[2] Iste bu kitap (Kur'an); onda asla suphe yoktur. O, muttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) icin bir yol gostericidir
[3] Onlar gayba inanırlar, namazı dosdogru kılarlar, kendilerine verdigimiz rızıktan infak ederler
[4] Yine onlar, sana indirilene ve senden once indirilene iman ederler; ahiret gunune de kesinkes inanırlar
[5] Iste onlar, Rablerinden gelen bir hidayet uzeredirler ve kurtulusa erenler de ancak onlardır
[6] Gercek su ki, kafir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar icin birdir; iman etmezler
[7] Allah onların kalplerini ve kulaklarını muhurlemistir. Onların gozlerine de bir cesit perde gerilmistir ve onlar icin (dunya ve ahirette) buyuk bir azap vardır
[8] Insanlardan bazıları da vardır ki, (inanmadıkları halde) «Allah’a ve ahiret gunune inandık» derler. Halbuki onlar mu'min degillerdir
[9] Onlar (kendi akıllarınca) guya Allah’ı ve muminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında degillerdir
[10] Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıgını artırmıstır. Soylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar icin elim bir azap vardır
[11] Onlara: Yeryuzunde fesat cıkarmayın, denildigi zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz» derler
[12] Sunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar
[13] Onlara; Insanların iman ettigi gibi siz de iman edin, denildigi vakit «Biz hic, sefihlerin (akılsız ve ahmak kisilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!» derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler)
[14] (Bu munafıklar) muminlerle karsılastıkları vakit «(Biz de) iman ettik» derler. (Kendilerini saptıran) seytanları ile basbasa kaldıklarında ise: «Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (muminlerle) sadece alay ediyoruz» derler
[15] Gercekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yuzden onlar bir muddet basıbos dolasırlar
[16] Iste, hidayete karsılık sapıklıgı satın alanlar onlardır. Fakat onların bu ticareti kazanclı olmamıs ve kendileri dogru yolu da bulamamıslardır
[17] Onların (munafıkların) durumu, ates yakan bir kimsenin misali gibidir. O ates yanıp da etrafını aydınlattıgında Allah, hemen onların aydınlıgını giderir ve onları gormez bir halde karanlıklar icinde bırakıverir
[18] Onlar sagırdırlar, dilsizdirler ve kordurler. Bu sebeple onlar (hakka) geri donemezler
[19] Yahut (onların durumu), gokten saganak halinde bosanan, icinde yogun karanlıklar, gurultu ve yıldırımlar bulunan yagmur (a tutulmus kimselerin durumu) gibidir. O munafıklar yıldımlardan gelecek olum korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kafirleri cepecevre kusatmıstır
[20] (O esnada) simsek sanki gozlerini cıkaracakmıs gibi cakar, onlar icin etrafı her aydınlattıgında orada birazcık yururler, karanlık uzerlerine cokunce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sagır, gozlerini kor ederdi. Allah suphesiz her seye kadirdir
[21] Ey insanlar! Sizi ve sizden oncekileri yaratan Rabbinize kulluk (ibadet) edin. Umulur ki, boylece korunmus (Allah'ın azabından kendinizi kurtarmıs) olursunuz
[22] O Rab ki, yeri sizin icin bir dosek, gogu de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gokten su indirdi, o su ile size besin olsun diye (yerden) cesitli urunler cıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a ortaklar kosmayın
[23] Eger kulumuza (Muhammmed'e) indirdigimizden (Kur'an'dan) herhangi bir supheye dusuyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eger iddianızda dogru iseniz Allah’ın dısındaki sahitlerinizi de (yardımcılarınızı da) cagırın
[24] Bunu yapamazsanız ki elbette yapamayacaksınız. O halde yakıtı, insanlar ve taslar olan cehennem atesinden sakının. Cunku o ates kafirler icin hazırlanmıstır
[25] Iman edip salih ameller isleyenlere, onlar icin icinden ırmaklar akan cennetler oldugunu mujdele! Oradan kendilerine rızık olarak her defasında bir meyve verildikce: "Bu daha once rızıklandıgımız (meyve) dandır", diyecekler. Onlara birbirinin benzeri (rızıklar) verilecek. Onlar icin cennette tertemiz esler de vardır. Ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar
[26] Suphesiz Allah (hakkı acıklamak icin) sivrisinek ve onun da otesinde bir varlıgı misal getirmekten cekinmez. Iman etmislere gelince, onlar boyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gercek oldugunu bilirler. Kafir olanlara gelince: Allah boyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla bircok kimseyi saptırır, bircoklarını da dogru yola yoneltir. Verdigi misallerle Allah ancak fasıkları saptırır (cunku bunlar birer imtihandır)
[27] Onlar oyle (fasıklar) ki, kesin soz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozarlar (sozlerinden donerler). Allah'ın, birlestirilmesini emrettigin (sıla-i rahim) i keserler ve yeryuzunde fitne ve fesat cıkarırlar. Iste onlar gercekten zarara ugrayanlardır
[28] Ey kafirler! Siz olu iken sizi dirilten (dunyaya getirip hayat veren) Allah'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizi oldurecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O'na donduruleceksiniz
[29] O, yerde ne varsa hepsini sizin icin yarattı. Sonra (kendine has bir sekilde) semaya yoneldi, onu yedi kat olarak yaratıp duzenledi (tanzim etti). O , her seyi hakkıyla bilendir
[30] Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryuzunde bir halife yaratacagım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryuzunde fesat cıkaracak ve kanlar dokecek kimseler mi yaratacaksın? Dediler. Allah da onlara: Sizin bilemeyeceginiz seyleri ben bilirim, dedi
[31] Allah Adem’e butun isimleri, ogretti. Sonra onları once meleklere arzedip: Eger siz sozunuzde sadık iseniz, sunların isimlerini bana bildirin, dedi
[32] Melekler: (Rabbimiz) Seni (noksan sıfatlardan) tenzih ederiz, senin bize ogrettiklerinden baska bizim bilgimiz yoktur. Suphesiz alim (herseyi bilen) ve hakim olan ancak sensin, dediler
[33] (Bunun uzerine:) Ey Adem! Esyanın isimlerini meleklere bildir, dedi. Adem onların isimlerini onlara bildirince: (Allah: ) Ben size, muhakkak semavat ve arzda gorulmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da ote, gizli ve acık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememis miydim? dedi
[34] Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin, demistik. Iblis haric hepsi secde ettiler. O yuz cevirdi ve buyukluk tasladı, boylece kafirlerden oldu
[35] Biz:«Ey Adem! Sen ve esin (Havva) beraberce cennete yerlesin ve dilediginiz yerde O'nun nimetlerinden bol bol yiyin. (Ancak) su agaca yaklasmayın; yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz» dedik
[36] Ne var ki Seytan onları oradan uzaklastırmıs ve icinde bulundukları (o rahat durumdan, cennetten) cıkarmıstı. Bunun uzerine; «Biz de bir kısmınız digerine dusman olarak ininiz, sizin icin yeryuzunde barınak ve belli bir zamana dek nimet vardır» dedik
[37] Bu durum devam ederken Adem, Rabbinden bir takım kelimeler aldı ve tevbe etti. Cunku O (Allah), tevbeleri cokca kabul eden ve merhameti bol olandır
[38] Dedik ki: Hepiniz oradan inin! Eger benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tabi olursa onlar icin herhangi bir korku yoktur ve onlar uzuntu cekmezler
[39] Inkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedi kalırlar
[40] Ey Israilogulları! Size verdigim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiginiz sozu yerine getirin ki, ben de size olan sozumu yerine getireyim. Ve yalnızca benden korkun
[41] Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdigime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkar edenlerin ilki olmayın! Ayetlerimi az bir karsılık pahasına satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) sakının
[42] Bilerek hakkı batıl ile karıstırmayın, hakkı gizlemeyin
[43] Namazı dosdogru kılın, zekatı (hakkıyla) verin ve ruku edenlerle beraber ruku edin
[44] (Ey bilginler!) Sizler Kitab’ı (Tevrat'ı) okudugunuz (gercekleri bildiginiz) halde, insanlara iyiligi emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz
[45] Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Suphesiz bu, husu duyan (Allah’a saygıdan kalbi urperen) ların dısındakilere zor (bir gorev) dur
[46] Onlar (husu duyanlar), kesinlikle Rablerine kavusacaklarını ve O'na doneceklerini dusunen ve bunu kabullenen kimselerdir
[47] Ey Israilogulları! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cumle aleme ustun kıldıgımı hatırlayın
[48] Oyle bir gunden korkun ki, o gunde hic kimse baskası icin herhangi bir odemede bulunamaz; hic kimseden (Allah izin vermedikce) sefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz
[49] Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Cunku onlar size azabın en kotusunu reva goruyorlar, yeni dogan erkek cocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık icin) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva gorulenlerde Rabbinizden buyuk bir imtihan vardı
[50] Bir zamanlar biz sizin icin denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde bogduk
[51] Musa ile kırk gece (vahyetmek uzere) sozlesmistik. Sonra haksızlık ederek buzagıyı ( ilah ) edindiniz
[52] O davranıslarınızdan sonra (akıllanıp) sukredersiniz diye sizi affetmistik
[53] Dogru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve furkan (hak ile batılı ayıran hukumler) ı verdik
[54] Musa kavmine: Ey kavmim! Suphesiz siz, buzagıyı (ilah) edinmekle kendinize zulmettiniz. Onun icin yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi oldurun. Oyle yapmanız yaradanınızın katında sizin icin daha hayırlıdır, demis ve boylece Allah tevbenizi kabul etmisti. Cunku acıyıp tevbeleri cokca kabul eden ve merhameti bol olan ancak O'dur
[55] (Bir zamanlar:) Siz Ey Musa! Biz Allah'ı acıkca gormedikce asla sana inanmayız, demistiniz de bakıp durur oldugunuz halde hemen sizi yıldırım carpmıstı
[56] Sonra olumunuzun ardından sizi dirilttik ki sukredesiniz
[57] Ve sizi bulutla golgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik ve «Verdigimiz guzel nimetlerden yiyiniz» (dedik). (Hakikatte) Onlar bize degil sadece kendilerine zulmediyorlardı
[58] (Israilogullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediginiz sekilde bol bol yiyin, kapısından secde ederek (egilerek) girin, (girerken) «Hıtta!» (Ya Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bagıslayalım; zira biz, iyi davrananlara (karsılıgını) fazlasıyla verecegiz, demistik
[59] Fakat (onların iclerinden ) zulmedenler, kendilerine soylenenleri baska sozlerle degistirdiler. Bunun uzerine biz, zalimlerin uzerine fasıklık yapmalarından dolayı gokten acı bir azap indirdik
[60] Musa kavmi icin su istemisti de biz ona: "Asan ile tasa vur!" demistik. Derhal (tastan) on iki goz (pınar) fıskırmıstı. Her insan (toplulugu), icecegi kaynagı bilmisti. (Onlara:) Allah’ın rızkından yiyin, icin, sakın yeryuzunde bozgunculuk etmeyin, dedik
[61] Hani siz (verilen nimetlere karsılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim icin Rabbine dua et de yerin bitirdigi seylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsagından, mercimeginden, soganından bize cıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kotu ile degistirmek mi istiyorsunuz? O halde sehre inin. Zira istedikleriniz sizin icin orada var, dedi. Iste (bu hadiseden sonra) uzerlerine asagılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına ugradılar. Bu musibetler (onların basına), Allah'ın ayetlerini inkara devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri oldurmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taskınlıkları sebebiyledir
[62] Suphesiz iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler; bunlardan Allah’a ve ahiret gunune hakkıyla inanıp salih amel isleyenler icin Rableri katında mukafatlar vardır. Onlar icin herhangi bir korku yoktur. Onlar uzuntu cekmeyeceklerdir
[63] Sizden saglam bir soz almıs, Tur'u da uzerinize kaldırıp, size verdigimizi sıkıca/kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, boylece korunursunuz (demistik de)
[64] bundan sonra sozunuzden (yine) donmustunuz. Eger sizin uzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara ugrayanlardan olurdunuz
[65] Icinizden cumartesi gunu azgınlık edip de, bu yuzden kendilerine: "Asagılık maymunlar olun!" dediklerimizi elbette bilmektesiniz
[66] Biz bu (maymunlasmıs insanları) hadiseyi bizzat gorenler ve sonradan gelenler icin bir ibret dersi, muttakiler icin de bir ogut vesilesi kıldık
[67] Musa, kavmine: Allah size bir sıgır kesmenizi emrediyor, demisti de: (Onlar,) Bizimle alay mı ediyorsun? demislerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sıgınırım, demisti
[68] (Musa'ya:) «Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne oldugunu acıklasın» dediler. Musa: Allah diyor ki: «O, ne yaslı ne de genc (sadece birkez dogurmus) tir; bu ikisinin arasında (dinc) bir inektir.»Emrolundugunuz seyi (hemen) yapın, dedi
[69] (Bu defa da;) Bizim icin Rabbine dua et de, bize onun rengini acıklasın, dediler. (Musa da: ) «O diyor ki: Sarı renkli, parlak tuylu, bakanların icini acan bir inektir» dedi
[70] «(Ey Musa!) Bizim icin, Rabbine dua et de onun nasıl bir sıgır oldugunu bize acıklasın, zira nasıl bir inek kesecegimizi anlayamadık. Fakat Allah dilerse bizler herhalde (nasıl bir inek kesecegimizi) buluruz» dediler
[71] (Musa) dedi ki: Allah soyle buyuruyor: O, henuz boyunduruk altına alınmayan, yer surmeyen, ekin sulamayan, serbest dolasan (salma), renginde hic alacası bulunmayan bir inektir. «Iste simdi gercegi anlattın» dediler ve bunun uzerine sıgırı (bulup) kestiler, az kalsın (bunu) kesmeyeceklerdi
[72] Hani siz bir adam oldurmustunuz de o hususta ayrılıga dusmus ve sucu birbirinizin uzerine atmıstınız. Halbuki Allah gizlemekte oldugunuzu ortaya cıkaracaktır
[73] «Haydi, simdi (oldurulen) adama, (kesilen inegin) bir parcasıyla vurun» dedik. Boylece belki akıllarınızı baslarınıza alırsınız diye Allah oluleri boyle diriltir ve dusunesiniz diye size ayetlerini boyle gosterir
[74] (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz tas gibi yahut daha sert bir sekilde katılasmıstı. Halbuki icinden nehirler kaynayan, yarılıp (iclerinden) sular cıkan ve Allah korkusundan yuvarlanan nice taslar vardır! Allah yapmakta olduklarınızdan gafil degildir
[75] Simdi (ey muminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki, onlardan bir grup, Allah'ın kelamını isitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi
[76] (Munafıklar) inananlarla karsılastıklarında «Iman ettik» derler. Birbirleriyle bas basa kaldıkları vakit ise: «Allah'ın size actıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize huccet getirmeleri icin mi onlara anlatıyorsunuz; bunları dusunemiyor musunuz?» derler
[77] Oysa onlar, gizlediklerini de acıga vurduklarını da Allah'ın bildigini bilmezler mi
[78] Iclerinde bir takım ummiler vardır ki, Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Butun bildikleri bir takım kuruntu (ve yalan) lardır. Onlar sadece zanda bulunuyorlar
[79] Kitabı elleriyle yazıp da sonra onu az bir bedel karsılıgında satmak icin «Bu Allah katındandır» diyenlere yazıklar olsun! Yazıklar olsun elleriyle yazdıklarından oturu onlara ve yazıklar olsun kazandıklarından oturu onlara
[80] (Israilogulları: )Sayılı birkac gun dısında, bize asla ates dokunmayacaktır, dediler. (Onlara) De ki : Siz Allah katından bir soz mu aldınız, zira Allah sozunden caymaz, yoksa Allah'a karsı bilemeyeceginiz seyleri mi soyluyorsunuz
[81] Hayır! Kim bir kotuluk eder de kotulugu kendisini cepecevre kusatırsa, iste o kimseler Cehennem ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar
[82] Iman edip salih amel isleyenler ise onlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar
[83] Vaktiyle biz, Israilogullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye soz almıs ve «Insanlara guzel soz soyleyin, namazı kılın, zekatı verin» demistik. Sonra icinizden cok azınız haric (bu sozden) dondunuz. Hala da yuz cevirip duruyorsunuz
[84] (Ey Israilogulları!) Birbirinizin kanını dokmeyeceginize, birbirinizi yurtlarınızdan cıkarmayacagınıza dair sizden kesin bir soz almıstık. Her seyi gorerek sonunda bunları kabul etmistiniz
[85] Bu misakı kabul eden sizler, (verdiginiz sozun tersine) birbirinizi olduruyor, aranızdan bir zumreyi yurtlarından cıkarıyor, kotuluk ve dusmanlıkta onlara karsı yardımlasıyorsunuz. Onları yurtlarından cıkarmak size haram oldugu halde (hem cıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden oyle davrananların cezası dunya hayatında ancak zillettir. Kıyamet gununde ise en siddetli azaba ugratılacaklardır. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil degildir
[86] Iste onlar, ahirete karsılık dunya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yuzden ne azapları hafifletilecek, ne de kendilerine yardım edilecektir
[87] Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gonderdik. Meryem Oglu Isa’ya da apacık deliller verdik. Ve onu, Ruhu'l Kudus (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gonlunuzun arzulamadıgı seyleri soyleyen bir peygamber geldikce, ona karsı buyukluk taslayıp, (size gelen peygamberlerden) bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da oldurdunuz
[88] (Yahudiler peygamberlerle alay ederek) «Kalplerimiz perdelidir» dediler. Hayır; kufurleri sebebiyle Allah onlara lanet etmistir. O yuzden cok az inanırlar
[89] Onlara, Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) dogrulayan bir kitap geldiginde onceden kafirlere karsı (kendilerine boyle yardım edici bir kitabın gelmesini) bekleyip duruyorlardı. Iste onceden gelecegini bildikleri bu kitap gelince onu inkar ettiler. Iste Allah'ın laneti boyle inkarcılaradır
[90] Onların, Allah'ın kullarından diledigine (Kitap) indirmesini kıskandıkları icin Allah'ın indirdigini (Kur'an'ı) inkar ederek kendilerini cok kotu bir sey karsılıgında satmaları ne kadar kotu bir seydir! Boylece onlar, gazap ustune gazaba ugradılar. Ayrıca kafirler icin alcaltıcı bir azap vardır
[91] Kendilerine: Allah'ın indirdigine iman edin, denilince: Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan baskasını inkar ederler. Halbuki o Kur'an, kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı dogrulayıcı olarak gelmis hak kitaptır. (Ey Muhammed:) Onlara deki: Sayet siz gercekten (kendinize indirilene) inanıyorsanız daha once Allah'ın peygamberlerini neden olduruyordunuz
[92] Andolsun Musa size apacık mucizeler getirmisti. Sonra onun ardından, zalimler olarak buzagıyı (ilah ) edindiniz
[93] Hatırlayın ki, sizden kesin bir soz almıs veTur'u da uzerinize kaldırarak size verdigimize kuvvetlice tutunun ve (emirlerini) dinleyin, demistik. Onlar: Isittik ve isyan ettik, dediler. Inkarları sebebiyle kalplerine buzagı sevgisi dolduruldu. De ki: Eger inanıyorsanız, imanınız size ne kotu seyler emrediyor
[94] (Ey Muhammed! Onlara:) Sayet (iddia ettiginiz gibi) ahiret yurdu Allah katında diger insanlara degil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda dogru iseniz haydi olumu temenni edin (bakalım), de
[95] Onlar, kendi elleriyle onceden yaptıkları isler (gunah ve isyanları) sebebiyle hic bir zaman olumu temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri en iyi bilir
[96] Yemin olsun ki, sen onların hayat (yasamay)a baskalarından ve hatta her biri bin sene yasamayı temenni eden musriklerden bile daha duskun olduklarını gorursun. Oysa uzun yasamak, onları azaptan kurtarmayacaktır Allah, elbette, yaptıklarını hakkıyla gorendir
[97] De ki: Cebrail'e kim dusman ise ( iyi bilsin ki) Allah'ın izniyle onceki kitapları dogrulayan, muminler icin hidayet rehberi ve mujde olan Kur'an'ı senin kalbine indiren odur
[98] Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail’e dusman olursa (bilsin ki) Allah da inkarcı kafirlerin dusmanıdır
[99] Andolsun ki sana apacık ayetler indirdik. (Ey Muhammed) onları fasıklardan baskası inkar etmez
[100] Ne zaman onlar bir antlasma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların cogu iman etmez
[101] Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elci gelince ehli kitaptan bir grup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormus gibi onu arkalarına atıp terkettiler
[102] Suleyman'ın hukumranlıgı hakkında onlar, seytanların uydurup soylediklerine tabi oldular. Halbuki Suleyman (buyu yapıp) kafir olmadı. Lakin seytanlar, sihri ve Babil'deki Harut ve Marut adlı iki melege indirilen seyleri insanlara ogreterek kafir oldular. Halbuki o iki melek, herkese: «Biz ancak imtihan icin gonderildik, sakın yanlıs inanıp da kafir olmayasınız», demeden hic kimseye (sihir ilmini) ogretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, kisi ile karısının arasını acacak seyleri ogreniyorlardı. Oysa onlar, Allah’ın izni olmadan hic kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni degil de zarar vereni ogrenirler. onlar sihri satın alanların ahirette nasibi olmadıgını cok iyi bilmektedirler. Karsılıgında kendilerini sattıkları sey ne kotudur! Keske bunu anlasalardı
[103] Eger iman edip kendilerini kotulukten korusalardı, suphesiz Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keske bunları anlasalardı
[104] Ey iman edenler! «Raina» demeyin, «unzurna» deyin. (Soylenenleri) dinleyin. Kafirler icin elem verici bir azap vardır
[105] (Ey muminler!) Ehli kitaptan ve musriklerden olan kafirler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini diledigi kimseye tahsis eder. Allah buyuk lutuf sahibidir
[106] Biz, bir ayet (in hukmun)i nesheder (kaldırır)sek veya onu unutturursak mutlaka ondan daha hayırlısını veya onun bir dengini getiririz. Allah'ın her seye kadir oldugunu bilmez misin
[107] (Yine) bilmez misin, goklerin ve yerin mulkiyet ve hukumranlıgı yalnızca Allah'ındır? Sizin icin Allah'tan baska ne bir dost ne de bir yardımcı vardır
[108] Yoksa siz de (ey muslumanlar), daha once Musa'dan istenildigi gibi, kendi peygamberinizden de (bir takım mucizeler) talep etmek mi istiyorsunuz? Her kim, imanı kufurle degisirse, dumduz yoldan sapmıs olur
[109] Ehli kitaptan cogu, hakikat kendilerine apacık belli olduktan sonra, sırf iclerindeki kıskanclıktan oturu, sizi imanınızdan vazgecirip kufre dondurmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bagıslayın. Suphesiz Allah her seye kadirdir
[110] Namazı dosdogru kılın, zekatı verin, onceden kendiniz icin yaptıgınız her iyiligi Allah'ın katında bulacaksınız. Suphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla gorendir
[111] (Ehli kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar haric hic kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eger sahiden dogru soyluyorsanız delilinizi getirin, de
[112] Bilakis, kim muhsin olarak yuzunu Allah'a dondururse (Allah'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Onlara hic bir korku yoktur, uzulecek olanlar da onlar degildir
[113] Hepsi de kitabı (Tevrat ve Incil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hristiyanlar dogru yolda degillerdir, dediler. Hristiyanlar da: Yahudiler dogru yolda degillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler de birbirleri hakkında tıpkı onların soylediklerini soylediler. Allah, ihtilafa dustukleri hususlarda kıyamet gunu onlar hakkında hukmunu verecektir
[114] Allah’ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına calısandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Baska turlu girmeye hakları yoktur.) Bunlar icin dunyada rezillik, ahirette de buyuk azap vardır
[115] Dogu da Allah'ındır batı da. Nereye donerseniz Allah’ın vechi oradadır. Suphesiz Allah ( ın kullarına rahmeti ve nimeti) genistir, O her seyi hakkıyla bilendir
[116] «Allah cocuk edindi» dediler. Hasa! O, bundan munezzehtir. Oysa goklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur, hepsi O'na boyun egmistir
[117] goklerin ve yerin yoktan varedicisidir. Bir seyi dilediginde ona sadece «Ol!» der, o da hemen oluverir
[118] Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konusmalı ya da bize bir ayet (mucize) gelmeli degil miydi? Onlardan oncekiler de iste tıpkı onların dediklerini demislerdi. Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine benzedi? Gercekleri iyice (yakinen) bilmek isteyenlere ayetleri apacık gosterdik
[119] Dogrusu biz seni Hak (Kur'an) ile mujdeleyici ve uyarıcı olarak gonderdik. Sen Cehennem ashabından sorumlu degilsin
[120] Ne yahudiler ne de hristiyanlar sen onların dinlerine uymadıkca senden asla razı olmayacaklar. De ki: Dogru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır
[121] Kendilerine verdigimiz kitabı hakkıyla okuyan kimseler, iste bunlar ona iman ederler. Onu inkar edenlere gelince, iste gercekten husrana ugrayanlar onlardır
[122] Ey Israilogulları! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) alemlere ustun kılmıs oldugumu hatırlayın
[123] Ve bir gunden sakının ki, o gunde hic kimse baskası namına bir sey odeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hic kimseye sefaat fayda vermez. Onlar hicbir yardım da gormezler
[124] Bir zamanlar Rabbi Ibrahim'i bir takım kelimelerle sınamıs, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara imam (onder) yapacagım, demisti. «Soyumdan da (onderler yap, ya Rabbi!) » deyince Allah: Ahdim zalimlere ulasmaz (onlar icin soz vermem) buyurdu
[125] Biz, Beyt’i (Ka'be'yi) insanlara toplanma mahalli ve guvenli bir yer kıldık ve siz de Ibrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (dedik). Ibrahim ve Ismail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, ruku ve secde edenler icin Evim'i temiz tutun, diye emretmistik
[126] Ibrahim de demisti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir sehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gunune inananları cesitli meyve (urun) lerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkar ederse onu az bir sure faydalandırır, sonra onu cehennem azabına mecbur kılarım . Ne kotu varılacak yerdir orası
[127] Bir zamanlar Ibrahim, Ismail ile beraber Beytullah'ın temellerini yukseltiyor, (soyle dua ediyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur, suphesiz sen hakkıyla isiten ve hakkıyla bilensin
[128] Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olan iki kul, neslimizden de sana teslim olan bir ummet eyle, bize ibadet usullerimizi goster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri cokca kabul eden, cok merhametli olan ancak sensin
[129] Ey Rabbimiz! Onlara, iclerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti ogretecek, onları temizleyecek bir peygamber gonder. Cunku ustun gelen, her seyi yerli yerince yapan yalnız sensin
[130] Ibrahim'in dininden kendini bilmezlerden baska kim yuz cevirir? Andolsun ki, biz dunyada onu (elci) sectik, suphesiz o ahirette de salih kullardandır
[131] Cunku Rabbi ona: "Teslim ol," demis, o da: Alemlerin Rabbine teslim oldum, demisti
[132] Bunu Ibrahim de kendi ogullarına vasiyet etmis, Ya'kub da: (aynı seyi yapmıs ve): Ogullarım! Allah sizin icin bu dini (Islam'ı) secti. O halde sadece muslumanlar olarak olunuz (dedi)
[133] Yoksa Ya'kub'a olum geldigi zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Ya'kub) ogullarına: Benden sonra kime ibadet (kulluk) edeceksiniz? demisti. Onlar: Senin ve ataların Ibrahim, Ismail ve Ishak'ın bir tek ilahına (Allah'a) kulluk edecegiz; biz ancak O’na teslim olmusuzdur, dediler
[134] Onlar bir ummetti, gelip gecti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya cekilmezsiniz
[135] (Yahudiler ve hristiyanlar muslumanlara:) Yahudi ya da hristiyan olun ki, dogru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan Ibrahim'in (dosdogru) dinine uyarız. O, musriklerden degildi
[136] «Biz, Allah'a iman ettik ve (yine) bize indirilene; Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve Esbat (Ya'kub'un torunların)a indirilene, Musa ve Isa'ya verilenlerle Rableri tarafından diger peygamberlere verilenlere, onlardan hicbiri arasında fark gozetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin
[137] Eger onlar (Yahudi ve hristiyanlar) da sizin inandıgınız gibi inanırlarsa dogru yolu bulur (hidayete erer) lar; yok eger yuz cevirirlerse mutlaka anlasmazlık (ve ayrılık) icine dusmus olurlar. Onlara karsı Allah sana yeter. O hakkıyla isitendir, hakkıyla bilendir
[138] Iste Allah'ın boyası (Islam Dini)… Allah’tan daha guzel boyası olan kim vardır? Biz ancak O'na kulluk ederiz
[139] De ki ( Ey Yahudi ve hristiyanlar): Siz, Allah hakkında bizimle delilli tartısmaya mı girisiyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O'na (ibadet ve taatlerimizde) ihlas ile baglananlarız
[140] Yoksa siz, Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve Esbat (Ya'kub'un torunların)ın yahudi, yahut hristiyan olduklarını mı soyluyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından gelen bir sahitligi gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil degildir
[141] Onlar bir ummetti; gelip gecti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya cekilmezsiniz
[142] Insanlardan bir kısım beyinsizler: Yonelmekte oldukları kıblelerinden onları ceviren nedir? diyecekler. De ki: Dogu da batı da Allah'ındır. O, diledigini dogru yola iletir
[143] Iste boylece sizin insanlara sahitler olmanız, Rasul'un de size sahit olması icin biz, sizi vasat (orta, mutedil) bir ummet kıldık. Senin uzerinde bulundugun kıbleyi, biz ancak Rasul'e uyanı, okceleri uzerinde geri donenlerden (ayırıp) bilelim diye kıble yaptık. Bu, (Kıblenin degistirilmesi) Allah'ın hidayet verdigi kimselerden baskasına elbette agır gelir. Allah sizin imanınızı (namazlarınızı) asla zayi edecek degildir. Zira Allah insanlara karsı sefkatli ve cok merhametlidir
[144] (Ey Muhammed!) Senin, yuzunu goge dogru cevirdigini elbette goruyoruz. Iste simdi, seni memnun olacagın bir kıbleye donduruyoruz. Artık yuzunu Mescid-i Haram (ka'be) tarafına cevir. (Ey muslumanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yuzlerinizi o tarafa cevirin. Suphe yok ki, ehli kitap, onun Rablerinden gelen gercek oldugunu cok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından gafil degildir
[145] Sen, ehli kitaba her turlu ayeti (delili) getirsen yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak degilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen ilimden sonra eger onların arzularına uyacak olursan, iste o zaman sen muhakak zalimlerden olursun
[146] Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), ozogullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna ragmen onlardan bir grup, hakkı bile bile gizler
[147] Hak ( Gercek olan), Rabbinden gelendir. O halde suphecilerden olma
[148] Herkesin yoneldigi bir kıblesi vardır. (Ey muminler!) Siz hayır islerinde yarısın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Suphesiz Allah her seye kadirdir
[149] Nereden yola cıkarsan cık (namazda) yuzunu Mescid-i Haram tarafına cevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gercektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) degildir
[150] (Evet Rasulum!) Nereden yola cıkarsan cık (namazda) yuzunu Mescidi Haram'a dogru cevir. (Siz de ey muslumanlar!) Nerede olursanız olun, yuzunuzu o tarafa cevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatcılar) mustesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delil bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Size olan nimetimi tamamlayayım da boylece dogru yolu bulasınız
[151] Nitekim kendi icinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi (kotuluklerden) arındıran, size, Kitabı ve hikmeti ve bilmediklerinizi ogreten bir Rasul gonderdik
[152] Oyle ise siz beni (ibadet ve taatle) anın ki ben de sizi (rahmetimle) anayım. Bana sukredin; sakın bana nankorluk etmeyin
[153] Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Cunku Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir
[154] Allah yolunda oldurulenlere «oluler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız
[155] Andolsun ki sizi biraz korku ve aclık; mallardan, canlardan ve urunlerden biraz azaltma ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri mujdele
[156] O sabredenler, kendilerine bir bela geldigi zaman: «Biz Allah'a aidiz ve biz O'na donecegiz» derler
[157] Iste Rablerinden (gelen) magfiret (bagıslama) ve rahmet hep onlaradır. Ve hidayete erenler de onlardır
[158] Suphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koydugu nisanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir gunah yoktur. Her kim gonullu olarak bir iyilik yaparsa suphesiz Allah kabul eder ve (yaptıklarını) hakkıyla bilir
[159] Indirdigimiz acık delilleri ve kitapta insanlara apacık gosterdigimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de butun lanet ediciler lanet eder
[160] Ancak tevbe edip durumlarını duzeltenler ve gercegi acıkca ortaya koyanlar baskadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi cokca kabul eden ve cokca esirgeyenim
[161] (Ayetlerimizi) inkar etmis ve kafir olarak olmuslere gelince, iste Allah'ın, meleklerin ve tum insanların laneti onların uzerinedir
[162] Onlar ebediyen lanet icinde kalırlar. Artık onlardan azap hafifletilmez ve onların yuzlerine (mazeretlerine) de bakılmaz
[163] Ilahınız bir tek Allah'tır. O'ndan baska ilah yoktur. O, Rahman'dır, Rahim'dir
[164] Suphesiz goklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gunduzun birbiri pesinden gelmesinde, insanlara fayda veren seylerle yuklu olarak denizde yuzup giden gemilerde, Allah'ın gokten indirip de olu haldeki topragı canlandırdıgı suda ve orada yaydıgı her turlu canlıda, ruzgarları ve yer ile gok arasında emre hazır bekleyen bulutları yonlendirmesinde dusunen bir toplum icin (Allah'ın varlıgını ve birligini ispatlayan) bircok deliller vardır
[165] Insanlar icinde bir takım kimseler de vardır ki, Allah'tan baskasını O'na ortak edinip, onları, Allah'ı sever gibi severler; gerci iman edenlerin Allah'a olan sevgileri cok daha kuvvetlidir. Fakat o zulmedenler, azabı gorurken, butun kuvvetin Allah'a mahsus ve Allah'ın siddetli azap sahibi oldugunu bir bilseler
[166] Iste o zaman (gorecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidenler, uyanlardan hızla uzaklasırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı gormus, nihayet aralarındaki baglar kopup parcalanmıstır
[167] (Kotulere) uyanlar soyle derler: Ah, keske bir daha dunyaya geri gitmemiz mumkun olsaydı da, simdi onların bizden uzaklastıkları gibi biz de onlardan uzaklassaydık! Boylece Allah onlara, amellerini, pismanlık ve uzuntu kaynagı olarak gosterir ve onlar artık atesten cıkamazlar
[168] Ey insanlar! Yeryuzunde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin, seytanın adımlarına uymayın; zira seytan sizin icin apacık bir dusmandır
[169] O size, sadece kotulugu, hayasızlıgı ve Allah hakkında bilmediginiz seyleri soylemenizi emreder
[170] Onlara (musriklere): Allah’ın indirdigine uyun, denildigi zaman onlar, «Hayır! Biz atalarımızı uzerinde buldugumuz yola uyarız» dediler. Ya ataları bir sey anlamamıs, dogruyu da bulamamıs idiyseler
[171] (Hidayet cagrısına kulak vermeyen) kafirlerin durumu, sadece cobanın bagırıp cagırmasını isiten hayvanların durumuna benzer. Cunku onlar sagırlar, dilsizler ve korlerdir. Bu sebeple dusunmezler
[172] Ey iman edenler! Size verdigimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eger siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na sukredin
[173] Allah size ancak oluyu (lesi), kanı, domuz etini ve Allah'tan baskası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, baskasının hakkına saldırmadan ve haddi asmadan bir miktar yemesinde gunah yoktur. Suphe yok ki Allah cokca bagıslayan cokca esirgeyendir
[174] Allah'ın indirdigi kitaptan bir seyi (ahir zaman Peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile degisenler yok mu, iste onların yiyip de karınlarına doldurdukları, atesten baska bir sey degildir. Kıyamet gunu Allah ne kendileriyle konusur ve ne de onları temize cıkarır. Orada onlar icin can yakıcı bir azap vardır
[175] Hidayet (dogru yol) e karsılık sapıklıgı ve magfirete karsılık da azabı satın alanlar iste onlardır. Onlar atese karsı ne kadar dayanıklıdırlar
[176] O azabın sebebi, Allah’ın, kitabı hak olarak indirmis olmasıdır. (Buna ragmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılıga dusenler, elbette derin bir anlasmazlıgın icine dusmuslerdir
[177] Iyilik (hayır), yuzlerinizi dogu ve batı tarafına cevirmeniz degildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptıgıdır ki, Allah'a, ahiret gunune, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gozeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmıslara, dilenenlere ve kolelere sevdigi maldan harcar, namaz kılar, zekat verir. Antlasma yaptıgı zaman sozlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savas zamanlarında sabreder. Iste dogru olanlar, bu vasıfları tasıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır
[178] Ey iman edenler! Oldurulenler hakkında size kısas farz kılındı. Hure hur, koleye kole, kadına kadın (oldurulur). ancak her kimin cezası, kardesi (oldurulenin velisi) tarafından bir miktar bagıslanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (olduren) ona (gereken diyeti) guzellikle odemelidir. Bu soylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi asarsa muhakkak onun icin elem verici bir azap vardır
[179] Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin icin hayat vardır. Umulur ki suc islemekten sakınırsınız
[180] Birinize olum geldigi zaman, eger bir hayır bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir bicimde vasiyet etmek Allah’tan korkanlar uzerine bir borctur
[181] Her kim bunu isittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti degistirirse, gunahı onu degistirenlerin uzerinedir. Suphesiz Allah hakkıyla isiten, hakkıyla bilendir
[182] Her kim, vasiyet edenin haksızlıga yahut gunaha meyletmesinden endise eder de (alakalıların) aralarını bulursa kendisine gunah yoktur. Suphesiz Allah cok bagıslayan hem de cok esirgeyendir
[183] Ey iman edenler! Oruc sizden once gelip gecmis ummetlere farz kılındıgı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz
[184] Sayılı gunlerde olmak uzere (oruc size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadıgı gunler kadar) diger gunlerde kaza eder. (Ihtiyarlık veya sifa umudu kalmamıs hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruc tutmaya gucleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gonullu olarak hayır yaparsa, bu kendisi icin daha iyidir. Eger bilirseniz (guclugune ragmen) oruc tutmanız sizin icin (fidye vermekten) daha hayırlıdır
[185] Ramazan ayı, insanlara yol gosterici, dogrunun ve dogruyu egriden ayırmanın acık delilleri olarak Kur'an' ın indirildigi aydır. Oyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruc tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadıgı gunler sayısınca) baska gunlerde kaza etsin. Allah sizin icin kolaylık ister, zorluk istemez. Butun bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size dogru yolu gostermesine karsılık, Allah'ı tazim etmeniz, sukretmeniz icindir
[186] Kullarım sana, beni sordugunda (onlara deki): Ben (suphesiz onlara) cok yakınım. Bana dua ettigi vakit dua edenin dilegine karsılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar. Ola ki dogru yolu bulurlar
[187] Oruc gecesinde kadınlarınıza yaklasmak size helal kılındı. Onlar sizin icin birer elbise, siz de onlar icin birer elbisesiniz. Allah sizin, nefislerinize ihanet (kotuluk) etmekte oldugunuzu bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bagısladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklasın ve Allah'ın sizin icin takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipligi (aydınlıgı), siyah ipliginden (karanlıgından) ayırt edilinceye kadar yiyin, icin, sonra aksama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete cekilmis oldugunuz zamanlarda kadınlarla birlesmeyin. Bunlar Allah'ın koydugu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklasmayın. Iste boylece Allah ayetlerini insanlara acıklar. Umulur ki korunurlar
[188] Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz icin o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin
[189] Sana, hilal (seklinde yeni dogan ay) leri sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve ozellikle hac icin vakit olculeridir. Iyilik, evlere arkalarından gelip girmeniz degildir. Lakin iyilik, korunan (ve olculu giden) kimsenin davranısıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtulusa erersiniz
[190] Size karsı savas acanlara, siz de Allah yolunda savas acın. Sakın asırı gitmeyin. Cunku Allah asırı gidenleri sevmez
[191] Onları (size karsı savasanları) yakaladıgınız yerde oldurun. Sizi cıkardıkları yerden siz de onları cıkarın. Fitne, adam oldurmekten daha kotudur. Mescid-i Haram’da onlar sizinle savasmadıkca, siz de onlarla savasmayın. Eger onlar size karsı savas acarlarsa siz de onları oldurun, iste kafirlerin cezası boyledir
[192] Eger onlar (savastan) vazgecerlerse, (siz de vazgecin, sunu iyi bilin ki) Allah; Gafur (cok bagıslayıcı) ve Rahim' (cok esirgeyici) dir
[193] Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah icin oluncaya kadar onlarla savasın. Sayet vazgecerlerse (siz de vazgecin) zalimlerden baskasına dusmanlık ve saldırı yoktur
[194] Haram ay haram aya karsılıktır. Hurmetler (dokunulmazlıklar) karsılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah muttakiler (ondan hakkıyla sakınanlar) le beraberdir
[195] Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her turlu Islerinizi de cok iyi yapın; zira Allah, iyi is yapanları sever
[196] Haccı ve umreyi Allah icin tam yapın. Eger (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gonderin. Kurban yerine varıncaya kadar baslarınızı tıras etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut basından bir rahatsızlıgı varsa, ya oruc ya sadaka ya da kurban olmak uzere fidye gerekir. (Hac yolculugu icin) emin oldugunuz vakit kim hac gunlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac gunlerinde uc, memleketine dondugu zaman yedi olmak uzere oruc tutar . Hepsi tam on gundur . Bu soylenenler , ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar icindir. Allah'tan korkun . Biliniz ki Allah, siddetli ceza sahibidir
[197] Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklasmak, gunah sayılan davranıslara yonelmek, kavga etmek yoktur. Hayır olarak ne yaparsanız, Allah onu bilir. (Ey muminler! Ahiret icin) azık edinin. Bilin ki azıgın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefet etmekten) sakının
[198] (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lutfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir gunah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiginizde Mes'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin. Siz, onceden sapıklardan oldugunuz halde, sizi dogru yola sevk ettigi icin O'nu anın
[199] Sonra insanların (sel gibi) aktıgı yerden siz de akın. Allah'tan magfiret isteyin. Cunku Allah cok affedici ve cok esirgeyicidir
[200] Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andıgınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir sekilde Allah'ı anın. Insanlardan oyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dunyada ver, derler. Boyle kimselerin ahiretten hic nasibi yoktur
[201] Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! «Bize dunyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!» derler
[202] Iste onlar icin, kazandıklarında buyuk bir nasip vardır. (Suphesiz) Allah, hesabı cabuk gorendir
[203] Sayılı gunlerde (tesrik gunlerinde) Allah’ı anın. Kim iki gun icinde acele edip (Mina'dan cıkmak hususunda) donmek isterse ona herhangi bir gunah yoktur. Bunlar gunahtan sakınanlar icindir. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız
[204] Insanlardan (munafıklardan) oyleleri vardır ki, dunya hayatı hakkında soyledikleri senin hosuna gider. Hatta boylesi kalbinde olana (samimi olduguna dair) Allah'ı sahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır
[205] O, donup gitti mi (yahut bir is basına gecti mi) yeryuzunde ortalıgı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak icin calısır. Allah bozgunculugu sevmez
[206] Boylesine «Allah’tan kork!» denilince benlik ve gurur kendisini gunaha sevkeder. (Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter. O ne kotu yerdir
[207] Insanlardan oyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak icin kendini ve malını feda eder. Allah, kullarına karsı cok sefkatlidir
[208] Ey iman edenler! Hep birden Islam'a girin. Sakın seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, sizin apacık dusmanınızdır
[209] Size (Kur'an ve Sunnet gibi) apacık deliller geldikten sonra, eger haktan saparsanız, sunu iyi bilin ki Allah Aziz'dir, Hakim'dir
[210] Onlar, (kıyamet gunu) ille de buluttan golgeler icinde Allah’ın ve meleklerinin gelmesini ve isin olup bitmesini mi bekliyorlar ? Halbuki is bitirilmistir. Butun isler yalnızca Allah'a dondurulur
[211] Israilogullarına sor ki kendilerine nice apacık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini (ayetlerini) degistirirse bilsin ki Allah'ın azabı siddetlidir
[212] Kafir olanlar icin dunya hayatı cazip kılındı. (Bu yuzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkardan sakınanlar kıyamet gununde onların ustundedir. Allah diledigine hesapsız rızık verir
[213] Insanlar tek bir ummet idi. Sonra Allah, mujdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gonderdi. Insanlar arasında, anlasmazlıga dustukleri hususlarda hukum vermeleri icin, onlarla beraber hak yolu gosteren kitapları da gonderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apacık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskanclıktan oturu dinde anlasmazlıga dustuler. Bunun uzerine Allah iman edenlere, uzerinde ihtilafa dustukleri hakkı (gercegi) izniyle gosterdi. Allah diledigini dogru yola iletir
[214] (Ey muminler!) Yoksa siz, sizden once gelip gecenlerin basına gelenler size de gelmeden cennete gireceginizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara oylesine dokunmus ve oyle sarsılmıslardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki muminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır
[215] Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan vereceginiz sey, anaya babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmıslaradır. Iyilik olarak yaptıgınız seyleri Allah, suphesiz en iyi bilendir
[216] Hosunuza gitmedigi halde savas size farz kılındı. Fakat olabilir ki, bir sey sizin hakkınızda hayırlıdır da, onu kotu gorursunuz; bir sey de hakkınızda ser oldugu halde, ondan hoslanırsınız. (Bunu) siz bilemezsiniz de Allah bilir
[217] Sana haram ayı, yani onda savasmayı soruyorlar. De ki: O ayda savasmak buyuk bir gunahtır. (Insanları) Allah yolundan cevirmek, Allah’ı inkar etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan cıkarmak ise Allah katında daha buyuk gunahtır. Fitne, (bir kimseyi) oldurmekten daha kotudur. Onlar eger gucleri yeterse, sizi dininizden dondurunceye kadar size karsı savasa devam ederler. Sizden kim, dininden doner ve kafir olarak olurse, iste dunya ve ahiretteki amelleri bosa gitmis olanlar bunlardır; Cehennem ashabı olanlar da bunlardır ve bunlar orada daimidirler
[218] Iman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, iste Allah'ın rahmetini umanlar da bunlardır. Allah, cok bagıslayıcı, cok esirgeyicidir
[219] Sana, ickiyi ve kumar hakkında soruyorlar. De ki: Her ikisinde de buyuk bir gunah ve insanlar icin bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de gunahı faydasından daha buyuktur. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «Ihtiyac fazlasını» de. Iste Allah, dusunesiniz diye size ayetleri boyle acıklar
[220] Dunya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranısları dusunun ve ona gore hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetistirmek (yuz ustu bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eger onlarla birlikte yasarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeslerinizdir. Allah, isleri bozanla duzelteni bilir. Eger Allah dileseydi, sizi de zahmet ve mesakkate sokardı. Cunku Allah Aziz'dir, Hakim'dir
[221] Iman etmedikce musrik kadınlarla evlenmeyin. Begenseniz bile, musrik bir kadından, mu'min bir cariye kesinlikle daha hayırlıdır. Iman etmedikce musrik erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Begenseniz bile, musrik bir kisiden mu'min bir kole kesinlikle daha hayırlıdır. Onlar (musrikler) cehenneme cagırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve magfirete cagırır. Iste, Allah, dusunup ibret alsınlar diye, ayetlerini insanlara boyle acıklar
[222] (Ey Muhammed! Sana;) Hayızı (kadınların adet halini) soruyorlar. (Onlara) de ki: O bir eza (rahatsızlık) dır. Bu sebeple adet halinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklasmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettigi yerden onlara yaklasın. Sunu iyi bilin ki, Allah cokca tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever
[223] Kadınlarınız sizin icin bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz oyle varın. Kendiniz icin onceden (gelecekte faydasını goreceginiz iyi amellerle) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavusacaksınız. (Ey Muhammed!) Mu'minleri mujdele
[224] Yeminlerinizden dolayı , iyilik etmenize, O'ndan sakınmanıza ve insanların arasını duzeltmenize Allah'ı (O'nun adını) engel kılmayın. Allah, hakkıyla isiten, hakkıyla bilendir
[225] Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lakin kalplerinizin kasdettigi yeminden sorumlu tutar. Allah, Gafur'dur, Halim'dir
[226] Kadınlarına yanasmamaya yemin edenlerin dort ay beklemeleri gerekir. Eger (yeminlerinden) donerlerse, suphesiz, Allah, Gafur'dur, Rahim'dir
[227] Eger (muddeti icinde donmeyip kadınlarını) bosamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Allah, suphesiz, hakkıyla isiten, hakkıyla bilendir
[228] Bosanmıs kadınlar, kendi baslarına uc hayız (veya temizlik) suresi beklerler. Eger onlar Allah'a ve ahiret gunune gercekten inanmıslarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattıgını gizlemeleri kendilerine helal olmaz. Eger kocalar barısmak isterlerse, bu durumda bosadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Kocalarının onlar uzerinde hakları oldugu gibi, onların da kocaları uzerinde belli hakları vardır, ancak erkekler, onlar uzerinde bir ustunluk derecesine sahiptirler. Allah Aziz'dir, Hakim'dir
[229] Bosama iki defadır. Bundan sonrası (bilinen sekilde) ya iyilikle tutmak ya da guzellikle salıvermektir. Kadınlara (mehir olarak) verdiginiz seyi, kadın ve erkek, Allah'ın cizdigi hududu ihlal etmekten korkmadıkca geri almanız helal olmaz. (Ey muminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuskuya duserseniz, kadının (erkege) fidye vermesinde her iki taraf icin de sakınca yoktur. Bu soylenenler Allah'ın koydugu sınırlardır. Sakın onları asmayın. Kim Allah'ın sınırlarını asarsa iste onlar zalimlerdir
[230] Eger erkek karısını (ucuncu defa) bosarsa artık o kadın, baska bir esle evlenmedikce ilk kocasına helal olmaz. Eger (kadını, bosandıktan sonra evlendigi) bu koca da bosarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar, Allah'ın, bunları bilmek, ogrenmek isteyen topluluk icin acıkladıgı hudutlarıdır
[231] Kadınları bosadıgınız ve onlar da bekleme muddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek icin onları nikah altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine zulmetmis olur. Allah'ın ayetlerini eglenceye almayın. Allah'ın sizin uzerinizdeki nimetini, (size verdigi hidayeti), size ogut vermek uzere indirdigi Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah her seyi hakkıyla bilendir
[232] Kadınları bosadıgınız ve onlar da bekleme muddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlastıkları takdirde, onların (kendilerini bir yahut iki talakla bosamıs olan) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Iste bununla icinizden Allah'a ve ahiret gunune inanan kimselere ogut verilmektedir. Bu ogudu tutmanız kendiniz icin en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz
[233] Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) icin, anneler cocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların orfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi baba tarafına aittir. Bir insan ancak gucu yettiginden sorumlu tutulur. Hicbir anne, cocugu sebebiyle, hicbir baba da cocugu yuzunden zarara ugratılmamalıdır. Onun benzeri (nafaka temini) varis uzerine de gerekir. Eger ana ve baba birbiriyle goruserek ve karsılıklı anlasarak cocugu memeden kesmek isterlerse, kendilerine gunah yoktur. Cocuklarınızı (sut anne tutup) emzirtmek istediginiz takdirde, sut anneye vermekte oldugunuz ucreti iyilikle teslim etmeniz sartıyla, uzerinize gunah yoktur. Allah’tan korkun. Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla gorendir
[234] Sizden olenlerin, geride bıraktıkları esleri, kendi baslarına (evlenmeden) dort ay on gun beklerler. Bekleme muddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları mesru islerde size bir gunah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilir
[235] (Iddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki dusuncelerinizi ustu kapalı bicimde anlatmanızda veya onu icinizde gizli tutmanızda size gunah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Lakin, mesru sozler soylemeniz mustesna, sakın onlara gizlice bulusma sozu vermeyin. Farz olan bekleme muddeti dolmadan, nikah kıymaya kalkısmayın. Bilin ki Allah, gonlunuzdekileri bilir. Bu sebeple Allah'tan sakının. Sunu iyi bilin ki Allah Gafur'dur, Halim'dir
[236] Nikahtan sonra henuz dokunmadan veya onlar icin belli bir mehir tayin etmeden kadınları bosarsanız bunda size herhangi bir gunah yoktur.Bu durumda onlara hediye cinsinden bir seyler verin. Zengin olan durumuna gore, fakir de durumuna gore vermelidir
[237] Kendilerine mehir tayin ederek evlendiginiz kadınları, temas etmeden bosarsanız, tayin ettiginiz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgecmesi veya nikah bagı elinde bulunanın (velinin) bundan vazgecmesi hali mustesnadır. Affetmeniz (mehirden vazgecmeniz), takvaya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Suphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla gorur
[238] Namazlara ve orta namaza devam (ve dikkat) edin. Allah icin saygı ve baglılık icinde namaz kılın
[239] Eger (herhangi bir seyden) korkarsanız (namazlarınızı) yuruyerek yahut binmis olarak (kılın). Guvene kavustugunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size ogrettigi sekilde O’nu anın (namaz kılın)
[240] Sizden olup de (dul) esler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden cıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (saglıklarında) vasiyet etsinler. Eger o kadınlar, (kendiliklerinden) cıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları mesru seylerden size bir gunah yoktur. Allah Aziz'dir, Hakim'dir
[241] Bosanmıs kadınlar icin de maruf (hakkaniyet) olculerinde faydalanacakları bir mal olmalıdır. Bu, Allah korkusu tasıyanlar uzerine bir borctur
[242] Iste, Allah size dusunup (hakikati) anlayasınız diye ayetlerini boyle acıklar
[243] Binlerce oldukları halde, olum korkusundan dolayı yurtlarından cıkıp gidenleri gormedin mi? Allah onlara «Olun!» dedi (olduler). Sonra onları diriltti. Suphesiz Allah insanlara karsı lutufkardır. Lakin insanların cogu sukretmez
[244] O halde Allah yolunda savasın ve bilin ki Allah, hakkıyla isiten, hakkıyla bilendir
[245] Allah'a guzel bir odunc verip de Allah'ın da onun karsılıgını kat kat artırarak (kendisine verecegi) kim vardır? Allah, hem daraltır, hem genisletir. (Neticede yine) O' na donduruleceksiniz
[246] Musa'dan sonra Israiogullarının ileri gelenlerini gormedin mi? Kendilerine gonderilmis bir peygambere: «Bize bir hukumdar gonder ki (onun komutasında) Allah yolunda savasalım» demislerdi. (O da onlara:) «Ya size savas farz kılınır da savasmazsanız?» dedi. «Yurtlarımızdan cıkarılmıs, cocuklarımızdan uzaklastırılmıs oldugumuz halde Allah yolunda neden savasmayalım?» dediler. Kendilerine savas farz kılınınca, iclerinden pek azı haric, yuz cevirdiler. Allah zalimleri en iyi bilendir
[247] Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Talut'u size hukumdar olarak gonderdi, dedi. (Bunun uzerine onlar:) Biz, hukumdarlıga daha layık oldugumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yonunden genis imkanlar verilmemisken o bize nasıl hukumdar olur? dediler. (Peygamberleri de onlara:) «Allah sizin uzerinize onu secti, ilimde ve bedende ona ustunluk verdi. Allah (fazlı ve lutfu) genis olan ve herseyi hakkıyla bilendir» dedi
[248] Peygamberleri onlara: Onun hukumdarlıgının alameti, icinde, Rabbinizden gelen bir gonul rahatlıgıyla Musa ve Harun ailesinin bıraktıgı seylerden artakalanların bulundugu ve meleklerin tasıdıgı sandıgın gelmesidir. Eger mu'min iseniz sizin icin bunda suphesiz (ibret alınacak) bir delil vardır, dedi
[249] Talut askerlerle beraber (cihad icin) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan icerse benden degildir. Kim ondan sadece eliyle bir avuc alırsa, bendendir, dedi. Iclerinden pek azı mustesna hepsi ırmaktan ictiler. Talut ve iman edenler beraberce ırmagı gecince: Bugun bizim Calut'a ve askerlerine karsı koyacak hic gucumuz yoktur, dediler. Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle cok sayıdaki birligi yenmistir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler
[250] Calut ve askerleriyle savasa tutustuklarında: Ey Rabbimiz! Uzerimize sabır yagdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kafir kavme karsı bize yardım et, dediler
[251] Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Calut'u oldurdu. Allah ona (Davud'a) hukumdarlık ve hikmet verdi, diledigi ilimlerden ona ogretti. Eger Allah’ın insanlardan bir kısmının kotulugunu digerleriyle savması olmasaydı elbette yeryuzu fesada ugrar (altust olur)dı. Lakin Allah butun alemlere karsı lutuf ve kerem sahibidir
[252] Iste bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyor (anlatıyor)uz. Suphesiz sen, Allah tarafından gonderilmis peygamberlerdensin
[253] O peygamberlerin bir kısmını digerlerinden ustun kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konusmus, bazılarını da derece derece yukseltmistir. Meryem oglu Isa’ya acık mucizeler verdik ve onu Ruhu'l Kudus ile guclendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine acık deliller geldikten sonra birbirleriyle savasmazlardı. Fakat onlar ihtilafa dustuler de iclerinden kimi iman etti, kimi de inkar etti. Allah dileseydi onlar savasmazlardı; lakin Allah diledigini yapar
[254] Ey iman edenler! Kendisinde artık alısveris, dostluk ve kayırma bulunmayan gun (kıyamet) gelmeden once, size verdigimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Gercekleri inkar edenler elbette zalimlerdir
[255] Allah, O'ndan baska ilah yoktur; O, Hayy (diri) dir; Kayyum'dur. O'nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku tutar. Goklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Izni olmadan O'nun katında kim sefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hicbir sey gizli kalmaz.) O'nun ilminden kendisinin diledigi dısında hicbir seyi kavrayamazlar. O'nun kursusu gokleri ve yeri icine alır, onları koruyup gozetmek kendisine zor gelmez. O, cok yucedir, cok buyuktur
[256] Dinde zorlama yoktur. Hak yol, batıl yoldan ayrılmıstır. O halde kim tagutu reddedip Allah'a inanırsa, kopması mumkun olmayan en saglam kulpa tutunmus olur. Allah, hakkıyla isiten hakkıyla bilendir
[257] Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlıga cıkarır . Inkar edenlere gelince, onların dostları da taguttur, onları aydınlıktan karanlıklara cıkarırlar. Iste bunlar cehennem ashabıdırlar ve onlar orada daimidirler
[258] Allah'ın kendisine mulk (hukumdarlık ve zenginlik) verdigi icin sımararak Rabbi hakkında Ibrahim ile tartısmaya gireni (Nemrut'u) gormedin mi! Iste o zaman Ibrahim: Rabbim hayat veren ve oldurendir, demisti. O da: Hayat veren ve olduren benim, demisti. Ibrahim: Allah gunesi dogudan getirmektedir, haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun uzerine kafir sasırıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete (dogru yola) erdirmez
[259] Yahut gormedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları catıları uzerine cokmus (alt ust olmus) bir kasabaya ugradı; «Olumunden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!» dedi. Bunun uzerine Allah onu oldurup yuz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. «Bir gun yahut daha az» dedi. Allah ona: Hayır, yuz sene kaldın. Yiyecegine ve icecegine bak, henuz bozulmamıstır. Esegine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yuz sene olu tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Simdi sen kemiklere bak, onları nasıl duzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlasılınca: Simdi iyice biliyorum ki, Allah her seye kadirdir, dedi
[260] Ibrahim Rabbine: Ey Rabbim! Oluyu nasıl dirilttigini bana goster, demisti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. Ibrahim: Hayır! Inandım, fakat kalbimin mutmain olması icin (gormek istedim), dedi. Bunun uzerine Allah: Oyleyse dort tane kus yakala, (onları kendine alıstır) sonra (kesip parcala), her dagın basına onlardan bir parca koy. Sonra da onları kendine cagır; kosarak sana gelirler. Bil ki Allah Aziz'dir, Hakim'dir, buyurdu
[261] Allah yolunda mallarını harcayanların ornegi, yedi basak bitiren bir dane gibidir ki, her basakta yuz dane vardır. Allah diledigine kat kat fazlasını verir. Allah, lutfu genis olan ve herseyi hakkıyla bilendir
[262] Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından basa kakmayan, fakirlerin gonlunu kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında (has) mukafatları vardır. Onlar icin korku yoktur, uzuntu de cekmeyeceklerdir
[263] Guzel soz ve bagıslama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah, zengindir (kullarının verecekleri sadakadan mustagnidir), Halim'dir
[264] Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gunune inanmadıgı halde malını gosteris icin harcayan kimse gibi, basa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptıgınız hayırlarınızı bosa cıkarmayın. Boylesinin (gosteris icin sadaka verenin) durumu, uzerinde biraz toprak bulunan bir kayaya benzer ki, saganak bir yagmur isabet etmis de onu cıplak bir kaya haline getirivermistir. Bunlar kazandıklarından hicbir seye sahip olamazlar. Allah, kafirleri dogru yola iletmez
[265] Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki comertligi kuvvetlendirmek icin mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmus guzel bir bahceye benzer ki, uzerine bol yagmur yagmıs da iki kat urun vermistir. Bol yagmur yagmasa bile bir cisinti duser (de yine urun verir). Allah, yaptıklarınızı hakkıyla gorendir
[266] Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve uzum agaclarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi icin orada her cesit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahcesi olsun da, bakıma muhtac coluk cocugu varken kendisine ihtiyarlık gelip catsın, bahceye de icinde ates bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kul etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.) Iste dusunup anlayasınız diye Allah size ayetleri acıklar
[267] Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size cıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gozunuzu yummadan alamayacagınız kotu malı, hayır diye vermeye kalkısmayın. Biliniz ki Allah, (sizin vereceginiz seylerden) mustagnidir (onlara ihtiyacı yoktur); hamd edilmeye asıl layık olan da O'dur
[268] Seytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriligi ve masiyeti telkin eder. Allah ise size katından bir magfiret ve bir lutuf vadeder. Allah, ihsanı genis olan ve her seyi hakkıyla bilendir
[269] Allah hikmeti diledigine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek cok hayır verilmis demektir. Ancak akıl sahipleri dusunup ibret alırlar
[270] Yaptıgınız her harcamayı ve adadıgınız her adagı muhakkak Allah bilir. Zalimler icin hic yardımcı yoktur
[271] Eger sadakaları (zekat ve benzeri hayırları) acıktan verirseniz iyidir. Eger onu fakirlere gizlice verirseniz, iste bu sizin icin daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin gunahlarınızdan bir kısmını orter. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır
[272] (Ey Muhammed!) Onları hidayete erdirmek (dogru yola iletmek) sana ait degildir. Lakin Allah diledigini dogru yola iletir. Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliginiz icindir. Yapacagınız hayırları ancak Allah'ın rızasını kazanmak icin yapmalısınız. Hayır olarak verdiginiz ne varsa, karsılıgı size tam olarak verilir ve asla haksızlıga ugratılmazsınız
[273] (Yapacagınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamıs, bu sebeple yeryuzunde kazanc icin dolasamayan fakirler icin olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Cunku onlar yuzsuzluk ederek istemezler. Sadaka olarak verdiginiz her seyi, Allah, hakkıyla bilendir
[274] Mallarını gece ve gunduz, gizli ve acık hayra sarfedenler var ya, onların mukafatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, uzuntu de cekmezler
[275] Faiz yiyenler (kabirlerinden), seytan carpmıs kimselerin cinnet nobetinden kalktıgı gibi kalkarlar. Bu hal onların «alısveris tıpkı faiz gibidir» demeleri yuzundendir. Halbuki Allah, alısverisi helal, faizi ise haram kılmıstır. Bundan sonra kime Rabbinden bir ogut gelir de faizden vazgecerse, gecmiste olan kendisinindir ve artık onun isi Allah’a kalmıstır. Kim tekrar faize donerse, iste onlar cehennem ashabıdırlar, orada daimidirler
[276] Allah faizi tuketir (Faiz karısan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah kufurde ve gunahta ısrar eden hic kimseyi sevmez
[277] Iman edip salih amel isleyenler, namazı dosdogru kılanlar ve zekat verenler var ya, onların mukafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar uzuntu de cekmezler
[278] Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eger gercekten mu'min iseniz, faizden geri kalanı terkedin
[279] Sayet (faiz hakkında soylenenleri) yapmazsanız, Allah'a ve Rasulune karsı savasa girdiginizi bilin. Eger tevbe edip vazgecerseniz, sermayeniz (ana paranız) sizindir. Ne haksızlık etmis, ne de haksızlıga ugramıs olursunuz
[280] Eger (borclu) darlık icinde ise, eli genisleyinceye kadar ona muhlet vermek (gerekir). Halbuki bilmis olsanız, (alacagınızı) sadaka olarak bagıslamanız, sizin icin daha hayırlıdır
[281] Allah'a donduruleceginiz, sonra da herkese hak ettiginin eksiksiz verilecegi ve kimsenin haksızlıga ugratılmayacagı bir gunden sakının
[282] Ey iman edenler! Belirlenmis bir sure icin birbirinize borclandıgınız vakit onu yazın. Bir katip (yazan) onu aranızda adaletle yazsın. Hicbir katip Allah’ın kendisine ogrettigi gibi yazmaktan geri durmasın; (her seyi oldugu gibi) yazsın. Borclu olan da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup borcundan hicbir sey eksiltmesin. Sayet borclu cahil (okuma yazma bilmeyen) veya aklı zayıf veya kendisi soyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi (borcu) adaletle yazdırsın. (Borc ve alacak yazılırken) Erkeklerinizden iki de sahit bulundurun. Eger iki erkek bulunamazsa rıza gostereceginiz sahitlerden bir erkek ile biri yanılırsa digerinin ona hatırlatması icin iki kadın (olsun). Cagırıldıkları vakit sahitler gelmezlik etmesin. Buyuk veya kucuk, vadesine kadar hicbir seyi yazmaktan sakın usenmeyin. Boyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, sehadet icin daha saglam, supheye dusmemeniz icin daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiginiz pesin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu yazmamanızda size bir gunah yoktur. (Genellikle) alısveris yaptıgınızda sahit tutun. Yazana da sahide de zarar verilmesin. Eger (yazana ve sahide bir zarar) verirseniz, bu kendinize dokunacak bir gunah olur. Allah'tan korkun. Allah size gerekli olanı ogretiyor. Allah her seyi hakkıyla bilendir
[283] Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karsılık) alınmıs bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun. Sahitligi (bildiklerinizi) gizlemeyin. Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi gunahkardır. Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir
[284] Goklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. Icinizdekileri acıga vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba cekecektir, sonra diledigini affeder, diledigine de azap eder. Allah her seye kadirdir
[285] Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, muminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. «Allah'ın peygamberlerinden hicbirini (digerinden) ayırt etmeyiz. Isittik ve itaat ettik; Rabbimiz, bagıslamanı dileriz. Donus sanadır.» dediler
[286] Allah her sahsı, ancak gucunun yettigi olcude mukellef kılar. Herkesin kazandıgı (hayır) kendine, yapacagı (ser) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya dusersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden oncekilere yukledigin gibi bize de agır bir yuk yukleme. Ey Rabbimiz! Bize gucumuzun yetmedigi isler de yukleme! Bizi affet! Bizi bagısla! Bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluguna karsı bize yardım et