Back to Languages

    Turkish - Chapter 26

    Translation by Elmalili Hamdi Yazir

    Verse 1

    Tâ, Sîn, Mîm

    Verse 2

    Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir

    Verse 3

    (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın

    Verse 4

    Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır

    Verse 5

    Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler

    Verse 6

    Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir

    Verse 7

    Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz

    Verse 8

    Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler

    Verse 9

    Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 10

    Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi

    Verse 11

    Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı

    Verse 12

    (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar

    Verse 13

    Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver

    Verse 14

    Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler

    Verse 15

    (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz

    Verse 16

    Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz

    Verse 17

    İsrail oğullarını bizimle beraber gönder

    Verse 18

    Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi

    Verse 19

    Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin

    Verse 20

    Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım

    Verse 21

    Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı

    Verse 22

    O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır

    Verse 23

    Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki

    Verse 24

    Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir

    Verse 25

    (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi

    Verse 26

    Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir

    Verse 27

    (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi

    Verse 28

    Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir

    Verse 29

    Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi

    Verse 30

    Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı

    Verse 31

    Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi

    Verse 32

    Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi

    Verse 33

    Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi

    Verse 34

    Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz

    Verse 35

    Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz

    Verse 36

    Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder

    Verse 37

    Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler

    Verse 38

    Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi

    Verse 39

    Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi

    Verse 40

    Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler

    Verse 41

    Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler

    Verse 42

    Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi

    Verse 43

    Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi

    Verse 44

    Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler

    Verse 45

    Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor

    Verse 46

    Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar

    Verse 47

    İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine

    Verse 48

    Musa ve Harun'un Rabbine

    Verse 49

    Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim

    Verse 50

    Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz

    Verse 51

    Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz

    Verse 52

    Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik

    Verse 53

    Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi

    Verse 54

    Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır

    Verse 55

    (Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar

    Verse 56

    Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)

    Verse 57

    Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan

    Verse 58

    Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık

    Verse 59

    Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık

    Verse 60

    Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler

    Verse 61

    İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler

    Verse 62

    Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir

    Verse 63

    Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi

    Verse 64

    Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik

    Verse 65

    Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık

    Verse 66

    Sonra da ötekileri suda boğduk

    Verse 67

    Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 68

    Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 69

    (Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet

    Verse 70

    Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti

    Verse 71

    Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler

    Verse 72

    İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı

    Verse 73

    Veya size fayda veya zararları olur mu

    Verse 74

    Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk

    Verse 75

    İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü

    Verse 76

    İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü

    Verse 77

    Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)

    Verse 78

    O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir

    Verse 79

    Beni yediren, içirendir

    Verse 80

    Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir

    Verse 81

    O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir

    Verse 82

    Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur

    Verse 83

    Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat

    Verse 84

    Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle

    Verse 85

    Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle

    Verse 86

    Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir

    Verse 87

    (İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme

    Verse 88

    O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar

    Verse 89

    Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)

    Verse 90

    (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır

    Verse 91

    Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır

    Verse 92

    Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir

    Verse 93

    Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir

    Verse 94

    Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar

    Verse 95

    Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki

    Verse 96

    Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki

    Verse 97

    Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz

    Verse 98

    Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk

    Verse 99

    Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı

    Verse 100

    Bak bizim için ne şefaatçiler var

    Verse 101

    Ne de yakın bir dost

    Verse 102

    Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik

    Verse 103

    Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 104

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 105

    Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti

    Verse 106

    Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız

    Verse 107

    Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim

    Verse 108

    Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 109

    Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir

    Verse 110

    Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 111

    Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız

    Verse 112

    Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur

    Verse 113

    Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize

    Verse 114

    Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim

    Verse 115

    Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım

    Verse 116

    Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın

    Verse 117

    Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti

    Verse 118

    Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar

    Verse 119

    Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık

    Verse 120

    Sonra da arkasında kalanları suda boğduk

    Verse 121

    Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 122

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 123

    Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti

    Verse 124

    Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız

    Verse 125

    Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim

    Verse 126

    Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 127

    Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir

    Verse 128

    Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz

    Verse 129

    Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz

    Verse 130

    Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz

    Verse 131

    Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 132

    O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte

    Verse 133

    Davarlar, oğullar

    Verse 134

    Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir

    Verse 135

    Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum

    Verse 136

    Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir

    Verse 137

    Bu sırf eskilerin âdetidir

    Verse 138

    Biz azaba uğratılacak da değiliz

    Verse 139

    Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 140

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 141

    Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti

    Verse 142

    Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız

    Verse 143

    Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim

    Verse 144

    Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 145

    Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir

    Verse 146

    Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız

    Verse 147

    Bahçelerin, pınarların içinde

    Verse 148

    Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında

    Verse 149

    Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz

    Verse 150

    Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin

    Verse 151

    Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın

    Verse 152

    Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın

    Verse 153

    Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin

    Verse 154

    Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir

    Verse 155

    Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi

    Verse 156

    Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir

    Verse 157

    Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular

    Verse 158

    Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 159

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 160

    Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti

    Verse 161

    Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız

    Verse 162

    Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim

    Verse 163

    Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 164

    Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir

    Verse 165

    İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz

    Verse 166

    Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz

    Verse 167

    Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın

    Verse 168

    Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim

    Verse 169

    Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar

    Verse 170

    Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık

    Verse 171

    Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı

    Verse 172

    Sonra geridekilerin hepsini helak ettik

    Verse 173

    Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu

    Verse 174

    Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 175

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 176

    Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti

    Verse 177

    Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız

    Verse 178

    Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim

    Verse 179

    Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin

    Verse 180

    Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir

    Verse 181

    Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın

    Verse 182

    Ve doğru terazi ile tartın

    Verse 183

    Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

    Verse 184

    O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun

    Verse 185

    Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin

    Verse 186

    Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz

    Verse 187

    Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver

    Verse 188

    Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi

    Verse 189

    Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi

    Verse 190

    Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir

    Verse 191

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir

    Verse 192

    Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir

    Verse 193

    (Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi

    Verse 194

    Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine

    Verse 195

    Açık parlak bir Arapça lisan ile

    Verse 196

    O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı

    Verse 197

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir

    Verse 198

    Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi

    Verse 199

    Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi

    Verse 200

    Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler

    Verse 201

    Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler

    Verse 202

    İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir

    Verse 203

    O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir

    Verse 204

    (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı

    Verse 205

    Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek

    Verse 206

    Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa

    Verse 207

    O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır

    Verse 208

    Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur

    Verse 209

    (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz

    Verse 210

    Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi

    Verse 211

    Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez

    Verse 212

    Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır

    Verse 213

    O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun

    Verse 214

    (Önce) en yakın hısımlarını uyar

    Verse 215

    Ve sana uyan müminlere kanadını indir

    Verse 216

    Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım

    Verse 217

    Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan

    Verse 218

    O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor

    Verse 219

    Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)

    Verse 220

    Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur

    Verse 221

    Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi

    Verse 222

    Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler

    Verse 223

    Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır

    Verse 224

    Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar

    Verse 225

    Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi

    Verse 226

    Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi

    Verse 227

    Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir