gucu yeter

[51] Ve hicbir insana soz soylemez Allah, ancak vahiyle, yahut perde ardından, yahut da bir elci gonderir de, izniyle diledigini vahyeder ona; suphe yok ki o, pek yucedir, hukum ve hikmet sahibidir

[52] Ve iste biz, emrimizle sana boylece Ruh'u gonderdik de vahyettik; ne kitap nedir, bilirdin, ne de iman ve fakat onu, kullarımızdan diledigimizi dogru yola sevk eden bir nur olarak yarattık ve suphe yok ki sen de elbette dogru yola sevk edersin

[53] O yoluna Allah'ın ki onundur ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde; iyice bilin ki butun isler, donup Allah tapısına varır

Zuhruf

Surah 43

[1] Ha mim

[2] Andolsun her seyi acıklayan kitaba

[3] Suphe yok ki biz, akıl edesiniz, anlayasınız diye Kur'an'ı Arap diliyle meydana getirdik

[4] Ve suphe yok ki o, bizim katımızda, kitabın aslındadır, temelindedir, elbette pek yucedir, hukum ve hikmetle doludur

[5] Haddi asmıs bir topluluk oldugunuzdan dolayı size Kur'an'ı bildirmekten vaz mı gecelim

[6] Once gelenler icinde de nice peygamberler gonderdik

[7] Ve hicbir peygamber gelmedi onlara ki onunla alay etmesinler

[8] Derken kuvvet bakımından, bunlardan cok daha cetin oldukları halde helak ettik onları ve oncekilere ait kıssalar, sana anlatıldı evvelce

[9] Ve andolsun ki onlara, kim yarattı gokleri ve yeryuzunu diye sorsan elbette onları diyeceklerdir, ustun olan ve her seyi bilen yarattı

[10] Oyle bir mabuttur ki yeryuzunu, size karar edilecek bir yurt olarak yaratmıstır ve istediginizi elde etmeniz icin de orada yollar halketmistir

[11] Ve oyle bir mabuttur ki ihtiyac miktarınca yagmur yagdırır gokten, derken onunla olu sehri diriltiriz, iste boylece sizi de diriltip kabirlerinizden cıkarır

[12] Ve oyle bir mabuttur ki butun mahlukatı erkek ve disi olarak yaratmıstır ve bindiginiz gemileri ve hayvanları halketmistir

[13] Binip oturun da sonra onların ustunde dogruldunuz mu Rabbinizin nimetini anın ve yucedir, munezzehtir noksan sıfatlardan o mabut ki ram etmistir bunu bize, yoksa biz, zaptedemezdik onu deyin diye

[14] Ve suphe yok ki biz, Rabbimize donecegiz deyin diye

[15] Ve bazı kullarının, onun bir parcası olduguna, ondan vucuda geldigine hukmettiler, gercekten de insan, apacık bir nankordur elbet

[16] Yoksa o, yarattıklarından kızları, kendisine kız ediniyor da ogulları size mi bırakıyor

[17] Ve onlardan biri, bir kızın oldu diye mujdelendi mi, Allah'ın kızı var dedigi halde yuzu kapkara olur ve kızar, kederlenir

[18] Onlar, suslenip bezenerek yetisen ve munakasada, dusmanlıkta, apacık bir delil bile getiremeyen, istedigini soyliyemeyen bir mahluku mabuda mı nispet ediyorlar

[19] Ve rahmanın kulları olan meleklerin, kız olduguna hukmediyorlar, onları yarattıgımız vakit gorduler mi ki? Tanıklıklarını yazacagız ve soruya cekilecek onlar

[20] Ve rahman isteseydi derler, kulluk etmezdik onlara; bu hususta hicbir bilgileri yok; onlar, yalandan baska bir sey soylemiyorlar

[21] Yoksa onlara, bu kitaptan once bir kitap mı verdik de ona sımsıkı yapısmıslar

[22] Hayır, suphe yok ki dediler, biz atalarımızı bir dine, bir inanca sahip bulduk ve suphe yok ki biz de onların izini izlemede, o yola gitmedeyiz

[23] Ve boylece senden once de hicbir sehre bir korkutucu gondermedik ki o sehrin, halivakti yerinde olanları, suphe yok ki biz, atalarımızı bir dine, bir inanca sahip bulduk ve suphe yok ki biz de onların izine uyduk demesinler

[24] Peygamber, onlara, ben dedi, atalarınızdan buldugunuz dinden daha dogru bir dinle gelsem de gene atalarınızın yoluna mı gideceksiniz? Suphe yok ki biz dediler, sizin gonderildiginiz seyleri zaten inkar etmedeyiz

[25] Derken oc aldık onlardan, bak da gor, yalanlayanların sonları ne oldu

[26] Ve an o zamanı ki hani Ibrahim, atasına ve kavmine demisti: Suphe yok ki ben, sizin kulluk ettiklerinizden tamamıyla uzagım

[27] Ben, ancak beni yoktan var edene taparım, artık o da dogru yolu gosterir bana

[28] Ve bu birlik sozunu, gercege donsunler diye soyu arasında da daima kalacak ve zeval bulmayacak bir vasiyet olarak bıraktı

[29] Belki de ben, onları da, atalarını da, onlara bir gercek ve apacık bir peygamber gelinceye dek gecindirmedeydim

[30] Ve onlara gercek gelince de bu dediler, buyu ve biz suphe yok ki inkar etmedeyiz onu

[31] Ve bu Kur'an dediler, iki sehirden birinin en buyuk, en ileri gelen adamına inseydi ne olurdu

[32] Onlar mı Rabbinin rahmetini pay edecekler? Biziz gecimlerini, aralarında paylastıran dunya yasayısında ve bir kısmı, bir kısmına hizmet etsin diye bazılarını derece bakımından bazılarından ustun halkettik ve Rabbinin rahmeti, onların toplayıp biriktirdiklerinden daha hayırlıdır

[33] Butun insanların, kafir olmaları gibi bir mahzur bulunmasaydı rahmanı inkar edenlerin evlerindeki tavanları ve ustune basıp cıktıkları merdivenleri bile gumusten halk ederdik

[34] Ve evlerinin kapılarını ve ustune oturup yaslandıkları tahtları gumusten yapardık

[35] Ve onları altınlara, mucevherlere bogardık ve butun bunlar, dunya yasayısına ait metalardan ibaret ve ahiretse, Rabbinin katında, cekinenlerin

[36] Ve kim, rahmanı anmadan yuz cevirirse ona bir Seytan musallat ederiz, artık o, arkadas olur ona

[37] Ve suphe yok ki Seytanlar, onları yoldan cıkarır ve suphe yok ki dogru yolu bulduklarını sanırlar

[38] Sonunda bizim tapımıza geldi mi keske der, seninle benim aramda doguyla batı kadar bir uzaklık olsaydı, gercekten de ne kotu arkadasmıs

[39] Ve o zaman zulmetmistiniz, bugun pismanlık kesin olarak fayda vermez size, suphe yok ki azapta da mustereksiniz

[40] Sen mi sagıra duyuracaksın, yahut kore ve apacık bir sapıklık icinde bulunana yol gostereceksin

[41] Seni, katımıza alsak bile hic suphe yok ki mutlaka onlardan oc alırız biz

[42] Yahut da onlara vaadettigimiz azabı mutlaka sana gosteririz, gercekten de onlara gucumuz yeter bizim

[43] Sen yapıs sana vahyedilene, suphe yok ki dogru yoldasın sen

[44] Ve suphe yok ki o, sana da elbet oguttur, kavmine de ve soruya cekileceksiniz yakında

[45] Ve sor senden once peygamberlerimizden gonderdiklerimize: Rahmandan baska kulluk edilen mabutlar yarattık mı

[46] Ve andolsun ki Musa'yı, delillerimizle Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gonderdik de ben dedi, suphe yok ki alemlerin Rabbinin peygamberiyim

[47] Onlara delillerimizle gelince o delillere gulmeye basladılar

[48] Onlara hicbir delil gostermedik ki biri, oburunden buyuk olmasın ve tuttukları yoldan donsunler diye de azaplandırdık onları

[49] Ve ey buyucu demislerdi, sana soz verdigini sandıgın Rabbine yalvar bizim icin, suphe yok ki biz de elbette dogru yola geliriz

[50] Derken onlardan azabı kaldırdık mı sozlerinden donduler

[51] Ve Firavun, kavminin arasında bagırıp dedi ki: Ey kavmim, Mısır saltanatı ve ayagımın altından akıp duran su ırmaklar, benim degil mi, gormuyor musunuz

[52] Ben, su asagılık ve dogruduzen soz bile soyliyemeyen adamdan daha hayırlı degil miyim

[53] Ne olurdu, bari ona altın bilezikler takılmıs olsaydı, yahut da onunla, ona uyan, yardım eden melekler gelseydi

[54] Derken kavminin aklını celdi de ona itaat ettiler, suphe yok ki onlar, yoldan cıkmıs bir topluluktu

[55] Bizi gazaba getirdiler mi oc aldık onlardan, derken hepsini de sulara bogduk

[56] Gercekten de kafirlerin onde gidenleri kıldık onları ve sonradan gelenlere ibret ettik

[57] Meryemoglu ornek getirilince kavmin hemen bagrısmaya basladı

[58] Ve bizim mabutlarımız mı hayırlı, yoksa o mu dediler, onlar, bu ornegi ancak cekismek icin getirdiler; zaten de onlar dusmanlık ededuran bir topluluktur

[59] Oysaki o, kendisine nimetler verdigimiz ve Israilogullarına ornek gosterdigimiz bir kuldu ancak

[60] Ve dileseydik yeryuzune melekler getirirdik, sizin yerinize onları gecirirdik

[61] Onun gokten inmesi, kıyametin yaklastıgını bildirir, sakın kıyamet hakkında supheye dusmeyin ve uyun bana; budur dogru yol

[62] Ve Seytan, sizi yoldan cıkarmasın; suphe yok ki o, size apacık bir dusmandır

[63] Ve Isa, apacık delillerle gelince ben demisti, andolsun ki size peygamber olarak geldim ve ayrılıga dustugunuz bazı seyleri elbette acıklayıp bildirecegim size; artık cekinin Allah'tan ve itaat edin bana

[64] Suphe yok ki Allah, Rabbimdir ve Rabbinizdir o, kulluk edin ona. Budur dogru yol

[65] Aralarından bolukler, ayrılıga dustu; yazıklar olsun zulmedenlere elemli gunun azabından

[66] Onlar, kıyametin kopmasından baska bir sey mi bekliyorlar ki ansızın kopuverir baslarına ve onlar, anlamazlar bile

[67] Dostların bir kısmı, bir kısmına dusman olur o gun, ancak cekinenler mustesna

[68] Ey kullarım, korku yok size bugun, kederlenmezsiniz de

[69] O kullarım, inananlardır delillerimize ve onlar, teslim olanlardır

[70] Girin cennete siz ve esleriniz kutlulukla, sevinerek

[71] Onlara altından yapılmıs tabaklar ve testiler sunulacak ve orada nefsin istedigi ve gozun hoslandıgı her sey var ve siz, orada ebedi olarak kalırsınız

[72] Ve su cennete mirascı oldunuz islediginiz seyler yuzunden

[73] Size orada bircok meyveler de var, onlardan yersiniz

[74] Suphe yok ki mucrimler, cehennem azabında ebedi olarak kalırlar

[75] Azapları hafifletilmiyecek ve orada umitsiz bir halde kalacaklar

[76] Ve biz zulmetmedik onlara ve fakat onlar zulmettiler kendi kendilerine

[77] Ve ey Malik diye bagıracaklar, yalvar Rabbine de oldursun bizi; Malik, suphe yok ki siz diyecek, ebedi olarak azaptasınız

[78] Andolsun ki size gercegi gonderdik ve fakat cogunuz gercegi hos gormuyor, istemiyordunuz

[79] Onlar, kafirlikte ısrar ettiler, biz de onları cezalandırmada ısrar edecegiz

[80] Yoksa onların gizlediklerini ve gizligizli konustuklarını isitmedik mi sanırlar? Hayır ve elcilerimiz, ne dediklerini, ne yaptıklarını yazıp durmada

[81] De ki: Rahmanın cocugu olsaydı gercekten de ben, mabuduma kulluk edenlerin ilki olurdum

[82] Yucedir, munezzehtir goklerin ve yeryuzunun Rabbi, arsın Rabbi, onların dediklerinden

[83] Bırak onları, vaadedilen gune ulasıncaya dek didinip oynasınlar

[84] Ve o oyledir ki gokte de mabuttur o, yerde de mabut ve odur hukum ve hikmet sahibi olan ve her seyi bilen

[85] Ve yucedir o ki onundur saltanatı ve tedbiri goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin ve onun katındadır kıyametin ne vakit kopacagına ait bilgi ve hep donup onun tapısına varacaksınız

[86] Ve ondan baskalarına tapanlar, sefaate nail olmazlar, ancak gercege tanık olanlar mustesna ve onlar, gercegi bilirler de

[87] Ve andolsun ki onları kim yarattı diye sorsan elbette Allah derler; artık ne diye bos seylere kapılırlar

[88] Ve der ki Ya Rabbi: Suphe yok ki bunlar, inanmayan bir topluluk

[89] Artık yuzcevir onlardan ve de ki: Esenlik size, yakında bilip anlarlar

Duhân

Surah 44

[1] Ha mim

[2] Andolsun her seyi acıklayan Kur'an'a

[3] Suphe yok ki biz onu, kutlu bir gecede indirdik, suphe yok ki biz, insanları korkuturuz

[4] O gecede ayrılır, takdir edilir her hukmolunan is

[5] Bir is ki katımızdan hukmolunur, suphe yok ki biz gondermisizdir

[6] Rahmet olarak Rabbinden; suphe yok ki o, duyar, bilir

[7] Rabbidir goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin. Adamakıllı inanır, iyice bilirseniz

[8] Yoktur ondan baska tapacak, diriltir ve oldurur; Rabbinizdir ve Rabbidir gelip gecen atalarınızın

[9] Hayır, onlar suphe icindedir, alay edip dururlar

[10] Artık gozetle gokyuzunden apacık, gozle gorunur bir dumanın gelecegi gunu

[11] Butun insanlara yayılır, budur elemli azap

[12] Rabbimiz, bizden azabı, gider, suphe yok ki inandık biz

[13] Siz neredesiniz, ogut alma nerede ve andolsun ki onlara, her seyi acıklayan bir Peygamber geldi de

[14] Sonra yuz cevirdiler ondan ve kendisine birseyler ogretilmis delinin biri dediler

[15] Suphe yok ki birazcık giderecegiz azabı, fakat gene suphe yok ki kafirlige doneceksiniz

[16] O gun pek siddetli bir surette tutar, cezalandırırız, suphe yok ki oc alırız biz

[17] Ve andolsun ki onlardan once Firavun'un kavmini de sınamıstık ve onlara guzel huylu bir peygamber gelmisti de

[18] Allah'ın kullarını demisti, bana teslim edin, suphe yok ki ben, emin bir peygamberim size

[19] Ve Allah'a karsı yucelik satmaya kalkısmayın; suphe yok ki ben size, apacık bir delil getirdim

[20] Ve suphe yok ki ben Rabbime ve Rabbinize sıgınırım beni taslayıp oldurmenizden

[21] Bana inanmıyorsanız bırakın tek basıma beni

[22] Derken Rabbine dua edip suphe yok ki bunlar demisti, mucrim bir topluluk

[23] Artık kullarımla geceleyin yola dus, suphe yok ki ardınızdan geleceklerdir

[24] Deniz acılmısken oylece bırak, suphe yok, onlar bir ordudur ki bogulacak

[25] Nice bahceler terkettiler ve nice akarsular

[26] Ve tarlalar ve guzelim meclisler

[27] Ve bolbol yeyip gecindikleri nice nimetler

[28] Boyle iste ve onları miras verdik bir baska topluluga

[29] Derken ne gok agladı onlara, ne yer ve muhlet de verilmedi onlara

[30] Ve andolsun ki Israilogullarını asagılatıcı bir azaptan kurtardık

[31] Firavun'dan; suphe yok ki o haddi asanlardan yucelik satan, ululanan biriydi

[32] Ve andolsun ki Israilogullarını, bilerek butun alemlerden ustun olmak uzere sectik

[33] Ve onlara, apacık nimetleri muhtevi deliller verdik

[34] Gercekten de sunlar elbette derler ki

[35] Ilk olumumuzden baska olum yok bize ve biz, tekrar dirilmeyiz de

[36] Dogru soyluyorsanız getirin babalarımızı bize

[37] Bunlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tubba' kavmiyle onlardan oncekiler mi? Helak ettik onları, suphe yok ki mucrimlerdi onlar

[38] Ve biz gokleri ve yeryuzunu ve ikisinin arasındakileri eglence icin, bosubosuna yaratmadık

[39] Biz onları, ancak gercek olarak yarattık ve fakat cogu bilmez

[40] Ayrılma gunu, gercekten de hepsinin muayyen bir gunudur

[41] O gun dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da gormezler

[42] Ancak Allah kime acırsa o baska; suphe yok ki odur ustun ve rahim

[43] Suphe yok ki zakkum agacı

[44] Sucluların yemegidir

[45] Erimis bakıra, kursuna benzer, karınlarda kaynar

[46] Kaynar su gibi

[47] Tutun onu da suruyun koca cehennemin ta ortasına

[48] Sonra da dokun kaynar suyu azab olarak tepesine

[49] Tat, suphe yok ki sen ustundun, kerem sahibiydin

[50] Gercekten de buydu suphe ettiginiz

[51] Suphe yok ki cekinenler, emin bir makamdadır

[52] Cennetlerde ve akarsuların kıyılarında

[53] Ince ve kalın ipekliler giyerler, karsıkarsıya otururlar

[54] Boyle iste ve onları evlendiririz iri gozlu hurilerle

[55] Orada emin bir halde her cesit meyvelar isterler

[56] Ilk olumden baska olum tatmazlar orada ve onları korur koca cehennemin azabından

[57] Rabbinden bir lutuf ve ihsan olarak; budur o buyuk kurtulusun, murada erisin ta kendisi

[58] Gercekten de ogut alsınlar diye Kur'an'ı senin dilinle indirdik, okuyusunu da kolaylastırdık

[59] Artık gozetle, bekle; suphe yok ki onlar da gozetlemedeler, beklemedeler

Câsiye

Surah 45

[1] Ha mim

[2] Bu kitap, ustun ve her seyi bilen Allah tarafından indirilmistir

[3] Suphe yok ki goklerde ve yeryuzunde deliller var elbet inananlara

[4] Ve sizin yaratılısınızda ve yuruyen mahlukatı yayısında iyice inanıp anlamıs topluluga deliller var

[5] Ve geceyle gunduzun, birbiri ardınca gelip gitmesi ve Allah'ın, gokten, rızka ait yagmur yagdırıp da o sayede olumunden sonra yeryuzunu diriltmesi ve ruzgarı diledigi yerden diledigi yere estirmesi, delillerdir akıl eden topluluga

[6] Iste bunlar, Allah'ın ayetleridir ki gercek olarak okuyoruz sana; Allah'ın sozunden ve delillerinden sonra hangi soze inanırlar ki

[7] Yazık boyuna yalan soyleyip durmadan suc isleyene

[8] Ona okununca Allah'ın ayetlerini dinler de sonra gene hic duymamıs gibi ululanıp ısrar eder; artık mujdele onu elemli bir azapla

[9] Ve ayetlerimizden bir sey ogrendi mi onu alaya alır; onlar, oyle kisilerdir ki onlaradır asagılatıcı azap

[10] Bulundukları halin ardında da cehennem var ve ne kazandıkları, azaplarından birseycegizi defedebilir, ne Allah'ı bırakıp da kabul ettikleri mabutlar ve onlaradır pek buyuk bir azap

[11] Bu Kur'an, dogru yolu gosterir ve Rablerinin ayetlerini inkar edenlere gelince: Onlaradır elemli ve en cetin azabın cezası

[12] Oyle bir Allah'tır ki ustunde gemi, emriyle kayıp gitsin ve siz de lutfundan, ihsanından nasibinizi arayıp elde edin de sukreyleyin diye ram etmistir denizi size

[13] Ve ram etmistir size, ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde, hepsi de onun rahmetindendir; suphe yok ki bunda da deliller var dusunen topluluga

[14] Iman edenlere de ki: Islediklerine karsılık ceza vermesi icin, Allah'ın gunlerinin gelip catacagını ummayanların suclarını, simdilik ortsunler

[15] Kim iyilik ederse kendisinedir ve kim kotulukte bulunursa gene kendisine, sonra da donup Rabbinizin tapısına varırsınız

[16] Ve andolsun ki biz, Israilogullarına kitap ve hukum ve peygamberlik verdik ve onları, temiz seylerle rızıklandırdık ve alemlere ustun ettik

[17] Ve sonradan olacak ise ait de apacık deliller gosterdik onlara; derken, o hususta kendilerine bir bilgi geldikten sonradır ki ancak aralarındaki hırs ve haset yuzunden ayrılıga dustuler; suphe yok ki Rabbin, kıyamet gununde, ayrılıga dustukleri seyler hakkında, aralarında hukum verecek

[18] Sonra seni, dine ait bir seriata sahip ettik, artık uy ona ve bilmeyenlerin dileklerine uyma

[19] Suphe yok ki onlar, senden Allah'ın azabına ait hicbir seyi defedemezler ve suphe yok ki zulmedenlerin bir kısmı, bir kısmına yardım eder ve Allah'sa, cekinenlerin yardımcısıdır

[20] Bu, can gozleridir insanlara ve dogru yolu gosterir ve rahmettir iyideniyiye inanıp anlamıs topluluga

[21] Yoksa kotuluk kazananlar, kendilerini de iman edenler ve iyi islerde bulunanlarla esit mi tutacagız, dirimleri de, olumleri de onlarla bir olacak mı sanıyorlar? Ne de kotu hukmediyorlar

[22] Ve halketmistir Allah gokleri ve yeryuzunu gercek olarak ve herkes, kazancına gore karsılık bulsun diye ve onlara zulmedilmez

[23] Gordun mu dilegini mabud edineni ve halini bildigi halde Allah tarafından sapıklıga terkedileni ve onun kulagını ve kalbini muhurlemistir ve gozune de perde cekmistir; artık Allah'tan sonra kim dogru yolu gosterebilir ona? Hala mı ogut ve ibret almazsınız

[24] Ve dediler ki: Yasayıs, ancak bu dunyadaki yasayısımızdan ibaret, oluruz ve diriliriz ve bizi zamandan baska bir sey oldurmez ve bu hususta bir bilgileri yoktur onların, yalnız zanna kapılmıslardır onlar

[25] Ve onlara apacık ayetlerimiz okununca kesin delilleri, ancak dogru soyluyorsanız getirin atalarımızı bize demelerinden ibarettir

[26] De ki: Allah diriltir sizi, sonra oldurur, sonra da suphe bile olmayan kıyamet gunu, toplar sizi ve fakat insanların cogu bilmez

[27] Ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun saltanatı ve tedbiri ve kıyametin koptugu gun, gercegi kabul etmeyip bos seylere kapılanlar, ziyan ederler

[28] Ve gorursun ki her ummet, diz cokmus, kendi kitabına cagrılmada. O gun, ne yaptıysanız onun karsılıgını bulur, ona gore mucazata ve mukafata erisirsiniz

[29] Bu kitabımız, size gercegi soyler; suphe yok ki biz, ne yaptıysanız hepsini yazdırmısızdır

[30] Inanan ve iyi islerde bulunanları, artık Rableri, rahmetine alır, budur apacık kurtulusun, murada erisin ta kendisi

[31] Ve ama kafir olanlara gelince: Ayetlerim okunmuyor muydu size? Derken ululandınız ve mucrim bir topluluk oldunuz

[32] Ve size, suphe yok ki Allah'ın vaadi gercektir ve kıyamette suphe yoktur dendi mi, kıyamet nedir derdiniz, bilmiyoruz ki, ancak bir zanda bulunmadayız ve biz, iyideniyiye bilmedik, anlamadık ki

[33] Ve belirir, gorunur onlara yaptıkları islerin kotulukleri ve baslarına gelir alay ettikleri sey

[34] Ve denir ki: Siz nasıl bugune kavusacagınızı unuttuysanız bugun de biz, sizi unuttuk ve yurdunuz atestir ve size bir yardımcı da yoktur

[35] Bu da, Allah ayetlerini alaya almanızdan ve dunya yasayısının sizi aldatmasından geldi basınıza; artık bugun oradan cıkarılmaz onlar ve ozur de istenmez onlardan

[36] Artık hamd, goklerin Rabbine ve yeryuzunun Rabbine, alemlerin Rabbine

[37] Ve onundur ululuk goklerde ve yeryuzunde ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

Ahkaf

Surah 46

[1] Ha mim

[2] Bu kitap, ustun ve her seyi bilen Allah tarafından indirilmistir

[3] Gokleri ve yeryuzunu ancak gercek olarak ve muayyen bir zaman icin yarattık ve kafir olanlarsa korkutuldukları seylerden yuz cevirirler

[4] De ki: Allah'tan baska taptıklarınız, gosterin bana, ne yarattılar yeryuzunde, yoksa gogu idarede bir ortaklıkları mı var? Dogru soyluyorsanız bundan onceki bir kitabı, yahut bir bilgi eserini getirin bana

[5] Allah'ı bırakıp da kıyamet gunu, kendisine cevap vermeyecek olan ve kendisine tapanlardan haberleri bile bulunmayan seylere tapandan daha sapık kimdir ki

[6] Ve insanların toplandıgı zaman onlar, dusman kesilirler ve kendilerine tapanların kulluklarını da inkar ederler

[7] Onlara apacık ayetlerimiz okundu mu gercegi inkar edenler, gercek, onlara gelince bu derler, asikar bir buyu

[8] Yoksa bunu, kendisi uyduruyor mu derler? De ki: Ben uyduruyorsam Allah'ın azabından hicbir seyi gideremezsiniz benden; o, Kur'an hakkında neler dediginizi daha iyi bilir; benimle sizin aranızda tanık olarak o yeter ve odur sucları orten, rahim

[9] De ki: Ilk gonderilen peygamber degilim ben ve bana ne yapılacagını da bilmem, size ne yapılacagını da; ancak bana vahyedilene uyarım ve ben, apacık bir korkutucudan baska bir sey de degilim

[10] De ki: Ne dersiniz, Allah katındansa ve siz onu inkar ettiyseniz; Israilogullarından bir tanık, onun gercek olup Allah'tan geldigine tanıklık etti de inandı, halbuki gene de siz ululandınız, kibirinize yediremediniz; suphe yok ki Allah, zulmeden toplulugu dogru yola sevketmez

[11] Kafir olanlar, inananlara dediler ki: Eger bir hayır olsaydı onlar, bizi gecemezlerdi ve Kur'an'la dogru yolu bulmadıkları icin de diyecekler ki bu, cok eski bir yalan

[12] Ve bundan once de Musa'nın kitabı, uyulan bir kitaptı ve rahmetti ve bu da bir kitaptır ki onu gerceklestirir, Arap diliyledir, zulmedenleri korkutmak icindir ve mujdedir iyilik edenlere

[13] Suphesiz, onlar ki Rabbimiz Allah'tır dediler de sonra dogru hareket ettiler, artık onlara ne bir korku vardır, ne de kederlenir onlar

[14] Onlardır cennet ehli, ebedi kalırlar orada, yaptıklarına karsılık

[15] Ve biz, insana, anasınababasına iyilik etmesini emrettik; anası, onu zahmetle tasımıstır ve zahmetle dogurmustur ve gebelik muddetiyle sutten kesilme muddeti, otuz ayı tutar; sonunda ergenlik cagına gelmistir ve kırk yasına ermistir de demistir ki: Rabbim, bana da, anamababama da verdigin nimetine karsı sukretmeyi nasip ve muyesser et bana ve soyumdan gelenleri de dogru ve duzgun kisiler yap da hosnut ol benden; suphe yok ki tovbe ettim sana ve suphe yok ki teslim olanlardanım, emrine uyanlardanım ben

[16] Oyle kisilerdir onlar ki yaptıklarının en guzelini kabul ederiz ve kotuluklerinden geceriz, cennet ehlinin icindedir bunlar; dosdogru bir vaittir ki vaadedilmistir onlara

[17] Ve oburu de, anasınababasına, uf sizden, tekrar kabirden cıkacagımı mı soyluyor, buna inanmaya mı cagırıyorsunuz beni? Ve benden once nice nesiller gelipgecti demistir ve onlar da Allah'a yalvarırlar da yazık sana derler, inan, suphe yok ki Allah'ın vaadi gercektir, derken o, bu der, eskilerin masallarından baska bir sey degil

[18] Bunlar, oyle kisilerdir ki, onlardan once cinden ve insanlardan gelip gecen ummetler icinde, onlara da, azaba ugrayacaklarına dair soylenen soz hak olmustur; suphe yok ki onlar, ziyana ugramıslardır

[19] Ve herkesin, yaptıgı islere gore dereceleri var ve yaptıklarının karsılıgını elbette tamamıyla oder ve onlara zulmedilmez

[20] Ve o gun, kafir olanlar, atese arzedilirler, dunya yasayısınızda butun temiz seylerinizi kaybettiniz denir ve orada, bunlarla gecinip gitmistiniz, bugunse, yeryuzunde, haksız yere ululuk sattıgınızdan ve buyruktan cıktıgınızdan dolayı asagılanma azabıyla cezalanırsınız

[21] Ve an Ad'ın kardesini, hani kavmini Ahkaaf'ta korkutmustu ve ondan once ve ondan sonra gelip gecen korkutucular da, ancak Allah'a kulluk edin diye korkutmuslardı; o da oyle demis ve suphe yok ki ben demisti, o pek buyuk gunun azabına ugrayacagınızdan korkuyorum

[22] Onlar, sen demislerdi, bizi mabutlarımızdan vaz gecirmeye mi geldin, dogru soyleyenlerdensen bize vaadettigini getir basımıza artık

[23] Demisti ki: Azabın ne vakit gelecegine dair bilgi, ancak Allah katındadır ve ben neyle gonderilmissem onu teblig ediyorum size ve fakat goruyorum ki siz, bilgisiz bir topluluksunuz

[24] O bulutun, vadilerine dogru gelmekte oldugunu gorunce bu demislerdi, bize yagmur getiren bulut. Hayır, o, carcabuk gelmesini istediginiz sey, bir yel ki onda elemli bir azap var

[25] Bir azap var ki Rabbinin emriyle her seyi mahvedip gider, derken hepsi de helak olup gitti, oyle bir gune erdiler ki evlerinden baska hicbir sey gorulmez oldu. Iste boylece cezalandırırız mucrim toplulugu

[26] Ve andolsun ki biz onlara, size vermedigimiz gucukuvveti vermistik ve onlara kulak, goz ve gonul vermistik; derken Allah'ın delillerini, bilebile inkar ettikleri zaman onlara gelen azabı, ne kulakları menedebilmisti ve ne gozleri ve ne gonulleri ve alay ettikleri, baslarına gelmisti

[27] Ve andolsun ki cevrenizdeki sehirleri de helak ettik ve tuttukları yoldan donsunler diye de delilleri tekrartekrar acıklamadayız, bildirmedeyiz

[28] Peki, Allah'ı bırakıp da mabud olarak kabul ettikleri ve Tanrıya yaklasmak icin tapındıkları putlar, ne diye yardım etmedi onlara? Hayır, hatta kaybolup gittiler gozlerinden ve bu, onların yalanıydı ve onların iftirası

[29] An o zamanı ki hani cinlerin bir bolugunu, Kur'an dinlesinler diye senin bulundugun tarafa yollamıstık; oraya gelince birbirlerine, susun demislerdi; okunusu bitince de korkutmak icin kavimlerine donmuslerdi de

[30] Ey kavmimiz demislerdi, gercekten de biz, Musa'dan sonra indirilmis bir kitap duyduk ki onceki kitapları gerceklemede, gercegi ve dogru yolu gostermede

[31] Ey kavmimiz, icabet edin Allah'a cagırana ve inanın ona da suclarınızın bir kısmını ortsun ve sizi korusun elemli azaptan

[32] Ve kim icabet etmezse Allah'a cagırana, artık o, yeryuzunde Allah'ı aciz bırakamaz ve ondan baska yardımcılar da yoktur ona; bu cesit kisilerdir apacık sapıklıga dusenler

[33] Gormezler mi ki suphe yok, Allah, oyle bir mabuttur ki gokleri ve yeryuzunu yaratmıstır ve onları yaratırken yorulmayanın, aciz kalmayanın, elbette oluyu de diriltmeye gucu yeter; evet, suphe yok ki her seye gucu yeter onun

[34] Ve o gun, kafir olanlar, atese arz edilirler de bu gercek degil mi denir, evet derler, andolsun Rabbimize; der ki: Inkar ettiginizden dolayı artık tadın azabı

[35] Artık, peygamberlerden azim ve irade sahipleri nasıl sabrettilerse sen de sabret ve azaba ugramaları icin acele etme. Onlara vaadedilen azabı gordukleri gun sanırlar ki dunyada bir gunun bir anı kadar kalmıslar; bu, bir tebligdir, buyruktan cıkan topluluktan baskası helak mı olur

Muhammed

Surah 47

[1] Kafir olanların ve halkı, Allah yolundan cıkaranların, hayır sanarak yaptıklarını bosa cıkarmaktadır

[2] Inananların ve iyi islerde bulunanların ve Rablerinden gelen bir gercek olan ve Muhammed'e indirilen seylere iman edenlerinse yaptıkları kotulukleri ortmekte, gizlemekte ve hallerini duzene sokmaktadır

[3] Bu da, suphe yok ki kafir olanların, bos seylere uymalarından ve gene suphe yok ki inananların, Rablerinden gelen gercege uymalarındandır ve iste Allah, insanlara boyle ornekler getirmekte, hallerini boyle anlatmaktadır

[4] Kafir olanlarla savasa giristiniz mi vurun boyunlarını, onları iyice yaralayıp kırdınız, bozguna ugratıp da onlara ust geldiniz mi ise saglam yapısın, baglayın sımsıkı tutsakları, ondan sonra da isterseniz oylece salıverirsiniz onları, isterseniz para alır da bırakırsınız savas agırlıgını atıncaya dek, bu, boyle; ve Allah dileseydi savassız da helak ederdi onları ve fakat bir kısmınızı, bir kısmınızla sınamak ister ve Allah yolunda oldurulenlerin yaptıklarını asla bosa cıkarmamaktadır

[5] Ilerde de onları dogru yola goturmektedir ve hallerini duzene sokmaktadır

[6] Ve cennete sokar onları ve cenneti, onlara tanıtmaktadır

[7] Ey inananlar, siz yardım ederseniz Allah'a, o da yardım eder size ve ayaklarınızı diretir, size sebat verir

[8] Kafir olanlara gelince: Kotuluk onlara ve yaptıklarını bosa cıkarmaktadır

[9] Bu da, Allah'ın indirdigine hoslanmadıklarındandır, artık o da, yaptıklarını mahvetmektedir

[10] Gezmezler mi yeryuzunde de bakıp gorsunler kendilerinden oncekilerin sonunu, Allah helak edivermistir onları ve kafirlere de bunlara benzer azaplar var

[11] Boyle bu, cunku suphe yok ki Allah, inananların yardımcısıdır ve suphe yok ki kafirlerin yardımcısı yoktur

[12] Suphe yok ki Allah, inanan ve iyi islerde bulunanları kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve kafir olanlarsa gecinip dururlar ve hayvanlar gibi yerler ve ates, onlara yurt olmaktadır

[13] Ve nice sehirlerin halkını helak ettik ki onlar, seni cıkardıkları sehirdekilerden daha da guclu kuvvetliydiler; onlara bir yardım eden bile yok

[14] Rabbinden, kesin bir delile sahip olan, o kisiye benzer mi ki kotu isi, kendisine bezetilmistir ve onlar, kendi havalarına, dileklerine uymaktadır

[15] Cekinenlere vaadedilen cennet, soyledir adeta: Orada su ırmakları var, bozulup kokmaz ve sut ırmakları var, lezzetleri bozulmaz ve sarap ırmakları var, icenlere safi lezzet ve bal ırmakları var, suzme ve onlara, orada butun meyvelerden sunulur ve Rablerinden yarlıganma var; buna nail olan, o kisiye benzer mi ki ateste ebedidir ve kaynar sularla sulanır da onların bagırsakları parcalanmaktadır

[16] Ve onlardan seni dinleyenler de var, sonunda yanından cıkınca kendilerine bilgi verilenlere, demin ne soyluyordu o derler; oyle kisilerdir onlar ki Allah, gonullerini muhurlemistir onların; onlar, kendi havalarına, dileklerine uymaktadır

[17] Ve dogru yolu bulanlara gelince: Onların basarısını arttırmaktadır ve onlara, korunma duygusu vermektedir

[18] Onlar, kıyametin gelmesinden, apansızın baslarına kopuvermesinden baska bir sey mi bekliyorlar? Gercekten de alametleri geldi; onlara gelip catınca ibret almaları neye yarar

[19] Artık bil ki suphe yok, Allah'tan baska yoktur tapacak ve kendi sucun ve inanan erkeklerle kadınların sucları icin yarlıganma dile ve Allah, sizin donup dolastıgınız yeri de, size yurt olacak yeri de bilmektedir

[20] Ve inananlar, derler ki: Bir sure indirilseydi; bir hukmu kesin sure indirildi mi ve onda, savas anıldı mı da gonullerinde hastalık olanları gorursun ki sana, olumden baygınlık geciriyorlarmıs gibi baygınbaygın bakarlar; artık olum, onlara daha da uymaktadır

[21] Itaat etmek ve guzel soz soylemek gerekti, derken ise iyice sarılınca da Allah'ın gercek soyledigini kabul etselerdi gorurlerdi ki bu, kendilerine daha da hayırlı olmaktadır

[22] Artık is basına gelir de yeryuzunde bozgunculuk eder; yakınlarınızı kestirip dogratır mısınız

[23] Oyle kisilerdir onlar ki Allah, lanet etmistir onlara, onları sagırlastırmakta ve gozlerini kor etmektedir

[24] Ne diye Kur'an'ı, bir iyice dusunup tasınmazlar, yoksa gonullerinde kilitler mi var

[25] Gerisin geriye, hem de dogru yol, kendilerince apacık anlasıldıktan sonra, eski dinlerine donenlere gelince: Seytan, yanlıs hareketlerini, kendilerine bezemektedir ve onları, uzun uzun dileklere dusurmektedir

[26] Bu, boyledir; cunku onlar, Allah'ın indirdigi seyden hoslanmayanlara, biz demislerdir, bazı islerde size itaat edecegiz ve Allah'sa onların gizlice konustuklarını bilmektedir

[27] Nasıl olacak halleri o zaman ki melekler, canlarını alırken yuzlerine, artlarına vurmaktadır

[28] Bu, boyledir, cunku onlar, Allah'ın gazap ettigi seylere uymuslar ve razılıgından hoslanmamıslardır da o da, yaptıklarını mahvetmektedir

[29] Yoksa, gonullerinde hastalık olanlar, Allah, onların kinlerini, hasetlerini hic meydana cıkarmayacak mı sanmaktadır

[30] Ve dileseydik onları, sana gosterirdik de yuzlerinden tanırdın elbet ve elbette sozlerinden tanırsın, anlarsın onları ve Allah, yaptıklarınızı bilmektedir

[31] Ve andolsun ki sizden savasanları ve sabredenleri bildirmek ve gizlediklerinizi haber vermek icin sizi sınamaktadır

[32] Kafir olanlar ve halkı, Allah yolundan cıkaranlar ve dogru yol, kendilerince de apacık olarak anlasıldıktan sonra Peygambere karsı gelenler, Allah'a hicbir zarar veremezler ve gorurler ki Allah, onların yaptıklarını yakında, mahvetmektedir

[33] Ey inananlar, itaat edin Allah'a ve itaat edin Peygambere ve yaptıklarınızı bosa cıkarmayın

[34] Kafir olanlar ve halkı Allah yolundan cıkaranlar, sonra da kafir olarak olenler yok mu? Allah, kesin olarak onları yarlıgamamaktadır

[35] Artık gevsemeyin ve ustun oldugunuz halde barısa cagırmayın ve Allah, sizinledir ve yaptıklarınızın sevabını, hic azaltmamaktadır

[36] Dunya yasayısı, ancak bir oyundur, bir eglence ve inanır ve cekinirseniz goreceksiniz ki size mukafatınızı vermektedir ve butun mallarınızı istememektedir

[37] Eger hepsini istese ve zorlasa sizi, nekeslige kalkısırdınız da gorurdunuz ki kinlerinizi, hasetlerinizi meydana cıkarmaktadır

[38] Bilin ki siz, sunlarsınız: Allah yolunda malınızı, mulkunuzu harcamaya cagrılıyorsunuz da icinizden, nekeslik edenler var ve kim nekeslik ederse ancak kendisine zarar etmis olur ve Allah, mustagnidir ve sizsiniz yoksullar ve itaatten yuz cevirirseniz yerinize bir baska toplulugu getirir, sonra gorursunuz ki onlar, size benzememektedir

Fetih

Surah 48

[1] Suphe yok ki biz, sana apacık bir fetih vermisizdir

[2] Allah, ummetinin once yapılan ve sona kalmıs olan suclarını sana bagıslasın ve sana, nimetini tamamlasın ve seni, dogru yola gotursun diye

[3] Ve sana, ustun bir yardımla yardım etsin diye

[4] Oyle bir mabuttur ki inanclarına inanc katsın diye inananların gonullerine, tam bir sukun ve huzur indirmistir ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun orduları ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[5] Erkek ve kadın, inananları, ebedi olarak kalacakları cennetlere soksun ve kotuluklerini ortsun diye ve bu da, Allah katında pek buyuk bir kutluluktur, murada eristir

[6] Ve Allah, erkek ve kadın munafıkları ve erkek ve kadın sirk kosanları azaplandırsın diye, kotuluk, donup baslarına gelesi helak olasılar ve Allah gazap etmistir onlara ve lanetlemistir onları ve hazırlamıstır onlara cehennemi ve orası, gidilecek ne de kotu yerdir

[7] Ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun orduları ve Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[8] Suphe yok ki biz seni tanık ve mujdeci ve korkutucu olarak gondermisizdir

[9] Allah'a ve Peygamberine inansınlar ve onu kuvvetlendirsinler ve ululasınlar ve sabah ve aksam onu noksan sıfatlardan tenzih etsinler diye

[10] Suphe yok ki seninle biatlasanlar, ancak Allah'la biatlasmıslardır, Allah'ın eli, onların ellerinin ustundedir; artık kim donerse zararı kendi nefsinedir ve kim Allah'la ahitlestigi seyde durursa ona, yakında buyuk bir ecir verilecektir

[11] Bedevilerden geri kalanlar, diyecekler ki sana: Bizi mallarımız ve colugumuz cocugumuz oyaladı, artık sen, yarlıganma dile bize; gonullerinde olmayanı dilleriyle soylerler; de ki: Gercekten de size bir zarar eristirmek isterse, yahut bir fayda vermek dilerse Allah'tan, herhangi bir suretle ona ait birseyi kim giderebilir? Hayır; Allah, butun yaptıklarınızdan haberdardır

[12] Hatta siz, sandınız ki Peygamber ve inananlar, artık bir daha coluklarınacocuklarına donemeyecekler ve bu zan, gonullerinizde bezendi ve kotu bir zanna kapıldınız ve hicbir hayra yaramaz kotu bir topluluk haline geldiniz

[13] Ve kim, Allah'a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki gercekten de biz, kafirlere, yakıp kavuran bir atestir, hazırlamısızdır

[14] Ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun saltanatı ve tedbiri, diledigini yarlıgar ve diledigini azaplandırır ve Allah, sucları orter, rahimdir

[15] Geri kalanlar, siz ganimetleri almaya giderken bizi de bırakın da derler, biz de size uyalım; onlar, Allah sozunu degistirmek isterler, de ki: Siz, kesin olarak bize uyamazsınız, Allah da onceden boyle dedi; onlar, diyecekler ki: Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz, bize haset ediyorsunuz; hayır, onlar, anlayısları pek az bir topluluktur

[16] Bedevilerden, geride kalanlara de ki: Yakında cok savaskan ve kuvvetli bir toplulukla savasa cagrılacaksınız; onlarla sonuna dek savasacaksınız, yahut da Musluman olacak onlar; artık itaat ederseniz Allah, size guzelim bir mukafat verir ve fakat evvelce dondugunuz gibi gene donerseniz sizi elemli bir azapla azaplandırır

[17] Kore vebal yok ve topala vebal yok ve hastaya vebal yok ve kim, Allah'a ve Peygamberine itaat ederse onu, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve kim, yuz cevirirse onu elemli bir azapla azaplandırır

[18] Ve andolsun ki Allah, agac altında, seninle biatlestikleri zaman, inananlardan razı olmustur da onlara sukun ve huzur indirmistir ve onlara pek yakın bir fethi mukafat olarak da vermistir

[19] Ve elde edecekleri bircok ganimetleri ihsan etmistir ve Allah, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

[20] Ve Allah, size, elde edeceginiz bircok ganimetler vaadetmistir ve bunu cabuklamıstır ve inananlara bir delil olsun ve size, dogru yolda basarı versin diye de insanların ellerini, sizden cekmistir

[21] Ve daha baska ganimetler de vaadetmistir ki siz, henuz onları elde edemezsiniz, andolsun ki Allah, bilgisiyle onları kavrayıp kusatmıstır ve Allah'ın, her seye gucu yeter

[22] Kafirler, sizinle savasa girisirlerse mutlaka arkalarını donerler de sonra bir dost da bulamazlar, bir yardımcı da

[23] Allah'ın, onceden de olup bitegelen yoluyoradamıdır bu ve Allah'ın yoluyoradamı, hic mi hic degismez

[24] Ve o, bir mabuttur ki, onlara karsı zafer kazandınız da ondan sonra Mekke vadisinde onların ellerini sizden cekti, sizin ellerinizi de onlardan ve Allah, ne yaparsanız hepsini gorur

[25] Onlar, kafir olan ve sizi Mescidi Haram'dan meneden ve kurbanlarınızı, yerlerine ulastırmayan kisilerdi ve Mekke'de, sizin bilmediginiz ve bilgisizlik yuzunden cigneyip gececeginiz ve bu yuzden de gunaha gireceginiz inanmıs erkekler ve inanmıs kadınlar olmasaydı sizi Mekke'ye sokardı, fakat Allah, diledigini rahmetine ithal etsin diye, onlardan ellerinizi cekti sizin; birbirlerinden secilip ayrılmıs olsalardı, onlardan kafir olanları elbette elemli bir azapla azaplandırırdık

[26] O sırada, kafir olanların yureklerinde cosup kabaran gayret ve kızgınlık, cahiliyet devrine ait bir gayret ve kızgınlıktı; derken Allah, Peygamberine ve inananlara sukun ve huzur verdi ve onlara, cekinme sozunu gerekli kıldı ve bu, Tanrının birligini bildiren soze de zaten onlar, daha layıktı ve o sozun ehliydi onlar ve Allah, her seyi bilir

[27] Ve andolsun ki Allah, Peygamberine gercek bir ruya gostermistir; Allah dilerse emin olarak ve baslarınızı tıras ettirerek, saclarınızı kestirip kısaltarak elbette sizi Mescidi Haram'a sokacak; gercekten de o, sizin bilmediginizi bilmektedir, derken bundan baska da yakın bir fetih ve zafer gercektir

[28] Oyle bir mabuttur o ki Peygamberini, dogru yolu gostermek uzere gercek dinle, butun dinlere ustun olmak icin gondermistir ve Allah'ın tanıklıgı yeter

[29] Muhammed, Allah'ın peygamberidir ve onunla beraber bulunanlar, kafirlere karsı cetindirler, kendi aralarında merhametli, onları gorursun ki ruku etmekteler, secdeye kapanmaktalar Allah'tan lutuf ve ihsan ve razılık dileyerek; yuzlerinde, secde eserinin alametleri gorunmededir ve onların bu vasıfları, Tevrat'ta da vardır ve onlara ait bu vasıflar, Incil'de de var; adeta ekilmis bir taneye benzer ki filiz vermistir, derken filizi kuvvetlenmistir, derken kalınlasmıstır da dumduz boy vermistir, govdelerine dayanıp yucelmistir; ekincileri sasırtır, sevindirir, kafirleri, bununla kızdırıp yerindirmek icin. Allah, inananlara ve iyi islerde bulunanlara yarlıganma ve pek buyuk bir mukafat vaad etmistir

Hucurât

Surah 49

[1] Ey inananlar, her hususta Allah'ın ve Peygamberinin huzurunda, onların onune gecmeyin ve cekinin Allah'tan; suphe yok ki Allah, her seyi duyar, bilir

[2] Ey inananlar, seslerinizi, Peygamberin sesinden daha ustun bir tarzda yukseltmeyin ve onunla, yuksek sesle konusmayın, birbirinizle konustugunuz gibi, sonra yaptıklarınız mahvolup gider de anlamazsınız bile

[3] Allah'ın Peygamberinin yanında seslerini alcaltanlar, o kisilerdir ki Allah, onların gonullerini, cekinmeyle sınamıstır; onlaradır yarlıganma ve pek buyuk bir mukafat

[4] Odaların ardından bagırarak sana seslenenlerin cogu, akıl etmeyen kisilerdir

[5] Ve gercekten de onlar, sabretselerdi de sen, cıkıp yanlarına gelseydin daha da hayırlıydı onlara ve Allah, sucları orter, rahimdir

[6] Ey inananlar, buyruktan cıkmıs biri, size bir haber getirdi mi dogru, yahut yanlıs veya yalan olup olmadıgını arastırıp iyice bir anlayın, yoksa bir topluluga, bilgisizlikle bir kotulukte bulunur da yaptıgınıza nadim oluverirsiniz

[7] Ve bilin ki icinizde Allah'ın Peygamberi var; islerin cogunda size itaat etseydi gunaha girer, helak olurdunuz ve fakat Allah, size inancı sevdirdi ve gonullerinizde bezedi onu ve cirkin gosterdi size kafirligi ve buyruktan cıkmayı ve isyanı; iste onlardır en guzel islerde basarı kazananlar

[8] Allah'tan bir lutuf ve bir nimet olarak ve Allah, her seyi bilir, hukum sahibidir

[9] Inananlardan iki kısım, birbiriyle savasa girisirse hemen aralarını bulun, bir bolugu, oburune saldırırsa o saldırganlarla, Allah'ın emrine itaat edinceye dek savasın; Allah'ın emrine itaat ederlerse adaletle aralarını bulup barıstırın ve adaletle muamele edin; suphe yok ki Allah, adaletle muamele edenleri sever

[10] Hic suphe yok ki inananlar, ancak kardestirler, artık kardeslerinizin arasını bulun, barıstırın, uzlastırın onları ve cekinin Allah'tan da acınmıslardan olun

[11] Ey inananlar, icinizden bir topluluk, baska bir toplulukla alay etmesin, olabilir ki alay edilenler, oburlerinden daha hayırlıdır ve kadınların bir kısmı da baska kadınlarla alay etmesin, olabilir ki alay edilen kadınlar, oburlerinden daha hayırlıdır ve birbirinizi kınamayın ve kotu lakaplarla cagırmayın; inanctan sonra buyruktan cıkmıslara ait adlar, ne de kotudur ve kim tovbe etmezse artık onlar, zulmedenlerin ta kendileridir

[12] Ey inananlar, sakının fazla suphe etmekten, suphe yok ki bazı zan ve supheler suctur ve ayıplarınızı, gizli isleri arayıp gozetmeyin ve bir kısmınız, bir kısmınızın gıyabında kotulugunu de soylemesin; biriniz, olu kardesinin etini yemeyi sever mi? Tiksindiniz, degil mi? Ve cekinin Allah'tan, suphe yok ki Allah, tovbeleri kabul eder, rahimdir

[13] Ey insanlar, suphe yok ki biz sizi bir erkekle bir disiden yarattık ve sizi, asiretler ve kabileler haline getirdik tanısın diye; suphe yok ki Allah katında sevabı en cok ve derecesi en yuce olanınız, en fazla cekineninizdir; suphe yok ki Allah, her seyi bilir, her seyden haberdardır

[14] Bedeviler, inandık dediler; de ki: Inanmadınız ve fakat Musluman olduk deyin ve inanc, henuz gonullerinize girmedi sizin ve Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz yaptıgınız iyiliklerin sevabından hicbir sey eksilmez, suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[15] Inananlar, ancak o kisilerdir ki Allah'a ve Peygamberine inanırlar da sonra supheye dusmezler ve mallarıyla ve canlarıyla savasırlar Allah yolunda, iste onlardır dogru soyleyenlerin ta kendileri

[16] De ki: Dininizi, Allah'a mı bildireceksiniz? Ve Allah bilir ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve Allah, her seyi bilir

[17] Musluman olduk diye seni minnet altında mı bırakırlar? De ki: Muslumanlıgınızdan dolayı beni minnet altında bırakmaya kalkısmayın, hayır, Allah'a karsı siz minnet altındasınız, sizi dogru yola sevkedip imanda basarı verdiginden, eger dogru soyluyorsanız

[18] Suphe yok ki Allah, goklerin ve yeryuzunun gizli seylerini bilir ve Allah, butun yaptıklarınızı gorur

Kâf

Surah 50

[1] Kaaf, andolsun buyuk ve serefli Kur'an'a

[2] Hayır, onlar, iclerinden bir korkutucunun gelmesine sasıp kaldılar da kafirler, gercekten de dediler, bu sasılacak bir sey

[3] Olup bir yıgın toprak olduktan sonra mı? Bu, pek uzak, pek olmayacak bir donus

[4] Gercekten de yeryuzu, onlardan neyi eksiltir, biliriz biz ve katımızdadır her seyi koruyan ve zapteden kitap

[5] Hayır, gercek olan Kur'an, onlara gelince yalanladılar da simdi darmadagın bir ise daldılar

[6] Bakmazlar mı ustlerindeki goge? Nasıl kurduk onu ve bezedik ve bir yarıgı, yırtıgı da yok

[7] Ve yeryuzunu nasıl yaydık ve oraya metin daglar koyduk ve orada, gozler, gonuller acan guzelim nebatları cifterciftter bitirdik

[8] Mabuduna donen her kulun, can gozunu acmak ve ona, ibret ve ogut vermek icin

[9] Ve gokten de kutlu bir yagmur yagdırmadayız da o sayede baglar, bahceler ve bicilecek taneler, yesertip bitirmedeyiz

[10] Ve hurma agacları ki boy atıp uzar ve meyveleri, birbirine bitismis, adeta istiflenmistir

[11] Kullara rızık olarak ve o yagmurla olu sehri diriltiriz, iste kabirden cıkıs da boyledir

[12] Onlardan once Nuh kavmi ve Ashabı Ress ve Semud kavmi de yalanlamıslardı

[13] Ve Ad ve Firavun kavimleri ve Lut'un kardesleri

[14] Ve Ashabı Eyke ve Tubba' kavmi; hepsi de peygamberleri yalanlamıslardı da helak olmayı hak ettiler

[15] Ilk yaratısta aciz mi kaldık ki? Hayır; ama onlar, yeni bir yaratısta suphe icindeler

[16] Ve andolsun ki biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere dusurur, biliriz ve biz, ona, sah damarından daha yakınız

[17] Ne soyler, ne yaparsa yazan iki melek var, biri sagda oturmus, biri solda

[18] Hicbir soz soylemez ki yanında, onu zapteden, gozetip kollayan biri bulunmasın

[19] Olum baygınlıgı, gercek olarak gelip cattı mı buydu iste denir, senin kacıp durdugun

[20] Ve ufurulur su'ra, iste bu gundur azap gunu

[21] Ve herkes, yanında bir surup goturen ve bir tanık olarak gelir

[22] Andolsun ki gafletteydin bundan, derken perdeyi kaldırdık gozunden, artık gozun keskin bugun

[23] Arkadası olan melek, der ki: Iste, ne yaptıysa hepsi bende, hepsi hazır

[24] Artık atın cehenneme adamakıllı kafir olan ve gercege karsı inat eden herkesi

[25] Hayrı tamamıyla meneden zalim supheciyi

[26] Ki Allah'la beraber bir baska mabut da kabul etmistir, atın artık onu cetin azaba

[27] Arkadası, Rabbimiz der, onu, taskınlıga ben sevketmedim ve fakat o, pek uzak bir sapıklık icindeydi

[28] Der ki: Huzurumda cekismeyin ve ben, onceden azap edecegimi bildirmistim size

[29] Katımda soz degistirilemez ve ben, kullara zulmetmem

[30] O gun deriz cehenneme: Doldun mu? Ve der ki: Daha yok mu

[31] Ve yaklastırılır cennet, cekinenlere ve onlardan uzak degildir

[32] Iste denecek, size, mabuduna tovbe eden, emri, iyideniyiye koruyan herkese vaadedilen bu

[33] Gormedigi halde rahmandan korkan ve ona yonelmis bir yurekle gelen kisiye vaadedilen bu

[34] Esenlikle girin oraya; bugun, ebedilik gunu

[35] Onlaradır ne dilerlerse orada ve katımızda daha da fazlası var

[36] Ve nice nesiller helak ettik onlardan once; onlar, bunlardan daha cokluktu, daha guclu kuvvetliydi, derken sehirleri delikdesik etmislerdi, her tarafı ellerine gecirmislerdi, fakat bir kacacak yer mi var

[37] Suphe yok ki bunda, gonlu olana, yahut gorerek kulak verene ibret ve ogut var elbet

[38] Ve andolsun ki biz, gokleri ve yeryuzunu altı gunde yarattık ve bir yorgunluk gelmedi bize

[39] Artık sabret ne derlerse ve Rabbine ham ederek onu tenzih et gunes dogmadan once ve batmadan once

[40] Ve geceleyin ve secdelerden sonra

[41] Ve dinle o nida edenin, yakın bir yerden bagıracagı gun, sesini

[42] O gun, o bagrısı, gercek olarak isitecekler; iste o gundur kabirlerden cıkıs gunu

[43] Suphe yok ki biz diriltiriz ve biz oldururuz ve donulup gelinecek tapı, bizim tapımızdır

[44] O gun yarılır yeryuzu de cıkarlar oradan ve hızlıhızlı kosarlar; bu toplayıs, bize pek kolaydır

[45] Biz daha iyi biliriz ne dediklerini ve senin, onlara, diledigini yapacak bir kudretin yok, artık, azaptan korkana Kur'an'la ogut ver

Zâriyât

Surah 51

[1] Andolsun tozutup savuranlara

[2] Derken agır bir yuk yuklenenlere

[3] Derken kolayca akıp gidenlere

[4] Derken isi ayıranlara

[5] Gercekten de size vaadedilen, dogrudur ancak

[6] Ve ceza, mutlaka olacak

[7] Andolsun yolyol hareli goge

[8] Suphe yok ki siz, elbette cesitli ve birbirini tutmaz sozler soylemektesiniz

[9] Ondan saptırılan, saptırılmıstır

[10] Lanet olsun geberesi yalancılara

[11] Ki onlar, daldıkları gaflette habersiz bir halde bocalayıp dururlar

[12] Sorarlar: Ne zaman gelecek ceza gunu

[13] O gun onlar, atese atılıp sınanırlar

[14] Tadın azabınızı; iste buydu cabucak gelmesini istediginiz

[15] Suphe yok ki cekinenler, cennetlerdedir, pınar baslarında

[16] Alırlar Rablerinin, kendilerine verdiklerini; suphe yok ki onlar, bundan once, iyilik ederlerdi

[17] Gecelerin az bir kısmında uyurlardı

[18] Ve seher cagları, yarlıganma dilerlerdi

[19] Ve mallarında, dileyene ve mahrum olana bir hak vardı

[20] Ve yeryuzunde deliller var iyideniyiye inanmıs olanlara

[21] Ve kendi ozunuzde de, hala mı gormezsiniz

[22] Ve gokte de rızkınız ve size vaadedilen var

[23] Gercekten de andolsun gogun ve yeryuzunun Rabbine ki hic suphe yok, gercektir o, nasıl siz konusup soyluyorsunuz

[24] Ibrahim'in, agırlanan konuklarına ait haber, geldi mi sana

[25] Hani, tapısına girmislerdi de esenlik sana demislerdi; o da esenlik size demisti, ey yabancılar

[26] Derken bir bahaneyle ailesinin yanına gitmisti de bir semiz dana getirmisti

[27] Onların onune koymustu da yemez misiniz demisti

[28] Derken onlardan, icine bir korkudur dusmustu de korkma demislerdi, ve ona, bilgi sahibi bir oglu olacagını mujdelemislerdi

[29] Derken karısı, onlara donmustu de bir cıglık atıp eliyle yuzune vurmustu ve ben kısır bir kocakarıyım demisti

[30] Onlar, bu, boyle dediler, Rabbin boyle dedi; suphe yok ki o, bir hukum ve hikmet sahibidir ki her seyi bilir

[31] Ibrahim, isiniz nedir ey elciler demisti

[32] Onlar, suphe yok ki biz demislerdi, mucrim bir topluluga gonderildik

[33] Ustlerine balcıktan taslar yagdırmak icin

[34] Oyle taslar ki Rabbinin katında damgalanmıs, haddi asanlar icin

[35] Derken, orada inananlardan kim varsa cıkarmıstık

[36] Gercekten de bir ev halkından baska Musluman da bulamamıstık orada

[37] Ve orada, elemli azaptan korkanlara bir delil bırakmıstık

[38] Ve Musa'da da; hani onu apacık bir delille Firavun'a gondermistik

[39] Derken butun kuvvetiyle donmustu de ya buyucu demisti, yahut da deli

[40] Derken onu ve ordusunu helak etmis, onları denize atıvermistik de o kendisini kınayıp durmadaydı

[41] Ad kavminde de bir delil var; hani onlara, her seyi kasıp kavuran bir fırtına gondermistik

[42] Nereden gecmis, neye dokunmussa orasını ve o seyi curumus kemige dondurmustu

[43] Ve Semud'da da delil var; hani, muayyen bir zamanadek gecinin demistik

[44] Derken Rablerinin emrine karsı azgınlıkta bulunmuslardı da onları bir yıldırımdır, gelip helak edivermisti ve onlar da bakıp duruyorlardı

[45] Derken ne ayakta durmıya gucleri kalmıstı, ne de bir yardım gormuslerdi

[46] Ve daha once de Nuh kavmi ki suphe yok, onlar, buyruktan cıkmıs bir topluluktu

[47] Ve biz, gokleri kurduk kudretle, onlardan daha ustununu, daha buyugunu kurmaya da gucumuz yeter

[48] Ve yeryuzunu yayıp dosedik, daha da guzel doseriz

[49] Ve anar, ibret alırsınız diye her seyi cift yarattık

[50] Artık kacın Allah'a, suphe yok ki ben size, onun tarafından, apacık bir korkutucuyum

[51] Ve Allah'la beraber bir baska mabut kabul etmeyin; suphe yok ki ben size, onun tarafından, apacık bir korkutucuyum

[52] Boylece onlardan once de hicbir peygamber gelmedi ki ona buyucu, yahut da deli demesinler

[53] Onlar, bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler? Hayır, onlar, azgın bir topluluktu

[54] Artık yuz cevir onlardan, bundan dolayı da kınanmazsın sen

[55] Ve ogut ver, gercekten de ogut, inananlara fayda verir

[56] Ve ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım

[57] Onlardan ne bir rızık istiyorum ve ne beni doyurmalarını istiyorum

[58] Suphe yok ki Allah'tır rızık veren kuvvet sahibi ve kuvvetine aciz gelmesi mumkun olmayan

[59] Kendilerine zulmedenlere, arkadaslarının payı, gibi bir azap payı var, artık acele etmesinler

[60] Yazık kafirlere, kendilerine vaadedilen gunden

Tûr

Surah 52

[1] Andolsun Tur'a

[2] Ve yazılmıs kitaba

[3] Yayılmıs kagıtta

[4] Ve mamur eve

[5] Ve yuceltilmis tavana

[6] Ve taskın, coskun, dalgalanıp duran denize

[7] Suphe yok ki Rabbinin azabı, yerine gelip olacak

[8] Onu bir defedip gideren bulunmayacak

[9] O gun gok, bir calkantıya dusup doner

[10] Ve daglar, yerlerinden oynayıp yurur

[11] Artık yazıklar olsun o gun yalanlayanlara

[12] Oyle kisilerdir onlar ki daldıkları batakta oynayıp dururlar

[13] O gun itilip kakılarak cehenneme atılırlar

[14] Iste budur yalanladıgınız ates

[15] Bir buyu mu bu, yoksa gormuyor musunuz

[16] Girin ona da artık sabredin, yahut etmeyin, birdir size; ancak yaptıgınızın karsılıgı olarak cezalanacaksınız

[17] Suphe yok ki cekinenler, cennetlerdedir ve nimetler icinde

[18] Nimetlenirler orada Rablerinin verdigi nimetlerle ve Rableri korur onları koca cehennemin azabından

[19] Yiyin ve icin, afiyetler olsun, yaptıgınız seylere karsılık

[20] Safsaf dizilmis tahtlara dayanarak ve onları, iri gozlu hurilerle evlendiririz

[21] Ve inananlarla soylarından, inanarak onlara uyanları, soylarından gelenlerle birlestirir, bulustururuz ve yaptıklarının mukafatından hicbir seyi eksiltmeyiz; herkes, kazancına baglıdır

[22] Ve onlara meyve ve gonullerinin tam istedigi et verecegiz

[23] Ve birbirlerine oyle bir kadeh sunarlar ki ictikleri saRabın sonucunda ne bos seylerden bahsedis var, ne gunaha giris

[24] Ve oylesine genc hizmetciler, etraflarında donerdurur ki sanki onlar, haznelerde saklanmıs inciler

[25] Ve birbirlerine donup sorarlar, konusurlar

[26] Derler ki: Gercekten de daha once ehlimizin icinde, ilimizde, yurdumuzda, korku icindeydik biz

[27] Derken Allah lutfetti bize ve korudu bizi ta iliklere isleyen sam yelinin azabından

[28] Gercekten de onceden onu cagırırdık; suphe yok ki o, sanı yuce bir lutuf sahibidir, rahimdir

[29] Artık ogut ver, gercekten de Rabbinin nimeti sayesinde sen, ne kahinsin, ne deli

[30] Yoksa onlar, bir sair ki olmesini, zamanın kotuluklerine ugramasını gozetiyoruz mu diyorlar

[31] De ki: Gozetin bakalım, gercekten ben de sizinle beraber gozetmedeyim

[32] Yoksa bu sozleri akılları mı emrediyor onlara, yoksa azgın bir topluluk mu onlar

[33] Yoksa onu kendisi uyduruyor mu diyorlar? Hayır, inanmamıslardır onlar

[34] Artık buna benzer bir soz getirin meydana sozunuz dogruysa

[35] Yoksa bosubosuna mı yaratıldı onlar, yoksa onlar mı yaratıcılar

[36] Yoksa gokleri ve yeryuzunu mu yarattı onlar? Hayır, iyideniyiye inanmamıslardır onlar

[37] Yoksa onların yanında mı Rabbinin hazneleri, yoksa onlar sorumsuz bir saltanata mı sahip

[38] Yoksa merdivenleri var da gokten mi duyuyorlar? Oyleyse duyanları, apacık bir delil gostersin

[39] Yoksa kızlar onların da erkek evlatları sizin mi

[40] Yoksa onlardan ucret istiyorsun da bu yuzden agır bir borca mı giriyorlar

[41] Yoksa gizli sey, yanlarında da yazıyorlar mı

[42] Yoksa bir duzen mi kurmak istiyorlar? Asıl duzene ugrayıp cezalanacaklar, kafir olanlar

[43] Yoksa Allah'tan baska bir mabutları mı var? Sanı yucedir, munezzehtir Allah, sirk kosanların sirk kostukları seylerden

[44] Gokten bir parcanın dustugunu gorseler, birbiri ustune yıgılmıs bulut derler

[45] Artık bırak onları helak olacakları gune dek

[46] Bir gundur o gun ki duzenleri, onlardan hicbir seyi gideremez ve onlara yardım da edilmez

[47] Ve suphe yok ki zulmedenlere, bundan baska azap da var ve fakat cogu bilmez

[48] Ve sabret Rabbinin hukmune, gercekten de gozumuzun altındasın sen ve Rabbine hamdederek tenzih et onu kalkınca

[49] Ve geceleyin de onu tenzih et ve yıldızların batacagı sırada da

Necm

Surah 53

[1] Andolsun yıldıza, inerken

[2] Arkadasınız, gercekten ne saptı, ne ayrıldı

[3] Ve kendi dilegiyle soz de soylemedi

[4] Sozu, ancak vahyedilen seyden ibaret

[5] Ona ogretti kuvvetleri cok cetin

[6] Kuvvetli biri; sonra dogruldu

[7] Ve o, en yuce tanyerindeydi

[8] Sonra yaklastı, yakınlastı

[9] Iki yay kadar kaldı araları, yahut daha da yakın

[10] Derken kuluna vahyetti, ne vahyettiyse

[11] Gonlu, gordugunu yalanlamadı

[12] Hala munakasa mı edersiniz gordugu seyleri

[13] Ve andolsun ki onu, inerken bir kere daha gordu

[14] En son sidrenin yanında

[15] Mev'a cenneti de yanındaydı

[16] Sidreyi, o sırada neler burumus, kaplamıstı, neler

[17] Gozu, ne kaydı, ne haddini astı

[18] Andolsun ki Rabbinin pek buyuk delillerinden bir kısmını gordu

[19] Siz de gordunuz mu, Lat'ı ve Uzza'yı

[20] Ve ucuncu obur putu, Menat'ı

[21] Erkek evlatlar sizin de kızlar onun mu

[22] Bu, pek insafsızca bir pay simdi

[23] Bunlar, ancak sizin taktıgınız, atalarınızın taktıgı adlardan baska bir sey degil, Allah, onlara ait kesin bir delil indirmemistir, ancak zanna ve nefislerinin dilegine kapılmıstır onlar ve andolsun ki Rablerinden dogru yolu gosteren de gelmistir

[24] Yoksa insan, her umdugunu elde eder mi

[25] Gercekten de ahiret de Allah'ındır, dunya da

[26] Ve goklerde nice melekler vardır ki Allah, diledigine ve razı olduguna sefaat etmeleri icin izin vermedikce sefaatleri, hicbir seye yaramaz

[27] Suphe yok ki ahirete inanmayanlar, meleklere disi adları takıp duruyorlar

[28] Onların, bu hususta hicbir bilgisi yok, ancak zanna kapılıyorlar ve suphe yok ki zan, gercege karsı hicbir seye yaramaz

[29] Artık yuz cevir, bizi anmadan yuz cevirenden ve ancak dunya yasayısını isteyenden

[30] Iste bilgide ulasabildikleri sey bu; suphe yok ki Rabbin, kendi yolundan cıkıp sapanı daha iyi bilir ve odur dogru yola gireni daha iyi bilen

[31] Ve Allah'ındır ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde kotuluk edenleri, yaptıklarına karsılık elbette cezalandırır ve iyilik edenlereyse yaptıklarından daha da iyi mukafat verir

[32] Israr etmemek sartıyle kucuk gunahlardan baska sucların buyuklerinden ve cirkin seylerden sakınanlara gelince: Suphe yok ki Rabbinin yarlıgaması pek genistir. O, sizi yeryuzunden yaratıp meydana getirdigi zaman ve siz, analarınızın karnında birer dolken de bilir; artık siz, kendinizi temize cıkarmaya kalkısmayın, o, kim cekinmededir, daha iyi bilir

[33] Gordun mu artık yuz cevireni

[34] Ve az bir sey verip sonra kısanı, nekeslik edeni

[35] Gizli seylere ait bilgi, onun katında mı da gormede

[36] Yoksa Musa'nın sahifelerindeki sey bildirilmedi mi ona

[37] Ve Ibrahim'in sahifelerindeki, o Ibrahim ki ahdine iyiden iyiye vefa etmisti

[38] Hicbir suclu, bir baskasının sucunu yuklenemez

[39] Ve gercekten de insan, ancak calıstıgını elde eder

[40] Ve suphe yok ki calıstıgının karsılıgı da gosterilir ona

[41] Sonra da ona, en degerli mukafat verilir

[42] Ve suphe yok ki son varılacak tapı, Rabbinin tapısıdır

[43] Ve suphe yok ki odur adamakıllı gulduren ve aglatan

[44] Ve suphe yok ki odur olduren ve dirilten

[45] Ve suphe yok ki o halk etmistir erkegi ve disiyi

[46] Bir katre sudan, o suyu cıkardıgı zaman

[47] Ve suphe yok ki ikinci defa yaratıs da ona aittir

[48] Ve suphe yok ki odur zengin eden ve sermaye veren

[49] Ve suphe yok ki odur Si'ra yıldızının Rabbi

[50] Ve suphe yok ki odur onceden gelip gecen Ad'ı helak eden

[51] Ve Semud'u da bırakmayan

[52] Ve onlardan onceki Nuh kavmini de; suphe yok ki onlar, daha da zalimdi ve daha da azgın

[53] Lut kavminin sehirlerini de altust edip yerle yeksan etti

[54] Derken o sehirleri, orten orttu gitti

[55] Artık Rabbinin hangi nimetinden suphe etmedesin

[56] Bu Peygamber, gelip gecen korkutuculardan bir korkutucu

[57] Yaklasacak, yaklastı

[58] Allah'tan baskası, ceviremez onu geri

[59] Bu soze mi sastınız siz

[60] Ve guluyorsunuz ve aglamıyorsunuz

[61] Ve siz oyalanıyorsunuz, gaflet ediyorsunuz

[62] Artık secde edin Allah'a ve kullukta bulunun

Kamer

Surah 54

[1] Yaklastı kıyamet ve yarıldı ay

[2] Ve onlar, bir delil gorduler mi yuz cevirirler de surup giden bir buyu derler

[3] Ve yalanlarlar ve dileklerine uyarlar ve her is, kararlastırılmıstır

[4] Ve andolsun, oyle haberler geldi onlara ki o haberlerde onları vazgecirecek, onlara ogut verecek seyler vardı

[5] Yuksek hikmet vardı, derken korkutuslar fayda vermedi gitti

[6] Artık yuz cevir onlardan; o gun cagıran, hoslanılmayan birseye cagırır

[7] Gozleri yerde, kabirlerden cıkarlar, sanki onlar, dagılmıs cekirgelerdir

[8] Yonelirler cagırana; kafirler, bugun derler, ne de zorlu gun

[9] Onlardan once Nuh kavmi de kulumuzu yalanlamıstı ve delil dediler ona, pek fena incittiler onu

[10] Derken Rabbine dua etti: Suphe yok ki altoldum ben, artık sen yardım et bana

[11] Derken actık goklerin kapılarını da sarıl sarıl ardı gelmez yagmurlar yagdırdık

[12] Ve yerden de sular fıskırttık, derken sular, mukadder bir emre gore birlesti

[13] Ve onu, tahtalardan yapılmıs ve mıhlarla kenetlenmis bir gemide tasıdık

[14] Gozumuzun onunde akıp giderdi; bir mukafattı nankorluk gorene

[15] Ve andolsun ki bir delil olarak bıraktık onu, fakat bir ibret alan mı var

[16] Derken nasıldı azabım benim ve korkutuslarım

[17] Ve andolsun ogut ve ibret icin Kur'an'ı kolaylastırdık, fakat bir ibret alan mı var

[18] Ad da yalanlamıstı, derken nasıldı azabım benim ve korkutuslarım

[19] Suphe yok ki surup giden ugursuz bir gunde onlara bir kasırgadır yolladık

[20] Onları kokunden koparmadaydı, sanki koklerinden kopup bas asagı devrilen hurma kutukleriydi onlar

[21] Derken nasıldı azabım benim ve korkutuslarım

[22] Ve andolsun ki ogut ve ibret icin Kur'an'ı kolaylastırdık, fakat bir ibret alan mı var

[23] Semud da korkutucuları yalanladı

[24] Derken bizden bir adama mı uyacagız dediler, gercekten de o zaman elbette sapıklıga duseriz, ateslere yanarkavruluruz

[25] Vahiy, icimizden gelegele ona mı geliyor? Hayır, o, yalancı kendini begenmis birisi

[26] Yarın bilirler kimmis yalancı kendini begenmis

[27] Suphe yok ki onları sınamak icin disi deveyi gonderiyoruz, artık gozetle onları ve dayan

[28] Ve haber ver onlara, su, aralarında paylastırılmıstır, her boluk, nobetinde hazır olur, su alır

[29] Derken arkadaslarına seslendiler, derken kılıcını cekti de devenin ayaklarını kesti, oldurdu

[30] Derken nasıldı azabım benim ve korkutuslarım

[31] Gercekten de bir bagırıs gonderdik onlara, derken hayvan agılına konan calıya cırpıya donduler

[32] Ve andolsun ki ogut ve ibret icin Kur'an'ı kolaylastırdık, fakat bir ibret alan mı var

[33] Lut kavmi de korkutucuları yalanladılar

[34] Gercekten de, Lut'un ailesi mustesna, onlara tas yagdıran bir yel gonderdik, Lut'un ailesini de bir seher cagı kurtardık

[35] Katımızdan bir nimet olarak; iste boyle mukafatlandırırız sukredeni

[36] Ve andolsun ki o, bizim helakimizle korkutmustu onları da onlar, bu korkutuslardan supheye dusmuslerdi

[37] Ve gercekten de onun konuklarını istemislerdi de biz, kor edivermistik gozlerini, artık tadın azabımı ve korkutuslarımın sonucunu

[38] Ve andolsun ki bir sabah cagı ustlerine bir azap cokuvermisti onların

[39] Artık tadın azabımı ve korkutuslarımı

[40] Ve andolsun ki ogut ve ibret icin Kur'an'ı kolaylastırdık, fakat bir ibret alan mı var

[41] Ve andolsun ki Firavun soyuna da korkutucular gelmisti

[42] Butun delillerimizi yalanladılar, derken onları ustun ve mutlak kudretli bir helak edisle helak ediverdik

[43] Sizin kafirleriniz, onlardan hayırlı mı, yoksa kitaplarda bir kurtulus mu var size

[44] Yoksa biz, birbirine yardım eden bir topluluguz mu derler

[45] O topluluk, yakında bozguna ugrayacak ve ardını donup kacacak

[46] Onlara vaadedilen azabın mukadder zamanı kıyamettir ve kıyametin azabı, daha da zararlıdır ve daha da acı

[47] Suphe yok ki suclular, sapıklık icinde ve yakıp kavuran ateslerdedir

[48] O gun, yuzustu atese suruklenip atılırlar; tadın bakalım, cehennemin yakısını

[49] Suphe yok ki biz; her seyi, bilgimizde mukadder oldugu gibi ve zamanında yarattık

[50] Ve bizim emrimiz, birdir, ancak bir goz kırpıs, bir goz yumup acıs gibi tezdir

[51] Ve andolsun ki taraftarlarınızı da helak ettik, fakat bir ibret alan mı var

[52] Ve isledikleri her sey, kitaplardadır

[53] Ve kucuk, buyuk, hepsi de yazılıdır

[54] Suphe yok ki cekinenler, cennetlerdedir, ırmakların baslarında

[55] Gerceklik makamında, cok kudretli bir buyuk padisah katında

Rahmân

Surah 55

[1] Rahman

[2] Kur'an'ı ogretti

[3] insanı halketti

[4] ona dilleri, konusmayı belletti

[5] Gunes ve ay, hesapla hareket eyler

[6] Ve govdesiz bitki ve govdeli agac secde eder

[7] Ve gogu yuceltti ve olcuyu koydu

[8] Olcude, tartıda insafsızlık etmeyin

[9] Teraziyi dogru tutun, adaletle tartın ve eksik tartmayın

[10] Yeryuzunu alcalttı halka

[11] Orada meyveler ve lifli, kabuklu hurmalar var

[12] Yapraklı taneler var ve guzel kokulu otlar

[13] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[14] Iyice pismis gibi kupkuru balcıktan, insanı halketti

[15] Ve cinleri, cosup kaynayan atesten yarattı

[16] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyabilirsiniz

[17] Rabbidir iki dogunun ve Rabbidir iki batının

[18] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[19] Iki denizi salmıstır, nerdeyse karısacaklar

[20] Fakat aralarında bir berzah var, birbirlerine karısmazlar

[21] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyabilirsiniz

[22] Her ikisinden de inci ve mercan cıkar

[23] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[24] Ve onundur denizde akıp giden daglar gibi gemiler

[25] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[26] Yerin ustunde ne varsa fanidir

[27] Ve ancak ululuk ve kerem ıssı Rabbinin zatıdır kalan

[28] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[29] Ondan ister kim varsa goklerde ve yeryuzunde; o, her gun bir istedir

[30] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[31] Ey iki agır topluluk, insanlar ve cinler, yakında hesabınıza bakacagız

[32] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[33] Ey cin ve insan toplulugu, olumden kurtulmak icin, goklerin ve yer yuzunun bucaklarından gecip kacmaya gucunuz yeterse gecin, kacın; fakat gecemezsiniz bir kudret olmadıkca

[34] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[35] Ustunuze bir ates yalımı ve erimis bakır gonderilir de kacamazsınız

[36] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[37] Derken gok yarılıp kırmızı bir gul rengine gelerek yag gibi eriyince

[38] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[39] Ne insan, ne cin, artık o gun suclu mudur, sorulmaz

[40] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[41] Suclular, yuzlerindeki alametten tanınırlar da percemlerinden ve ayaklarından tutulurlar

[42] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[43] Iste bu, sucluların yalanladıkları cehennem

[44] Cehennemle icecekleri kaynar suyun arasında dolanıp dururlar

[45] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[46] Rabbinin tapısına varmaktan korkana iki cennet var

[47] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[48] Ikisinde de turluturlu nimetler var, cesitcesit agaclar

[49] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[50] Ikisinde de iki ırmak var, akar

[51] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[52] Ikisinde de her cesit meyve, ciftercifter var

[53] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[54] Oylesine dosemelere yaslanacaklar ki astarları kalın ipekten, her iki cennetin, devsirilip toplanacak meyveleri de ellerinin altında, pek yakın

[55] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[56] O cennetlerde, gozlerini, eslerinden ayırmayan ve eslerinden once ne bir insan tarafından dokunulmus, ne bir cin tarafından dokunulmus esler var

[57] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[58] O esler, sanki yakut ve mercan

[59] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[60] Iyiligin karsılıgı, iyilikten baska bir sey olabilir mi

[61] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[62] Bu iki cennetten baska iki cennet daha var

[63] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[64] Ikisi de koyu yesil

[65] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[66] Ikisinde de iki pınar var, fıskırıp cıkar da akar

[67] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[68] Her ikisinde de meyveler ve hurma ve nar var

[69] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[70] O cennetlerde guzel huylu guzeller var

[71] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[72] Beyaz tenli, kara gozlu, otaglarda huriler

[73] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[74] Eslerinden once ne bir insan dokunmus onlara, ne bir cin

[75] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[76] Yesil ipeklilerle dusenmis sedirlere ve guzelim dosemelere yaslanırlar

[77] Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz

[78] Ululuk ve kerem ıssı Rabbinin adının sanı, pek yucedir

Vâkıa

Surah 56

[1] Ansızın kopacak kıyamet kopunca

[2] Kopacagına dair soylenen sozlerde yalan yok

[3] Halkı alcaltır, yuceltir

[4] Yeryuzu siddetli bir sarsıntıyla sarsılınca

[5] Ve daglar, paramparca olunca

[6] Dagılmıs zerre zerre toz haline gelince

[7] Artık uc boluk olursunuz siz

[8] Sag taraf ehli, ama ne de sag taraf ehli

[9] Ve sol taraf ehli, ama ne de sol taraf ehli

[10] Ve bir de ileri gecenler ki herkesi gecmislerdir

[11] Onlardır mabutlarına yaklastırılanlar

[12] Naim cennetlerinde

[13] Oncekilerin bircogu

[14] Sonra gelenlerdense azı onlardan

[15] Altınlarla, mucevherlerle bezenmis tahtlarda otururlar

[16] Onlara yaslanırlar, birbirlerine karsı

[17] Ihtiyarlamıyan delikanlı hizmetciler dolasır etraflarında

[18] Kaynagından doldurulmus saraplarla dolu taslarla ve ibriklerle ve kadehlerle

[19] O saraptan basları da agrımaz ve sarhos da olmazlar

[20] Begendikleri meyvelerden

[21] Istedikleri kus etlerinden sunulur onlara

[22] Ve onlara kara gozlu huriler de var ki

[23] Sanki haznelerde saklanmıs inciler

[24] Yaptıklarına karsılık

[25] Orada bos ve cirkin bir soz de duymazlar, gunaha ait bir soz de

[26] Ancak, esenlik size, esenlik denir

[27] Ve sag taraf ehli, ama ne de sag taraf ehli

[28] Dikensiz sedir agaclarıyla

[29] Ve meyveleri birbirine yaslanıp istiflenmis muz agaclarıyla dolu bir yerdedir onlar

[30] Ve uzayıp giden bir golgelik

[31] Ve caglayacaglaya akan sular

[32] Ve bircok meyveler

[33] Ne biter, zamanları gecer, ne yiyene yeme denir, yeter

[34] ve yuksek dosekler

[35] Suphe yok ki biz, onların eslerini de yeniden yarattık

[36] Onları, kız oglan kız olarak halkettik

[37] Cilveli, sirin sozlu, eslerine asık ve onlarla yasıt kıldık

[38] Sag taraf ehli icin

[39] Onlarda, evvelkilerden de bircok topluluk var

[40] Ve sonra gelenlerden de bircok topluluk

[41] Ve sol taraf ehli, ama ne de sol taraf ehli

[42] Onlar, iliklere kadar isleyen bir sam yeli icinde, kaynar sular icmedeler

[43] Ve karardıkca kararan bir dumanın golgesindeler

[44] Ne bir serinlik var, ne bir guzellik var

[45] Bundan once onlar, nimetler icindeydi

[46] Ve buyuk gunahları yapmada ısrar ederlerdi

[47] Ve biz derlerdi, olup bir yıgın toprak ve kemik olduktan sonra mı dirilecegiz

[48] Yoksa onceden gelip gecen atalarımız mı dirilecek

[49] De ki: Suphe yok, oncekiler de, sonra gelenler de

[50] Elbette bilinen gunun muayyen ve mukadder vaktinde toplanacaksınız

[51] Sonra da siz ey yalanlayan sapıklar, suphe yok ki

[52] Zakkum agacının meyvesinden yiyeceksiniz elbet

[53] Derken karınlar, dolup sisecek

[54] Derken ustune, kaynar su iceceksiniz

[55] Derken susuzluk illetine ugrayıp icecekicecek de kanmayacaksınız

[56] Budur ceza gunu ziyafetleri

[57] Biz yarattık sizi, hala mı gerceklemezsiniz

[58] Gormez misiniz rahimlere doktugum bir katre suyu

[59] Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa biz mi yaratmadayız

[60] Biz takdir ettik aranızda olumu ve kimse gecemez onumuze bizim

[61] Sizin gibi bir topluluk yaratıp yerinize gecirmek istersek ve sizi de, bilmediginiz bir sekle dondurmeyi dilersek

[62] Ve andolsun ki ilk yaratılısı biliyorsunuz, biliyorsunuz da ne diye dusunmuyorsunuz

[63] Gormez misiniz ektiginiz tohumu

[64] Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa biz mi bitirmedeyiz

[65] Dilersek elbette onu kurutup cercop haline getirirdik de sasırırkalır, nadim olurdururdunuz

[66] Gercekten de biz derdiniz, ziyan ettik

[67] Hayır, biz mahrum olduk

[68] Gormez misiniz ictiginiz suyu

[69] Siz mi yagdırıyorsunuz onu buluttan, yoksa biz mi yagdırmadayız

[70] Dileseydik onu tuzlu, acı bir su haline getirirdik, hala mı sukretmezsiniz

[71] Gormez misiniz cakmakla cakıp yaktıgınız atesi

[72] Siz mi onun agacını meydana getiriyorsunuz, yoksa biz mi meydana getirmedeyiz

[73] Biz onu, cehennem atesini bir andırma ve collerde konup gocenlere bir fayda olarak halkettik

[74] Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu

[75] Andolsun yıldızların yerlerine

[76] Ve suphe yok ki bu, elbette pek buyuk bir anttır bilseniz

[77] Suphe yok ki bu, pek guzel ve serefli Kur'an'dır

[78] Saklanmıs bir kitapta

[79] Ona, temiz olanlardan baskaları dokunamaz

[80] Alemlerin Rabbinden indirilmistir

[81] Artık siz, bu sozu mu yalanlayacaksınız

[82] Ve o kitaptan nasibiniz, yalnız onu yalanlamaktan ibaret mi olacak

[83] Hani can gırtlaga gelince

[84] Siz de o sırada bakar durursunuz

[85] Ve biz, ona sizden daha yakınız ve fakat goremezsiniz

[86] Inanmıyorsanız, ceza gormeyeceginizi sanıyorsanız

[87] O gırtlaga gelen canı geri cevirin bakalım dogru soyluyorsanız

[88] Artık o kisi yakınlastırılanlardansa

[89] Artık ona huzur ve rahat ve rızık ve Naim cenneti

[90] Ve ama sag taraf ehlindense

[91] Artık esenlik sana sag taraf ehlinden

[92] Ve ama yalanlayan sapıklardansa

[93] Kaynar suyla ziyafet ona

[94] Ve cehenneme atılma

[95] Suphe yok ki bu, haktır, gercegin ta kendisidir

[96] Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu

Hadîd

Surah 57

[1] Tenzih eder Allah'ı ne varsa goklerde ve yeryuzunde ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[2] Onundur saltanatı ve tedbiri goklerin ve yeryuzunun, yasatır ve oldurur ve onun, her seye gucu yeter

[3] Ve odur her seyden once var olan ve her seyden sonra kalan ve her seye ustun olup delilleriyle bilinen ve her seyi bilen de duygularla bilinmeyen ve o, her seyi bilir

[4] Oyle bir mabuttur ki gokleri ve yeryuzunu altı gunde yaratmıstır da sonra arsa hakim olmustur, bilir, ne girerse yere ve ne cıkarsa oradan ve ne yagarsa gokten ve ne agarsa oraya ve o, sizinledir nerede olursanız; ve Allah, ne yapıyorsanız gorur

[5] Onundur saltanatı ve tedbiri goklerin ve yeryuzunun; ve butun isler, donup Allah tapısına varır

[6] Geceyi kısaltır, bir kısmı gunduz olur ve gunduzu kısaltır, bir kısmı gece olur ve o, gonullerdekini bilir

[7] Inanın Allah'a ve Peygamberine ve sizi sahib ettigi, sizin tasarrufunuza verdigi malların bir kısmını, onun yolunda harcayın; artık sizden inanan ve mallarını harcayanlara buyuk bir mukafat var

[8] Ve ne oluyor size de Allah'a inanmıyorsunuz? Ve Peygamber, Rabbinize inanın diye sizi cagırmada ve andolsun ki sizden soz de almıstı inanmıssanız

[9] Ve oyle bir mabuttur ki sizi karanlıklardan aydınlıga cıkarmak icin kuluna apacık deliller indirmededir ve suphe yok ki Allah, sizi esirger ve size rahimdir elbet

[10] Ve ne oluyor size de Allah yolunda mallarınızı harcamıyorsunuz? Ve Allah'ındır goklerin ve yeryuzunun mirası; sizden, fetihten once mallarını harcayan ve savasan, baskalarıyla bir degildir; onların, fetihten sonra mallarını harcayan ve savasanlara karsı derece bakımından pek buyuk bir ustunlukleri var; ve hepsine de Allah, guzel mukafatlar vaadetmistir ve Allah, ne yapıyorsanız, hepsinden de haberdar

[11] Kimdir o ki Allah'a adeta guzel bir borc verir de o, katkat fazlasını verir ona ve ona pek guzel de bir mukafat var

[12] O gun gorursun ki erkek ve kadın, inananların nurları, onlerinde ve saglarında parlayıp kosmada; mujde bugun size; kıyılarından ırmaklar akan cennetlerde ebedi olarak kalacaksınız ve bu, en buyuk kutlugun, murada erisin ve basarının ta kendisidir

[13] O gun, erkek ve kadın munafıklar, inananlara, bizi de bekleyin de derler, gelelim, nurunuzdan alalım; onlara donun ardınıza da bir nur isteyin artık denir. Derken aralarına bir duvardır cekilir ki bir kapısı vardır, icinde rahmet vardır da dıs tarafında azap

[14] Onlar bagırırlar da derler ki: Biz, sizinle beraber degil miydik? Evet derler ve fakat siz, kendinizi fitnelere saldınız ve iman edenlerin bir felakete ugramasını beklediniz ve suphe ettiniz ve olmayacak istekler, sizi aldatıp durdu, sonunda Allah'ın emri, gelip cattı ve sizi Seytan, aldatmıstı

[15] Artık bugun ne sizden, azaptan kurtulmanız icin bir sey alınır, ne kafir olanlardan ve yurdunuz atestir sizin, odur size layık olan ve orası, donup gidilecek ne de kotu yerdir

[16] Inananlara, o cag gelmedi mi henuz, Allah'ı anıs ve Kur'an'dan inen seyler, onların gonullerini yumusatsın da tamamıyla korkup itaat etsinler ve onceden kendilerine kitap verilenlere benzemesinler; onların, peygamberleriyle araları, uzayıp acıldıkca kalpleri katılastı ve onların cogu, buyruktan cıktı

[17] Bilin ki Allah, yeryuzunu, olumunden sonra diriltir; andolsun ki akıl edesiniz diye size delillerimizi apacık bildirdik

[18] Suphe yok ki sadaka veren erkek ve kadın inananlarla Allah'a guzel bir borc verenlerin verdikleri sey, gene kendileri icin katkat arttırılır ve onlara, guzel bir mukafat vardır

[19] Ve Allah'a ve Peygamberlerine inananlar yok mu, onlardır Rableri katında gerceklerin ve tanıkların ta kendileri; onların mukafatları da vardır, nurları da; kafir olanlara ve delillerimizi yalanlayanlara gelince: Onlardır cehennem ehli

[20] Bilin ki dunya yasayısı, ancak bir oyundur, bir eglencedir, bir bezentidir ve aranızda bir ovunmedir ve bir mal ve evlat coklugu gayretidir ancak ve bunlardan ibarettir de; halbuki dunya yasayısı, bir yagmura benzer, bitirdigi nebatlar, ekincileri sasırtır, sevindirir, sonra kuruyuverir de bir de bakarsın, sapsarı olmus, sararıp solmus, sonra da unufak olmus, dagılıp gitmis; ve ahiretteyse cetin bir azap var ve Allah'tan yarlıganma ve razılık; ve dunya yasayısı, ancak bir aldanıs metaından ibarettir

[21] Ve yarısarak kosun Rabbinizin yarlıgamasına ve cennete ki genisligi, gogun ve yeryuzunun genisligi gibidir, hazırlanmıstır Allah'a ve peygamberlerine inananlara; bu, Allah'ın lutfudur, ihsanıdır, diledigine verir onu ve Allah, pek buyuk bir lutuf ve ihsan sahibidir

[22] Yeryuzune, yahut canlarınıza gelip catan hicbir felaket yoktur ki biz, onları yaratmadan once onu, bir kitapta tespit etmemis olalım; suphe yok ki bu, Allah'a pek kolaydır

[23] Bunu da, elinizden cıkarıp kaybettiginiz seye kederlenmeyin ve size verdigimize sevinmeyin diye yapmısızdır ve Allah, ovunup kibirlenen hicbir kimseyi sevmez

[24] Onlar, oyle kisilerdir ki nekeslik ederler ve insanlara da nekes olmalarını emrederler; gercekten de Allah, mustagnidir ve hamde layık, odur

[25] Andolsun ki biz, peygamberlerimizi, apacık delillerle gonderdik ve onlarla beraber de kitap ve terazi indirdik, insanlar adaletle dogru muamele etsinler diye ve demiri de indirdik ki onda cetin bir azap var ve insanlara faydalar; ve bu da, Allah'ın kendisine ve peygamberlerine, henuz tapısına varmadan yardım edenleri bildirmesi icin; suphe yok ki Allah, ustundur ve pek kuvvetlidir

[26] Ve andolsun ki biz, Nuh'u ve Ibrahim'i gonderdik ve soylarına da peygamberlik ve kitap verdik; derken onlardan dogru yolu bulanlar var ve coguysa buyruktan cıkmıs olanlar

[27] Sonra izlerinden peygamberler gonderdik ve onların izince de Meryem oglu Isa'yı yolladık ve ona Incil'i verdik ve ona uyanların gonullerinde fazla bir yumusaklık ve merhamet yarattık; ve rahipligi, onlara biz farzetmediysek de onlar ancak Allah rızasını kazanmak icin icat ettiler, derken onun hakkına da geregi gibi riayet edemediler, derken onlardan inananlara, mukafatlarını verdik ve onların coguysa buyruktan cıkmıs olanlardır

[28] Ey inananlar, cekinin Allah'tan ve inanın Peygamberine de size rahmetinden iki pay versin ve size bir nur halketsin ki onunla dogru yolu bulun ve sizi yarlıgasın, suclarınızı ortsun ve Allah, sucları orter, rahimdir

[29] Ve bunlar da, kitap ehlinin, sunu bilmeleri icin bildirilmistir: Onlar, Allah'ın lutuf ve ihsanından hicbir seyi menedemezler ve lutuf ve ihsan, Allah'ın elindedir, diledigine verir ve Allah, pek buyuk bir lutuf ve ihsan sahibidir

Mücâdele

Surah 58

[1] Gercekten de Allah, seninle, kocası hakkında cekisirken Allah'a sikayette bulunan kadının sozunu isitti ve Allah sizin konusmanızı duyuyordu; suphe yok ki Allah, duyar, gorur

[2] Sizden, karılarına zıhar yapanlar, bilsinler ki karıları, anaları degildir, anaları, ancak onları doguran kadınlardır ve suphe yok ki onlar, cirkin bir laftır, ediyorlar ve yalan soyluyorlar ve suphe yok ki Allah, elbette bagıslayıcıdır, sucları orter

[3] Ve karılarına zıhar yapıp sonra dediklerinden donenler, karılarıyla temastan once bir kul azat etmelidirler; bu, size, onunla ogut almanız icin bir emir ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[4] Kimin, buna gucu yetmezse artık ona, birbiri ardınca tam iki ay oruc tutma var, karı, koca, birbirlerine temas etmeden once; buna da gucu yetmeyen kisiyeyse altmıs yoksulu doyurmak duser; bu, Allah'a ve Peygamberine inanmanız icindir ve bunlar, Allahın sınırlarıdır ve kafirlereyse elemli bir azap var

[5] Allah'ın ve Peygamberinin emrine aykırı hareket edenler, asagılık bir hale gelir, rusva olurlar. Nitekim onlardan oncekiler de asagılık bir hale geldiler ve rusva oldular, halbuki gercekten de apacık deliller indirmistik ve kafirlere, asagılatıcı birazap var

[6] O gun, Allah, onların hepsini de diriltip toplar da neler yaptılarsa haber verir onlara; onlar, unutmuslardır ama Allah birbir hesaplamıs, tespit etmistir ve Allah, her seye tanıktır

[7] Gormez misin ki Allah, suphe yok ki bilir ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde; uc kisi gizli konusmaz ki o, dordunculeri olmasın ve bes kisi yoktur ki altıncıları, o olmasın ve bundan daha az ve daha cok olsalar da o, onlarla beraberdir nerede olurlarsa, sonra da kıyamet gunu, ne yaptılarsa onlara haber verir; suphe yok ki Allah, her seyi bilir

[8] Bakmaz mısın gizli ve fısıltıyla konusmadan vazgecmeleri emredilenlere, sonradan gene vazgecmeleri emredilen seye donerler ve suca ve dusmanlıga ve Peygambere isyana ait seyleri gizlice konusurlar ve senin yanına gelince de Allah'ın, sana verdigi selamdan baska bir tarzda selam verirler sana ve birbirlerine de su soylediklerimiz yuzunden derler, Allah'ın bizi azaplandırması gerekmez miydi? Cehennem yeter onlara, oraya atılıp yanacaklardır ve gercekten de orası, donulup gidilecek ne de kotu yerdir

[9] Ey inananlar, gizli konusursanız suca ve dusmanlıga ve Peygambere karsı isyana dair konusmayın da hayra ve cekinmeye dair konusup danısın ve cekinin o Allah'tan ki onun tapısında toplanacaksınız

[10] O gizli konusmalar, inananları mahzun etmek icin ancak Seytan'ın igvasıyla meydana gelir ve halbuki Allah'ın izni olmadıkca onlara hicbir sey zarar vermez ve dayananlar, artık Allah'a dayansınlar

[11] Ey inananlar, meclislerde, size yer acın denince, yer acın artık, genisletin meclisi de Allah da size genislik versin ve kalkın, suraya gecin dendigi zaman kalkın, gecin; Allah da, icinizden, gercekten iman edenleri de yukseltsin, kendilerine bilgi verilenleri de derecederece yuceltsin ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[12] Ey inananlar, Peygamberlere gizlice konusacagınız vakit, konusmaya baslamadan bir sadaka verin; bu, sizin icin hem daha hayırlıdır, hem de daha temiz; bulamazsanız artık Allah, sucları orter, rahimdir

[13] Gizlice konusmadan once sadakalar vermeden korktunuz mu? Mademki yapmadınız, Allah da tovbe nasip etti artık size ve kabul etti tovbenizi, su halde namaz kılın ve zekat verin ve itaat edin Allah'a ve Peygamberin'e ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[14] Bakmaz mısın sunlara ki Allah'ın gazap ettigi bir topluluga dostluk ederler; onlar, ne sizdendir, ne onlardan ve bilip dururken de yalan yere yemin ederler

[15] Allah, onlara cetin bir azap hazırlamıstır; gercekten de ne kotu isler yapıyorlar

[16] Yeminlerini bir kalkan edinmedeler de halkı Allah yolunda menetmedeler, onlaradır artık asagılatıcı bir azap

[17] Onları, malları ve evlatları, hicbir suretle ve kesin olarak Allah'tan kurtaramaz, onlardır cehennem ehli, orada ebedidir onlar

[18] Allah'ın, onların hepsini diriltip topladıgı gun, size yemin ettikleri gibi ona da yemin ederler ve sanırlar ki bir sey yapıyorlar gercekten de; bilin ki suphe yok, yalancılardır onlar

[19] Seytan, ustlerine saldırmıstır, ust olmustur da onlara Allah'ı anmayı unutturmustur; onlardır Seytan'ın fırkası; bilin ki suphe yok, Seytan'ın fırkası, ziyan edenlerin ta kendisidir

[20] Allah'ın ve Peygamberinin sınırlarına uymayanlar ve karsı gelenler yok mu, onlardır en asagılık kisilerin icinde bulunanlar

[21] Allah yazdı, takdir etti ki andolsun, ben ve peygamberlerim ustun gelecegiz; suphe yok ki Allah pek kuvvetlidir, ustundur

[22] Allah'a ve ahiret gunune inanan bir toplulugu, Allah'ın ve Peygamberinin sınırlarına aykırı hareket edip onlara karsı gelen birisini sever bulamazsın ve isterse onlar, babaları, yahut ogulları, yahut kardesleri, yahut da asiretlerinden olsun; onlar, oyle kisilerdir ki Allah, gonullerine iman nasip ve mukadder etmistir ve onları, kendinden bir ruhla, imanla kuvvetlendirmistir ve onları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada ebedi olarak kalırlar; razı olmustur Allah onlardan ve razı olmuslardır onlar da ondan; onlardır Allah fırkası; bilin ki suphe yok, Allah fırkası, kurtulanların, muradına erenlerin ta kendisidir

Haşr

Surah 59

[1] Tenzih eder Allah'ı ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[2] Oyle bir mabuttur ki kitap ehlinden kafir olanları, ilk defa toplanmaları icin ulkelerinden cıkardı; siz, onların cıkacaklarını hic sanmazdınız, onlar da suphesiz ki kaleleri, kendilerini Allah'tan korur sanırlardı. Derken Allah, onların hesaplamadıkları yerden gelip cattı da yureklerine dehsetli bir korku dusurdu, evlerini, kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkmadalar, artık ibret alın ey can gozu acık olanlar

[3] Ve eger Allah, onlara surgunu takdir etmemis olsaydı elbette onları dunyada azaplandırırdı; ve onlara, ahirette de atesle azap var

[4] Bu da, onların, suphe yok ki Allah'a ve Peygamberine karsı gelmelerindendir ve kim Allah'a karsı gelirse bilsin ki artık Allah, pek cetin azap eder

[5] Guzelim hurmalardan kestikleriniz de, kesmeyip oyle boy atmıs bir halde bıraktıklarınız da Allah'ın izniyledir gercekten ve bu da, buyruktan cıkanları horhakir bir hale getirmesi icindir

[6] Ve Allah'ın, onların mallarından, Peygamberine verdigi seyler icin siz, gercekten de ne deve surdunuz, ne at oynattınız ve fakat Allah, peygamberlerini, diledigi kimselerin ustune atıp ustun eder ve Allah'ın, her seye gucu yeter

[7] Allah'ın, fethedilen koylerin mallarından Peygamberine verdigi ganimetler artık Allah'ındır ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmısların; bu da, o malın, sizin icinizdeki zenginlerin ellerinde devreden bir mal, bir sermaye olmaması icindir ve Peygamber, size ne verirse alın onu ve neden vazgecmenizi emrederse vazgecin ondan ve cekinin Allah'tan; suphe yok ki Allah'ın azabı cetindir

[8] O mallar, yurtlarından gocenlerin yoksullarına aittir; onlar, ulkelerinden cıkarılmıslar, mallarından ayrılmıslar, Allah'tan ancak bir lutuf ve razılık dileyegelmislerdir ve Allah'a ve Peygamberine yardım etmislerdir; onlardır gerceklerin ta kendileri

[9] Ve onların gocmesinden once yurtlarını hazırlayıp orasını bir iman konagı haline getirenlere ve yurtlarına gocenleri sevenlere ve onlara verilen seylere karsı gonullerinde bir ihtiyac, bir istek duymayanlara ve ihtiyacları bile olsa onları kendilerinden ustun tutanlara gelince: Ve kim, nefsinin hırsından, kıskanclık ve nekesliginden gecerse gercekten de o cesit kimselerdir kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri

[10] Ve onlardan sonra gelenler de Rabbimiz derler, suclarımızı ort bizim ve bizden once inanan kardeslerimize ve inananlara karsı gonlumuze bir kin, bir haset verme; Rabbimiz, suphe yok ki sen esirgeyicisin, rahimsin

[11] Bakmaz mısın munafık olanlara, kitap ehlinden kafir olan kardeslerine, andolsun ki derler, siz yurdunuzdan cıkarılırsanız biz de mutlaka sizinle beraber cıkarız ve aleyhinizde itaat etmeyiz hic kimseye ebediyen ve eger sizinle savasırlarsa elbette size yardım ederiz ve Allah, tanıklık eder ki onlar, suphe yok, yalancılardır elbet

[12] Ve andolsun ki cıkarılırlarsa yurtlarından onlarla beraber cıkmazlar ve andolsun ki savasılırsa onlarla, yardım etmezler onlara ve andolsun ki yardım etseler bile artlarını donup kacarlar mutlaka, sonra da onlara hicbir kimse yardım etmez

[13] Mutlaka gonullerinde, Allah'tan ziyade sizin korkunuz vardır, bu da, suphe yok ki anlamayan bir topluluk olmalarındandır

[14] Onların, hepsi birden sizinle savasmazlar, ancak mustahkem yerlerde, yahut da surların ardında carpısırlar; onların gucu kuvveti, aralarında cetindir, onları bir topluluk sanırsın ama gonulleri dagınıktır, ayrıayrıdır; bu da akıl etmez bir topluluk olmalarındandır

[15] Onlar, kendilerinden az once gelip de yaptıkları isin vebalini tatmıs olanlara benzerler ve onlara elemli bir azap var

[16] Seytan gibi, hani insana, kafir ol der de insan kafir oldu muydu, suphe yok ki der, ben senden tamamıyla uzagım, suphe yok ki ben, alemlerin Rabbi Allah'tan korkarım

[17] Derken ikisinin de sonları su olur: Suphe yok ki ikisi de, ebedi kalmak uzere atese girerler ve budur zulmedenlerin cezası

[18] Ey inananlar, sakının Allah'tan ve herkes, yarın icin ne hazırladı, ona baksın ve cekinin Allah'tan; suphe yok ki Allah, ne yapıyorsanız hepsinden haberdar

[19] Ve o kisilere benzemeyin ki Allah'ı unutmuslar da o da, kendilerini unutturmustur onlara; onlardır, buyruktan cıkanların ta kendileri

[20] Bir degildir cehennem ehli ve cennet ehli; cennet ehlidir kurtulup ust olanların, kutluluga erip muratlarını bulanların ta kendileri

[21] Bu Kur'an'ı, bir dagın ustune indirseydik elbette gorurdun ki dag, Allah korkusundan egilip catlamıs, paramparca olmus ve iste insanlara bu ornekleri, dusunsunler diye getirmedeyiz

[22] O, bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak; gizliyi de bilir, goruneni de, odur rahman ve rahim

[23] O, bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak; her seye sahiptir, ayıplardan ve noksanlardan arıdır, kullarını esenlige erdirir ve kendi esendir, kullarına zulmetmez ve onları emniyete ulastırır, her seyi gorup gozetir, ustundur, saltanatında mutlaktır ve iradesini gecirir de sınıkları onarır ve eksikleri tamamlar, ululuk ıssıdır ve ulu sıfatlara layıktır; munezzehtir, yucedir Allah, sirk kosanların sirk kostukları seylerden

[24] O Allah, yaratandır, varedip olgunlastırandır, suret verendir, onundur butun guzel adlar; tenzih eder onu ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

Mümtehine

Surah 60

[1] Ey inananlar, dusmanlarımı ve dusmanlarınızı dost edinip onları sevmeyin, onlara haber yolluyorsunuz ama onlar, size gercek olarak gelen seye kafir olmuslardır da Peygamberi ve sizi, Rabbiniz Allah'a inanıyorsunuz diye yurdunuzdan cıkarıyorlar; benim yolumda savasmak ve razılıgımı arayıp elde etmek icin yurdunuzdan cıktıysanız, bu, boyle; siz, onlara sevgiyle sır veriyorsunuz ve bense sizin gizlediginiz seyi de daha iyi bilirim, acıga vurdugunuz seyi de ve sizden kim bu isi yaparsa gercekten deduz ve dogru yoldan sapmıs, yolunu kaybetmis gitmistir

[2] Size ust olurlar da ele gecirirlerse dusman olurlar size ve ellerini ve dillerini, kotulukle uzatırlar size ve onlar isterler ki siz kafir olasınız

[3] Kıyamet gununde yakınlarınız da kesin olarak bir fayda veremez size, evlatlarınız da, aranızı ayırır ve Allah, ne yapıyorsanız hepsini de gorur

[4] Gercekten de Ibrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda guzel bir ornek var size; hani kavimlerine demislerdi ki: Suphe yok ki biz, sizden ve Allah'tan baska kulluk ettiklerinizden tamamıyla uzagız, inkar ettik sizi ve aramızla aranızda, bir Allah'a siz de inanıncaya dek ebedi bir dusmanlık ve nefret belirmistir; ancak Ibrahim'in, atasına, elbette senin icin yarlıganma dileyecegim ve fakat Allah'tan sana gelecek hicbirseyi de menedemem sozu baska; Rabbimiz, sana dayandık ve sana yoneldik ve donupgelecegimiz yer de senin tapın

[5] Rabbimiz, bizi kafirlere sınanma konusu yapma ve suclarımızı ort Rabbimiz, suphe yok ki sen ustunsun, hukum ve hikmet sahibisin

[6] Andolsun ki onlarda, size, Allah'a ve ahiret gunune kavusmayı umanlara, guzel bir ornek var ve kim, yuz cevirirse bilsin ki Allah, suphe yok ki mustagnidir, hamde layık olan odur

[7] Umulur ki Allah, sizinle, dusmanlık ettiklerinizin arasına yakında bir sevgi de verir ve Allah'ın gucu yeter ve Allah, sucları orter, rahimdir

[8] Allah, din hususunda sizinle savasmayan ve sizi, ulkenizden cıkarmayanlara iyilik etmenizi, onlara karsı insafla, adaletle muamelede bulunmanızı nehyetmez; suphe yok ki Allah, adaletle muamele edenleri sever

[9] Allah, ancak din ugrunda sizinle savasanlara ve sizi ulkenizden cıkaranlara ve cıkmanız icin onlara yardımda bulunanlara dost olmanızı nehy etmektedir ve kimler, onları severse onlardır gercekten de zalimlerin ta kendileri

[10] Ey inananlar, size, yurtlarından gocmus olan iman sahibi kadınlar geldi mi onları sınayın artık, Allah, onların inanclarını daha iyi bilir; siz de onların inanmıs olduklarını bilince onları gerisingeriye kafirlere gondermeyin; ne onlar, kafirlere helaldir, ne kafirler, onlara helal ve onlara, kocalarının verecegi nikah parasını verin ve nikah paralarını verdikten sonra onları, kendinize nikahlamanızda da bir vebal yoktur size; kafir kadınlarıysa nikahlamayın, nikahınızın altında tutmayın onları ve sarfettiklerinizi isteyin ve kafirler de, size gelen inanmıs kadınlara sarfettiklerini istesinler; iste budur size Allah'ın hukmu, o hukmeder aranızda ve Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[11] Ve eslerinizin nikah paralarından bir miktarı, onlar gider de, elinizden cıkarsa nobet size gelince, kafir kadınlarından inanıp size gocen bulununca esleri gitmis olanlara, ettikleri masraf kadar para verin ve cekinin o Allah'tan ki siz, ona inanmıssınız

[12] Ey Peygamber, inanmıs kadınlar, hicbir seyi Allah'a ortak kabul etmeyip sirk kosmamak ve hırsızlık etmemek ve zinada bulunmamak ve cocuklarını oldurmemek ve kendi cocuklarından baskasını eslerine, ben dogurdum diye tanıtıp iftira etmemek ve sana, mesru ve guzel islerde karsı gelmemek uzere biatlasmaya geldikleri zaman biatlas onlarla ve onlar icin Allah'tan yarlıganma dile; suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

[13] Ey inananlar, Allah'ın gazabına ugrattıgı toplulukla dostluk etmeyin; gercekten de onlar, ahiretten, tamamıyla umitlerini kesmisler, nitekim kafirler de, kabirlerdekilerden tamamıyla umit kesmislerdir

Saff

Surah 61

[1] Tenzih eder Allah'ı, ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve odur ustun, hukum ve hikmet sahibi

[2] Ey inananlar, ne diye yapmayacagınız seyi soylersiniz

[3] Allah katında en nefret edilen sey, yapmayacagınız seyi soylemenizdir

[4] Suphe yok ki Allah, kendi yolunda, yanyana, kursunla kenetlenip kurulmus bir duvar gibi saf kurarak savasanları sever

[5] Ve an o zamanı ki hani Musa, kavmine, ey kavmim demisti, ne diye beni incitirsiniz ve gercekten de bilirsiniz ki ben, suphe yok ki Allah'ın gonderdigi peygamberim size; derken onlar, egrilince Allah da gonullerini gercekten batıla meylettirdi ve Allah, buyruktan cıkan toplulugu dogru yola sevketmez

[6] Ve an o zaman ki hani Meryem oglu Isa, ey Israilogulları demisti, suphe yok ki ben, size, elimdeki Tevrat'ı gercekleyen ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi mujdeleyen Allah elcisiyim; fakat o, onlara, apacık delillerle gelince bu dediler, apacık bir buyu

[7] Ve Muslumanlıga cagrıldıgı halde yalan yere Allah'a iftira edenden daha zalim kimdir ki? Ve Allah, zalim toplulugu dogru yola sevketmez

[8] Allah nurunu, agızlarıyla ufleyip sondurmek isterler ve Allah'sa nurunu tamamlayacak, kuvvetlendirecektir ve isterse kafirlerin zoruna gitsin, istemesinler

[9] O, bir mabuttur ki Peygamberini, musrikleri istemese de dini, butun dinlere ust olsun diye dogru yolla ve gercek dinle gondermistir

[10] Ey inananlar, size bir alısveris haber vereyim mi ki elemli azaptan kurtarsın sizi

[11] Inanırsanız Allah'a ve Peygamberine ve savasırsanız Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla; iste bu, bilseniz, size daha da hayırlıdır

[12] Suclarınızı orter ve sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere ve ebedi Adn cennetlerinde tertemiz evlere sokar; bu, pek buyuk bir kurtulus, kutluluk ve murada eristir

[13] Ve baska bir sey daha var ki seversiniz: Yardım ve zafer Allah'tan ve pek yakın bir fetih; ve mujdele inananları

[14] Ey inananlar, Allah'ın yardımcıları olun, nitekim Meryem oglu Isa da Havariyyun'a, Allah yolunda yardımcılarım kimdir demisti, Havariyyun, biziz Allah'ın yardımcıları demislerdi; derken Israilogullarından bir boluk inanmıstı, bir boluk de kafir olmustu; derken biz, inananları, dusmanlarına karsı kuvvetlendirmistik de ust gelmislerdi

Cum'a

Surah 62

[1] Tenzih eder ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde; her seye sahip ve mutasarrıf olan, ayıplardan ve noksanlardan arı bulunan ustun, hukum ve hikmet sahibi Allah'ı

[2] O, bir mabuttur ki Mekkeliler icinden, kendi cinslerinden bir peygamber gondermistir; onlara ayetlerini okumaktadır ve onları tertemiz bir hale getirmektedir ve onlara kitabı ve seriatlerin hikmetlerini ogretmektedir ve bundan once onlar, elbette apacık bir sapıklık icindeydiler

[3] Ve onlardan baskalarına ki henuz onlara katılmamıslardır ve odur ustun olan hukum ve hikmet sahibi

[4] Bu, Allah'ın lutufudur, ihsanıdır, diledigine verir onu ve Allah, pek buyuk bir lutuf ve ihsan sahibidir

[5] Kendilerine Tevrat yuklenenler, sonra da onunla amel etmeyenler, essege benzerler ki kocakoca kitaplar tasımada; Allah'ın delillerini yalanlayan topluluga getirilen ornek, ne de kotu bir ornek ve Allah, zalim toplulugu dogru yola sevketmez

[6] De ki: Ey Yahudi olanlar, eger gercekten de obur insanlar haric, kendinizi, Allah'ın dostları sanıyorsanız, sozunuz dogruysa isteyin olumu

[7] Ve ebediyen istiyemezler onu, elleriyle hazırladıkları seyler yuzunden ve Allah, zalimleri bilir

[8] De ki: Gercekten de ondan kacıp durdugunuz olum yok mu; hic suphe yok ki size ulasacaktır o da sonra gizliyi de, goruneni de bilen mabudun tapısına goturuleceksiniz, derken size, butun yaptıklarınızı haber verecek

[9] Ey inananlar cuma gunu namaz icin nida edilince size, hemen Allah'ı anmaya kosun ve bırakın alısverisi; bu, daha da hayırlıdır size bilirseniz

[10] Namazı kıldınız mı da artık yeryuzune dagılın ve Allah'ın lutfunu, ihsanını arayın ve cok anın Allah'ı da kurtulup murada erin

[11] Ve onlar, bir alısveris, yahut eglence gorunce ona gidip dagıldılar ve seni ayakta bıraktılar; de ki: Allah'ın katındaki daha da hayırlıdır alısveristen ve eglenceden ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

Münâfikûn

Surah 63

[1] Munafıklar, sana gelince, tanıklık ederiz ki dediler, sen, suphe yok, elbette Allah'ın peygamberisin ve Allah bilir ki suphe yok, sen, onun peygamberisin ve Allah tanıklık eder ki suphe yok, munafıklar, elbette yalancılardır

[2] Antlarını kalkan edinmisler de halkı, Allah yolundan cıkarmıslardır; suphe yok ki ne de kotudur bu yaptıkları sey

[3] Bu da, hic suphesiz, inandıklarından, sonra kafir olduklarındandır; derken Allah, gonullerini muhurlemistir; gercekten de onlar, anlamayan bir topluluktur

[4] Ve onları gordun mu, bedenleri hosuna gider; ve konusurlarsa sozlerini dinlersin; sanki onlar, dayanmıs kerestelerdir; her bagrısı, kendi aleyhlerine sanırlar; onlar dusmandır, artık sakın onlardan, Allah gebertsin onları, nelere de kapılıyorlar

[5] Ve onlara, gelin de Allah'ın Peygamberi size yarlıganma dilesin denirse baslarını sallarlar alay ederek ve gorursun ki ululuk satarak donup gitmedeler

[6] Birdir onlara, yarlıganmalarını dilesen de, yahut dilemesen de; Allah kesin olarak yarlıgamaz onları; suphe yok ki Allah, buyruktan cıkmıs toplulugu dogru yola sevketmez

[7] Onlar, oyle kisilerdir ki Allah'ın Peygamberinin yanında olanlara bir sey vermeyin de derler, sonunda dagılıp gitsinler ve Allah'ındır hazineleri goklerin ve yeryuzunun ve fakat munafıklar, anlamazlar

[8] Derler ki: Medine'ye donunce andolsun ki ustun olan, elbette asagılık kisiyi cıkarır oradan ve Allah'ındır ustunluk ve Peygamberinin ve inananların ve fakat munafıklar, bilmezler

[9] Ey inananlar, sizi alıkoymasın mallarınız ve evlatlarınız, Allah'ı anmadan ve kim, bunu yaparsa artık onlardır ziyana ugrıyanların ta kendileri

[10] Ve birinize olum gelip catmadan ve derken o da Rabbim, beni yakın bir zamanadek oldurmeyip bıraksaydın da ben de sadaka vermeye calıssaydım ve temiz kullardan olsaydım demeden once sizi rızıklandırdıgımız seylerden harcayın

[11] Ve Allah, mukadder zamanı geldi mi hic kimseyi geri bırakmaz kesin olarak ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

Teğâbün

Surah 64

[1] Tenzih eder Allah'ı, ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde, onundur saltanat ve tedbir ve onadır hamd ve onun, her seye gucu yeter

[2] O, oyle bir mabuttur ki sizi yaratmıstır da sizden kafir olan da vardır, inanan da ve Allah, ne yapıyorsanız gorur

[3] Yaratmıstır gokleri ve yeryuzunu gercek olarak ve size suret vermistir ve suretinizi de en guzel bir tarzda meydana getirmistir ve sonunda da donulup gidilecek yer, onun tapısıdır

[4] Bilir ne varsa goklerde ve ne varsa yeryuzunde ve bilir neyi gizlerseniz ve neyi acıga vurursanız ve Allah, gonullerde olanı da bilir

[5] Daha once kafir olanların haberi gelmedi mi size? Yaptıkları isin vebalini tattılar ve onlara elemli bir azap var

[6] Bu da, peygamberlerinin, apacık delillerle onlara geldikleri halde onların, bir insan mı bize dogru yolu gosterecek deyip de kafir olmalarından ve yuz cevirmelerindendir ve Allah da onlardan mustagni oldugunu gostermistir ve Allah, mustagnidir ve hamde layık, odur

[7] Kafir olanlar, sanırlar ki oldukten sonra dirilmeyecekler kesin olarak; de ki: Evet ve Rabbime andolsun ki elbette dirileceksiniz, sonra da ne yaptıysanız size haber verilecek ve bu, Allah'a pek kolaydır

[8] Artık inanın Allah'a ve Peygamberine ve indirdigimiz nura ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır

[9] O gun, sizi toplantı gunu icin bir araya getirecektir ve bugun, aldananın, aldatanın, kar ve ziyan edenin meydana cıkacagı gundur ve kim inanırsa Allah'a ve iyi islerde bulunursa onun kotuluklerini orter ve kıyılarından ırmaklar akan cennetlere, ebedi kalmak uzere sokar onu; bu, pek buyuk bir kurtulus, kutluluk ve murada eristir

[10] Ve kafir olan ve delillerimizi yalanlayanlarsa cehennemliklerdir, ebedi kalırlar orada ve orası, donup varılacak ne kotu yerdir

[11] Hicbir felaket, Allah'ın izni olmadıkca gelip catmaz ve kim inanırsa Allah'a, o da, onun gonlune dogru yolu ilham eder ve Allah, her seyi bilir

[12] Ve itaat edin Allah'a ve Peygambere; yuz cevirecek olursanız artık Peygamberimize dusen vazife, ancak apacık tebligden ibarettir

[13] Bir Allah'tır ki yoktur ondan baska tapacak ve artık Allah'a dayansın inananlar

[14] Ey inananlar, suphe yok ki eslerinizin ve evlatlarınızın bazısı, dusmandır size, artık sakının onlardan ve bagıslar ve yuzlerine vurmaz ve suclarını orterseniz artık bilin ki Allah, sucları orter, rahimdir

[15] Mallarınız ve evlatlarınız, bir sınamadır size ancak ve Allah katındaysa pek buyuk bir mukafat var

[16] Artık cekinin Allah'tan gucunuz yettigi kadar ve dinleyin ve itaat edin ve mallarınızı harcayın hayır yolunda, sizin icin hayırlıdır ve kimler, nefsinin hırsından, nekesliginden korunursa artık onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri

[17] Eger Allah'a guzel bir tarzda borc verirseniz o, verdiginizi katkat arttırır size ve suclarınızı orter ve Allah, iyilik edenlere fazlasıyla mukafat verir, azaplandırmada da aceleci degildir

[18] Gizliyi de bilir, goruneni de, ustundur, hukum ve hikmet sahibidir

Talâk

Surah 65

[1] Ey Peygamber, kadınları bosayacagınız zaman temiz oldukları vakit bosayın ve muddetlerini sayın ve cekinin Rabbiniz Allah'tan; cıkarmayın onları evlerinden ve onlar da cıkmasınlar, ancak apacık bir cirkin harekette bulunurlarsa o baska ve iste bunlardır Allah'ın sınırları ve kim Allah'ın sınırlarını asarsa gercekten de kendisine zulmeder; bilmezsin, belki de Allah, bundan sonra bir is cıkarıverir

[2] Muddetlerini tamamlayınca da onları guzellikle alın, yahut da guzellikle ayrılın onlardan ve sizden iki tane adalet sahibi tanıgı bulundurun da tanıklık etsinler ve tanıklıgı da Allah icin dogru yapın; iste Allah'a ve ahiret gunune inanana boylece ogut verilmededir; ve kim, cekinirse Allah'tan, ona sıkıntıdan bir kurtulus vesilesi yaratır

[3] Ve onu, hesaplamadıgı yerden rızıklandırır ve kim Allah'a dayanırsa o, yeter ona; suphe yok ki Allah, yapacagı isi yerine getirir, gercekten de Allah, her seye bir olcu, bir miktar tayin etmistir

[4] Kadınlarınızdan adetten kesilmislerin, kesilip kesilmedikleri hakkında supheye duserseniz muddetleri, uc aydır ve adet gormeyenlerin de boyle ve gebe olanların muddeti, cocuklarını doguruncaya dek ve kim cekinirse Allah'tan, onun isine bir kolaylık verir o

[5] Budur Allah'ın emri ki size indirmistir onu ve kim, cekinirse Allah'tan, onun kotuluklerini orter ve mukafatını buyultur

[6] Onları, gucunuz yeterse oturdugunuz yerin bir kısmında oturtun ve onları sıkıstırarak zararlandırmayın ve gebeyseler doguruncaya dek doyurun onları ve cocuklarınızı emziriyorlarsa da artık ucretlerini verin ve karıkoca; guzelce danısıp goruserek yapın bu isleri ve bir gucluk cıkarsa cocugu baska bir kadın emzirir artık

[7] Vaktihali yerinde ve eli genis olan, vaktinehaline gore nafaka versin ve rızkı dar olana gelince, Allah, kendisine ne verirse onun bir kısmını nafaka olarak versin; Allah, hic kimseye, kendi verdigi miktardan daha fazla bir sey teklif etmez; Allah, guclukten sonra bir kolaylık verecektir

[8] Nice sehirler var ki halkı, Rablerinin ve onun peygamberlerinin emirlerine karsı gelmistir de onları, cetin bir surette hesaba cekmisizdir ve onları helak ederek azaplandırmısızdır

[9] Derken yaptıklarının vebalini tatmıslardır da islerinin sonu, ziyan olup gitmistir

[10] Allah onlara cetin bir azap da hazırlamıstır, artık cekinin Allah'tan ey aklı basında olanlar; ey iman edenler, andolsun ki Allah, size bir ogut olan Kur'an'ı indirmistir

[11] Peygamberi de gondermistir ki size Allah'ın apacık ayetlerini okumadadır inananları ve iyi islerde bulunanları karanlıklardan aydınlıga cıkarmak icin ve kim, Allah'a inanır ve iyi islerde bulunursa onu, ebedi kalmak uzere, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere koyar, gercekten de Allah, ona en guzel bir rızık verir

[12] Bir Allah'tır ki yaratmıstır yedi gogu ve yeryuzunu de onun misli olarak yedi kat halketmistir; bunların arasında, emri, inip durmadadır Allah'ın, suphesiz, her seye gucu yettigini bilmeniz ve suphe yok ki Allah'ın bilgisinin, gercekten de her seyi kavradıgını, kusattıgını anlamanız icin

Tahrîm

Surah 66

[1] Ey Peygamber, eslerinin razılıgını arayarak ne diye Allah'ın sana helal ettigini kendine haram etmedesin ve Allah, sucları orter, rahimdir

[2] Gercekten de Allah, kefaretle yeminlerinizi bozmanızı, size mesru etmistir ve Allah'tır yardımcınız ve odur bilen ve rahim olan

[3] Ve hani Peygamber, eslerinden birine gizli bir sey soylemisti de o, bu sozu, baskasına haber verince ve Allah da bunu, Peygambere acınca Peygamber, bu olayın bir kısmını soylemis, bir kısmındansa vazgecmis, soylememisti. Peygamber, bunu esine haber verince o, kim haber verdi bunu sana demisti, o da demisti ki: Her seyi bilen haber verdi bana, her seyden haberdar olan

[4] Ikiniz de tovbe ederseniz Allah'a; cunku gercekten de gonulleriniz suca meyletmistir; ve fakat Peygamberin aleyhine, birbirinize arka verirseniz artık o Allah'tır onun yardımcısı ve Cibril'dir ve inananların en temizi ve melekler de bunlardan sonra ona arkadır, yardımcıdır

[5] Umulur ki sizi bosarsa Rabbi ona, sizin yerinize sizden de hayırlı Musluman, inanmıs itaatli, tovbekar, ibadette bulunan, omrunu itaatle geciren dul ve kız esler verir

[6] Ey inananlar, koruyun kendinizi ve ailenizi o atesten ki yakacagı seyler, insanlardır ve kibrit taslarıyla da harareti ve alevi cogalıp durur, kalpleri katı ve kuvvetli melekler de ona memurdur ki Allah ne emrettiyse isyan etmezler ve emredildikleri seyi islerler

[7] Ey kafir olanlar, bugun ozur getirmeyin; ancak ne yaptıysanız onun karsılıgıyla cezalanacaksınız

[8] Ey inananlar, tovbe edin Allah'a halis bir tovbeyle; umulur ki Rabbiniz; kotuluklerinizi orter ve sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar, o gun Allah, Peygamberi ve inananlardan onunla beraber bulunanları horlamaz, nurları, onlerinde ve sag yanlarında kosar, parlar da Rabbimiz derler, nurumuzu tamamla, kuvvetlendir bize ve ort suclarımızı bizim, suphe yok ki senin, her seye gucun yeter

[9] Ey Peygamber, savas kafirlerle ve munafıklarla ve sert davran onlara ve yurtları cehennemdir onların ve orası, donulup gidilecek ne kotu yerdir

[10] Allah, kafir olanlara, Nuh'un karısıyla ve Lut'un karısıyla ornek getirmededir; ikisi de, temiz kullarımızdan ikisinin nikah altındaydı, derken onlara karsı hainlikte bulundular da o iki temiz kul, hicbir suretle onları kurtaramadı Allah'ın cezasından ve onlara girin denildi atese, girenlerle beraber

[11] Ve gene Allah, inananlara, Firavun'un karısını ornek getirmede; hani Rabbim demisti, bana cennette bir ev kur ve beni kurtar Firavun'dan ve yaptıgı seyden ve beni kurtar zalim topluluktan

[12] Ve Imran kızı Meryem'le ornek getirmede ki o, ırzını korumustu, derken biz, ona ruhumuzdan ufurmustuk ve Rabbinin sozlerini ve kitaplarını gerceklestirmisti ve o, itaat edenlerdendi

Mülk

Surah 67

[1] Saltanat, tasarruf ve tedbir, elinde olan mabudun sanı yucedir, munezzehtir ve onun her seye gucu yeter

[2] Oyle bir mabuttur ki yaratmıstır olumu ve dirimi, hanginiz daha guzel iste bulunacak, sınamak icin sizi ve odur ustun olan ve sucları orten

[3] Oylesine ki birbiri ustunde olarak yedi kat gogu yaratmıstır; rahmanın yaratısında hicbir uygunsuzluk, aykırılık goremezsin; artık cevir gozunu de bak, gorebilir misin bir yarık, bir catlak

[4] Gene de gozunu cevir de bir daha, bir daha bak; aradıgını bulamaz da gozun, mahrum bir halde sana doner ve yorgundur o, bitkindir

[5] Ve andolsun ki biz, en yakın olan dunya gogunu ısıklarla bezedik ve onları, Seytanlara atılacak seyler olarak halkettik ve Seytanlara, yakıp kavuran bir azaptır, hazırladık

[6] Ve Rablerine kafir olanlara cehennem azabı var ve cehennem, donulup varılacak ne de kotu yer

[7] Oraya atıldılar mı duyarlar ki cehennem, kesikkesik nefes almada ve cosup kaynıyor o

[8] Neredeyse hısmından patlayıp dagılacak; ona, her boluk atıldıkca muhafız memurları onlara sorarlar: Size bir korkutucu gelmedi mi

[9] Evet derler, andolsun ki geldi bize korkutucu da yalanladık onu ve Allah dedik, hicbir seyi indirmemistir; siz ancak, pek buyuk bir sapıklıga dusmussunuz

[10] Ve eger derler, duysaydık, yahut akıl etseydik yakıp kavuran cehennem ehli olmazdık

[11] Derken suclarını soylerler; artık ırak olsun yakıp kavuran cehennemin ehli

[12] Suphe yok ki gormedikleri halde Rablerinden korkanlaradır yarlıganma ve pek buyuk bir mukafat

[13] Ve sozunuzu gizli tutun, yahut acıga vurun onu, suphe yok ki o, gonullerde olanı bilir

[14] Hic bilmez mi yaratan ve odur kullarına lutfeden ve her seyden haberdar olan

[15] O, oyle bir mabuttur ki yeryuzunu, size karsı asagı gonullu, munkat ve sakin bir halde yaratmıstır, kosesinde, bucagında dolasın artık ve yiyin mabudunuzun rızkından ve donup gideceginiz yer, gene onun tapısıdır

[16] Kudreti ve emri, gokte bulunan, yuce olan mabudun, sizi yerle beraber batırmayacagından emin misiniz? O vakit gorursun ki o sakin yeryuzu, calkanıp durmada, titreyip kıvranmada

[17] Yoksa kudreti ve emri; gokte bulunan, yuce olan mabudun, size taslar yagdıran bir ruzgar yollamayacagından emin misiniz? Derken yakında bilirsiniz nasılmıs benim korkutmam

[18] Ve andolsun ki onlardan oncekiler de yalanlamıslardı, derken nasıl da gelip cattı azabım

[19] Gormezler mi ustlerinde ucan kusları? Kanatlarını acmada ve kapamada onlar, onları gokte, ancak rahman tutmada, suphe yok ki o, her seyi gorur

[20] Yoksa sizi rahmandan kurtaracak ordunuz mu var? Kafirler, ancak bir aldanısa dalmıslar

[21] Yoksa kimdir o ki mabudunuz, rızkınızı kısarsa sizi rızıklandıracak? Hayır, onları, azgınlık icinde, gercekten tamamıyla uzak bir halde inat edip durmadalar

[22] Artık yuzustu surunerek giden mi daha ziyade dogru yolu bulur, yoksa dogru yolda dumduz giden mi

[23] O, oyle bir mabuttur ki sizi meydana getirmistir ve sizin icin kulak ve gozler ve gonuller halketmistir, ne de az sukredersiniz

[24] De ki: O, oylesine bir mabuttur ki sizi yaratmıstır yeryuzunde ve gene de tapısında toplanacaksınız

[25] Ve derler ki: Bu vait, ne vakit yerine gelecek dogru soyluyorsanız

[26] De ki: Bilgi, ancak Allah katındadır ve ben, ancak apacık bir korkutucuyum

[27] Azabın yaklastıgını gorduler mi kafir olanların yuzleri kararır ve iste denir, bu, isteyip durdugunuz sey

[28] De ki: Haber verin bana, Allah beni ve benimle beraber olanları helak etse, yahut da bize acısa bile kim kurtaRabilir kafirleri elemli azaptan

[29] De ki: Odur rahman, ona inandık ve ona dayandık; artık yakında bilirsiniz, kimdir apacık sapıklıkta

[30] De ki: Haber verin bana, suyunuz, tamamıyla batıp cekiliverse artık kimdir size bir akarsu pınarı peydahlayacak

Kalem

Surah 68

[1] Nun, andolsun kaleme ve yazdıklarına

[2] Sen, Rabbinin nimeti sayesinde deli degilsin

[3] Ve sana, tukenmez, minnetsiz bir mukafat var

[4] Ve suphe yok ki sen, pek buyuk bir ahlaka sahipsin elbette

[5] Yakında sen de gorursun ve onlar da gorurler

[6] Delilige ugramıs hanginiz

[7] Suphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanı da daha iyi bilir ve o, dogru yolu bulanları da daha iyi bilir

[8] Artık yalanlayanlara itaat etme

[9] Onlara yumusaklık gostermeni arzularlar, oyle hareket etsen onlar da yumusaklık gosterirler

[10] Ve itaat etme cok yemin edenlerin, reyinde isabet bulunmayanların hicbirine

[11] Ayıp arayan, kovucu ve soz getirip goturucuyle

[12] Hayrı tamamıyla meneden haddini asmıs sucluya

[13] Ayrıca da cirkin ve kotu huylu soysuza

[14] Malmulk ve evlat sahibi bile olsa

[15] Ona ayetlerimizi okuyunca eskilere ait masallar dedi

[16] Buyuyup bir hortuma donen burnuna, yakında bir damga vururuz

[17] Ve biz, onları aclıkla, kıtlıkla sınarız, nitekim o bahce sahiplerini de sınamıstık; hani, sabahleyin erkenden, bahcelerindeki mahsulu kesmeye ant icmislerdi

[18] Ve Tanrı dilerse de dememislerdi

[19] Halbuki bahcenin ustunde, Rabbinden gelen bir felaket dolasmadaydı ki onlar uyuyorlardı

[20] Derken bahce, butun mahsulu kesilip bicilmis, kupkuru corak bir yere, bir cole donmustu

[21] Sabahleyin birbirlerine sesleniyorlardı

[22] Mahsulunuzu kesip devsirecekseniz erkence kosun, gidin

[23] Derken yola dustuler ve birbirlerine de gizlice diyorlardı ki

[24] Bugun hicbir yoksula yol vermeyin, yanınıza gelmesin sakın

[25] Ve kendilerini, yoksulları men etmeye gucleri yeter sanarak erkenden gittiler

[26] Bahceyi gorunce gercekten de dediler, elbette yolumuzu sasırdık

[27] Hayır dediler, biz mahrum olup gitmisiz

[28] Iclerinden en iyileri, ben demedim miydi size dedi, mabudunuzu tenzih etseniz ne olurdu

[29] Dediler ki: Sanı yucedir Rabbimizin, gercekten de zalimlerden olduk biz

[30] Bir birlerine donerek birbirlerini kınamaya basladılar

[31] Yazıklar olsun bize dediler, gercekten de azmısız biz

[32] Umulur ki Rabbimiz, onun yerine bize daha da hayırlısını verir, gercekten de biz, Rabbimizi dilemede, ondan istemedeyiz

[33] Iste bunun gibidir azap ve elbette ahiret azabı, daha da buyuktur bilirseniz

[34] Suphe yok ki cekinenlere, Rableri katında Naim cennetleri var

[35] Artık Muslumanları da suclularla bir mi tutacagız

[36] Ne oldu size ki? Nasıl hukmediyorsunuz

[37] Yoksa size mahsus bir kitap var da oradan mı okuyorsunuz

[38] Orada, neyi begenir, isterseniz sizindir diye mi yazılı

[39] Yoksa hukmu kıyametedek surecek antlar mı ettik size, suphe yok ki ne buyurursanız o olacak sizin icin diye

[40] Onlara sor, bunlara kefil olan kimmis iclerinden

[41] Yoksa ortakları mı var? Dogru soyluyorlarsa gelsinler bakalım ortaklarıyla

[42] O gun, isler guclesir ve secdeye davet edilirler, derken gucleri yetmez

[43] Gozleri yere dikilir, ustlerine asagılık coker ve gercekten de sag esenken de secdeye davet edilmislerdir de secde etmemislerdi

[44] Artık sen, bu sozu yalanlayanı bırak bana, biz onları yavasyavas, hic bilmedikleri yerden cehenneme cekerdururuz

[45] Ve onlara muhlet vermedeyim, fakat suphe yok ki azabım, pek kuvvetlidir

[46] Yoksa onlardan ucret istiyorsun da derken onlar da agır bir borc altında mı kaldılar

[47] Yoksa gizli alem, onların yanında da onu mu yazıyorlar

[48] Artık sabret Rabbinin hukmune ve balıkla arkadas olana benzeme; hani o, dertten bogulmus bir halde Rabbine nida etmisti

[49] Rabbinden bir nimet erismeseydi ona elbette bir yere, fena bir halde bırakılır giderdi

[50] Derken Rabbi, onu secti de temiz kisilerden kıldı

[51] Ve az kalmıstı ki kafirler, Kur'an'ı duydukları zaman seni gozleriyle yiyip helak etsinler ve derlerdi ki: Suphe yok, bu, bir deli elbette

[52] Halbuki o, ancak alemlere bir oguttur

Hâkka

Surah 69

[1] Gercek olan kıyamet

[2] Nedir gercek olan kıyamet

[3] Ve nedir bildiren sana ki nedir gercek kıyamet

[4] Yalanladı Semud ve Ad, insanların basına kopan, akıllarını dagıtan kıyameti

[5] Derken Semud, helak edildi taskınlıgıyla

[6] Ve ama Ad, helak edildi muthis bir ses cıkaran, yıkıp goturen, silip supuren soguk bir kasırgayla

[7] Onu, yedi gece ve sekiz gun, birbiri ardınca musallat etti onlara, o topluluga baksaydın gorurdun ki bu kadar zaman icinde yıkılıvermisler yerlere, sanki icleri kof hurma kutukleriymis onlar

[8] Artık gorebilir misin, var mı onlardan kalanlar

[9] Ve Firavun ve ondan once sehirleri altust olanlar da suclar islemislerdi

[10] Derken Rablerinin peygamberine isyan etmislerdi de onları gittikce artan bir azapla helak etmisti

[11] Suphe yok ki akıp giden gemide tasıdık sizi sular kopurup cosunca

[12] Bu, size bir ogut ve ibret olsun ve belleyip unutmayan kulaklarda kalsın diye

[13] Sura bir kerecik ufurulunce

[14] Ve yeryuzu ve daglar, bir kerecik birbirlerine carpıp dagılınca

[15] Iste o gun ansızın kopacak kıyamet kopar

[16] Ve gok yarılır, o gun bitkin bir hale gelir

[17] Melekler, etrafında toplanırlar ve Rabbinin arsını o gun, onların ustunde, sekiz melek tasır

[18] O gun ahvaliniz oylesine meydana cıkarılır ki hicbir seyiniz gizli kalmaz

[19] Derken kimin kitabı, sag yanından verilirse artık der ki: Gelin, iste okuyun kitabımı

[20] Zaten ben biliyordum ki kıyamet gunu kavusacagım hesabıma

[21] Artık o, razı oldugu bir yasayıs, bir zevk icindedir

[22] Yuce cennettedir

[23] Meyveleri pek yakındır

[24] Yiyin icin, afiyetler olsun, gecmis gunlerdeki yaptıklarınızın karsılıgı olarak

[25] Ve ama kimin kitabı, sol yanından verilirse artık der ki: Keske verilmeseydi kitabım

[26] Ve keske bilmeseydim, nedir hesabım

[27] Keske olumle olup bitseydi her isim

[28] Bir fayda vermedi bana mallarım

[29] Helak olup gitti gucumkuvvetim

[30] Tutun onu da zincirle baglayın

[31] Sonra koca cehenneme atın

[32] Sonra da onu, boyu yetmis zira, bir zincire vurun

[33] Suphe yok ki o, pek ulu Allah'a inanmazdı

[34] Ve yoksulun yiyecegine bakmazdı

[35] Artık bugun, ona, burada bir dost yok

[36] Ve irinden baska bir yemek de yok

[37] Onu da ancak suclular yer

[38] Artık is, sizin sandıgınız gibi degil, andolsun gordugunuze

[39] Ve gormediginize

[40] Suphe yok ki bu, kerem sahibi bir elcinin sozu elbet

[41] Ve bu, sair sozu degil, ne de az inanırsınız

[42] Ve kahin sozu de degil, ne de az dusunursunuz

[43] Alemlerin Rabbinden indirilmistir

[44] Ve eger bize isnad ederek bazı laflar etseydi

[45] Elbette onu kudretimizle alırdık

[46] Sonra da elbette sah damarını ceker koparırdık

[47] Artık buna mani olamazdı sizden hicbir kimsecik

[48] Ve suphe yok ki Kur'an, cekinenlere oguttur

[49] Ve suphe yok ki biz, elbette biliriz, sizden, yalanlayanlar vardır

[50] Ve suphe yok ki Kur'an, kafirlere adeta bir hasrettir

[51] Ve suphe yok ki o, elbette gercegin ta kendisidir

[52] Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu

Me'âric

Surah 70

[1] Isteyen biri, istedi gelip catacak azabı

[2] O azabı ki kafirlerin basından defedecek yok

[3] Yuksek dereceler sahibi Allah'tandır

[4] Melekler ve Ruh, kendilerine emredilen yere cıkarlar bir gunde ki miktarı elli bin yıldır

[5] Artık sabret guzel bir sabırla

[6] Suphe yok ki onlar uzak gorurler onu

[7] Ve bizse pek yakın goruruz onu

[8] O gun gok, yag tortusuna doner

[9] Ve daglar, atılmıs renkrenk pamuga benzer

[10] Ve hicbir dost, dostunu sormaz

[11] Birbirlerini gorup tanırlar da ve suclu, o gunun azabına karsılık oglunu da vermek ister

[12] Esini de, kardesini de

[13] Kendisini barındıran kabile halkını da

[14] Ve kim varsa yeryuzunde hepsini de feda etmek ve sonra da kendini kurtarmak ister

[15] Fakat imkanı yok; suphe yok ki cehennem alevalev yanmadadır

[16] Ne el bırakmadadır, ne ayak, ne et bırakmadadır, ne deri

[17] Cagırır donup gideni

[18] Ve toplayıp biriktireni

[19] Suphe yok ki insan haris yaratılmıstır

[20] Bir serre ugrarsa bagırır, sızlanır

[21] Ve bir hayır elde ederse vermez, kıskanır

[22] Ancak mustesnadır namaz kılanlar

[23] Oylesine kılanlar ki namazlarını daima kılarlar

[24] Ve oyle kisilerdir onlar ki mallarında malum bir hak var

[25] Isteyene ve mahrum olana

[26] Ve oyle kisilerdir onlar ki ceza gununu gercek bilirler

[27] Ve oyle kisilerdir onlar ki Rablerinin azabından korkarlar

[28] suphe yok ki Rablerinin azabından da kimse emin olamaz

[29] Ve oyle kisilerdir onlar ki ırzlarını korurlar

[30] Ancak esleri ve temelluk ettikleri mustesna ve artık bu hususta da kınanmazlar onlar

[31] Bunlarda baskasını isteyenlere gelince, onlardır haddi asanların ta kendileri

[32] Ve oyle kisilerdir onlar ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler

[33] Ve oyle kisilerdir onlar ki tanıklıklarında dogrudurlar

[34] Ve oyle kisilerdir onlar ki namazlarını korurlar

[35] Iste onlardır cennetlerde agırlananlar

[36] Ne oluyor kafirlere ki sana dogru kosmadalar

[37] Sagdan ve soldan parcaparca ve bolukboluk

[38] Onların her biri, Naim cennetine sokulacaklarını mı umuyorlar

[39] Fakat imkanı yok; suphe yok ki biz, onları, onların da bildikleri seyden yarattık

[40] Andolsun doguların Rabbine ve batıların Rabbine, gercekten de bizim gucumuz yeter

[41] Onlardan daha hayırlısını, yerlerine gecirmeye ve kimse onumuze gecemez

[42] Bırak artık onları dalsınlar daldıklarına ve oynasınlar oynadıklarıyla, kendilerine vaadedilen gune kavusuncaya dek

[43] O gun, kabirlerinden cıkarlar da kosmaya baslarlar, sanki dikilmis hedeflere yelmedeler

[44] Gozleri yerde, ustlerine asagılık cokmus; iste onlara vaadedilen gun, bugundur

Nûh

Surah 71

[1] Suphe yok ki biz, onlara elemli bir azap gelmeden korkut kavmini diye gondermistik Nuh'u, kavmine

[2] Demisti ki: Ey kavmin, ben, sizi apacık bir korkutucuyum

[3] Gayrı kulluk edin Allah'a ve cekinin ondan ve itaat edin bana da

[4] Suclarınızı yarlıgasın ve sizi, muayyen bir vaktedek geciktirsin. Suphe yok ki Allah'ın takdir ettigi vakit geldi mi gecikmesine imkan yoktur eger biliyorsanız

[5] Rabbim demisti, ben kavmimi gece ve gunduz cagırdım

[6] Benim cagırmam, ancak onların kacmasını arttırdı

[7] Ve gercekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suclarını ortesin diye ne vakit cagırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine burunduler ve ısrar ettiler ve ululandıkca ululanmaya kalkıstılar

[8] Sonra onları, gercekten de yuksek sesle cagırdım

[9] Sonra acıga vurup yaydım onlara ve gizlice konustum, davet ettim onları da

[10] Dedim ki: Rabbinizden yarlıganma dileyin, suphe yok ki o, butun sucları, tamamıyla orter

[11] Size gokten faydalı ve bol yagmurlar yollar

[12] Ve size, mallar, ogullar vererek yardım eder ve size baglar, bahceler halk eder ve ırmaklar yaratır

[13] Ne oldu size ki Allah'ın, buyuk, ulu ve serefli bir mabud oldugunu ummuyorsunuz

[14] Ve halbuki o, sizi haldenhale koyarak halk etmistir

[15] Gormez misiniz Allah, nasıl da gokleri yedi kat yaratmıstır

[16] Ve o goklerde, aya bir ısık vermis ve gunesi de, her yanı aydınlatan bir cırag olarak halk etmistir

[17] Ve Allah, yeryuzunden size nebatlar bitirmistir

[18] Sonra da sizi gene oraya yollar ve oradan cıkarır

[19] Ve Allah, yer yuzunu size bir doseme, bir yaygı olarak yaratmıstır

[20] Oradaki genisgenis yollara dalıp gidin diye

[21] Nuh demisti ki: Rabbim, suphe yok ki onlar, bana isyan ettiler ve malı ve evladı, ancak ziyanını arttırıp duran kisiye uydular

[22] Ve pek buyuk duzenler kurmaya giristiler

[23] Ve sakın dediler, mabutlarınızı bırakmayın, hele ne Vedd'i bırakın, ne Suva'ı, ne de Yaguus'u ve Yauk'u ve Nesr'i

[24] Ve andolsun ki bunlar, bircok kisileri dogru yoldan cıkardılar ve zalimlerin, ancak sapıklıgını arttır

[25] Sucları yuzunden de bunlar, sulara boguldular da atese atıldılar, derken Allah'tan baska bir yardımcı da bulamadılar

[26] Ve Nuh, demisti ki: Rabbim, yeryuzunde kafirlerden bir tek kisi bile bırakma

[27] Suphe yok ki onları bırakacak olursan kullarını yoldan cıkarırlar ve ancak gercekten sapan ve iyiden iyiye kafir olan evlatlar yetistirirler

[28] Rabbim, benim suclarımı ort ve anamınbabamın ve inanarak evime kimler girdiyse onların ve erkek, kadın butun inananların suclarını ve zalimleri de ancak mahvet, helak vesilelerini arttır onların

Cinn

Surah 72

[1] De ki: Bana vahyedildi bu gercekten de; cinlerin bir toplulugu, beni dinlediler de suphe yok ki dediler, biz, sasılacak bir Kur'an duyduk

[2] Dogru yolu gostermede, derken inandık ona ve kesin olarak hicbir kimseyi, Rabbimize ortak saymayacagız

[3] Ve suphe yok ki Rabbimizin sanı, yucelerden de yuce, ne bir arkadas edinmistir ve ne bir ogul

[4] Ve suphe yok ki aklı olmayanımız, Allah hakkında sacma ve bos laflar ediyormus

[5] Ve bizse suphe yok ki ne insanlar, ne de cinler, Allah hakkında yalan seyler soylemez sanıyorduk

[6] Ve gene suphe yok ki insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sıgınıyorlar da onların taskınlıgını, zulumlerini arttırıyorlar

[7] Ve suphe yok ki onlar da sizin sandıgınız gibi Allah'ın, kesin olarak hicbir kimseyi tekrar diriltmiyecegini sanıyorlar

[8] Ve gercekten de biz, gogu yokladık da orasını, kuvvetli bekcilerle ve sihaplarla dolu bulduk

[9] Ve gercekten de biz, orada, bir soz duymak icin bazı yerlere otururduk, fakat simdi kim, dinlemeye kalkıssa kendisini gozetliyen bir sihap buluyor

[10] Ve gercekten de bilmiyoruz, yeryuzundekilere bir kotuluk gelmesi mi isteniyor, yoksa Rabbleri, onlara dogru yolu buldurmayı mı diledi

[11] Ve gercekten bizden temiz kisiler de vardı, icimizde, boyle olmayanlar da vardı; ayrıayrı yollar tutmustuk

[12] Ve gercekten de iyice anladık ki yeryuzunde Allah'ı aciz bırakmamıza imkan yok ve kacmakla da asla onu acze dusuremeyiz

[13] Ve gercekten de dogru yolu gosteren Kur'an'ı duyunca inandık ona; kim Rabbine inanırsa artık ne mukafatın azalmasından korkar, ne de zulumden ve kotulukten

[14] Ve gercekten de bizden, Musluman olanlar da var, gercekten sapıp zulmedenler de; artık kimler Musluman olursa onlardır dogruluk yolunu arayıp bulanlar

[15] Fakat gercekten sapıp zulmedenlere gelince, onlar da cehenneme odun olurlar

[16] Ve eger yolda dosdogru yuruselerdi onları bolbol suvarırdık elbette

[17] Sınamak icin onları boylece ve kim, Rabbini anmaktan yuz cevirirse onu, gittikce artıp duran bir azaba sokar

[18] Ve suphe yok ki secde edilen yerler, Allah'a aittir, artık orada Allah'la beraber hicbir kimseyi cagırmayın

[19] Ve suphe yok ki Allah'ın kulu, ona cagırmaya kalktı mı cinler, oylesine toplanıyorlardı etrafına ki neredeyse birbirlerini ezeceklerdi

[20] De ki: Ben, ancak Rabbime cagırmadayım ve ona, hicbir kimseyi ortak olarak kabul etmemedeyim

[21] De ki: Benim, size bir zarar vermeye de gucum yetmez, sizi dogru yola goturmeye de

[22] De ki: Beni, hicbir kimse, Allah'ın azabından kurtaramaz ve ben ondan baska sıgınacak birisini de bulamam

[23] Bana dusen, ancak Allah'tan tebligdir ve onun hukumlerini size bildirmektir; ve kim, Allah'a ve Peygamberine karsı gelirse artık onun hakkıdır cehennem atesi, ebedi olarak da kalır orada

[24] Sonunda, vaadedilen seyi gorduler mi artık bilirler kimmis yardımcısı daha zayıf ve sayı bakımından taraftarı daha az

[25] De ki: Ben bilmem, size vaadedilen pek mi yakın, yoksa Rabbim, onu bir muddet uzattı mı

[26] Gizliyi bilen odur, gizledigi sey de hicbir kimseye acılmaz

[27] Ancak peygamberlerden sectigi mustesna; onların da onlerinde, artlarında gozetleyiciler yollar

[28] Gercekten de Rablerinin elciliklerini hakkıyla yaptıklarını, hukumlerini teblig ettiklerini bilsin diye ve onların her halini de bilgisiyle kavramıs, kusatmıstır ve her seyi, birbir sayıp tespit etmistir

Müzzemmil

Surah 73

[1] Ey elbisesine burunen

[2] Geceleyin kalk namaza ama gecenin az bir kısmında

[3] Gece yarısında, yahut ondan biraz da sonra

[4] Yahut biraz once ve oku Kur'an'ı, harfleri sayılırcasına, tanetane ve yavasyavas

[5] Gercekten de sana agır bir sey vahyedecegiz

[6] Suphe yok ki geceleyin kalkmak, pek mesakkatlidir, fakat ibadet icin de gece, pek uygun

[7] Suphe yok ki gunduzun, isingucun vardır

[8] Ve an Rabbinin adını ve gonlunu ona tam bagla

[9] Rabbidir dogunun ve batının, yoktur ondan baska tapacak, artık ona dayan, onu koruyucu say

[10] Ve sabret dediklerine ve gonlunden onlara aykırı olmakla beraber kotuluklerine karsı vermeyerek bırak onları

[11] Ve bana bırak nimet sahibi olan yalanlayanları ve az bir zaman muhlet ver onlara

[12] Suphe yok ki katımızda baglar var ve koca cehennem var

[13] Ve bogazdan gecmez dikenli yemek var ve elemli bir azap var

[14] O gun, siddetli bir sarsıntıyla yeryuzu ve daglar sarsılır ve hepsi de esintiyle tozan kum yıgınlarına doner

[15] Suphe yok ki biz, size tanık olmak uzere bir Peygamber gonderdik, nitekim Firavun'a da peygamber gondermistik

[16] Derken Firavun, peygambere isyan etmisti de onu, pek siddetli bir surette helak etmistik

[17] Nasıl korursunuz kendinizi, kafir olursanız, o gunun serrinden ki cocukları bile ihtiyarlatır da saclarını agartır

[18] Gok, o gun yarılır, vaadi, yerine gelir

[19] Suphe yok ki bu, bir oguttur; artık dileyen, Rabbine yol bulur

[20] Suphe yok ki Rabbin daha iyi bilir, gercekten de senin, gecenin ucte ikisinden ve yarısından daha az ve bazı vakitlerde de ucte biri kadar bir zamanında kalktıgını ve seninle beraber bulunanların bir bolugunun de kalktıklarını ve Allah, gecenin ve gunduzun vakitlerini olcer; bilmistir ki siz, onu layıkıyla hesaplayamazsınız, bu yuzden de tovbenizi kabul etmistir, artık, Kur'an'dan, kolay geleni okuyun; bilmistir ki sizden hastalar bulunabilir ve bir baska kısmınız da Allah'ın lutfunu, ihsanını elde etmek icin yeryuzunde yolculuk eder ve baska bir boluk de Allah yolunda savasır, artık, ondan, kolay geleni okuyun ve kılın namazı ve verin zekatı ve Allah'a, guzel bir borc verin ve kendiniz icin, onceden ne hayır yaparsanız ondan daha hayırlısıyla ve mukafat bakımından daha buyuguyle bulursunuz onu Allah katında ve yarlıganma dileyin Allah'tan ve suphe yok ki Allah, sucları orter, rahimdir

Müddessir

Surah 74

[1] Ey elbisesiyle basını orten

[2] Kalk da korkut

[3] Ve Rabbini buyuk bil

[4] Ve elbiseni temizle

[5] Ve putlardan cekin

[6] Ve birseyi, daha fazlasını elde etmek icin ve basa kakarak verme

[7] Ve Rabbine dayan, sabret

[8] O boru, calınınca

[9] Artık o gundur pek guc bir gun

[10] Kafirlere kolay degildir

[11] Bırak beni ve yarattıgımı yapayalnız

[12] O yarattıgımı ki yarattım ve ona hayliden hayli mal verdim

[13] Gozlerinin onunde duran ogullar verdim

[14] Ve onun gecimini yaydım da yaydım

[15] Sonra da daha fazlalastırmamı umar

[16] Hayır, mumkun degil; suphe yok o, delillerimize karsı adamakıllı inada giristi

[17] Ben de onu, rahat ve huzur yuzu gormeyecegi bir azaba ugratacagım

[18] Suphe yok ki o, iyice bir dusundu de kendince olctubicti

[19] Geberesice nasıl da olctubicti

[20] Sonra gene de geberesice, nasıl da olcutubicti

[21] Sonra baktı

[22] Sonra kasını cattı, suratını astı

[23] sonra ardını dondu ve ululanmaya kalkıstı

[24] Derken bu, ancak dedi, eskiden beri soylenegelen bir buyu

[25] Bu ancak insan sozu

[26] Onu yakıcı cehenneme atarım

[27] Ve bilir misin, nedir yakıcı cehennem

[28] Yakar bitirir de gene bırakmaz

[29] Derileri tamamıyla yakar kavurur

[30] On dokuz memuru vardır

[31] Ve biz, cehennem memurlarını, meleklerden tayin ettik ve kendilerine kitap verilenlerin iyideniyiye anlayıp inanmaları icin ve inananların inancını arttırsın ve kendilerine kitap verilenlerle inananlar, supheye dusmesinler ve gonullerinde hastalık olanlar ve kafirlerse, Allah bununla, bu ornekle neyi kastediyor ki desinler diye sayılarını on dokuz olarak taktir ettik. Iste boylece Allah, bildigini saptırır ve diledigini dogru yola sokar ve Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak Allah bilir ve bu, insanlara bir oguttur ancak

[32] Hayır, gercekten de andolsun aya

[33] Ve andolsun cekilip giderken geceye

[34] Ve ısıklanıp dogarken gune

[35] Cehennem, suphe yok ki pek buyuk mahluklardan biridir

[36] Korkutucudur insanları

[37] Sizden, ileri gecip itaat edenleri ve geri kalıp isyana dalanları

[38] Herkes, kazancına baglıdır

[39] Ancak sag taraf ehli baska

[40] Cennetlerdedir onlar, soralar, konusurlar

[41] Mucrimlerin halinden

[42] Nedir derler cehenneme sokan sizi

[43] Derler ki: Namaz kılmazdık

[44] Ve yoksulu doyurmazdık

[45] Ve bos laflarla azgınlıga dalanlarla biz de dalardık

[46] Ve ceza gununu yalanlardık

[47] Bize olum gelip catıncaya dek

[48] Derken sefaatcilerin sefaati fayda vermez onlara

[49] Derken ne oluyor onlara ki ogutten, Kur'an'dan yuz cevirmedeler, kacmadalar

[50] Sanki yabani eseklerdir onlar da

[51] Arslandan kacıyorlar

[52] Hayır, onların herbiri, ister ki apacık sahifeler verilsin onlara

[53] Hayır, oyle degil, onlar, ahiretten korkmazlar

[54] Gercekten de Kur'an, bir oguttur

[55] Artık dileyen, ogut alır onunla

[56] Ve Allah'ın dilediginden baskası ogut alamaz; odur cekinilmeye deger ve yarlıgayıp sucları orter

Kıyâme

Surah 75

[1] Andolsun kıyamet gunune

[2] Ve andolsun kendini kınayıp duran nefse

[3] Sanıyor mu insan, kemiklerini hic mi toplayamayız

[4] Evet, degil kemiklerini, parmak uclarını bile duzup kosmaya gucumuz yeter

[5] Hayır, insan, ilerde olanı yalanlamak ister

[6] Ve kıyamet gunu ne vakit diye sorar

[7] Ve sasırıp gozler dikilince

[8] Ve ay tutulunca

[9] Ve gunesle ay birlestirilince

[10] Insan der ki o gun, nerede kacacak yer

[11] Hayır, yok kacacak, sıgınacak yer

[12] O gun Rabbinin katındadır karar edilecek yer

[13] O gun once yaptıgı da haber verilir insana, sonra yaptıgı da

[14] Hayır, insanın azası, aleyhine tanıklık eder

[15] Ozurlerini ortaya dokse de

[16] Vahyi, acele edip okumak icin dilini oynatıp durma

[17] Suphe yok ki onu toplayıp unutturmamak da bize duser, okumak ve tertib etmek de

[18] Onu okuduk mu, uy okuyusuna

[19] Onu anlatıp bildirmek de suphesiz, bize duser

[20] Hayır, siz gecip gideni seversiniz

[21] Ve ahireti bırakırsınız

[22] O gun yuzler parlar, guzellesir

[23] Ve Rablerine bakar

[24] Ve yuzler, asılır, kararır

[25] Bellerini kıracak bir felaketi bekler

[26] Hayır; can, koprucuk kemiklerine gelince

[27] Ve bir okuyup ufleyen yok mu denince

[28] Ve suphe yok ki bu cagın, bir ayrılık cagı oldugunu anlayınca

[29] Ve baldır, baldıra dolasınca

[30] O gun, Rabbinin tapısına goturulur

[31] O, ne birseyi vermistir sadaka olarak, ne namaz kılmıstır

[32] Ve fakat yalanlamıstır, yuz cevirmistir

[33] Sonra da salınasalına yakınlarının yanına gitmistir

[34] Kotuluk sana gerek, gene de kotuluk sana

[35] Sonra da kotuluk sana gerek de gene kotuluk sana

[36] Yoksa insan, sanır mı ki kendi keyfine bırakılır

[37] Erlik suyundan dokulen bir katre degil miydi

[38] Sonra bir kan pıhtısı oldu da onu yarattı, azasını duzup kostu

[39] Derken ondan da erkek, disi, ciftler yarattı

[40] Bunları yapanın, oluyu diriltmeye gucu mu yetmez

İnsan

Surah 76

[1] Gercekten de insana, zamanın bir cagı gelmisti ki anılır bir sey bile degildi insan

[2] Suphe yok ki biz insanı, bir katre sudan, erkeklik suyuyla kadınlık suyunun rahimde birlesmesinden yarattık sınamak icin, derken onu, duyar, gorur bir hale getirdik

[3] Ister sukretsin, ister nankor olsun, gercekten de biz ona dogru yolu gosterdik

[4] Suphe yok ki kafirlere zincirleri, boyundurukları ve yakıp kavuran cehennemi hazırladık

[5] Itaat eden ve iyilikte bulunanlar, suphe yok ki kaselerle saraplar icerler ki kafur ırmagının suyu da karıstırılmıstır bu saraba

[6] Allah'ın has kullarının ictigi bu sarap, bir kaynaktan cıkar ki onlar, diledikleri gibi, diledikleri yerlerde, onu akıtıp fıskırtırlar

[7] Adaklarını yerine getirir onlar ve serri, her yanı saran, kaplayan gunden korkarlar

[8] Ve ona ihtiyacları oldugu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsaga verirler, onları doyururlar

[9] Sizi, ancak Allah rızası icin doyurmadayız ve sizden istemeyiz ne bir karsılık, ne bir sukur

[10] Suphe yok ki biz, suratları astıran, azabı pek siddetli olan gun, Rabbimizden korkarız

[11] Derken Allah da korumustur onları, bugunun serrinden ve yuzlerine bir parlaklık, gonullerine bir sevinctir, vermistir

[12] Ve sabretmelerine karsılık da mukafatları, cennettir ve ipeklilerdir

[13] Yaslanırlar orada tahtlara, orada ne gunes gorurler, ne zemheri

[14] Agacların golgeleri, yakındır onlara ve meyveleri, adamakıllı ram olmustur onlara

[15] Ve sunulur onlara gumus kadehler ve sırca sagraklar

[16] Oylesine sırca ki incecik gumusten ve hepsini de icecekleri miktara, susuzluklarına gore olcmuslerdir adeta

[17] Ve bir kadehle susuzlukları giderilir ki icindeki saraba zencefil karıstırılmıstır

[18] Orada bulunan ve sarılsarıl akan, her yana giden, bogazdan kayan selsebil kaynagından

[19] Etraflarında, olumsuz delikanlılar dolasır, onları gorunce sanırsın ki sacılmıs incilerdir

[20] Ne yana baksan nimetler gorursun, ne yana baksan, pek buyuk ve zevalsiz bir saltanat ve devletler

[21] Ustlerinde, ipincecik yesil ve ipek elbiseler, kalın ipekten dokunmus libaslar vardır ve gumus bilezikler takınırlar ve Rableri, onları tertemiz bir sarapla suvarır

[22] Suphe yok ki bu, size bir mukafattır ve calısmanız, makbuldur

[23] Suphe yok ki biz indirdik Kur'an'ı sana ayetayet ve zamanzaman

[24] Artık sabret Rabbinin hukmune ve uyma, onlardan suclu, yahut nankor olana

[25] Ve an Rabbinin adını sabah ve aksam

[26] Ve geceleyin de secde et artık ona ve tenzih et uzun gecelerde onu

[27] Suphe yok ki bunlar cabucak gelipgeceni severler de o agır gunu artlarına atar, bırakırgiderler

[28] Biz yarattık onları ve kuvvetlendirdik yaratılıslarını ve dilersek onları degistiririz de yerlerine, onlara benzer baskalarını getiririz

[29] Suphe yok ki bu, bir oguttur, artık kim dilerse Rabbine dogru, bir yol tutar

[30] Ve Allah dilemedikce onlar, dileyemezler; suphe yok ki Allah, her seyi bilir, hukum ve hikmet sahibidir

[31] Diledigini rahmetine alır; ve zalimlere gelince: Elemli bir azap hazırlamıstır onlara

Mürselât

Surah 77

[1] Andolsun, ardı ardınca, iyilikle gonderilenlere

[2] Siddetle esip yelenlere

[3] Bulutları yayıp surenlere

[4] Gercekle aslı olmayanı ayırt edenlere

[5] Ogutleri telkin edenlere

[6] Ozurle sucu yok etmek hususunda olsun, yahut korkutma hususuna ait bulunsun

[7] Suphe yok ki size vaat edilen, mutlaka olacak

[8] Yıldızların ısıkları sonunce

[9] Ve gok yarılınca

[10] Ve daglar, yerlerinden kopup dumduz olunca

[11] Ve peygamberler toplanınca

[12] Hangi gun icin geciktirildi bunlar

[13] Ayırma gunu icin

[14] Ve nedir, bilir misin ayırma gunu

[15] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[16] Once gelenleri helak etmedik mi

[17] Sonra da son gelenleri tutar, katarız onlara

[18] Boyle yaparız gunahkarlara

[19] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[20] Sizi, bayagı ve azıcık bir sudan yaratmadık mı

[21] Derken onu, karar edilecek kuvvetli bir yerde tutmadık mı

[22] Bilinen bir muddete dek

[23] Derken taktir ettik yaratılısını, ne guzel de takdir ederiz biz

[24] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[25] Yeryuzunu, bir toplantı yeri olarak halk etmedik mi

[26] Dirilere ve olulere

[27] Ve orada, sabit ve metin daglar yarattık ve sizi, tatlı suyla suvardık

[28] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[29] Haydi yuruyun yalanladıgınıza dogru

[30] Yuruyun uc kola ayrılmıs golgeye dogru

[31] Ne golgelendirir sizi o, ne alevden korur

[32] O, kosk gibi kıvılcımlar fırlatır

[33] Sanki o kıvılcımlar, birer sarı erkek devedir

[34] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[35] Bu, bir gundur ki soz soyleyemezler

[36] Onlara izin de verilmez, ozur getiremezler

[37] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[38] Budur ayırma gunu, sizi de toplarız, oncekileri de

[39] Artık bir duzeniniz varsa duzup kosun

[40] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[41] Suphe yok ki cekinenler, golgeliklerdedir ve pınar baslarında

[42] arzuladıkları meyveleri bulurlar

[43] Yiyin ve icin, afiyetler olsun yaptıklarınıza karsılık

[44] Suphe yok ki boyle mukafatlandırırız iyilik edenleri

[45] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[46] Yiyin ve gecinin az bir muddet, suphe yok ki suclularsınız siz

[47] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[48] Ruku edin denince onlara, ruku etmezler

[49] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[50] Bundan sonra artık hangi soze inanırlar ki

Nebe'

Surah 78

[1] Neyi birbirlerine sorup dururlar

[2] Pek ulu haberi

[3] Oylesine haber ki onlar, bu hususta aykırılıga dusmuslerdir

[4] Hayır, bilirler yakında

[5] Gene de hayır, bilirler yakında

[6] Yeryuzunu, hazır bir yaygı olarak yaymadık mı

[7] Ve dagları, civiler gibi caktık

[8] Ve sizi, ciftcift yarattık

[9] Ve uykunuzu, vakitli bir istirahat zamanı kıldık

[10] Ve geceyi, her seyi orten bir ortu yaptık

[11] Ve gunduzu de gecim zamanı

[12] Ve ustunuzde, yedi saglam yapı kurduk

[13] Ve yalımyalım yanan bir kandil yarattık

[14] Ve sıkılan bulutlardan sarılsarıl sular akıttık

[15] Akıttık da o sayede tohumları, otları

[16] Ve birbirine sarmasdolas bahceleri, bagları meydana getirdik

[17] Suphe yok ki ayırma gununun vakti de tayin edilmistir

[18] O gun Sur ufurulur de gelirsiniz bolukboluk

[19] Ve gok acılmıs, kapılar haline gelmistir

[20] ve daglar yurutulmus, seraba donmustur

[21] Suphe yok ki cehennem pusudadır

[22] Azanlara donup varılacak son yerdir

[23] Yıllar boyunca kalırlar orada

[24] Ne bir serinlik tadarlar, ne icilecek bir sey

[25] Ancak bir kaynar su, ancak bir kan ve irin

[26] Bir cezadır ki tam uygun

[27] Suphe yok ki onlar, hicbir soru ummazlardı

[28] Ve delillerimizi boyuna yalanlarlardı

[29] Ve biz her seyi birbir sayıp yazdık

[30] Artık tadın, ancak azabınızı arttırırız sizin

[31] Suphe yok ki cekinenlere bir kurtulus, bir kutluluk ve murada eris yeri var

[32] Bahceler, uzumler

[33] Ve memeleri yeni sertlesmis yasıt kızlar

[34] Ve dopdolu kadeh

[35] Ne bos bir soz duyarlar orada, ne birbirlerini yalanlama

[36] Rabbinden, fazlasıyle bir lutuf ve ihsan

[37] Goklerin ve yeryuzunun ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir rahman, onun hitabına nail olmazlar

[38] O gun, Ruh ve melekler, saf saf dururlar; konusamazlar, ancak rahmanın izin verdigi konusur ve gercek soyler

[39] Bugun, gercektir, artık dileyen, donup Rabbinin tapısına varmaya bir vesile edinir

[40] Suphe yok ki biz sizi, yakın bir azapla korkutmadayız; o gun kisi, elleriyle hazırladıgına bakar ve kafir de ne olurdu der, keske toprak olaydım

Nâziât

Surah 79

[1] Andolsun siddetle cekip alanlara

[2] Ve neseli neseli yuruyenlere

[3] Ve yuze yuze gidenlere

[4] Ve herkesi gecenlere

[5] Ve isi tedbirle yapanlara

[6] O gun, bir sarsıntıdır, sarsar

[7] Ardından bir sarsıntı daha gelir catar

[8] Yurekler, belinleyip korkar

[9] Gozleri yere dikilir

[10] Onlar derler ki: Cukura atıldıktan sonra mı dirilecegiz de cıkacagız

[11] Ufalanmıs bir kemik yıgını haline geldikten sonra mı olacak bu is

[12] Oyleyse derler, bu, pek ziyanlı bir donus

[13] Halbuki o, bir tek haykırıs

[14] Derken onlar dumduz bir yerde toplanırlar

[15] Gelmedi mi Musa'ya ait soz sana

[16] Hani Rabbi, kutlu Tuva vadisinde nida etmisti ona

[17] Git Firavun'a, suphe yok ki o, azdı

[18] De ki: Ister misin temizlenmeyi

[19] Ve sana Rabbinin yolunu gostereyim de korkasın, saygı duyasın

[20] Derken ona en buyuk delili gostermisti

[21] Oysa yalanlamıstı, karsı gelmisti

[22] Sonra da geri donmustu de kosup gitmisti

[23] Derken halkı toplamıstı da bagırmıstı

[24] Ben, sizin en yuce Rabbinizim demisti

[25] Derken Allah onu, dunyada da, ahirette de azaplandırarak helak etmisti

[26] Suphe yok ki bunda bir ibret var korkanlara

[27] Sizi yaratmak mı daha guc sizce, yoksa gogu yaratmak mı? Onu kurdu

[28] Tavanını yucelti, duzup kostu

[29] Ve gecesini kararttı, kusluk cagını meydana cıkarttı

[30] Ve yeryuzunu de bundan sonra yaydı, dosedi

[31] Oradan suyunu, otlagını cıkarıp meydana getirdi

[32] Ve daglarını oturttu

[33] Sizin ve hayvanlarınızın faydası icin

[34] Derken o pek buyuk felaket gelip catınca

[35] Insan, o gun anlar, hatırlar neye calıstıgını

[36] Ve cehennem, belirtilir gorene

[37] Artık kim azmıssa

[38] Dunya yasayısını ustun tutmussa

[39] Artık cehennemdir onun yeriyurdu

[40] Ve ama kim, Rabbinin duragından korkup da nefsi, dileginden cekmisse

[41] Suphe yok ki cennettir onun yeriyurdu

[42] Senden sorarlar kıyameti, ne vakit kopacak

[43] Sen, onu ne bilirsin ki ne anlatacaksın

[44] Onun sonu, Rabbine aittir, o bilir

[45] Sen ancak, korkanı korkutansın

[46] Onu gordukleri gun, bir aksamcık yasamısa donerler, yahut da gunun kusluk cagı

Abese

Surah 80

[1] Yuzunu eksitti ve dondurdu

[2] Yanına kor geldi diye

[3] Belki o, arınacaktır, ne bilirsin

[4] Yahut da ogut alacaktır da ondan faydalanacaktır

[5] Fakat ihtiyacı olmayana gelince

[6] Artık sen onun ustune dustukce dusuyorsun

[7] O arınmazsa sana ne

[8] Ve fakat sana kosup gelen

[9] Ve korkan kisi

[10] Sen ondan gaflet ediyor, ona aldırıs bile etmiyorsun

[11] Oyle degil, suphe yok ki Kur'an, ancak bir oguttur

[12] Dileyen dinler, ogut alır

[13] Buyuk, serefli sayfalardadır

[14] Yuceltilmistir, arıtılmıstır

[15] Yazıcıların ellerinde

[16] Buyuklerdir, hayırlı ve itaatlilerdir

[17] Geberesice insan, ne de kafirdir

[18] Onu, neden yaratmıstır

[19] Bir katre sudan; yaratmıstır onu da halden hale dondurmustur

[20] Sonra ona yolu kolaylatmıstır da dunyaya getirmistir

[21] Sonra oldurmustur onu da kabre sokmustur

[22] Sonra da dilerse diriltir onu

[23] Gercekten de insan, onun emrini tam yerine getirmedi gitti

[24] Artık insan, yedigine de bir baksın

[25] Suphe yok ki biz, bir yagmurdur, yagdırdık

[26] Sonra yeryuzunu bir iyice yardık

[27] Derken orada tohumlar bitirdik

[28] Ve uzum ve yoncalar

[29] Ve zeytin ve hurma

[30] Ve cesitli buyuk agacları bulunan bahceler

[31] Ve meyveler ve otlaklar

[32] Sizin ve hayvanlarınızın faydası icin

[33] Derken adeta kulakları sagır eden o bagırıs gelip cattı mı

[34] O gun, bir gundur ki kisi kacar kardesinden

[35] Ve anasından ve babasından

[36] Ve esinden ve cocugundan

[37] Ve onların herbirinin bir derdi var ki baskalarına bakmaya vakti bile yok

[38] Nice yuzler o gun parılparıl parlar

[39] Guler, sevinir

[40] Ve nice yuzler o gun tozlarla bulanır

[41] Ustlerine bir karalıktır coker

[42] Iste onlardır kafirler, suclular

Tekvîr

Surah 81

[1] Gunes durulunce

[2] Ve yıldızlar kararınca

[3] Ve daglar yurutulunce

[4] Ve disi develer bile bası bos bırakılınca

[5] Ve vahsi hayvanlar bile bir araya toplanınca

[6] Ve denizler, cosup kabarınca

[7] Ve insanlar, haldesleriyle birlesince

[8] Diridiri gomulen kıza sorulunca

[9] Hangi suc yuzunden olduruldun diye

[10] Ve sahifeler dagılınca

[11] Ve gogun perdesi kaldırılınca

[12] Ve cehennem alevlendirilince

[13] Ve cennet yaklastırılınca

[14] Herkes bilir ne hazırladıgını

[15] Artık andolsun donup kaybolan

[16] Dogup yuruyen ve burclarına giren yıldızlara

[17] Ve gecmeye basladıgı cagda, geceye

[18] Ve ısıdıgı cagda, sabaha

[19] Suphe yok ki Kur'an, buyuk bir elcinin sozudur

[20] Kuvvetlidir, ars sahibinin katında kadri yuce

[21] Itaat edilir, emniyetlidir de

[22] Sizinle konusan, deli degildir

[23] Ve andolsun, onu, apaydın tanyerinde gordu

[24] Arkadasınız, gizli seyler hakkında da nekes degildir

[25] Ve Kur'an, taslanmıs Seytan'ın sozu de degildir

[26] Artık nereye gidiyorsunuz oyleyse

[27] O, butun alemlere bir oguttur ancak

[28] Ve hele icinizden dogru hareket etmek isteyene

[29] Ve isteyemezsiniz, alemlerin Rabbi Allah istemedikce

İnfitâr

Surah 82

[1] Gok yarılınca

[2] Ve yıldızlar dokulup sacılınca

[3] Ve denizler, kaynayıp karısınca

[4] Ve kabirlerin altı ustune gelince

[5] Bilir herkes, neyi one surmustur, neyi sona bırakmıs

[6] A insan, kerem sahibi Rabbine karsı seni gururlandıran ne

[7] Oylesine Rab ki seni yarattı, azanı duzup kostu da seni duzgun bir hale getirdi

[8] Diledigi surete de benzetti seni

[9] Is, sandıgınız gibi degil, hayır siz ceza gununu de yalanlıyorsunuz

[10] Ve suphe yok ki size koruyucular memur edilmistir elbette

[11] Buyuktur onlar, yazarlar

[12] Bilirler ne yaparsanız

[13] Ve suphe yok ki itaat eden iyi kisiler, elbette cennettedir

[14] Ve suphe yok ki kotuluk edenler, elbette cehennemde

[15] Ceza gununde oraya girerler

[16] Ve oradan hic ayrılmazlar

[17] Ve bilir misin, nedir ceza gunu

[18] Sonra gene de bilir misin nedir ceza gunu

[19] Bir gundur ki hicbir kimse, hicbir kimseye yardım edemez o gun ve hukum, o gun Allah'ın

Mutaffifîn

Surah 83

[1] Yazık olcuye, tartıya hile katanlara

[2] Oyle kisilerdir onlar ki insanlardan bir sey alırlarken tamam olcerler

[3] Ve insanlara olcup tartarlarken eksik olcerler, eksik tartarlar

[4] Onlar, gercekten de tekrar dirilip kalkacaklarını sanmıyorlar mı

[5] Pek buyuk bir gun icin

[6] Oylesine bir gun ki insanlar, alemlerin Rabbinin emriyle kalkarlar

[7] Is sandıkları gibi degil; suphe yok ki kotuluk edenlerin amel defterleri, elbette siccindedir

[8] Ve nedir, bilir misin siccin

[9] Bir kitaptır ki yazılmıs

[10] Vay hallerine o gun yalanlayanların

[11] Onların ki yalanlarlardı ceza gununu

[12] Ve o gunu, yalnız haddini asan ve boyuna suc isleyip duran kisiler yalanlarlar

[13] Onlara ayetlerimizi okuyunca derler ki: Oncekilere ait masallar

[14] Is oyle degil, hayır, kazandıkları seyler, ustuste kalplerine yıgılmıstır da kalpleri pas tutmustur

[15] Is oyle degil, hayır, suphe yok ki onlar, o gun elbette Rablerinin lutfunden, bir perdeyle, bir engelle uzak kalırlar

[16] Sonra da suphe yok ki onlar, elbette cehenneme atılırlar

[17] Sonra denir ki: Iste buydu yalanladıgınız

[18] Is oyle degil, suphe yok ki iyi kisilerin amel defterleri, illiyyin'dedir

[19] Ve nedir, bilir misin illiyyin

[20] Bir kitaptır ki yazılmıs

[21] Onu gorur ancak mabutlarına yaklastırılanlar

[22] Suphe yok ki iyi kisiler, elbette cennettedir

[23] Tahtlar ustunde bakarlar

[24] Tanırsın onları, yuzlerinde cennetin parlaklıgı var

[25] Sunulur, icirilir onlara halis sarap ki iciminin sonu pek hostur

[26] Ve sonunda misk kokar; ve ozleyip dileyenler, bunu ozlesinler, bunu dilesinler

[27] Ve bu saRaba Tesnim ırmagının suyu da karıstırılmıstır

[28] Oyle bir kaynaktır bu ki ondan, mabutlarına yaklasanlar icer

[29] Suphe yok ki suc isliyenler, inananlara gulerler

[30] Ve onların yanlarından gecerlerken, kaslarıylagozleriyle onları isaret ederler

[31] Ve kendi adamlarının yanlarına donunce de eglenerek gulegule donerler

[32] Ve onları gorunce de suphe yok ki derler bunlar, elbette sapıklar

[33] Ve bunlar, inananların yaptıklarını gorup bellemek icin gonderilmediler

[34] Artık bugun, inananlar, kafirlere gulerler

[35] Tahtlar ustunden bakarlar

[36] Cezalandılar mı kafirler, yaptıklarına karsılık

İnşikâk

Surah 84

[1] Gok yarılıp catlayınca

[2] Ve Rabbini dinleyip itaat ederek sozunu haklayınca

[3] Ve yeryuzu, dumduz cekilince

[4] Ve icindekileri atıp bosalınca

[5] Ve Rabbini dinleyip itaat ederek sozunu haklayınca

[6] Ey insan, suphe yok ki sen, Rabbine ulasmak icin mesakkatler icinde didinirdurursun da sonunda ona kavusursun

[7] Ama kimin kitabı, sag yanından verilirse

[8] Artık onun hesabı, kolayca gorulur

[9] Ve ailesinin yanına sevinc icinde doner

[10] Ve ama kimin kitabı, ardından verilirse

[11] O, helak olmasını diler

[12] Ve cehenneme atılır

[13] Suphe yok ki o, ailesinin icinde sevinmedeydi

[14] Suphe yok ki o, oldukten sonra tekrar hayata donmeyecegini sanırdı

[15] Evet, suphe yok ki Rabbi, onu gorurdu

[16] Andolsun gun battıktan sonraki kızıllıga

[17] Ve geceye ve gecenin kapladıklarına

[18] Ve aya, dolunay olunca

[19] Elbette gececeksiniz bir halden bir hale

[20] Artık ne oldu onlara da inanmıyorlar

[21] Ve onlara Kur'an okununca secde etmiyorlar

[22] Hayır, kafir olanlar, yalanlıyorlar

[23] Ve Allah, daha iyi bilir, gonullerinde ne var

[24] Artık mujdele onları elemli bir azapla

[25] Ancak inananlar ve iyi islerde bulunanlar baska; onlar icindir basa kakılmıyan mukafat

Bürûc

Surah 85

[1] Andolsun burcları bulunan goge

[2] Ve vaadedilen gune

[3] Ve tanıga ve gorunene

[4] Kahrolsun yerde hendekler kazıp atesler yakanlar

[5] Oylesine ates ki odunları var

[6] O sırada kendileri de kıyısında oturmuslar

[7] Inananlara yaptıklarını seyrediyor onlar

[8] Ve ancak ustun ve hamde layık Allah'a inandıkları icin onları azaplandırmadalar

[9] O mabut ki onundur saltanatı ve tedbiri goklerin ve yeryuzunun ve Allah her seye tanıktır

[10] Kadın ve erkek, inananları azaplandıranlar, sonra da tovbe etmeyenler yok mu, onlaradır cehennem azabı ve onlaradır yakıp kavuran azap

[11] Inananlara ve iyi islerde bulunanlara gelince: Onlaradır kıyılarından ırmakla akan cennetler ve buysa pek buyuk bir kurtulustur, bu kutluluk ve murada eris

[12] Suphe yok ki Rabbinin, tutup helak edisi, pek cetindir

[13] Suphe yok ki o, ilk defa var eder ve olumden sonra gene de yaratır

[14] Ve odur sucları orten ve cokcok seven

[15] Serefli arsın sahibi

[16] Diledigini islerdurur

[17] Sana, ordulara ait olan soz gelmedi mi

[18] Firavun'a ve Semud'a aid olan

[19] Kafir olanlar, zaten de yalanlamaya dalmıslardır

[20] Ve Allah'sa yaptıkları isin ardından onları kavramıs, kusatmıstır

[21] Hayır, o serefli Kur'an'dır

[22] Korunmus levhada

Târık

Surah 86

[1] Andolsun goge ve geceleyin gelene

[2] Ve bilir misin nedir geceleyin gelen

[3] Parıl parıl parlıyan yıldız

[4] Hicbir kimse yoktur ki onun bir gozetip koruyan memuru bulunmasın

[5] Artık insan, bir baksın neden yaratıldı

[6] Yaratıldı sıcrayarak akan bir sudan

[7] Belden cıkar ve kaburga kemiklerinin arasından

[8] Suphe yok ki olumden sonra tekrar onu hayata dondurmiye de gucu yeter

[9] O gun, butun gizli seyler, meydana vurulur

[10] Artık onun ne bir gucu kalır, ne de ona yardım eden olur

[11] Andolsun yagmur yagdıran goge

[12] Ve nebat bitirmek icin catlayıp yarılan yere

[13] Suphe yok ki o, her seyi ayırt eden kesin bir soz elbet

[14] Ve o, saka degil elbet

[15] Suphe yok ki onlar, bir duzendir, kurup duruyorlar

[16] Ve ben de onlara karsı koyup duruyorum

[17] Artık muhlet ver kafirlere muhlet ver onlara az bir muddet

A'lâ

Surah 87

[1] Tenzih et yucelerden yuce Rabbinin adını

[2] Bir Rab ki yarattı, derken duzup kostu

[3] Bir Rab ki olcup bicti, derken dogru yolu buldurdu

[4] Bir Rab ki otlagı cıkardı

[5] Derken onu kapkara, kupkuru bir hale dondurdu

[6] Seni okutacagız da unutmayacaksın

[7] Ancak Allah dilerse o baska; suphe yok ki o, acıga vurulanı da, gizli kalanı da bilir

[8] Ve sana, en kolay yolda basarı verecegiz

[9] Artık ogut ver, fayda verirse eger

[10] Korkan, ogut alır

[11] En kotu ve bahtsız olan, ondan sakınır

[12] Oyle bahtsız ki o, pek buyuk atase atılır, yanar

[13] Sonra da orada ne olur, ne dirilir

[14] Gercekten de kurtulur, murada erer kendini temizleyen

[15] Ve Rabbinin adını anıp da namaz kılan

[16] Hayır, siz dunya yasayısını ustun tutarsınız

[17] Ahiretse daha hayırlıdır ve daha da surekli

[18] Suphe yok ki bu vardı, elbette daha onceki sahifelerde

[19] Ibrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde

Ğâşiye

Surah 88

[1] Geldi mi sana her yanı ve herkesi kavrayıp kaplayan o felaketin haberi

[2] O gun yuzler egilirler

[3] Calısıp cabalarlar, zahmete girip yorulurlar

[4] Pek kızgın atese atılırlar

[5] Pek ıssı bir suyla suvarılırlar

[6] Onlara orada yemek olarak ancak zehirli diken var

[7] Ne besler ve ne doyurur, aclıgı defeder

[8] O gun yuzler, sevinclidir, neseye dalar

[9] Calıstıklarından hosnut olurlar

[10] Yuce cennettedirler

[11] Orada bos soz duymazlar

[12] Orada akan bir pınar var

[13] Orada yukseltilmis tahtlar

[14] Ve konmus sagraklar

[15] Ve sırasıra konmus yastıklar

[16] Yeryer yayılmıs dosemeler

[17] Hala mı bakmazlar deveye, nasıl da yaratılmıs

[18] Ve goge, nasıl da yuceltilmis

[19] Ve daglara, nasıl da dikilmis

[20] Ve yeryuzune, nasıl da yayılmıs

[21] Artık korkut, ogut ver, sen, ancak bir korkutucusun, bir ogutcu

[22] Onlara musallat olmus biri degilsin

[23] Ancak kabul etmeyen ve kafir olana gelince

[24] Artık onu Allah azaplandırır pek buyuk bir azapla

[25] Suphe yok ki tapımızdır gelecekleri yer

[26] Sonra da suphe yok ki hesaplarını gormek, bize duser

Fecr

Surah 89

[1] Andolsun agaran sabaha

[2] Ve on geceye

[3] Ve cifte ve teke

[4] Ve ısırken geceye

[5] Bu antta buyuk bir sey yok mu aklı basında olana

[6] Gormedin mi Rabbin neler yaptı Ad'a

[7] Direklerle dolu Irem'e

[8] Oylesine bir sehirdi ki yaratılmamıstı esi sehirler arasında

[9] Ve vadileri oyan, kayaları kesen Semud'a

[10] Ve direk gibi saglam kumandanları olan Firavun'a

[11] Oylesine ki azdılar sehirlerde

[12] Derken bozgunculugu cogalttılar oralarda

[13] Derken Rabbin de onlara bir azap kamcısıdır, yagdırdı

[14] Suphe yok ki Rabbin kullarının yollarında, pusudadır, onları gorup gozetir

[15] Insan, oyle bir mahluktur ki Rabbi, onu sınadı da buyuttu, ve nimetler verdi mi, Rabbim der, layıktım da buyuttun beni

[16] Ve fakat sınadı da rızkını daralttı mı, Rabbim der, alcalttı beni

[17] Is oyle degil, hayır; siz, ne yetimi agırlıyorsunuz

[18] Ve ne birbirinizi, yoksulu doyurmaya tesvik ediyorsunuz

[19] Ve mirası, habbesine dek yiyorsunuz

[20] Ve malı, alabildigine seviyorsunuz

[21] Is oyle degil, hayır, yer bir kere paramparca olup dumduz bir hale geldi mi

[22] Ve Rabbinin emri gelip cattı da melekler, safsaf oldu mu

[23] Ve o gun cehennem, ortaya cıktı mı, insan, ogut alır, anlar ama ogutun, anlayısın artık ne faydası var ona

[24] Keske der, onceden, daha sagken iyilik etseydim

[25] Derken o gun oylesine bir azaplandırır onu ki kimsecikler, o cesit azab edemez

[26] Ve oylesine baglar onu ki kimsecikler, o cesit baglayamaz

[27] Ey iyideniyiye inanmıs, supheden kurtulmus can

[28] Don Rabbine, ondan razı olarak ve rızasını kazanmıs bulunarak

[29] Artık katıl kullarımın arasına

[30] Ve gir cennetime

Beled

Surah 90

[1] Andolsun bu sehre

[2] Ki sen oturmadasın bu sehirde

[3] Ve babaya ve ogula

[4] Gercekten de biz insanı sıkıntı icinde yarattık

[5] Hicbir kimsenin, ona gucu yetmez mi sanır

[6] Ben, bircok mal helak ettim der

[7] Hicbir kimse, onu gormez mi sanır

[8] Onun icin halketmedik mi iki goz

[9] Ve bir dille iki dudak

[10] Ve ona iki sarp yol gosterdik

[11] Derken dayanmadı o yokusa

[12] Ve bilir misin, yokus nedir

[13] Bir kul azat etmek

[14] Yahut aclık, kıtlık gununde doyurmak

[15] Yakınlıgı olan bir yetimi

[16] Yahut yerlere dosenmis bir yoksulu

[17] Sonra da inananlardan ve birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı tavsiye edenlerden olmak

[18] Onlardır iste sag taraf ehli

[19] Delillerimize kafir olanlara gelince: Onlardır sol taraf ehli

[20] Onlaradır kapıları, ustlerine ortulmus ates

Şems

Surah 91

[1] Andolsun gunese ve ısıgına

[2] Ve ondan ısık aldıgı, ardına dusup seyrettigi zaman aya

[3] Ve ısıdıgı zaman gune

[4] Ve kapladıgı zaman geceye

[5] Ve goge ve onu kurana

[6] Ve yere ve onu doseyene

[7] Ve cana ve azasını duzup kosana

[8] Derken ona kotulugunu de, cekinmesini de ilham etmistir

[9] Andolsun ki kim, ozunu iyice temizlemisse kurtulmustur, muradına ermistir

[10] Ve andolsun ki kim, ozunu kirletmis, kotuluge gommusse ziyana girmistir

[11] Semud, azgınlıgıyle yalanlamıstı

[12] O zaman ki en bahtsızları atılmıstı da

[13] Derken Allah'ın Peygamberi, bu demisti onlara, Allah'ın disi devesi, cekinin ondan ve suvarılmasından

[14] Derken yalanlamıslardı onu da ayaklarını kesip oldurmuslerdi deveyi, derken Rableri de sucları yuzunden onları helak etmisti de orasını duzleyivermisti

[15] Bu isin sonundan korkmazdı ki

Leyl

Surah 92

[1] Andolsun basınca, geceye

[2] Ve ısıyınca, gune

[3] Ve erkegi ve disiyi yaratana

[4] Suphe yok ki calısmanız, elbette cesitlidir, baskabaska

[5] Ve kim verdi ve cekindiyse

[6] Ve en guzel sozu gerceklediyse

[7] Artık ona en kolay yolu kolaylastırırız

[8] Ve ama kim nekeslik etti ve zenginlesmeyi dilediyse

[9] Ve en guzel sozu yalanladıysa

[10] Artık ona da en guc yolu kolaylastırırız

[11] Ve helak oldugu zaman malı, ona bir fayda vermez

[12] Suphe yok ki dogru yolu gostermek, bize duser

[13] Ve suphe yok ki bizimdir son yasayıs da ve onceki de

[14] Artık sizi korkuttum alevalev parlayan atesle

[15] Oraya da ancak pek bahtsız kisi atılır, yanar

[16] Oyle ki yalanlamıstır o ve yuzunu dondurmustur

[17] Ve ondan, ancak, pek ziyade cekinen uzak kalır

[18] Oylesine ki malını verir de ozunu tertemiz bir hale kor

[19] Ve hicbir kimseden, bir nimetle mukafatlanmayı dilemez

[20] Yaptıgını, ancak yucelerden yuce Rabbinin rızası icin yapar

[21] Ve o da, razı olacaktır ondan

Duhâ

Surah 93

[1] Andolsun kusluga

[2] Ve geceye, karanlıgı basınca

[3] Rabbin, seni ne terketti, ne de darıldı sana

[4] Ve elbette ahiret, onceki dunyadan da hayırlıdır sana

[5] Ve elbette yakında Rabbin, oyle seyler verecek ki sana, sonucu razı olacaksın

[6] Seni bir yetim olarak bulup da yeryurt vermedi mi sana

[7] Ve seni, yol yitirmis bulup da yol gostermedi mi sana

[8] Ve seni yoksul bulup da zenginlik vermedi mi sana

[9] Artık sen de yetimi horlama

[10] Ve bir sey dileyeni bos cevirme, azarlama

[11] Ve Rabbinin nimetini an, soyle

İnşirâh

Surah 94

[1] Senin gogsunu acıp genisletmedik mi

[2] Ve senin yukunu kaldırıp attık

[3] Oylesine yuk ki cokertmisti belini

[4] Ve adını yucelttik

[5] Artık suphe yok ki her guclukle beraber bir de kolaylık var

[6] Suphe yok ki her guclukle beraber bir de kolaylık var

[7] Artık sen de ibadeti bitirince yorul

[8] Ve ancak Rabbinden iste, ona dogrul

Tîn

Surah 95

[1] Andolsun Tin'e ve Zeytun'a

[2] Ve Turı Sina'ya

[3] Ve bu emin sehre

[4] Gercekten de biz, insanı, en guzel bir surete sahip olarak yarattık

[5] Sonra da onu dondurduk, asagıların en asagısına attık

[6] Ancak inananlar ve iyi islerde bulunanlar baska, gercekten de onlara bitmez tukenmez, basa kakılmaz bir mukafat var

[7] Artık dini yalanlamana sebep nedir

[8] Allah, hukmedenlerin en ustunu degil midir

Alak

Surah 96

[1] Oku Rabbinin adıyla ki butun mahlukatı yarattı

[2] Insanı da bir parca kan pıhtısından var etti

[3] Oku ve Rabbin, pek buyuk bir kerem sahibidir

[4] Oyle bir Rab ki kalemle ogretmistir

[5] Insana bilmedigini belletmistir

[6] Is oyle degil, suphe yok ki insan, azar elbette

[7] Kendini ihtiyacı yok gorurse

[8] Suphe yok ki donus, Rabbinin tapısına

[9] Gordun mu nehyedeni

[10] Bir kulu, namaz kılarsa

[11] Bir dusun, ya o dogru yolu bulup giderse

[12] Yahut da cekinmeyi emrederse

[13] Gordun mu sen de, ya oburu yalanlar ve yuz cevirirse

[14] Bilmez mi ki Allah, bilir gercekten de

[15] Is oyle degil, vaz gecmezse eger elbette tutarız perceminden

[16] Yalan soyleyenin, yanlıs hareket edenin perceminden

[17] Derken hemdemlerini, kavmini, kabilesini cagırır

[18] Biz de yakında zebanileri cagırırız

[19] Is oyle degil, itaat etme ona ve artık secde et de yaklas

Kadir

Surah 97

[1] Suphe yok ki indirdik Kur'an'ı Kadir gecesi

[2] Ve ne bildirdi sana, nedir Kadir gecesi

[3] Bin aydan daha da hayırlıdır Kadir gecesi

[4] O gece melekler ve Ruh, takdir edilen her is icin, Rablerinin izniyle inerler

[5] Esenliktir, o gece, gun ısıgıncaya dek surer

Beyyine

Surah 98

[1] Vaz gecemezlerdi kafirlikten kitap ehlinden kafir olanlar ve sirk kosanlar, kendilerine apacık kesin bir delil gelmedikce

[2] Bir kesin delil, bir peygamber, Allah tarafından, onlara tertemiz sahifeleri okumadıkca

[3] O sahifelerdedir hukmu sabit dogru kitaplar

[4] Ve ancak kendilerine apacık kesin bir delil geldikten sonradır ki aykırılıga dustuler, kendilerine kitap verilmis olanlar

[5] Ve ancak ozleri halis olarak ve onun gercek dinine uyarak Allah'a kulluk etmeleri emredildi onlara, dogru olmaları emredildi ve namaz kılmaları ve zekat vermeleri ve iste budur hukumleri sabit dogru kitaplardaki din de

[6] Kitap ehlinden kafir olanlar ve sirk kosanlar, suphe yok ki cehennem atesindedir, ebedidir onlar orada, onlardır yaratılmısların en kotuleri

[7] Inananlar ve iyi islerde bulunanlarsa: Onlardır suphe yok ki yaratılmısların en hayırlıları

[8] Rablerinin katındaki mukafatları, kıyılarından ırmaklar akan ebedi Adn cennetleridir, ebedidir onlar orada, Allah razı olmustur onlardan ve onlar da razı olmuslardır ondan; ve bu mukafat, Rabbinden korkanadır

Zilzâl

Surah 99

[1] Yeryuzu, siddetli bir depremle sarsılınca

[2] Ve yeryuzu, agırlıklarını cıkarınca

[3] Ve insan, ne oluyor ki buna deyince

[4] O gun, butun haberlerini anlatınca

[5] Cunku Rabbin, vahyetmistir, bildirmistir ona

[6] O gun insanlar, gittikleri yerden gelirler, yaptıklarını gormek icin

[7] Artık kim, bir zerre agırlıgı hayır yapmıssa gorur onu

[8] Ve kim, bir zerre agırlıgı ser yapmıssa gorur onu

Âdiyât

Surah 100

[1] Andolsun soluya soluya kosanlara

[2] Tırnaklarıyle bastıkca tastan kıvılcım sacanlara

[3] Sabah cagı, dusmanı basanlara

[4] Derken her yanı toza, dumana boganlara

[5] Derken dusman toplulugunun ta ortasına dalanlara

[6] Suphe yok ki insan, Rabbine karsı pek inatcıdır, pek nankordur

[7] Ve suphe yok ki o, buna tanıktır

[8] Ve suphe yok ki insan, hayrına yarıyan malamulke karsı da pek duskundur, pek nekestir

[9] Fakat bilmez mi ki kabirlerdekiler, dısarı cıkınca

[10] Ve gonullerdekiler, meydana vurulup bilinince

[11] Suphe yok ki Rabbin, o gun, onların her seyini bilir elbette

Kâria

Surah 101

[1] O siddetli bir gurultuyle gelip catacak, yurekleri koparacak felaket

[2] Nedir o siddetli bir gurultuyle gelip catacak, yurekleri kopacak felaket

[3] Ve ne bildirdi sana, nedir o siddetli bir gurultuyle gelip catacak, yurekleri koparacak felaket

[4] O gun, insanlar, kendilerini ateslere atan, dagılıp ucusan pervanelere benzerler

[5] Ve daglar, atılmıs renkli pamuklara doner

[6] Artık kimin ki terazilerindeki tartısı agır gelir

[7] O, hosnut, razı bir gecimdedir

[8] Ve fakat kimin ki terazilerdeki tartısı hafif gelir

[9] Onun, ana kucagı gibi sıgınacak yeri, ana yurdu, cehennem ucurumudur

[10] Ve ne bildirdi sana, nedir cehennem ucurumu

[11] O, pek kızgın bir atestir

Tekâsür

Surah 102

[1] Oyaladı mal-mulk cokluguyla ogunmek sizleri

[2] Ziyaret edinceye dek kabirleri

[3] Is oyle degil, yakında bilirsiniz

[4] Sonra da gene is oyle degil, yakında bilirsiniz

[5] Is oyle degil, suphesiz olarak iyideniyiye bir bilseniz

[6] Andolsun ki o koca cehennemi goreceksiniz

[7] Sonra da andolsun ki gozlerinizle goreceksiniz

[8] Sonra da andolsun ki o gun nimetlerden soruya cekileceksiniz

Asr

Surah 103

[1] Andolsun zamana

[2] Suphe yok ki insan, elbette zararda, ziyanda

[3] Ancak inananlar ve iyi islerde bulunanlar ve birbirlerine gercegi gozetmeyi ve sabretmeyi tavsiye edenler baska

Hümeze

Surah 104

[1] Butun incedeninceye alay eden kovucuların vay hallerine

[2] Oylesine ki mal yıgar ve onu sayardurur

[3] Sanır ki gercekten de malı, onu ebedilestirir

[4] Is oyle degil, andolsun ki o, kırıp doken, silip supuren cehenneme atılır

[5] Ve ne bildirdi sana, o kırıp doken, silip supuren cehennem nedir

[6] Allah'ın tutusturulmus bir atesidir

[7] Oylesine ates ki yurekleri sarar, kaplar

[8] Suphe yok ki ustlerine kapıları kapanmıstır

[9] Upuzun uzatılmıs direklerle

Fîl

Surah 105

[1] Fil ashabına Rabbin ne yaptı, neler etti, gormedin mi

[2] Duzenlerini bosa cıkarmadı mı

[3] Ve onlara, cesitli yerlerden bolukboluk, birbiri ardınca kuslar gondermedi mi

[4] Onları, balcıktan taslarla tasladılar

[5] Onlar da ici bos ekin saplarına, kırılıp ezilmis samanlara donduler

Kureyş

Surah 106

[1] Bunu da Kurays'ın uzlasması, hallerinin duzene girmesi icin yaptı

[2] Yaz ve kıs, alısveris icin gocup konarak yolculuk ederlerken uzlasıp duzene girmeleri icin

[3] Artık kulluk edin bu evin Rabbine

[4] Oyle Rab ki doyurdu da kurtardı sizi aclıktan ve emin etti sizi korkudan

Mâûn

Surah 107

[1] Gordum mu yalanlayanı dini

[2] Iste budur o kimse ki horlar yetimi

[3] Ve doyurmaz da, onayak olmaz da doyurmaya yoksulu

[4] Vay hallerine o namaz kılanların

[5] Oylesine namaz kılanların ki namazlarını unuturlar

[6] Ve onlar, butun islerini gosteris icin yaparlar

[7] Ve zekat vermeyi menederler

Kevser

Surah 108

[1] Suphe yok ki biziz sana kevseri veren

[2] Artık namaz kıl Rabbine ve kurban kes sen

[3] Suphesiz, sana bugzeden yok mu, odur nesli kesilen

Kâfirûn

Surah 109

[1] De ki: Ey kafirler

[2] Tapmam sizin taptıklarınıza

[3] Ve siz de tapmazsınız benim taptıgıma

[4] Ve ne ben taparım sizin taptıklarınıza

[5] Ve ne siz taparsınız benim taptıgıma

[6] Size, sizin dininiz, bana, benim dinim

Nasr

Surah 110

[1] Allah'ın yardımı ve fetih, gelip cattı mı

[2] Ve insanların, bolukboluk, Allah dinine girdigini gordun mu

[3] Artık, Rabbine hamd ederek tenzih et onu ve yarlıganma dile ondan; suphe yok ki o, butun tovbeleri kabul eder

Tebbet

Surah 111

[1] Elleri kuruyasıca AbuLeheb ve kendi, kurudu da

[2] Malı da bir fayda vermedi ona, kazandıgı da

[3] Alevalev yanan bir atese atılacaktır o da

[4] Ve odun hamalı, karısı da

[5] Hurma lifinden orulmus bir ip de guzelim boynunda

İhlâs

Surah 112

[1] De ki: O Allah, birdir

[2] Her sey ve herkes, ona muhtactır, onun zevali yoktur, birseye muhtac degildir

[3] Dogurmaz ve dogmamıstır

[4] Ve ona, bir tek esit ve benzer olamaz, yoktur

Felak

Surah 113

[1] De ki: Sıgınırım karanlıgı yarıp ısıtan sabahın Rabbine

[2] Yarattıgı mahlukların serrinden

[3] Cokup etrafı kapladıgı zaman karanlıgın serrinden

[4] Ve dugumlere ufleyen kadınların serrinden

[5] Ve hasetcinin haset ettigi zaman, serrinden

Nâs

Surah 114

[1] De ki: Sıgınırım insanların Rabbine

[2] Insanların sahibine

[3] Insanların mabuduna

[4] Gizlice, sinsisinsi vesveseler verenin serrinden

[5] Oylesine ki insanların gonullerine vesveseler sokar

[6] Cinden olsun, insandan olsun, bu cesit kisilerin serrinden