Back to Languages

Turkish - Chapter 21 - Al-Anbiya

Translation by Muslim Shahin — Permalink

Verse 1 — Surah Al-Anbiya 21:1

İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler

Verse 2 — Surah Al-Anbiya 21:2

Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, dinlemişlerdir

Verse 3 — Surah Al-Anbiya 21:3

Kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak o zalimler şöyle fısıldaştılar: «Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?»

Verse 4 — Surah Al-Anbiya 21:4

(Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir

Verse 5 — Surah Al-Anbiya 21:5

«Hayır, dediler, (bunlar) saçma sapan rüyalardır; bilakis onu kendisi uydurmuştur; belki de o, şairdir. (Eğer öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir mucize getirsin.»

Verse 6 — Surah Al-Anbiya 21:6

Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir belde iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler

Verse 7 — Surah Al-Anbiya 21:7

Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız (inanan) kitap ehlinden sorunuz

Verse 8 — Surah Al-Anbiya 21:8

Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir

Verse 9 — Surah Al-Anbiya 21:9

Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem onları hem de dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa erdirdik; müsrifleri de helâk ettik

Verse 10 — Surah Al-Anbiya 21:10

Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız

Verse 11 — Surah Al-Anbiya 21:11

Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücuda getirdik

Verse 12 — Surah Al-Anbiya 21:12

Azabımızı hissettiklerinde birde bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar

Verse 13 — Surah Al-Anbiya 21:13

«Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!»

Verse 14 — Surah Al-Anbiya 21:14

(Fakat onlar, Allah'ın azâbı onlara gelipte kaçamayacaklarını anlayınca) «Vay başımıza gelenlere! dediler, gerçekten biz zalim insanlarmışız.»

Verse 15 — Surah Al-Anbiya 21:15

Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu feryatları sürüp gider

Verse 16 — Surah Al-Anbiya 21:16

Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye (boş yere) yaratmadık

Verse 17 — Surah Al-Anbiya 21:17

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan edinirdik. (Bu irademizin eseri olurdu. Ama) biz (bunu) yapanlardan değiliz

Verse 18 — Surah Al-Anbiya 21:18

Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah'a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size

Verse 19 — Surah Al-Anbiya 21:19

Göklerde ve yerde kimler varsa O'na aittir. O'nun katındaki (melek) ler , O'na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar

Verse 20 — Surah Al-Anbiya 21:20

Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler

Verse 21 — Surah Al-Anbiya 21:21

Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım ilâhlar edindiler de, (ölüleri) onlar mı diriltecekler

Verse 22 — Surah Al-Anbiya 21:22

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş'ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir

Verse 23 — Surah Al-Anbiya 21:23

Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir

Verse 24 — Surah Al-Anbiya 21:24

Yoksa O'nu bırakıp bir takım ilâhlar mı edindiler? (Ey Muhammed! Onlara) de ki: "Öyleyse (ilâhlar edinmenizin) kesin delilini getirin. İşte benimle beraber olanlara ve benden öncekilere gönderilen kitap bu; fakat onların çoğu hakkı bilmiyorlar; bu yüzden de ondan yüz çeviriyorlar

Verse 25 — Surah Al-Anbiya 21:25

Senden önce hiçbir Rasûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım

Verse 26 — Surah Al-Anbiya 21:26

Rahmân (olan Allah, melekleri) evlât edindi, dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Bilakis (melekler), lütuf ve ihsana mazhar olmuş kullardır

Verse 27 — Surah Al-Anbiya 21:27

O'ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar, onlar, sadece O'nun emri ile hareket ederler

Verse 28 — Surah Al-Anbiya 21:28

Allah, onların önlerindekini de bilir, arkalarındakini de. (Allah'ın) Rıza gösterdiği kimselerden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler

Verse 29 — Surah Al-Anbiya 21:29

Onlardan herhangi biri Allah'ı bırakıp da "ben ilâhım" derse, bu yüzden onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız

Verse 30 — Surah Al-Anbiya 21:30

Şu küfredenler bilmezler mi ki gökler ve yer, (bir zamanlar) bitişik idi de, biz onları ayırdık ve bütün canlı şeyleri sudan yarattık. (Yine de bunlardan ibret alıp) iman etmezler mi

Verse 31 — Surah Al-Anbiya 21:31

Yeryüzünde insanları sarsmaması için üzerinde sabit dağlar, dosdoğru gidebilsinler diye dağlar arasında geniş yollar yarattık

Verse 32 — Surah Al-Anbiya 21:32

Gökyüzünü (karışıklıktan) korunan bir çatı yaptık. Böyle olduğu halde onlar, yine de onun delillerinden yüz çevirmektedirler

Verse 33 — Surah Al-Anbiya 21:33

O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı... yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler

Verse 34 — Surah Al-Anbiya 21:34

Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar

Verse 35 — Surah Al-Anbiya 21:35

Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz

Verse 36 — Surah Al-Anbiya 21:36

(Rasûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: «Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?» diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki onlar, Rahmân'ın (çok esirgeyici Allah'ın) Kitabı'nı inkâr edenlerin ta kendileridir

Verse 37 — Surah Al-Anbiya 21:37

İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim; benden acele istemeyin

Verse 38 — Surah Al-Anbiya 21:38

(Kâfirler demektedirler ki:) "Bu vadedilen azâp, eğer sözünüzde sâdık iseniz ne zamandır

Verse 39 — Surah Al-Anbiya 21:39

O küfredenler, ne yüzlerini ve ne de sırtlarını ateşten koruyamayacakları ve kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı keşke bilselerdi

Verse 40 — Surah Al-Anbiya 21:40

Oysa azâp onlara aniden gelecek ve onları dehşete düşürecektir. Fakat onu ne geri çevirebileceklerdir, ne de kendilerine bir süre tanınacaktır

Verse 41 — Surah Al-Anbiya 21:41

Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi; ama onları alaya alanları, o alay konusu ettikleri şey kuşatıverdi

Verse 42 — Surah Al-Anbiya 21:42

De ki: Allah'a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak? Buna rağmen onlar Rablerini anmaktan yüz çevirirler

Verse 43 — Surah Al-Anbiya 21:43

Yoksa onların, kendilerini bizim azâbımızdan koruyacak ilâhları mı var? O ilâhlar ki, kendilerine bile yardım edemiyorlar. Onlar, bizden de yakınlık görmezler

Verse 44 — Surah Al-Anbiya 21:44

Evet, onları da, atalarını da barındırdık. Nihayet ömür kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim gelip (kâfirlere ait) araziyi çevresinden eksilteceğimizi görmezler mi? Şu halde, üstün gelen onlar mı

Verse 45 — Surah Al-Anbiya 21:45

De ki: Ben, sadece, vahiy ile sizi ikaz ediyorum. Fakat, sağır olanlar, ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar

Verse 46 — Surah Al-Anbiya 21:46

Andolsun, onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa, hiç şüphesiz, «Vah bize! Hakikaten biz zalim kimselermişiz!» derler

Verse 47 — Surah Al-Anbiya 21:47

Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz

Verse 48 — Surah Al-Anbiya 21:48

Andolsun biz, Musa ve Harun’a, takvâ sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan'ı verdik

Verse 49 — Surah Al-Anbiya 21:49

(O takvâ sahipleri ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir

Verse 50 — Surah Al-Anbiya 21:50

İşte bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz hayırlı ve faydalı bir öğüttür. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz

Verse 51 — Surah Al-Anbiya 21:51

Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü (hakkı, nübüvveti ve kavmine karşı sunacağı delilleri) vermiştik. Biz onu iyi tanırdık

Verse 52 — Surah Al-Anbiya 21:52

O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti

Verse 53 — Surah Al-Anbiya 21:53

Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk

Verse 54 — Surah Al-Anbiya 21:54

Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi

Verse 55 — Surah Al-Anbiya 21:55

Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin

Verse 56 — Surah Al-Anbiya 21:56

Hayır! Dedi. Sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim

Verse 57 — Surah Al-Anbiya 21:57

Allah'a yemin olsun ki, sizin dönüp gitmenizden sonra putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım

Verse 58 — Surah Al-Anbiya 21:58

Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye

Verse 59 — Surah Al-Anbiya 21:59

(İbrahim'in kavmi, putlarının parçalanmış olduğunu görünce) Şöyle demişlerdi: "İlâhlarımıza bunu kim yaptı? Muhakkak ki o, zâlimlerden biridir

Verse 60 — Surah Al-Anbiya 21:60

(Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler

Verse 61 — Surah Al-Anbiya 21:61

O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler

Verse 62 — Surah Al-Anbiya 21:62

Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler

Verse 63 — Surah Al-Anbiya 21:63

(İbrahim de şöyle demişti: ) Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi

Verse 64 — Surah Al-Anbiya 21:64

Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) «Zalimler sizlersiniz, sizler!» dediler

Verse 65 — Surah Al-Anbiya 21:65

Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: «Sen bunların konuşmadığını pekâlâ biliyorsun» dediler

Verse 66 — Surah Al-Anbiya 21:66

İbrahim ise şöyle demişti: "Siz, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şeyle faydası olmayan ve zararı da dokunmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz

Verse 67 — Surah Al-Anbiya 21:67

Size ve Allah'ı bırakıp da ibadet ettiğiniz şeylere yazıklar olsun. Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz

Verse 68 — Surah Al-Anbiya 21:68

Onlar da demişlerdi ki: "Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın ve ilâhlarınıza yardım edin

Verse 69 — Surah Al-Anbiya 21:69

(Nitekim onu yakmaya kalkıştıkları zaman, ateşe) şöyle demiştik: "Ey ateş! İbrahim'e serin ve selâmet ol

Verse 70 — Surah Al-Anbiya 21:70

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk

Verse 71 — Surah Al-Anbiya 21:71

Biz, onu ve Lût'u kurtararak, içinde cümle âleme bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık

Verse 72 — Surah Al-Anbiya 21:72

Ayrıca ona, İshak'ı ve (O'nun oğlu) Yakûb'u bir bağış olarak vermiş, herbirini sâlihlerden eylemiştik

Verse 73 — Surah Al-Anbiya 21:73

Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi

Verse 74 — Surah Al-Anbiya 21:74

Lût’a gelince, ona da hüküm (hakimlik, peygamberlik, hükümdarlık) ve ilim verdik; onu, çirkin işler yapmakta olan memleketten kurtardık. Zira onlar (o memleketin halkı), gerçekten fena işler yapan kötü bir kavimdi

Verse 75 — Surah Al-Anbiya 21:75

Onu (Lût'u) rahmetimize kabul ettik; çünkü o, sâlihlerden idi

Verse 76 — Surah Al-Anbiya 21:76

Daha önce Nuh da dua etmiş, biz onun duasını kabul etmiştik. Böylece, kendisini ve (iman eden) yakınlarını büyük sıkıntıdan kurtarmıştık

Verse 77 — Surah Al-Anbiya 21:77

Onu, âyetlerimizi inkâr eden kavimden koruduk. Gerçekten onlar, fena bir kavim idi; bu yüzden topunu birden (suya) gömdük

Verse 78 — Surah Al-Anbiya 21:78

Davud ve Süleyman'a da (yardım etmiştik). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir grup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik

Verse 79 — Surah Al-Anbiya 21:79

Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud’a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız

Verse 80 — Surah Al-Anbiya 21:80

Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz

Verse 81 — Surah Al-Anbiya 21:81

Süleyman'ın emrine de kasırga (gibi esen) rüzgârı verdik; onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi. Biz herşeyi biliriz

Verse 82 — Surah Al-Anbiya 21:82

(Ona boyun eğdirdiğimiz) onun için denizlere dalan şeytanlar da vardı. Bunlar, bundan başka işler de yapıyorlardı. Hepsini de gözeten bizdik

Verse 83 — Surah Al-Anbiya 21:83

Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: «Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin» diye niyaz etmişti (de ona da yardım etmiştik)

Verse 84 — Surah Al-Anbiya 21:84

Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik

Verse 85 — Surah Al-Anbiya 21:85

İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de (yâdet). Hepsi de sabreden kimselerdendi

Verse 86 — Surah Al-Anbiya 21:86

Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten salih kimselerdendi

Verse 87 — Surah Al-Anbiya 21:87

Zunnûn'a da yardım etmiştik. Hani kavmine kızıp gitmişti. Zannetmişti ki, biz kendisine güç yetiremiyeceğiz. Bu sebeple karanlıklar içinde şöyle seslenmişti: "Senden başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Ben muhakkak zâlimlerden oldum

Verse 88 — Surah Al-Anbiya 21:88

Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız

Verse 89 — Surah Al-Anbiya 21:89

Zekeriyya'yı da (an, ona da yardım etmiştik). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti: «Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın, (her şey sonunda senindir).»

Verse 90 — Surah Al-Anbiya 21:90

Onun da duasını kabul etmiştik. Ona Yahya'yı vermiş, eşini de kendisi için ıslâh etmiştik. Hayırlı iş yapmakta biribirleriyle yarışırlar, (rahmetimizi) ümid ederek ve (azabımızdan da) korkarak bize duâ ederlerdi. Bize karşı son derece saygılı idiler

Verse 91 — Surah Al-Anbiya 21:91

Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem'i de an.) Biz ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu âlemler için bir ibret kıldık

Verse 92 — Surah Al-Anbiya 21:92

İşte, sizin bu dîniniz tek bir dindir; ben de sizin Rabbinizim. O halde bana ibadet edin

Verse 93 — Surah Al-Anbiya 21:93

(Buna rağmen insanlar), dinlerini aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Halbuki hepsi de bize döneceklerdir

Verse 94 — Surah Al-Anbiya 21:94

Bu durumda her kim mümin olarak iyi davranışlar yaparsa onun çabasını görmezlikten gelmek olmaz. Zira biz onu yazmaktayız

Verse 95 — Surah Al-Anbiya 21:95

Helak ettiğimiz ülke (halkı) nin (kıyâmete kadar dünyaya tekrar) dönmeleri mümkün değildir

Verse 96 — Surah Al-Anbiya 21:96

Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman

Verse 97 — Surah Al-Anbiya 21:97

Gerçek vadolan kıyamet artık yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri donakalır ve "Yazıklar olsun bize! Biz, bundan gaflet içinde idik; daha zâlimdik" derler

Verse 98 — Surah Al-Anbiya 21:98

Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz

Verse 99 — Surah Al-Anbiya 21:99

Eğer bunlar ilâh olsalardı, oraya girmezlerdi. Hepsi de orada ebedîdirler

Verse 100 — Surah Al-Anbiya 21:100

Orada onlara inim inim inlemek düşer. Yine onlar orada (hiçbir iyi haber) duymazlar

Verse 101 — Surah Al-Anbiya 21:101

Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar

Verse 102 — Surah Al-Anbiya 21:102

Bunlar onun uğultusunu duymazlar; gönüllerinin dilediği nimetler içinde ebedî kalırlar

Verse 103 — Surah Al-Anbiya 21:103

En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür

Verse 104 — Surah Al-Anbiya 21:104

(Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız

Verse 105 — Surah Al-Anbiya 21:105

Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: «Yeryüzüne salih kullarım vâris olacaktır» diye yazmıştık

Verse 106 — Surah Al-Anbiya 21:106

İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır

Verse 107 — Surah Al-Anbiya 21:107

(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik

Verse 108 — Surah Al-Anbiya 21:108

De ki: "Bana, ilâhınız tek bir ilâhtır, diye vahyolunuyor. Artık müslüman olacak mısınız

Verse 109 — Surah Al-Anbiya 21:109

Eğer yüz çevirirlerse de ki: (Bana emrolunanı) hepinize açıkladım. artık size vâdolunan şey (mahşerde toplanma zamanınız) yakın mı uzak mı, bilmiyorum

Verse 110 — Surah Al-Anbiya 21:110

Şüphesiz Allah sözün açığını da bilir, gizli tuttuklarınızı da bilir

Verse 111 — Surah Al-Anbiya 21:111

Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizi denemek ve bir zamana kadar sizi (imkânlardan) faydalandırmak içindir

Verse 112 — Surah Al-Anbiya 21:112

(Peygamber) demiştir ki: "Rabbim! (Benimle, beni yalanlayan müşrikler arasında) hak ile hükmet. Rabbimiz çok merhametlidir. Sizin vasfettiklerinize karşı da yalnız O'na sığınılır