Turkish

    Translation: tur-alibulac-la

    Author: Ali Bulac

    Fâtiha

    Surah 1

    [1] Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

    [2] Hamd* Alemlerin Rabbinedir

    [3] Rahman ve Rahimdir

    [4] Din gununun malikidir

    [5] Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz

    [6] Bizi dogru yola ilet

    [7] Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna gazaba ugrayanların ve sapmıslarınkine degil

    Bakara

    Surah 2

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Bu, kendisinde suphe olmayan, muttakiler icin yol gosterici olan bir Kitap'tır

    [3] Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdogru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

    [4] Ve onlar, sana indirilene, senden once indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar

    [5] Iste bunlar, Rablerinden olan bir hidayet uzeredirler ve kurtulusa erenler bunlardır

    [6] Suphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar icin fark etmez; inanmazlar

    [7] Allah, onların kalplerini ve kulaklarını muhurlemistir; gozlerinin uzerinde perdeler vardır. Ve buyuk azap onlaradır

    [8] Insanlardan oyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gunune iman ettik" derler; oysa inanmıs degillerdir

    [9] (Sozde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve suurunda degiller

    [10] Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıstır. Yalan soylemekte olduklarından dolayı, onlar icin acı bir azap vardır

    [11] Kendilerine: "Yeryuzunde fesat cıkarmayın" denildiginde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler

    [12] Bilin ki; gercekten, asıl fesatcılar bunlardır, ama suurunda degildirler

    [13] Ve (yine) kendilerine: "Insanların iman ettigi gibi siz de iman edin" denildiginde: "Dusuk akıllıların iman ettigi gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gercekten asıl dusuk-akıllılar kendileridir; ama bilmezler

    [14] Iman edenlerle karsılastıkları zaman: "Iman ettik" derler. Seytanlarıyla basbasa kaldıklarında ise, derler ki: “Suphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz

    [15] (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taskınlıkları icinde saskınca dolasmalarına (belli bir) sure tanır

    [16] Iste bunlar, hidayete karsılık sapıklıgı satın almıslardır; fakat bu alıs-verisleri bir yarar saglamamıs; hidayeti de bulmamıslardır

    [17] Bunların ornegi, ates yakan adamın ornegine benzer; (ki onun atesi) cevresini aydınlattıgı zaman, Allah onların aydınlıgını giderir ve goremez bir sekilde karanlıklar icinde bırakıverir

    [18] Sagırdırlar, dilsizdirler, kordurler. Bundan dolayı donmezler

    [19] Ya da (bunlar) karanlıklar, gok gurultusu ve simsek(ler)le yuklu, 'gokten siddetli bir yagmur fırtınasına tutulmus gibidirler ki, yıldırımların saldıgı dehsetle'; olum korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri cepecevre kusatıcıdır

    [20] Cakan simsek neredeyse gozlerini kapıverecek; onlerini her aydınlattıgında (biraz) yururler, uzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, isitmelerini de gormelerini de gideriverirdi. Suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [21] Ey insanlar, sizi ve sizden oncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız

    [22] O, sizin icin yeryuzunu bir dosek, gokyuzunu bir bina kıldı. Ve gokten yagmur indirerek bununla sizin icin (cesitli) urunlerden rızık cıkardı. Oyleyse (butun bunları) bile bile Allah'a esler kosmayın

    [23] Eger kulumuza indirdigimiz (Kur'an)’dan suphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sure getirin. Ve eger dogru sozluyseniz, Allah'tan baska sahitlerinizi (kendilerine guvendiginiz yardımcılarınızı) cagırın

    [24] Ama yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız- bu durumda kafirler icin hazırlanmıs ve yakıtı insanlar ile taslar olan atesten sakının

    [25] (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları mujdele. Gercekten onlar icin altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu urunlerden her yedirildiginde: "Bu daha once de rızıklandıgımızdır" derler. Bu, onlara, (dunyadakine) benzer olarak sunulmustur. Orada, onlar icin tertemiz esler vardır ve onlar orada suresiz kalacaklardır

    [26] Suphesiz Allah, bir sivrisinegi de, ondan ustun olanı da, (herhangi bir seyi) ornek vermekten cekinmez. Boylece iman edenler, kuskusuz bunun Rablerinden gelen bir gercek oldugunu bilirler; inkar edenler ise, "Allah, bu ornekle neyi amaclamıs?" derler. (Oysa Allah,) Bununla bircogunu saptırır, bircogunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan baskasını saptırmaz

    [27] Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birlestirilmesini emrettigi seyi keserler ve yeryuzunde bozgunculuk cıkarırlar. Kayba ugrayanlar, iste bunlardır

    [28] Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa olu iken sizi O diriltti; sonra sizi yine oldurecek, yine diriltecektir ve sonra O'na donduruleceksiniz

    [29] Sizin icin yerde olanların tumunu yaratan O'dur. Sonra goge yonelip (istiva edip) de onları yedi gok olarak duzenleyen O'dur. Ve O, herseyi bilendir

    [30] Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryuzunde bir halife var edecegim" demisti. Onlar da: "Biz Seni sukrunle yuceltir ve (surekli) takdis ederken, orada bozgunculuk cıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Suphesiz sizin bilmediginizi Ben bilirim" dedi

    [31] Ve Adem'e isimlerin hepsini ogretti. Sonra onları meleklere yoneltip: "Eger dogru sozluyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi

    [32] Dediler ki: "Sen Yucesin, bize ogrettiginden baska bizim hicbir bilgimiz yok. Gercekten Sen, herseyi bilen, hukum ve hikmet sahibi olansın

    [33] (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, goklerin ve yerin gaybını gercekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve acıga vurduklarınızı da Ben bilirim

    [34] Ve meleklere: "Adem’e secde edin" dedik. Iblis haric (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (boylece) kafirlerden oldu

    [35] Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve esin cennette yerles. Ikiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama su agaca yaklasmayın, yoksa zalimlerden olursunuz

    [36] Fakat seytan, oradan ikisinin ayagını kaydırdı ve boylece onları icinde bulundukları (durum)dan cıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize dusman olarak inin, sizin icin yeryuzunde belli bir vakte kadar bir yerlesim ve meta vardır" dedik

    [37] Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun uzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Suphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

    [38] Dedik ki: "Oradan tumunuz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiginde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [39] Inkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, atesin halkıdırlar ve orada suresiz kalacaklardır

    [40] Ey Israilogulları, size bagısladıgım nimetimi hatırlayın ve ahdime baglı kalın, ki Ben de ahdinize baglı kalayım. Ve yalnızca Benden korkun

    [41] Yanınızda olan (Tevrat)ı, dogrulayıcı olarak indirdigime (Kur'an'a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir deger karsılıgında degismeyin. Ve yalnızca Benden korkun

    [42] Hakkı batıl ile ortmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gercegi) biliyorsunuz

    [43] Namazı dosdogru kılın, zekatı verin ve ruku edenlerle birlikte siz de ruku edin

    [44] Siz, insanlara iyiligi emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız

    [45] Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, suphesiz, husu duyanların dısındakiler icin agır (bir yuk)dır

    [46] Onlar, (mu'minler ise), suphesiz, Rableriyle karsılasacaklarını ve (yine) suphesiz, O'na doneceklerini bilirler

    [47] Ey Israilogulları, size bagısladıgım nimetimi ve sizi (bir donem) alemlere ustun kıldıgımı hatırlayın

    [48] Ve hic kimsenin, hic kimse adına bir sey odemeyecegi, hic kimsenin sefaatinin kabul edilmeyecegi, hic kimseden bir fidye alınmayacagı ve yardım gorulmeyecegi bir gunden sakının

    [49] Sizi, dayanılmaz iskencelere ugrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardıgımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek cocuklarınızı bogazlıyorlardı. Bunda sizin icin Rabbinizden buyuk bir imtihan vardı

    [50] Ve sizin icin denizi ikiye yarıp sizi kurtardıgımızı ve Firavun'un adamlarını -gozlerinizin onunde- bogdugumuzu hatırlayın

    [51] Hani Musa ile kırk gece icin sozlesmistik. Ama sonra siz, onun arkasından buzagıyı (tanrı) edinmis ve (boylece) zalimler olmustunuz

    [52] Bundan sonra, (artık) sukredesiniz diye sizi bagısladık

    [53] Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya kitabı ve Furkan’ı verdik

    [54] Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gercekten siz, buzagıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaratan(gercek Ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi oldurun: bu, Yaratıcınız Katında sizin icin daha hayırlıdır" demisti. Bunun uzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Suphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

    [55] Ve demistiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apacık gorunceye kadar sana inanmayız." Bunun uzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıstı. Ve siz bakıp duruyordunuz

    [56] Sonra sukredesiniz diye, sizi olumunuzden sonra dirilttik

    [57] Bulutları uzerinize golge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler

    [58] Ve hatırlayın, demistik ki: "Su sehre girin ve orada istediginiz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dilegimiz bagıslanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bagıslayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracagız

    [59] Ama zulmedenler, kendilerine soylenen sozu bir baskasıyla degistirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuga karsılık, uzerlerine gokten igrenc bir azap indirdik

    [60] (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi icin su aramıstı, o zaman Biz ona: "Asanı tasa vur" demistik de ondan on iki pınar fıskırmıstı, boylece herkes icecegi yeri bilmisti. Allah'ın verdigi rızıktan yiyin, icin ve yeryuzunde bozgunculuk (fesad) yaparak karısıklık cıkarmayın

    [61] Siz (ise soyle) demistiniz: "Ey Musa, biz bir cesit yemege katlanmayacagız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve sogan cıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, su degersiz seyle mi degistirmek istiyorsunuz? (Oyleyse) Mısır'a inin, cunku (orada) kendiniz icin istediginiz vardır" demisti. Onların uzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba ugradılar. Bu, kuskusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere oldurmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı cignemelerindendi

    [62] Suphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gunune iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [63] Sizden misak almıs ve Tur’u ustunuze yukseltmistik (ve demistik ki:) "Size verdigimize sımsıkı yapısın ve onda olanı (hukumleri surekli) hatırlayın, ki sakınasınız

    [64] Siz ise, bundan sonra da yuz cevirdiniz. Eger Allah'ın uzerinizdeki fazlı (lutuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gercekten husrana ugrayanlardan olurdunuz

    [65] Andolsun, sizden cumartesi (gunu) yasagı cigneyenleri elbette biliyorsunuz. Iste Biz, onlara: "Asagılık maymunlar olun" dedik

    [66] Bunu, hem cagdaslarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri icin de bir ogut kıldık

    [67] Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sıgır kesmenizi emrediyor" demisti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sıgınırım" dedi

    [68] Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini acıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Suphesiz Allah diyor ki: O ne pek geckin, ne de pek genc, ikisi arası dinc(likte bir sıgır olmalı)dır. Artık emrolundugunuz seyi yerine getirin" dedi

    [69] (Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların icini ferahlatan sarı bir inektir" dedi

    [70] (Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini acıklasın. Cunku bize gore sıgırlar birbirine benzer. InsaAllah (Allah dilerse) biz dogruyu buluruz" dediler

    [71] (Bunun uzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri surmek ve ekini sulamak icin boyunduruga alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Simdi gercegi getirdin” dediler. Boylece inegi kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı

    [72] Hani siz bir kisiyi oldurmustunuz ve bu konuda birbirinize dusmustunuz. Oysa Allah, gizlediklerinizi acıga cıkaracaktı

    [73] Bunun icin de: "Ona (cesede, kestiginiz inegin) bir parcasıyla vurun" demistik. Boylece, Allah oluleri diriltir ve size ayetlerini gosterir; ki akıllanasınız

    [74] Bundan sonra kalpleriniz yine katılastı; tas gibi, hatta daha katı. Cunku taslardan oyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fıskırır, oyleleri vardır ki yarılır, ondan sular cıkar, oyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) degildir

    [75] Siz (Muslumanlar,) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bolumu, Allah'ın sozunu isitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile degistiriyorlardı

    [76] Iman edenlerle karsılastıklarında "Iman ettik" derler; kendi baslarına kaldıkları zaman ise, derler ki: "Allah'ın size actık (acıkladık)larını, Rabbiniz Katında size karsı bir belge olsun diye mi onlarla konusuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız

    [77] (Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, acıga vurduklarını da bildigini bilmiyorlar mı

    [78] Onlardan bir kısmı ummidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir suru asılsız seylerden baskası degildir ve yalnızca zannederler

    [79] Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir deger karsılıgında satmak icin "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına

    [80] Dediler ki: "Sayılı gunlerin dısında, ates asla bize degmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden donmez- Yoksa Allah'a karsı bilmediginiz bir seyi mi soyluyorsunuz

    [81] Hayır; kim bir kotuluk isler de gunahı kendisini kusatırsa, (artık) onlar, atesin halkıdırlar, orada suresiz kalacaklardır

    [82] Iman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada suresiz kalacaklardır

    [83] Hani Israilogulları’ndan, "Allah'tan baskasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara guzel soz soyleyin, namazı dosdogru kılın ve zekatı verin" diye misak almıstık. Sonra siz, pek azınız haric, dondunuz ve (hala) yuz ceviriyorsunuz

    [84] Hani sizden "Birbirinizin kanını dokmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan cıkarmayın" diye misak almıstık. Sonra sizler bunu onaylamıstınız, hala (buna) sahitlik ediyorsunuz

    [85] Sonra (yine) siz, birbirinizi olduruyor, bir bolumunuzu yurtlarından surup-cıkarıyor ve gunah ve dusmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyelesiyordunuz. Oysa onları cıkarmanız, size haram kılınmıstı. Yoksa siz, kitabın bir bolumune inanıp da bir bolumunu inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden boyle yapanların dunya hayatındaki cezası asagılık olmaktan baska degildir; kıyamet gununde de azabın en siddetli olanına ugratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [86] Iste bunlar, ahireti verip dunya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez

    [87] Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından pes pese elciler gonderdik. Meryem oglu Isa'ya da apacık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudus'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elci nefsinizin hoslanmayacagı bir seyle gelse, buyukluk taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu oldurecek misiniz

    [88] Dediler ki: "Bizim kalplerimiz ortuludur." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemistir. Bundan dolayı pek azı iman eder

    [89] Allah Katından yanlarında olan (Tevrat)ı dogrulayan bir kitap geldigi zaman, -ki bundan once inkar edenlere karsı fetih istiyorlardı- iste bilip-tanıdıkları gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin uzerinedir

    [90] Allah'ın kullarından, diledigine Kendi fazlından (peygamberligi) indirmesini 'kıskanarak ve hakka bas kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kotu seye karsılık sattılar. Boylelikle gazab ustune gazaba ugradılar. Kafirler icin alcaltıcı bir azap vardır

    [91] Onlara: "Allah'ın indirdiklerine iman edin" denildiginde: "Biz, bize indirilene iman ederiz" derler ve ondan sonra olan (Kur'an)ı inkar ederler. Oysa o (Kur'an), yanlarındakini (kitabı) dogrulayan bir gercektir. (Onlara) De ki: "Eger inanıyor idiyseniz, daha once ne diye Allah'ın peygamberlerini olduruyordunuz

    [92] Andolsun, Musa size apacık belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzagıyı (tanrı) edindiniz. Iste siz (boyle) zalimlersiniz

    [93] Hani sizden misak almıs ve Tur'u ustunuze yukseltmistik (ve): "Size verdigimize (kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demistik). Demislerdi ki: "Dinledik ve bas kaldırdık." Inkarları yuzunden buzagı (tutkusu) kalplerine sindirilmisti. De ki: "Inanıyorsanız, inancınız size ne kotu sey emrediyor

    [94] De ki: "Eger Allah Katında ahiret yurdu, baska insanların degil de, yalnızca sizin ise, (ve) dogru sozluyseniz, oyleyse hemen olumu dileyin

    [95] Oysa onlar, onceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (olumu) hicbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir

    [96] Andolsun, onları hayata karsı (diger) insanlardan ve sirk kosanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yasatılsın ister; oysa bunca yasaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını gorendir

    [97] De ki: "Cibril'e kim dusman ise, (bilsin ki) gercekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden oncekileri dogrulayıcı ve mu'minler icin hidayet ve mujde verici olarak senin kalbine indiren O’dur

    [98] Her kim Allah'a, meleklerine, elcilerine, Cibril'e ve Mikail'e dusman ise, artık suphesiz Allah da kafirlerin dusmanıdır

    [99] Andolsun Biz sana apacık ayetler indirdik. Bunları fasıklardan baskası inkar etmez

    [100] Ne zaman bir ahidde bulundularsa, iclerinden bir bolumu onu bozmadı mı? Hayır, onların cogu iman etmezler

    [101] Ne zaman onlara Allah Katından yanlarındakini dogrulayan bir elci gelse, kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmıs gibi Allah'ın Kitabı’nı arkalarına attılar

    [102] Ve onlar, Suleyman'ın mulku (nubuvveti) hakkında seytanların anlattıklarına uydular. Suleyman inkar etmedi; ancak seytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki melege Harut'a ve Marut'a indirileni ogretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikce hic kimseye (bir sey) ogretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını acan seyi ogreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkca hic kimseye zarar veremezlerdi. Buna ragmen kendilerine zarar verecek ve yarar saglamayacak seyi ogreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hicbir payı olmadıgını bildiler; kendi nefislerini karsılıgında sattıkları sey ne kotu; bir bilselerdi

    [103] Eger gercekten iman edip sakınsalardı, Allah Katındaki sevab(ları) gercekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi

    [104] Ey iman edenler, "Raina-Bizi gut, bize bak" demeyin. "Unzurna-Bizi gozet" deyin ve dinleyin. Kafirler icin acı bir azap vardır

    [105] Kitap Ehlinden olan kafirler ve musrikler, Rabbinizden uzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. Allah ise, diledigine rahmetini tahsis eder. Allah buyuk fazl sahibidir

    [106] Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hicbir ayeti neshetmez (hukmunu yururlukten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gercekten herseye guc yetirendir

    [107] (Yine) Bilmez misin ki, gercekten goklerin ve yerin mulku Allah'ındır. Sizin Allah'tan baska veliniz ve yardımcınız yoktur

    [108] Yoksa daha once Musa'nın sorguya cekildigi gibi, siz de Resulunuzu sorguya mı cekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile degisirse, artık o, dumduz yoldan sapmıs olur

    [109] Kitap Ehlinden cogu, kendilerine gercek (hak) apacık belli olduktan sonra, nefislerini (kusatan) kıskanclıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara dondurmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sozle, ne de eylemle) ilismeyin. Hic suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [110] Namazı dosdogru kılın, zekatı verin; onceden kendiniz icin hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Suphesiz Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [111] Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hic kimse kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eger dogru sozluyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin

    [112] Hayır, kim (guzel davranıs ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar icin korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [113] Yahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir sey (herhangi bir temel) uzere degillerdir"; Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir sey uzere degillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların soylediklerinin benzerini soylemislerdi. Artık Allah, kıyamet gunu anlasmazlıga dustukleri seyde aralarında hukum verecektir

    [114] Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına caba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) iclerine korkarak girmekten baskası degildir. Onlar icin dunyada bir asagılanma, ahirette buyuk bir azap vardır

    [115] Dogu da Allah'ındır, batı da. Her nereye donerseniz Allah'ın yuzu (kıblesi) orasıdır. Suphesiz ki Allah, kusatandır, bilendir

    [116] Dediler ki: "Allah ogul edindi." O, (bu yakıstırmadan) Yucedir. Hayır, goklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tumu O'na gonulden boyun egmislerdir

    [117] Gokleri ve yeri (bir ornek edinmeksizin) yaratandır. O, bir isin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir

    [118] Bilgisizler, dediler ki: "Allah bizimle konusmalı veya bize de bir ayet gelmeli degil miydi?" Onlardan oncekiler de onların bu soylediklerinin benzerini soylemislerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluga ayetleri apacık gosterdik

    [119] Suphesiz Biz seni bir mujdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gonderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın

    [120] Sen onların dinlerine uymadıkca, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hosnut olacak degillerdir. De ki: "Suphesiz dogru yol, Allah'ın (gosterdigi) yoludur." Eger sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin icin Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı

    [121] Kendilerine verdigimiz Kitabı geregi gibi okuyanlar, iste ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar husrana ugrayanların ta kendileridir

    [122] Ey Israilogulları, size bagısladıgım nimetimi ve sizi (bir donem) alemlere muhakkak ustun kıldıgımı hatırlayın

    [123] Ve hic kimsenin hic kimse adına bir sey odeyemeyecegi, hic kimseden fidye alınmayacagı ve hic kimsenin sefaatinin kabul edilmeyecegi ve yardım gorulmeyecegi bir gunden sakının

    [124] Hani Rabbi, Ibrahim'i birtakım kelimelerle denemisti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmisti. (O zaman Allah Ibrahim'e): "Seni suphesiz insanlara imam kılacagım" dedi. (Ibrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah:) "Zalimler Benim ahdime erisemez" dedi

    [125] Hani Evi (Ka'be’yi) insanlar icin bir toplanma ve guvenlik yeri kılmıstık. "Ibrahim'in makamını namaz yeri edinin", Ibrahim ve Ismail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa cekilenler ve ruku ve secde edenler icin temizleyin" diye ahid verdik

    [126] Hani Ibrahim: "Rabbim, bu sehri bir guvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gunune inananları urunlerle rızıklandır" demisti de (Allah: “Sadece inananları degil) inkar edeni de az bir sure yararlandırır, sonra onu atesin azabına ugratırım; ne kotu bir donustur o" demisti

    [127] Ibrahim, Ismail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sutunlarını yukselttiginde (ikisi soyle dua etmisti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Suphesiz, Sen isiten ve bilensin

    [128] Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmus (Muslumanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmus (Musluman) bir ummet (ver). Bize ibadet yontemlerini (yer veya ilkelerini) goster ve tevbemizi kabul et. Suphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin

    [129] Rabbimiz, iclerinden onlara bir elci gonder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti ogretsin ve onları arındırsın. Suphesiz, Sen guclu ve ustun olansın, hukum ve hikmet sahibisin

    [130] Kendi nefsini asagılık kılandan baska, Ibrahim'in dininden kim yuz cevirir? Andolsun, Biz onu dunyada sectik, gercekten ahirette de o salihlerdendir

    [131] Rabbi ona: "Teslim ol" dediginde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demisti

    [132] Bunu Ibrahim, ogullarına vasiyet etti, Yakup da: "Ogullarım, suphesiz Allah sizlere bu dini secti, siz de ancak Musluman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu)

    [133] Yoksa siz, Yakub'un olum anında, orada sahidler miydiniz? O, ogullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediginde, onlar: "Senin Ilahına ve ataların Ibrahim, Ismail ve Ishak'ın Ilahı olan tek bir Ilaha ibadet edecegiz; bizler O'na teslim olduk" demislerdi

    [134] Onlar bir ummetti; gelip gecti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu degilsiniz

    [135] Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (dogru yol) Hanif (muvahhid) olan Ibrahim'in dini(dir); O musriklerden degildi

    [136] Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve Isa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hicbirini digerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuslarız

    [137] Sayet onlar da, sizin inandıgınız gibi inanırlarsa, kuskusuz dogru yolu bulmus olurlar; yok eger yuz cevirirlerse, onlar elbette bir (celiski ve) aykırılık icindedirler. Sana onlara karsı Allah yeter. O, isitendir, bilendir

    [138] Allah'ın boyası... Allah(ın boyasın)dan daha guzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz

    [139] De ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sozde kanıtlarla) tartısmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gonulden baglanmıs (muhlis) olanlarız

    [140] Yoksa siz, gercekten Ibrahim'in, Ismail'in, Ishak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı soyluyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir sehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [141] Onlar, bir ummetti, gelip gecti; onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu degilsiniz

    [142] Birtakım beyinsiz insanlar: "Onları daha onceki kıblelerinden ceviren nedir?" diyecekler. De ki: "Dogu da Allah'ındır, batı da. O diledigini dogru yola yoneltir

    [143] Boylece Biz sizi, insanlara sahid (ve ornek) olmanız icin orta bir ummet kıldık; Peygamber de uzerinizde bir sahid olsun. Senin uzerinde bulundugun (yonu, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elciye uyanları, topukları uzerinde gerisin geri donenlerden ayırt etmek icindir. Dogrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dısında kalanlar icin buyuk (bir yuk)tur. Allah, imanınızı bosa cıkaracak degildir. Suphesiz, Allah, insanlara sefkat edendir, esirgeyendir

    [144] Biz, senin yuzunu cok defa goge dogru cevirip-durdugunu goruyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagın kıbleye cevirecegiz. Artık yuzunu Mescid-i Haram yonune cevir. Her nerede bulunursanız, yuzunuzu onun yonune cevirin. Suphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartısmasız bunun Rablerinden bir gercek (hak) oldugunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [145] Andolsun, kendilerine kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak degilsin. Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz. Andolsun, eger sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gercekten zalimlerden olursun

    [146] Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), cocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna ragmen iclerinden bir bolumu, bildikleri halde gercegi gizlerler

    [147] Gercek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Su halde sakın kuskuya kapılanlardan olma

    [148] Herkesin (her toplumun) yuzunu cevirdigi bir yon vardır. Oyleyse hayırlarda yarısınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir. Suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [149] Her nereden cıkarsan, yuzunu Mescid-i Haram yonune cevir. Suphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [150] Her nereden cıkarsan, yuzunu Mescid-i Haram yonune cevir. (Siz de) Her nerede olursanız yuzunuzu onun yonune cevirin. Oyle ki, onlardan zulmedenlerin dısında insanların, size karsı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, uzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz

    [151] Oyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti ogretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elci gonderdik

    [152] Oyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana sukredin ve (sakın) nankorluk etmeyin

    [153] Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gercekten Allah, sabredenlerle beraberdir

    [154] Ve sakın Allah yolunda oldurulenlere "oluler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun suurunda degilsiniz

    [155] Andolsun, Biz sizi biraz korku, aclık ve bir parca mallardan, canlardan ve urunlerden eksiltmekle imtihan edecegiz. Sabır gosterenleri mujdele

    [156] Onlara bir musibet isabet ettiginde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve suphesiz O'na donuculeriz

    [157] Rablerinden bagıslanma (salat) ve rahmet bunların uzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır

    [158] Suphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın isaretlerindendir. Boylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi icin bir sakınca yoktur. Kim de gonulden bir hayır yaparsa (karsılıgını alır). Suphesiz Allah, sukrun karsılıgını verendir, bilendir

    [159] Gercekten, apacık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar icin kitapta acıkladıgımız hidayeti gizlemekte olanlar; iste onlara, hem Allah lanet eder, hem de (butun) lanet ediciler

    [160] Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve baskalarını) duzeltenler ve (indirileni) acıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim

    [161] Suphesiz, inkar edip kafir olarak olenler, Allah'ın, meleklerin ve butun insanların laneti bunların uzerinedir

    [162] Onda (lanette) suresiz kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve onlar gozetilmezler

    [163] Sizin Ilahınız tek bir Ilah'tır; O'ndan baska Ilah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir (bagıslayan ve esirgeyendir)

    [164] Suphesiz, goklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gunduzun art arda gelisinde, insanlara yararlı seyler ile denizde yuzen gemilerde, Allah'ın yagdırdıgı ve kendisiyle yeryuzunu olumunden sonra dirilttigi suda, her canlıyı orada uretip-yaymasında, ruzgarları estirmesinde, gokle yer arasında boyun egdirilmis bulutları evirip cevirmesinde dusunen bir topluluk icin gercekten ayetler vardır

    [165] Insanlar icinde, Allah'tan baskasını 'es ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. Iman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha gucludur. O zulmedenler, azaba ugrayacakları zaman, muhakkak butun kuvvetin tumuyle Allah'ın oldugunu ve Allah'ın verecegi azabın gercekten siddetli oldugunu bir bilselerdi

    [166] Oyle ki (o gun) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklasıp-kacmıslardır. (Artık) Onlar azabı gormuslerdir ve aralarındaki butun baglar (ve iliskiler) de parcalanıp-kopmustur

    [167] (O zaman, yonetilip) Uyanlar derler ki: "Eger bize bir kere (daha dunyaya donme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (simdi) onların bizden uzaklastıkları gibi, biz de onlardan uzaklasır (onları yuzustu bırakır)dık." Boylece Allah, onlara butun yaptıklarını onulmaz hasretlerle gosterecektir. Ve onlar atesten cıkacak degildirler

    [168] Ey insanlar, yeryuzunde olan seyleri helal ve temiz olarak yiyin ve seytanın adımlarını izlemeyin. Gercekte o, sizin icin apacık bir dusmandır

    [169] O, size yalnızca, kotulugu, cirkin-hayasızlıgı ve Allah'a karsı bilmediginiz seyleri soylemenizi emreder

    [170] Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı uzerinde buldugumuz seye (gelenege) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir seye ermez ve dogru yolu da bulamamıs idiyseler

    [171] Inkar edenlerin ornegi bagırıp cagırmadan baska bir sey isitmeyip (duydugu veya bagırdıgı seyin anlamını bilmeyen ve surekli) haykıran (bir hayvan)ın ornegi gibidir. Onlar, sagırdırlar, dilsizdirler, kordurler; bundan dolayı akıl erdiremezler

    [172] Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a sukredin

    [173] O, size oluyu (lesi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan baskası adına kesilmis olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kacınılmaz olarak muhtac kalırsa, taskınlık yapmamak ve haddi asmamak sartıyla (olmeyecek oranda yiyebilir), ona bir gunah yoktur. Gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [174] Allah'ın indirdigi Kitap'tan bir seyi goz ardı edip saklayanlar ve onunla degeri az (bir seyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında atesten baskası degildir. Allah kıyamet gunu onlarla konusmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar icin acı bir azap vardır

    [175] Onlar, hidayete karsılık sapıklıgı, bagıslanmaya karsılık azabı satın almıslardır. Atese karsı ne kadar dayanıklıdırlar

    [176] Bu, Allah'ın Kitabı suphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlasmazlıga dusenler ise uzak bir ayrılık icindedirler

    [177] Yuzlerinizi doguya ve batıya cevirmeniz iyilik degildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gunune, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine ragmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmısa, isteyip-dilenene ve kolelere (ozgurlukleri icin) veren; namazı dosdogru kılan, zekatı veren ve ahidlestiklerinde ahidlerine vefa gosterenler ile zorda, hastalıkta ve savasın kızıstıgı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranıslarıdır). Iste bunlar, dogru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır

    [178] Ey iman edenler, oldurulenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Ozgure karsı ozgur, koleye karsı kole ve disiye karsı disi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulun) kardesi (varisi veya velisi) tarafından bagıslanırsa, artık (yapılması gereken) orfe uymak (ve) ona (maktulun varis veya velisine) guzellikle (diyet) odemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavuzde bulunursa, onun icin elem verici bir azap vardır

    [179] Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin icin hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız

    [180] Sizden birinize olum gelip cattıgı zaman, eger geride bir hayır bırakmıssa, anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, mesru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allah'a karsı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı)

    [181] Bundan boyle kim onu (vasiyeti) isittikten sonra degistirirse, gunahı elbette onu degistirenlerin uzerinedir. Suphesiz Allah, isitendir, bilendir

    [182] Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlıga egilim gostereceginden ya da gunaha gireceginden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-duzeltirse, artık ona gunah yoktur. Gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [183] Ey iman edenler, sizden oncekilere yazıldıgı gibi, oruc, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız

    [184] (Oruc) Sayılı gunlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadıgı gunler sayısınca baska gunlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin uzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gonulden bir hayır yaparsa bu da kendisi icin hayırlıdır. Oruc tutmanız, -eger bilirseniz- sizin icin daha hayırlıdır

    [185] Ramazan ayı... Insanlar icin hidayet olan ve dogru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apacık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmistir. Oyleyse sizden kim bu aya sahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadıgı gunler sayısınca diger gunlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi dogru yola (hidayete) ulastırmasına karsılık Allah'ı buyuk tanımanız icindir. Umulur ki sukredersiniz

    [186] Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettigi zaman dua edenin duasına cevap veririm. Oyleyse, onlar da Benim cagrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irsad (dogru yolu bulmus) olurlar

    [187] Oruc gecesinde kadınlarınıza yaklasmak size helal kılındı. Onlar, sizin ortuleriniz, siz de onlara ortusunuz. Allah, gercekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte oldugunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bagısladı. Artık onlara yaklasın ve Allah'ın sizin icin yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, icin, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta oldugunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklasmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanasmayın. Iste Allah, insanlara ayetlerini boylece acıklar; umulur ki sakınırlar

    [188] Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile gunahla insanların mallarından bir bolumunu yemeniz icin onları hakimlere aktarmayın

    [189] Sana, hilalleri (dogus halindeki ayları) sorarlar. De ki: "O, insanlar ve hacc icin belirlenmis vakitlerdir. Iyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz degildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulur ki kurtulusa erersiniz

    [190] Sizinle savasanlara karsı Allah yolunda savasın, (ancak) asırı gitmeyin. Elbette Allah asırı gidenleri sevmez

    [191] Onları, buldugunuz yerde oldurun ve sizi cıkardıkları yerden siz de onları cıkarın. Fitne, oldurmekten beterdir. Onlar, size karsı savasıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savasmayın. Sizinle savasırlarsa siz de onlarla savasın. Kafirlerin cezası iste boyledir

    [192] Onlar, (savasa) son verirlerse (siz de son verin); suphesiz Allah, bagıslayandır esirgeyendir

    [193] (Yeryuzunde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savasın. Eger vazgecerlerse, artık zulum yapanlardan baskasına karsı dusmanlık yoktur

    [194] Haram ay, haram aya karsılıktır; hurmetler (de) karsılıklıdır. Oyleyse kim size saldırırsa, onun saldırdıgı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir

    [195] Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Iyilik edin. Suphesiz Allah, iyilik edenleri sever

    [196] Haccı ve umreyi Allah icin tamamlayın. Eger (dusman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kusatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gonderin). Kurban yerine varıncaya kadar baslarınızı tras etmeyin. Kim sizden hasta ise veya basından sikayeti varsa, onun ya oruc ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Guvenlige kavusursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda uc gun, dondugunuzde yedi (gun) olmak uzere, bunlar, tamı tamına on (gun) oruc vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar icindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek cetin olandır

    [197] Hacc, bilinen aylardır. Boylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklasmak, fısk yapmak ve kavgaya girismek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, suphesiz azıgın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının

    [198] Rabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur. Arafat'tan hep birlikte indiginizde Allah'ı Mes'ar-ı Haram'da anın. O, sizi nasıl dogru yola yoneltip-ilettiyse, siz de O'nu anın. Gercek su ki, siz bundan evvel sapmıslardandınız

    [199] Sonra insanların (topluca) akın ettigi yerden siz de akın edin ve Allah'tan bagıslanma dileyin. Suphesiz Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [200] (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiginizde, artık (cahiliye doneminde) atalarınızı andıgınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. Insanlardan oylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dunyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur

    [201] Onlardan oylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dunyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi atesin azabından koru" der

    [202] Iste bunların kazandıklarına karsılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri gorendir

    [203] Sayılı gunlerde Allah'ı anın. Iki gunde (Mina'dan donmek icin) elini cabuk tutana gunah yoktur, geri kalana da gunah yoktur. (Bu) sakınan icin(dir). Allah'tan korkup-sakının ve gercekten bilin ki, siz O'na dondurulup-toplanacaksınız

    [204] Insanlardan oylesi vardır ki, dunya hayatına iliskin sozleri senin hosuna gider ve kalbindekine ragmen Allah'ı sahid getirir; oysa o azılı bir dusmandır

    [205] O, is basına gecti mi (ya da sırtını cevirip gitti mi) yeryuzunde bozgunculuk cıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye caba harcar. Allah ise, bozgunculugu sevmez

    [206] Ona: "Allah'tan kork" denildiginde, buyukluk gururu onu gunaha surukler, kusatır. Boylesine cehennem yeter; ne kotu bir yataktır o

    [207] Insanlardan oylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karsı sefkatli olandır

    [208] Ey iman edenler, hepiniz topluca "barıs ve guvenlige (Silm'e, Islam'a) girin ve seytanın adımlarını izlemeyin. Cunku o, size apacık bir dusmandır

    [209] Size, apacık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayagınız kayarsa, bilin ki Allah, gercekten ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [210] Onlar, bulut golgeleri icinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerceklesmesini mi gozluyorlar? Oysa butun isler Allah'a doner

    [211] Israilogulları’na sor, onlara nice acık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini degistirirse, (bilsin ki) suphesiz Allah, cezası pek siddetli olandır

    [212] Inkar edenlere dunya hayatı cekici kılındı (suslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet gunu onların ustundedir. Allah, diledigine hesapsız rızık verir

    [213] Insanlar tek bir ummetti. Allah, mujdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gonderdi ve beraberlerinde, insanların anlasmazlıga dustukleri seyler konusunda, aralarında hukum vermek uzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apacık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karsı olan 'azgınlık ve kıskanclıkları’ yuzunden anlasmazlıga dusenler, o, (kitap) verilenlerden baskası degildir. Boylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılıga dustukleri gercege Kendi izniyle eristirdi. Allah, kimi dilerse onu dogruya yoneltir

    [214] Yoksa sizden once gelip-gecenlerin hali basınıza gelmeden cennete gireceginizi mi sandınız? Onlara oyle bir yoksulluk, oyle dayanılmaz bir zorluk cattı ve oylesine sarsıldılar ki, sonunda elci, beraberindeki mu'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Suphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır

    [215] Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceginiz sey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmısadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu suphesiz bilir

    [216] Savas, hosunuza gitmedigi halde uzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hosunuza gitmeyen bir sey, sizin icin hayırlıdır ve olur ki, sevdiginiz sey de sizin icin bir serdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz

    [217] Sana haram olan ayı, onda savasmayı sorarlar. De ki: "Onda savasmak buyuk (bir gunahtır). Ancak Allah Katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan cıkarmak daha buyuk (bir gunahtır). Fitne, katilden beterdir. Eger guc yetirirlerse, sizi dininizden geri cevirinceye kadar sizinle savasmayı surdururler; sizden kim dininden geri doner ve kafir olarak olurse, artık onların butun isledikleri (amelleri) dunyada da, ahirette de bosa cıkmıstır ve onlar atesin halkıdır, onda suresiz kalacaklardır

    [218] Suphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; iste onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [219] Sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem buyuk gunah, hem insanlar icin (bazı) yararlar vardır. Ama gunahları yararlarından daha buyuktur." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Ihtiyactan artakalanı." Boylece Allah, size ayetlerini acıklar; umulur ki dusunursunuz

    [220] Hem dunya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eger onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeslerinizdir. Allah bozgun (fesad) cıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder). Eger Allah dileseydi size gucluk cıkarırdı. Suphesiz Allah guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [221] Musrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hosunuza gitse de- musrik bir kadından daha hayırlıdır. Musrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir kole, -hosunuza gitse de- musrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, atese cagırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve magfirete cagırır. O, insanlara ayetlerini acıklar. Umulur ki ogut alıp-dusunurler

    [222] Sana 'kadınların aybası halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybası halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklasmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettigi yerden onlara gidin. Suphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever

    [223] Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediginiz gibi varın. Kendiniz icin (gelecege hazırlık olarak guzel davranıslar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavusucusunuz. Iman edenlere mujde ver

    [224] Bir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını duzeltmenize Allah'ı engel kılmayın. Allah isitendir, bilendir

    [225] Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele soylemelerinizden, bos, amacsız sozler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bagıslayandır, yumusak davranandır

    [226] Kadınlarından uzaklasmaya yemin edenler icin dort ay bekleme suresi vardır. Eger (bu sure icinde eslerine) donerlerse, suphesiz Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [227] (Yok) Eger bosamada kararlı davranırsa (bosanırlar). Suphesiz Allah, isitendir, bilendir

    [228] Bosanmıs kadınlar kendi kendilerine uc 'ay hali ve temizlenme suresi' beklerler. Eger Allah'a ve ahiret gunune inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattıgını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu sure icinde barısmak isterlerse, onları geri almada (baskalarından) daha cok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler icin onlar uzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir

    [229] Bosanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya guzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiginiz bir seyi geri almanız size helal degildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmus olmaları (durumu baska). Eger ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi icin de gunah yoktur. Iste bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavuz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavuz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir

    [230] Yine onu (kadını ucuncu defa) bosarsa, (kadın) onun dısında bir baska kocayla nikahlanmadıkca ona helal olmaz. Eger (bu koca da) onu bosarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine donmelerinde ikisi icin gunah yoktur. Iste bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk icin bunları (boyle) acıklar

    [231] Kadınları bosadıgınızda, bekleme surelerini tamamlamıslarsa, onları ya guzellikle tutun ya da guzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek icin onları (yanınızda) tutmayın. Kim boyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmis olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdigi nimeti ve size ogut olarak indirdigi Kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herseyi bilendir

    [232] Kadınları bosadıgınızda, bekleme surelerini de tamamlamıslarsa -birbirleriyle maruf (bilinen mesru bicimde) anlastıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel cıkarmayın. Iste, icinizde Allah'a ve ahiret gunune iman edenlere bununla (boyle) ogut verilir. Bu, sizin icin daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz

    [233] Emzirmeyi tamamlamak isteyenler icin anneler cocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyecegi, giyecegi bilinen (orf)e uygun olarak, cocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye guc yetireceginin dısında (yuk ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, cocugu, cocuk kendisinin olan baba da cocugu dolayısıyla zarara ugratılmasın; mirascı uzerinde(ki sorumluluk ve gorev) de bunun gibidir. Eger (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danısarak (cocugu iki yıl tamamlanmadan) sutten ayırmayı isterlerse, ikisi icin de bir gucluk yoktur. Ve eger cocuklarınızı (bir sut anneye) emzirtmek isterseniz, vereceginizi orfe uygun olarak odedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı gorendir

    [234] Icinizden olenlerin (geride) bıraktıgı esler, kendi kendilerine dort ay on (gun) beklerler. Bu bekleme suresi doldugunda, artık onların kendi haklarında maruf (mesru) bir sekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, islediklerinizden haberi olandır

    [235] (Iddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediginizi (onlara) sezdirmenizde ya da boyle bir istegi gonlunuzde saklamanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Gercekte Allah, sizin onları (kalbinizden gecirip) anacagınızı bilir. Sakın bilinen (mesru) sozler dısında onlarla gizlice vaadlesmeyin; bekleme suresi tamamlanıncaya kadar nikah bagını baglamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geceni bilmektedir. Artık ondan kacının. Ve bilin ki, suphesiz Allah bagıslayandır, (kullara) yumusak davranandır

    [236] Kendilerine el surmediginiz, mehirlerini tespit etmediginiz kadınları bosamanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gucu, darda olan da kendi gucu oranında, maruf (mesru ve orfe uygun) bir sekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler uzerinde bir haktır

    [237] Eger onlara mehir tespit eder de, el surmeden bosarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bagı elinde olanın bagıslaması haric- tespit ettiginiz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tumunu veya fazlasını) bagıslamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki ustunlugu (derece farkını) unutmayın. Suphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı gorendir

    [238] Namazları ve orta namazını (ustlerine duserek, titizlik gostererek) koruyun ve Allah'a gonulden boyun egiciler olarak (namaza) durun

    [239] Eger korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Guvenlige girdiginizde ise, yine Allah'ı, bilmediginiz seyleri size ogrettigi gibi zikredin

    [240] Icinizde olup de (geride) esler bırakanlar, (evlerinden) cıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları icin eslerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) cıkarlarsa, artık onların maruf (mesru) olarak kendileri icin yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah guclu ve ustun olandır. Hukum ve hikmet sahibidir

    [241] (Kocası tarafından) Bosanan (kadın)ların maruf (mesru) bir tarzda yararlanma (ve gecim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar uzerinde bir hak (borc) tır

    [242] Iste Allah, size ayetlerini boyle acıklar; ki akıl erdiresiniz

    [243] Binlerce kisinin olum korkusuyla yurtlarından cıktıklarını gormedin mi? Allah onlara: "Olun" dedi, sonra da onları diriltti. Suphesiz Allah, insanlara karsı fazl sahibidir. Ancak, insanların cogunlugu sukretmez

    [244] Allah yolunda savasın ve bilin ki, suphesiz Allah isitendir, bilendir

    [245] Allah'a karsılıgını cok artırma ile kat kat artıracagı guzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genisletir ve siz O'na donduruleceksiniz

    [246] Musa'dan sonra Israilogulları’nın onde gelenlerini gormedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gonder de Allah yolunda savasalım" demislerdi, O: "Ya uzerinize savas yazıldıgı halde savasmayacak olursanız?" demisti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savasmayalım? Ki biz yurdumuzdan cıkarıldık ve cocuklarımızdan (uzaklastırıldık.)" demislerdi. Ama onlara savas yazıldıgı (ongoruldugu) zaman, az bir kısmı haric yuz cevirdiler. Allah zalimleri bilir

    [247] Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gonderdi." Onlar: "Biz hukumdarlıga, ona gore daha cok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bollugu verilmemisken, nasıl bizi (yonetmek uzere) hukumdarlık (mulk) onun olabilir?" dediler. O (soyle) demisti: "Dogrusu Allah size onu secti ve onun bilgi ve bedeni gucunu arttırdı. Allah, kime dilerse mulkunu verir; Allah (rahmeti ve gucu) genis olandır, bilendir

    [248] Peygamberleri, onlara (soyle) dedi: "Onun hukumdarlıgının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir guven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler tasır. Eger inanmıslarsanız, bunda suphesiz sizin icin bir delil vardır

    [249] Talut, orduyla birlikte ayrıldıgında dedi ki: "Dogrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan icerse, artık o benden degildir ve kim de -eliyle bir avuc alanlar haric- onu tadmazsa bendendir. Kucuk bir kısmı haric (hepsi sudan) icti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmagı) gecince onlar (geride kalanlar): "Bugun bizim Calut'a ve ordusuna karsı (koyacak) gucumuz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavusacaklarını umanlar (soyle) dediler: "Nice kucuk topluluk, daha cok olan bir topluluga Allah'ın izniyle galib gelmistir; Allah sabredenlerle beraberdir

    [250] Onlar, Calut ve ordusuna karsı meydana (savasa) cıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, uzerimize sabır yagdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluguna karsı bize yardım et

    [251] Boylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye ugrattılar. Davud Calut'u oldurdu. Allah da ona mulk ve hikmet verdi; ona dilediginden ogretti. Eger Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryuzu mutlaka fesada ugrardı. Ancak Allah, alemlere karsı buyuk fazl (ve ihsan) sahibidir

    [252] Iste bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gonderilen elcilerdensin

    [253] Iste bu elciler; bir kısmını bir kısmına ustun kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konustugu ve derecelerle yukselttigi vardır. Meryem oglu Isa'ya apacık belgeler verdik ve O’nu Ruhu'l-Kudus'le destekledik. Sayet Allah dileseydi, kendilerine apacık belgeler geldikten sonra, onların pesinden gelen (ummet)ler, birbirlerini oldurmezdi. Ancak ihtilafa dustuler; onlardan kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini oldurmezlerdi. Ama Allah diledigini yapandır

    [254] Ey iman edenler, hicbir alıs-verisin, hicbir dostlugun ve hicbir sefaatin olmadıgı gun gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler... Onlar zulmedenlerdir

    [255] Allah... O'ndan baska Ilah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Goklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Izni olmaksızın O'nun Katında sefaatte bulunacak kimdir? O, onlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Diledigi kadarının dısında, O'nun ilminden hicbir seyi kavrayıp-kusatamazlar. O'nun kursusu, butun gokleri ve yeri kaplayıp-kusatmıstır. Onların korunması O'na guc gelmez. O, pek Yucedir, pek buyuktur

    [256] Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Suphesiz, dogruluk (rusd) sapıklıktan apacık ayrılmıstır. Artık kim tagutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasaglam bir kulba yapısmıstır; bunun kopması yoktur. Allah, isitendir, bilendir

    [257] Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekcisi)dir. Onları karanlıklardan nura cıkarır; inkar edenlerin velileri ise tagut'tur. Onları nurdan karanlıklara cıkarırlar. Iste onlar, atesin halkıdırlar, onda suresiz kalacaklardır

    [258] Allah, kendisine mulk verdi, diye Rabbi konusunda Ibrahim'le tartısmaya gireni gormedin mi? Hani Ibrahim: "Benim Rabbim diriltir ve oldurur" demisti; o da: "Ben de oldurur ve diriltirim" demisti. (O zaman) Ibrahim: "Suphe yok, Allah Gunes'i dogudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı boylece afallayıp kalmıstı. Allah, zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [259] Ya da altı ustune gelmis, ıssız duran bir sehre ugrayan gibisini (gormedin mi?) Demisti ki: "Allah, burasını olumunden sonra nasıl diriltecekmis?" Bunun uzerine Allah, onu yuz yıl olu bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gun veya bir gunden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yuz yıl kaldın, boyleyken yiyecegine ve icecegine bak, henuz bozulmamıs; esegine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız icindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apacık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık simdi) Biliyorum ki gercekten Allah, herseye guc yetirendir

    [260] Hani Ibrahim: "Rabbim, bana oluleri nasıl dirilttigini goster" demisti. (Allah ona:) "Inanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması icin" dedi. "Oyleyse, dort kus tut. Onları kendine alıstır, sonra onları (parcalayıp) her bir parcasını bir dagın uzerine bırak, sonra da onları cagır. Sana kosarak gelirler. Bil ki, suphesiz Allah, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [261] Mallarını Allah yolunda infak edenlerin ornegi yedi basak bitiren, her bir basakta yuz tane bulunan bir tek tanenin ornegi gibidir. Allah, diledigine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir

    [262] Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri seyin pesinden basa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [263] Guzel bir soz ve bagıslama, pesinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hicbir seye ihtiyacı olmayandır, yumusak davranandır

    [264] Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gunune inanmayıp, insanlara karsı gosteris olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı gecersiz kılmayın. Boylesinin durumu, uzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; uzerine sagnak bir yagmur dustu mu, onu cırılcıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hicbir seye guc yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluguna hidayet vermez

    [265] Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı koklestirip-guclendirmek icin mallarını infak edenlerin ornegi, yuksekce bir tepede bulunan, sagnak yagmur aldıgında urunlerini iki kat veren bir bahcenin ornegine benzer ki, ona sagnak yagmur isabet etmese de bir cisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [266] Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, uzumlerden bir bahcesi olsun, icinde kendisinin olan butun urunler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip catsın, (ustelik) zayıf ve kucuk cocukları olsun (boyle bir durumda iken) ona (bahcesine) atesli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. Iste Allah size ayetleri boyle acıklar, ki dusunesiniz

    [267] Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin icin yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin goz yummadan alamayacagınız bayagı seyleri vermeye kalkısmayın ve bilin ki, suphesiz Allah, hicbir seye ihtiyacı olmayandır, ovulmeye layık olandır

    [268] Seytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size cirkin -hayasızlıgı emrediyor. Allah ise, size Kendisi'nden bagıslama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) genis olandır, bilendir

    [269] Kime dilerse hikmeti ona verir; suphesiz kendisine hikmet verilene buyuk bir hayır da verilmistir. Temiz akıl sahiplerinden baskası ogut alıp-dusunmez

    [270] Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur

    [271] Sadakaları acıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin icin daha hayırlıdır. O, gunahlarınızdan bir kısmını bagıslar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [272] Onların hidayete ermesi, senin uzerinde (bir yukumluluk) degildir. Ancak Allah, diledigini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz icindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hosnutlugunu istemekten baska (bir amacla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlıga (zulme) ugratılmaksızın- size eksiksizce odenecektir

    [273] (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler icindir ki, onlar, yeryuzunde dolasmaya guc yetiremezler. Iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yuzlerinden tanırsın. Yuzsuzluk ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, suphesiz Allah onu bilir

    [274] Onlar ki, mallarını gece, gunduz; gizli ve acık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [275] Faiz (riba) yiyenler, ancak seytan carpmıs olanın kalkısı gibi, carpılmıs olmaktan baska (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alıs-verisi helal, faizi haram kılmıstır. Kime Rabbinden bir ogut gelir de (faize) bir son verirse, artık gecmisi kendisine, isi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri donerse, artık onlar atesin halkıdır, orada surekli kalacaklardır

    [276] Allah, faizi yok eder de, sadakaları artırır. Allah, gunahkar kafirlerin hicbirini sevmez

    [277] Iman edip guzel amellerde bulunanlar, namazı dosdogru kılanlar ve zekatı verenler; suphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [278] Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve eger inanmıssanız, faizden artakalanı bırakın

    [279] Sayet boyle yapmazsanız, Allah'a ve Resulune karsı savas actıgınızı bilin. Eger tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Boylece) Ne zulmetmis olursunuz, ne zulme ugratılmıs olursunuz

    [280] Eger (borclu) zorluk icindeyse, ona elverisli bir zamana kadar sure (verin). (Borcu) Sadaka olarak bagıslamanız ise, sizin icin daha hayırlıdır; eger bilirseniz

    [281] Allah'a doneceginiz gunden sakının. Sonra herkese kazandıgı eksiksizce odenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır

    [282] Ey iman edenler, belirli bir sure icin borclandıgınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip dogru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine ogrettigi gibi yazmaktan kacınmasın, yazsın. Uzerinde hak olan (borclu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan hicbir seyi eksiltmesin. Eger uzerinde hak olan (borclu), dusuk akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya guc yetiremeyecekse, velisi dosdogru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki sahid tutun; eger iki erkek yoksa, sahidlerden rıza gostereceginiz bir erkek ve biri sasırdıgında oburu ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Sahidler cagırıldıkları zaman kacınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, cok olsun, suresiyle birlikte yazmaya usenmeyin. Bu, Allah Katında en adil, sahitlik icin en saglam, suphelenmemeniz icin de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durdugunuz ve pesin olarak yaptıgınız ticaret baska, bunu yazmamanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Alıs-veris ettiginizde de sahid tutun. Yazana da, sahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz icin fısk (zulum ve gunah)tır. Allah'tan sakının. Allah size ogretiyor. Allah herseyi bilendir

    [283] Eger yolculukta iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Su durumda eger birbirinize guveniyorsanız, kendisine guven duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini odesin. Sahidligi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık suphesiz, onun kalbi gunahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir

    [284] Goklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Icinizdekini acıga vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya ceker. Sonra diledigini bagıslar, diledigini azaplandırır. Allah, herseye guc yetirendir

    [285] Elci, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mu'minler de. Tumu, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elcilerine inandı. "O'nun elcileri arasında hicbirini (digerinden) ayırt etmeyiz. Isittik ve itaat ettik. Rabbimiz bagıslamanı (dileriz). Varıs ancak Sanadır" dediler

    [286] Allah, hic kimseye guc yetireceginden baskasını yuklemez. (Kisinin nefsinin) Kazandıgı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden oncekilere yukledigin gibi agır yuk yukleme. Rabbimiz, kendisine guc yetiremeyecegimiz seyi bize tasıtma. Bizi affet. Bizi bagısla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluguna karsı bize yardım et

    Âl-i İmrân

    Surah 3

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Allah... O'ndan baska Ilah yoktur. Diridir, Kaimdir

    [3] O, sana Kitab’ı hak ve kendinden oncekileri dogrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve Incil'i de indirmisti

    [4] Bundan (Kur’an’dan) once (onlar) insanlar icin bir hidayet idiler. Dogruyu yanlıstan ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gercek su ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler icin siddetli bir azap vardır. Allah gucludur, intikam alıcıdır

    [5] Suphesiz, yerde ve gokte Allah'a hicbir sey gizli kalmaz

    [6] Dol yataklarında size diledigi gibi suret veren O'dur. O'ndan baska Ilah yoktur; ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [7] Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; digerleri ise mutesabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne cıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak icin ondan mutesabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan baskası bilmez. Ilimde derinlesenler ise: "Biz ona inandık, tumu Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden baskası ogut alıp-dusunmez

    [8] Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bagısla. Suphesiz, bagısı en cok olan Sensin Sen

    [9] Rabbimiz, kendisinde suphe olmayan bir gunde insanları gercekten Sen toplayacaksın. Dogrusu Allah, va'dinden cayıp-donmez

    [10] Suphesiz inkar edenler, onların malları da, cocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azaba karsı) hicbir sey kazandırmaz. Ve onlar atesin yakıtıdırlar

    [11] Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan oncekilerin gidis tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, boylece Allah gunahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [12] Inkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye ugratılacaksınız ve toplanıp cehenneme suruleceksiniz." Ne kotu yataktır o

    [13] Karsı karsıya gelen iki toplulukta, sizin icin andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda carpısıyordu, digeri ise kafirdi ki goz gormesiyle karsılarındakini kendilerinin iki katı goruyorlardı. Iste Allah, diledigini yardımıyla destekler. Suphesiz bunda, basiret sahipleri icin gercekten bir ibret vardır

    [14] Kadınlara, ogullara, kantar kantar yıgılmıs altın ve gumuse, salma guzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu sehvet insanlara 'suslu ve cekici' kılındı. Bunlar, dunya hayatının metaıdır. Asıl varılacak guzel yer Allah Katında olandır

    [15] De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar icin Rablerinin Katında, icinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz esler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla gorendir

    [16] Onlar: "Rabbimiz suphesiz biz iman ettik, artık bizim gunahlarımızı bagısla ve bizi atesin azabından koru" diyenler

    [17] Sabredenler, dogru olanlar, gonulden boyun egenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bagıslanma dileyenlerdir

    [18] Allah, gercekten Kendisi'nden baska Ilah olmadıgına sahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan baska Ilah olmadıgına adaletle sahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan baska Ilah yoktur

    [19] Hic suphesiz din, Allah Katında Islam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskanclık ve hakka baskaldırma" (bagy) yuzunden ayrılıga dustuler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gercekten Allah, hesabı pek cabuk gorendir

    [20] Eger seninle cekisip-tartısırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ummilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eger teslim oldularsa, gercekten hidayete ermislerdir. Fakat yuz cevirdilerse, artık sana dusen yalnızca teblig(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla gorendir

    [21] Allah'ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere oldurenler ve insanlardan adaleti emredenleri oldurenler; iste onlara acıklı bir azabı mujdele

    [22] Onlar, yaptıkları dunyada ve ahirette bosa gitmis olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur

    [23] Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri gormedin mi? Aralarında Allah'ın kitabı hukmetsin diye cagrılıyorlar da, onlardan bir bolumu yuz ceviriyor. Onlar, iste boyle arka donenlerdir

    [24] Bu, onların: "Ates bize sayılı gunler dısında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya dusurmustur

    [25] Artık onları, kendisinde suphe olmayan bir gun topladıgımızda ve her bir nefse -haksızlıga ugratılmaksızın- kazandıgı tam olarak odendiginde nasıl olacak

    [26] De ki: "Ey mulkun sahibi Allah'ım, diledigine mulku verirsin ve dilediginden mulku cekip-alırsın, diledigini aziz kılar, diledigini alcaltırsın; hayır Senin elindedir. Gercekten Sen, herseye guc yetirensin

    [27] Geceyi gunduze baglayıp-katarsın, gunduzu de geceye baglayıp-katarsın; diriyi oluden cıkarırsın, oluyu de diriden cıkarırsın. Sen, diledigine hesapsız rızık verirsin

    [28] Mu'minler, mu'minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim boyle yaparsa, Allah'tan hicbir sey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) baska. Allah, sizi Kendisi'nden sakındırır. Varıs Allah'adır

    [29] De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, acıga vursanız da- Allah bilir. Ve goklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herseye guc yetirendir

    [30] Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır buldugu ve her ne kotuluk islediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istedigi o gunu (dusunun). Allah, sizi Kendisi'nden sakındırır. Allah, kullarına karsı sefkatli olandır

    [31] De ki: "Eger siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve gunahlarınızı bagıslasın. Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [32] De ki: "Allah'a ve elcisine itaat edin." Eger yuz cevirirlerse suphesiz Allah, kafirleri sevmez

    [33] Gercek su ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, Ibrahim ailesini ve Imran ailesini alemler uzerine secti

    [34] Onlar birbirlerinden (tureme tek) bir zurriyettir. Allah isitendir, bilendir

    [35] Hani Imran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her turlu bagımlılıktan ozgurluge kavusturulmus olarak' Sana adadım, benden kabul et. Suphesiz isiten bilen Sensin Sen" demisti

    [36] Fakat onu dogurdugunda -Allah onun ne dogurdugunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, dogrusu bir kız (cocugu) dogurdum. Erkek ise, kız gibi degildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o tasa tutulmus (kovulmus) seytandan Sana sıgındırırım

    [37] Bunun uzerine Rabbi onu guzel bir kabulle kabul etti ve onu guzel bir bitki gibi yetistirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Suphesiz Allah, diledigine hesapsız rızık verendir" dedi

    [38] Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armagan et. Dogrusu Sen, duaları isitensin" dedi

    [39] O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı mujdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi (Isa'yı) dogrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir

    [40] Dedi ki: "Rabbim, bana gercekten ihtiyarlık ulasmısken ve karım da kısırken nasıl bir oglum olabilir?" "Boyledir" dedi, "Allah diledigini yapar

    [41] (Zekeriya) "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, isaretlesme dısında, insanlarla uc gun konusmamandır. Rabbini cokca zikret ve aksam sabah O’nu tesbih et." dedi

    [42] Hani melekler: "Meryem, suphesiz Allah seni secti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına ustun kıldı," demisti

    [43] Meryem, Rabbine gonulden itaatte bulun, secde et ve ruku edenlerle birlikte ruku et

    [44] Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluguna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında degildin; cekisirlerken de yanlarında degildin

    [45] Hani melekler, dediler ki: "Meryem, dogrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana mujdelemektedir. Onun adı Meryem oglu Isa Mesih'tir. O, dunyada ve ahirette 'seckin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır

    [46] Besikte de, yetiskinliginde de insanlarla konusacaktır. Ve O salihlerdendir

    [47] Rabbim, bana bir beser dokunmamısken, nasıl bir cocugum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir isin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir

    [48] Ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve Incil’i ogretecek

    [49] Israilogulları’na elci kılacak. (O, Israilogulları’na soyle diyecek:) "Gercek su, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size camurdan kus biciminde bir sey olusturur, icine ufururum, o da hemencecik Allah'ın izniyle kus oluverir. Ve Allah'ın izniyle dogustan kor olanı, alaca hastalıgına tutulanı iyilestirir ve oluyu diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Suphesiz, eger inanmıssanız bunda sizin icin kesin bir ayet vardır

    [50] Benden onceki Tevrat'ı dogrulamak ve size haram kılınan bazı seyleri helal kılmak uzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin

    [51] Gercekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Oyleyse O'na ibadet edin. Dosdogru olan yol iste budur

    [52] Nitekim Isa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "Allah icin bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gercekten Muslumanlar oldugumuza sahid ol" dediler

    [53] Rabbimiz, biz indirdigine inandık ve elciye uyduk. Boylece bizi sahidlerle beraber yaz

    [54] Onlar (inanmayanlar) bir duzen kurdular. Allah da (buna karsılık) bir duzen kurdu. Allah, duzen kurucuların en hayırlısıdır

    [55] Hani Allah, Isa'ya demisti ki: "Ey Isa, dogrusu senin hayatına Ben son verecegim, seni Kendime yukseltecegim, seni inkar edenlerden temizleyecegim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların ustune gecirecegim. Sonra donusunuz yalnızca Banadır, hakkında anlasmazlıga dustugunuz seyde aranızda Ben hukmedecegim

    [56] Inkar edenleri ise, dunyada ve ahirette siddetli bir azapla azaplandıracagım. Onların hic yardımcıları yoktur

    [57] Iman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz odenecektir. Allah, zalim olanları sevmez

    [58] Bunları Biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kur'an'dan) okuyoruz

    [59] Suphesiz, Allah Katında Isa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi

    [60] Gercek, Rabbinden (gelen)dir. Oyleyse kuskuya kapılanlardan olma

    [61] Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'cekisip-tartısmalara girisirlerse' de ki: "Gelin, ogullarımızı ve ogullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi cagıralım; sonra karsılıklı lanetleselim de Allah'ın lanetini yalan soyleyenlerin ustune kılalım

    [62] Suphesiz bu, gercek bir olayın haberidir. Allah'tan baska Ilah yoktur. Ve suphesiz Allah, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [63] Eger yuz cevirirlerse elbette Allah, fesat cıkaranları bilir

    [64] De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda musterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan baskasına kulluk etmeyelim, O'na hicbir seyi ortak kosmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diger) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eger yine yuz cevirirlerse, deyin ki: "Sahid olun, biz gercekten Muslumanlarız

    [65] Ey Kitap Ehli, Ibrahim konusunda ne diye cekisip tartısıyorsunuz? Tevrat da, Incil de ancak ondan sonra indirilmistir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz

    [66] Iste sizler boylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan seyde tartıstınız, ama hic bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartısıp-duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz

    [67] Ibrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Muslumandı, musriklerden de degildi

    [68] Dogrusu, insanların Ibrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mu'minlerin velisidir

    [69] Kitap Ehlinden bir grup, sizi sasırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi nefislerini sasırtıp-saptırırlar da suuruna varmazlar

    [70] Ey Kitap Ehli, siz sahid olup dururken, ne diye Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz

    [71] Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile ortuyor ve bildiginiz halde hakkı gizliyorsunuz

    [72] Kitap Ehlinden bir bolumu, dedi ki: "Iman edenlere inene gunduzun baslangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da donerler

    [73] Ve sizin dininize uyanlardan baskasına inanıp guvenmeyin." De ki: "Suphesiz dogru yol Allah'ın dosdogru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine (Islam peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin Katında onlar (Muslumanlar) size karsı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telasınız?) De ki: "Suphesiz 'lutuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın elindedir, onu diledigine verir. Allah (rahmeti) genis olandır, bilendir

    [74] O, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah buyuk 'lutuf ve ihsan (fazl)' sahibidir

    [75] Kitap Ehlinden oylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; oylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkca onu sana odemez. Bu onların "ummiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar) konusunda uzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demis olmalarındandır. Oysa kendileri (gercegi) bildikleri halde Allah'a karsı yalan soylemektedirler

    [76] Hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa suphesiz Allah da sakınanları sever

    [77] Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir degere karsılık satanlar... Iste onlar; onlar icin ahirette hicbir pay yoktur, kıyamet gununde Allah onlarla konusmaz, onları gozetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar icin acı bir azap vardır

    [78] Onlardan oyleleri vardır ki, dillerini kitaba dogru egip bukerler, siz onu (bu okur gorunduklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan degildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından degildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karsı (boyle) yalan soylerler

    [79] Beserden hic kimsenin, Allah kendisine kitabı, hukmu ve peygamberligi verdikten, sonra insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Ogrettiginiz ve ders verdiginiz kitaba gore Rabbaniler olunuz” (deme gorevindedir)

    [80] O, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, Musluman olduktan sonra, size kufru mu emredecek

    [81] Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir soz (misak)' almıstı: "Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini dogrulayan bir elci geldiginde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demisti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu agır yukumu aldınız mı?" Onlar: "Ikrar ettik" demislerdi de "Oyleyse sahid olun, Ben de sizinle birlikte sahid olanlardanım" demisti

    [82] Artık kim bundan sonra yuz cevirirse, onlar fasık olanlardır

    [83] Peki onlar, Allah'ın dininden baska bir din mi arıyorlar? Oysa goklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmustur ve O'na dondurulmektedirler

    [84] De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, Isa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hicbiri arasında ayrılık gozetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuslarız

    [85] Kim Islam'dan baska bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba ugrayanlardandır

    [86] Kendilerine apacık belgeler geldigi ve elcinin hak olduguna sahid oldukları halde, imanlarından sonra kufre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez

    [87] Iste bunların cezası, Allah'ın meleklerin ve butun insanların lanetlerinin uzerine olmasıdır

    [88] Icinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gozetilmezler

    [89] Ancak bundan sonra tevbe edenler, 'salih olarak davrananlar' baska. Cunku Allah, gercekten bagıslayandır, esirgeyendir

    [90] Dogrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. Iste bunlar, sapıkların ta kendileridir

    [91] Suphesiz kufredip kafir olarak olenler, bunların hicbirisinden, yeryuzu dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. Onlar icin acı bir azap vardır ve onların yardımcıları yoktur

    [92] Sevdiginiz seylerden infak edinceye kadar asla iyilige eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, suphesiz Allah onu bilir

    [93] Tevrat indirilmeden evvel, Israil'in kendine haram kıldıklarından baska, Israilogulları’na butun yiyecekler helal idi. De ki: "Su halde eger dogruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun

    [94] Artık bundan sonra kim Allah'a karsı yalan uydurup iftira duzerse, iste onlar, zalim olanlardır

    [95] De ki: "Allah dogru soyledi. Oyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak Ibrahim'in dinine uyun. O, musriklerden degildi

    [96] Gercek su ki, insanlar icin ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve butun insanlar (alemler) icin hidayet olan (Ka'be)dir

    [97] Orada apacık ayetler (ve) Ibrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o guvenliktedir. Ona bir yol bulup guc yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar uzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, suphesiz, Allah alemlere karsı muhtac olmayandır

    [98] De ki: "Ey Kitap Ehli, Allah yaptıklarınıza sahid iken, ne diye Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz

    [99] De ki: "Ey Kitap Ehli, sizler sahidler oldugunuz halde, ne diye iman edenleri Allah yolundan -onda bir carpıklık bulmaya yeltenerek- cevirmeye calısıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [100] Ey iman edenler, eger kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun egecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar kufre dondururler

    [101] Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elcisi icinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdogru olan bir yola iletilmistir

    [102] Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa oylece korkup-sakının ve siz, ancak Musluman olmaktan baska (bir din ve tutum uzerinde) olmeyin

    [103] Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dagılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin uzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz dusmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlastırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardesler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ates cukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini boyle acıklar

    [104] Sizden; hayra cagıran, iyiligi (marufu) emreden ve kotulukten (munkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtulusa erenler iste bunlardır

    [105] Kendilerine apacık belgeler geldikten sonra, parcalanıp ayrılan ve anlasmazlıga dusenler gibi olmayın. Iste onlar icin buyuk bir azap vardır

    [106] Bazı yuzlerin agaracagı, bazı yuzlerin de kararacagı gun... Yuzleri kapkara-kesilecek olanlara: "Imanınızdan sonra inkar ettiniz, oyle mi? Oyleyse inkar etmenize karsılık olarak azabı tadın” (denilir)

    [107] Yuzleri agaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmeti icindedirler, icinde de temelli kalacaklardır

    [108] Bunlar sana hak olarak okumakta oldugumuz Allah'ın ayetleridir. Allah, alemlere zulum isteyen degildir

    [109] Goklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (butun) isler Allah'a dondurulur

    [110] Siz, insanlar icin cıkarılmıs hayırlı bir ummetsiniz; maruf (iyi ve Islam'a uygun) olanı emreder, munker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmıs olsaydı, elbette kendileri icin hayırlı olurdu. Iclerinden iman edenler vardır, fakat cogunlugu fıska sapanlardır

    [111] Onlar size ezadan baska kesinlikle bir zarar veremezler. Eger sizinle savasırlarsa size arkalarını donup kacarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez

    [112] Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sıgınanlar baska- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmustur. Onlar, Allah'tan bir gazaba ugradılar da uzerlerine asagılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere oldurmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi asmaları dolayısıyladır

    [113] Onların hepsi bir degildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar

    [114] Bunlar, Allah'a ve ahiret gunune iman eder, maruf olanı emreder, munker olandan sakındırır ve hayırlarda yarısırlar. Iste bunlar salih olanlardandır

    [115] Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir

    [116] Gercekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne cocukları, onlara Allah'tan yana bir sey saglayamaz. Iste onlar, atesin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır

    [117] Onların bu dunya hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmis olan bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu sogukluktaki bir ruzgara benzer ki onu (ekini) helak etmistir. Allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler

    [118] Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdas edinmeyin. Onlar size kotuluk ve zarar vermeye calısıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek seyden hoslanırlar. Bugz (ve dusmanlıkları) agızlarından dısa vurmustur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha buyuktur. Size ayetlerimizi acıkladık; belki akıl erdirirsiniz

    [119] Sizler, iste boylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tumune inanırsınız, onlar sizinle karsılastıklarında "inandık" derler, kendi baslarına kaldıklarında ise, size olan kin ve ofkelerinden dolayı parmak uclarını ısırırlar. De ki: "Kin ve ofkenizle olun." Suphesiz Allah, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [120] Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kotuluk isabet ettigindeyse buna sevinirler. Eger siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli duzenleri' size hicbir zarar veremez. Suphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kusatandır

    [121] Hani sen, mu'minleri savasmak icin elverisli yerlere yerlestirmek icin evinden erkenden ayrılmıstın. Allah isitendir, bilendir

    [122] O zaman sizden iki grup, neredeyse 'cozulup geri cekilmek' istemisti. Oysa Allah onların (Velisi) yardımcısıydı. Artık mu'minler, yalnızca Allah'a tevekkul etmelidir

    [123] Andolsun, siz gucsuz iken Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Su halde Allah'tan sakının, O'na sukredebilesiniz

    [124] Sen mu'minlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmis uc bin kisiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun

    [125] Evet, eger sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden ustunuze cullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nisanlı bes bin kisiyle yardım ulastıracaktır

    [126] Allah bunu (yardımı) size ancak bir mujde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer’ (nusret) ancak ustun ve guclu, hukum ve hikmet sahibi olan Allah'ın Katındandır

    [127] (Ki bununla) Inkar edenlerin onde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da 'umutları suya dusmusler olarak onları' tepesi asagı getirsin de geri donup gitsinler

    [128] (Allah'ın) Onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azaplandırması isinden sana bir sey (sorumluluk ve gorev) yoktur

    [129] Goklerde ve yerde olanların tumu Allah'ındır. Kimi dilerse bagıslar, kimi dilerse azaplandırır. Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [130] Ey iman edenler, faizi kat kat artırılmıs olarak yemeyin. Ve Allah'tan sakının, umulur ki kurtulursunuz

    [131] Ve kafirler icin hazırlanmıs olan atesten sakının

    [132] Allah'a ve elcisine itaat edin, ki merhamet olunasınız

    [133] Rabbinizden olan magfiret ve eni goklerle yer kadar olan cennete (kavusmak icin) yarısın; o, muttakiler icin hazırlanmıstır

    [134] Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, ofkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bagıslama ile (vaz)gecenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever

    [135] Ve 'cirkin bir hayasızlık' isledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen gunahlarından dolayı bagıslanma isteyenlerdir. Allah'tan baska gunahları bagıslayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kotu seylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir

    [136] Iste bunların karsılıgı, Rablerinden bagıslanma ve icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Boyle) Yapıp-edenlere ne guzel bir karsılık (ecir var)

    [137] Gercek su ki, sizden once nice sunnetler gelip-gecmistir. Bundan dolayı yeryuzunde gezip-dolasın da yalanlayanların ugradıkları sonuc nasıl oldu bir gorun

    [138] Bu (Kur'an) insanlar icin bir beyan sakınanlar icin de bir hidayet ve oguttur

    [139] Gevsemeyin, uzulmeyin; eger (gercekten) iman etmisseniz en ustun olan sizlersiniz

    [140] Eger bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara degmistir. Iste o gunleri Biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden sahidler (veya sehidler) edinmesi icindir. Allah, zulmedenleri sevmez

    [141] (Yine bu) Allah'ın, iman edenleri arındırması ve inkar edenleri yok etmesi icindir

    [142] Yoksa siz, Allah, icinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceginizi mi sandınız

    [143] Andolsun, siz onunla karsılasmadan once olumu temenni ediyordunuz. Iste onu gordunuz, ama bakıp duruyorsunuz

    [144] Muhammed, yalnızca bir elcidir. Ondan once nice elciler gelip-gecmistir. Simdi O olurse ya da oldurulurse, siz topuklarınız uzerinde gerisin geriye mi doneceksiniz? Iki topugu uzerinde gerisin geri donen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, sukredenleri pek yakında odullendirecektir

    [145] Allah'ın izni olmaksızın hicbir nefis icin olmek yoktur. O, suresi belirtilmis bir yazıdır. Kim dunyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz sukredenleri pek yakında odullendirecegiz

    [146] Nice peygamberle birlikte bircok Rabbani (bilgin)ler savasa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (gucluk ve mihnet)den dolayı ne gevseklik gosterdiler, ne boyun egdiler. Allah, sabredenleri sever

    [147] Onların soyledikleri: "Rabbimiz, gunahlarımızı ve isimizdeki asırılıklarımızı bagısla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) saglamlastır ve bize kafirler topluluguna karsı yardım et" demelerinden baska bir sey degildi

    [148] Boylece Allah, dunya ve ahiret sevabının guzelligini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever

    [149] Ey iman edenler, eger inkar edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız uzerinde gerisin-geri cevirirler, boylece buyuk husrana ugrayanlara donersiniz

    [150] Hayır, sizin Mevlanız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır

    [151] Kendisi hakkında hicbir delil indirmedigi seyi Allah'a ortak kostuklarından dolayı kufredenlerin kalplerine korku salacagız. Onların barınma yerleri atestir. Zalimlerin konaklama yeri ne kotudur

    [152] Andolsun, Allah size verdigi sozunde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geciriyordunuz. Oyle ki sevdiginiz (zafer)i size gosterdikten sonra, siz yılgınlık gosterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında cekistiniz. Sizden kiminiz dunyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek icin sizi ondan cevirdi. Ama (yine de) sizi bagısladı. Allah mu'minlere karsı fazl (ve ihsan) sahibi olandır

    [153] Siz o zaman durmaksızın uzaklasıyor, kimseye donup bakmıyordunuz. Elci de surekli sizi arkadan cagırıyordu. (Allah) Elinizden kacırdıklarınıza ve size isabet edene uzulmemeniz icin sizi kederden kedere ugrattı. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [154] Sonra kederin ardından uzerinize bir guvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, icinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine dusmustu; Allah'a karsı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu isten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Suphesiz isin tumu Allah'ındır." Onlar, sana acıklamadıkları seyi iclerinde gizli tutuyorlar, "Bu isten bize bir sey olsaydı, biz burada oldurulmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da uzerlerine oldurulmesi yazılmıs olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak icin (yaptı). Allah, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [155] Iki toplulugun karsı karsıya geldikleri gun, sizden geri donenleri, kazandıkları bazı seyler dolayısıyla seytan onların ayagını kaydırmak istemisti. Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Suphesiz Allah, bagıslayandır, yumusak olandır

    [156] Ey iman edenler, inkar edenler ile yeryuzunde gezip dolasırken veya savasta bulundukları sırada (olen) kardesleri icin: "Yanımızda olsalardı, olmezlerdi, oldurulmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve olduren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [157] Andolsun, eger Allah yolunda oldurulur ya da olurseniz, Allah'tan olan bir bagıslanma ve rahmet, onların butun toplamakta olduklarından daha hayırlıdır

    [158] Andolsun, olseniz de, oldurulseniz de suphesiz Allah'a (varıp) toplanacaksınız

    [159] Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumusak davrandın. Eger kaba, katı yurekli olsaydın onlar cevrenden dagılır giderlerdi. Oyleyse onları bagısla, onlar icin bagıslanma dile ve is konusunda onlarla musavere et. Eger azmedersen artık Allah'a tevekkul et. Suphesiz Allah, tevekkul edenleri sever

    [160] Eger Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye ugratacak yoktur ve eger sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, O’ndan sonra size yardım edecek kimdir? Oyleyse mu'minler, yalnızca Allah'a tevekkul etsinler

    [161] Hicbir peygambere, emanete ihanet yarasmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet gunu ihanet ettigiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak odenir. Onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [162] Allah'ın rızasına uyan kisi, Allah'tan bir gazaba ugrayan ve barınma yeri cehennem olan kisi gibi midir? Ne kotu barınaktır o

    [163] Allah Katında onlar derece derecedir. Allah yaptıklarını gorendir

    [164] Andolsun ki Allah, mu'minlere, iclerinde kendilerinden onlara bir peygamber gondermekle lutufta bulunmustur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti ogretiyor. Ondan once ise onlar apacık bir sapıklık icindeydiler

    [165] Iki misline ugrattıgınız bir musibet size isabet edince mi: "Bu nereden" dediniz? De ki: "O, sizin kendinizdendir." Suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [166] Iki toplulugun karsı karsıya geldigi gun, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mu'minleri ayırt etmesi

    [167] Munafıklık yapanları da belirtmesi icindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savasın ya da savunma yapın" denildiginde, "Biz savasmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gun onlar, imandan cok kufre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı agızlarıyla soyluyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir

    [168] Onlar, kendileri oturup kardesleri icin: "Eger bize itaat etselerdi, oldurulmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eger dogru sozluler iseniz, olumu kendinizden savın oyleyse

    [169] Allah yolunda oldurulenleri sakın 'oluler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar

    [170] Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinc icindedirler. Onlara arkalarından henuz ulasmayanlara mujdelemeyi isterler ki, onlara hicbir korku yoktur, mahzun da olacak degillerdir

    [171] Onlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı (bollugu) ve gercekten Allah'ın mu'minlerin ecrini bosa cıkarmadıgını mujdelemektedirler

    [172] Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elcisinin cagrısına icabet edenler, iclerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar icin buyuk bir ecir vardır

    [173] Onlar, kendilerine insanlar: "Size karsı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne guzel vekildir" diyenlerdir

    [174] Bundan dolayı, kendilerine hicbir kotuluk dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri donduler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, buyuk fazl (ve ihsan) sahibidir

    [175] Iste bu seytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eger mu'minlerseniz, Benden korkun

    [176] Kufurde 'buyuk caba harcayanlar' seni uzmesin. Cunku onlar, Allah'a hicbir seyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar icin buyuk bir azap vardır

    [177] Onlar, imana karsılık kufru satın alanlardır. Onlar, Allah'a hicbir seyle zarar veremezler. Onlar icin acıklı bir azap vardır

    [178] O kufre sapanlar, kendilerine tanıdıgımız sureyi sakın kendileri icin hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak gunahları daha da artsın, diye sure vermekteyiz. Onlar icin asagılatıcı bir azap vardır

    [179] Allah, murdar olanı, temiz olandan ayırt edinceye kadar mu'minleri, sizin kendisi uzerinde bulundugunuz durumda bırakacak degildir. Allah sizi gayb uzerine muttali kılacak degildir. Ama Allah, elcilerinden diledigini secer. Oyleyse siz de Allah'a ve elcisine iman edin. Eger iman eder ve sakınırsanız, sizin icin buyuk bir ecir vardır

    [180] Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdigi seylerde cimrilik edenler, bunun kendileri icin hayırlı oldugunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar icin serdir; kıyamet gunu, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Goklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır

    [181] Andolsun; "Gercek, Allah fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sozlerini Allah isitmistir. Onların bu sozlerini ve peygamberleri haksız yere oldurmelerini yazacagız ve: "Yakıcı olan azabı tadın" diyecegiz

    [182] Bu, ellerinizin onden sunduklarıdır. Allah, gercekten kullara zulmedici degildir

    [183] Allah bize atesin yiyecegi bir kurban getirmedikce hicbir elciye inanmamamız konusunda and verdi," diyenlere de ki: "Suphesiz, benden once nice elciler, apacık belgeler ve soylediklerinizle geldi; eger, siz dogru idiyseniz, o halde onları ne diye oldurdunuz

    [184] Eger seni yalanlarlarsa, senden once apacık belgeler, Zeburlar ve aydınlık kitapla gelen elcileri de yalanlamıslardır

    [185] Her nefis olumu tadıcıdır. Kıyamet gunu elbette ecirleriniz eksiksizce odenecektir. Kim atesten uzaklastırılır ve cennete sokulursa, artık o gercekten kurtulusa ermistir. Dunya hayatı, aldatıcı metadan baska bir sey degildir

    [186] Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden once kendilerine kitap verilenlerden ve sirk kosmakta olanlardan elbette cok eziyet verici (sozler) isiteceksiniz. Eger sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir

    [187] Hani kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara acıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin soz almıstı. Fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karsılık az bir degeri satın aldılar. O aldıkları sey ne kotudur

    [188] Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları seyler nedeniyle ovulmekten hoslananları (kazanclı) sayma; onları azaptan kurtulmus olarak sayma. Onlar icin acı bir azap vardır

    [189] Goklerin ve yerin mulku Allah'ındır. Allah, herseye guc yetirendir

    [190] Suphesiz goklerin ve yerin yaratılısında, gece ile gunduzun art arda gelisinde temiz akıl sahipleri icin gercekten ayetler vardır

    [191] Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve goklerin ve yerin yaratılısı konusunda dusunurler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu bosuna yaratmadın. Sen pek Yucesin, bizi atesin azabından koru

    [192] Rabbimiz, suphesiz Sen kimi atese sokarsan, artık onu 'hor ve asagılık' kılmıssındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur

    [193] Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana cagrıda bulunan bir cagırıcıyı isittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim gunahlarımızı bagısla, kotuluklerimizi ort ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte oldur

    [194] Rabbimiz, elcilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gununde de bizi 'hor ve asagılık' kılma. Suphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin

    [195] Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Suphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir iste bulunanın isini bosa cıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. Iste, hicret edenlerin, yurtlarından surulup-cıkarılanların ve yolumda iskence gorenlerin, carpısıp oldurulenlerin, mutlaka kotuluklerini ortecegim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacagım. (Bu,) Allah Katından bir karsılık (sevap)tır. (O) Allah, karsılıgın (sevabın) en guzeli O'nun Katındadır

    [196] Inkar edenlerin ulke ulke donup-dolasmaları seni aldatmasın

    [197] (Bu) Az bir yarar(lanma)dır. Sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. Ne kotu bir yataktır o

    [198] Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar icin Allah Katında -bir solen olarak- altlarından ırmaklar akan -icinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. Iyilik yapanlar icin, Allah'ın Katında olanlar daha hayırlıdır

    [199] Suphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gosterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karsılık olarak az bir degeri satın almazlar. Iste bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Suphesiz Allah, hesabı cok cabuk gorendir

    [200] Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarısın, (sınırlarda) nobetlesin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz

    Nisâ

    Surah 4

    [1] Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan esini yaratan ve her ikisinden bircok erkek ve kadın turetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dileklestiginiz Allah'tan ve akrabalık (baglarını koparmak)tan sakının. Suphesiz Allah, sizin uzerinizde gozeticidir

    [2] Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı degistirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Cunku bu, buyuk bir suctur

    [3] Eger yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceginizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla degil) size helal olan (baska) kadınlardan ikiser, ucer, dorder olmak uzere nikahlayın. Sayet adaleti saglayamayacagınızdan korkarsanız, o zaman bir (es) ya da sag ellerinizin malik oldugu (cariye) ile (yetinin). Bu, sapmamanıza daha yakındır

    [4] Kadınlara mehirlerini gonulden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gonul hosluguyla size ondan bir seyi bagıslarlarsa, onu da afiyetle, ic huzuruyla yiyin

    [5] Allah'ın sizin icin (kendileriyle hayatınızı) kaim (geciminizi saglamaya destekleyici bir arac) kıldıgı mallarınızı dusuk akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara guzel (maruf) soz soyleyin

    [6] Yetimleri, nikaha erisecekleri caga kadar deneyin; sayet kendilerinde bir (rusd) olgunlasma gordunuz mu, hemen onlara mallarını verin. Buyuyecekler diye israf ile carcabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya calıssın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve orfe uygun) bir sekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiginiz zaman, onlara karsı sahid bulundurun. Hesap gorucu olarak Allah yeter

    [7] Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler icin bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar icin de bir pay vardır. Bunun azından ve cogundan farz kılınmıs bir pay vardır

    [8] (Mirası) Bolusme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara guzel (maruf) soz soyleyin

    [9] Arkalarında bıraktıkları zayıf cocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar icin de) icleri urpertiyle titresin. Allah'tan korksunlar ve onlara dogru soz soylesinler

    [10] Gercekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ates doldurmus olurlar. Onlar, cılgın bir atese gireceklerdir

    [11] Cocuklarınız konusunda Allah, erkege iki disinin hissesi kadar tavsiye eder. Eger onlar ikiden cok kadın ise (olunun) geride bıraktıgının ucte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Olenin) Bir cocugu varsa, geriye bıraktıgından anne ve babadan her biri icin altıda bir, cocugu olmayıp da anne ve baba ona mirascı ise, bu durumda annesi icin ucte bir vardır. Onun kardesleri varsa o zaman annesi icin altıda bir'dir. (Ancak bu hukumler, olenin) Ettigi vasiyet veya (varsa) borcun dusulmesinden sonradır. Babalarınız, ogullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın oldugunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Suphesiz Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibi olandır

    [12] Eslerinizin, eger cocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Sayet cocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borctan sonra- bu durumda bıraktıklarının dortte biri sizindir. Sizin cocugunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dortte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eger sizin cocugunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hukumler,) Edeceginiz vasiyet veya (varsa) borcun dusulmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, cocugu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardesi bulunursa onlardan her biri icin altıda bir vardır. Eger bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borctan sonra- ucte bir'de -zarara ugratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumusak olandır

    [13] Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elcisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Iste buyuk kurtulus ve mutluluk budur

    [14] Kim Allah'a ve elcisine isyan eder ve onun sınırlarını asarsa, onu da icinde ebedi kalacagı atese sokar. Onun icin alcaltıcı bir azap vardır

    [15] Kadınlarınızdan fuhus yapanların aleyhinde olmak uzere icinizden dort sahid tutun. Eger sehadet ederlerse, onları, olum alıp goturunceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun

    [16] Sizlerden fuhus yapanların, her ikisine eziyet edin. Eger tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgecin. Suphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

    [17] Allah'ın (kabulunu) uzerine aldıgı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kotuluk yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). Iste Allah, boylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibi olandır

    [18] Tevbe; ne, kotulukleri yapıp-edip de onlardan birine olum catınca: "Ben simdi gercekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak olenler icin degil. Boyleleri icin acı bir azap hazırlamısızdır

    [19] Ey iman edenler, kadınlara zorla mirascı olmaya kalkısmanız helal degildir. Apacık olan 'cirkin bir hayasızlık' yapmadıkları surece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) icin onlara baskı yapmanız da (helal degildir.) Onlarla guzellikle gecinin. Sayet onlardan hoslanmadınızsa, belki, bir sey hosunuza gitmez, ama Allah onda cok hayır kılar

    [20] Bir esi bırakıp yerine bir baska esi almak isterseniz, onlardan birine (oncekine) yuklerle (mal ve para) vermisseniz bile ondan hicbir sey almayın. Ona iftira ederek ve apacık bir gunaha girerek verdiginizi alacak mısınız

    [21] Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmıs (birleserek icli-dıslı olmus)tınız. Onlar sizden kesin bir guvence (kuvvetli bir ahid) de almıslardı

    [22] Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) gecen gecmistir. Cunku bu, 'cirkin bir hayasızlık' ve 'ofke duyulan bir igrencliktir.' Ne kotu bir yoldu o

    [23] Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardesleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeslerin kızları, kız kardeslerin kızları, sizi emziren (sut) anneleriniz, sut kız kardesleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdege) girdiginiz kadınlarınızdan olup koruyuculugunuz altında bulunan uvey kızlarınız -onlarla gerdege girmemisseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sulbunuzden olan ogullarınızın esleri ve iki kız kardesi biraraya getirdiginiz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) gecen gecmistir. Suphesiz, Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [24] Sag ellerinizin malik oldugu (cariyeler) dısındaki kadınlardan 'evli ve ozgur' olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın uzerinize yazdıgıdır. Bunların dısında kalanı iffetlerini koruyup fuhusta bulunmamak uzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Oyleyse onlardan hangi seyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ucret (mehir)lerini tespit edildigi miktarıyla odeyin. Miktarın tespitinden sonra, karsılıklı hosnut oldugunuz bir sey konusunda ustunuze bir sorumluluk yoktur. Suphesiz Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibi olandır

    [25] Icinizden ozgur mu'min kadınları nikahlamaya guc yetiremeyenler, o zaman sag ellerinizin malik oldugu inanmıs cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Oyleyse onları, fuhusta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemisler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ucretlerini (mehirlerini) maruf (guzel ve orfe uygun) bir sekilde verin. Evlendikten sonra, fuhus yapacak olurlarsa, ozgur kadınlar uzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden gunaha sapmaktan endise edip korkanlar icindir. Sabrederseniz sizin icin daha hayırlıdır. Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [26] Allah, size acıklayarak anlatmak, sizi sizden oncekilerin sunnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [27] Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; sehvetleri ardınca gidenler ise, sizin buyuk bir sapma ile sapmanızı isterler

    [28] Allah (agır yukleri) sizden hafifletmek ister: (Cunku) insan zayıf olarak yaratılmıstır

    [29] Ey iman edenler, mallarınızı, sizden karsılıklı anlasmadan (dogan) bir ticaretten baska haksız 'nedenler ve yollarla’ (batılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi oldurmeyin. Suphesiz, Allah, sizi cok esirgeyendir

    [30] Kim haddi asarak ve zulmederek boyle yaparsa, Biz onu atese gondeririz. Bu Allah icin pek kolaydır

    [31] Size yasaklanan buyuk gunahlardan kacınırsanız, sizin kusurlarınızı orteriz ve sizi 'onurlu-ustun' bir makama sokarız

    [32] Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize gore ustun kıldıgı seyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (oldugu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gercekten, Allah herseyi bilendir

    [33] Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirascılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bagladıgı kimselere de kendi paylarını verin. Suphesiz, Allah, herseye sahid olandır

    [34] Allah'ın, bazısını bazısına ustun kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar uzerinde 'sorumlu gozeticidir.' Saliha kadınlar, gonulden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa gorunmeyeni koruyanlardır. Nusuzundan korktugunuz kadınlara (once) ogut verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifce) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Dogrusu Allah Yucedir, buyuktur

    [35] (Kadın ile kocanın) Aralarının acılmasından korkarsanız, bu durumda erkegin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gonderin. Bunlar, (arayı) duzeltmek isterlerse, Allah da aralarında basarı saglar. Suphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır

    [36] Allah'a ibadet edin ve O'na hicbir seyi ortak kosmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komsuya, uzak komsuya, yanınızdaki arkadasa, yolda kalmısa ve sag ellerinizin malik olduklarına guzellikle davranın. Cunku, Allah, her buyukluk taslayıp boburleneni sevmez

    [37] Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriligi emreder (onerir)ler. Allah'ın fazlından kendilerine verdigini gizli tutarlar. Biz o kafirlere asagılatıcı bir azap hazırlamısızdır

    [38] Ve onlar, mallarını insanlara gosteris olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gunune de inanmazlar. Seytan, kime arkadas olursa, artık ne kotu bir arkadastır o

    [39] Allah'a ve ahiret gunune inanarak Allah'ın kendilerine verdigi rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir

    [40] Gercek su ki, Allah zerre agırlıgı kadar haksızlık yapmaz. (Bu agırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve Kendi yanından pek buyuk bir ecir verir

    [41] Her ummetten bir sahid getirdigimiz ve onların uzerine seni sahit olarak getirdigimiz zaman nasıl olacak

    [42] O gun, kufre sapıp da elciye isyan edenler, yerle bir olmayı 'severek-isteyecekler.' Oysa Allah'tan hicbir sozu gizleyemezler

    [43] Ey iman edenler, sarhos iken, ne dediginizi bilinceye ve cunup iken de -yolculukta olmanız haric- gusul edinceye kadar namaza yaklasmayın. Eger hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmisseniz yahut kadınlara dokunmus da su bulamamıssanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmum edin, (hafifce) yuzlerinize ve ellerinize surun. Suphesiz, Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [44] Kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklıgı satın aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini gormedin mi

    [45] Allah, sizin dusmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en guvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter

    [46] Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini egip bukerek ve dine bir kin ve hınc besleyerek: "Dinledik ve karsı geldik. Isit, -isitmez olası- ve 'Raina' bizi gut, bize bak" derler. Eger onlar: "Isittik ve itaat ettik, sen de isit ve 'Bizi gozet' deselerdi, elbette kendileri icin daha hayırlı ve daha dogru olurdu. Fakat Allah, onları kufurleri dolayısıyla lanetlemistir. Boylece onlar, az bir bolumu dısında, inanmazlar

    [47] Ey kendilerine kitap verilenler birtakım yuzleri silip de arkalarına cevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gun yasagı cigneyenleri) lanetledigimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat ve Incil'i) dogrulayıcı olarak indirdigimize (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri yapılagelmistir

    [48] Gercekten, Allah, Kendisi'ne sirk kosulmasını bagıslamaz. Bunun dısında kalanı ise, diledigini bagıslar. Kim Allah'a sirk kosarsa, dogrusu buyuk bir gunahla iftira etmis olur

    [49] Kendilerini (ovguyle) temize cıkaranları gormedin mi? Hayır; Allah, diledigini temizleyip yuceltir. Onlar, 'bir hurma cekirdegindeki iplikcik kadar' bile haksızlıga ugratılmazlar

    [50] Allah'a karsı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apacık bir gunah olarak yeter

    [51] Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri gormedin mi? Onlar, taguta ve cibt'e inanıyorlar ve diger inkar edenler icin: "Bunlar, iman edenlerden daha dogru bir yoldadır" diyorlar

    [52] Iste bunlar Allah'ın kendilerini lanetledigidir. Allah'ın kendisini lanetledigine hicbir yardımcı bulamazsın

    [53] Yoksa onların mulk'ten bir payları mı var? Eger oyle olsaydı, insanlara 'cekirdegin sırtındaki kucucuk bir tomurcugu' bile vermezlerdi

    [54] Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Dogrusu Biz, Ibrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara buyuk bir mulk de verdik

    [55] Boylece, onlardan kimi ona inandı, kimi ona sırt cevirdi. Cılgın ates olarak cehennem yeter

    [56] Ayetlerimize karsı inkara sapanları suphesiz atese sokacagız. Derileri yanıp dokuldukce, azabı tatmaları icin onları baska derilerle degistirecegiz. Gercekten, Allah, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [57] Iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere sokacagız. Onda onlar icin tertemiz kılınmıs esler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne soguk, tam kararında golgelige' sokacagız

    [58] Suphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hukmettiginizde adaletle hukmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne guzel ogut veriyor!.. Dogrusu Allah, isitendir, gorendir

    [59] Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elciye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eger bir seyde anlasmazlıga duserseniz, artık onu Allah'a ve elcisine dondurun. Sayet Allah'a ve ahiret gunune iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuc bakımından daha guzeldir

    [60] Sana indirilene ve senden once indirilene gercekten inandıklarını one surenleri gormedin mi? Bunlar, tagutun onunde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuslardır. Seytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister

    [61] Onlara: "Allah'ın indirdigine ve elciye gelin" denildiginde, o munafıkların senden kacabildiklerince kactıklarını gorursun

    [62] Oyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "Kuskusuz, biz iyilikten ve uzlastırmaktan baska bir sey istemedik" diye Allah'a yemin ederler

    [63] Iste bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yuz cevir, onlara ogut ver ve onlara nefislerine iliskin acık ve etkileyici soz soyle

    [64] Biz elcilerden hic kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden baska bir seyle gondermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde sayet sana gelip Allah'tan bagıslama dileselerdi ve elci de onlar icin bagıslama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı

    [65] Hayır oyle degil; Rabbine andolsun, aralarında cekistikleri seylerde seni hakem kılıp sonra senin verdigin hukme, iclerinde hicbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkca, iman etmis olmazlar

    [66] Eger gercekten Biz, onlara: "Kendinizi oldurun ya da yurtlarınızdan cıkın" diye yazmıs olsaydık, onlardan az bir bolumu dısında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen ogudu yerine getirselerdi, bu suphesiz onlar icin hayırlı ve daha saglam olurdu

    [67] Biz de onlara, o zaman yanımızdan buyuk bir ecir verirdik

    [68] Ve onları mutlaka dosdogru yola yoneltip-iletirdik

    [69] Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, iste onlar Allah'ın kendilerine nimet verdigi peygamberler, dogrular (ve dogrulayanlar), sehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadastır onlar

    [70] Bu fazl (bol ihsan), Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter

    [71] Ey iman edenler, (dusmanlarınıza karsı) tedbirinizi alın da savasa boluk boluk cıkın ya da topluca cıkın

    [72] Suphesiz icinizden agır davrananlar vardır. Sayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Dogrusu Allah, bana nimet verdi, cunku onlarla birlikte olmadım" der

    [73] Eger size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hicbir yakınlık yokmus gibi kuskusuz soyle der; "Keske onlarla birlikte olsaydım, boylece ben de buyuk 'kurtulus ve mutluluga' erseydim

    [74] Oyleyse, dunya hayatına karsılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savassınlar; kim Allah yolunda savasırken, oldurulur ya da galip gelirse ona buyuk bir ecir verecegiz

    [75] Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ulkeden cıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gonder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve cocuklardan zayıf bırakılmıslar adına savasmıyorsunuz

    [76] Iman edenler Allah yolunda savasırlar; inkar edenler ise tagut yolunda savasırlar oyleyse seytanın dostlarıyla savasın. Hic suphesiz, seytanın hileli-duzeni pek zayıftır

    [77] Kendilerine; "Elinizi (savastan) cekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri gormedin mi? Oysa savas uzerlerine yazıldıgında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da siddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savası uzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli degil miydin?" dediler. De ki: "Dunyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler icin daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma cekirdegindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlıga ugratılmayacaksınız

    [78] Her nerede olursanız, olum sizi bulur; yuksekce yerlerde tahkim edilmis satolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kotuluk dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tumu Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluga, hicbir sozu anlamaya calısmıyorlar

    [79] Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kotulukten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elci olarak gonderdik; sahid olarak Allah yeter

    [80] Kim Resul’e itaat ederse, gercekte Allah'a itaat etmis olur. Kim de yuz cevirirse, Biz seni onların uzerine koruyucu gondermedik

    [81] Tamam-kabul" derler. Ama yanından cıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin soylediginin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yuz cevir ve Allah'a tevekkul et. Vekil olarak Allah yeter

    [82] Onlar hala Kur'an'ı iyice dusunmuyorlar mı? Eger o, Allah'tan baskasının Katından olsaydı, kuskusuz icinde bircok aykırılıklar (celiskiler, ihtilaflar) bulacaklardı

    [83] Kendilerine guven veya korku haberi geldiginde, onu yaygınlastırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine goturmus olsalardı, onlardan 'sonuc-cıkarabilenler,' onu bilirlerdi. Allah'ın uzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız haric herhalde seytana uymustunuz

    [84] Artık sen Allah yolunda savas, kendinden baskasıyla yukumlu tutulmayacaksın. Mu'minleri hazırlayıp-tesvik et. Umulur ki Allah, kufredenlerin agır-baskılarını geri puskurtur. Allah, 'kahredici baskısıyla' daha zorlu, acı sonuclandırmasıyla da daha zorludur

    [85] Kim, guzel bir aracılıkla aracılıkta (sefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kotu bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah herseyin uzerinde koruyucudur

    [86] Bir selamla selamlandıgınızda, siz ondan daha guzeliyle selam verin ya da aynıyla karsılık verin. Suphesiz, Allah herseyin hesabını tam olarak yapandır

    [87] Allah; O'ndan baska Ilah yoktur. Kendisinde hicbir suphe olmayan kıyamet gununde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha dogru sozlu kimdir

    [88] Su halde munafıklar konusunda ikiye bolunmeniz ne diye? Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmistir. Allah'ın saptırdıgını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın

    [89] Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Boylelikle bir olacaktınız. Oyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Sayet yine yuz cevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele gecirirseniz oldurun. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı

    [90] Ancak sizinle aralarında andlasma bulunan bir kavme sıgınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savasmak (istemeyip bun)dan goguslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi, onları ustunuze saldırtır, boylece sizinle carpısırlardı. Eger sizden uzak durur (geri cekilir), sizinle savasmaz ve barıs (sartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin icin onların aleyhinde bir yol kılmamıstır

    [91] Digerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden guvende olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri cagrılıslarında icine basasagı (balıklama) dalarlar. Sayet sizden uzak durmaz, barıs (sartların)ı size bırakmaz ve ellerini cekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları oldurun. Iste size, onların aleyhinde apacık olan 'destekleyici bir delil' kıldık

    [92] Bir mu'mine, -hata sonucu olması dısında- bir baska mu'mini oldurmesi yakısmaz. Kim bir mu’mini 'hata sonucu' oldururse, mu'min bir koleyi ozgurlugune kavusturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bagıslamaları baska. Eger o, mu'min oldugu halde size dusman olan bir topluluktan ise, bu durumda mu'min bir koleyi ozgurluge kavusturması gerekir. Sayet kendileriyle aranızda andlasma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet odemek ve bir mu'min koleyi ozgurluge kavusturmak gerekir. (Diyet ve kole ozgurlugu icin gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruc tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [93] Kim bir mu'mini kasıtlı olarak (taammuden) oldururse cezası, icinde ebedi kalmak uzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmıs, onu lanetlemis ve ona buyuk bir azap hazırlamıstır

    [94] Ey iman edenler, Allah yolunda adım attıgınız (savasa cıktıgınız) zaman gerekli arastırmayı yapın ve size (Islam gelenegine gore) selam verene, dunya hayatının geciciligine istekli cıkarak: "Sen mu'min degilsin" demeyin. Asıl cok ganimet, Allah Katındadır, bundan once siz de boyle idiniz; Allah size lutufta bulundu. Oyleyse iyice acıklık kazandırın. Suphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [95] Mu'minlerden, ozur olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler esit degildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara gore derece olarak ustun kılmıstır. Tumune guzelligi (cenneti) va'detmistir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara gore buyuk bir ecirle ustun kılmıstır

    [96] (Onlara) Kendinden dereceler, bagıslanma ve rahmet (vermistir.) Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [97] Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerede idiniz?" Onlar: "Biz, yeryuzunde zayıf bırakılmıslar (mustaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz icin Allah'ın arzı genis degil miydi?" derler. Iste onların barınma yeri cehennemdir. Ne kotu yataktır o

    [98] Ancak erkeklerden, kadınlardan ve cocuklardan mustaz'aflar olup hicbir careye guc yetiremeyenler ve bir yol (cıkıs) bulamayanlar baska

    [99] Umulur ki Allah bunları affeder. Allah affedicidir, bagıslayıcıdır

    [100] Allah yolunda hicret eden, yeryuzunde barınacak cok yer de bulur, genislik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resulu’ne hicret etmek uzere evinden cıkan, sonra kendisine olum gelen kisinin ecri suphesiz Allah'a dusmustur. Allah, bagıslayıcıdır, esirgeyicidir

    [101] Yeryuzunde adım attıgınızda (yolculuga ya da savasa cıktıgınızda), kafirlerin size bir kotuluk yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Suphesiz kafirler, sizin apacık dusmanlarınızdır

    [102] Iclerinde olup onlara namazı kıldırdıgında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; boylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diger grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araclarını' ve silahlarını alsınlar. Kufredenler, size apansız bir baskın yapabilmek icin, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve muhimmatınız)dan ayrılmıs olmanızı isterler. Yagmur dolayısıyla bir guclugunuz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Suphesiz, Allah kafirler icin asagılatıcı bir azap hazırlamıstır

    [103] Namazı bitirdiginizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'guvenlige kavusursanız' namazı dosdogru kılın. Cunku namaz, mu'minler uzerinde vakitleri belirlenmis bir farzdır

    [104] (Dusmanınız olan) Toplulugu aramakta gevseklik gostermeyin. Siz acı cekiyorsanız, suphesiz onlar da, sizin acı cektiginiz gibi acı cekiyorlar. Oysa siz, onların umud etmediklerini Allah'tan umuyorsunuz. Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [105] Suphesiz, Allah'ın sana gosterdigi gibi insanlar arasında hukmetmen icin Biz sana kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma

    [106] Ve Allah'tan bagıslanma dile. Gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [107] Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mucadeleye girisme. Hic suphesiz Allah, ihanette ilerlemis gunahkarı sevmez

    [108] Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sozden (plan olarak) hosnut olmayacagı seyi 'geceleri duzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kusatandır

    [109] Iste siz boylesiniz; dunya hayatında onlardan yana mucadele ettiniz. Peki kıyamet gunu onlardan yana Allah'a mucadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir

    [110] Kim kotuluk isler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bagıslanma dilerse Allah'ı bagıslayıcı ve merhamet edici olarak bulur

    [111] Kim bir gunah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıstır. Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [112] Kim bir hata veya gunah kazanır da sonra bunu bir sucsuza yuklerse, gercekten o, boyle bir yalan (buhtan)ı ve apacık bir gunahı yuklenmistir

    [113] Eger Allah'ın fazlı ve rahmeti senin uzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak icin tasarı kurmustu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hicbir seyle zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini ogretti. Allah'ın uzerinizdeki fazlı cok buyuktur

    [114] Onların 'gizlice soylesmelerinin' cogunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını duzeltmeyi emredenlerinki baska. Kim Allah'ın rızasını isteyerek boyle yaparsa, artık ona buyuk bir ecir verecegiz

    [115] Kim kendisine 'dosdogru yol' apacık belli olduktan sonra, elciye muhalefet ederse ve mu'minlerin yolundan baska bir yola uyarsa, onu dondugu seyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kotu bir yataktır o

    [116] Hic suphesiz, Allah, Kendisi'ne sirk kosanları bagıslamaz. Bunun dısında kalanlar ise, (onlardan) diledigini bagıslar. Kim Allah'a sirk kosarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıstır

    [117] Onlar, O'nu bırakıp da (birtakım) disilere taparlar. Onlar o her turlu hayırla iliskisi kesilmis seytandan baskasına tapmazlar

    [118] Allah, onu lanetlemistir. O da (soyle) dedi: "Andolsun, kullarından 'miktarları tespit edilmis bir grubu' (kendime usak) edinecegim

    [119] Onları -ne olursa olsun- sasırtıp-saptıracagım, en olmadık kuruntulara dusurecegim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredecegim ve Allah'ın yarattıklarını degistirmelerini emredecegim." Kim Allah'ı bırakıp da seytanı dost (veli) edinirse, kuskusuz o, apacık bir husrana ugramıstır

    [120] (Seytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara dusuruyor. Oysa seytan, onlara bir aldanıstan baska bir sey va'detmez

    [121] Onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kacacak bir yer bulamayacaklardır

    [122] Iman edip salih amellerde bulunanlar, Biz onları altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere sokacagız. Bu, Allah'ın gercek olan va'didir. Allah'tan daha dogru sozlu kim vardır

    [123] Ne sizin kuruntularınızla, ne de Kitap Ehlinin kuruntularıyla degil. Kim kotuluk yaparsa, onunla ceza gorur; o, Allah'tan baska bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz

    [124] Erkek olsun, kadın olsun inanmıs olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'cekirdegin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlıga ugramayacaklardır

    [125] Iyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan Ibrahim'in dinine uyandan daha guzel din'li kimdir? Allah, Ibrahim'i dost edinmistir

    [126] Goklerde ve yerde ne varsa tumu Allah'ındır. Allah, herseyi kusatandır

    [127] Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara iliskin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediginiz ve kendilerini nikahlamayı istediginiz yetim kadınlar ve zayıf cocuklar (hakkında) ile yetimlere karsı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, suphesiz Allah onu bilir

    [128] Eger bir kadın, kocasının nusuzundan veya ondan yuz cevirip uzaklasmasından korkarsa, barıs ile aralarını bulup duzeltmekte ikisi icin sakınca yoktur. Barıs daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskanclıga ve bencil tutkulara' hazır (elverisli) kılınmıstır. Eger iyilik yapar ve sakınırsanız, suphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [129] Kadınlar arasında adaleti saglamaya -ne kadar ozen gosterseniz de- guc yetiremezsiniz. Oyleyse, busbutun (birine) egilim (sevgi ve ilgi) gosterip de oburunu askıdaymıs gibi bırakmayın. Eger arayı duzeltir ve sakınırsanız, suphesiz, Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [130] Eger ikisi ayrılacak olurlarsa, Allah her birine 'genislik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaclardan korur.) Allah, (rahmetiyle) genis olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [131] Goklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, Biz sizden once kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eger inkara saparsanız, suphesiz, goklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hicbir seye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır

    [132] Goklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter

    [133] Eger dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve baskalarını getirir. Allah, buna guc yetirendir

    [134] Kim dunya sevab(yarar)ını isterse, dunyanın da, ahiretin de sevabı Allah Katındadır. Allah isitendir, gorendir

    [135] Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah icin sahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; cunku Allah onlara daha yakındır. Oyleyse adaletten donup heva (tutkuları)nıza uymayın. Eger dilinizi egip buker (sozu geveler) ya da yuz cevirirseniz, suphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [136] Ey iman edenler, Allah'a, elcisine, elcisine indirdigi kitaba ve bundan once indirdigi kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elcilerini ve ahiret gununu inkar ederse, suphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıstır

    [137] Gercek su, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… Allah onları bagıslayacak degildir, onları dogru yola da iletecek degildir

    [138] Munafıklara mujde ver: Onlar icin gercekten acıklı bir azap vardır

    [139] Onlar, mu'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Suphesiz, 'butun kuvvet ve onur,' Allah'ındır

    [140] O, size Kitap’ta: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildigini ve onlarla alay edildigini isittiginizde, onlar bir baska soze dalıp gecinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Dogrusu Allah, munafıkların ve kafirlerin tumunu cehennemde toplayacak olandır

    [141] Onlar sizi gozetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte degil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay duserse: "Size ustunluk saglamadık mı, mu'minlerden size (gelecek tehlikeleri) onlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet gunu aranızda hukmedecektir. Allah, kafirlere mu'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez

    [142] Gercek su ki, munafıklar (sozde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. Insanlara gosteris yaparlar ve Allah'ı ancak cok az anarlar

    [143] Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın

    [144] Ey iman edenler, mu'minleri bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apacık olan kesin bir delil vermek ister misiniz

    [145] Gercekten munafıklar, atesin en alcak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın

    [146] Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah icin (halis) kılanlar baska; iste onlar mu'minlerle beraberdirler. Allah mu'minlere buyuk bir ecir verecektir

    [147] Eger sukreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah sukrun karsılıgını verendir, bilendir

    [148] Allah, zulme ugrayanlar dısında, kotu sozun acıkca soylenmesini sevmez. Allah isitendir, bilendir

    [149] Bir hayrı acıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kotulugu bagıslarsanız, suphesiz Allah, affedicidir, guc yetirendir

    [150] Allah'ı ve elcilerini (tanımayıp) inkar eden, Allah ile elcilerinin arasını ayırmak isteyen, "Bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler

    [151] Iste bunlar, gercekten kafir olanlardır. Kafirlere asagılatıcı bir azap hazırlamısızdır

    [152] Allah'a ve Resulu’ne inananlar ve onlardan hicbiri arasında ayrım yapmayanlar, iste onlara ecirleri verilecektir. Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [153] Kitap Ehli, senden kendilerine gokten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha buyugunu istemislerdi. Demislerdi ki: "Bize Allah'ı acıkca goster." Boylece zulumlerinden dolayı onlara yıldırım carpmıstı. Ardından kendilerine apacık belgeler geldikten sonra, buzagıyı (ilah) edinmislerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa'ya apacık olan ispatlayıcı bir delil verdik

    [154] Kesin soz vermeleri dolayısıyla Tur'u ustlerine yukselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi asmayın" da dedik. Ve onlardan kesin bir soz aldık

    [155] Onların kendi sozlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karsı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere oldurmeleri ve: "Kalplerimiz ortuludur" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmustur. Onların azı dısında, inanmazlar

    [156] (Bir de) Inkara sapmaları ve Meryem'in aleyhinde buyuk buhtanlar soylemeleri

    [157] Ve: "Biz, Allah'ın Resulu Meryem oglu Mesih Isa'yı gercekten oldurduk" demeleri nedeniyle de (onlara boyle bir ceza verdik.) Oysa onu oldurmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gosterildi. Gercekten onun hakkında anlasmazlıga dusenler, kesin bir suphe icindedirler. Onların bir zanna uymaktan baska buna iliskin hicbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak oldurmediler

    [158] Hayır; Allah onu Kendine yukseltti. Allah ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [159] Andolsun, Kitap Ehlinden, olmeden once ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet gunu, o da onların aleyhine sahid olacaktır

    [160] Yahudilerin yaptıkları zulum ve bircok kisiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (onceleri) kendilerine helal kılınmıs guzel seyleri onlara haram kıldık

    [161] Ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (oyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamısızdır

    [162] Ancak onlardan ilimde derinlesenler ile mu'minler, sana indirilene ve senden once indirilene inanırlar. Namazı dosdogru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gunune inananlar; iste bunlar, Biz bunlara buyuk bir ecir verecegiz

    [163] Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettigimiz gibi, sana da vahyettik. Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakub'a, torunlarına, Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Suleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik

    [164] Ve gercekten sana daha onceden hikayelerini anlattıgımız elcilere, anlatmadıgımız elcilere (vahyettik). Allah, Musa ile de konustu

    [165] Elciler; mujdeciler ve uyarıcılar olarak (gonderildi). Oyle ki elcilerden sonra insanların Allah'a karsı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, ustun ve guclu olandır, hikmet ve hukum sahibidir

    [166] Fakat Allah, sana indirdigiyle sahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmistir. Melekler de sahittirler. Sahid olarak Allah yeter

    [167] Suphesiz, inkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar gercekten uzak bir sapıklıkla sapmıslardır

    [168] Gercek su ki, inkar edenler ve zulmedenler, Allah onları bagıslayacak degildir, onları bir yola da iletecek degildir

    [169] Ancak, onda ebedi kalmaları icin cehennem yoluna (iletecektir.) Bu da Allah'a pek kolaydır

    [170] Ey insanlar, suphesiz elci size Rabbinizden hakla geldi. Oyleyse iman edin, sizin icin hayırlıdır. Eger inkara saparsanız, suphesiz goklerde olanların ve yerde olanların tumu Allah'ındır. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [171] Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taskınlık etmeyin, Allah'a karsı gercek olandan baskasını soylemeyin. Meryem oglu Mesih Isa, ancak Allah'ın elcisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem'e yoneltmistir ve O'ndan bir ruhtur. Oyleyse Allah'a ve elcisine inanınız; "uctur" demeyiniz. (Bundan) kacının, sizin icin hayırlıdır. Allah, ancak bir tek Ilah'tır. O, cocuk sahibi olmaktan Yucedir. Goklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter

    [172] Mesih ve yakınlastırılmıs (yuksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle cekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karsı cekimser' davranırsa ve buyuklenme gosterirse (bilmeli ki,) onların tumunu huzurunda toplayacaktır

    [173] Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz odeyecek ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de. Cekimser davrananlar ve buyuklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri icin Allah'tan baska bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır

    [174] Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apacık bir nur (Kur'an) indirdik

    [175] Iste Allah'a iman edenler ve O'na sarılanlar, onları Kendisi'nden olan bir rahmetin ve bir fazlın icine yerlestirecektir ve onları Kendisi'ne varan dosdogru bir yola yoneltip-iletecektir

    [176] Senden fetva isterler. De ki: "Allah, 'cocuksuz ve babasız olanın (kelale’nin)' mirasına iliskin hukmu acıklar. Olen kisinin cocugu yok da kız kardesi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardesinindir. Ama (olen) kız kardesinin cocugu yoksa, kendisi (erkek kardesi) ona mirascı olur. Eger kız kardesi iki ise, geride bıraktıklarının ucte ikisi onlarındır. Ama (mirascılar) erkekler ve kız kardesler ise, bu durumda erkek icin disinin iki payı vardır. Allah, -sasırıp sapmayasınız diye- acıklar. Allah, herseyi bilendir

    Mâide

    Surah 5

    [1] Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. Ihramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dısta tutulmak uzere, hayvanlar size helal kılındı. Suphesiz Allah, diledigi hukmu verir

    [2] Ey iman edenler, Allah'ın siarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hosnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. Ihramdan cıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluga olan kininiz, sakın sizi haddi asmaya suruklemesin. Iyilik ve takva konusunda yardımlasın, gunah ve haddi asmada yardımlasmayın ve Allah'tan korkup-sakının. Gercekten Allah (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [3] Olu eti, kan, domuz eti, Allah'tan baskası adına kesilen, bogulmus, vurulmus, yuksek bir yerden dusmus, boynuzlanmıs yırtıcı hayvan tarafından yenmis, -(henuz canlıyken yetisip) kestikleriniz haric,- dikili taslar uzerine bogazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (gunahla yoldan sapmadır.) Bugun inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmislerdir. Bugun size dininizi kemale erdirdim, uzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Islam'ı secip-begendim. Kim 'siddetli bir aclıkta kacınılmaz bir ihtiyacla karsı karsıya kalırsa' -gunaha egilim gostermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Cunku Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [4] Sana, kendilerine neyin helal kılındıgını sorarlar. De ki: "Butun temiz seyler size helal kılındı." Allah'ın size ogrettigi gibi ogretip yetistirdiginiz avcı hayvanların yakalayıverdiklerinden de -uzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının. Suphesiz Allah, hesabı cabuk gorendir

    [5] Bugun size temiz olan seyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemegi size helal, sizin de yemeginiz onlara helaldir. Mu'minlerden ozgur ve iffetli kadınlar ile sizden once (kendilerine) kitap verilenlerden ozgur ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhusta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemisler olarak -onlara ucretlerini (mehirlerini) odediginiz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp kufre saparsa, elbette onun yaptıgı bosa cıkmıstır. O ahirette husrana ugrayanlardandır

    [6] Ey iman edenler, namaza kalktıgınız zaman yuzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, baslarınızı meshedin ve her iki topuga kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eger cunupseniz temizlenin (gusul edin); eger hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmisse yahut kadınlara dokunmussanız da su bulamamıssanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmum edin (hafifce) yuzlerinize ve ellerinize ondan surun. Allah size gucluk cıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve uzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki sukredersiniz

    [7] Allah'ın uzerinizdeki nimetini ve: "Isittik ve itaat ettik" dediginizde sizi, kendisiyle bagladıgı sozunu (misakını) anın. Allah'tan korkup-sakının. Suphesiz Allah, sinelerin ozunde olanı bilendir

    [8] Ey iman edenler, adil sahidler olarak, Allah icin, hakkı ayakta tutun. Bir topluluga olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Suphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır

    [9] Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmistir, onlar icin bir bagıslanma ve buyuk bir ecir vardır

    [10] Inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da, alevli atesin halkıdırlar

    [11] Ey iman edenler, Allah'ın uzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmisti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri puskurtmustu. Allah'tan korkup-sakının. Mu'minler yalnızca Allah'a tevekkul etmelidirler

    [12] Andolsun, Allah Israilogulları'ndan kesin soz (misak) almıstı. Onlardan on iki guvenilir- gozetleyici gondermistik. Ve Allah onlara: "Gercekten Ben sizinle birlikteyim. Eger namazı kılar, zekatı verir, elcilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a guzel bir borc verirseniz, suphesiz sizin kotuluklerinizi orter ve sizi gercekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dumduz bir yoldan sapmıstır

    [13] Sozlesmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan seyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Iclerinden birazı dısında, onlardan surekli ihanet gorur durursun. Yine de onları affet, aldırıs etme. Suphesiz Allah, iyilik yapanları sever

    [14] Ve: "Biz Hıristiyanlarız" diyenlerden kesin soz (misak) almıstık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan seyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Boylece Biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve dusmanlık saldık. Allah, yapageldikleri seyi onlara haber verecektir

    [15] Ey Kitap Ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın cogunu size acıklayan ve bircogundan geciveren elcimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apacık bir kitap geldi

    [16] Allah, rızasına uyanları bununla kurtulus yollarına ulastırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura cıkarır. Onları dosdogru yola yoneltip-iletir

    [17] Andolsun, "Suphesiz, Allah Meryem oglu Mesih'tir." diyenler kufre dusmustur. De ki: "O, eger Meryem oglu Mesih'i, onun annesini ve yeryuzundekilerin tumunu helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu onlemeye) kim bir seye malik olabilir? Goklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tumunun mulku Allah'ındır; diledigini yaratır. Allah herseye guc yetirendir

    [18] Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın cocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi gunahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattıgından birer besersiniz. O, diledigini bagıslar, diledigini azaplandırır. Goklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tumunun mulku Allah'ındır. Son varıs O'nadır

    [19] Ey Kitap Ehli, elcilerin arası kesildigi donemde: "Bize mujdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apacık anlatan elcimiz geldi. Boylece mujdeci de, uyarıcı da gelmistir artık. Allah herseye guc yetirendir

    [20] Hani, Musa kavmine (soyle) demisti: "Ey kavmim, Allah'ın uzerinizdeki nimetini anın; icinizden peygamberler cıkardı, sizden yoneticiler kıldı ve alemlerden hic kimseye vermedigini size verdi

    [21] Ey kavmim, Allah'ın sizin icin yazdıgı (girmenizi emrettigi) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza donmeyin; yoksa kayba ugrayanlar olarak cevrilirsiniz

    [22] Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar cıkmadıkları surece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Sayet oradan cıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.”

    [23] Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdigi iki kisi: "Onların uzerine kapıdan girin. Girerseniz, suphesiz sizler galibsiniz. Eger mu'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkul edin." dedi

    [24] Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durdugu surece hicbir zaman oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savasın. Biz burada duracagız

    [25] (Musa:) "Rabbim, gercekten kendimden ve kardesimden baskasına malik olamıyorum. Oyleyse bizimle fasıklar toplulugunun arasını Sen ayır" dedi

    [26] (Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıstır. Onlar yeryuzunde 'saskınca donup duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluguna uzulme

    [27] Onlara Adem'in iki oglunun gercek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklastıracak birer kurban sunmuslardı. Onlardan birininki kabul edilmis, digerininki kabul edilmemisti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demisti ki: "Seni mutlaka oldurecegim." (Oburu de:) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder

    [28] Eger beni oldurmek icin elini bana uzatacak olursan, ben seni oldurmek icin elimi sana uzatacak degilim. Cunku ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım

    [29] Suphesiz kendi gunahını ve benim gunahımı yuklenmeni ve boylelikle atesin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur

    [30] Sonunda nefsi ona kardesini oldurmeyi (tahrik edip zevkli gostererek) kolaylastırdı; boylece onu oldurdu, bu yuzden husrana ugrayanlardan oldu

    [31] Derken, Allah, ona, yeri eseleyerek kardesinin cesedini nasıl gomecegini gosteren bir karga gonderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Su karga kadar olup da kardesimin cesedini gommekten aciz miyim?" Artık o, pisman olmustu

    [32] Bu nedenle, Israilogulları’na sunu yazdık: Kim bir nefsi, bir baska nefse ya da yeryuzundeki bir fesada karsılık olmaksızın (haksız yere) oldururse, sanki butun insanları oldurmus gibi olur. Kim de onu (oldurulmesine engel olarak) diriltirse, butun insanları diriltmis gibi olur. Andolsun, elcilerimiz onlara apacık belgelerle gelmislerdir. Sonra bunun ardından onlardan bircogu yeryuzunde olcuyu tasıranlardır

    [33] Allah'a ve Resulu’ne karsı savas acanların ve yeryuzunde bozgunculuga calısanların cezası, ancak oldurulmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının caprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden surulmeleridir. Bu, dunyadaki asagılanmalarıdır, ahirette onlar icin buyuk bir azap vardır

    [34] Ancak, sizin onlara guc yetirmenizden once tevbe edenler baska. Bilin ki, suphesiz Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [35] Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklastıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtulusa erersiniz

    [36] Gercek su ki, inkar edenler, yeryuzunde olanların tumu ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gununun azabından (kurtulmak icin) fidye vermeye kalkıssalar, yine onlardan kabul edilmez. Onlar icin acı bir azap vardır

    [37] (Orda) Atesten cıkmak isterler, ama ondan cıkacak degiller. Onlar icin surekli bir azap vardır

    [38] Hırsız erkek ve hırsız kadının, (calıp) kazandıklarına bir karsılık, Allah'tan, 'tekrarı onleyen kesin bir ceza' olmak uzere ellerini kesin. Allah ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [39] Ancak kim isledigi zulumden sonra tevbe eder ve (davranıslarını) duzeltirse, suphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [40] Goklerin ve yerin mulkunun Allah'a ait oldugunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azaplandırır, kimi dilerse bagıslar. Allah, herseye guc yetirendir

    [41] Ey peygamber, kalpleri inanmadıgı halde agızlarıyla "Inandık" diyenlerle Yahudilerden kufur icinde caba harcayanlar seni uzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diger topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kacının" derler. Allah, kimin fitne(ye dusme)sini isterse, artık onun icin sen Allah'tan hicbir seye malik olamazsın. Iste onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dunyada onlar icin bir asagılanma, ahirette onlar icin buyuk bir azap vardır

    [42] Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hukmet veya onlardan yuz cevir. Eger onlardan yuz cevirecek olursan, sana hicbir seyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hukmedersen adaletle hukmet. Suphesiz, Allah, adaletle hukum yurutenleri sever

    [43] Allah'ın hukmunun bulundugu Tevrat yanlarında oldugu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun pesinden yuz ceviriyorlar? Iste onlar, inanmıs degildir

    [44] Gercek su ki, Biz Tevrat’ı, icinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmus peygamberler, Yahudilere onunla hukmederlerdi. Bilgin-yoneticiler (Rabbaniyun) ve yuksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla gorevli kılındıklarından ve onun uzerine sahidler olduklarından (onunla hukmederlerdi.) Oyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir degere karsılık satmayın. Kim Allah'ın indirdigiyle hukmetmezse, iste onlar, kafir olanlardır

    [45] Biz onda, onların uzerine yazdık: Cana can, goze goz, buruna burun, kulaga kulak, dise dis ve (butun) yaralara (karsılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bagıslarsa o kendisi icin bir kefarettir. Kim Allah'ın indirdigiyle hukmetmezse, iste onlar, zalim olanlardır

    [46] Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı dogrulayıcı olarak Meryem oglu Isa'yı gonderdik ve ona icinde hidayet ve nur bulunan, onundeki Tevrat'ı dogrulayan ve muttakiler icin yol gosterici ve ogut olan Incil'i verdik

    [47] Incil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hukmetsinler. Kim Allah'ın indirdigiyle hukmetmezse, iste onlar, fasık olanlardır

    [48] Sana da (Ey Muhammed,) onundeki kitap(lar)ı dogrulayıcı ve ona 'bir sahid-gozetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Oyleyse aralarında Allah'ın indirdigiyle hukmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz icin bir seriat ve bir yol-yontem kıldık. Eger Allah dileseydi, sizi bir tek ummet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi icindir. Artık hayırlarda yarısınız. Tumunuzun donusu Allah'adır. Hakkında anlasmazlıga dustugunuz seyleri size haber verecektir

    [49] Aralarında Allah'ın indirdigiyle hukmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni sasırtmamaları icin onlardan sakın. Sayet yuz cevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım gunahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Suphesiz, insanların cogu fasıklardır

    [50] Onlar hala cahiliye hukmunu mu arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk icin hukmu, Allah'tan daha guzel olan kimdir

    [51] Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuskusuz onlardandır. Suphesiz Allah, zalimler topluluguna hidayet vermez

    [52] Iste kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize donup bize carpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında cabalar yuruttuklerini gorursun. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pisman olacaklardır

    [53] Iman edenler: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına iliskin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların butun yapıp-ettikleri bosa cıkmıstır, boylece husrana ugrayanlar olmuslardır" derler

    [54] Ey iman edenler, icinizden kim dininden geri doner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdigi, onların da Kendisi'ni sevdigi mu'minlere karsı alcak gonullu, kafirlere karsı ise 'guclu ve onurlu,' Allah yolunda caba harcayan ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu diledigine verir. Allah (rahmetiyle) genis olandır, bilendir

    [55] Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elcisi, ruku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mu'minlerdir

    [56] Kim Allah'ı, Resulu’nu ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hic suphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır

    [57] Ey iman edenler, sizden once kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eger inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının

    [58] Onlar, siz birbirinizi namaza cagırdıgınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gercekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır

    [59] De ki: "Ey Kitap Ehli, yalnızca Allah'a, bize indirilene ve onceden indirilene inanmamız ve sizin cogunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoslanmıyorsunuz

    [60] De ki: "Allah Katında, 'kesinlesmis bir ceza olarak' bundan daha kotusunu haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettigi, ona karsı gazablandıgı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldıgı ile taguta tapanlar; iste bunlar, yerleri daha kotu ve dumduz yoldan daha cok sapmıslardır

    [61] Size geldiklerinde: "Inandık" derler. Oysa onlar inkarla girmislerdir ve yine onunla cıkmıslardır. Allah, gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir

    [62] Onlardan cogunun gunahta, dusmanlıkta ve haram yiyicilikte cabalarına hız kattıklarını gorursun. Yapmakta oldukları ne kotudur

    [63] Bilgin-yoneticileri (Rabbaniyyun) ve yuksek bilginleri (Ahbar), onları, gunah soylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı degil miydi? Yapmakta oldukları ne kotudur

    [64] Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri baglandı ve soylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli acıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan cogunun taskınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gunune kadar surecek dusmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savas amacıyla bir ates alevlendirdilerse Allah onu sondurmustur. Yeryuzunde bozgunculuga calısırlar. Allah ise bozguncuları sevmez

    [65] Eger, Kitap Ehli iman edip sakınsalardı, elbette onların kotuluklerini orter ve onları 'nimetlerle donatılmıs' cennetlere sokardık

    [66] Ve eger onlar Tevrat'ı, Incil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette ustlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. Iclerinde asırı olmayan (mutedil) bir ummet vardır. Onlardan cogunun yaptıkları ise ne kotudur

    [67] Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni teblig et. Eger (bu gorevini) yapmayacak olursan, O'nun elciligini teblig etmemis olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Suphesiz, Allah, kafir olan bir toplulugu hidayete erdirmez

    [68] De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, Incil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkca hicbir sey uzerinde degilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan cogunun tugyanlarını ve inkarlarını artıracaktır. Sen de kafirler topluluguna karsı uzuntuye kapılma

    [69] Gercek su ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gunune inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar icin korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır

    [70] Andolsun, Biz Israilogulları’ndan kesin soz almıs (misak) ve onlara elciler gondermistik. Onlara ne zaman nefislerinin hosuna gitmeyen bir seyle bir elci geldiyse, bir bolumunu yalanladılar, bir bolumunu de oldurduler

    [71] Bir fitne olmayacak sandılar, korlestiler, sagırlastılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan cogunlugu korlestiler, sagırlastılar. Allah yapmakta olduklarını gorendir

    [72] Andolsun, "Suphesiz Allah, Meryem oglu Mesih'tir" diyenler kufre dusmustur. Oysa Mesih'in dedigi (sudur:) "Ey Israilogulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Cunku O, Kendisi'ne ortak kosana suphesiz cenneti haram kılmıstır, onun barınma yeri atestir. Zulmedenlere yardımcı yoktur

    [73] Andolsun, "Allah ucun ucuncusudur" diyenler kufre dusmustur. Oysa tek bir Ilah'tan baska Ilah yoktur. Eger soylemekte olduklarından vazgecmezlerse, onlardan inkar edenlere mutlaka (acı) bir azap dokunacaktır

    [74] Yine de Allah'a tevbe edip bagıslanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [75] Meryem oglu Mesih, yalnızca bir elcidir. Ondan once de elciler gelip gecti. Onun annesi dosdogrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl acıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da cevriliyorlar

    [76] De ki: "Size yarara da, zarara da guc yetirmeyen Allah'tan baska seylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, isitendir, bilendir

    [77] De ki: "Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda asırı gitmeyin ve daha once sapmıs, bircogunu saptırmıs ve dumduz yoldan kaymıs bir toplulugun heva (istek ve tutku)larına uymayın

    [78] Israilogulları’ndan inkar edenlere, Davud ve Meryem oglu Isa diliyle lanet edilmistir. Bu, isyan etmeleri ve haddi asmaları nedeniyledir

    [79] Yapmakta oldukları munker(cirkin is)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları sey ne kotu idi

    [80] Onlardan cogunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını gorursun. Kendileri icin nefislerinin takdim ettigi sey ne kotudur. Allah onlara gazablandı ve onlar azapta ebedi kalacaklardır

    [81] Eger Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan cogu fasık olanlardır

    [82] Andolsun, insanlar icinde, mu'minlere en siddetli dusman olarak Yahudileri ve musrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gercekte buyukluk taslamamaları nedeniyledir

    [83] Elciye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gozlerinin yaslarla dolup tastıgını gorursun. Derler ki: "Rabbimiz inandık; oyleyse bizi sahidlerle birlikte yaz

    [84] Hem Rabbimiz'in bizi salihler topluluguna katmasını umarken ne diye Allah'a ve bize Hak’tan gelene inanmayalım

    [85] Boylelikle Allah, dediklerine karsılık olarak icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karsılıgıdır

    [86] Inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar; iste onlar, cılgın atesin arkadaslarıdırlar

    [87] Ey iman edenler, Allah'ın sizin icin helal kıldıgı guzel seyleri haram kılmayın ve haddi asmayın. Suphesiz Allah, haddi asanları sevmez

    [88] Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisi'ne inanmakta oldugunuz Allah'tan korkup-sakının

    [89] Allah sizi, yeminlerinizdeki ‘rastgele soylemelerinizden, bos sozlerden’ dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bagladıgınız sozlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir koleyi ozgurlugune kavusturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (icin) uc gun oruc (vardır.) Bu, yemin ettiginizde (bozdugunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini boyle acıklar, umulur ki sukredersiniz

    [90] Ey iman edenler, icki, kumar, dikili taslar ve fal okları ancak seytanın islerinden olan pisliklerdir. Oyleyse bun(lar)dan kacının; umulur ki kurtulusa erersiniz

    [91] Gercekten seytan, icki ve kumarla aranıza dusmanlık ve kin dusurmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgectiniz degil mi

    [92] Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eger yuz cevirirseniz, bilin ki, elcimize dusen, ancak apacık bir tebligdir

    [93] Iman edenler ve salih amellerde bulunanlar icin korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan once) dedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever

    [94] Ey iman edenler, Allah gorunmezlikte (gaybte) Kendisi'nden kimin korktugunu ortaya cıkarmak icin ellerinizin ve mızraklarınızın erisecegi avdan bir seyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi asarsa, onun icin acı bir azap vardır

    [95] Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı oldurmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammuden) oldururse, cezası, hayvandan oldurdugunun bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye ulasmıs bir kurbanlık olarak icinizden adalet sahibi iki kisi hukmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruc tutmak olan bir kefaret vardır. Boylelikle islediginin vebalini tatmıs olsun. Allah gecmiste olanı bagısladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan oc alacaktır. Allah ustun ve guclu olandır, oc sahibidir

    [96] Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryuzunde) dolasanlara bir yarar olarak helal kılındı. Ihramlı oldugunuz surece kara avı ise size haram kılınmıstır. O'na (goturulup) toplanacagınız Allah'tan korkup-sakının

    [97] Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar icin bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın goklerde ve yerde ne varsa tumunu bildigini ve Allah'ın gercekten herseyi bilen oldugunu bilmeniz icindir

    [98] Bilin ki, Allah gercekten cezası pek siddetli olandır. Ve Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [99] Elciye tebligden baska (yukumluluk) yoktur. Allah acıga vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir

    [100] De ki: "Murdar ile temiz -murdarın coklugu hosuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup-sakının. Umulur ki kurtulusa erersiniz

    [101] Ey iman edenler, size acıklandıgında sizi uzecek seyleri sormayın; Kur'an indirildigi zaman sorarsanız, size acıklanır. Allah onu affetti. Allah bagıslayandır, (kullara) yumusak olandır

    [102] Sizden once bir topluluk onu sormustu da sonra kafirler olmuslardı

    [103] Allah Bahriye'den, Saibe'den, Vasiyle'den ve Ham'dan hicbirini (mesru) kılmamıstır. Ancak inkar edenler, Allah'a karsı yalan duzup-uyduruyorlar. Onların cogu akıl erdirmezler

    [104] Onlara: "Allah'ın indirdigine ve elciye gelin" denildiginde, "Atalarımızı uzerinde buldugumuz sey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir sey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse

    [105] Ey iman edenler, uzerinizdeki (yukumluluk) kendi nefislerinizdir. Siz dogru yola erisirseniz, sapan size zarar veremez. Tumunuzun donusu Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir

    [106] Ey iman edenler, sizden birinize olum gelip cattıgı zaman, vasiyet hazırlanısında, aranızda icinizden adaletli iki kisiyi (sahid tutun.) Veya yolculukta olup size olum musibeti gelip catarsa, sizden olmayan baska iki kisiyi (sahid tutun. Ikisini) Sayet kuskulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hicbir degere degistirmeyecegiz ve Allah'ın sahidligini gizlemeyecegiz. Aksi takdirde biz elbette gunahkarlardan oluruz" diye Allah adına yemin etsinler

    [107] Eger o ikisi aleyhinde kesin olarak gunahı hak ettiklerine iliskin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlıga ugrayanlardan iki kisi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- oburlerinin yerine gecerler ve: "Bizim sehadetimiz o ikisinin sehadetinden suphesiz daha dogrudur. Biz haddi asmadık, yoksa gercekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler

    [108] Bu, gerektigi gibi sahidligi yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar toplulugunu hidayete erdirmez

    [109] Allah, elcileri toplayacagı gun, soyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; suphesiz gorunmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen

    [110] Allah soyle diyecek: "Ey Meryem oglu Isa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudus ile destekledim, besikte iken de, yetiskin iken de insanlarla konusuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve Incil'i ogrettim. Iznimle camurdan kus biciminde (bir seyi) olusturuyordun da (yine) iznimle ona ufurdugunde bir kus oluveriyordu. Dogustan kor olanı, alacalıyı iznimle iyilestiriyordun, (yine) Benim iznimle oluleri (hayata) cıkarıyordun. Israilogulları’na apacık belgelerle geldiginde onlardan inkara sapanlar, "Suphesiz bu apacık bir sihirdir" demislerdi (de) Israilogulları’nı senden geri puskurtmustum

    [111] Hani Havarilere: "Bana ve elcime iman edin" diye vahy (ilham) etmistim; onlar da: "Iman ettik, gercekten Muslumanlar oldugumuza sen de sahid ol" demislerdi

    [112] Havariler: "Ey Meryem oglu Isa, Rabbin bize gokten bir sofra indirebilir mi?" demislerdi. O da: "Eger inanmıslarsanız Allah'tan korkup-sakının" demisti

    [113] (Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gercekten bize dogru soyledigini bilelim ve buna sahidlerden olalım" demislerdi

    [114] Meryem oglu Isa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gokten bir sofra indir, oncemiz ve sonramız icin bir bayram ve Senden de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demisti

    [115] Allah demisti ki: "Suphesiz Ben bunu size indirecegim. Artık sonra sizden kim inkar ederse, Ben onu gercekten alemlerden hic kimseyi azaplandırmayacagım bir azapla azaplandıracagım

    [116] Allah: "Ey Meryem oglu Isa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki Ilah edinin, diye sen mi soyledin?" dediginde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sozu soylemek bana yakısmaz. Eger bunu soyledimse mutlaka Sen onu bilmissindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gercekten, gorunmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen

    [117] Ben onlara bana emrettiklerinin dısında hicbir seyi soylemedim. (O da suydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların icinde kaldıgım surece, ben onların uzerinde bir sahidim. Benim (dunya) hayatıma son verdiginde, uzerlerindeki gozetleyici Sendin. Sen herseyin uzerine sahid olansın.”

    [118] Eger onları azaplandırırsan, suphesiz onlar Senin kullarındır, eger onları bagıslarsan, suphesiz Aziz olan, hakim olan Sensin Sen

    [119] Allah dedi ki: "Bu, dogrulara, dogru soylemelerinin yarar sagladıgı gundur. Onlar icin, icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuslardır. Iste buyuk 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [120] Goklerin, yerin ve iclerinde olanların tumunun mulku Allah'ındır. O, herseye guc yetirendir

    En'âm

    Surah 6

    [1] Hamd, gokleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlıgı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve gucleri) denk tutuyorlar

    [2] Sizi camurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmus ecel, O'nun Katındadır. Sonra siz (yine) kuskuya kapılıyorsunuz

    [3] Goklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve acıgınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir

    [4] Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yuz cevirirler

    [5] Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir

    [6] Kendilerinden once nice nesilleri yıkıma ugrattıgımızı gormuyorlar mı? Biz, sizi yerlesik kılmadıgımız bir bicimde onları yeryuzunde (buyuk bir guc ve servetle) yerlesik kıldık; gokten uzerlerine saganak (bol yagmurlar) yagdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama gunahları nedeniyle Biz onları yıkıma ugrattık ve arkalarından baska nesiller (insa edip) var ettik

    [7] Biz kitabı uzerine yazılı bir kagıtta gondersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartısmasız: "Bu apacık bir buyuden baskası degildir" derler

    [8] Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli degil miydi?" Eger bir melek indirilseydi, elbette is bitirilmis olurdu da sonra kendilerine goz actırılmazdı

    [9] Onu eger bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka katmakta oldukları (supheleri) yine katardık

    [10] Andolsun, senden onceki elciler de alaya alındı da alaya aldıkları sey, onlardan maskaralık yapanları cepecevre kusatıverdi

    [11] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir gorun

    [12] De ki: "Goklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi uzerine yazdı. Sizi kendisinde suphe olmayan kıyamet gununde elbette toplayacaktır. Nefislerini husrana ugratanlar, iste onlar inanmayanlardır

    [13] Geceleyin ve gunduzun barınan hersey O'nundur. O, isitendir, bilendir

    [14] De ki: "O, gokleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hic) beslenmezken, ben Allah'tan baskasını mı veli edinecegim?" De ki: "Bana gercekten Musluman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın musriklerden olma." (denildi)

    [15] De ki: "Suphesiz ben, Rabbime isyan edersem o buyuk gunun azabından korkarım

    [16] O gun, kim ondan (azaptan) alıkonursa, elbette, O, onu esirgemistir. Iste apacık olan 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [17] Sayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan baska bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herseye guc yetirendir

    [18] O, kulları uzerinde kahredici olandır. O, hukum ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır

    [19] De ki: "Sahidlik bakımından hangi sey daha buyuktur?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda sahiddir. Sizi -ve kime ulasırsa- kendisiyle uyarmam icin bana su Kur'an vahyedildi. Gercekten Allah'la beraber baska ilahların da bulunduguna siz mi sahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben sehadet etmem." De ki: "O, ancak bir tek olan Ilah'tır ve gercekten ben, sizin sirk kosmakta olduklarınızdan uzagım

    [20] Bizim kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, cocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini husrana ugratanlar; iste onlar inanmayanlardır

    [21] Allah'a karsı yalan uydurup iftira duzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hic suphesiz o zalimler kurtulusa eremezler

    [22] Onların tumunu toplayacagımız gun; sonra sirk kosanlara diyecegiz ki: "Nerede (o bir sey) sanıp da ortak kostuklarınız

    [23] (Bundan) Sonra onların: "Rabbimiz olan Allah'a andolsun ki, biz musriklerden degildik" demelerinden baska bir fitneleri olmadı (kalmadı)

    [24] Bak, kendilerine karsı nasıl yalan soylediler ve duzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup-uzaklastı

    [25] Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri uzerine kat kat ortuler ve kulaklarında bir agırlık kıldık. Onlar, hangi 'apacık-belgeyi' gorseler, yine ona inanmazlar. Oyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartısmaya girerek: "Bu, oncekilerin uydurma masallarından baska bir sey degildir" derler

    [26] Onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem kendileri kacarlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden baskasını yıkıma ugratmazlar ama suurunda degildirler

    [27] Atesin ustunde durdurulduklarında onları bir gorsen; derler ki: "Keske (dunyaya bir daha) geri cevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mu'minlerden olsaydık

    [28] Hayır, onceden saklı tuttukları kendilerine acıklandı. Sayet (dunyaya) geri cevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları seylere suphesiz yine doneceklerdir. Cunku onlar, gercekten kafirlerdir

    [29] Onlar dediler ki: "Bu dunya hayatımızdan baskası yoktur. Ve bizler diriltilecek degiliz

    [30] Rablerinin karsısında durdurulduklarında onları bir gorsen: (Allah:) "Bu, gercek degil mi?" dedi. Onlar: "Evet, Rabbimiz hakkı icin" dediler. (Allah:) "Oyleyse inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi

    [31] Allah'a kavusmayı yalan sayanlar, dogrusu husrana ugramıslardır. Oyle ki, saat (kıyamet gunu) apansız onlara geliverince, gunahlarını sırtlarına yuklenerek: "Onda (dunyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize…" derler. Dikkat edin, o isleyip-yuklendikleri ne kotudur

    [32] Dunya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan baskası degildir. Korkup-sakınmakta olanlar icin ahiret yurdu gercekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz

    [33] Kesin olarak biliyoruz ki, onların soyledikleri seni gercekten uzuyor. Dogrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar

    [34] Andolsun senden once de elciler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete ugratıldıkları seye sabrettiler. Allah'ın sozlerini (va'dlerini) degistirebilecek yoktur. Andolsun, gonderilenlerin haberlerinden bir bolumu sana da geldi

    [35] Eger onların yuz cevirmeleri sana agır geldiyse, onlara bir ayet getirmek icin yerde bir tunel acmaya veya goge bir merdiven dayamaya gucun yetiyorsa (yap). Eger Allah dileseydi, onların tumunu hidayet uzere toplardı. Oyleyse sakın cahillerden olma

    [36] Ancak dinleyenler icabet eder. Oluleri (ise,) onları da Allah diriltir. Sonra O'na dondurulurler

    [37] Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli degil miydi?" dediler. De ki: Suphesiz Allah, ayet indirmeye guc yetirendir." Ama onların cogu bilmezler

    [38] Yeryuzunde hicbir canlı ve iki kanadıyla ucan hicbir kus yoktur ki, sizin gibi ummetler olmasın. Biz kitapta hicbir seyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır

    [39] Bizim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar icinde sagırdırlar, dilsizdirler. Allah, kimi dilerse onu sasırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu dosdogru yol uzerinde kılar

    [40] De ki: "Dusundunuz mu hic; eger size Allah'ın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip catarsa, Allah'tan baskasını mı cagıracaksınız? Eger dogru sozluler iseniz (cagırın bakalım)

    [41] Hayır, yalnızca O'nu cagırırsınız, dilerse kendisini cagırdıgınız seyi acar (giderir) ve sirk kosmakta olduklarınızı unutursunuz

    [42] Andolsun, senden onceki ummetlere (peygamberler) gonderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla ceviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye

    [43] Onlara, zorlu azabımız geldigi zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılastı ve seytan onlara yapmakta olduklarını cekici (suslu) gosterdi

    [44] Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların uzerlerine herseyin kapılarını actık. Oyle ki kendilerine verilen seylerle 'sevince kapılıp sımarınca', onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya dusenler oldular

    [45] Boylece zulmeden toplulugun koku kurutuldu. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'adır

    [46] De ki: "Dusundunuz mu hic; eger Allah sizin isitmenizi ve gormenizi alıverir ve kalplerinizi muhurlerse, onları size Allah'tan baska getirebilecek ilah kimdir?" Bak, Biz nasıl ayetleri 'cesitli bicimlerde acıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt cevirip-engelliyorlar

    [47] De ki: "Dusundunuz mu hic; size Allah'ın azabı apansız ya da acıktan geliverirse, zulme sapan kavimden baskası mı yıkıma ugrayacak

    [48] Biz elcileri mujde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan baska (bir nedenle) gondermiyoruz. Su halde kim iman ederse ve (davranıslarını) duzeltirse, artık onlar icin korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır

    [49] Ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azap dokunacaktır

    [50] De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir melegim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden baskasına uymam." De ki: "Kor olanla, goren bir olur mu? Yine de dusunmeyecek misiniz

    [51] Rablerine (goturulup) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an'la) uyarıp-korkut; onlar icin ondan baska ne velileri vardır ne sefaatcileri. Umulur ki korkup-sakınırlar

    [52] Sabah aksam -O'nun yuzunu (rızasını) dileyerek- Rablerine dua edenleri kovma. Onların hesabından senin uzerinde bir sey (yukumluluk), senin hesabından da bir sey (yukumluluk) yoktur ki onları kovman gereksin. Yoksa zalimlerden olursun

    [53] Boylece: "Allah icimizden bunlara mı lutufta bulundu?" demeleri icin onlardan bazısını bazısıyla denedik. Allah, sukredenleri daha iyi bilen degil mi

    [54] Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi uzerine yazdı ki, icinizden kim bir cehalet sonucu bir kotuluk isler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse suphesiz, O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [55] Suclu-gunahkarların yolu apacık ortaya cıksın diye, ayetlerimizi iste boyle birer birer acıklıyoruz

    [56] De ki: "Ben, sizin Allah'tan baska tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben sasırıp sapmıs ve dogru yolu bulmamıslardan olurum

    [57] De ki: "Ben, gercekten Rabbimden kesin bir belge uzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiginiz (azap) yanımda degildir. Hukum yalnızca Allah'ındır. O, dogru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır

    [58] De ki: "Kendisine acele etmekte oldugunuz sey benim yanımda olsaydı, benimle aranızda is elbette bitirilmis olurdu. Allah zulmedenleri en iyi bilendir

    [59] Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan baska hic kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tumunu O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi dusmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yas ve kuru dısta olmamak uzere hepsi (ve hersey) apacık bir kitaptadır

    [60] Sizi geceleyin olduren (uyutan) ve gunduzun 'guc yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmus ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra 'en son donusunuz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir

    [61] O, kulları uzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size koruyucular gonderiyor. Sonunda sizden birinize olum gelip cattıgı zaman, elcilerimiz onun 'hayatına son verirler.' Onlar (bu iste, ne eksik ne fazla) kusur etmezler

    [62] Sonra gercek mevlaları olan Allah'a dondurulurler. Haberiniz olsun; hukum yalnızca O'nundur. Ve O, hesap gorenlerin en suratli olanıdır

    [63] De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (acıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gercekten sukredenlerden oluruz

    [64] De ki: "Ondan ve her turlu sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine sirk kosmaktasınız

    [65] De ki: "O, size ustunuzden ya da ayaklarınızın altından azap gondermeye veya sizi parca parca birbirinize kırdırıp kiminizin siddetini kiminize taddırmaya guc yetirendir." Bak, iyice kavrayıp-anlamaları icin ayetleri nasıl cesitli bicimlerde acıklıyoruz

    [66] Senin kavmin, O (Kur'an) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben, uzerinize bir vekil degilim

    [67] Her bir haber icin 'kararlastırılmıs bir zaman (mustakar)' vardır. Siz de bileceksiniz

    [68] Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartısmalara dalanlar:' -onlar bir baska soze gecinceye kadar- onlardan yuz cevir. Seytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma

    [69] Korkup-sakınanlar uzerinde onların hesabından herhangi bir sey (sorumluluk) yoktur. Ancak (bu,) bir hatırlatmadır. Umulur ki sakınırlar

    [70] Dinlerini bir oyun ve eglence (konusu) edinenleri ve dunya hayatı kendilerini magrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake dusmesin; (boylesinin) Allah'tan baska ne bir velisi, ne bir sefaatcisi vardır; her turlu fidyeyi verse de kabul olunmaz. Iste onlar, kazandıkları nedeniyle helake ugrayanlardır; kufre saptıklarından dolayı onlar icin cılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır

    [71] De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan baska seylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, seytanların ayartarak yerde saskınca bıraktıkları, arkadaslarının da: "Dogru yola, bize gel" diye kendisini cagırdıgı kimse gibi topuklarımız uzerinde gerisin geri mi dondurulelim?" De ki: "Hic suphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk

    [72] Bir de: "Namazı kılın ve O'ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna (goturulup) toplanacagınız O'dur

    [73] O, gokleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dedigi gun (hersey) oluverir, O'nun sozu haktır. Sur'a ufuruldugu gun, mulk O'nundur. O, gaybı ve musahede edilebileni bilendir. O, hukum ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır

    [74] Hani Ibrahim, babası Azer'e (soyle) demisti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Dogrusu, ben seni ve kavmini apacık bir sapıklık icinde goruyorum

    [75] Boylece Ibrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması icin- goklerin ve yerin melekutunu gosteriyorduk

    [76] Gece, ustunu ortup buruyunce bir yıldız gormus ve demisti ki: "Bu benim Rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demisti

    [77] Ardından Ay'ı, (etrafa aydınlık sacarak) dogar gorunce: "Bu benim Rabbim" demis, fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demisti, "Eger Rabbim beni dogru yola erdirmezse gercekten sapmıslar toplulugundan olurum

    [78] Sonra Gunes’i (etrafa ısıklar sacarak) dogar gorunce: "Iste bu benim Rabbim, bu en buyuk" demisti. Ama o da kayboluverince, kavmine demisti ki: "Ey kavmim, dogrusu ben sizin sirk kosmakta olduklarınızdan uzagım

    [79] Gercek su ki, ben bir muvahhid olarak yuzumu gokleri ve yeri yaratana cevirdim. Ve ben musriklerden degilim

    [80] Kavmi onunla cekisip-tartısmaya girdi. Dedi ki: "O beni dogru yola erdirmisken, siz benimle Allah konusunda cekisip-tartısmaya mı girisiyorsunuz? Sizin O'na sirk kostuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir sey dilemesi baska. Rabbim, ilim bakımından herseyi kusatmıstır. Yine de ogut alıp-dusunmeyecek misiniz

    [81] Hem siz, O’nun haklarında hicbir delil indirmedigi seyleri Allah’a ortak kosmaktan korkmazken, ben nasıl sizin sirk kostuklarınızdan korkarım? Su halde 'guvenlik icinde olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eger bilebilirseniz

    [82] Iman edenler ve imanlarını zulumle karıstırmayanlar, iste guvenlik onlar icindir ve onlar hidayete ermislerdir

    [83] Bu, Ibrahim'e, kavmine karsı verdigimiz delilimizdir. Biz, diledigimizi derecelerle yukseltiriz. Suphesiz senin Rabbin, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [84] Ve ona Ishak'ı ve Yakub'u armagan ettik, hepsini hidayete eristirdik; bundan once de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Suleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulastırdık. Biz, iyilik yapanları iste boyle odullendiririz

    [85] Zekeriya'yı, Yahya'yı, Isa'yı ve Ilyas'ı da (hidayete eristirdik.) Onların hepsi salihlerdendir

    [86] Ismail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eristirdik). Onların hepsini alemlere ustun kıldık

    [87] Babalarından, soylarından ve kardeslerinden, kimini (bunlara kattık); onları da sectik ve dosdogru yola yoneltip-ilettik

    [88] Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından diledigini bununla hidayete erdirir. Onlar da sirk kossalardı, elbette butun yapıp-ettikleri 'onlar adına' bosa cıkmıs olurdu

    [89] Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eger bunları tanımayıp-kufre sapıyorlarsa, andolsun, Biz buna (karsı) inkara sapmayan bir toplulugu vekil kılmısızdır

    [90] Iste Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; oyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: "Ben bunun icin sizden bir ucret istemiyorum. O (Kur'an), alemlere bir 'ogut ve hatırlatmadan' baskası degildir

    [91] Onlar: "Allah, besere hicbir sey indirmemistir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdigi ve sizin de (parca parca) kagıtlar uzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) acıkladıgınız ve cogunu goz ardı ettiginiz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmedigi seyler size ogretilmistir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, icine 'daldıkları sacma ugrasılarında' oyalanıp-dursunlar

    [92] Iste bu (Kur'an), onundekileri dogrulayıcı ve sehirler anası (Mekke) ile cevresindekileri uyarman icin indirdigimiz kutlu Kitap’tır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (ozenle) koruyanlardır

    [93] Allah'a karsı yalan uydurup iftira duzenden veya kendisine hicbir sey vahyolunmamısken “Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiginin bir benzerini de ben indirecegim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, olumun 'siddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıstan) cıkarın, bugun Allah'a karsı haksız olanı soylediginiz ve O'nun ayetlerinden buyuklenerek (yuz cevirmeniz) dolayısıyla alcaltıcı bir azapla karsılık goreceksiniz" (dediklerinde) bir gorsen

    [94] Andolsun, sizi ilk defa yarattıgımız gibi (bugun de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' Bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. Icinizden, gercekten ortaklar olduklarını sandıgınız sefaatcilerinizi simdi yanınızda gormuyoruz. Andolsun, aranızdaki (baglar) parcalanıp-koparılmıstır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklasmıstır

    [95] Taneyi ve cekirdegi yaran suphesiz Allah'tır. O, diriyi oluden cıkarır, oluyu de diriden cıkarır. Iste Allah budur. Oyleyse nasıl oluyor da cevriliyorsunuz

    [96] O, sabahı yarıp cıkarandır. Geceyi bir sukun (dinlenme), Gunes ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu, ustun ve guclu olan, bilen Allah'ın takdiridir

    [97] O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız icin size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk icin Biz ayetleri birer birer (bolum bolum) acıkladık

    [98] O, sizi tek bir nefisten yaratandır. (Sizin icin) Bir karar (kalıs) ve emanet (olarak konulus) yeri vardır. Kavrayabilen bir topluluk icin ayetleri birer birer acıkladık

    [99] O, gokten su indirendir. Bununla herseyin bitkisini bitirdik, ondan bir yesillik cıkardık, ondan birbiri ustune bindirilmis taneler turetiyoruz. Ve hurma agacının tomurcugundan da yere sarkmıs salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- uzumlerden, zeytinden ve nardan bahceler (kılıyoruz.) Meyvesine, urun verdiginde ve olgunluga eristiginde bir bakıverin. Suphesiz inanacak bir topluluk icin bunda gercekten ayetler vardır

    [100] Cinleri Allah'a ortak kostular. Oysa onları O yaratmıstır. Bir de hicbir bilgiye dayanmaksızın O'na ogullar ve kızlar yakıstırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri seylerden Yucedir, uzaktır

    [101] Gokleri ve yeri bir ornek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir cocugu olabilir? O'nun bir esi (zevcesi) yoktur. O, herseyi yaratmıstır. O, herseyi bilendir

    [102] Iste Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan baska Ilah yoktur. Herseyin Yaratıcısı'dır, oyleyse O'na kulluk edin. O, herseyin ustunde bir vekildir

    [103] Gozler O'nu idrak edemez; O ise butun gozleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır

    [104] Gercek su ki size Rabbinizden basiretler gelmistir. Kim basiretle-gorurse kendi lehine, kim de kor olursa (gormek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin uzerinizde gozetleyici degilim

    [105] Iste Biz, ayetleri cesitli bicimlerde boyle acıklıyoruz. Oyle ki sana: "Sen ders almıssın" desinler ve Biz de bilebilen bir topluluga onu acıkca gostermis olalım

    [106] Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan baska Ilah yoktur. Ve musriklerden yuz cevir

    [107] Eger Allah dileseydi onlar sirk kosmazdı. Biz seni onlar uzerinde bir gozetleyici kılmadık; sen onlar uzerinde bir vekil degilsin

    [108] Allah'tan baska yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına) sovmeyin; sonra onlar da haddi asarak bilmeksizin Allah'a soverler. Iste boyle, Biz her ummete yaptıklarını suslu (cekici) gosterdik, sonra onların son varısları Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını onlara haber verecektir

    [109] Olanca yeminleriyle, eger kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah Katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuskusuz inanmayacaklarının suurunda degil misiniz

    [110] Biz onların kalplerini ve gozlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine ceviririz ve onları tugyanları icinde saskınca dolasır bir durumda terk ederiz

    [111] Gercek su ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla oluler konussaydı ve herseyi karsılarına toplasaydık, -Allah'ın diledigi dısında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların cogu cahillik ediyorlar

    [112] Boylece her peygambere, insan ve cin seytanlarından bir dusman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak icin yaldızlı sozler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Oyleyse onları yalan olarak duzmekte olduklarıyla bas basa bırak

    [113] Bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve ici carpık sozlerden) hoslansınlar ve yuklenmekte olduklarını yuklenedursunlar

    [114] Allah'tan baska bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı acıklanmıs olarak indirmistir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gercekten Rabbinden hak olarak indirilmis oldugunu bilmektedirler. Su halde, sakın kuskuya kapılanlardan olma

    [115] Rabbinin sozu, dogruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sozlerini degistirebilecek yoktur. O, isitendir, bilendir

    [116] Yeryuzunde olanların cogunluguna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan sasırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan soylerler

    [117] Suphesiz Rabbin, Kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, dosdogru yolda olanları daha iyi bilendir

    [118] Eger O'nun ayetlerine inanıyorsanız, artık uzerinde yalnızca Allah'ın ismi anılanlardan yiyin

    [119] Ne oluyor ki size, kacınılmaz bir ihtiyacla karsı karsıya kalmanız dısında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı acıklamısken, uzerinde Allah'ın ismi anılan seyleri yemiyorsunuz? Gercekten cogu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Suphesiz, senin Rabbin haddi asanları en iyi bilendir

    [120] Gunahın acıkta olanını da, gizlisini de terk edin. Cunku gunahı kazananlar, yuklenegeldikleri nedeniyle karsılık goreceklerdir

    [121] Uzerinde Allah'ın isminin anılmadıgı seyi yemeyin; cunku bu fısk'tır (yoldan cıkıstır). Gercekten seytanlar, sizinle mucadele etmeleri icin kendi dostlarına gizli-cagrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz suphesiz siz de musriklersiniz

    [122] Olu iken kendisini dirilttigimiz ve insanlar icinde yurumesi icin kendisine bir nur verdigimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir cıkıs bulamayanın durumu gibi midir? Iste, kafirlere yapmakta oldukları boyle 'suslu ve cekici' gosterilmistir

    [123] Boylece Biz, her ulkenin onde gelenlerini -orada hileli- duzenler kursunlar diye- oranın suclu-gunahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-duzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun suuruna varmazlar

    [124] Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "Allah'ın elcilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacagız." Allah, elciligini nereye verecegini daha iyi bilir. Bu, suclu-gunahkarlara, kurdukları hileli-duzenleri nedeniyle siddetli bir azap ve Allah Katında bir kucukluk isabet edecektir

    [125] Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun gogsunu Islam'a acar; kimi saptırmak isterse, onun gogsunu, sanki goge yukseliyormus gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin ustune iste boyle pislik cokertir

    [126] Bu, Rabbinin dosdogru yoludur. Ogut alıp dusunmesini bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıkladık

    [127] Onlar icin Rableri Katında barıs yurdu vardır ve O, yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir

    [128] Onların tumunu toplayacagı gun: "Ey cin toplulugu insanlardan cogunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). Insanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim icin tespit ettigin sureye ulastık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın diledigi dısta olmak uzere, ates sizin icinde suresiz kalacagınız konaklama yerinizdir." Suphesiz Rabbin, hukum ve hikmet sahibi olandır, bilendir

    [129] Boylece Biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının basına geciririz

    [130] Ey cin ve insan toplulugu, icinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karsı karsıya geldiginiz gununuzle sizi uyarıp-korkutan elciler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karsı sehadet ederiz" derler. Dunya hayatı onları aldattı ve gercekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karsı sehadet ettiler

    [131] Bu, halkı habersizken, Rabbinin ulkeleri zulum ve helak edici olmadıgındandır

    [132] Yapmakta oldukları dolayısıyla her biri icin dereceler vardır. Rabbin, onların yapmakta olduklarından habersiz degildir

    [133] Rabbin, hicbir seye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir baska kavmin soyundan (insa edip) var ettigi gibi yerinize bir baskasını getirir

    [134] Hic suphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve siz aciz bırakılacak degilsiniz

    [135] De ki: "Ey kavmim, butun yapabileceginizi yapın; suphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dunyanın) sonu, kimindir, bilip-ogreneceksiniz. Gercekten zalimler kurtulusa ermeyeceklerdir

    [136] O'nun uretip-turettigi ekin ve hayvanlardan Allah icin bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları icin olan (pay), Allah tarafına gecmez, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) gecer. Ne kotu hukum veriyorlar

    [137] Yine bunun gibi onların ortakları, musriklerden coguna cocuklarını oldurmeyi suslu gosterdiler. Hem onları helake dusurmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarısık kılmak icin. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve duzmekte oldukları iftiraları bırak

    [138] Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dısında baskası yiyemez. (Su) Hayvanların da sırtları haram kılınmıstır." Oyle hayvanlar vardır ki, -O'na iftira etmek suretiyle- uzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira duzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir

    [139] Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eslerimize ise haramdır. Eger o, olu dogarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) duzmelerinin cezasını verecektir. Suphesiz O, hukum sahibi olandır, bilendir

    [140] Cocuklarını hicbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca oldurenler ile Allah'a karsı yalan yere iftira duzup Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette husrana ugramıslardır. Onlar, gercekten sasırıp sapmıslardır ve dogru yolu bulamamıslardır

    [141] Asmalı ve asmasız bahceleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzesmez- yaratan O'dur. Urun verdiginde urununden yiyin ve hasad gunu hakkını verin; israf etmeyin. Cunku O, israf edenleri sevmez

    [142] Hayvanlardan yuk tasıyan ve (yunlerinden, tuylerinden) dosek yapılanları da (yaratan O'dur). Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, sizin icin apacık bir dusmandır

    [143] Sekiz cift; koyundan iki, keciden de iki. De ki: "Iki erkegi mi haram kıldı? Yoksa iki disiyi mi, ya da o iki disinin rahimlerinin, kendisini kapsadıgı (yavruları) mı? Eger dogru sozluler iseniz bana bir ilimle haber verin

    [144] Deveden iki, sıgırdan da iki. De ki: "Iki erkegi mi haram kıldı? Yoksa iki disiyi mi ya da o iki disinin rahimlerinin, kendisini kapsadıgı (yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettigi zaman sahid miydiniz?" Hicbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak icin Allah'a karsı yalan uydurup iftira duzenden daha zalim kimdir? Suphesiz Allah, zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [145] De ki: "Bana vahyolunanlar icinde, yiyen bir kimsenin yiyecegi (seyler) icin, olu eti, dokulen kan, domuz eti -ki bu gercekten murdardır- ya da Allah'tan baskası adına kesilmis bir fısk dısında, haram kılınmıs bir sey bulmuyorum. Kim kacınılmaz bir ihtiyacla karsı karsıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi asmamak sartıyla- (bu sayılanlardan olmeyecek kadar yiyebilir). Suphesiz senin Rabbin bagıslayandır, esirgeyendir

    [146] Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sıgırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bagırsaklarına yapısan veya kemige karısanlar dısında ic yaglarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavuzde bulunmaları' nedeniyle onları boyle cezalandırdık. Biz suphesiz dogru olanlarız

    [147] Sayet seni yalanlayacak olurlarsa, de ki: "Rabbiniz genis rahmet sahibidir. O’nun siddetli carpması, suclu-gunahkarlar toplulugundan geri cevrilemez

    [148] Sirk kosanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz sirk kosardık, ne atalarımız ve hicbir seyi de haram kılmazdık." Onlardan oncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar boyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda, bize cıkarabileceginiz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan soylersiniz

    [149] De ki: "En 'ustun ve apacık' delil Allah'ındır. Eger O dileseydi elbette tumunuzu hidayete yoneltip-iletirdi

    [150] De ki: "Gercekten Allah'ın bunu haram kıldıgına sehadet edecek sahidlerinizi getirin." Sayet onlar, sehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte sehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım gucleri ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar

    [151] De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldıgını okuyayım: O'na hicbir seyi ortak kosmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endisesiyle cocuklarınızı oldurmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz- Cirkin-kotuluklerin acıgına ve gizli olanına yaklasmayın. Hakka dayalı olma dısında, Allah'ın (oldurulmesini) haram kıldıgı kimseyi oldurmeyin. Iste bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz

    [152] Yetimin malına, o erginlik cagına erisinceye kadar -o en guzel (seklin) dısında- yaklasmayın. Olcuyu ve tartıyı dogru olarak yapın. Hicbir nefse, gucunun kaldırabilecegi dısında bir sey yuklemeyiz. Soylediginiz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gosterin. Iste bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki ogut alıp-dusunursunuz

    [153] Bu Benim dosdogru olan yolumdur. Su halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (baska) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup-sakınırsınız

    [154] Sonra Biz Musa'ya, iyilik yapanların uzerinde (nimetimizi) tamamlamak, herseyi ayrı ayrı acıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. Umulur ki Rablerine kavusacaklarına inanırlar

    [155] Bu indirdigimiz mubarek bir Kitap'tır. Su halde ona uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz

    [156] Bizden once kitap yalnız iki topluluga indirildi, biz ise onların ders gorduklerinden habersizlerdik" dememeniz

    [157] Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha cok dogru yolda olurduk" dememeniz (icin) iste size Rabbinizden apacık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmistir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-cevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-cevirenlere, bu 'engelleme ve cevirmelerinden' dolayı pek cetin bir azapla karsılık verecegiz

    [158] Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının gelecegi gun, daha once iman etmemisse veya imanıyla bir hayır kazanmamıssa hic kimseye imanı yarar saglamaz. De ki: "Bekleyin, Biz de suphesiz beklemekteyiz

    [159] Gercek su ki, dinlerini parca parca edip kendileri de gruplasanlar, sen hicbir seyde onlardan degilsin. Onların isi ancak Allah'adır. Sonra O, islemekte olduklarını kendilerine haber verecektir

    [160] Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kotulukle gelirse, onun mislinden baskasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [161] De ki: "Rabbim gercekten beni dogru yola iletti, dimdik duran bir dine, Ibrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O, musriklerden degildi

    [162] De ki: "Suphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve olumum alemlerin Rabbi olan Allah'ındır

    [163] O'nun hicbir ortagı yoktur. Ben boyle emrolundum ve ben Musluman olanların ilkiyim

    [164] De ki: "O, herseyin Rabbi iken, ben Allah'tan baska bir Rab mi arayayım? Hicbir nefis, kendisinden baskasının aleyhine (gunah) kazanmaz. Gunahkar olan bir baskasının gunah yukunu tasımaz. Sonunda donusunuz Rabbinizedir. O, size hakkında anlasmazlıga dustugunuz seyleri haber verecektir

    [165] O sizi yeryuzunun halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek icin kiminizi kiminize gore derecelerle yukseltti. Suphesiz senin Rabbin, sonuclandırması pek cabuk olandır ve suphesiz O, bagıslayandır, esirgeyendir

    A'râf

    Surah 7

    [1] Elif, Lam, Mim, Sad

    [2] (Bu,) Bir Kitap'tır ki onunla uyarman icin ve mu'minlere bir ogut olmak uzere sana indirildi. Oyleyse bundan dolayı gogsunde bir sıkıntı olmasın

    [3] Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan baska velilere uymayın. Ne az ogut alıyorsunuz

    [4] Biz nice ulkeleri yıkıma ugrattık. Geceleri uyurlarken ya da gunduzun dinlenirlerken Bizim zorlu azabımız onlara geliverdi

    [5] Zorlu azabımız onlara gelince yakarabildikleri: "Biz gercekten zulme sapanlardandık" demelerinden baska olmadı

    [6] Andolsun, kendilerine (peygamber) gonderilenlere soracagız ve onlara gonderilenlere (peygamberlere) de elbette soracagız

    [7] Andolsun (yapıp-etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber verecegiz. Ve Biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de degildik

    [8] O gun tartı haktır. Kimin tartıları agır basarsa, iste kurtulanlar onlardır

    [9] Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden dolayı nefislerini husrana ugratanlardır

    [10] Andolsun, sizi yeryuzunde yerlesik kıldık ve orda size gecimlikler yarattık. Ne az sukrediyorsunuz

    [11] Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (bicim-sekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da Iblis'in dısında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı

    [12] (Allah) Dedi: "Sana emrettigimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (Iblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni atesten yarattın, onu ise camurdan yarattın

    [13] (Allah:) "Oyleyse oradan in, orda buyuklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen cık. Gercekten sen, kucuk dusenlerdensin

    [14] O da: "(Insanların) dirilecekleri gune kadar beni gozle(yip ertele.)" dedi

    [15] (Allah:) "Sen gozlenip-ertelenenlerdensin" dedi

    [16] Dedi ki: "Madem oyle, beni azdırdıgından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) icin mutlaka Senin dosdogru yolunda (pusu kurup) oturacagım

    [17] Sonra muhakkak onlerinden, arkalarından, saglarından ve sollarından sokulacagım. Onların cogunu sukredici bulmayacaksın

    [18] (Allah) Dedi: "Kınanıp alcaltılmıs ve kovulmus olarak oradan cık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracagım

    [19] Ve ey Adem, sen ve esin cennete yerles. Ikiniz dilediginiz yerden yiyin; ama su agaca yaklasmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz

    [20] Seytan, kendilerinden 'ortulup gizlenen cirkin yerlerini' acıga cıkarmak icin onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu agacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yasayanlardan kılınmamanız icindir

    [21] Ve: "Gercekten ben size ogut verenlerdenim" diye yemin de etti

    [22] Boylece onları aldatarak dusurdu. Agacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve uzerlerini cennet yapraklarından ortmeye basladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu agactan menetmemis miydim? Ve seytanın sizin gercekten apacık bir dusmanınız oldugunu soylememis miydim

    [23] Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eger bizi bagıslamazsan ve esirgemezsen, gercekten husrana ugrayanlardan olacagız

    [24] (Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize dusman olarak inin. Yeryuzunde belli bir vakte kadar sizin icin bir yerlesim ve meta (gecim) vardır

    [25] Dedi ki: "Orda yasayacak, orda olecek ve oradan cıkarılacaksınız

    [26] Ey Ademogulları, Biz sizin cirkin yerlerinizi ortecek bir elbise ve size 'sus kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kusanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki ogut alıp-dusunurler

    [27] Ey Ademogulları, seytan, anne ve babanızın cirkin yerlerini kendilerine gostermek icin, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten cıkardıgı gibi sakın sizi de bir belaya ugratmasın. Cunku o ve taraftarları, (kendilerini goremeyeceginiz yerden) sizleri gormektedir. Biz gercekten seytanları, inanmayacakların dostları kıldık

    [28] Onlar, 'cirkin bir hayasızlık' islediklerinde: "Biz atalarımızı bunun uzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De ki: "Suphesiz Allah, 'cirkin hayasızlıkları' emretmez. Bilmediginiz bir seyi Allah'a karsı mı soyluyorsunuz

    [29] De ki: "Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yuzlerinizi (O'na) dogrultun ve dini yalnız Kendisi'ne has kılarak O'na dua edin. "Baslangıcta sizi yarattıgı" gibi doneceksiniz

    [30] Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklıgı hak etti. Cunku bunlar, Allah'ı bırakıp seytanları veli edinmislerdi. Ve gercekten onları dogru yolda saymaktadırlar

    [31] Ey Ademogulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, icin ve israf etmeyin. Cunku O, israf edenleri sevmez

    [32] De ki: "Allah'ın kulları icin cıkardıgı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıstır?" De ki: "Bunlar, dunya hayatında iman edenler icindir, kıyamet gunu ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [33] De ki: "Rabbim yalnızca cirkin-hayasızlıkları -onlardan acıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- gunah islemeyi, haklı nedeni olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmedigi seyi Allah’a sirk kosmanızı ve Allah'a karsı bilmediginiz seyleri soylemenizi haram kılmıstır

    [34] Her ummet icin bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de one alınabilirler (tam zamanında cokerler)

    [35] Ey Ademogulları, icinizden size ayetlerimi haber veren elciler geldiginde, kim sakınırsa ve (davranıslarını) duzeltirse iste onlar icin korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır

    [36] Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karsı buyuklenenler, iste onlar atesin arkadaslarıdır; onda sonsuzca kalacaklardır

    [37] Oyleyse, Allah’a karsı yalan uydurup iftira duzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitaptan kendilerine bir pay erisecek olanlar bunlardır. Nihayet elcilerimiz, hayatlarına son vermek uzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: "Allah'tan baska taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi (yuzustu) bırakıp-kayboldular" diyecekler. (Boylelikle) Bunlar, gercekten kafirler olduklarına kendi aleyhlerinde sehadet ettiler

    [38] (Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden once gecmis ummetlerle birlikte atese girin." Her bir ummet girisinde kardesini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en onde gelenler icin: "Rabbimiz, iste bunlar bizi saptırdı; oyleyse atesten kat kat artırılmıs bir azap ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi icin kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek

    [39] (Bu sefer) Onde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize gore bir ustunlugunuz yoktur, kazandıklarınıza karsılık olarak azabı tadın

    [40] Suphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karsı buyuklenenler, onlar icin gogun kapıları acılmaz ve halat (ya da deve) ignenin deliginden gecinceye kadar cennete girmezler. Biz suclu-gunahkarları iste boyle cezalandırırız

    [41] Onlar icin cehennemden yataklar ve ustlerine ortuler vardır. Biz zulme sapanları iste boyle cezalandırırız

    [42] Iman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hic kimseye guc yetireceginden fazlasını yuklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır

    [43] Biz onların goguslerinde kinden ne varsa cekip almısız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulastıran Allah'a hamd olsun. Eger Allah bize hidayet vermeseydi biz dogruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimiz'in elcileri hak ile geldiler." Onlara: "Iste bu, yaptıklarınıza karsılık olarak mirascı kılındıgınız cennettir" diye seslenilecek

    [44] Cennet halkı, ates halkına (soyle) seslenecekler: "Bize Rabbimiz'in vadettigini gercek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra iclerinden seslenen biri (soyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin uzerine olsun

    [45] Ki onlar Allah'ın yolundan alıkoyanlar, onda carpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır

    [46] Iki taraf arasında bir engel ve burclar (A'raf) ustunde hepsini yuzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam size" derler, ki bunlar, henuz girmeyen fakat (girmeyi) 'siddetle arzu edip umanlardır

    [47] Gozleri cehennem halkından yana cevrilince: "Rabbimiz, bizi zalimler topluluguyla birlikte kılma" derler

    [48] Burcun ustundeki adamlar, kendilerini yuzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: "Ne (guc ve servet) toplamıs olmanız, ne buyukluk taslamanız (istikbarınız) size bir yarar saglamadı

    [49] Kendilerine Allah'ın bir rahmet eristirmeyecegine yemin ettiginiz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin icin korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız

    [50] Atesin halkı cennet halkına seslenir: “Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdigi rızıktan aktarın.” Derler ki: “Dogrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıstır.”

    [51] Onlar, dinlerini bir eglence ve oyun (konusu) edinmislerdi ve dunya hayatı onları aldatmıstı. Onlar, bu gunleriyle karsılasmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, Biz de bugun onları unutacagız

    [52] Andolsun, Biz onlara bir kitap getirdik; iman edecek bir topluluga bir hidayet ve bir rahmet olmak uzere bir bilgiye dayanarak onu cesitli bicimlerde acıkladık

    [53] Onlar, onun tevilinden baskasına bakmazlar mı? Onun tevilinin gelecegi gun, daha once onu unutanlar, diyecekler ki: "Gercekten Rabbimiz'in elcileri bize hakkı getirmislerdi. Simdi bize sefaat edecek sefaatciler var mıdır? Veya geri cevrilsek de islediklerimizden baskasını yapsak." Gercek su ki onlar, kendilerini husrana ugratmıslardır, uydurmakta oldukları seyler de kendilerinden uzaklasıp kaybolmuslardır

    [54] Gercekten sizin Rabbiniz, altı gunde gokleri ve yeri yaratan, sonra arsa istiva eden Allah'tır. Gunduzu, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle orten, Gunes’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruguyla bas egdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yucedir

    [55] Rabbinize yalvara yalvara ve icin icin dua edin. Suphesiz O, haddi asanları sevmez

    [56] Duzene konulması (ıslah)ından sonra yeryuzunde bozgunculuk (fesad) cıkarmayın; O'na korkarak ve umut tasıyarak dua edin. Dogrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır

    [57] Rahmetinin onunde ruzgarları bir mujde olarak gonderen O'dur. Bunlar agırca bulutları kaldırıp yuklendiginde, onları (kuraklıktan) olmus bir sehre surukleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de boylelikle butun urunlerden cıkarırız. Iste Biz, oluleri de boyle diriltip-cıkarırız. Ki ibret alasınız

    [58] Guzel sehrin bitkisi, Rabbinin izniyle cıkar; kotu olandan ise kavruktan baskası cıkmaz. Iste Biz, sukreden bir topluluk icin ayetleri boyle cesitli bicimlerde acıklıyoruz

    [59] Andolsun Biz Nuh'u kendi kavmine (toplumuna) gonderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan baska Ilahınız yoktur. Dogrusu ben, sizin icin buyuk bir gunun azabından korkmaktayım

    [60] Kavminin onde gelenleri: "Gercekte biz seni acıkca bir 'sasırmıslık ve sapmıslık' icinde goruyoruz" dediler

    [61] O: "Ey kavmim, bende bir 'sasırmıslık ve sapmıslık' yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elciyim." dedi

    [62] Size Rabbimin risaletini teblig ediyorum. (Ayrıca) Size ogut veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum

    [63] Sakınıp rahmete kavusmanız icin, icinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılıgı ile bir zikir (kitap) gelmesine mi sastınız

    [64] Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-bogduk. Cunku onlar kor bir kavimdi

    [65] Ad (toplumuna da) kardesleri Hud'u (gonderdik.) (Hud, kavmine:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan baska Ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak mısınız?" dedi

    [66] Kavminin onde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gercekte biz seni 'akli bir yetersizlik' icinde goruyoruz ve dogrusu biz senin yalancılardan oldugunu sanıyoruz

    [67] (Hud:) "Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizligi' yoktur; ama ben gercekten alemlerin Rabbinden bir elciyim" dedi

    [68] Size Rabbimin risaletini teblig ediyorum. Ben sizin icin guvenilir bir ogutcuyum

    [69] Sizi uyarmak icin aranızdan bir adam aracılıgıyla Rabbinizden size bir zikrin gelmesine mi sasırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldıgını ve sizin yaratılısta gelisiminizi arttırdıgını (veya ustun kıldıgını) hatırlayın. Oyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtulus bulasınız

    [70] Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarınızı bırakmamız icin mi geldin? Eger gercekten dogru isen, bize vadettigin seyi getir, bakalım

    [71] Andolsun" dedi. "Rabbinizden uzerinize igrenc bir azap ve gazab gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hicbir delil indirmedigi ve sizin ile babalarınızın isimlendirdigi (duzup uydurdugu) birtakım isimler (duzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mucadele ediyorsunuz? Oyleyse bekleyedurun; suphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

    [72] Boylece onu ve onunla birlikte olanları Katımız'dan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamıs olanların kokunu kuruttuk

    [73] Semud (toplumuna da) kardesleri Salih'i (gonderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan baska Ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apacık bir belge (mucize) gelmistir: Allah'ın bu disi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kotulukle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar" dedi

    [74] (Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldıgını ve sizi yeryuzunde (guc ve servetle) yerlestirdigini hatırlayın. Ki onun duzluklerinde koskler kuruyor, daglardan evler yontuyordunuz. Su halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [75] Kavminin onde gelenlerinden buyukluk taslayanlar (mustekbirler), iclerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (mustaz'aflara) dediler ki: "Salih'in gercekten Rabbi tarafından gonderildigini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gercekten onunla gonderilene inananlarız" dediler

    [76] Buyukluk taslayanlar (mustekbirler de soyle) dedi: "Biz de, gercekten sizin inandıgınızı tanımayanlarız

    [77] Boylelikle disi deveyi oldurduler ve Rablerinin emrine karsı cıkıp (Salih'e de soyle) dediler: "Ey Salih, eger gercekten gonderilenlerden (bir peygamber) isen, vadettigin seyi getir, bakalım

    [78] Bunun uzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz ustu coke kaldılar

    [79] O da onlardan yuz cevirdi ve (soyle) dedi: "Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini teblig ettim ve size ogut verdim. Ama siz, ogut verenleri sevmiyorsunuz

    [80] Hani Lut da kavmine soyle demisti: "Sizden once alemlerden hic kimsenin yapmadıgı hayasız-cirkinligi mi yapıyorsunuz

    [81] Gercekten siz kadınları bırakıp sehvetle erkeklere yaklasıyorsunuz. Dogrusu siz, olcuyu asan (azgın) bir kavimsiniz

    [82] Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan surup cıkarın bunları, cunku bunlar cokca temizlenen insanlarmıs!" demekten baska olmadı

    [83] Bunun uzerine Biz, karısı dısında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake ugrayanlar arasında) geride kalanlardandı

    [84] Ve onların uzerine bir (azap) saganagı yagdırdık. Suclu-gunahkarların ugradıkları sona bir bak iste

    [85] Medyen (toplumuna da) kardesleri Suayb'ı (gonderdik. Suayb onlara:) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan baska Ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apacık bir belge (mucize) gelmistir. Olcuyu ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) esyasını degerinden dusurup-eksiltmeyin ve duzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryuzunde bozgunculuk (fesad) cıkarmayın. Bu sizin icin daha hayırlıdır, eger inanıyorsanız

    [86] O'na iman edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak icin ve onda carpıklık arayarak (boyle) her yolun (basını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve gucsuz) iken O, sizi cogalttı. Bozgunculuk cıkaranların nasıl bir sona ugradıklarına bir bakın

    [87] Icinizden bir grup, kendisiyle gonderildigim seye inanmısken diger bir grup inanmadıgına gore, artık Allah, aramızda hukum verenlerin en hayırlısıdır

    [88] Kavminin onde gelenlerinden buyukluk taslayanlar (mustekbirler) dediler ki: "Ey Suayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ulkemizden surup-cıkaracagız veya mutlaka bizim dinimize geri doneceksiniz." (Suayb:) "Biz istemesek de mi?" dedi

    [89] Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize donmemiz Allah'a karsı yalan yere iftira duzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi dısında, ona geri donmemiz bizim icin olacak is degildir. Rabbimiz, ilim bakımından herseyi kusatmıstır. Biz Allah'a tevekkul ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında 'Sen hak ile hukum ver,' Sen 'hukum verenlerin' en hayırlısısın

    [90] Kavminin onde gelenlerinden inkar edenler, dediler ki: "Andolsun, Suayb'a uyacak olursanız, kuskusuz kayba ugrayanlardan olursunuz

    [91] Bunun uzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da, kendi yurtlarında diz ustu cokmus olarak sabahladılar

    [92] Suayb'ı yalanlayanlar, sanki orada 'hic refah icinde yasamamıslar' gibi oldular: Suayb'ı yalanlayanlar, asıl buyuk husrana ugradılar

    [93] O da onlardan yuz cevirdi ve (soyle) dedi: "Ey kavmim andolsun, size Rabbimin risaletini teblig ettim ve size ogut verdim. Simdi ben, inkara sapan bir topluluga nasıl uzulebilirim

    [94] Biz hangi memlekete bir peygamber gonderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermisiz

    [95] Sonra kotulugun yerini iyilikle degistirdik, oyle ki onlar, cogaldılar ve: "Atalarımıza da (bazen) siddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genislikler dokunmustu" dediler. Bunun uzerine, Biz de onları kendileri hic suurunda degilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik

    [96] Eger o ulkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gercekten uzerlerine hem gokten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) acardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik

    [97] O ulkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceginden guvende miydiler

    [98] Ya da o ulkeler halkı, kusluk vakti eglenceye dalmısken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceginden guvende miydiler

    [99] (Veya) Onlar, Allah'ın tuzagından guvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, husrana ugrayan bir topluluktan baskası (akılsızca) guvende olmaz

    [100] (Butun bunlar,) Sakinlerinden sonra yeryuzune mirascı olanları dogruya erdirme(ye veya ortaya cıkarmaya yetmez) mi? Eger Biz dilemis olsaydık onlara gunahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar boylelikle isitmeyenler olurlardı

    [101] Iste bu ulkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.' Gercekten, onlara elcileri apacık belgelerle gelmislerdi. Ama daha onceden yalanlamaları nedeniyle iman eder olmadılar. Iste Allah, inkar edenlerin kalplerini boyle damgalar

    [102] Onların cogunda 'verdikleri soze baglılık' gormedik, ama onların cogunu fasıklar (yoldan cıkanlar) olarak gorduk

    [103] Sonra bunların (peygamberlerin) ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve onde gelen cevresine gonderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. Iste bozgunculuk cıkaranların nasıl bir sona ugradıklarına bir bak

    [104] Musa dedi ki: "Ey Firavun, gercekten, ben alemlerin Rabbinden (gonderilme) bir elciyim

    [105] Benim uzerimdeki yukumluluk, Allah'a karsı ancak gercegi soylemektir. Rabbinizden size apacık bir belge ile geldim. Artık Israilogulları'nı benimle gonder

    [106] (Firavun) Dedi ki: "Eger gercekten bir ayet getirmissen ve dogru sozlulerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)

    [107] Boylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apacık bir ejderha oluverdi

    [108] (Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (gorunuverdi)

    [109] Firavun kavminin onde gelenleri dediler ki: "Bu gercekten bilgin bir buyucudur

    [110] Sizi topraklarınızdan surup-cıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz

    [111] Dediler ki: "Onu ve kardesini simdilik bekletiver (verecegin cezayı ertele), sehirlere de toplayıcılar yolla

    [112] Butun bilgin buyuculeri sana getirsinler

    [113] Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eger biz galip olursak, herhalde bize bir karsılık (armagan) var, degil mi

    [114] Evet" dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız

    [115] Dediler ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım

    [116] (Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gozlerini buyuleyiverdiler, onları dehsete dusurduler ve (ortaya) buyuk bir sihir getirmis oldular

    [117] Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o butun uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor

    [118] Boylece hak yerini buldu, onların butun yapmakta oldukları gecersiz kaldı

    [119] Orada yenilmis oldular ve kucuk dusmusler olarak tersyuz cevrildiler

    [120] Ve sihirbazlar secdeye kapandılar

    [121] Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler

    [122] Musa'nın ve Harun'un Rabbine…

    [123] Firavun: "Ben size izin vermeden once O'na iman ettiniz, oyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan surup-cıkarmak amacıyla sehirde planladıgınız bir tuzaktır. Oyleyse siz (buna karsılık ne yapacagımı) bileceksiniz

    [124] Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kesecegim ve hepinizi idam edecegim

    [125] (Onlar da:) "Biz de suphesiz Rabbimiz'e donecegiz" dediler

    [126] Oysa sen, yalnızca, bize geldiginde Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan baska bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, ustumuze sabır yagdır ve bizi Musluman olarak oldur

    [127] Firavun kavminin onde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk cıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri icin mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek cocuklarını oldurecegiz ve kadınlarını sag bırakacagız. Hic suphesiz biz, onlara karsı kahir bir ustunluge sahibiz

    [128] Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gercek su ki, arz Allah'ındır; ona kullarından diledigini mirascı kılar. En guzel sonuc muttakiler icindir" dedi

    [129] Dediler ki: "Sen bize gelmeden once de, geldikten sonra da eziyete ugratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz dusmanınızı helak edecek ve sizleri yeryuzunde halifeler (egemenler) kılacak, boylece nasıl davranacagınızı gozleyecek" dedi

    [130] Andolsun, Biz de Firavun aile (cevre)sini belki ogut alıp dusunurler diye yıllar yılı kuraklıga ve urun kıtlıgına ugrattık

    [131] Onlara bir iyilik geldigi zaman "Bu bizim icin" dediler; onlara bir kotuluk isabet ettiginde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir ugursuzlugu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah Katında asıl ugursuz olanlar kendileridir; ama onların cogu bilmezler

    [132] Onlar: "Bizi buyulemek icin mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak degiliz" dediler

    [133] Bunun uzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak uzerlerine tufan, cekirge, bugday guvesi, kurbaga ve kan musallat kıldık. Yine buyukluk tasladılar ve suclu-gunahkar bir kavim oldular

    [134] Baslarına igrenc bir azap cokunce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdigi ahid adına- bizim icin dua et. Eger bu igrenc azabı uzerimizden cekip-giderirsen, andolsun sana iman edecegiz ve Israilogulları’nı seninle gonderecegiz

    [135] Ne zaman ki, onların erisebilecekleri bir sureye kadar, o igrenc azabı cekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular

    [136] Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmisler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda bogduk

    [137] Kendisine bereketler kıldıgımız yerin dogusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (mustaz'afları) mirascılar kıldık. Rabbinin Israilogulları’na olan o guzel sozu (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yukselttiklerini (kosklerini, saraylarını) da yerle bir ettik

    [138] Israilogulları’nı denizden gecirdik. Putları onunde bel bukup egilmekte olan bir topluluga rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onlarınki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz gercekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi

    [139] Onların icinde bulundukları sey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları seyler (ibadetler) de gecersizdir

    [140] O sizi alemlere ustun kılmısken, ben size Allah'tan baska bir Ilah mı arayacagım

    [141] Hani size dayanılmaz iskenceler yapan, kadınlarınızı sag bırakıp erkek cocuklarınızı olduren Firavun ailesinden sizi kurtarmıstık. Bunda Rabbinizden sizin icin buyuk bir imtihan vardı

    [142] Musa ile otuz gece icin sozlestik ve ona bir on daha ekledik. Boylece Rabbinin belirledigi sure, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardesi Harun'a "Kavmimde benim yerime gec, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi

    [143] Musa tayin edilen surede gelince ve Rabbi onunla konusunca: "Rabbim, bana goster, Seni goreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla goremezsin, ama su daga bak; eger o yerinde karar kılabilirse, sen de Beni goreceksin." Rabbi daga tecelli edince, onu paramparca etti. Musa bayılarak yere dustu. Kendine geldiginde: "Sen ne Yucesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi

    [144] (Allah:) "Ey Musa" dedi. "Sana verdigim risaletimle ve seninle konusmamla seni insanlar uzerinde seckin kıldım. Sana verdiklerimi al ve sukredenlerden ol

    [145] Biz ona Levhalarda herseyden bir ogut ve herseyin yeterli bir acıklamasını yazdık. (Ve:) "Simdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en guzeliyle sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında gosterecegim" (dedik)

    [146] Yeryuzunde haksız yere buyukluk taslayanları ayetlerimden engelleyecegim. Onlar her ayeti gorseler bile ona inanmazlar; dosdogru yolu (rusd yolunu) da gorseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gorduklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır

    [147] Ayetlerimizi ve ahirete kavusmayı yalanlayanlar, onların amelleri bosa cıkmıstır. Onlar yaptıklarından baskasıyla mı cezalandırılacaklardı

    [148] (Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi sus esyalarından bogurmesi olan bir buzagı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konusmadıgını ve onları bir yola da yoneltip-iletmedigini (hidayete erdirmedigini) gormediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular

    [149] Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pismanlık duyup, basları) elleri arasına dusuruldu ve kendilerinin gercekten sasırıp-saptıklarını gorunce: "Eger Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bagıslamazsa kesin olarak husrana ugrayanlardan olacagız" dediler

    [150] Musa kavmine oldukca kızgın, uzgun olarak dondugunde onlara: "Beni arkamdan, ne kotu temsil ettiniz? Rabbinizin emrini cabuklastırdınız, oyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardesini basından tutup kendisine dogru cekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oglu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp gucsuzlestirdi) ve neredeyse beni oldurmeye giristiler. Bari sen dusmanları sevindirecek bir sey yapma ve beni bu zalimler topluluguyla birlikte kılma (sayma)" dedi

    [151] (Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardesimi bagısla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın

    [152] Suphesiz, buzagıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dunya hayatında bir zillet yetisecektir. Iste Biz, 'yalan duzup-uyduranları' boyle cezalandırırız

    [153] Kotuluk isleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hic suphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bagıslayandır, esirgeyendir

    [154] Musa kabaran ofkesi (gazabı) yatısınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) Nushasında "Rablerinden korkanlar icin bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı)

    [155] Musa, belirledigimiz bulusma zamanı icin kavminden yetmis adam secip-ayırdı. Bunları da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi ki: "Rabbim, eger dileseydin, onları ve beni daha onceden helak ederdin. (Simdi) Icimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden baskası degildir. Onunla Sen diledigini saptırır, diledigini hidayete erdirirsin. Bizim Velimiz Sensin. Oyleyse bizi bagısla, bizi esirge; Sen bagıslayanların en hayırlısısın

    [156] Bize bu dunyada da, ahirette de iyilik yaz, suphesiz ki biz Sana yoneldik. Dedi ki: "Azabımı diledigime isabet ettiririm, rahmetim ise herseyi kusatmıstır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacagım

    [157] Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve Incil'de (gelecegi) yazılı bulacakları ummi haber getirici (Nebi) olan elciye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiligi) emrediyor, munkeri (kotulugu) yasaklıyor, temiz seyleri helal, murdar seyleri haram kılıyor ve onların agır yuklerini, uzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; iste kurtulusa erenler bunlardır

    [158] De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gonderdigi bir elcisi (peygamberi)yim. Ki goklerin ve yerin mulku yalnız O'nundur. O'ndan baska Ilah yoktur, O diriltir ve oldurur. Oyleyse Allah'a ve ummi peygamber olan elcisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sozlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermis olursunuz

    [159] Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır

    [160] Biz onları (Israilogulları’nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ummet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediginde Musa'ya: "Asan'la tasa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fıskırdı; boylece her bir insan- toplulugu su icecegi yeri ogrenmis oldu. Uzerlerine bulutla golge cektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da soyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [161] Onlara: "Bu sehirde oturun, ondan istediginiz yerden yeyin, 'dilegimiz bagıslanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (Biz de) hatalarınızı bagıslayalım. Iyilik yapanların (armaganlarını) artıracagız" denildiginde

    [162] Onlardan zulmedenler, sozu kendilerine soylenenden baska bir seyle degistirdiler. Biz de bunun uzerine zulmetmeleri dolayısıyla gokten 'igrenc bir azap' indirdik

    [163] Bir de onlara deniz kıyısındaki sehri(n ugradıgı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasagını cigneyerek) haddi asmıslardı. 'Cumartesi gunu is yapma yasagına uyduklarında', balıkları onlara acıktan akın akın geliyor, 'cumartesi gunu is yapma yasagına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı. Iste Biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları boyle imtihan ediyorduk

    [164] Onlardan bir topluluk: "Allah'ın kendilerini helak etmek veya siddetli bir azaba ugratmak istedigi bir kavme ne diye ogut veriyorsunuz?" dediginde "Rabbinize karsı bir ozur icin ve bir ihtimal sakınabilirler diye" dediler

    [165] Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz de kotulukten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azap ile yakaladık

    [166] Onlar, kendisinden sakındırıldıkları 'seyi yapmada ısrar edip baskaldırınca' onlara: "Asagılık maymunlar olunuz" dedik

    [167] Iste o zaman Rabbin, onlara en kotu azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gunune kadar uzerlerine mutlaka gonderecegini bildirdi. Suphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuclandırması pek cabuk olandır ve gercekten O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [168] Onları yeryuzunde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparca dagıttık. Kimileri salih (davranıslarda) bulunuyor, kimileri de bunların dısında olan asagılıklardır. Onları iyiliklerle ve kotuluklerle imtihan ettik, ki donsunler

    [169] Onların ardından yerlerine kitaba mirascı olan birtakım 'kotu kimseler' gecti. (Bunlar) Su degersiz olan (dunya)ın gecici-yararını alıyor ve: "Yakında bagıslanacagız" diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah'a karsı hakkı soylemekten baska bir seyi soylemeyeceklerine iliskin kitap sozu alınmamıs mıydı? Oysa icinde olanı okudular. (Allah'tan) Korkanlar icin ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek misiniz

    [170] Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdogru kılanlar, suphesiz Biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz

    [171] Bir zamanlar dagı, sanki bir golgelikmis gibi ustlerine gecirmistik. Onlar ise neredeyse tepelerine dusecek sanmıslardı. (Onlara demistik ki:) "Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı dusunun, ki sakınasınız

    [172] Hani Rabbin, Ademogullarının sırtlarından zurriyetlerini almıs ve onları kendi nefislerine karsı sahidler kılmıstı: "Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" (demisti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), sahid olduk" demislerdi. (Bu,) Kıyamet gunu: "Biz bundan habersizdik" dememeniz icindir

    [173] Ya da: "Bizden once ancak atalarımız sirk kosmustu, biz ise onlardan sonra gelme bir kusagız; isleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?" dememeniz icin

    [174] Iste Biz ayetleri boyle birer birer acıklarız, umulur ki donerler

    [175] Onlara kendisine ayetlerimizi verdigimiz kisinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp-uzaklasmıs, seytan onu pesine takmıstı. O da sonunda azgınlardan olmustu

    [176] Eger Biz dileseydik, onu bununla yukseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, ustune varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi basına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan kopegin durumu gibidir. Iste ayetlerimizi yalanlayan toplulugun durumu boyledir. Artık gercek haberi onlara aktar. Ki dusunsunler

    [177] Ayetlerimizi yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefislerine zulmedenlerin ornegi ne kotudur

    [178] Allah kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmustur; kimi sasırtıp-saptırırsa artık onlar da husrana ugrayanlardır

    [179] Andolsun, cehennem icin cinlerden ve insanlardan cok sayıda kisi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gozleri vardır bununla gormezler, kulakları vardır bununla isitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha asagılıktırlar. Iste bunlar gafil olanlardır

    [180] Isimlerin en guzeli Allah'ındır. Oyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde 'aykırılıga (ve inkara) sapanları' bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır

    [181] Yarattıklarımızdan, hakka yoneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ummet vardır

    [182] Ayetlerimizi yalanlayanları ise, onları bilmeyecekleri bir yonden derece derece (gunahları yukletip azaba) yaklastıracagız

    [183] Onlara bir sure tanıyorum. Hic suphesiz Benim duzenim (cezalandırmam) sapasaglamdır

    [184] Sahiplerinde (ya da arkadasları olan peygamberde) delilikten hicbir sey olmadıgını dusunmuyorlar mı? O, apacık bir uyarıcıdan baskası degildir

    [185] Onlar, goklerin ve yerin 'bagımlı oldugu egemenlige ve sunnete’ (melekut) Allah'ın yarattıgı seylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklastıgına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi soze inanacaklar

    [186] Allah'ın saptırdıgı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tugyanları icinde saskınca dolasır bir durumda bırakıverir

    [187] Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacagını (gerceklesecegini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun suresini O'ndan baskası acıklayamaz. O, goklerde ve yerde agırlastı. O, size apansız bir gelisten baskası degildir." Sanki sen, ondan tumuyle haberdarmıssın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın Katındadır. Ancak insanların cogu bilmezler

    [188] De ki: "Allah'ın dilemesi dısında kendim icin yarardan ve zarardan (hicbir seye) malik degilim. Eger gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kotuluk dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk icin, bir uyarıcı ve bir mujde vericiden baskası degilim

    [189] O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatısması icin ondan esini var etti. Onu (esini) ortup-buruyunce, o da bir yuk yuklendi de bununla (bir sure) gezindi. Nitekim agırlasınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eger bize salih (bir cocuk) verirsen, andolsun sukredenlerden olacagız

    [190] Ama O, onlara (Adem'in cocukları erkek ve kadınlara) salih (bir cocuk) verince, kendilerine verdigi sey konusunda O’na ortaklar kılmaya basladılar. Allah, onların sirk kostuklarından Yucedir

    [191] Kendileri yaratılıp dururken, hicbir seyi yaratamayan seyleri mi ortak kosuyorlar

    [192] Oysa (bu sirk kostukları gucler ve nesneler) ne onlara bir yardıma guc yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmege

    [193] Onları hidayete cagırırsanız size uymazlar. Onları cagırırsanız da, suskun dursanız da size karsı (tutumları) birdir

    [194] Allah'tan baska taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eger dogru iseniz, hemen onları cagırın da size icabet etsinler

    [195] Onların yuruyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya gorecek gozleri mi var? Yoksa isitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak kostuklarınızı cagırın, sonra bir duzen (tuzak) kurun da bana goz bile actırmayın

    [196] Hic suphesiz, benim velim kitabı indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculugunu (veliligini) yapıyor

    [197] O'ndan baska taptıklarınız ise size yardıma guc yetiremezler, kendilerine de

    [198] Eger onları dogru yola cagırırsanız isitmezler. Onları sana bakar (gibi) gorursun, oysa onlar gormezler bile

    [199] Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (Islam'a) uygun olanı (orfu) emret ve cahillerden yuz cevir

    [200] Eger sana seytandan yana bir kıskırtma (vesvese veya igva) gelirse, hemen Allah'a sıgın. Cunku O, isitendir, bilendir

    [201] (Allah'tan) Sakınanlara seytandan bir vesvese eristiginde (once) iyice dusunurler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki gorup bilmislerdir

    [202] (Seytan'ın) Kardesleri ise, onları sapıklıga suruklerler, sonra peslerini bırakmazlar

    [203] Onlara bir ayet getirmedigin zaman: "Sen onu (inmeyen ayeti) derleyip-toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk icin bir hidayet ve bir rahmettir

    [204] Kuran okundugu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmis olursunuz

    [205] Rabbini, sabah aksam, yuksek olmayan bir sesle, kendi kendine, urpertiyle, yalvara yalvara ve icin icin zikret. Gaflete kapılanlardan olma

    [206] Suphesiz Rabbinin Katında olanlar, O'na ibadet etmekten buyuklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler

    Enfâl

    Surah 8

    [1] Sana savas-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resulundur. Buna gore, eger mu'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı duzeltin ve Allah'a ve Resulu’ne itaat edin

    [2] Mu'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldıgı zaman yurekleri urperir. O'nun ayetleri okundugunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkul ederler

    [3] Onlar, namazı dosdogru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

    [4] Iste gercek mu'minler bunlardır. Rableri Katında onlar icin dereceler, bagıslanma ve ustun bir rızık vardır

    [5] Rabbin seni evinden hak ugrunda (savasa) cıkardıgında mu'minlerden bir grup isteksizdi

    [6] (Hersey) Acıkca ortaya cıktıktan sonra bile, sanki kendileri, goz gore gore olume surukleniyorlarmıs gibi, seninle hak konusunda tartısıp duruyorlardı

    [7] Hani Allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin olacagını vadetmisti; siz de gucsuz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sozleriyle hakkın ve inkar edenlerin arkasını kesmek (kokunu kurutmak) istiyordu

    [8] O, suclu-gunahkarlar istemese de, hakkı gerceklestirmek ve batılı gecersiz kılmak icin (boyle istiyordu)

    [9] Siz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: "Suphesiz Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermisti

    [10] Allah, bunu, yalnızca bir mujde ve kalplerinizin tatmin bulması icin yapmıstı; (yoksa) Allah'ın Katından baskasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hic suphesiz Allah ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [11] Hani Kendisi'nden bir guvenlik olarak sizi bir uyuklama buruyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden seytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin ustunde (guven ve kararlılık duygusunu) pekistirmek ve bununla ayaklarınızı (arz uzerinde) saglamlastırmak icin size gokten su indiriyordu

    [12] Rabbin meleklere vahyetmisti ki: "Suphesiz Ben sizinleyim, iman edenlere saglamlık katın, inkar edenlerin kalplerine amansız bir korku salacagım. Oyleyse (ey Muslumanlar,) vurun boyunlarının ustune, vurun onların butun parmaklarına

    [13] Bu, elbette, onların Allah'a ve elcisine bas kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Allah'a ve elcisine bas kaldırırsa, suphesiz Allah (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [14] Iste bu sizin; tadın bunu. Inkara sapanlara bir de ates azabı vardır

    [15] Ey iman edenler, toplu olarak kafirlerle karsılastıgınız zaman, onlara arka cevirmeyin (savastan kacmayın)

    [16] Kim onlara boyle bir gunde -yine savasmak icin bir yana cekilen ya da bir baska boluge katılmak icin yer tutanın dısında- arkasını cevirirse, gercekten o, Allah'tan bir gazaba ugramıstır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kotu bir yataktır o

    [17] Onları siz oldurmediniz, ama onları Allah oldurdu; attıgın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mu'minleri Kendinden guzel bir imtihanla imtihan etmek icin (yaptı.) Suphesiz Allah, isitendir, bilendir

    [18] Iste size boyle… Gercekten Allah, kafirlerin hileli-duzenlerini bosa cıkarıcıdır

    [19] Eger fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler,) iste size fetih; ama eger (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgecerseniz bu sizin icin daha hayırlıdır. Yok, geri donerseniz Biz de doneriz. Toplulugunuz cok da olsa, size bir sey saglayamaz. Cunku Allah mu'minlerle beraberdir

    [20] Ey iman edenler, Allah'a ve Resulu’ne itaat edin. Siz de isitiyorken, ondan yuz cevirmeyin

    [21] Ve: "Biz isittik" dedikleri halde, gercekte isitmeyenler gibi olmayın

    [22] Gercek su ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kotusu, (bir turlu) akıl erdirmez olan sagırlar ve dilsizlerdir

    [23] Eger Allah, onlarda bir hayır gorseydi muhakkak onlara isittirirdi. Isittirseydi bile, arka cevirenler olarak (yine) yuz cevirirlerdi

    [24] Ey iman edenler, size hayat verecek seylere sizi cagırdıgı zaman, Allah'a ve Resulu’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kisi ile kalbi arasına girer ve siz gercekten O'na goturulup toplanacaksınız

    [25] Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gercekten Allah (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [26] Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryuzunde zayıf bırakılmıstınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. Iste O, sizi (yerlesik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz seylerden rızıklar verdi. Ki sukredesiniz

    [27] Ey iman edenler, Allah'a ve Resulu’ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin

    [28] Bilin ki, mallarınız ve cocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise buyuk bir mukafat vardır

    [29] Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size dogruyu yanlıstan ayıran bir nur ve anlayıs (furkan) verir, kotuluklerinizi orter ve sizi bagıslar. Allah buyuk fazl sahibidir

    [30] Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da oldurmek veya surgun etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzagı tasarlıyorlarken, Allah da bir duzen (bir karsılık) kuruyordu. Allah, duzen kurucuların (tuzaklarına karsılık verenlerin) hayırlısıdır

    [31] Ayetlerimiz onlara okundugu zaman; "Isittik" dediler. "Istesek, biz de bunun bir benzerini soyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden baskası degildir

    [32] Bir de: "Ey Allah'ımız, eger bu (Kur'an) bir gercek olarak Senin Katından ise, gokyuzunden ustumuze tas yagdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demislerdi

    [33] Oysa sen iclerinde bulundugun surece, Allah onları azaplandıracak degildir. Ve onlar, bagıslanma dilemektelerken de, Allah onları azaplandıracak degildir

    [34] Onlar, Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gercek ve layık) koruyucuları degilken Allah, ne diye onları azaplandırmasın? Onun (asıl) koruyucularıyalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların cogu bilmezler

    [35] Onların Beyt(-i Serif) onundeki duaları, ıslık calmaktan ve el cırpmaktan baskası degildir. Artık inkar ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı

    [36] Gercek su ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek icin mallarını harcarlar; bundan boyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yurek acısı olacaktır, sonra bozguna ugratılacaklardır. Inkar edenler sonunda cehenneme surulup toplanacaklardır

    [37] Bu, Allah'ın murdar olanı temizden ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı uzerinde kılıp tumunu biriktirerek cehenneme atması icindir. Iste bunlar husrana ugrayanlardır

    [38] O inkar edenlere de ki: "Eger vazgecerlerse gecmiste (yaptıkları) seyler bagıslanacaktır. Ama yine donecek olurlarsa, onceki (toplumlara uygulanan) sunnet, muhakkak (onların basından da) gecmis olacaktır

    [39] Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savasın. Sayet vazgececek olurlarsa, suphesiz Allah, yaptıklarını gorendir

    [40] Geri donerlerse, bilin ki gercekten Allah, sizin mevlanızdır. O, ne guzel mevladır ve ne guzel yardımcıdır

    [41] Bilin ki, 'ganimet olarak ele gecirdiginiz' seylerin beste biri, muhakkak Allah'ın, Resulun, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eger Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldıgı gun, iki ordunun karsı karsıya geldigi gunde (Bedir'de) kulumuza indirdigimize iman ediyorsanız (ganimeti boyle bolusun). Allah, herseye guc yetirendir

    [42] Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha asagıdaydı. Eger sozlesseydiniz, kacınılmaz olarak sozlesme yeri (veya konusu) hakkında anlasmazlıga duserdiniz; ancak Allah, olacagı olan isi gerceklestirmek icin (boyle yaptı). Boylece, helak olacak kisi apacık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kisi apacık bir delilden sonra hayatta kalsın. Suphesiz Allah, gercekten isitendir, bilendir

    [43] Hani Allah, onları sana uykunda az gosteriyordu; eger sana cok gosterseydi, gercekten yılgınlıga kapılacaktınız ve is konusunda gercekten cekismeye dusecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtulus) bagısladı. Cunku O, elbette sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [44] Karsı karsıya geldiginizde, Allah, 'olacagı olan isi gerceklestirmek' icin, onları gozlerinizde az gosteriyor, sizi de onların gozlerinde azaltıyordu. Ve (butun) isler Allah'a dondurulur

    [45] Ey iman edenler, bir toplulukla karsı karsıya geldiginiz zaman, dayanıklılık gosterin ve Allah'ı cokca zikredin. Ki kurtulus (felah) bulasınız

    [46] Allah'a ve Resulu’ne itaat edin ve cekisip birbirinize dusmeyin, cozulup yılgınlasırsınız, gucunuz gider. Sabredin. Suphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir

    [47] Bir de yurtlarından refahtan sımarıp-azıtarak, insanlara gosteris yaparak cıkanlar ve (halkı) Allah'ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını cepecevre kusatandır

    [48] O zaman seytan onlara amellerini cekici gostermis ve onlara: "Bugun sizi insanlardan bozguna ugratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demisti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini gorur oldu (karsılastı) o, iki topugu ustunde geri dondu ve: "Suphesiz ben sizden uzagım. Cunku ben sizin gormediginizi goruyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [49] Munafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar soyle diyorlardı: "Bunları (Muslumanları) dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkul ederse, suphesiz Allah, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [50] Melekleri, onların yuzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken gormelisin

    [51] Bu, ellerinizin onceden takdim ettigi isler yuzundendir. Yoksa suphesiz Allah kullara zulmedici degildir

    [52] Firavun ailesinin ve onlardan oncekilerin gidis tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları gunahlarından dolayı yakalayıverdi. Suphesiz, Allah, en buyuk kuvvet sahibidir, sonuclandırması pek siddetlidir

    [53] Nedeni su: Bir kavim (toplum), kendinde olanı degistirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bagısladıgını degistirici degildir. Allah suphesiz isitendir, bilendir

    [54] Firavun ailesinin ve onlardan oncekilerin gidis tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de gunahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda bogduk. Onların tumu zulmeden kimselerdi

    [55] Allah Katında canlıların en kotusu, suphesiz inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar

    [56] Bunlar, iclerinden antlasma yaptıgın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar

    [57] Bundan dolayı, savasta onları yakalarsan, oyle darmadagın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar

    [58] Eger bir kavmin ihanet edeceginden kesin olarak korkarsan, sen de acık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlasma metnini ve diplomatik iliskiyi) at. Gercekten Allah, ihanet edenleri sevmez

    [59] Inkar edenler, kacıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gercek su ki, onlar (Bizi) aciz bırakamazlar

    [60] Onlara karsı gucunuzun yettigi kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın dusmanı ve sizin dusmanınızı ve bunların dısında sizin bilmeyip Allah'ın bildigi diger (dusmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak odenir' ve siz haksızlıga ugratılmazsınız

    [61] Eger onlar barısa egilim gosterirlerse, sen de ona egilim goster ve Allah'a tevekkul et. Cunku O, isitendir, bilendir

    [62] Onlar, seni aldatmak isterlerse, suphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mu'minlerle destekledi

    [63] Ve onların kalplerini uzlastırdı. Sen, yeryuzundekilerin tumunu harcasaydın bile, onların kalplerini uzlastıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlastırdı. Cunku O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [64] Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mu'minlere Allah yeter

    [65] Ey Peygamber, mu'minleri savasa karsı hazırlayıp-tesvik et. Eger icinizde sabreden yirmi (kisi) bulunursa, iki yuz (kisiyi) maglub edebilirler. Ve eger icinizden yuz (sabırlı kisi) bulunursa, kafirlerden binini yener. Cunku onlar (gercegi) kavramayan bir topluluktur

    [66] Simdi, Allah sizden (yukunuzu) hafifletti ve sizde bir za'f oldugunu bildi. Sizden yuz sabırlı (kisi) bulunursa, (onların) iki yuzunu bozguna ugratır; eger sizden bin (kisi) olursa, Allah'ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir

    [67] Hicbir peygambere, yeryuzunde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakısmaz. Siz dunyanın gecici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [68] Eger Allah'ın gecmiste bir yazması (soz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karsılık size gercekten buyuk bir azap dokunurdu

    [69] Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Suphesiz Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [70] Ey peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "Eger Allah, sizin kalplerinizde bir hayır oldugunu bilirse (gorurse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bagıslar. Allah bagıslayandır, esirgeyendir

    [71] Eger sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha once Allah'a da ihanet etmislerdi; boylece O da, "bozguna ugramaları (icin) sana imkan vermisti.' Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [72] Gercek su ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, iste birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. Iman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hicbir seyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım uzerinizde bir yukumluluktur. Ancak, sizlerle onlar arasında anlasma bulunan bir toplulugun aleyhinde degil. Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [73] Inkar edenler birbirlerinin velileridir. Eger siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryuzunde bir fitne ve buyuk bir bozgunculuk (fesat) olur

    [74] Iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, iste gercek mu'min olanlar bunlardır. Onlar icin bir bagıslanma ve ustun bir rızık vardır

    [75] Bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, iste onlar sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah'ın Kitabı’na gore, birbirlerine (mirasta) onceliklidir. Dogrusu Allah herseyi bilendir

    Tevbe

    Surah 9

    [1] (Bu,) Musriklerden kendileriyle antlasma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resulu’nden kesin bir uyarıdır

    [2] Bundan boyle yeryuzunde (size tanınmıs bir sure olarak) dort ay dolasın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak degilsiniz. Gercekten Allah, inkar edenleri hor ve asagılık kılıcıdır

    [3] Ve buyuk Hacc (Hacc-ı Ekber) gunu, Allah'tan ve Resulu’nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, musriklerden uzaktır, O'nun Resulu de… Eger tevbe ederseniz bu sizin icin daha hayırlıdır; yok eger yuz cevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak degilsiniz. Inkar edenleri acı bir azapla mujdele

    [4] Ancak musriklerden kendileriyle antlasma imzaladıklarınızdan (antlasmadan) bir seyi eksiltmeyenler ve size karsı hic kimseye yardım etmeyenler baska; artık antlasmalarını, suresi bitene kadar tamamlayın. Suphesiz, Allah muttaki olanları sever

    [5] Haram aylar (sure tanınmıs dort ay) sıyrılıp-bitince (cıkınca) musrikleri buldugunuz yerde oldurun, onları tutuklayın, kusatın ve onların butun gecit yerlerini kesip-tutun. Eger tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını acıverin. Gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [6] Eger musriklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; oyle ki Allah'ın sozunu dinlemis olsun, sonra onu 'guvenlik icinde olacagı yere ulastır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir

    [7] Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlastıklarınız dısında, musriklerin Allah Katında ve Resulunun katında nasıl bir ahdi olabilir? Su halde o (anlasmalı olanlar), size karsı (dogru) bir tutum takındıkca, siz de onlara karsı dogru bir tutum takının. Suphesiz Allah, muttaki olanları sever

    [8] Nasıl olabilir ki!.. Eger size karsı galip gelirlerse size karsı ne 'akrabalık baglarını', ne de 'sozlesme hukumlerini' gozetip-tanırlar. Sizi agızlarıyla hosnut kılarlar, kalpleri ise karsı koyar. Onların cogu fasık kimselerdir

    [9] Allah'ın ayetlerine karsılık az bir degeri satın aldılar, boylece O'nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gercekten ne kotudur

    [10] Onlar (hic) bir mu'mine karsı ne 'akrabalık baglarını', ne de 'sozlesme hukumlerini' gozetip tanırlar. Iste bunlar, haddi asmakta olanlardır

    [11] Eger onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeslerinizdir. Bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [12] Ve eger antlasmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınc besleyip-saldırırlarsa, bu durumda kufrun onderleriyle carpısın. Cunku onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar

    [13] Yeminlerini bozan, elciyi (yurdundan) surmeye cabalayan ve sizinle ilk defa (savasa) baslayan bir toplulukla savasmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eger inanıyorsanız, Kendisi'nden korkmanıza Allah daha layıktır

    [14] Onlarla carpısınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve asagılık kılsın ve onlara karsı size zafer versin, mu'minler toplulugunun gogsunu sifaya kavustursun

    [15] Ve kalplerindeki ofkeyi gidersin. Allah dilediginin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [16] Yoksa siz, icinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resulu’nden ve mu'minlerden baska sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) cıkarmadan' bırakılıvereceginizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır

    [17] Sirk kosanların, kendi inkarlarına bizzat kendileri sahidler iken, Allah'ın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. Iste bunlar, yaptıkları bosa gitmis olanlardır. Ve bunlar ateste suresiz kalacak olanlardır

    [18] Allah'ın mescidlerini, yalnızca Allah'a ve ahiret gunune iman eden, namazı dosdogru kılan, zekatı veren ve Allah'tan baskasından korkmayanlar onarabilir. Iste, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır

    [19] Hacılara su dagıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gunune iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluga hidayet vermez

    [20] Iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah Katında buyuk dereceleri vardır. Iste 'kurtulusa ve mutluluga' erenler bunlardır

    [21] Rableri onlara Katından bir rahmeti, bir hosnutlugu ve onlar icin, kendisine surekli bir nimet bulunan cennetleri mujdeler

    [22] Onda ebedi kalıcıdırlar. Suphesiz Allah, buyuk mukafat Katında olandır

    [23] Ey iman edenler, eger imana karsı inkarı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeslerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, iste bunlar zulmeden kimselerdir

    [24] De ki: "Eger babalarınız, cocuklarınız, kardesleriniz, esleriniz, asiretiniz, kazandıgınız mallar, az kar getireceginden korktugunuz ticaret ve hosunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resulu’nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluguna hidayet vermez

    [25] Andolsun, Allah bircok yerlerde ve Huneyn gununde size yardım etti. Hani cok sayıda olusunuz sizi boburlendirip-gururlandırmıstı, fakat size bir sey de saglayamamıstı. Yer ise, butun genisligine ragmen size dar gelmisti, sonra arkanıza donup gerisin geri gitmistiniz

    [26] (Bundan) Sonra Allah, elcisi ile mu'minlerin uzerine 'guven duygusu ve huzur' indirdi, sizin gormediginiz orduları indirdi ve inkar edenleri azaplandırdı. Bu, inkarcıların cezasıdır

    [27] Bunun ardından Allah, diledigi kimseden tevbesini kabul eder. Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [28] Ey iman edenler, musrikler ancak bir pisliktirler; oyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram'a yaklasmasınlar. Eger ihtiyac icinde kalmaktan korkarsanız, Allah dilerse sizi Kendi fazlından zengin kılar. Suphesiz Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [29] Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gunune inanmayan, Allah'ın ve Resulu’nun haram kıldıgını haram tanımayan ve hak dini (Islam'ı) din edinmeyenlerle, kucuk dusurulup cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savasın

    [30] Yahudiler: "Uzeyir Allah'ın ogludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın ogludur" dediler. Bu, onların agızlarıyla soylemeleridir; onlar, bundan onceki inkar edenlerin sozlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da cevriliyorlar

    [31] Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oglu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir Ilah'a ibadet etmekten baska bir seyle emrolunmadılar. O'ndan baska Ilah yoktur. O, bunların sirk kostukları seylerden Yucedir

    [32] Agızlarıyla Allah'ın nurunu sondurmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan baskasını istemiyor

    [33] Musrikler istemese de, O, dini (Islam'ı) butun dinlere ustun kılmak icin elcisini hidayetle ve hak dinle gonderen O'dur

    [34] Ey iman edenler, gercek su ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden cogu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gumusu biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı mujdele

    [35] Bunların uzerlerinin cehennem atesinde kızdırılacagı gun, onların alınları, bogurleri ve sırtları bunlarla daglanacak (ve:) "Iste bu, kendiniz icin yıgıp-sakladıklarınızdır; yıgıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek)

    [36] Gercek su ki, Allah Katında ayların sayısı, gokleri ve yeri yarattıgı gunden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dordu haram aylardır. Iste dosdogru olan hesab (din) budur. Oyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savasması gibi siz de musriklerle topluca savasın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir

    [37] (Haram ayları) Ertelemek ancak inkarda bir artıstır. Bununla kafirler sasırtılıp-saptırılır. Allah'ın haram kıldıgına sayı bakımından uymak icin, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Boylelikle Allah'ın haram kıldıgını helal kılmıs oluyorlar. Yaptıklarının kotulugu kendilerine 'cekici ve suslu' gosterilmistir. Allah, inkarcı bir topluluga hidayet vermez

    [38] Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savasa kusanın denildigi zaman, yer(iniz)de agırlasıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dunya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (gore), bu dunya hayatının yararı pek azdır

    [39] Eger savasa kusanıp-cıkmazsanız, O sizi pek acı bir azapla azaplandıracak ve yerinize bir baska toplulugu getirip degistirecektir. Siz O'na hicbir seyle zarar veremezsiniz. Allah, herseye guc yetirendir

    [40] Siz Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmistir. Hani kafirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) cıkarmıslardı; ikisi magarada olduklarında arkadasına soyle diyordu: "Huzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Boylece Allah Ona 'huzur ve guvenlik duygusunu' indirmisti, Onu sizin gormediginiz ordularla desteklemis, inkar edenlerin de kelimesini (inkar cagrılarını) alcaltmıstı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yuce olandır. Allah ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [41] Hafif ve agır savasa kusanıp cıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eger bilirseniz, bu sizin icin daha hayırlıdır

    [42] Eger yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eger guc yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savasa) cıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka surukluyorlar. Allah onların gercekten yalan soylediklerini biliyor

    [43] Allah seni affetsin; dogru soyleyenler sana acıkca belli oluncaya ve yalancıları da ogreninceye kadar niye onlara izin verdin

    [44] Allah'a ve ahiret gunune iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kacınmak icin) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir

    [45] Senden, yalnızca Allah'a ve ahiret gunune inanmayan, kalpleri kuskuya kapılıp, kuskularında kararsızlıga dusenler izin ister

    [46] Eger (savasa) cıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (savasa) gonderilmelerini cirkin gordu de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi

    [47] Sizinle birlikte cıksalardı, size 'kotuluk ve zarardan' baska bir sey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak uzere icinizde caba yuruturlerdi. Icinizde onlara 'haber tasıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir

    [48] Andolsun, daha once onlar fitne aramıslardı. Ve sana karsı birtakım isler cevirmislerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya cıkıp-ustunluk sagladı

    [49] Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) icine dusmuslerdir. Hic suphesiz cehennem, o inkar edenleri mutlaka cepecevre kusatıcıdır

    [50] Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalastırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz onceden tedbirimizi almıstık" derler ve sevinc icinde donup giderler

    [51] De ki: "Allah'ın bizim icin yazdıkları dısında, bize kesinlikle hicbir sey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mu'minler yalnızca Allah'a tevekkul etmelidirler

    [52] De ki: "Siz bizim icin iki guzellikten (sehidlik veya zaferden) birinin dısında baskasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracagını bekliyoruz. Oyleyse siz bekleyedurun, kuskusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz

    [53] De ki: "Isteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Cunku siz bir fasıklar toplulugu oldunuz

    [54] Infak ettiklerinin kendilerinden kabulunu engelleyen sey, Allah'ı ve elcisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoslarına gitmiyorken infak etmeleridir

    [55] Su halde onların malları ve cocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dunya hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar icindeyken zorlukla cıkmasını ister

    [56] Gercekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden degildirler. Ancak onlar odleri kopan bir topluluktur

    [57] Eger onlar bir sıgınak ya da (kalacak) magaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yonelip kosarlardı

    [58] Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoslanırlar, kendilerine verilmedigi zaman bu sefer gazablanırlar

    [59] Eger onlar, Allah'ın ve elcisinin verdiklerine hosnut olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elcisi de. Biz gercekten ancak Allah'a ragbet edenleriz" deselerdi (ya)

    [60] Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, duskunler, (zekat) isinde gorevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, koleler, borclular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmıs(lar) icindir. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [61] Iclerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sozu dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin icin bir hayır kulagıdır. Allah'a iman eder, mu'minlere inanıp-guvenir ve sizden iman edenler icin bir rahmettir. Allah'ın elcisine eziyet edenler... Onlar icin acı bir azap vardır

    [62] Sizi hosnut kılmak icin Allah'a yemin ederler; oysa mu'min iseler, hosnut kılınmaya Allah ve elcisi daha layıktır

    [63] Bilmiyorlar mı, kim Allah'a ve elcisine karsı koymaya calısırsa, gercekten onun icin, onda ebedi kalmak uzere cehennem atesi vardır? Iste en buyuk asagılanma budur

    [64] Munafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden cekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Suphesiz, Allah kacınmakta olduklarınızı acıga cıkarandır

    [65] Onlara sorarsan, andolsun: "Biz dalmıs, oyalanıyorduk" derler. De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle ve elcisiyle mi alay ediyordunuz

    [66] Ozur belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkara saptınız. Sizden bir toplulugu bagıslasak da, bir toplulugunuzu gercekten suclu-gunahkar olmaları nedeniyle azaplandıracagız

    [67] Munafık erkekler ve munafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kotulugu emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Suphesiz, munafıklar fıska sapanlardır

    [68] Allah, erkek munafıklara da, kadın munafıklara da ve (butun) kafirlere, icinde ebedi kalmak uzere cehennem atesini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemistir ve onlar icin surekli bir azap vardır

    [69] Sizden onceki (munafıklar ve kafirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha guclu, mal ve cocuklar bakımından daha coktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden oncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkısmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dunyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. Iste onların dunyada ahirette butun yapıp-ettikleri (amelleri) bosa cıkmıstır ve iste onlar kayba ugrayanlardır

    [70] Onlara, kendilerinden oncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, Ibrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan sehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apacık deliller getirmislerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor degildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [71] Mu'min erkekler ve mu'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. Iyiligi emreder, kotulukten sakındırırlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulu’ne itaat ederler. Iste Allah'ın kendilerine rahmet edecegi bunlardır. Suphesiz, Allah, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [72] Allah, mu'min erkeklere ve mu'min kadınlara icinde ebedi kalmak uzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde guzel meskenler vadetmistir. Allah'tan olan hosnutluk ise en buyuktur. Iste buyuk kurtulus ve mutluluk budur

    [73] Ey Peygamber, kafirlerle ve munafıklarla cihad et ve onlara karsı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kotu bir yataktır o

    [74] Allah'a and iciyorlar ki (o inkar sozunu) soylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sozunu soylemislerdir ve Islamlıklarından sonra inkara sapmıslardır ve erisemedikleri bir seye yeltenmislerdir. Oysa intikama kalkısmalarının, kendilerini Allah'ın ve elcisinin bol ihsanından zengin kılmasından baska (bir nedeni) yoktu. Eger tevbe ederlerse kendileri icin hayırlı olur, eger yuz cevirirlerse Allah onları dunyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar icin yeryuzunde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur

    [75] Onlardan kimi de: "Andolsun, eger bize bol ihsanından verirse gercekten sadaka verecegiz ve salihlerden olacagız" diye Allah'a ahdetmistir

    [76] Onlara Kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yuz cevirdiler; onlar boyle sırt donenlerdir

    [77] Boylece O da, Allah'a verdikleri sozu tutmamaları ve yalan soylemeleri nedeniyle, kendisiyle karsılasacakları gune kadar, kalplerinde nifakı (sonucta koklu bir duygu olarak) yerlesik kıldı

    [78] Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldastıklarını da biliyor. Gercekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır

    [79] Sadakalar konusunda, mu'minlerden ek bagıslarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) baskasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları alay konusu kılmıstır ve onlar icin acı bir azap vardır

    [80] Sen, onlar icin ister bagıslanma dile, istersen dileme. Onlar icin yetmis kere bagıslanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bagıslamaz. Bu, gercekten onların Allah'a ve elcisine (karsı) nankorluk etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluguna hidayet vermez

    [81] Allah'ın elcisine muhalif olarak (savastan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi cirkin gorerek: "Bu sıcakta (savasa) cıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem atesinin sıcaklıgı daha siddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı

    [82] Oyleyse kazandıklarının cezası olarak az gulsunler, cok aglasınlar

    [83] Bundan boyle, Allah seni onlardan bir toplulugun yanına dondurur de, (yine savasa) cıkmak icin senden izin isterlerse, de ki: "Kesin olarak benimle hicbir zaman (savasa) cıkamazsınız ve kesin olarak benimle bir dusmana karsı savasamazsınız. Cunku siz oturmayı ilk defa hos gordunuz; oyleyse geride kalanlarla birlikte oturun

    [84] Onlardan olen birinin namazını hicbir zaman kılma, mezarı basında durma. Cunku onlar, Allah'a ve elcisine (karsı) inkara saptılar ve fasık kimseler olarak olduler

    [85] Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dunyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar icindeyken zorluk icinde cıkmasını istiyor

    [86] Allah'a iman edin, O'nun elcisi ile cihad etmeye cıkın" diye bir sure indirildigi zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler

    [87] (Savastan) Geri kalanlarla birlikte olmayı sectiler. Onların kalpleri muhurlenmistir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar

    [88] Ama Resul ve onunla birlikte olan mu'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; iste butun hayırlar onlarındır ve kurtulusa erenler onlardır

    [89] Allah onlar icin, suresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. Iste buyuk 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [90] Bedevilerden ozur belirtenler, kendilerine izin verilmesi icin geldiler. Allah'a ve elcisine yalan soyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir

    [91] Allah'a ve elcisine karsı 'icten baglı kalıp hayra cagıranlar' oldukları surece, gucsuz-zayıflara, hastalara ve infak etmek icin bir sey bulamayanlara bir sorumluluk (gunah) yoktur. Iyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [92] Bir de (savasa katılabilecekleri bir binege) bindirmen icin sana her gelislerinde "Sizi bindirecek bir sey bulamıyorum" dedigin ve infak edecek bir sey bulamayıp huzunlerinden dolayı gozlerinden yaslar bosana bosana geri donenler uzerinde de (sorumluluk) yoktur

    [93] Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savasa cıkmamak icin) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı secerler. Allah, onların kalplerini muhurlemistir. Bundan dolayı onlar, bilmezler

    [94] Onlara geri dondugunuzde size ozur belirttiler. De ki: "Ozur belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, durumunuzu haber vermistir. Yaptıklarınızı Allah gorecektir, O'nun elcisi de. Sonra gaybı da, musahede edilebileni de bilene donduruleceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir

    [95] Onlara geri dondugunuzde kendilerinden vazgecmeniz icin Allah'a and icecekler. Artık siz onlara sırt cevirin. Onlar gercekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir

    [96] Kendilerinden hosnut olmanız icin size yemin ederler. Siz onlardan hosnut olsanız bile suphesiz Allah, fasıklar toplulugundan hosnut olmaz

    [97] Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha siddetlidir. Allah'ın elcisine indirdigi sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverislidir.' Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [98] Bedevilerden oyleleri vardır ki, infak ettigini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kotu felaket onları sarsın. Allah isitendir, bilendir

    [99] Bedevilerden oyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve ahiret gunune iman eder ve infak ettigini Allah Katında bir yakınlasmaya ve elcinin dua ve bagıslama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gercekten onlar icin bir yakınlasmadır. Allah da onları Kendi rahmetine sokacaktır. Suphesiz Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [100] One gecen Muhacirler ve Ensar ile onlara guzellikle uyanlar; Allah onlardan hosnut olmustur, onlar da O'ndan hosnut olmuslardır ve (Allah) onlara, icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıstır. Iste buyuk 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [101] Cevrenizdeki bedevilerden munafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alıskanlıga cevirmis olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz onları iki kere azaplandıracagız, sonra onlar buyuk bir azaba dondurulecekler

    [102] Digerleri gunahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir baska kotuyle karıstırmıslardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hic suphesiz Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [103] Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemis, arındırmıs olursun. Onlara dua et. Dogrusu, senin duan, onlar icin 'bir sukunet ve huzurdur.' Allah isitendir, bilendir

    [104] Onlar bilmiyorlar mı ki, gercekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O'dur. Suphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen O'dur

    [105] De ki: "Yapıp-edin. Allah sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi) gorecektir. O'nun elcisi ve mu'minler de. Yakında gaybı ve musahede edilebileni Bilen'e donduruleceksiniz ve O, size yaptıklarınızı haber verecektir

    [106] Diger bir kısmı, Allah'ın emri icin ertelenmislerdir. O, bunları, ya azaplandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [107] Zarar vermek, inkarı (pekistirmek), mu'minlerin arasını ayırmak ve daha once Allah'a ve elcisine karsı savasanı gozlemek icin mescid edinenler ve: "Biz iyilikten baska bir sey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların suphesiz yalancı olduklarına sahidlik etmektedir

    [108] Sen bunun (boyle bir mescidin) icinde hicbir zaman durma. Daha ilk gununden takva temeli uzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diger islere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı icten-arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever

    [109] Binasının temelini, Allah korkusu ve hosnutlugu uzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini gocecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem atesi icine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluga hidayet vermez

    [110] Onların kalpleri parcalanmadıkca, kurdukları bina kalplerinde bir suphe olarak surup-gidecektir. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [111] Hic suphesiz Allah, mu'minlerden -karsılıgında onlara mutlaka cenneti vermek uzere- canlarını ve mallarını satın almıstır. Onlar Allah yolunda savasırlar, oldururler ve oldurulurler; (bu,) Tevrat'ta, Incil'de ve Kur'an'da O'nun uzerine gercek olan bir vaaddir. Allah'tan daha cok ahdine vefa gosterecek olan kimdir? Su halde yaptıgınız bu alıs-veristen dolayı sevinip-mujdelesiniz. Iste 'buyuk kurtulus ve mutluluk' budur

    [112] Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (Islam ugrunda) seyahat edenler, ruku edenler, secde edenler, iyiligi emredenler, kotulukten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (butun) mu'minleri mujdele

    [113] Kendilerine onların gercekten cılgın atesin arkadasları oldukları acıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- musrikler icin bagıslanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yarasmaz

    [114] Ibrahim'in babası icin bagıslanma dilemesi, yalnızca ona verdigi bir soz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gercekten Allah'a dusman oldugu acıklanınca ondan uzaklastı. Dogrusu Ibrahim, cok duygulu, yumusak huyluydu

    [115] Bir topluluga Allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları seyleri kendilerine acıklayıncaya kadar, onları sapıklıga surukleyecek degildir. Suphesiz Allah, herseyi bilendir

    [116] Gercek su ki, goklerin ve yerin mulku Allah'ındır; diriltir ve oldurur. Sizin Allah'tan baska veliniz ve yardımcınız yoktur

    [117] Andolsun Allah, Peygamberin, muhacirlerin ve ensarın uzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar -iclerinde bir bolumunun kalbi neredeyse kaymak uzereyken- ona gucluk saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Cunku O, onlara (karsı) cok sefkatlidir, cok esirgeyicidir

    [118] (Savastan) Geri bırakılan uc (kisiyi) de (bagısladı). Oyle ki, butun genisligine ragmen yeryuzu onlara dar gelmisti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmisti ve O'nun dısında (yine) Allah'tan baska bir sıgınacak olmadıgını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Suphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

    [119] Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve dogru (sadık)larla birlikte olun

    [120] Medine halkına ve cevresindeki bedevilere, Allah’ın elcisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakısmaz. Bu, gercekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir aclık' (cekmeleri), kafirleri 'kin ve ofkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve dusmana karsı bir basarı kazanmaları karsılıgında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmıs olması nedeniyledir. Suphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez

    [121] Kucuk, buyuk infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) astıkları her vadi, mutlaka Allah'ın yaptıklarının daha guzeliyle onlara karsılıgını vermesi icin, (bunlar) onlar adına yazılmıstır

    [122] Mu'minlerin tumunun one fırlayıp cıkmaları gerekmez. Oyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, cıktıgında (bir grup da), dinde derin bir kavrayıs edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri dondugunde onları uyarmak icin (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kacınıp-sakınırlar

    [123] Ey iman edenler, inkar edenlerden size en yakın olanlarla savasın; sizde 'bir guc ve caydırıcılık' gorsunler. Ve bilin ki gercekten Allah takva sahipleriyle beraberdir

    [124] Bir sure indirildiginde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıstır ve onlar mujdelesmektedirler

    [125] Kalplerinde hastalık olanların ise, igrencliklerine igrenclik (murdarlık) ekleyip-arttırmıs ve onlar kafir kimseler olarak olmuslerdir

    [126] Gormuyorlar mı ki, gercekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya carptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve ogut alıp (ders cıkarıp) dusunmuyorlar

    [127] Bir sure indirildiginde, bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse goruyor mu?" (der.) Sonra sırt cevirir giderler. Gercekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini cevirmistir

    [128] Andolsun size, icinizden sıkıntıya dusmeniz O’nun gucune giden, size pek duskun, mu'minlere sefkatli ve esirgeyici olan bir elci gelmistir

    [129] Eger onlar yuz cevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan baska Ilah yoktur. Ben O'na tevekkul ettim ve buyuk arsın Rabbi O'dur

    Yûnus

    Surah 10

    [1] Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir

    [2] Iclerinden bir adama: "Insanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri icin Rableri Katında 'gercek bir makam' oldugunu mujde ver" diye vahyetmemiz, insanlara sasırtıcı mı geldi? Inkar edenler: “Gercekten bu, acıkca bir buyucudur" dediler

    [3] Suphesiz sizin Rabbiniz, altı gunde gokleri ve yeri yaratan, sonra arsa istiva eden, isleri evirip-ceviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hic kimse sefaatci olamaz. Iste Rabbiniz olan Allah budur, oyleyse O'na kulluk edin. Yine de ogut alıp dusunmeyecek misiniz

    [4] Sizin tumunuzun donusu O'nadır. Allah'ın va'di bir gercektir. Iman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karsılık vermek icin yaratmayı baslatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. Inkar edenler ise, kufurleri dolayısıyla, onlar icin kaynar sudan bir icki ve acı bir azap vardır

    [5] Gunes’i bir aydınlık, Ay’ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz icin ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıstır. O, bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıklamaktadır

    [6] Gercekten, gece ile gunduzun art arda gelisinde ve Allah'ın goklerde ve yerde yarattıgı seylerde korkup-sakınan bir topluluk icin elbette ayetler vardır

    [7] Bizimle karsılasmayı ummayanlar, dunya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar

    [8] Iste bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri atestir

    [9] Iman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmıs cennetlere yoneltip-iletir (hidayet eder)

    [10] Oradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne Yucesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gercekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır

    [11] Eger Allah, onların hayra ulasmak icin carcabuk davrandıkları gibi, insanlara serri de cabuklastırsaydı, mutlaka ecellerine hukum verilirdi. Iste Bize kavusmayı ummayanları Biz boylece taskınlıkları icinde saskınca dolasır bir durumda bırakırız

    [12] Insana bir zarar dokundugunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını ustunden kaldırdıgımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hic cagırmamıs gibi doner-gider. Iste, olcuyu tasıranlara yapmakta oldukları boyle suslenmistir

    [13] Andolsun, sizden onceki nesilleri, resulleri kendilerine apacık deliller getirdigi halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları icin yıkıma ugrattık. Iste Biz, suclu-gunahkar olan bir toplulugu boyle cezalandırırız

    [14] Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gozlemek icin, onların ardından sizi yeryuzunde halifeler kıldık

    [15] Onlara ayetlerimiz apacık belgeler olarak okundugunda, Bizimle karsılasmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan baska bir Kur'an getir veya onu degistir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir ongormesi olarak degistirmem benim icin olacak sey degildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eger Rabbime isyan edersem, gercekten ben, buyuk gunun azabından korkarım

    [16] De ki: "Eger Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan once sizin icinizde bir omur surdum. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz

    [17] Allah'a karsı yalan uydurup iftira duzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Suphesiz O, suclu-gunahkarları kurtulusa erdirmez

    [18] Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak seylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah Katında bizim sefaatcilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, goklerde ve yerde bilmedigi bir sey mi haber veriyorsunuz? O, sizin sirk kostuklarınızdan uzak ve Yucedir

    [19] Insanlar, tek bir ummetten baska degildi; sonra anlasmazlıga dustuler. Eger Rabbinden gecmis (verilmis) bir soz olmasaydı, anlasmazlıga dustukleri sey konusunda mutlaka aralarında hukum verilmis olurdu

    [20] Bir de derler ki: "Rabbinden uzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

    [21] Insanlara, siddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurdugumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir duzen kurmak (bir entrika cevirmek) onlar icin (bir alıskanlık ve kotu bir edinim)dir. De ki: "Duzen kurmada (karsılık vermede) Allah daha hızlıdır. Suphesiz, Bizim elcilerimiz, sizin 'gelistirmekte oldugunuz duzenleri' yazmaktadırlar

    [22] Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Oyle ki siz gemide bulundugunuz zaman, onlar da guzel bir ruzgarla onu yuzdururlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona cılgınca bir ruzgar gelip catar ve her yandan dalgalar onları kusatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gercekten kusatıldıklarını sanmıslarken, dinde O'na 'gonulden katıksız baglılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye baslarlar: "Andolsun eger bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana sukredenlerden olacagız

    [23] Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryuzunde taskınlıga koyulurlar. Ey insanlar, sizin taskınlıgınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dunya hayatının gecici metaıdır. Sonra donusunuz Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber verecegiz

    [24] Dunya hayatının ornegi, ancak gokten indirdigimiz, onunla insanların ve hayvanların yedigi yeryuzunun bitkisi karısmıs olan bir su gibidir. Oyle ki yer, guzelligini takınıp suslendigi ve ahalisi gercekten ona guc yetirdiklerini sanmıslarken (iste tam bu sırada) gece veya gunduz ona emrimiz gelmistir de, dun sanki hicbir zenginligi yokmus gibi, onu kokunden bicilip atılmıs bir durumda kılmısız. Dusunen bir topluluk icin Biz ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [25] Allah barıs yurduna cagırır ve kimi dilerse dosdogru yola yoneltip-iletir

    [26] Guzellik yapanlara daha guzeli ve fazlası vardır. Onların yuzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, iste onlar cennetin halkıdırlar; orada suresiz kalacaklardır

    [27] Kotulukler kazanmıs olanlar ise; her bir kotulugun karsılıgı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hicbir koruyucu yok. Onların yuzleri, sanki bir karanlık gecenin parcalarına burunmus gibidir. Iste bunlar atesin halkıdırlar; orada suresiz kalacaklardır

    [28] O gun, onların tumunu birarada toplayacagız, sonra sirk katanlara: "Yerinizden ayrılmayınız; siz de, sirk kostuklarınız da" diyecegiz. Artık onların arasını acmısızdır. Sirk kostukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor degildiniz

    [29] Bizim ile sizin aranızda sahid olarak Allah yeter. Gercekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik

    [30] Iste orada, her nefis onceden yaptıklarıyla imtihana cekilmis olacak ve onlar asıl-gercek mevlaları olan Allah'a dondurulecekler. Yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklasacaklar

    [31] De ki: "Goklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gozlere malik olan kimdir? Diriyi oluden cıkaran ve oluyu diriden cıkaran kimdir? Ve isleri evirip-ceviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Oyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız

    [32] Iste bu, sizin gercek Rabbiniz olan Allah'tır. Oyleyse haktan sonra sapıklıktan baska ne var? Peki, nasıl hala cevriliyorsunuz

    [33] Boylece Rabbinin sozu o fasık kimseler uzerinde (soyle) gerceklesmistir ki: "Onlar suphesiz iman etmezler

    [34] De ki: "Sizin sirk kostuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" De ki: "Allah yaratmayı (ilkin) baslatır, sonra onu iade eder. Oyleyse nasıl cevriliyorsunuz

    [35] De ki: "Sizin sirk kostuklarınızdan hakka ulastırabilecek var mı?" De ki: "Hakka ulastıracak Allah'tır. Oyleyse, hakka ulastıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa dogru yola ulastırılmadıkca kendisi hidayete ulasmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hukmediyorsunuz

    [36] Onların cogunlugu zandan baskasına uymaz. Gercekten zan ise, haktan hicbir seyi saglayamaz. Suphesiz Allah, onların islemekte olduklarını bilendir

    [37] Bu Kur'an, Allah'tan baskası tarafından yalan olarak uydurulmus degildir. Ancak bu, onundekileri dogrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak acıklayandır. Bunda hic suphe yoktur, alemlerin Rabbindendir

    [38] Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eger gercekten dogru sozluyseniz Allah'tan baska cagırabildiklerinizi cagırın

    [39] Hayır, onlar ilmini kusatamadıkları ve kendilerine henuz yorumu gelmemis bir seyi yalanladılar. Onlardan oncekiler de boyle yalanlamıslardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca ugradıklarına bir bak

    [40] Onlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır. Rabbin bozgunculuk cıkaranları daha iyi bilir

    [41] Eger seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzagım

    [42] Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hic duymayan -sagırlara -ustelik hic akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın

    [43] Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kor olanları -ustelik basiretleri de yoksa- sen mi dogru yola ulastıracaksın

    [44] Suphesiz Allah, insanlara hicbir seyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar

    [45] Gunduzun bir saatinden baska sanki hic omur surmemisler gibi onları birarada toplayacagı gun, onlar birbirlerini tanımıs olacaklar. Allah'a kavusmayı yalanlayanlar gercekten husrana ugramıslardır. Onlar hidayete ermis (kimseler) degildi

    [46] Onlara vaadettigimiz (azabın) bir kısmını sana gosteririz veya senin hayatına son veririz (de gormen ahirete kalır.) Onların donusleri Bizedir, sonra Allah islediklerine sahiddir

    [47] Her ummetin bir resulu vardır. Onlara resulleri geldigi zaman, aralarında adaletle hukum verilir ve onlar zulme ugratılmazlar

    [48] Derler ki: "Eger dogru sozluyseniz, bu belirttiginiz sure (va'd) ne zamanmıs

    [49] De ki: "Allah'ın dilemesi dısında, kendim icin zarardan ve yarardan (hicbir seye) malik degilim. Her ummetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne one alınabilirler

    [50] De ki: "Dusundunuz mu hic, eger O'nun azabı size gece veya gunduz geliverirse, suclu-gunahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar

    [51] Gerceklestikten sonra mı O'na iman edeceksiniz? Hemen simdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz

    [52] Sonra o zulmetmekte olanlara: "Surekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dısında, bir baska seyle mi cezalandırılacaktınız

    [53] Bu bir gercek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, suphesiz gercektir ve sizler aciz bırakacak degilsiniz

    [54] Zulmeden her nefis, yeryuzundekilerin tumune sahip olsa bunu (azaba karsılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı gorunce pismanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlıga ugratılmadan aralarında adaletle hukmedilmistir

    [55] Haberin olsun, goktekilerin ve yerdekilerin tumu gercekten Allah'ındır. Haberin olsun; suphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların cogu bilmezler

    [56] O, diriltir ve oldurur. Ve O'na donduruleceksiniz

    [57] Ey insanlar, Rabbinizden size bir ogut, sinelerde olana bir sifa ve mu'minler icin bir hidayet ve rahmet geldi

    [58] De ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yıgmakta olduklarından hayırlıdır

    [59] De ki: "Allah'ın sizin icin indirdigi sizin bir kısmını haram ve helal kıldıgınız rızıktan, haber var mı? Soyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz

    [60] Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet gunu zanları nedir? Suphesiz Allah, insanlara karsı buyuk ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların cogu sukretmezler

    [61] Senin icinde oldugun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okudugun herhangi bir sey ve sizin islediginiz herhangi bir is yoktur ki, ona (iyice) daldıgınızda, Biz sizin uzerinizde sahidler durmus olmayalım. Yerde ve gokte zerre agırlıgınca hicbir sey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha kucugu de, daha buyugu de yoktur ki, apacık bir kitapta (kayıtlı) olmasın

    [62] Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar icin korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır

    [63] Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır

    [64] Mujde, dunya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sozleri icin degisiklik yoktur. Iste buyuk 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [65] Onların sozleri seni uzmesin. Suphesiz 'izzet ve gucun' tumu Allah'ındır. O, isitendir, bilendir

    [66] Haberiniz olsun; suphesiz goklerde kim var, yerde kim var tumu Allah'ındır. Allah'tan baskasına tapanlar bile, sirk kostukları varlıklara ve guclere (gercekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan soylemektedirler

    [67] O, dinlenmeniz icin geceyi, gunduzu de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin icin yaratmıstır. Suphesiz isitebilen bir topluluk icin bunda gercekten ayetler vardır

    [68] Allah cocuk edindi" dediler. O, (bundan) Yucedir; O, hicbir seye ihtiyacı olmayandır. Goklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna iliskin bir delil de yoktur. Allah'a karsı bilmeyeceginiz bir seyi mi soyluyorsunuz

    [69] De ki: "Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtulusa ermezler

    [70] (Onlar icin) Dunyada gecici bir meta (vardır). Sonra donusleri Bizedir; sonra da inkara sapısları dolayısıyla onlara siddetli azabı taddıracagız

    [71] Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demisti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eger size agır geliyorsa ben, suphesiz Allah'a tevekkul etmisim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacagınız isi karara baglayın da isiniz size ortulu kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hukmunuzu -bana sure tanımaksızın- verin

    [72] Eger yuz cevirecek olursanız, ben sizden bir karsılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ve ben, Muslumanlardan olmakla emrolundum

    [73] Fakat onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda bogduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca ugratıldıklarına bir bak

    [74] Sonra onun ardından kendi kavimlerine (baska) elciler gonderdik; onlara apacık belgeler getirmislerdi. Ama daha once onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. Iste Biz, haddi asanların kalplerini boyle muhurleriz

    [75] Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun onde gelen cevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gonderdik. Fakat onlar buyuklendiler. Onlar suclu-gunahkar bir kavimdi

    [76] Onlara Katımız'dan hak geldigi zaman, dediler ki: "Bu, kuskusuz apacık bir buyudur

    [77] Musa: "Size hak geldiginde (boyle) mi soylersiniz? Bu bir buyu mudur? Oysa buyuculer, kurtulusa ermezler" dedi

    [78] Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı uzerinde buldugumuz (yol)dan cevirmek ve yeryuzunde buyukluk sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak degiliz" dediler

    [79] Firavun: "Bana butun bilgin buyuculeri getirin" dedi

    [80] Buyuculer geldiginde Musa: "Atacagınız seyleri atın” dedi

    [81] Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiginiz buyudur. Dogrusu Allah onu gecersiz kılacaktır. Suphesiz Allah, bozgunculuk cıkaranların isini duzeltmez

    [82] Allah, suclu-gunahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerceklestirecektir

    [83] Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zurriyetinden (genclerinden) baska -Firavun ve onde gelen cevresinin kendilerini belalara carptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Cunku Firavun, gercekten yeryuzunde buyuklenen bir zorba ve gercekten olcuyu tasıranlardandı

    [84] Musa dedi ki: "Ey kavmim, eger siz Allah'a iman edip Musluman olmussanız artık yalnızca O'na tevekkul edin

    [85] Dediler ki: "Biz Allah'a tevekkul ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim icin bir fitne (konusu) kılma

    [86] Ve bizi, kafirler toplulugundan rahmetinle kurtar

    [87] Musa ve kardesine (soyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz icin evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye donuk) yerler yapın ve namazı dosdogru kılın. Mu'minleri de mujdele

    [88] Musa dedi ki: "Rabbimiz, suphesiz Sen, Firavun'a ve onde gelen cevresine dunya hayatında bir cekicilik (guc, ihtisam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları icin (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine gecir ve onların kalplerinin uzerini siddetle bagla; onlar acı azabı gorecekleri zamana kadar iman etmeyecekler

    [89] (Allah) Dedi ki: "Ikinizin duası kabul olundu. Oyleyse dosdogru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın

    [90] Biz, Israilogulları'nı denizden gecirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve dusmanlıkla peslerine dustu. Sular onu bogacak duzeye erisince (Firavun): "Israilogulları'nın kendisine inandıgı (Ilah'tan) baska Ilah olmadıgına inandım ve ben de Muslumanlardanım" dedi

    [91] Simdi, oyle mi? Oysa sen onceleri isyan etmistin ve bozgunculuk cıkaranlardandın

    [92] Bugun ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman icin seni yalnızca bedeninle kurtaracagız (herkese cesedini gosterecegiz). Gercekten insanlardan cogu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler

    [93] Andolsun, Biz Israilogulları’nı, hoslarına gidecek guzel bir yerde yerlestirdik ve temiz seylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlasmazlıga dusmediler. Suphesiz Rabbin, aralarında anlasmazlıga dustukleri sey konusunda kıyamet gunu hukum verecektir

    [94] Sana indirdigimizden eger kuskudaysan, senden once kitabı okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana gercek gelmistir, su halde kuskuya kapılanlardan olma

    [95] Ve Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa husrana ugrayanlardan olursun

    [96] Gercek su ki, Rabbinin kelimesi uzerlerinde hak olanlar, onlar inanmazlar

    [97] Onlara her ayet getirilse bile. Acı azabı gorunceye kadar

    [98] Ama (azap geldigi sırada) iman edip imanı kendisine yarar saglamıs -Yunus kavminin dısında- bir ulke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman dunya hayatında onlardan asagılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık

    [99] Eger Rabbin dileseydi, yeryuzundekilerin tumu, topluca iman ederdi. Oyleyse, onlar mu'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın

    [100] Allah'ın izni olmaksızın, hic kimse icin iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin uzerine igrenc bir pislik kılar

    [101] De ki: "Goklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." Iman etmeyen bir topluluga apacık ayetler ve uyarmalar bir sey saglamaz

    [102] Kendilerinden once gelip gecmislerin (baslarından gecen) gunlerin bir benzerinden baskasını mı bekliyorlar? De ki: "Bekleyedurun. Suphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

    [103] Sonra Biz, elcilerimizi ve iman edenleri boyle kurtarırız; mu'minleri kurtarmamız Bizim uzerimize bir haktır

    [104] De ki: "Ey insanlar, eger benim dinimden yana bir kusku icindeyseniz, ben, sizin Allah'tan baska ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan Allah'a ibadet ederim. Ben, mu'minlerden olmakla emrolundum

    [105] Ve: "Bir muvahhid (hanif) olarak yuzunu dine dogru yonelt ve sakın musriklerden olma

    [106] Allah'tan baska, sana yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. Eger sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gercekten zulmedenlerden olursun" (diye emrolundum)

    [107] Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O'ndan baska bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eger sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını geri cevirecek de yoktur. Kullarından diledigine bundan isabet ettirir. O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [108] De ki: "Ey insanlar, suphesiz size Rabbinizden hak gelmistir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi icin hidayet bulmustur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıstır. Ben sizin uzerinizde bir vekil degilim

    [109] Sana vahyolunana uy ve Allah hukmunu verinceye kadar sabret. O, hukmedenlerin en hayırlısıdır

    Hûd

    Surah 11

    [1] Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmıs, sonra hukum ve hikmet sahibi ve herseyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bolum bolum) acıklanmıs bir Kitap'tır (ki)

    [2] Oyle ki, Allah'tan baskasına ibadet etmeyin. Gercekten Ben, sizi O’nun tarafından uyaran ve mujdeleyenim

    [3] Ve Rabbinizden bagıslanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmus bir vakte kadar guzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eger yuz cevirirseniz gercekten Ben, sizin icin buyuk bir gunun azabından korkarım

    [4] Sizin donusunuz Allah'adır. O, herseye guc yetirendir

    [5] Haberiniz olsun; gercekten onlar, ondan gizlenmek icin goguslerini buker (Hak'tan kacınıp yan cizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, ortulerine burundukleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, acıga vurduklarını da bilir. Cunku O, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [6] Yeryuzunde hicbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerlesik) yerini de ve gecici bulundugu yeri de bilir. (Bunların) Tumu apacık bir kitapta (yazılı)dır

    [7] O'nun arsı su uzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi oldugunu denemek icin gokleri ve yeri altı gunde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gercekten siz, olumden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, acıkca bir buyuden baskası degildir" derler

    [8] Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluga (veya belirli bir sureye) kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan nedir?" derler. Haberiniz olsun; onlara bunun gelecegi gun, onlardan geri cevrilecek degildir ve alaya almakta oldukları sey de kendilerini cepecevre kusatacaktır

    [9] Andolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden cekip-alsak, kuskusuz o, (artık) umudunu kesmis bir nankordur

    [10] Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuskusuz; "Kotulukler benden gidiverdi" der. Cunku o, sımarıktır, boburlenendir

    [11] Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar baska. Iste, bagıslanma ve buyuk ecir bunlarındır

    [12] Simdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli degil miydi?" demeleri dolayısıyla gogsun daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herseye vekildir

    [13] Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz, yalan uzere uydurulmus olarak onun benzeri on sure getirin ve eger dogru sozluyseniz, Allah'tan baska cagırabildiklerinizi cagırın

    [14] Eger buna ragmen size cevab vermezlerse, artık biliniz ki, o, gercekten Allah'ın ilmiyle indirilmistir ve O'ndan baska Ilah yoktur. Oyleyse artık, siz Musluman mısınız

    [15] Kim dunya hayatını ve onun cekiciligini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam oderiz ve onlar bunda hicbir eksiklige ugratılmazlar

    [16] Iste bunların, ahirette kendileri icin atesten baskası yoktur. Onların onda (dunyada) butun isledikleri bosa cıkmıstır ve yapmakta oldukları seyler de gecersiz olmustur

    [17] Rabbinden apacık bir delil uzerinde bulunan, onu yine ondan bir sahid izleyen ve ondan once bir onder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı (kendisini dogrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? Iste onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ates ona vaadedilen yerdir. Oyleyse, bundan kuskuda olma, cunku o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların cogunlugu inanmazlar

    [18] Allah’a karsı yalan uydurup iftira duzenden daha zalim kimdir? Iste bunlar, Rablerine sunulacaklar ve sahidler: "Rablerine karsı yalan soyleyenler bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Allah'ın laneti zalimlerin uzerinedir

    [19] Bunlar Allah'ın yolundan engelleyenler ve onda carpıklık arayanlardır. Onlar, ahireti tanımayanlardır

    [20] Bunlar, yeryuzunde (Allah'ı) aciz bırakacak degildir ve bunların Allah'tan baska velileri yoktur. Azap onlar icin kat kat artırılır. Bunlar (hakkı) isitmeye guc yetirmezlerdi ve gormezlerdi de

    [21] Iste bunlar, kendilerini husrana ugratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (duzme tanrılar da) onlardan uzaklasıp-kaybolmuslardır

    [22] Hic suphesiz bunlar, ahirette en cok husrana ugrayanlardır

    [23] Iman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalpleri tatmin bulmus olarak baglananlar', iste bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda suresiz kalacaklardır

    [24] Bu iki grubun ornegi; kor ve sagır ile goren ve isiten gibidir. Ornekce bunlar esit olur mu? Yine de ogut alıp-dusunmeyecek misiniz

    [25] Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gonderdik. (Onlara:) "Ben sizin icin ancak apacık bir uyarıp-korkutucuyum

    [26] Allah'tan baskasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir gunun azabından korkarım" (dedi)

    [27] Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beserden baskası gormuyoruz; sana, sıg goruslu olan en asagılıklarımızdan baskasının uydugunu gormuyoruz ve sizin bize bir ustunlugunuzu de gormuyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi

    [28] Dedi ki: "Ey kavmim, gorusunuz nedir soyleyin? Eger ben Rabbimden apacık bir belge uzerinde isem ve Rabbim bana Kendi Katından bir rahmet vermis de (bu,) sizin gozlerinizden saklı tutulmussa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız

    [29] Ey Kavmim, ben sizden buna karsılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak degilim. Onlar gercekten Rablerine kavusacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim goruyorum

    [30] Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karsı) bana kim yardım edecek? Hic dusunmez misiniz

    [31] Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek oldugumu soylemiyorum ve gozlerinizin asagılık gorduklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gercekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir

    [32] Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle cekisip-durdun, bu cekismede ileri de gittin. Eger dogru soyluyorsan, bize vaadettigini getir (gorelim)

    [33] Dedi ki: "Eger dilerse, onu size Allah getirir ve siz (O'nu) aciz bırakacak degilsiniz

    [34] Eger Allah sizi azdırmayı dilemisse, ben size ogut vermek istesem de, ogudumun size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na donduruleceksiniz

    [35] Onlar: "Bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eger onu ben uydurduysam, gunahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suc olarak islemekte olduklarınızdan uzagım

    [36] Nuh'a vahyedildi: "Gercekten iman edenlerin dısında, kesin olarak kimse inanmayacak. Su halde onların islemekte olduklarından dolayı uzulme

    [37] Bizim gozetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda Bana hitapta bulunma. Cunku onlar suda- bogulacaklardır

    [38] Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her ugradıgında onunla alay ediyordu. O: "Eger bizimle alay ederseniz, alay ettiginiz gibi biz de sizlerle alay edecegiz" dedi

    [39] Artık, ilerde bileceksiniz. Asagılatıcı azap kime gelecek ve surekli azap kimin ustune cokecek

    [40] Sonunda emrimiz geldiginde ve tandır feveran ettigi zaman, dedik ki: "Her birinden ikiser cift (hayvan) ile aleyhlerinde soz gecmis olanlar dısında, aileni ve iman edenleri ona yukle." Zaten onunla birlikte cok azından baskası iman etmemisti

    [41] Dedi ki: "Ona binin. Onun yuzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Suphesiz, benim Rabbim bagıslayandır, esirgeyendir

    [42] (Gemi) Onlarla daglar gibi dalga(lar) icinde yuzuyorken Nuh, bir kenara cekilmis olan ogluna seslendi: "Ey oglum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma

    [43] (Oglu) Dedi ki: "Ben bir daga sıgınacagım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugun Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan baska bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, boylece o da bogulanlardan oldu

    [44] Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gok, sen de tut." Su cekildi, is bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dagı) ustunde durdu ve zalimler topluluguna da: "Uzak olsunlar" denildi

    [45] Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, suphesiz benim oglum ailemdendir ve Senin va'din de dogrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin

    [46] Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden degildir. Cunku o, salih olmayan bir is (yapmıstır). Oyleyse hakkında bilgin olmayan seyi Benden isteme. Gercekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana ogut veriyorum

    [47] Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan seyi Senden istemekten Sana sıgınırım. Ve eger beni bagıslamaz ve beni esirgemezsen, husrana ugrayanlardan olurum

    [48] Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ummetler uzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden tureyecek diger kafir) Ummetleri de yararlandıracagız, sonra onlara Bizden acı bir azap dokunacaktır

    [49] Bunlar: Sana vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan once bilmiyordun. Su halde sabret. Suphesiz (guzel olan) sonuc takva sahiplerinindir

    [50] Ad (halkına da) kardesleri Hud'u (gonderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan baska Ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) duzenlerden baskası degilsiniz

    [51] Ey kavmim, ben bunun karsılıgında sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim ucretim, beni yaratandan baskasına ait degildir. Akıl erdirmeyecek misiniz

    [52] Ey kavmim, Rabbinizden bagıslanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Ustunuze gokten saganak (yagmurlar, bol nimetler) yagdırsın ve gucunuze guc katsın. Suclu-gunahkarlar olarak yuz cevirmeyin

    [53] Ey Hud" dediler. "Sen bize apacık bir belge (mucize) ile gelmis degilsin ve biz de senin sozunle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de degiliz

    [54] Biz: 'Bazı ilahlarımız seni cok kotu carpmıstır' (demekten) baska bir sey soylemeyiz." Dedi ki: "Allah'ı sahid tutarım, siz de sahidler olun ki, gercekten ben, sizin sirk kostuklarınızdan uzagım

    [55] O'nun dısındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediginiz tuzagı kurun, sonra bana sure tanımayın

    [56] Ben gercekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkul ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemedigi hicbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdogru bir yol uzerinedir (dosdogru yolda olanı korumaktadır)

    [57] Buna ragmen yuz cevirirseniz, artık size kendisiyle gonderildigim seyi teblig ettim. Rabbim de sizden baska bir kavmi yerinize gecirir. Siz O'na hicbir seyle zarar veremezsiniz. Dogrusu benim Rabbim, herseyi gozetleyip-koruyandır

    [58] Emrimiz geldigi zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları siddetli-agır bir azaptan kurtardık

    [59] Iste Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elcilerine isyan ettiler ve her inatcı zorbanın emri ardınca yuruduler

    [60] Ve bu dunyada da, kıyamet gununde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gercekten Ad (halkı), Rablerine (karsı) inkar ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi)

    [61] Semud (halkına da) kardesleri Salih'i (gonderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan baska Ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda omur gecirenler kıldı. Oyleyse O'ndan bagıslanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Suphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir

    [62] Dediler ki: "Ey Salih, bundan once sen icimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptıgı seylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Dogrusu biz, senin bizi davet ettigin seyden kusku verici bir tereddut icindeyiz

    [63] Dedi ki: "Ey kavmim, gorusunuz nedir soyler misiniz? Eger ben Rabbimden apacık bir belge uzerindeysem ve bana Tarafından bir rahmet vermisse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a karsı bana kim yardım edecektir? Su halde kaybımı arttırmaktan baska bana (hicbir yarar) saglamayacaksınız

    [64] Ey kavmim, size iste bir ayet olarak Allah'ın devesi; onu serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona kotuluk (vermek niyeti)yle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıverir

    [65] Fakat onu oldurduler. (Salih) Dedi ki: "Yurdunuzda uc gun daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir

    [66] Emrimiz geldigi zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve O’nunla birlikte iman edenleri o gunun asagılatıcı azabından kurtardık. Dogrusu senin Rabbin, guclu olandır, Aziz olandır

    [67] O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizustu cokmus olarak sabahladılar

    [68] Sanki orada hic refah icinde yasamamıslar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gercekten Rablerine (karsı) inkar etmislerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi)

    [69] Andolsun, elcilerimiz Ibrahim'e mujde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmıs bir buzagı getirdi

    [70] Ellerinin ona uzanmadıgını gorunce (Ibrahim durumdan) hoslanmadı ve icine bir tur korku dustu. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gonderildik

    [71] Karısı ayaktaydı, bunun uzerine guldu. Biz ona Ishak'ı, Ishak'ın arkasından da Yakub'u mujdeledik

    [72] Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamıs bir kadın iken ve su kocam da bir ihtiyar iken doguracak mıyım? Gercekten bu, sasırtıcı bir sey

    [73] Dediler ki: "Allah'ın emrine mi sasıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin uzerinizdedir, ey ev halkı suphesiz O, ovulmeye layık olandır, Mecid'tir

    [74] Ibrahim'den korku gittigi ve ona mujde geldigi zaman, Lut kavmi konusunda Bizimle cekisip-tartısmalara giriyor(du)

    [75] Dogrusu Ibrahim, yumusak huylu, duygulu ve gonulden (Allah'a) yonelen biriydi

    [76] Ey Ibrahim, bundan vazgec. Cunku gercek su ki, Rabbinin emri gelmistir ve gercekten onlara geri cevrilmeyecek bir azap gelmistir

    [77] Elcilerimiz Lut'a geldigi zaman, onlardan dolayı kaygılandı, gogsunu bir sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gun" dedi

    [78] Kavmi ona dogru kosarak geldi; onlar daha onceden kotulukler islemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "Iste benim kızlarım, bunlar sizler icin daha temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim onunde kucuk dusurmeyin. Icinizde hic aklı basında olan (resid) bir adam yok mu

    [79] Dediler ki: "Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir seyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadıgını sen de bilmissindir. Bizim ne istedigimizi gercekte sen biliyorsun

    [80] Dedi ki: "Size yetecek gucum olsaydı veya saglam bir yere sıgınabilseydim

    [81] (Elciler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elcileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulasamazlar. Gecenin bir parcasında ailenle birlikte yuru (yola cık). Sakın, hicbiriniz donup arkasına bakmasın; fakat senin karın baska. Cunku onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın degil mi

    [82] Boylece emrimiz geldigi zaman, ustunu altına cevirdik ve uzerlerine balcıktan pisirilmis, istif edilmis taslar yagdırdık

    [83] Rabbinin Katında 'belli bir bicime sokulmus, damgalanmıs' olarak. Bunlar zalimlerden uzak degildir

    [84] Medyen (halkına da) kardesleri Suayb'ı (gonderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan baska Ilahınız yoktur. Olcuyu ve tartıyı eksik tutmayın; gercekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' icinde goruyorum. Dogrusu sizi cepecevre kusatacak olan bir gunun azabından korkuyorum

    [85] Ey kavmim, olcuyu ve tartıyı -adaleti gozeterek- tam tutun ve insanların esyasını degerden dusurup- eksiltmeyin ve yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [86] Eger mu'minseniz, Allah'ın bıraktıgı (helal islerden olan kazanc) sizin icin daha hayırlıdır. Ben, sizin uzerinizde bir gozetleyici degilim

    [87] Dediler ki: "Ey Suayb, atalarımızın taptıgı seyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda diledigimiz gibi davranmaktan vazgecmemizi senin namazın mı emrediyor? Cunku sen, gercekte yumusak huylu, aklı basında (resid bir adam)sın

    [88] Dedi ki: "Ey kavmim gorusunuz nedir soyler misiniz? Ya ben Rabbimden apacık bir belge uzerinde isem ve O da beni Kendisi'nden guzel bir rızık ile rızıklandırmıssa? Ben, size yasakladıgım seylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı dusmek istemiyorum. Benim istedigim, gucum oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim basarım ancak Allah iledir; O'na tevekkul ettim ve O'na icten yonelip-donerim

    [89] Ey kavmim, bana karsı gelisiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin baslarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. Ustelik Lut kavmi size pek uzak degil

    [90] Rabbinizden bagıslanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gercekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir

    [91] Ey Suayb" dediler. "Senin soylediklerinin cogunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'. Dogrusu biz seni icimizde zayıf biri goruyoruz. Eger yakın-cevren olmasaydı, gercekten seni tasa tutar-oldururduk. Sen bize karsı guclu ve ustun degilsin

    [92] Dedi ki: "Ey kavmim, sizce benim yakın-cevrem, Allah'tan daha mı ustundur ki, O'nu arkanızda-unutuluvermis (onemsiz) bir sey edindiniz. Suphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kusatandır

    [93] Ey kavmim, butun yapabileceginizi yapın; suphesiz, ben de yapacagım. Kime asagılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gozetleyip durun, ben de sizinle birlikte gozetleyecegim

    [94] Emrimiz geldigi zaman, tarafımızdan bir rahmetle Suayb'ı ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizustu cokmus olarak sabahladılar

    [95] Sanki orada hic refah icinde yasamamıslar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden oyle) bir uzaklık (verildi)

    [96] Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apacık olan bir delille gonderdik

    [97] Firavun'a ve onun onde gelen cevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuslardı. Oysa Firavun'un emri dogruya-goturucu (irsad edici) degildi

    [98] O, kıyamet gunu kavminin onderligine gecer, boylece onları atese goturmus olur. Sonunda vardıkları yer, ne kotu bir yerdir

    [99] Onlar, burda da, kıyamet gununde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bagıs, ne kotu bir bagıstır

    [100] Bunlar, sana dogru haber (kıssa) olarak aktardıgımız (gecmisteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmıs, (hala izleri var, kimi de) bicilmis ekin (gibi yerlebir edilmis, kalıntısı silinmis) dir

    [101] Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Boylece Rabbinin emri geldigi zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hicbir sey saglayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan baska bir ise yaramadı

    [102] Onlar, zulum islemektelerken, ulkeleri (veya nesilleri) yakaladıgı zaman... Rabbinin yakalaması iste boyledir. Gercekten O'nun yakalaması pek acı, pek siddetlidir

    [103] Ahiret azabından korkan icin bunda kesin ayetler vardır. O, butun insanların kendisinde toplanacagı bir gundur ve o, gozlemlenebilen bir gundur

    [104] Biz onu sayılı bir surenin (ecelin) dısında ertelemeyiz

    [105] (Kıyametin) Gelecegi gunde, O'nun izni olmaksızın, hic kimse soz soyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır

    [106] Mutsuz olanlar atestedirler, onlar icin orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır

    [107] Onlar, Rabbinin dilemesi dısında gokler ve yer surup gittikce, orada suresiz kalacaklardır. Cunku Rabbin, gercekten diledigini yapandır

    [108] Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dısında gokler ve yer surup gittikce, orada suresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır

    [109] Artık onların tapmakta oldukları seyler konusunda, sakın kuskuda olma. Daha onceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak boyle tapıyorlar. Suphesiz Biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara odeyecek olanlarız

    [110] Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlasmazlıga dusuldu. Eger Rabbinden bir soz gecmis (verilmis) olmasaydı, mutlaka aralarında hukum verilmis olacaktı. Gercekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kusku verici bir tereddut icindedirler

    [111] Suphesiz Rabbin, onlardan tumune yapıp ettiklerini(n karsılıgını) onlara tastamam odeyecektir. Cunku O, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır

    [112] Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolundugun gibi dosdogru davran. Ve azıtmayın. Cunku O, yaptıklarınızı gorendir

    [113] Zulmedenlere egilim gostermeyin, yoksa size ates dokunur. Sizin Allah'tan baska velileriniz yoktur, sonra yardım goremezsiniz

    [114] Gunduzun iki tarafında ve gecenin (gunduze) yakın saatlerinde namazı kıl. Suphesiz iyilikler, kotulukleri giderir. Bu, ogut alanlara bir oguttur

    [115] Ve sabret. Gercekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez

    [116] Sizden onceki nesillerden onlardan kurtardıgımızdan pek azı dısında yeryuzunde bozgunculugu onleyecek fazilet sahibi kisiler bulunmalı degil miydi? Zulmedenler ise, icinde bulundukları refahın pesine dustuler. Onlar, suclu-gunahkarlardı

    [117] Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ulkeleri zulum ile helak edecek degildi

    [118] Eger Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ummet kılardı. Oysa, onlar, anlasmazlıgı surdurmektedirler

    [119] Rabbinin rahmet ettikleri dısında. Onları bunun icin yarattı. Boylece Rabbinin (su) sozu tamamlanıp gerceklesmistir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tumuyle dolduracagım

    [120] Sana elcilerin haberlerinden -kalbini saglamlastıracak- dogru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mu'minlere bir ogut ve uyarı gelmistir

    [121] Iman etmeyenlere de ki: "Yapabileceginizi yapın; elbette biz de yapacagız

    [122] Ve gozleyip durun; gercekten biz de gozleyip duruyoruz

    [123] Goklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, butun isler O'na dondurulur; oyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkul edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz degildir

    Yûsuf

    Surah 12

    [1] Elif, Lam, Ra. Bunlar, apacık Kitab'ın ayetleridir

    [2] Gercekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapca bir Kur'an olarak indirdik

    [3] Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en guzel kıssaları gercek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha once, bundan haberi olmayanlardandın

    [4] Hani Yusuf babasına: "Babacıgım, gercekten ben (ruyamda) on bir yıldız, Gunes'i ve Ay'ı gordum; bana secde etmektelerken gordum" demisti

    [5] (Babası) Demisti ki: "Oglum, ruyanı kardeslerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Cunku seytan, insan icin apacık bir dusmandır

    [6] Boylece Rabbin seni seckin kılacak, sozlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana ogretecek ve daha once ataların Ibrahim ve Ishak'a (nimetini) tamamladıgı gibi senin ve Yakub ailesinin uzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [7] Andolsun, Yusuf ve kardeslerinde soranlar icin ayetler (ibretler) vardır

    [8] Onlar soyle demisti: "Yusuf ve kardesi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekistiren bir topluluguz. Gercekte babamız, acıkca bir saskınlık icindedir

    [9] Oldurun Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yuzu yalnızca size (donuk) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz

    [10] Iclerinden bir sozcu dedi ki: "Eger (mutlaka bir sey) yapacaksanız, oldurmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın

    [11] (Bu karara vardıktan sonra) "Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karsı bize guvenmiyorsun? Oysa gercekte biz, onun iyiligini isteyenleriz

    [12] Sen onu yarın bizimle gonder, gonlunce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup-gozetiriz

    [13] Dedi ki: "Sizin onu goturmeniz gercekten beni uzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum

    [14] Dediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda suphesiz kayba ugrayan (aciz) kimseler oluruz

    [15] Nitekim onu goturdukleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (soyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında degilken bu yaptıklarını haber vereceksin

    [16] Aksam ustu babalarına aglar vaziyette geldiler

    [17] Dediler ki: "Ey Babamız, gercek su ki, biz gittik, yarısıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya esyamızın) yanında bırakmıstık. Fakat onu kurt yemis. Ne var ki biz dogruyu soylesek bile sen bize inanacak degilsin

    [18] Ve uzerine yalandan kan (surulmus) olan gomlegini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (boyle) bir ise suruklemis. Bundan sonra (bana dusen) guzel bir sabırdır. Sizin bu duzup-uydurduklarınıza karsı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır

    [19] Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak icin) gonderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey mujde... Bu bir cocuk." dedi. Ve onu (kuyudan cıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi

    [20] Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkac) dirheme sattılar. Onu pek onemsemediler

    [21] Onu satın alan bir Mısırlı (aziz,) karısına: "Onun yerini ustun tut (ona guzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Boylelikle Biz, Yusuf'u yeryuzunde (Mısır'da) yerlesik kıldık. Ona sozlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) ogrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların cogu bilmezler

    [22] Erginlik cagına erisince, kendisine hukum ve ilim verdik. Iste Biz, iyilik yapanları boyle odullendiririz

    [23] Evinde kalmakta oldugu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "Isteklerim senin icindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sıgınırım. Cunku o benim Efendimdir, yerimi guzel tutmustur. Gercek su ki, zalimler kurtulusa ermez

    [24] Andolsun kadın onu arzulamıstı, -eger Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını gormeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıstı. Boylelikle Biz ondan kotulugu ve fuhsu geri cevirmek icin (ona delil gonderdik). Cunku o, muhlis kullarımızdandı

    [25] Kapıya dogru ikisi de kostular. Kadın onun gomlegini arkadan cekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karsılastılar. Kadın dedi ki: "Ailene kotuluk isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan baska cezası ne olabilir

    [26] (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir sahid sahitlik etti: "Eger onun gomlegi on taraftan yırtılmıssa bu durumda kadın dogruyu soylemistir, kendisi ise yalan soyleyenlerdendir

    [27] Yok eger onun gomlegi arkadan cekilip-yırtılmıssa, bu durumda kadın yalan soylemistir ve kendisi dogruyu soyleyenlerdendir

    [28] Onun gomleginin arkadan cekilip-yırtıldıgını gordugu zaman (kocası): "Dogrusu, bu sizin duzeninizden (biri)dir. Gercekten sizin duzeniniz buyuktur" dedi

    [29] Yusuf, sen bundan yuz cevir. Sen de (kadın) gunahın dolayısıyla bagıslanma dile. Dogrusu sen gunahkarlardan oldun

    [30] Sehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi usagının nefsinden murad almak istiyormus. Oyle ki sevgi onun bagrına sinmis. Biz dogrusu onu acıkca bir sapıklık icinde goruyoruz." dedi

    [31] (Kadın) Onların duzenlerini isitince, onlara (bir davetci) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (onlerindeki meyveleri soymaları icin) bıcak verdi. (Yusuf'a da:) "Cık, onlara (gorun)" dedi. Boylece onlar onu (olaganustu guzellikte) gorunce (insanustu bir varlıkmıs gibi gozlerinde) buyuttuler, (saskınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beser degildir. Bu, ancak ustun bir melektir" dediler

    [32] Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadıgınız iste budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eger o kendisine emrettigimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette kucuk dusurulenlerden olacak

    [33] (Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine cagırdıkları seyden bana daha sevimlidir. Kurdukları duzeni benden uzaklastırmazsan, onlara (korkarım) egilim gosterir, (boylece) cahillerden olurum

    [34] Boylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli duzenlerini kendisinden uzaklastırdı. Cunku O, isitendir, bilendir

    [35] Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine iliskin) delilleri gormelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (gorusu)agır bastı

    [36] Onunla birlikte iki genc de zindana girmisti. Biri: "Ben (ruyamda) kendimi sarap sıkıyorken gordum." dedi. Oburu: "Ben de kendimi basımın ustunde ekmek tasıyorken gordum; kus da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Dogrusu biz seni, iyilik yapanlardan gormekteyiz

    [37] Dedi ki: "Size rızıklanacagınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden once onun ne oldugunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana ogrettiklerindendir. Dogrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir toplulugun dinini terk ettim

    [38] Atalarım Ibrahim'in, Ishak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hicbir seyle sirk kosmamız bizim icin olacak sey degil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lutuf ve ihsanındandır, ancak insanların cogu sukretmezler

    [39] Ey zindan arkadaslarım, birbirinden ayrı (bir suru) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı

    [40] Sizin Allah'tan baska taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hicbir delil indirmedigi, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan baskası degildir. Hukum, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden baskasına kulluk etmemenizi emretmistir. Dosdogru olan din iste budur, ancak insanların cogu bilmezler

    [41] Ey zindan arkadaslarım, ikinizden biri efendisine sarap icirecek, digeri ise asılacak, kus onun basından yiyecek. Iste hakkında fetva istemekte oldugunuz is (artık) olup bitmistir

    [42] Ikisinden kurtulacagını sandıgı kisiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat seytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, boylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı

    [43] Hukumdar: "Ben (ruyamda) yedi besili inek goruyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yesil basak ve digerleri ise kupkuru. Ey onde gelen (kahin-bilginler,) eger ruya yorumluyorsanız benim bu ruyamı cozuverin" dedi

    [44] Dediler ki: "(Bunlar) Karmakarısık duslerdir. Biz boyle duslerin yorumunu bilenler degiliz

    [45] O iki kisiden kurtulmus olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gonderin" dedi

    [46] (Zindana gidip:) "Yusuf, ey dogru (sozlu insan).. Yedi besili inegi yedi zayıf (inegin) yedigi ve yedi yesil basakla digerleri kuru olan (ruya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin soylediklerinle) donerim, belki onlar (bunun anlamını) ogrenmis olurlar

    [47] Dedi ki: "Siz yedi yıl, onceleri (ektiginiz) gibi ekin ekin, yediginizin az bir kısmı dısında (kalanını) bictiklerinizi basagında bırakın

    [48] Sonra bunun arkasından (kuraklıgı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladıgınız az bir miktar dısında, daha once biriktirdiginizi yiyip bitirecektir

    [49] Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yagmura kavusturulacak ve onda sıkıp-sagacaklar

    [50] Hukumdar dedi ki: "Onu bana getirin." Ona elci geldiginde (Yusuf:) "Efendine (Rabbine) don de ona sor: "Ellerini kesen o kadınların durumu neydi? Dogrusu benim Rabbim, onların hileli duzenlerini gercekten bilendir

    [51] (Hukumdar topladıgı o kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediginizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah icin, hasa" dediler. "Biz ondan hicbir kotuluk gormedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "Iste su anda gercek orta yere cıktı; onun nefsinden ben murad almak istemistim. O ise gercekten dogruyu soyleyenlerdendir

    [52] (Yusuf aracıya sunu soyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yoklugunda gercekten kendisine ihanet etmedigimi ve gercekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-duzenlerini basarıya ulastırmadıgını kendisinin de bilip ogrenmesi icindi

    [53] (Yine de) Ben nefsimi temize cıkaramam. Cunku gercekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgedigi dısında- var gucuyle kotulugu emredendir. Suphesiz, benim Rabbim, bagıslayandır, esirgeyendir

    [54] Hukumdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime baglı kılayım." Onunla konustugunda da (soyle) dedi: "Sen bugun bizim yanımızda (artık) onemli bir yer sahibisin, guvenilir (bir danısman-yonetici)sin

    [55] (Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ulkenin) hazineleri uzerinde (bir yonetici) kıl. Cunku ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yonetim islerini de) bilenim

    [56] Iste boylece Biz yeryuzunde Yusuf'a guc ve imkan (iktidar) verdik. Oyle ki, orada (Mısır'da) diledigi yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba ugratmayız

    [57] Ahiretin karsılıgı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar icin daha hayırlıdır

    [58] (Kuraklık baslayınca) Yusuf'un kardesleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı

    [59] Onların erzak yuklerini hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardesinizi getirin. Gormuyor musunuz, ben olcuyu tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım

    [60] Eger onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin icin bir olcek (erzak) yoktur ve bana da yaklasmayın

    [61] Dediler ki: "Onu babasından istemeye calısacagız ve herhalde biz bunu yapabilecegiz

    [62] Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yuklerinin icine koyun. Ihtimal ki ailelerine donduklerinde bunun farkına varırlar da belki geri donerler

    [63] Boylelikle babalarına dondukleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, olcek bizden engellendi. Bu durumda kardesimizi bizimle gonder de erzagı alalım. Onu mutlaka koruyacagız

    [64] Dedi ki: "Daha once kardesi konusunda size guvendigimden baska (bir sekilde) onun hakkında size guvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir

    [65] Erzak yuklerini acıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmis oldugunu gorduklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, iste sermayemiz bize geri verilmis; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardesimizi koruruz ve bir deve yukunu de ilave ederiz. Bu (aldıgımız) az bir olcektir

    [66] Bana etrafınızın cepecevre kusatılması dısında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceginize dair Allah adına kesin bir soz verinceye kadar, onu sizinle asla gonderemem." dedi. Boylelikle ona kesin bir soz verince dedi ki: "Allah, soylediklerimize vekildir

    [67] Ve dedi ki: "Ey cocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hicbir seyi saglayamam (gideremem). Hukum yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkul ettim. Tevekkul edenler de yalnızca O'na tevekkul etmelidirler

    [68] Babalarının kendilerine emrettigi yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dilegi acıga cıkarması dısında- onlara Allah'tan gelecek olan hicbir seyi (gidermeyi) saglamadı. Gercekten o, kendisine ogrettigimiz icin bir ilim sahibiydi. Ancak insanların cogu bilmezler

    [69] Yusuf'un yanına girdikleri zaman, o, kardesini bagrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gercekten kardesinim. Artık onların yaptıklarına uzulme

    [70] Erzak yuklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardesinin yuku icine bıraktı, sonra bir munadi (soyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gercekten hırsızsınız

    [71] Onlara dogru yonelerek: "Neyi kaybettiniz?" dediler

    [72] Dediler ki: "Hukumdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armagan olarak) bir deve yuku vardır. Ben de buna kefilim

    [73] Allah adına, hayret" dediler. "Siz de bilmissiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk cıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız degiliz

    [74] Oyleyse" dediler. "Eger yalan soyluyorsanız (bunun) cezası nedir

    [75] Dediler ki: "Bunun cezası, (su tası) yukunde bulunanın kendisidir. Iste biz zulmedenleri boyle cezalandırırız

    [76] Boylece (Yusuf) kardesinin kabından once onların kablarını (yoklamaya) basladı, sonra onu kardesinin kabından cıkardı. Iste Biz Yusuf icin boyle bir plan duzenledik. (Yoksa) Hukumdarın dininde (yururlukteki kanuna gore) kardesini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi baska. Biz diledigimizi derecelerle yukseltiriz. Ve her bilgi sahibinin ustunde daha iyi bir bilen vardır

    [77] Dediler ki: "Sayet calmıs bulunuyorsa, bundan once onun kardesi de calmıstı." Yusuf bunu kendi icinde saklı tuttu ve bunu onlara acıklamadı (ve icinden): "Siz daha kotu bir konumdasınız" dedi. "Sizin duzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir

    [78] Dediler ki: "Ey Vezir, gercek su ki, bunun yaslı (ve) buyuk bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Dogrusu biz, seni iyilik yapanlardan gormekteyiz

    [79] Dedi ki: "Esyamızı kendisinde buldugumuzun dısında, birisini alıkoymamızdan Allah'a sıgınırız. Yoksa bu durumda kuskusuz biz zalim oluruz

    [80] Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında gorusmek uzere bir yana cekildiler. Onların buyukleri dedi ki: "Babanızın size karsı Allah adına kesin bir soz aldıgını ve daha once Yusuf konusunda yaptıgımız asırılıgı (isledigimiz sucu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan boyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya Allah bana iliskin hukum verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. O, hukum verenlerin en hayırlısıdır

    [81] Donun babanıza ve deyin ki: '-Ey babamız, senin oglun gercekten hırsızlık etti. Biz, bildigimizden baskasına sahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları degiliz

    [82] Icinde (yasamakta) oldugumuz sehre sor, hem kendisinde geldigimiz kervana da. Biz gercekten dogruyu soyleyenleriz

    [83] (Sehre donup durumu babalarına aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (boyle) bir ise suruklemis. Bundan sonra (bana dusen) guzel bir sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tumunu bana getirir. Cunku O, bilenin, hukum ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir

    [84] Ve onlardan yuz(unu) cevirdi ve: "Ey Yusuf'a karsı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gozleri uzuntusunden (agardıkca) agardı. Ki yutkundukca yutkunuyordu

    [85] Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake ugrayanlardan olacaksın

    [86] Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve uzuntumu yalnızca Allah'a sikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediginizi de biliyorum

    [87] Ogullarım, gidin de Yusuf ile kardesinden (duyarlı bir arastırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Cunku kafirler toplulugundan baskası Allah'ın rahmetinden umut kesmez

    [88] Boylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize siddetli bir darlık dokundu; onemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) olcegi tam olarak ver ve bize ilave bir bagısta bulun. Suphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karsılıgını verir

    [89] (Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardesine neler yaptıgınızı biliyor musunuz

    [90] Sen gercekten Yusuf musun, sensin oyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardesimdir. Dogrusu Allah bize lutufta bulundu. Gercek su ki, kim sakınır ve sabrederse, suphesiz Allah, iyilikte bulunanların karsılıgını bosa cıkarmaz

    [91] Dediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gercekten bize karsı tercih edip-secmistir ve biz de gercekten hataya dusenler idik

    [92] Dedi ki: "Bugun size karsı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bagıslasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir

    [93] Bu gomlegimle gidin de, babamın yuzune surun. Gozu (yine) gorur hale gelir. Butun ailenizi de bana getirin

    [94] Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya basladıgı zaman, babaları dedi ki: "Eger beni bunamıs saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tuter) buluyorum

    [95] Allah adına, hayret" dediler. "Sen hala gecmisteki yanlıslıgındasın

    [96] Mujdeci gelip de onu (gomlegi) onun yuzune surdugu zaman, gozu gorur olarak (saglıgına) donuverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediginizi Allah'tan gercekten biliyorum demedim mi

    [97] (Cocukları da:) "Ey babamız, bizim icin gunahlarımızın bagıslanmasını dile. Biz gercekten hataya dusenler idik" dediler

    [98] Ilerde sizin icin Rabbimden bagıslanma dilerim. Cunku O, bagıslayandır, esirgeyendir" dedi

    [99] Boylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bagrına bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a guvenlik icinde giriniz

    [100] Babasını ve annesini tahta cıkarıp oturttu; onun icin secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha onceki ruyamın yorumudur. Dogrusu Rabbim onu gercek kıldı. Bana iyilik etti, cunku beni zindandan cıkardı. Seytan benimle kardeslerimin arasını actıktan sonra, (O,) colden sizi getirdi. Suphesiz benim Rabbim, diledigini pek ince duzenleyip tedbir edendi. Gercekten bilen, hukum ve hikmet sahibi O'dur

    [101] Rabbim, Sen bana mulkten (bir pay ve onu yonetme imkanını) verdin, sozlerin yorumundan (bir bilgi) ogrettin. Goklerin ve yerin Yaratıcısı, dunyada ve ahirette benim velim Sensin. Musluman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat

    [102] Bu, sana (ey Muhammed) vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardesleri) o hileli-duzeni kurarlarken, yapacakları ise topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında degildin

    [103] Sen siddetle arzu etsen bile, insanların cogu iman edecek degildir

    [104] Oysa ki sen buna karsı onlardan bir ucret de istemiyorsun. O, alemler icin yalnızca bir 'ogut ve hatırlatmadır

    [105] Goklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, uzerinden gecerler de, ona sırtlarını donup giderler

    [106] Onların cogu Allah'a iman etmezler de ancak sirk katıp-dururlar

    [107] Simdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir burumenin gelivermesinden veya onların hic haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini guvende mi buldular

    [108] De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret uzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben musriklerden degilim

    [109] Biz senden once, sehirler halkına kendilerine vahyettigimiz kimseler dısında (baskalarını elci olarak) gondermedik. Hic yeryuzunde dolasmıyorlar mı, ki kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gormus olsunlar? Korkup-sakınanlar icin ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz

    [110] Oyle ki elciler, umutlarını kesip de, artık onların gercekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmistir; Biz kimi dilersek o kurtulmustur. Suclu-gunahkarlar toplulugundan zorlu azabımız kesin olarak geri cevrilmeyecektir

    [111] Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri icin ibretler vardır. (Bu Kur'an) duzup uydurulacak bir soz degildir, ancak kendinden oncekilerin dogrulayıcısı, herseyin 'cesitli bicimlerde acıklaması' ve iman edecek bir topluluk icin bir hidayet ve rahmettir

    Ra'd

    Surah 13

    [1] Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların cogu iman etmezler

    [2] Allah O'dur ki, gokleri dayanak olmaksızın yukseltti; onları gormektesiniz. Sonra arsa istiva etti ve gunes ile aya boyun egdirdi, her biri adı konulmus bir sureye kadar akıp gitmektedirler. Her isi evirip duzenler, ayetleri birer birer acıklar. Umulur ki, Rabbinize kavusacagınıza kesin bilgiyle inanırsınız

    [3] Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-daglar ve ırmaklar kılandır. Orada urunlerin her birinden ikiser cift yaratmıstır; geceyi gunduze burumektedir. Suphesiz bunlarda dusunen bir topluluk icin gercekten ayetler vardır

    [4] Yeryuzunde birbirine yakın komsu kıtalar vardır; uzum bagları, ekinler, catallı ve catalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama urunlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına ustun kılıyoruz. Suphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk icin gercekten ayetler vardır

    [5] Eger sasıracaksan, asıl saskınlık konusu onların soyle soylemeleridir: "Biz toprak iken mi, gercekten biz mi yeniden yaratılacagız?" Iste onlar Rablerine karsı inkara sapanlar, iste onlar boyunlarına (atesten) halkalar gecirilenler ve iste onlar -icinde ebedi kalacakları- atesin arkadasları olanlardır

    [6] Onlar, iyilikten once kotulugu cabuklastırmak istiyorlar; oysa onlardan once nice ornekler gelip-gecmistir. Ve suphesiz, senin Rabbin, zulumlerine karsılık insanlar icin bagıslama sahibidir ve suphesiz senin Rabbin, cezası cok siddetli olandır

    [7] Inkar edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk icin bir hidayet onderisin

    [8] Allah, her disinin neyi yuklendigini (neye hamile kaldıgını) ve dol yataklarının neyi eksiltip neyi ekledigini bilir. O'nun Katında hersey bir miktar (olcu) iledir

    [9] O, gaybı da, musahede edileni de bilendir. Pek buyuktur, Yucedir

    [10] Sizden sozu saklı tutan da, onu acıga vuran da, geceleyin gizlenen de ve gunduzun ortaklıkta gezen de (O'nun Katında bilme bakımından) birdir

    [11] O'nun (insanın) onunden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gozetip-korumaktadırlar. Gercekten Allah, kendi nefis (oz)lerinde olanı degistirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı degistirip-bozmaz. Allah bir topluluga kotuluk istedi mi, artık onu geri cevirmeye hicbir (bicimde imkan) yoktur; onlar icin O'ndan baska bir veli yoktur

    [12] O size simsegi korku ve umut olarak gosteren, (yagmur yuklu) agırlasmıs bulutları (insa edip) ortaya cıkarandır

    [13] Gok gurultusu O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gonderip bununla diledigine carpar; onlar ise Allah hakkında cekisip-tartısırlar. O, gucu (ve cezası) pek cetin olandır

    [14] Hak olan cagrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların Allah'tan baska cagırdıkları ise, onlara hicbir seyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca, agzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın bosuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Inkar edenlerin duası, sapıklık icinde olmaktan baskası degildir

    [15] Goklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah aksam golgeleri de (O'na secde eder)

    [16] De ki: "Goklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Oyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da saglamaya guc yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hic gormeyen (a'ma) ile goren (basiret sahibi) esit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur esit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzesti? De ki: "Allah, herseyin Yaratıcısı'dır ve O, tektir, kahredici olandır

    [17] (Allah) Gokten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca caglayıp aktı. Sel de yuze vuran bir kopuk yuklendi. Bir sus veya bir meta saglamak icin ateste uzerine yakıp-erittikleri seyler (madenler)de de bunun gibi bir kopuk (artık) vardır. Iste Allah, hak ile batıla boyle ornekler verir. Kopuge gelince, o atılır gider, insanlara yarar saglayacak sey ise, yeryuzunde kalır. Iste Allah ornekleri boyle vermektedir

    [18] Rablerine icabet edenlere daha guzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryuzundekilerin tumu ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak icin) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kotusu onlar icindir. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kotu bir yaratıktır o

    [19] Peki, sana Rabbinden indirilenin gercekten hak oldugunu bilen kisi, o gormeyen (a'ma) gibi midir? Ancak temiz akıl sahipleri ogut alıp-dusunebilirler

    [20] Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sozu (misakı) bozmazlar

    [21] Ve onlar Allah'ın ulastırılmasını emrettigi seyi ulastırırlar. Rablerinden icleri saygı ile titrer, kotu hesaptan korkarlar

    [22] Ve onlar-Rablerinin yuzunu (hosnutlugunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdogru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve acık infak ederler ve kotulugu iyilikle savarlar. Iste onlar, bu yurdun (dunyanın guzel) sonucu (ahiret mutlulugu) onlar icindir

    [23] Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eslerinden ve soylarından 'salih davranıslarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (soyle derler)

    [24] Sabrettiginize karsılık selam size. (Dunya) Yurdun(un) sonu ne guzel

    [25] Allah'a verdikleri sozu, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulastırılmasını emrettigi seyi kesip-koparanlar ve yeryuzunde bozgunculuk cıkaranlar; iste onlar, lanet onlar icindir ve yurdun kotu olanı da onlar icindir

    [26] Allah diledigine rızkı genisletir-yayar ve daraltır da. Onlar ise dunya hayatına sevindiler. Oysaki dunya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında gecici) bir meta'dan baskası degildir

    [27] Inkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Suphesiz Allah, diledigini sasırtıp-saptırır, Kendisi'ne katıksızca yoneleni de dosdogru yola yoneltip-iletir

    [28] Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur

    [29] Iman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin guzel olanı (onlarındır)

    [30] Boylece Biz seni, kendisinden once nice ummetler gelip-gecmis olan bir ummete (elci olarak) gonderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman'a nankorluk ediyorlar. De ki: "O, benim Rabbimdir, O'ndan baska Ilah yoktur. Ben O'na tevekkul ettim ve son donus O'nadır

    [31] Eger kendisiyle dagların yurutuldugu, yerin parcalandıgı veya olulerin konusturuldugu bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin tumu Allah'ındır. Iman edenler hala anlamadılar mı ki, eger Allah dilemis olsaydı, insanların tumunu hidayete erdirmis olurdu. Inkar edenler, Allah'ın va’di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya baslarına cetin bir bela catacak veya yurtlarının yakınına inecek. Suphesiz Allah, verdigi sozden donmez. (Veya miadını sasırmaz)

    [32] Andolsun, senden onceki elcilerle de alay edildi, bunun uzerine Ben de o inkara sapanlara bir sure tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. Iste nasıldı sonuclandırma

    [33] Her nefsin butun kazandıkları uzerinde gozetici olana mı (bas kaldırılır?) Onlar Allah'a ortaklar kostular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım). Yoksa siz yeryuzunde bilmeyecegi bir seyi O'na haber mi veriyorsunuz? Yoksa sozun zahirine (veya bos ve suslu olanına)mi (kanıyorsunuz)? Hayır, inkar edenlere kendi hileli-duzenleri suslu-cekici gosterilmistir ve onlar (dogru) yoldan alıkonulmuslardır. Allah, kimi saptırırsa, artık onun icin hicbir yol gosterici yoktur

    [34] Dunya hayatında onlar icin bir azap vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. Onları Allah'tan (kurtaracak) hicbir koruyucu da yoktur

    [35] Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemisleri ve golgelikleri sureklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise atestir

    [36] Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Muslumanların aleyhinde birlesen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak kosmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim ve son donusum O'nadır

    [37] Iste boylece Biz onu (Kur'an'ı) Arapca bir hukum olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin icin Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır

    [38] Andolsun, senden once de elciler gonderdik, onlara esler ve cocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hic)bir elciye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak is degildi. Her ecel (tespit edilmis sure) icin bir kitap (yazı, hukum, son) vardır

    [39] Allah, diledigini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır

    [40] Onlara (azap olarak) va'dettiklerimizden bir kısmını sana gostersek de, senin hayatına son versek de, sana dusen yalnızca tebligdir ve hesap da Bize aittir

    [41] Onlar gormuyorlar mı ki, gercekten Biz arza geliyor ve onu cevresinden eksiltiyoruz. Allah hukum verir. O'nun hukmunun pesine dusecek yoktur. Ve O, hesabı pek cabuk gorendir

    [42] Onlardan oncekiler de hileli-duzenler kurmuslardı; fakat duzen kuruculugun (tedbirlerin, karsılık vermelerin) tumu Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandıgını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir

    [43] O inkar edenler soyle derler: "Sen gonderilmis (Allah'ın bir elcisi) degilsin." De ki: "Benimle sizin aranızda sahid olarak Allah yeter ve yanlarında kitabın ilmi bulunanlar da (bu gercegi bilir)

    İbrâhîm

    Surah 14

    [1] Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O guclu ve ovguye layık olanın yoluna cıkarman icin sana indirdik

    [2] O Allah ki, goklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Siddetli azap dolayısıyla vay inkar edenlere

    [3] Onlar, dunya hayatını ahirete tercih ederler. Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu carpıtmak isterler (veya onda carpıklık ararlar). Iste onlar, uzak bir sapıklık icindedirler

    [4] Biz hicbir elciyi, kendi kavminin dilinden baskasıyla gondermedik ki, onlara apacık anlatsın. Boylece Allah, diledigini sasırtıp saptırır, diledigini hidayete erdirir. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [5] Andolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura cıkar ve onlara Allah'ın gunlerini hatırlat" diye ayetlerimizle gondermistik. Suphesiz bunda cokca sabreden ve sukreden herkes icin gercekten ayetler vardır

    [6] Hani Musa kavmine soyle demisti: "Allah'ın uzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıstı, onlar sizi en dayanılmaz iskencelere ugratıyor, kadınlarınızı sag bırakıp erkek cocuklarınızı bogazlıyorlardı. Bunda sizin icin Rabbinizden buyuk bir sınav vardır

    [7] Rabbiniz soyle buyurmustu: “Andolsun, eger sukrederseniz gercekten size artırırım ve andolsun, eger nankorluk ederseniz, suphesiz, Benim azabım pek siddetlidir

    [8] Musa demisti ki: "Eger siz ve yeryuzundekilerin tumu inkar edecek olsanız bile suphesiz Allah hicbir seye muhtac degildir, ovulmustur

    [9] Sizden oncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan baskası bilmez. Elcileri onlara apacık delillerle gelmislerdi de, ellerini agızlarına goturup (ofkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartısmasız, biz sizin kendisiyle gonderildiginiz seyleri inkar ettik ve bizi kendisine cagırdıgınız seyden de gercekten kusku verici bir tereddut icindeyiz

    [10] Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı suphe (ediyorsunuz)? O, gokleri ve yeri yaratandır; O, sizi, gunahlarınızı bagıslamak icin davet etmekte ve sizi adı konulmus bir sureye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beserden baskası degilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından cevirip-engellemek istiyorsunuz, oyleyse bize apacık bir delil getirin

    [11] Resulleri onlara dediler ki: "Dogrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beseriz, ancak Allah kullarından diledigine lutufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim icin olacak sey degil. Mu'minler, ancak Allah'a tevekkul etmelidirler

    [12] Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkul etmeyelim? Bize dogru olan yolları O gostermistir. Ve elbette bize yaptıgınız iskencelere karsı sabredecegiz. Tevekkul edenler Allah'a tevekkul etmelidirler

    [13] Inkar edenler, resullerine dediler ki: "Muhakkak (ya) sizi kendi topragımızdan surecegiz veya dinimize geri doneceksiniz." Boylelikle Rableri kendilerine vahyetti ki: "Suphesiz Biz, zulmedenleri helak edecegiz

    [14] Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerlestirecegiz. Iste bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)

    [15] (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatcı bozguna ugrayıp -yok oldu- gitti

    [16] (Boylesinin) Onunde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan icirilecektir

    [17] Yutkunmaya cabalayacak ve bogazından gecirmeyi basaramıyacak, ona her yandan olum gelecek, oysa olmeyecek de. Ardından daha katı bir azap olacak

    [18] Rablerini inkar edenlerin durumu sudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir gunde ruzgarın siddetle savurdugu bir kul gibidir. Kazandıklarından hicbir seye guc yetiremezler. Iste uzak bir sapıklık (icinde olmak) budur

    [19] Allah'ın gokleri ve yeri hak ile yarattıgını gormuyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir

    [20] Bu, Allah'a gore guc degildir

    [21] Onların tumu-toplanıp (kıyamette) Allah'ın huzuruna cıktılar da zayıflar (mustaz'aflar) buyukluk taslayanlara (mustekbirlere) dedi ki: "Suphesiz, biz size tabi idik; simdi siz, bizden Allah'ın azabından herhangi bir seyi onleyebiliyor musunuz?" Dediler ki: "Eger Allah bize dogru yolu gosterseydi biz de sizlere dogru yolu gosterirdik. Simdi yakınsak da, sabretsek de fark etmez, bizim icin kacacak bir yer yoktur

    [22] Is hukme baglanıp-bitince, seytan der ki: "Dogrusu, Allah, size gercek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan soyledim. Benim size karsı zorlayıcı bir gucum yoktu, yalnızca sizi cagırdım, siz de bana icabet ettiniz. Oyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak degilim, siz de beni kurtaracak degilsiniz. Dogrusu daha once beni ortak kosmanızı da tanımamıstım. Gercek su ki, zalimlere acı bir azap vardır

    [23] Iman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuslardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır

    [24] Gormedin mi ki, Allah nasıl bir ornek vermistir: Guzel bir soz, guzel bir agac gibidir ki, onun koku sabit, dalı ise goktedir

    [25] Rabbinin izniyle her zaman yemisini verir. Allah insanlar icin ornekler verir; umulur ki onlar ogut alır-dusunurler

    [26] Kotu (murdar) soz ise, kotu bir agac gibidir. Onun koku yerin ustunden koparılmıs, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıstır

    [27] Allah, iman edenleri, dunya hayatında ve ahirette sapasaglam sozle sebat icinde kılar. Zalimleri de sasırtıp-saptırır; Allah diledigini yapar

    [28] Allah'ın bu nimetini inkara degistirenleri ve kavimlerini 'yıkım ve azap' yurduna konduranları gormedin mi

    [29] (Ki bu) Cehennemdir. Ona yaslanırlar. Ne kotu bir karar (yeridir) o

    [30] O'nun yolundan saptırmak icin Allah'a esler kostular. De ki: "Yararlanın. Cunku elbette sizin varısınız atesedir

    [31] Iman etmis kullarıma soyle: "Alıs-verisin ve dostlugun olmadıgı o gun gelmezden evvel, dosdogru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve acık infak etsinler

    [32] Allah, gokleri ve yeri yaratan ve gokten su indirip onunla size rızık olarak turlu urunler cıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yuzmeleri icin size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin icin emre amade kılandır

    [33] Gunes'i ve Ay'ı hareketlerinde surekli emrinize amade kılan, geceyi ve gunduzu de emrinize amade kılandır

    [34] Size her istediginiz seyi verdi. Eger Allah'ın nimetini saymaya kalkısırsanız, onu sayıp-bitirmeye guc yetiremezsiniz. Gercek su ki, insan pek zalimdir, pek nankordur

    [35] Hani Ibrahim soyle demisti: "Bu sehri guvenli kıl, beni ve cocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut

    [36] Rabbim, gercekten onlar insanlardan bircogunu sasırtıp-saptırdı. Bundan boyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bagıslayansın, esirgeyensin

    [37] Rabbimiz, gercekten ben, cocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerlestirdim; Rabbimiz, dosdogru namazı kılsınlar diye (oyle yaptım), boylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım urunlerden rızıklandır. Umulur ki sukrederler

    [38] Rabbimiz, suphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, acıga vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gokte hicbir sey Allah'a gizli kalmaz

    [39] Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlıga ragmen Ismail'i ve Ishak'ı armagan etti. Suphesiz Rabbim, gercekten duayı isitendir

    [40] Rabbim, beni namazı(nda) surekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur

    [41] Rabbimiz, hesabın yapılacagı gun, beni, anne-babamı ve mu'minleri bagısla

    [42] (Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gozlerin dehsetle belirecegi bir gune ertelemektedir

    [43] Baslarını dikerek kosarlar, gozleri kendilerine donup-cevrilmez. Kalpleri (sanki) bombostur

    [44] Azabın kendilerine gelecegi gun (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gun) zulmedenler, soyle diyecekler: "Bizi yakın bir sureye kadar ertele ki, Senin cagrına cevap verelim ve elcilere uyalım." Oysa daha once, kendiniz icin hic zeval yoktur diye and icenler, sizler degil miydiniz

    [45] Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerlestikleri yerlerde oturmustunuz. Onlara ne yaptıgımız size acıklanmıstı ve size ornekler vermistik

    [46] Gercek su ki, onlar hileli-duzenler kurdular. Oysa onların duzenleri, dagları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmıs duzen (kotu bir karsılık) vardır

    [47] Allah'ı, sakın elcilerine verdigi sozden donen sanma. Gercekten Allah Azizdir, intikam sahibidir

    [48] Yerin baska bir yere, goklerin de (baska goklere) donusturuldugu gun, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna cıka(rıla)caklardır

    [49] O gun suclu-gunahkarların (sıkı) bukagılara vurulduklarını gorursun

    [50] Giyimleri katrandandır, yuzlerini ates burumektedir

    [51] (Bu azap,) Allah'ın her nefsi kendi kazandıgıyla cezalandırması icindir. Suphesiz Allah, hesabı pek cabuk gorendir

    [52] Iste bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gercekten O'nun yalnızca bir tek Ilah oldugunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice ogut alıp dusunsunler diye bir bildirip-duyurma (bir belag)dır

    Hicr

    Surah 15

    [1] Elif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apacık olan Kur'an'ın ayetleridir

    [2] O inkar edenler Musluman olmayı nice kereler dileyecekler

    [3] Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (bos) emel oyalayadursun. Ilerde bileceklerdir

    [4] Biz, kendisi icin bilinen (takdir edilmis) bir kitap olmaksızın hicbir ulkeyi yıkıma ugratmadık

    [5] Hicbir ummet, kendi ecelini ne one alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

    [6] Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gercekten sen cinlenmis (bir deli)sin," dediler

    [7] Eger dogruyu soyluyor isen, bizlere melekleri getirmeli degil miydin

    [8] Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara goz actırılmaz

    [9] Hic suphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gercekten Biziz

    [10] Andolsun, senden once gecmis topluluklara da elciler gonderdik

    [11] Onlara herhangi bir elci gelmeyegorsun, mutlaka onunla alay ederlerdi

    [12] Boylece Biz onu (alayı), suclu-gunahkarların kalplerine sokarız

    [13] Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sunneti gecmistir

    [14] Onların uzerlerine gokyuzunden bir kapı acsak, ordan yukarı yukselseler de

    [15] Mutlaka: "Gozlerimiz donduruldu, belki biz buyulenmis bir topluluguz" diyeceklerdir

    [16] Andolsun, gokte burclar kıldık ve onu gozleyenler icin susledik

    [17] Ve onu her kovulan seytandan koruduk

    [18] Ancak kulak hırsızlıgı yapan olursa, onu da parlak bir ates izler

    [19] Yere (gelince,) onu doseyip-yaydık, onda sarsılmaz-daglar bıraktık ve onda herseyden olcusu belirlenmis urunler bitirdik

    [20] Ve orda sizler icin ve kendisine rızık vericiler olmadıgınız kimseler (varlıklar ve canlılar) icin gecimlikler kıldık

    [21] Hicbir sey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmis bir miktar olarak indiririz

    [22] Ve asılayıcılar olarak ruzgarları gonderdik, boylece gokten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları degilsiniz

    [23] Suphesiz Biz, gercekten Biz yasatır ve oldururuz ve varis olanlar Biziz

    [24] Andolsun sizden one (veya onceden) gecenleri bilmisizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmisizdir

    [25] Ve suphesiz senin Rabbin, O, onları hasredecektir. Gercekten O, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [26] Andolsun, insanı kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan yarattık

    [27] Ve Cann'ı da daha once 'nufuz eden kavurucu' atesten yaratmıstık

    [28] Hani Rabbin meleklere demisti: "Ben, kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan bir beser yaratacagım

    [29] Ona bir bicim verdigimde ve ona Ruhum'dan ufurdugumde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

    [30] Boylece meleklerin tumu, topluca secde etti

    [31] Ancak Iblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kacınıp-dayattı

    [32] Dedi ki: "Ey Iblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

    [33] Dedi ki: "Ben, kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan yarattıgın besere secde etmek icin var degilim

    [34] Dedi ki: "Oyleyse ondan (cennetten) cık, cunku sen kovulmus-bulunmaktasın

    [35] Ve suphesiz, din gunune kadar lanet senin uzerinedir

    [36] Dedi ki: "Rabbim, oyleyse onların dirilecegi gune kadar bana sure tanı

    [37] Dedi ki: "Oyleyse, sen (kendisine) sure tanınanlardansın

    [38] Bilinen gunun vaktine kadar

    [39] Dedi ki: "Rabbim, beni kıskırttıgın seye karsılık, andolsun, ben de yeryuzunde onlara, (sana baskaldırmayı ve dunya tutkularını) susleyip-cekici gosterecegim ve onların tumunu mutlaka kıskırtıp-saptıracagım

    [40] Ancak onlardan muhlis olan kulların mustesna

    [41] (Allah) Dedi ki: "Iste bu, Bana gore dosdogru olan yoldur

    [42] Suphesiz, kıskırtılıp-saptırılmıslardan sana uyanlar dısında, senin Benim kullarım uzerinde zorlayıcı hicbir gucun yoktur

    [43] Ve hic suphe yok, onların tumunun bulusma yeri cehennemdir

    [44] Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı icin bir grup ayrılmıstır

    [45] Gercekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar baslarındadır

    [46] Oraya esenlikle ve guvenlikle girin

    [47] Onların goguslerinde kinden (ne varsa tumunu) sıyırıp-cektik, kardesler olarak tahtlar uzerinde karsı karsıyadırlar

    [48] Orda onlara hicbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan cıkarılacak degildirler

    [49] Haber ver kullarıma; suphesiz Ben, Ben bagıslayanım, esirgeyenim

    [50] Ve suphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

    [51] Onlara Ibrahim'in konuklarından haber ver

    [52] Yanına girdiklerinde "Selam" demislerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demisti

    [53] Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir cocuk mujdelemekteyiz

    [54] Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-cokmusken mi mujdeliyorsunuz? Beni ne ile mujdelemektesiniz

    [55] Dediler ki: "Seni gercekle mujdeledik; oyleyse umut kesenlerden olma

    [56] Dedi ki: "Sapıklar dısında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

    [57] Dedi ki: "Ey elciler, (bunun dısında, diger) isiniz ne

    [58] Dediler ki: "Gercekte biz, suclu-gunahkar olan bir topluluga gonderildik

    [59] Ancak Lut ailesi harictir; biz onların tumunu muhakkak kurtaracagız

    [60] Ama karısını (kurtaracaklarımız) dısında tuttuk, o, geride kalanlardandır

    [61] Boylelikle elciler Lut ailesine geldiklerinde

    [62] (Lut) Dedi ki: "Sizler gercekten tanınmamıs bir topluluksunuz

    [63] Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuskuya kapıldıkları seyle geldik

    [64] Sana gercegi getirdik, biz suphesiz dogru soyleyenleriz

    [65] Hemen aileni gecenin bir bolumunde yola cıkar, sen de onların ardından git ve sizden hic kimse arkasına bakmasın; emrolundugunuz yere gidin

    [66] Ve onlara su emri verdik: "Sabaha cıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

    [67] Sehir halkı birbirlerine mujdeler vererek geldi

    [68] (Lut onlara) "Bunlar benim konugumdur, beni utandırıp-dillere dusurmeyin" dedi

    [69] Allah'tan korkup-sakının ve beni kucuk dusurmeyin

    [70] Dediler ki: "Biz seni 'herkes(in isin)e karısmaktan' alıkoymamıs mıydık

    [71] Dedi ki: "Eger yapmak-istiyorsanız, iste bunlar, benim kızlarım

    [72] Omrune andolsun ki, onlar, sarhoslukları icinde kor-sersemdiler

    [73] Derken, tan yerinin agarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunc ve dayanılmaz) cıglık yakalayıverdi

    [74] Anında (yurtlarının) ustunu altına cevirdik ve uzerlerine balcıktan pisirilmis tas yagdırdık

    [75] Elbette bunda 'derin bir kavrayısa sahip olanlar' icin gercekten ayetler vardır

    [76] O (sehir de) gercekten bir yol ustunde (hala) durmaktadır

    [77] Elbette, bunda iman edenler icin gercekten ayetler vardır

    [78] Eyke halkı da gercekten zalim-kimselerdi

    [79] Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de acıkca (gozler) on(un)dedir

    [80] Andolsun, Hicr halkı da gonderilen(elci)leri yalanlamıslardı

    [81] Onlara ayetlerimizi vermistik de ondan yuz cevirmislerdi

    [82] Daglardan guvenli evler yontuyorlardı

    [83] Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-cıglık yakalayıverdi

    [84] Buna ragmen kazandıkları seyler, (ugrayacakları sondan kurtulmak icin) onlara yetmedi

    [85] Biz, gokleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dısında (herhangi bir amacla) yaratmadık. Hic suphesiz o saat de yaklasarak-gelmektedir; oyleyse (onlara karsı) guzel davranıslarla davran

    [86] Cunku Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir

    [87] Andolsun, sana ciftlerden yediyi ve buyuk Kur'an'ı verdik

    [88] Sakın onlardan bazılarını yararlandırdıgımız seylere gozunu dikme, onlara karsı huzne kapılma, mu'minler icin de (sefkat) kanatlarını ger

    [89] Ve de ki: "Suphe yok, ben apacık bir uyarıcıyım

    [90] Parca ayırıcılarına indirdigimiz gibi

    [91] Ki onlar Kur'anı parca-parca kıldılar

    [92] Rabbine andolsun, onların tumune (bunu) soracagız

    [93] Yapmakta oldukları seyleri

    [94] Oyleyse sen emrolundugun seyi acıkca soyle ve musriklere aldırıs etme

    [95] Suphesiz o alay edenlere (karsı) Biz sana yeteriz

    [96] Ki onlar, Allah ile beraber baska Ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-ogreneceklerdir

    [97] Andolsun, onların soylemekte olduklarına karsı senin gogsunun daraldıgını biliyoruz

    [98] Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

    [99] Ve yakin sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et

    Nahl

    Surah 16

    [1] Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), sirk kostukları seylerden munezzeh ve Yucedir

    [2] Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden baska Ilah yoktur, su halde Benden korkup-sakının, diye uyarın

    [3] Gokleri ve yeri hak ile yarattı: O, sirk kostukları seylerden Yucedir

    [4] Insanı bir damla sudan yarattı, buna ragmen o, apacık bir dusmandır

    [5] Ve hayvanları da yarattı; sizin icin onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz

    [6] Aksamları getirir, sabahları gotururken onlarda sizin icin bir guzellik vardır

    [7] Kendisine ulasmadan canlarınızın yarısının telef olacagı sehirlere onlar, agırlıklarınızı tasımaktadırlar. Suphesiz sizin Rabbiniz sefkatli ve merhametlidir

    [8] Onlara binmeniz ve sus icin atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediginiz neleri yaratmaktadır

    [9] Yolu dogrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise egridir. Eger o dileseydi, sizin tumunuzu elbette hidayete erdirirdi

    [10] Sizin icin gokten su indiren O'dur; icecek ondan, agac ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız

    [11] Onunla sizin icin ekin, zeytin, hurmalıklar, uzumler ve meyvelerin her turlusunden bitirir. Suphesiz bunda, dusunebilen bir topluluk icin ayetler vardır

    [12] Geceyi, gunduzu, gunesi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıstır. Suphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk icin ayetler vardır

    [13] Yerde sizin icin uretip-turettigi cesitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Suphesiz bunda, ogut alıp dusunen bir topluluk icin ayetler vardır

    [14] Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan sus-esyaları cıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittigini goruyorsun. (Butun bunlar) O'nun fazlından aramanız ve sukretmeniz icindir

    [15] Sizi sarsıntıya ugratır diye yerde sarsılmaz daglar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki dogru yolu bulursunuz

    [16] Ve (baska) isaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da dogru yolu bulabilirler

    [17] Yaratan, hic yaratmayan gibi midir? Artık ogut alıp-dusunmez misiniz

    [18] Eger Allah'ın nimetini saymaya kalkısacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [19] Allah, saklı tuttuklarınızı ve acıga vurduklarınızı bilir

    [20] Allah'tan baska yakardıkları hicbir seyi yaratamazlar, ustelik onlar yaratılıp durmaktadırlar

    [21] Oludurler, diri degildirler; ne zaman dirileceklerinin suuruna varamazlar

    [22] Sizin Ilahınız tek bir Ilah'tır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar mustekbir (buyuklenmekte) olanlardır

    [23] Suphesiz Allah, onların saklı tuttuklarını ve acıga vurduklarını bilir; gercekten O, mustekbirleri sevmez

    [24] Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiginde, "Eskilerin masalları" dediler

    [25] Kıyamet gununde kendi gunahlarının tumunu ve bilgisizce saptırdıklarının gunahlarının bir kısmını yuklenmeleri icin. Bak, ne kotu yuk yukleniyorlar

    [26] Onlardan oncekiler, hileli-duzenler kurmuslardı da, Allah(ın azap emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, boylece ustlerindeki tavan tepelerine coktu; azap onlara suurunda olmadıkları yerden gelmisti

    [27] Sonra (Allah) kıyamet gunu onları asagılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (mu'minlere karsı) dusman kesildiginiz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugun, gercekten asagılanma ve kotuluk kafirlerin ustunedir

    [28] Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hicbir kotuluk yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, suphesiz Allah, sizin neler yaptıgınızı bilendir

    [29] Oyleyse icinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Buyukluk taslayanların konaklama yeri ne kotudur

    [30] (Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiginde, "Hayır" dediler. Bu dunyada guzel davranıslarda bulunanlara guzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne guzeldir

    [31] Adn Cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, icinde onların her diledikleri sey vardır. Iste Allah, takva sahiplerini boyle odullendirir

    [32] Ki melekler, guzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karsılık olmak uzere cennete girin

    [33] (Kufre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden baska bir sey mi gozluyorlar? Onlardan oncekiler de oyle yapmıstı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [34] Boylece isledikleri kotulukleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları sey, kendilerini sarıp-kusatıverdi

    [35] Sirk kosmakta olanlar dediler ki: "Eger Allah dileseydi, O'nun dısında hicbir seye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hicbir seyi haram kılmazdık." Onlardan oncekiler de boyle yapmıstı. Su halde elcilere dusen apacık bir tebligden baskası mı

    [36] Andolsun, Biz her ummete: "Allah'a kulluk edin ve taguttan kacının" (diye teblig etmesi icin) bir elci gonderdik. Boylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin uzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryuzunde dolasın da yalanlayanların ugradıkları sonucu gorun

    [37] Sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, suphesiz saptırdıgına hidayet vermez, onlar icin yardım edecek yoktur

    [38] Olanca yeminleriyle: "Oleni Allah diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun uzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların cogu bilmezler

    [39] Hakkında ihtilafa dustukleri seyi onlara acıklaması ve inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi icin (diriltecektir)

    [40] Onu istedigimizde herhangi bir sey icin sozumuz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir

    [41] Zulme ugratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri dunyada suphesiz guzel bir bicimde yerlestirecegiz; ahiret karsılıgı ise daha buyuktur. Bilmis olsalardı

    [42] Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkul edenlerdir

    [43] Biz senden evvel kendilerine vahyettigimiz erkeklerden baska (peygamberler) gondermedik. Eger bilmiyorsanız, zikir ehline sorun

    [44] (Onları) Apacık deliller ve kitaplarla (gonderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri icin indirileni acıklayasın ve onlar da iyice dusunsunler, diye

    [45] Artık 'kotulugu orgutleyip duzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine gecirmeyeceginden veya suuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceginden emin midirler

    [46] Ya da onlar, donup-dolasmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak degildirler

    [47] Veya onları bir korku uzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Oyleyse Rabbin, gercekten sefkatli ve merhamet sahibidir

    [48] Allah'ın herhangi bir seyden yarattıgına bakmıyorlar mı? Onun golgeleri kuculerek sagdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette doner

    [49] Goklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar buyukluk taslamazlar

    [50] Ustlerinden (her an bir azap gondermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları seyi yaparlar

    [51] Allah dedi ki: "Iki Ilah edinmeyin: O, ancak tek bir Ilah'tır. Oyleyse Benden, yalnızca Benden korkun

    [52] Goklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) surekli olarak O'nundur. Boyleyken Allah'tan baskasından mı korkup-sakınıyorsunuz

    [53] Nimet olarak size ulasan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokundugunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız

    [54] Sonra sizden zararı kaldırdıgında, sizden bir grup (hemen) Rablerine sirk kosar

    [55] Kendilerine verdiklerimize karsı nankorluk etmek icin. Oyleyse yararlanın, ilerde bileceksiniz

    [56] Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, hicbir sey bilmeyenlere paylar ayırıyorlar. Andolsun Allah'a karsı duzmekte olduklarınızdan dolayı mutlaka sorguya cekileceksiniz

    [57] Ve Allah'a kızlar isnad ediyorlar, (hasa) O Yucedir. Hoslandıkları (erkek cocuklar) da kendilerinindir

    [58] Onlardan birine kız (cocuk) mujdelendigi zaman ici ofkeyle-tasarak yuzu simsiyah kesilir

    [59] Kendisine verilen mujdenin kotulugunden dolayı topluluktan gizlenir; onu asagılanarak tutacak mı, yoksa topraga gomecek mi? Bak, verdikleri hukum ne kotudur

    [60] Ahirete inanmayanların kotu ornekleri vardır, en Yuce ornekler ise Allah'a aittir. O, guc sahibi olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [61] Eger Allah, insanları zulumleri nedeniyle sorguya cekecek olsaydı, onun ustunde (yeryuzunde) canlılardan hicbir sey bırakmazdı; ancak onları adı konulmus bir sureye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de one alınabilirler

    [62] Onlar, Allah'a, hoslarına gitmeyen seyleri uygun gorurler, dilleri de yalan olarak en guzel olanın 'kendilerinin oldugunu' duzmektedir. Hic suphesiz ates onlar icindir ve hic suphesiz onlar, (cehennemde) onculerdir

    [63] Andolsun Allah'a, senden onceki ummetlere de (elciler) gonderdik, fakat seytan onlara yapıp ettiklerini suslu gostermistir; bugun de onların velisi odur ve onlar icin acı bir azap vardır

    [64] Biz kitabı ancak, hakkında ihtilafa dustukleri seyi onlara acıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dısında (baska bir amacla) indirmedik

    [65] Allah gokten su indirdi, olumunden sonra yeri onunla diriltti; isitebilen bir topluluk icin bunda gercekten bir ayet vardır

    [66] Sizin icin hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmis gıdalar) ile kan arasından, icenlerin bogazından kolaylıkla kayan dupduru bir sut icirmekteyiz

    [67] Hurmalıkların ve uzumluklerin meyvelerinden kurdukları cardaklarda hem sarhosluk verici icki, hem guzel bir rızık edinmektesiniz. Suphesiz aklını kullanabilen bir topluluk icin, gercekten bunda bir ayet vardır

    [68] Rabbin bal arısına vahyetti: Daglarda, agaclarda ve onların kurdukları cardaklarda kendine evler edin

    [69] Sonra meyvelerin tumunden ye, boylece Rabbinin sana kolaylastırdıgı yollarda yuru-ucuver. Onların karınlarından turlu renklerde serbetler cıkar, onda insanlar icin bir sifa vardır. Suphesiz dusunen bir topluluk icin gercekten bunda bir ayet vardır

    [70] Allah sizi yarattı, sonra sizi olduruyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir sey bilmesin diye, omrun en asagı ucuna (yaslılıga) geri cevrilir. Suphesiz, Allah bilendir, herseye guc yetirendir

    [71] Allah rızıkta kiminizi kiminize ustun kıldı; ustun kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda esit olacak sekilde cevirip-verici degildirler. Simdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar

    [72] Allah size kendi nefislerinizden esler yarattı ve size eslerinizden cocuklar ve torunlar yarattı ve sizi guzel seylerden rızıklandırdı. Simdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar

    [73] Allah'ın dısında, kendileri icin goklerden ve yerden hicbir rızka, hicbir seye malik olmayan ve buna gucleri yetmeyen seylere mi tapıyorlar

    [74] Artık Allah'a benzerler aramaya kalkısmayın; cunku Allah bilir, siz ise bilmezsiniz

    [75] Allah, (Kendisi'ne ortak kostugunuz ilahlar konusunda) hicbir seye gucu yetmeyen ve baskasının mulkunde olan ile, tarafımızdan kendisine guzel bir rızık verdigimiz, boylelikle ondan gizli ve acık infak eden kimseyi ornek olarak gosterdi; bunlar hic esit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların cogu bilmezler

    [76] Allah su ornegi verdi: Iki kisi; bunlardan birisi dilsiz, hicbir seye gucu yetmez ve herseyiyle efendisinin ustunde (bir yuk), o, onu hangi yone gonderse bir hayır getirmez; simdi bu, adaletle emreden ve dosdogru yol uzerinde bulunanla esit olabilir mi

    [77] Goklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (suratli) goz acıp kapama gibidir veya daha yakındır. Suphesiz, Allah herseye guc yetirendir

    [78] Allah, sizi annelerinizin karnından hicbir sey bilmezken cıkardı ve umulur ki sukredersiniz diye isitme, gorme (duyularını) ve gonuller verdi

    [79] Gogun boslugunda boyun egdirilmis (musahhar kılınmıs) kusları gormuyorlar mı? Onları (boyle boslukta) Allah'tan baskası tutmuyor. Suphesiz, iman eden bir topluluk icin bunda ayetler vardır

    [80] Allah, size evlerinizi (icinde) "guvenlik ve huzur bulacagınız yerler" kıldı; ve size hayvan derilerinden hem goc gununde, hem yerlesme gununde kolaylıkla tasıyabileceginiz evler; yunlerinden, yapagılarından ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-dosemelikler ve (ticaret icin) bir meta kıldı

    [81] Allah, sizin icin yarattıgı seylerden golgeler kıldı. Daglarda da sizin icin barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savasınızda (zorluklara karsı) koruyacak giyimlikler de var etti. Iste O, uzerinizdeki nimetini boyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz

    [82] Fakat onlar yuz cevirirlerse, sana dusen yalnızca apacık bir tebligdir

    [83] Onlar, Allah'ın nimetini biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar; onların cogu inkar edenlerdir

    [84] Her ummetten bir sahid gonderecegimiz gun; (artık ondan) sonra ne inkar edenlere (ozur dilemeleri icin) izin verilecek, ne (Allah'tan) hosnutluk dilekleri kabul edilecek

    [85] O zulmedenler, azabı gorduklerinde, onlara ne (azap) hafifletilecek, ne sure tanınacak

    [86] O sirk kosanlar, sirk kostuklarını gordukleri zaman: "Rabbimiz, Seni bırakıp bizim taptıgımız ortaklarımız bunlardır" diyecekler. (Onlar da bunlara:) "Siz gercekten yalan soyleyenlersiniz" diye sozu (geri cevirip) fırlatacaklar

    [87] O gun (artık) Allah'a teslim olmuslardır ve uydurdukları (yalancı ilahlar) da onlardan cekilip-uzaklasmıstır

    [88] Inkar edip de Allah'ın yolundan alıkoyanlar; Biz, isledikleri bozgunculuga karsılık, onlara azap ustune azap ilave ettik

    [89] Her ummet icinde kendi nefislerinden onların uzerine bir sahid getirdigimiz gun, seni de onlar uzerinde bir sahid olarak getirecegiz. Biz Kitab'ı sana, herseyin acıklayıcısı, Muslumanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir mujde olarak indirdik

    [90] Suphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; cirkin utanmazlıklardan (fahsadan), kotuluklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size ogut vermektedir, umulur ki ogut alıp-dusunursunuz

    [91] Ahidlestiginiz zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin, pekistirdikten sonra yeminleri bozmayın; cunku Allah'ı uzerinize kefil kılmıssınızdır. Suphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir

    [92] Bir ummet diger bir ummetten (sayıca ve malca) daha geliskindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle egirdikten sonra bozup-cozen (kadın) gibi olmayın. Suphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet gunu hakkında ihtilafa dustugunuz seyi size muhakkak acıklayacaktır

    [93] Eger Allah dileseydi, sizi tek bir ummet kılardı; ancak diledigini saptırır, diledigini hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız

    [94] Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasaglam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoydugunuz icin kotulugu tadarsınız. (Ayrıca) Buyuk azap da sizin icindir

    [95] Allah'ın ahdini ucuz bir degere karsılık satmayın. Eger bilirseniz, Allah Katında olan sizin icin daha hayırlıdır

    [96] Sizin yanınızda olan tukenir, Allah'ın Katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karsılıgını yaptıklarının en guzeliyle Biz muhakkak verecegiz

    [97] Erkek olsun, kadın olsun, bir mu'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hic suphesiz Biz onu guzel bir hayatla yasatırız ve onların karsılıgını, yaptıklarının en guzeliyle muhakkak veririz

    [98] Oyleyse Kur'an okudugun zaman, kovulmus seytandan Allah'a sıgın

    [99] Gercek su ki, iman edenler ve Rablerine tevekkul edenler uzerinde onun (seytanın) hicbir zorlayıcı-gucu yoktur

    [100] Onun zorlayıcı-gucu ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak kosanlar uzerindedir

    [101] Biz bir ayeti, bir (baska) ayetin yeriyle degistirdigimiz zaman, -Allah neyi indirdigini daha iyi bilir.- “Sen yalnızca iftira edicisin" dediler. Hayır, onların cogu bilmezler

    [102] De ki: "Iman edenleri saglamlastırmak, Muslumanlara bir mujde ve hidayet olmak uzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudus indirmistir

    [103] Andolsun ki Biz, onların: "Bunu kendisine ancak bir beser ogretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yoneldikleri (kimse)nin dili a'cemidir, bu ise acıkca Arapca olan bir dildir

    [104] Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulastırmaz ve onlar icin acı bir azap vardır

    [105] Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. Iste yalancıların asıl kendileri onlardır

    [106] Kim imanından sonra Allah'a (karsı) inkara sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmus oldugu halde baskı altında zorlanan haric- inkara gogus acarsa, iste onların ustunde Allah'tan bir gazab vardır ve buyuk azap onlarındır

    [107] Bu, onların dunya hayatını ahirete gore daha sevimli bulmalarından ve suphesiz Allah'ın da inkar eden bir toplulugu hidayete erdirmemesi nedeniyledir

    [108] Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gozlerini muhurledigi kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir

    [109] Suphesiz, onlar ahirette ziyana ugrayanlardır

    [110] Sonra gercekten Rabbin, iskenceye ugratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip, sabredenlerin (destekcisidir). Suphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gercekten bagıslayandır, esirgeyendir

    [111] O gun, herkes kendi nefsi adına mucadele eder ve herkese yaptıgının karsılıgı eksiksiz odenir. Onlar zulme ugratılmazlar

    [112] Allah bir sehri ornek verdi: (Halkı) Guvenlik ve huzur icindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankorluk etti, boylece Allah yaptıklarına karsılık olarak, ona aclık ve korku elbisesini tattırdı

    [113] Andolsun, onlara kendi iclerinden bir elci gelmisti, fakat onu yalanladılar; boylece onlar, zulumlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi

    [114] Oyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdıgı seylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eger O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine sukredin

    [115] O, size ancak oluyu, kanı, domuz etini ve Allah'tan baskası adına kesilmis olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı asmamak uzere (yiyebilir). Cunku gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [116] Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla suna helal, buna haram demeyin. Cunku Allah'a karsı yalan uydurmus olursunuz. Suphesiz Allah'a karsı yalan uyduranlar kurtulusa ermezler

    [117] (Bu dunyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azap vardır

    [118] Yahudi olanlara da, bundan once sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [119] Sonra gercekten Rabbin, cehalet sonucu kotuluk isleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Suphesiz Rabbin bundan sonra bagıslayandır, esirgeyendir

    [120] Gercek su ki, Ibrahim (tek basına) bir ummetti; Allah'a gonulden yonelip itaat eden bir muvahhiddi ve o musriklerden degildi

    [121] O'nun nimetlerine sukrediciydi. (Allah) Onu secti ve dogru yola iletti

    [122] Ve Biz ona dunyada bir guzellik verdik; suphesiz o, ahirette de salih olanlardandır

    [123] Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan Ibrahim'in dinine uy. O, musriklerden degildi

    [124] Cumartesi, ancak onda ihtilafa dusenlere (farz) kılındı. Suphesiz Rabbin, onların ihtilaf ettikleri seyler hakkında kıyamet gunu aralarında hukmedecektir

    [125] Rabbinin yoluna hikmetle ve guzel ogutle cagır ve onlarla en guzel bir bicimde mucadele et. Suphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir

    [126] Eger ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eger sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler icin daha hayırlıdır

    [127] Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar icin huzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-duzenlerden dolayı sıkıntıya dusme

    [128] Suphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir

    İsrâ

    Surah 17

    [1] Bir kısım ayetlerimizi kendisine gostermek icin, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, cevresini bereketlendirdigimiz Mescid-i Aksa'ya goturen O (Allah) Yucedir. Gercekten O, isitendir, gorendir

    [2] Musa'ya kitap verdik ve "Benden baska vekil edinmeyin" diye onu Israilogulları'na kılavuz kıldık

    [3] (Ey) Nuh ile birlikte tasıdıklarımızın cocukları! Suphesiz o, sukreden bir kuldu

    [4] Kitapta Israilogulları'na su hukmu verdik: "Muhakkak siz yer(yuzun) de iki defa bozgunculuk cıkaracaksınız ve muhakkak buyuk bir kibirlenis-yukselisle kibirlenecek-yukseleceksiniz

    [5] Nitekim o ikiden ilk-vaid geldigi zaman, oldukca zorlu olan kullarımızı uzerinize gonderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip arastırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sozdu

    [6] Sonra onlara karsı size tekrar 'guc ve kuvvet verdik', size mallar ve cocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca cok kıldık

    [7] Eger iyilik ederseniz kendinize iyilik etmis olursunuz ve eger kotuluk ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldigi zaman, (yine oyle kullar gondeririz ki) yuzlerinizi 'kotu duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudus)e girsinler ve ele gecirdiklerini 'darmadagın edip mahvetsinler

    [8] Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuga) donerseniz Biz de (sizi asagılık kılmaya ve cezalandırmaya) doneriz. Biz, cehennemi kafirler icin bir kusatma yeri kıldık

    [9] Suphesiz, bu Kur'an, en dogru yola iletir ve salih amellerde bulunan mu'minlere, onlar icin gercekten buyuk bir ecir oldugunu mujde verir

    [10] Ve suphesiz, ahirete inanmayanlar icin de acı bir azap hazırlamısızdır

    [11] Insan hayra dua ettigi gibi, serre de dua etmektedir. Insan, pek acelecidir

    [12] Biz geceyi ve gunduzu iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı ogrenmeniz icin gunduzun ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, herseyi yeterince acıkladık

    [13] Biz, her insanın kusunu (islediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gununde onun icin acılmıs olarak onune konacak bir kitap cıkarırız

    [14] Kendi kitabını oku; bugun nefsin hesap sorucu olarak sana yeter

    [15] Kim hidayete ererse, kendi nefsi icin hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hicbir gunahkar, bir baskasının gunah yukunu yuklenmez. Biz, bir elci gonderinceye kadar (hicbir topluma) azap edecek degiliz

    [16] Biz, bir ulkeyi helak etmek istedigimiz zaman, onun 'varlık ve guc sahibi onde gelenlerine' emrederiz, boylelikle onlar onda bozgunculuk cıkarırlar. Artık onun uzerine soz hak olur da, onu kokunden darmadagın ederiz

    [17] Biz, Nuh'tan sonra nice kusakları yıkıma ugrattık. Kullarının gunahlarını haber alıcı, gorucu olarak Rabbin yeter

    [18] Kim carcabuk olanı (gecici dunya arzularını) isterse, orada istedigimiz kimseye diledigimizi cabuklastırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmıs ve kovulmus olarak gider

    [19] Kim de ahireti ister ve bir mu'min olarak ciddi bir caba gostererek ona calısırsa, iste boylelerinin cabası sukre sayandır

    [20] Hepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından 'arttırarak-veririz.' Rabbinin ihsanı kesilmis degildir

    [21] Onlardan kimini kimine nasıl ustun tuttugumuzu gor. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha buyuktur, ustunluk bakımından da daha buyuktur

    [22] Allah ile beraber baska ilahlar edinme, yoksa kınanmıs ve kendi basına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmıs olursun

    [23] Rabbin, O'ndan baskasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Sayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaslılıga ulasırsa, onlara: "Of" bile deme ve onları azarlama; onlara guzel soz soyle

    [24] Onlara acıyarak alcakgonulluluk kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni kucukken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge

    [25] Rabbiniz, sizin icinizdekini daha iyi bilir. Eger siz salih olursanız, suphesiz O da, (Kendisi'ne) yonelip donenleri bagıslayıcıdır

    [26] Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmısa da. Israf ederek sacıp-savurma

    [27] Cunku sacıp-savuranlar, seytanın kardesleri olmuslardır; seytan ise Rabbine karsı nankordur

    [28] Eger Rabbinden ummakta oldugun bir rahmeti beklerken (darlıkta oldugundan) onlara sırt cevirecek olursan, bu durumda onlara yumusak soz soyle

    [29] Elini boynunda baglanmıs olarak kılma, busbutun de acık tutma. Sonra kınanır, hasret (pismanlık) icinde kalakalırsın

    [30] Suphesiz senin Rabbin, rızkı diledigine -genisletir- yayar ve daraltır. Gercekten O, kullarından haberi olandır, gorendir

    [31] Yoksulluk endisesiyle cocuklarınızı oldurmeyin; onlara ve size Biz rızık veririz. Suphesiz, onları oldurmek buyuk bir hata (suc ve gunah)dır

    [32] Zinaya yaklasmayın, gercekten o, 'cirkin bir hayasızlık' ve kotu bir yoldur

    [33] Haklı bir neden olmaksızın Allah'ın haram kıldıgı bir kimseyi oldurmeyin. Kim mazlum olarak oldurulurse onun velisine yetki vermisizdir; o da oldurmede olcuyu asmasın. Cunku o, gercekten yardım gormustur

    [34] Erginlik cagına erisinceye kadar, -o da en guzel bir tarz olması- dısında yetimin malına yaklasmayın. Ahde vefa gosterin. Cunku ahid bir sorumluluktur

    [35] Olctugunuz zaman olcuyu tam tutun ve dosdogru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuc bakımından daha guzeldir

    [36] Hakkında bilgin olmayan seyin ardına dusme; cunku kulak, goz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur

    [37] Yeryuzunde boburlenerek yurume; cunku sen ne yeri yarabilirsin, ne daglara boyca ulasabilirsin

    [38] Butun bunlar, kotulugu olan, Rabbinin Katında da hos olmayanlardır

    [39] Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettigi seylerdir. Rabbin ile beraber baska ilahlar kılma, yoksa yerilmis, kovulmus olarak cehenneme bırakılırsın

    [40] Rabbiniz size erkekleri secti de meleklerden disileri mi (Kendine) edindi? Gercekten siz buyuk bir soz soylemektesiniz

    [41] Andolsun, Biz bu Kur'an'da cesitli acıklamalar yaptık, ogut alıp-dusunsunler diye. Oysa bu, onların daha uzaklasmalarından baskasını arttırmıyor

    [42] De ki: "Eger soyledikleri gibi O'nunla beraber ilahlar olsaydı, onlar arsın sahibine mutlaka bir yol ararlardı

    [43] O, onların dediklerinden munezzeh, Yuce ve buyuk bir yukseklikle yuksektir

    [44] Yedi gok, yer ve bunların icindekiler O'nu tesbih eder; O'nu ovgu ile tesbih etmeyen hicbir sey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Suphesiz O, halim olandır, bagıslayandır

    [45] Kur'an okudugun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında gorunmez bir perde kıldık

    [46] Ve onların kalpleri uzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir agırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (Ilah olarak) andıgın zaman, 'nefretle kacar vaziyette' gerisin geriye giderler

    [47] Biz onların seni dinlediklerinde ne icin dinlediklerini, gizli konusmalarında da o zalimlerin: "Siz buyulenmis bir adamdan baskasına uymuyorsunuz" dediklerini cok iyi biliriz

    [48] Sana nasıl ornekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola gucleri yetmemektedir

    [49] Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gercekten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecegiz

    [50] De ki: "Ister tas olun, ister demir

    [51] Ya da goguslerinizde buyumekte olan (veya buyuttugunuz) bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri cevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana baslarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmıs o?" De ki: "Umulur ki pek yakında

    [52] Sizi cagıracagı gun, O'na ovguyle icabet edecek ve (dunyada) pek az bir sure kaldıgınızı sanacaksınız

    [53] Kullarıma, sozun en guzel olanını soylemelerini soyle. Cunku seytan aralarını acıp bozmaktadır. Suphesiz seytan insanın acıkca bir dusmanıdır

    [54] Sizi en iyi Rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azaplandırır. Biz seni onların uzerine bir vekil olarak gondermedik

    [55] Rabbin, goklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına ustun kıldık ve Davud'a da Zebur verdik

    [56] De ki: "O'nun dısında (ilah olarak) one surduklerinizi cagırın, onlar sizden ne zararı uzaklastırabilirler, ne de (onu yararınıza) donusturebilirler

    [57] Onların taptıkları da, -hangisi daha yakındır diye- Rablerine (yaklasmak icin) bir vesile arıyorlar. O'nun rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. Suphesiz senin Rabbinin azabı korkunctur

    [58] Hicbir ulke (veya sehir) olmasın ki, kıyamet gununden once Biz onu (ya) bir yıkıma ugratacagız veya onu siddetli bir azapla azaplandıracagız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır

    [59] Bizi ayet (mucize)ler gondermekten, oncekilerin onu yalanlamasından baska bir sey alıkoymadı. Semud'a disi deveyi gorunur (bir mucize) olarak gonderdik, fakat onlar bununla (onu bogazlamakla) zulmetmis oldular. Oysa Biz ayetleri ancak korkutmak icin gondeririz

    [60] Hani Biz sana: "Muhakkak Rabbin insanları cepecevre kusatmıstır" demistik. Sana gosterdigimiz o ruyayı insanları denemek icin yaptık, Kur'an'da lanetlenmis agacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda buyuk bir azgınlıktan baska bir sey arttırmıyor

    [61] Hani, meleklere: "Adem'e secde edin" demistik. Iblis'in dısında (hepsi) secde etmislerdi. Demisti ki: "Bir camur olarak yarattıgın kimseye ben secde eder miyim

    [62] Demisti ki: "Su bana karsı yucelttigine bir bak; andolsun, eger bana kıyamet gunune kadar sure tanırsan, onun soyunu -pek az dısında- kuskusuz kendime baglı kılacagım

    [63] Demisti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, suphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza

    [64] Onlardan guc yetirdiklerini sesinle sarsıntıya ugrat, atlıların ve yayalarınla onların ustune yaygarayı kopar, mallarda ve cocuklarda onlara ortak ol ve onlara cesitli vaadlerde bulun." Seytan, onlara aldatmadan baska bir sey vadetmez

    [65] Benim kullarım; senin onlar uzerinde hicbir zorlayıcı gucun (hakimiyetin) yoktur." Vekil olarak Rabbin yeter

    [66] Sizin Rabbiniz, fazlından aramanız icin denizde gemileri sizin icin yurutur. Gercekten O, size karsı merhametli olandır

    [67] Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokundugu zaman, O'nun dısında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (cıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt cevirirsiniz. Insan pek nankordur

    [68] Kara tarafında sizi yerin dibine gecirmeyeceginden veya uzerinize tas yıgınları yuklu bir kasırga gondermeyeceginden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız

    [69] Veya sizi bir kere daha ona (denize) gonderip uzerinize kırıp geciren bir fırtına salarak nankorluk etmeniz nedeniyle sizi batırmasına karsı emin misiniz? Sonra onun ocunu Bize karsı alacak (kimseyi de) bulamazsınız

    [70] Andolsun, Biz Ademoglunu yucelttik; onları karada ve denizde (cesitli araclarla) tasıdık, temiz, guzel seylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir cogundan ustun kıldık

    [71] Her insan-grubunu imamlarıyla cagıracagımız gun, artık kimin kitabı sag eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma cekirdegindeki iplikcik kadar' bile haksızlıga ugratılmazlar

    [72] Kim bunda (dunyada) kor ise, O, ahirette de kordur ve yol bakımından daha 'saskın bir sapıktır

    [73] Onlar neredeyse, sana vahyettigimizden baskasını Bize karsı duzup uydurman icin seni fitneye dusureceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi

    [74] Eger Biz seni saglamlastırmasaydık, andolsun, onlara az bir sey (de olsa) egilim gosterecektin

    [75] Bu durumda, Biz sana, hayatın da kat kat, olumun de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra Bize karsı bir yardımcı bulamazdın

    [76] Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) cıkarmak icin tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir sureden baska kalamazlar

    [77] (Bu,) Senden once gonderdigimiz resullerimizin bir sunnetidir. Sunnetimizde bir degisiklik bulamazsın

    [78] Gunesin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, iste o, sahid olunandır

    [79] Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni ovulmus bir makama ulastırır

    [80] Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) dogru bir girdirisle girdir ve (cıkarılacak yerden) dogru bir cıkarısla cıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver

    [81] De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hic suphesiz batıl yok olucudur

    [82] Kur'an'dan mu'minler icin sifa ve rahmet olan seyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan baskasını arttırmaz

    [83] Insana bir nimet verdigimizde sırt cevirir ve yan cizer; ona bir ser dokundugu zaman da umutsuzluga kapılır

    [84] De ki: "Herkes kendi yaratılısına (fıtrat tarzına) gore davranır. Su halde kimin daha dogru yolda oldugunu Rabbin daha iyi bilir

    [85] Sana ruhtan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir sey verilmistir

    [86] Andolsun, eger dilersek, sana vahyettiklerimizi gercekten gideriveririz, sonra bunun icin Bize karsı bir vekil bulamazsın

    [87] (Vahyi sende bırakan) Rabbin rahmetinden baska(sı degildir). Suphesiz O'nun lutfu senin uzerinde cok buyuktur

    [88] De ki: "Eger butun ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek uzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekci olsa bile- onun bir benzerini getiremezler

    [89] Andolsun, bu Kur'an'da her ornekten insanlar icin cesitli acıklamalarda bulunduk. Insanların cogu ise ancak inkarda ayak direttiler

    [90] Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fıskırtmadıkca sana kesinlikle inanmayız

    [91] Ya da sana ait hurmalıklardan ve uzumlerden bir bahce olup aralarından sarıl sarıl akan ırmaklar fıskırtmalısın

    [92] Veya one surdugun gibi, gokyuzunu ustumuze parca parca dusurmeli ya da Allah'ı ve melekleri karsımıza (sahid olarak) getirmelisin

    [93] Yahut altından bir evin olmalı veya gokyuzune yukselmelisin. Uzerimize bizim okuyabilecegimiz bir kitap indirinceye kadar senin yukselisine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yuceltirim; ben, elci olan bir beserden baskası mıyım

    [94] Kendilerine hidayet geldigi zaman, insanları inanmaktan alıkoyan sey, onların: "Allah, elci olarak bir beseri mi gonderdi?" demelerinden baskası degildir

    [95] De ki: "Eger yeryuzunde (insan degil de) tatmin bulmus yuruyen melekler olsaydı, Biz de onlara gokten elci olarak elbette melek gonderirdik

    [96] De ki: "Benimle aranızda sahid olarak Allah yeter; kuskusuz O, kullarından gercegiyle haberdardır, gorendir

    [97] Allah, kimi hidayete erdirirse, iste o, hidayet bulmustur, kimi saptırırsa onlar icin O'nun dısında asla veliler bulamazsın. Kıyamet gunu, Biz onları yuzukoyun korler, dilsizler ve sagırlar olarak hasrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; atesi sukun buldukca, cılgın alevini onlara arttırırız

    [98] Bu, suphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gercekten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecegiz?" demelerine karsılık cezalarıdır

    [99] Gormuyorlar mı; gokleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gucu yeter ve onlar icin kendisinde suphe olmayan bir sure (ecel) kılmıstır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler

    [100] De ki: "Eger siz Rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama endisesiyle gercekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız. Insan pek cimridir

    [101] Andolsun, Biz Musa'ya apacık dokuz ayet (mucize) vermistik; iste Israilogulları'na sor; onlara geldigi zaman Firavun ona: "Gercekten ben seni buyulenmis sanıyorum" demisti

    [102] O da: "Andolsun, bunları gorulecek belgeler olarak goklerin ve yerin Rabbinden baskasının indirmedigini sen de bilmissin; gercekten ben de seni yıkılmıs-harab olmus sanıyorum" demisti

    [103] Boylelikle, onları o yerden surup-sarsıntıya ugratmayı istedi, Biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boguverdik

    [104] Ve onun ardından Israilogulları'na soyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiginde hepinizi derleyip-toplayacagız

    [105] Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir mujde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gonderdik

    [106] Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman icin (bolum bolum) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik

    [107] De ki: "Ister ona inanın, ister inanmayın: O, daha once kendilerine ilim verilenlere okundugu zaman, cenelerinin ustune kapanarak secde ederler

    [108] Ve derler ki: "Rabbimiz Yucedir, Rabbimiz'in va'di gercekten gerceklesmis bulunuyor

    [109] Ceneleri ustune kapanıp aglıyorlar ve (Kur'an) onların husu (saygı dolu korku)larını arttırıyor

    [110] De ki: "Allah, diye cagırın, 'Rahman' diye cagırın, ne ile cagırırsanız; sonunda en guzel isimler O'nundur." Namazında sesini cok yukseltme, cok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse

    [111] Ve de ki: "Ovgu (hamd), cocuk edinmeyen, mulkte ortagı olmayan ve duskunlukten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikce tekbir et

    Kehf

    Surah 18

    [1] Hamd, Kitab'ı kulu uzerine indiren ve onda hicbir carpıklık kılmayan Allah'a aittir

    [2] Dosdogru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından siddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mu'minlere mujde vermek icin (onu indirdi); suphesiz onlara guzel bir ecir vardır

    [3] Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar

    [4] (Bu Kur'an) "Allah cocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur

    [5] Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hicbir bilgisi yoktur. Agızlarından cıkan soz ne (kadar da) buyuk. Onlar yalandan baskasını soylemiyorlar

    [6] Simdi onlar bu soze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların pesi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (oyle mi)

    [7] Suphesiz Biz, yeryuzu uzerindeki seyleri ona bir sus kıldık; onların hangisinin daha guzel davranısta bulundugunu deneyelim diye

    [8] Biz gercekten (yeryuzu) uzerinde olanları kupkuru-corak bir toprak yapabiliriz

    [9] Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim sasılacak ayetlerimizden mi sandın

    [10] O gencler, magaraya sıgındıkları zaman, demislerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve isimizden bize dogruyu kolaylastır (bizi basarılı kıl)

    [11] Boylelikle magarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik)

    [12] Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları sureyi daha iyi hesap ettigini belirtmek icin onları uyandırdık

    [13] Biz sana onların haberlerini bir gercek (olay) olarak aktarıyoruz. Gercekten onlar Rablerine iman etmis genclerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıstık

    [14] Onların kalpleri uzerinde (sabrı ve kararlılıgı) rabtetmistik; (Krala karsı) Kıyam ettiklerinde demislerdi ki: "Bizim Rabbimiz, goklerin ve yerin Rabbidir; Ilah olarak biz O'ndan baskasına kesinlikle tapmayız, (eger tersini) soyleyecek olursak, andolsun, gercegin dısına cıkarız

    [15] Sunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan baskasını ilahlar edindiler, onlara apacık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Oyleyse Allah'a karsı yalan uydurup iftira duzenden daha zalim kimdir

    [16] (Iclerinden biri demisti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan baska taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (daglara cekilip) magaraya sıgının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve isinizden size bir yarar kolaylastırsın

    [17] (Onlara baktıgında) Gorursun ki, gunes dogdugunda magaralarına sag yandan yonelir, battıgında onları sol yandan keser-gecerdi ve onlar da onun (magaranın) genis boslugundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, iste hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun icin asla dogru-yolu gosterici bir veli bulamazsın

    [18] Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyusmuslardır. Biz onları sag yana ve sol yana ceviriyorduk. Kopekleri de iki kolunu uzatmıs yatıyordu. Onları gormus olsaydın, geri donup onlardan kacardın, onlardan icini korku kaplardı

    [19] Boylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). Iclerinden bir sozcu dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gun veya gunun bir (kac saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldıgınızı Rabbiniz daha iyi bilir; simdi birinizi bu paranızla sehre gonderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukca nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin

    [20] Cunku onlar uzerinize cıkıp gelirlerse, sizi tasa tutarlar veya dinlerine geri cevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtulus bulamazsınız

    [21] Boylece, Allah'ın va'dinin hak oldugunu ve gercekten kıyametin, kendisinde suphe bulunmadıgını bilmeleri icin (sehir halkına ve sonraki insan kusaklarına) onları buldurmus olduk. (Onları gorenler) Kendi aralarında durumlarını tartısıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların ustune bir bina insa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların isine galip gelen (sozleri gecen)ler ise: "Ustlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler

    [22] (Sonra gelen kusaklar) Diyecekler ki: "Uc'tuler, onların dorduncusu kopekleridir." Ve: "Bestiler, onların altıncısı kopekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) tas atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi kopekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dısında kimse bilemez." Oyleyse onlar konusunda acıkta olan bir tartısmadan baska tartısma ve onlar hakkında bunlardan hic kimseye bir sey sorma

    [23] Hicbir sey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacagım" deme

    [24] Ancak: "Allah dilerse" (insaAllah yapacagım de). Unuttugun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir basarıya yoneltip-iletir

    [25] Onlar magaralarında uc yuz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar

    [26] De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Goklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne guzel gormekte ve ne guzel isitmektedir. O'nun dısında onların bir velisi yoktur. Kendi hukmunde hic kimseyi ortak kılmaz

    [27] Sana Rabbinin kitabından vahyedileni oku. O'nun sozlerini degistirici yoktur ve O'nun dısında kesin olarak bir sıgınacak (makam) bulamazsın

    [28] Sen de sabah aksam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dunya hayatının (aldatıcı) susunu isteyerek gozlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete dusurdugumuz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve isinde asırılıga gidene itaat etme

    [29] Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Suphesiz Biz zalimlere bir ates hazırlamısız, onun duvarları kendilerini cepecevre kusatmıstır. Eger onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yuzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kotu bir ickidir o ve ne kotu bir destektir

    [30] Suphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz gercekten en guzel davranısta bulunanın ecrini kayba ugratmayız

    [31] Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle suslenirler, hafif ipekten ve agır islenmis atlastan yesil elbiseler giyerler ve tahtlar uzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne guzel sevap ve ne guzel destek

    [32] Onlara iki adamın ornegini ver; onlardan birine iki uzum bagı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmistik

    [33] Iki bag da yemislerini vermis, ondan (verim bakımından) hicbir seyi noksan bırakmamıs ve aralarında bir ırmak fıskırtmıstık

    [34] (Ikisinden) Birinin baska urun (veren yer)leri de vardı. Boylelikle onunla konusurken arkadasına dedi ki: “Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha gucluyum.”

    [35] Kendi nefsinin zalimi olarak (boylece) bagına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacagını sanmıyorum" dedi

    [36] Kıyamet-saatinin kopacagını da sanmıyorum. Buna ragmen Rabbime dondurulecek olursam, suphesiz bundan daha hayırlı bir sonuc bulacagım

    [37] Kendisiyle konusmakta olan arkadası ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni duzgun (eli ayagı tutan, gucu kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin

    [38] Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hic kimseyi ortak kosmam

    [39] Bagına girdigin zaman, 'MasaAllah, Allah'tan baska kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eger beni mal ve cocuk bakımından senden daha az (gucte) goruyorsan

    [40] Belki Rabbim senin bagından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) ustune gokten 'yakıp-yıkan bir afet' gonderir de kaygan bir toprak kesiliverir

    [41] Veya onun suyu dibe gocuverir de boylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle guc yetiremezsin

    [42] (Derken) Onun urunleri (afetlerle) kusatılıverdi. Artık o, ugrunda harcadıklarına karsı avuclarını (esefle) ogusturuyordu. O (bagın) cardakları yıkılmıs durumdaydı, kendisi de soyle diyordu: "Keske Rabbime hic kimseyi ortak kosmasaydım

    [43] Allah'ın dısında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi

    [44] Iste burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuc bakımından hayırlıdır

    [45] Onlara, dunya hayatının ornegini ver; gokten indirdigimiz suya benzer, onunla yeryuzunun bitkileri birbirine karıstı, boylece ruzgarların savurdugu calı-cırpı oluverdi. Allah, herseyin uzerinde guc yetirendir

    [46] Mal ve cocuklar, dunya hayatının cekici-susudur; surekli olan 'salih davranıslar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır

    [47] Dagları yurutecegimiz gun, yeri cırılcıplak (dumduz olmus) gorursun; onları birarada toplamısız da, iclerinden hicbirini dısarda bırakmamısızdır

    [48] Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuslardır. Andolsun, siz ilk defa yarattıgımız gibi Bize gelmis oldunuz. Hayır, Bizim size bir kavusma-zamanı tespit etmedigimizi sanmıstınız degil mi

    [49] (Onlerine) Kitap konulmustur; artık suclu-gunahkarların, onda olanlardan dolayı dehsetle-korkuya kapıldıklarını gorursun. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, kucuk buyuk bırakmayıp herseyi sayıp-dokuyor?" Yapıp-ettiklerini (onlerinde) hazır bulmuslardır. Rabbin hic kimseye zulmetmez

    [50] Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demistik; Iblis'in dısında (digerleri) secde etmislerdi. O cinlerdendi, boylelikle Rabbinin emrinden dısarı cıkmıstı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin dusmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler icin ne kadar kotu bir (tercih) degistirmedir

    [51] Goklerin ve yerin yaratılısında da, kendi nefislerinin yaratılısında da Ben onları sahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-guc de edinmedim

    [52] (Kafirlere) "Benim ortaklarım sandıgınız seyleri cagırın" diyecegi gun; iste onları cagırmıslardır, ama onlar, kendilerine cevap vermemislerdir. Biz onların aralarında bir ucurum koyduk

    [53] Suclu-gunahkarlar atesi gormuslerdir, artık icine kendilerinin gireceklerini de anlamıslardır; ancak ondan bir kacıs yolu bulamamıslardır

    [54] Andolsun, bu Kur'an'da insanlar icin Biz her ornekten cesitli acıklamalarda bulunduk. Insan, herseyden cok tartısmacıdır

    [55] Kendilerine hidayet geldigi zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bagıslanma dilemelerinden alıkoyan sey, ancak evvelkilerin sunnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karsılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir

    [56] Biz elcileri, mujde vericiler ve uyarıcılar olmak dısında (baska bir amacla) gondermeyiz. Inkar edenler ise, hakkı batıl ile gecersiz kılmak icin mucadele ediyorlar. Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler

    [57] Kendisine Rabbinin ayetleri ogutle hatırlatıldıgı zaman, sırt ceviren ve ellerinin onden gonderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gercekten, kalpleri uzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir agırlık koyduk. Sen onları hidayete cagırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar

    [58] Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bagıslayıcıdır. Eger, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, suphesiz onlara azabı (bir an once) cabuklastırırdı. Hayır, onlar icin bir bulusma zamanı vardır, onun dısında asla baska bir sıgınak bulamayacaklardır

    [59] Iste ulkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma ugrattık; ve yıkımları icin bir bulusma zamanı tespit ettik

    [60] Hani Musa genc yardımcısına demisti: "Iki denizin birlestigi yere ulasıncaya kadar gidecegim ya da uzun zamanlar gecirecegim

    [61] Boylece ikisi, iki (deniz)in birlestigi yere ulasınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya dogru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu

    [62] (Varmaları gereken yere gelip) Gectiklerinde (Musa) genc-yardımcısına dedi ki: "Yemegimizi getir bize, andolsun, bu yaptıgımız-yolculuktan gercekten yorulduk

    [63] (Genc-yardımcısı) Dedi ki: "Gordun mu, kayaya sıgındıgımızda, ben balıgı unuttum. Onu hatırlamamı seytandan baskası bana unutturmadı; o da sasılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu

    [64] (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradıgımız buydu." Boylelikle ikisi izleri uzerinde geriye dogru gittiler

    [65] Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdigimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim ogrettigimiz kullarımızdan bir kulu buldular

    [66] Musa ona dedi ki: "Dogru yol (rusd) olarak sana ogretilenden bana ogretmen icin sana tabi olabilir miyim

    [67] Dedi ki: "Gercekten sen, benimle birlikte olma sabrını gostermeye guc yetiremezsin

    [68] (Boyleyken) "Ozunu kavramaya kusatıcı olamadıgın seye nasıl sabredebilirsin

    [69] (Musa:) "InsaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hicbir iste sana karsı gelmeyecegim" dedi

    [70] Dedi ki: "Eger bana uyacak olursan, hicbir sey hakkında bana soru sorma, ben sana ogutle-anlatıp soz edinceye kadar

    [71] Boylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "Icindekilerini batırmak icin mi onu deldin? Andolsun, sen sasırtıcı bir is yaptın

    [72] Dedi ki: "Gercekten benimle birlikte olma sabrını gostermeye kesinlikle guc yetiremeyecegini ben sana soylemedim mi

    [73] (Musa:) "Beni, unuttugumdan dolayı sorgulama ve bu isimden dolayı bana zorluk cıkarma" dedi

    [74] Boylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir cocukla karsılastılar, o hemen tutup onu olduruverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karsılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı oldurdun? Andolsun, sen kotu bir is yaptın

    [75] Dedi ki: "Gercekte benimle birlikte olma sabrını gostermeye kesinlikle guc yetiremeyecegini ben sana soylemedim mi

    [76] (Musa:) "Bundan sonra sana bir sey soracak olursam, artık benimle arkadaslık etme. Benden yana bir ozre ulasmıs olursun" dedi

    [77] (Yine) Boylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kacındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yuz tutmus bir duvar buldular, hemen onu insa etti. (Musa) Dedi ki: "Eger isteseydin gercekten buna karsılık bir ucret alabilirdin

    [78] Dedi ki: "Iste bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, uzerinde sabır gostermeye guc yetiremeyecegin bir yorumu haber verecegim

    [79] Gemi, denizde calısan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (cunku) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geciren bir kral vardı

    [80] Cocuga gelince, onun anne ve babası mu'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endise edip-korktuk

    [81] Boylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik

    [82] Duvar ise, sehirde iki oksuz cocugundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik cagına erissinler ve kendi definelerini cıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi isim (ozel gorusum) olarak yapmadım. Iste, senin sabır gostermeye guc yetiremedigin seylerin yorumu

    [83] Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'ogut ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) verecegim

    [84] Gercekten, Biz ona yeryuzunde sapasaglam bir iktidar verdik ve ona herseyden bir yol (sebep) verdik

    [85] O da, bir yol tuttu

    [86] Sonunda gunesin battıgı yere kadar ulastı ve onu kara camurlu bir gozede batmakta buldu, yanında bir kavim gordu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba ugratırsın veya iclerinde guzelligi (gecerli ilke) edinirsin

    [87] Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracagız, sonra Rabbine dondurulur, O da onu gorulmemis bir azapla azaplandırır

    [88] Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun icin guzel bir karsılık vardır. Ona buyrugumuzdan kolay olanını soyleyecegiz

    [89] Sonra (yine) bir yol tuttu

    [90] Sonunda gunesin dogdugu yere kadar ulastı ve onu (gunesi), kendileri icin bir siper kılmadıgımız bir kavim uzerine dogmakta iken buldu

    [91] Iste boyle, onun yanında "ozu kapsayan bilgi oldugunu" (veya yanında olup-biten herseyi) Biz (ilmimizle) busbutun kusatmıstık

    [92] Sonra bir yol (daha) tuttu

    [93] Iki seddin arasına kadar ulastı, onların (sedlerin) onunde hemen hemen hicbir sozu kavramayan bir kavim buldu

    [94] Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gercekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryuzunde bozgunculuk cıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed insa etmen icin sana vergi verelim mi

    [95] Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde saglam bir iktidarla yerlesik kıldıgı (guc, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem oyle, bana (insani) gucle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasaglam bir engel kılayım

    [96] Bana demir kutleleri getirin", iki dagın arası esit duzeye gelince, "Korukleyin" dedi. Onu ates haline getirinceye kadar (bu isi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, uzerine eritilmis bakır dokeyim

    [97] Boylelikle, ne onu asabildiler, ne onu delmeye guc yetirebildiler

    [98] Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldigi zaman, O, bunu dumduz eder; Rabbimin va'di haktır

    [99] Biz o gun, bir kısmını bir kısmı icinde dalgalanırcasına bırakıvermisiz. Sur'a da ufurulmustur, artık onların tumunu birarada toparlamısız

    [100] Ve o gun, cehennemi, inkar edenlere tam bir sunusla sunmusuz

    [101] Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gozleri bir perde icindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı

    [102] Inkar edenler, Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gercekten Biz cehennemi kafirler icin bir durak olarak hazırlamısız

    [103] De ki: "Davranıs (ameller) bakımından en cok husrana ugrayacak olanları size haber vereyim mi

    [104] Onların, dunya hayatındaki butun cabaları bosa gitmisken, kendilerini gercekte guzel is yapmakta sanıyorlar

    [105] Iste onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavusmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri bosa cıkmıstır, kıyamet gununde onlar icin bir tartı tutmayacagız

    [106] Iste, inkar etmeleri, ayetlerimi ve elcilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir

    [107] Iman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar icin bir 'konaklama yeridir

    [108] Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler

    [109] De ki: "Rabbimin sozleri(ni yazmak) icin deniz murekkep olsa ve yardım icin bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sozleri tukenmeden once, elbette deniz tukeniverirdi

    [110] De ki: "Suphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beserim; yalnızca bana sizin Ilahınızın tek bir Ilah oldugu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavusmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hic kimseyi ortak tutmasın

    Meryem

    Surah 19

    [1] Kaf, He, Ye, Ayn, Sad

    [2] (Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir

    [3] Hani o, Rabbine gizlice seslendigi zaman

    [4] Demisti ki: "Rabbim, suphesiz benim kemiklerim gevsedi ve bas, yaslılık aleviyle tutustu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım

    [5] Dogrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armagan et

    [6] Bana mirascı olsun. Yakup ogullarına da mirascı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl

    [7] (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, suphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir cocukla mujdelemekteyiz; Biz bundan once ona hicbir adas kılmamısız

    [8] Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oglum olabilir? Ben de yaslılıgın son basamagındayım

    [9] (Ona gelen melek:) "Iste boyle" dedi. "Rabbin dedi ki: Bu Benim icin kolaydır, daha once sen hicbir sey degil iken, seni yaratmıstım

    [10] Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasaglam iken, uc tam gece insanlarla konusmamandır

    [11] Boylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karsısına cıkıp onlara (su anlamları) isaret etti: "Sabah aksam tesbih edin

    [12] (Cocugun dogup buyumesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha cocuk iken ona hikmet verdik

    [13] Katımız'dan ona bir sevgi duyarlılıgı ve temizlik (de verdik). O, cok takva sahibi biriydi

    [14] Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba degildi

    [15] Ona selam olsun; dogdugu gun, olecegi gun ve diri olarak yeniden-kaldırılacagı gun de

    [16] Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup dogu tarafında bir yere cekilmisti

    [17] Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde cekmisti. Boylece ona ruhumuz (Cibril'i) gondermistik, o da, duzgun bir beser kılıgında gorunmustu

    [18] Demisti ki: "Gercekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sıgınırım. Eger takva sahibiysen (bana yaklasma)

    [19] Demisti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elciyim; sana tertemiz bir erkek cocuk armagan etmek icin (buradayım)

    [20] O: "Benim nasıl bir erkek cocugum olabilir? Bana hicbir beser dokunmamısken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) degilken" dedi

    [21] Iste boyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim icin kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak icin (bu cocuk olacaktır)." Ve is de olup bitmisti

    [22] Boylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere cekildi

    [23] Derken dogum sancısı onu bir hurma dalına surukledi. Dedi ki: "Keske bundan once olseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim

    [24] Altından (bir ses) ona seslendi: "Huzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıstır

    [25] Hurma dalını kendine dogru salla, uzerine henuz olusmus-taze hurma dokuluversin

    [26] Artık, ye, ic, gozun aydın olsun. Eger herhangi bir beser gorecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)' a oruc adadım, bugun hic kimseyle konusmayacagım

    [27] Boylece onu tasıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gercekten sasırtıcı bir sey yaptın

    [28] Ey Harun'un kız kardesi, senin baban kotu bir kisi degildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) degildi

    [29] Bunun uzerine ona (cocuga) isaret etti. Dediler ki: "Henuz besikte olan bir cocukla biz nasıl konusabiliriz

    [30] (Isa) Dedi ki: "Suphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı

    [31] Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat surdugum muddetce, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti

    [32] Anneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı

    [33] Selam uzerimedir; dogdugum gun, olecegim gun ve diri olarak yeniden-kaldırılacagım gun de

    [34] Iste Meryem oglu Isa; hakkında kuskuya dustukleri "Hak Soz

    [35] Allah'ın cocuk edinmesi olacak sey degil. O Yucedir. Bir isin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir

    [36] Gercek su ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Oyleyse O'na kulluk edin. Dosdogru yol budur

    [37] Iclerinden (birtakım) gruplar ayrılıga dustuler. Artık buyuk bir gunu gormekten dolayı, vay inkar edenlere

    [38] Bize gelecekleri gun, neler isitecekler, neler gorecekler. Ama bugun o zalimler apacık bir sapıklık icindedirler

    [39] Is(in) hukme baglanıp bitecegi, hasret gunune karsı onları uyar; onlar bir gaflet icindedirler ve onlar inanmıyorlar

    [40] Elbette, yeryuzunde ve onun uzerindekilere Biz varis olacagız ve onlar Bize dondurulecekler

    [41] Kitap'ta Ibrahim'i de zikret. Gercekten o, dogruyu-soyleyen bir peygamberdi

    [42] Hani babasına demisti: "Babacıgım, isitmeyen, gormeyen ve seni herhangi bir seyden bagımsızlastırmayan seylere niye tapıyorsun

    [43] Babacıgım, gercek su ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni duzgun bir yola ulastırayım

    [44] Babacıgım, seytana kulluk etme, kuskusuz seytan, Rahman (olan Allah)a baskaldırandır

    [45] Babacıgım, gercekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacagından korkuyorum, o zaman seytanın velisi olursun

    [46] (Babası) Demisti ki: "Ibrahim, sen benim ilahlarımdan yuz mu ceviriyorsun? Eger (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni tasa tutarım; uzun bir sure benden uzaklas, (bir yerlere) git

    [47] (Ibrahim:) "Selam uzerine olsun, senin icin Rabbimden bagıslanma dileyecegim, cunku, O, bana pek lutufkardır" dedi

    [48] Sizden ve Allah'tan baska taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacagım

    [49] Boylelikle, onlardan ve Allah'tan baska taptıklarından kopup-ayrılınca ona Ishak'ı ve (oglu) Yakup'u armagan ettik ve her birini peygamber kıldık

    [50] Onlara rahmetimizden armagan(lar) bagısladık ve onlar icin yuce bir dogruluk dili verdik

    [51] Kitap'ta Musa'yı da zikret. Cunku o, ihlasa erdirilmis ve gonderilmis (Resul) bir peygamberdi

    [52] Ona, Tur'un sag yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice soylesmek icin yakınlastırdık

    [53] Ona Rahmetimiz'den kardesi Harun'u da bir peygamber olarak armagan ettik

    [54] Kitap'ta Ismail'i de zikret. Cunku o, va'dinde dogruydu ve gonderilmis (Resul) bir peygamberdi

    [55] Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı

    [56] Kitap'ta Idris'i de zikret. Cunku o, dogru olan bir peygamberdi

    [57] Biz onu yuce bir mekan (makam)a yukseltmistik

    [58] Iste bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdigi peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte tasıdıklarımız (insan nesillerin)den, Ibrahim ve Israil (Yakup)in soyundan, dogru yola eristirdiklerimizden ve sectiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okundugunda, aglayarak secdeye kapanırlar

    [59] Sonra onların arkasından oyle nesiller turedi ki, namaz (kılma duyarlılıgın)ı kaybettiler ve sehvetlerine kapılıp-uydular. Boylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karsılasacaklardır

    [60] Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dısındadır); iste bunlar, cennete girecekler ve hicbir seyle zulme ugratılmayacaklar

    [61] Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmistir. Suphesiz O'nun va'di yerine gelecektir

    [62] Onda ‘bos bir soz’ isitmezler; sadece selam (ı isitirler). Sabah aksam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır

    [63] O cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisci kılacagız

    [64] Biz (elciler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Onumuzde, ardımızda ve bunlar arasında olan hersey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan degildir

    [65] Goklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; su halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hic O'nun adası olan birini biliyor musun

    [66] Insan demektedir ki: "Ben oldukten sonra mı, gercekten diri olarak cıkarılacagım

    [67] Insan onceden, hicbir sey degilken, gercekten Bizim onu yaratmıs bulundugumuzu (hic) dusunmuyor mu

    [68] Andolsun Rabbine, Biz onları da, seytanları da mutlaka hasredecegiz, sonra onları cehennemin cevresinde diz ustu cokmus olarak hazır bulunduracagız

    [69] Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)a karsı azgınlık gostermek bakımından en siddetli olanını ayıracagız

    [70] Sonra Biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en cok uygun oldugunu daha iyi biliriz

    [71] Sizden ona girmeyecek hic kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak uzerine aldıgı bir karardır

    [72] Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz ustu cokmus olarak bırakıveririz

    [73] Onlara apacık ayetlerimiz okundugunda, o inkar edenler, iman edenlere derler ki: "Iki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha guzeldir

    [74] Onlardan once nice insan- nesillerini yıkıma ugrattık, onlar mal (giyim, kusam ve tefris) bakımından da, gosteris bakımından da daha guzeldiler

    [75] De ki: "Kim sapıklık icindeyse, Rahman (olan Allah), ona sure tanıdıkca tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gordukleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kotu, kimin askeri- gucu daha zayıfmıs, ogreneceklerdir

    [76] Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Surekli olan salih davranıslar, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuc bakımından da daha hayırlıdır

    [77] Ayetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve cocuklar verilecektir" diyeni gordun mu

    [78] O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah)ın Katında(n) bir ahid mi aldı

    [79] Asla; demekte oldugunu yazacagız ve onun icin azapta(n) da sure tanıdıkca tanıyacagız

    [80] Onun soylemekte olduguna Biz mirascı olacagız; o Bize, 'yapayalnız tek basına' gelecektir

    [81] Kendilerine guc (izzet) saglasınlar diye, Allah'tan baska ilahlar edindiler

    [82] Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınıslarını inkar edecekler ve onlara karsı celiskiye dusecekler

    [83] Gormedin mi, Biz gercekten seytanları, kafirlerin uzerine gonderdik, onları tahrik edip kıskırtıyorlar

    [84] Onlara karsı acele davranma; Biz onlar icin ancak saydıkca sayıyoruz

    [85] Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın huzurun)a toplayacagımız gun

    [86] Suclu-gunahkarları susamıslar olarak cehenneme surecegiz

    [87] Rahmanın Katında ahid almısların dısında (onlar) sefaate malik olmayacaklardır

    [88] Rahman cocuk edinmistir" dediler

    [89] Andolsun, siz oldukca cirkin bir cesarette bulunup-geldiniz

    [90] Neredeyse bundan dolayı, gokler paramparca olacak, yer catlayacak ve daglar yıkılıp gocuverecekti

    [91] Rahman adına cocuk one surduklerinden (oturu bunlar olacaktı)

    [92] Rahman (olan Allah)a cocuk edinmek yarasmaz

    [93] Goklerde ve yerde olan (herkesin ve herseyin) tumu Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir

    [94] Andolsun, onların tumunu kusatmıs ve onları sayı olarak saymıs bulunmaktadır

    [95] Ve onların hepsi, kıyamet gunu O'na, 'yapayalnız, tek baslarına' geleceklerdir

    [96] Iman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar icin bir sevgi kılacaktır

    [97] Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylastırdık, takva sahiplerine mujde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman icin

    [98] Biz, onlardan once nice insan nesillerini yıkıma ugrattık; (simdiyse) onlardan hicbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun

    Tâhâ

    Surah 20

    [1] Ta, Ha

    [2] Biz sana bu Kur'an'ı gucluk cekmen icin indirmedik

    [3] Ici titreyerek korku duyanlara' ancak ogutle-hatırlatma (olsun diye indirdik)

    [4] Yeri ve yuksek gokleri yaratan tarafından bir indirmedir

    [5] Rahman (olan Allah) arsa istiva etmistir

    [6] Goklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli topragın altında olanların tumu O'nundur

    [7] Sozu acıga vursan da, (gizlesen de birdir). Cunku suphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir

    [8] Allah; O'ndan baska Ilah yoktur. En guzel isimler O'nundur

    [9] Sana Musa'nın haberi geldi mi

    [10] Hani bir ates gormustu de, ailesine soyle demisti: "Durun, bir ates gordum; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya atesin yanında bir yol-gosterici bulurum

    [11] Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa

    [12] Gercekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını cıkar; cunku sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın

    [13] Ben seni secmis bulunuyorum; bundan boyle vahyolunanı dinle

    [14] Gercekten Ben, Ben Allah'ım, Benden baska Ilah yoktur; su halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek icin dosdogru namaz kıl

    [15] Suphesiz, kıyamet-saati yaklasarak gelmektedir. Herkesin harcadıgı cabanın karsılıgını alması icin, onun (kosup haberini) neredeyse gizleyecegim

    [16] Oyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma ugrarsın

    [17] Sag elindeki nedir ey Musa

    [18] Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım icin agaclardan yaprak dusurmekteyim, onda benim icin daha baska yararlar da var

    [19] Dedi ki: "Onu at, ey Musa

    [20] Boylece, onu attı; (bir de ne gorsun) o hemen hızla kosan (kocaman) bir yılan (oluvermis)

    [21] Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna cevirecegiz

    [22] Elini koltuguna sok, bir hastalık olmadan, baska bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda cıksın

    [23] Oyle ki, sana buyuk mucizelerimizden (birini) gostermis olalım

    [24] Firavun'a git, cunku o azmıs bulunuyor

    [25] Dedi ki: "Rabbim, benim gogsumu ac

    [26] Bana isimi kolaylastır

    [27] Dilimden dugumu coz

    [28] Ki soyleyeceklerimi kavrasınlar

    [29] Ailemden bana bir yardımcı kıl

    [30] Kardesim Harun'u

    [31] Onunla arkamı kuvvetlendir

    [32] Onu isimde ortak kıl

    [33] Boylece Seni cok tesbih edelim

    [34] Ve Seni cok zikredelim

    [35] Suphesiz Sen bizi goruyorsun

    [36] (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istedigin sana verilmistir

    [37] Andolsun, Biz sana bir defa daha lutufta bulunmustuk

    [38] Hani, annene vahyolunan seyi vahyetmistik, (soyle ki)

    [39] Onu sandıgın icine koy, suya bırak, boylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de dusmanım, onun da dusmanı olan biri alacaktır. Gozumun onunde yetistirilmen icin, Kendim'den sana bir sevgi yonelttim

    [40] Hani kız kardesin gezinip; "Onu(n bakımını) ustlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Boylece, seni annene geri cevirmis olduk ki, gozu aydın olsun ve huzne kapılmasın. Sen bir insan oldurmustun de, Biz seni tasadan kurtarmıs ve seni 'esaslı bir denemeden gecirip-denemistik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıstın, sonra bir kader uzerine (buraya) geldin ey Musa

    [41] Seni Kendim icin sectim

    [42] Sen ve kardesin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevsek davranmayın

    [43] Ikiniz Firavun'a gidin, cunku o, azmıs bulunuyor

    [44] Ona yumusak soz soyleyin, umulur ki ogut alıp-dusunur veya ici titrer-korkar

    [45] Dediler ki: "Rabbimiz, gercekten, onun bize karsı 'taskın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz

    [46] Dedi ki: "Korkmayın, cunku Ben sizinle birlikteyim; isitiyorum ve goruyorum

    [47] Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elcileriyiz, Israilogulları'nı bizimle birlikte gonder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların uzerine olsun

    [48] Gercekten bize vahyolundu ki: Dogrusu azap, yalanlayan ve yuz cevirenlerin ustunedir

    [49] (Ona gidip aynı seyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa

    [50] Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herseye yaratılısını veren, sonra dogru yolunu gosterendir

    [51] (Firavun) Dedi ki: "Ilk caglardaki nesillerin durumu nedir oyleyse

    [52] Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim sasırmaz ve unutmaz

    [53] Ki (Rabbim), yeryuzunu sizin icin bir besik kıldı, onda sizin icin yollar dosedi ve gokten su indirdi; boylelikle bununla her tur bitkiden ciftler cıkardık

    [54] Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Suphesiz, bunda sagduyu sahipleri icin elbette ayetler vardır

    [55] Sizi ondan yarattık, ona geri verecegiz ve sizi bir kere daha ondan cıkaracagız

    [56] Andolsun, Biz ona ayetlerimizin tumunu gosterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti

    [57] Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan surup cıkarmaya mı gelmis bulunuyorsun

    [58] Madem boyle, biz de sana buna benzer bir sihirle gelecegiz; simdi sen, bir 'bulusma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karsı olamayacagımız acık, genis bir yer olsun" dedi

    [59] (Musa) Dedi ki: "Bulusma zamanımız, (ulkenin ulusal) bayram gunu ve insanların toplanacagı kusluk vakti (olsun)

    [60] Boylelikle Firavun arkasını donup gitti, hileli duzenini (yurutecek buyuculeri) biraraya getirdi, sonra geldi

    [61] Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karsı yalan duzup uydurmayın, sonra bir azap ile kokunuzu kurutur. Yalan duzup uyduran gercekten yok olup gitmistir

    [62] Bunun uzerine, kendi aralarında durumlarını tartısmaya basladılar ve gizli konusmalara gectiler

    [63] Dediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan surup-cıkarmak ve ornek olarak tutturdugunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler

    [64] Bundan oturu, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugun ustunluk saglayan, gercekten kurtulusu bulmustur

    [65] Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya once biz atalım

    [66] Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne gorsun), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gercekten kosuyormus gibi gorundu

    [67] Musa, bu yuzden kendi icinde bir tur korku duymaya basladı

    [68] Korkma" dedik. "Muhakkak sen ustun geleceksin

    [69] Sag elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; cunku onların yaptıkları yalnızca bir buyucu hilesidir. Buyucu ise nereye varsa kurtulamaz

    [70] Bunun uzerine buyuculer, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler

    [71] (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden once ona inandınız oyle mi? Suphesiz o, size buyuyu ogreten buyugunuzdur. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı capraz olarak kesecegim ve sizi hurma dallarında sallandıracagım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha siddetliymis ve daha surekliymis ogrenmis olacaksınız

    [72] Dediler ki: "Bize gelen apacık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-secmeyiz." Neyde hukmunu yurutebileceksen, durmaksızın hukmunu yurut; sen, yalnızca bu dunya hayatında hukmunu yurutebilirsin

    [73] Gercekten biz Rabbimiz'e iman ettik; gunahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karsı zorlayarak-surukledigin (sucumuzu) bagıslasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha sureklidir

    [74] Gercek su ki, kim Rabbine suclu-gunahkar olarak gelirse, hic suphe yok, onun icin cehennem vardır. Onun icinde ise, ne olebilir, ne dirilebilir

    [75] Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, iste onlar, onlar icin de yuksek dereceler vardır

    [76] Iclerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve iste bu, arınmıs olanın karsılıgıdır

    [77] Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmistik: "Kullarımı geceleyin yuruyuse gecir, onlara denizde kuru bir yol ac, yetisilmekten korkmadan ve endiseye kapılmadan

    [78] Firavun ise, ordularıyla peslerine dustu; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi

    [79] Firavun, kendi kavmini sasırtıp saptırdı ve onları dogruya yoneltmedi

    [80] Ey Israilogulları, andolsun, sizi dusmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sag yanında sizinle vaadlestik ve uzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik

    [81] Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım uzerinize kacınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin uzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak dusmustur

    [82] Gercekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra dogru yola erisen kimseyi suphesiz bagıslayıcıyım

    [83] Seni kavminden 'carcabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa

    [84] Dedi ki: "Onlar arkamda izim uzerindedirler, hosnut kalman icin, Sana gelmekte acele ettim Rabbim

    [85] Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den gecirdik, Samiri onları sasırtıp-saptırdı

    [86] Bunun uzerine Musa, kavmine oldukca kızgın, uzgun olarak dondu. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size guzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) soz (ya da sure) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden uzerinize kacınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiginiz sozden caydınız

    [87] Dediler ki: "Biz sana verdigimiz sozden kendiligimizden donmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) sus esyalarından birtakım yukler yuklenmistik, onları (atese) attık, boylece Samiri de attı

    [88] Boylece onlara boguren bir buzagı heykeli dokup cıkardı, "Iste, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler

    [89] Onun kendilerine bir sozle cevap vermedigini ve onlara bir zarar veya fayda saglamaya gucu olmadıgını gormuyorlar mı

    [90] Andolsun, Harun bundan once onlara: "Ey kavmim, gercekten siz bununla fitneye dusuruldunuz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; su halde bana uyun ve emrime itaat edin" demisti

    [91] Demislerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzagıya) karsı bel bukup onunde egilmekten kesinlikle ayrılmayacagız

    [92] (Musa da gelince:) "Ey Harun" demisti. "Onların saptıklarını gordugun zaman seni (Onlara mudahale etmekten) alıkoyan neydi

    [93] Niye bana uymadın, emrime bas mı kaldırdın

    [94] Dedi ki: "Ey annemin oglu, sakalımı ve basımı tutup-yolma. Ben, senin: "Israilogulları arasında ayrılık cıkardın, sozumu onemsemedin" demenden endise edip korktum

    [95] (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri

    [96] Dedi ki: "Ben onların gormediklerini gordum, boylece elcinin izinden bir avuc alıp atıverdim; boylelikle bana bunu nefsim hosa giden (bir sey) gosterdi

    [97] Dedi ki: “Haydi cekip git, artık senin hayatta (hakettigin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve suphesiz senin icin kendisinden asla kacınamayacagın (azap dolu) bir bulusma zamanı vardır. Ustune kapanıp bel bukerek onunde egildigin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacagız, sonra darmadagın edip denizde savuracagız

    [98] Sizin Ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dısında Ilah yoktur. O, ilim bakımından herseyi kusatmıstır

    [99] Sana gecmislerin haberlerinden bir bolumunu boylece aktarıyoruz. Gercekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik

    [100] Kim bundan yuz cevirirse, suphesiz kıyamet gunu o, bir gunah-yuku yuklenecektir

    [101] O (yukun altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet gunu onlar icin ne kotu bir yuktur

    [102] Sur'a ufurulecegi gun, Biz suclu-gunahkarları o gun, (yuzleri kara, gozleri) gomgok (kaskatı ve kor) olarak' toplayacagız

    [103] (Dunyada) Yalnızca on (gun) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldasacaklar

    [104] Onların sozunu ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha ust olanları ise: "Siz yalnızca bir gun kaldınız" derler

    [105] Sana daglar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadagın edip savuracak

    [106] Yerlerini bombos, cırcıplak bırakacaktır

    [107] Orada ne bir egrilik goreceksin, ne de bir tumsek

    [108] O gun, kendisinden sapma imkanı olamayan cagırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karsı sesler kısılmıstır; artık bir hırıltıdan baska bir sey isitemezsin

    [109] O gun, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdigi ve sozunden hosnut oldugu kimseden baskasının sefaati bir yarar saglamaz

    [110] O, onlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kusatamazlar

    [111] (Artık butun) Yuzler, diri, kaim olanın onunde egik durmustur ve zulum yuklenen ise yok olup gitmistir

    [112] Kim de bir mu'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulumden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından

    [113] Boylece Biz onu, Arapca bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak seyleri turlu sekillerde acıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar icin dusunme (yetenegini) olusturur

    [114] Hak olan, biricik hukumdar olan Allah Yucedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır

    [115] Andolsun, Biz bundan once Adem'e ahid vermistik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık

    [116] Hani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demistik, Iblis'in dısında (digerleri) secde etmislerdi, o, ayak diremisti

    [117] Bunun uzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gercekten sana ve esine dusmandır; sakın sizi cennetten surup cıkarmasın, sonra mutsuz olursun

    [118] Suphesiz ki, senin acıkmaman ve cıplak kalmaman orda (cennette kalmana baglı)dır

    [119] Ve gercekten sen burada susamayacaksın ve gunes altında yanmayacaksın da

    [120] Sonunda seytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk agacını ve yok olmayacak bir mulku haber vereyim mi

    [121] Boylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine acılıverdi, uzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-ortmeye basladılar. Adem, Rabbine karsı gelmis oldu da sasırıp-kaldı

    [122] Sonra Rabbi onu secti, tevbesini kabul etti ve dogru yola iletti

    [123] Dedi ki: "Kiminiz kiminize dusman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gosterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o sasırıp sapmaz ve mutsuz olmaz

    [124] Kim de Benim zikrimden yuz cevirirse, artık onun icin sıkıntılı bir gecim vardır ve Biz onu kıyamet gunu kor olarak hasredecegiz

    [125] O da (soyle) demis olur: -Ben gormekte olan biriyken, beni niye kor olarak hasrettin Rabbim

    [126] (Allah da) Der ki: "Iste boyle, sana ayetlerimiz gelmisti, fakat sen onları unuttun, bugun de sen iste boyle unutulmaktasın

    [127] Iste Biz olcusuzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları boyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gercekten daha siddetli ve daha sureklidir

    [128] Kendilerinden onceki nesillerden nicelerini yıkıma ugratmamız, onları dogruya yoneltmedi mi? (Oysa bugun kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları uzerinde) gezinip duruyorlar. Suphesiz bunda sagduyu sahipleri icin ayetler vardır

    [129] Eger Rabbinden gecmis bir soz ve adı konulmus (belirlenmis) bir sure (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kacınılmaz olurdu

    [130] Su halde onların soylediklerine karsı sabırlı ol, gunesin dogusundan ve batısından once Rabbini hamd ile tesbih et (yucelt). Gecenin bir bolumunde ve gunduzun uclarında da tesbihte bulun ki hosnut olabilesin

    [131] Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek icin yararlandırdıgımız dunya hayatının susune gozunu dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha sureklidir

    [132] Ehline (ummetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuc da takvanındır

    [133] Dediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara onceki kitaplarda acık belgeler gelmedi mi

    [134] Eger Biz onları bundan onceki bir azap ile yıkıma ugratmıs olsaydık, suphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elci gonderseydin de, kuculmeden ve asagılanmadan once Senin ayetlerine tabi olsaydık

    [135] De ki: "Herkes gozetlemektedir; siz de gozleyip durun. Sonunda, dumduz (dosdogru) yolun sahipleri kimlermis ve dogru yola ulasan kimlermis, pek yakında ogreneceksiniz

    Enbiyâ

    Surah 21

    [1] Insanları sorgulama (zamanı) yaklastı, kendileri ise gaflet icinde yuz ceviriyorlar

    [2] Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar

    [3] Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldastılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beser degil mi? Oyleyse, goz gore gore buyuye mi geleceksiniz

    [4] Dedi ki: "Benim Rabbim, gokte ve yerde soylenen-sozu bilir; O, isitendir, bilendir

    [5] Hayır" dediler. (Bunlar) Karmakarısık duslerdir; hayır, onu kendisi uydurmustur; hayır o bir sairdir. Boyle degilse, oncekilere gonderildigi gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin

    [6] Kendilerinden evvel yıkıma ugrattıgımız hicbir ulke (halkı) iman etmemisti; simdi bunlar mı iman edecek

    [7] Biz senden once de kendilerine vahyettigimiz erkekler dısında elci gondermedik. Eger bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun

    [8] Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar olumsuz degillerdi

    [9] Sonra onlara verdigimiz soze sadık kaldık, boylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da olcusuz davrananları yıkıma ugrattık

    [10] Andolsun, size (butun durumlarınızı kapsayan) zikrinizin icinde bulundugu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız

    [11] Biz, zulmeden ulkelerden nicesini kırıp gecirdik ve bunun ardından bir baska kavmi meydana getirdik

    [12] Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan buyuk bir hızla uzaklasıp kacıyorlardı

    [13] Uzaklasıp-kacmayın, icinde sımarıp azdıgınız refaha ve yurtlarınıza donun; cunku sorguya cekileceksiniz

    [14] Yazıklar bize" dediler. "Gercekten biz, zalimmisiz

    [15] Onların bu yakınmaları, Biz onları bicilmis ekin, sonmus ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı

    [16] Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye gogu, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık

    [17] Eger bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, boyle yapardık

    [18] Hayır, Biz hakkı batılın ustune fırlatırız, o da onun beynini darmadagın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmistir. (Allah'a karsı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size

    [19] Goklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte buyukluge kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar

    [20] Gece ve gunduz, hic durmaksızın tesbih ederler

    [21] Yoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler de, onlar mı (oluleri) diriltecekler

    [22] Eger her ikisinde (gokte ve yerde) Allah'ın dısında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmisti. Arsın Rabbi olan Allah onların nitelendiregeldikleri seylerden Yucedir

    [23] O, yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya cekilirler

    [24] Yoksa O'ndan baska ilahlar mı edindiler? De ki: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin. Iste benimle birlikte olanların zikri (kitabı) ve benden oncekilerin de zikri." Hayır, onların cogu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yuz ceviriyorlar

    [25] Senden once hicbir elci gondermedik ki, ona sunu vahyetmis olmayalım: "Benden baska Ilah yoktur, oyleyse Bana ibadet edin

    [26] Rahman (olan Allah) cocuk edindi" dediler. O, (bu yakıstırmadan) Yucedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık gorulmus kullardır

    [27] Onlar sozle (bile olsa) O'nun onune gecmezler ve onlar O'nun emriyle yapıp-etmektedirler

    [28] O, onlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar sefaat etmezler (kendisinden) hosnut olunandan baska. Ve onlar, O'nun hasmetinden icleri titremekte olanlardır

    [29] Onlardan her kim: "Gercekten ben, O'nun dısında bir ilahım" diyecek olsa, bu durumda Biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri Biz boyle cezalandırırız

    [30] O inkar edenler gormuyorlar mı ki, (baslangıcta) goklerle yer, birbiriyle bitisik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı seyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı

    [31] Yeryuzunde, onları sarsmasın diye, sabit daglar yarattık ve dogru gidebilsinler diye genis yollar actık

    [32] Gokyuzunu korunmus bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yuz ceviriyorlar

    [33] Geceyi, gunduzu, gunesi ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yorungede yuzup gidiyor

    [34] Senden once hicbir besere olumsuzlugu vermedik; simdi sen olursen onlar olumsuz mu kalacaklar

    [35] Her nefis olumu tadıcıdır. Biz sizi, serle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize donduruleceksiniz

    [36] Inkar edenler seni gorduklerinde, seni yalnızca alay-konusu ediyorlar (ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sozunu (kitabını) inkar edenler kendileridir

    [37] Insan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında gosterecegim. Simdi hemen acele etmeyin

    [38] Eger dogruyu soyluyor iseniz, bu vaid (edilen gunun sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler

    [39] O inkar edenler, yuzlerinden ve sırtlarından atesi puskurtemeyecekleri ve hic yardım alamayacakları zamanı bir bilselerdi

    [40] Hayır, onlara apansız gelecek de, boylece onları saskına cevirecek; artık ne onu geri cevirmeye gucleri yetecek ve ne onlara sure tanınacak

    [41] Andolsun, senden onceki elcilerle de alay edildi, fakat iclerinden kucuk dusurenleri, o alaya aldıkları (azap) sarıp-kusatıverdi

    [42] De ki: "Gece ve gunduz sizi Rahman (olan Allah)tan kim koruyabilir?" Hayır, onlar Rablerini zikirden yuz cevirenlerdir

    [43] Yoksa Bize karsı kendilerini, engelleyerek koruyabilecek ilahları mı var? Onların kendi nefislerine bile yardıma gucleri yetmez ve onlar Bizden yakınlık bulamazlar

    [44] Evet, Biz onları ve atalarını yararlandırdık; oyle ki, omur onlara (hic bitmeyecekmis gibi) uzun geldi. Fakat simdi, Bizim gercekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte oldugumuzu gormuyorlar mı? Su halde, ustun gelenler onlar mı

    [45] De ki: "Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum. Ancak sagır olanlar, uyarıldıklarında cagrıyı isitmezler

    [46] Andolsun, onlara Rabbinin azabından 'bir ufak esinti' dokunacak olsa hic tartısmasız; "Eyvahlar bize, gercekten bizler zulme sapanlarmısız" diyecekler

    [47] Biz ise, kıyamet gunune ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hicbir nefis hicbir seyle haksızlıga ugramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap goruculer olarak Biz yeteriz

    [48] Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri icin bir aydınlık ve bir ogut (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik

    [49] Onlar, Rablerine karsı gayb ile (O'nu gormedikleri halde) bir hasyet icindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'icleri titremekte olanlardır

    [50] Bu, Bizim ona indirdigimiz mubarek bir zikirdir. Su halde onu inkar edecek olanlar siz misiniz

    [51] Andolsun, bundan once Ibrahim'e rusdunu vermistik ve Biz onu (dogruyu secme yeteneginde oldugunu) bilenlerdik

    [52] Hani babasına ve kavmine demisti ki: "Sizin, karsılarında bel bukup egilmekte oldugunuz bu temsili heykeller nedir

    [53] Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler

    [54] Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apacık bir sapıklık icindesiniz

    [55] Sen bize gercegi mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın

    [56] Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz goklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıstır ve ben de buna sehadet edenlerdenim

    [57] Andolsun Allah'a, sizler arkanızı donup gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracagım

    [58] Boylece o, yalnızca buyukleri haric olmak uzere onları paramparca etti; belki ona basvururlar diye

    [59] Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Suphesiz o, zalimlerden biridir" dediler

    [60] Kendisine Ibrahim denilen bir gencin bunları diline doladıgını isittik" dediler

    [61] Dediler ki: "Oyleyse, onu insanların gozu onune getirin ki ona (nasıl bir ceza verecegimize) sahid olsunlar

    [62] Dediler ki: "Ey Ibrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın

    [63] Hayır" dedi. "Bu yapmıstır, bu onların buyukleridir; eger konusabiliyorsa, siz onlara soruverin

    [64] Bunun uzerine kendi vicdanlarına basvurdular da; "Gercek su ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler

    [65] Sonra, yine tepeleri ustune ters donduler: "Andolsun, bunların konusamayacaklarını sen de bilmektesin

    [66] Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan seylere mi tapıyorsunuz

    [67] Yuh size ve Allah'tan baska taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız

    [68] Dediler ki: "Eger (bir sey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun

    [69] Biz de dedik ki: "Ey ates, Ibrahim'e karsı soguk ve esenlik ol

    [70] Ona bir duzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha cok husrana ugrayanlar kıldık

    [71] Onu ve Lut'u kurtarıp icinde, alemler (insanlık) icin bereketler kıldıgımız yere (ulkeye) cıkardık

    [72] Ona Ishak'ı armagan ettik, ustune de Yakub'u; her birini salihler kıldık

    [73] Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yonelten onderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi

    [74] Lut'a da bir hukum ve ilim verdik ve onu cirkin isler yapmakta olan sehirden kurtardık. Suphesiz onlar, bozulmaya ugrayan kotu bir kavimdi

    [75] Onu rahmetimize soktuk, cunku o, salihlerdendi

    [76] Nuh da; daha once cagrıda bulundugu zaman, Biz onun cagrısına cevap verdik, onu ve ailesini buyuk bir uzuntuden kurtardık

    [77] Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden 'ona yardım edip-ocunu aldık'. Suphesiz onlar, kotu bir kavimdi, Biz de onların tumunu suya batırıp bogduk

    [78] Davud ve Suleyman da; hani kavmin hayvanlarının icine girip yayıldıgı ekin-tarlaları konusunda hukum yurutuyorlardı. Biz onların hukmune sahid idik

    [79] Biz bunu (hukmu) Suleyman’a kavrattık, her birine hukum ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, daglara ve kuslara boyun egdirdik. (Bunları) Yapanlar Biz idik

    [80] Ve sizin icin ona, zorlu-savasınızda sizi korusun diye, '(madeni) giyim-sanatını' ogrettik. Buna ragmen siz sukredenler misiniz

    [81] Suleyman icin de, fırtına biciminde esen ruzgara (boyun egdirdik) ki, kendi emriyle, icinde bereketler kıldıgımız yere akıp giderdi. Biz herseyi bilenleriz

    [82] Onun icin denizde dalgıclık yapan ve bundan baska is(ler) de goren seytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik

    [83] Eyup de; hani o Rabbine cagrıda bulunmustu: "Suphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın

    [84] Boylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler icin bir zikir olmak uzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik

    [85] Ismail, Idris ve Zu'l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi

    [86] Onları rahmetimize soktuk, suphesiz onlar salih kimselerdi

    [87] Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmıs vaziyette gitmisti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya dusurmeyecegimizi sanmıstı. (Balıgın karnındaki) Karanlıklar icinde: "Senden baska Ilah yoktur, Sen Yucesin, gercekten ben zulmedenlerden oldum" diye cagrıda bulunmustu

    [88] Bunun uzerine duasına icabet ettik ve onu uzuntuden kurtardık. Iste Biz, iman edenleri boyle kurtarırız

    [89] Zekeriya da; hani Rabbine cagrıda bulunmustu: "Rabbim, beni yalnız basıma bırakma, sen mirascıların en hayırlısısın

    [90] Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armagan ettik, esini de dogurmaya elverisli kıldık. Gercekten onlar hayırlarda yarısırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gosterirlerdi

    [91] Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan ufledik, onu ve cocugunu insanlıga bir ayet kıldık

    [92] Gercekten, sizin bu ummetiniz tek bir ummettir. Ben de sizin Rabbinizim, oyleyse Bana ibadet ediniz

    [93] Onlar, islerini kendi aralarında parca parca dagıttılar (dinlerinde bolunmeler yaptılar); hepsi Bize doneceklerdir

    [94] Artık kim, bir mu'min olarak salih amellerde bulunursa, onun cabası icin (karsılık olarak) kufran (nankorluk) yoktur. Suphesiz Biz, onun yazıcılarıyız

    [95] Yıkıma ugrattıgımız bir ulkeye (tekrar dunya hayatı) imkansız (haram)dır; hic suphesiz onlar, (dunyaya) bir daha geri donmeyecekler

    [96] Yecuc ve Mecuc (un sedleri) acıldıgında, onlar her bir tepeden akın ederler

    [97] Gercek olan va'd yaklasmıstır, iste o zaman, inkar edenlerin gozleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet icindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler)

    [98] Gercekten siz de, Allah'ın dısında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız

    [99] Eger onlar (gercek) ilahlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tumu icinde temelli kalıcıdırlar

    [100] Orda kendileri icin, 'kemikleri catırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda isitmezler de

    [101] Ama Bizden kendilerine guzellik gecmis bulunanlar; iste, onlar, ondan uzaklastırılmıslardır

    [102] Onun ugultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladıgı (sayısız nimet) icinde ebedi kalıcıdırlar

    [103] Onları, o en buyuk korku huzne kaptırmaz ve: "Iste bu sizin gununuzdur, size va'dedilmisti" diye melekler onları karsılayacaklardır

    [104] Bizim, gogu kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacagımız gun, ilk yaratmaya basladıgımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edecegiz. Bu, Bizim uzerimizde bir vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız

    [105] Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Suphesiz Arz'a salih kullarım varisci olacaktır" diye yazdık

    [106] Gercek su ki kulluk eden bir topluluk icin bunda (Kur'an'da) 'acık bir mesaj' (veya gercek bir cıkıs yolu) vardır

    [107] Biz seni alemler icin yalnızca bir rahmet olarak gonderdik

    [108] De ki: "Gercekten bana: -Sizin Ilahınız yalnızca bir tek Ilah'tır" diye vahyolunuyor; artık siz Musluman olacak mısınız

    [109] Buna ragmen yuz cevirecek olurlarsa, de ki: "Size esitlik uzere acıklamada bulundum. Tehdit edildiginiz (sorgu ve azap gunu) yakın mı, uzak mı, bilemem

    [110] Suphesiz O, sozun acıkta soylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir

    [111] Bilemem; belki bu (surenin acıklanmaması), sizin icin bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır

    [112] (Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hukmet. Bizim Rabbimiz, sizin her turlu nitelendirmelerinize karsı yardımına sıgınılan Rahman (olan Allah)dır

    Hac

    Surah 22

    [1] Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, cunku kıyamet saatinin sarsıntısı buyuk bir seydir

    [2] Onu gordugunuz gun, her emzikli kendi emzirdigini unutup gececek ve her gebe kendi yukunu dusurecektir. Insanları da sarhos olmus gorursun, oysa onlar sarhos degillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek siddetlidir

    [3] Insanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartısır durur ve her azgın-kaypak seytanın pesine duser

    [4] Ona yazılmıstır: "Kim onu veli edinirse, suphesiz o (seytan) onu sasırtıp-saptırır ve onu cılgın atesin azabına yoneltir

    [5] Ey insanlar, eger dirilisten yana bir kusku icindeyseniz, gercek su ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılıs bicimi belli belirsiz bir cignem et parcasından; size (kudretimizi) acıkca gostermek icin. Diledigimizi, adı konulmus bir sureye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak cıkarıyoruz, sonra da erginlik cagına erismeniz icin (sizi buyutuyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hicbir sey bilmeme durumuna gelmesi icin omrun en asagı ucuna (yaslılıga) geri cevrilmektedir. Yeryuzunu kupkuru olu gibi gorursun, fakat Biz onun uzerine suyu indirdigimiz zaman titresir, kabarır ve her guzel ciftten (urunler) bitirir

    [6] Iste boyle; suphesiz Allah, hakkın Kendisi'dir ve suphesiz oluleri diriltir ve gercekten herseye guc yetirendir

    [7] Gercek su ki, kıyamet-saati yaklasarak gelmektedir, onda suphe yoktur. Gercekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir

    [8] Insanlardan kimi, hicbir bilgisi, yol gostericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartısır-durur

    [9] Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dunyada onun icin asagılanma vardır, kıyamet gunu de yakıcı azabı ona taddıracagız

    [10] (Ey insan) Bu, senin ellerinin onden takdim ettikleridir. Suphesiz Allah, kullar icin zulmedici degildir

    [11] Insanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eger kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eger kendisine bir fitne isabet edecek olursa yuzu ustu donuverir. O, dunyayı kaybetmistir, ahireti de. Iste bu, apacık bir kayıptır

    [12] Allah'tan baska, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan seylere yakarır. Iste bu, en uzak bir sapıklıktır

    [13] (Ya da) Zararı, yararından daha yakın olana tapar; ne kotu yardımcı ve ne kotu yoldastır

    [14] Suphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gercekten Allah, her istedigini yapar

    [15] Kim, Allah'ın ona, dunyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyecegini sanıyorsa, goge bir arac uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurdugu duzen, onun ofkesini giderebilecek mi

    [16] Iste Biz onu (Kur'an'ı) apacık ayetler olarak indirdik; suphesiz Allah, diledigini hidayete yoneltir

    [17] Gercekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, atese tapanlar (Mecusi) ve sirk kosanlar; suphesiz Allah, kıyamet gunu aralarını ayıracaktır. Dogrusu Allah, herseyin uzerinde sahid olandır

    [18] Gormedin mi ki, gercekten, goklerde ve yerde olanlar, gunes, ay, yıldızlar, daglar, agaclar, hayvanlar ve insanlardan bircogu Allah'a secde etmektedirler. Bircogu uzerine azap hak olmustur. Allah kimi asagılık kılarsa, artık onun icin bir yuceltici yoktur. Suphesiz Allah, diledigini yapar

    [19] Iste bunlar cekisen iki gruptur, Rableri konusunda cekistiler. Iste o inkar edenler, onlar icin atesten elbiseler bicilmistir; basları ustunden de kaynar su dokulur

    [20] Bununla karınları icinde olanlar ve derileri eritilmis olur

    [21] Onlar icin demirden kamcılar vardır

    [22] Ne zaman ordan, sarsıcı-uzuntuden cıkmak isterlerse, oraya geri cevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın" (denir)

    [23] Hic suphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle suslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir

    [24] Onlar, sozun en guzeline iletilmislerdir ve ovulen dogru yola iletilmislerdir

    [25] Gercek su ki, inkar edip Allah yolundan ve yerlilerle dısarıdan gelenler icin esit olarak (haram ve kıble) kıldıgımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azap taddırırız

    [26] Hani Biz Ibrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladıgımız zaman (soyle emretmistik:) "Bana hicbir seyi ortak kosma, tavaf edenler, kıyam edenler, rukua ve sucuda varanlar icin Evimi tertemiz tut

    [27] Insanlar icinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun dusmus develer ustunde sana gelsinler

    [28] Kendileri icin birtakım yararlara sahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdigi (kurbanlık) hayvanlar uzerine belli gunlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk ceken yoksulu da doyurun

    [29] Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik'i tavaf etsinler

    [30] Iste boyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gozetip hukumlerini) yuceltirse, Rabbinin Katında kendisi icin hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dısındaki hayvanlar helal kılındı. Oyleyse igrenc bir pislik olan putlardan kacının, yalan soz soylemekten de kacının

    [31] Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hicbir) ortak kosmaksızın. Kim Allah'a ortak kosarsa, sanki o gokten dusmus de onu bir kus kapıvermis veya ruzgar onu ıssız bir yere surukleyip atmıs gibidir

    [32] Iste boyle; kim Allah'ın siarlarını yuceltirse, suphesiz bu, kalplerin takvasındandır

    [33] Onlarda sizin icin adı konulmus bir sureye kadar yararlar vardır. Sonra onların yerleri Beyt-i Atik'tir

    [34] Biz her ummet icin bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdigi (kurbanlık) hayvanlar uzerine Allah'ın adını ansınlar diye. Iste sizin Ilahınız bir tek Ilah'tır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alcak gonullu olanlara mujde ver

    [35] Onlar ki, Allah anıldıgı zaman kalpleri urperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdogru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir

    [36] Iri cusseli develeri size Allah'ın isaretlerinden kıldık, sizler icin onlarda bir hayır vardır. Oyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuscasına ayakta durup) bogazlanırken Allah'ın adını anın; yanları uzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. Iste boyle, onlara sizin icin boyun egdirdik, umulur ki sukredersiniz

    [37] Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulasmaz, ancak O'na sizden takva ulasır. Iste boyle, onlara sizin icin boyun egdirmistir; O'nun size hidayet vermesine karsılık Allah'ı tekbir etmeniz icin. Guzellikte bulunanlara mujde ver

    [38] Suphesiz Allah, (musriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklastırmaktadır. Gercekten Allah, hain ve nankor olan kimseyi sevmez

    [39] Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karsı savas acılana (mu'minlere, savasma) izni verildi. Suphesiz Allah, onlara yardım etmeye guc yetirendir

    [40] Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından surgun edilip cıkarıldılar. Eger Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye ugratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve icinde Allah'ın isminin cokca anıldıgı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Suphesiz Allah, guclu olandır, Aziz olandır

    [41] Onlar ki, yeryuzunde kendilerini yerlestirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdogru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, munkerden sakındırırlar. Butun islerin sonu Allah'a aittir

    [42] Eger seni yalanlıyorlarsa, onlardan once Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıstı

    [43] Ibrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de

    [44] Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıstı). Musa da yalanlanmıstı. Boylelikle Ben, o inkar edenlere bir sure tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmıs Benim (herseyi alt ust edip kokten degistiren) inkılabım (veya inkarım)

    [45] (Halkı) Zulmediyorken yıkıma ugrattıgımız nice ulkeler vardır ki, simdi onların altları ustlerine gelmis ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terk edilmis bulunmakta), yuksek sarayları (cın cın otmektedir)

    [46] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı, boylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve isitebilecek kulakları oluversin? Cunku dogrusu, gozler kor olmaz, ancak sinelerdeki kalpler korelir

    [47] Onlar senden, azabın carcabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gercekten, senin Rabbinin Katında bir gun, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir

    [48] Nice ulkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken Ben ona bir sure tanıdım, sonra yakalayıverdim; donus yalnızca Banadır

    [49] De ki: "Ey insanlar, gercekten ben sizin icin yalnızca bir uyarıcıyım

    [50] Buna gore, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar icin bir bagıslanma (magfiret) ve ustun bir rızık vardır

    [51] Ayetlerimiz konusunda acze dusurucu cabalar harcayanlar, alevli atesin halkıdır

    [52] Biz senden once hicbir Resul ve Nebi gondermis olmayalım ki, o bir dilekte bulundugu zaman, seytan, onun diledigine (bir kusku veya sapma unsuru) katıp bırakmıs olmasın. Ama Allah, seytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini saglamlastırıp-pekistirir. Allah, gercekten bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [53] Seytanın (bu tur) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her turlu) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması icindir. Suphesiz zalimler, (gercegin kendisinden) uzak bir ayrılık icindedirler

    [54] (Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hic tartısmasız Rablerinden olan bir gercek oldugunu bilmeleri icin; boylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmus olarak baglansın. Suphesiz Allah, iman edenleri dosdogru yola yoneltir

    [55] Inkar edenler ise, kıyamet-saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye ugramıs (akim, verimsiz) bir gunun azabı onlara yetisinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana suphe icinde sur-git kalacaklardır

    [56] Mulk, o gun yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hukmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmıs cennetler icindedirler

    [57] Inkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar; artık onlar icin asagılatıcı bir azap vardır

    [58] Allah yolunda hicret edip oldurulen veya olenlere gelince muhakkak Allah, onları guzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Suphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [59] Onları, kendisinden gercekten hosnut kalacakları bir yere sokacaktır. Suphesiz Allah, bilendir, halimdir

    [60] Iste boyle; her kim kendisine yapılan haksızlıgın benzeriyle karsılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Suphesiz Allah, affedicidir, bagıslayıcıdır

    [61] Iste boyle; cunku Allah, geceyi gunduze baglayıp katar ve gunduzu geceye baglayıp-katar. Suphesiz Allah, isitendir, gorendir

    [62] Iste boyle; cunku Allah, hakkın ta Kendisi'dir. O'nun dısında, onların taptıkları ise, suphesiz batılın ta kendisidir. Gercekten Allah, Yucedir, buyuktur

    [63] Gormedin mi, Allah, gokten su indirdi, boylece yeryuzu yemyesil donatıldı. Suphesiz Allah, lutfedicidir, herseyden haberdardır

    [64] Goklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Suphesiz Allah, hicbir seye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, ovulmeye layık olandır

    [65] Gormedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkca, gogu yerin ustune dusmekten alıkoyar. Suphesiz Allah, insanlara karsı sefkatlidir, cok merhametlidir

    [66] Sizi diri tutan, sonra oldurecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gercekten insan pek nankordur

    [67] Biz her ummete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz uzere ibadet etmektedirler. Oyleyse, (din) is(in)de seninle cekismesinler. Sen, Rabbine cagır. Suphesiz sen dosdogru bir hidayet uzerindesin

    [68] Eger seninle mucadeleye girisirlerse, de ki: "Allah, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir

    [69] Allah, kıyamet gunu, kendisinde ihtilafa dustugunuz sey hakkında aranızda hukmedecektir

    [70] Allah'ın, gokte ve yerde olanların hepsini bilmekte oldugunu bilmiyor musun? Gercekten bunlar bir kitaptadır. Hic suphesiz bunlar(ı bilmek), Allah icin pek kolaydır

    [71] Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmedigi ve haklarında (hicbir) bilgileri olmayan seylere tapıyorlar. Zulmedenler icin hicbir yardımcı yoktur

    [72] Onlara karsı apacık olan ayetlerimiz okundugu zaman, sen o inkar edenlerin yuzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karsı ayetlerimizi okuyanın uzerine cullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kotu olanını haber vereyim mi? Ates... Allah, onu inkar edenlere va'detmis bulunmaktadır; ne kotu bir duraktır

    [73] Ey insanlar, (size) bir ornek verildi; simdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dısında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun icin biraraya gelseler dahi- gercekten bir sinek bile yaratamazlar. Eger sinek onlardan bir sey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. Isteyen de gucsuz, istenen de

    [74] Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Suphesiz Allah, guc sahibidir, Azizdir

    [75] Allah, meleklerden elciler secer ve insanlardan da. Suphesiz Allah, isitendir, gorendir

    [76] O, onlerindekini ve arkalarındakini bilir. Butun isler Allah'a dondurulur

    [77] Ey iman edenler, ruku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır isleyin, umulur ki kurtulus bulursunuz

    [78] Allah adına gerektigi gibi mucadele edin. O, sizleri secmis ve din konusunda size bir gucluk yuklememistir, atanız Ibrahim'in dini(nde oldugu gibi). O (Allah) bundan daha once de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Muslumanlar" olarak isimlendirdi; elci sizin uzerinize sahid olsun, siz de insanlar uzerine sahidler olasınız diye. Artık dosdogru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. Iste, ne guzel mevla ve ne guzel yardımcı

    Mü'minûn

    Surah 23

    [1] Mu'minler gercekten felah bulmustur

    [2] Onlar namazlarında husu icinde olanlardır

    [3] Onlar, 'tumuyle bos' seylerden yuz cevirenlerdir

    [4] Onlar, zekata iliskin (soz ve gorevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir

    [5] Ve onlar ırzlarını koruyanlardır

    [6] Ancak esleri ya da sag ellerinin sahip olduklarına karsı (tutumları) haric; bu konuda kınanmıs degillerdir

    [7] Fakat kim bundan otesini ararsa, artık onlar sınırı cigneyenlerdir

    [8] (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir

    [9] Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır

    [10] Iste (yeryuzunun hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır

    [11] Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; icinde de ebedi olarak kalacaklardır

    [12] Andolsun, Biz insanı, suzme bir camurdan yarattık

    [13] Sonra onu bir su damlası olarak, savunması saglam bir karar yerine yerlestirdik

    [14] Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hucre toplulugu) bir cignem et parcası olarak yarattık; daha sonra o cignem et parcasını kemik olarak yarattık; boylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir baska yaratısla onu insa ettik. Yaratıcıların en guzeli olan Allah, ne Yucedir

    [15] Sonra bunun ardından siz gercekten olecek olanlarsınız

    [16] Sonra siz gercekten kıyamet gunu diriltileceksiniz

    [17] Andolsun, Biz sizin ustunuzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller degiliz

    [18] Biz gokten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryuzunde yerlestirdik; suphesiz Biz onu (kurutup) giderme gucune de sahibiz

    [19] Boylelikle, bununla size hurmalıklardan, uzumluklerden bahceler-baglar gelistirdik, iclerinde cok sayıda yemisler vardır; sizler onlardan yemektesiniz

    [20] Ve (daha cok) Tur-i Sina'da cıkan bir agac (turu de yarattık); o yaglı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (urun vermekte)dir

    [21] Gercekten hayvanlarda da sizin icin bir ders (ibret) vardır; karınlarının icinde olanlardan size icirmekteyiz ve onlarda sizin icin daha bircok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz

    [22] Onların uzerinde ve gemilerde tasınmaktasınız

    [23] Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elci olarak) gonderdik. Boylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dısında sizin baska Ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız

    [24] Bunun uzerine, kavminden inkara sapmıs onde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beserden baskası degildir. Size karsı ustunluk elde etmek istiyor. Eger Allah (one surduklerini) dilemis olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz gecmis atalarımızdan da bunu isitmis degiliz

    [25] O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan baskası degildir, onu belli bir sure gozetleyin

    [26] Rabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karsılık, bana yardım et

    [27] Boylelikle Biz ona: "Gozetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızısınca, onun icine her (tur hayvandan) ikiser cift ile, iclerinden aleyhlerine soz gecmis (azap gerekmis) olanlar dısında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, cunku onlar bogulacaklardır" diye vahyettik

    [28] Boylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiginde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun

    [29] Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın

    [30] Hic suphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gercekten denemeden geciririz

    [31] Sonra onların ardından bir baska insan-nesli yaratıp-insa ettik

    [32] Onlara da kendi iclerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dısında sizin baska Ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye iclerinden bir elci gonderdik

    [33] Kendi kavminden, inkar edip ahirete kavusmayı yalanlayan ve kendilerine, dunya hayatında refah verdigimiz onde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beserden baskası degildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve ictiklerinizden icmektedir

    [34] Eger sizin benzeriniz olan bir besere boyun egecek olursanız, andolsun, siz gercekten husrana ugrayanlar olursunuz

    [35] O, oldugunuz, toprak ve kemik haline geldiginiz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) cıkarılacagınızı mı va'dediyor

    [36] Heyhat, size va'dedilen seye heyhat

    [37] O (butun gercek), yalnızca bizim (yasamakta oldugumuz bu) dunya hayatımızdan ibarettir; oluruz ve yasarız, biz diriltilecekler degiliz

    [38] O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karsı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak degiliz

    [39] (Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karsı bana yardım et

    [40] (Allah) Dedi ki: "Az bir sure (bekle), onlar gercekten pisman olacaklar

    [41] Derken, hak (ettikleri cezaya karsılık) olmak uzere, o korkunc cıglık onları yakalayıverdi. Boylece onları bir supruntu kılıverdik. Zulmeden kavim icin yıkım olsun

    [42] Sonra onların ardından baska nesiller yaratıp-insa ettik

    [43] Ummetlerden hicbiri, kendisine tespit edilmis eceli ne one alabilir, ne erteleyebilir

    [44] Sonra birbiri pesi sıra elcilerimizi gonderdik; her ummete kendi elcisi geldiginde, onu yalanladılar. Boylece Biz de onları (yıkıma ugratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yuruttuk ve onları (tarihin anlatıp aktardıgı) bir olay kıldık. Iman etmeyen kavim icin yıkım olsun

    [45] Sonra Musa ve kardesi Harun'u ayetlerimizle ve apacık bir delille gonderdik

    [46] Firavun'a ve ileri gelen cevresine; fakat onlar buyuklendiler. Onlar, 'buyuklenen-zorba' bir topluluktu

    [47] Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki besere mi inanacak mısız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kolelikte) bulunmaktadırlar

    [48] Boylece onları yalanladılar ve yıkıma ugrayanlardan oldular

    [49] Andolsun, Biz Musa’ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye

    [50] Biz, Meryem'in oglunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverisli ve akar suyu olan bir tepede yerlestirdik

    [51] Ey elciler, guzel ve temiz olan seylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; cunku gercekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum

    [52] Iste sizin ummetiniz bir tek ummettir ve Ben de sizin Rabbinizim; oyleyse Benden korkup-sakının

    [53] Ancak onlar, islerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde bolduler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir

    [54] Artık sen onları, belli bir sureye kadar kendi gafletleri icinde bırak

    [55] Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdigimiz mal ve cocuklarla

    [56] Biz onların hayırlarına kosuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar suurunda degiller

    [57] Gercekten, Rablerine olan hasyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar

    [58] Rablerinin ayetlerine iman edenler

    [59] Rablerine ortak kosmayanlar

    [60] Ve gercekten Rablerine donecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri urpererek verenler

    [61] Iste onlar, hayırlarda yarısmaktadırlar ve onlar bundan dolayı one gecmektedirler

    [62] Hic kimseye guc yetireceginden fazlasını yuklemeyiz; elimizde hakkı soylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hicbir haksızlıga ugratılmazlar

    [63] Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet icindedir. Ustelik onların, bunun dısında yapmakta oldukları (birtakım seyler) vardır; onlar bunun icin calısmaktadırlar

    [64] Nihayet, onların refahtan sımaran onde gelenlerini azap ile yakalayıverdigimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar

    [65] Bugun feryad etmeyin, cunku Bizden yardım goremezsiniz

    [66] Gercekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız uzerinde geri donuyordunuz

    [67] Buna (ayetlerime) karsı buyukluk taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz

    [68] Onlar, yine de o sozu (Kur'an'ı) geregi gibi dusunmediler mi, yoksa onlara, gecmisteki atalarına gelmeyen bir sey mi geldi

    [69] Ya da kendi elcilerini tanımadılar mı ki, simdi onu inkar ediyorlar

    [70] Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmis bulunmaktadır ve onların cogu hakkı cirkin karsılıyorlar

    [71] Eger hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hic tartısmasız, gokler, yer ve bunların icinde olan herkes (ve hersey) bozulmaya ugrardı. Hayır, Biz onlara kendi san ve seref (zikir)lerini getirmis bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yuz ceviriyorlar

    [72] Yoksa sen onlardan harac mı istiyorsun? Iste Rabbinin haracı (dunya ve ahiret armaganı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [73] Gercekten sen onları dosdogru olan bir yola cagırıyorsun

    [74] Ancak ahirete inanmayanlar, suphesiz yoldan sapanlardır

    [75] Eger onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taskınlıkları icinde saskınca dolasmalarını surdurecekler

    [76] Andolsun, Biz onları azapla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun egmediler ve yakarıp-yalvarmadılar

    [77] Sonunda, uzerlerine azabı siddetli olan bir kapı actıgımızda, onlar bunun icinde saskına donup umutlarını kaybettiler

    [78] O, sizin icin kulakları, gozleri ve gonulleri insa edendir; ne az sukrediyorsunuz

    [79] O, sizi yeryuzunde yaratıp-turetendir ve hepiniz yalnızca O'na (dondurulup) toplanacaksınız

    [80] O, yasatan ve oldurendir; gece ile gunduzun aykırılıgı (veya ardarda gelisi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız

    [81] Hayır; onlar, gecmistekilerin soylediklerinin benzerini soylediler

    [82] Dediler ki: "Oldugumuz, bir toprak ve bir kemik oldugumuz zaman, gercekten biz mi diriltilecek misiz

    [83] Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden onceki atalarımıza yapılmıstı; bu, gecmislerin uydurma masallarından baska bir sey degildir

    [84] De ki: "Eger biliyorsanız (soyleyin:) Yeryuzu ve onun icinde olanlar kimindir

    [85] Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de ogut alıp-dusunmeyecek misiniz

    [86] De ki: "Yedi gogun Rabbi ve buyuk Ars'ın Rabbi kimdir

    [87] Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız

    [88] De ki: "Eger biliyorsanız (soyleyin:) Herseyin melekutu (mulk ve yonetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor

    [89] Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Oyleyse nasıl oluyor da boyle buyuleniyorsunuz

    [90] Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gercekten yalancıdırlar

    [91] Allah, hicbir cocuk edinmemistir ve O'nunla birlikte hicbir Ilah yoktur; eger olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattıgını goturuverirdi ve (ilahların) bir kısmına karsı ustunluk saglardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yucedir

    [92] Gaybı ve musahede edilebileni bilendir; onların ortak kostuklarından Yucedir

    [93] De ki: "Rabbim, eger onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana gostereceksen

    [94] Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin icinde bırakma

    [95] Gercek su ki Biz, onları tehdit ettigimiz seyi suphesiz sana gosterme gucune sahibiz

    [96] Kotulugu en guzel olanla uzaklastır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz

    [97] Ve de ki: "Rabbim, seytanın kıskırtmalarından Sana sıgınırım

    [98] Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sıgınırım Rabbim

    [99] Sonunda, onlardan birine olum geldigi zaman, der ki: "Rabbim, beni geri cevirin

    [100] Ki, geride bıraktıgım (dunya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gercekten bu, yalnızca bir sozdur, bunu da kendisi soylemektedir. Onların onlerinde, diriltilip kaldırılacakları gune kadar bir engel (berzah) vardır

    [101] Boylece Sur'a ufuruldugu zaman artık o gun aralarında soylar (veya soybagları) yoktur ve (ustunluk unsuru olarak soylulugu veya birbirlerine durumlarını) sorusturmazlar da

    [102] Artık kimin tartısı agır basarsa, iste onlar, kurtulusa erenlerin ta kendileridir

    [103] Kimin tartısı hafif gelirse, iste onlar da kendi nefislerini husrana ugratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır

    [104] Ates, onların yuzlerini yalayarak yakar da onun icinde onlar, (etleri sıyrılmıs olarak sırıtan) disleriyle kalıverirler

    [105] Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler degil miydiniz

    [106] Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzlugumuz bize karsı ustun geldi, biz sapan bir topluluk imisiz

    [107] Rabbimiz, bizi (atesin) icinden cıkar, eger yine (inkara) donersek, artık gercekten zalim kimseler oluruz

    [108] Der ki: "Onun icine sinin ve Benimle soylesmeyin

    [109] Cunku gercekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bagısla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de

    [110] Siz onları alay konusu edinmistiniz; oyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gulup duruyordunuz

    [111] Bugun Ben, gercekten onların sabretmelerinin karsılıgını verdim. Suphesiz onlar, 'kurtulusa ve mutluluga' erenlerdir

    [112] Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryuzunde ne kadar kaldınız

    [113] Dediler ki: "Bir gun ya da bir gunun birazı kadar kaldık, sayanlara sor

    [114] Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gercekten bir bilseydiniz

    [115] Bizim, sizi bos bir amac ugruna yarattıgımızı ve gercekten Bize dondurulup getirilmeyeceginizi mi sanmıstınız

    [116] Hak melik olan Allah pek Yucedir, O'ndan baska Ilah yoktur; Kerim olan Ars'ın Rabbidir

    [117] Kim Allah ile beraber ona iliskin gecerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın baska bir Ilah'a taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Suphesiz inkar edenler kurtulusa eremezler

    [118] Ve de ki: "Rabbim, bagısla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın

    Nûr

    Surah 24

    [1] (Bu,) Indirdigimiz ve (hukumlerini) farz kıldıgımız bir suredir. Icinde, umulur ki ogut alıp dusunursunuz diye apacık ayetler indirdik

    [2] Zina eden kadın ve zina eden erkegin her birine yuzer degnek (celde) vurun. Eger Allah'a ve ahiret gunune iman ediyorsanız, onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mu'minlerden bir grup da sahit bulunsun

    [3] Zina eden erkek, zina eden ya da musrik olan bir kadından baskasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da musrik olan bir erkekten baskası nikahlayamaz. Bu, mu'minlere haram kılınmıstır

    [4] Korunan (iffetli) kadınlara (zina sucu) atan, sonra dort sahid getirmeyenlere de seksen degnek vurun ve onların sahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır

    [5] Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihce davrananlar haric. Cunku gercekten Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [6] Kendi eslerine (zina sucu) atan ve kendileri dısında sahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin sahidligi, Allah adına dort (kere yemin) ile kendisinin hic suphesiz dogru soyleyenlerden olduguna sahidlik etmektir

    [7] Besinci (yemini) ise, eger yalan soyleyenlerdense, Allah'ın lanetinin muhakkak kendi uzerinde olması(nı kabul etmesi)dir

    [8] Onun (kadının) da dort kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hic suphesiz yalan soyleyenlerden olduguna sahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklastırır

    [9] Besinci (yemini) ise, eger o (kocası) dogru soyluyor ise, Allah'ın gazabının muhakkak kendi uzerinde olması(nı kabul etmesi)dır

    [10] Eger Allah'ın sizin uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gercekten tevbeleri kabul eden hukum ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)

    [11] Dogrusu, uydurulmus bir yalanla gelenler, sizin icinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz icin bir ser saymayın, aksine o sizin icin bir hayırdır. Onlardan her bir kisiye kazandıgı gunahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) buyugunu yuklenene ise buyuk bir azap vardır

    [12] Onu isittiginiz zaman, erkek mu'minler ile kadın mu’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, acıkca uydurulmus iftira bir sozdur" demeleri gerekmez miydi

    [13] Ona karsı dort sahitle gelmeleri gerekmez miydi? Sahitleri getirmediklerine gore, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir

    [14] Eger Allah'ın dunyada ve ahirette sizin uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, icine daldıgınız dedikodudan dolayı size buyuk bir azap dokunurdu

    [15] O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan seyi agızlarınızla soylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Allah Katında cok buyuk (bir suc)tur

    [16] Onu isittiginiz zaman: "Bu konuda soz soylemek bize yakısmaz. (Allah'ım) Sen Yucesin; bu, buyuk bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi

    [17] Eger iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha donmemeniz icin Allah size ogut vermektedir

    [18] Allah size ayetleri acıklıyor; Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [19] Cirkin utanmazlıkların (fuhsun) iman edenler icinde yaygınlasmasından hoslananlara, dunyada ve ahirette acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz

    [20] Eger Allah'ın sizin uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gercekten Rauf (sefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)

    [21] Ey iman edenler, seytanın adımlarına uymayın. Kim seytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gercekten o (seytan) cirkin utanmazlıkları ve kotulugu emreder. Eger Allah'ın uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hicbiri ebedi olarak temize cıkamazdı. Ancak Allah, diledigini temize cıkarır. Allah, isitendir, bilendir

    [22] Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hosgorsunler. Allah'ın sizi bagıslamasını sevmez misiniz? Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [23] Namus sahibi, bir seyden habersiz, mu'min kadınlara (zina sucu) atanlar, dunyada ve ahirette lanetlenmislerdir. Ve onlar icin buyuk bir azap vardır

    [24] O gun, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair sahitlikte bulunacaklardır

    [25] O gun, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hic suphesiz hak oldugunu bileceklerdir

    [26] Kotu kadınlar, kotu erkeklere; kotu erkekler, kotu kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yarasır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar icin bir bagıslanma ve kerim (ustun) bir rızık vardır

    [27] Ey iman edenler, evlerinizden baska evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin icin daha hayırlıdır; umulur ki ogut alıp dusunursunuz

    [28] Eger orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eger "Donun" denirse, siz de donun, bu sizin icin daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir

    [29] Icinde oturulmayan ve sizin icin bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, acıga vurduklarınızı da, sakladıklarınızı da bilir

    [30] Mu'minlere soyle: "Gozlerini (harama cevirmekten) kacındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar icin daha temizdir. Gercekten Allah, yaptıklarından haberdardır

    [31] Mu'min kadınlara da soyle: "Gozlerini (harama cevirmekten) kacındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; suslerini acıga vurmasınlar, ancak kendiliginden goruneni haric. Bas ortulerini, yakalarının ustunu (kapatacak sekilde) koysunlar. Suslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da ogullarından ya da kocalarının ogullarından ya da kendi kardeslerinden ya da kardeslerinin ogullarından ya da kız kardeslerinin ogullarından ya da kendi kadınlarından ya da sag ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetcilerden ya da kadınların henuz mahrem yerlerini tanımayan cocuklardan baskasına gostermesinler. Gizledikleri susleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mu'minler, umulur ki felah bulursunuz

    [32] Icinizde evli olmayanları, kolelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eger fakir iseler Allah, Kendi fazlından onları zengin eder. Allah genis (nimet sahibi)dir, bilendir

    [33] Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları Kendi fazlından zenginlestirinceye kadar iffetli davransınlar. Sag ellerinizin malik oldugu (kole ve cariyelerden) mukatebe isteyenlere -eger onlarda bir hayır goruyorsanız- mukatebe yapın. Ve Allah'ın size verdigi malından onlara verin. Dunya hayatının gecici metaını elde etmek icin -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhsa zorlamayın. Kim onları (fuhsa) zorlarsa, suphesiz, onların (fuhsa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bagıslayandır, esirgeyendir

    [34] Andolsun, size acıklayıcı ayetler, sizden once gelip gecenlerden bir ornek ve takva sahipleri icin bir ogut indirdik

    [35] Allah, goklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, icinde cerag bulunan bir kandil gibidir; cerag bir sırca icerisindedir; sırca, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doguya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin agacından yakılır; (bu oyle bir agac ki) neredeyse ates ona dokunmasa da yagı ısık verir. (Bu,) Nur ustune nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yoneltip-iletir. Allah insanlar icin ornekler verir. Allah, herseyi bilendir

    [36] (Bu nur,) Allah'ın, onların yuceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdigi evlerdedir; onların icinde sabah aksam O'nu tesbih ederler

    [37] (Oyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alıs-veris onları Allah'ı zikretmekten, dosdogru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gozlerin inkılaba ugrayacagı (dehsetten allak bullak olacagı) gunden korkarlar

    [38] Cunku Allah, yaptıklarının en guzeliyle karsılık verecek ve onlara Kendi fazlından arttıracaktır. Allah, diledigini hesapsız rızıklandırır

    [39] Inkar edenler ise; onların amelleri dumduz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulastıgında bir sey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı cok seri gorendir

    [40] Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun ustunu bir dalga kaplar, onun ustunde bir dalga, onun da ustunde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı uzerinde olan karanlıklar; elini cıkardıgında onu bile neredeyse goremeyecek. Allah kime nur vermemisse, artık onun icin nur yoktur

    [41] Gormedin mi ki, goklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi ucan kuslar, gercekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini suphesiz bilmistir. Allah, onların islediklerini bilendir

    [42] Goklerin ve yerin mulku Allah'ındır ve donus yalnızca O'nadır

    [43] Gormedin mi ki, Allah bulutları surmekte, sonra aralarını birlestirmekte, sonra da onları ust uste yıgmaktadır; boylece, yagmurun bunların arasından akıp-cıktıgını gorursun. Gokten icinde dolu bulunan daglar (gibi bulutlar) indiriverir, onu diledigine isabet ettirir de, dilediginden onu cevirir; simseginin parıltısı neredeyse gozleri kamastırıp goturuverecektir

    [44] Allah, gece ile gunduzu evirip cevirir. Gercekten bunda basiret sahipleri icin birer ibret vardır

    [45] Allah, her canlıyı sudan yarattı. Iste bunlardan kimi karnı uzerinde yurumekte, kimi iki ayagı uzerinde yurumekte, kimi de dort (ayagı) uzerinde yurumektedir. Allah, diledigini yaratır. Hic suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [46] Andolsun Biz, acıklayıcı ayetler indirdik. Allah, diledigini dogru yola yoneltip-iletir

    [47] Onlar derler ki: "Allah'a ve elcisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt cevirir. Bunlar iman etmis degildirler

    [48] Aralarında hukmetmesi icin Allah'a ve Resulune cagrıldıkları zaman, onlardan bir grup yuz cevirir

    [49] Eger hak lehlerinde ise, ona boyun egerek gelirler

    [50] Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuskuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elcisinin kendilerine karsı haksızlık yapacagından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir

    [51] Aralarında hukmetmesi icin, Allah'a ve elcisine cagrıldıkları zaman mu'min olanların sozu: "Isittik ve itaat ettik" demeleridir. Iste felaha kavusanlar bunlardır

    [52] Kim Allah'a ve Resulu’ne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, iste 'kurtulusa ve mutluluga' erenler bunlardır

    [53] Yeminlerinin olanca gucuyle Allah'a and ictiler; eger sen onlara emredersen (savasa) cıkacaklar diye. De ki: "And icmeyin, bu bilinen (orf uzere) bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    [54] De ki: "Allah'a itaat edin, Resul’e itaat edin. Eger yine yuz cevirirseniz, artık Onun (peygamberin) sorumlulugu kendisine yuklenen, sizin sorumlulugunuz da size yuklenendir. Eger Ona itaat ederseniz, hidayet bulmus olursunuz. Elciye dusen, apacık bir tebligden baskası degildir

    [55] Allah, icinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmistir: Hic suphesiz onlardan oncekileri nasıl 'guc ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryuzunde 'guc ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri icin secip begendigi dinlerini kendilerine yerlesik kılıp saglamlastıracak ve onları korkularından sonra guvenlige cevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hicbir seyi ortak kosmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, iste onlar fasıktır

    [56] Dosdogru namazı kılın, zekatı verin ve elciye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavusturulmus olursunuz

    [57] Inkara sapanların, yeryuzunde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri atestir. Ne kotu bir donustur o

    [58] Ey iman edenler, sag ellerinizin malik oldugu ile sizden olup da henuz erginlik cagına ermemis olan (cocuk)lar, (odalarınıza girmek icin su) uc vakitte izin istesinler: Sabah namazından once, ogleyin ustunuzu cıkardıgınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Ucu sizin icin mahrem (vakitleri)dir. Bunların dısında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolasabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. Iste Allah, size ayetleri boyle acıklamaktadır. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [59] Sizden olan cocuklar, erginlik cagına erdikleri zaman, kendilerinden oncekilerin izin istedigi gibi, bundan boyle izin istesinler. Iste Allah, ayetlerini size boyle acıklar. Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [60] Kadınlardan evliligi ummayıp da oturmakta olanlar, suslerini acıga vurmaksızın (dıs) elbiselerini cıkarmalarında kendileri icin bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri icin daha hayırlıdır. Allah, isitendir, bilendir

    [61] Kor olana gucluk yoktur, topal olana gucluk yoktur, hasta olana da gucluk yoktur; sizin icin de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeslerinizin evlerinden, kız kardeslerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik oldugunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir gucluk yoktur. Hep birarada veya ayrı ayrı yemenizde de bir gunah yoktur. Evlere girdiginiz vakit, Allah tarafından kutlu, guzel bir yasama dilegi olarak birbirinize selam verin. Iste Allah, size ayetleri boyle acıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız

    [62] Mu'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resulu’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir is uzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir. Gercekten, senden izin alanlar, iste onlar Allah'a ve elcisine iman edenlerdir. Boylelikle, senden kendi bazı isleri icin izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar icin Allah'tan bagıslanma dile. Suphesiz Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [63] Elcinin cagırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini cagırması gibi saymayın. Allah, sizden bir digerinizi siper ederek kacanları gercekten bilir. Boylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın carpmasından sakınsınlar

    [64] Dikkatli olun; goklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, uzerinde bulundugunuz seyi elbette bilir. Ve O'na dondurulecekleri gun, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, herseyi bilendir

    Furkan

    Surah 25

    [1] Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne Yucedir

    [2] Goklerin ve yerin mulku O'nundur; cocuk edinmemistir. O'na mulkunde ortak yoktur, herseyi yaratmıs, ona bir duzen vermis, belli bir olcuyle takdir etmistir

    [3] O'nun dısında, hicbir seyi yaratmayan, ustelik kendileri yaratılmıs olan, kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar saglayamayan, oldurmeye, yasatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya gucleri yetmeyen birtakım ilahlar edindiler

    [4] Inkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak Onun uydurdugu bir yalandır, kendisi duzup uydurmus ve Ona bir baska topluluk da yardımda bulunmustur." Boylelikle onlar, hic suphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler

    [5] Ve dediler ki: "Bu, gecmislerin uydurdugu masallardır, bir baskasına yazdırmıs olup kendisine sabah aksam okunmaktadır

    [6] De ki: "Onu, goklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmistir. Dogrusu O, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [7] Dediler ki: "Bu elciye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolasmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi

    [8] Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (urunlerinden) yemekte oldugu bir bahcesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak buyulenmis bir adama uyuyorsunuz

    [9] Bir bak; senin icin nasıl ornekler verdiler de boylece saptılar. Artık onlar hicbir yol bulamazlar

    [10] Diledigi takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin icin koskler kılan (Allah) ne Yucedir

    [11] Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara cılgınca yanan bir ates hazırladık

    [12] (Ates,) Onları uzak bir yerden gordugunde, onlar bunun gazablı ofkesini ve ugultusunu isitirler

    [13] Elleri boyunlarına baglı olarak, sıkısık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok olusu isteyip-cagırırlar

    [14] Bugun bir yok olusu cagırmayın, bircok (kere) yok olusu isteyip-cagırın

    [15] De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar icin bir mukafat ve son duraktır

    [16] Icinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin uzerine aldıgı, istenen bir vaaddir

    [17] Onları ve Allah'tan baska taptıklarını biraraya getirip toplayacagı ve: "Su kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diyecegi gun

    [18] Derler ki: "Sen Yucesin; Senin dısında baska veliler edinmemiz bize yakısmaz, ancak onları ve atalarını Sen meta verip yararlandırdın, oyle ki (Senin) zikri(ni) unuttular ve boylece yıkıma ugrayan bir kavim oldular

    [19] Iste (ilahlarınız) sizin soylediklerinizi yalanladılar; bundan boyle (azabı) ne geri cevirmeye gucunuz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona buyuk bir azap taddırırız

    [20] Senden once gonderdiklerimizden, gercekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elci)lerden baskasını gondermis degiliz. Biz, sizin kiminizi kimi icin deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin gorendir

    [21] Bize kavusmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i gormemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde buyukluge kapıldılar ve buyuk bir azgınlıkla bas kaldırdılar

    [22] Melekleri gorecekleri gun, suclu-gunahkarlara bir mujde yoktur. Ve o gun (melekler onlara) derler ki: "(Size sevincli haber) Yasaktır, yasak

    [23] Onların yaptıkları her isin onune gectik, boylece onu savurulmus toz zerreleri kılıverdik

    [24] O gun, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer cok daha guzeldir

    [25] Gogun bulutlarla parcalanacagı ve meleklerin bir indirilme ile indirilecegi gun

    [26] Iste o gun, gercek mulk, Rahman (olan Allah)ındır. Inkar edenler icin oldukca zorlu bir gundur

    [27] O gun, zulmeden, ellerini (hıncla) ısırarak (soyle) der: "Ah keske, elciyle birlikte bir yol edinmis olsaydım

    [28] Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim

    [29] Cunku o, gercekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmıs oldu. Seytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır

    [30] Ve elci dedi ki: "Rabbim gercekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmis (bir Kitap) olarak bıraktılar

    [31] Iste boyle; Biz, her peygambere suclu-gunahkarlardan bir dusman kıldık. Yol gosterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter

    [32] Inkar edenler dediler ki: "Kur'an Ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli degil miydi?" Biz onunla kalbini saglamlastırıp-pekistirmek icin boylece (ayet ayet indirdik) ve onu 'belli bir okuma duzeniyle (tertil uzere) duzene koyup' okuduk

    [33] Onların sana getirdikleri hicbir ornek yoktur ki, Biz (ona karsı) sana hakkı ve en guzel acıklama tarzını getirmis olmayalım

    [34] O yuzukoyun cehenneme dogru surulup-toplanacak olanlar; iste onlar, yer bakımından cok kotu, yol bakımından sapmıs olanlardır

    [35] Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve onunla birlikte kardesi Harun'u yardımcı kıldık

    [36] Boylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve cevresini) kokunden darmadagın ettik

    [37] Nuh'un kavmi de, elcileri yalanlandıklarında onları suda bogduk ve insanlar icin bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azap hazırladık

    [38] Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında bircok nesilleri (yok ettik)

    [39] Biz (onlardan) her birine ornekler verdik ve her birini darmadagın edip mahvettik

    [40] Andolsun, onlar, ustune felaket yagmuru yagdırılmıs bulunan o ulkeye ugramıslardır; yine de onu gormuyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı

    [41] Seni gordukleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elci olarak gonderdigi bu mu

    [42] Eger onlara karsı kararlılık gostermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı gorecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmıs, ogreneceklerdir

    [43] Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gordun mu? Simdi ona karsı sen mi vekil olacaksın

    [44] Yoksa sen, onların cogunu (soz) isitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha saskın (ve asagı) dırlar

    [45] Rabbini gormedin mi, golgeyi nasıl uzatıvermistir? Eger dilemis olsaydı onu durgun kılardı. Sonra Biz Gunes'i ona bir delil kılmısızdır

    [46] Sonra da onu tutup Kendimize agır agır cekmisizdir

    [47] O, geceyi sizin icin bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gunduzu de yayılıp-calısma (zamanı) kılandır

    [48] Ve Kendi rahmetinin onunde ruzgarları mujdeciler olarak gonderen O'dur. Biz, gokten tertemiz su indirdik

    [49] Onunla olu bir beldeyi (topragı) canlandırmak ve yarattıgımız hayvanlardan ve insanlardan bircogunu onunla sulamak icin

    [50] Andolsun bunu, onların arasında ogut alıp-dusunsunler diye cesitli bicimlerde acıkladık. Ama insanların cogu nankorluk edip ayak direttiler

    [51] Eger dilemis olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gonderirdik

    [52] Oyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) buyuk bir mucadele ver

    [53] Iki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzlugu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. Ikisinin arasında (birbirlerine karısmalarını onleyen) bir engel (berzah) ve asılmayan bir sınır koymustur

    [54] Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin guc yetirendir

    [55] Allah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar saglayamayacak seylere ibadet ediyorlar. Kafir, (asıl) kendi Rabbine karsı (seytana) arka cıkandır

    [56] Biz seni yalnızca bir mujde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gonderdik

    [57] De ki: "Ben buna karsılık, Rabbine dogru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dısında sizden bir ucret istemiyorum

    [58] Sen, asla olmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkul et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının gunahlarından O'nun haberdar olması yeter

    [59] O, gokleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı gunde yaratan ve sonra arsa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor

    [60] Onlara: "Rahman (olan Allah)a secde edin" denildigi zaman, "Rahman da neymis? Biz senin bize emrettigine mi secde edecek misiz?" derler ve (bu,) onların nefretini arttırır

    [61] Gokte burclar kılan, onların icinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne Yucedir

    [62] O, gece ile gunduzu birbiri ardınca kılandır; ogut alıp-dusunmek isteyenler ya da sukretmek isteyenler icin

    [63] O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryuzu uzerinde alcak gonullu olarak yururler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler

    [64] Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler

    [65] Onlar: "Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri cevir; gercekten, onun azabı odenmesi kacınılmaz bir borc (veya surekli bir acıdır) derler

    [66] Suphesiz o, ne kotu bir karargah ve ne kotu bir konaklama yeridir

    [67] Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur

    [68] Ve onlar, Allah ile beraber baska bir Ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldıgı canı haksız yere oldurmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'agır bir ceza ile' karsılasır

    [69] Kıyamet gunu, azap ona kat kat artırılır ve icinde asagılanmıs olarak temelli kalır

    [70] Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan baska; iste onların gunahlarını Allah iyiliklere cevirir. Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [71] Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gercekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmis olarak Allah'a doner

    [72] Ki onlar, yalan sahidlikte bulunmayanlar, bos ve yararsız sozle karsılastıkları zaman onurlu olarak gecenlerdir

    [73] Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldıgı zaman, onun ustunde sagır ve korler olarak kapanıp kalmayanlardır

    [74] Ve onlar: "Rabbimiz, bize eslerimizden ve soyumuzdan, gozun aydınlıgı olacak (cocuklar) armagan et ve bizi takva sahiplerine onder kıl," diyenlerdir

    [75] Iste onlar, sabretmelerine karsılık (cennetin en gozde yerinde) odalarla odullendirilirler ve orda esenlik dilegi ve selamla karsılanırlar

    [76] Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne guzel bir karargah ve ne guzel bir konaklama yeridir

    [77] De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size deger verir miydi? Fakat siz gercekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kacınılmaz olacaktır

    Şuarâ

    Surah 26

    [1] Ta, Sin, Mim

    [2] Bunlar, apacık olan Kitab'ın ayetleridir

    [3] Onlar mu'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (oyle mi)

    [4] Dilersek, onların uzerine gokten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları egilmis kalıverir

    [5] Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hic tartısmasız ondan yuz cevirirler

    [6] Gercekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları seyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir

    [7] Yeryuzunde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her guzel (kerim) ciftten nice urunler bitirdik

    [8] Suphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların cogu mu'min degildirler

    [9] Suphesiz, senin Rabbin, gercekten O, ustun ve gucludur, merhamet sahibidir

    [10] Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmisti: "Zulmetmekte olan kavme git

    [11] Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı

    [12] Dedi ki: "Rabbim, gercekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum

    [13] Gogsum sıkısıyor, dilim donmuyor; bundan dolayı Harun'a da (elcilik gorevini bildirmesi icin Cibril'i) gonder

    [14] Ustelik, onların bana karsı (davasını savunacakları bir cinayet) sucu(m) var; bundan dolayı beni oldurmelerinden korkuyorum

    [15] (Allah:) "Hayır," dedi. "Ikiniz de ayetlerimle gidin, suphesiz sizinle birlikteyiz (ve) isitmekteyiz

    [16] Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gercekten biz, alemlerin Rabbinin elcisiyiz

    [17] Israilogulları'nı bizimle birlikte gondermen icin (sana geldik)

    [18] (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni icimizde daha cocukken yetistirip buyutmedik mi? Sen omrunun nice yıllarını aramızda gecirmedin mi

    [19] Ve sen, yapacagın isi (cinayeti) de isledin; sen nankorlerdensin

    [20] (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptıgım zaman saskınlardandım

    [21] Sizden korkunca da hemen aranızdan kactım; sonra Rabbim bana hukum (ve hikmet) verdi ve beni gonderilen (elcilerden) kıldı

    [22] Bana karsı lutuf-dedigin nimet de, Israilogulları'nı kole kılmandan dolayıdır

    [23] Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir

    [24] Dedi ki: "Goklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herseyin Rabbidir. Eger 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (boyledir)

    [25] Cevresindekilere dedi ki: "Isitiyor musunuz

    [26] (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, gecmisteki atalarınızın da Rabbidir

    [27] (Firavun) Dedi ki: "Suphesiz size gonderilmis bulunan elciniz, gercekten bir delidir

    [28] Eger aklınızı kullanabiliyorsanız, O, dogunun da, batının da ve bunlar arasında olan herseyin de Rabbidir" dedi (Musa)

    [29] (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dısımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacagım

    [30] (Musa) Dedi ki: "Sana apacık bir sey getirmis olsam da mı

    [31] (Firavun) Dedi ki: "Eger dogru sozlu isen, onu getir

    [32] Bunun uzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne gorsunler) o, acıkca bir ejderha oluverdi

    [33] Elini de cekip cıkardı, bir de (ne gorsun) o, bakanlar icin 'parlayıp aydınlanıvermis

    [34] (Firavun,) Cevresindeki onde gelenlere: "Bu” dedi, "Dogrusu bilgin bir buyucudur

    [35] Buyusuyle sizi yurdunuzdan surup cıkarmak istiyor; ne buyurursunuz

    [36] Dediler ki: "Bunu ve kardesini oyala, sehirlere de toplayıcılar gonder

    [37] Butun uzman-bilgin buyuculeri sana getirsinler

    [38] Boylelikle buyuculer, bilinen bir gunun belli vaktinde biraraya getirildi

    [39] Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi

    [40] Umarız ki, eger galip gelirse biz de buyuculere uyarız

    [41] Buyuculer geldiklerinde, Firavun'a: "Sayet biz galip gelirsek, bize bir ucret var gercekten, degil mi?" dediler

    [42] Evet" dedi. "Ustelik suphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız

    [43] Musa onlara dedi ki: "Atacagınızı atın

    [44] Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un ustunlugu adına, hic tartısmasız, ustun olanlar gercekten bizleriz" dediler

    [45] Boylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne gorsunler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor

    [46] Anında buyuculer secdeye kapandılar

    [47] (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler

    [48] Musa'nın ve Harun'un Rabbine

    [49] (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden once mi inandınız? Suphesiz, o, size buyuyu ogreten buyugunuzdur; oyleyse yakında bileceksiniz. Suphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kestirecegim ve sizin hepinizi gercekten asıp-sallandıracagım

    [50] Hic zararı yok" dediler. "Cunku biz gercekten Rabbimiz'e donuculeriz

    [51] Dogrusu biz, iman edenlerin ilki oldugumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bagıslayacagını umuyoruz

    [52] Musa'ya: "Kullarımı gece yuruyuse gecir, cunku izleneceksiniz" diye vahyettik

    [53] Bunun uzerine Firavun sehirlere (asker) toplayıcılar gonderdi

    [54] Gercek su ki bunlar azınlık olan bir topluluktur

    [55] Ve elbette bize karsı da buyuk bir ofke beslemektedirler

    [56] Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)

    [57] Boylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahcelerden ve pınarlardan surup cıkardık

    [58] Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da

    [59] Iste boyle; bunlara Israilogulları'nı mirascı kıldık

    [60] Boylece (Firavun ve ordusu) gunesin dogus vakti onları izlemeye koyuldular

    [61] Iki topluluk birbirini gordukleri zaman Musa'nın adamları: "Gercekten yakalandık" dediler

    [62] (Musa:) "Hayır" dedi. "Suphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gosterecektir

    [63] Bunun uzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parcası kocaman bir dag gibi oldu

    [64] Otekileri de buraya yaklastırdık

    [65] Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmıs olduk

    [66] Sonra otekileri suda bogduk

    [67] Suphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların cogu iman etmis degildirler

    [68] Ve hic suphesiz, senin Rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [69] Onlara Ibrahim'in haberini de aktar-oku

    [70] Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demisti

    [71] Demislerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun icin surekli onların onunde bel bukup egiliyoruz

    [72] Dedi ki: "Peki, dua ettiginiz zaman onlar sizi isitiyorlar mı

    [73] Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu

    [74] Hayır" dediler. "Biz atalarımızı boyle yaparlarken bulduk

    [75] (Ibrahim) Dedi ki: "Simdi, neye tapmakta oldugunuzu gordunuz mu

    [76] Hem siz, hem de eski atalarınız

    [77] Iste bunlar, gercekten benim dusmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi haric

    [78] Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur

    [79] Bana yediren ve iciren O'dur

    [80] Hastalandıgım zaman bana sifa veren O'dur

    [81] Beni oldurecek, sonra diriltecek olan da O'dur

    [82] Din (ceza) gunu hatalarımı bagıslayacagını umdugum da O'dur

    [83] Rabbim, bana hukum (ve hikmet) bagısla ve beni salih olanlara kat

    [84] Sonra gelecekler arasında bana bir dogruluk dili (lisan-ı sıdk) ver

    [85] Beni nimetlerle-donatılmıs cennetin mirascılarından kıl

    [86] Babamı da bagısla, cunku o sasırıp sapanlardandır

    [87] Ve beni (insanların) diriltilecekleri gun kucuk dusurme

    [88] Malın da, cocukların da bir yarar saglayamadıgı gunde

    [89] Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler baska

    [90] (O gun) Cennet takva sahiplerine yaklastırılır

    [91] Cehennem de azgınlar icin sergilenir

    [92] Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir

    [93] Allah'ın dısında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu

    [94] Artık onlar ve azgınlar onun icine dokuluverilmistir

    [95] Ve Iblis'in butun orduları da

    [96] Orada birbirleriyle cekisip tartısarak derler ki

    [97] Andolsun Allah'a, biz gercekten apacık bir sapıklık icindeymisiz

    [98] Cunku sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle esit tutuyorduk

    [99] Bizi suclu-gunahkarlardan baska saptıran olmadı

    [100] Artık bizim icin ne bir sefaatci var

    [101] Ne de candan-yakın bir dost

    [102] Bizim bir kere daha (dunyaya donusumuz mumkun) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik

    [103] Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu iman etmis degildirler

    [104] Ve suphesiz senin Rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [105] Nuh kavmi de gonderilen (peygamber)leri yalanladı

    [106] Hani onlara kardesleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [107] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim

    [108] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [109] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

    [110] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [111] Dediler ki: "Sana, sıradan asagılık insanlar uymusken inanır mıyız

    [112] Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur

    [113] Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eger suurundaysanız (anlarsınız)

    [114] Ve ben mu'min olanları kovacak degilim

    [115] Ben, yalnızca apacık bir uyarıcıyım

    [116] Dediler ki: "Eger (bu soylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gercekten tasa tutulup kovulacaksın

    [117] Dedi ki: "Rabbim, suphesiz kavmim beni yalanladı

    [118] Bundan boyle, benimle onların arasını acık bir hukumle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mu'minleri kurtar

    [119] Bunun uzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yuklu gemi icinde kurtardık

    [120] Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-bogduk

    [121] Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu iman etmis degildirler

    [122] Ve suphesiz senin Rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [123] Ad (kavmi) de gonderilen (elci)leri yalanladı

    [124] Hani onlara kardesleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [125] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim

    [126] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [127] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

    [128] Siz, her yuksekce yere bir anıt insa edip (yararsız bir seyle) oyalanıp egleniyor musunuz

    [129] Olumsuz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz

    [130] Tutup yakaladıgınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz

    [131] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [132] Bildiginiz seylerle size yardım edenden korkup-sakının

    [133] Size hayvanlar, cocuklar (vererek) yardım etti

    [134] Bahceler ve pınarlar da

    [135] Dogrusu, ben sizin icin buyuk bir gunun azabından korkuyorum

    [136] Dediler ki: "Bizim icin fark etmez; ogut versen de, ogut verenlerden olmasan da

    [137] Bu, gecmistekilerin 'geleneksel tutumundan baskası degildir

    [138] Ve biz azap gorecek de degiliz

    [139] Boylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma ugrattık. Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu iman etmis degildirler

    [140] Ve suphesiz, senin Rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [141] Semud (kavmi) de, gonderilen (elci)leri yalanladı

    [142] Hani onlara kardesleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demisti

    [143] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim

    [144] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [145] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum

    [146] Siz burada guvenlik icinde mi bırakılacaksınız

    [147] Bahcelerin, pınarların icinde

    [148] Ekinler ve yumusak tomurcuklu goz alıcı hurmalıklar arasında

    [149] Daglardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz

    [150] Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin

    [151] Ve olcusuzce davrananların emrine itaat etmeyin

    [152] Ki onlar, yeryuzunde bozgunculuk cıkarıyor ve dirlik-duzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)

    [153] Dediler ki: "Sen ancak buyulenmislerdensin

    [154] Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beserden baskası degilsin; eger dogru sozlu isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-gorelim

    [155] Dedi ki: "Iste, bu bir disi devedir; su icme hakkı (bir gun) onun, belli bir gunun su icme hakkı da sizindir

    [156] Ona bir kotulukle dokunmayın, sonra buyuk bir gunun azabı sizi yakalar

    [157] Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pisman oldular

    [158] Boylece azap onları yakaladı. Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu iman etmis degildirler

    [159] Ve suphesiz, senin Rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [160] Lut (kavmi) de, gonderilen (elci)leri yalanladı

    [161] Hani onlara kardesleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [162] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim

    [163] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [164] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

    [165] Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz

    [166] Rabbinizin sizler icin yaratmıs bulundugu eslerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı cigneyen bir kavimsiniz

    [167] Dediler ki: "Ey Lut, eger (bu soylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gercekten (burdan) surulup cıkarılanlardan olacaksın

    [168] Dedi ki: "Gercekten ben, sizin bu yaptıgınıza ofke ile karsı olanlardanım

    [169] Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

    [170] Bunun uzerine onu ve butun ailesini kurtardık

    [171] Yalnızca geri kalanlar icinde bir kocakarı haric

    [172] Sonra geride kalanları yerle bir ettik

    [173] Ve uzerlerine bir yagmur yagdırdık; uyarılıp-korkutulanların yagmuru ne kotu

    [174] Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu iman etmis degildirler

    [175] Ve suphesiz, senin Rabbin, guclu ve ustun olandır esirgeyendir

    [176] Eyke halkı da, gonderilen (peygamber)leri yalanladı

    [177] Hani onlara Suayb: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [178] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir bir elciyim

    [179] Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

    [180] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

    [181] Olcuyu tam tutun ve eksiltenlerden olmayın

    [182] Dosdogru olan terazi ile tartın

    [183] Insanların esyasını degerden dusurup-eksiltmeyin ve yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [184] Sizi ve onceki yaratılmısları yaratandan sakının”

    [185] Dediler ki: "Sen ancak buyulenmislerdensin”

    [186] Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beserden baskası degilsin ve biz senin gercekte yalancılardan oldugunu sanıyoruz

    [187] Eger dogru sozlu isen, bu durumda gokten ustumuze bir parca dusuruver

    [188] Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir

    [189] Sonunda onu yalanladılar, boylece onları o golgelik-gununun azabı yakaladı. Gercekten o, buyuk bir gunun azabıydı

    [190] Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu iman etmis degildirler

    [191] Ve suphesiz, senin Rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [192] Gercekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir

    [193] Onu Ruhu'l-emin indirdi

    [194] Uyarıcılardan olman icin, senin kalbinin uzerine (indirmistir)

    [195] Apacık Arapca bir dille

    [196] Ve hic suphesiz, o (Kur'an), gecmislerin kitaplarında da vardır

    [197] Israilogulları bilginlerinin onu bilmesi onlar icin bir delil (ayet) degil mi

    [198] Onu Arapca bilmeyen birine indirmis olsaydık

    [199] Boylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek degillerdi

    [200] Biz onu, suclu-gunahkarların kalbine iste boyle islettik

    [201] Onlar, o pek acı azabı gorunceye kadar ona inanmazlar

    [202] Artık o (azap), kendileri suurunda olmadan onlara apansız gelecektir

    [203] Derler ki: "Bize bir sure tanınır mı

    [204] Onlar yine de azabımızı cabuklastırmak mı istiyorlar

    [205] Gordun mu; Biz onları yıllarca yararlandırsak

    [206] Sonra kendilerine va'dolunan (azap gunu) geliverse

    [207] Onların 'meta ile yararlandıkları' sey, kendilerini (gorecekleri azaptan) bagımsız kılamaz

    [208] Kendisi icin bir uyarıcı olmaksızın, Biz hicbir ulkeyi yıkıma ugratmıs degiliz

    [209] (Onlara) Hatırlatma (yapılmıstır); Biz zulmedici degiliz

    [210] Onu (Kur'an'ı) seytanlar indirmemistir

    [211] Bu, onlara yarasmaz ve guc de yetiremezler

    [212] Cunku onlar, (vahyedileni) isitmekten kesin olarak uzak tutulmuslardır

    [213] Allah ile beraber baska bir Ilah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba ugratılanlardan olursun

    [214] (Oncelikle) En yakın hısımlarını (asiretini) uyar

    [215] Ve mu'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger

    [216] Eger sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gercekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzagım

    [217] Sen, O guclu ve ustun, esirgeyici olan (Allah')a tevekkul et

    [218] O, kıyam ettigin zaman seni goruyor

    [219] Secde edenler arasında donup dolasmanı da

    [220] Hic suphesiz, O, isitendir, bilendir

    [221] Seytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi

    [222] Onlar, 'gercegi ters yuz eden,' gunaha duskun olan her yalancıya inerler

    [223] Bunlar (seytanlara) kulak verirler ve cogu yalan soylemektedirler

    [224] Sairler ise; gercekten onlara azgın-sapıklar uyar

    [225] Gormedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar

    [226] Ve gercekten onlar, yapmayacakları seyleri soyluyorlar

    [227] Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı cokca zikredenler ile zulme ugratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya oclerini alanlar) baska. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba ugrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir

    Neml

    Surah 27

    [1] Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apacık olan Kitab'ın ayetleridir

    [2] Mu'minler icin bir hidayet ve bir mujdedir

    [3] Ki onlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler

    [4] Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi yaptıklarını suslemisiz, boylece onlar, 'korluk icinde saskınca dolasırlar

    [5] Iste onlar; en kotu azap onlarındır ve ahirette de en buyuk kayba ugrayanlardır

    [6] Hic suphesiz, bu Kur'an, sana, hukum ve hikmet sahibi olan, (ve herseyi gercegiyle) bilen (Allah'ın) Katından ilka edilmektedir

    [7] Hani Musa ailesine: "Suphesiz ben bir ates gordum" demisti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız icin bir kor ates getirecegim

    [8] Oraya gittiginde, kendisine seslenildi: "Ates (yerin)de olanlar da, cevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıstır. Alemlerin Rabbi olan Allah Yucedir

    [9] Ey Musa, gercekten Ben, guclu ve ustun, hukum ve hikmet sahibi olan Allah'ım

    [10] Asanı bırak;" (Bıraktı ve) onun cevik bir yılan gibi hareket etttigini gorunce, geriye dogru kactı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; suphesiz Ben(im); Benim yanımda gonderilen (elciler) korkmaz

    [11] Ancak zulmeden baska; sonra kotulugun ardından iyilige cevirirse, artık suphesiz Ben, bagıslayanım, esirgeyenim

    [12] Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz cıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) icinde(n biri)dir. Gercekten onlar, fasık olan bir kavimdir

    [13] Ayetlerimiz onlara, gozler onunde sergilenmis olarak gelince dediler ki: "Bu, apacık olan bir buyudur

    [14] Vicdanları kabul ettigi halde, zulum ve buyuklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona ugratıldıklarına bir bak

    [15] Andolsun, Davud'a ve Suleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmıs kullarından bircoguna gore ustun kılan Allah'a hamd olsun." dediler

    [16] Suleyman, Davud'a mirascı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kusların konusma-dili ogretildi ve bize herseyden (bol bir nimet) verildi. Gercekten bu, apacık bir ustunluktur

    [17] Suleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuslardan orduları toplandı ve bunlar bolukler halinde dagıtıldı

    [18] Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir disi karınca dedi ki: "Ey karınca toplulugu, kendi yuvalarınıza girin, Suleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-gecmesin

    [19] (Suleyman) Bu sozu uzerine tebessum edip guldu ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdigin nimete sukretmemi ve hosnut olacagın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat

    [20] Kusları denetledikten sonra dedi ki: "Hudhud'u neden goremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu

    [21] Onu gercekten siddetli bir azapla azaplandıracagım, ya da onu bogazlayacagım veya o, bana apacık olan bir delil getirmelidir

    [22] Derken uzun zaman gecmeden geldi ve dedi ki: "Senin kusatamadıgın (ogrenemedigin) seyi, ben kusattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim

    [23] Gercekten ben, onlara hukmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herseyden (bolca) verilmistir ve buyuk bir tahtı var

    [24] Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da gunese secde etmektelerken buldum, seytan onlara yaptıklarını suslemistir, boylece onları (dogru) yoldan alıkoymustur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar

    [25] Ki onlar, goklerde ve yerde saklı olanı ortaya cıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve acıga vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)

    [26] O Allah, O'ndan baska Ilah yoktur, buyuk Ars'ın Rabbidir

    [27] (Suleyman:) "Durup bekleyecegiz, dogruyu mu soyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi

    [28] Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklas, boylelikle bir bakıver, neye basvuracaklar

    [29] (Hudhud'un mektubu goturup bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey onde gelenler gercekten bana oldukca onemli bir mektup bırakıldı

    [30] Gercek su ki, bu, Suleyman'dandır ve 'Suphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (baslamakta)dır

    [31] (Icinde de:) "Bana karsı buyukluk gostermeyin ve bana Musluman olarak gelin" diye (yazılmaktadır)

    [32] Dedi ki: "Ey onde gelenler, bu isimde bana gorus belirtin, siz (herseye) sahidlik etmedikce ben hicbir iste kesin (karar veren biri) degilim

    [33] Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savascılarız. Is konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız)

    [34] Dedi ki: "Gercekten hukumdarlar bir ulkeye girdikleri zaman, orasını bozguna ugratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve asagılık kılarlar; iste onlar, boyle yaparlar

    [35] Ben onlara bir hediye gondereyim de, bir bakayım elciler neyle donerler

    [36] (Elci hediyelerle) Suleyman'a geldigi zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdigi, size verdiginden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip ogunebilirsiniz" dedi

    [37] Sen onlara don, Biz onlara oyle ordularla geliriz ki, onların karsı koymaları mumkun degil ve Biz onları ordan horlanmıs-asagılanmıs ve kucuk dusurulmusler olarak surup cıkarırız

    [38] (Elcinin gitmesinden sonra Suleyman:) "Ey onde gelenler, onlar bana teslim olmus (Musluman)lar olarak gelmeden once, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi

    [39] Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gercekten buna karsı kesin olarak guvenilir bir guce sahibim." dedi

    [40] Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gozunu acıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Suleyman) onu kendi yanında durur vaziyette gorunce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na sukredecek miyim, yoksa nankorluk edecek miyim diye beni denemekte oldugu icin (bu olaganustu olay gerceklesti). Kim sukrederse, artık o kendisi icin sukretmistir, kim nankorluk ederse, gercekten benim Rabbim Gani (hicbir seye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır

    [41] Dedi ki: "Onun tahtını degisiklige ugratın, bir bakalım dogru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak

    [42] Boylece (Belkıs) geldigi zaman ona: "Senin tahtın boyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan once ilim verilmisti ve biz Musluman olmustuk

    [43] Allah'tan baska tapmakta oldugu seyler onu (Musluman olmaktan) alıkoymustu. Gercekte o, inkar eden bir kavimdendi

    [44] Ona: "Koske gir" denildi. Onu gorunce derin bir su sandı ve (etegini cekerek) ayaklarını actı. (Suleyman:) Dedi ki: "Gercekte bu, saydam camdan olma duzeltilmis bir kosk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gercekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Suleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum

    [45] Andolsun, Biz Semud (kavmine de) kardesleri Salih'i: "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye (demek uzere) gonderdik. Bir de ne gorsun, onlar birbirlerine dusman kesilmis iki gruptur

    [46] Dedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten once kotuluk konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bagıslanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz

    [47] Dediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yuzunden ugursuzluga ugradık." Dedi ki: "Sizin ugursuzlugunuz (basınıza gelenler) Allah Katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz

    [48] Sehirde dokuzlu bir cete vardı, yeryuzunde bozgun cıkarıyorlar ve dirlik-duzenlik bırakmıyorlardı

    [49] Kendi aralarında Allah adına and icerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın duzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok olusuna biz sahid olmadık ve gercekten bizler dogruyu soyleyenleriz, diyelim

    [50] Onlar hileli bir duzen kurdu. Biz de (onların hilesine karsı) onların farkında olmadıgı bir duzen kurduk

    [51] Artık sen, onların kurdukları hileli-duzenin ugradıgı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik

    [52] Iste, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza donusmus ıpıssız evleri. Suphesiz bilen bir kavim icin bunda bir ayet vardır

    [53] Iman edenleri ve sakınanları da kurtardık

    [54] Lut da; hani kavmine demisti ki: "Siz, acıkca gordugunuz halde, yine de o cirkin utanmazlıgı yapacak mısınız

    [55] Siz gercekten, kadınları bırakıp sehvetle erkeklere mi yaklasıyorsunuz? Hayır, siz (yaptıgı seyi) bilmeyen bir kavimsiniz

    [56] Kavminin cevabı: "Lut ailesini sehrinizden surup cıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmıs" demekten baska olmadı

    [57] Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı haric; onu geride (azap icinde kalanlar arasında) takdir ettik

    [58] Ve uzerlerine bir yagmur yagdırdık. Uyarılanların yagmuru ne kotudur

    [59] Dedi ki: "Hamd Allah'ındır ve selam O'nun sectigi kullarının uzerinedir. Allah mı daha hayırlı yoksa onların ortak kostukları mı

    [60] (Onlar mı) Yoksa, gokleri ve yeri yaratan ve size gokten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gonul alıcı bahceler bitirdik, sizin icinse bir agacını bitirmek (bile) mumkun degildir. Allah ile beraber baska bir Ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir

    [61] Ya da yeryuzunu bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryuzu icin) sarsılmaz daglar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber baska bir Ilah mı? Hayır onların cogu bilmiyorlar

    [62] Ya da sıkıntı ve ihtiyac icinde olana, Kendisi'ne dua ettigi zaman icabet eden, kotulugu acıp gideren ve sizi yeryuzunun halifeleri kılan mı? Allah ile beraber baska bir Ilah mı? Ne az ogut-alıp dusunuyorsunuz

    [63] Ya da karanın ve denizin karanlıkları icinde size yol gosteren ve rahmetinin onunde ruzgarları mujde vericiler olarak gonderen mi? Allah ile beraber baska bir Ilah mı? Allah, onların sirk kostuklarından Yucedir

    [64] Ya da halkı surekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gokten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber baska bir Ilah mı? De ki: "Eger dogru soyluyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz

    [65] De ki: "Goklerde ve yerde gaybı Allah'tan baska kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin suuruna varmıyorlar

    [66] Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri 'ard arda toplanıp pekistirildi,’ hayır, onlar bundan bir kusku icindedirler; hayır, onlar bundan yana kordurler

    [67] Inkar edenler dedi ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gercekten biz mi dirilip-cıkartılacakmısız

    [68] Andolsun, bu (azap ve dirilme tehdidi), bize ve daha once atalarımıza va'dolunmustur. Bu, olsa olsa gecmislerin uydurma masallarından baskası degildir

    [69] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın da, suclu-gunahkarların nasıl bir sona ugradıklarını gorun

    [70] Sen, onlara karsı huzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı icinde olma

    [71] Derler ki: "Eger dogruyu soyluyor iseniz, bu va'dolunan (azap) ne zaman

    [72] De ki: "Belki de acele etmekte oldugunuzun (azabın) bir kısmı size yetismistir bile

    [73] Suphesiz, senin Rabbin, insanlara karsı buyuk lutuf (fazl) sahibidir, ancak insanların cogu sukretmiyorlar

    [74] Ve suphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve acıga vurduklarını kesin olarak bilmektedir

    [75] Gokte ve yerde gizli olan hicbir sey yoktur ki, apacık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın

    [76] Gercek su ki, bu Kur'an, Israilogulları'na hakkında ayrılıga dustukleri seylerin bir cogunu aktarıp anlatıyor

    [77] Ve gercekten o, mu'minler icin bir hidayet ve bir rahmettir

    [78] Suphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hukmunu verecektir. O, guclu ve ustun olandır, bilendir

    [79] Sen, artık Allah'a tevekkul et; cunku sen apacık olan hak uzerindesin

    [80] Cunku gercekten sen, olulere (soz) dinletemezsin ve arkasını donup kacan sagırlara da cagrıyı isittiremezsin

    [81] Ve sen korleri dustukleri sapıklıktan cekip hidayete erdirici degilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (soz) dinletebilirsin, iste Musluman olanlar bunlardır

    [82] O soz, baslarına geldigi zaman, onlara yerden bir Dabbe cıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara soyler

    [83] Ve her ummetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacagımız gun, artık onlar 'tutuklanıp (azap yerine) dagıtılırlar

    [84] Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: "Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadıgınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz

    [85] Zulmetmelerine karsılık, soz, kendi aleyhlerine gelmis bulunmaktadır, artık konusmazlar

    [86] Gormediler mi, Biz geceyi onda sukun bulmaları icin, gunduzu de aydınlık(la gorsunler) diye yarattık. Suphesiz, iman eden bir kavim icin bunda ayetler vardır

    [87] Sur'a ufurulecegi gun, Allah'ın diledigi kimseler dısında, goklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıstır ve her biri 'boyun bukmus' olarak O'na gelmislerdir

    [88] Dagları gorursun de, donmus sanırsın; oysa onlar bulutların suruklenmesi gibi suruklenirler. Herseyi 'sapasaglam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Suphesiz O, islediklerinizden haberdardır

    [89] Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o gunun korkusuna karsı guvenlik icindedirler

    [90] Kim bir kotulukle gelirse, artık onlar da atese yuzukoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan baskasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?" (denir)

    [91] (De ki:) "Ben, ancak bu sehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeger kıldı. Hersey O'nundur. Ve Muslumanlardan olmakla emrolundum

    [92] Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi icin hidayete gelmistir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım

    [93] Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gosterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil degildir

    Kasas

    Surah 28

    [1] Ta, Sin, Mim

    [2] Bunlar, apacık Kitab'ın ayetleridir

    [3] Mu'min olan bir kavim icin hak olmak uzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bolumunu) sana okuyacagız

    [4] Gercek su ki, Firavun yeryuzunde (Mısır'da) buyuklenmis ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bolmustu; onlardan bir bolumunu gucten dusuruyor, erkek cocuklarını bogazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Cunku o, bozgunculardandı

    [5] Biz ise, yeryuzunde gucten dusurulenlere lutufta bulunmak, onları onderler yapmak ve mirascılar kılmak istiyoruz

    [6] Ve (istiyoruz ki) onları yeryuzunde 'iktidar sahipleri olarak yerlesik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları seyi gosterelim

    [7] Musa'nın annesine: "Onu emzir, sayet onun icin korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve uzulme; cunku onu Biz sana tekrar geri verecegiz ve onu gonderilen (elcilerden) kılacagız" diye vahyettik (bildirdik)

    [8] Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri icin bir dusman ve uzuntu konusu olsun diye sahipsiz gorup aldılar. Gercekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı icindeydi

    [9] Firavun'un karısı dedi ki: "Benim icin de, senin icin de bir goz bebegi; onu oldurmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (baslarına geleceklerin) suurunda degillerdi

    [10] Musa'nın annesi ise, yuregi bosluk icinde sabahladı. Eger mu'minlerden olması icin kalbi uzerinde (sabrı ve dayanıklılıgı) pekistirmemis olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) acıga vuracaktı

    [11] Ve onun kız kardesine: "Onu izle," dedi. Boylece o da, kendileri farkında degilken onu uzaktan gozetledi

    [12] Biz, daha once ona sut analarını haram etmistik. (Kız kardesi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını ustlenecek ve ona ogut verecek (veya egitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi

    [13] Boylelikle, gozunun aydın olması, uzulmemesi ve gercekten Allah'ın va'dinin hak oldugunu bilmesi icin, onu annesine geri vermis olduk. Ancak onların cogu bilmezler

    [14] O, erginlik cagına ulasıp olgunlasınca, ona bir 'hukum ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları iste boyle odullendiririz

    [15] (Musa) Halkının haberi olmadıgı bir zamanda sehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, su da dusmanlarından. Derken taraftarlarından olan, dusmanlarından olana karsı ondan yardım istedi. Bunun uzerine ona bir yumruk attı ve isini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu seytanın isindendir; o, gercekten acıkca saptırıcı bir dusmandır" dedi

    [16] Dedi ki: "Rabbim, gercekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bagısla." Boylece (Allah) onu bagısladı. Suphesiz. O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [17] Dedi ki: "Rabbim, bana verdigin nimetler adına, artık suclu gunahkarlara destekci olmayacagım

    [18] Boylece sehirde korku icinde (cevreyi) gozetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dun kendisinden yardım isteyen (kisi, bugun de) kendisine yardım icin bagırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen acıkca bir azgınsın

    [19] Sonunda ikisinin de dusmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dun birini oldurdugun gibi, bugun de beni mi oldurmek istiyorsun? Sen yeryuzunde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun

    [20] Sehrin obur yakasından bir adam kosarak gelip dedi ki: "Ey Musa, onde gelenler, seni oldurmek konusunda aralarında gorusmektedirler, artık sen cık git; gercekten ben sana ogut verenlerdenim

    [21] Boylece oradan korku icinde (cevreyi) gozetleyerek cıkıp gitti: "Rabbim, zalimler toplulugundan beni kurtar" dedi

    [22] Medyen'e dogru yoneldiginde de: "Umarım Rabbim, beni dogru bir yola yoneltip iletir" dedi

    [23] Medyen suyuna vardıgı zaman, su almakta olan bir insan toplulugu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su basına goturmekten cekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Cobanlar surulerini sulamadıkca, biz surulerimizi sulayamayız; babamız, yası ilerlemis bir ihtiyardır." dediler

    [24] Hemencecik onların surulerini suladı, sonra yine golgeye cekilerek dedi ki: "Rabbim, dogrusu bana indirdigin her hayra muhtacım

    [25] Cok gecmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yuruyerek ona geldi. "Babam, bizim icin suruleri sulamana karsılık sana mukafaat vermek uzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun uzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler toplulugundan kurtulmus oldun

    [26] O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacıgım, onu ucretli olarak tut; cunku ucretle tuttuklarının en hayırlısı gercekten o kuvvetli, guvenilir (biri)dir

    [27] (Babaları) Dedi ki: "Dogrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karsılık olmak uzere, su iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; sayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk cıkarmak istemem; beni de insaAllah salih olanlardan bulacaksın

    [28] (Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlasma)dır. Bu durumda iki sureden hangisini yerine getirirsem, artık bana karsı bir haksızlık soz konusu olamaz. Allah, soylediklerimize vekildir

    [29] Boylelikle Musa, sureyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ates gordu. Ailesine: "Siz durun, gercekten bir ates gordum; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız icin bir kor parcası getiririm" dedi

    [30] Derken oraya geldiginde, o kutlu yerdeki vadinin sag yanında olan bir agactan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi

    [31] Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun simdi bir yılan gibi hareket ettigini gorunce, arkasına donup bakmaksızın kacmaya basladı. "Ey Musa, don ve korkuya kapılma. Suphesiz guvendesin

    [32] Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz cıksın. Ve (her turlu) dehsetten yana kanatlarını kendine dogru cek. Iste bunlar, senin Rabbinden Firavun ve onde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gercekten onlar, fasık bir topluluktur

    [33] Dedi ki: "Rabbim, gercekten onlardan bir kisi oldurdum, beni oldurmelerinden korkuyorum

    [34] Ve kardesim Harun; dil bakımından o benden daha duzgun konusmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gonder, beni dogrulasın. Cunku onların beni yalanlamalarından korkuyorum

    [35] (Allah) Dedi ki: "Pazunu kardesinle pekistirip guclendirecegiz; sizin ikinize de oyle bir 'guc ve yetki' verecegiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erisemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız

    [36] Musa, onlara apacık olan ayetlerimizle geldigi zaman: "Bu, duzup uydurulmus bir buyuden baskası degildir. Biz gecmis atalarımızdan bunu isitmedik" dediler

    [37] Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldigini ve bu (dunya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacagını daha iyi bilir. Gercekten, zulmedenler, felah bulmazlar

    [38] Firavun dedi ki: "Ey onde gelenler, sizin icin benden baska ilah oldugunu bilmiyorum. Ey Haman, camurun ustunde bir ates yak da, bana yuksekce bir kule insa et, belki Musa'nın ilahına cıkarım cunku gercekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum

    [39] O ve askerleri, yeryuzunde haksız yere buyuklendiler ve gercekten Bize dondurulmeyeceklerini sandılar

    [40] Bunun uzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık. Boylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona ugradıklarına bir bak

    [41] Biz, onları atese cagıran onderler kıldık; kıyamet gunu yardım gormezler

    [42] Bu dunya hayatında onların arkasına lanet dusurduk; kıyamet gununde ise, onlar cirkinlestirilmis olanlardır

    [43] Andolsun, ilk nesilleri yıkıma ugrattıktan sonra, Musa'ya, insanlar icin (gozleri hikmetle acıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak uzere kitap verdik. Umulur ki, ogut alıp-dusunurler diye

    [44] Musa'ya o isi (ilahi vahyi verip) gerceklestirdigimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında degildin ve (buna) sahid olanlardan da degildin

    [45] Ancak Biz bircok nesiller insa ettik de onların uzerinde (nice) omur(ler) uzayıp gecti. Ve sen Medyen halkı icinde yasayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak ogrenmis degilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gonderen Biziz

    [46] (Musa'ya) Seslendigimiz zaman da, sen Tur'un yanında degildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak uzere senden once kendilerine bir uyarıcı gelmemis olan bir kavmi uyarman icin (gonderildin). Umulur ki, ogut alıp dusunurler diye

    [47] Kendi ellerinin one surdukleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiginde: "Rabbimiz, bize de bir elci gonderseydin de boylece Senin ayetlerine uysaydık ve mu'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni gondermezdik)

    [48] Fakat onlara Kendi Katımız'dan hak geldigi zaman: "Musa'ya verilenlerin bir benzeri buna verilmeli degil miydi?" dediler. Onlar, daha once Musa'ya verilenleri inkar etmemisler miydi? "Iki buyu birbirine arka cıktı" dediler. Ve: "Gercekten biz hepsini inkar edenleriz" dediler

    [49] De ki: "Eger dogruysanız, bu durumda Allah Katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha dogru olan bir kitap getirin de, ona uymus olayım

    [50] Buna ragmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gercekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (dogru yol gosterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Suphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez

    [51] Andolsun, Biz ogut alıp-dusunsunler diye, sozu birbiri ardınca dizip-indirdik

    [52] Bu (Kur'an)dan once, kitap verdiklerimiz buna inanmaktadırlar

    [53] Onlara okundugu zaman: "Biz ona inandık, gercekten o, Rabbimiz'den olan bir haktır, suphesiz biz bundan once de Muslumanlar idik" derler

    [54] Iste onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kotulugu iyilikle uzaklastırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

    [55] Bos ve yararsız olan sozu' isittikleri zaman ondan yuz cevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler

    [56] Gercek su ki, sen, sevdigini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, diledigini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir

    [57] Dediler ki: "Eger seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) cekilip-kopartılırız." Oysa Biz onları, Kendi Katımız'dan bir rızık olarak herseyin urununun aktarılıp toplandıgı, guvenli bir haremde yerlesik kılmadık mı? Fakat onların cogu bilmiyorlar

    [58] Biz, yasama bicimleriyle 'refah icinde sımarıp azmıs' nice sehri yıkıma ugrattık. Iste meskenleri; cok az (bir zaman) dısında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmis degildir. (Onlara) Varis olanlar Biziz

    [59] Senin Rabbin, 'ana yerlesim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elci gondermedikce sehirleri yıkıma ugratıcı degildir. Ve Biz, halkı zulmeden sehirlerden baskasını da yıkıma ugratıcı degiliz

    [60] Size verilen hersey, yalnızca dunya hayatının metaı ve susudur. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha sureklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız

    [61] Simdi, kendisine guzel bir vaadde bulundugumuz, dolayısıyla ona kavusan kisi, dunya hayatının metaı ile metalandırdıgımız sonra kıyamet gunu (azaba ugramak icin) hazır bulundurulan kisi gibi midir

    [62] O gun (Allah) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak one surdukleriniz nerede?" der

    [63] Uzerlerine (azap) sozu hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, iste bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptıgımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Simdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklasmıs bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da degillerdi

    [64] Denir ki: "Ortaklarınızı cagırın." Boylelikle cagırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı gorurler. Hidayet bulmus olsalardı ne olurdu

    [65] O gun (Allah) onlara seslenerek: "Gonderilen (elcilere) ne cevab verdiniz?" der

    [66] Artık o gun, haberler onlar icin korelmistir; birbirlerine de soramazlar

    [67] Ancak kim tevbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtulusa erenlerden olmayı umabilir

    [68] Rabbin, diledigini yaratır ve secer; secim onlara ait degildir. Allah, onların ortak kostuklarından munezzehtir, Yucedir

    [69] Rabbin onların goguslerinin sakladıklarını ve acıga vurduklarını bilir

    [70] O, Allah'tır, Kendisi'nden baska Ilah yoktur. Ilkte de, sonda da hamd O'nundur. Hukum O'nundur ve O'na donduruleceksiniz

    [71] De ki: "Gordunuz mu soyleyin; Allah, kıyamet gunune kadar geceyi sizin uzerinizde kesintisizce surdurecek olsa, Allah'ın dısında size aydınlık verecek Ilah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz

    [72] De ki: "Gordunuz mu soyleyin, Allah kıyamet gunune kadar gunduzu sizin uzerinizde kesintisizce surdurecek olsa Allah'ın dısında size icinde dinleneceginiz geceyi getirecek Ilah kimdir? Yine de gormeyecek misiniz

    [73] Kendi rahmetinden olmak uzere O, sizin icin, dinlenmeniz ve O'nun fazlından (geciminizi) aramanız icin geceyi ve gunduzu var etti. Umulur ki sukredersiniz

    [74] O gun (Allah) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak one surdukleriniz nerede" der

    [75] Her ummetten bir sahid ayırıp cıkardık da: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin" dedik. Artık ogrenmis oldular ki, hak, gercekten Allah'ındır ve duzup uydurdukları kendilerinden uzaklasıp-kaybolmuslardır

    [76] Gercek su ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karsı azgınlastı. Biz, ona oyle hazineler vermistik ki, anahtarları, birlikte (tasımaya) davranan guclu bir topluluga agır geliyordu. Hani kavmi ona demisti ki: "Sımararak sevinme, cunku Allah, sımararak sevince kapılanları sevmez

    [77] Allah'ın sana verdigiyle ahiret yurdunu ara, dunyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettigi gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryuzunde bozgunculuk arama. Cunku Allah, bozgunculuk yapanları sevmez

    [78] Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmistir." Bilmez mi, ki gercekten Allah, kendisinden onceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha guclu ve insan-sayısı bakımından daha cok olan kimseleri yıkıma ugratmıstır. Suclu-gunahkarlardan kendi gunahları sorulmaz

    [79] Boylelikle kendi ihtisamlı-susu icinde kavminin karsısına cıktı. Dunya hayatını istemekte olanlar: "Ah keske, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gercekten o, buyuk bir pay sahibidir" dediler

    [80] Kendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse icin daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden baskası kavusturulmaz" dediler

    [81] Sonunda onu da, konagını da yerin dibine gecirdik. Boylece Allah'a karsı ona yardım edecek bir toplulugu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de degildi

    [82] Dun, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediginin rızkını genisletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eger Allah, bize lutfetmis olmasaydı, bizi de suphesiz batırırdı. Vay, demek gercekten inkar edenler felah bulamaz" demeye basladılar

    [83] Iste ahiret yurdu; Biz onu, yeryuzunde buyuklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armagan) kılarız. (Guzel) Sonuc takva sahiplerinindir

    [84] Kim bir iyilikle gelirse, artık onun icin daha hayırlısı vardır; kim bir kotulukle gelirse, artık kotulukleri yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla karsılık gorurler

    [85] Suphesiz, sana Kur'an'ı farz kılan, seni donulecek yere elbette dondurecektir. De ki: "Rabbim, hidayetle geleni de, acıkca bir sapıklık icinde olanı da daha iyi bilmektedir

    [86] Kitab'ın sana (kalbine vahy ile) bırakılacagını umud etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Oyleyse sakın kafirlere arka olma

    [87] Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine cagır ve sakın musriklerden olma

    [88] Ve Allah ile beraber baska bir Ilah'a tapma. O'ndan baska Ilah yoktur. O'nun yuzunden (zatından) baska hersey helak olucudur. Hukum O'nundur ve siz O'na donduruleceksiniz

    Ankebût

    Surah 29

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Insanlar, (sadece) "Iman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar

    [3] Andolsun, onlardan oncekileri sınadık; Allah, gercekten dogruları da bilmekte ve gercekten yalancıları da bilmektedir

    [4] Yoksa kotulukleri yapanlar, Bizi (asıp) gececeklerini mi sandılar? Ne kotu hukmediyorlar

    [5] Kim Allah'a kavusmayı umuyorsa hic suphesiz Allah'ın (tespit ettigi) suresi yaklasarak-gelmektedir. O, isitendir, bilendir

    [6] Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi icin cihad etmis olur. Suphesiz Allah, alemlerden mustagnidir

    [7] Iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz suphesiz onların kotuluklerini ortecegiz ve suphesiz yaptıklarının en guzeliyle karsılık verecegiz

    [8] Biz insana, anne ve babasına (karsı) guzelligi (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eger onlar, hakkında bilgin olmayan seyle Bana ortak kosman icin sana karsı caba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Donusunuz Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber verecegim

    [9] Iman edip salih amellerde bulunanlar ise; elbette onları salihlerin arasına katacagız

    [10] Insanlardan oylesi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah ugruna eziyet gordugu zaman, insanların (kendisine yonelttikleri iskence ve) fitnesini Allah'ın azabıymıs gibi sayar; ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gercekten sizlerle birlikteydik” demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen degil midir

    [11] Allah muhakkak iman edenleri de bilmekte ve muhakkak munafıkları da bilmektedir

    [12] Inkar edenler, iman edenlere dedi ki: "Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yuklenelim.” Oysa kendileri, onların hatalarından hicbir seyi yuklenecek degildir. Gercekten onlar, elbette yalancıdırlar

    [13] Suphesiz onlar, hem kendi yuklerini, hem kendi yukleriyle birlikte baska yukleri de yuklenecekler ve kıyamet gunu, duzup uydurduklarına karsı sorguya cekileceklerdir

    [14] Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elci olarak) gonderdik, iclerinde elli yılı eksik olmak uzere bin sene yasadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi

    [15] Boylece Biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders cıkarılacak bir olay) kılmıs olduk

    [16] Ibrahim de; hani kavmine demisti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eger bilirseniz bu sizin icin daha hayırlıdır

    [17] Siz yalnızca Allah'tan baska birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gercek su ki, sizin Allah'tan baska taptıklarınız, size rızık vermeye guc yetiremezler; oyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na sukredin. Siz O'na donduruleceksiniz

    [18] Eger yalanlarsanız, sizden onceki ummetler de (elcilerin cagrısını) yalanlamıslardır. Elciye dusen ise, yalnızca acık bir tebligdir

    [19] Onlar gormediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl baslıyor, sonra onu iade ediyor? Suphesiz, bu Allah'a gore kolaydır

    [20] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın da, boylelikle yaratmaya nasıl basladıgına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da insa edip yaratacaktır. Suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [21] Diledigini azaplandırır, diledigine merhamet eder. O'na cevrilip-goturuleceksiniz

    [22] Siz yerde ve gokte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dısında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur

    [23] Allah'ın ayetlerini ve O'na kavusmayı 'yok sayıp inkar edenler'; iste onlar, Benim rahmetimden umut kesmislerdir; ve iste onlar, acı azap onlarındır

    [24] Bunun uzerine kavminin (Ibrahim'e) cevabı yalnızca: "Onu oldurun ya da yakın" demek oldu. Boylece Allah onu atesten kurtardı. Suphesiz bunda, iman eden bir kavim icin ayetler vardır

    [25] (Ibrahim) Dedi ki: "Siz gercekten, Allah'ı bırakıp dunya hayatında aranızda bir sevgi-bagı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet gunu, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz atestir ve hicbir yardımcınız yoktur

    [26] Bunun uzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gercekten ben, Rabbime hicret edecegim. Cunku suphesiz O, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [27] Biz ona Ishak'ı ve Yakub'u armagan ettik ve onun soyunda (sectiklerimize) peygamberligi ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dunyada verdik. Suphesiz o, ahirette salih olanlardandır

    [28] Lut da; hani kavmine demisti: "Siz gercekten, sizden once alemlerden hic kimsenin yapmadıgı 'cirkin bir utanmazlıgı' yapıyorsunuz

    [29] Siz, (yine de) erkeklere yaklasacak, yol kesecek ve biraraya gelislerinizde cirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun uzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eger dogru soyluyor isen, bize Allah'ın azabını getir" demek oldu

    [30] Dedi ki: "Rabbim, fesat cıkaran (bu) kavme karsı bana yardım et

    [31] Bizim elcilerimiz Ibrahim'e bir mujde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gercek su ki, biz bu ulkenin halkını yıkıma ugratacagız. Cunku onun halkı zalim oldular.”

    [32] Dedi ki: "Onun icinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun icinde kimin oldugunu Biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dısında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracagız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır

    [33] Elcilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kotulesti ve ici daraldı. Dediler ki: "Korkuya dusme ve huzne kapılma. Karın dısında, seni ve aileni muhakak kurtaracagız. O ise, arkada kalacaktır

    [34] Suphesiz Biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ulke halkının ustune gokten igrenc bir azap indirecegiz

    [35] Andolsun, Biz akledebilecek bir kavim icin orada apacık bir ayet bırakmısızdır

    [36] Medyen'e de kardesleri Suayb'ı (gonderdik) Boylece dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve ahiret gununu umud edin ve yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [37] Ancak onu yalanladılar; bunun uzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, boylelikle kendi yurtlarında diz ustu cokmus olarak sabahladılar

    [38] Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma ugrattık). Gercek su ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını seytan susleyip-cekici kıldı, boylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar gorebilen kimselerdi

    [39] Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (yıkıma ugrattık). Andolsun, Musa onlara apacık delillerle gelmisti, ancak yeryuzunde buyuklendiler. Oysa onlar (azaptan kurtulup) gececek degillerdi

    [40] Iste Biz, onların her birini kendi gunahıyla yakalayıverdik. Boylece onlardan kiminin ustune tas fırtınası gonderdik, kimini siddetli bir cıglık sarıverdi, kimini yerin dibine gecirdik, kimini de suda bogduk. Allah onlara zulmedici degildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [41] Allah'ın dısında baska veliler edinenlerin ornegi, kendine ev edinen orumcek ornegine benzer. Gercek su ki, evlerin en dayanıksız olanı orumcek evidir; bir bilselerdi

    [42] Allah, Kendi dısında hangi seye taptıklarını suphesiz bilir. O, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [43] Iste bu ornekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden baskası bunlara akıl erdirmez

    [44] Allah gokleri ve yeri hak olarak yarattı. Suphesiz, bunda iman edenler icin bir ayet vardır

    [45] Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdogru kıl. Gercekten namaz, cirkin utanmazlıklar (fahsa)dan ve kotuluklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en buyuk (ibadet)tur. Allah, yaptıklarınızı bilir

    [46] Iclerinde zulmedenleri haric olmak uzere, Kitap Ehliyle en guzel olan bir tarzın dısında mucadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim Ilahımız da, sizin Ilahınız da birdir ve biz O'na teslim olmusuz

    [47] Iste Biz sana boyle bir Kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman etmektedirler. Bunlar (putatapıcılar)dan da ona iman edecek olanlar vardır. Inkarcılardan baskası Bizim ayetlerimizi inkar etmez

    [48] Bundan once sen hic kitap okuyan degildin ve onu sag elinle de yazmıyordun. Boyle olsaydı, batılda olanlar kuskuya kapılırlardı

    [49] Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin goguslerinde apacık olan ayetlerdir. Zulmedenlerden baskası, Bizim ayetlerimizi inkar etmez

    [50] Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli degil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. Ben ise, ancak apacık bir uyarıcıyım

    [51] Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Suphesiz, bunda iman eden bir kavim icin gercekten bir rahmet ve bir ogut (zikir) vardır

    [52] De ki: "Benimle sizin aranızda sahid olarak Allah yeter. O, goklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkar edenler ise, iste onlar husrana ugrayanlardır

    [53] Azap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eger adı konulmus bir ecel (tayin edilmis bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azap gelmis olurdu. Fakat kendileri suurunda olmadan, onlara kuskusuz apansız geliverecektir

    [54] Azap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkar edenleri gercekten kusatıp-durmaktadır

    [55] Azabın onları ustlerinden ve ayaklarının altından kaplayacagı gun (Allah): "Yaptıklarınızı tadın" der

    [56] Ey iman eden kullarım, suphesiz Benim arzım genistir; artık yalnızca Bana ibadet edin

    [57] Her nefis olumu tadıcıdır; sonra Bize donduruleceksiniz

    [58] Iman edip salih amellerde bulunanlar; onları, icinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yuksek kosklerine muhakkak yerlestirecegiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne guzeldir

    [59] Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkul edenlerdir

    [60] Kendi rızkını tasıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, isitendir, bilendir

    [61] Andolsun, onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı, gunesi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, suphesiz: "Allah" diyecekler. Su halde nasıl oluyor da cevriliyorlar

    [62] Allah, kullarından diledigine rızkı yayıp-genisletir, (ve) kısar da. Suphesiz Allah, herseyi bilendir

    [63] Andolsun onlara: "Gokten su indirip de olumunden sonra yeryuzunu dirilten kimdir?" diye soracak olursan, suphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların cogu akletmiyorlar

    [64] Bu dunya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eglence turunden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gercekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi

    [65] Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gonulden baglılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya cıkarıp kurtarınca, hemen sirk kosarlar

    [66] Kendilerine verdigimiz (nimetler)e nankorluk etsinler ve yararlanıp-metalansınlar diye. Ancak onlar yakında bileceklerdir

    [67] Gormediler mi ki, cevrelerinde insanlar kapılıp-yagma edilirken, Biz Harem (Mekke)yi guvenilir (ve dokunulmaz) kıldık? Yine de onlar, batıla inanıp Allah'ın nimetlerine nankorluk mu ediyorlar

    [68] Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldigi zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? Inkar edenlere cehennem icinde bir konaklama yeri mi yok

    [69] Bizim ugrumuzda cihad edenlere, suphesiz yollarımızı gosteririz. Gercekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir

    Rûm

    Surah 30

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Rum (orduları) yenilgiye ugradı

    [3] Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir

    [4] Birkac yıl icinde. Bundan once de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gun mu'minler sevineceklerdir

    [5] Allah'ın yardımıyla. O, diledigine yardım eder. O, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [6] (Bu,) Allah'ın va’didir; Allah, vadinden geri donmez. Ancak insanların cogu bilmezler

    [7] Onlar, dunya hayatından (yalnızca) dısta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır

    [8] Kendi nefisleri konusunda dusunmuyorlar mı? Allah, gokleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmis bir sure (ecel) olarak yaratmıstır. Gercekten, insanlardan cogu Rablerine kavusmayı inkar ediyorlar

    [9] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı? Boylece kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorsunler. Onlar, guc bakımından kendilerinden daha ustun idiler, topragı alt-ust etmisler (ekmisler, madenler, sular arayıp cıkarmıslar) ve onu, kendilerinin imar ettiginden daha cok imar etmislerdi. Elcileri de, onlara acık delillerle gelmisti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [10] Sonra kotuluk yapanların ugradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla cok kotu oldu

    [11] Allah, yaratmayı baslatır, sonra onu iade eder, sonra da siz O'na dondurulursunuz

    [12] Kıyamet-saatinin kopacagı gun, suclu-gunahkarlar umutsuzca yıkılırlar

    [13] (Allah'a es kostukları) Ortaklarından kendilerine sefaatci olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar

    [14] Kıyamet-saatinin kopacagı gun, (mu'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar

    [15] Boylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahcesinde' 'sevinc icinde agırlanırlar

    [16] Ancak inkar edip ayetlerimizi ve ahirete kavusmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azap icin hazır bulundurulurlar

    [17] Oyleyse aksama girdiginiz vakit de, sabaha erdiginiz vakit de Allah'ı tesbih edip (yuceltin)

    [18] Hamd O'nundur; goklerde ve yerde, gunun sonunda ve ogleye erdiginiz vakit de

    [19] O oluden diriyi cıkarır ve diriden oluyu cıkarır, olumunden sonra da yeri diriltir. Iste siz de boyle cıkarılacaksınız

    [20] Sizi topraktan yaratmıs bulunması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryuzunun her yanına) yayılmakta olan bir beser (turu) oldunuz

    [21] Onda 'sukun bulup durulmanız' icin, size kendi nefislerinizden esler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Suphesiz bunda, dusunebilen bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [22] Goklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Suphesiz bunda, alimler icin gercekten ayetler vardır

    [23] Geceleyin ve gunduzun uyumanız ile O'nun fazlından (geciminizi temin icin rızkınızı) aramanız, O'nun ayetlerindendir. Suphesiz isitebilen bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [24] Size bir korku ve umut (unsuru) olarak simsegi gostermesi ile gokten su indirmek suretiyle olumunden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Suphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [25] Gogun ve yerin O'nun emriyle (hareketten kesilip oldugu yerde veya bu duzen icinde) durması da, O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (topragın altından) bir (kere) cagırma ile cagırdıgı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) cıkarılmıssınız

    [26] Goklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gonulden boyun egmis' bulunuyorlar

    [27] Yaratmayı baslatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na gore pek kolaydır. Goklerde ve yerde en Yuce misal O'nundur. O, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [28] Size kendi nefislerinizden bir ornek verdi: "Size rızık olarak verdigimiz seylerde, sag ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle esit olup kendi kendinizden korktugunuz gibi kendilerinden de korktugunuz (veya cekinip saygı duydugunuz) ortaklar var mıdır? “Iste Biz, aklını kullanabilen bir kavim icin ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [29] Hayır, zulmedenler, hicbir bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına uymuslardır. Allah'ın saptırdıgını kim hidayete erdirebilir? Onların hicbir yardımcıları yoktur

    [30] Oyleyse sen yuzunu Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına cevir; ki insanları bunun uzerine yaratmıstır. Allah'ın yaratısı icin hicbir degistirme yoktur. Iste dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların cogu bilmezler

    [31] Gonulden katıksız baglılar' olarak, O'na yonelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdogru namazı kılın ve musriklerden olmayın

    [32] (O musrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmıs ve kendileri de parca parca olmuslardır; ki her grup kendi elindekiyle ovunup sevinc duymaktadır

    [33] Insanlara bir zarar dokundugu zaman, 'gonulden katıksız baglılar' olarak, Rablerine dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet taddırınca hemencecik bir grup Rablerine sirk kosarlar

    [34] Kendilerine (nimet olarak) verdiklerimize nankorluk etsinler diye. Oyleyse metalanıp-yararlanın, artık yakında bileceksiniz

    [35] Yoksa Biz, onlara ispatlı bir delil indirdik de, o mu O'na ortak kosmalarını soyluyor

    [36] Biz insanlara bir rahmet taddırdıgımız zaman, onunla sevinirler; kendi ellerinin takdim ettigi dolayısıyla onlara bir kotuluk isabet ettiginde, hemen umutsuzluga kapılırlar

    [37] Gormuyorlar mı ki, Allah, diledigine rızkı yayıp-genisletir ve kısar da. Suphesiz bunda, iman eden bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [38] Oyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yuzunu (rızasını) isteyenler icin bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır

    [39] Insanların mallarından artsın diye, verdiginiz faiz Allah Katında artmaz. Ama Allah'ın yuzunu (rızasını) isteyerek verdiginiz zekat ise, iste (sevablarını ve gelirlerini) kat kat arttıranlar onlardır

    [40] Allah; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi oldurmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, sirk kostuklarından munezzeh ve Yucedir

    [41] Insanların kendi ellerinin kazandıgı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya cıktı. Umulur ki, donerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır

    [42] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın, boylece daha oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorun. Onların cogu musrik kimselerdi

    [43] Oyleyse sen, Allah'tan (bir takdir olarak) geri cevrilmesi mumkun olmayan gun gelmeden once, yuzunu dimdik ayakta duran dine cevir. O gun parca parca bolunecekler

    [44] Kim inkar ederse, artık onun inkarı kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa, artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini) doseyip hazırlamaktadırlar

    [45] (Bu, Allah'ın) Kendi fazlından iman edip salih amellerde bulunanları odullendirmesi icindir. Suphesiz O, kafirleri sevmez

    [46] Size Kendi rahmetinden taddırması, emriyle gemileri yurutmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile umulur ki sukretmeniz icin, ruzgarları mujde vericiler olarak gondermesi, O'nun ayetlerindendir

    [47] Andolsun, Biz senden once kendi kavimlerine elciler gonderdik de onlara apacık belgeler getirdiler; boylece Biz de suclu gunahkarlardan intikam aldık. Iman edenlere yardım etmek ise, Bizim uzerimizde bir haktır

    [48] Allah, ruzgarları gonderir, boylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gokte yayıp-dagıtır ve onu parca parca kılar; nihayet onun arasından yagmurun akıp cıktıgını gorursun. Sonunda Kendi kullarından diledigine verince, hemen sevince kapılıverirler

    [49] Oysa onlar, bundan once (yagmurun) uzerine inmesinden evvel umutlarını kesmislerdi

    [50] Simdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; olumunden sonra yeryuzunu nasıl diriltmektedir? Suphesiz O, oluleri de gercekten diriltecektir. O, herseye guc yetirendir

    [51] Andolsun, Biz bir ruzgar gondersek de onu(n ekinini) sararmıs gorseler, mutlaka ardından nankorluk ederler

    [52] Simdi sen, olulere (soz) duyuramazsın ve arkalarını donup giden sagırlara da cagrıyı duyuramazsın

    [53] Ve sen kendi sapıklıkları icinde kor olanları da dogruya iletici degilsin. Sen yalnızca, Bizim ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar Muslumanlardır

    [54] Allah, sizi bir za'ftan yarattı, sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaslılık verdi. Diledigini yaratır. O, bilendir, guc yetirendir

    [55] Kıyamet-saatinin kopacagı gun, suclu-gunahkarlar, tek bir saatin dısında (dunya hayatı) yasamadıklarına and icerler. Iste onlar boyle cevriliyorlardı

    [56] Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı sure boyunca) dirilis gunune kadar yasadınız; iste bu dirilme gunudur. Ancak siz bilmiyordunuz

    [57] Artık o gun, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar saglayacak, ne (Allah'tan) hosnutluk dilekleri kabul edilecektir

    [58] Andolsun, Biz bu Kur'an'da insanlar icin her ornegi gosterdik. Suphesiz, sen onlara bir ayetle geldigin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan baskası degilsiniz" derler

    [59] Iste Allah, bilmeyenlerin kalplerini boyle muhurler

    [60] Oyleyse sen sabret; suphesiz Allah'ın va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telasa kaptırıp-hafiflige (veya gevseklige) suruklemesinler

    Lokman

    Surah 31

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Bunlar hikmetli Kitab'ın ayetleridir

    [3] Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir

    [4] Onlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar

    [5] Iste onlar, Rab'lerinden bir hidayet uzerindedirler ve felah bulanlar da onlardır

    [6] Insanlardan oyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eglence konusu edinmek icin sozun 'bos ve amacsız olanını' satın alırlar. Iste onlar icin asagılatıcı bir azap vardır

    [7] Ona ayetlerimiz okundugunda, sanki isitmiyormus ve kulaklarında bir agırlık varmıs gibi, buyukluk taslayarak (mustekbirce) sırtını cevirir. Artık sen ona acı bir azap ile mujde ver

    [8] (Ancak) Gercekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar icin nimetlerle-donatılmıs cennetler vardır

    [9] Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah'ın va'di haktır. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [10] O, gokleri dayanak olmaksızın yaratmıstır, bunu gormektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya ugratır diye sarsılmaz daglar bıraktı ve orada her canlıdan turetip yayıverdi. Biz gokten su indirdik, boylelikle orada her guzel olan ciftten bir bitki bitirdik

    [11] Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Su halde, O'nun dısında olanların yarattıklarını Bana gosterin. Hayır, zulmedenler, acıkca bir sapıklık icindedirler

    [12] Andolsun, Lukman'a "Allah'a sukret" diye hikmet verdik. Kim sukrederse, artık o, kendi lehine sukreder. Kim inkar ederse, artık suphesiz, (Allah,) Gani (hic kimseye ve hicbir seye muhtac olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca O'na aittir)

    [13] Hani Lukman ogluna -ogut vererek- demisti ki; "Ey oglum, Allah'a sirk kosma. Suphesiz sirk, gercekten buyuk bir zulumdur

    [14] Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk ustune zorlukla (karnında) tasımıstır. Onun (sutten) ayrılması, iki yıl icindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana sukret, donus yalnız Banadır

    [15] Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan seyi Bana sirk kosman icin, sana karsı caba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dunya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf uzere) sahiplen (onlarla gecin) ve Bana 'gonulden-katıksız olarak yonelenin' yoluna tabi ol. Sonra donusunuz yalnızca Banadır, boylece Ben de size yaptıklarınızı haber verecegim

    [16] Ey oglum, (yaptıgın is) gercekten bir hardal tanesi agırlıgında olsa da, (bu,) ister bir kaya parcasından ya da goklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (acıga cıkarır). Suphesiz Allah, latif olandır, (herseyden) haberdardır

    [17] Ey oglum, namazı dosdogru kıl, ma'rufu emret, munkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karsı sabret. Cunku bunlar, azmedilmesi gereken islerdendir

    [18] Insanlara yanagını cevirip (buyuklenme) ve boburlenmis olarak yeryuzunde yurume. Cunku Allah, buyukluk taslayıp boburleneni sevmez

    [19] Yuruyusunde orta bir yol tut, sesinden de (yuksek perdeleri) eksilt. Cunku, seslerin en cirkin olanı gercekten eseklerin sesidir

    [20] Gormuyor musunuz ki, suphesiz Allah, goklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmıs, acık ve gizli sizin uzerinizdeki nimetlerini genisletip-tamamlamıstır. (Buna ragmen) Insanlardan oyleleri vardır ki, hicbir ilme dayanmadan, bir yol gosterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mucadele edip durur

    [21] Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiginde, derler ki; "Hayır, biz atalarımızı uzerinde buldugumuz seye uyarız." Sayet seytan, onları cılgınca yanan atesin azabına cagırmıssa da mı (buna uyacaklar)

    [22] Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yuzunu (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gercekten o kopmayan bir kulpa yapısmıstır. Butun islerin sonu Allah'a varır

    [23] Kim de inkar ederse, artık onun inkarı seni huzne kaptırmasın. Onların donusu Bizedir, artık Biz de onlara yaptıklarını haber verecegiz. Suphesiz Allah, sinelerin ozunde saklı olanı bilendir

    [24] Biz onları az (bir sey ve zaman) olarak metalandırıp yararlandırırız, sonra onları agır bir azaba katlandırırız

    [25] Andolsun onlara; "Gokleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartısmasız; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların cogu bilmezler

    [26] Goklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Suphesiz Allah, Gani (hic kimseye ve hicbir seye muhtac olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir

    [27] Eger yeryuzundeki agacların tumu kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (murekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tukenmez. Suphesiz Allah, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [28] Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz yalnızca tek bir kisi(yi yaratıp sonra diriltmek) gibidir. Suphesiz Allah, isitendir, gorendir

    [29] Gormuyor musun ki, gercekten Allah, geceyi gunduze baglayıp-katar, gunduzu de geceye baglayıp-katar. Gunes ile ayı emre amade kılmıstır. Her biri, adı konulmus bir sureye kadar akıp gider. Allah yaptıklarınızdan haberdardır

    [30] Iste-boyle; suphesiz Allah, O, Hak olandır ve suphesiz O'nun dısında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Suphesiz Allah, Yucedir, buyuktur

    [31] Gormuyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) gostermesi icin, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Hic suphesiz bunda, cok sabreden, cok sukreden icin gercekten ayetler vardır

    [32] Onları kara golgeler gibi dalgalar sarıverdigi zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gonulden baglılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Boylece onları karaya cıkarıp-kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankor olandan baskası inkar etmez

    [33] Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve oyle bir gunun azabından cekinip-korkun ki, (o gun hic) bir baba, cocugu icin bir karsılık veremez ve (hic)bir cocuk da babası icin bir seyi verebilecek (durumda) degildir. Suphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dunya hayatı sizi aldatmaya suruklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın

    [34] Kıyamet saatinin bilgisi, suphesiz Allah'ın Katındadır. Yagmuru yagdırır; rahimlerde olanı bilir. Hic kimse, yarın ne kazanacagını bilmez. Hic kimse de, hangi yerde olecegini bilmez. Hic suphesiz Allah bilendir, haberdardır

    Secde

    Surah 32

    [1] Elif-Lam Mim

    [2] Kendisinde suphe olmayan bu Kitab'ın indirilisi alemlerin Rabbi tarafındandır

    [3] Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden once kendilerine bir uyarıcı gelmemis bir kavmi uyarman icin (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar

    [4] Allah; gokleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı gunde yarattı, sonra arsa istiva etti. Sizin O'nun dısında bir yardımcınız ve sefaatciniz yoktur. Yine de ogut alıp-dusunmeyecek misiniz

    [5] Gokten yere her isi O evirip duzene koyar. Sonra (isler,) sizin saymakta oldugunuz bin yıl sureli bir gunde yine O'na yukselir

    [6] Iste gaybı da, musahede edilebileni de bilen, ustun ve guclu olan, esirgeyen O'dur

    [7] Ki O, yarattıgı herseyi en guzel yapan ve insanı yaratmaya bir camurdan baslayandır

    [8] Sonra onun soyunu bir ozden (sulale'den), basbayagı bir sudan yapmıstır

    [9] Sonra onu 'duzeltip bir bicime soktu' ve ona Ruhundan ufledi. Sizin icin de kulak, gozler ve gonuller var etti. Ne az sukrediyorsunuz

    [10] Dediler ki: "Biz yer (topragın icin) de yok olup gittikten sonra, gercekten biz mi yeniden yaratılmıs olacagız?" Hayır, onlar Rablerine kavusmayı inkar edenlerdir

    [11] De ki: "Size vekil kılınan olum melegi, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize dondurulmus olacaksınız

    [12] Suclu-gunahkarları, Rableri huzurunda basları one egilmis olarak: "Rabbimiz, gorduk ve isittik; simdi bizi (bir kere daha dunyaya) geri cevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gercekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir gorsen

    [13] Eger Biz dilemis olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat Benden cıkan su soz gerceklesecektir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (Inkar edenlerle) tamamıyla dolduracagım

    [14] Oyleyse bu (azap) gununuzle karsılasmayı unutmanıza karsılık azabı tadın. Biz de sizi gercekten unuttuk; yaptıklarınıza karsılık ebedi azabı tadın

    [15] Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldıgı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve buyukluk taslamayan (mustekbir olmayan)lar iman eder

    [16] Onların yanları (gece namazına kalkmak icin) yataklarından uzaklasır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

    [17] Artık hicbir nefis, yaptıklarına karsılık olmak uzere kendileri icin gozler aydınlıgı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandıgını bilmez

    [18] Oyleyse, iman eden kimse, fasık olan gibi olur mu? Bunlar esit olmazlar

    [19] Iman eden ve salih amellerde bulunanlar ise, artık onlar icin, yaptıklarınıza karsılık olmak uzere, bir agırlanma konagı olarak barınma cennetleri vardır

    [20] Fasık olanlar icinse, artık onların da barınma yeri atestir. Oradan her cıkmak istediklerinde, geri cevrilirler ve onlara: "Kendisini yalanladıgınız ates azabını tadın" denir

    [21] Andolsun, Biz onlara belki (inkarcılıktan) donerler diye o buyuk (uhrevi) azapdan once, yakın (dunyevi) azaptan da taddıracagız

    [22] Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra, yuz cevirenden daha zalim kimdir? Gercekten Biz, suclu-gunahkarlardan intikam alıcılarız

    [23] Andolsun, Biz Musa’ya kitabı vermistik; boylece sen ona kavusmaktan kusku icinde olma. Biz onu Israilogulları'na bir yol gosterici kılmıstık

    [24] Ve onların icinden, sabrettikleri zaman emrimizle dogru yola iletip-yonelten onderler kıldık; onlar Bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı

    [25] Suphesiz, senin Rabbin, ihtilafa dustukleri seyler konusunda kıyamet gunu aralarında 'hukmunu verip ayıracaktır

    [26] Yurtlarında gezip dolastıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma ugratmıs olmamız, hala onları dogru yola iletip yoneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de isitmiyorlar mı

    [27] Gormuyorlar mı; Biz, suyu corak topraga suruyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir. Yine de gormuyorlar mı

    [28] Derler ki: "Eger dogru soyluyor iseniz, su fetih ne zamanmıs

    [29] De ki: "Fetih gunu, inkar edenlere (o gun) inanmaları bir yarar saglamaz ve onlara bir sure tanınmaz

    [30] Oyleyse, sen onlardan yuz cevir ve bekleyedur; gercekten onlar da beklemektedirler

    Ahzâb

    Surah 33

    [1] Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve munafıklara itaat etme. Suphesiz Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Sana Rabbinden vahyedilene uy. Suphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    [3] Allah'a tevekkul et; vekil olarak Allah yeter

    [4] Allah, bir adamın kendi (gogus) boslugu icinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptıgınız (zıharda bulundugunuz) eslerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (oz) cocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) agzınızla soylemenizdir. Allah ise, hakkı soyler ve (dogru olan) yola yoneltip-iletir

    [5] Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek cagırın; bu, Allah Katında daha adildir. Eger babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardesleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin icin bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gozeterek (taammuden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [6] Peygamber, mu'minler icin kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitab'ında birbirlerine oteki mu'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf uzere yapacaklarınız baska; bunlar Kitap'ta yazılmıs bulunmaktadır

    [7] Hani Biz peygamberlerden kesin sozlerini almıstık; senden, Nuh'tan, Ibrahim'den, Musa'dan ve Meryem oglu Isa'dan. Biz onlardan sapasaglam bir soz almıstık

    [8] Dogru olanlara dogruluk (ve baglılık)larını (Allah'ın) sorması icin. Kafirlere ise acı bir azap hazırlamıstır

    [9] Ey iman edenler, Allah'ın uzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmisti; boylece Biz de onların uzerine, bir ruzgar ve sizin gormediginiz ordular gondermistik. Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [10] Hani onlar, size hem ustunuzden, hem alt tarafınızdan gelmislerdi; gozler kaymıs, yurekler hancereye gelip dayanmıstı ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz

    [11] Iste orada, iman edenler, sınanmıs ve siddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya ugratılmıslardı

    [12] Hani, munafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulu, bize bos bir aldanıstan baska bir sey vadetmedi" diyorlardı

    [13] Onlardan bir grup da hani soyle demisti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin icin (burada) kalacak yer yok, su halde donun." Onlardan bir topluluk da: "Gercekten evlerimiz acıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) acık degildi. Onlar yalnızca kacmak istiyorlardı

    [14] Eger onlara (sehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karısıklık cıkarmaları) istenmis olsaydı, hic suphesiz buna yanasır ve bunda pek az (zaman) dısında (kararsız) kalmazlardı

    [15] Oysa andolsun, daha once 'arkalarını donup kacmayacaklarına' dair Allah'a soz vermislerdi; Allah'a verilen soz (ahid) ise, (agır bir) sorumluluktur

    [16] De ki: "Eger olumden veya oldurulmekten kacıyorsanız, kacıs size kesin olarak bir yarar saglamaz; boyle olsa bile, pek az (bir zaman) dısında metalanıp-yararlandırılmazsınız

    [17] De ki: "Size bir kotuluk isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri icin Allah'ın dısında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar

    [18] Gercekten Allah, icinizden alıkoyanları ve kardeslerine: "Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dısında zorlu-savaslara gelmezler

    [19] (Geldiklerinde de) Size karsı 'cimri ve bencildirler.' Sayet korku gelecek olsa, olumden dolayı ustune baygınlık cokmus kimseler gibi gozleri donerek sana bakmakta olduklarını gorursun. Korku gidince, hayra karsı oldukca duskunluk gostererek sizi keskin dilleriyle (elestirip inciterek) karsılarlar. Iste onlar iman etmemislerdir; boylece Allah onların yaptıklarını bosa cıkarmıstır. Bu Allah'a gore pek kolaydır

    [20] Onlar (munafıklar, dusman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eger (askeri) birlikler gelecek olsa, colde bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat icinizde olsalardı ancak pek az savasırlardı

    [21] Andolsun, sizin icin, Allah'ı ve ahiret gununu umanlar ve Allah'ı cokca zikredenler icin Allah'ın Resulu’nde guzel bir ornek vardır

    [22] Mu'minler (dusman) birliklerini gordukleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resulu’nun bize vadettigi seydir; Allah ve Resulu dogru soylemistir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı

    [23] Mu'minlerden oyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gosterdiler; boylece onlardan kimi adagını gerceklestirdi, kimi beklemektedir. Onlar hicbir degistirme ile (sozlerini) degistirmediler

    [24] Cunku Allah, (sozune baglı kalıp dogru olan) sadıkları sadakatlerinden dolayı mukafaatlandıracak, munafıkları da dilerse azaplandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Suphesiz Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [25] Allah, inkar edenleri kin ve ofkeleriyle geri cevirdi, onlar hicbir hayra varamadılar. Savasta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mu'minlere yetti. Allah cok gucludur, ustun ve galib olandır

    [26] Kitap Ehlinden onlara arka cıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine korku dusurdu. Siz (onlardan) bir kısmını olduruyordunuz, bir kısmını ise esir alıyordunuz

    [27] Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadıgınız bir yere mirascı kıldı. Allah, herseye guc yetirendir

    [28] Ey peygamber, eslerine soyle: "Eger siz dunya hayatını ve onun suslu-cekiciligini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve guzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim

    [29] Eger siz Allah'ı, Resulu’nu ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hic suphesiz Allah, icinizden guzellikte bulunanlar icin buyuk bir ecir hazırlamıstır

    [30] Ey peygamberin kadınları, sizden kim acık bir cirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak artırılır. Bu da Allah'a gore pek kolaydır

    [31] Ama sizden kim Allah'a ve Resulu’ne gonulden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona ustun bir rızık da hazırlamısızdır

    [32] Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) degilsiniz; eger sakınıyorsanız, artık sozu cekicilikle soylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sozu maruf bir tarzda soyleyin

    [33] Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın suslerini acıga vurması gibi, siz de suslerinizi acıga vurmayın; namazı dosdogru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elcisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gercekten Allah, sizden kiri (gunah ve cirkinligi) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister

    [34] Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Suphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır

    [35] Suphesiz, Musluman erkekler ve Musluman kadınlar, mu'min erkekler ve mu'min kadınlar, gonulden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gonulden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruc tutan erkekler ve oruc tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı cokca zikreden erkekler ve (Allah'ı cokca) zikreden kadınlar; (iste) bunlar icin Allah bir bagıslanma ve buyuk bir ecir hazırlamıstır

    [36] Allah ve Resulu, bir ise hukmettigi zaman, mu'min bir erkek ve mu'min bir kadın icin o iste kendi isteklerine gore secme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulu’ne isyan ederse, artık gercekten o, apacık bir sapıklıkla sapmıstır

    [37] Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdigi ve senin de kendisine nimet verdigin kisiye: "Esini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan cekinerek Allah'ın acıga vuracagı seyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden cekinmene cok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan iliskisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki boylelikle evlatlıklarının kendilerinden iliskilerini kestikleri (kadınları bosadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mu'minler uzerine bir gucluk olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmistir

    [38] Allah'ın kendisine farz kıldıgı bir sey(i yerine getirme)de peygamber uzerine hicbir gucluk yoktur. (Bu,) Daha once gelip gecen (ummet)lerde Allah'ın bir sunnetidir. Allah'ın emri, takdir edilmis bir kaderdir

    [39] Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini teblig edenler, O'ndan icleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dısında hic kimseden korkmayanlardır. Hesap gorucu olarak Allah yeter

    [40] Muhammed, sizin erkeklerinizden hicbirinin babası degildir; ancak O, Allah'ın Resulu ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herseyi bilendir

    [41] Ey iman edenler, Allah'ı cokca zikredin

    [42] Ve O'nu sabah ve aksam tesbih edin

    [43] O'dur ki, sizi karanlıklardan nura cıkarmak icin size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mu'minleri cok esirgeyicidir

    [44] O'na kavusacakları gun, onların dirlik temennileri: "Selam"dır. Ve O, onlara ustun bir ecir hazırlamıstır

    [45] Ey Peygamber, gercekten Biz seni bir sahid, bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak gonderdik

    [46] Ve Kendi izniyle Allah'a cagıran ve nur sacan bir cerag olarak (gonderdik)

    [47] Mu'minlere mujde ver; gercekten onlar icin Allah'tan buyuk bir fazl vardır

    [48] Kafirlere ve munafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkul et. Vekil olarak Allah yeter

    [49] Ey iman edenler, mu’min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan bosarsanız, bu durumda sizin icin uzerlerine sayacagınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve guzel bir salma tarzıyla onları salıverin

    [50] Ey Peygamber, gercekten Biz sana ucretlerini (mehirlerini) verdigin eslerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savas esirleri)nden sag elinin malik oldugu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istedigi mu'min bir kadını da, -mu'minler icin olmaksızın yalnızca sana has olmak uzere- (senin icin helal kıldık). Biz, kendi esleri ve sag ellerinin malik oldugu (cariyeleri) konusunda onlar (mu'minler) uzerine neyi farz kıldıgımızı bildik (size bildirdik). Boylelikle senin icin hicbir gucluk olmasın. Allah cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [51] Onlardan diledigini geri bırakır, diledigini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (donmende) senin icin bir sakınca yoktur. Onların gozlerinin aydınlanıp huzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiginle hepsinin hosnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir

    [52] Bundan sonra (baska) kadınlar ve bunları baska eslerle degistirmek -guzellikleri senin hosuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sag elinin malik oldugu (cariyeler) baska. Allah herseyi gozetleyip denetleyendir

    [53] Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir baska is icin girmisseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemege) cagrıldıgınız zaman girin, yemegi yiyince dagılın ve (uzun) soze dalmayın. Gercekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı acıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eslerinden) bir sey isteyeceginiz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz icin de, onların kalpleri icin de daha temizdir. Allah'ın Resulu’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eslerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Cunku boyle yapmanız, Allah Katında cok buyuk (bir gunah)tır

    [54] Bir seyi acıga vursanız da, saklı tutsanız da; suphesiz Allah, herseyi bilici olandır

    [55] Onlar icin babaları, ogulları, kardesleri, erkek kardeslerinin ogulları, kız kardeslerinin ogulları, kadınları ve sag ellerinin malik oldugu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Musluman kadınlar) Allah'tan sakının. Suphesiz Allah, herseye sahid olandır

    [56] Suphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de O'na salat edin ve tam bir teslimiyetle O'na selam verin

    [57] Gercek su ki, Allah'a ve elcisine eziyet edenler; Allah, onlara dunyada ve ahirette lanet etmis ve onlar icin asagılatıcı bir azap hazırlanmıstır

    [58] Mu'min erkeklere ve mu'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suc) sebebiyle eziyet edenler ise, gercekten bir iftira ve acık bir gunah yuklenmislerdir

    [59] Ey Peygamber, eslerine, kızlarına ve mu'minlerin kadınlarına dıs elbiselerinden (cilbablarından) ustlerine giymelerini soyle; onların (ozgur ve iffetli) tanınması ve eziyet gormemeleri icin en uygun olan budur. Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [60] Andolsun, eger munafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve sehirde kıskırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gercekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir sure) komsu kalabilirler

    [61] Lanete ugratılmıslar olarak; nerede ele gecirilseler yakalanırlar ve olduruldukce (surekli) oldurulurler

    [62] (Bu,) Daha onceden gelip-gecenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sunnetidir. Allah'ın sunnetinde kesin olarak bir degisiklik bulamazsın

    [63] Insanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın Katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir

    [64] Gercekten Allah, kafirleri lanetlemis ve onlar icin 'cılgın bir ates' hazırlamıstır

    [65] Orda ebedi olarak kalıcıdırlar. Onlar ne bir veli, ne bir yardımcı bulamayacaklardır

    [66] Yuzlerinin ateste evrilip cevrilecegi gun, derler ki: "Eyvahlar bize, keske Allah'a itaat etseydik ve Resul’e itaat etseydik

    [67] Ve dediler ki: "Rabbimiz, gercekten biz, efendilerimize ve buyuklerimize itaat ettik, boylece onlar bizi yoldan saptırmıs oldular

    [68] Rabbimiz, onlara azaptan iki katını ver ve buyuk bir lanet ile lanet et

    [69] Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize cıkardı. O, Allah Katında vecihti

    [70] Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sozu dogru soyleyin

    [71] Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve gunahlarınızı bagıslasın. Kim Allah'a ve elcisine itaat ederse, artık o en buyuk kurtulusla kurtulmustur

    [72] Gercek su ki, Biz emanetleri goklere, yere ve daglara sunduk da onlar bunu yuklenmekten kacındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yuklendi. Cunku o, cok zalim, cok cahildir

    [73] Sundan ki: Allah, munafık erkekleri ve munafık kadınları, musrik erkekleri ve musrik kadınları azaplandıracak; mu'min erkeklerin ve mu'min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    Sebe'

    Surah 34

    [1] Hamd, goklerde ve yerde olanların tumu Kendisi'ne ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hukum ve hikmet sahibidir, haber alandır

    [2] Yerin icine gireni, ondan cıkanı; gokten ineni ve oraya cıkanı bilir. O, esirgeyendir, bagıslayandır

    [3] Inkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Goklerde ve yerde zerre agırlıgınca hicbir sey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha kucuk olanı da, daha buyuk olanı da, istisnasız, mutlaka apacık bir kitapta (yazılı)dır

    [4] (Cunku O) Iman edip salih amellerde bulunanları odullendirecek. Iste magfiret ve ustun rızık onlarındır

    [5] (Sozde) Aciz bırakmak icin ayetlerimiz hakkında caba harcamıs olanlar, iste onlar; onlar icin de (en) igrenc olanından acı bir azap vardır

    [6] Kendilerine ilim verilenler ise, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi oldugunu ve ustun, guclu, ovulmeye layık olan (Allah)ın yoluna yoneltip- ilettigini goruyorlar

    [7] Inkar edenler dediler ki: "Siz darmadagın olup dagıldıgınızda, gercekten sizin yeni bir yaratılısta bulunacagınızı size haber veren bir adamı gosterelim mi size

    [8] Allah'a karsı yalan mı duzup uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık icindedirler

    [9] Onlar, gokten ve yerden onlerinde ve arkalarında olanı gormuyorlar mı? Eger Biz dilersek, onları yerin-dibine gecirir ya da gokten uzerlerine parcalar dusururuz. Hic suphesiz, bunda 'gonulden (Allah'a) yonelen' her kul icin bir ayet vardır

    [10] Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (ustunluk) verdik. "Ey daglar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuslara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumusattık

    [11] Genis zırhlar yap, (onları) duzenli bir bicime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gercekten ben, sizin yaptıklarınızı gorenim" (diye vahyettik)

    [12] Suleyman icin de, sabah gidisi bir ay, aksam donusu bir ay (mesafe) olan ruzgara (boyun egdirdik); erimis bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle is goren bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden cıkıp-sapacak olsa, ona cılgın atesin azabından taddırırdık

    [13] Ona diledigi sekilde kaleler, heykeller, havuz buyuklugunde canaklar ve yerinden sokulmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, sukrederek calısın." Kullarımdan sukredenler azdır

    [14] Boylece onun (Suleymanın) olumune karar verdigimiz zaman, olumunu, onlara, asasını yemekte olan bir agac kurdundan baskası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-dusunce, acıkca ortaya cıktı ki, sayet cinler gaybı bilmis olsalardı boylesine asagılanıcı bir azap icinde kalıp-yasamazlardı

    [15] Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturdugu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sagdan ve soldan iki bahceliydi. (Onlara demistik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na sukredin. Guzel bir sehir ve bagıslayan bir Rabb(iniz var)

    [16] Ancak onlar yuz cevirdiler, boylece Biz de onlara Arim selini gonderdik. Ve onların iki bahcesini, buruk yemisli, acı ılgınlı ve icinde az bir sey de sedir agacı olan iki bahceye donusturduk

    [17] Boylelikle nankorluk etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankorluk edenden baskasını cezalandırır mıyız

    [18] Kendileriyle, iclerinde bereketler kıldıgımız memleketler arasında (biri digerinden) gorunebilen sehirler var ettik ve orada yurume (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gunduzleri guvenlik icinde gezip dolasın" (dedik)

    [19] Onlar ise: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını ac (sehirlerimiz birbirine cok yakındır) dediler ve kendi nefislerine zulmetmis oldular. Boylece Biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve onları darmadagın edip dagıttık. Suphesiz bunda, cok sabreden ve cok sukreden herkes icin gercekten ayetler vardır

    [20] Andolsun, Iblis, kendileri hakkında zannını dogrulamıs oldu, boylelikle iman eden bir grup dısında, ona uymus oldular

    [21] Oysa onun, kendilerine karsı hicbir zorlayıcı-gucu yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni, ondan kusku icinde olandan ayırdetmek icin (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herseyin uzerinde gozetici-koruyucudur

    [22] De ki: "Allah'ın dısında (tanrı diye) one surduklerinizi cagırın. Onların goklerde ve yerde bir zerre agırlıgınca bile (hicbir seye) gucleri yetmez; onların bu ikisinde hicbir ortaklıgı olmadıgı gibi, O'nun bunlardan hicbir destekci olanı da yoktur

    [23] O'nun Katında izin verdiginin dısında (hic kimsenin) sefaati yarar saglamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, cok Yucedir, cok buyuktur

    [24] De ki: "Sizi goklerden ve yerden rızıklandıran kim?" De ki: " Allah, gercekten ya biz, ya da siz herhalde bir hidayet uzerindeyiz veya apacık bir sapıklıkta

    [25] De ki: "Siz, bizim islemis bulundugumuz suctan sorulacak degilsiniz ve biz de sizin yapmakta olduklarınızdan sorulacak degiliz

    [26] De ki: "Rabbimiz (kıyamet gunu) bizi birarada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gercek hukmunu vererek hak ile batılın arasını) acandır, (herseyi hakkıyla) bilendir

    [27] De ki: "O'na (kulluk etmede) eklemekte oldugunuz ortakları bana gosterin. Asla (onlar ona gercek ortak olamazlar); hayır, O, guclu ve ustun olan, hukum ve hikmet sahibi olan Allah'tır

    [28] Biz seni ancak butun insanlara bir mujde verici ve uyarıcı olarak gonderdik. Ancak insanların cogu bilmiyorlar

    [29] Onlar: "Eger dogru sozlu iseniz, bu va'd(ettiginiz azap) ne zamanmıs?" derler

    [30] De ki: "Sizin icin belirlenmis bir gun vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) one alınabilirsiniz

    [31] Inkar edenler dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan onceki (indirile)ne." Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmıs olarak gorsen; sozu (suclamaları) birbirlerine karsı evirip-cevirir (birbirlerine yoneltirler). Za'fa ugratılan (mustaz'af)lar, buyukluk taslayanlara derler ki: "Eger sizler olmasaydınız, gercekten bizler mu'min (kimse)ler olurduk

    [32] Buyukluk taslayanlar, za'fa ugratılan (mustaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suclu-gunahkarlardınız

    [33] Za'fa ugratılanlar da buyukluk taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gunduz hileli duzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na esler kosmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gorduklerinde pismanlıklarını saklarlar; Biz de inkar edenlerin boyunlarına halkalar gecirdik. Onlar, yaptıklarından baskasıyla mı cezalandırılacaklardı

    [34] Biz hangi ulkeye bir uyarıcı gonderdikse, mutlaka oranın 'refah icinde sımaran onde gelenleri': "Gercekten biz, sizin kendisiyle gonderildiginiz seyi tanımıyoruz" demislerdir

    [35] Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha cogunluktayız ve bir azaba ugratılacak da degiliz” de demislerdir

    [36] De ki: "Suphesiz benim Rabbim rızkı diledigine genisletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların cogu bilmiyorlar

    [37] Bizim Katımız'da sizi (bize) yaklastıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar baska. Iste onlar; onlar icin yaptıklarına karsılık olmak uzere kat kat mukafaat vardır ve onlar yuksek kosklerinde guven icindedirler

    [38] Ayetlerimizi etkisiz bırakmak icin caba harcayanlar; iste onlar da azabın icine getirilmislerdir

    [39] De ki: "Suphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı diledigine genisletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir baskasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [40] O gun, onların hepsini birarada toplayacak (hasredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı

    [41] (Melekler) Derler ki: "Sen Yucesin, bizim velimiz Sensin, onlar degil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve cogu onlara iman etmislerdi

    [42] Artık bugun, bir kısmınızın bir kısmınıza yarar ve zarar saglamaya gucu yetmez. Biz de o zulmedenlere deriz ki: "Yalanlamakta oldugunuz atesin azabını tadın

    [43] Onlara, apacık olan ayetlerimiz okundugunda: "Bu, sizi babalarınızın taptıkların(ilahlar)dan alıkoymak isteyen bir adamdan baskası degildir" dediler. Ve dediler ki: "Bu, duzulup uydurulmus bir yalan (iftira)dan baska bir sey de degildir." Inkar edenler de, kendilerine geldigi zaman hak icin: "Bu, apacık bir buyuden baska bir sey degildir" dediler

    [44] Oysa Biz onlara ders alacakları kitaplar vermemistik ve kendilerine senden once bir uyarıcı da gondermemistik

    [45] Kendilerinden oncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, oburlerine verdiklerimizin onda birine bile ulasamamıslardı. Buna ragmen (sımararak) elcilerimi yalanladılar; ancak Benim de (onları) inkarım (yıkıma ugratmam) nasıl oldu

    [46] De ki: "Size bir tek ogut veriyorum: “Allah icin ikiser ikiser ve teker teker kıyam etmeniz, sonra dusunmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadasınız olan Peygamber)de hicbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, siddetli bir azabın oncesinde uyarandır

    [47] De ki: "Ben sizden bir ucret istemissem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ucretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herseye sahid olandır

    [48] De ki: "Suphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya diledigi kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir

    [49] De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir sey) ortaya cıkarabilir, ne geri getirebilir.”

    [50] De ki: "Eger ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmıs olurum; eger hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte oldugu (Kur'an) sayesindedir. Suphesiz O, isitendir, yakın olandır.”

    [51] Sen onları korkuya kapıldıklarında bir gorsen. Artık hicbir kacıs yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermislerdir

    [52] Biz ona iman ettik" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede

    [53] Oysa daha once onu inkar etmislerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı)

    [54] (Simdi) Kendileriyle istek duydukları seyler arasında perde cekilmistir; daha once benzerlerine yapıldıgı gibi. Cunku onlar, kusku verici bir tereddut icinde idiler

    Fâtır

    Surah 35

    [1] Hamd, gokleri ve yeri yaratan, ikiser, ucer ve dorder kanatlı melekleri elciler kılan Allah'ındır; O, yaratmada diledigini arttırır. Suphesiz Allah, herseye guc yetirendir

    [2] Allah, insanlar icin rahmetinden her neyi acacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur; her neyi kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek yoktur. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [3] Ey insanlar, Allah'ın uzerinizdeki nimetini anın. Gokten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dısında bir baska Yaratıcı var mı? O'ndan baska Ilah yoktur. Oyleyse nasıl olur da cevriliyorsunuz

    [4] Eger seni yalanlıyorlarsa, senden onceki elciler de yalanlandı. (En sonunda butun) Isler Allah'a dondurulur

    [5] Ey insanlar, hic suphesiz Allah'ın va'di haktır; oyleyse dunya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın

    [6] Gercek su ki, seytan sizin dusmanınızdır, oyleyse siz de onu dusman edinin. O, kendi grubunu, ancak cılgınca yanan atesin halkından olmaga cagırır

    [7] O inkar edenler; onlar icin siddetli bir azap vardır. Iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar icin de bir bagıslanma ve buyuk bir ecir vardır

    [8] Kotu olarak isledikleri kendisine cekici-suslu kılınıp da onu guzel goren mi (Allah Katında kabul gorecek)? Artık suphesiz Allah, diledigini saptırır, diledigini hidayete eristirir. Oyleyse, onlara karsı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin. Gercekten Allah, yaptıklarını bilendir

    [9] Allah, ruzgarları gonderir, onlar da bulutu kaldırır, boylece Biz onu olu bir beldeye surukleriz, onunla, yeri olumunden sonra diriltiriz. Iste (olumden sonra) dirilip- yayılma da boyledir

    [10] Kim izzeti istiyorsa, artık butun izzet Allah'ındır. Guzel soz O'na yukselir, salih amel de onu yukseltir. Kotulukleri tasarlayıp duzenleyenler ise; onlar icin siddetli bir azap vardır. Onların tasarladıkları 'bosa cıkıp bozulur

    [11] Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi cift cift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hicbir disi gebe kalmaz ve dogurmaz da. Omur surene, omur verilmesi ve onun omrunden kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gercekten bu, Allah'a gore kolaydır

    [12] Iki deniz bir degildir. Su, tatlı, susuzlugu keser ve icimi kolay; su da, tuzlu ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta oldugunuz sus esyalarını cıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız ve umulur ki sukretmeniz icin gemilerin onda (denizde) suları yara yara akıp gittigini gorursun

    [13] (Allah) Geceyi gunduze baglayıp-katar, gunduzu de geceye baglayıp-katar; gunesi ve ayı emre amade kılmıstır, her biri adı konulmus bir sureye kadar akıp gitmektedir. Iste bunları (yaratıp duzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mulk O'nundur. O'ndan baska taptıklarınız ise, 'bir cekirdegin incecik zarına' bile malik olamazlar

    [14] Eger onlara dua ederseniz, duanızı isitmezler, isitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gununde ise, sizin sirk kosmanızı tanımayacaklardır. (Bunu herseyden) Haberi olan Allah gibi sana (hic kimse) haber vermez

    [15] Ey insanlar, siz Allah'a (karsı fakir olan) muhtaclarsınız; Allah ise, Ganiy (hicbir seye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (ovulmeye layık)tır

    [16] Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir

    [17] Bu, Allah'a gore guc degildir

    [18] Hicbir gunahkar bir baska gunahkarın gunahını yuklenemez. Eger yuku agır olan kimse (bir baskasını) onu tasımaya cagırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hicbir sey yukletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'icleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdogru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi icin temizlenip-arınmıstır. Sonunda donus Allah'adır

    [19] Kor olanla (basiretle) goren bir degildir

    [20] Karanlıklarla aydınlık

    [21] Golge ile sıcaklık da

    [22] Diri olanlarla oluler de bir degildir. Gercekten Allah, diledigine isittirir; sen ise kabirlerde olanlara isittirecek degilsin

    [23] Sen, yalnızca bir uyarıcısın

    [24] Suphesiz Biz seni, hak ile bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak gonderdik. Hicbir ummet yoktur ki, icinde bir uyarıcı gelip-gecmis olmasın

    [25] Eger seni yalanlıyorlarsa, senden oncekiler de yalanlandı; elcileri ise; kendilerine apacık ayetler, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getirmislerdi

    [26] Sonra Ben de o inkar edenleri yakalayıverdim. Beni inkarları nasıl oldu (onlar gorduler)

    [27] Allah'ın gokyuzunden su indirdigini gormedin mi? Boylece Biz onunla, renkleri degisik olan meyveler cıkardık. Daglardan da beyaz, kırmızı renkleri degisik ve siyah yollar (kıldık)

    [28] Insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri boyle degisik olanlar vardır. Kulları icinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'icleri titreyerek-korkar'. Suphesiz Allah, ustun ve guclu olandır, bagıslayandır

    [29] Gercekten Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, namazı dosdogru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve acık infak edenler; kesin olarak zarara ugramayacak bir ticareti umabilirler

    [30] Cunku (Allah,) ecirlerini noksansız olarak oder ve Kendi fazlından onlara artırır. Suphesiz O, bagıslayandır, sukru kabul edendir

    [31] Kendinden oncekini dogrulayıcı olarak sana Kitap'tan vahyettigimiz gercegin ta kendisidir. Suphesiz Allah, elbette haber alandır, gorendir

    [32] Sonra Kitab'ı kullarımızdan sectiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarısır one gecer. Iste bu, buyuk fazlın kendisidir

    [33] Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle suslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir

    [34] Derler ki: "Bizden huznu giderip yok eden Allah'a hamd olsun; suphesiz Rabbimiz, gercekten bagıslayandır, sukru kabul edendir

    [35] Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerlestirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz

    [36] Inkar edenlere gelince, onlar icin de cehennem atesi vardır. Onlar icin ne, karar verilir, ki boylece oluversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir sey) hafifletilir. Iste Biz, her nankor olanı boyle cezalandırırız

    [37] Icinde onlar (soyle) cıglık atarlar: "Rabbimiz, bizi cıkar, yaptıgımızdan baska salih bir amelde bulunalım." Size orda (dunyada), ogut alabilecek olanın ogut alabilecegi kadar omur vermedik mi? Size uyaran da gelmisti. Oyleyse (azabı) tadın; artık zalimler icin bir yardımcı yoktur

    [38] Suphesiz Allah, goklerin ve yerin gaybını bilendir. Gercek su ki O, sinelerin ozunde (saklı) olanı bilir

    [39] Yeryuzunde sizi halifeler kılan O'dur. Oyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri Katında kafir olanlara kendi inkarları gazabtan baskasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkarları kayıptan baskasını arttırmaz

    [40] De ki: "Siz, Allah'ın dısında taptıgınız ortaklarınızı gordunuz mu? Bana haber verin; yerden neyi yaratmıslardır? Ya da onların goklerde bir ortaklıgı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermisiz de onlar bundan (dolayı) apacık bir belge uzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan baskasını vadetmiyorlar

    [41] Suphesiz Allah, gokleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eger zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Dogrusu O, Halim’dir, bagıslayandır

    [42] Yeminlerinin olanca gucleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ummetlerinin herhangi birinden mutlaka daha dogru olacaklarına dair, Allah'a and ictiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiginde (bu,) nefretlerinden baskasını artırmadı

    [43] (Hem de) Yeryuzunde buyukluk taslayarak ve kotulugu tasarlayıp duzenleyerek. Oysa hileli duzen, kendi sahibinden baskasını sarıp-kusatmaz. Artık onlar oncekilerin sunnetinden baskasını mı gozlemektedirler? Sen, Allah'ın sunnetinde kesinlikle bir degisiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sunnetinde kesinlikle bir donusum de bulamazsın

    [44] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki, kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorsunler; ustelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha gucluyduler. Goklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hicbir sey yoktur. Suphesiz O, bilendir, guc yetirendir

    [45] Eger Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı uzerinde hicbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmus bir sureye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldigi zaman, artık suphesiz Allah Kendi kullarını gorendir

    Yâsîn

    Surah 36

    [1] Yasin

    [2] Andolsun hikmetli Kur'an'a

    [3] Gercekten sen, gonderilen (elci)lerdensin

    [4] Dosdogru bir yol uzerinde(sin)

    [5] (Kur'an) Guclu ve ustun olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir

    [6] Babaları uyarılmamıs, boylece kendileri de gafil kalmıs bir kavmi uyarman icin (gonderildin)

    [7] Andolsun, onların cogu uzerine o soz hak olmustur; artık inanmazlar

    [8] Gercekten Biz onların boyunlarına, cenelere kadar (dayanan) halkalar gecirdik; bu yuzden basları yukarı kalkıktır

    [9] Biz onlerinde bir sed, arkalarında bir sed cektik. Boylelikle onları ortuverdik, artık gormezler

    [10] Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar icin birdir; inanmazlar

    [11] Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karsı) ici titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. Iste boylesini, bir bagıslanma ve ustun bir ecirle mujdele

    [12] Suphesiz Biz, oluleri Biz diriltiriz; onların onden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herseyi, apacık bir kitapta tespit edip korumusuz

    [13] Sen onlara, o sehir halkının ornegini ver; hani oraya elciler gelmisti

    [14] Hani onlara iki (elci) gondermistik, fakat ikisini yalanlamıslardı. Biz de (iki elciyi) bir ucuncuyle guclendirdik; boylece dediler ki: "Suphesiz biz, size, gonderilmis elcileriz

    [15] Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beserden baskası degilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir sey indirmis degildir. Siz, yalnızca yalan soyluyorsunuz

    [16] Dediler ki: "Rabbimiz, gercekten size gonderilmis elciler oldugumuzu bilir

    [17] Bizim uzerimizde de (sorumluluk ve gorev olarak) apacık bir tebligden baskası yoktur

    [18] Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı ugursuzluga ugradık. Eger (bu soylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi tasa tutacagız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır

    [19] Dediler ki: "Ugursuzlugunuz, sizinledir. Size ogut verildi diye mi (ugursuzluga ugradınız)? Hayır, siz olcuyu tasıran bir kavimsiniz

    [20] Sehrin en uzak yerinden bir adam kosarak geldi: "Ey kavmim, elcilere uyun" dedi

    [21] Sizden ucret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmus kimselerdir

    [22] Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmisim? Siz O'na donduruleceksiniz

    [23] Ben, O'ndan baska Ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların sefaati bana bir seyle yarar saglar, ne de onlar beni kurtarabilirler

    [24] O durumda ise, gercekten ben apacık bir sapıklık icinde olmus olurum

    [25] Suphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; iste beni isitin

    [26] Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keske benim kavmim de bir bilseydi" dedi

    [27] Rabbimin beni bagısladıgını ve agırlananlardan kıldıgını

    [28] Kendisinden sonra ise, kavminin uzerine gokten bir ordu indirmedik; indirecek de degildik

    [29] (Ancak onlara) Yalnızca bir tek cıglık (yetti); anında sonuverdiler

    [30] Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elci gelmeyegorsun, mutlaka onunla alay ederlerdi

    [31] Gormuyorlar mı, kendilerinden once nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine donmemektedirler

    [32] Ancak onların hepsi, toplanmıs olarak Huzurumuz'a getirilmislerdir

    [33] Olu toprak kendileri icin bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler cıkarttık, boylelikle ondan yemektedirler

    [34] Biz, orada hurmalıklardan ve uzum-baglarından bahceler kıldık ve iclerinde pınarlar fıskırttık

    [35] Onun urunlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri icin. Yine de sukretmiyorlar mı

    [36] Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice seylerden butun ciftleri yaratan (Allah cok) Yucedir

    [37] Gece de kendileri icin bir ayettir. Gunduzu ondan sıyırıp yuzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermislerdir

    [38] Gunes de, kendisi icin (tespit edilmis) olan bir mustakarra dogru akıp gitmektedir. Bu, ustun ve guclu olan, bilen (Allah)ın takdiridir

    [39] Ay'a gelince, Biz onun icin de birtakım ugrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi dondu (doner)

    [40] Ne Gunes'in Ay'a erisip-yetismesi gerekir, ne de gecenin gunduzun onune gecmesi. Her biri bir yorungede yuzup gitmektedirler

    [41] Onların soylarını dolu gemilerde tasımamız da kendileri icin bir ayettir

    [42] Ve onlar icin binmekte oldukları bunun benzeri (nice) seyleri yaratmamız da

    [43] Eger dilersek onları batırır-bogarız; bu durumda ne onların imdadına yetisen olur, ne de kurtulabilirler

    [44] Ancak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız baska

    [45] Onlara: "Onunuzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiginde, (dinlemeyip inkara devam edenler)

    [46] Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi gorsun, mutlaka ondan yuz cevirirler

    [47] Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildigi zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah'ın, eger dilemis olsaydı yedirecegi kimseyi biz mi yedirecek misiz? Gercekten siz, apacık bir saskınlık icindesiniz

    [48] Ve derler ki: "Eger dogru soyluyorsanız bu tehdit (etmekte oldugunuz yıkım ve azap) ne zamanmıs

    [49] Onlar, yalnızca tek bir cıglıktan baskasını gozetmezler, onlar birbirleriyle cekisip-dururken o kendilerini yakalayıverir

    [50] Artık ne bir tavsiyede bulunmaga guc yetirebilirler, ne ailelerine donebilirler

    [51] Sur'a ufurulmustur; boylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine dogru (dalgalar halinde) suzulup-giderler

    [52] Demislerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldıgımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettigidir, (demek ki) gonderilen (elci)ler dogru soylemis

    [53] O, yalnızca bir tek cıglıktan baskası degildir; artık onların hepsi toplanmıs olarak Huzurumuz'a getirilmislerdir

    [54] Iste bugun hic kimseye (hic)bir seyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan baskasıyla karsılık gormezsiniz

    [55] Gercek su ki, bugun cennet halkı, 'sevinc ve mutluluk dolu' bir mesguliyet icindedirler

    [56] Kendileri ve esleri, golgeliklerde, tahtlar uzerinde yaslanmıslardır

    [57] Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları hersey onlarındır

    [58] Cok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sozlu "Selam" (vardır)

    [59] Ey suclu-gunahkarlar, bugun siz bir yana cekilin

    [60] Ey Ademogulları, ben size and vermedim mi ki: Seytana kulluk etmeyin, cunku, o, sizin icin apacık bir dusmandır

    [61] Bana kulluk edin, dogru yol budur

    [62] Andolsun o, sizden bircok insan-neslini saptırmıstı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz

    [63] Iste bu, size vadedilmis cehennemdir

    [64] Inkar etmenize karsılık olmak uzere bugun oraya girin

    [65] Bugun Biz onların agızlarını muhurleriz; (gunahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri Bize soylemekte, ayakları (aleyhlerinde) sahitlik etmektedir

    [66] Eger dilemis olsaydık, gozlerinin ustune bastırır-kor ederdik, boylece yola dokulup-kosusurlardı. Fakat nasıl goreceklerdi ki

    [67] Eger dilemis olsaydık, oldukları yerde (en gorkemli caglarında) onları bir baska kalıba sokardık; boylece ne ileri gitmeye, ne geri donmeye guc yetirebilirlerdi

    [68] Kime uzun omur verirsek, yaratılısta onu tersine ceviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı

    [69] Biz ona (Peygambere) siir ogretmedik; (bu,) ona yakısmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir ogut ve apacık bir Kur'an'dır

    [70] (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin uzerine sozun hak olması icin (indirilmistir)

    [71] Ellerimizin yaptıklarından kendileri icin nice hayvanları yarattıgımızı gormuyorlar mı? Boylece bunlara malik oluyorlar

    [72] Biz onlara kendileri icin boyun egdirdik; iste bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar

    [73] Onlarda kendileri icin daha nice yararlar ve icecekler vardır. Yine de sukretmeyecekler mi

    [74] Yardım gorurler umuduyla, Allah'tan baska Ilahlar edindiler

    [75] Onların (o Ilahların) kendilerine yardım etmeye gucleri yetmez; oysa kendileri onlar icin hazır bulundurulmus askerlerdir

    [76] Oyleyse onların sozleri seni huzne kaptırmasın. Gercekten Biz, sakladıklarını da, acıga vurduklarını da biliyoruz

    [77] Insan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattıgımızı gormuyor mu? Simdi o, apacık bir dusman kesilmistir

    [78] Kendi yaratılısını unutarak Bize bir ornek verdi; dedi ki: "Curumus-bozulmusken, bu kemikleri kim diriltecekmis

    [79] De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-insa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir

    [80] Ki O, size yesil agactan bir ates kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz

    [81] Gokleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaga kadir degil mi? Elbette (oyledir); O, yaratandır, bilendir

    [82] Bir seyi diledigi zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir

    [83] Herseyin melekutu (hukumranlık ve mulku) elinde bulunan (Allah) ne Yucedir. Siz O'na donduruleceksiniz

    Saffât

    Surah 37

    [1] Saflar halinde dizilenlere andolsun

    [2] Haykırıp surukleyenlere

    [3] Zikir okuyanlara

    [4] Tartısmasız, sizin Ilahınız gercekten birdir

    [5] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doguların da Rabbidir

    [6] Suphesiz Biz dunya gogunu 'cekici bir susle', yıldızlarla susleyip-donattık

    [7] Ve itaatten cıkmıs her azgın seytandan koruduk

    [8] Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar

    [9] Uzaklastırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır

    [10] Ancak (sozu hırsızlama) calıp-kapan olursa, artık onu da delip gecen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)

    [11] Simdi onlara sor: Yaratılıs bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Dogrusu Biz onları, cıvık-yapıskan bir camurdan yarattık

    [12] Hayır, sen (bu muhtesem yaratısa ve onların inkarına) sasırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar

    [13] Kendilerine ogut verildiginde, ogut almıyorlar

    [14] Bir ayet (mucize) gorduklerinde de, alay konusu edinip egleniyorlar

    [15] Bu, acıkca bir buyuden baskası degildir" dediler

    [16] Biz oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuzda mı, gercekten biz mi diriltilecekmisiz

    [17] Veya onceki atalarımız da mı

    [18] De ki: "Evet, ustelik boyun bukmus kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

    [19] Iste o, yalnızca bir tek cıglıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmis olarak) bakıp duruyorlar

    [20] Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din gunudur

    [21] Bu, sizin yalanladıgınız (mu'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma gunudur

    [22] Zulmedenleri, eslerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın

    [23] Allah'tan baska (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yoneltip goturun

    [24] Ve onları durdurup-tutuklayın, cunku sorguya cekileceklerdir

    [25] (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dunyada oldugu gibi) yardımlasmıyorsunuz

    [26] Hayır, bugun onlar teslim olmuslardır

    [27] Kimi kimine yonelmis olarak birbirlerine soruyorlar

    [28] Gercekten sizler bize sagdan (sag duyudan ve haktan) yana gelip yanasıyordunuz." derler

    [29] (Digerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mu'min kimseler degildiniz

    [30] Bizim uzerinizde zorlayıcı hicbir gucumuz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz

    [31] Boylece Rabbimiz'in sozu (yıkım ve azap va'di) uzerimize hak oldu. Suphesiz, (azabı) tadıcılarız

    [32] Evet, sizi azdırdık, cunku biz de azgın kimselerdik

    [33] Artık o gun onlar azapta ortaktırlar

    [34] Dogrusu Biz, suclu-gunahkarlara boyle yaparız

    [35] Cunku onlara: "Allah'tan baska Ilah yoktur" denildigi zaman, buyukluk taslarlardı

    [36] Ve derlerdi ki: "Biz, unlenmis bir sair icin ilahlarımızı terk mi edecegiz

    [37] Hayır, o, hakkı getirmis ve gonderilen (elci)leri de dogrulamıstı

    [38] Suphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız

    [39] Yaptıklarınızdan baskasıyla cezalandırılmayacaksınız

    [40] Ancak muhlis olan kullar baska

    [41] Iste onlar; onlar icin bilinen bir rızık vardır

    [42] Cesitli-meyveler. Onlar ikram gorenlerdir

    [43] Nimetlerle donatılmıs (naim) cennetlerde

    [44] Birbirlerine karsı, tahtlar uzerinde (otururlar)

    [45] Kaynaktan (doldurulmus) kadehlerle cevrelerinde dolasılır

    [46] Bembeyaz; icenlere lezzet (veren bir icki)

    [47] Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden gecip, akılları celinir

    [48] Ve yanlarında bakıslarını yalnızca eslerine cevirmis iri gozlu kadınlar vardır

    [49] Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (carpıcı ve puruzsuz)

    [50] Boyleyken, kimi kimine yonelmis olarak, birbirlerine soruyorlar

    [51] Bir sozcu der ki: "Benim bir yakınım vardı

    [52] Derdi ki: Sen de gercekten (dirilisi) dogrulayanlardan mısın

    [53] Bizler oldugumuz, toprak ve kemikler oldugumuzda mı, gercekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya cekilecekmisiz

    [54] (Konusan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun simdi ne durumda oldugunu) biliyor musunuz

    [55] Derken, bakıverdi, onu 'cılgınca yanan atesin' tam ortasında gordu

    [56] Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (su bulundugun yere) dusurecektin

    [57] Eger Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım

    [58] Nasıl, biz olecek olanlar degil miymisiz

    [59] Yalnızca birinci olumumuzden baska (oyle mi)? Ve biz azaba ugratılacak olanlar degil miymisiz

    [60] Suphesiz, bu, asıl buyuk 'kurtulus ve mutlulugun' ta kendisidir

    [61] Boylece calısanlar da bunun bir benzeri icin calısmalıdır

    [62] Nasıl, boyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum agacı mı

    [63] Dogrusu Biz, onu kafirler icin bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık

    [64] Suphesiz o, ‘cılgınca yanan atesin’ dibinde bitip cıkar

    [65] Onun tomurcukları, seytanların basları gibidir

    [66] Artık gercekten, ondan yiyecekler boylelikle karınlarını ondan dolduracaklar

    [67] Sonra kendileri icin onun uzerinde kaynar su karıstırılmıs bir ickileri de vardır

    [68] Sonra onların donecekleri yer, elbette (yine) cılgınca yanan atestir

    [69] Cunku onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuslardı

    [70] Kendileri de onları izleri uzerinde kosturup-duruyorlardı

    [71] Andolsun, onlardan once, evvelkilerin cogu da sapmıstı

    [72] Andolsun, Biz onlara uyarıcılar gondermistik

    [73] Uyarılanların nasıl bir sona ugradıklarına bir bak

    [74] Ancak muhlis olan kullar baska

    [75] Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmisti de, ne guzel icabet etmistik

    [76] Onu ve ailesini, o buyuk uzuntuden kurtarmıstık

    [77] Ve onun soyunu, (dunyada) onları da baki kıldık

    [78] Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [79] Alemler icinde selam olsun Nuh’a

    [80] Gercekten Biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [81] Suphesiz o, Bizim mu’min olan kullarımızdandı

    [82] Sonra digerlerini suda bogduk

    [83] Dogrusu Ibrahim de onun (soyunun) bir kolundandır

    [84] Hani o, Rabbine arınmıs (selim) bir kalp ile gelmisti

    [85] Hani babasına ve kavmine demisti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”

    [86] “Birtakım uydurma yalanlar icin mi Allah’tan baska ilahlar istiyorsunuz?”

    [87] “Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”

    [88] Sonra yıldızlara bir goz attı

    [89] “Ben, dogrusu hastayım” dedi

    [90] Boylelikle arkalarını cevirip ondan kacmaya basladılar

    [91] Bunun uzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi

    [92] “Size ne oluyor ki konusmuyorsunuz?”

    [93] Derken onların ustune yuruyup sag eliyle bir darbe indirdi

    [94] Cok gecmeden (halkı) birbirine girmis durumda kendisine yonelip geldiler

    [95] Dedi ki: “Yontmakta oldugunuz seylere mi tapıyorsunuz?”

    [96] “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıstır.”

    [97] Dediler ki: “Onun icin (yuksekce) bir bina insa edin de onu cılgınca yanan atesin icine atın.”

    [98] Boylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alcaltılmıslar kıldık

    [99] (Ibrahim) Dedi ki: “Suphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”

    [100] “Rabbim, bana salihlerden (olan bir cocuk) armagan et.”

    [101] Biz de onu halim bir cocukla mujdeledik

    [102] Boylece (cocuk) onun yanında kosabilecek caga erisince (Ibrahim ona): “Oglum” dedi. “Gercekten ben seni ruyamda bogazlıyorken gordum. Bir bak, sen ne dusunuyorsun.” (Oglu Ismail) Dedi ki: “Babacıgım, emrolundugun seyi yap. InsaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

    [103] Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, Ismail’i kurban etmek icin) onu alnı uzerine yatırdı

    [104] Biz ona: “Ey Ibrahim” diye seslendik

    [105] “Gercekten sen, ruyayı dogruladın. Suphesiz Biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz.”

    [106] Dogrusu bu, apacık bir imtihandı

    [107] Ve ona buyuk bir kurbanı fidye olarak verdik

    [108] Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [109] Ibrahim’e selam olsun

    [110] Biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [111] Suphesiz o, Bizim mu’min olan kullarımızdandır

    [112] Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak Ishak’ı da mujdeledik

    [113] Ona ve Ishak’a bereketler verdik. Ikisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, acıkca kendi nefsine zulmeden de

    [114] Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lutufta bulunduk

    [115] Onları ve kavimlerini o buyuk uzuntuden kurtardık

    [116] Onlara yardım ettik, boylece ustun gelenler oldular

    [117] Ve ikisine anlatımı-acık kitabı verdik

    [118] Onları dosdogru yola yoneltip-ilettik

    [119] Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [120] Musa’ya ve Harun’a selam olsun

    [121] Suphesiz Biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [122] Suphesiz ikisi, Bizim mu’min olan kullarımızdandılar

    [123] Gercekten Ilyas da, gonderilmis (peygamber)lerdendi

    [124] Hani kendi kavmine demisti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

    [125] “Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en guzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”

    [126] “Allah ki, sizin de Rabbiniz, onceki atalarınızın da Rabbidir.”

    [127] Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gercekten onlar, (azap icin getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır

    [128] Ancak, muhlis olan kullar baska

    [129] Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [130] Ilyas’a selam olsun

    [131] Suphesiz Biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [132] Suphesiz o, Bizim mu’min olan kullarımızdandı

    [133] Gercekten Lut da gonderilmis (elci)lerdendi

    [134] Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıstık

    [135] Geride bırakılanlar arasında bir yaslı kadın dısında

    [136] Sonra geride kalanları yerle bir ettik

    [137] Siz onların ustunden muhakkak gecip gidiyorsunuz; sabah vakti

    [138] Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız

    [139] Suphesiz Yunus da gonderilmis (elci)lerdendi

    [140] Hani o, dolu bir gemiye kacmıstı

    [141] Boylece kur’aya katılmıstı da, kaybedenlerden olmustu

    [142] Derken onu balık yutmustu, oysa o kınanmıstı

    [143] Eger (Allah’ı cokca) tesbih edenlerden olmasaydı

    [144] Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları gune kadar kalakalmıstı

    [145] Sonunda o hasta bir durumdayken cıplak bir yere (sahile) attık

    [146] Ve uzerine, sık-genis yaprakla (kabaga benzer) turden bir agac bitirdik

    [147] Onu yuzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gonderdik

    [148] Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir sureye kadar yararlandırdık

    [149] Simdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek cocuklar onların mı

    [150] Yoksa onlar, sahidlik etmekteyken Biz melekleri disiler olarak mı yarattık

    [151] Dikkat edin; gercekten onlar, duzdukleri yalanlardan dolayı derler ki

    [152] “Allah dogurdu.” Onlar, hic suphesiz, muhakkak yalan soyleyenlerdir

    [153] (Allah,) Kızları, erkek cocuklara tercih mi etmis

    [154] Size ne oluyor, nasıl hukum veriyorsunuz

    [155] Hic mi ogut alıp-dusunmuyorsunuz

    [156] Yoksa sizin apacık olan bir deliliniz mi var

    [157] Eger dogru soyluyorsanız, oyleyse getirin kitabınızı

    [158] Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bagı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gercekten (azap icin getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmislerdir

    [159] Onların nitelendirdiklerinden Allah Yucedir

    [160] Ancak muhlis olan kullar baska

    [161] Artık siz de, tapmakta olduklarınız da

    [162] O’na karsı kimseyi fitneye surukleyecek degilsiniz

    [163] Ancak kendisi cılgınca yanan atese girecek olan baska (onu suruklersiniz)

    [164] (Melekler der ki:) “Bizden her birimiz icin belli bir makam vardır.”

    [165] “Biziz, o saflar halinde dizilmis olanlar, gercekten biziz.”

    [166] “Biziz, o tesbih edenler de, gercekten biziz.”

    [167] Onlar (putatapıcılar), her ne kadar soyle diyor idiyseler de

    [168] ”Eger yanımızda oncekilerden bir zikir (kitap) bulunmus olsaydı.”

    [169] “Gercekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”

    [170] Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-kufrettiler; yakında bileceklerdir

    [171] Andolsun, (peygamber olarak) gonderilen kullarımıza (su) sozumuz gecmistir

    [172] Gercekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır

    [173] Ve hic suphesiz; Bizim ordularımız, ustun gelecek olanlar onlardır

    [174] Oyleyse sen, bir sureye kadar onlardan yuz cevir

    [175] Ve onları seyret; (azabı) yakında goreceklerdir

    [176] Simdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar

    [177] Fakat (azap) onların sahasına indigi zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kotu olur

    [178] Sen bir sureye kadar onlardan yuz cevir

    [179] Ve seyret; (azabı) yakında goreceklerdir

    [180] Ustunluk ve guc (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yucedir

    [181] Gonderilmis (peygamber)lere selam olsun

    [182] Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun

    Sâd

    Surah 38

    [1] Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun

    [2] Hayır; o inkar edenler (bos) bir gurur ve bir parcalanma icindedirler

    [3] Biz kendilerinden once, nice kusakları yıkıma ugrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı degildi

    [4] Iclerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine sastılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan soyleyen bir buyucudur

    [5] Ilahları bir tek ilah mı yaptı? Dogrusu bu, sasırtıcı bir sey

    [6] Onlardan onde gelen bir grup: "Yuruyun, ilahlarınıza karsı (baglılıkta) kararlı olun; cunku asıl istenen budur" diye cekip gitti

    [7] Biz bunu, diger dinde isitmedik, bu, ici bos bir uydurmadan baskası degildir

    [8] Zikir (Kur'an), icimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kusku icindedirler. Hayır, onlar henuz Benim azabımı tatmamıslardır

    [9] Yoksa, guclu ve ustun olan, karsılıksız bagıslayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır

    [10] Yoksa goklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mulku onların mı? Oyleyse, sebepler icinde (bir imkan ve guc bularak goge) yukselsinler

    [11] Onlar, burada (cesitli) fırkalardan olma bozguna ugratılmıs bir ordu(durlar)

    [12] Onlardan once Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıstı

    [13] Semud, Lut kavmi ile Eyke halkı da. Iste onlar (Allah'a karsı isyanda birlesen ve guc toplayan) fırkalar(dı)

    [14] Hepsi de elcileri yalanladılar, boylece azapla-sonuclandırmam (onlara) hak oldu

    [15] Bunlar da, (geldiginde) bir anlık gecikmesi bile olmayan bir tek cıglıktan baskasını gozetlemiyorlar

    [16] (Alaylı alaylı) Dediler ki: "Rabbimiz, hesap gununden once (azaptan bize vadettigin) payımızı cabuklastırıver

    [17] Sen onların soylediklerine karsı sabret ve Bizim guc sahibi kulumuz Davud'u hatırla; cunku o, (her tutum ve davranısında Allah'a) yonelen biriydi

    [18] Dogrusu Biz daglara boyun egdirdik, aksam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi

    [19] Ve toplanıp gelen kusları da. Hepsi onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum icinde) yonelip-donmekte olanlar idi

    [20] Onun mulkunu guclendirmistik. Ona hikmet ve anlatım carpıcılıgını vermistik

    [21] Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulundugu yere girmek icin) yuksek duvardan tırmanmıslardı

    [22] Davud'a girdiklerinde, o, onlardan urkmustu; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz digerimize haksızlıkta bulundu. Simdi sen aramızda hak ile hukmet, kararında zulme sapma ve bizi dogru yolun ortasına yoneltip-ilet

    [23] Bu benim kardesimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna ragmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konusmada ustun geldi

    [24] (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmistir. Dogrusu, (emek ve mali guclerini) birlestirip katan (ortak)lardan cogu, birbirlerine karsı tecavuz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar baska. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gercekten Bizim onu imtihan ettigimizi sandı, boylece Rabbinden bagıslanma diledi ve ruku ederek yere kapandı ve (Bize gonulden) yonelip-dondu

    [25] Boylece onu bagısladık. Suphesiz onun Bizim Katımız'da gercekten bir yakınlıgı ve varılacak guzel bir yeri vardır

    [26] Ey Davud, gercek su ki, Biz seni yeryuzunde bir halife kıldık. Oyleyse insanlar arasında hak ile hukmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Suphesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gununu unutmalarından dolayı siddetli bir azap vardır

    [27] Biz gokyuzunu, yeryuzunu ve ikisi arasında bulunan seyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Atesten (gorecekleri azaptan) dolayı vay o inkar edenlere

    [28] Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryuzunde bozgunculuk cıkaranlar gibi (bir) mi tutacagız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacagız

    [29] (Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye dusunsunler ve temiz akıl sahipleri ogut alsınlar diye sana indirdigimiz mubarek bir Kitap'tır

    [30] Biz Davud'a Suleyman'ı armagan ettik. O, ne guzel kuldu. Cunku o, (daima Allah'a) yonelip-donen biriydi

    [31] Hani ona aksama yakın, bir ayagını tırnagı ustune diken, obur uc ayagıyla topragı kazıyan, yagız atlar sunulmustu

    [32] O da demisti ki: "Gercekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (kostular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar

    [33] Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını oksamaya basladı

    [34] Andolsun, Biz Suleyman'ı imtihan ettik, tahtının ustunde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) dondu

    [35] Rabbim, beni bagısla ve benden sonra hic kimseye nasib olmayan bir mulku bana armagan et. Suphesiz Sen, karsılıksız armagan edensin

    [36] Boylece ruzgarı onun buyrugu altına verdik. Onun emriyle diledigi yone yumusakca eserdi

    [37] Seytanları da; her bina ustasını ve dalgıc olanı

    [38] Ve (kotuluk yapmamaları icin) saglam kementlerle birbirine baglanmıs digerlerini

    [39] Iste bu, bizim vergimizdir. (Ey Suleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut

    [40] Suphesiz, onun Bizim Katımız'da gercekten bir yakınlıgı ve varılacak guzel bir yeri vardır

    [41] Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde seytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diye Rabbine seslenmisti

    [42] Ayagını depret. Iste yıkanacak ve icecek soguk (su, diye vahyettik)

    [43] Katımız'dan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir ogut olmak uzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bagısladık

    [44] Ve eline bir deste (sap) al, boylece onunla vur ve andını bozma." Gercekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne guzel kuldu. Cunku o, (daima Allah'a) yonelip-donen biriydi

    [45] Guc ve basiret sahibi olan kullarımız Ibrahim'i, Ishak'ı ve Yakub'u da hatırla

    [46] Gercekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu dusunup-anan ihlas sahipleri kıldık

    [47] Ve gercekten onlar, Bizim Katımız'da seckinlerden ve hayırlı olanlardandır

    [48] Ismail'i, Elyesa'ı ve Zulkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır

    [49] Bu, bir zikirdir. Suphesiz muttakiler icin, elbette varılacak guzel bir yer vardır

    [50] Adn cennetleri; kapılar onlara acılmıstır

    [51] Icinde yaslanıp-dayanmıslardır; orda bircok meyve ve sarap istemektedirler

    [52] Ve yanlarında bakıslarını yalnızca eslerine cevirmis yasıt kadınlar vardır

    [53] Iste hesap gunu size va'dedilen budur

    [54] Suphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tukenmesi de yok

    [55] Bu (boyle iste); gercekten azgınlar icin de muhakkak varılacak kotu bir yer vardır

    [56] Cehennem; onlar oraya girerler; ne kotu bir yataktır o

    [57] Iste bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin

    [58] Ve onun seklinden baska, cift cift (olan daha beter azaplar) vardır

    [59] (Musrik olan hakim guclere:) "Iste bu(nlar) da sizinle birlikte (kufur ve zulumde) gogus gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Cunku onlar atese gireceklerdir." (denilir)

    [60] (Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim onumuze surdunuz. Ne kotu bir durak

    [61] Derler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim onumuze surduyse, atesteki azabını kat kat arttır

    [62] Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini serir (kotu)lerden saydıgımız adamları goremiyoruz

    [63] Biz onları bir alay konusu edinmistik; yoksa gozler mi onlardan kaydı

    [64] Bu, cehennem halkının birbiriyle cekismesi kesin bir gercektir

    [65] De ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan baska bir Ilah yoktur

    [66] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, ustun ve guclu olan, bagıslayandır

    [67] De ki: "Bu (Kur'an), buyuk bir haberdir

    [68] Sizler ise, ondan yuz ceviriyorsunuz

    [69] Mele-i Ala (yuce topluluk) tartısıp dururken, benim hicbir bilgim yoktur

    [70] Bana ancak, yalnızca apacık bir uyarıcı oldugum vahyolunmaktadır

    [71] Hani Rabbin meleklere: "Gercekten Ben, camurdan bir beser yaratacagım" demisti

    [72] Onu bir bicime sokup, ona Ruhum'dan ufledigim zaman siz onun icin hemen secdeye kapanın

    [73] Meleklerin hepsi topluca secde etti

    [74] Yalnız Iblis haric. O buyukluk tasladı ve kafirlerden oldu

    [75] (Allah) Dedi ki: "Ey Iblis, iki elimle yarattıgıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Buyuklendin mi, yoksa yuksekte olanlardan mı oldun

    [76] Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni atesten yarattın, onu ise camurdan yarattın

    [77] (Allah) Dedi ki: "Oyleyse ordan (cennetten) cık, artık sen kovulmus bulunmaktasın

    [78] Ve suphesiz, din (kıyametteki hesap) gunune kadar Benim lanetim senin uzerinedir

    [79] Dedi ki: "Rabbim, oyleyse onların dirilecekleri gune kadar bana sure tanı

    [80] Dedi ki: "O halde, sure tanınanlardansın

    [81] Bilinen vaktin gunune kadar

    [82] Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tumunu mutlaka azdırıp-kıskırtacagım

    [83] Ancak onlardan, muhlis olan kulların haric

    [84] (Allah) "Iste bu haktır ve Ben hakkı soylerim" dedi

    [85] Andolsun, senden ve iclerinde sana tabi olacak olanlardan tumuyle cehennemi dolduracagım

    [86] (Ey Peygamber) De ki: "Ben, buna karsı sizden bir ucret istemiyorum ve (kendiliginden) bir yukumluluk getirenlerden de degilim

    [87] O (Kur'an), alemler icin yalnızca bir zikir (ogut ve hatırlatma)dir

    [88] Gercekten onun haberini bir zaman sonra ogreneceksiniz

    Zümer

    Surah 39

    [1] (Bu) Kitab'ın indirilmesi, ustun ve guclu olan, hukum ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır

    [2] Suphesiz, sana bu Kitab'ı hak ile indirdik; oyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et

    [3] Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan baska veliler edinenler (soyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklastırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri seylerden hukum verecektir. Gercekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez

    [4] Eger Allah, cocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından diledigini elbette secerdi. O, Yucedir; O, bir olan, kahredici olan Allah'tır

    [5] Gokleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gunduzun ustune sarıp-ortuyor, gunduzu de gecenin ustune sarıp-ortuyor. Gunese ve aya boyun egdirdi. Her biri adı konulmus bir ecele (sureye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; ustun ve guclu olan, bagıslayan O'dur

    [6] Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi esini var etti ve sizin icin davarlardan sekiz cift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, uc karanlık icinde, bir yaratılıstan sonra (bir baska) yaratılısa (donusturup) yaratmaktadır. Iste Rabbiniz olan Allah budur, mulk O'nundur. O'ndan baska Ilah yoktur. Buna ragmen nasıl cevriliyorsunuz

    [7] Eger inkar edecek olursanız, artık suphesiz Allah size karsı hicbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları icin inkara rıza gostermez. Ve eger sukrederseniz, sizin (yararınız) icin ondan razı olur. Hicbir gunahkar, bir baskasının gunah yukunu yuklenmez. Sonra Rabbinize donduruleceksiniz, boylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Suphesiz O, sinelerin ozunde saklı olanı bilendir

    [8] Insana bir zarar dokundugu zaman, gonulden katıksızca yonelmis olarak Rabbine dua eder. Sonra ona Kendinden bir nimet verdigi zaman, daha once O'na dua ettigini unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla Allah'a esler kosmaya baslar. De ki: "Inkarınla biraz (dunya zevklerinden) yararlan; cunku sen, atesin halkındansın

    [9] Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gonulden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hic bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Suphesiz, temiz akıl sahipleri ogut alıp-dusunurler

    [10] De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dunyada iyilik edenler icin bir iyilik vardır. Allah'ın arz'ı genistir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca odenir

    [11] De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum

    [12] Ve ben, Muslumanların ilki olmakla da emrolundum

    [13] De ki: "Ben, Rabbime isyan ettigim takdirde, buyuk bir gunun azabından korkarım

    [14] De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim

    [15] Siz, O'nun dısında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gercekten husrana ugrayanlar, kıyamet gunu hem kendilerini, hem yakınlarını husrana ugratanlardır. Haberiniz olsun; bu apacık olan husranın kendisidir

    [16] Onların ustlerinde atesten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. Iste Allah, Kendi kullarını bununla tehdit edip-korkutuyor. Ey kullarım oyleyse Benden sakının

    [17] Tagut'a kulluk etmekten kacınan ve Allah'a icten yonelenler ise; onlar icin bir mujde vardır, oyleyse kullarıma mujde ver

    [18] Ki onlar, sozu isitirler ve en guzeline uyarlar. Iste onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdigi kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir

    [19] Azap sozu kendisi uzerinde hak olmus kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateste olanı artık sen mi kurtaracaksın

    [20] Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yuksek koskler vardır, onların ustunde de yuksek koskler bina edilmistir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden donmez

    [21] Gormuyor musun; gercekten Allah, gokyuzunden su indirdi de onu yerin icindeki kaynaklara yurutup-gecirdi. Sonra onunla cesitli renklerde ekinler cıkarıyor. Sonra kurumaya baslar, boylece onu sararmıs gorursun. Sonra da onu kurumus kırıntılar kılıyor. Suphesiz bunda, temiz akıl sahipleri icin gercekten ogut alınacak bir ders (zikr) vardır

    [22] Allah, kimin gogsunu Islam'a acmıssa, artık o, Rabbinden bir nur uzerinedir, (oyle) degil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılasmıs olanların vay haline. Iste onlar, apacık bir sapıklık icindedirler

    [23] Allah, mutesabih (benzesmeli), ikiserli bir Kitap olarak sozun en guzelini indirdi. Rablerine karsı icleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri urperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karsı) yumusar-yatısır. Iste bu, Allah'ın yol gostermesidir, onunla diledigini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun icin de bir yol gosterici yoktur

    [24] Kıyamet gunu o kotu azaptan kendini yuzu ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandıgınızı tadın" denmistir

    [25] Onlardan oncekiler de yalanladı; boylece azap onlara hic suurunda olmadıkları bir yerden gelip-cattı

    [26] Artık Allah, onlara dunya hayatında 'horlugu ve asagılanmayı' taddırdı. Eger bilmis olsalardı, ahiretin azabı gercekten daha buyuktur

    [27] Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki ogut alıp-dusunurler diye, insanlar icin her bir ornekten verdik

    [28] Carpıklıgı olmayan Arapca bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar

    [29] Allah (ortak kosanlar icin) bir ornek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve gecimsiz bulunan, sahipleri de cok ortaklı olan (kole) bir adam ile yalnızca bir kisiye teslim olmus bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların cogu bilmiyorlar

    [30] Gercek su ki, sen de oleceksin, onlar da oleceklerdir

    [31] Sonra suphesiz sizler, kıyamet gunu Rabbinizin huzurunda davalasacaksınız

    [32] Allah'a karsı yalan soyleyenden ve kendisine geldiginde dogruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler icin cehennemde bir konaklama yeri mi yok

    [33] Dogruyu getiren ve dogrulayanlara gelince; iste onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır

    [34] Rableri Katında dileyecekleri hersey onlarındır. Iste bu, ihsanda bulunanların oduludur

    [35] Cunku Allah, onların (dunyada) yaptıklarının en kotusunu temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en guzeliyle ecirlerini verecektir

    [36] Allah, kuluna yeterli degil mi? Seni O'ndan baskalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun icin bir yol gosterici yoktur

    [37] Allah, kimi hidayete erdirirse, onun icin bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, guclu ve ustun olan degil midir

    [38] Andolsun, onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gordunuz mu-haber verin; Allah'tan baska taptıklarınız, eger Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-onleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkul edecek olanlar, O'na tevekkul etsinler

    [39] De ki: "Ey kavmim, uzerinde bulundugunuz duruma gore yapın-edin; elbette ben de yapıp-ederim. Artık yakında ogreneceksiniz

    [40] Kendisini asagılık kılan azap kime geliyor ve kesintisiz azap kimin uzerine cokup-kacınılmaz oluyor

    [41] Suphesiz, sana Biz Kitab'ı insanlar icin hak olmak uzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmıs olur. Sen onların uzerinde vekil degilsin

    [42] Allah, olecekleri zaman canlarını alır; olmeyeni de uykusunda (bir tur olume sokar). Boylece, kendisi hakkında olum kararı verilmis olanı(n ruhunu) tutar, oburusunu ise adı konulmus bir ecele kadar salıverir. Suphesiz bunda, dusunebilen bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [43] Yoksa Allah'tan baska sefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hicbir seye malik degillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa

    [44] De ki: "Sefaatin tumu Allah'ındır. Goklerin ve yerin mulku O'nundur. Sonra O'na donduruleceksiniz

    [45] Sadece Allah anıldıgı zaman, ahirete inanmayanların kalbi ofkeyle kabarır. Oysa O'ndan baskaları anıldıgında hemen sevince kapılırlar

    [46] De ki: "Ey gokleri ve yeri yaratan, gaybı ve musahede edilebileni bilen Allah'ım. Anlasmazlıga dustukleri seylerde, kullarının arasında sen hukum vereceksin

    [47] Eger yeryuzunde olanların tumu ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmus olsaydı, kıyamet gunu o kotu azaptan (kurtulmak amacıyla) gercekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hic hesaba katmadıkları seyler, Allah'tan kendileri icin acıga cıkmıstır

    [48] Kazandıkları kotulukler, kendileri icin acıga cıkmıstır ve alay konusu edindikleri sey de kendilerini cepecevre kusatmıstır

    [49] Insana bir zarar dokundugu zaman, Bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettigimizde, der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak cogu bilmiyorlar

    [50] Bunu kendilerinden oncekiler de soylemisti; ama kazandıkları seyler onlara hicbir yarar saglamadı

    [51] Boylece, kazandıkları kotulukler(in acı sonucu) onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmis olanlara da, kazandıkları kotulukler isabet edecektir. Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Allah'ı) aciz bırakabilecekler degildirler

    [52] Onlar bilmiyorlar mı ki, gercekten Allah, diledigine rızkı genisletip-yayar ve (diledigine) kısar da. Suphesiz bunda, iman eden bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [53] (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak uzere olcuyu tasıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Suphesiz Allah, butun gunahları bagıslar. Cunku O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [54] Azap size gelip catmadan evvel, Rabbinize yonelip-donun ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez

    [55] Rabbinizden, size indirilenin en guzeline uyun; siz hic suurunda degilken, azap apansız size gelip catmadan evvel

    [56] Kisinin (yana yakıla) soyle diyecegi (gun): "Allah yanında (kullukta) yaptıgım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) dogrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim

    [57] Veya: "Gercekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyecegi

    [58] Ya da azabı gordugu zaman: "Benim icin bir kere daha (dunyaya donme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyecegi gunden sakının)

    [59] Hayır, Benim ayetlerim sana gelmisti, fakat sen onları yalanladın, buyukluge kapıldın ve kafirlerden oldun

    [60] Kıyamet gunu, Allah'a karsı yalan soyleyenlerin yuzlerinin kapkara oldugunu gorursun. Buyuklenenler icin cehennemde bir konaklama yeri mi yok

    [61] Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inanclarını uygulayarak) zafere ulasmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kotuluk dokunmaz ve onlar huzne kapılmayacaklardır

    [62] Allah, herseyin Yaratıcısı'dır. O, hersey uzerinde vekildir

    [63] Goklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerine (karsı) inkar edenler ise; iste onlar, husrana ugrayanlardır

    [64] De ki: "Ey cahiller, bana Allah'ın dısında bir baskasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz

    [65] Andolsun, sana ve senden oncekilere vahyolundu (ki): "Eger sirk kosacak olursan, suphesiz amellerin bosa cıkacak ve elbette sen, husrana ugrayanlardan olacaksın

    [66] Hayır, artık (yalnızca) Allah'a kulluk et ve sukredenlerden ol

    [67] Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet gunu yer, butunuyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gokler de sag eliyle durulup-bukulmustur. O, sirk kostuklarından munezzeh ve Yucedir

    [68] Sur'a ufuruldu; boylece Allah'ın diledikleri dısında, goklerde ve yerde olanlar carpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona ufuruldu, artık onlar ayaga kalkmıs durumda gozetliyorlar

    [69] Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve sahidler getirildi ve aralarında hak ile hukum verildi, onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [70] Her bir nefse yaptıgının tam karsılıgı verildi. O, onların islediklerini daha iyi bilendir

    [71] Inkar edenler, cehenneme boluk boluk sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları acıldı ve onlara (cehennemin) bekcileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugunle karsılasacagınızı (soyleyip) sizi uyaran elciler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin uzerine hak oldu

    [72] Dediler ki: "Icinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (iceri) girin. Buyukluge kapılanların konaklama yeri ne kotudur

    [73] Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete boluk boluk sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları acıldı ve onlara (cennetin) bekcileri dedi ki: "Selam uzerinizde olsun, hos ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin

    [74] (Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirascı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten diledigimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne guzeldir

    [75] Melekleri de arsın etrafını cevirmisler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini gorursun. Aralarında hak ile hukum verilmistir ve: "Alemlerin Rabbine hamd olsun" denilmistir

    Ğâfir

    Surah 40

    [1] Ha, Mim

    [2] Bu Kitab'ın indirilmesi, Aziz, Alim olan Allah'tandır

    [3] Gunahı bagıslayan, tevbeyi kabul eden, cezası pek siddetli olan ve lutuf sahibi (Allah'tan). O'ndan baska Ilah yoktur. Donus O'nadır

    [4] Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden baskası mucadele etmez. Oyleyse onların sehirlerde donup dolasması seni aldatmasın

    [5] Kendilerinden once Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı cok) fırkalar da. Her ummet, kendi elcilerini (susturmak icin) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yururlukten kaldırmak icin, 'batıla-dayanarak' mucadeleye giristiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmıs

    [6] Senin Rabbinin kafirler uzerindeki: "Gercekten onlar atesin halkıdır" sozu boylece hak oldu

    [7] Ars'ı yuklenmekte olanlar ve cevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere magfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herseyi kusatıp-sardın, tevbe edenler ve Senin yoluna tabi olanlara magfiret et ve onları cehennem azabından koru

    [8] Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eslerinden ve soylarından salih olanları da. Gercekten Sen, ustun ve guclu olansın, hukum ve hikmet sahibisin

    [9] Ve onları kotuluklerden koru. O gun Sen, kimi kotuluklerden korumussan, gercekten ona rahmet etmissin. Iste buyuk 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [10] Suphesiz kufredenlere de (soyle) seslenilir: "Allah'ın gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan daha buyuktur. Cunku siz, imana cagrıldıgınız zaman inkar ediyordunuz

    [11] Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere oldurdun ve iki kere dirilttin; biz de gunahlarımızı itiraf ettik. Simdi cıkıs icin bir yol var mı

    [12] Sizin (durumunuz) boyledir. Cunku bir olan Allah'a cagırıldıgınız zaman inkar ettiniz. O'na ortak kosuldugunda inanıp-onayladınız. Artık hukum, Yuce, buyuk olan Allah'ındır

    [13] O, size ayetlerini gosteriyor ve sizin icin gokten rızık indiriyor. Icten (Allah'a) yonelenden baskası ogut alıp-dusunmez

    [14] Oyleyse, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kafirler hos gormese de

    [15] Dereceleri yukselten Ars'ın sahibi (Allah), 'toplanma ve bulusma' gunu ile uyarıp-korkutmak icin, Kendi emrinden olan ruhu kullarından diledigine indirir

    [16] O gun, orta yere cıkarlar. Onlardan hicbir sey Allah'a karsı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugun mulk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır

    [17] Bugun her bir nefis, kendi kazandıgıyla karsılık gorur. Bugun zulum yoktur. Suphesiz Allah, hesabı seri gorendir

    [18] Onları, yaklasmakta olan gune karsı uyar; o zaman yurekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler icin ne koruyucu bir dost, ne sozu yerine getirebilir bir sefaatci yoktur

    [19] (Allah,) Gozlerin hainliklerini ve goguslerin sakladıklarını bilir

    [20] Allah hak ile hukmeder. Oysa O'nu bırakıp taptıkları hicbir seye hukmedemezler. Suphesiz Allah, isitendir, gorendir

    [21] Onlar, yeryuzunde gezip-dolasmıyorlar mı ki, boylece kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını bir gorsunler. Onlar, kuvvet ve yeryuzundeki eserleri bakımından kendilerinden daha ustun idiler. Fakat Allah, onları gunahları dolayısıyla (azapla) yakalayıverdi. Onları Allah'tan koruyacak kimse olmadı

    [22] Cunku gercekten onlar, Resulleri kendilerine apacık belgeler getirirdi; fakat onlar inkar ederlerdi. Bu yuzden Allah, onları (azapla) yakalayıverdi. Suphesiz O, kuvvetli olandır, cezalandırması siddetlidir

    [23] Andolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apacık bir delille gonderdik

    [24] Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan soyleyen bir buyucudur" dediler

    [25] Boylece, o, Katımız'dan kendilerine bir hak ile geldigi zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek cocuklarını oldurun; kadınlarını ise sag bırakın." Ancak kafirlerin hileli-duzeni bosa cıkmakta olandan baskası degildir

    [26] Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı oldureyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Cunku ben, sizin dininizi degistirmesinden ya da yeryuzunde fesat cıkarmasından korkuyorum

    [27] Musa dedi ki: "Gercekten ben, hesap gunune iman etmeyen her mutekebbirden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sıgınırım

    [28] Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mu'min bir adam dedi ki: "Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı olduruyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apacık belgelerle gelmis bulunuyor. Buna ragmen o eger bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eger dogru sozlu ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Suphesiz Allah, olcuyu tasıran, cok yalan soyleyen kimseyi hidayete erdirmez

    [29] Ey Kavmim, bugun mulk sizindir, yeryuzunde hukum sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gordugumu (kendi gorusumu) gosteriyorum ve ben sizi dogru yoldan da baskasına yoneltmiyorum

    [30] Iman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, ben o fırkaların gunune benzer (bir gunun felaketine ugrarsınız) diye korkuyorum

    [31] Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gun). Allah, kullar icin zulum istemez

    [32] Ve ey kavmim, dogrusu ben sizin icin o feryat (edeceginiz kıyamet) gununden korkuyorum

    [33] Arkanızı donup kacacagınız gun; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu dogruya yoneltecek bulunmaz

    [34] Andolsun, daha once Yusuf da size apacık belgeler getirmisti. O zaman size getirdikleri hakkında kuskuya kapılıp durmustunuz. Sonunda o, vefat edince, demistiniz ki; "Allah, ondan sonra kesin olarak bir elci gondermez." Iste Allah, olcuyu tasıran, supheci kimseyi boyle saptırır

    [35] Ki onlar, Allah'ın ayetleri konusunda kendilerine gelmis bir delil bulunmaksızın mucadele edip dururlar. (Bu,) Allah Katında da, iman edenler katında da buyuk bir ofke (sebebi)dir. Iste Allah, her mutekebbir zorbanın kalbini boyle muhurler

    [36] Firavun (alayla) dedi ki: "Ey Haman, bana yuksek bir kule bina et; belki o yollara ulasabilirim

    [37] Goklerin yollarına. Boylelikle Musa'nın ilahına cıkabilirim. Cunku ben, onun yalancı oldugunu sanıyorum." Iste Firavun'a, kotu ameli boyle cekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-duzeni, 'yıkım ve kayıpta' olmaktan baska (bir sey) olmadı

    [38] Iman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, siz bana tabi olun, ben sizi dogru yola iletip-yonelteyim

    [39] Ey kavmim, gercekten bu dunya hayatı, yalnızca bir meta (kısa sureli bir yararlanma)dır. Suphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur

    [40] Kim bir kotuluk islerse, kendi mislinden baskasıyla ceza gormez; kim de -erkek olsun, disi olsun- bir mu'min olarak salih bir amelde bulunursa, iste onlar, icinde hesapsız olarak rızıklandırılmak uzere cennete girerler

    [41] Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtulusa cagırıyorken, siz beni atese cagırıyorsunuz

    [42] Siz beni Allah'a (karsı) inkar etmeye ve hakkında bilgim olmayan seyleri O'na sirk kosmaya cagırıyorsunuz. Ben ise sizi, ustun ve guclu olan, bagıslayan (Allah')a cagırıyorum

    [43] Imkanı yok; gercekten sizin beni kendisine cagırmakta oldugunuz seyin, dunyada da, ahirette de cagrıda bulunma (yetkisi, gucu, degeri ve bagıslama)sı yoktur. Suphesiz, bizim donusumuz Allah'adır. Olcuyu tasıranlar, onlar atesin halkıdırlar

    [44] Iste size soylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de isimi Allah'a bırakıyorum. Suphesiz Allah, kulları pek iyi gorendir

    [45] Sonunda Allah, onların kurdukları hileli-duzenlerinin kotuluklerinden onu korudu ve Firavun'un cevresini de azabın en kotusu kusatıverdi

    [46] Ates; sabah aksam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacagı gun: "Firavun cevresini, azabın en siddetli olanına sokun" (denecek)

    [47] Atesin icinde, iddialar one surup karsılıklı tartısırlarken zayıf olanlar, buyuklenen (mustekbir)lere derler ki: "Gercekten biz, size uymus (teb'anız) olan kimselerdik. Simdi siz, atesten bir parcasını olsun, bizden uzaklastırabilir misiniz

    [48] Buyuklenen (mustekbir)ler derler ki: "Biz hepimiz (atesin) icindeyiz; gercekten Allah, kullar arasında hukum verdi (artık)

    [49] Atesin icinde olanlar, cehennem bekcilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azaptan bir gunu (olsun) bize hafifletsin

    [50] (Bekciler:) "Size kendi Resulleriniz acık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekciler:) "Su halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası, cıkmazda olmaktan baskası degildir

    [51] Suphesiz Biz elcilerimize ve iman edenlere, dunya hayatında ve sahidlerin (sahidlik icin) duracakları gun elbette yardım edecegiz

    [52] Zalimlere kendi mazeretlerinin hicbir yarar saglamayacagı gun; lanet de onlarındır, yurdun en kotusu de

    [53] Andolsun Biz Musa'ya hidayeti verdik ve Israilogulları'na kitabı miras bıraktık

    [54] (Ki o,) Temiz akıl sahipleri icin bir hidayet rehberi ve bir zikirdir

    [55] Su halde sen sabret. Gercekten Allah'ın va'di haktır. Gunahın icin magfiret dile; aksam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et

    [56] Suphesiz, kendilerine gelmis bulunan hicbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda mucadele edenlere gelince; onların goguslerinde kendisine ulasamayacakları bir buyukluk (istegin)den baskası yoktur. Artık sen Allah'a sıgın. Suphesiz O hakkıyla isiten, hakkıyla gorendir

    [57] Elbette goklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha buyuktur. Ancak insanların cogu bilmezler

    [58] Kor olanla (basiretle) goren bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kotuluk yapan da. Ne az ogut alıp-dusunuyorsunuz

    [59] Suphesiz kıyamet-saati, yaklasarak gelmektedir; bunda hicbir kusku yok. Ancak insanların cogu iman etmiyorlar

    [60] Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Dogrusu Bana ibadet etmekten buyuklenen (mustekbir)ler; cehenneme boyun bukmus kimseler olarak gireceklerdir

    [61] Allah, kendisinde sukun bulmanız icin geceyi, aydınlık olarak da gunduzu sizin icin var etti. Suphesiz Allah, insanlara karsı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların cogu sukretmiyorlar

    [62] Iste bu, sizin Rabbiniz Allah'tır; herseyin Yaratıcısı'dır; O'ndan baska Ilah yoktur. Oyleyse nasıl olur da cevriliyorsunuz

    [63] Iste, Allah'ın ayetlerini inkar edenler boyle cevriliyorlar

    [64] Allah, yeryuzunu sizin icin bir karar, gokyuzunu bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en guzel (bir bicim ve incelikte) kıldı ve size guzel-temiz seylerden rızık verdi. Iste sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yucedir

    [65] O, Hayy (diri) olandır. O'ndan baska Ilah yoktur; oyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun

    [66] De ki: "Bana apacık belgeler gelince, sizin Allah'tan baska taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum

    [67] O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak cıkarmakta, sonra guclu (erginlik) cagınıza erismeniz, sonra da yaslanmanız icin size (belli bir omur vermektedir). Sizden kiminin daha once hayatına son verilmektedir; adı konulmus bir ecele erismeniz ve belki aklınızı kullanmanız icin (Allah sizi boyle yasatır)

    [68] Dirilten ve olduren O'dur. Bir isin olmasına hukmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir

    [69] Allah'ın ayetleri hakkında mucadele edenleri gormuyor musun; nasıl da donduruluyorlar

    [70] Ki onlar, Kitab'ı ve elcilerimizle gonderdigimiz seyleri yalanladılar. Artık yakında bileceklerdir

    [71] Boyunlarında demir-halkalar ve (ayaklarında) zincirler oldugu halde suruklenecekler

    [72] Kaynar suyun icinde; sonra ateste tutusturulacaklar

    [73] Sonra onlara denilecek: "Sizin sirk kostuklarınız nerede

    [74] Allah'ın dısında (taptıklarınız)." Dediler ki: "Bizi bırakıp-kayboluverdiler. Hayır, biz onceleri (meger) hicbir seye tapar degilmisiz." Iste Allah, kafirleri boyle sasırtıp-saptırır

    [75] Iste bu, sizin yeryuzunde haksız yere sımarıp-azmanız ve azgınca olcuyu tasırmanız dolayısıyladır

    [76] Icinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mutekebbirlerin konaklama yeri ne kotudur

    [77] Su halde sen sabret, hic suphesiz Allah'ın va'di haktır. Sonunda ya onlara va'dettigimiz (azab)in bir kısmını sana gosterecegiz ya da senin hayatına son verecegiz. Nihayet onlar Bize dondurulecekler

    [78] Andolsun, Biz senden once elciler gonderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elciye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak sey degildir. Allah'ın emri geldigi zaman hak ile hukum verilir ve iste burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar husrana ugramıslardır

    [79] Allah O'dur ki, kimine binmeniz, kiminden yemeniz icin size (bir yarar olmak uzere) davarları var etti

    [80] Onlarda sizin icin yararlar vardır. Onların ustunde goguslerinizde olan bir hacete (ihtiyaca ve arzuya) ulasırsınız; onların ve gemilerin ustunde tasınırsınız

    [81] Size Kendi ayetlerini gosteriyor; artık Allah'ın ayetlerinden hangisini inkar ediyorsunuz

    [82] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki, kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını bir gorsunler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha coktu ve yeryuzunde kuvvet ve eserler bakımından daha ustunduler. Fakat kazandıkları seyler, (azaba karsı) onlara hicbir sey saglayamadı

    [83] Resulleri kendilerine apacık belgeler getirdigi zaman, onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip-boburlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri sey, onları sarıp-kusatıverdi

    [84] Bizim dayanılmaz-azabımızı gordukleri zaman, dediler ki: "Bir olan Allah'a iman ettik ve O'na sirk kostugumuz seyleri de inkar ettik

    [85] Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı gordukleri zaman, imanları kendilerine hicbir yarar saglamadı. (Bu,) Allah'ın kulları arasında surup-giden sunnetidir. Iste kafirler burada husrana ugramıslardır

    Fussilet

    Surah 41

    [1] Ha, Mim

    [2] (Bu Kur'an,) Rahman ve Rahim'den indirilmistir

    [3] Bilen bir kavim icin, ayetleri (cesitli bicimlerde, birer birer) 'fasıllar halinde acıklanmıs' Arapca Kur'an (veya okunan) Kitap'tır

    [4] Bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama cogu yuz cevirdiler. Artık onlar dinlemezler

    [5] Dediler ki: "Bizi kendisine cagırdıgın seye karsı kalplerimiz bir ortu icindedir, kulaklarımızda bir agırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabilecegini) yap, biz de gercekten yapıyoruz

    [6] De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beserim. Bana yalnızca, sizin Ilahınızın bir tek Ilah oldugu vahyolunur. Oyleyse O'na yonelin ve O'ndan magfiret dileyin. Vay haline o musriklerin

    [7] Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahireti inkar edenlerdir

    [8] Suphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlar; onlar icin kesintisiz bir ecir vardır

    [9] De ki: "Gercekten siz mi yeri iki gunde yaratanı inkar ediyor ve O'na birtakım esler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir

    [10] Orda (yerde) onun ustunde sarsılmaz daglar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar icin esit olmak uzere ordaki rızıkları dort gunde takdir etti

    [11] Sonra, duman halinde olan goge yoneldi; boylece ona ve yere dedi ki: "Isteyerek veya istemeyerek gelin." Ikisi de: "Isteyerek (Itaat ederek) geldik" dediler

    [12] Boylece onları iki gun icinde yedi gok olarak tamamladı ve her bir goge emrini vahyetti. Biz dunya gogunu de kandillerle susleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). Iste bu, ustun ve guclu olan, bilen (Allah)'ın takdiridir

    [13] Bu durumda eger onlar yuz cevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım

    [14] Onlara "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye onlerinden ve arkalarından elciler gelince, dediler ki: "Eger dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gonderildiginiz seyi inkar edicileriz.”

    [15] Ad (kavmin)e gelince; onlar yeryuzunde haksız yere buyuklendiler ve dediler ki: "Kuvvet bakımından bizden daha ustunu kimmis?" Onlar, gercekten kendilerini yaratan Allah'ı gormediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha ustundur. Oysa onlar, Bizim ayetlerimizi (bilerek) inkar ediyorlardı

    [16] Boylece Biz de onlara dunya hayatında asagılanma azabını taddırmak icin, o ugursuz (felaketler yuklu) gunlerde uzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gonderdik. Ahiret azabı ise daha (buyuk) bir asagılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir

    [17] Semud'a gelince; Biz onlara dogru yolu gosterdik, fakat onlar korlugu hidayete tercih ettiler. Boylece kazandıkları seyler yuzunden onları alcaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi

    [18] Iman edenleri ve sakınanları ise kurtardık

    [19] Allah'ın dusmanlarının biraraya getirilip-toplanacakları gun iste onlar, atese bolukler halinde dagıtılırlar

    [20] Sonunda oraya geldikleri zaman, isitme, gorme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine sahitlik edecektir

    [21] Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde sahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herseye nutku verip-konusturan Allah, bizi konusturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na donduruluyorsunuz

    [22] Siz, isitme, gorme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize sahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın bircogunu Allah'ın bilmeyecegini sanıyordunuz

    [23] Iste bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediginiz-zannınız, sizi bir yıkıma ugrattı, boylelikle husrana ugrayan kimseler olarak sabahladınız

    [24] Simdi eger sabredebilirlerse, artık onlar icin konaklama yeri atestir. Ve eger onlar hosnut olma (dunya)ya donmek isterlerse, artık hosnut olacaklardan degildirler

    [25] Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi uzerlerine kaplattık,' onlar da, onlerinde ve arkalarında olanları kendilerine suslu gosterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden once gelip-gecmis ummetlerde (yururlukte tutulan azap) sozu onların uzerine hak oldu. Cunku onlar, husrana ugrayan kimselerdi

    [26] Inkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki ustun gelirsiniz

    [27] Artık gercekten o inkar edenlere siddetli bir azap taddıracagız ve yaptıklarının en kotusuyle cezalandıracagız

    [28] Bu, Allah'ın dusmanlarının cezası olan atestir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar icin ebedilik yurdu vardır

    [29] Inkar edenler dediler ki: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmıs olanları bize goster, ayaklarımızın altına alalım, en asagılarda bulunanlardan olsunlar

    [30] Suphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdogru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların uzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve huzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin

    [31] Biz, dunya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladıgı hersey sizindir ve istediginiz hersey de sizindir

    [32] Cok bagıslayan, cok esirgeyen (Allah)tan bir agırlanma olarak

    [33] Allah'a cagıran, salih amelde bulunan ve: "Gercekten ben Muslumanlardanım" diyenden daha guzel sozlu kimdir

    [34] Iyilikle kotuluk esit olmaz. Sen, en guzel olan bir tarzda (kotulugu) uzaklastır; o zaman, (gorursun ki) seninle onun arasında dusmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermistir

    [35] Buna da, sabredenlerden baskası kavusturulamaz. Ve buna, buyuk bir pay sahibi olanlardan baskası da kavusturulamaz

    [36] Sayet sana seytandan bir kıskırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sıgın. Cunku O, isitendir, bilendir

    [37] Gece, gunduz, gunes ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz gunese de, aya da secde etmeyin. Alah’a secde edin, ki bunları Kendisi yaratmıstır. Eger O'na ibadet edecekseniz

    [38] Sayet onlar buyuklenecek olurlarsa, Rabbinin Katında bulunanlar, O'nu gece ve gunduz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar

    [39] O'nun ayetlerinden biri de, senin gercekten yeryuzunu husu icinde (solmus, boynu bukulmus ve kupkuru) gormendir. Ama Biz onun uzerine suyu indirdigimiz zaman, deprenir ve kabarır. Suphesiz onu dirilten, oluleri de elbette dirilticidir. Cunku O, herseye guc yetirendir

    [40] Bizim ayetlerimiz konusunda carpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Oyleyse atesin icine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet gunu guvenle gelen mi? Siz dilediginizi yapın. Cunku O yaptıklarınızı gercekten gorendir

    [41] Suphesiz, kendilerine zikir gelince onu inkar edenler (atesin icine bırakılırlar); oysa o, aziz (serefi yuksek, ustun) bir Kitap'tır

    [42] Batıl, ona onunden de, ardından da gelemez. (Cunku Kur'an,) Hukum ve hikmet sahibi, cok ovulen (Allah)tan indirilmedir

    [43] Sana soylenen seyler, senden onceki elcilere soylenenden baskası degildir. Suphesiz, Rabbin, hem elbette magfiret sahibidir, hem de acı bir azap sahibidir

    [44] Eger Biz onu A'cemi (Arapca olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri acıklanmalı degil miydi? Arap olana, A'cemi (Arapca olmayan bir dil)mi?" De ki: "O, iman edenler icin bir hidayet ve bir sifadır. Iman etmeyenlerin ise kulaklarında bir agırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karsı bir korluktur. Iste onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir

    [45] Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, fakat onda anlasmazlıga dusuldu. Eger Rabbinden (daha once) bir soz gecmis (verilmis) olmasaydı, mutlaka aralarında hukum verilmis (is bitirilmis)ti. Gercekten onlar, bundan yana kusku verici bir tereddut icindedirler

    [46] Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kotuluk ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici degildir

    [47] Kıyamet-saatinin ilmi O'na dondurulur. O'nun ilmi olmaksızın, hicbir meyve tomurcugundan cıkmaz, hicbir disi gebe kalmaz ve dogurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede" diye seslenecegi gun, dediler ki: "Sana arzettik ki, bizden hicbir sahid yok

    [48] Onceden kendilerine taptıkları (bugun) onlardan kaybolup gitti ve onlar kacacak hicbir yerleri olmadıgını anlamıslardır

    [49] Insan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir ser dokundu mu, artık o, ye'se dusen bir umutsuzdur

    [50] Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacagını da sanmıyorum; eger Rabbime dondurulsem bile, muhakkak O'nun Katında benim icin daha guzel olanı vardır." der. Ama andolsun Biz, o kafirlere yaptıklarını haber verecegiz ve andolsun onlara, en kaba bir azaptan taddıracagız

    [51] Insana nimet verdigimiz zaman, yuz cevirir ve yan cizer; ona bir ser dokundugu zaman ise, artık o, genis (kapsamlı ve derinlemesine) bir dua sahibidir

    [52] De ki: "Gordunuz mu haber verin; eger o (Kur'an) Allah Katından ise, sonra siz onu inkar etmisseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık icinde olandan daha sapık kimdir

    [53] Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara gosterecegiz; oyle ki, suphesiz onun hak oldugu kendilerine acıkca belli olsun. Herseyin uzerinde Rabbinin sahid olması yetmez mi

    [54] Dikkatli olun; gercekten onlar, Rablerine kavusmaktan yana derin bir kusku icindedirler. Dikkatli olun; gercekten O, herseyi sarıp-kusatandır

    Şûrâ

    Surah 42

    [1] Ha, Mim

    [2] Ayn, Sin Kaf

    [3] O, Aziz ve Hakim olan Allah, sana ve senden oncekilere boyle vahyetmektedir

    [4] Goklerde ve yerde olanlar O'nundur. O, Yucedir, buyuktur

    [5] Gokler, neredeyse ustlerinden catlayıp-parcalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara magfiret dilerler. Haberiniz olsun; gercekten Allah, bagıslayan ve esirgeyen O'dur

    [6] Allah'ın dısında birtakım veliler edinenler ise; Allah, onların uzerinde gozetleyicidir. Sen onların uzerinde bir vekil degilsin

    [7] Iste Biz sana, boyle Arapca bir Kur'an vahyettik; sehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve cevresinde olanları uyarman icin ve kendisinde suphe olmayan toplanma gununu (haber verip onları) uyarman icin de. (O gun onların) Bir bolumu cennette, bir bolumu cılgınca yanan atesin icerisindedirler

    [8] Eger Allah dileseydi, onları herhalde tek bir ummet kılardı. Ancak O, diledigini Kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar icin ne bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulursun)

    [9] Yoksa O'nun dısında birtakım veliler mi edindiler? Iste Allah; veli O'dur, oluleri dirilten O'dur. O, herseye guc yetirendir

    [10] Hakkında ihtilafa dustugunuz herhangi bir sey; artık O'nun hukmu Allah'ındır. Iste Rabbim olan Allah. Ben O'na tevekkul ettim ve yalnızca O'na donup-yonelirim

    [11] O, goklerin ve yerin Yaratıcısı'dır. Size kendi nefislerinizden esler, davarlardan da ciftler var etti. Sizleri bu tarzda turetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hicbir sey yoktur. O, isitendir, gorendir

    [12] Goklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, diledigine rızkı genisletip-yayar ve kısar da. Cunku O, herseyi bilendir

    [13] O: "Dini dosdogru ayakta tutun ve onda ayrılıga dusmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettigini ve sana vahyettigimizi, Ibrahim'e, Musa'ya ve Isa'ya vasiyet ettigimizi sizin icin de tesri' etti (bir seriat kıldı). Senin kendilerini cagırdıgın sey, musriklere agır geldi. Allah, diledigini buna secer ve icten Kendisi'ne yoneleni hidayete erdirir

    [14] Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavuz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılıga dustuler. Eger Rabbinden, adı konulmus bir ecele kadar gecmis (verilmis) bir soz olmasaydı, muhakkak aralarında hukum verilmis (is bitirilmis)ti. Suphesiz onların ardından kitaba mirascı olanlar ise, herhalde ona karsı kusku verici bir tereddut icindedirler

    [15] Su halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolundugun gibi dogru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdigi her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda ‘deliller getirerek tartısma (ya, huccete gerek)’ yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Donus O'nadır

    [16] O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sozde) 'deliller one surup tartısanların' delilleri, Rableri Katında gecersizdir. Onların uzerinde bir gazab vardır ve siddetli azap onlaradır

    [17] Ki Allah, hak olmak uzere kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır

    [18] Onda acele edenler, (gercekte) ona inanmayanlardır. Iman edenler ise, ona karsı bir korku icindedirler ve onun gercekten hak oldugunu bilirler. Haberiniz olsun; kıyamet-saati konusunda tartısanlar, gercekte uzak bir sapıklık icindedirler

    [19] Allah, kullarına karsı lutuf sahibidir; diledigini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, Azizdir

    [20] Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde artırmalar yaparız. Kim dunya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur

    [21] Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermedigi seyleri, dinden kendilerine tesri' ettiler (bir seriat kıldılar)? Eger o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hukum (karar) verilirdi. Gercekten zalimler icin acı bir azap vardır

    [22] (O gun) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken gorursun; o (yaptıkları) da ustlerine cokuvermistir. Iman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahcelerindedirler. Rableri Katında her diledikleri onlarındır. Iste buyuk fazl (nimet ve ustunluk) budur

    [23] Iste Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına boyle mujde vermektedir. De ki: "Ben buna karsı yakınlıkta sevgi dısında sizden hicbir ucret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiligi artırırız. Gercekten Allah, bagıslayandır, sukredene karsılıgını verendir

    [24] Yoksa onlar: "Allah'a karsı yalan duzup-uydurdu"mu diyorlar? Oysa eger Allah dilerse senin de kalbini muhurler. Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır ve Kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekistirir (gerceklestirir). Cunku O, sinelerin ozunde olanı bilendir

    [25] Kullarından tevbeyi kabul eden, kotulukleri affeden ve islediklerinizi bilen O'dur

    [26] O, iman edip salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara Kendi fazlından arttırır. Kafirlere gelince; onlara siddetli bir azap vardır

    [27] Eger Allah, kulları icin rızkı (sınırsızca) genis tutup-yaysaydı, gercekten yeryuzunde azarlardı. Ancak O, diledigi miktar ile indirir. Cunku O, kullarından haberi olandır, gorendir

    [28] O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yagmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir

    [29] Goklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan turetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyecegi zaman onların hepsini toplamaya guc yetirendir

    [30] Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandıgı dolayısıyladır. (Allah,) Cogunu da affeder

    [31] Siz yeryuzunde (O'nu) aciz bırakacak degilsiniz. Ve sizin Allah'ın dısında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız

    [32] Denizde yuksek daglar gibi seyreden gemiler O'nun ayetlerindendir

    [33] Eger dileyecek olsa, ruzgarı durdurur, boylece onun ustunde kalakalırlar. Suphesiz, bunda cokca sabreden, cokca sukreden kimse icin gercekten ayetler vardır

    [34] Ya da kazandıkları dolayısıyla onları yok eder, bir cogunu da affeder

    [35] (Oyle ki) Ayetlerimiz hakkında mucadele edenler, kendileri icin hicbir kacacak yer olmadıgını bilip-ogrensinler

    [36] Size verilen herhangi bir sey, dunya hayatının metaı (kısa sureli faydalanması)dır. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha sureklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkul edenler icindir

    [37] (Bunlar,) Buyuk gunahlardan ve cirkin -utanmazlıklardan kacınanlar ve gazablandıkları zaman bagıslayanlar

    [38] Rablerine icabet edenler, namazı dosdogru kılanlar, isleri kendi aralarında sura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler

    [39] Ve haklarına tecavuz edildigi zaman, birlik olup karsı koyanlardır

    [40] Kotulugun karsılıgı, onun misli (benzeri) olan kotuluktur. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirligi kurup-saglarsa) artık onun ecri Allah'a aittir. Gercekten O, zalimleri sevmez

    [41] Kim zulme ugradıktan sonra nusret bulur (hakkını alır)sa, artık onlar icin aleyhlerinde bir yol yoktur

    [42] Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryuzunde haksız yere 'tecavuz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. Iste bunlara acıklı bir azap vardır

    [43] Kim sabreder ve bagıslarsa, suphesiz bu, azme deger islerdendir

    [44] Allah, kimi saptırırsa, artık bundan sonra onun hicbir velisi yoktur. Azabı gordukleri zaman, o zalimleri bir gorsen; "Geri donmeye bir yol var mı?" derler

    [45] Onları gorursun; zilletten basları onlerine dusmus bir halde, ona (atese) sunulurlarken goz ucuyla sezdirmeden bakarlar. Iman edenler de: "Gercekten husrana ugrayanlar, kıyamet gunu hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandas)larını da husrana ugratmıslardır" dediler. Haberiniz olsun; gercekten zalimler, kalıcı bir azap icindedirler

    [46] Onların Allah'ın dısında kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun icin hicbir (cıkıs) yolu yoktur

    [47] Allah'tan, geri cevrilmesi olmayan bir gun gelmeden evvel, Rabbinize icabet edin. O gun, sizin icin ne sıgınılacak bir yer var, ne sizin icin inkar (etmeye bir imkan)

    [48] Sayet onlar, sırt cevirecek olurlarsa, artık Biz seni onların uzerine bir gozetleyici olarak gondermis degiliz. Sana dusen, yalnızca tebligdir. Gercek su ki, Biz insana tarafımızdan bir rahmet taddırdıgımız zaman, ona sevinir. Eger onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kotuluk isabet ederse, bu durumda insan bir nankor kesiliverir

    [49] Goklerin ve yerin mulku Allah'ındır. Diledigini yaratır. Diledigine disiler armagan eder, diledigine de erkek armagan eder

    [50] Veya erkekler ve disiler olarak cift (ikiz) verir. Diledigini kısır bırakır. Gercekten O, bilendir, guc yetirendir

    [51] Kendisiyle Allah'ın konusması, bir beser icin olacak (sey) degildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elci gonderip Kendi izniyle diledigine vahyetmesi (durumu) baska. Gercekten O, Yuce olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [52] Boylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Suphesiz sen, dosdogru olan bir yola yoneltip-iletiyorsun

    [53] Goklerde ve yerde bulunanların tumu Kendisi'ne ait olan Allah'ın yoluna. Haberiniz olsun; isler Allah'a doner

    Zuhruf

    Surah 43

    [1] Ha, Mim

    [2] Apacık Kitab’a andolsun

    [3] Gercekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapca bir Kur'an kıldık

    [4] Suphesiz o, Bizim Katımız'da olan Ana kitaptadır; cok yucedir, hukum ve hikmet doludur

    [5] Siz olcuyu tasıran bir kavimsiniz diye, simdi o zikri (ogut ve hatırlatma dolu Kur'an'ı) sizden (uzaklastırıp) bir yana mı bırakalım

    [6] Oysa Biz, oncekiler icinde nice peygamber(ler) gonderdik

    [7] Onlara bir peygamber gelmeyiversin, mutlaka onunla alay ederlerdi

    [8] Biz de, kuvvet bakımından onlardan daha ustun olan (toplum)ları yıkıma ugrattık. Oncekilerin ornegi gecti

    [9] Andolsun, onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartısmasız: "Onları ustun ve guclu (Aziz) olan, bilen (Allah) yarattı" diyecekler

    [10] Ki O, yeri sizin icin bir besik kıldı ve dogru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti

    [11] Ki O, belli bir miktar ile gokten su indirdi de, onunla olu bir memleketi ‘dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de boyle (kabirlerinizden diriltilip) cıkarılacaksınız

    [12] Ki O, butun ciftleri yarattı ve sizin icin gemilerden ve hayvanlardan bineceginiz seyleri var etti

    [13] Onların sırtlarına binip-dogrulmanız, sonra dogruldugunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: "Bunlara bizim icin boyun egdiren (Allah) ne Yucedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanastıramazdık" demeniz icin

    [14] Ve biz elbette, Rabbimiz'e cevrilip-donecegiz

    [15] (Buna ragmen) Kendi kullarından O'na bir parca kılıp-yakıstırdılar. Dogrusu insan, acıkca bir nankordur

    [16] Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı

    [17] Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) icin verdigi ornek ile (kız cocugunun dogumuyla) mujdelendigi zaman, yuzu simsiyah kesilmis olarak kahrından yutkundukca yutkunur

    [18] Onlar, sus icinde buyutulup de mucadelede acık olmayan (kızlar)ı mı (Allah'a yakıstırıyorlar)

    [19] Onlar, ki Rahmanın kulları olan melekleri disiler kıldılar. Kendileri yaratılıslarına sahit mi oldular? Onların sahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar

    [20] Dediler ki: "Eger Rahman dilemis olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik." Onların bundan yana hicbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca 'zan ve tahminle yalan soyluyorlar

    [21] Yoksa Biz, bundan once kendilerine bir kitap verdik de simdi ona mı tutunuyorlar

    [22] Hayır; dediler ki: "Gercekten atalarımızı bir ummet uzerinde bulduk ve dogrusu biz onların izleri (eserleri) ustunde dogru olana (hidayete) yonelmis (kimse)leriz

    [23] Iste boyle, senden once de (herhangi) bir memlekete bir elci gondermis olmayalım, mutlaka onun 'refah icinde sımarıp azan onde gelenleri' (soyle) demislerdir: "Gercekten biz, atalarımızı bir ummet (din) uzerinde bulduk ve dogrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymus kimseleriz

    [24] (O peygamberlerden her biri de soyle) Demistir: "Ben size atalarınızı ustunde buldugunuz seyden daha dogru olanını getirmis olsam da mı?" Onlar da demislerdi ki: "Dogrusu biz, kendisiyle gonderildiginiz seye kafir olanlarız

    [25] Boylece onlardan intikam aldık. Oyleyse, bir bak; yalan sayanların sonu nasıl oldu

    [26] Hani Ibrahim babasına ve kendi kavmine demisti ki: "Suphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzagım

    [27] (Ancak) Beni yaratan baska. Iste O beni hidayete yoneltip-iletecektir

    [28] Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah'a) donerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı

    [29] Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve acıklayan bir elci gelinceye kadar metalandırdım-yasattım

    [30] Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir buyudur, dogrusu biz ona (karsı) kafir olanlarız

    [31] Ve dediler ki: "Bu Kur'an, iki sehirden birinin buyuk bir adamına indirilmeli degil miydi

    [32] Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylastırıyorlar? Dunya hayatında maisetlerini aralarında Biz paylastırdık ve onlardan bir bolumu (diger) bir bolumunu 'teshir etmesi icin, bir bolumunu bir bolumu uzerinde derecelerle yukselttik. Rabbinin rahmeti; toplayıp-yıgdıklarından daha hayırlıdır

    [33] Eger insanlar (Allah'a karsı isyanda birlesip) tek bir ummet olacak olmasaydı, Rahman’ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gumusten tavanlar ve uzerinde cıkıp-yukselecekleri merdivenler yapardık

    [34] Evlerine kapılar ve uzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar

    [35] Ve (daha nice) cekici-susler (de verirdik). Butun bunlar, yalnızca dunya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin Katında muttakiler icindir

    [36] Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini gormezlikten gelirse, Biz bir seytana onun 'uzerini kabukla baglattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur

    [37] Gercekten bunlar (bu seytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gercekten hidayette olduklarını sanırlar

    [38] Sonunda Bize geldigi zaman, der ki: "Keske benimle senin aranda iki dogu (dogu ile batı) uzaklıgı olsaydı. Meger ne kotu yakın-dost(mussun sen)

    [39] (Bu soylenmeleriniz,) Bugun size kesin olarak bir yarar saglamaz. Cunku zulmettiniz. Suphesiz azapta da ortaksınız

    [40] Oyleyse sagır olanlara sen mi dinleteceksin veya kor olan ve acıkca bir sapıklık icinde bulunanı hidayete erdireceksin

    [41] Su halde Biz seni alıp-goturursek, elbette onlardan intikam alacagız

    [42] Ya da kendilerine va'dettigimiz seyi onlara gosteririz ki, Biz gercekten onların ustunde guc yetirenleriz

    [43] Su halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; cunku sen dosdogru bir yol uzerindesin

    [44] Ve suphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin icin gercekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız

    [45] Senden once gonderdigimiz elcilerimizden sor: Biz, Rahman (olan Allah)ın dısında tapılacak birtakım ilahlar kıldık mı (hic)

    [46] Andolsun, Biz Musa'yı, Firavun'a ve onun 'onde gelen cevresine' ayetlerimizle gonderdik. O da, dedi ki: "Gercekten ben, alemlerin Rabbinin elcisiyim

    [47] Fakat onlara ayetlerimizle geldigi zaman, bir de ne gorsun, onlar bunlara (alay edip) guluyorlar

    [48] Biz onlara biri otekinden daha buyuk olmayan hicbir ayet gostermedik. Belki donerler diye, onları azapla yakalayıverdik

    [49] Ve onlar dediler ki: "Ey buyucu, sende olan ahdi (sana verdigi sozu) adına bizim icin Rabbine dua et; gercekten biz hidayete gelmis olacagız

    [50] Fakat onlardan azabı cekip-giderince, bir de gorursun ki onlar andlarını bozuyorlar

    [51] Firavun, kendi kavmi icinde bagırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mulku ve su altımda akmakta olan nehirler benim degil mi? Yine de gormeyecek misiniz

    [52] Yoksa ben, sundan daha hayırlı degil miyim ki o, asagı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sozu) acıklamadan yoksun olan (biri)dir

    [53] Bu durumda (eger dogruysa), uzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almıs vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli degil miydi

    [54] Boylelikle kendi kavmini kucumsedi, onlar da ona boyun egdiler. Gercekten onlar, fasık olan bir kavimdi

    [55] Sonunda Bizi ofkelendirince, Biz de onlardan intikam aldık, boylece onları toplu olarak suda bogduk

    [56] Bu suretle onları, sonradan gelecekler icin bir selef ve bir ornek kıldık

    [57] Meryem oglu (Isa) bir ornek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle soz edip) kahkahalarla guluyorlar

    [58] Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartısma-konusu olsun diye (ornek) verdiler. Hayır, onlar 'tartısmacı ve dusman' bir kavimdir

    [59] O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu Israilogulları'na bir ornek kıldık

    [60] Eger Biz dilemis olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryuzunde (size) halef (yerinize gecenler) olurlardı

    [61] Suphesiz o, kıyamet-saati icin bir ilimdir. Oyleyse ondan (kıyametten) yana hicbir kuskuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdogru yol budur

    [62] Seytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gercekten o, sizin icin acıkca bir dusmandır

    [63] Isa, acık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa dustuklerinizin bir kısmını size acıklamak icin de. Oyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin

    [64] Suphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; su halde O'na kulluk edin. Dosdogru yol budur

    [65] Sonra, iclerinden birtakım fırkalar ihtilafa dustu. Artık, acı bir gunun azabından vay o zulmetmis olanlara

    [66] Onlar, hic suurunda degilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden baskasını mı gozluyorlar

    [67] Muttakiler haric olmak uzere, o gun, dostların kimi kimine dusmandır

    [68] Ey kullarım, bugun sizin icin korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız

    [69] Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve Musluman olanlardır

    [70] Siz ve esleriniz cennete girin; 'sevinc icinde agırlanacaksınız

    [71] Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolasılır; orada nefislerin arzu ettigi ve gozlerin lezzet (zevk) aldıgı hersey var. Ve siz orada suresiz kalacaksınız

    [72] Iste, yaptıklarınız dolayısıyla mirascı kılındıgınız cennet budur

    [73] Orda sizin icin bircok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz

    [74] Suphesiz suclu-gunahkarlar, cehennem azabı icinde suresiz kalacaklardır

    [75] Onlardan (azap) hafifletilmeyecek ve orda onlar umutlarını kaybetmis kimselerdir

    [76] Biz onlara zulmetmedik; ancak onların kendileri zalimlerdir

    [77] (Cehennem bekcisine:) "Ey Malik (bekci), Rabbin bizim isimizi bitirsin" diye haykırdılar. O: "Gercek su ki siz, (burda) kalacak kimselersiniz" dedi

    [78] Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir cogunuz hakkı cirkin gorup-tiksinenlerdiniz

    [79] Yoksa onlar, isi sıkı mı tuttular? Iste suphesiz Biz de isi sıkı tutanlarız

    [80] Yoksa onlar; gercekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldasmalarını isitmedigimizi mi sanıyorlar? Hayır, (isitiyoruz) ve onların yanlarındaki elcilerimiz de (herseyi) yazıyorlar

    [81] De ki: "Eger Rahman (olan Allah)'ın cocugu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum

    [82] Goklerin ve yerin Rabbi, Ars'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden Yucedir

    [83] Artık onları bırak; onlara vadedilen gunlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar

    [84] Goklerde Ilah ve yerde Ilah O'dur. O, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [85] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mulku Kendisi'nin olan (Allah) ne Yucedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun Katındadır ve O'na donduruleceksiniz

    [86] O'nun dısında taptıkları sefaatte bulunmaya malik degildirler; ancak kendileri bilerek hakka sahidlik edenler baska

    [87] Andolsun, onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: "Allah" diyecekler. Oyleyse nasıl olur da cevriliyorlar

    [88] Onun: "Ya Rab" demesi hakkı icin suphesiz onlar imana gelmez bir kavimdirler

    [89] Simdi sen, 'aldırıs etmeksizin onlardan yuz cevir' ve: "Selam" de. Artık onlar bileceklerdir

    Duhân

    Surah 44

    [1] Ha, Mim

    [2] Apacık Kitab'a andolsun

    [3] Gercekten Biz onu mubarek bir gecede indirdik, gercekten Biz uyaranlarız

    [4] Ki onda (o gecede) her hikmetli is ayrılır

    [5] Katımız'dan bir emir ile; dogrusu Biz, (insanlara elci) gonderenleriz

    [6] Rabbinden bir rahmet olarak. Suphesiz O, isitendir, bilendir

    [7] Eger kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), goklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir

    [8] O'ndan baska Ilah yoktur; diriltir ve oldurur. Sizin de Rabbinizdir, gecmis atalarınızın da Rabbidir

    [9] Hayır, onlar suphe icindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar

    [10] Oyleyse sen, gogun acıkca bir duman getirecegi gunu gozle

    [11] (Bu duman) insanları sarıp-kusatıverir. Iste bu, acı bir azaptır

    [12] Rabbimiz, azabı ustumuzden acıp-gider; cunku biz (artık) iman edicileriz

    [13] Onlar icin ogut alıp-dusunmek nerede? Onlara, acıklayan bir elci gelmisti

    [14] Sonra, ondan yuz cevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Ogretilmistir, bir delidir

    [15] Biz sizden bu azabı biraz acıp-giderecegiz; (ama yine) donecek olanlarsınız siz

    [16] Buyuk bir siddetle yakalayacagımız gun, elbette Biz intikam alacagız

    [17] Andolsun, Biz kendilerinden once, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elci gelmisti

    [18] Allah'ın kullarını bana teslim edin; gercekten ben, sizin icin guvenilir bir elciyim" (demisti)

    [19] Allah'a karsı buyuklenmeyin; suphesiz size apacık, bir delil getiriyorum

    [20] Ve dogrusu ben, sizin tasa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sıgındım

    [21] Eger bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın

    [22] Sonunda Rabbine: "Gercekten bunlar, suclu-gunahkar bir kavimdirler" diye dua etti

    [23] (Allah da:) "Oyleyse, kullarımı geceleyin yuruyuse gecir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi)

    [24] Denizi durgun ve acık bırak. Cunku suda bogulacak bir ordudur

    [25] Onlar nice bahceler ve pınarlar terk etmislerdi

    [26] (Nice) Ekinler, guzel konaklar

    [27] Ve iclerinde 'sevinc ve mutluluk icinde' yasadıkları nimetler

    [28] Iste boyle; Biz bunları baska bir kavme miras olarak verdik

    [29] Onlar icin ne gok, ne yer aglamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi

    [30] Andolsun, Biz Israilogulları'nı o alcaltıcı azaptan kurtardık

    [31] Firavun'dan. Cunku, o, olcuyu tasıran bir mutekebbirdi

    [32] Andolsun, Biz onları bir ilim uzere alemlere ustun kıldık

    [33] Ve onlara, her birinde acık birer imtihan bulunan ayetler verdik

    [34] Muhakkak, bunlar da diyorlar ki

    [35] (Butun hersey) Bizim yalnızca ilk olumumuzdur; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak degiliz

    [36] Eger dogru sozluyseniz, su halde atalarımızı getirin bakalım

    [37] Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan oncekiler mi? Biz onları yıkıma ugrattık. Cunku onlar, suclu-gunahkardı

    [38] Biz, gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık

    [39] Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların cogu bilmezler

    [40] Suphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma gunu, hepsinin (hesaba cekilecekleri) vakitleridir

    [41] O gun, bir dost dosttan herhangi bir seyle yarar saglayamaz. Ve onlara yardım edilmez

    [42] Ancak Allah'ın rahmet ettigi baska. Suphesiz O, ustun ve guclu olandır, esirgeyendir

    [43] Dogrusu, o zakkum agacı

    [44] Gunahkar olanın yemegidir

    [45] Pota gibi; karınlarda kaynar-durur

    [46] Kaynar-suyun kaynaması gibi

    [47] Onu tutun da cehennemin orta yerine surukleyin

    [48] Sonra kaynar suyun azabından basının ustune dokun

    [49] (Azabı) Tad; cunku sen, (kendince) ustun, onurluydun

    [50] Gercekten bu, sizin kuskuya kapıldıgınız seydir

    [51] Muttakilere gelince; muhakkak onlar, guvenli bir makamdadırlar

    [52] Cennetlerde ve pınarlarda

    [53] Hafif ipekten ve agır islenmis atlastan (elbiseler) giyinirler, karsılıklı (otururlar)

    [54] Iste boyle; ve Biz onları iri gozlu hurilerle evlendirmisizdir

    [55] Orda, guvenlik icinde her turlu meyveyi istiyorlar

    [56] Orda, ilk olumun dısında baska olum tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumustur

    [57] Senin Rabbinden, bir fazl ve (lutuf) olarak. Iste buyuk 'mutluluk ve kurtulus' budur

    [58] Belki onlar ogut alıp-dusunurler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylastırdık

    [59] Oyleyse sen gozleyip-bekle; elbette onlar da gozleyip-bekliyorlar

    Câsiye

    Surah 45

    [1] Ha, Mim

    [2] Kitab'ın indirilmesi, ustun ve guclu olan, hukum ve hikmet sahibi Allah'tandır

    [3] Suphesiz, mu'minler icin goklerde ve yerde ayetler vardır

    [4] Sizin yaratılısınızda ve turetip-yaydıgı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim icin ayetler vardır

    [5] Gece ile gunduzun ardarda gelisinde (veya aykırılıgında), Allah'ın gokten rızık indirip olumunden sonra yeryuzunu diriltmesinde ve ruzgarları (belli bir duzen icinde) yonetmesinde aklını kullanan bir kavim icin ayetler vardır

    [6] Iste bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak olmak uzere okuyoruz. Oyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi soze iman edecekler

    [7] Gercegi surekli ters yuz eden, gunaha duskun olan herkesin vay haline

    [8] Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken isitir, sonra mustekbirce (inatla buyukluk taslayarak) sanki isitmemis gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azapla mujdele

    [9] Ayetlerimizden bir sey ogrendigi zaman, alay konusu edinir. Iste onlar icin asagılatıcı bir azap vardır

    [10] Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazandıkları seyler, onlara hicbir yarar saglamaz. Allah'tan baska edindikleri veliler de. Onlar icin buyuk bir azap vardır

    [11] Iste bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar icin, (en) igrenc olanından acı bir azap vardır

    [12] Allah; Kendi emriyle gemiler akıp gitsin ve O'nun fazlından ararsınız diye, sizin icin denize boyun egdirdi. Umulur ki sukredersiniz

    [13] Kendinden (bir nimet olarak) goklerde ve yerde olanların tumune sizin icin boyun egdirdi. Suphesiz bunda, dusunebilen bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [14] Iman edenlere de ki: "(Allah'ın) Onları kazandıklarıyla cezalandırması icin, Allah'ın gunlerini ummayanları (simdilik) bagıslasınlar

    [15] Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim kotuluk yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Sonra siz Rabbinize donduruleceksiniz

    [16] Andolsun, Biz Israilogulları'na kitap, hukum ve peygamberlik verdik, onları temiz ve guzel seylerle rızıklandırdık ve onları alemlere ustun kıldık

    [17] Ve onlara bu emirden acık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavuz ve azgınlıktan' dolayı ihtilafa dustuler. Suphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa dustukleri seyde kıyamet gunu aralarında hukum verecektir

    [18] Sonra seni de bu emirden bir seriat uzerine kıldık; oyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma

    [19] Cunku onlar, Allah'tan (gelecek) hicbir seyi senden savamazlar. Suphesiz zalimler, birbirlerinin velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir

    [20] Bu (Kur'an), insanlar icin basiret (nuruyla Allah'a yonelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim icin de bir hidayet ve bir rahmettir

    [21] Yoksa kotuluklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacagımızı mı sandılar? Hayatları ve olumleri bir mi (olacak)? Ne kotu hukum veriyorlar

    [22] Allah, gokleri ve yeri hak olarak yarattı; oyle ki, her nefis kazandıklarıyla karsılık gorsun. Onlara zulmedilmez

    [23] Simdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim uzere kendisini saptırdıgı, kulagını ve kalbini muhurledigi ve gozu ustune bir perde cektigi kimseyi gordun mu? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de ogut alıp-dusunmuyor musunuz

    [24] Dediler ki: "(Butun olup biten,) Bu dunya hayatımızdan baskası degildir, oluruz ve diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akısın)dan baskası yıkıma (helake) ugratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hicbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar

    [25] Onlara acık belgeler olarak ayetlerimiz okundugu zaman, onların (sozde) delilleri: "Eger dogru sozluler iseniz, atalarımızı (diriltip) getirin" demekten baskası degildir

    [26] De ki: "Allah sizi diriltiyor, sonra sizi olduruyor, sonra kendisinde hicbir kusku olmayan kıyamet gunu O sizi biraraya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların cogu bilmezler

    [27] Goklerin ve yerin mulku Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacagı gun, (iste) o gun, batılda olanlar husrana ugrayacaklardır

    [28] O gun sen, her ummeti diz ustu cokmus (veya toplanmıs) olarak gorursun. Her ummet, kendi kitabına cagrılır. "Bugun yaptıklarınızla karsılık goreceksiniz

    [29] Bu Bizim kitabımızdır; sizin aleyhinizde hak ile konusuyor. Gercekten Biz, sizin yaptıklarınızı yazıyorduk

    [30] Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları Kendi rahmetine sokar. Iste apacık olan 'buyuk mutluluk ve kurtulus' budur

    [31] Inkar edenlere gelince; "Size karsı ayetlerim okundugunda buyukluk taslayan (mustekbir olan)lar ve suclu-gunahkar bir kavim olanlar sizler degil miydiniz

    [32] Gercekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde hicbir kusku yoktur" denildigi zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymis, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar degiliz" demistiniz

    [33] Onların yaptıkları seylerin kotulugu kendileri icin acıga cıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp-kusattı

    [34] Denildi ki: "Bugununuzle karsılasmayı unuttugunuz gibi, Biz de sizi bugun unutuyoruz. Barınma yeriniz atestir. Ve sizin icin hicbir yardımcı yoktur

    [35] Bunun nedeni sudur: Cunku siz Allah'ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dunya hayatı da sizi aldattı." Boylece ne ordan (atesten) cıkarılırlar, ne (Allah'tan) hosnutluk dilekleri kabul edilir

    [36] Su halde hamd, goklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır

    [37] Goklerde ve yerde buyukluk O'nundur. O, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    Ahkaf

    Surah 46

    [1] Ha, Mim

    [2] Kitab'ın indirilmesi, ustun ve guclu, hukum ve hikmet sahibi Allah'tandır

    [3] Biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmus bir ecel (belli bir sure) olarak yarattık. Inkar edenler ise, uyarıldıkları seyden yuz ceviren(kimseler)dir

    [4] De ki: "Gordunuz mu haber verin; Allah'tan baska taptıklarınız, yerden neyi yaratmıslar, bana gosterin? Yoksa onların goklerde bir ortaklıgı mı var? Eger dogru sozluler iseniz, bundan once bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin

    [5] Allah'ı bırakıp kıyamet gunune kadar kendisine icabet etmeyecek seylere tapandan daha sapmıs kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler

    [6] Insanlar hasrolundugu (biraraya getirildigi) zaman, (Allah'tan baska taptıkları) onlara dusman kesilirler ve (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar

    [7] Onlara acık belgeler olarak ayetlerimiz okundugu zaman, o inkar edenler kendilerine gelmis olan hak icin dediler ki: "Bu, apacık bir buyudur

    [8] Yoksa: "Kendisi onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eger ben uydurdumsa, bu durumda siz, Allah'tan bana (gelecek) hicbir seye malik (engel) olamazsınız. Sizin kendisi (Kur'an) hakkında, ne taskınlıklar yaptıgınızı O daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda sahid olarak O yeter. O, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [9] De ki: "Ben elcilerden bir turedi degilim, bana ve size ne yapılacagını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apacık bir uyarıcıdan baskası degilim

    [10] De ki: "Gordunuz mu-haber verin; eger (bu Kur'an,) Allah Katından ise, siz de onu inkar etmisseniz ve Israilogulları'ndan bir sahid bunun bir benzerine sahidlik edip iman etmisse ve siz de buyukluk taslamıssanız (bunun sonucu ne olacak)? Suphesiz Allah, zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez

    [11] Inkar edenler, iman edenler icin dediler ki: "Eger O (Kur'an veya iman) hayırlı bir sey olsaydı, ona bizden once kosup-yetisemezlerdi." Oysa onlar, onunla hidayete ermediklerinden: "Bu, eski bir yalandır" diyecekler

    [12] Bundan once de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir mujde olmak uzere (kendinden onceki kitapları) dogrulayıcı ve Arapca bir dil ile olan bir Kitap'tır

    [13] Suphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dogru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar icin korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [14] Iste onlar, cennet halkıdır; yaptıklarına karsılık olmak uzere, icinde ebedi olarak kalacaklardır

    [15] Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu guclukle tasıdı ve onu guclukle dogurdu. Onun (hamilelikte) tasınması ve sutten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet guclu (erginlik) cagına erip kırk yıl (yasın)a ulasınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdigin nimete sukretmemi ve Senin razı olacagın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim icin soyumda salahı ver. Gercekten ben tevbe edip Sana yoneldim ve gercekten ben Muslumanlardanım

    [16] Iste bunlar; yaptıklarının en guzelini kabul ederiz ve kotuluklerinden geceriz; (bunlar) cennet halkı icindedirler. (Iste bu,) Onlara va'dolunan dogru bir vaaddir

    [17] O kimse ki, anne ve babasına: "Of size, benden once nice nesiller gelip gecmisken, beni (diriltilip) cıkarılacagımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, suphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, gecmislerin masallarından baskası degildir" der

    [18] Iste bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip-gecmis ummetler icinde (azap) sozu uzerlerine hak olmus kimselerdir. Gercekten onlar, ziyana ugrayanlardır

    [19] Her biri icin yaptıklarınızdan dolayı dereceler vardır; oyle ki amelleri kendilerine eksiksizce odensin ve onlar zulme de ugratılmazlar

    [20] Inkar edenler atese sunulacakları gun, (onlara soyle denir:) "Siz dunya hayatınızda butun 'guzellikleriniz ve zevklerinizi tuketip-yok ettiniz, onlarla yasayıp-zevk surdunuz. Iste yeryuzunde haksız yere buyuklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugun alcaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız

    [21] Ad'ın kardesini hatırla; onun onunden ve ardından nice uyarıcılar gelip gecmisti; hani o, Ahkaf'taki kavmini: "Allah'tan baskasına kulluk etmeyin, gercekten ben, sizin icin buyuk bir gunun azabından korkarım" diye uyarmıstı

    [22] Dediler ki: "Sen, bizi ilahlarımızdan cevirmek icin mi bize geldin? Su halde eger dogru soyluyorsan, tehdit ettigin seyi, bize getir

    [23] Dedi ki: "Ilim ancak Allah Katındadır. Ben size gonderildigim seyi teblig ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak goruyorum

    [24] Derken, onu (azabı) vadilerine dogru yonelerek gelen bir bulut seklinde gordukleri zaman, "Bu bize yagmur yagdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi icin acele ettiginiz seydir. Bir ruzgar; onda acı bir azap vardır

    [25] Rabbinin emriyle herseyi yerle bir eder. Boylece meskenlerinden baska, hicbir sey(leri) gorunemez duruma dustuler. Iste Biz, suclu-gunahkar bir kavmi boyle cezalandırırız

    [26] Andolsun, Biz onları, sizleri kendisinde yerlesik kılmadıgımız yerlerde (size vermedigimiz guc ve iktidar imkanlarıyla) yerlesik kıldık ve onlara isitme, gorme (duygularını) ve gonuller verdik. Ancak ne isitme, ne gorme (duyuları) ve ne gonulleri kendilerine herhangi bir sey saglamadı. Cunku onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri sey, onları sarıp-kusattı

    [27] Andolsun, Biz cevrenizde bulunan sehirlerden (bircogunu) yıkıma ugrattık ve belki donerler diye ayetleri cesitli sekillerde acıkladık

    [28] Bu durumda, Allah'ı bırakıp yakınlık (saglamak) icin edindikleri ilahlar, onlara yardım etselerdi ya. Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (yalancı ilahlar ve onlara yukledikleri), onların yalanları ve uydurduklarıdır

    [29] Hani cinlerden birkacını, Kur'an dinlemek uzere sana yoneltmistik. Boylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak donduler

    [30] Dediler ki: "Ey kavmimiz, gercekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden oncekileri dogrulayan bir Kitap dinledik; hakka ve dogru olan yola yoneltip-iletmektedir

    [31] Ey kavmimiz, Allah'a davet edene icabet edin ve O’na iman edin; gunahlarınızdan bir kısmını bagıslasın ve sizi acı bir azaptan korusun

    [32] Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryuzunde (Allah'ı aciz bırakacak degildir ve onun O'ndan baska) velileri yoktur. Iste onlar, apacık bir sapıklık icindedirler

    [33] Onlar gormuyorlar mı ki, gokleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah), oluleri de diriltmeye guc yetirir. Hayır; gercekten O, herseye guc yetirendir

    [34] Inkar edenler atese sunulacakları gun, (onlara soyle denir:) "Bu gercek degil miymis?" Onlar: "Rabbimiz'e andolsun, evet (oyledir)" derler. (Allah da:) "Oyleyse inkar ettiklerinizden dolayı azabı tadın" dedi

    [35] Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, Onlar icin de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri seyi (azabı) gordukleri gun, sanki gunduzun yalnızca bir saati kadar yasamıs(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebligdir. Artık fasık olan bir kavimden baskası yıkıma ugratılır mı

    Muhammed

    Surah 47

    [1] Onlar ki inkar ettiler ve Allah'ın yolundan alıkoydular, (iste Allah da) onların amellerini giderip-bosa cıkarmıstır

    [2] Iman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- iman edenlerin (Allah), kotuluklerini ortup-bagıslamıs, durumlarını duzeltip-ıslah etmistir

    [3] Iste boyle; hic suphesiz, inkar edenler batıl olana uymuslar; ve hic suphesiz, iman edenler Rablerinden olan hakka uymuslardır. Iste Allah, insanlara kendi orneklerini boyle vererek gosteriyor

    [4] Oyleyse, inkar edenlerle (savas sırasında) karsı karsıya geldiginiz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna ugratıp zafer kazanınca da' artık (esirler icin) bagı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lutuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karsılıgı salıverin). Oyle ki savas agırlıklarını bıraksın (sona ersin). Iste boyle; eger Allah dilemis olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savas,) sizleri birbirinizle denemesi icindir. Allah yolunda oldurulenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-bosa cıkarmaz

    [5] Onları hidayete erdirecek ve durumlarını duzeltip-ıslah edecektir

    [6] Ve onları, kendilerine tarif edip-tanıttıgı cennete sokacaktır

    [7] Ey iman edenler, eger siz Allah'a (Allah adına Islama ve Muslumanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı saglamlastırır

    [8] Inkar edenler ise, yuzukoyun-dusus, onlara olsun; (Allah,) amellerini giderip-bosa cıkarmıstır

    [9] Iste boyle; cunku onlar, Allah'ın indirdigini cirkin (kerih) gorduler, bundan dolayı, O da, onların amellerini bosa cıkardı

    [10] Onlar, yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki, kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorsunler. Allah, onları yerle bir etti. O kafirler icin de bunun bir benzeri vardır

    [11] Iste boyle; cunku Allah, iman edenlerin velisidir; kafirlerin ise, velisi yoktur

    [12] Suphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Inkar edenler ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler; ates, onlar icin bir konaklama yeridir

    [13] Seni surup-cıkaran memleketinden kuvvet bakımından daha ustun nice memleketler vardı ki, Biz onları yıkıma ugrattık da kendileri icin hicbir yardımcı yoktu

    [14] Simdi Rabbinden apacık bir belge uzerinde bulunan kimse, kotu ameli kendisine 'suslu ve cekici gosterilmis' ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir

    [15] Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (sudur): Icinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı degismeyen sutten ırmaklar, icenler icin lezzet veren saraptan ırmaklar ve suzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar icin meyvelerin her turlusunden ve Rablerinden bir magfiret vardır. Hic (boyle mukafaatlanan bir kisi), atesin icinde ebedi olarak kalan ve bagırsaklarını 'parca parca koparan' kaynar sudan icirilen kimseler gibi olur mu

    [16] Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından cıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere derler ki: "O biraz once ne soyledi?" Iste onlar; Allah, onların kalplerini muhurlemistir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuslardır

    [17] Hidayeti bulmus olanlara gelince; (Allah,) hidayetlerini artırmıs ve takvalarını vermistir

    [18] Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden baskasını mı gozluyorlar? Iste onun isaretleri gelmistir. Fakat kendilerine geldikten sonra ogut alıp-dusunmeleri onlara neyi saglar

    [19] Su halde bil; gercekten, Allah'tan baska Ilah yoktur. Hem kendi gunahın, hem mu'min erkekler ve mu'min kadınlar icin magfiret dile. Allah, sizin donup-dolasacagınız yeri bilir, konaklama yerinizi de

    [20] Iman edenler, derler ki: "(Savas izni icin) Bir sure indirilmeli degil miydi?" Fakat, icinde savas (kıtal) zikri gecen muhkem bir sure indirildigi zaman, kalplerinde hastalık olanların, uzerine olum baygınlıgı cokmus olanların bakısı gibi sana baktıklarını gordun. Oysa onlara evla (olan)

    [21] Itaat ve maruf (guzel) sozdu. Fakat is, kesinlik ve kararlılık gerektirdigi zaman, sayet Allah'a sadakat gosterselerdi, suphesiz onlar icin daha hayırlı olurdu

    [22] Demek, 'is basına gelip yonetimi ele alırsanız' hemen yeryuzunde fesad (bozgunculuk) cıkaracak ve akrabalık baglarınızı koparıp parcalayacaksınız, oyle mi

    [23] Iste bunlar; Allah onları lanetlemis, boylece (kulaklarını) sagırlastırmıs ve basiret (goz)lerini de kor etmistir

    [24] Oyle olmasa, Kur'an'ı iyiden iyiye dusunmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler uzerinde kilitler mi vurulmus

    [25] Suphesiz, kendilerine hidayet acıkca belli olduktan sonra, gerisin geri (kufre) donenleri, seytan kıskırtmıs ve uzun emellere kaptırmıstır

    [26] Iste boyle; cunku gercekten onlar, Allah'ın indirdigini cirkin karsılayanlara dediler ki: "Size bazı islerde itaat edecegiz." Oysa Allah, sakladıkları seyleri (sır olarak konustuklarını) biliyor

    [27] Oyleyse melekler, yuzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak

    [28] Iste boyle; cunku gercekten onlar, Allah'ı gazablandıran seye uydular ve O'nu razı edecek seyleri cirkin karsıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini bosa cıkardı

    [29] Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hic (ortaya) cıkarmayacagını mı sandılar

    [30] Eger Biz dilersek, sana onları elbette gosteririz, boylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sozlerin soylenis tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir

    [31] Andolsun, Biz sizden mucahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya cıkarıncaya) kadar, deneyecegiz ve haberlerinizi sınayacagız (acıklayacagız)

    [32] Suphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet acıkca belli olduktan sonra 'elciye karsı gelip zorluk cıkaranlar', kesin olarak Allah'a hicbir seyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini bosa cıkaracaktır

    [33] Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Resul’e itaat edin ve kendi amellerinizi gecersiz kılmayın

    [34] Suphesiz, inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar, sonra olenler; iste Allah, onlara kesinlikle magfiret etmeyecektir

    [35] Oyleyse, siz ustun (bir durumda) iken, barısa cagırmak suretiyle gevseklige dusmeyin. Allah, sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla eksiltmez

    [36] Gercekten dunya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eger iman ederseniz ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez

    [37] Eger sizden onları(n tumunu) isteyip sizi cıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya cıkarmıs olur

    [38] Iste sizler boylesiniz; Allah yolunda infak etmeye cagrılıyorsunuz; buna ragmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy (hicbir seye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eger siz yuz cevirecek olursanız, sizden baska bir kavmi getirip-degistirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar

    Fetih

    Surah 48

    [1] Suphesiz, Biz sana apacık bir fetih verdik

    [2] Oyle ki Allah, senin gecmis ve gelecek (her) gunahını bagıslasın, uzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdogru bir yola yoneltsin

    [3] Ve Allah, sana 'ustun ve onurlu' bir zaferle yardım etsin

    [4] Mu'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'guven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Goklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [5] (Butun bunlar,) Mu'min erkekleri ve mu'min kadınları, icinde ebedi kalıcılar olmak uzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kotuluklerini ortup-bagıslaması icindir. Iste bu, Allah Katında 'buyuk kurtulus ve mutluluk’tur

    [6] Bir de; kotu bir zan ile zanda bulunan munafık erkeklerle munafık kadınları ve musrik erkeklerle musrik kadınları azaplandırması icin. O kotuluk cemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karsı gazablanmıs, onları lanetlemis ve onlara cehennemi hazırlamıstır. Varacakları yer ne kotudur

    [7] Goklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [8] Suphesiz, Biz seni bir sahid, bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak gonderdik

    [9] Ki Allah'a ve Resulu’ne iman etmeniz, O’nu savunup-desteklemeniz, O’nu en icten bir saygıyla-yuceltmeniz ve sabah aksam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz icin

    [10] Suphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmislerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin uzerindedir. Su halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmus olur. Kim de Allah'a verdigi ahdine vefa gosterirse, artık O da, ona buyuk bir ecir verecektir

    [11] Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz mesgul etti. Bundan dolayı bizim icin magfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan seyi dilleriyle soyluyorlar. De ki: "Simdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin icin Allah'a karsı kim herhangi bir seyle guc yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır

    [12] Hayır, siz Peygamberin ve mu'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha donmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde cekici kılındı ve kotu bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma ugramıs bir topluluk oldunuz

    [13] Kim Allah'a ve Resulu’ne iman etmezse, (bilsin ki) gercekten Biz, kafirler icin cılgınca yanan bir ates hazırlamısızdır

    [14] Goklerin ve yerin mulku Allah'ındır; diledigine magfiret eder, diledigini azaplandırır. Allah, cok bagıslayan, cok esirgeyendir

    [15] (Savastan) Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya gittiginiz zaman diyeceklerdir ki: "Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar, Allah'ın kelamını degistirmek istiyorlar. De ki: "Siz, kesin olarak bizim izimizden gelemezsiniz. Allah, daha evvel boyle buyurdu." Bunun uzerine: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir

    [16] Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: "Siz yakında zorlu savascı olan bir kavme cagrılacaksınız; onlarla (ya) savasırsınız ya da (onlar) Musluman olurlar. Bu durumda eger itaat ederseniz, Allah, size guzel bir ecir verir; eger bundan once sırt cevirdiginiz gibi (yine) sırt cevirirseniz, sizi acı bir azap ile azaplandırır

    [17] Kor olana gucluk (sorumluluk) yoktur, topal olana gucluk yoktur, hasta olana da gucluk yoktur. Kim Allah'a ve Resulu’ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt cevirirse, onu acı bir azap ile azaplandırır

    [18] Andolsun, Allah, sana o agacın altında biat ederlerken mu'minlerden razı olmustur, kalplerinde olanı bilmis ve boylece uzerlerine 'guven duygusu ve huzur' indirmistir ve onlara yakın bir fethi sevap (karsılık) olarak vermistir

    [19] Ve alacakları bircok ganimetleri de. Allah, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [20] Allah, alacagınız daha bircok ganimetleri size va'detti, bunu size hemencecik verdi ve insanların ellerini sizden cekti ki, (bu,) mu'minler icin bir ayet olsun ve sizi dosdogru bir yola yoneltsin

    [21] Ve (daha) baska (nice nimetler de, ki,) siz henuz onlara guc yetirmis degilsiniz; (ama) gercekten Allah, onları kusatmıstır. Allah, herseye guc yetirendir

    [22] Kafir olanlar, sizinle savasmıs olsalardı, arkalarını donup kacarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı

    [23] (Bu,) Allah'ın oteden beri surup giden sunnetidir. Sen Allah'ın sunnetinde kesinlikle bir degisiklik bulamazsın

    [24] Onlara karsı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin gobeginde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan ceken O'dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla gorendir

    [25] Ki onlar, inkar ettiler, sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular. Eger kendilerini bilmediginiz mu'min erkekler ve mu'min kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadagın edip de bu yuzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu. Durumunun boyle olması,) Allah'ın diledigini rahmetine sokması icindir. Eger (karısık yasayan mu'minler), secilip ayrılmıs olsalardı, muhakkak iclerinden inkar edenleri acı bir azap ile azaplandırırdık

    [26] Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, 'ofkeli soy koruyuculugu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'ofkeli soy koruyuculugunu' kılıp-kıskırttıkları zaman, hemen Allah; elcisinin ve mu'minlerin uzerine '(kalbi teskin eden) guven ve yatısma duygusunu' indirdi ve onları "takva sozu" uzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herseyi hakkıyla bilendir

    [27] Andolsun Allah, elcisinin gordugu ruyanın hak oldugunu dogruladı. Eger Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a guven icinde, saclarınızı tıras etmis, (kiminiz de) kısaltmıs olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediginizi bildi, boylece bundan once size yakın bir fetih (nasib) kıldı

    [28] Ki O, elcilerini hidayetle ve hak din ile, diger butun dinlere karsı ustun kılmak icin gonderdi. Sahid olarak Allah yeter

    [29] Muhammed, Allah'ın elcisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karsı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, ruku edenler, secde edenler olarak gorursun; onlar, Allah'tan bir fazl (lutuf ve ihsan) ve hosnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yuzlerindedir. Iste onların Tevrat'taki vasıfları budur: Incil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini cıkarmıs, derken onu kuvvetlendirmis, derken kalınlasmıs, sonra sapları uzerinde dogrulup-boy atmıs (ki bu,) ekicilerin hosuna gider. (Bu ornek,) Onunla kafirleri ofkelendirmek icindir. Allah, iclerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir magfiret ve buyuk bir ecir va'detmistir

    Hucurât

    Surah 49

    [1] Ey iman edenler, Allah'ın Resulu’nun huzurunda one gecmeyin ve Allah'tan sakının. Suphesiz Allah, isitendir, bilendir

    [2] Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi ustunde yukseltmeyin ve birbirinize bagırdıgınız gibi, ona sozle bagırıp-soylemeyin; yoksa siz suurunda degilken, amelleriniz bosa gider

    [3] Suphesiz, Allah’ın Resulu’nun yanında seslerini alcak tutanlar; iste onlar, Allah kalplerini takva icin imtihan etmistir. Onlar icin bir magfiret ve buyuk bir ecir vardır

    [4] Suphesiz, hucrelerin ardından sana seslenenler de, onların cogu aklını kullanmıyor

    [5] Eger gercekten, yanlarına cıkıncaya kadar sabretmis olsalardı, herhalde (bu,) kendileri icin daha hayırlı olurdu. Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [6] Ey iman edenler, eger bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca arastırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kotulukte bulunursunuz da, sonra islediklerinize pisman olursunuz

    [7] Ve bilin ki Allah'ın Resulu icinizdedir. Eger o, size bircok islerde uysaydı, elbette sıkıntıya duserdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde susleyip-cekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı cirkin gosterdi. Iste onlar, dogru yolu bulmus (irsad) olanlardır

    [8] Allah'tan bir fazl (bir ihsan ve lutuf) ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hukum ve hikmet sahibidir

    [9] Mu'minlerden iki topluluk carpısacak olursa, aralarını bulup-duzeltin. Sayet biri digerine tecavuzde bulunacak olursa, artık tecavuzde bulunanla, Allah'ın emrine donunceye kadar savasın; eger sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) donerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Suphesiz Allah, adil olanları sever

    [10] Mu'minler ancak kardestirler. Oyleyse kardeslerinizin arasını bulup-duzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz

    [11] Ey iman edenler, bir kavim (bir baska) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-kucuk dusurmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kotu lakablarla' cagırmayın. Imandan sonra fasıklık ne kotu bir isimdir. Kim tevbe etmezse, iste onlar, zalim olanların ta kendileridir

    [12] Ey iman edenler, zandan cok kacının; cunku zannın bir kısmı gunahtır. Tecessus etmeyin (birbirinizin gizli yonlerini arastırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından cekistirmesin.) Sizden biriniz, olu kardesinin etini yemeyi sever mi? Iste, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Suphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, cok esirgeyendir

    [13] Ey insanlar, gercekten, Biz sizi bir erkek ve bir disiden yarattık ve birbirinizle tanısmanız icin sizi halklar ve kabileler (seklinde) kıldık. Suphesiz, Allah Katında sizin en ustun (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca degil) takvaca en ileride olanınızdır. Suphesiz Allah, bilendir, haber alandır

    [14] Bedeviler, dedi ki: "Iman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "Islam (Musluman veya teslim) olduk deyin. Iman henuz kalplerinize girmis degildir. Eger Allah'a ve Resulu’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hicbir seyi eksiltmez. Suphesiz Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [15] Mu'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulu’ne iman ettiler, sonra hicbir kuskuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mucadele ettiler. Iste onlar, sadık (dogru) olanların ta kendileridir

    [16] De ki: "Siz Allah'a dininizi mi ogreteceksiniz? Oysa Allah, goklerde ve yerde olanları bilir. Allah, herseyi bilendir

    [17] Musluman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Muslumanlıgınızı bana karsı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yonelttigi icin Allah size minnet etmektedir. Eger dogru sozluler iseniz (bunu boyle kabullenmeniz gerekir)

    [18] Suphesiz Allah, goklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı gorendir

    Kâf

    Surah 50

    [1] Kaf. 'Serefli ustun' Kur'an'a andolsun

    [2] Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine sastılar da, o kafirler: "Bu sasılacak bir sey" dediler

    [3] Biz oldugumuz ve toprak oldugumuz zaman mı (yeniden diriltilecek misiz)? Bu uzak bir donus (iddiasıdır)

    [4] Dogrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttigini bilmisizdir. Katımız'da (butun bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır

    [5] Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Simdi onlar, derin bir sarsıntı icinde bulunuyorlar

    [6] Uzerlerindeki goge bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl susledik? Onun hicbir catlagı yok

    [7] Yeri de (nasıl) doseyip-yaydık? Onda sarsılmaz daglar bıraktık ve onda 'goz alıcı ve ic acıcı' her ciftten (nice bitkiler) bitirdik

    [8] (Bunlar,) 'Icten Allah'a yonelen' her kul icin 'hikmetle bakan bir ic goz' ve bir zikirdir

    [9] Ve gokten mubarek (bereket ve rahmet yuklu) su indirdik; boylece onunla bahceler ve bicilecek taneler bitirdik

    [10] Ve birbiri ustune dizilmis tomurcuk yuklu yuksek hurma agacları da

    [11] Kullara rızık olmak uzere. Ve onunla (o suyla) olu bir sehri dirilttik. Iste (olumden sonra) dirilis de boyledir

    [12] Onlardan once Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı

    [13] Ad, Firavun ve Lut'un kardesleri

    [14] Eyke halkı ve Tubba' kavmi de. Hepsi elcileri yalanladı; boylece Benim tehdidim (onların uzerine) hak oldu

    [15] Ya, Biz ilk yaratılısta gucsuz mu dustuk? Hayır, onlar 'karmasık bir kusku' icindedirler

    [16] Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte oldugunu biliriz. Biz ona sahdamarından daha yakınız

    [17] Onun sagında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken

    [18] O, soz olarak (herhangi bir sey) soylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gozetleyici vardır

    [19] O, olum sarhoslugu, bir gercek olarak gelip de, (insana) "Iste bu, senin yan cizip-kacmakta oldugun seydir" (denildigi zaman da)

    [20] Sur'a da ufurulmustur. Iste bu, tehdidin (gerceklestigi) gundur

    [21] (Artık) Her bir nefis, yanında bir surucu ve bir sahid ile gelmistir

    [22] Andolsun, sen bundan gaflet icindeydin; iste Biz de senin uzerindeki ortuyu acıp-kaldırdık. Artık bugun gorus-gucun keskindir

    [23] Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "Iste bu, yanımda hazır durumda olan sey

    [24] Siz ikiniz (ey melekler), her inatcı nankoru atın cehennemin icine

    [25] Hayra engel olan, saldırgan supheciyi

    [26] Ki o, Allah'la beraber baska bir Ilah edinmisti. Artık ikiniz, onu en siddetli olan azabın icine atın

    [27] Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kıskırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık icindeydi

    [28] (Allah buyurur:) "Benim Huzurumda cekisip-durmayın. Ben size daha once 'kesin bir uyarı' gondermistim

    [29] Huzurumda soz degisiklige ugratılmaz ve Ben kullara zulmedici degilim

    [30] O gun cehenneme diyecegiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek

    [31] Cennet de, muttakiler icin, uzakta degildir, (o gun) yakınlastırılmıstır

    [32] Bu, size vadolunandır; (gonulden Allah'a) yonelip-donen (Islam'ın hukumlerini) koruyan

    [33] Gormedigi halde Rahman'a karsı 'ici titreyerek korku duyan' ve 'icten Allah'a yonelmis' bir kalp ile gelen icindir

    [34] Ona 'esenlik ve barıs (selam)la' girin. Bu, ebedilik gunudur

    [35] Orda diledikleri hersey onlarındır; Katımız'da daha fazlası da var

    [36] Biz bunlardan once nice nesiller yıkıma ugrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve siddetle yonetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha ustunduler; sehirlerde (yerin ustunu altına getirip, sayısız kazı, insaat ve arastırmalarla her yanı) delik-desik etmislerdi. (Ama) kacacak bir yer var mı

    [37] Hic suphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir sahid olarak kulak veren kimse icin elbette bir ogut (zikir) vardır

    [38] Andolsun, Biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı gunde yarattık; Bize hicbir yorgunluk dokunmadı

    [39] Oyleyse sen, onların dediklerine karsılık sabret ve Rabbini gunesin dogusundan once ve batısından once hamd ile tesbih et

    [40] Gecenin bir bolumunde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et

    [41] Cagırıcının, yakın bir yerden cagrıda bulunacagı gune kulak ver

    [42] O gun, o cıglıgı bir gercek (hak) olarak isitirler. Iste bu, (dirilip kabirlerden) cıkıs gunudur

    [43] Gercek su ki, dirilten ve olduren Biziz, Biz. Ve donus de Bizedir

    [44] O gun yer, onlardan catlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla kosarlar. Iste bu, Bize gore oldukca-kolay olan bir hasir (sizi birarada toplama)dır

    [45] Biz onların neler soylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların uzerinde bir zorba degilsin; su halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile ogut ver

    Zâriyât

    Surah 51

    [1] Tozu dumana katıp savuran (ruzgar)lara

    [2] Derken, agır yuk tasıyan (bulut)lara

    [3] Sonra kolaylıkla akıp gidenlere

    [4] Sonra is(ler)i taksim edenlere andolsun

    [5] Size va'dedilmekte olan, hic tartısmasız dogrudur

    [6] Suphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerceklesecektir

    [7] Ozen icinde yollar ve yorungelerle donatılmıs' goge andolsun

    [8] Siz, gercekten birbirini tutmaz bir soz (celiskili ve aykırı gorusler) icindesiniz

    [9] Ondan cevrilen cevrilir

    [10] Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan soyleyenler

    [11] Ki onlar, 'bilgisizligin kusatması' icinde habersizdirler

    [12] Hesap ve ceza (din) gunu ne zaman?" diye sorarlar

    [13] O gun onlar, atesin ustunde tutulup-eritilecekler

    [14] Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durdugunuz seydir

    [15] Suphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar

    [16] Rablerinin kendilerine verdigini alanlar olarak. Cunku onlar, bundan once ihsanda (guzel davranısta) bulunanlardı

    [17] Gece-boyunca da pek az uyurlardı

    [18] Onlar, seher vakitlerinde istigfar ederlerdi

    [19] Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan icin de bir hak vardı

    [20] Yeryuzunde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar icin ayetler vardır

    [21] Ve kendi nefislerinizde de. Yine de gormuyor musunuz

    [22] Gokte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da

    [23] Iste, gogun ve yerin Rabbine andolsun ki, suphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konustuklarınız kadar, elbette kesin bir gercektir

    [24] Sana Ibrahim'in agırlanan konuklarının haberi geldi mi

    [25] Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demislerdi. O da: "Selam" demisti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk

    [26] Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, cok gecmeden semiz bir buzagı ile (geri) geldi

    [27] Derken onlara yaklastırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi

    [28] (Onlar yemeyince) Bunun uzerine icine bir tur korku dustu. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek cocuk mujdesini verdiler

    [29] Boylece karısı cıglıklar kopararak geldi ve yuzune vurarak: "Kısır, yaslı bir kadın (mı dogum yapacakmıs)? dedi

    [30] Dediler ki: "Oyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Cunku O, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [31] (Ibrahim) dedi ki: "Su halde sizin asıl isteginiz nedir, ey elciler

    [32] Dogrusu biz, suclu-gunahkar bir kavme gonderildik" dediler

    [33] Uzerlerine camurdan (iyice sertlesip kaskatı kesilmis) taslar yagdırmak icin

    [34] (Ki bu tasların her biri,) Rabbinin Katında olcuyu tasıranlar icin (herkese ayrı ayrı) isaretlenmistir

    [35] Bu arada, mu'minlerden orda kim varsa cıkardık

    [36] Ne var ki, orda Muslumanlardan olan bir evden baskasını bulmadık

    [37] Ve orada, acı bir azaptan korkanlar icin bir ayet bıraktık

    [38] Musa (olayın)da da (dusundurucu ayetler vardır). Hani Biz onu acık bir delille Firavun'a gondermistik

    [39] Fakat o, 'butun kisisel ve askeri gucuyle' yuz cevirdi ve: "(Bu,) Ya bir buyucu veya bir delidir" dedi

    [40] Bunun uzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak isler yapıyordu

    [41] Ad (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların uzerine koklerini kesen (akim) bir ruzgar gonderdik

    [42] Uzerinden gectigi hicbir seyi bırakmıyor, mutlaka curutup-kul gibi dagıtıyordu

    [43] Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir sureye kadar yararlanın" denmisti

    [44] Ancak Rablerinin emrine bas kaldırdılar; boylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım carpıp-yakaladı

    [45] Artık ne ayaga kalkmaya guc yetirebildiler, ne yardım bulabildiler

    [46] Bundan once Nuh kavmini de (yıkıma ugrattık). Cunku onlar da fasık bir kavim idi

    [47] Biz gogu 'buyuk bir kudretle' bina ettik ve suphesiz Biz, (onu) genisleticiyiz

    [48] Yeri de Biz doseyip-yaydık; ne guzel doseyici(yiz)

    [49] Ve Biz, herseyi iki cift yarattık. Umulur ki, ogut alıp-dusunursunuz

    [50] Oyleyse, Allah'a dogru (yonelip, sirkten ve bozulmalardan) kacın. Gercekten Ben sizi, O'ndan yana acıkca uyarıyorum

    [51] Allah ile beraber baska bir Ilah(ı ortak) kılmayın. Gercekten sizi, O'ndan yana acıkca uyarıyorum

    [52] Iste boyle; onlardan oncekiler de bir elci gelmeyiversin, mutlaka: "Buyucu ve cinlenmis" demislerdir

    [53] Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taskın (tagiy)' bir kavimdirler

    [54] Oyleyse sen, onlardan yuz cevir; artık kınanacak degilsin

    [55] Sen ogut verip-hatırlat; cunku gercekten ogutle-hatırlatma, mu'minlere yarar saglar

    [56] Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım

    [57] Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum

    [58] Hic suphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır

    [59] Artık gercekten, zulmedenler icin, (gecmisteki) arkadaslarının gunahlarına benzer bir gunah vardır. Su halde acele etmesinler

    [60] Kendilerine va'dedilen o (azap) gunlerinden dolayı vay o inkar edenlere

    Tûr

    Surah 52

    [1] Tur'a andolsun

    [2] Satır (satır) dizili kitaba

    [3] Yayılmıs ince deri uzerine

    [4] Ma'mur eve

    [5] Yukseltilmis tavana

    [6] Kabarıp, tutusan denize

    [7] Suphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerceklesecektir

    [8] Onu uzaklastırıp-engel olacak yoktur

    [9] O gun gok, sarsılıp calkalanır

    [10] Ve daglar (yerlerinden oynatan) bir yuruyusle yurur

    [11] Iste o gun, yalanlayanların vay haline

    [12] Ki onlar, 'daldıkları sacma bir ugrası' icinde oynayan-oyalananlardır

    [13] Cehennem atesine, 'kucultucu bir suruklenme ile ' suruklenecekleri gun

    [14] (Onlara soyle denir:) "Iste sizin yalanladıgınız ates budur

    [15] Bu da bir buyu mu, yoksa siz mi gormuyorsunuz

    [16] Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin icin birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

    [17] Hic suphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet icindedirler

    [18] Rablerinin verdikleriyle 'sevincli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'cılgınca yanan cehennemin' azabından korumustur

    [19] Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve icin

    [20] Ozenle dizilmis tahtlar uzerinde yaslanmıslardır. Ve Biz onları iri-ceylan gozlu hurilerle evlendirmisiz

    [21] Iman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hicbir seyi eksiltmedik. Her kisi kendi kazandıgına karsılık bir rehindir

    [22] Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik

    [23] Orada bir kadeh kapısır-cekisirler ki, onda ne 'bos ve sacma bir soz', ne gunaha sokma yoktur

    [24] Kendileri icin (hizmet eden) civanlar, etrafında donup dolasırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl

    [25] Kimi kimine donup sorarlar

    [26] Dediler ki: "Biz dogrusu daha once, ailemiz (yakın akrabalarımız) icinde endise edip-korkardık

    [27] Simdi Allah, bize lutufta bulundu ve 'hucrelere kadar isleyen kavurucu' azaptan korudu

    [28] Suphesiz, biz bundan once O'na dua (kulluk) ederdik. Gercekten O, iyiligi bol, esirgemesi cok olanın ta Kendisi'dir

    [29] Su halde sen, ogut verip-hatırlat; cunku sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun

    [30] Yoksa onlar: "Bir sairdir, biz ona zamanın (getirecegi) felaketleri gozluyoruz" mu diyorlar

    [31] De ki: "Siz gozetleyedurun; cunku ben de sizinle birlikte gozetleyenlerdenim

    [32] Yoksa bunu kendilerine sacma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir

    [33] Yoksa: "Onu kendisi uydurup-soyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar

    [34] Su halde, eger dogru sozluler iseler, benzeri bir soz getirsinler

    [35] Yoksa onlar, hicbir sey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi

    [36] Yoksa gokleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar

    [37] Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa ustun guc (herseyin denetim ve yonetim) sahipleri kendileri midir

    [38] Yoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yukselip en yuce makamda konusulanları) dinliyorlar? Oyleyse, dinleyenleri acık bir delil getirsin

    [39] Yoksa kızlar O'nun da, erkek-cocuklar sizin mi

    [40] Yoksa sen onlardan bir ucret mi istiyorsun ki, haksız bir borctan dolayı agır bir yuk altındalar

    [41] Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, boylece yazıp-duruyorlar

    [42] Yoksa hileli-bir duzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) ‘o inkar edenler hileli-duzene dusecek olanlardır

    [43] Yoksa onların, Allah'ın dısında baska bir ilahları mı var? Allah, onların sirk kostuklarından Yucedir

    [44] Eger gokten bir parcanın dusmekte oldugunu gorseler bile: "Ust uste yıgılmıs bir buluttur." derler

    [45] Oyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) carpılacakları gunlerine kavusuncaya kadar bırak

    [46] O gun, ne hileli-duzenleri kendilerine herhangi bir seyle yarar saglayacak, ne yardım gorecekler

    [47] Suphesiz zulmedenlere bundan once de bir azap vardır; ancak onların cogu bilmiyorlar

    [48] Artık, Rabbinin hukmune sabret; cunku gercekten sen, Bizim gozlerimizin onundesin. Ve her kalkısında Rabbini hamd ile tesbih et

    [49] Gecenin bir bolumunde ve yıldızların batısının ardında da O'nu tesbih et

    Necm

    Surah 53

    [1] Battıgı zaman yıldıza andolsun

    [2] Sahibiniz (arkadasınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı

    [3] O, hevadan (kendi istek, dusunce ve tutkularına gore) konusmaz

    [4] O (soyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir

    [5] Ona (bu Kur'an'ı) ustun (oldukca cetin) bir guc sahibi (Cebrail) ogretmistir

    [6] (Ki O,) Gorunumuyle carpıcı bir guzellige sahiptir. Hemen dogruldu

    [7] O, en yuksek bir ufuktaydı

    [8] Sonra yaklastı, derken sarkıverdi

    [9] Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlastı

    [10] Boylece O'nun kuluna vahyettigini vahyetti

    [11] Onun gordugunu gonul yalanlamadı

    [12] Yine de siz gordugu (sey) uzerinde onunla tartısacak mısınız

    [13] Andolsun, onu bir de diger iniste gormustu

    [14] Sidretu'l-Munteha'nın yanında

    [15] Ki Cennetu'l-Me'va onun yanındadır

    [16] Sidreyi orten ortmekte iken

    [17] Goz kayıp-sasmadı ve (sınırı) asmadı

    [18] Andolsun, o, Rabbinin en buyuk ayetlerinden olanı gordu

    [19] Gordunuz mu-haber verin; Lat ve Uzza'yı

    [20] Ve ucuncu (put) olan Menat'ı(n herhangi bir gucleri var mı)

    [21] Erkek (evlat) sizin, disi O'nun mu

    [22] Eger boyleyse, bu, carpık bir paylasma

    [23] Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve ongorunuze gore) isimlendirdiginiz (keyfi) isimlerden baskası degildir. Allah, onlarla ilgili 'hicbir delil' indirmemistir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alcak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gosterici gelmistir

    [24] Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulundugu' sey mi var

    [25] Iste son da, ilk de (ahiret ve dunya) Allah'ındır

    [26] Goklerde nice melekler vardır ki, onların sefaatleri hicbir seyle yarar saglamaz; ancak Allah'ın dileyip razı oldugu kimseye izin verdikten sonra baska

    [27] Gercek su ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri disi isimlerle isimlendiriyorlar

    [28] Oysa onların bununla ilgili hicbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gercekte zan, haktan yana hicbir yarar saglamaz

    [29] Su halde sen, Bizim zikrimize sırt ceviren ve dunya hayatından baskasını istemeyenden yuz cevir

    [30] Iste onların ilimden yana ulasabildikleri (son sınır) budur. Suphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur

    [31] Goklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; oyle ki, kotulukte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, guzel davranısta bulunanları da daha guzeliyle odullendirir

    [32] Ki onlar, ufak tefek gunahlar dısında, gunahın buyuk olanından ve cirkin utanmazlıklardan kacınırlar. Suphesiz senin Rabbin, magfireti genis olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan insa ettigi (yarattıgı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulundugunuz zaman da. Oyleyse kendinizi temize cıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir

    [33] Simdi, o yuz cevireni gordun mu

    [34] Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu

    [35] Gaybın ilmi onun yanında da o mu goruyor

    [36] Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi

    [37] Ve vefa eden Ibrahim'in (sahifelerinde) olan

    [38] Dogrusu, hicbir gunahkar, bir baskasının gunah yukunu yuklenmez

    [39] Suphesiz insana kendi emeginden baskası yoktur

    [40] Suphesiz kendi emegi (veya cabası) gorulecektir

    [41] Sonra ona en eksiksiz karsılık verilecektir

    [42] Elbette son varıs Rabbine olacaktır

    [43] Dogrusu, gulduren ve aglatan O'dur

    [44] Dogrusu, olduren ve dirilten O'dur

    [45] Dogrusu, ciftleri; erkek ve disiyi, yaratan O'dur

    [46] Bir damla sudan (dol yatagına) meni dokuldugu zaman

    [47] Gercek su ki, diger diriltme (yeniden nes'et) de O'na aittir

    [48] Dogrusu, muhtac olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hosnut kıldı

    [49] Dogrusu, 'Si'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur

    [50] Dogrusu, once gelen Ad (halkın)ı O yıkıma ugrattı

    [51] Semud'u da. Boylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı

    [52] Daha once Nuh kavmini de. Cunku onlar, daha zalim ve daha azgındılar

    [53] Altı ustune gelen (Lut kavminin) sehirlerini de O yerin dibine gecirdi

    [54] Boylece ona (o toplumun basına) sardırdıgını sardırdı

    [55] Oyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden suphe ediyorsun

    [56] Bu onceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır

    [57] O yaklasmakta olan yaklastı

    [58] Onu Allah'ın dısında ortaya cıkaracak baska (hicbir guc yoktur)

    [59] Simdi siz, bu sozden mi saskınlıga dusuyorsunuz

    [60] (Alayla) Guluyorsunuz ve aglamıyorsunuz

    [61] Ve suursuzca bas kaldırıyorsunuz

    [62] Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin

    Kamer

    Surah 54

    [1] Saat (kıyamet vakti) yakınlastı ve ay yarıldı

    [2] Onlar bir ayet (mucize) gorseler, sırt cevirirler ve: "(Bu,) Suregelen bir buyudur" derler

    [3] Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her is 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır

    [4] Andolsun, onlara (kendilerini sirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgecirtecek nice haberler geldi

    [5] (Ki her biri) Dorugunda-olgunlasmıs hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar saglamıyor

    [6] Oyleyse sen onlardan yuz cevir. O cagırıcının 'ne tanınmıs, ne gorulmus' bir seye cagıracagı gun

    [7] Gozleri 'zillet ve dehsetten dusmus olarak', sanki 'yayılan' cekirgeler gibi kabirlerinden cıkarlar

    [8] Boyunlarını cagırana dogru uzatmıs olarak kosarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gun

    [9] Kendilerinden once Nuh kavmi de yalanlamıstı; boylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmisti

    [10] Sonunda Rabbine dua etti: "Gercekten ben, yenik dusmus durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al

    [11] Biz de 'bardaktan bosanırcasına akan' bir su ile gogun kapılarını actık

    [12] Yeri de 'coskun kaynaklar' halinde fıskırttık. Derken su, takdir edilmis bir ise karsı (hukmumuzu gerceklestirmek uzere) birlesti

    [13] Ve onu da tahtalar ve civiler(le insa edilmis gemi) uzerinde tasıdık

    [14] Gozlerimiz onunde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) Inkar edilmis-nankorluk edilmis olan (Nuh)a bir mukafaat olmak uzere

    [15] Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat ogut alıp-dusunen var mı

    [16] Su halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmıs

    [17] Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp-dusunen var mı

    [18] Ad (kavmi) de yalanladı. Su halde Benim azabım ve uyarmam nasılmıs

    [19] Biz, o ugursuz (felaket yuklu ve) surekli bir gunde uzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gonderdik

    [20] Insanları sokup atıyordu; sanki onlar, kokunden sokulup-kopmus hurma kutukleriymis gibi

    [21] Su halde Benim azabım ve uyarmam nasılmıs

    [22] Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp-dusunen var mı

    [23] Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı

    [24] Dediler ki: "Bizden biri olan bir besere mi uyacagız? Bu durumda gercekten biz bir sapıklık (delalet) ve cılgınlık icinde kalmıs oluruz

    [25] Zikr (vahy) icimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o cok yalan soyleyen, kendini begenmis bir sımarıktır

    [26] Onlar yarın, kimin cok yalan soyleyen, kendini begenmis bir sımarık oldugunu bilip-ogreneceklerdir

    [27] Gercek su ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o disi deveyi kendilerine gondereniz. Su halde sen onları gozleyip-bekle ve sabret

    [28] Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildigini haber ver. Su alıs sırası (kiminse, o) hazır bulunsun

    [29] Derken arkadaslarını cagırdılar, o da bıcagını kapıp 'hayvanı ayagından bicip yere devirdi

    [30] Su halde Benim azabım ve uyarmam nasılmıs

    [31] Cunku Biz onların uzerine bir tek cıglık gonderdik. Boylece onlar, agıldaki calı-cırpı olan kuru ot gibi oluverdiler

    [32] Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp-dusunen var mı

    [33] Lut kavmi de uyarıları yalanladı

    [34] Biz de onların uzerine tas yagdıran bir kasırga gonderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık

    [35] Tarafımızdan bir nimet olarak. Iste Biz, sukredenleri boyle odullendiririz

    [36] Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karsı onları uyarmıstı. Fakat onlar, bu uyarıları kuskuyla karsılayıp-yalanlamakta direttiler

    [37] Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak icin baskı yaptılar. Biz de onların gozlerini silip kor ettik. "Iste azabımı ve uyarmamı tadın

    [38] Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, uzerlerinde kararını kılmıs bir azap yakalayıp-bastırıverdi

    [39] Simdi azabımı ve uyarmamı tadın

    [40] Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp-dusunen var mı

    [41] Andolsun Firavun ailesi (ve cevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi

    [42] Onlar Bizim ayetlerimizin tumunu yalanladılar. Biz de onları ustun ve guclu, kudretli olanın yakalayısıyla yakalayıverdik

    [43] Sizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin icin kitaplarda bir beraat mi var

    [44] Biz, 'birbiriyle yardımlasıp ocunu alan' bir toplumuz" mu diyorlar

    [45] Yakında o toplum bozguna ugratılacak ve arkalarını donup kacacaklardır

    [46] Daha dogrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtulus olmayan daha korkunc bir bela' ve daha acıdır

    [47] Hic suphesiz suclular-gunahkarlar, bir sapmıslık (dalalet) ve cılgınlık icindedirler

    [48] Atesin icinde yuzukoyun suruklenecekleri gun cehennemin dokunusunu tadın" (denecek)

    [49] Hic suphesiz, Biz herseyi kader ile yarattık

    [50] Bizim emrimiz, bir goz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir

    [51] Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma ugrattık. Fakat ogut alıp-dusunen var mı

    [52] Onların islemis oldukları hersey kitaplarda (yazılı)dır

    [53] Kucuk, buyuk hersey satır satır (yazılı)dır

    [54] Hic suphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (cevresin)dedirler

    [55] Cok kudretli, mulkunun sonu olmayan (Allah)ın yanında dogruluk makamındadırlar

    Rahmân

    Surah 55

    [1] Rahman (olan Allah)

    [2] Kur'an'ı ogretti

    [3] Insanı yarattı

    [4] Ona beyanı ogretti

    [5] Gunes ve ay (belli) bir hesap iledir

    [6] Bitki ve agac (O'na) secde etmektedirler

    [7] Gokyuzu, Onu da yukseltti ve mizanı koydu

    [8] Sakın mizanda 'haksızlık ve taskınlık yapmayın

    [9] Tartıyı adaletle tutup-dogrultun ve tartıyı noksan tutmayın

    [10] Yere gelince, onu da (yaratılmıs butun) varlıklar icin alcalttı-koydu

    [11] Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var

    [12] Yapraklı taneler ve guzel kokulu bitkiler

    [13] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [14] Insanı, ateste pismis gibi kuru bir camurdan yarattı

    [15] Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir atesten' yarattı

    [16] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [17] O, iki dogunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir

    [18] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [19] Birbirleriyle kavusmak uzere iki denizi salıverdi

    [20] Ikisi arasında bir engel (berzah) vardır; birbirlerinin sınırını gecmezler

    [21] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [22] Ikisinden de inci ve mercan cıkar

    [23] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [24] Denizde koca daglar gibi yukselen gemiler O'nundur

    [25] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [26] (Yer) Uzerindeki hersey yok olucudur

    [27] Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yuzu (Kendisi) baki kalacaktır

    [28] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [29] Goklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gun bir istedir

    [30] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [31] Ey (yeryuzune yukletilmis) iki agırlık (olan ins ve cin), yakında (ahirette hesabınızı gormek uzere) sizin icin de vakit bulacagız

    [32] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [33] Ey cin ve ins toplulukları, eger goklerin ve yerin bucaklarından asıp-gecmeye guc yetirebilirseniz, hemen asın; ancak 'ustun bir guc (sultan)' olmaksızın asamazsınız

    [34] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [35] Ikinizin de uzerine atesten yalın bir alev ve (bakır gibi erimis) kıpkızıl bir duman salıverilir de 'kurtulup-basaramazsınız

    [36] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [37] Sonra gok yarılıp yag gibi erimis olarak kıpkırmızı bir gul oldugu zaman

    [38] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [39] Iste o gun, ne insana, ne cinne gunahından sorulmaz

    [40] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [41] (Cunku o gun) Suclu-gunahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar

    [42] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [43] Iste bu, suclu-gunahkarların kendisini yalanladıkları cehennemdir

    [44] Onlar, kendisiyle alabildigine kaynar hale getirilmis su arasında donup-dolasırlar

    [45] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [46] Rabbin makamından korkan kimse icin ise iki cennet vardır

    [47] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [48] Cesit cesit 'inceliklere ve guzelliklere' (veya her turden sık agaclara) sahiptirler

    [49] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [50] Ikisinde de akmakta olan iki pınar vardır

    [51] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [52] Ikisinde de her meyveden iki cift vardır

    [53] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [54] Astarları, agır islenmis atlastan yataklar uzerinde yaslanırlar. Iki cennetin de meyve-devsirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır

    [55] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [56] Orada bakıslarını yalnızca eslerine cevirmis kadınlar vardır ki, bunlardan once kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmustur

    [57] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [58] Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler

    [59] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [60] Ihsanın karsılıgı ihsandan baskası mıdır

    [61] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [62] Bu-ikisinin otesinde iki cennet daha var

    [63] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [64] Alabildigine yemyesildirler

    [65] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [66] Iclerinde durmaksızın fıskırıp-akan iki pınar vardır

    [67] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [68] Iclerinde (her turden) meyve, essiz-hurma ve essiz-nar vardır

    [69] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [70] Orada huyları guzel, yuzleri guzel kadınlar vardır

    [71] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [72] Otaglar icinde korunmus huri kadınlar

    [73] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [74] Bunlardan once kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmustur

    [75] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [76] Yesil yastıklara ve carpıcı guzellikteki doseklere yaslanırlar

    [77] Su halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [78] Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne Yucedir

    Vâkıa

    Surah 56

    [1] Vakıa (kesin bir gercek olan kıyamet) vuku buldugu zaman

    [2] Onun vukuuna (gerceklesmesine artık) yalan diyecek yoktur

    [3] O asagılatıcı, yucelticidir

    [4] Yer, siddetli bir sarsıntıyla sarsıldıgı

    [5] Ve daglar darmadagın olup ufalandıgı

    [6] Derken toz duman halinde dagılıp-savruldugu

    [7] Ve sizler de uc sınıf oldugunuz zaman

    [8] Iste o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene

    [9] Ashab-ı Mes'eme" ne (mutsuz ve ugursuzdur o) "Ashab-ı Mes'eme

    [10] Yarısıp one gecenler de, one gecmis onculerdir

    [11] Iste onlar, yakınlastırılmıs (mukarreb) olanlardır

    [12] Nimetlerle-donatılmıs cennetler icinde

    [13] Bircogu gecmis (ummet)lerden

    [14] Birazı da sonrakilerden

    [15] Ozenle islenmis mucevher' tahtlar uzerindedirler

    [16] Karsılıklı yaslanmıslardır

    [17] Cevrelerinde olumsuzluge ulasmıs gencler donup dolasır

    [18] Kaynagından (doldurulmus) testiler, ibrikler ve kadehler

    [19] Ki bundan ne baslarını bir agrı tutar, ne de kendilerinden gecip akılları celinir

    [20] Arzulayıp-sececekleri meyveler

    [21] Canlarının cektigi kus eti

    [22] Ve iri gozlu huriler

    [23] Sanki saklı inciler gibi

    [24] Yaptıklarına bir karsılık olmak uzere (onlara sunulur)

    [25] Orada, ne 'sacma ve bos bir soz' isitirler, ne gunaha sokma

    [26] Yalnızca bir soz (isitirler:) "Selam, selam

    [27] Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin

    [28] Yuklu dalları bukulmus kiraz (agacları)

    [29] Ustuste dizili meyveleri sarkmıs muz agacları

    [30] Yayılıp-uzanmıs golgeler

    [31] Durmaksızın akan su(lar)

    [32] Ve (daha) bircok meyveler arasında

    [33] Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)

    [34] Yukseklere-kurulmus dosekler (sedirler)

    [35] Gercek su ki, Biz onları yeni bir insa (yaratma) ile insa edip-yarattık

    [36] Onları hep bakireler olarak kıldık

    [37] Eslerine sevgiyle tutkun (ve) hep yasıt

    [38] Ashab-ı Yemin" olanlar icin

    [39] (Bunların) Bircogu gecmis (ummet)lerden

    [40] Bircogu da sonrakilerdendir

    [41] Ashab-ı Simal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Simal

    [42] Hucrelere isleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su

    [43] Ve kapkara dumandan bir golge icindedirler

    [44] Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)

    [45] Cunku onlar, bundan once varlık icinde sımartılmıs olanlardı

    [46] Onlar, buyuk gunah uzerinde ısrarlı davrananlardı

    [47] Ve derlerdi ki: "Biz oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuzda mı, gercekten biz mi diriltilecekmisiz

    [48] Onceden gelip-gecmis atalarımız da mı

    [49] De ki: "Suphesiz, oncekiler de ve sonrakiler de

    [50] Bilinen bir gunun belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır

    [51] Sonra gercekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar

    [52] Suphesiz zakkum olan bir agactan yiyeceksiniz

    [53] Boylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız

    [54] Onun uzerine de alabildigine kaynar sudan iceceksiniz

    [55] Ustelik 'ictikce susayan hasta develerin' icisi gibi iceceksiniz

    [56] Iste bu, onların din (hesap ve ceza) gununde solenleridir

    [57] Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz

    [58] Simdi (rahimlere) dokmekte oldugunuz meniyi gordunuz mu

    [59] Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz

    [60] Sizin aranızda olumu takdir eden Biziz ve Bizim onumuze gecilmis degildir

    [61] (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-degistirme ve sizi simdi bilemeyeceginiz bir sekilde-insa etme konusunda

    [62] Andolsun, ilk insa (yaratma)yı bildiniz; ama ogut alıp-dusunmeniz gerekmez mi

    [63] Simdi ekmekte oldugunuz (tohum)u gordunuz mu

    [64] Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz

    [65] Eger dilemis olsaydık, gercekten onu bir ot kırıntısı kılardık; boylelikle sasar-kalırdınız

    [66] (Soyle de sızlanırdınız:) "Dogrusu biz, agır bir borc altına girip-zorlandık

    [67] Hayır, biz busbutun yoksun bırakıldık

    [68] Simdi siz, icmekte oldugunuz suyu gordunuz mu

    [69] Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz

    [70] Eger dilemis olsaydık onu tuzlu kılardık; sukretmeniz gerekmez mi

    [71] Simdi yakmakta oldugunuz atesi gordunuz mu

    [72] Onun agacını sizler mi insa ettiniz (yarattınız), yoksa onu insa eden Biz miyiz

    [73] Biz onu hem bir ogut ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık

    [74] Su halde buyuk Rabbini ismiyle tesbih et

    [75] Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim

    [76] Suphesiz bu, eger bilirseniz gercekten buyuk bir yemindir

    [77] Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir

    [78] Saklanmıs-korunmus bir Kitap'ta (yazılı)dır

    [79] Ona, temizlenip-arınmıs olanlardan baskası dokunamaz

    [80] Alemlerin Rabbinden indirilmedir

    [81] Simdi siz bu sozu mu hor gorup-kucumsuyorsunuz

    [82] Ve rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz

    [83] Hele can bogaza gelip dayandıgında

    [84] Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz

    [85] Biz ona sizden daha yakınız; ancak gormezsiniz

    [86] Iste o vakit, eger ceza gormeyecek iseniz

    [87] Eger dogru soyluyorsanız, onu, (cıkmakta olan canı) geri cevirsenize

    [88] Eger o (olecek kisi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise

    [89] Bu durumda rahatlık, guzel rızık ve nimetlerle donatılmıs cennet (onundur)

    [90] Ve eger "Ashab-ı Yemin"den ise

    [91] Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana

    [92] Ve eger o, yalanlayan sapıklardan ise

    [93] Artık (onun icin) alabildigine kaynar sudan bir solen vardır

    [94] Ve cılgınca yanan atese bir atılma da

    [95] Suphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gercektir (Hakku'l-Yakin)

    [96] Oyleyse buyuk Rabbini ismiyle tesbih et

    Hadîd

    Surah 57

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Allah'ı tesbih etmistir. O, ustun ve guclu (aziz) olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Goklerin ve yerin mulku O'nundur. Diriltir ve oldurur. O, herseye guc yetirendir

    [3] O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herseyi bilendir

    [4] Gokleri ve yeri altı gunde yaratan, sonra arsa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan cıkanı, gokten ineni ve ona cıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [5] Goklerin ve yerin mulku O'nundur. (Sonunda butun) isler Allah'a dondurulur

    [6] Geceyi gunduze baglayıp-katar, gunduzu de geceye baglayıp-katar. O, goguslerin ozunde (saklı) olanı bilendir

    [7] Allah'a ve Resulu’ne iman edin. "Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdigi' seylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara buyuk bir ecir vardır

    [8] Size ne oluyor ki, elci sizi Rabbinize iman etmeye cagırıp-dururken Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir soz almıstı. Eger mu'min iseniz (inanıp sozunuzu gerceklestirin)

    [9] Sizi karanlıklardan nura cıkarması icin kuluna apacık ayetler indiren O'dur. Suphesiz Allah, size karsı elbette sefkatli olandır, esirgeyendir

    [10] Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa goklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Icinizden, fetihten once infak eden ve savasanlar (baskasıyla) bir olmaz. Iste onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savasanlardan daha buyuktur. Allah, her birine en guzel olanı va'detmistir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    [11] Allah'a guzel bir borc verecek olan kimdir? Artık Allah, bunu onun icin kat kat arttırır. Onun icin ‘kerim (ustun ve onurlu) bir ecir vardır

    [12] O gun, mu'min erkekler ile mu'min kadınları, nurları onlerinde ve saglarında kosarken gorursun. "Bugun sizin mujdeniz, icinde ebedi kalıcılar (oldugunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." Iste 'buyuk kurtulus ve mutluluk' budur

    [13] O gun, munafık erkekler ile munafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dunyaya) donun de bir nur arayıp-bulmaya calısın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur cekilmistir; onun ic yanında rahmet, dıs yanında o yonden azap vardır

    [14] (Munafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte degil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye dusurdunuz, (Muslumanları acıların ve yıkımların sarmasını) gozetip-beklediniz, (Allah'a ve Islam'a karsı) kuskulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan olum) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden gorunerek) aldatmıs oldu

    [15] Artık bugun sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkar edenlerden de.. Barınma yeriniz atestir, sizin veliniz (size yarasan dost) odur; o ne kotu bir gidis yeridir

    [16] Iman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmis olanın zikri icin kalplerinin 'saygı ve korku ile yumusaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan once kendilerine kitap verilmis, sonra uzerlerinden uzun bir sure gecmis, boylece kalpleri de katılasmıs bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan cogu fasık olanlardı

    [17] Bilin ki gercekten Allah, olumunden sonra yeryuzune hayat verir. Suphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri acıkladık

    [18] Gercek su ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a guzel bir borc verenler; onlar icin kat kat arttırılır ve 'kerim (ustun ve onurlu)' olan ecir de onlarındır

    [19] Allah'a ve O'nun Resulu’ne iman edenler; iste onlar Rableri Katında sıddiklar ve sehidler (veya sahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. Inkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; iste onlar da cehennem halkıdır

    [20] Bilin ki, dunya hayatı ancak bir oyun, '(eglence turunden) tutkulu bir oyalama', bir sus, kendi aranızda bir ovunme (suresi ve konusu), mal ve cocuklarda bir 'cogalma-tutkusu'dur. Bir yagmur ornegi gibi; onun bitirdigi ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hosuna gitmistir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmis, sonra o, bir cer-cop oluvermistir. Ahirette ise siddetli bir azap; Allah'tan bir magfiret ve bir hosnutluk (rıza) vardır. Dunya hayatı, aldanıs olan bir metadan baska bir sey degildir

    [21] Rabbinizden olan bir magfirete ve cennete (kavusmak icin) 'caba gosterip-yarısın,' ki (o cennet) genisligi gok ile yerin genisligi gibi olup Allah'a ve Resulu’ne iman edenler icin hazırlanmıstır. Iste bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu diledigine verir. Allah buyuk fazl sahibidir

    [22] Yeryuzunde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan once, bir kitapta (yazılı) olmasın. Suphesiz bu, Allah'a gore pek kolaydır

    [23] Oyle ki, elinizden cıkana karsı uzuntu duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-sımarmayasınız. Allah, buyukluk taslayıp boburleneni sevmez

    [24] Ki onlar, cimrilik ederler ve insanlara cimriligi emr (tavsiye) ederler. Her kim yuz cevirirse, artık suphesiz Allah, Ganiy (hicbir seye muhtac olmayan), Hamid (ovulmeye layık olan) O'dur

    [25] Andolsun, Biz elcilerimizi apacık belgelerle gonderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine cetin bir sertlik ve insanlar icin (cesitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; oyle ki Allah, Kendisi'ne ve elcilerine gayb ile (gormedikleri halde) kimlerin yardım edecegini bilsin (ortaya cıkarsın). Suphesiz Allah, buyuk kuvvet sahibidir, ustun olandır

    [26] Andolsun, Biz Nuh'u ve Ibrahim'i (elci olarak) gonderdik, peygamberligi ve kitabı onların soylarında kıldık. Oyle iken, iclerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan bircogu da fasık olanlardır

    [27] Sonra onların izleri uzerinde elcilerimizi birbiri ardınca gonderdik. Meryem oglu Isa'yı da arkalarından gonderdik; ona Incil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir sefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Turettikleri ruhbanlıgı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak icin (turettiler) ama buna da gerektigi gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan bircogu da fasık olanlardır

    [28] Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elcisine iman edin, size Kendi rahmetinden iki kat (guzel karsılık) versin. Size kendisiyle yuruyeceginiz bir nur kılsın ve size magfiret etsin. Allah cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [29] Oyle ki, Kitap Ehli (Yahudi ve Hıristiyanlar) Allah'ın fazlından hicbir seye 'guc yetirip-sahip olmadıklarını' ve fazlın muhakkak Allah'ın elinde oldugunu, onu diledigine verdigini bilip-ogrensin. Allah, buyuk fazl (ustun lutuf ve ihsan) sahibidir

    Mücâdele

    Surah 58

    [1] Gercekten Allah, esi konusunda seninle tartısan ve Allah'a sikayette bulunan (kadın)ın sozunu isitti. Allah, aranızda gecen konusmaları isitiyordu. Suphesiz Allah, isitendir, gorendir

    [2] Sizden kadınlarına "zıhar"da bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri degildir. Anneleri, yalnızca kendilerini doguranlardır. Suphesiz onlar, cirkin ve yalan soylemektedirler. Gercekten Allah, cok affeden, cok bagıslayandır

    [3] Kadınlarına "zıhar"da bulunanlar, sonra soylediklerinden geri donenlerin, birbirleriyle temas etmeden once bir koleyi ozgurlugune kavusturmaları gerekir. Iste size bununla ogut verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı haber alandır

    [4] Ancak buna (imkan) bulamayanlar (icin de) birbirleriyle temas etmeden once, kesintisiz iki ay oruc (yuklenmistir); buna guc yetiremeyenler altmıs yoksulu doyursun. Bu (kolaylık), Allah'a ve O'nun Resulu’ne iman etmeniz dolayısıyladır. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler icinse acı bir azap vardır

    [5] Gercekten Allah'a ve Resulu’ne karsı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkısmakla) baskaldıranlar, kendilerinden oncekilerin alcaltılması gibi alcaltılmıslardır. Oysa Biz apacık ayetler indirdik. Kafirler icin kucultucu bir azap vardır

    [6] Allah, hepsini diriltecegi gun, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıstır; onlar ise onu unutmuslardır. Allah, herseye sahid olandır

    [7] Allah'ın goklerde ve yerde olanların tumunu gercekten bilmekte oldugunu gormuyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar duzenleyip) Fısıldasmakta olan uc kisiden dordunculeri mutlaka O'dur; besin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya cok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet gunu kendilerine haber verecektir. Suphesiz Allah, herseyi bilendir

    [8] Gizli toplantıların fısıldasmalarından’ (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri seye donenleri; gunah, dusmanlık ve Peygamber’e isyanı (aralarında) fısıldasanları gormuyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladıgı bicimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Soylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kotu bir gidis yeridir

    [9] Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konusmalarda bulunacagınız zaman, bundan boyle gunah, dusmanlık ve Peygamber’e isyanı fısıldasıp-konusmayın; birri (iyiligi) ve takvayı konusun ve huzurunda toplanacagınız Allah'tan sakının

    [10] Suphesiz 'gizli toplantıların fısıldasmaları' (kulis), iman edenleri uzuntuye dusurmek icin ancak seytan (urunu olan isler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o, onlara hicbir seyle zarar verecek degildir. Su halde mu'minler, yalnızca Allah'a tevekkul etsinler

    [11] Ey iman edenler, size meclislerde "Yer acın" dendigi zaman, yer acın; Allah size genislik versin. Size: "Kalkın" denildigi zaman da kalkın. Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yukseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    [12] Ey iman edenler, Peygambere gizli bir sey arzedeceginiz zaman, gizli konusmanızdan once bir sadaka verin. Bu, sizin icin daha hayırlı ve daha temizdir. Sayet (buna imkan) bulamazsanız, artık suphesiz Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [13] Gizli konusmanızdan once sadaka vermekten urktunuz mu? Cunku yapmadınız, Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. Su halde namazı dosdogru kılın, zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resulu’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    [14] Allah'ın kendilerine karsı gazablandıgı bir kavmi veli (dost ve muttefik) edinenleri gormedin mi? Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan. Kendileri de (acıkca gercegi) bildikleri halde, yalan uzere yemin ediyorlar

    [15] Allah, onlara siddetli bir azap hazırlamıstır. Dogrusu onların yaptıkları ne kotudur

    [16] Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, boylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar icin alcaltıcı bir azap vardır

    [17] Ne malları, ne cocukları onlara Allah'a karsı hicbir seyle yarar saglamaz. Onlar, atesin halkıdır, icinde suresiz kalacaklardır

    [18] Onların tumunu Allah'ın diriltecegi gun, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir sey uzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gercekten onlar, yalan soyleyenlerin ta kendileridir

    [19] Seytan onları sarıp-kusatmıstır; boylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmustur. Iste onlar, seytanın fırkasıdır. Dikkat edin; suphesiz seytanın fırkası, husrana ugrayanların ta kendileridir

    [20] Hic suphesiz Allah'a ve Resulu’ne karsı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkısmakla) baskaldıranlar; iste onlar, en cok zillete dusenler arasında olanlardır

    [21] Allah, yazmıstır: "Andolsun, ben galip gelecegim ve elcilerim de." Gercekten Allah, en buyuk kuvvet sahibidir, guclu ve ustun olandır

    [22] Allah'a ve ahiret gunune iman eden hicbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elcisine baskaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bagı kurmus olsunlar; bunlar, ister babaları, ister cocukları, ister kardesleri, isterse kendi asiretleri (soyları) olsun. Onlar, oyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmıs ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemistir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda suresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmus, onlar da O'ndan razı olmuslardır. Iste onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; suphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerceklestirip kurtulus) bulanların ta kendileridir

    Haşr

    Surah 59

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Allah'ı tesbih etmistir. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Kitap Ehlinden inkar edenleri ilk surgunde yurtlarından cıkaran O'dur. Onların cıkacaklarını siz sanmamıstınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacagını sanmıslardı. Boylece Allah(ın azabı) da, onlara hesaba katmadıkları bir yonden geldi, yureklerine korku saldı; oyle ki evlerini kendi elleriyle ve mu'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın

    [3] Eger Allah, onlara surgunu yazmamıs olsaydı, muhakkak onları (yine) dunyada azaplandırırdı. Ahirette ise onlar icin ates azabı vardır

    [4] Bu, onların Allah'a ve O'nun Resulu’ne 'baskaldırıp ayrılık cıkarmaları' dolayısıyladır. Kim Allah'a baskaldırıp-ayrılık cıkarırsa, muhakkak Allah, cezası (ikabı) pek siddetli olandır

    [5] Hurma agaclarından her neyi kesmisseniz veya kokleri uzerinde dimdik bırakmıssanız, (bu) Allah'ın izniyledir ve fasık olanları alcaltması icindir

    [6] Onlardan Allah'ın elcisine verdigi "fey'e" gelince, ki siz buna karsı (bunu elde etmek icin) ne at, ne deve surdunuz. Ancak Allah, elcilerini dilediklerinin ustune musallat kılar. Allah, herseye guc yetirendir

    [7] Allah'ın o (fethedilen) sehir halkından Resulu’ne verdigi fey, Allah'a, Resul’e, (ve Resul’e) yakın akrabalıgı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmıslara aittir. Oyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında donup-dolasan bir devlet olmasın. Resul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Suphesiz Allah, cezası (ikabı) pek siddetli olandır

    [8] (Bundan baska bu mallar,) Hicret eden fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lutuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resulu’ne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından surulup-cıkarılmıslardır. Iste bunlar, sadık olanlar bunlardır

    [9] Kendilerinden once o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gonullerine) yerlestirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen seylerden dolayı iclerinde bir ihtiyac (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir acıklık (ihtiyac) olsa bile (kardeslerini) oz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmussa, iste onlar, felah (kurtulus) bulanlardır

    [10] Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden once iman etmis olan kardeslerimizi bagısla ve kalplerimizde iman edenlere karsı bir kin bırakma. Rabbimiz, gercekten Sen, cok sefkatlisin, cok esirgeyicisin

    [11] Munafıklık edenleri gormuyor musun ki, Kitap Ehlinden inkar eden kardeslerine derler ki: "Andolsun, eger siz (yurtlarınızdan) cıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte cıkarız ve size karsı olan hic kimseye, hicbir zaman itaat etmeyiz. "Eger size karsı savasılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah, sahidlik etmektedir ki onlar, gercekten yalancıdırlar

    [12] Andolsun, (yurtlarından) cıkarılacak olurlarsa onlarla birlikte cıkmazlar. Onlara karsı savasılırsa da, kendilerine yardımda bulunmazlar; yardım etseler bile (arkalarına) donup-kacarlar. Sonra kendilerine yardım edilmez

    [13] Herhalde iclerinde 'dehset ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha cetinsiniz. Bu, suphesiz onların 'derin bir kavrayısa sahip olmamaları' dolayısıyla boyledir

    [14] Onlar, iyice korunmus sehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savasmazlar. Kendi aralarındaki carpısmaları ise pek siddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparcadır. Bu, suphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla boyledir

    [15] Kendilerinden once yakın gecmiste olanların durumu gibi; onlar, yaptıklarının sonucunu tadmıslardır. Onlara acı bir azap vardır

    [16] Seytanın durumu gibi; cunku insana "Inkar et" dedi, inkar edince de: "Gercek su ki, ben senden uzagım. Dogrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi

    [17] Sonunda onların akibetleri, suphesiz atesin icinde ikisinin de suresiz olarak kalıcı olmalarıdır. Iste zalim olanların cezası budur

    [18] Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın icin neyi takdim ettigine baksın. Allah'tan korkun. Hic suphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    [19] Kendileri Allah'ı unutmus, boylece O da onlara kendi nefislerini unutturmus olanlar gibi olmayın. Iste onlar, fasık olanların ta kendileridir

    [20] Ates halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı 'umduklarına kavusup mutluluk icinde olanlardır

    [21] Sayet Biz bu Kur'an'ı bir dagın uzerine indirmis olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile bas egmis, parca parca olmus gorurdun. Iste Biz, belki dusunurler diye, insanlara boyle ornekler veririz

    [22] O Allah ki, O'ndan baska Ilah yoktur. Gaybı da, musahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur

    [23] O Allah ki, O'ndan baska Ilah yoktur. Meliktir; Kuddustur; Selam'ır; Mu'mindir; Muheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mutekebbirdir. Allah, (musriklerin) sirk kostuklarından cok Yucedir

    [24] O Allah ki, Yaratan'dır, (en guzel bir bicimde) kusursuzca var edendir, 'sekil ve suret' verendir. En guzel isimler O'nundur. Goklerde ve yerde olanların tumu O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir

    Mümtehine

    Surah 60

    [1] Ey iman edenler, Benim de dusmanım, sizin de dusmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karsı sevgi yoneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmisler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elciyi de, sizi de (yurtlarınızdan) surup-cıkarmıslardır. Eger siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla cıkmıssanız (nasıl) onlara karsı hala sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve acıga vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından sasırıp-sapmıs olur

    [2] Eger sizi ele gecirecek olurlarsa, size dusman kesilirler, ellerini ve dillerini kotulukle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi icten arzu etmislerdir

    [3] Ne yakın akrabalarınız, ne cocuklarınız kıyamet gunu size bir yarar saglayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [4] Ibrahim ve onunla birlikte olanlarda size guzel bir ornek vardır. Hani kendi kavimlerine demislerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dısında taptıklarınızdan gercekten uzagız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir dusmanlık ve bir kin bas gostermistir." Ancak Ibrahim'in babasına: "Sana bagıslanma dileyecegim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir seye karsı senin icin gucum yetmez." demesi haric. "Ey Rabbimiz, biz Sana tevekkul ettik ve 'icten Sana yoneldik.' Donus Sanadır

    [5] Rabbimiz, bizi inkar edenler icin fitne (deneme konusu) kılma ve bizi bagısla Rabbimiz. Suphesiz Sen, ustun ve guclusun, hukum ve hikmet sahibisin

    [6] Andolsun, onlarda sizlere, Allah'ı ve ahiret gununu umud edenlere guzel bir ornek vardır. Kim yuz cevirecek olursa, artık suphesiz Allah, Ganiy (hicbir seye ihtiyacı olmayan), Hamid (ovulmeye layık olan)dır

    [7] Belki Allah, sizlerle onlardan kendilerine karsı dusmanlık besledikleriniz arasında bir sevgi-bagı kılar. Allah, guc yetirendir. Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [8] Allah, sizinle din konusunda savasmayan, sizi yurtlarınızdan surup-cıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Cunku Allah, adalet yapanları sever

    [9] Allah, ancak din konusunda sizinle savasanları, sizi yurtlarınızdan surup-cıkaranları ve surulup-cıkarılmanız icin arka cıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir

    [10] Ey iman edenler, mu'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Sayet (gercekten) mu'min kadınlar olduklarını bilip-ogrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri cevirmeyin. (Cunku) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri icin) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mu'min kadınlara) ucretlerini (mehirlerini) verdiginiz takdirde onları nikahlamanızda size bir gucluk yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar icin) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mu'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hukmudur; sizin aranızda hukmeder. Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [11] Ve eger eslerinizden (kafirlere kacmalarından dolayı) herhangi bir sey kafirlere gecer, boylece siz de (savasta onları yenip) ganimete kavusursanız, esleri (kacıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisi'ne iman ettiginiz Allah'tan sakının

    [12] Ey Peygamber, mu'min kadınlar, Allah'a hicbir seyi ortak kosmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, cocuklarını oldurmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira duzup-uydurmamak (gayri mesru olan bir cocugu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, guzel ve yararlı bir is) konusunda isyan etmemek uzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar icin Allah'tan magfiret iste. Suphesiz Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [13] Ey iman edenler, Allah'ın kendilerine karsı gazablandıgı bir kavmi veli (dost ve muttefik) edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri gibi ahiretten umut kesmislerdir

    Saff

    Surah 61

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Allah'ı tesbih etmistir. O, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Ey iman edenler, yapmayacagınız seyi neden soylersiniz

    [3] Yapmayacagınız seyi soylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından buyudu (buyuk bir suc teskil etti)

    [4] Suphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmis bir bina gibi saf baglayarak carpısanları sever

    [5] Hani Musa, kavmine demisti ki: "Ey kavmim, gercekten benim sizin icin Allah'tan gonderilmis bir elci oldugumu bildiginiz halde, nicin bana eziyet ediyorsunuz?" Iste onlar egrilip-sapınca Allah da onların kalplerini egriltip saptırmıs oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez

    [6] Hani Meryem oglu Isa da: "Ey Israilogulları, gercekten ben, sizin icin Allah'tan gonderilmis bir elciyim. Benden onceki Tevrat'ı dogrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elcinin de mujdeleyicisiyim" demisti. Fakat o, onlara apacık belgelerle gelince: "Bu, acıkca bir buyudur" dediler

    [7] Islam'a cagrıldıgı halde, Allah'a karsı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez

    [8] Onlar, Allah'ın nurunu agızlarıyla sondurmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hos gormese bile

    [9] Elcilerini hidayet ve hak din uzere gonderen O'dur. Oyle ki onu (hak din olan Islam'ı) butun dinlere karsı ustun kılacaktır; musrikler hos gormese bile

    [10] Ey iman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi

    [11] Allah'a ve O'nun Resulu’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda mucadele edersiniz. Bu, sizin icin daha hayırlıdır; eger bilirseniz

    [12] O da sizin gunahlarınızı bagıslar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki guzel konaklara yerlestirir. Iste 'buyuk mutluluk ve kurtulus' budur

    [13] Ve seveceginiz bir baska (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mu'minleri mujdele

    [14] Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun: Meryem oglu Isa'nın havarilere: "Allah'a (yonelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demislerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Boylece Israilogulları'ndan bir topluluk iman etmis, bir topluluk da inkar etmisti. Sonunda Biz iman edenleri dusmanlarına karsı destekledik, onlar da ustun geldiler

    Cum'a

    Surah 62

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu, Melik; Kuddus; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder

    [2] O, ummiler icinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti ogreten bir elci gonderendir. Oysa onlar, bundan once gercekten acıkca bir sapıklık icinde idiler

    [3] Ve henuz kendilerine ulasıp-katılmamıs olan digerlerine de (peygamber gonderilmistir); O (Allah), ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [4] Bu, Allah'ın diledigine verdigi fazl (lutuf ve ihsan)ıdır. Allah, buyuk fazl sahibidir

    [5] Kendilerine Tevrat yukletilip de sonra onu (icindeki derin anlamları, hikmet ve hukumleriyle geregi gibi) yuklenmemis olanların durumu, koskoca kitap yuku tasıyan esegin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kotudur. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez

    [6] De ki: "Ey Yahudi olanlar, eger siz, (butun) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gercekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) oldugunuzu one suruyorsanız, su halde olumu temenni edin; eger dogru sozlu iseniz (bunu cekinmeden yapın)

    [7] Oysa onlar, ellerinin one takdim ettikleri dolayısıyla bunu hicbir zaman temenni edemezler. Allah, zalimleri bilendir

    [8] De ki: "Elbette sizin kendisinden kactıgınız olum, suphesiz sizinle karsılasıp-bulusacaktır. Sonra gaybı da, musahede edilebileni de bilen (Allah)a donduruleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir

    [9] Ey iman edenler, cuma gunu namaz icin cagrı yapıldıgı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye kosun ve alıs-verisi bırakın. Eger bilirseniz, bu sizin icin daha hayırlıdır

    [10] Artık namazı kılınca, yeryuzunde dagılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı cokca zikredin; umulur ki felaha (kurtulusa ve umduklarınıza) kavusmus olursunuz

    [11] Oysa onlar (kendilerini tumuyle Allah'a ve Islam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eglence gordukleri zaman, (hemen) ona sokun ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın Katında bulunan, eglenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    Münâfikûn

    Surah 63

    [1] Munafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gercekten sehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elcisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elcisisin. Allah, suphesiz munafıkların yalan soylediklerine sahidlik eder

    [2] Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Dogrusu ne kotu sey yapıyorlar

    [3] Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla boyledir. Boylece kalplerinin uzerini muhurlemistir, artık onlar kavrayamazlar

    [4] Sen onları gordugun zaman cusseli yapıları begenini kazanmaktadır. Konustukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sutun gibi) dayandırılmıs ahsap-kutuk gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her cagrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar dusmandırlar, bu yuzden onlardan kacınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da cevriliyorlar

    [5] Onlara: "Gelin Allah'ın Resulu sizin icin magfiret (bagıslanma) dilesin," denildigi zaman baslarını yana cevirdiler. Sen, onların buyukluk taslamıslar olarak yuz cevirmekte olduklarını gorursun

    [6] Senin onlar adına magfiret dilemen ile magfiret dilememen onlar icin birdir. Allah, onlara kesin olarak magfiret etmeyecektir. Suphesiz Allah, fasık bir kavme hidayet vermez

    [7] Onlar ki: "Allah'ın Resulu yanında bulunanlara hicbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dagılıp gitsinler," derler. Oysa goklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak munafıklar kavramıyorlar

    [8] Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir donecek olursak, gucu ve onuru cok olan, duskun ve zayıf olanı elbette oradan surup-cıkaracaktır." Oysa izzet (guc, onur ve ustunluk) Allah'ın, O'nun Resulu’nun ve mu'minlerindir. Ancak munafıklar bilmiyorlar

    [9] Ey iman edenler, ne mallarınız, ne cocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim boyle yaparsa, artık onlar husrana ugrayanların ta kendileridir

    [10] Sizden birinize olum gelip de: "Rabbim, beni yakın bir sureye (ecele) kadar geciktirsen ben de boylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden once, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin

    [11] Oysa Allah, kendi eceli gelmis bulunan hicbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

    Teğâbün

    Surah 64

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Allah'ı tesbih eder. Mulk O'nundur, hamd (ovgu) de O'nundur. O, herseye guc yetirendir

    [2] Sizi yaratan O'dur; buna ragmen sizden kiminiz kafirdir, kiminiz mu'min, Allah, yaptıklarınızı gorendir

    [3] Gokleri ve yeri hak olmak uzere yarattı ve size duzenli bir bicim (suret) verdi; suretlerinizi de guzel yaptı. Donus O'nadır

    [4] Goklerde ve yerde olanların tumunu bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, acıga vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [5] Bundan once inkar edenlerin haberi size gelmedi mi? Iste onlar, islerinin vebalini taddılar. Onlara acı bir azap vardır

    [6] Bu, kendilerine apacık belgelerle elciler geldigi halde "bizi bir beser mi hidayete ulastıracak?" demeleri ve bu yuzden inkar edip saparak yuz cevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karsı) mustagni oldugunu (hicbir seye ihtiyacı olmadıgını) gosterdi. Allah Gani'dir, Hamid'dir

    [7] Inkar edenler kesin olarak diriltilmeyeceklerini one surduler. De ki: "Hayır, Rabbim adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a gore oldukca kolaydır

    [8] Su halde Allah'a, O'nun Resulu’ne ve indirdigimiz nur (Kur'an)a iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır

    [9] Sizi toplanma gunu icin birarada toplayacagı gun; iste bu aldanma (tegabun) gunudur. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kotuluklerini orter ve icinde ebedi kalıcılar olmak uzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Iste buyuk 'mutluluk ve kurtulus (fevz)' budur

    [10] Inkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar da icinde surekli kalıcılar olmak uzere, atesin halkıdırlar. Ne kotu bir donus yeridir O

    [11] Allah'ın izni olmaksızın hicbir musibet (hic kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yoneltir. Allah, herseyi bilendir

    [12] Allah'a itaat edin ve Resule de itaat edin. Sayet yuz cevirecek olursanız, artık elcimiz uzerine dusen (yalnızca) apacık bir teblig (gercegi en yalın bicimde size iletme)dir

    [13] Allah; O'ndan baska Ilah yoktur. Oyleyse mu'minler (yalnızca) Allah'a tevekkul etsinler

    [14] Ey iman edenler, gercek su ki, sizin eslerinizden ve cocuklarınızdan bir kısmı sizler icin (birer) dusmandırlar. Su halde onlardan sakının. Yine de affeder, hos gorur (kusurlarını yuzlerine vurmaz) ve bagıslarsanız, artık elbette Allah, bagıslayandır, esirgeyendir

    [15] Mallarınız ve cocuklarınız sizin icin ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, buyuk ecir (en guzel karsılık) O'nun Katında olandır

    [16] Oyleyse guc yetirebildiginiz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en buyuk yarar) olmak uzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; iste onlar, felah (kurtulus) bulanlardır

    [17] Eger Allah'a guzel bir borc verecek olursanız, onu sizin icin kat kat arttırır ve sizi bagıslar. Allah Sekur'dur (sukru kabul edip cok ihsan eden), Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir)

    [18] Gaybı da, musahede edilebileni de bilen, Aziz (ustun ve guclu), Hakim (hukum ve hikmet sahibi)dir

    Talâk

    Surah 65

    [1] Ey Peygamber, kadınları bosadıgınız zaman, iddetleri suresinde (temizlendiklerinde) bosayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden cıkarmayın, onlar da cıkmasınlar; ancak acık 'cirkin bir hayasızlık' gostermeleri durumu baska. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını cignerse, gercekte o, kendi nefsine zulmetmis olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasından bir is (durum) olusturur

    [2] Sonra (uc iddet bekleme) surelerine ulastıkları zaman, artık onları maruf (bilinen guzel bir tarz) uzere tutun, ya da maruf uzere onlardan ayrılın. Icinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid tutun. Sahidligi Allah icin dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gunune iman edenlere ogut verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir cıkıs yolu gosterir

    [3] Ve onu hesaba katmadıgı bir yonden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkul ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerceklestirendir. Allah, hersey icin bir olcu kılmıstır

    [4] Kadınlarınızdan artık adetten kesilmis olanlarla henuz adet gormemis bulunanların iddet (bekleme sure)leri, -eger supheye dusecek olursanız (bilin ki)- uc aydır. Hamile kadınların bekleme-suresi ise, yuklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona isinde bir kolaylık gosterir

    [5] Bu, Allah'ın size indirdigi emridir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, Allah, kotuluklerini orter ve onun ecrini buyutur

    [6] (Bosadıgınız) Kadınları, gucunuz oranında oturmakta oldugunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya dusurmek amacıyla' zarar vermeyin. Eger onlar hamile iseler, yuklerini bırakıncaya (dogumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Sayet sizler icin (cocugu) emzirirlerse, onlara ucretlerini odeyin. (Durum ve iliskilerinizi) Kendi aranızda maruf (guzellikle ve Islam'a uygun bir tarz) uzere gorusup-konusun. Eger gucluk icine girerseniz, bu durumda (cocugu) onun (babası) icin bir baskası emzirebilir

    [7] Genis-imkanları olan, nafakayı genis imkanlarına gore versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdigi kadarıyla versin. Allah, hicbir nefse ona verdiginden baskasıyla yukumluluk koymaz. Allah, bir guclugun ardından bir kolaylıgı kılıp-verecektir

    [8] Ulkelerden niceleri vardır ki, Rablerinin ve O'nun elcilerinin emrine karsı gelip azmıslar, boylece Biz de onları cetin bir hesaba cekmisiz ve onları benzeri gorulmedik bir azapla azaplandırmısız

    [9] Artık o (ulkelerin halkı), yaptıgı kotulugu taddı ve isinin sonucu bir husran oldu

    [10] Allah, onlar icin siddetli bir azap hazırlamıstır; oyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkun. Dogrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve ogut veren Kur'an) indirmistir

    [11] Iman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura cıkarması icin Allah'ın apacık ayetlerini size okuyan bir elci de (gonderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu icinde suresiz kalıcılar olmak uzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gercekten ona ne guzel bir rızık vermistir

    [12] Allah, yedi gogu ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gercekten Allah'ın herseye guc yetirdigini ve gercekten Allah'ın ilmiyle herseyi kusattıgını bilmeniz, ogrenmeniz icin

    Tahrîm

    Surah 66

    [1] Ey Peygamber, eslerinin hosnutlugunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını nicin haram kılıyorsun? Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [2] Allah, yeminlerinizin (keffaretle) cozulmesini size farz (veya mesru) kıldı. Allah, sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [3] Hani Peygamber, eslerinden bazılarına gizli bir soz soylemisti. Derken o (eslerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu acıga vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını acıklamıs bir kısmını (soylemekten) vazgecmisti. Sonunda haberi verince (esi) demisti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herseyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demisti

    [4] Eger sizler (Peygamberin iki esi) Allah'a tevbe ederseniz (ne guzel); cunku kalpleriniz egrilik gosterdi. Yok eger ona karsı birbirinize destekci olmaya kalkısırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mu'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekcisidirler

    [5] Belki onun Rabbi, -eger o sizi bosayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Musluman, mu'min, gonulden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruc tutan dul ve bakire esler' verir

    [6] Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı atesten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taslardır; uzerinde oldukca sert, guclu melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmisse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler

    [7] Ey inkar edenler, bugun ozur beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

    [8] Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kotuluklerinizi orter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gun Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri kucuk dusurmeyecektir. Nurları, onlerinde ve sag yanlarında kosar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bagısla. Suphesiz Sen, herseye guc yetirensin

    [9] Ey Peygamber, kafirlere ve munafıklara karsı cihad et ve onlara karsı 'sert ve caydırıcı' davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kotu bir donus yeridir o

    [10] Allah, inkar edenlere, Nuh'un esini ve Lut'un esini ornek verdi. Ikisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hicbir seyle yarar saglamadılar. Ikisine de: "Atese diger girenlerle birlikte girin" denildi

    [11] Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını ornek verdi. Hani demisti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler toplulugundan da kurtar

    [12] Imran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumustu. Boylece Biz ona ruhumuzdan ufledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gonulden baglı olanlardandı

    Mülk

    Surah 67

    [1] Mulk elinde bulunan (Allah) ne Yucedir. O, herseye guc yetirendir

    [2] O, amel (davranıs ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve guzel) olacagını denemek icin olumu ve hayatı yarattı. O, ustun ve guclu olandır, cok bagıslayandır

    [3] O, biri digeriyle 'tam bir uyum’ (mutabakat) icinde yedi gok yaratmıs olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hicbir 'celiski ve uygunsuzluk’ (tefavut) goremezsin. Iste gozu(nu) cevirip-gezdir; herhangi bir catlaklık (bozukluk ve carpıklık) goruyor musun

    [4] Sonra gozunu iki kere daha cevirip-gezdir; o goz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmis bir halde bitkin olarak sana donecektir

    [5] Andolsun, Biz en yakın olan gogu (dunya gogunu) kandillerle susleyip-donattık ve bunları, seytanlar icin taslama-birimleri (rucum) kıldık. Onlar icin cılgınca yanan atesin azabını hazırladık

    [6] Rablerini inkar edenler icin cehennem azabı vardır. Ne kotu donus yeridir o

    [7] Icine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran ederken onun korkunc homurtusunu isitirler

    [8] Ofkesinin-siddetinden neredeyse patlayıp parcalanacak. Her bir grup icine atıldıgında, bekcileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi

    [9] Onlar: "Evet" derler. "Bize gercekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: “Allah hicbir sey indirmedi, siz yalnızca buyuk bir sapmıslık icindesiniz, dedik

    [10] Ve derler ki: "Eger dinlemis olsaydık ya da akıl etmis olsaydık, su cılgınca yanan atesin halkı arasında olmayacaktık

    [11] Boylece kendi gunahlarını itiraf ettiler. Cılgınca yanan atesin halkına (Allah'ın rahmetinden) uzaklık olsun

    [12] Gercek su ki, Rablerinden gayb ile (O'nu gormedikleri halde) icleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar icin bir magfiret (bagıslanma) ve buyuk bir ecir vardır

    [13] Sozunuzu ister gizleyin, ister acıga vurun. Suphesiz O, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [14] O, yarattıgını bilmez mi? O, Latif'tir; Habir'dir

    [15] Sizin icin, yeryuzune boyun egdiren O'dur. Su halde onun omuzlarında yuruyun ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidis O'nadır

    [16] Gokte olanın sizi yere gecirmeyeceginden emin misiniz? Bir bakmıssınız ki, o (yeryuzu) sallanıp-calkalanmaktadır

    [17] Yoksa gokte olanın uzerinize 'tas yagdıran (fırtınalı) bir ruzgar' gondermeyeceginden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmıs bilip-ogreneceksiniz

    [18] Andolsun, kendilerinden oncekiler de yalanladı. Fakat Beni inkar (etmelerine karsılık verdigim azap) nasılmıs

    [19] Onlar, ustlerinde dizi dizi kanat acıp kapayarak ucan kusları gormuyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan baskası (boslukta) tutmuyor. Suphesiz O, herseyi hakkıyla gorendir

    [20] Rahmana karsı size yardım edecek olan kimmis? Su sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanıs) icindedirler

    [21] Eger O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmis? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret icinde inatla direniyorlar

    [22] Su halde yuzukoyun surunerek yuruyen mi daha cok hidayete erer, yoksa dosdogru yol uzerinde dumduz yurumekte olan mı

    [23] De ki: "Sizi insa eden (yaratan), size kulak, gozler ve gonuller veren O'dur. Ne az sukrediyorsunuz

    [24] De ki: "Sizi yeryuzunde uretip-tureten O'dur. Siz O'na toplanıp goturuleceksiniz

    [25] Derler ki: "Eger dogru soyluyorsanız, su tehdit (ettiginiz azap) ne zamanmıs

    [26] De ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın Katındadır. Ben ancak apacık bir uyarıcıyım

    [27] Nihayet onu pek yakında gorduklerinde, o inkar edenlerin yuzleri kotulesip-karardı. Ve: "Iste bu, sizin (gerceklesmeyecek diye) one surup durdugunuz seydir" denildi

    [28] De ki: "Haber verir misiniz; eger Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma ugratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azaptan kurtaracak olan kimdir

    [29] De ki: "O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkul ettik. Artık siz kimin acık bir sapmıslık icinde oldugunu pek yakında bileceksiniz

    [30] De ki: "Haber verin; eger suyunuz yerin dibine gocuverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynagı getirebilir

    Kalem

    Surah 68

    [1] Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun

    [2] Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun degilsin

    [3] Gercekten senin icin kesintisi olmayan bir ecir vardır

    [4] Ve suphesiz sen, pek buyuk bir ahlak uzerindesin

    [5] Artık yakında goreceksin ve onlar da gorecekler

    [6] Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-cıldırdıgını

    [7] Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan sasırıp-saptıgını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdigini de daha iyi bilendir

    [8] Su halde yalanlayanlara itaat etme

    [9] Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlasmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlasacaklardı

    [10] Sunların hicbirine itaat etme: Yemin edip duran, asagılık

    [11] Alabildigine ayıplayıp kotuleyen, soz getirip goturen (gizlilik icinde soz ve haber tasıyan)

    [12] Hayrı engelleyip surduren, saldırgan, olabildigince gunahkar

    [13] Zorba-saygısız, sonra da kulagı kesik

    [14] Mal (servet) ve cocuklar sahibi oldu diye

    [15] Kendisine ayetlerimiz okundugu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen

    [16] Yakında Biz onun hortumu (burnu) uzerine damga vuracagız

    [17] Gercek su ki, Biz o bahce sahiplerine bela verdigimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahceyi) mutlaka devsireceklerine dair and icmislerdi

    [18] (Bu konuda) Hicbir istisna yapmıyorlardı

    [19] Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolasıp-gelen bir bela' onun ustunu sarıp-kusatıverdi

    [20] Sonunda (bahce) kokunden kuruyup-kapkara kesildi

    [21] Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler

    [22] Eger urununuzu devsirecekseniz erkence kalkıp-cıkın

    [23] Derken, aralarında fısıldasarak cıkıp-gittiler

    [24] Bugun sakın oraya hicbir yoksul girip de karsınıza cıkmasın

    [25] (Yoksulları) Engellemeye gucleri yetebilirmis gibi erkenden gittiler

    [26] Ama onu gorunce: "Muhakkak biz (gidecegimiz yeri) sasırmısız" dediler

    [27] Hayır, biz (herseyden ve butun servetimizden) yoksun bırakıldık

    [28] (Iclerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememis miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yuceltmeniz gerekmez miydi

    [29] Dediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yuceltiriz; gercekten bizler zalim imisiz

    [30] Simdi birbirlerine karsı kendilerini kınamaya basladılar

    [31] Yazıklar bize, gercekten bizler azgınmısız" dediler

    [32] Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; suphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e ragbet eden kimseleriz

    [33] Iste azap boyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak cok daha buyuktur; bir bilseler

    [34] Dogrusu, muttaki olanlar icin Rableri Katında nimetlerle donatılmıs cennetler vardır

    [35] Oyleyse, Muslumanları suclu-gunahkar olanlar gibi (esit) kılar mıyız

    [36] Size ne oluyor? Nasıl hukum veriyorsunuz

    [37] Yoksa (elinizde) ders okumakta oldugunuz bir kitap mı var

    [38] Icinde, neyi secip-begenirseniz, mutlaka sizin olacak diye

    [39] Yoksa sizin icin uzerimizde kıyamete kadar surup gidecek bir yemin mi var ki siz ne hukum verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye

    [40] Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculugunu yapacak

    [41] Yoksa onların ortakları mı var? Su halde eger dogru sozlu kimselerse, ortaklarını getirsinler

    [42] Ayagın ustunden (ortunun) acılacagı ve onların secdeye cagrılacakları gun, artık guc yetiremezler

    [43] Gozleri 'korkudan ve dehsetten dusuk', kendilerini de zillet sarıp-kusatmıs. Oysa onlar, (daha once) sapasaglam iken secdeye davet edilirlerdi

    [44] Artık bu sozu yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yonden derece derece (azaba) yaklastıracagız

    [45] Ben, onlara sure tanıyorum. Elbette Benim duzenim (cezalandırmam) sapasaglamdır

    [46] Sen, onlardan bir ucret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borctan dolayı agır bir yuk altında kalmıslar

    [47] Yoksa gayb (gorunmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar

    [48] Simdi sen, Rabbinin hukmune sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, ici kahır dolu olarak (Rabbine) cagrıda bulunmustu

    [49] Eger Rabbinden bir nimet ona ulasmasaydı, mutlaka yerilmis ve cıplak bir durumda (karaya) atılmıs olacaktı

    [50] Fakat Rabbi onu secti ve onu salih olanlardan kıldı

    [51] O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) isittikleri zaman, seni neredeyse gozleriyle devireceklerdi. "O, gercekten bir delidir" diyorlar

    [52] Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (ogut, hatırlatma, hukum ve ustun bir seref)den baska bir sey degildir

    Hâkka

    Surah 69

    [1] Elbette gerceklesecek olan' (kıyamet)

    [2] Nedir o 'muhakkak gerceklesecek olan

    [3] O gerceklesecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir

    [4] Semud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar

    [5] Bu nedenle Semud (halkı), korkunc bir sesle helak edildi

    [6] Ad (halkın)a gelince; onlar da, ugultu yuklu, azgın bir kasırga ile helak edildiler

    [7] (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gun, aralık vermeksizin uzerlerine musallat etti. Oyle ki, o kavmin, orada sanki ici kof hurma kutukleriymis gibi carpılıp yere yıkıldıgını gorursun

    [8] Simdi onlardan hic arta kalan (bir sey) goruyor musun

    [9] Firavun (kavmi), ondan oncekiler ve yerle bir olan sehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler

    [10] Boylece Rablerinin elcisine isyan ettiler. Bu yuzden onları, siddeti gittikce artan bir yakalayısla yakaladı

    [11] Gercek su ki, su tastıgı zaman, o gemide Biz sizi tasıdık

    [12] Oyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve ogut) kılalım. 'Gercegi belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın

    [13] Artık sur'a tek bir ufurulusle ufurulecegi

    [14] Yeryuzu ve daglar yerlerinden oynatılıp kaldırılacagı, ardından tek bir carpma ile birbirlerine carpılıp parca parca olacagı zaman

    [15] Iste o gun, vakıa (bir gercek olan kıyamet) artık vukubulmus (gerceklesmis)tur

    [16] Gok yarılıp-catlamıstır; artık o gun, 'sarkmıs-za'fa ugramıstır

    [17] Melek(ler) ise, onun cevresi uzerindedir. O gun, Rabbinin arsını onların da ustunde sekiz (melek) tasır

    [18] Siz o gun arzolunursunuz; sizden yana hicbir gizli (sey), gizli kalmaz

    [19] Artık kitabı sag-eline verilen kisi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun

    [20] Cunku ben, gercekten hesabıma kavusacagımı sanmıs (anlamıs)tım

    [21] Artık o, hosnut bir yasama icindedir

    [22] Yuksek bir cennette

    [23] Devsirilecek (meyve ve essiz urun)leri pek yakındır

    [24] Geride kalan gunlerde, 'pesin olarak sunduklarınıza karsılık olmak uzere,' afiyetle yiyin ve icin

    [25] Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keske kitabım verilmeseydi

    [26] Hesabımı hic bilmeseydim

    [27] Keske o (olum herseyi) kesip bitirseydi

    [28] Malım bana hicbir yarar saglayamadı

    [29] Guc ve kudretim yok olup gitti

    [30] (Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen baglayın

    [31] Sonra cılgın alevlerin icine atın

    [32] Daha sonra onu, uzunlugu yetmis arsın olan bir zincire vurup gonderin

    [33] Cunku, o, buyuk olan Allah'a iman etmiyordu

    [34] Yoksula yemek vermeye destekci olmazdı

    [35] Bundan dolayı bugun, kendisine hicbir sıcak dost yoktur

    [36] Irin ve kan karısımından baska bir yemek yoktur

    [37] Bunu da, hata edenlerden baskası yemez

    [38] Hayır; gorduklerinize yemin ederim

    [39] Gormediklerinize de

    [40] Hic suphesiz o (Kur'an), serefli bir elcinin kesin sozudur

    [41] O, bir sairin sozu degildir. Ne az inanıyorsunuz

    [42] Bir kahinin de sozu degildir. Ne az ogut alıp-dusunuyorsunuz

    [43] Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir

    [44] Eger o, Bize karsı bazı sozleri uydurup-soylemis olsaydı

    [45] Muhakkak onun sag-elini (butun guc ve kudretini) cekip-alıverirdik

    [46] Sonra onun can damarını elbette keserdik

    [47] O zaman, sizden hic kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklastıramazdı

    [48] Cunku o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler icin bir oguttur

    [49] Elbette Biz, icinizde yalanlayanların bulundugunu biliyoruz

    [50] Gercekten o (Kur'an), kafirler icin bir hasrettir

    [51] Ve suphesiz o, kesin bir gercektir (hakku'l-yakin)

    [52] Oyleyse, buyuk Rabbini ismiyle tesbih et

    Me'âric

    Surah 70

    [1] Istekte bulunan biri, (muhakkak) gerceklesecek olan bir azabı istedi

    [2] Kafirler icin olan bu (azabı) geri cevirecek yoktur

    [3] (Bu azap) Yuce makamlar sahibi olan Allah'tandır

    [4] Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, suresi elli bin yıl olan bir gunde cıkabilmektedir

    [5] Su halde, guzel bir sabır (gostererek) sabret

    [6] Cunku, gercekten onlar, bunu uzak goruyorlar

    [7] Biz ise, onu pek yakın goruyoruz

    [8] Gokyuzunun erimis maden gibi olacagı gun

    [9] Daglar da (etrafa ucusmus) rengarenk yun gibi olacak

    [10] (Boyle bir gunde) Hicbir yakın dost bir yakın dostu sormaz

    [11] Onlar birbirlerine gosterilirler. Bir suclu-gunahkar, o gunun azabına karsılık olmak uzere, ogullarını fidye olarak vermek ister

    [12] Kendi esini ve kardesini

    [13] Ve onu barındıran asiretini de

    [14] Yeryuzunde bulunanların tumunu (verse de); sonra bir kurtulsa

    [15] Hayır; (hicbiri kabul edilmez). Dogrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan atestir

    [16] Basın derisini kavurup-soyar

    [17] Yuz cevirip arkasını doneni cagırır-durur

    [18] (Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (ustuste) yıgmakta olanı

    [19] Gercekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı

    [20] Kendisine bir ser (kotuluk) dokundugu zaman feryadı basar

    [21] Ona bir hayır dokundugunda engelleyici olur (veya cimrilik eder)

    [22] Ancak namaz kılanlar haric

    [23] Ki onlar, namazlarında sureklidirler

    [24] Ve onların mallarında belirli bir hak vardır

    [25] Yoksul ve yoksun olan(lar)icin

    [26] Onlar, din gununu tasdik etmektedirler

    [27] Rablerinin azabına karsı (daimi) bir korku duymaktadırlar

    [28] Suphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz

    [29] Ve onlar, ırzlarını (ferc) korurlar

    [30] Ancak kendi esleri ya da sag ellerinin malik oldugu baska; cunku onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar

    [31] Fakat bunun otesini arayanlar, artık onlar sınırı cigneyenlerdir

    [32] (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir

    [33] Sahidliklerinde dosdogru davrananlardır

    [34] Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır

    [35] Iste onlar, cennetler icinde agırlananlardır

    [36] Simdi inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp kosuyorlar

    [37] Sag yandan ve sol yandan bolukler halinde

    [38] Onlardan her biri, nimetlerle donatılmıs cennete girecegini mi umuyor (tamah ediyor)

    [39] Hayır; dogrusu Biz onları bildikleri seyden yarattık

    [40] Artık, doguların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gercekten guc yetireniz

    [41] Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-degistirmeye. Ustelik Bizim onumuze gecilemez

    [42] Su halde sen, kendilerine vadedilen (azap) gunlerine kavusuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar

    [43] Kabirlerinden kosarcasına cıkarılacakları gun, sanki onlar dikili birseye yonelmis gibidirler

    [44] Gozleri 'korkudan ve dehsetten dusuk' yuzlerini de bir zillet kaplamıs; iste bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azap) gunudur

    Nûh

    Surah 71

    [1] Suphesiz, Biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azap gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gonderdik

    [2] O da dedi ki: "Ey Kavmim, gercek su ki, ben size (gonderilmis) apacık bir uyarıcıyım

    [3] Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin

    [4] Ki gunahlarınızı bagıslasın ve sizi adı konulmus bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldigi zaman, o ertelenmez. Bir bilmis olsaydınız

    [5] Dedi ki: "Rabbim, gercekten kavmimi gece ve gunduz davet edip-durdum

    [6] Fakat davet etmem, bir kacıstan baskasını arttırmadı

    [7] Dogrusu ben, onları bagıslaman icin her davet edisimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, ortulerini baslarına cektiler ve buyukluk tasladıkca buyukluk gosterip-direttiler

    [8] Sonra onları acıktan acıga davet ettim

    [9] Daha sonra (davamı) onlara acıkca ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanasmak istedim

    [10] Bundan boyle" dedim. "Rabbinizden magfiret isteyin; cunku gercekten O, cok bagıslayandır

    [11] (Oyle yapın ki,) Uzerinize gokten saganak (bol miktarda yagmur) yagdırsın

    [12] Size mallar ve cocuklarla yardımda bulunsun. Size (urun yuklu) baglar-bahceler versin, ırmaklar da versin

    [13] Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz

    [14] Oysa O, sizi gercekten tavır tavır yaratmıstır

    [15] Gormuyor musunuz; Allah, yedi gogu birbirleriyle bir uyum (mutabakat) icinde yaratmıstır

    [16] Ve ayı bunlar icinde bir nur kılmıs, gunesi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıstır

    [17] Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi

    [18] Sonra sizi yine oraya geri cevirecek ve sizi (diriltici) bir cıkarısla diriltip-cıkaracaktır

    [19] Allah, yeri sizin icin bir yaygı kıldı

    [20] Oyle ki, onun icinde genis yollarında gezip-dolasırsınız, diye

    [21] Nuh: "Rabbim, gercekten onlar bana isyan ettiler; mal ve cocukları kendisine ziyandan baska bir seyi artırmayan kimselere uydular

    [22] Ve buyuk buyuk hileli-duzenler kurdular

    [23] Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yegus'u, ne Ye'uk'u ve ne de Nesr'i

    [24] Boylece onlar, cogu kimseyi sasırtıp-saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan baskasını arttırma

    [25] Bunlar, hataları dolayısıyla suda boguldular, sonra atese sokuldular. O zaman da Allah'ın dısında hicbir yardımcı bulamadılar

    [26] Nuh "Rabbim, yeryuzunde kafirlerden yurt edinen hic kimseyi bırakma." dedi

    [27] Cunku Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını sasırtıp-saptırırlar ve onlar, kotulukten sınırı asan (facir'den) kafirden baskasını dogurmazlar

    [28] Rabbim, beni, annemi, babamı, mu'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bagısla. Zalimlere yıkımdan baskasını arttırma

    Cinn

    Surah 72

    [1] De ki: "Bana gercekten su vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de soyle demisler: -Dogrusu biz, (buyuk) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik

    [2] O (Kur'an), 'gercege ve dogruya' yoneltip-iletiyor. Bu yuzden ona iman ettik. Bundan boyle Rabbimiz'e hic kimseyi ortak kosmayacagız

    [3] Elbette, Rabbimiz'in sanı Yucedir. O, ne bir es edinmistir, ne de bir cocuk

    [4] Dogrusu su: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karsı 'bir suru sacma seyler' soylemisler

    [5] Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karsı asla yalan soylemeyeceklerini sanmıstık

    [6] Bir de su gercek var: Insanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sıgınırlardı. Oyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı

    [7] Ve onlar, sizin de sandıgınız gibi Allah'ın hic kimseyi kesin olarak diriltmeyecegini sanmıslardı

    [8] Dogrusu biz gogu yokladık; fakat onu guclu koruyucular ve sihablarla kaplı (doldurulmus) bulduk

    [9] Oysa gercekte biz, dinlemek icin onun oturma yerlerinde otururduk. Ama simdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir sihab bulur

    [10] Dogrusu bilmiyoruz; yeryuzunde olanlara bir kotuluk mu istendi, yoksa Rableri kendileri icin (dogruya iletici) bir hayır mı diledi

    [11] Gercek su ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dısında (ya da asagısında) olanlar da. Biz turlu turlu yolların fırkaları olmusuz

    [12] Biz suphesiz, Allah'ı yeryuzunde asla aciz bırakamıyacagımızı, kacmak suretiyle de O’nu hicbir sekilde aciz bırakamıyacagımızı anladık

    [13] Elbette biz, o yol gosterici (Kur'an'ı) isitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceginden korkar ve ne de haksızlıga ugrayacagından

    [14] Ve elbette bizden Musluman olanlar da var, zulmedenler de. Iste (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gercegi ve dogruyu' arastırıp-bulanlardır

    [15] Zulmedenler ise, onlar da cehennem icin odun olmuslardır

    [16] Eger onlar (insanlar ve cinler), yol uzerinde 'dosdogru bir istikamet tuttursalardı', mutlaka Biz onlara bol miktarda su icirir (tukenmez bir rızık ve nimet verir)dik

    [17] Ki, kendilerini bununla denemek icin. Kim Rabbinin zikrinden yuz cevirirse, (Allah), onu 'gittikce siddeti artan' bir azaba surukler

    [18] Suphesiz mescidler, (yalnızca) Allah'a aittir. Oyleyse, Allah ile beraber baska hicbir seye (ve kimseye) kulluk etmeyin (dua etmeyin, tapmayın)

    [19] Su bir gercek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) icin kalktıgında, onlar (musrikler,) neredeyse cevresinde keceleseceklerdi

    [20] De ki: "Ben gercekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hic kimseyi (ve hicbir seyi) ortak kosmuyorum

    [21] De ki: "Dogrusu ben, sizin icin ne bir zarar, ne de bir yarar (irsad) saglayabilirim

    [22] De ki: "Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karsı) hic kimse asla kurtaramaz ve O'nun dısında asla bir sıgınak da bulamam

    [23] (Benim gorevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun gonderdiklerini teblig etmektir. Kim Allah'a ve O'nun elcisine isyan ederse, icinde ebedi kalıcılar olmak uzere onun icin cehennem atesi vardır

    [24] Sonunda onlar, kendilerine vadedileni gordukleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmıs ve sayı bakımından kim daha azmıs artık ogrenmis olacaklardır

    [25] De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun icin uzun bir sure mi koymustur

    [26] O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (gorulmez bilgi hazinesini) kimseye acık tutmaz (ona muttali kılmaz)

    [27] Ancak elcileri (peygamberleri) icinde razı oldugu (sectikleri kimseler) baska. Cunku O, bunun onune ve arkasına izleyici (gozetleyici)ler dizer

    [28] Oyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gonderilenleri) teblig ettiklerini bilsin. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp-kusatmıs ve herseyi sayı olarak da sayıp-tespit etmistir

    Müzzemmil

    Surah 73

    [1] Ey ortusune burunen

    [2] Az bir kısmı haric olmak uzere, geceleyin kalk

    [3] (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt

    [4] Veya uzerine ilave et. Ve Kur'an'ı belli bir duzen icinde (tertil uzere) oku

    [5] Gercek su ki, biz senin uzerine 'oldukca agır' bir soz (vahy) bırakacagız

    [6] Dogrusu gece nesesi (gece ibadeti, insanın ic dunyasında uyandırdıgı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha saglamdır

    [7] Cunku gunduz, senin icin uzun ugrasılar vardır

    [8] Rabbinin ismini zikret ve herseyden kendini cekerek yalnızca O'na yonel

    [9] (Allah,) Dogunun ve batının Rabbidir. O'ndan baska Ilah yoktur. Su halde (yalnızca) O'nu vekil tut

    [10] Onların demelerine karsı sen sabret ve onlardan guzel bir ayrılma tarzıyla (dusunce ve eylem bakımından koklu bir tutum) ile kopup-ayrıl

    [11] Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen Bana bırak ve onlara az bir sure tanı

    [12] Cunku Bizim yanımızda bukagılar ve cayır cayır yanan bir ates vardır

    [13] Bogazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azap vardır

    [14] (Oyle) Bir gun ki, yeryuzu ve daglar titremeye-tutulur ve daglar gocuveren bir kum yıgını olur

    [15] Suphesiz size, uzerinize sahid olacak bir elci gonderdik; Firavun'a bir elci gonderdigimiz gibi

    [16] Fakat Firavun elciye isyan etti, Biz de onu pek vahim bir tarzda (azapla) yakalayıverdik

    [17] Eger inkar edecek olursanız, cocukların saclarını agartan bir gunde kendinizi nasıl koruyacaksınız

    [18] Bu nedenle gok bile yarılıp-catlamıstır; (artık) O'nun va'di gerceklestirilip-yerine getirilmistir

    [19] Suphesiz, bu bir oguttur. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir

    [20] Gercekten Rabbin, senin gecenin ucte ikisinden biraz eksiginde, yarısında ve ucte birinde (namaz icin) kalktıgını bilir; seninle birlikte olanlardan bir toplulugun da (boyle yaptıgını bilir). Geceyi ve gunduzu Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacagınızı bildi, boylece tevbenizi (O'na donusunuzu) kabul etti. Su halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar oldugunu, baskalarının Allah'ın fazlından aramak icin yeryuzunde gezip-dolasacaklarını ve digerlerinin Allah yolunda carpısacaklarını bilmistir. Oyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdogru kılın, zekatı verin ve Allah'a guzel bir borc verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz icin onceden takdim ettiginiz seyleri daha hayırlı ve daha buyuk bir ecir (karsılık) olarak Allah Katında bulursunuz. Allah'tan magfiret dileyin. Suphesiz Allah, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    Müddessir

    Surah 74

    [1] Ey burunup ortunen

    [2] Kalk (ve) bundan boyle uyar

    [3] Rabbini tekbir et (yucelt)

    [4] Elbiseni temizle

    [5] Pislikten kacınıp-uzaklas

    [6] Daha cok istekte bulunmak icin iyilik yapma

    [7] Rabbin icin sabret

    [8] Cunku o boruya (sur'a) ufuruldugu zaman

    [9] Iste o gun, zorlu bir gundur

    [10] Kafirler icinse hic kolay degildir

    [11] Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattıgım (su adam)ı Bana bırak

    [12] Ki Ben ona, 'alabildigine genis kapsamlı bir mal’ (servet) verdim

    [13] Goz onunde-hazır cocuklar (verdim)

    [14] Ve sayısız imkan ve fırsatları onune serdim

    [15] Sonra, daha arttırmam icin tamah eder (doyumsuz istekte bulunur)

    [16] Hayır; cunku o, Bizim ayetlerimize karsı 'kesin bir inatcıdır

    [17] Onu alabildigine sarp bir yokusa surecegim

    [18] Cunku o, dusundu ve bir olcu tespit etti

    [19] Kahrolası, nasıl bir olcu koydu

    [20] Yine kahrolası, nasıl bir olcu koydu

    [21] Sonra bir baktı

    [22] Sonra kaslarını cattı ve yuzunu eksitti

    [23] Sonra da sırt cevirdi ve buyukluk tasladı (istikbar)

    [24] Boylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak ogrenilen' bir buyudur" dedi

    [25] Bu, bir beser sozunden baskası degildir

    [26] Onu Ben, cehenneme surukleyip-atacagım

    [27] Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin

    [28] Ne alıkoyar, ne bırakır

    [29] Besere delicesine susamıstır

    [30] Onun uzerinde ondokuz vardır

    [31] Biz o atesin koruyucularını meleklerden baskasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler icin yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (boylece) kuskuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de soyle desin: "Allah, bu ornekle neyi anlatmak istedi?" Iste Allah, diledigini boyle sasırtıp-saptırır, diledigini boyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden baska (hic kimse) bilmez. Bu ise, beser (insan) icin yalnızca bir oguttur

    [32] Hayır; Ay'a andolsun

    [33] Donup gittigi zaman geceye

    [34] Agardıgı zaman sabaha

    [35] Gercekten o, buyuk (musibet)lerden biridir

    [36] Beser (insan) icin bir uyarıdır

    [37] Sizlerden one gecmek veya geride kalmak isteyenler icin

    [38] Her nefis, kazandıklarına karsılık bir rehinedir

    [39] Ancak Ashab-ı Yemin (sag ehli) haric

    [40] Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar

    [41] Suclu-gunahkarları

    [42] Sizi su cehenneme surukleyip-iten nedir

    [43] Onlar: "Biz namaz kılanlardan degildik" dediler

    [44] Yoksula yedirmezdik

    [45] (Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik

    [46] Din (hesap ve ceza) gununu yalan sayıyorduk

    [47] Sonunda yakin (kesin bir gercek olan olum) gelip bize cattı

    [48] Artık, sefaat edenlerin sefaati onlara bir yarar saglamaz

    [49] Buna ragmen, bunlara ne oluyor ki ogutten yuz cevirip duruyorlar

    [50] Sanki onlar, urkmus yaban esekleri gibidirler

    [51] Arslandan korkup-kacmıslar

    [52] Hayır; her biri, kendisine acılmıs sahifelerin verilmesini ister

    [53] Hayır; onlar suphesiz ahiretten korkmuyorlar

    [54] Gercek (su ki), o (Kur'an,) elbette bir oguttur

    [55] Artık kim dilerse, ogut alıp-dusunur

    [56] Allah dilemedikce onlar ogut almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, magfiretin sahibi (bagıslamaya ehil olan da) O'dur

    Kıyâme

    Surah 75

    [1] Hayır, kalkıs (kıyamet) gunune and ederim

    [2] Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim

    [3] Insan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyecegimizi mi sanıyor

    [4] Evet; onun parmak uclarını dahi derleyip-(yeniden) duzene koymaya guc yetirenleriz

    [5] Ancak insan, onundeki (sonsuz gelecegi)ni de 'fucurla surdurmek ister

    [6] Kıyamet gunu ne zamanmıs" diye sorar

    [7] Ama goz 'kamasıp da kaydıgı

    [8] Ay karardıgı

    [9] Gunes ve ay birlestirildigi zaman

    [10] Insan o gun: "Kacıs nereye?" der

    [11] Hayır, sıgınacak herhangi bir yer yok

    [12] O gun, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (mustakar)' yalnızca Rabbinin katıdır

    [13] Insana o gun, onceden takdim ettikleri ve erteledikleri seylerle haber verilir

    [14] Hayır; insan, kendi nefsine karsı bir basirettir

    [15] Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile

    [16] Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek icin) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma

    [17] Suphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir is)tir

    [18] Su halde, Biz onu okudugumuz zaman, sen de onun okunusunu izle

    [19] Sonra muhakkak onu acıklamak Bize ait (bir is)tir

    [20] Hayır; siz carcabuk gecmekte olanı (dunyayı) seviyorsunuz

    [21] Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz

    [22] O gun yuzler ısıl ısıl parlar

    [23] Rablerine bakıp-durur

    [24] O gun, oyle yuzler vardır ki kararmıs-eksimistir

    [25] Kendisine, beli buken islerin yapılacagını anlamaktadır

    [26] Hayır; can, koprucuk kemigine gelip dayandıgı zaman

    [27] Son mudahaleyi yapacak kim" denir

    [28] Artık gercekten, kendisi de bir ayrılık oldugunu anlamıstır

    [29] (Olum korkusundan) Ayaklar birbirine dolastıgında

    [30] O gun sevk, yalnızca Rabbinedir

    [31] Fakat o, ne dogrulamıs ne de namaz kılmıstı

    [32] Ancak o, yalanlamıs ve yuz cevirmisti

    [33] Sonra calım satarak yakınlarına gitmisti

    [34] Sen buna mustahaksın, dahasına mustahaksın

    [35] Yine mustahaksın, dahasına da mustahaksın

    [36] Insan, 'kendi basına ve sorumsuz' bırakılacagını mı sanıyor

    [37] Kendisi, akıtılan meniden bir damla su degil miydi

    [38] Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'duzen icinde bicim verdi

    [39] Boylece ondan, erkek ve disi olmak uzere cift kıldı

    [40] (Oyleyse Allah,) Oluleri diriltmeye guc yetiren degil midir

    İnsan

    Surah 76

    [1] Gercek su ki, insanın uzerinden, daha kendisi anılmaya deger bir sey degilken, uzun zamanlardan (dehr) bir sure (hin) gelip-gecti

    [2] Suphesiz Biz insanı, karmasık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu isiten ve goren yaptık

    [3] Biz ona yolu gosterdik; (artık o,) ya sukredici olur ya da nankor

    [4] Dogrusu Biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve cılgınca yanan bir ates hazırladık

    [5] Suphesiz ki iyiler (ebrar), karısımı kafur olan bir kadehten icerler

    [6] Allah'ın kullarının kendisinden ictikleri bir kaynak; onu fıskırttıkca fıskırtıp akıtırlar

    [7] Adaklarını yerine getirirler ve serri (kotulugu) yaygın olan bir gunden korkarlar

    [8] Kendileri, ona duydukları sevgiye ragmen yemegi, yoksula, yetime ve esire yedirirler

    [9] Biz size, ancak Allah'ın yuzu (rızası) icin yediriyoruz; sizden ne bir karsılık istiyoruz, ne bir tesekkur

    [10] Cunku biz, asık suratlı, zorlu bir gun nedeniyle Rabbimiz'den korkuyoruz

    [11] Artık Allah, onları boyle bir gunun serrinden korumus ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinc vermistir

    [12] Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle odullendirmistir

    [13] Orada tahtlar uzerinde yaslanıp-dayanmıslardır. Orada ne (yakıcı) bir gunes ve ne de dondurucu bir soguk gorurler

    [14] (Meyvelerin) Golgeleri onlara pek yakın ve devsirilmeleri kolaylastırıldıkca kolaylastırılmıs

    [15] Cevrelerinde gumusten billur kablar, kupalar dolastırılır

    [16] Gumusten billur kaplar ki, onları belli bir olcuyle tespit etmislerdir

    [17] Orada onlara bir kadeh icirilir ki, karısımı zencefildir

    [18] Bir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır

    [19] Cevrelerinde (genclikleri ve dinclikleri) ebedi kılınmıs civanlar dolasır-durur; sen onları gordugun zaman sacılmıs birer inci sanırsın

    [20] Her nereye baksan, bir nimet ve buyuk bir mulk gorursun

    [21] Onların uzerinde hafif ipek ve agır islenmis atlastan yesil elbiseler vardır. Gumusten bileziklerle bezenmislerdir. Rableri onlara tertemiz bir sarab icirmistir

    [22] Suphesiz, bu, sizin icin bir mukafaattır. Sizin caba-harcamanız sukre deger (meskur: makbul) gorulmustur

    [23] Gercek su ki, Kur'an'ı senin uzerine 'safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)’ indiren Biziz, Biz

    [24] Oyleyse, Rabbinin hukmune sabır goster. Onlardan gunahkar veya nankor olana itaat etme

    [25] Ve sabah, aksam Rabbinin adını zikret

    [26] Gecenin bir bolumunde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et

    [27] Gercek su ki bunlar, carcabuk gecmekte olan (dunyay)ı seviyorlar. Onlerinde bulunan agır bir gunu bırakıyorlar

    [28] Onları Biz yarattık ve baglarını sımsıkı bagladık. Diledigimiz zaman da onları benzerleriyle degistiririz

    [29] Suphesiz, bu bir oguttur. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir

    [30] Allah dilemedikce siz dileyemezsiniz. Gercekten Allah, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [31] Diledigini Kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar icin acı bir azap hazırlamıstır

    Mürselât

    Surah 77

    [1] Birbiri ardınca gonderilenlere andolsun

    [2] Derken kokunden koparıp savuranlara

    [3] Yaydıkca yayanlara

    [4] Boylece ayırdıkca ayıranlara

    [5] Zikr (vahy, ogut) bırakanlara

    [6] Ozur (sucu, eksikligi ortadan kaldırmak) veya uyarmak icin

    [7] Suphesiz, size vaadedilen gerceklesecektir

    [8] Yıldızlar 'ortulup (ısıkları) silindigi' zaman

    [9] Gok yarıldıgı zaman

    [10] Daglar, kokunden sokulup savuruldugu zaman

    [11] Ve resuller de (sahitlik icin) belli bir vakitte getirildigi zaman

    [12] (Bu,) Hangi gun icin ertelenmisti

    [13] (Mu'mini musrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma gunu icin

    [14] Bu ayırma gununu sana ne bildirdi

    [15] O gun, yalanlayanların vay haline

    [16] Biz, oncekileri helak etmedik mi

    [17] Sonra arkadan gelenleri onların izinde yurutecegiz

    [18] Iste Biz, suclu-gunahkarlara boyle yapıyoruz

    [19] O gun, yalanlayanların vay haline

    [20] Sizi basbayagı bir sudan yaratmadık mı

    [21] Sonra onu savunması saglam bir karar yerine yerlestirdik

    [22] Belli bir sureye kadar

    [23] Iste (buna) guc yetirdik. Demek ki, Biz ne guzel guc yetirenleriz

    [24] O gun, yalanlayanların vay haline

    [25] Biz yeryuzunu bir toplanma yeri kılmadık mı

    [26] Dirilere ve olulere

    [27] Ve onda sabit yuksek daglar var etmedik mi? Size tatlı bir su icirmedik mi

    [28] O gun, yalanlayanların vay haline

    [29] Kendisini yalanladıgınız (azab)a gidin

    [30] Uc dala ayrılmıs bir golgeye gidin

    [31] Ne golge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur

    [32] Gercekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım sacar

    [33] Her biri, sanki sapsarı erkek deve suruleri gibidir

    [34] O gun, yalanlayanların vay haline

    [35] Bu, onların konusamayacakları bir gundur

    [36] Ve onlara ozur beyan etmeleri icin izin verilmez

    [37] O gun, yalanlayanların vay haline

    [38] Bu, hukum gunudur; sizi ve oncekileri 'birarada topladık

    [39] Sayet kurabileceginiz hileli bir duzeniniz varsa, durmaksızın bana karsı kurun

    [40] O gun, yalanlayanların vay haline

    [41] Suphesiz muttaki olanlar, golgeliklerde ve pınar-baslarındadır

    [42] Ve canlarının cekip-arzu ettigi meyveler (arasındadırlar)

    [43] Yaptıklarınıza karsılık olmak uzere, afiyetle yiyin ve icin

    [44] Elbette Biz, 'iyi ve guzel' davrananları iste boyle odullendiririz

    [45] O gun, yalanlayanların vay haline

    [46] (Sizler de dunyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Cunku siz, suclu-gunahkar kimselersiniz

    [47] O gun, yalanlayanların vay haline

    [48] Onlara: "Ruku edin" denildigi zaman, ruku etmezler

    [49] O gun, yalanlayanların vay haline

    [50] Artık onlar, bundan sonra hangi soze inanacaklar

    Nebe'

    Surah 78

    [1] Birbirlerine hangi seyi sorup duruyorlar

    [2] O buyuk haberi mi

    [3] Ki kendileri hakkında anlasmazlık icindedirler

    [4] Hayır; yakında bileceklerdir

    [5] Yine hayır; yakında bileceklerdir

    [6] Biz, yeryuzunu bir dosek kılmadık mı

    [7] Dagları da birer kazık

    [8] Sizi cift cift yarattık

    [9] Uykunuzu bir dinlenme yaptık

    [10] Geceyi bir ortu yaptık

    [11] Gunduzu bir gecim-vakti kıldık

    [12] Sizin ustunuze sapasaglam yedi-gok bina ettik

    [13] Parıldadıkca parıldayan bir kandil (gunes) kıldık

    [14] Sıkıp suyu cıkaran (bulut)lardan 'bardaktan bosanırcasına su' indirdik

    [15] Bununla taneler ve bitkiler bitirip-cıkaralım diye

    [16] Ve birbirine sarmas-dolas bahceleri de

    [17] Suphesiz o hukum (fasl) gunu, belirlenmis bir vakittir

    [18] Sur'a ufurulecegi gun, artık siz dalga dalga geleceksiniz

    [19] O sırada gok acılmıs ve kapı kapı olmustur

    [20] Daglar yurutulmus, artık bir serab oluvermistir

    [21] Gercekten cehennem, bir gozetleme yeridir

    [22] Taskınlık edip-azanlar icin son bir varıs yeridir

    [23] Butun zamanlar boyunca icinde kalacaklardır

    [24] Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir icecek

    [25] Kaynar sudan ve irinden baska

    [26] (Islediklerine) Uygun olan bir ceza olarak

    [27] Dogrusu onlar, hesaba cekileceklerini ummuyorlardı

    [28] Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı

    [29] Oysa Biz, herseyi yazıp saymısızdır

    [30] Simdi tadın. Size artık azaptan baskasını arttırmayacagız

    [31] Gercek su ki, muttakiler icin 'bir kurtulus ve mutluluk' vardır

    [32] Nice bahceler ve uzum bagları

    [33] Gogusleri henuz tomurcuklanmıs yasıt kızlar

    [34] Dopdolu kadehler

    [35] Icinde, ne 'bos ve sacma bir soz' isitirler, ne bir yalan

    [36] Rabbinden bir karsılık olmak uzere yeterli bir bagıs(tır bu)

    [37] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O’na hitap etmeye guc yetiremezler

    [38] Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gun; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dısında olanlar konusmazlar. (Konusacak olan da,) Dogruyu soyleyecektir

    [39] Iste bu, hak gundur. Su halde dileyen Rabbine bir donusyolu edinsin

    [40] Gercekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kisinin kendi ellerinin onceden takdim ettiklerine bakacagı gun, kafir olan da: "Ah, keske ben bir toprak oluverseydim" diyecek

    Nâziât

    Surah 79

    [1] Ta en derinden acıyla sokerek cıkaranlara andolsun

    [2] Yumusacık cekip alanlara

    [3] Yuzdukce yuzerek gidenlere

    [4] Oncu olarak yarısıp gecenlere

    [5] Derken isi bir duzen icinde evirip cevirenlere

    [6] O sarsıntının sarsacagı gun

    [7] Arkasından onu diger bir sarsıntı izleyecek

    [8] O gun yurekler (dehset icinde) hoplayacak

    [9] Gozler zillet icinde dusecek

    [10] Derler ki: "Biz cukurda iken, gercekten biz mi yeniden (diriltilip) dondurulecegiz

    [11] Biz curuyup dagılmıs kemikler oldugumuz zaman mı

    [12] Derler ki: "Su durumda, zararına bir donustur bu

    [13] Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıstır

    [14] Bir de bakarsın ki, onlar, yerin ustundedirler

    [15] Musa'nın haberi sana geldi mi

    [16] Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmisti

    [17] Firavun'a git; cunku o, azdı

    [18] Ona de ki: “Temizlenmek ister misin

    [19] Seni Rabbine yonelteyim, boylece (O'ndan) korkmus olursun

    [20] (Musa) Ona buyuk mucizeyi gosterdi

    [21] Fakat o, yalanladı ve isyan etti

    [22] Sonra (karsı yonde) caba harcayıp sırtını dondu

    [23] Sonunda (yardımcı guclerini) topladı, seslendi

    [24] Dedi ki: "Sizin en yuce Rabbiniz benim

    [25] Boylelikle Allah onu, ahiret ve dunya azabıyla yakaladı

    [26] Gercekten bunda 'ici titreyerek korkacak' kimse icin elbette bir ibret (ders) vardır

    [27] Yaratmak bakımından siz mi daha gucsunuz yoksa gok mu? (Allah) Onu bina etti

    [28] Boyunu yukseltti, ona belli bir duzen verdi

    [29] Gecesini kararttı, kuslugunu acıga-cıkardı

    [30] Bundan sonra yeryuzunu serip dosedi

    [31] Ondan da suyunu ve otlagını cıkardı

    [32] Daglarını dikip-oturttu

    [33] Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak uzere

    [34] Ancak o, 'herseyi batırıp gomen buyuk-felaket’ (kıyamet) geldigi zaman

    [35] O gun, insan, neye caba harcadıgını dusunup-anlar

    [36] Gorebilenler icin cehennem de sergilenmistir

    [37] Artık kim taskınlık edip-azarsa

    [38] Ve dunya hayatını secerse

    [39] Suphesiz cehennem, (onun icin) bir barınma yeridir

    [40] Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa

    [41] Artık suphesiz cennet, (onun icin) bir barınma yeridir

    [42] O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar

    [43] Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki…

    [44] En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir

    [45] Sen, yalnızca ondan 'ici titreyerek korkanlar' icin bir uyarıcısın

    [46] Onu gordukleri gun, sanki, bir aksam veya bir kusluk-vaktinden baskasını yasamamıs gibidirler

    Abese

    Surah 80

    [1] Surat astı ve yuz cevirdi

    [2] Kendisine o kor geldi diye

    [3] Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak

    [4] Veya ogut alacak; boylelikle bu ogut kendisine yarar saglayacak

    [5] Fakat kendini mustagni goren (hicbir seye ihtiyacı olmadıgını sanan) ise

    [6] Iste sen, onda 'yankı uyandırmaya’ calısıyorsun

    [7] Oysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne

    [8] Ama kosarak sana gelen ise

    [9] Ki o, 'ici titreyerek korkar' bir durumdadır

    [10] Sen ona aldırıs etmeden oyalanıyorsun

    [11] Hayır; cunku o (Kur'an), bir oguttur

    [12] Artık dileyen, onu 'dusunup-ogut alsın

    [13] O (Kur'an), 'serefli-ustun' sahifelerdedir

    [14] Yuceltilmis, tertemiz (mutahhar) kılınmıs

    [15] Katiplerin ellerinde

    [16] (Ki onlar,) Ustun degerli, 'iyilik ve durustluk sembolu

    [17] Kahrolası insan, ne kadar nankordur

    [18] (Allah) Onu hangi seyden yarattı

    [19] Bir damla sudan yarattı da onu 'bir olcuyle bicime soktu

    [20] Sonra ona yolu kolaylastırdı

    [21] Sonra onu oldurdu, boylece kabre gomdurdu

    [22] Sonra diledigi zaman onu diriltir

    [23] Hayır; ona (Allah'ın) emrettigini yerine getirmedi

    [24] Bir de insan, yedigine bir bakıversin

    [25] Biz suphesiz, suyu akıttıkca akıttık

    [26] Sonra yeri yardıkca yardık

    [27] Boylece onda taneler bitirdik

    [28] Uzumler, yoncalar

    [29] Zeytinler, hurmalar

    [30] Boyları birbiriyle yarısan ve icice girmis agaclı bahceler

    [31] Meyveler ve otlaklıklar

    [32] Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak uzere

    [33] Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gurleme' geldigi zaman

    [34] Kisi o gun, kendi kardesinden kacar

    [35] Annesinden ve babasından

    [36] Esinden ve cocuklarından

    [37] O gun, onlardan her birisinin kendine yetecek bir isi vardır

    [38] O gun, oyle yuzler vardır ki apaydınlıktır

    [39] Guler ve sevinc icindedir

    [40] Ve o gun, oyle yuzler de vardır ki uzerini toz burumustur

    [41] Bir karartı sarıp-kaplamıstır

    [42] Iste onlar da, kafir, facir olanlardır

    Tekvîr

    Surah 81

    [1] Gunes, koreltildigi zaman

    [2] Yıldızlar, bulanıklasıp-dokuldugu zaman

    [3] Daglar, yurutuldugu zaman

    [4] Gebe develer, kendi basına terk edildigi zaman

    [5] Vahsi-hayvanlar, toplandıgı zaman

    [6] Denizler, tutusturuldugu zaman

    [7] Nefisler, birlestigi zaman

    [8] Ve 'diri diri topraga gomulen kızcagıza' soruldugu zaman

    [9] Hangi suctan dolayı olduruldu

    [10] Sahifeler (amel defterleri) acıldıgı zaman

    [11] Gok, sıyrılıp-yuzuldugu zaman

    [12] Cehennem atesi cılgınca kızıstırıldıgı zaman

    [13] Cennet de yakınlastırıldıgı zaman

    [14] (Artık her) Nefis, neyi hazırladıgını bilip-ogrenmistir

    [15] Artık hayır; yemin ederim (gunduz) sinip (gece) donen (gezegen)lere

    [16] Bir akıs icinde yerini alanlara

    [17] Kararmaya ilk basladıgı zaman, geceye andolsun

    [18] Ve nefes almaya basladıgı zaman, sabaha

    [19] Suphesiz o (Kur'an), ustun onur sahibi bir elcinin gercekten (Allah'tan getirdigi) sozudur

    [20] (Bu elci,) Bir guc sahibidir, arsın sahibi Katında sereflidir

    [21] Ona itaat edilir, sonra guvenilirdir

    [22] Sizin sahibiniz bir deli degildir

    [23] Andolsun o (peygamber), onu apacık bir ufukta gormustur

    [24] O, gayb (haberlerin)e karsı (soylediklerinden dolayı) suclanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskanclık yapmaz)

    [25] O (Kur'an) da kovulmus seytanın sozu degildir

    [26] Su halde, siz nereye kacıp-gidiyorsunuz

    [27] O (Kur'an), alemler icin yalnızca bir zikirdir

    [28] Sizden dosdogru bir yon (istikamet) tutturmak dileyenler icin

    [29] Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikce siz dileyemezsiniz

    İnfitâr

    Surah 82

    [1] Gok, catlayıp-yarıldıgı zaman

    [2] Yıldızlar, dagılıp-yayıldıgı zaman

    [3] Denizler, fıskırtılıp-tasırıldıgı zaman

    [4] Ve kabirlerin ici 'desilip dısa atıldıgı' zaman

    [5] (Artık her) Nefis onceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip-ogrenmistir

    [6] Ey insan, 'ustun kerem sahibi' olan Rabbine karsı seni aldatıp-yanıltan nedir

    [7] Ki O, seni yarattı, 'sana bir duzen icinde bicim verdi' ve seni bir itidal uzere kıldı

    [8] Diledigi bir surette seni tertib etti

    [9] Asla, hayır; siz dini yalanlıyorsunuz

    [10] Oysa gercekten sizin uzerinizde koruyucular var

    [11] Serefli-ustun' yazıcılar

    [12] Her yapmakta oldugunuzu bilirler

    [13] Suphesiz ebrar olanlar, elbette nimetler(le donatılmıs cennetler) icindedirler

    [14] Ve suphesiz facir (kotu) olanlar da, elbette cılgınca yanan atesin icindedirler

    [15] Onlar, din gunu oraya yollanırlar

    [16] Ve ondan ayrılıp-kaybolacak degildirler

    [17] Din gununu sana bildiren sey nedir

    [18] Ve yine din gununu sana bildiren sey nedir

    [19] Hicbir nefsin bir baska nefse herhangi bir seye guc yetiremeyecegi gundur; o gun emir yalnızca Allah'ındır

    Mutaffifîn

    Surah 83

    [1] Eksik olcup tartanların vay haline

    [2] Ki onlar, insanlardan olcerek aldıklarında noksansız alırlar

    [3] Kendileri onlara olctuklerinde veya tarttıklarında eksiltirler

    [4] Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyor mu

    [5] Buyuk bir gunde

    [6] Insanların, alemlerin Rabbi icin kalkacagı gunde

    [7] Hayır; facir olanların kitabı suphesiz "Siccin" dedir

    [8] Siccin"in ne oldugunu sana ogreten nedir

    [9] Yazılı bir kitaptır

    [10] O gun, yalanlayanların vay haline

    [11] Ki onlar, din gununu yalanlıyorlar

    [12] Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', gunahkar olandan baskası yalanlamaz

    [13] Ona ayetlerimiz okundugu zaman: "Gecmislerin masallarıdır" dedi

    [14] Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri uzerinde pas tutmustur

    [15] Hayır; gercekten onlar, Rablerinden perdelenerek-yoksun tutulmuslardır

    [16] Sonra onlar, kuskusuz cehenneme yollanacaklardır

    [17] Sonra onlara: "Iste sizin yalanladıgınız (sey) budur" denir

    [18] Hayır; ebrar olanların kitabı, "Illiyin"dedir

    [19] Illiyin"in ne oldugunu sana ogreten nedir

    [20] Yazılı bir kitaptır

    [21] Ona yakınlastırılmıs (mukarreb) olanlar sahid olurlar

    [22] Gercek su ki, ebrar olanlar, elbette nimetler icindedirler

    [23] Tahtlar uzerinde bakıp-seyretmektedirler

    [24] Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yuzlerinde tanırsın

    [25] Onlara muhurlu, katıksız bir saraptan icirilir

    [26] Ki onun sonu misktir. Su halde yarısmak isteyenler, bunun icin yarıssınlar

    [27] Onun karısımı "tesnim"dendir

    [28] Bir kaynak ki, yakınlastırılmıs (mukarreb) olanlar ondan icer

    [29] Dogrusu, 'suc ve gunah isleyenler,' kimi iman edenlere gulup-gecerlerdi

    [30] Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kas-goz ederlerdi

    [31] Kendi yakınlarına dondukleri zaman neseyle donerlerdi

    [32] Onları gordukleri zaman ise: "Bunlar elbette saskın-sapıklardır" derlerdi

    [33] Oysa kendileri onların uzerine gozcu olarak gonderilmemislerdi

    [34] Artık bugun, iman edenler, kafir olanlara gulmektedirler

    [35] Tahtlar uzerinde bakıp-seyretmek suretiyle

    [36] Nasıl, kafir olanlar, islediklerinin 'feci karsılıgını gorduler mi

    İnşikâk

    Surah 84

    [1] Gok, yarılıp-parcalandıgı

    [2] Ve 'kendi yaratılısına uygun' Rabbine boyun egdigi zaman

    [3] Yer, duzlendigi

    [4] Icinde olanları dısa atıp bosaldıgı

    [5] Ve 'kendi yaratılısına uygun Rabbine boyun egdigi zaman

    [6] Ey insan, gercekten sen, hic durmaksızın Rabbine dogru bir caba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın

    [7] Artık kimin kitabı sag yanından verilirse

    [8] O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya cekilecek

    [9] Ve kendi yakınlarına sevinc icinde donmus olacaktır

    [10] Kimin de kitabı ardından verilirse

    [11] O da, helak (yok olmay)ı cagıracak

    [12] Cılgın alevli atese girecek

    [13] Cunku o, (dunyada) kendi yakınları arasında sevincliydi

    [14] Dogrusu o, (Rabbine) bir daha donmeyecegini sanmıstı

    [15] Hayır; gercekten Rabbi, kendisini cok iyi gorendi

    [16] Yoo, safak-vaktine yemin ederim

    [17] Geceye ve toplayıp-tasıdıgı seylere

    [18] Ondordune girdigi zaman aya

    [19] Siz, gercekten tabakadan tabakaya bineceksiniz

    [20] Su halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar

    [21] Kendilerine Kur'an okundugunda secde etmiyorlar

    [22] Tersine, o nankorler, yalanlıyorlar

    [23] Oysa Allah, onların iclerinde sakladıklarını daha iyi bilendir

    [24] Bu durumda sen, onlara acı bir azap ile mujde ver

    [25] Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar baska; onlar icin kesintisi olmayan bir ecir (mukafaat) vardır

    Bürûc

    Surah 85

    [1] Burcları olan goge andolsun

    [2] O vadedilen gune

    [3] Sahid olana (gorene) ve sahit olunana (gorulene)

    [4] Kahrolsun Ashab-ı Uhdud

    [5] Tutusturucu-yakıt dolu o ates

    [6] Hani kendileri (ates hendeginin) cevresinde oturmuslardı

    [7] Ve mu'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı

    [8] Onlardan, yalnızca 'ustun ve guclu olan,' ogulen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı

    [9] Ki O (Allah), goklerin ve yerin mulku O'nundur. Allah, herseyin uzerinde sahid olandır

    [10] Gercek su ki, mu'min erkeklerle mu'min kadınlara iskence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; iste onlar icin, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır

    [11] Suphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar icin altından ırmaklar akan cennetler vardır. Iste buyuk 'kurtulus ve mutluluk' budur

    [12] Dogrusu, Rabbinin 'zorlu yakalayısı' siddetlidir

    [13] Cunku O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) dondurecek olandır

    [14] O, cok bagıslayandır, cok sevendir

    [15] Arsın sahibidir; Mecid (pek Yuce)dir

    [16] Her diledigini yapıp-gerceklestirendir

    [17] Orduların haberi sana geldi mi

    [18] Firavun ve Semud (ordularının)

    [19] Hayır; inkar edenler, (kesintisiz) bir yalanlama icindedirler

    [20] Allah ise, onları arkalarından sarıp-kusatmıstır

    [21] Hayır; o (Kitap), 'serefli-ustun' olan bir Kur'an'dır

    [22] Levh-i Mahfuz'dadır

    Târık

    Surah 86

    [1] Goge ve Tarık'a andolsun

    [2] Tarık'ın ne oldugunu sana bildiren nedir

    [3] (Karanlıgı) Delen yıldızdır

    [4] Uzerinde gozetleyici-koruyucu bulunmayan hicbir nefis (kimse) yoktur

    [5] Insan bir baksın, hangi seyden yaratıldı

    [6] Dokulup atılan bir sudan yaratıldı

    [7] (Bu su,) Bel kemigi ile kaburgalar arasında(ki organlar)dan cıkar

    [8] Suphesiz (Allah), onu yeniden-dondurmeye guc yetirendir

    [9] Sırların orta yere cıkarılacagı gun

    [10] Artık onun ne gucu vardır, ne yardımcısı

    [11] Donuslu olan goge andolsun

    [12] Yarılan yere de

    [13] Suphesiz o (Kur'an), ayırdeden bir sozdur

    [14] O, bir saka degildir

    [15] Dogrusu onlar, hileli bir duzen planlayıp kuruyorlar

    [16] Ben de bir duzen kurup hazırlıyorum

    [17] Sen kafirlere bir muhlet ver, az bir sure tanı

    A'lâ

    Surah 87

    [1] Rabbinin Yuce ismini tesbih et

    [2] Ki O, yarattı, 'bir duzen icinde bicim verdi

    [3] Takdir etti, boylece yol gosterdi

    [4] Yemyesil-otlagı' cıkardı

    [5] Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu

    [6] Sana okutacagız, sen de unutmayacaksın

    [7] Ancak Allah'ın diledigi baska. Cunku O, acıkta olanı da bilir, saklı duranı da

    [8] Ve seni kolay olan icin basarılı kılacagız

    [9] Su halde, eger 'ogut ve hatırlatma' bir yarar saglayacaksa, 'ogut verip hatırlat

    [10] Allah'tan ‘Ici titreyerek korkan’ ogut alır-dusunur

    [11] Mutsuz-bedbaht' olan ondan kacınır

    [12] Ki o, en buyuk atese yollanacaktır

    [13] Sonra onun icinde o, ne olur, ne yasar

    [14] Dogrusu, temizlenip arınan felah bulmustur

    [15] Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan

    [16] Hayır siz, dunya hayatını secip ustun tutuyorsunuz

    [17] Ahiret ise daha hayırlı ve daha sureklidir

    [18] Suphesiz bu, onceki sahifelerde vardır

    [19] Ibrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde

    Ğâşiye

    Surah 88

    [1] (Her yanı yaygın olarak kusatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi

    [2] O gun, oyle yuzler vardır ki, 'zillet icinde asagılanmıstır

    [3] Calısmıs, bosuna yorulmustur

    [4] Kızgın bir atese yollanırlar

    [5] Kaynar bir kaynaktan icirilirler

    [6] Onlar icin (zehirli olan) dari' dikeninden baska bir yiyecek yoktur

    [7] Ne doyurup-semirtir, ne aclıktan korur

    [8] O gun, oyle yuzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk icinde)dirler

    [9] Harcadıgı-cabadan dolayı hosnuttur

    [10] Yuksek bir cennettedir

    [11] Orda anlamsız bir soz isitmez

    [12] Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır

    [13] Orda 'yukseklerde kurulmus, tahtlar da vardır

    [14] Konulmus (icecek dolu) kaplar

    [15] Dizi dizi yastıklar

    [16] Ve serilmis yaygılar

    [17] Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı

    [18] Goge, nasıl yukseltildi

    [19] Daglara; nasıl oturtulup-kuruldu

    [20] Yere; nasıl yayılıp-dosendi

    [21] Artık sen, ogut verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir ogut verici-bir hatırlatıcısın

    [22] Onlara 'zor ve baskı' kullanacak degilsin

    [23] Ancak kim yuz cevirir ve inkar ederse

    [24] Allah, onu en buyuk azap ile azaplandırır

    [25] Suphesiz onların donusleri Bizedir

    [26] Sonra onları hesaba cekmek de elbette Bize aittir

    Fecr

    Surah 89

    [1] Fecre andolsun

    [2] On geceye

    [3] Cifte ve tek'e

    [4] Akıp-gittigi zaman geceye

    [5] Bunlarda, akıl sahibi olan icin bir yemin var, degil mi

    [6] Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptıgını gormedin mi

    [7] Yuksek sutunlar' sahibi Irem'e

    [8] Ki sehirler icinde onun bir benzeri yaratılmıs degildi

    [9] Ve vadilerde kayaları oyup bicen Semud'a

    [10] Ve kazıklar (ehramlar) sahibi Firavun'a

    [11] Ki onlar, sehirlerde azgınlasmıslardı

    [12] Boylece oralarda fesadı yaygınlastırmıs-arttırmıslardı

    [13] Bundan dolayı, Rabbin, onların uzerine bir azap kamcısı carpıverdi

    [14] Cunku senin Rabbin, gercekten gozetleme yerindedir

    [15] Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden gecirse, ona bir keremde bulunsa, nimetler verse: "Rabbim bana ikram etti" der

    [16] Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen: "Rabbim bana ihanet etti" der

    [17] Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz

    [18] Yoksula yedirmek icin birbirinizi tesvik etmiyorsunuz

    [19] Mirası, sınır tanımaz (helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz

    [20] Malı 'bir yıgma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz

    [21] Hayır; yer, parca parca yıkılıp darmadagın oldugu

    [22] Rabbin(in buyrugu) geldigi ve melekler dizi dizi durdugu zaman

    [23] O gun, cehennem de getirilmistir. Insan o gun dusunup-hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda

    [24] Der ki: "Keske hayatım icin, (onceden bir seyler) takdim edebilseydim

    [25] Artık o gun hic kimse (Allah'ın) verecegi azap gibi azaplandıramaz

    [26] Onun vuracagı bagı hic kimse vuramaz

    [27] Ey mutmain (tatmin bulmus) nefis

    [28] Rabbine, hosnut edici ve hosnut edilmis olarak don

    [29] Artık kullarımın arasına gir

    [30] Cennetime gir

    Beled

    Surah 90

    [1] Hayır; bu sehre yemin ederim

    [2] Ki sen, bu sehirde oturmakta iken

    [3] Babaya ve dogan-cocuga da

    [4] Andolsun, Biz insanı bir zorluk icinde yarattık

    [5] O, hic kimsenin kendisine asla guc yetiremeyecegini mi sanıyor

    [6] O: "Yıgınla mal tuketip-yok ettim" diyor

    [7] Kendisini hic kimsenin gormedigini mi sanıyor

    [8] Biz ona iki goz vermedik mi

    [9] Bir dil ve iki dudak

    [10] Biz ona 'iki yol-iki amac' gosterdik

    [11] Ancak o, sarp yokusa gogus germedi

    [12] Sarp yokusun ne oldugunu sana ogreten nedir

    [13] Bir boynu cozmek (bir koleye ozgurluk vermek)tir

    [14] Ya da aclık gununde doyurmaktır

    [15] Yakın olan bir yetimi

    [16] Veya surunen bir yoksulu

    [17] Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak

    [18] Iste bunlar, sag yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene)

    [19] Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Mes'eme)

    [20] Kapıları kilitlenmis" bir ates onların uzerinedir

    Şems

    Surah 91

    [1] Gunes'e ve onun parıltısına andolsun

    [2] Onu izledigi zaman Ay'a

    [3] Onu (Gunes) parıldattıgı zaman gunduze

    [4] Onu sarıp-orttugu zaman geceye

    [5] Goge ve onu bina edene

    [6] Yere ve onu yayıp doseyene

    [7] Nefse ve ona 'bir duzen icinde bicim verene

    [8] Sonra ona fucurunu (sınır tanımaz gunah ve kotulugunu) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)

    [9] Onu arındırıp-temizleyen gercekten felah bulmustur

    [10] Ve onu (isyanla, gunahla, bozulmalarla) ortup-saran da elbette yıkıma ugramıstır

    [11] Semud (halkı) azgınlıgı dolayısıyla yalanladı

    [12] En 'zorlu bedbahtları' ayaklandıgında

    [13] Allah'ın elcisi onlara dedi ki: "Allah'ın (deneme icin size gonderdigi) devesine ve onun su icme-sırasına dikkat edin

    [14] Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp oldurduler. Rableri de gunahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti, kırıp gecirdi'; orasını da dumduz etti

    [15] (Allah, asla) Bunun sonucundan korkmaz

    Leyl

    Surah 92

    [1] Sarıp-orttugu zaman geceye andolsun

    [2] Parıldayıp-aydınlandıgı zaman gunduze

    [3] Erkegi ve disiyi yaratana

    [4] Gercekten sizin cabalarınız (celiskili, parca parca) darmadagınıktır

    [5] Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa

    [6] Ve en guzel olanı dogrularsa

    [7] Biz de onu kolay olan icin basarılı kılacagız

    [8] Kim de cimrilik eder, kendini mustagni gorurse

    [9] Ve en guzel olanı yalan sayarsa

    [10] Biz de ona en zorlu olanı (azaba ugramasını) kolaylastıracagız

    [11] Tereddi edecegi (basasagı dususe ugrayacagı) zaman, malı ona hic yarar saglamaz

    [12] Suphesiz, Bize ait olan, yol gostermektir

    [13] Gercekten, son da, ilk de (ahiret ve dunya) Bizimdir

    [14] Artık sizi, 'alevleri kabardıkca kabaran' bir atesle uyardım

    [15] Ona, ancak en bedbaht olandan baskası yollanmaz

    [16] Ki o, yalanlamıs ve yuz cevirmisti

    [17] Sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır

    [18] Ki o, malını vererek temizlenip-arınır

    [19] Onun yanında hic kimsenin karsılıgı verilecek bir nimeti (borcu) yoktur

    [20] Ancak Yuce Rabbinin rızasını aramak icin (verir)

    [21] Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır

    Duhâ

    Surah 93

    [1] Kusluk vaktine andolsun

    [2] Karanlıgı iyice coktugu' zaman geceye

    [3] Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı

    [4] Suphesiz senin icin son olan, ilk olandan (ahiret dunyadan) daha hayırlıdır

    [5] Elbette Rabbin sana verecek, boylece sen hosnut kalacaksın

    [6] Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı

    [7] Ve seni yol bilmez iken, 'dogru yola yoneltip iletmedi mi

    [8] Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi

    [9] Oyleyse, sakın yetimi uzup-kahretme

    [10] Isteyip-dileneni azarlayıp-cıkısma

    [11] Rabbinin nimetini durmaksızın anlat

    İnşirâh

    Surah 94

    [1] Biz, senin gogsunu yarıp-genisletmedik mi

    [2] Ve yukunu indirip-atmadık mı

    [3] Ki o, senin belini bukmustu

    [4] Senin zikrini (sanını) yuceltmedik mi

    [5] Demek ki, gercekten zorlukla beraber kolaylık vardır

    [6] Gercekten guclukle beraber kolaylık vardır

    [7] Su halde bos kaldıgın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et

    [8] Ve yalnızca Rabbine ragbet et

    Tîn

    Surah 95

    [1] Incire ve zeytine andolsun

    [2] Sina dagına

    [3] Ve su emin beldeye (guvenilir sehre)

    [4] Dogrusu, Biz insanı en guzel bir bicimde yarattık

    [5] Sonra asagıların asagısına cevirdik

    [6] Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar baska; onlar icin kesintisi olmayan bir ecir vardır

    [7] Oyleyse bundan sonra, hangi sey sana dini yalanlatabilir

    [8] Allah hukmedenlerin hakimi degil midir

    Alak

    Surah 96

    [1] Yaratan Rabbin adıyla oku

    [2] O, insanı bir alak'tan yarattı

    [3] Oku, Rabbin en buyuk kerem sahibidir

    [4] Ki O, kalemle (yazmayı) ogretendir

    [5] Insana bilmedigini ogretti

    [6] Hayır; gercekten insan, azar

    [7] Kendini mustagni gordugunden

    [8] Suphesiz, donus yalnızca Rabbinedir

    [9] Engellemekte olanı gordun mu

    [10] Namaz kıldıgı zaman bir kulu

    [11] Gordun mu? Ya o (kul) dogru yol uzerinde ise

    [12] Ya da takvayı emrettiyse

    [13] Gordun mu? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yuz ceviriyor ise

    [14] O, Allah'ın gordugunu bilmiyor mu

    [15] Hayır; eger o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perceminden tutup surukleyecegiz

    [16] O yalancı, gunahkar olan alnından

    [17] O zaman da meclisini (yakın cevresini ve yandaslarını) cagırsın

    [18] Biz de zebanileri cagıracagız

    [19] Hayır; ona boyun egme (Rabbine) Secde et ve yakınlas

    Kadir

    Surah 97

    [1] Gercek su ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik

    [2] Kadir gecesinin ne oldugunu sana bildiren nedir

    [3] Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır

    [4] Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir is icin inerler

    [5] Fecrin cıkısına kadar bir esenliktir (selamdır) o

    Beyyine

    Surah 98

    [1] Kitap Ehlinden ve musriklerden inkar edenler, kendilerine apacık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak degillerdi

    [2] (O delil de) Allah'tan gonderilmis-bir elci (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır

    [3] Onların icinde dosdogru 'yazılı-hukumler' vardır

    [4] Kitap Ehlinden olanlar, ancak kendilerine apacık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar

    [5] Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdogru kılmak ve zekatı vermekten baskasıyla emrolunmadılar. Iste en dogru (dimdik ve sapasaglam) din budur

    [6] Suphesiz, Kitap Ehlinden ve musriklerden inkar edenler, icinde surekli kalıcılar olmak uzere cehennem atesindedirler. Iste onlar, yaratılmısların en kotuleridir

    [7] Iman edip salih amellerde bulunanlar ise; iste onlar da, yaratılmısların en hayırlılarıdır

    [8] Rableri Katında onların odulleri, icinde ebedi kalıcılar olmak uzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmustur, kendileri de O'ndan razı (hosnut, memnun) kalmıslardır. Iste bu, Rabbinden 'ici titreyerek korku duyan kimse' icindir

    Zilzâl

    Surah 99

    [1] Yer, o siddetli sarsıntısıyla sarsıldıgı

    [2] Yer, agırlıklarını dısa atıp-cıkardıgı

    [3] Ve insan: "Buna ne oluyor?" dedigi zaman

    [4] O gun (yer), haberlerini anlatacaktır

    [5] Cunku senin Rabbin, ona vahyetmistir

    [6] O gun insanlar, amelleri kendilerine gosterilsin diye, boluk boluk fırlayıp-cıkarlar

    [7] Artık kim zerre agırlıgınca hayır islerse, onu gorur

    [8] Artık kim zerre agırlıgınca bir ser (kotuluk) islerse, onu gorur

    Âdiyât

    Surah 100

    [1] Soluk soluga kosan (at)lara andolsun

    [2] (Tırnaklarıyla) Ates sacanlara

    [3] Sabah vakti baskın yapanlara

    [4] Derken, orada tozu dumana katanlara

    [5] Bununla bir (dusman) toplulugun orta yerine kadar dalanlara

    [6] Gercekten insan, Rabbine karsı nankordur

    [7] Ve gercekten, kendisi buna sahiddir

    [8] Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) cok katıdır

    [9] Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların 'desilip dısa atıldıgı

    [10] Goguslerde olanların derlenip-devsirildigi zamanı

    [11] Suphesiz, o gun Rableri, kendilerinden gercekten haberdardır

    Kâria

    Surah 101

    [1] Kaari’a

    [2] Nedir kaari’a

    [3] Sana o kaaria’yı bildiren nedir

    [4] Insanların, 'her yana dagılmıs' pervaneler gibi olacakları gun

    [5] Ve dagların 'etrafa sacılmıs' renkli yunler gibi olacakları (gun)

    [6] Iste, kimin tartıları agır basarsa

    [7] Artık o, hosnut olunan bir hayat icindedir

    [8] Kimin tartıları hafif kalırsa

    [9] Artık onun da anası (son duragı) "haviye"dir (ucurum)

    [10] Onun ne oldugunu (mahiyetini) sana bildiren nedir

    [11] O, kızgın bir atestir

    Tekâsür

    Surah 102

    [1] (Mal, mulk ve servette) Coklukla ovunmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden gecirdi

    [2] Oyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidisinize, olumunuze) kadar surdu

    [3] Hayır; ileride bileceksiniz

    [4] Yine hayır; ileride bileceksiniz

    [5] Hayır; eger siz kesin bir bilgiyle bilmis olsaydınız

    [6] Andolsun, o cılgınca yanan atesi de elbette gorecektiniz

    [7] Sonra onu, gercekten yakin gozuyle (Ayne'l Yakin) gormus olacaksınız

    [8] Sonra o gun, nimetten sorguya cekileceksiniz

    Asr

    Surah 103

    [1] Asra andolsun

    [2] Gercekten insan, ziyandadır

    [3] Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler baska

    Hümeze

    Surah 104

    [1] Arkadan cekistirip duran, kas goz hareketleriyle alay eden her kisinin vay haline

    [2] Ki o, mal yıgıp biriktiren ve onu saydıkca sayandır

    [3] Gercekten malının kendisini ebedi kılacagını sanıyor

    [4] Hayır; andolsun o, 'hutame'ye atılacaktır

    [5] Hutame"nin ne oldugunu sana bildiren nedir

    [6] Allah'ın tutusturulmus atesidir

    [7] Ki o, yureklerin ustune tırmanıp cıkar

    [8] O, onların uzerine kilitlenecektir

    [9] (Kendileri de) Dikilip-yukseltilmis sutunlarda (baglanacaklardır)

    Fîl

    Surah 105

    [1] Rabbinin fil sahiplerine neler yaptıgını gormedin mi

    [2] Onların 'tasarladıkları planlarını' bosa cıkarmadı mı

    [3] Onların uzerine ebabil (suru suru) kuslarını gonderdi

    [4] Onlara 'pisirilip-sertlestirilmis balcık tasları' atıyorlardı

    [5] Sonunda onları, yenik ekin yapragı gibi kıldı

    Kureyş

    Surah 106

    [1] (Hic degilse kendilerini) Kureys’i ‘bir araya getirip anlastırdıgı’

    [2] Yaz ve kıs yolculugunda onları (guvenlige kavusturdugu ya da baskalarıyla) ısındırıp yakınlastırdıgı icin

    [3] Su Ev (Ka’be’n)in Rabbine kulluk etsinler

    [4] Ki O, kendilerini aclıktan (kurtarıp) doyuran ve korkudan guvenlige kavusturandır

    Mâûn

    Surah 107

    [1] Dini yalanlayanı gordun mu

    [2] Iste yetimi itip-kakan

    [3] Yoksulu doyurmayı tesvik etmeyen odur

    [4] Iste (su) namaz kılanların vay haline

    [5] Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar

    [6] Onlar gosteris yapmaktadırlar

    [7] Ve ‘ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler

    Kevser

    Surah 108

    [1] Suphesiz, Biz sana Kevser'i verdik

    [2] Su halde Rabbin icin namaz kıl ve kurban kes

    [3] Dogrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır

    Kâfirûn

    Surah 109

    [1] De ki: "Ey kafirler

    [2] Ben sizin taptıklarınıza tapmam

    [3] Benim taptıgıma siz tapacak degilsiniz

    [4] Ben de sizin taptıklarınıza tapacak degilim

    [5] Siz de benim taptıgıma tapacak degilsiniz

    [6] Sizin dininiz size, benim dinim bana

    Nasr

    Surah 110

    [1] Allah'ın yardımı ve fetih geldigi zaman

    [2] Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gordugunde

    [3] Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan magfiret dile. Cunku O, tevbeleri cok kabul edendir

    Tebbet

    Surah 111

    [1] Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya

    [2] Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar saglamadı

    [3] Alevi olan bir atese girecektir

    [4] Esi de; odun hamalı (ve)

    [5] Boynuna bukulmus bir ip (baglanmıs) olarak

    İhlâs

    Surah 112

    [1] De ki: O Allah, birdir

    [2] Allah, Samed'dir (hersey O'na muhtactır, daimdir, hicbir seye ihtiyacı olmayandır)

    [3] O, dogurmamıstır ve dogurulmamıstır

    [4] Ve hicbir sey O'nun dengi degildir

    Felak

    Surah 113

    [1] De ki: Sabahın Rabbine sıgınırım

    [2] Yarattıgı seylerin serrinden

    [3] Karanlıgı coktugu zaman gecenin serrinden

    [4] Dugumlere ufuren-kadınların serrinden

    [5] Ve hased ettigi zaman, hasetcinin serrinden

    Nâs

    Surah 114

    [1] De ki: Insanların Rabbine sıgınırım

    [2] Insanların malikine

    [3] Insanların (gercek) Ilahına

    [4] Sinsice, kalplere vesvese ve suphe dusurup duran' vesvesecinin serrinden

    [5] Ki o, insanların goguslerine vesvese verir (iclerine kusku, kuruntu fısıldar)

    [6] Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sıgınırım)