Turkish

    Translation: tur-alifikriyavuz-la

    Author: Ali Fikri Yavuz

    Fâtiha

    Surah 1

    [1] O Rahman, O Rahim olan Allah’ın adıyla (okumaga baslarım). (Halka hayat ve beka ihsan eden, korkulardan koruyan hakiki mabud Cenab-ı Allah’ın adı ile okumaga baslarım)

    [2] (Ezelden ebede kadar) butun olmus ve olacak hamd ve sena (ovgu) tam ve kemaliyle alemlerin (yegane) yaratıcısı, besleyip kemale erdiricisi olan Allah’adır

    [3] (Oyle Allah ki) dunyada butun mahlukata, ahirette ise, yalnız muminlere merhamet edendir

    [4] Ceza (ahiretteki hesap) gununun sahibidir

    [5] Ancak sana ibadet ederiz (senden baska ibadete layık yoktur) ve (hem ibadetlerimizde, hem de butun ihtiyaclarımızda) yalnız Senden yardım isteriz

    [6] Bizi, (Itikat, soz, is ve ahlakımızda) dogru yola ilet. (Bizi, Islam dini ve Peygamber yolu olan hak yolda sabit eyle)

    [7] Kendilerine, (fazlından ve ihsanından) nimet verdigin kimselerin (Peygamberlerle velilerin) yoluna (hakkı kabul etmeyip kufre vardıklarından) gazaba ugrayanların ve sapıklarınkine degil... (Amin= Kabul buyur, Allah’ım)

    Bakara

    Surah 2

    [1] Elif, Lam, Mim. (Surelerin basında olan bu gibi harflere, mukattaa harfler denir ki, delalet ettikleri manayı ancak Cenab-ı Hak bilir)

    [2] Bu, O kitaptır ki, kendisinden hic suphe yoktur ve daha onceki kitaplarda, Allah’ın inzal edecegini vaad buyurdugu kamil kitaptır. Ahirette zarar verecek seylerden korunanlar (takva sahipleri) icin delildir, yol gostericidir

    [3] O kimseler (takva sahipleri) ki, onlar gaybe (Cenab-ı Allah’a, meleklere, kıyamete, kaza ve kadere, gormeksizin) inanırlar; ve bes vakit namazı geregi uzre kılarlar, onlara verdigimiz rızıklardan (ailelerine, yakınlarına, komsularına ve diger hak sahiblerine) harcarlar, yedirirler

    [4] O kimseler ki, sana gonderilene (Kur’an’a) ve senden onceki Peygamberlere gonderilene (Tevrat, Incil, Zebur ve diger suhufa) iman ederler ve ahirete (kıyamete) ise suphesiz yakinen inanırlar

    [5] Iste boyle kimseler, Rablerinden olan hidayet ve dogru yol uzeredirler; ve bunlar azabdan kurtulup sevaba erenlerdir

    [6] Muhakkak ki kufre varanlar, (yani iman nurunu sirk karanlıgı ve inad yuzunden ortenleri) azab ile korkutsan da korkutmasan da onlar icin birdir; onlar iman etmezler

    [7] Allah onların kalblerine, kulaklarına muhur vurmustur. Gozlerinin uzerinde de bir perde vardır. Onlar icin buyuk bir azap vardır. (Hem dunyada, hem ahirette)

    [8] Insanlardan bir kısmı vardır ki, biz Allah’a ve kıyamet gunune inandık, derler. Halbuki onlar, iman edenler degillerdir

    [9] (Kanaatlarınca, kalblerinde olan kufru ortmekle) Cenab’ı Allah’ı ve muminleri (sahabeyi) aldatırlar. Bilmezler ki, ancak kendi nefislerini aldatırlar

    [10] Onların kalblerinde nifak ve hased marazı vardır. Cenab’ı Allah, (Kur’an ayetlerini inzal ile onların suphe, kin ve nifak) marazlarını artırmıstır. Yalan soylemeleri sebebiyle onlar icin siddetli bir azab vardır

    [11] Onlara: Yeryuzunde (kufur ve gunah isleyerek, muminleri aldatarak) fesad cıkarmayın, denildigi zaman: “-Bizim isimiz, ıslah etmektir.” derler

    [12] Iyi bilin ki, onlar, ortalıgı ifsad edenlerdir. Lakin suurları yok, farkında degillerdir

    [13] Onlara, insanların (Muhacirlerin= Mekke’den hicret eden sahabilerin ve Ensar’ın = Medine’li Ashab’ın) iman ettigi gibi, siz de iman edin, denildigi zaman (kendi aralarında): “-Biz, akılsız cahillerin iman ettigi gibi iman edermiyiz?” derler. Dogrusu akılsızlar, sefihler onlardır ve lakin bilmezler

    [14] Bir de muminlerle karsılastıkları zaman: “- Biz de (sizin gibi) iman ettik” derler. Halbuki seytanlarıyle (kendilerini aldatan dostlarıyla) yalnız basına kaldıkları zaman: “- Biz (dinde) sizinle beraberiz, biz ancak (muminlerle) istihza edicileriz.” derler

    [15] Cenab’ı Allah munafıkları, ettikleri istihzanın cezası ile cezalandırır; ve azgınlıkları icinde basıbos dolasmalarına muhlet verir

    [16] Bunlar, o kimselerdir ki, hidayete karsılık dalaleti (sapıklıgı, cehennemi) satın almıslardır. Onların ticareti kar etmemis ve dogru yolu da bulamamıslardır

    [17] Onların hali, o kimsenin hali gibidir ki, o (korkulu bir sahrada) ates yaktı da cevresini aydınlattıgı zaman, tam o sırada Allah nurlarını giderip kendilerini karanlıklar icinde bıraktı; artık gormezler. (Iste munafıkların hali de boyledir. Dunyada selamet ve emniyet uzere olduklarını sanırlar, fakat oldukleri zaman kendilerine korku ve azab gelir)

    [18] Onlar, sagırdırlar (hakkı isitmezler), dilsizdirler (imanı ikrar etmezler), kordurler (anlayıs gozu ile hakkı ayırdetmezler), artık onlar (bu hallerinden) donmezler

    [19] Yahud onların hali, gokten bosanan yagmura tutulmusların hali gibidir ki, o gokte (bulutlarda) yogun karanlıklar var, bir gok gurultusu, bir simsek var. Yıldırımlardan olum korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar. Allah ilim ve kudreti ile kafirleri kusatandır. (Cenab’ı Hak, Kur’an-ı Kerim karsısında bulunan kafir ve munafıkların halini beyan etmek uzere, ikinci bir temsil yapmıstır. Boylece ayeti kerimede munafıkların hali, karanlık bir gecede gok gurultulu ve simsekli bir yagmura tutulmusların haline benzetilmistir. Soyle ki: Yagmur, canlıların hayatına sebep oldugu gibi, Kur’an-ı Kerim de kalblerin hayatına sebeptir. Kur’an-ı Kerimde kufrun anılısı yogun karanlıklar gibidir. Kur’an-ı Kerimde kafirleri azab ve cehennem ile korkutmalar, gok gurultusu gibidir. Kur’an-ı Kerim’in apacık hidayet delilleri ile cenneti anıs da simsek ve yıldırımlar gibidir. Iste, oyle bir siddetli gecede yagmura tutulmus olanların hali, yani gok gurultusu, simsek ve yıldırımlar karsısında olanların takındıkları tavır gibi, munafıklar da kufur anılısını, cehennem ve cennet zikrini, kendilerini hakka meylettirmesin diye isitmemek icin, parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Onlarca batıl inanclarından hakka donmek olumdur. Halbuki Cenab’ı Allah onları kudreti ile cevrelemistir. Dısarı cıkıp kurtulamazlar)

    [20] O simsek, neredeyse gozlerini kapıp alıverecek; onları aydınlatınca da ısıgı altında yururler ve karanlık cokunce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, onların isitme ve gorme duyularını da giderirdi. Suphesiz ki Allah, her seye kadirdir. (Nerdeyse Kur’an’ın hidayet nuru gozlerini alacak... Kur’anı Kerimin “Islamın” bahsettigi ganimet ve nimetlerini gordukce, emniyet icerisinde yururler. Fakat cihad ve Islamın yukledigi vazifelerle karsılastıkları zaman, karanlıkta dikilip kalanların hali gibi, geri dururlar. Allah dileseydi, onların manevi duygularını yok ettigi gibi, maddi duygularını da gideriverdi)

    [21] Ey insanlar! Sizi ve sizden oncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva sahibi olasınız

    [22] O, oyle bir Allah’dır ki yeryuzunu, sizin (fayda ve rahatınız) icin bir dosek, semayı (gogu) bir bina yaptı ve sizin icin, gokten bir su indirdi de onunla turlu mahsullerden bir rızık cıkardı. Artık siz de Allah’ın es ve benzeri olmadıgını bildiginiz halde, Allah’a esler kosmayınız

    [23] Eger kulumuza (Hz. Muhammed aleyhisselama) indirdigimiz Kur’an’dan suphede iseniz, haydi siz de onun benzerinden (fesahat ve belagatta ona es) bir sure getirin ve Allah’dan baska sahidlerinizi (putlarınızı, sair ve alimlerinizi) de yardıma cagırın; sayed (Bu beser kelamıdır) sozunde sadık (dogru soyleyen) kimseler iseniz

    [24] Bunu yapamazsanız (bir sureye es getiremezseniz) -ki hic bir zaman yapamayacaksınız -artık o atesten sakının ki, onun tutusturucu odunu (kafir) insanlarla taslardır. O (ates) kafirler icin hazırlanmıstır

    [25] (Habibim), iman edip salih ameller isleyenlere (sunu) mujdele: Onlar icin, (agacları) altından ırmaklar akar (her turlu meyvalarla suslenmis) cennetler var. Kendilerine, ne zaman, onlardan bir meyva rızk olarak yedirilse (her def’asında): “Bu, daha once (dunyada) bizim yedigimiz seydir.” diyecekler ve o rızık (dunyadakine) benzer olarak kendilerine sunulacak. Onlar icin orada tertemiz zevceler de var ve onlar, o cennette ebedi olarak kalıcıdırlar

    [26] Muhakkak ki Allah, sivri sinek ve ondan buyugu ile hakkı acıklamak icin misal getirmeyi terk etmez. Artık iman edenler, bunun (misalin) Rablerinden gelen bir hakikat oldugunu bilirler. Amma kafirler: “- Allah bu misal ile ne murad etmistir?” derler. Cenab’ı Allah o misalle, bir cogunu sasırtıp saptırır ve yine onunla bir cogunu yola, hidayete eristirir ve onunla ancak fasıkları sasırtır. (Bu, kafirlerin tekzibi ve muminlerin iman etmeleri sebebiyle olur)

    [27] O fasıklar ki, Allah’ın (ezelde iman ve itaat etmelerine dair) kendilerinden aldıgı sozu saglama bagladıktan sonra, O’nun ahdini bozarlar ve Allah’ın vaslını emrettigi seyi (yakınlık ve iman baglarını) keserler, yeryuzunde fesat ve bozgunculuk yaparlar. Iste bunlar, (ebedi olarak cehenneme dusup) ziyanda kalanlardır

    [28] Allah’ı nasıl inkar ediyorsunuz ki, siz, olu (birer nutfe, hormon) idiniz; O sizi diriltti. Sonra (ecelleriniz gelince) sizleri yine oldurecek, sonra (kıyamette) sizi diriltecek. Sonra da (amellerinizin hesabı gorulmek uzere) ona donduruleceksiniz

    [29] O, o yaratıcıdır ki, yerde ne varsa (faydalanıp ibret alasınız diye) hepsini sizin icin yarattı. Sonra semayı (yaratmayı) kasdetti de onları (semaları), yedi gok halinde nizama koydu. O her seyi hakkıyla bilendir

    [30] (Ey Habibim), o vaktı hatırla ki, Rabbin Meleklere: “-Ben yer yuzunde (hukumlerimi yerine getirecek) bir halife (bir insan) yaratacagım.” demisti. Melekler de: “- Biz seni hamdinle tesbih ve noksanlıklardan tenzih etmekte oldugumuz halde, orada fesad cıkaracak ve kanlar dokecek kimse mi yaratacaksın?” demislerdi. Allah: “-Ben, sizin bilemiyeceginiz seyleri bilirim.” buyurdu

    [31] Allah, Hz. Adem Aleyhisselama butun isimleri ogretti. Sonra esyayı meleklere gosterip: “- Eger (her seyin ic yuzunu bilen) sadıklarsanız bunların isimlerini bana haber verin.” buyurdu

    [32] Melekler: “Biz, (sana itiraz olunmaktan) seni tenzih ederiz. Senin bize ogrettiginden baska, hic bir ilmimiz yok. Muhakkak sen her seyi hakkıyle bilensin, ustun hikmet sahibisin.” dediler

    [33] Allah, Hz. Adem’e: “- Ey Adem! Esyanın isimlerini meleklere haber ver.” buyurdu. Adem Aleyhisselam da, meleklere, o isimleri haber verince Allah: “-Ben size demedim mi ki, goklerin ve yerin gayblarını ben bilirim. Acıkladıgınızı da, gizlediginizi de elbette ben bilirim.” buyurdu

    [34] Onu hatırla ki, meleklere: “-Adem’e (hurmet olarak) secde edin.” demistik de butun melekler secde etmislerdi. Ancak Iblis secde etmekten yuz cevirip kibirlendi ve kafirlerden oldu

    [35] Ve biz demistik ki: “- Ey Adem, sen esinle Cennette sakin ol. Onun nimetlerinden ikiniz de bol bol yeyin, fakat su agaca yaklasmayın. Yoksa (nefislerine) zulmedenlerden olursunuz.”

    [36] Nihayet onları (Adem ile Havva’yı) Seytan (bir desise ile) Cennetten kaydırdı ve icinde bulundukları nimetten onları cıkardı. Biz de: “- Biri-birinize dusman olarak buradan (yere) inin. Yeryuzunde sizin icin bir vakte (omrunuzun sonuna) kadar yerlesmek ve menfaatlenmek vardır.” demistik

    [37] Derken Adem, Rabbinden bir takım kelimeler aldı. O’na yalvarıp tevbe etti. O da tevbesini kabul buyurdu. Cunku tevbeyi cok cok kabul eden asıl esirgeyici O’dur

    [38] Biz onlara: “- Hepiniz cennetten inin! Benden size bir hidayet (Peygamber ve kitab) gelince, biliniz ki, benim bu hidayetime tabi ve baglı olanlar icin asla korku yoktur; ve onlar mahzun da olmazlar.” dedik

    [39] Kufre varıp ayetlerimizi yalanlıyanlar ise, cehennem ehlidirler; onlar, o ateste ebedi olarak kalıcıdırlar

    [40] Ey Israil ogulları (Hz. Yakub ogulları), size verdigim nimetimi hatırlayın; ve bana itaat ederek Tevrat’ta (ahir zaman Peygamberi hakkında size acıkladıgım) ahdime (bana iman ve itaate) vefa edin ki, ahdinize (sizi cennete koymaga) vefa edeyim. (Ahdi bozdugunuzda) ancak Benden korkun

    [41] Ve beraberinizdeki Tevrat’ı (aslını) tasdik edici olarak indirdigim Kur’an’a iman edin, ona inanmayanların ilki olmayın; benim ayetlerimi, dunya menfaatı karsılıgında bir kac paraya degismeyin ve ancak benden korkun. (Kitabıma iftira ve tahrif yapma hususunda yalnız Benden korkun)

    [42] Hakkı batıla karıstırıp da bile bile gizlemeyin (Peygamber A.S.V’ın vasfını Tevrat’da bulmadık diye hakkı ortmeyin)

    [43] (Muslumanların namazı gibi) namaz kılın, onlar gibi zekat verin ve ruku eden muminlerle ruku edin (Cemaate devam edin)

    [44] (Ey Yahudi’ler), insanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki Tevrat’ı okuyorsunuz; artık cirkin hareketinizi anlamaz mısınız

    [45] Bir de sabır ve namazla Allah’dan yardım isteyin; gerci bu (nefsinize) agır gelir, fakat saygılı kimselere degil

    [46] O saygı gosterip korkanlar, o kimselerdir ki, Rablerine kavusacaklarını ve sonunda ona doneceklerini yakinen bilirler

    [47] Ey Israil ogulları, size ihsan ettigim bunca nimetimi ve (vaktiyle ecdadınızı) insanlara ustun kıldıgımı hatırlayın

    [48] Bir de oyle bir azab gununden sakının ve korkun ki, o gunde (kıyamette) hic bir kimse, hic bir kimse adına bir sey odeyemez, kimseden sefaat da kabul edilmez; azabdan kurtulmak icin kimseden bedel ve karsılık alınmaz. (Allah’ın azabından kurtulmak hususunda) o kafirlere yardım da yapılmaz

    [49] (Ey Israil ogulları, hem hatırlayın ki), bir vakıt sizi ve atalarınızı Fir’avun avanesinden kurtarmıstık, sizi azabın kotusune surup ogullarınızı bogazlıyorlar, kızlarınızı hayatta (diri) tutmak istiyorlardı ve bunda, sizin icin, rabbınız tarafından buyuk bir imtihan vardı

    [50] Ve yine hatırlayın ki, bir vakit sizden oturu denizi yardık da hepinizi kurtardık, Fir’avun avanesini ise, sizler bakıb dururken, suda bogduk

    [51] Bir vakit de Musa’ya, Tur’da vahy icin, kırk gece vade vermistik. O, Tur’a gittikten sonra, siz, buzagıyı tanrı edindiniz ve bu halinizle zalimlerden oldunuz

    [52] (yaptıgınız fena isten tevbe ettikten) sonra sizi afvetmistik; (size olan nimetimize) sukredesiniz diye

    [53] Ve hatırlayın ki, biz Musa’yı Tevrat’ı ve hak ile batıl arasını ayıran Furkan’ı vermistik ki, (sapıklıktan kurtulup) dogru yolu bulasınız

    [54] O zaman Musa, buzagıya tapan kavmine: “- Ey kavmim, siz buzagıya tapmakla kendinize zulmettiniz. Hemen yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi oldurun (Islah edin). Iste bu yapacagınız, yaradanınız katında sizin icin hayırlıdır.” demisti de; Allah tevbelerinizi kabul etmisti. Cunku o, tevbeleri cok cok kabul edendir, cok esirgeyendir

    [55] Ve bir vakit: “-Ey Musa biz Allah’ı asikare gormedikce (senin sozune) asla inanmıyacagız.” demistiniz. Bunun uzerine, sizi o yıldırım yakalayıverdi, bakınıp duruyordunuz

    [56] Sonra, sukredesiniz diye, vefatınızdan (bir gun) sonra (kudretimizi anlıyasınız diye) sizi diriltmistik

    [57] Tih sahrasında (gunesin atesinden korunmak icin) ustunuze bulutla golge yaptık ve size kudret helvası ile bıldırcın gonderdik ve bu helal rızkımızdan yeyin, dedik. Onlar itaat etmemekle bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmetmislerdi

    [58] Bir vakit de (Tih sahrasından cıktıktan sonra): “- Su Kudus sehrine girin de nimetlerinden dilediginizi, bol bol yeyin; kapısından secde ederek girin ve “Hıtta” deyin (gunahınızdan istigfar edin) ki, gunahlarınızı afvedelim. Biz, ihsan (iyilik ve itaat) edenlere, sevabı daha artıracagız.” demistik

    [59] O (nefislerine) zulmedenler, emrolundukları sozu degistirdiler. (Tevbe ettik, manasına gelen Hıtta kelimesini alaya alarak bugday manasında olan Hınta’ya cevirdiler.) Biz de, o zalimlere, yaptıkları fıskın karsılıgı olmak uzere, gokten bir azab indirdik

    [60] Ve bir vakıt Musa (susuz kalan) kavmi icin su dilemisti, biz de: “- asan (degnegin) ile tasa vur.” demistik. Onun uzerine, o tastan on iki goze kaynadı cıktı; her soy, su alacagı kaynagını bildi. Allah’ın size olan rızkından yeyin, icin! fakat kotuluk ederek yeryuzunu fesada vermeyin

    [61] Hatırlayın ki, bir vakit; “- Ey Musa, biz, bir turlu yemege (Kudret helvası ile bıldırcın etinden ibaret olan yemege) mumkun degil katlanamayacagız; artık sen, bizim icin Rabbine dua et de, arzın yetistirdigi seylerden: sebzesinden, kabagından, sarmısagından, mercimeginden, soganından cıkarıversin” dediniz. Musa’da: “- O hayırlı olanı, su daha asagı olanla degismek mi istiyorsunuz? Bir sehire inin, orada size istediginiz (sebzeler) var.” dedi. Onların uzerine horluk ve yoksulluk yuklendi ve Allah’dan bir gazaba da ugradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkar ettiklerinden ve haksız yere (Zekeriyya, Yahya ve Suayp gibi) peygamberleri oldurduklerindendi. Evet bu, isyan ettiklerinden ve asırı gitmelerindendi

    [62] Suphe yok ki, daha once peygamberlere iman edenler, Musa dinini kabul eden Yahudiler, Hristiyanlar ve her dinden bir sey alıp meleklere tapanlar (var ya), bunlardan her kim, Allah’a ve ahiret gunune iman eder ve Hazreti Peygamberin seriatı uzerine salih bir amel islerse, elbette bunların Rableri katında mukafatları vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olacak degillerdir

    [63] Bir vakit de, (Tevrat ile amel edeceginize dair) sizden saglam soz almıstık; Tur’u da (soz veresiniz diye tehdiden yerinden sokerek) ustunuze kaldırıb demistik ki: “- Size verdigimiz kitabın hukumlerini kuvvetle tutun ve icindekinden gafil olmayın, onları hatırlayın; gerek ki cehennemden ve isyandan korunursunuz

    [64] Itaat icin saglam soz verdikten sonra, arkasından doneklik ettiniz. Eger Allah’ın fazlı ve rahmeti uzerinize inmeyeydi, elbette kendini aldatmıslardan olurdunuz

    [65] Gercekten siz bilirsiniz ki, Davud (Aleyhisselam) zamanında kavminiz, cumartesi gunu, balık avından men edilmisken, icinizden bu emri cigneyip gecenlere: “- zelil ve hakir maymunlar olun.” dedik. (uc gun sonra da helak oldular)

    [66] Biz, o azabı; onlarla bulunanlara, onlardan sonra gelip duyanlara, ibret; ve takva sahibi muminlere de bir nasihat kıldık

    [67] Bir vakit de Musa kavmine: “Allah, size bir sıgır kesmenizi emrediyor.” demisti. Onlar: “Bizi alayamı alıyorsun?” demislerdi. Musa da: “ Ben cahillerden olmaktan Allah’a sıgınırım” demisti. (Musa’nın kavminde bir adam oldurulmus olup katili bilinemiyordu. Bunun uzerine Musa’dan Allah’a dua ederek kaatili ogrenivermesi istenmisti. O da, Allah’a dua etti ve kavmine: “-Allah size bir sıgır bogazlamanızı emrediyor.” demisti. Once Musa’ya karsı bu sozu hakikate uzak gormusler, sonra ciddiyetini anlamıslar ve)

    [68] Bizim icin Rabbına dua et de o sıgırın durumunu acıkca bize bildirsin, demislerdi. Musa: “- Allah buyuruyor ki, o ne cok yaslı, ne de pek genc, ikisi ortası bir dinc sıgırdır. Artık emrolundugunuz seyi yapın.” demisti

    [69] (Yine) soyle demislerdi: “- Bizim icin Rabbine dua et de, onun rengi nedir? bize acıklasın. “Musa da: “-Rabbim buyuruyor ki, o , bakanlara ferahlık verecek altın sarısı gibi bir sıgırdır.” demisti

    [70] Onlar (tekrar) soyle dediler: “ - Bizim icin Rabbine dua et de bize acıklasın, nedir o? Cunku bizce sıgırlar birbirine benziyor. Allah dilerse, biz (kesilmesi istenen o sıgırı) elbette buluruz ve hidayete ereriz.”

    [71] Musa dedi ki, Allah Teala soyle buyuruyor: “- bir sıgırdır ki, ne cifte kosulur, tarla surer, ne de ekin sular; ayıbsız ve salmadır. Alaca degildir. Israil Ogulları: “- Iste simdi, inegin vasıfını dogru ve tastamam getirdin.” dediler. Bunun uzerine o inegi (bulub) bogazladılar ki, az kalsın bunu yapamıyacaklardı

    [72] Hani o vakıt, bir kisiyi oldurmustunuz de, oldurenin kim oldugunu saklayıp sucu ustunuzden birbirinize atmıstınız. Halbuki, Allah gizlediginiz seyi acıga cıkarıcıdır

    [73] Iste bunun icin dedik ki, o sıgırın bir parcasıyla (kaatili bilinmiyen) oluye vurun. (onlar da vurdular, olu dirildi). Bunun gibi, Cenab’ı Allah oluleri diriltir ve bu oluyu diriltmekle size kudret ve ayetlerini gosterir, umulur ki, akıllanasınız

    [74] (Ne yazık ki) bu olunun dirilmesinden sonra (ibret alacakken) kalbleriniz katılastı. O kalbleriniz taslar gibi veya ondan daha katı... Cunku tasların oylesi var ki, icinden nehirler kaynar tasar; oylesi var ki, yarılıp ondan cesme gibi sarıl sarıl su akar ve oylesi var ki, Allah korkusundan (dagdan) asagı yuvarlanır duser. Allah Teala yaptıgınız islerden gafil degildir

    [75] Ey muminler, Yahudilerin size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan bir zumre vardı ki, Allah’ın kelamını (Tevratı) dinlerler ve duyarlardı da, hakkı anladıktan sonra, onu bile bile degistirirlerdi

    [76] Yahudilerin munafıkları; muminlerle karsılastıkları zaman; “- Biz de sizin gibi muminleriz” derlerdi. Birbirleriyle tenhada basbasa kaldıkları vakit, ileri gelen Yahudiler, munafıklara:”- Allah’ın size beyan buyurdugu (Rasulullah’a ait Tevrat’daki vasıfları), muminler, Rabbiniz katında aleyhinize delil getirsinler diye mi onlara soyleyip duruyorsunuz? buna aklınız ermiyor mu” derlerdi

    [77] Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah, gizledikleri seyi de, acıkladıklarını da tamamen bilir

    [78] Yahudiler icinde okuma ve yazma bilmiyenler vardır ki, Tevrat’ı anlamaz cahillerdir. Ancak bir takım kuruntu yıgını uydurmalar duzer, sadece suphe ve zanda bulunurlar

    [79] Artık buyuk azab o kimseleredir ki, kendi elleriyle Tevrat’ı yazarlar da, sonra biraz para almak icin: “- Bu Allah tarafındandır.” derler. Ellerinin yazdıkları yuzunden buyuk azab onlara; kazanmakta oldukları gunah yuzunden yazıklar olsun onlara

    [80] O yahudiler: “-Bize sayılı bir kac gunden baska asla cehennem atesi dokunmaz.” dediler. Ey Habibim, onlara de ki, size o muddetten daha ziyade azab edilmiyecegine dair Allah’dan bir vaad mı aldınız? Boyle ise, Allah ahd ve vaadinden asla caymaz. Yoksa Allah’a karsı bilemiyeceginiz seyleri mi soyluyorsunuz

    [81] Gercekten bir kimse gunah ve kufru kazanır da, gunahları onu her taraftan cevrelerse, iste boyle kimseler Cehennem ehlidirler ve orada ebedi olarak kalıcıdırlar

    [82] Iman edip salih ameller isliyenler ise, onlar da cennet ehlidirler, ebedi olarak orada kalıcıdırlar

    [83] Ve bir vakit, Israil Ogullarının soyle ahd ve misakını aldık: “- Allah’dan baskasına tapınmayacaksınız, ana-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik yapın, insanlara guzellikle soyleyin, namazı kılın, zekat verin.” Sonra, pek azınız mustesna, verdiginiz bu saglam sozden yuzcevirdiniz ve hala da sozunuzden donmekte devamlısınız

    [84] Yine bir vakıt sizden soyle kesin soz almıstık: “ Birbirinizin kanlarını dokmiyeceksiniz, birbirinize zulum yaparak bir kısmınızı yurdlarınızdan cıkarmıyacaksınız.” Sonra, siz de bunları ikrar ve kabul ettiniz. Bununla beraber gecmislerinizin bu ahdine siz de sahitlik edersiniz (ve bu ahitleri Tevrat’da da goruyorsunuz)

    [85] (Kan dokmemek ve birbirinizi yurdlarınızdan cıkarmamak uzere ahd ve ikrardan) sonra sizler, o kimselersiniz ki, kendi adamlarınızı olduruyorsunuz ve icinizden bir zumreyi yurdlarından cıkarıp aleyhlerinde zulum ve dusmanlıkla birleserek yardımlasıyorsunuz. Eger onlar, esir olup size gelirlerse, mal karsılıgında esir mubadelesi yaparsınız da yine onların yurdlarında kalmasına musaade etmezsiniz. Halbuki, onların yurdlarından cıkarılması size haram kılınmıstı. Yoksa siz, Tevrat ahkamının bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Simdi sizden bu ahdi bozan kimsenin cezası, ancak dunyada rusvaylık ve bayagılık, kıyamette en siddetli azaba atılmaktır. Allah sizin bu ahdi bozmanızdan gafil degildir

    [86] Bunlar ahireti dunya hayatına satmıs kimselerdir. Onun icin bunlardan azab hafifletilmez ve kendilerine yardım da edilmez

    [87] Celalim hakkı icin: Biz Musa’ya Tevrat’ı verdik ve Musa’dan sonra birbiri ardınca peygamberler gonderdik. Meryem’in oglu Isa’ya oluleri diriltmek gibi, acık mucizeler verdik ve onu Cebrail Aleyhisselam ile kuvvetlendirdik. Artık size nefislerinizin hoslanmayacagı bir emirle bir peygamber geldikce kibirlendiniz ve inad ettiniz. Peygamberlerden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da oldurdunuz (Zekeriyya ve Yahya gibi)

    [88] Yahudiler, Kur’an’ı anlamak ve bu kelamı kabul etmek hususunda: “-Kalblerimiz ortulu ve kılıflıdır.” dediler. Oyle degil, bilakis Allah onları kufurleri sebebiyle rahmetinden kovmustur. Onlardan (Ibni Selam ve arkadasları gibi) ancak az kimseler iman ederler

    [89] Vakta ki onlara (Yahudi’lere), Allah katında beraberlerindekini (Tevrat’ı iman esaslarında) tasdik eden Kur’an geldi, (bunu tanımadılar); halbuki Kur’an gelmeden once, (bu yahudiler, arap musrikleri ile mucadelelerinde zor duruma dustukleri zaman: Tevrat’da anılan ahir zaman Peygamberi gelseydi de bize yardım etseydi diye) o musriklere karsı (Allah’dan) imdat diliyorlardı. Iste o (Tevrat’da vasfını) bildikleri (Peygamber) onlara gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah’ın laneti o kafirler uzerine olsun

    [90] Cenab’ı Allah, fazlıyla kullarından diledigi kimseye peygamberlik ihsan buyurmasına hased edip, indirdigi Kur’an’ı inkar etmeleri ve bu sebeple nefislerini atese atısları ne cirkin seydir! Iste Yahudi’ler, Allah’ın bir gazabından sonra (Hz. Isa ve Incil’i inkar ettiklerinden dolayı gazaba ugramalarından baska) bir gazaba tutuldular. (Hazreti Peygamberi ve Kur’an-ı Kerimi inkar ettiklerinden) O kafirler icin hor ve zelil edici bir azab vardır

    [91] Yahudi’lere: “Cenab’ı Allah”ın indirdigi Incil ve Kur’an’a iman edin” denildigi zaman: “- Biz, bize indirilen Tevrat’a iman ederiz.” derler ve ondan baskasını inkar ederler. Halbuki o Kur’an, onlardaki Tevrat’ı tasdik eden bir gercektir. Habibim, sen onlara soyle de: “- Madem ki Tevrat’a iman ediyorsunuz, daha once gelen Allah’ın peygamberlerini nicin olduruyordunuz?”

    [92] Celalim hakkı icin, Musa Aleyhisselam size dogru haber ve mucizelerle gelmisken, o, Tur’a gittikten sonra, siz buzagıyı ilah edindiniz ve boylece zalimlerden oldunuz

    [93] Bir vakıt: “- Size verdigimiz Tevrat’ı kuvvetle tutun, emirlerini dinleyip geregince amel edin.” diye Tur’u uzerinize kaldırıp sizden saglam ahd almıstık. Onlar: “-Kulagımızla isittik, kalbimizle isyan ettik.” demislerdi. Cunku kufurleri sebebiyle kalblerine buzagı sevgisi sinmisti. Habibim, onlara soyle de: “Eger siz mumin olsanız, imanınız size buzagıya tapın ve Kur’an’ı inkar edin diye” cirkin seyleri emretmezdi

    [94] Ey Rasulum (Yahudilere) Soyle: “Eger Cennet (sizin iddianıza gore), diger insanlara ait olmayıp Allah tarafından size has kılınmıs ise, ve bunda sadıklarsanız, olumu temenni edin. (Cunku Cennet, mutlaka kendisine ait oldugunu bilen kimse, ona kavusmaga sebep olan olumu, elbette ister ve arzular)

    [95] Fakat onlar, peygamberleri oldurmek ve Tevrat’ı tahrif etmek gibi, onceden elleriyle yaptıkları gunah sebebiyle azaba hak kazandıklarını bildiklerinden elbette ve hic bir zaman olumu temenni etmezler. Allah, zalimleri hakkıyle bilendir

    [96] Sen, Yahudi ve musrikleri, dunya hayatı uzerine, insanların en harisi bulursun. Bu musriklerden bazısı, bin sene yasamagı arzu eder. Halbuki yasamak, onu azabdan uzaklastıracak degildir. Allah onların ne yaptıgını gormektedir ve gorucudur

    [97] Ey Rasulum soyle: Her kim Cibril’e dusman ise, kininden helak olsun. Gercekten Cibril, daha once indirilen kitabları tasdik etmekte olan Kur’an’ı, Allah’ın izniyle senin kalbine indirdi; ve Kur’an-ı Kerim, dogru yol gosterici, muminlere derecelerle kurtulusu mujdeleyicidir

    [98] Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cibril’e Mikal’e dusman olursa bilsin ki, Allah kafirlerin dusmanıdır

    [99] Biz, sana, ahkamı acıklayan ayetler indirdik. Onları fasıklardan (kafirlerden) baskaları inkar etmez

    [100] O Yahudiler, her ne zaman bir ahd uzerine anlasma yapmıslarsa, iclerinden bir topluluk o ahdi bozup atıvermedi mi? Hatta az bir topluluk degil, onların cogu ahd tanımaz imansızlardır

    [101] Yahudilere, kendileri ile olan Tevrat’ı tasdik edici, Allah tarafından bir peygamber geldigi zaman, kendilerine kitab verilenlerden bir topluluk, sanki onun Allah kitabı oldugunu bilmiyormus gibi, Tevrat’ı arkalarına attılar ve ondan yuz cevirdiler

    [102] (Yahudi’ler Allah’ın kitabını bırakarak sihir yapmaga basladılar) ve Suleyman Aleyhisselamın (devletini yıkmak icin) saltanatı aleyhine seytanların okudukları seye (sihire) tabi oldular. Hazreti Suleyman (nihayet onlara galib gelmekle) sihir edip kafir olmadı. Fakat seytanlar, insanlara sihir ogrettiklerinden kafir oldular; Babil (sehrin) deki Harut ile Marut isimli iki melege indirilen seyleri (sihirleri) ogretiyorlardı. Halbuki, o iki melek: “- Biz ancak bir imtihan ve tecrube icin Allah tarafından gonderildik; sakın sihir yapmayı caiz gorupte kafir olma!” demedikce bir kimseye ogretmiyorlardı. Iste insanlar, karı ile koca arasını ayıracak seyleri, o meleklerden ogreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkca sihirbazların buyusu ve sihri hic bir kimseye zarar verici degildir. Onlar (Yahudiler ve Seytanlar) ise, kendilerini zarara sokacak ve hic bir fayda vermiyecek seyleri ogreniyorlardı. Andolsun, onlar biliyorlar ki, sihri satın alan kimse icin, ahirette bir nasib yoktur. Onlar sihir yapmayı benimsemekle nefislerini ne kotu seye satmıs olduklarını eger bir bilseler

    [103] Eger Yahudiler Peygambere ve Kur’an’a iman edip de sihir yapmaktan sakınsalardı, Allah’ın sevabı onlar icin hayırlı olurdu; bunu bilselerdi

    [104] Ey iman edenler, (siz peygamber aleyhisselama, bizi gozet manasına geldigi gibi, Ibrani lisanında Yahudilerin sovme manasına kullandıkları) “Raina” lafzı ile hitap etmeyin. Bize bak, manasına gelen “Unzurna” deyin. Allah’ın hukmunu dinleyip kabul edin. Bu sekilde harekette bulunan kafirler icin cok acıklı bir azap vardır

    [105] Ne ehli kitaptan olan kafirler, ne de musrikler, size Rabbınızdan hic bir hayır indirilmesini sevmez ve istemezler. Allah nubuvvet ve vahyi, rahmetiyle diledigi kimseye tahsis eder. Allah buyuk ihsan sahibidir

    [106] Biz, bir ayetin hukmunu diger bir ayetle degistirirsek veya unutturursak (geri bırakırsak) ondan daha hayırlısını yahud onun benzerini getiririz. Cenab’ı Allah’ın her seye kadir oldugunu bilmedin mi

    [107] Bilmezmisin ki, goklerin ve yerin saltanatı Allah’ındır ve sizin icin Allah’dan baska bir dost ve yardımcı yoktur

    [108] Yoksa, siz evvelce Hazreti Musa’ya soruldugu gibi, peygamberinizi sorguya cekmek mi istiyorsunuz? Imanı kufre degisen kimse, artık duz yolun ortasında sapıtmıstır

    [109] Kitap ehlinden cok kimseler -ki onlar icin Islam ve Kur’an, zahir ve acık olmusken- nefislerindeki hasedlerinden oturu sizi, imanınızdan sonra kufre cevirmek isterler. Simdi, ey Muslumanlar, Allah, savas etmek veya cizye almak hususunda (size) emredinceye kadar, onları bagıslayın ve kınamayın. Suphesiz Allah her seye kadirdir

    [110] Namazı, geregi gibi kılın, zekatı verin ve hayır islerden nefisleriniz icin onden her ne gonderirseniz, Allah katında onun sevabını bulursunuz. Suphesiz Allah, butun yaptıklarınızı gorucu ve karsılıgını vericidir

    [111] Yahudi’ler, “-Cennet’e ancak yahudi olanlar girer” ve hristiyanlar da, yine: “-cennet’e ancak hristiyan olanlar girer” dediler. Bu, onların kuruntularıdır. Ey Habibim, onlara soyle “- Eger bu davanızda sadık kimselerseniz delilinizi getirin

    [112] Hayır, onların dedikleri gibi degil! Her kim, taat ve amelinde muvahhid bir mumin oldugu halde, kendini tamamen Allah’a teslim ederse, onun icin, Rabbi katında amelinin mukafatı olarak Cennet vardır. Onlara hic bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar

    [113] Yahudi’ler: “- Hristiyanlar, din isinde bir sey uzre degildirler.” dediler. Hristiyanlar da: “Yahudiler, din isinde guvenilir bir sey uzre degildir.” dediler. Halbuki hepsi kendilerine indirilen Tevrat ve Incil’i okuyorlar. Kitab ehli olmayan ve okumak bilmeyen Arap musrikleri de Yahudilerle Hristiyanların soyledikleri gibi soylerler. Allah, ayrılıga dustukleri seyde, kıyamet gunu aralarında hukmunu verecek (haklıyı Cennete ve haksızı Cehenneme koyacaktır)

    [114] Allah’ın mescidlerini, iclerinde Allah’ın ismi anılmaktan meneden ve harab olmaları yolunda calısan kimselerden daha zalim kim vardır? Bunların mescidlere ancak korka korka girmek hakları olabilir. O kafirlere dunyada zillet ve rusvaylık vardır. Ahirette en buyuk azap da onlarındır

    [115] Dogu ve batı, her yer Cenab’ı Allah’ındır. (Namaz kılmak icin kıbleyi arastırdıktan sonra) hangi tarafa yonelirseniz, orası Allah’a ibadet yonudur. Suphesiz ki Allah’ın magfireti genistir, O her seyi bilicidir

    [116] Yahudi, hristiyan ve musrikler: “- Allah, cocuk edindi” dediler. Allah, o zalimlerin bu sozunden munezzehtir. Dogrusu goklerde ve yerde ne varsa, hepsi onun; hepsi onun emrine boyun egmistir

    [117] Goklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir isin olmasını istese ona yalnız; “ol” der, o da oluverir

    [118] Musriklerin ve kitap ehlinin cahilleri: “- Allah, bize senin hak peygamber oldugunu soyleyeydi, yahud sen bize bir alamet getireydin ya” dediler. Bunlardan once Yahudi ve Hristiyanlar da tıpkı bunlar gibi (peygamberlerine: “-Bize Allah’ı asikar goster ve gokten sofra indir.”) soylemislerdi. Kufur ve inadda kalbleri birbirine benzemistir. Biz hakikatı anlayanlara mucizeleri apacık gosterdik

    [119] Suphe yok ki, biz seni rahmetimizin mujdecisi ve azabımızın habercisi olarak hak Kur’an ile gonderdik; sen o cehennemliklerden sorumlu da degilsin

    [120] Sen milletlerine tabi olmadıkca, ne Yahudiler, ne de Hristiyanlar senden asla hosnud ve razı olmazlar. Ey Habibim, onlara de ki, yol Allah’ın gosterdigi yoldur; Islamdır. Sana gelen vahy ve Islamdan sonra heva ve heveslerine tabi olacak olursan, Allah’ın azabından seni koruyacak hicbir dost ve yardımcı yoktur

    [121] Kendilerine kitap verdigimiz kimseler, o kitabı, hak oldugunu bilerek okurlar. Iste onlar, tahrif yapmaksızın kitablarına iman edenlerdir. Her kim de kitabı inkar eder ve degistirirse, onlar dinlerinde ziyan edenlerdir

    [122] Ey Israil ogulları! Sizlere ihsan ettigim nimetimi ve atalarınızı vaktiyle alemdeki ummetlerin uzerine ustun kıldıgımı hatırlayın

    [123] O gunden korkun ki, orada kimse kimseden bir sey odeyemez (kimse baskasının borc ve mes’uliyetini karsılayamaz), azabdan kurtulmak icin kimseden bedel kabul edilmez; ve kafir oldugu halde kimseye sefaat fayda vermez, hem de hic bir taraftan yardım olunmazlar

    [124] Hatırlayın ki bir vakıt Hz. Ibrahim’i, Rabbi bir takım kelimelerle (emir ve yasaklarla) imtihan etti. Hz. Ibrahim o kelimeleri tamamen yerine getirdi. Allah: “- Ben, seni, insanlara (dinde onder) imam yapacagım ( ta ki, din islerinde sana uysunlar).” buyurdu. Hazreti Ibrahim: “- Benim zurriyetimi de imam yap.” diye yalvardı. Allah: “- Senin zurriyetinden olan zalimler benim imametime nail olamaz.” buyurdu

    [125] Ve o vakit, Kabe’yi insanlar icin bir sevap ve emniyet yeri yapmıstık. Ey muminler, siz de Ibrahim’in makamından kendinize bir namazgah edinin. Ibrahim ile Ismail’e de soyle emretmistik: “- Evimi (kabe’yi) tavaf edenlere, orada ibadet kasdiyle oturanlara, ruku ve secde eden namaz kılıcılara tertemiz tutun.”

    [126] O vakıt Hz. Ibrahim: “-Ya Rab, burasını emin bir belde kıl ve ahalisinden Allah’a ve ahiret gunune iman edenleri cesitli meyvalarla rızıklandır!” diye dua etti. Allah: “Kafir olan kimseyi de dunyanın az vaktında rızıklandırırım, sonra onu ahirette cehennem azabına muztar bırakırım. O varılacak ates, ne kotu bir yerdir!” buyurdu

    [127] Ve o zaman, Ibrahim ile Ismail (Aleyhisselam) Kabe’nin temellerini yukselttiler ve soyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz, bizden bu hayırlı isi kabul et; hakikaten Sen duamızı isitici, niyyetimizi bilicisin

    [128] Ey Rabbimiz, bizi sana teslim ve ihlas sahibi olmakta sabit kıl. Soyumuzdan bir toplulugu da, Sana boyun egen bir ummet yap; bize ibadet yollarımızı ve hac vazifelerimizi goster, kusurlarımızı afvedip tevbemizi kabul buyur. Muhakkak ki, Sen tevbeleri kabul edensin, muminlere merhamet buyuransın

    [129] Ey Rabbimiz, soyumuzdan gelen musluman ummet icinden bir peygamber gonder ki, onlara (Kur’an) ayetlerini okusun, kitabı (Kur’an’ı) ve hukumlerini ogretsin, onları gunahlardan temizlesin. Muhakkak ki sen aziz olan Hakimsin (her seye ustun gelen hikmet sahibisin).”

    [130] Kendini bilmiyenden baska, kim Hazreti Ibrahim’in dininden yuz cevirir? Hakikat ki, biz Ibrahim’i (dunyada peygamberlik serefiyle ve Kabeyi imar vazifesiyle) sectik. O, ahirette de salihlerdendir

    [131] Ibrahim (Aleyhisselama) Rabbi: “- Benim emrime teslim ol.” buyurdugu zaman o soyle demisti: “- Kendimi alemlerin Rabbine teslim ettim.”

    [132] Bu dini, Hazreti Ibrahim, kendi ogullarına vasiyyet ettigi gibi, Hazreti Yakub da vasiyyet etti: “-Ey ogullarım, suphe yok ki, Allah, razı oldugu Islam dinini sizin icin secti. O halde siz, (olum gelmeden once musluman bulunun da) ancak musluman olarak can verin” dedi

    [133] Yoksa Hazreti Yakub’a olum hali geldigi vakit, siz ey Yahudiler, orada hazır mıydınız? O vakit Hazreti Yakub, ogullarına: “- Olumumden sonra neye tapacaksınız?” dedi. Onlar: “-Senin Ilahına, Ataların Ibrahim’in, Ismail’in ve Ishak’ın Allah’ı olan tek Ilah’a ibadet ederiz ve biz, o Allah’a boyun egen muslimleriz” dediler

    [134] Iste o (Ibrahim ve Yakub evladı) bir ummetti, geldi gecti. Onların kazandıkları kendilerine, (ve ey Yahudiler), sizin de kazandıgınız sizindir. Onların yaptıklarından siz sorulmazsınız

    [135] Yahudi ve Hristiyanlar, Muslumanlara soyle dediler: “- Bizim dinimize girip Yahudi veya Hristiyan olun ki, dogru yolu bulasınız.” Habibim sen de ki “- Hayır, biz hak yol uzere bulunan Hazreti Ibrahim’in dinindeyiz. O, hic bir zaman musriklerden (Allah’a ortak kosanlardan) olmadı.”

    [136] Ey muminler, Yahudi ve Hristiyanların sizi kendi dinlerine davetlerine karsı soyle deyin: “ Biz Allah’a ve bize indirilen Kur’an’a, Ibrahim ve Ismail ve Ishak ve Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, Isa’ya verilenlere (kitablara) ve butun peygamberlere, Rableri tarafından verilen kitablara iman ettik. Onların hic birini digerinden ayırt etmeyiz. Biz, ancak Allah’a boyun egen muslimleriz.”

    [137] Artık Yahudi ve Hristiyanlar, sizin bu imanınız gibi iman ederlerse, muhakkak hidayet bulmuslardır. Eger yuz cevirirlerse, size karsı ayrılık ve dusmanlık uzeredirler. Ey Habibim, sen onların dusmanlıgından endise etme, Allah sana kafidir (Yakında onların serrini senden def edecektir). Allah hakkıyle isiten ve bilendir

    [138] Ey muminler, deyiniz ki: “- Biz Allah’ın dinine (boyasına) girmisiz. Allah tarafından olan bir dinden daha guzel din, kimin olabilir? Iste biz ona ibadet edenleriz.”

    [139] Ey Habibim, onlara soyle: “-Allah’ın dininde ve O’na baglanmakla ustun olmada bizimle cekisip mucadele mi ediyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbiniz. (Ona kulluk yapmak herkese vacibdir). Yaptıklarımızın mukafatı bize, sizin yaptıklarınızın cezası da size aittir. Biz ona ozumuzle baglanmısız

    [140] Yoksa siz soyle mi diyorsunuz?: “-Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakub Peygamberler ve torunları Yahudi veya Hristiyandırlar “ Ey Habibim, onlara soyle: “- Peygamberlerin dinini siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından gelen kitap vasıtasıyla bildigi ve kendince sabit gordugu seyin sahitligini gizliyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil degil.”

    [141] O bir ummetti, geldi gecti. Onların kazandıgı kendilerinin, sizin kazandıgınız da sizin; ve siz onların yaptıklarından sorulmazsınız

    [142] (Medine’deki Yahudi ve munafık) insanlardan akılsızlar yakında soyle diyecekler: “-Muslumanları (eskidenberi Kudus’e dogru namaz kıldıkları) kıbleden (Kabe’ye) ceviren ne?” Onlara de ki, dogu da, batı da Allah’ındır; diledigini dogru yola iletir

    [143] Ey Muslumanlar, boylece sizi seckin ve serefli bir ummet kıldık ki, butun insanlar uzerine adalet ornegi ve hak sahidleri olasınız. Peygamber de sizin uzerinize sahit olsun; ve (ey Rasulum) halen yonelmekte oldugun Kabe’yi, ancak Rasule uyanlarla geri donenler arasını ayırt etmek icin kıble kıldık. Gerci bu kıbleyi ceviris buyuk ve agır ise de yalnız, o Allah’ın hidayet ettigi kimselere agır gelmez ve Allah imanınızı zayietmez. Muhakkak Allah Teala Insanlara cok merhametlidir, gunahlarını bagıslayıcıdır

    [144] (Ey Rasulum, vahyim gelmesi icin) yuzunun goge dogru aranıb durdugunu goruyoruz. Bunun icin, seni razı olacagın bir kıbleye cevirecegiz. Simdi yuzunu Mescid-i Haram tarafına cevir. Ey muminler, siz de her nerede olursanız, yuzunuzu, namazlarda o Mescid tarafına cevirin. Suphe yok ki, kendilerine kitap verilenler, bu kıble cevrilisinin Rableri tarafından hak oldugunu bilirler. Allah ise onların inkarlarından ve yapacaklarından gafil degildir

    [145] Celalim hakkı icin, eger sen o Yahudi ve Hristiyanlara her turlu mucize ve hucceti getirsen, yine kıblene tabi olmazlar; ve sen de onların kıblesine tabi olmazsın, onların bazısı diger bazının kıblesine tabi olmaz. Celalim hakkı icin, sana gelen bunca ilim arkasından bilfarz onların arzularına uyarsan, bu takdirde muhakkak zalimlerden olursun. (Bu hitab zahiren Hazreti Peygambere ise de gercekte ummetine aittir)

    [146] Kendilerine kitap verdiklerimiz, Hazreti Peygamberi, oz ogullarını tanır gibi tanırlar. Boyle iken iclerinden bir topluluk hak ve hakikatı bile bile gizlerler

    [147] Rabbinden olan her sey hak ve gercektir. O halde sakın suphe edenlerden olma. (Bu hitap yine ummete aittir)

    [148] Her ummetin dogruldugu bir kıblesi vardır. Oyle ise ey muminler, hayırlı islerde digerlerini gecin. Her nerede olursanız kıyamet gununde Allah sizi hesap icin bir araya toplar. Suphesiz Allah her seye kadirdir

    [149] Nereden sefere cıkarsan, namazda yuzunu Mescid-i Haram’a dogru cevir. Bu yonelis emri Rabbinden gelen gercek bir haktır. Allah yaptıklarınızdan gafil degildir

    [150] Her nereden yola cıkarsan yuzunu Mescid-i Haram’a dogru cevir ve her nerede olursanız yuzunuzu o tarafa cevirin ki, Yahudi veya musrikler icin aleyhinizde bir huccet olmasın (dinimizi terkedip kıblemize tabi oluyorsunuz, demesinler); Ancak onlardan inad ederek nefislerine zulmedenler mustesna (bunlar her sey soyleyebilirler). Artık siz de onlardan korkmayın, benden korkun, ta ki size karsı olan nimetimi tamamlayayım. Boylece hidayete kavusmus olabilirsiniz

    [151] Nitekim nimetimin tamamlanması meyanında sizden (icinizden) size bir Rasul gonderdik. Size ayetlerimizi okuyor, sizi sirk ve gunahlardan temizliyor, size Kur’an’ı ve helal ile haramı ogretiyor, size bilmediginiz seriat hukumlerini bildiriyor

    [152] O halde siz, bana itaat ve ibadet ederek beni anın ki, ben de sizi magfiretimle anayım. Nimetlerime sukredin de nankorluk yaparak kufre varmayın. (Beni ve nimetlerimi inkar etmeyin)

    [153] Ey iman edenler, sabırla ve namazla Allah’dan yardım isteyin. Muhakkak Allah’ın yardımı sabredenlerle bareberdir

    [154] Allah yolunda oldurulenlere: “- Onlar oluler’dir” demeyin. Hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlayıp bilemezsiniz

    [155] Ey muminler, (itaatkarı asi olandan ayırd etmek icin) sizi biraz korku, biraz aclık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile, andolsun imtahan edecegiz. (Ey Habibim) sabredenlere (lutuf ve ihsanlarımı) mujdele

    [156] Onlar, o kimselerdir ki, kendilerine bir bela geldigi zaman teslimiyet gostererek: “-Biz Allah’ın kuluyuz ve (oldukten sonra da) yine ona donecegiz” derler

    [157] O teslimiyet gosterip Rablerine sıgınanlar uzerine, Rablerinden magfiret, rahmet (ve cennet) vardır; ve iste onlar, hidayete ermis olanlardır

    [158] Gercekten, Safa ile Merve Allah’ın (emrettigi haccın) alametlerindendir. Bunun icin, hac veya umre kasdiyle kim Kabe’yi ziyaret ederse, yine Safa ile Merve’yi tavaf etmesinde bir gunah yoktur. Her kim de (gonulden koparak vacibden ziyade) bir hayır islerse muhakkak Allah Sakirdir= mukafatını verir. Alimdir= her seyi bilir

    [159] Indirdigimiz apacık hukumleri ve dogru yolu, insanlara biz Kitab’da beyan ettikten sonra, gizliyenler (var ya), suphesiz Allah onlara lanet eder. (onları rahmetinden kovar) ve butun lanet edebilenler de, onlara lanet okur

    [160] Ancak Peygamberin vasfını gizlemekten tevbe edenler, hallerini duzeltenler ve gizlediklerini (Peygamberin vasıflarını) acıklayanlar baska. Ben, artık onların gunahlarını bagıslarım; ve ben Tevvabım= tevbeyi kabul edenim. Rahim’im= cok merhametliyim

    [161] Suphesiz ki ayetlerimizi inkar etmis ve kafir olarak can vermis olanlar (var ya), iste Allah’ın, meleklerin ve butun insanların laneti onların ustunedir

    [162] Onlar, o lanet ve ates icinde devamlı olarak kalanlardır. Onlardan ne azab hafifletilir, ne de kendilerine goz actırılır

    [163] Sizin Ilahınız, (zat ve sıfatında ortagı olmayan) tek Allah’dır. Ondan baska ilah yoktur; Rahmandır= dunyada butun mahlukatı esirgeyendir, Rahimdir= ahirette yalnız muminlere rahmet edendir

    [164] Muhakkak, goklerin ve yerin yaratılısında, gece ile gunduzun arka arkaya gelisinde, insanlara yarar seyleri denizde goturup giden gemide; yeryuzu kuruduktan sonra, Allah gokten yagmur indirerek arzı diriltmesinde, o arzda her turlu hayvanatı yaymasında, ruzgarları her taraftan estirmesinde, yer ile gok arasında Allah’ın emrine tabi bulutta, akıl ve dusunce sahibi olan bir millet icin Allah’ın birligine, kudret ve yuceligine delalet eden bir cok alametler vardır

    [165] Insanlardan kimi de, Allah’dan gayrısını (putları), O’na emsal kosarlar, Allah’a ibadet eder gibi putlara tapınırlar ve onlara sevgi beslerler. Iman eden kimselerin Allah’a olan sevgisi ise daha kuvvetli ve devamlıdır. Eger Allah’a ortak kosarak nefislerine zulum edenler, vaktinde gorecekleri azabı bilselerdi, muhakkak butun kuvvet ve kudretin Allah’ın oldugunu ve azabının cok siddetli bulundugunu anlarlardı

    [166] O zaman, kufur onculerinin arkasında gidenler gorecekler ki, arkalarına dusup uydukları kimseler, kendilerinden hızla uzaklasmıstır. Hepsi o azabı gormustur ve aralarındaki baglar da parcalanıp kopmustur

    [167] Ve onculere tabi olanlar da soyle demektedir: “- Ah! Bizim icin dunyaya bir donus olaydı da onlar bizden ayrılıp uzaklastıkları gibi, biz de onlardan uzaklassaydık.” Iste boylece Allah, onlara butun yaptıklarını hasret ve pismanlıklar halinde gosterecektir; ve onlar atesten de cıkacak degillerdir

    [168] Ey insanlar, yeryuzundeki seylerden helal ve temiz olmak sartıyla yiyin, seytanın izini takip etmeyin. Cunku o, hakikaten size apacık bir dusmandır

    [169] Seytan, size ancak kotulugu, hayasızlıgı ve Allah’a karsı bilmiyeceginiz seyleri soylemenizi emreder

    [170] O musriklere: “-Allah’ın indirdigine (Kur’an’daki helal ve harama) inanın ve tabi olun.” denildigi zaman onlar: “Hayır, biz atalarımızı neyin uzerinde bulduksa ona uyarız.” dediler. Ya ataları bir sey anlıyamaz ve dogruyu secemez idiyseler de mi? (onlara uyacaklar)

    [171] (Kur’an’a inanmıyan) kafirler, cobanın hayvanlarına benzerler. Cobanın sozunu anlamazlar; ancak bagırıp cagırısını isitirler. Onlar sagırlar, dilsizler ve korlerdir. Kur’an’ı isitip anlamazlar

    [172] Ey muminler, size verdigim rızıkların temiz ve helalından yeyin ve Allah’a sukredin, eger hakikaten ona tapıyorsanız

    [173] Allah size, (eti yenen hayvanlardan) bogazlanmaksızın olmus olanı, akan kanı, domuz etini ve Allah’dan baskası icin (putlar ve sahıslar adına) kesilenleri, kesin olarak haram kıldı. Fakat helak olacak derecede darlıga dusen kimse, helal benimsemiyerek ve hududu asmıyarak (zaruri ihtiyacını giderecek kadar) bu haram seylerden yiyebilir, ona bir gunah yoktur. Suphesiz ki, Allah Gafur’dur = cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhamet edicidir

    [174] Allah’ın indirdigi kitab (Tevrat) dan Hazreti Peygamberin vasfını gizleyipte bununla biraz para alanlar var ya, kıyamet gununde, yedikleri rusvet, onların karınlarında ancak ates olur. Kıyamet gunu Allah onlarla ne konusur, ne de onları temize cıkarır. Onlara yalnız acıklı bir azab vardır

    [175] Onlar, hak yolu bırakıp sapıklıgı, magfiret yerine azabı satın almıs kimselerdir. Onlar atese ne de sabırlıdırlar

    [176] Bu azabın sebebi sudur: Cunku Allah’ın hak olarak gonderdigi kitabın hukmunu gizlediler. Kitabın bir kısmını ikrar ve bir kısmını inkar etmek suretiyle ihtilafa dusenler, hakdan uzak bir ayrılık icindedirler

    [177] Yuzlerinizi (namazda) dogu ve batı tarafına cevirmeniz hayır ve taat degildir. Fakat hayır ve ibadet, Allah’a, ahirete, meleklere, Allah’ın indirdigi kitablara ve peygamberlere iman edenin ibadetidir ve Allah sevgisi uzere, yahud mala olan sevgisine ragmen, malı (fakir) akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmısa , dilenenlere, kole ve esirlere (kurtulmaları icin) harcayan, namazı geregi uzere kılan ve zekatı veren kimsenin; ahidlestikleri zaman sozlerine sadık kalanların, ihtiyac ve sıkıntı hallerinde, cihad ve savaslarda sabredenlerin hayrıdır. Iste, bu vasıfları tasıyanlar, hakka uyan sadıklardır ve bunlar takva sahipleridir

    [178] Ey iman edenler! (kasden) oldurulmusler icin size kısas (misilleme yapmak) farz kılındı: Hur ile hur, kole ile kole, kadın ile kadın kısas olunur. (olen musluman oldugu halde, olduren hur, kole ve kadın, her kimse kısas olunur, yani oldurdugune karsılık oldurulur.) Oldurulmus olanın kardesinden (verese ve velisinden) katilin lehine olarak bir sey bagıslansa da kısas dusurulse, olunun velisi, hakkından ziyade olmıyarak, orfe gore diyet almalıdır; katil de maktulun velisine, icap eden diyeti guzel bir sekilde odemelidir. Iste boyle afvederek diyet almak, Rabbiniz tarafından size bir hafiflik ve merhamettir. Kim bu bagıslama ve diyet alıstan sonra, katil ile veya katilin akrabasıyla dusmanlık yaparak tecavuzde bulunursa, onun icin ahirette cok acıklı bir azab vardır

    [179] Ve bu kısasta sizin icin bir hayat vardır, ey tam akıl sahipleri! Gerek ki, haksız adam oldurmekten korunursunuz

    [180] Sizden birinize olum alametleri belirdigi zaman, eger geriye mal bırakacaksa, babasına, anasına ve akrabasına malının ucte birinden cok olmıyacak sekilde vasiyyet etmek farz kılındı. Bu vasiyyet, ebeveyn ve akrabasını mahrum etmemek icin takva sahiplerine hak oldu. (Bu ayeti kerimenin hukmu, daha ileride gelecek olan Nisa suresindeki miras ayeti ile kaldırılmıs, nesh edilmistir)

    [181] Artık olunun vasiyyetini isittikten sonra onu degistirenin gunahı oluye degil, degistirenin uzerinedir. Suphesiz ki Allah vasıyyet edenin vasiyyetini isitici ve vasiyyeti degistirenin isini bilicidir

    [182] Kim vasiyyet edenin bir hata etmesinden veya bir gunaha girmesinden endise eder de iki tarafın arasını duzeltirse, ona hic bir gunah yoktur. Allah, hakkı yerine getireni bagıslayıcı ve emrine itaat edene merhamet edicidir

    [183] Ey muminler, sizden oncekilere farz kılındıgı gibi, sizin uzerinize de oruc farz kılındı. Gerek ki oruc sayesinde fenalıklardan korunasınız

    [184] O, size farz kılınan oruc sayılı gunlerdir. O gunlerde sizden kim hasta, yahut seferde olur da iftar ederse, tutamadıgı gunler sayısınca sıhhat buldugu ve rahat ettigi baska gunlerde oruc tutar. Fazla ihtiyarlık ve devamlı hastalık gibi sebeplerle oruc tutmaya guc yetiremiyenler uzerine, bir yoksul doyuracak kadar fidye vermek lazımdır. Bununla beraber kim fidyeyi cok verir, yahut hem oruc tutar, hem de fidye verirse onun icin daha hayırlı olur. Size seferde orucu bozmak ve yaslı halinizde fidye vermek izni verilmisken yine oruc tutsanız hakkınızda hayırlıdır, eger orucun faziletini bilirseniz

    [185] O sayılı gunler Ramazan ayıdır ki, Kur’an o ay icinde indirilmistir. O Kur’an, insanları hakka ulastırır, helal ile haramda ve din hukumlerinde hakkı batıldan ayırır. Sizden her kim Ramazan ayında hazır bulunursa o ayı oruc tutsun, kim hasta olur yahud seferde bulunursa, oruc tutamadıgı gunler sayısınca sıhhat ve ikamet halinde orucunu kaza etsin. Allah size kolaylık diler, size gucluk dilemez; hem buyuruyor ki, kaza borcunuzu tamamlayasınız da size hidayet ettigi sekilde Allah’ı tekbir ile yuceltesiniz, gerek ki sukredersiniz

    [186] (Ey Rasulum) kullarım sana benden sordularsa, muhakkak ki ben cok yakınımdır; bana dua edince, dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime kossunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, dogru yola ulasmıs olsunlar

    [187] Oruc gecesi, kadınlarınıza yaklasmanız size helal kılındı. Onlar, sizin icin fenalıga karsı koruyucu bir elbise ve siz de onlar icin koruyucu bir elbise gibisiniz. Allah, nefislerinize emniyet edemiyeceginizi bildigi icin, uzerinize rahmeti ile ihsan edip gunahınızı afvetti. Simdi hanımlarınıza gecelerde mubaserette bulunun ve Allah’ın sizler icin mubah takdir ettigi uremeyi isteyin; ve gece ile gunduzu ayıran fecrin beyaz ipligi, gecenin siyah ipliginden sizce secilinceye kadar yeyin, icin. Sonra ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Siz ibadet icin mescidlere kapanıp itikaf halinde iken geceleri de hanımlarınıza yaklasmayın. Bu hukumler Allah’ın (yasak) sınırlarıdır, sakın onlara yaklasmayın. Iste Allah ayetlerini boylece insanlara acıklar ki, sakınıp korunsunlar

    [188] Aranızda birbirinizin mallarını hırsızlık, kumar ve gasp gibi haksız (batıl) sebeplerle yemeyin ve insanların mallarından bir kısmını bile bile yalan sahitligi gibi gunahla yemek icin, o malları rusvet olarak hakimlere aktarmayın

    [189] (Ey Rasulum), sana yeni dogan aylardan soruyorlar. De ki: “- Onlar, insanların muameleleri ve hacc icin vakit olculeridir. Iyilik, (cahiliyet devrinde yapıldıgı gibi) evlere arkalarından (girmeniz) gelmeniz degildir. Lakin iyilik ve hayır, haramlardan sakınanın iyiligidir. Evlere kapılarından gelin ve Allah’dan korkun ki, kurtulasınız

    [190] Sizinle savasanlarla, siz Allah yolunda savasın ve (onlar harbe baslamadan once siz baslayıp) asırı gitmeyin. Suphesiz ki Allah, asırı gidip haddi tecavuz edenleri sevmez. (Bu ayet-i kerime, Berae ayeti, yahut bundan sonra gelen ayet ile neshedilmistir, hukmu kaldırılmıstır)

    [191] O kafirleri nerede bulursanız oldurun, onlar sizi Mekke’den cıkardıkları gibi, siz de onları oradan cıkarın. Onların sirk (Allah’a ortak kosma) fitneleri, katilden daha kotudur. Onlar, Mescid-i Haram’da sizinle dogusmedikce, siz de orada kendileriyle savasmayın. Fakat, orada sizi oldururlerse, siz de onları oldurun; kafirlerin cezası boyledir

    [192] Eger onlar sirk ve muharebeden vazgecerlerse, siz de bırakın; suphesiz ki Allah, pek cok magfiret ve merhamet edicidir

    [193] Fitneden eser kalmayıncaya ve din de yalnız Allah’ın oluncaya kadar (ibadet yalnız Allah icin oluncaya kadar) o musriklerle savasın. Vazgecerlerse, artık dusmanlık ancak zalimlere karsıdır

    [194] Onlar, savasın haram oldugu gecen yılki zilkade ayında (Hudeybiye’de) bu ayın hurmetini cignediler; siz de onların hareketine karsı o ayda savasmakta beis gormeyin ve umre haccını kaza edin. Hurmetler karsılıklıdır. Bunun icin, kim sizin uzerinize saldırırsa, siz de aynen ona, size yaptıgı tecavuz gibi saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah takva sahipleri ile beraberdir

    [195] Allah yolunda (cihad ve diger hayırlar ugruna) mallarınızı harcayın ve elinizle, (cimrilik ve israf yaparak) kendinizi tehlikeye atmayın; mucahidlere maddi ve manevi ihsan ve yardımda bulunun. Cunku Allah, muhakkak iyilik ve ihsanda bulunanları sever

    [196] Haccı da, umreyi de Allah icin farz ve sunnetleriyle tam yapın. Fakat, herhangi bir sebeple bunlardan alıkonursanız kurbandan (deve, sıgır ve davardan) sizin icin hangisi kolaysa o vacib olur; ve kurban mahalli olan Mina’ya varıncaya kadar baslarınızı tras etmeyin. Icinizden hasta veya basından eziyeti olup bundan oturu tras olan kimseye uc gun oruc, ya altı fakire birer fitre sadaka, yahut bir kurban kesmekle fidye vermek vacip olur. Hastalık ve yol tehlikesi gibi engellerden emin oldugunuz vakit de, kim umresini bitirip ondan faydalanarak haccı yaparsa, kolayına gelen bir kurban kesmek vacip olur. Fakat kesecek kurban bulunamazsa veya buna gucu yetmezse, ona hac gunlerinde uc gun, vatanına dondugu zaman yedi gun ki, tam on gun oruc tutmak vacip olur. Bu hukum, Mescid-i Haram’da oturmayanlar icindir. Allah’tan korkun (hac ahkamını koruyun) ve bilin ki, Allah’ın azabı cidden cok siddetlidir

    [197] Hac ayları, bilinen, Sevval, Zilkade ayları ile Zilhicce’den on gundur. Iste, kim o aylarda haccı, ihrama girerek kendine farz yaparsa artık hacda kadına yaklasmak, gunah yapmak ve kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de (hac yahud ahiret icin) azık edinin. Muhakkak ki, azıgın, hayırlısı takvadır; ve ey aklı tam olanlar benden korkun

    [198] Hac mevsiminde Rabbinizin fazlından ticaret istemeniz (alısveris etmeniz) size gunah degildir. Arafat’dan donusunuzde Mes’ari Haram namındaki yerde Allah’ı zikredin. O, size nasıl hidayet etti ise, siz de onu oylece anın. Dogrusu siz Bundan once (Allah’ın hidayetinden evvel) cidden sapıklardandınız

    [199] Sonra insanların dondugu yerden (Arafat’dan) siz de donun ve Allah’ın magfiretini isteyin. Allah cok magfiret ve rahmet edicidir

    [200] Hac ibadetlerinizi bitirince, cahiliyet devrinde hacdan sonra, toplanıp atalarınızı anarak ogundugunuz gibi, hatta daha kuvvetli bir anısla Allah’ı anın. Cunku insanların kimi: “- Ey Rabbimiz, bize (nasibimizi) dunyada ver.” der. O kimsenin ahirette bir nasibi yoktur

    [201] Kimi de: “Ey Rabbimiz, bize dunyada iyi hal ver ve ahirette merhamet ihsan et; ve bizi cehennem azabından koru” der

    [202] Onların kazandıkları hayır ve duadan nasibleri vardır. Allah, butun mahlukatın hesabını cok cabuk gorendir

    [203] Bir de sayılı gunlerde (tesrik gunlerinde) Allah’ı tekbir ile zikredin. Kim, iki gunde (zilhiccenin on birinci ve on ikinci gununde) Mina’dan donmek icin acele ederse, ona gunah yoktur. Mina’da geri kalana da gunah yoktur. Fakat, bu gunahın olmayısı takva sahibi icindir. Allah’dan korkun ve bilin ki, muhakkak hepiniz ona donup toplanacaksınız

    [204] Insanlardan bir kısmı vardır ki, onun bu dunya hayatına ait fasih sozu hosuna gider ve sozu, kalbinde olana uygundur, diye yemin ederek Allah’ı sahid tutar. Halbuki o, dusmanların en siddetlisidir

    [205] O, senin huzurundan ayrılıp gittigi zaman, yer yuzunde fesad cıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye kosar. Allah fesad cıkarmaya ve fenalık yapmaya razı olmaz

    [206] Ona: “Allah’tan kork” dendigi zaman, cahiliyyet duygusu izzeti onu gunah islemeye goturur. Iste buna cehennem kafidir; ve o cehennem ne kotu bir yataktır

    [207] Insanlardan bir kısmı da vardır ki, Allah’ın rızasını isteyerek nefsini Allah’a ibadet yolunda sarfeder. Allah ise kullarına cok merhamet edicidir

    [208] Ey muminler, hepiniz ic ve dısınızla sebat uzere islama girin. Seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, sizin acık bir dusmanınızdır

    [209] Helal ve harama ait hukumlerde size bu kadar asikar deliller geldikten sonra, eger seriat yolundan kayarsanız bilin ki, Allah muhakkak galibdir ve isinde hikmet sahibidir

    [210] O, Islama girmeyip seytana tabi olanlar, yalnız gozetliyorlar ki, Allah buluttan golgelikler icinde meleklerle geliversin ve kendilerine is bitiriversin (onları helak ediversin). Halbuki islerin hepsi Allah’a dondurulur

    [211] (Ey Rasulum), Israilogullarına sor; biz onların atalarına (Musa peygamberin sanı hakkında) ne kadar acık mucizeler vermistik (gostermistik). Fakat mucizeler kendisine geldikten sonra kim Allah’ın hidayet nimetini kufur ile degistirirse, suphesiz ki Allah’ın (ona) azabı cok siddetlidir

    [212] Dunya hayatı kafirlere suslu gorundu de iman edenlerle egleniyorlar, (onların zenginleri, muminlerin fakirleri ile alay ediyorlar.) Halbuki takva sahibi (fakir) muminler, kıyamet gununde onların ustundedir. Allah, diledigine hesapsız rızık verir

    [213] Insanlar iman uzere bulunan tek bir ummet idi; sonra kimi iman etmek, kimi kufre varmak suretiyle ayrılıga dustuler de Allah, rahmetinin mujdecileri ve azabının habercileri olmak uzere peygamberler gonderdi; ve insanlar aralarında ayrlıga dustukleri seyde hak uzre hukmetmek icin, o peygamberlerle kitap gonderdi. Halbuki kendilerine acık deliller geldikten sonra aralarındaki zulum ve hasedlerinden oturu, ihtilafa dusenler, o kitab verilenlerden baskası degildir. Onların hak hususunda ayrılıga dustukleri seyde, Allah, kendi izni ile (peygamberlere) iman edenleri dogru yola hidayet buyurdu (iletti). Allah diledigini dogru yola iletir

    [214] Yoksa siz ey muminler, kendinizden evvel gecenlerin halleri hic basınıza gelmeden (hemen) cennete gireceginizi mi sandınız? Onlara oyle ezici sıkıntılar, kımıldatmaz zaruretler dokundu ve oylesine sarsıldılar ki, peygamber ve maiyetinde iman edenler: “- Allah’ın yardımı ne zaman olacak?” diyesiye kadar... Bilin ki Allah’ın yardımı muhakkak yakındır

    [215] Ey Rasulum, onlar neyi nafaka olarak vereceklerini sana soruyorlar. De ki: “- Maldan vereceginiz sey, ana-babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yolcunundur. Hayır olarak daha her ne yaparsanız. Cenab-ı Allah onu bilir ve mukafatını verir

    [216] Ey muminler, hosunuza gitmedigi halde, din dusmanları ile savasmak uzerinize farz kılındı. Olur ki, bir sey hosunuza gitmezken, sizin icin o hayırlı olur ve bir seyi de sevdiginiz halde o, hakkınızda ser olur. Allah bilir, siz bilemezsiniz

    [217] Haram olan ayda savasın hukmu nedir, diye sana soruyorlar. De ki: “- O ayda savas yapmak buyuk gunahtır. Fakat kufur ve inkarla insanları Allah yolundan cevirmek, Mescid-i Haram’da tavaf ve namazdan alıkomak, Peygamberi ve ashabını Mekke’den cıkarmak Allah katında daha buyuk bir gunahtır. Allah’a ortak kosmak fitnesi, Muslumanların haram ayda yaptıkları savastan da beterdir. Ey muminler, kafirlerin gucu yetse, sizi dininizden dondurunceye kadar sizinle savasmalarından geri durmazlar. Sizden kim dininden doner de kafir olarak olurse, bu gibilerin yaptıgı iyi seyler, dunyada da, ahirette de bosa gitmistir; ve onlar cehennem ehli olup orada ebedi olarak kalırlar

    [218] Allah’a ve Rasulune gercek iman edenler ve vatanlarından hicret edip Allah yolunda savasanlar (var ya!) Iste onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah pek cok magfiret ve rahmet edicidir

    [219] (Ey Rasulum), sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “- Onlarda hem buyuk gunah, hem de insanlar icin bazı (ufak tefek) faydalar vardır. Fakat gunahları faydalarından daha buyuktur; “Yine sana hangi seyi nafaka verceklerini soruyorlar. De ki: “- Ihtiyacınızdan geri kalanı harcayın.” Allah ayetlerini size boyle acıklıyor ki, dusunesiniz

    [220] Bir de dunya ve ahiret isi hususunda hakkınızda en iyi olan seyi alasınız. (Ayrıca) sana, yetimlerin malından soruyorlar. De ki: “-Onların malını korumak ve durumlarını duzeltmek, sizin icin, islerine karısmamaktan daha hayırlıdır. Eger onları koruyarak kendileri ile bir arada yasarsanız, artık onlar kardeslerinizdir. Allah, onların hallerini duzeltenlerle mal ve durumlarını perisan edenleri bilir. Eger Allah Teala dileseydi, sizi muhakkak zahmete sokardı da yetimlerle bir arada yasama kolaylıgını ihsan buyurmazdı. Allah, suphesiz ki butun emirlerinde galip ve yaptıklarında hikmet sahibidir

    [221] Ey muminler, Allah’a ortak kosan (kafir) kadınlarla, onlar iman etmedikce evlenmeyin. Imanı olmıyan (musrike) bir kadın, sizi imrendirse bile, iman etmis bir cariye elbette ondan daha hayırlıdır. (Bu yasak, Maide Suresi 5. ayeti ile kitap ehli olmıyan kafirlere tahsis edilmistir. Kitap ehli olanlarla evlenmek boylece caiz olmustur. Celaleyn) Musrik erkekler de iman etmedikce, onlara mumin kadınları nikahlamayın; bir kafir size hos gorunse bile. Mumin kole elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi cehenneme cagırırlar. Allah ise izniyle cennete ve magfirete davet ediyor da ayetlerini insanlara beyan buyuruyor. Gerek ki dusunup ibret alsınlar

    [222] Sana kadınların ay (adet) hallerini de soruyorlar. De ki: “- O, nefret edilen bir pisliktir. Bunun icin hayız (adet) zamanında kadınlarınızdan ayrılın (cinsi munasebette bulunmayın) ve temizlenene kadar onlara yanasmayın. Tam olarak temizlendikleri zaman, Allahın size emrettigi (Mesru ve mubah) yerden onlara gidin (munasebette bulunun). Suphesiz ki Allah cok tevbe edenleri de sever, pisliklerden pak olanları da sever

    [223] Kadınlarınız, cocuk yetistiren ekin tarlanızdır. O halde tohum ekilen tarlanıza (on tarafa), nasıl isterseniz oyle varın. Kendileriniz icin ileriye hazırlık yapın, onceden iyi ameller gonderin. Allah’dan korkun ve muhakkak onun huzuruna varacagınızı bilin. Takva sahibi muminlere cenneti mujdele

    [224] Bir de sozunuzde durmanız, takva sahibi olmanız ve insanların arasını duzeltmeniz icin Allah’ı yeminlerinize hedef yapmayın. Allah kemaliyle isitici ve bilicidir. (Bir isi yapmak veya yapmamak hususunda Allah’ın adı ile yemin edipte Allah Teala’yı engel tutarak, yemininizi bozmayız diye, hayır yapmaktan geri kalmayınız. Yeminin bozulmasında hayır bulunan isi yapın ve keffaretini odeyin)

    [225] Allah, sizi yeminlerinizdeki yanılmadan dolayı sorumlu tutmaz. Fakat sizi, kalblerinizin irtikap ettigi yeminlerle sorumlu tutar da muahaze eder. Allah, yanılarak yemin edenleri bagıslayıcıdır, halimdir (azaba hak kazananların azabını geciktirmekle rızıklarını vericidir)

    [226] Hanımlarına yaklasmamaya yemin edenler icin dort ay beklemek vardır. Eger bu muddet icerisinde erkekler yeminlerinden donerek hanımlarına yanasır da keffaret verirlerse, suphesiz ki Allah bu sekilde yeminlerini bagıslaycıdır, esirgeyicidir

    [227] Bu turlu yemin edenler eger kadınlarını bosamaya karar verirlerse onu yerine getirirler. Suphesiz Allah soylediklerini isidici (niyetlerini) gercekten bilcidir

    [228] Bosanmıs kadınlar kendi kendilerine uc adet muddeti beklerler ve Allah rahimlerinde yarattıgı cocugu saklamaları kendilerine helal olmaz; eger Allah’a ve ahiret gunune imanları varsa. Kocaları barısmak istiyorsa, bu bekleme (iddet) muddeti icinde (ric’i talakta) onları geri almaga (nikahlarında tutmaga) daha cok hak sahibidirler. Erkeklerin (mesru surette) kadınlar uzerindeki hakları gibi, kadınların da onlar uzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler kadınlar uzerine (mehir ve nafaka bakımından) daha ustun bir dereceye sahiptirler. Allah izzet sahibidir, hikmet sahibidir

    [229] Ric’i talak(1) ikidir. Ondan sonra ya kadınları iyilikle tutmak, ya guzellikle salmak vardır. Kadınlarınıza verdiginiz mihirleri geri almanız size helal olmaz. Meger ki, ikisi de aralarındaki (luzumlu hak ve guzel gecim hususunda) Allah’ın emirlerine riayet edememek korkusunda olsunlar. (Ey hakimler, bu sekilde) siz de onların, Allah’ın hukumlerini hakkıyle yerine getiremiyeceklerinden korkarsanız, kadının ayrılmak icin hakkından vazgecmesinde, artık ikisine de gunah yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Onları cigneyip asmayın. Kim Allah’ın sınırlarını gecerse iste onlar hep zalimlerdir

    [230] Eger koca, karısını ikinci talaktan (bosamasından) sonra bir kere daha bosarsa, bundan sonra kadın baska bir erkege nikahlanmadıkca (ve ondan da ayrılmadıkca) ilk kocasına helal olmaz. Bu ikinci koca onu bosarsa, Allah’ın emirlerini saglam tutacaklarına umitvar oldukları takdirde evvelkilerin birbirine donmeleri kendilerine gunah degildir. Bunlar, anlayan bir kavim icin Allah’ın acıkladıgı hukumlerdir. (1)- Ric’i Talak: Karı-koca arasında akdedilen nikahta uc manevi bag vardır ve bunlara erkek sahiptir. Nikah’ın tamamen kaldırılması icin erkek, sahip oldugu uc defa bosamak hakkını kullanması icap eder. Eger uc defadan az (Bir ve iki defa) karısını bosarsa, buna ric’i talak denir. Bu durumda iddet muddeti olan uc hayız zamanı icinde karısına muracaat edebilir ve muracaat edince mevcut nikah devam eder. Fakat iddet cıktıktan sonra nikah kalktıgından muracaat hakkı kalmaz. Ancak her iki tarafın rızasıyla yeni bir akit yapılabilir, evlilik de devam eder. Sayet koca, ucuncu defa karısını bosarsa, nikah tamamen kalkmıs olur

    [231] Siz kadınları (Ric’i Talakla) bosadıgınız zaman, iddetlerini bitirmeye yakın, onları ya iyilikle tutun (ric’at edin) veya iyilikle bosayın. Yoksa haklarına tecavuz icin zararlarına olarak tutmayın. Bunu kim yaparsa, nefsine zulmetmis olur. Sakın Allah’ın ayetlerini saka yerine tutmayın. Allah’ın uzerinizdeki nimetini ve size ogut vermek icin indirdigi Kur’an’ı ve ondaki hikmeti dusunun. Allah’dan korkun ve bilin ki, Allah her seyi kemaliyle bilicidir

    [232] Kadınları (Ric’i talakla) bosadınız da iddetlerini bitirdiler mi, aralarında mesru bir sekilde anlastıkları takdirde, ey veliler, artık kendilerini kocalarına nikah etmelerine engel olmayın. Bu anlatılanlar, sizden Allah’a ve ahiret gunune iman etmis olanlara verilen bir oguttur. Bu sizin icin daha hayırlı ve daha temizdir. Allah sizin menfaatinizi bilir, siz bilemezsiniz

    [233] Anneler, (bosanmadan once veya bosandıktan sonra dogan) cocuklarını tam iki yıl emzirsinler. Bu hukum sut emzirmeyi tamamlamak istiyenler icindir. Annelerin yiyecegi ve giyecegi, orta hal uzere gucu yettigi kadar cocugun babası uzerinedir. Hic kimse gucunden ziyadesiyle mukellef tutulamaz. Ne bir anne, ne de bir baba cocugu yuzunden zarara sokulmasın. Babanın olumu ile mirascı olan da, yiyecek, giyecek ve zarar hususlarında baba gibidir. Eger ana ve baba, aralarında danısma ve rıza ile iki sene dolmadan cocugu memeden kesmeyi arzu ederlerse, ikisine de gunah yoktur. Cocuklarınızı sut anneye vermek isterseniz, o sut annenin razı olacagı ucretini teslim ettiginizde yine size gunah yoktur. Bununla beraber, Allah’dan korkun ve bilin ki, Allah her ne yaparsanız onu kemaliyle bilicidir, gorucudur

    [234] Sizden vefat edenlerin geride bıraktıkları zevceler, kendi kendilerine (suslenmeden) dort ay on gun beklerler (beklesinler). Bu muddeti doldurdukları zaman, mesru surette kendi baslarına (evlenmek icin) sus takınmalarında size bir gunah yoktur. Allah yaptıgınız her seyden tamamıyla haberdardır

    [235] Kocası olen kadınları, iddetleri sona erdikten sonra nikahlamaya niyyet ettiginiz takdirde, daha iddet dolmadan onlara talip oldugunuzu isaret etmenizde (caktırmanızda) veya boyle bir arzuyu gonullerinizde saklamanızda size bir beis yoktur. Allah biliyor ki, siz onları muhakkak anacaksınız. Yalnız onlarla gizlice anlasıp nikah ve munasebet kurmayın. Ancak mesru olan isaret ve cıtlatma sozler soyliyebilirsiniz. Takdir edilen iddet sona ermedikce nikah akdine azmetmeyin. Bilin ki Allah, gercekten gonlunuzde ne varsa onu bilir. Artık ondan sakının ve bilin ki, Allah cok bagıslayıcıdır, halimdir

    [236] Kendilerine dokunmadıgınız yahut kendilerine bir mehir tayin etmediginiz kadınları bosadınızsa, bunda size gunah yoktur. Su kadar var ki, onları, zengin olan kudretine gore, fakir olan da gucu yettigi kadar guzellikle faydalandırsın. Bu, ihsan edenler uzerine borc bir haktır

    [237] Eger siz, onları, kendilerine dokunmadan once bosamıs da, daha evvel onlara mehir tayin etmisseniz, o vakit tayin ettiginiz mehrin yarısı onlarındır. Meger ki, kendileri veya nikah bagı elinde olan veli, mehri bagıslamıs olsun. Ey erkekler, sizin bagısta bulunmanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti (ve birbirinize iyi muamele etmeyi) de unutmayın. Suphesiz ki Allah, her ne yaparsanız onu hakkıyla gorucudur

    [238] Farz namazlarının vakit ve erkanlarını gozeterek edasına devam edin, bilhassa orta (ikindi) namazına dikkat edin; ve Allah’a itaat ederek namaza durun

    [239] Eger (dusman veya yırtıcı hayvanlardan) korkarsanız, yaya, binekli iken (mumkun olan tarafa yonelerek) namazınızı kılın. Bu korkulardan emin bulundugunuz zaman, boyle bilmediginiz seyleri size ogrettigi gibi Allah’ı anın

    [240] Sizden zevcelerini geride bırakarak vefat edenler, zevcelerinin bir seneye kadar evlerinden cıkarılmıyarak faydalandırılmalarını varislerine vasiyyet etsinler. Bununla beraber onlar kendi arzularıyla cıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları mesru hareketten dolayı size gunah yoktur. Allah, emrine aykırı hareket edenlerden intikam alıcı ve kullarının islerine hukmedicidir

    [241] Bosanan kadınların da mesru bir sekilde faydalanmaları haklarıdır ki, bunun yerine getirilmesi, Allah’dan korkanlara bir vazifedir

    [242] Iste akıllarınız ersin diye; Allah size ayetlerini boyle acıklıyor

    [243] (Ey Rasulum) binlerce kisi iken (vebadan) olum korkusu ile yurdlarından cıkanları gormedin mi ki; Allah onlara: “olun” dedi de olduler, sonra onlara hayat verdi. Suphesiz ki Allah insanlara ihsan ve rahmet sahibidir, fakat insanların cogu sukretmez

    [244] Allah yolunda dusmanla savasın ve bilin ki, Allah kemaliyle isiticidir, bilicidir

    [245] Yalnız Allah rızası icin gonul hoslugu ile bir odunc verecek kimdir ki, Allah ona kat kat mukafatını versin? Allah kimini daraltır (da hayra kosmaz). Kiminin de kalbini genisletir (de odunc vermeye kosar) Siz hesap vermek icin ona donduruleceksiniz

    [246] (Ey Rasulum). Musa’dan sonra Israilogullarından ileri gelen bir toplulugun musaveresine vakıf olmadın mı? Hani onlar, peygamberlerine soyle demislerdi: “- Bize bir padisah gonder de onun yardımı ile Allah yolunda dusmanlarımıza karsı savasalım.” O da: “- Ya uzerinize bir savas farz kılınır da muharebe etmezseniz?” demisti. Onlar “- Nicin Allah yolunda savasmıyalım? Yurdlarımızdan cıkarıldık, cocuklarımızdan uzak bırakıldık.” dedilerdi. Ne zaman ki uzerlerine savas farz kılındı, iclerinden pek az kimseler mustesna, digerleri savastan yuz cevirdiler. Allah cihaddan geri kalan zalimleri pek ala bilicidir

    [247] Israilogullarının peygamberi kendilerine soyle dedi: “- Allah size Talut’u padisah gonderdi.” Onlar ise: “- Biz padisahlıga ondan daha munasip iken ve ona maldan da bir bolluk verilmemisken padisahlık nasıl onun olur?” dediler. Onlara su cevabı verdi: “- Allah onu ustunuze begenip secmis ve ona bilgi ile vucud kuvveti bakımından bir ustunluk vermistir.” Allah mulkunu diledigine verir, Allah’ın rahmet ve ihsanı genistir; her seyi kemaliyle bilicidir

    [248] Peygamberleri onlara sunu da soylemisti: “- Talut’un, Musa’ya verilen Tabut’u (sandıgı) getirmesi padisahlıgına alamettir. O Tabut’da, Rabbiniz tarafından size manevi bir kuvvet ve Musa ailesiyle Harun ailesinin arkaya bıraktıkları Tevrat levhalarından bakıyye (arta kalanlar) vardır. Melekler onu tasıyacaktır. Suphesiz ki bu Tabut’un size gelmesi, peygamberin sozunun dogruluguna delildir, eger iman getirenlerdenseniz

    [249] Vaktaki Talut (Cihad yapmak icin Kudus’ten) askerleri ile ayrıldı, (ordusuna) soyle dedi: “- Gercekten Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan icerse benden degildir. Kim de ondan icmezse o benden (bana baglı olanlardan) dır. Ancak eli ile alıp icenler mustesna (bu kadar icmelerine izin vardır). Nihayet nehire varır varmaz, askerlerden pek azı mustesna, ondan kana kana ictiler. Vaktaki Talut ile beraberindeki muminler o nehri gectiler, beri tarafta kalıp nehri gecemiyenler: “- Bugun bizim Calut’a (zalim dusman hukumdarına) ve ordusuna karsı koyacak takatımız yoktur” dediler. Ahirette Allah’ın rahmetine kavusacaklarını kesin olarak bilen (o nehrin karsı tarafındaki Talut’a) baglılar ise, su cevabı verdiler: “- Allah’ın izniyle nice az bir topluluk, daha cok bir topluluga ustun gelmistir; Allah sabredenlerle beraberdir.”

    [250] Talut’a baglı bulunan muminler, Calut ve onun askerlerine karsı carpısmak uzere cıktıkları zaman soyle dua ettiler: “- Ey Rabbimiz, uzerimize bol bol sabır dok, ayaklarımıza kuvvet ve sebat ver ve bizi kafirler kavmi uzerine muzaffer kıl.”

    [251] Nihayet Allah’ın izni ile kafirleri bozguna ugrattılar. Muminler safında bulunan Davut (aleyhisselam) da dusman hukumdarı Calut’u oldurdu. Allah, Davud’a padisahlık ve peygamberlik verdi ve ona diledigi seyleri ogretti (Zırh yapmak, kuslarla konusmak ve guzel sesle okumak gibi...) Eger Allah, insanların bir kısmını diger bir kısmı ile defetmeseydi (muminleri kafirlere ustun kılmasaydı) yeryuzu fesad ve kufur karanlıgına burunurdu. Fakat Allah, alemler uzerine ihsan ve rahmet sahibidir

    [252] Iste bunlar (anlatılan kıssalar) Allah’ın ayetleridir ki, onları ey (Rasulum) sana hak olarak okuyoruz; ve muhakkak ki sen gonderilen peygamberlerdensin

    [253] Bu (surede sozu gecen) peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen ozelliklerle digerlerinden ustun kıldık. O peygamberlerden, (arada vasıta olmadan) Allah’ın sozlestigi (Hz. Musa gibi) peygamber var! ve bazılarını da derece bakımından Allah yukseklere cıkarmıstır. Meryem’in oglu Isa’ya o acık mucizeleri verdik ve kendisini melek (Cebrail aleyhisselam) ile kuvvetlendirdik. Eger Allah dileseydi, peygamberlerden sonra gelen ummetler, kendilerine hidayete ulastırıcı o apacık mucizeler ve deliller geldikten sonra birbirini oldurmezlerdi. Fakat ihtilafa (ayrılıga) dustuler. Sonunda kimi iman etti, kimi de kufre saptı. Yine Allah dileseydi birbirinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah diledigi seyi yapar

    [254] Ey iman edenler, ne bir alısverisin, ne bir dostlugun ve ne de bir sefaatın bulunmadıgı bir gun (Hesap gunu) gelmeden once size verdigimiz rızıktan Allah yolunda harcayın. Kafirler (yok mu), iste onlar zalimdirler

    [255] Allah o Allah’dır ki, kendinden baska hic bir ilah (Tanrı) yoktur (Ondan baska ibadete mustahak mabud yoktur). O ezeli ve ebedi hayat ile bizatihi (kendiliginden) diridir, (bakidir). Zat ve kemal sıfatlarıyla yaratıkların (mahlukatın) butun islerinde hakim ve kaimdir, her sey onunla kaimdir. Onu ne bir dalgınlık, ne de bir uyku tutmaz. Goklerde ve yerde ne varsa hepsi onun. Onun izni olmadıkca katında kim sefaat edebilir? O, butun varlıkların (dunya ve ahirete ait) onlerinde ve arkalarındaki gizli ve asikar her seyini bilir. Onlar (varlıklar-yaratıklar) ise, Allah’ın diledigi kadarından baska, ilahi ilminden hic bir sey kavrayamazlar. Onun kursusu (mulk ve saltanatı) gokleri ve yeri cevrelemis, kaplamıstır. Gokleri ve yeri korumak, gozetmek, ona zorluk ve agırlık vermez. O, cok yuce, cok buyuktur

    [256] Cizye vermeyi kabul eden kitap ehlini (kafirleri), Islam dinine girmek icin zorlamak ve onlara cebretmek yoktur. Iman ile kufur, kesin olarak meydana cıkmıstır. Artık kim, azgınlıga ve sapıklıga sevkedenleri tanımayıpta Allah’a iman ederse, o muhakkak ki, kopması mumkun olmayan en saglam kulpa tutunmustur. Allah kemaliyle isitici ve bilicidir. (bazı mufessirlere gore bu ayeti kerimenin hukmu kıtal ayeti kerimesinin nazil olmasıyla nashedilmis, kaldırılmıstır)

    [257] Allah, iman edenlerin yardımcısıdır. Onları dalalet karanlıklarından (kurtarıp) hidayet nuruna cıkarır. Kafirlerin dostları ise seytanlardır. Kendilerini nurdan (ayırıp) karanlıklara sokarlar, iste bunlar cehennemliktirler; orada ebedi olarak kalıcıdırlar

    [258] Allah, kendisine saltanat ve mulk verdi diye (azarak) Ibrahim ile Rabbi hakkında mucadele eden Nemrud’u gormedin mi? Ibrahim ona; “- Benim Rabbim (kudreti ile) hem diriltir, hem oldurur.” dedigi vakıt o Nemrud; “- Ben de diriltir, oldururum.” demisti. Ibrahim (Aleyhisselam); “- Allah gunesi dogudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir” soyleyince, o kufreden Nemrud sasırıp tutuldu. Allah zalimler kavmini muvaffak etmez. (Nemrud oldurulmesi gereken bir kimseyi azap edip, bir sucsuzu da oldurmek suretiyle, kendisinin guya diriltmeye ve oldurmeye kadir oldugunu Hazreti Ibrahim’e karsı soyledigi rivayet edilir.”)

    [259] Yahud o kimseden haber almadın mı ki, binaların catıları cokmus, duvarları ustune yıgılmıs tenha bir kasabaya ugrayarak soyle demisti; “Bunu, bu olumden sonra Allah nerden diriltecek?” bunun uzerine Allah o kimseyi yuz sene oldurdu (olu bıraktı) sonra diriltti. Allah (kendisine melek vasıtasıyla); “- Ne kadar eglendin kaldın?” diye sordu. O da;”- Bir gun yahud bir gunden az kaldım” dedi. Allah ona; “- Hayır, yuz yıl olu kaldın. Oyle iken bak yiyecegine icecegine henuz bozulmamıs; hele merkebine bak! (nasıl curumus ve kemikleri kalmıstır.) Bunu yapmamız, seni insanlara ibret nisanesi kılmamız icin ve kendin de bilesin diyedir. Merkebinin kemiklerine bak ki, onları nasıl birlestirip yerli yerine koyuyoruz; sonra onlara nasıl et giydiriyoruz” buyurdu. O merkep dirilip eski haline geldigi ve her sey kendisine acıkca belli oldugu zaman, adam soyle dedi: “- Artık biliyorum ki, Allah hakikaten her sey’e kadirdir.”

    [260] Bir vakit Ibrahim soyle demisti: “- Ey Rabbim, oluleri nasıl diriltirsin? bana goster.” Allah: “-Oluyu dirilttigime inanmadın mı?” buyurdu. Ibrahim: “- Evet, inandım, fakat kalbim tam yatıssın diye sordum.” dedi. Allahu (Teala) buyurdu ki, kuslardan dort cins tut ve iyice gozden gecirdikten sonra kendi elinle parcala ve her dag basına onlardan birer parca koy. Sonra onları cagır; kosarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah, diledigi her seyde galibdir, hikmet sahibidir

    [261] Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, her basaga yuz daneli yedi basak bitiren bir tohumun hali gibidir. Allah diledigi kimseye daha kat kat verir. Allah’ın ihsanı cok genistir, her seyi hakkıyla bilendir

    [262] Mallarını, cihad ve hayır islerinde Allah icin harcayanlar ve sonra harcadıklarının arkasından basa kakmayı, gonul incitmeyi uygun gormiyenler (var ya!) Iste onların Rableri katında mukafatları vardır. Onlara hic bir korku yoktur ve mahzun da olmayacaklardır

    [263] Iyi ve guzel bir soz ile bir kusur bagıslamak, arkasına eza takılacak sadakadan daha hayırlıdır. Allah minnet ve eziyetle sadaka verenlerin sadakalarından mustagnidir; onların cezasını vermekte acele edici degildir (halimdir)

    [264] Ey iman edenler, sadakalarınızı -insanlara gosteris icin malını harcayan, Allah’a ve ahiret gunune inanmayan kimse gibi- basa kakmak ve eziyet etmek suretiyle bosa cıkarmayın. Cunku onun bu gosterisinin hali, uzerinde az bir toprak bulunan bir kayanın haline benzer ki, ona siddetli bir yagmur isabet edince, uzerindeki topragı temizleyip kendisini katı bir tas halinde bırakır. Onlar (gosteris icin amel edenler) yaptıkları seyden hic bir sevap kazanamazlar. Allah kafirler topluluguna hidayet etmez

    [265] Allah’ın rızasını istemek ve kendilerindeki imanı koklestirip kuvvetlendirmek icin mallarını harcıyanların hali de, bir tepe uzerinde bulunan bir bahcenin haline benzer. Ona bol yagmur dusmus de meyvalarını iki kat vermistir. Ona bol bir yagmur dusmezse yine kendisinde bir cisinti ve nem bulunmakla urununu verir. Allah, her ne yaparsanız hepsini hakkıyla gorucudur

    [266] Sizden biriniz arzu edermi ki, hurmalardan ve uzumlerden bir bahcesi olsun; agacları altından ırmaklar aksın ve kendinin her turlu meyvaları orada bulunsun; boylece ona ihtiyarlık coksun de elleri ve gucleri yetmez yavruları olsun; derken o gecim vasıtaları olan bahceye atesli bir bora isabet ediversin de o, yanıversin? (Iste, insanlar gorsun diye yapılan ameller veya basa kakıp eziyetle verilen sadakalar da boyledir; riya sahibi, kendisine fayda verecek amel yaptıgını zanneder. Fakat bahceye isabet eden felaket gibi, yaptıgı ameller bosa cıkacaktır.) Iste Allah, size, ayetlerini boyle apacık anlatıyor, gerek ki, dusunesiniz

    [267] Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin icin yerden cıkardıgımız urunlerin (mahsullerin) en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın (zekat ve sadaka verin). Kendinizin, ancak goz yumarak, alabilecegi dusuk ve bayagı seyleri vermeye kalkısmayın. Biliniz ki, Allah vereceginiz sadakalardan mustagnidir, her halde hamde layıktır

    [268] Seytan, sizi fakir olacaksınız diye korkutur; size cimrilik ve sadaka vermemekle emreder. Allah ise kendi lutfundan size bir magfiret ve fazla bir sevab vaad ediyor. Allah’ın kudreti genistir, her seyi kemaliyle bilendir

    [269] Allah diledigine faydalı bilgi (hikmet) ihsan eder. Kime ki hikmet verilmisse, muhakkak ona cok hayır verilmistir. Bu ayet ve ogutleri ancak olgun akıl sahipleri dusunurler

    [270] Nafakadan (Allah yolunda) her ne harcadınızsa ve adaktan ne adadınızsa, Allah onu bilir. (Nafakayı gosteris ve fenalıkla verenler ve adaklarına sadık olmayarak nefislerine) zulmedenlerin (kendilerini azabdan kurtaracak) hic bir yardımcıları yoktur

    [271] Eger sadakaları asikare verirseniz, o ne guzel seydir! (baskalarının yardım duygularını kamcılar ve Allah yolunda harcamalarına tesvikci olur.) Eger sadakaları gizler de onları oylece fakirlere verirseniz, bu, sizin icin daha hayırlıdır ve gunahlarınızdan bir kısmını orter. Allah her ne yaparsanız ondan hakkıyla haberdardır

    [272] Insanların yola gelmesi senin uzerine borc degil; (ancak sana dusen hidayete davettir.) Su kadar var ki Allah, diledigini yola getirir. Malınızdan hayır adına her ne harcarsanız hep kendi menfaatınız icindir. Zaten siz (muminler), ancak Allah rızasını gozeterek verirsiniz. Boylece hayra dair her ne verirseniz onun sevabı tam olarak size odenir. Hakkınız yenmez ve size zulum edilmez

    [273] Sadakalarınızı o fakirlere verin ki, onlar, Allah yolunda calısmaya koyulmuslardır; oteye beriye kosup kazanamazlar. Dilenmekten cekindikleri icin, tanımıyanlar, onları zengin zanneder. Ey Rasulum, sen onları simalarından tanırsın. Onlar, iffetlerinden oturu insanları rahatsız edip bir sey istemezler. Siz malınızdan bunlara ne harcarsanız, muhakkak Allah onu hakkıyle bilicidir

    [274] Mallarını gece ve gunduz, gizli ve asikar hayra harcayan kimseler var ya, iste onların, Rableri katında ecirleri (mukafatları) vardır. Onlara hic bir korku yoktur; ve onlar mahzun da olmayacaklardır

    [275] Faiz yiyen kimseler, kendisine seytan carpmıs olan nasıl kalkarsa, mezarlarından oylece kalkarlar. Bu halde olmaları; “-alıs-veris, aynen faiz gibidir” demeleri yuzundendir. Halbuki Allah, alıs verisi halal ve faizi (ribayı) haram kılmıstır. Bundan boyle kim kendisine Rabbinden bir ogut gelip faiz yemekten sakınırsa daha once aldıgı faiz ona bagıslanır; geri alınmaz ve bundan sonra onun isi (affedilisi) Allah’a aiddir. Kim de, haram olan bu ribayı helal diye yemege donerse, iste onlar cehennemliktirler; o ateste ebedi olarak kalacaklardır

    [276] Allahu Teala faizle geleni mahveder ve sadakaları verilen malı artırır ve Allah ısrarla haram yiyen kafirle, ziyade gunahkar hic bir kimseyi sevmez

    [277] Iman edip iyi ameller isleyen, namazı kılan ve zekatı veren kimselerin, Rableri katında muhakkak mukafatları (ecirleri) vardır; ve onlara hic bir korku yoktur, mahzun da olacak degillerdir

    [278] Ey muminler, Allah’dan korkun ve (cahiliyette islediginiz) faiz hesabından arta kalanı bırakın (almayın), eger gercek muminler iseniz

    [279] Yok, eger bu faizi terketmezseniz bilin ki, Allah’a ve peygamberinize karsı harbe girmissiniz. Eger riba almaktan tevbe ederseniz ana paranız sizindir; ve boylece ne zalim olursunuz, ne de zulme ugramıs bulunursunuz

    [280] Eger borclu, darlık icinde ise, o halde ona genislik vaktına kadar muhlet vermek var. Bununla beraber alacagınızı sadaka olarak bagıslamanız sizin icin daha hayırlıdır, eger bilirseniz

    [281] Oyle bir gunden (kıyamet gununden) korkun ve sakının ki, o gun hepiniz Allah’a dondurulup goturuleceksiniz. Sonra herkese dunyada kazandıgı amellerin karsılıgı tamamen verilecek ve onlara asla haksızlık (zulum) yapılmıyacaktır

    [282] Ey iman edenler, muayyen bir vade ile birbirinize borclandıgınız zaman, onu yazın (sened yapın). Aranızda bir yazıcı da dogrulukla onu yazsın. Katip, Allah’ın kendisine ogrettigi gibi yazmaktan kacınmasın, yazsın. Uzerinde (baskasına ait) hak olan kimse, borcunu ikrar ederek yazdırsın ve Rabbi olan Allah’dan korksun, o hakdan (borcundan) hic bir seyi eksik etmesin. Eger uzerine hak bulunan kimse (borclu), akılsız, bunamıs olursa, yahud kendisi soyleyip yazdıramıyacaksa velisi dosdogru soyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden iki kisiyi de sahit tutun. Eger iki erkek bulunmazsa, o halde, dogruluguna guvendiginiz sahitlerden bir erkekle iki kadın gerekir. Boylece o iki kadından biri unutursa, digerine sahitligi hatırlatsın. Sahitler, sahitlik yapmak icin cagırıldıkları zaman kacınmasınlar. Az olsun, cok olsun, hakkı vadesiyle beraber yazmaktan usanmayın. Bu hareket, Allah katında adalete daha uygun, sahitlik icin daha saglam ve supheye dusmemenize daha da yakındır. Meger ki aranızda hemen devredeceginiz bir alısveris (ticaret) olsun. O zaman bunu yazmamanızda size bir beis yoktur. Alıs-veris yaptıgınız vakit de sahit tutun. Yazana da, sahitlik edene de zarar verilmesin. Eger zarar verirseniz, o mutlaka kendinize dokunacak bir fısk (itaattan cıkıs) olur. Allah’dan korkun, Allah size ilim ogretiyor. Allah her seyi kemaliyle bilicidir

    [283] Eger seferde olup yazıcı (katip) bulamadınızsa, o takdirde borcludan alınmıs rehinler kafidir. Birbirinize emin bulunursanız, kendisine guvenilen kimse, uzerindeki emanet borcu sahibine odesin ve Rabbı olan yuce Allah’dan korksun. Sahitligi gizlemeyin. Kim onu gizlerse muhakkak onun kalbi gunah icindedir. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir

    [284] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Siz icinizde olan seyi acıklasanız da, saklasanız da Allahu Teala sizi onunla hesaba ceker; nihayet diledigini bagıslar ve diledigine de azap eder. Allah her seye kadirdir

    [285] Peygamber (Aleyhisselam) ve muminler, rabbisinden kendine indirilen Kur’ana iman ettiler; hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman eylediler. (Allah’ın) Peygamberlerinden hic birinin arasını ayırt etmeyiz, duyduk ve itaat ettik; Ey Rabbimiz, magfiretini isteriz, donusumuz ancak sanadır, diye soylediler

    [286] Allah bir kimseye, ancak gucu yettigi kadar teklif eder. Herkesin kazandıgı hayrın sevabı kendine ve yaptıgı fenalıgın zararı da yine onadır. Rabbimiz! Eger unuttuk, yahut kasdimiz olmıyarak hata ettikse bizi (Ondan) hesaba cekme. Ey Rabbimiz! Bizden oncekilere yukledigin musibetler gibi, bize, agır yuk yukleme. Ey Rabbimiz! Guc yetiremiyecegimiz seyi bize yukletme, bizden cıkan gunahları affet, bizi bagısla, bize merhamet buyur. Sen mevlamız, yardımcımızsın. Artık kafirler toplulugu uzerine bize zafer ve yardım ihsan buyur

    Âl-i İmrân

    Surah 3

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Allah O Allah’dır ki, kendinden baska hic bir ilah yoktur! Ezeli ve ebedi hayat ile bakidir, zat ve kemal sıfatları ile her seye hakim olup butun varlıklar onunla kaimdir

    [3] Allah Teala Kur’an’ı, onundeki kitapları da tasdik edici olarak hak ile sana indirdi. Daha once de insanlara hidayet icin Tevrat’ı ve incil’i indirmisti. Bir de hakkı batıldan ayıran kitaplar indirdi. Allah’ın ayetlerini inkar edenler (var ya), muhakkak onlara siddetli bir azab vardır. Allah Aziz’dir, intikam sahibidir

    [4] Allah Teala Kur’an’ı, onundeki kitapları da tasdik edici olarak hak ile sana indirdi. Daha once de insanlara hidayet icin Tevrat’ı ve incil’i indirmisti. Bir de hakkı batıldan ayıran kitaplar indirdi. Allah’ın ayetlerini inkar edenler (var ya), muhakkak onlara siddetli bir azab vardır. Allah Aziz’dir, intikam sahibidir

    [5] Yerde ve gokte hic bir sey kat’iyyen Allah’a gizli kalmaz

    [6] Rahimlerde diledigi gibi sizi sekillendiren O’dur. Ondan baska bir ilah yoktur. O, mulkunde galiptir, islerinde hikmet sahibidir

    [7] Sana Kur’anı indiren O’dur. Bunun bir kısım ayetleri acık ve kesindir. Bunlar Kur’an’ın esasıdır. Diger bir kısım ayetler de vardır ki, (onların manası sizce anlasılmaz) mutesabihtirler. (1) Iste, kalblerinde suphe bulunanlar, fitne aramak ve te’viline gitmek icin Kur’an’ın mutesabih ayetlerine uyarlar. Halbuki, o mutesabihin te’vilini yalnız Allah bilir. Ilimde koklesmis ve metin olmus kimseler ise: “- Biz ona (manası anlasılmıyan mutesabihe) inandık; acık ve kapalı butun ayetler Rabbimiz tarafındandır”, derler. Bunları ancak akılları tam olanlar iyice dusunur

    [8] Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi saptırma; katından bize bir rahmet ihsan et! Suphesiz ki sen, cok cok bagıslayansın

    [9] Rabbimiz! Muhakkak ki sen, geleceginde hic suphe olmayan bir gunde insanları toplayacaksın. Suphesiz Allah va’dinden donmez. (1) Mutesabih: Kasd olunan manayı bilmek, mumkun olmayan Kur’an-ı Kerimdeki ayetlere denir. Mutesabih iki nevidir: Lafzı mutesabih olan ayet ki, bundan hic bir mana anasılmaz. Surelerin evvelinde bulunan Sad Ta-ha gibi (Mukattaa) harfler. Anlamı mutesabih olan ayet ki, zahiri manasını kasdetmek muhaldır. Allah’ın eli, onların elleri ustundedir. Bu ayet-i kerimeye boyle mana vermek muhaldır. Cunku, Allah’ın eli olamaz. Ancak, el ya kudret ile tevil edilir, ya da Allah tarafından murad edilen manaya inanc beslenir

    [10] Su (mal ve evlatlarıyla ogunen ve peygamberin mal ve evladı yoktur, diye dil uzatan) kafirler var ya! Muhakkak ki onlardan ne malları, ne de evladları, Allah’dan gelecek hic bir azabı geri ceviremez; ve iste onlar, cehennemde atesin cırasıdırlar

    [11] O kafirlerin Rasulullah’ı tekzipleri, tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan oncekilerin tutumu gibidir. Onlar, bizim ayetlerimizi yalanladılar da Allah, yaptıkları gunahlar sebebiyle kendilerini enseledi. Allah’ın azabı cok siddetlidir

    [12] Ey Rasulum, o kafir olan Yahudi’lere de ki; “-Siz muhakkak maglup olacaksınız ve toplanıp cehenneme suruleceksiniz. O cehennem ne kotu bir yerdir

    [13] (Bedir savasında) karsılasan iki birlik hakkında, size muhakkak bir alamet (Peygamberin dogruluguna bir nisane) olmustur. Bir birlik (ki mu’minler), Allah yolunda carpısıyordu; digeri de kafirdi. Mu’minler kafirleri gozgore kendilerinin iki misli goruyorlardı. Allah, diledigine yardımı ile zafer verir. Suphesiz bunda (azı coga ustun getirmekte) anlayıs sahibi olanlar icin kesin bir ibret vardır

    [14] Insanlara, kadınlar, ogullar, altın ve gumusten istiflenmis yıgınlar, yaylıma salınmıs (guzel) atlar, davarlar ve ekinlerden yana nefsin isteklerine muhabbet, suslenip bezendi. Fakat bunlar, dunya hayatının gecici menfaatıdır. Halbuki sonuc guzelligi Allah katındadır

    [15] Rasulum, de ki; “- Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi?” O, nefisleri imrendiren suslerden korunanlar icin, Rableri katında, agacları altından ırmaklar akan cennetler var; onlar orada devamlı kalacaklardır; ve yine orada pak tertemiz zevceler ile en buyuk nimet olan Allah rızası vardır. Allah, kullarının hal ve islerini hakkıyle gorucudur

    [16] O takva sahipleri yalvararak: “- Ey Rabbimiz, biz iman ve itaat ettik, bizim gunahlarımızı bagısla ve bizi cehennem azabından koru derler

    [17] O takva sahipleri, taat ve musibetlere sabreden (soz, is ve niyyetlerinde) sadakat gosteren, Allah’a itaat eden. Allah yolunda mallarını harcayan, seherlerde Allah’dan magfiret isteyen ve namaz kılanlardır

    [18] Allah, kendinden baska ibadete mustahak bir varlık olmadıgını delillerle acıkladı. Meleklerle, ilim sahibleri de adalet ve hak uzere durarak buna iman ettiler. O’ndan baska hic bir ilah yoktur. O, tevhid getirmiyenlere galiptir; hukum ve hikmet sahibidir

    [19] Dogrusu Allah katında makbul olan din, Islamdır. Kendilerine kitap verilen Hristiyan ve Yahudiler hakikati bildikten sonra, aralarındaki ihtirasdan dolayı, Islam dini hakkında ihtilafa dustuler. Kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse, suphe yok ki Allah, onun cezasını vermekte cok cabuk hesap gorucudur

    [20] Ey Rasulum, din isinde Yahudi ve Hristiyanlar seninle munakasaya kalkısırlarsa soyle de: “- Ben, bana baglı olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlerl Arap musriklerine de soyle: “- Siz Islamı kabul ettiniz mi?” Eger Islamı kabul ederlerse muhakkak dogru yolu bulmuslardır; yok eger yuz cevirirlerse artık sana dusen (vazife) ancak tebligdir. Allah, kullarının tasdiklerini de, inkarlarını da hakkıyle gorucudur

    [21] Allah’ın ayetlerini inkar edenler ve haksız yere peygamberleri oldurenler, insanlar arasında insaf ve adaletle emredenleri ezip yok edenler var ya! Iste onları cok acıklı bir azap ile mujdele

    [22] Iste bunlar, o kimselerdir ki, dunya ve ahirette yaptıkları ameller bosa cıkmıstır. Onların azabına engel olacak hicbir yardımcıları da yoktur

    [23] Tevrat’dan kendilerine bir miktar nasip verilenleri gormez misin ki, aralarında hukum vermek icin Allah’ın kitabına davet olunuyorlar da sonra onlardan bir zumre, o Tevrat’ın hukmune arkasını ceviriyor. Onlar boyle hakikatlerden yuz cevirmeyi adet edinenlerdir. (Bu ayet-i kerime, zina eden iki yahudi hakkında nazil olmustur: Hazreti Peygamber Efendimizin hakemligine muracaat etmisler ve Rasulu Ekrem Aleyhisselam Tevrat ahkamına gore recmedilmelerine “taslanarak oldurulmelerine” hukum verince kızmıslar ve Tevrat’ın hukmunu tanımıyarak cekip gitmislerdi)

    [24] Bu yuz cevirislerinin sebebi sudur: Cunku onlar, sayılı birkac gunden baska bize asla ates dokunmaz demektedirler. Onların (din namına) uydurmakta oldukları yalanları da, kendilerini dinlerinde aldatmaktadır

    [25] Onları geleceginde suphe olmıyan kıyamet gunu icin topladıgımız ve kendilerine hic zulum edilmiyerek herkese dunyada kazandıgı tamamen odendigi vakit halleri nasıl olacak

    [26] Rasulum, soyle de: “- Ey mulkun sahibi Allah’ım! Sen, diledigine mulku verirsin, dilediginden de mulku ceker alırsın. Diledigini aziz edersin, diledigini de zelil edersin; hayır, yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen her seye kadirsin

    [27] Geceyi gunduze sokarsın, (geceler kısalıp gunduzler uzar) ve gunduzu geceye sokarsın (da gunduzler kısalıp geceler uzar.) Oluden diri cıkarırsın, diriden olu cıkarırsın; diledigine de sayısız rızık verirsin

    [28] Muminler, muminlerden ayrılıp kafirleri dost edinmesin. Bunu her kim yaparsa artık Allah’dan ilisigi kesilmis olur. Meger ki, onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmıs bulunasınız. (Bu takdirde zararlarından korunmak icin gorunuste dostluk yapabilirsiniz.) Allah size kendinden korkmanızı emrediyor. Nihayet donus Allah’adır

    [29] Icinizdeki kafir dostlugunu gizleseniz de, acıklasanız da Allah onu bilir, diye soyle. Goklerde ve yerde ne varsa hepsini O bilir; ve Allah her seye hakkıyle kadirdir

    [30] Kıyamet gununde herkes, dunyada hayır ve kotulukten yaptıgı seyi hazır bulacak; ve ister ki, o kotuluklerle arasında uzak bir mesafe bulunsaydı. Yine Allahu Teala size kendinden korkmanızı emreder. Allah kullarını cok esirgeyicidir

    [31] (Rasulum), soyle de: “-Eger siz Allah’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve gunahlarınızı bagıslasın. Zira Allah cok bagıslayıcı, cok merhamet edicidir.”

    [32] Yine de ki: “- Allah’a ve Peygambere itaat edin.” Eger yuz cevirirlerse, suphesiz Allah kafirleri sevmez

    [33] Gercekten Allah, Adem’i, Nuh’u, Ibrahim hanedanını ve Imran ailesini alemler uzerine seckin kıldı (soylarını peygamber yaptı)

    [34] Bu Peygamberlerin hepsi de birbirinden gelme tek zurriyettir. Allah semi’dir= her seyi isitir, Alim’dir= her seyi bilir

    [35] (Isa’nın buyukannesi olan) Imran’ın zevcesi soyle demisti: “- Ey Rabbim, karnımdakini dunya mesguliyetlerinden beri olarak sana adadım. Boylece adagımı kabul buyur. Muhakkak ki sen, benim adadıgımı hakkıyla isitici ve niyyetimin ne oldugunu kemaliyle bilicisin.”

    [36] Imran’ın zevcesi (Hanne) cocuk dogurunca, Allah onun ne dogurdugunu daha iyi bildigi halde:”- Ey Rabbim, onu kız dogurdum. (Mabede hizmet icin) erkek, kız gibi degildir. Bununla beraber, ben onun adını (Allah’ın kulu manasına) Meryem koydum. Iste ben onu ve zurriyetini kogulmus seytanın serrinden sana ısmarlıyorum” dedi

    [37] Bunun uzerine Rabbi, Meryem’i guzel bir kabul ile kabul buyurdu ve onu iyi bir sekilde yetistirdi ve (enistesi) Zekeriyya peygamberi de ona kefil (himayesine memur) kıldı. Zekeriyya ne zaman Meryemin bulundugu mihraba girdiyse, onun yanında bir yiyecek buldu. “-Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da: “- Bu Allah tarafından, suphe yok ki Allah diledigini hesapsız olarak rızıklandırır” dedi

    [38] Zekeriyya (Aleyhisselam) orada yiyecekleri gorunce Rabbine soyle dua etti: “- Ey Rabbim, bana senin katından bir pak ve mubarek cocuk ihsan et; muhakkak ki sen duayı hakkıyle kabul edicisin.”

    [39] Bunun uzerine, Zekeriyya (Aleyhisselam) mihrab’da namaz kılmaga durdugu sırada, hemen melekler ona soyle seslendi; “- Haberin olsun, Allah sana Yahya adlı cocugu mujdeliyor. O, Allah’dan gelen bir kelimeyi (Hz. Isa’yı) tasdik edecek, kavminin efendisi olacak, nefsine hakim bulunacak ve salihlerden bir peygamber olacaktır.”

    [40] Zekeriyya dedi ki: “- Rabbim, bana ihtiyarlık gelip catmısken ve karım da kısırken benim bir oglum nasıl olabilir?” Allah soyle buyurdu: “- oyledir, (amma) Allah ne dilerse onu yapar.”

    [41] Zekeriyya (Aleyhisselam): “- Ey Rabbim, zevcemin hamlinden haberdar olabilecegim bir nisan ve alameti bana ver.” dedi. Allah soyle buyurdu: “- Senin (anlıyabilecegin) alamet ve nisan, insanlara uc gun (el, bas ve goz isaretinde bulunup) soz soyleyememendir. Bununla beraber Rabbini cok an ve aksam sabah tesbih et.”

    [42] Hatırla ki, bir vakit melekler soyle demisti: “-Ey Meryem, hakikaten Allah, seni ibadetle seckin kıldı; seni pak ve tertemiz buyuttu; ve seni alemlerin kadınları uzerine secti

    [43] Ey Meryem! Rabbine ibadete devam et, secdeye kapan, ve ruku edenlerle beraber ruku’ yap. (namaz kılanlarla namaz kıl). “

    [44] Iste bu Meryem, Zekeriyya ve Yahya (Aleyhisselam) kıssaları, sana vahyetmekte oldugumuz gayb haberlerindendir. Ey Rasulum, yoksa Meryemi hangisi himayesine alacak diye, Tevrat yazdıkları kalemleriyle kur’a atarlarken, sen onların yanlarında degildin; cekisirlerken de yanlarında bulunmuyordun

    [45] Melekler: “-Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyle (bir emirle yaratılacak cocugu) sana mujdeliyor; ismi, Meryem’in oglu Mesih Isa’dır. Dunyada da ahirette de sanı yucedir, hem de Allah’a yakın olanlardan...” demisti

    [46] Ve yine, hem besikte iken, hem de yetiskinken insanlara soz soyliyecek oldugunu ve salihlerden bulundugunu sana Allah mujdeliyor

    [47] Meryem: “- Ey Rabbim, bana bir insan dokunmamısken nerden benim bir cocugum olabilir?” dedi. Allah soyle buyurdu: “- Dogrudur, sana bir kimse dokunmamıstır, fakat Allahu Teala diledigini yaratır ve O, bir seyi murad edince ona sadece “ol” der, o hemen oluverir.”

    [48] Allah ona (Hz. Isa’ya) yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı ve Incil’i ogretecek

    [49] O’nu Israilogullarına peygamber olarak gonderecek ve onlara soyle diyecektir; “- Cidden, ben Rabbinizden bir mucize ile geldim. Ben, size camurdan kus biciminde bir taslak yapar ona ufururum, Allah’ın izniyle hemen bir kus oluverir. Yine Allah’ın izniyle anadan dogma koru ve abrası da iyi ederim, oluleri diriltirim; evlerinizde ne yiyor ve ne biriktiriyorsanız size haber veririm. Elbette bu mucizelerde size (peygamberligimi isbat eden) deliller ve alametler vardır, eger iman ederseniz

    [50] Hem onumdekini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak, hem de size haram edilen icyagı ve deve eti gibi bazı seyleri size helal kılmak icin geldim; ve size peygamberligimi tasdik eden bir mucize getirdim. Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [51] Suphe yok ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Oyleyse, ona ibadet edin. Iste bu dogru yoldur.”

    [52] Vaktaki Isa Yahudi’lerden kufru hissedip anladı, soyle dedi:”- Allah yolunda bana yardım edecekler kimdir?” Havariler= Isa’ya baglılar, soyle dediler: “- Biziz, Allah dininin yardımcıları, Allah’a iman ettik; ve sen sahit ol ki, biz gercek muslumanlarız.”

    [53] Ey Rabbimiz, indirdigin Incil’e iman ettik ve peygamberin Isa’ya tabi olduk. Artık bizi, birligini ve peygamberlerini tasdik eden sahitlerle beraber yaz.”

    [54] Yahudiler, (Isa’yı oldurmek icin) hileye saptılar. Allah’da (Isa’yı goge kaldırıp kendilerinden, Isa’ya benziyen birini hilekarlarına oldurtmekle onlara) hile yaptı, ceza verdi. Allah fenalıga karsı ceza verenlerin en kuvvetlisidir

    [55] O vakit Allah soyle buyurdu: “- Ey Isa! Suphe yok ki seni, (ecelin bitince) oldurecegim, seni bana yukseltecegim, seni kufredenlerin icinden tertemiz kurtaracagım ve sana baglı olanları, kıyamet gunune kadar kufredenlerin ustunde tutacagım. Sonra donusunuz de yalnız banadır. O vakit ihtilaf ettiginiz seyler hakkında aranızdaki hukmu ben verecegim

    [56] O kafir olanlara gelince, ben onları dunyada da, ahirette de en siddetli bir azap ile cezalandıracagım ve onları azaptan kurtarmak icin yardım edicilerden hic kimse yoktur

    [57] Fakat iman edip salih ameller isliyenlere gelince: Allah onların mukafatlarını tamamen odeyecektir. Allahu Teala zalimleri sevmez

    [58] Gecmis peygamberlere ait bu hukumleri ayetlerden ve hikmet dolu Kur’an’dan Cebrail vasıtasıyla biz sana okuyoruz

    [59] Muhakkak ki Isa’nın babasız dunyaya gelis hali de, Allah katında Adem’in hali gibidir. Allah, Adem’i topraktan yarattı, sonra ona “insan ol” dedi. O da, hemen insan oluverdi

    [60] Isa hakkında sana verilen haber gercektir. Artık suphecilerden olma

    [61] Isa (aleyhisselam’ın) Allah’ın kulu ve Rasulu olduguna dair sana ilim geldikten sonra onun hakkında kim seninle munakasaya kalkısırsa soyle de: “- Gelin, ogullarımızı ve ogullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, bizleri ve sizleri cagıralım; sonra hepimiz dua edip yalvaralım da Allah’ın lanetini yalancıların uzerine okuyalım.”

    [62] Bu anlatılanlar, muhakkak ki dogru ve hak olan haberlerdir; ve Allah’dan baska hic bir ilah yoktur. Suphesiz o Allah, her seye galiptir, hukum ve hikmet sahibidir

    [63] Eger iman etmekten yuz cevirirlerse, elbette Allah o fesatcıları hakkıyle bilendir (ve cezalarını verendir)

    [64] (Rasulum), de ki: “- Ey kitap ehli (olan Hristiyan ve Yahudi’ler)! Bizimle sizin aranızda musavi bir kelimeye gelin. Soyle ki: Allah’dan baskasına tapmayalım, O’na hic bir seyi ortak kosmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab’lar edinmiyelim”. Eger kitap ehli bu kelimeden yuz cevirirlerse, (o halde) soyle deyin: “- Sahid olun, biz gercek muslumanlarız. (Bu ayet-i kerime, Yahudiler: Ibrahim Yahudi’dir ve biz onun dinine baglıyız, demeleri uzerine nazil olmustur)

    [65] Ey ehl-i kitap (Hristiyanlar ve Yahudiler)! Herbiriniz kendi yanlıs inancına gore, Ibrahim bizim dinimiz uzeredir, diyerek neye cekisip duruyorsunuz. Gerek Incil, gerek Tevrat ancak ondan sonra indirildi. Hal boyle iken, artık, bizim dinimizde idi, diye iddianızın batıl oldugunu anlamaz mısınız

    [66] Iste siz, o kimselersiniz ki, hakkında biraz bilgi sahibi oldugunuz seyde (kitabınızda olan ahir zaman Peygamberine ait vasıflarda) nicin munakasa ettiniz; ya hic bir bilginiz olmayan seyde (Ibrahim’in dini hakkında) nicin munakasa edersiniz? Allah hakikati bilir; halbuki siz bilmezsiniz

    [67] Ibrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyandı. Fakat Allah’ı bir tanıyan gercek bir muslumandı; ve musriklerden de degildi

    [68] Gerekten Ibrahim Aleyhisselam’a insanların en yakını, zamanında ona baglı olanlarla su Peygamber (Hazreti Muhammed Aleyhisselam) ve ona iman edenlerdir (muminlerdir). Allah muminlerin yardımcısıdır

    [69] Yahudi’lerden bir topluluk, sizi sasırtıp dinlerine cevirmek istediler. Halbuki onlar, kendilerinden baskasını sasırtıp saptıramazlar. Bunun farkında bile degillerdir

    [70] Ey ehli kitap (Hristiyan ve Yahudi’ler!) Incil ve Tevrat’ta Peygamberin vasfını gorup bilirken nicin Kur’an’ı ve Peygamberi inkar ediyorsunuz

    [71] Ey kitaplılar (Hristiyanlar ve Yahudiler) Nicin hakkı batıl ile karıstırıp ortuyor ve (Muhammed Aleyhisselamın hak peygamber oldugunu bildiginiz halde) gercegi gizliyorsunuz

    [72] Yahudilerden bir topluluk digerlerine soyle dedi: “- Muminlere indirilen Kur’an’a, gunduzun evvelinde inanın ve sonunda inkar edin (ki muminler supheye duser de) olur ki, dinlerinden donerler

    [73] Ve kendi dininize baglı olanlardan baskasına inanmayın: (Ey Rasulum onlara) de ki, dogru yol Allah’ın yoludur, Islam dinidir; -ve size verilen kitabın benzeri, hic kimseye verilmedigine, yahut muminlerin Rabbiniz huzurunda size ustun geleceklerine iman etmeyin.” De ki: Dogrusu fazilet ve ihsan Allah’ın elindedir. Onu diledigi kimseye verir ve Allah rahmeti bol olandır, her seyi hakkıyla bilendir

    [74] Allah diledigi kimseye rahmetiyle imtiyaz verir (Peygamberlik veya Islam dinini bahseder). Allah cok buyuk ihsan sahibidir

    [75] Kitap ehlinden oylesi vardır ki, kendisine bir yuk altın emanet etsen onu (noksansız olarak) sana oder. Oylesi de vardır ki, ona emanet olarak bir altın versen, sen uzerine ayak direyip ısrar etmedikce onu sana geri vermez. Bunun sebebi sudur: Onlar derler ki, cahil Arapların malını almakta bize gunah ve sorumluluk yoktur. Onlar bile bile Allah’a karası yalan soylerler

    [76] Hayır, oyle inandıkları gibi degil, kim ahdini ve emanetini yerine getirir, Allah’dan korkarsa, suphe yok ki, Allah takva sahiplerini sever

    [77] Fakat, Allah’ın ahdini (kitaplarındaki peygambere iman sozunu) ve kendi yeminlerini birkac paraya satan kimseler (var ya!) iste onların ahirette hic bir nasibi yoktur. Allah onlara kelamiyle hitap etmiyecek ve kıyamet gunu onlara merhamet nazarıyla bakmıyacak ve kendilerini temize cıkarmıyacaktır. Onlar icin cok acıklı bir azap vardır

    [78] Kitap ehlinden bir guruh da vardır, dillerini kitaba dogru eger bukerler ki, siz, o tahrif ettiklerini kitaptan sanasınız. Halbuki o, kitaptan degildir. Bir de: “- Bu Allah katındandır” derler; halbuki o, Allah katından degildir. Allah namına bile bile yalan soylerler

    [79] Beserden hic kimseye yakısmaz ki, Allah ona kitap versin, anlayıs versin, peygamberlik versin de sonra insanlara soyle desin; “- Allah’ı bırakıp bana kul olun”. Fakat ogretmekte ve ders alıp vermekte oldugunuz kitap sayesinde, bildigi ile amel eden alimlerden olun der

    [80] Ve Meleklerle peygamberleri tanrılar edinmenizi de size asla emretmez. Artık siz musluman olduktan sonra, size kufru emreder mi

    [81] Hem Allah, vaktiyle Peygamberlerin misakını (baglılık sozunu) soyle almıstı: “- Celalim hakkı icin size kitap ve hikmetten verdim. Sonra size, beraberinizdekini tasdik eden bir Peygamber geldiginde mutlaka ona iman edeceksiniz ve her halde ona yardımda bulunacaksınız; bunu ikrar ettiniz mi ve bu agır ahdimi uzerinize alıp kabullendiniz mi?” buyurdu. Onlar: “-Ikrar ettik”, dediler. Allah soyle buyurdu; “- Oyle ise birbirinize karsı sahit olun, ben de sizinle beraber sahitlerdenim.”

    [82] Artık bu ikrardan sonra kim yuz cevirirse, iste onlar dinden cıkmıs fasıklardır

    [83] Onlar, Allah’ın dininden baskasını mı arıyorlar? Halbuki goklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez O’na boyun egmistir ve ahirette ona cevrilip goturuleceklerdir

    [84] (Ey Rasulum), de ki: “- Biz Allah’a iman getirdik; bize indirilen Kur’an-ı Kerim de; Ibrahim’e, Ismail’e, Ishak’a, Yakub’a ve ogullarına indirilenlere de; Musa’ya, Isa’ya ve peygamberlere Rablarından verilenlere de... Peygamberlerden hic biri arasında (hak peygamber olduklarında) fark gozetmeyiz. Biz Allah’a boyun egen muslimleriz.”

    [85] Kim Islamdan baska bir din ararsa, o istedigi din asla kendisinden kabul olunmaz ve ahirette de o ebedi zarar cekenlerdendir

    [86] Kendilerine apacık deliller gelmis ve Peygamberin hak olduguna sehadet getirmislerken (bu) imanlarından sonra dinlerinden cıkıp kufre sapan bir toplulugu Allah nasıl hidayete ulastırır? Allah zalimler toplulugunu (kavmini) hidayete eristirmez

    [87] Iste dinden cıkanlar (var ya), onların cezası su: Allah’ın, meleklerin ve butun insanların laneti gercekten uzerlerindedir

    [88] Onlar ebedi olarak bu lanet ve azabın icindedirler. Kendilerinden ne azap hafifletilir, ne de onlara merhamet gozu ile bakılır

    [89] Ancak onun arkasından tevbe edip hallerini duzeltenler baska. Cunku Allah, hakikaten gunahları bagıslayan, cok esirgeyendir

    [90] Elbette iman ettikten sonra kafir olanlar ve sonra kufurlerini artıranların (son nefeste) tevbeleri kabul olunmaz. Iste bunlar sapıklardır

    [91] Kufre dalmıs ve kafir oldukları halde olup gitmis kimseler (var ya), bunların her biri kendini kurtarmak icin dunya dolusu altın verecek olsa bile, asla hic birinden kabul olunmaz. Bunların hakkı acıklı bir azabdır ve kendilerine yardım edeceklerden de kimse yoktur

    [92] Sevdiginiz seylerden sadaka vermedikce, siz cennete eremezsiniz. Allah yolunda her ne harcarsanız muhakkak Allah onu bilendir

    [93] Tevrat indirilmeden once (Yakub’un nefsine haram kıldıgından baska) yiyecegin hepsi Israilogullarına halal idi. Sen onlara! “-Eger sadıklarsanız sahih Tevrat’ı getirin de onu guzelce okuyun” diye soyle

    [94] Artık bu delilden sonra helal ve haram hakkında kim Allah’a karsı yalan soyleyip iftira ederse, iste onlar zalimlerdir

    [95] Sen de ki: “(Helal ve haramı haber vermekde) Allah dogru buyurmustur. O halde (her dinden) Islama yonelerek Ibrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak kosanlardan degildi.”

    [96] Dogrusu insanlar icin konulan ilk mabed, suphesiz ki Mekke’de bulunan cok mubarek ve butun alemlere hidayet olan Beyt’dir

    [97] Orada acık alametlerle Ibrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse taarruzdan emin olur. Azık ve binek bakımından yoluna gucu yeten her kimsenin o Beyt’i haccetmesi, insanlar uzerinde Allah’ın hakkıdır, farzdır. Kim bu farzı tanımazsa, her halde Allah’ın ihtiyacı yok, O butun alemlerden mustagnidir

    [98] De ki: “- Ey ehl-i kitap! Nicin Allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz? Allah ise yaptıklarınızı gormektedir.”

    [99] De ki: “- Ey ehl-i kitap! Islamın hak din oldugunu bildiginiz halde neden iman edenleri, Allah yolundan (igriligini istiyerek) cevirmeye calısıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil degildir.”

    [100] Ey iman edenler! Eger kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir topluluga uyarsanız, sizi imanınızdan sonra cevirirler, kafir yaparlar

    [101] Size Allah’ın ayetleri (Kur’an’ı) okundugu ve icinizde Rasulu bulundugu halde nasıl kufredersiniz? Kim Allah’ın dinine sımsıkı tutunursa, o, muhakkak dogru bir yola iletilmistir

    [102] Ey muminler! Gercek takvaya yarastıgı gibi, Allah’dan korkup sakının ve her halde musluman olarak can verin

    [103] Elbirlik Allah’ın dinine (seriatına) sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dagılmayın. Allah’ın uzerinizdeki (Islam) nimetini dusunun ki, cahiliyet devrinde birbirinize dusmanlar iken o, sizin kalbleriniz arasında uflet (yakınlık ve sıcaklık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardesleri oldunuz. Hem siz atesten bir cukurun tam kenarında bulunuyordunuz da Allah, Islamınız sebebiyle o atese (cehenneme) dusmekten sizi kurtardı. Iste Allah size ayetlerini boylece acıklıyor ki, dogru yola eresiniz

    [104] Icinizden, insanları hayra cagıracak, iyiligi emredecek, kotulukten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. Iste onlar, kurtulusa erenlerdir

    [105] Ey muminler, kendilerine acık deliller ve ayetler geldikten sonra parcalanıp ayrılıga dusen Hristiyan ve Yahudi’ler gibi olmayın. Iste onlar icin cok buyuk bir azap vardır

    [106] Kıyamet gununde bir takım yuzler ak ve bir takım yuzler de kara olacak. O vakit, yuzleri kara olanlara soyle denecek: “-Imanınızdan sonra kufrettiniz ha! Iste o kufurunuzun cezası olarak tadın azabı...”

    [107] Amma yuzleri ak olanlar, Allah’ın rahmeti icindedirler. Onlar, orada (cennette) ebedi olarak kalacaklardır

    [108] Bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları sana, hakkı yerine getirmek icin vahy vasıtasıyla okuyoruz. Allah Teala alemlere zulum murad etmez

    [109] Goklerde ve yerde olan her sey Allah’ın yaratıgıdır ve butun isler Allah’a dondurulur (karsılık gorur)

    [110] (Ey Muhammed Aleyhisselam ummeti) Siz beseriyet icin meydana cıkarılmıs en hayırlı bir ummetsiniz; Iyiligi emreder, fenalıktan alıkorsunuz ve Allah’a imanınızda devam edersiniz. Eger kitaplılar (Hristiyan ve Yahudi’ler) da imana gelseydi, muhakkak haklarında hayırlı olurdu; iclerinden iman edenler varsa da, ekserisi gercek dinden cıkmıs fasıklardır

    [111] (Ey muslumanlar) Yahudiler size eziyyet vermekten baska bir zarar veremezler. Sizinle savasırlarsa arkalarını donup kacarlar. Sonra, kendilerine yardım da yapılmaz

    [112] Onlar (Yahudi’ler) nerede bulunurlarsa boyunlarına zillet ve horluk takılmıstır. Meger ki cizye vermek sureti ile Allah’ın ve muminlerin barıs ve emniyeti altına girmis olsunlar. Onlar donup Allah’ın gazabına ugradılar ve uzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi su: Cunku onlar, Allah’ın ayetlerini inkar etmisler, peygamberleri haksız yere oldurmuslerdi; cunku onlar, isyan etmisler ve asırı gitmislerdi

    [113] Ehl-i kitabın hepsi esit degildir. Onlardan dosdogru Islam dini uzere bulunan bir ummet vardır ki, gece vakitleri Allah’ın ayetlerini okurlar ve onlar secdeye kapanırlar, namaz kılarlar

    [114] Allah’a ve ahiret gunune inanırlar, iyiligi emrederler ve kotulukten vaz gecirirler, hayır islerinde de yarısırlar. Iste bu ozellikleri tasıyanlar Allah katında salihlerdendir

    [115] Onlar hayra dair ne islerse onun mukafatından asla mahrum edilmiyeceklerdir. Allah, takva sahiplerini cok iyi bilendir

    [116] Kafir olanlar (var ya!) onların ne malları, ne evladları kendilerini Allah’ın azabından asla kurtaracak degildir. Onlar cehennemliktir ve orada ebedi olarak kalıcıdırlar

    [117] Bu dunya hayatında kafirlerin yapmakta oldukları harcamaların hali, bir ruzgarın haline benzer ki, onda kavurucu bir soguk var, nefislerine zulmeden bir kavmin ekinine dusmus de onu mahvetmektedir. (Iste kafirlerin harcamaları da boyledir, kendilerine hic bir fayda vermez.) Onların harcamalarını bosa cıkarmakla, Allah kendilerine zulum yapmadı. Fakat onlar, kendi nefislerine zulmettiler

    [118] Ey muminler! Din kardeslerinizden baskasını (kafir ve munafıkları) dost edinmeyin: Onlar size fenalık yapmakta, fesad cıkarmakta kusur etmezler ve sıkıntaya girmenizi arzu ederler. Onların size karsı olan kin ve dusmanlıkları agızlarından meydana dokulmustur. Kalblerinde gizledikleri dusmanlık ise daha buyuktur. Onların dusmanlıklarına dair ayetleri acıkladık, eger dusunur ve anlarsanız

    [119] Iste siz (muminler) o kimselersiniz ki, kafirleri seversiniz. Halbuki onlar sizi sevmezler. Siz kitapların hepsine iman edersiniz. Onlar ise ancak sizinle karsılastıkları zaman “Iman ettik” derler. Tenhada basbasa kaldıkları vakit ise, size olan kinlerinden oturu parmaklarının uclarını ısırırlar. Rasulum, de ki: “- Kininizle olun, mahvolun”. Gercekten Allah kalblerin kin ve hasedlerini tamamıyla bilicidir

    [120] Size bir iyilik dokunursa onları uzer ve kederlendirir. Basınıza bir felaket gelirse, onunla ferahlanır ve sevinc duyarlar. Eger siz, sabırlı olur da korunursanız, onların hileleri size hic bir zarar veremez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını ilmi ile kusatmıstır

    [121] (Ey Rasulum), bir vakit erkenden Medine’deki ailenden cıkmıs, savas icin muminleri elverisli yerlere yerlestiriyordun. Allah, sozlerinizi isitir ve niyyetlerinizi bilir

    [122] O zaman (Uhud savasında ordunun sag ve sol kanadını teskil eden Seleme Ogulları ile Harise Ogullarından ibaret) icinizden iki birlik savas korkusundan (munafık Ubeyy’in kacısına bakarak) geri donmege niyyetlenmisti. Halbuki onların yardımcısı Allah idi. Muminler yalnız Allah’a guvenip dayanmalıdır

    [123] Bedir savasında dusmana nisbetle daha az ve zayıf oldugunuz halde, Allah size kesin zaferi verdi. Allah’dan korkun (ve munafıkların kacısından kederlenmeyin) ta ki sukretmis olasınız

    [124] O vakit (Bedir’de) muminlere soyle diyordun: “- Rabbiniz uc bin melek indirmekle size yardımda bulunması, yetismez mi size?”

    [125] Evet, eger siz sabrederseniz ve Peygambere itaatsizlikten sakınırsanız, onlar da hemen uzerinize gelecek olurlarsa, Rabbiniz size nisanlı nisanlı bes bin melekle (dusmana karsı) yardım edecektir

    [126] Bu yardımı Allah size, sırf bir mujde olsun ve kalbleriniz bununla yatıssın diye yaptı. Yoksa zafer, ancak Aziz ve Hakim olan Allah’dandır

    [127] Boylece Allah, o kafir olanlardan bir kolu kessin veya perisan etsin de, geri kalanlar keder ve ziyan icinde donup gitmis olsunlar

    [128] Senin elinde (onları cezalandırmak veya affetmek hususunda) bir sey yok. Allahı, ya onların tevbesini kabul eder, yahut onları zalim bulundukları icin azablandırır

    [129] Goklerde ve yerde olan seylerin hepsi Allah’ındır. Kullarından diledigini bagıslar ve diledigine azap eder. Allah Teala cok bagıslayıcı ve merhamet edicidir

    [130] Ey iman edenler! Faizi kat kat yemeyin.(1) Allah’dan korkun ki, ahiret azabından kurtulasınız

    [131] Kafirler icin hazırlanan atesten korkun

    [132] Allah’a ve peygambere itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz. (1) Bu ayet-i kerimede kat kat faiz yemenin haram oldugu beyan buyurulmakla, kat kat olmıyan cuz’i bir faizin yenebilecegi manası anlasılmamalıdır. Zira, bu ayet-i kerimeden sonra nazil olan Bakara Suresinin (275.) ayet-i kerimesiyle mutlak olarak, faizin azı ve cogu haram kılınmıstır

    [133] Rabbinizin magfiretine ve eni, goklerle yer kadar olan cennete kosusun; o cennet takva sahipleri icin hazırlanmıstır

    [134] (O takva sahipleri) Bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, ofkelerini yutanlar, insanların kusurlarını bagıslayanlardır. Allah da iyilik edenleri sever

    [135] Ve bir gunah isledikleri veya nefislerine zulum ettikleri zaman Allah’ı anarak hemen gunahlarının bagıslanmasını istiyenler, (ki gunahları Allah’dan baska kim bagıslayabilir?) hem de yaptıkları gunaha bile bile ısrar etmemis olanlar (var ya)

    [136] Iste onların mukafatı, Rablerinden bir magfiret ve agacları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Su isleri yapanların mukafatı ne de guzeldir

    [137] Sizden once bir takım vak’alar gecti. Onun icin yeryuzunde dolasın da peygamberleri yalanlayanların akibetleri nasıl olduguna bakın. Ibret alın

    [138] Iste Kur’an-ı Kerimde olan bu kıssalar (vak’alar), butun insanlar icin hak sozu acıklamadır ve Allah’dan korkanlar icin de bir oguttur

    [139] Ey muminler, savastan gevsemeyin ve Uhud bozgununa uzulmeyin. Haliniz onlardan netice itibariyle cok yuksektir; eger gercekten (vadimize) inanıyorsanız

    [140] Eger size (Uhud’da) bir yara isabet etti ise, Bedir savasında da kafirler kavmine o kadar yara isabet etmisti. O sevincli ve kederli gunleri insanlar arasında evirip ceviririz. Allah, savas meydanında ihlaslı ve azimkar muminleri digerlerinden ayırd etmek ve sizden sehitler edinmek icindir (bu). Allah zalimleri sevmez

    [141] Ve hem de Allah, iman edenleri tertemiz secip kafirleri mahvedecegi icin

    [142] Yoksa, Allah icinizden mucadele edenlerle sabredenleri hic belli etmeden cennete girivereceginizi mi sandınız

    [143] Gercekten siz, savasa tutusmazdan once, olup sehid olmayı arzu etmistiniz. Fakat iste onu gordugunuz halde bakıp duruyorsunuz. (Bu ayet-i kerime, Bedir savasında bulunamayıp Medine’de kalanlar hakkında nazil olmustur. Bunlar Bedir savasında bulunup sehid olmayı arzu etmislerdi. Fakat daha sonra Uhud savasında bulundukları halde, cokları savasa karsı ayak direyememisti)

    [144] (Hazreti) Muhammed (a.s.) ancak bir Peygamberdir. Ondan once bir cok peygamberler gelip gecmistir. Simdi o olur veya oldurulurse siz ardınıza donuverecek misiniz (dininizden donecek veya savastan kacacak mısınız?) Kim ardına donerse, elbette Allah’a hic bir seyle zarar verecek degil, fakat sukredip sabredenlere Allah muhakkak mukafat verecektir

    [145] Allah’ın izni olmadıkca hic kimseye olmek yoktur. Olum, zamanı Allah’ın ilminde kararlasmıs bir yazıdır. Kim dunya menfaatını isterse kendisine ondan veririz; ve kim de ahiret savabını isterse buna da ondan veririz. Sukredenlere ise muhakkak mukafat vercegiz

    [146] Nice Peygamberler vardı ki, beraberlerinde bir cok alimler savastı da Allah yolunda baslarına gelenlerden dolayı umitsizlige dusmediler, zaaf gostermediler, miskinlik etmediler. Allah sabredenleri sever

    [147] O alimlerin sozu sadece suydu: “- Ey Rabbimiz! Bize gunahlarımızı ve islerimizde yaptıgımız taskınlıklarımızı bagısla. Savasta ayaklarımızı diret ve kafirler topluluguna karsı bize zafer ver.”

    [148] Nihayet bu dua ve savaslardaki direnmeleri sebebiyle Allah onlara hem dunya nimetini, hem de ahiret sevabının guzelligini (cenneti) verdi. Allah guzel is yapanları sever

    [149] Ey iman edenler! Eger kafirlere itaat edecek olursanız, sizi geriye, kendi dinlerine cevirirler de dunya ve ahirette ziyana dusenlerin haline donersiniz

    [150] Dogrusu Allah sizin mevlanız ve yardımcınızdır; ve o, yardım edenlerin en hayırlısıdır

    [151] Kafirlerin kalblerine yakında korku dusurecegiz, su sebeple ki: Onlar, ibadet edilmesi hususunda Allah’ın hic bir delil ve huccet indirmedigi put gibi varlıkları, Allah’a ortak kosmuslardı. Onların varacagı yer cehennemdir. O zalimlerin yatagı ne de kotudur

    [152] Gercekten Allah size vaadini dogruladı. O sıra dusmanları olduruyordunuz; ta ki, o sevdiginiz ustunlugu Allah size gosterdi ve sonra isyan edip verilen emirde cekiserek yılgınlık ettiniz. Icinizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dunyası istiyor, kimi de cenk azmi ile ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi imtihan etmek icin (musibetlere karsı sabır ve metanetinizi denemek icin) yardımını uzerinizden alıkoyup onları size galip getirdi. Bununla beraber sizi bagısladı da. Allah muminlere ihsan ve merhamet sahibidir

    [153] O vakit (Uhud savasında) boyuna uzaklasıyordunuz. Kimseye donup bakmıyordunuz. Hazreti Peygamber ise arkanızdan sizi cagırıp duruyordu. Bunun uzerine, Allah sizi keder uzerine kederle cezalandırdı. (Kederlerden biri maglubiyet ve digeri Hazreti Peygamberin olmus olduguna dair yanlıs haberin yayılmasıdır). Allah’ın sizi bagıslaması, ne elinizden giden zafere, ne de basınıza gelen musibete uzulmiyesiniz, diyedir. Allah yaptıklarınızdan tamamiyle haberdardır

    [154] Sonra o kederin arkasından uzerinize Allah bir emniyet, bir uyku indirdi. Oyle ki, icinizden bir zumreyi (oz muminleri o uyku) sarıyordu. (munafıklardan ibaret) bir zumreyi de, nefisleri, can kaygısına dusurmus, gozleri uyku tutmaz olmustu; Allah’a karsı cahiliyyet zannı gibi haksız bir zan besliyor ve; “- Bu zafer isinden bize ne?” diyorlardı. (Rasulum), de ki: “- Butun is Allah’ındır.” Onlar, nefislerinde, sana acamadıkları bir sey gizliyorlar: “- Is elimizde olsa, zorla savasa cıkarılmasaydık burada oldurulmezdik” diyorlardı. (Rasulum) de ki: “- Evinizde de olsaydınız, uzerlerine olum yazılmıs (takdir edilmis) bulunanları yine dısarı cıkacak, dusup kaldıkları yerleri caresiz boylayacaklardı.” Allah, Uhud savasındaki bu olayları, kalblerinizde olan ihlas ve nifakı meydana cıkarmak ve yureklerinizdeki niyyetleri pak ve oz yapmak icin basınıza getirdi. Allah kalplerde olanı pek iyi bilir

    [155] Uhud savasında iki ordu karsılastıgı gun icinizden arka cevirip geri donenler (var ya!), hakikaten onları, Peygamberin emrine aykırı hareket etmeleri yuzunden, seytan kaydırmak istedi. Bununla beraber (tevbe ettiklerinden) Allah onları bagısladı. Gercekten Allah cok bagıslayıcıdır, azabı geciktiricidir

    [156] Ey iman edenler! Kardesleri yeryuzunde dolastıgı veya bir savasta bulundukları zaman, haklarında soyle soyleyen kafirler gibi olmayın: “- Bizim yanımızda olsalardı, olmezler ve oldurulmezlerdi.” Allah onların bu soz ve inanclarını kalblerinde bir keder ve hasret olsun diye bıraktı. Halbuki Allah diledigini yasatır, diledigini de oldurur. Allah, yapmakta oldugunuz seyleri bilendir

    [157] Andolsun, eger siz Allah yolunda oldurulur veya olurseniz, Allah’ın bagıslama ve esirgemesi, onların toplayacakları dunya menfaatından elbette daha hayırlıdır

    [158] And olsun, eger olur veya Allah yolunda oldurulurseniz muhakkak ki Allah’ın huzurunda toplanacak, hesaba cekileceksiniz

    [159] Uhud savasında sen, Allah’dan gelen bir merhamet sayesindedir ki, onlara (Ashaba) yumusak davrandın. Eger kaba, katı yurekli olsaydın, muhakkak onlar etrafından dagılıp gitmislerdi. Artık onları bagısla ve kendilerine Allah’dan magfiret dile. Is hususunda fikirlerini al (musavere et). Musavereden sonra da bir seyi yapmaga karar verdin mi, artık Allah’a guven ve dayan. Gercekten Allah tevekkul edenleri sever

    [160] Eger Allah size yardım ederse, size galip (ustun) gelecek yoktur; ve eger size yardımı terk ederse ondan sonra size yardım edecek kimdir? Muminler sadece Allah’a guvenip tevekkul etmelidir

    [161] Bir peygamber icin emanete (ganimet malına) hıyanet etmek olur sey degildir. Kim boyle hainlik ederse, kıyamet gunu, asırdıgı malı, boynunda tasıyarak getirir. Sonra da herkese kazandıgı iyilik veya kotulugun karsılıgı odenir; ve hic birine zulmedilmez

    [162] Allah’ın rızasına uyarak hainlik yapmaktan sakınan kimse, hiyanet ederek Allah’ın gazabına ugrayan ve yatagı cehennem olan gibi midir? O, ne kotu donus yeridir

    [163] O emin kimseler, Allah katında derece derecedirler. Allah, emin ve hain kimselerin yaptıklarını hakkıyle gorucudur

    [164] Allah muminler uzerinde bol bol ihsanda bulundu. Cunku onlara, kendi cinslerinden bir peygamber gonderdi ki, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyor, onları fena huy ve inanclardan temizliyor, onlara Kur’an ve sunneti ogretiyor. Halbuki bundan once acık bir sapıklık icinde idiler

    [165] Uhud savasında size gelen musibet sonunda yetmis kisi sehid olmasına karasılık, daha once Bedir savasında kafirlerden iki kat ki, yetmis olu ve yetmis esir olmusken, siz: “- Peygamber bizimle ve biz de musluman iken bu musibet bize nereden geldi?”, dediniz. Onlara de ki: “- O, kendi tarafınızdandır, Peygambere itaat etmeyisinizdendir.” Suphe yok ki, Allah her seye hakkıyla kadirdir

    [166] Iki toplulugun (Mumin ve musriklerin Uhud savasında) karsılastıgı gun, basınıza gelen musibet, Allah’ın izniyle olup muminlerin sebatını gostermek icindi

    [167] Bir de munafıklık edenleri acıga vurmak icindi. Kendilerine: “-Gelin, Allah yolunda savasın yahut uzerine olan dusman saldırısını onleyin”, denildigi zaman soyle cevap verdiler: “- Biz savas yapmayı bilseydik elbette arkanızdan gelirdik.” Onlar, o gun imandan cok kufre yakındılar, agızlarıyla kalblerinde olmıyan seyi soyluyorlardı. Allah onların gizledigi seyi pek iyi bilir

    [168] Uhud gununde Medine’de oturup, savasta olen yakınları hakkında: “- Eger bizi dinleselerdi olmiyeceklerdi” diyen o munafıklara soyle soyle: “- Oyle ise, kendinizden olumu geri cevirin, eger sadıklardansanız.”

    [169] Sakın Allah yolunda oldurulenleri oluler sanma. Dogrusu onlar Rableri katında diridirler, cennet meyvalarından rızıklanırlar

    [170] Onlar, Allah’ın kendilerine verdigi ihsandan (sehidlik rutbesinden) dolayı nes’eli haldedirler ve arkalarından kendilerine sehidlik rutbesi ile katılamıyan mucahidler hakkında sunu mujdelemek isterler: “- Onlara hic bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmıyacaklardır.”

    [171] Onlar, Allah’dan gelen bir nimet ve daha ustun bir ihsan sebebiyle sevinirler ve muminlerin mukafatını Allah’ın zayi etmedigi nes’esi icinde bulunurlar

    [172] Yaralandıktan sonra yine Allah’ın ve Peygamber’in cagrısına kosanlar ve hele onlardan iyilik edip fenalıktan sakınanlar icin cok buyuk bir mukafat vardır

    [173] Onlar oyle kimselerdir ki, halk kendilerine: “- Dusmanlarınız size karsı ordu hazırladı, o halde onlardan korkun.” dedi de bu soz onların imanını artırdı ve ustelik: “- Allah bize kafidir ve O ne guzel vekildir”, dediler

    [174] Sonra da kendilerine hic bir keder dokunmaksızın Allah’dan bir nimet ve kazancla Bedir’den donduler. Boylece Allah’ın rızasına uymus bulundular. Allah cok buyuk bir lutuf ve ihsan sahibidir. (Uhud savasından donuste Ebu Sufyan, daha once yapılan Bedir savasının intikamını almak maksadıyla Hz. Peygamber Aleyhisselam Efendimize soyle demisti: “- Bedir savasının yıl donumunde yine aynı yerde bulusalım ve savasalım.” Peygamber Efendimiz; “Insallah”, buyurmustu. O gun gelince, Ebu Sufyan ordusu ile savasa cıktı, fakat Allah kalbine bir korku vermekle Bedir mevkiine varamayıp geri donduler. Muslumanlar Bedir’de dusmanı bekledilerse de onlarla karsılasamadılar. Ancak, orada alıs-veris yaparak, bir hayli kar ve ticaret yaptılar ve boylece selametle geri donduler, Peygamberin emrini dinlediklerinden de Allah’ın rızasına kavustular. Iste, bu ayet-i kerime, bu olay uzerine nazil oldu. Bu sefere “Kucuk Bedir Seferi” denir)

    [175] (Ebu Sufyan sizin icin ordu toplamıstır, diye) sizi kendi dostlarından korkutmakta olan o seytandır. Siz, onlardan korkmayın da bana isyan etmekten korkun, eger muminlerseniz

    [176] O kufurde yarısanlar, sana keder vermesin. Cunku onlar Allah’a asla bir zarar edebilecek degillerdir. Allah onlara ahirette bir nasip vermemeyi diliyor. Onlar icin cok acıklı bir azap vardır

    [177] Imana karsılık kufru satın alanlar, Allah’a hic bir seyle zarar veremezler. Onlar icin cok acıklı bir azap vardır

    [178] Bir de kufredenler, kendilerine omur ve muhlet verisimizi, sakın kendileri icin hayırlı sanmasın. Biz onları sırf gunahlarını artırsınlar diye bırakıyoruz. Hem onlara, hor ve hakir bırakan bir azap vardır

    [179] Ey munafıklar, Allah muminleri, uzerinde bulundugunuz su iyi ile kotuyu karıstırıcı halde bırakacak degildir. Nihayet pisi temizden ayıracaktır; Allah size gaybı da bildirecek degildir. Fakat, Allah o gaybı (munafıkları) Rasullerinden diledigine secer bildirir. Onun icin, Allah’a ve Peygamberlerine iman edin. Eger iman eder ve sakınırsanız size cok buyuk bir mukafat vardır

    [180] Allah’ın, fazlından kendilerine verdigi seye bahilik (cimrilik) edenler, hic bir zaman onu kendilerine hayır sanmasınlar. Aksine bu, kendileri icin bir serdir. Onların cimrilik ettikleri sey, kıyamet gunu boyunlarına dolanacaktır. Goklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, butun yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır

    [181] “Allah fakirdir, biz zenginiz”, diyen Yahudilerin sozunu elbette Allah isitmistir. O soyledikleri sozu ve haksız yere peygamberleri oldurmelerini (meleklere emrederek) yazacagız ve: “- Tadın o yakıcı atesin azabını”, diyecegiz

    [182] Size bu azap, yaptıgınız gunahların karsılıgıdır; ve Allah kullarına zulmedici degildir

    [183] O Yahudiler soyle dediler: “- Gokten mucize olarak gelecek atesin yiyip tuketecegi bir kurban getirinceye kadar hic bir Peygambere iman etmememizi Allah bize emretti.” (Rivayet edildigine gore Israilogulları kurban eti yemezler ve kurban ettikleri hayvanın etini catısız bir eve korlardı. Zamanın peygamberi orada dua yapardı. Halk da dısarda duanın kabulunu beklerdi. Gokten beyaz bir ates gelip o kurbanı yakardı ve bu onun kabulune bir alamet sayılırdı). De ki:”- Size, benden once bir cok peygamberler apacık delillerle gelmis ve o dediginizi de elbet getirmisti. Ya, sadık kimseler idiyseniz nicin onları oldurdunuz

    [184] (Rasulum), simdi seni tekzip ettilerse (yalanladılarsa), senden once o acık mucizeleri, hikmetli sahifeleri ve nurlu kitabı getiren peygamberler de tekzip olundu

    [185] Her nefis olumu tadacak ve ecirleriniz (mukafatlarınız) ancak kıyamet gunu tamamlanacak. O vakit, kim atesten uzaklastırılır da Cennete konursa iste o muradına ermistir. Yoksa dunya hayatı aldatıcı menfaattan baska bir sey degil

    [186] Andolsun ki, mallarınızın sarfı ve canlarınızın musibeti hakkında imtihan olunacaksınız. Sizden evvel kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a es kosanlardan da gercekten bir cok incitici seyler isiteceksiniz. Eger katlanır ve sakınırsanız iste bu, din islerine olan metanet ve baglılıktandır

    [187] Vaktiyle Allah, kendilerine kitap verilenlerden (alimlerden) soyle teminat almıstı: “- Celalim hakkı icin, kitabı, muhakkak insanlara acıklayıp anlatacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz.” Onlar ise o soz ve teminatı sırlarının arkasına attılar. Boylece karsılıgında biraz para aldılar. Bu ne kotdu alıs veristir

    [188] O ettikleri fenalıklara sevinen ve yapmadıkları seyde (hakka baglanmamak hususunda) ovunmeyi seven kimseleri de sakın azabdan kurtulmus bir yerde sanma, onlar icin cok acıklı bir azap vardır

    [189] Goklerin ve yerin mulku (butun hazineleri) Allah’ındır. Allah her seye hakkıyle kadirdir

    [190] Gercekten, goklerin ve yerin yaratılısında, gece ile gunduzun birbiri ardınca gelisinde, sagduyulu, akıl sahipleri icin, Allah’ın varlıgını, kudret ve azametini gosterir kesin deliller vardır

    [191] Sag duyulular o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah’ı anarlar; goklerin ve yerin yaratılısı hakkında Allah’ın varlıgını isbat icin iyice dusunurler ve soyle derler: “-Ey Rabbimiz, sen bunları bosuna yaratmadın. Sen batıl sey yaratmaktan munezzehsin (berisin). Artık bizi cehennem atesinden koru

    [192] Ey Rabbimiz, gercekten sen kimi atese sokarsan, suphesiz onu hor ve perisan edersin. Orada zalimlerin azabını kaldıracak hic bir yardımcıları da yoktur

    [193] Ey Rabbimiz, dogrusu biz bir davetci (Kur’an veya ahir zaman peygamberi) isittik: Rabbinize iman edin, diye insanları iman etmeye davet ediyordu. Dinledik, hemen iman ettik. Ey Rabbimiz, gunahlarımızı bagısla, kusurlarımızı ort ve ruhlarımızı iyi kimselerle beraber al

    [194] Ey Rabbimiz, peygamberlerinin lisanı uzere bize vadettigin sevabı ver ve kıyamet gununde bizi rusvay etme. Suphe yok ki sen vaadinden donmezsin.”

    [195] Nihayet Rableri de onların dualarına soyle icabet buyurdu: “- Muhakkak ki ben, icinizden gerek erkek ve gerek disi olsun hayır isleyen hic kimsenin yaptıgını zayi etmem. Hep birbirinizdensiniz, din yonunden erkek ve disiniz birdir. Dinlerini korumak icin Mekke’den Medine’ye hicret edenlerin, yurtlarından cıkarılanların, dinim ugrunda iskenceye dusenlerin, savasanların ve bu yolda oldurulenlerin gunahlarını elbette ortecegim; onları altından nehirler akar cennetlere koyacagım. Bu lutuflar, onlara Allah katından mukafattır ve sevabın da en guzeli Allah katındadır

    [196] O, Allah’ı tanımıyanların refah icinde diyar diyar donup dolasmaları sakın seni (muminleri) aldatmasın

    [197] Kafirlerin bu halleri cabuk kaybolan az bir zevktir. Sonra varacakları yer cehennem. O, ne kotu dosektir

    [198] Fakat Rablerinden korkanlar (var ya), onlar icin altlarından ırmaklar akar cennetler var; orada ebedi olarak kalıcıdırlar, Allah tarafından hediyelerle konukludurlar. Allah’ın katındaki nimetler ise iyi kimseler icin daha hayırlıdır

    [199] Suphesiz kitap ehlinden (Hristiyan ve Yahudilerden) kimi de vardır ki, hakka boyun eger oldukları halde, Allah’a iman ettikleri gibi, size indirilen Kur’an’a da, kendilerine gonderilen Tevrat ve Incil’e de iman ederler, Allah’ın ayetlerini bir kac paraya satıp dunya menfaatı elde etmezler. Iste bu muminlere, Rableri katında mukafatları vardır. Gercekten Allah hesabını pek cabuk gorur

    [200] Ey iman edenler; din ugrundaki eziyetlere sabredin ve dusmanlarınızla olan savaslarda ustun gelmek icin sabır yarısı yapın. Sınır boylarında cihad icin nobet beklesin ve Allah’dan korkun ki, felah bulasınız

    Nisâ

    Surah 4

    [1] Ey insanlar, sizleri bir tek sahıstan (Hz. Adem’den) yaratan, o sahıstan da esini (Havva’yı) vucuda getiren, ikisinden bir cok erkeklerle kadınlar ureten Rabbinizden korkun ve gunah yapmaktan sakının; ve yine kendisine hurmet gostererek birbirinizden dileklerde bulundugunuz (Allah adına senden istiyorum, dediginiz) Allah’dan korkun ve akrabalık baglarını kesmekten sakının. Suphesiz ki Allah, uzerinize gozcu bulunuyor

    [2] Yetimlere balig oldukları zaman mallarını verin. Helalı harama degismeyin. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Cunku bu buyuk bir gunahtır

    [3] Eger yetim kızların haklarını (kendileri ile evlendiginiz takdirde) gozetemiyeceginizden korkarsanız size helal olan diger kadınlardan ikiser ikiser, ucer ucer, dorder dorder nikah edin; ve eger bu sekilde de adalet yapamıyacagınızdan korkarsanız bir tane secin yahut sahip oldugunuz cariyelerle yetinmeniz adaletten cıkmamanıza daha yakındır

    [4] Nikah ettiginiz kadınların mehirlerini (nikah paralarını) seve seve verin. Sayet ondan bir kısmını gonul hoslugu ile kendileri size bagıslarsa, onu afiyetle, rahatca yiyin

    [5] Ey yetimlerin veli ve vasileri, Allah’ın dunya gecimi icin sebep kıldıgı tasarrufunuzdaki yetim mallarını, onların akılsızlarına vermeyin. Onları, malları ile rızıklandırın; giydirin ve kendilerine tatlı soz soyleyin

    [6] Ey yetimlerin velileri! Yetimleri, nikah cagına ermelerine kadar deneyin. Eger buluga vardıktan sonra kendilerinde bir akıl ve rusd gorur ve anlarsanız, hemen mallarını onlara teslim edin. Buyuyecekler de ellerine alacaklar diye, o malları, israfla yemege kalkmayın. Veli zenginse, yetimin malına dokunmasın. Fakir oldugu takdirde, orfe gore (mesru surette) bir sey yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiginiz zaman da karsılarında sahid bulundurun. Allah hesap sorucu olarak kafidir

    [7] Ana-baba ve akrabanın (geriye) bıraktıgı maldan erkeklere pay vardır. Kadınlara da, ana-baba ve akrabanın (geriye miras olarak) bıraktıgı maldan pay vardır; (geriye kalan) o malın azından da cogundan da (varisler icin) takdir edilmis birer pay

    [8] Olunun terikesi (mirası) bolunurken vereseden olmayıp oluye yakınlıgı bulunanlar, yetimler ve yoksullar hazır bulunurlarsa, gonullerini almak icin, o bolunen maldan kendilerine bir sey verin ve onlara guzel soz soyleyin

    [9] Oldukten sonra geride, aciz ve kucuk cocuklar bıraktıkları takdirde, gadra ve zulme ugrayacaklar diye endise edenler, himayeleri altındaki yetimler hakkında da aynı korkuyu tasısınlar. Boylece Allah’dan sakınıp kendi evladları yerinde olan yetimler hakkında da gercek ve dogru soz soylesinler

    [10] Yetimlerin mallarını zulmen (haksız olarak) yiyenler karınlarına ancak bir ates yerler ve yakında alevli atese gireceklerdir

    [11] Allah, evladınızın mirastaki durumu hakkında size soyle emrediyor: Cocuklardan erkege, iki disi payı kadar vardır. Eger cocukların hepsi disi olmak uzere ikiden fazla iseler onlara olunun terk ettigi malın (terikenin) ucte ikisi ve eger disi tek ise onda yarısı var. Olunun ana-babası icin, eger cocugu varsa, her birine terikesinden altıda bir, fakat cocugu yoksa ve oluye yalnız ana ve babası varis oluyorsa, anasına ucte bir vardır. (Geriye kalan, babanın hakkıdır). Eger olenin kardesleri varsa annesinin hissesi altıda birdir. (Bu hukumler), olunun borcu odenip, yaptıgı vasiyyeti yerine getirildikten sonradır. Babalarınız ve ogullarınız, bilmezsiniz ki, dunya ve ahiret icin hangisi size fayda bakımından daha yakındır. Bu hisseler, Allah’dan birer farizedir. Allah veresenin derecelerini hakkıyla bilici ve onların hisselerini takdirde emir ve hukmedicidir

    [12] Zevcelerinizin cocugu yoksa geriye bıraktıkları malın yarısı sizindir. Eger onların cocugu varsa size, bıraktıkları maldan dortte bir hisse vardır; fakat bu hisseler, yapacakları vasiyyeti ve borcu odedikten sonradır. Eger sizin cocugunuz yoksa zevcelerinize, bıraktıgınız maldan dortte bir hisse ve eger cocugunuz varsa bıraktıgınız maldan onlara sekizde bir var; ancak bu hukum, yapacagınız vasiyyeti ve borcu odedikten sonradır. Eger bir erkek veya bir kadının, cocugu ve babası bulunmadıgı halde (Kelale olarak) mirasına konuluyorsa ve onun ana bir erkek kardes veya ana bir kız kardesi bulunuyorsa (bu kardeslerin) her birine altıda bir ve bu birden daha coksalar, kız ve erkek ucte bir hissede esit olarak ortaktırlar (Gerek vasiyyete, gerek borc ikrarında varislere) zarar vermek olmamalıdır. Butun bu hukumler, Allah’dan bir vasiyyet ve emirdir. Allah alimdir, halimdir

    [13] Yetim ve varisler hakkındaki butun bu hukumler, Allah’ın seriatı ve cizdigi sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah, onu agacları altından ırmaklar akar cennetlere koyar ki, orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Iste bu, en buyuk kurtulus ve saadettir

    [14] Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder, seriat ve hukumlerini cigneyip gecerse, onu da icinde ebedi olarak kalmak uzere atese koyar. Onun icin rusvay edici, asagı dusurucu bir azap vardır

    [15] Kadınlarınızdan zina edenlere karsı icinizden dort sahid getirin. Onlar sahidlik ederlerse bu kadınları olum yok edinceye, yahut Allah kendilerine cıkıs icin bir yol acıncaya kadar kendilerini evlerde hapsedin. (Islamın bidayetinde zina edenler boyle hapsedilirdi. Sonra Hazreti Peygamberin hadis-i serifleriyle zina eden bekarlara yuz kırbac vurma, evlilere de recim “tasla oldurme” cezası verilerek hapis kaldırılmıstı)

    [16] Sizden zina edenlerin her ikisini de eziyetlendirin (dogun ve azarlayın). Eger onlar tevbe edip islah olursa, eziyet etmeyin. Allah tevbeleri ziyadesiyle kabul edicidir, cok esirgeyicidir. (Mufessirlere gore bu ayet-i kerimenin hukmu mensuhtur. (kaldırılmıstır). Bazılarına gore de, zina hakkında degil, livata yapanlar hakkında nazil olmustur. Bu itibarla zina isliyenlere dair esas hukum sudur: Eger ikisi de bekarsalar cezaları yalnız yuz kırbac dayaktır. Evli iseler taslamak suretiyle olum cezasıdır. Biri evli ve digeri bekar ise, evliye tasla oldurme, bekara dayak cezası vardır

    [17] Ancak Allah’ın kabul edecegini vaad buyurdugu tevbe, o kimseler icindir ki, bir cahillikle bir kabahat yaparlar da sonra cok gecmeden tevbe ederler, iste Allah bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah ihlasla tevbe edenleri hakkıyle bilicidir

    [18] O kimseler ki, kotu islerde ısrar ederken onlardan birine olum gelip hayattan umidini kesince: “- Ben, simdi tevbe ettim” der, o kimseler icin tevbe yok (tevbe makbul degildir). Kafir oldukları halde olenlere de tevbe yok, iste biz onlar icin ahirette acıklı bir azap hazırlamısızdır

    [19] Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size halal olmaz. (Cahiliyyet devrinde mevcud bir adete gore, bir erkek, akrabasından olen birinin malına varis oldugu gibi, onun karısına da varis olurdu. Bunu isterse mihir vermeksizin kendine nikahlar ve dilerse mihrini almak suretiyle baskasına nikahlardı. Bu ayet-i kerime o kotu adeti yasaklamıstır.) Verdiginiz mehrin birazını kurtaracaksınız diye, onları tazyik etmeniz, mal karsılıgında bosamak istemeniz de helal olmaz. Meger ki onlar, arayı acacak bir fuhus irtikap etmis olsunlar. Onlarla iyi gecinin. Eger kendilerinden hoslanmadınızsa, olabilir ki bir sey sizin hosunuza gitmez de Allah onda bir cok hayır takdir etmis bulunur

    [20] Eger bir zevceyi bırakıp da yerine baska bir zevce almak isterseniz, evvelkine yuklerle mehir vermis de bulunsanız, o verdiginizden bir sey almayınız. O malı bir iftira ve acık bir gunah isnadı yaparak geri alır mısınız? (Almayın! cahiliyyet devrinde karısını bosamak istiyen kimse onun mehir bedelinden kurtulmak icin ona zina sucunu iftira olarak yuklerdi)

    [21] Verdiginiz o mehri zevcenizden nasıl alırsınız ki, birbirinizle birlesip katıldınız ve onlar sizden kuvvetli bir teminat, nikah sozlesmesi aldılar

    [22] Bir de babalarınızın nikahladıgı kadınları kendinize nikahlamayın. Cahiliyyet devrinde gecen afvedilmis gecmistir. Suphe yok ki o, pek cirkindi; Allah’ın bugzuna sebepti, o ne fena bir adet idi

    [23] Size sunları nikahlamak haram kılındı: Analarınız (ananızın anası ve babanızın anası ne kadar yukarı cıkarsa), kızlarınız (kızlarınızın kızı ve ogullarınızın kızı, ne kadar asagı inilirse), kız kardesleriniz (ana baba bir, baba bir ve ana bir kardesler dahil), halalarınız (butun baba ve dede kız kardesleri dahildir), teyzeleriniz (anne ve buyuk annelerin kız kardesleri dahil) erkek ve kız kardeslerinizin kızları (kardeslerin torunları ne kadar asagı inilirse), sut analarınız (sut buyuk anneler de dahil) sut kız kardesleriniz (nesep itibariyle haram olanlar, sut cihetinden de haram olur), karılarınızın anaları (zifaf olsun olmasın), kendileriyle zifafa girdiginiz karılarınızdan olma himayenizdeki uvey kızlarınız. Eger uvey kızlarınızın anaları ile zifafa girmemisseniz onlarla evlenmenizde size bir gunah yoktur. Oz ogullarınızın zevceleri ile evlenmeniz ve iki kız kardesi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde gecen afvedilmis gecmistir. Allah, suphesiz ki, cahiliyyet devrinde olan kotu isleri bagıslayıcı, Islamda itaat edenlere merhamet edicidir

    [24] (Bir de harp esiri olarak) sahip oldugunuz cariyeler mustesna, diger butun nikahlı kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı. Bunlar, uzerinize Allah yazısı olarak haramdır. Haram kılınanların dısında kalanlar (Zinadan kacınarak namuslu yasamak sartı ile mallarınızla mehir vermek veya cariyeleri satın almak uzere isteyip nikahlamanız) size helal kılındı. O halde, onlardan hangisi ile faydalandınızsa mehirlerini kendilerine verin ki, farzdır. O mehri takdir edip kesistikten sonra, aranızda anlasmanızda da size bir gunah yoktur. Suphesiz ki Allah, kemal uzere bilendir, gercek hukum ve hikmet sahibidir

    [25] Sizden her kim, hur olan mumin kadınları nikah edecek bir zenginlige kudreti olmazsa, ona da ellerinizin altındaki mumin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah, imanınızı cok iyi bilendir. Hep birbirinizdensiniz (hur ve kole bir nefisten cogalmıstır). Onun icin fuhusta bulunmıyarak, gizli dost da edinmiyerek namuslu yasadıkları halde, o cariyeleri sahiblerinin izniyle nikah ediniz ve mehirlerini guzellikle kendilerine veriniz. Eger onlar, evlendikten sonra bir fuhus yaparlarsa, o vakit hur kadınlar uzerine gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu cariye nikahlama musaadesi, sizden zinaya dusme korkusunda bulunanlar icindir. Sabretmeniz ise, sizin icin daha hayırlıdır. Allah cok bagıslayıcıdır, cok merhamet edicidir

    [26] Allah sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden oncekilerin yollarını size gostermek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah her seyi kemal uzere bilendir, yegane hukum ve hikmet sahibidir

    [27] Allah, sizin tevbelerinizi kabul etmek ister. Halbuki sehvetlerine uyanlar (Yahudi, hristiyan ve diger kafirler) sizi dogru yoldan buyuk bir meyil ile harama goturmek isterler

    [28] Allah din hususundaki agır teklifleri sizden hafifletmek ister. Zira insan, sabır ve tahammul bakımından zayıf yaratılmıstır

    [29] Ey iman edenler! Mallarınızı, aranızda batıl sebeplerle yemeyin. Ancak birbirinizden hosnud olarak ticaret yolu ile olmak baska. Herhangi bir sebeple nefislerinizi oldurmeyin. Suphesiz ki Allah cok merhametlidir

    [30] Kim, zulum ve tecavuz yolu ile bu yasakları islerse, yakında biz onu cehennem atesine atacagız. Onu atese atmak da Allah’a pek kolaydır

    [31] Eger siz, yasak edildiginiz gunahların buyuklerinden sakınırsanız, sizden diger kabahatlerinizi orteriz ve sizi iyi bir gidisata sokarız

    [32] Bir de Allah’ın bazınıza, digerinden fazla verdigi seyleri temenni etmeyin. Erkeklerin kendi kazandıklarından bir payı var, kadınların da kendi kazandıklarından bir payı vardır. Isteklerinizi Allah’ın fazlından ve kereminden isteyin. Gercekten Allah her seyi hakkıyla bilendir

    [33] Ana-babanın ve akrabanın geriye bıraktıgı maldan her birinize miras kıldık. Bir de el ele verip yeminle sozlesme yaptıgınız kimselere de hislerini verin. Zira, Allah her seye karsı sahid bulunuyor

    [34] Erkekler, kadınlar uzerine idareci ve hakimdirler. Cunku Allah birini (cihad, imamet, miras gibi islerde) digerinden ustun yaratmıstır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) harcamaktadırlar. Iyi kadınlar, (Allah’a) itaatkardırlar ve Allah kendilerini korudugu cihetle, kocalarının gıyabında ırz ve mallarını muhafaza ederler. Fenalık ve gecimsizliklerinden korktugunuz kadınlara gelince: Once kendilerine ogut verin. Sonra uslanmazlarsa, kendilerini yataklarda yalnız bırakın. Yine dinlemezlerse, (Hafifce) dogun. Size itaat ettikleri takdirde kendilerini incitmeye bir bahane aramayın. Cunku Allah cok yucedir, cok buyuktur

    [35] Eger karı-koca arasının acılmasından endiseye duserseniz, bir hakem, erkegin ailesinden ve bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gonderin. Bu mutavassıt hakemler gercekten barıstırmak isterlerse, Allah, karı-koca arasındaki dargınlık yerine gecim verir. Suphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her seyin aslından haberdardır

    [36] Allah’a ibadet edin ve ona hic bir seyi ortak kosmayın. Sonra anaya ve babaya iyilik edin; akrabaya da, oksuzlere de, yoksallara da, yakın komsuya da, yakın arkadasa da, yolda kalmısa da, ellerinizdeki kolelere de... Allah, kurumlu ve boburlenen kimseleri sevmez

    [37] Onlar hem kıskanır, cimrilik edenler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine fazlından verdigi seyleri saklarlar, biz de boyle nimetleri gizleyen nankorlere hor ve rusvay edici bir azap hazırladık

    [38] Allah’a ve ahiret gunune iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gosteris icin harcayanları da Allah semez. Kim de, kendine (dunyada) seytan arkadas olursa, artık (ahirette) ne fena bir arkadastır

    [39] Kafirler, eger Allah’a ve ahiret gunune iman etseler ve Allah’ın kendilerine verdigi nimetten riyasız harcamıs olsalardı, onlara ziyan mı olurdu? Allah onların soz ve islerini cok iyi bilendir

    [40] Suphesiz ki Allah, zerre kadar zulum etmez. Eger zerre kadar bir iyilik olursa, onun sevabını kat kat artırır. Ayrıca kendi katından buyuk bir mukafat verir

    [41] Her ummetten peygamberlerini birer sahid getirdigimiz ve seni de onların uzerine bir sahid yaptıgımız zaman bakalım kafirlerin hali ne olacak

    [42] Allah’ı inkar edenlerle peygambere asi olanlar, o kıyamet gunu arzu ederler ki, yerle bir edilselerdi de Allah’dan bir sozu (Peygamberi tasdik etmeyi) gizlememis olsalardı

    [43] Ey iman edenler! Siz sarhosken ne soylediginizi bilinceye kadar, bir de cunub iken-yolcu olmanız mustesna- gusul yapmadıkca namaza yaklasmayın. Eger hasta olur veya bir yolculukta bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahutta kadınlara dokunup da bir su bulamazsanız o vakit pak bir topraga teyemmum edin; yuzlerinize ve ellerinize (dirseklerinize kadar) surun. Suphesiz ki Allah cok afvedici, cok bagıslayıcıdır. (Bakara, ve Maide 91. ayetlere bak)

    [44] Kendilerine kitabdan bir nasib verilen Yahudi alimlerine bakmaz mısın? Onlar sapıklıgı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar

    [45] Allah, dusmanlarınızı sizden daha iyi bilendir. Allah bir dost olarak da kafidir, bir yardımcı olarak da yeter

    [46] Hazreti Peygamberin vasfına dair Tevrat’daki kelimeleri, konuldukları yerlerden degistiren Yahudi’lerden bir kısmı, dillerini egerek ve dine saldırarak soyle derler: “- Sozunu isittik, emrine isyan ettik. Sen isit, biz seni dinlemeyiz, RAINA= bizi gozet= bize cobanlık et!” (Burada iki manaya gelen RAINA kelimesini, Rasuli ekreme hakaret icin ikinci manayı kasdederek kullanıyorlardı.) Eger onlar; “- Dinledik, itaat ettik. Isit ve bize bak” deselerdi, elbette kendileri icin daha hayırlı ve daha dogru olurdu. Fakat Allah, kufurleri yuzunden kendilerini lanetlemistir. Artık onlar, pek azı mustesna, iman etmezler

    [47] Ey kendilerine kitap verilenler! Indirdigimiz Kur’ana iman edin ki, o, beraberinizde olan Tevrat’ı (Tevhid hususunda) tasdik edicidir; hem biz bir takım yuzleri silipte enselerine cevirmezden veya SEBT ASHABI’na (cumartesi gunune saygı gostermiyen Yahudilere) yaptıgımız lanet gibi, onları lanetlemezden once iman edin. Allah’ın (azab) emri olagelmistir

    [48] Dogrusu Allah, kendine es kosulmasını (es kosanın gunahını) bagıslamaz. Ondan baskasını, diledigi kimse icin, bagıslar ve magfiret buyurur. Kim de Allah’a es kosarsa gercekten pek buyuk bir gunah uydurmus olur

    [49] Su, kendilerini temize cıkaranlara (cennete ancak biz girecegiz diyen yahudi ve hristiyanlara) bakmazmısın! Oyle degil, Allah diledigini temize cıkarır. Onlara da kıl kadar zulmedilmezler (yaptıklarının cezasını tam olarak gorurler)

    [50] Bak! Allah’a karsı nasıl yalan uyduruyorlar! Bu yanlıs inancları, acık bir gunah olarak (onlara) yeter

    [51] Su, kendilerine okuyup yazmaktan biraz nasib verilenlere bakmaz mısın? Kendileri, ruhlu ve ruhsuz putlara inanıyorlar da kufredenler icin: “- Bunlar iman edenlerden daha dogru bir yoldadır” diyorlar

    [52] Onlar, Allah’ın kendilerine lanet ettigi kimselerdir. Kime de Allah lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın

    [53] Yoksa, onların, mulkten (yeryuzu saltanatından) bir hissesi mi var? Oyle olsa, insanlara bir cekirdegin zerresini bile vermezlerdi

    [54] Yoksa, Allah, fazlından insanlara verdigi nimetlere hased mi ediyorlar? Gercekten biz Ibrahim hanedanına kitab ve hikmet verdik. Hem de onlara buyuk bir mulk ve saltanat ihsan ettik

    [55] Iste o Yahudilerden kimi Muhammed (Aleyhisselama) iman etti, kimi de ondan yuz cevirdi. O iman etmiyenlere cehennem alevi kafidir

    [56] Suphesiz ki, ayetlerimizi inkar eden kafirleri yarın atase atacagız. Derileri pistikce, azabı duysunlar diye kendilerine, degistirerek baska deriler verecegiz. Cunku, Allah gercekten Aziz’dir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [57] Iman edip salih ameller isliyenleri, agacları altından ırmaklar akar cennetlere koyacagız. Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Kendilerine orada gayet temiz zevceler var. Hem de onları golgelendirecek bir golgeye koyacagız

    [58] Gercekten Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hukmettiginiz zaman, adaletle hukum vermenizi emreder. Hakikaten Allah bununla size ne guzel ogut veriyor! Suphe yok ki Allah, hukumlerinizi hakkıyle isitici, emanete ait islerinizi hakkıyle gorucudur

    [59] Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan idarecilere de itaat edin. Sonra bir sey hakkında cekistiniz mi, hemen onu Allah’a ve Rasulune arz ediniz; eger Allah’a ve ahiret gunune inanıyorsanız... Bu muracaat, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha guzeldir

    [60] Sana indirilen Kur’an’a ve senden once indirilen kitablara iman ettik, diye bos iddiada bulunanlara bakmaz mısın! O azgın seytana muhakeme olmak istiyorlar. Halbuki onu (seytanı) tanımamakla emrolunmuslardı. Seytan ise, onları cok uzak bir sapıklıga dusurmek ister. (Bu ayet-i kerime, bir munafıgın, bir Yahudi ile olan davasına hakem olarak Hazreti Peygamberi degil de Yahudi sihirbazı azgın seytan Kab Ibni Esref’i secmek istemesi ile ilgili hadise uzerine nazil olmustur. Soyle ki: Yahudi, Hz. Peygamberin hakem olmasını ısrarla istemesi sonunda Peygambere gitmisler ve Hz. Peygamber de Yahudi lehine hukum vermistir. Bundan sonra munafıgın arzusu uzerine Hz. Omer’e gitmisler. Hadiseyi ve daha once Hz. Peygamberin verdigi hukmu dinleyen Hz. Omer: “- Allah’ın ve Peygamberin hukmune razı olmıyan hakkında hukum budur”, diyerek kılıcı ile munafık’ın boynunu ucurur)

    [61] Onlara, Allah’ın indirdigi Kur’an’a ve Peygamberin hukmune gelin, denildigi zaman munafıkları gorursun ki, senden dusmanca bir donusle yuz cevirirler

    [62] Ellerinin yaptıgı (kotu amel) yuzunden baslarına bir musibet geldigi vakit halleri nasıl olur? Sonra (ozur dilemek veya Omer’in oldurdugu munafık’ın diyetini istemek icin) sana gelip Allah’a yemin ederler ki: “-Bizim maksadımız ancak guzel bir sekilde iki hasmın arasını uzlastırmaktı.”

    [63] Onlar oyle kimselerdir ki, kalblerinde olanı ve yalan yere yeminlerini Allah bilir. Onun icin ozurlerini kabulden yuz cevir ve nifakı terk etmeleri icin kendilerine ogut ver. Onlara, kendilerine dair tesirli soz soyle

    [64] Biz her peygamberi, ancak Allah’ın izni ile kendisine itaat olunmak icin gonderdik. Eger onlar, nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de gunahlarına Allah’dan magfiret dileseler, Peygamber de kendileri icin afv isteseydi, elbette Allah’ı, tevbeleri ziyade kabul edici, cok esirgeyici bulacaklardı

    [65] Rabbin hakkı icin, onlar, aralarında cekistikleri seylerde seni hakem yapıp sonra da verdigin hukumden nefisleri hic bir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun egmedikce, iman etmis olmazlar

    [66] Eger biz o munafıklara: “- Nefislerinizi cihad icin oldurun, yahut yurdlarınızdan cıkın” diye bir farziyyet yukleseydik, iclerinizden pek azı mustesna, onu yapmazlardı. Onlar kendilerine ogut verilen seyleri yerine getirseydiler elbette bu, haklarında cok hayırlı ve imanlarını koklestirme bakımından saglam bir hareket olurdu

    [67] Elbette o zaman, kendilerine, tarafımızdan buyuk bir mukafat verirdik

    [68] Ve onları, muhakkak dogru yola iletirdik

    [69] Allah’a ve Peygambere itaat edenler, iste bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdigi peygamberlerle, sıddıklarla, sehidlerle ve iyi kimselerle beraberdirler. Bunlarsa ne guzel birer arkadas

    [70] Iste itaatkarlara yapılan bu ihsan Allah’dandır. Her seyi bilici olarak Allah kafidir

    [71] Ey iman edenler! Dusmana karsı hazırlıgınızı gorun ve silahlarınızı takınarak cenge hazır olun da birlikler halinde savasa cıkın, yahut toptan seferber olun

    [72] Gercek sizden oylesi (munafık) vardır ki, agır alacaktır. Eger size bir felaket gelirse diyecek ki: “- Dogrusu Allah bana ihsan etti. Cunku onlarla beraber savasta bulunmadım.”

    [73] Ve eger size, Allah’dan fetih ve ganimet gibi bir lutuf gelirse, sanki kendisi ile aranızda hic bir tanısıklık olmamıs gibi muhakkak soyle diyecektir: “- Ah, keski ben de onlarla beraber olaydım da buyuk bir nimet ve ganimete ereydim!”

    [74] O halde dunya hayatı yerine ahireti satın alanlar, Allah yolunda savas etsin. Kim Allah yolunda savasır da oldurulurse, yahud dusmanına ustun gelirse, ona pek buyuk bir mukafat verecegiz

    [75] Size ne oluyor ki, Medine’ye hicret edemiyerek, Mekke’de bicare kalıp: “- Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan su memleketten cıkar, bize tarafından bir sahip gonder, bize katından bir yardımcı yolla” diyen erkekler, kadınlar ve cocuklar ugruna Allah yolunda dusmanla carpısmıyorsunuz

    [76] Iman edenler, Allah yolunda savasır; kufredenler de sapıtan seytan yolunda cenklesir. O halde siz seytanın dostları ile (kafirlerle) savasın. Muhakkak ki seytanın hilesi zayıftır

    [77] Kendilerine: “-Ellerinizi savastan cekin, namazı kılın, zekatı verin”, denilmis olanlara bakmaz mısın? Simdi onların uzerine savas farz kılınınca, iclerinden bir topluluk, Allah’dan korkar gibi hatta daha siddetli bir korku ile insanlardan korkuyor. Onlar: “-Ey Rabbimiz, uzerimize su savası neye farz kıldın, ne olurdu bizi yakın bir vakte kadar geri bırakaydın!” dediler. Onlara soyle de: “- Dunyanın zevki pek azdır. Ahiret ise sakınanlar icin muhakkak hayırlıdır; ve kıl kadar haksızlıga ugramazsınız

    [78] Her nerede olursanız, olum size erisir; velev ki, tahkim edilmis yuksek kalelerde bulunun. Bununla beraber onlara (munafık ve kafirlere) bir iyilik gelse: “- Bu Allah’dandır”, derler. Bir musibet de geldi mi: “-Bu, senin ugursuzlugundandır”, derler. (Ey Rasulum) de ki: “- Hepsi (iyi ve kotuyu yaratmak) Allah’tandır.” Fakat bu topluluga ne oluyor ki, Kur’an’ı anlamaga yanasmıyorlar

    [79] Sana gelen her iyilik Allah’ın lutfudur; ve sana gelen her fenalık da kendinden (yaptıgının cezası) dır. Biz seni insanlara bir Peygamber olarak gonderdik. Buna sahid ise, Allah yeter

    [80] Kim Peygambere itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmis olur. Kim de yuz cevirirse, bu seni uzmesin. Zira seni onlara koruyucu ve gozetici gondermedik (ancak teblig icin gonderdik)

    [81] Huzurunda munafıklar: “- Bas ustune, isimiz itaattır” derler. Sonra da yanından cıktıklarında iclerinden bir kısmı, dediklerine aykırı olarak geceleyin soz uydururlar. Allah onların kurup yaptıkları tezviratı yazıyor. Onun icin sen, yuzlerine vurma, onlardan vazgec ve Allah’a guvenip dayan. Allah vekil olarak yeter

    [82] Onlar, hala Kur’an’ın Allah kelamı oldugunu ve manasını dusunmiyecekler mi? Eger o, Allah’dan baskası tarafından olsaydı, muhakkak ki icinde birbirini tutmıyan bircok soz ve ifadeler bulurlaradı

    [83] Hem o munafıklara, iman ordusunun zafer ve felaketine dair eminlik veya korku haberi geldigi zaman, onu yayarlar (ortalıgı telasa verirler). Halbuki o haberi, Peygambere ve mu’minlerden kumandanlara iletseler, elbette onun yayılıp yayılmaması gerektigini onlardan ogrenirlerdi. Eger Allah’ın nimet ve rahmeti uzerinizde olmasaydı, pek azınız mustesna, muhakkak seytana uymus gitmistiniz

    [84] (baskaları cihaddan donerse de) sen, Allah yolunda carpıs. Sen ancak nefsinden sorumlusun. Iman edenleri de savasa tesvik et. Olur ki Allah, o kafirlerin siddet ve tazyikını def eder. Allah, tazyik ve azab bakımından kafirlerden daha siddetlidir

    [85] Kim guzel bir yardımda (sefaatte) bulunursa, ona o yardımdan bir hisse (sevab) olur. Kim de kotu bir yardım ve tavassutta bulunursa, ondan kendisine bir gunah payı vardır. Allah hersey’e hakkıyla kadir ve sahiddir

    [86] (Bir mu’min tarafından) bir selamla selamlandıgınız zaman, siz ondan daha guzeli ile karsılık verin veya aynı ile mukabele edin. (Esselamu aleykum’e, ve aleykumu’sselam ve rahmetu’llah” ile, “esselamu aleykum ve rahmetu’llahi” ye, “ve aleykumu’s-selam ve rahmetu’llahi ve berakatuh” ile, “es-selamu aleykum ve rahmetu’llahi ve berekatuhu” ye de aynı ile karsılık verin). Allah her seyin hesabını gorucu bulunuyor

    [87] Kendinden baska ilah olmıyan bir Allah hakkı icin ki, o, supheden ari olan kıyamet gununde sizi toplıyacaktır. Allah’dan daha dogru sozlu kim olabilir

    [88] O halde, siz nicin munafıklar hakkında (kufur uzere olduklarına ittifak etmeyip) iki taraf oluyorsunuz? Allah, onları, kazandıkları gunah yuzunden terslerine dondurdugu halde, Allah’ın saptırdıgını yola getirmek mi istiyorsunuz? Kimi ki Allah saptırırsa, artık sen ona asla yol bulamazsın

    [89] Onlar arzu ettiler ki, kendileri kufre saptıkları gibi, siz de sapasınız da beraber olasınız. Onun icin, onlar Allah yolunda hicret edinciye kadar, iclerinden dost edinmeyin. Eger tevhid ve hicretten yuz cevirirlerse onları buldugunuz yerde yakalayın ve oldurun; onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin

    [90] Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlasma olan bir kavme sıgınmıs bulunurlar; yahut ne size karsı harp etmeyi, ne de kendi kavimlerine karsı savasmayı gonullerine sıgdıramayıp bitaraf olarak size gelmislerdir. Eger Allah dileseydi, bunları uzerinize musallat kılaradı da sizinle savasırlardı. O halde sizi bırakıp bir tarafa cekildikleri ve sizinle savasmayıp barısa yattıkları takdirde de Allah, onların aleyhinde sizin icin tecavuze bir yol (izin) vermemistir

    [91] Diger bir takım kimseleri de bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin kalmak isterler. Her ne zaman fitneye cagırılırlarsa, o tarafa doner, icine duserler. Eger bunlar sizden cekinmezler, barısınıza yatıp taarruzdan ellerini cekmezlerse, kendilerini buldugunuz yerde yakalayın ve oldurun. Iste bunlar aleyhinde size acık bir ferman ve salahiyyet verdik

    [92] Bir mu’minin bir mu’mini oldurmesi olamaz, ancak hata yolu ile olabilir; ve kim bir mu’mini yanlıslıkla oldururse, mu’min bir kole azad etmesi ve olenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi lazım gelir. Meger ki varisler, o diyeti sadaka olarak bagıslamıs olsunlar. Eger oldurulen, mu’min olmakla beraber size dusman bir kavimden ise, o zaman, oldurenin bir kole azat etmesi lazımdır (diyet gerekmez, cunku kafirler arasında bulunan mu’minin varisleri kafir olacagından kendisine varis olamazlar.) Sayet oldurulen, kendileriyle aranızda andlasma olan bir (kafir) kavimdense, o zaman ailesine (mirascılarına) teslim edilecek bir diyet vermek ve bir de, mu’min bir kole azad etmek gerekir. Bunlara gucu yetmiyen de Allah tarafından tevbesinin kabulu icin, birbiri ardınca iki ay oruc tutması icap eder. Allah, her seyi bilendir, hikmet ve hukum sahibidir

    [93] Kim de bir mu’mini kasden oldururse, onun cezası, icinde devamlı kalmak uzere, cehennemdir. Allah ona gazab etmis, lanet etmis ve buyuk bir azab hazırlamıstır

    [94] Ey mu’minler! Allah yolunda cihada cıktıgınız zaman, mu’mini kafirden ayırt etmek icin iyice arastırın. Size Islam selamı veren kimseye, -dunya hayatının gecici nimet ve menfaatına goz dikerek - sen mu’min degilsin, demeyin. Allah katında cok ganimetler var. Islama ilk once girdiginiz zaman siz de oyle idiniz (dilinizle getirdiginiz sahadet, kalblerinizde koklesmemisti) Sonra Allah, size iman ve istikameti lutfetti. Onun icin iyice anlayın (oldurmede acele etmeyin). Muhakkak Allah yaptıklarınızdan haberdardır

    [95] Mu’minlerden ozur sahibi olmaksızın cihaddan geri kalanlarla, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savasanlar bir olmazlar. Allah, mallarıyla ve canlarıyla savasanları, derece bakımından, oturanlardan cok ustun kıldı. Bununla beraber Allah, ikisine de cenneti vadetmistir. Fakat Allah savasanlara, oturanların ustunde pek buyuk bir mukafat vermistir

    [96] Mucahidler icin Allah katından dereceler, magfiret ve rahmet vardır. Allah cok bagıslayıcı, cok esirgeyicidir

    [97] (Mekke’den hicret vacib oldugu zaman oradan hicret etmeyip kufur diyarında kalıp) nefislerine zulmettikleri halde, meleklerin, canlarını aldıgı kimselere (azarlama kasdı ile) melekler soyle derler: “- Ne iste idiniz?” Onlar: “- Biz Mekke’de zayıf kimselerdendik, hicret etmekten acizdik.” derler. Melekler de: “-Allah’ın arzı genis degil mi idi? Siz de oraya hicret edeydiniz ya!” derler. Iste onların yeri cehennemdir. O, ne kotu bir donus yeridir

    [98] Erkek, kadın ve cocuklardan gucu yetmiyen bicarelerle hicret icin yol bulamıyanlar mustesna (onlar cehennemlik degillerdir)

    [99] Cunku Allah’ın bunlardan o gunahı afvetmesi umulur. Allah cok afvedici, cok bagıslayıcıdır

    [100] Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryuzunde gidecek cok yer ve genislik bulur. Kim Allah’a ve Rasulune itaatla hicret ederek evinden cıkar da sonra kendisine olum yetisirse, onun ecri (mukafatı) gercekten Allah’a dusmustur. Allah cok bagıslayıcı, cok esirgeyicidir

    [101] Yeryuzunde sefere cıktıgınız zaman, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız (farz namazları iki rekat, yahut ima ile kılıp) dort rekatlı namazdan kısmanızda uzerinize bir gunah yoktur. Muhakkak ki kafirler, sizin acık dusmanınızdır

    [102] Sen onların (askerin) icinde olup (cephede) onlara namaz kıldıracagın zaman, (askerini iki kısım yap), bir kısmı seninle namazda, digeri dusman karsısında dursun. Hepsi de silahlarını yanlarına alsınlar. Seninle namazda olup bir rekat kılanlar dusman karsısına gitsinler. Dusman karsısında olup namaz kılmamıs olanlar gelip, ikinci rekatı seninle kılsınlar ve onlar da tedbirli bulunarak silahlarını yanlarına alsınlar. (Sen selam verip onlar selam vermeden dusman karsısına gitsinler. Evvelce bir rekat kılmıs olanlar geri gelip kendi baslarına bir rekat daha kılarak selam versinler. Sonra yer degistirerek ikinci rekatı imamla kılmıs olanlar gelip kendi baslarına birinci rekatı kılarak tesehhudden sonra selam versinler. Bu gidis ve donuslerde namaz bitinceye kadar namazı bozacak islerde bulunulmaz.) Kafirler arzu ederler ki, silah ve esyalarınızdan gafil bulunasınız da, size ansızın bir baskın yapsalar. Eger yagmurdan dolayı size bir eziyet olursa, hasta bulunursanız, silahlarınızı bırakmanızda uzerinize gunah yoktur. Bununla beraber ihtiyat tedbirini alın. Allah kafirlere hor ve rusvay edici bir azab hazırlamıstır

    [103] O korkulu zamanda namazı kılıp bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız uzere yatarken hep Allah’ı anın. Sukun ve emniyet haline geldiginiz vakit, namazı tam erkanı ile kılın. Cunku namaz, mu’minler uzerine, vakitleri belirli bir farz olmustur

    [104] Dusmanınız olan kavmi (birligi) arayıp takip etmekte gevseklik gostermeyin. Siz yaralanıp acı duyuyorsanız, muhakkak ki onlar da sizin cektiginiz acı gibi acı cekiyorlar. Halbuki siz, Allah’dan onların umit etmedikleri (ahiret ve cennet gibi) seyleri umuyorsunuz. Allah (yaptıklarını) hakkıyla bilendir, (emir ve yasaklarında) hikmet sahibidir

    [105] Gercekten biz sana kitabı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gosterdigi sekilde hukum veresin. Hainlere yardımcı olma

    [106] Ve Allah’dan magfiret dile. Suphesiz ki Allah, cok bagıslayıcıdır, cok merhamet edicidir

    [107] Gunah isleyerek nefislerine hainlik edenlerden taraf mucadeleye kalkısma; cunku Allah hainlikte ileri gitmis olan gunahkarı sevmez

    [108] Insanlardan utanarak hainligi orterler de, Allah’dan gizlemezler. Halbuki Allah’ın razı olmıyacagı sozu geceleyin uydurup duzdukleri zaman da Allah onlarla beraberdi. Allah’ın ilmi butun yaptıklarını kusatıcıdır

    [109] Iste siz (Ey hainleri mudafaa edenler) oyle kimselersiniz ki, cahiliyyet gayreti ile dunya hayatı ugrunda o hainlerden yana mucadeleye atılmıssınız. Kıyamet gununde onlara azab edilirken, kendileri hesabına Allah’a karsı mucadele edecek kimdir? Yahut onlara kim vekil olacak

    [110] Kim bir fenalık yapar yahut nefsine zulmeder de Allah’dan magfiret dilerse, Allah’ı cok bagıslayıcı, cok merhametli bulur

    [111] Kim bir gunah yaparsa, onu ancak kendi aleyhine islemis olur. Allah her seyi hakkıyle bilendir, hukmunde hikmet sahibidir

    [112] Kim bir hata veya bir gunah yapar da, sonra onu bir sucsuza atarsa, muhakkak ki o, iftira ve bir buyuk gunahı yuklenmistir

    [113] (Ey Rasulum) Eger Allah’ın lutfu ve rahmeti uzerinde olmasaydı, onlardan bir topluluk seni hakdan sasırtmaga muhakkak kasdetmis idi. Onlar kendilerinden baskasını saptıramazlar ve sana hic bir seyde zarar da veremezler. Nasıl zarar verebilirler ki, Allah sana Kur’an’ı ve hukumlerini indirdi; evvelce bilmediklerini sana ogretti. Allah’ın, senin uzerindeki lutuf ve ihsanı cok buyuktur

    [114] Onların (hainlerin) fısıldasmalarının cogunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya bir iyilik etmeyi, yahud insanların arasını duzeltmeyi emreden baska ( o mustesnadır). Her kim de bu isleri, Allah’ın rızasını arayarak yaparsa, biz ona ahirette buyuk bir mukafat verecegiz

    [115] Her kim de, kendisine dogru yol apacık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harekette bulunur ve mu’minlerin yolundan baskasına uyar giderse, onu dondugu sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme koyarız ki, o, ne kotu bir donus yeridir

    [116] Muhakkak ki Allah, kendine ortak kosanları bagıslamaz. Bu gunahdan baskasını, diledigi kimseden magfiret buyurur (bagıslar). Kim Allah’a es (ortak) kosarsa, dogrusu cok uzak bir sapıklıga sapmıstır

    [117] Mekke musrikleri Allah’ı bırakıp da yalnız disi putlara (lat, Uzza ve Menat’a) tapıyorlar. Onların bu putlara tapmaları da ancak inatcı bir seytana ibadet etmektir

    [118] Allah o iblis’i (seytanı) rahmetinden kovdu. O da dedi ki: “- Muhakkak kullarından bir muayyen pay edinecegim, onları sapıklıga cagıracagım

    [119] Onları gercekten sapıtacagım, kendilerini uzun emellere dusurup olmayacak kuruntularla aldatacagım ve elbette onlara emredecegim de davarların kulakların (putlara adamak uzre) kesip yaracaklar. Caresiz onlara emredecegim de, Allah’ın yarattıgını (putlastırarak, aslından cıkararak) degistirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da seytanı bir dost edinirse, gercekten acık bir ziyana dusmustur

    [120] Seytan onlara vadeder, onları uzun emel ve kuruntulara dusurur, Seytanın kendilerine vaad ettikleri aldatmadan baska bir sey degildir

    [121] Iste onların varacakları yer Cehennemdir; ve ondan kurtulusa hic bir care bulamayacaklardır

    [122] Iman edip salih ameller isliyenlere gelince, biz onları (agacları) altlarından nehirler akan cennetlere koyacagız, ebediyyen de o cennetlerde kalacaklardır. Allah bunu gercek olarak vaad etmistir. Allah’dan daha dogru sozlu kim olabilir

    [123] Ey musrikler, ne sizin putlardan yardım gorme kuruntularınızla, ne de ehl-i kitabın (Yahudi ve Hristiyanların) kendilerini selamette gormeleri kuruntularıyla Allah’ın bu vaad ve sevabına kavusulmaz. Kim bir kotu is yaparsa, onunla cezalanır ve kendisine Allah’dan baska ne bir dost bulabilir, ne de bir yardımcı

    [124] Mu’min oldugu halde erkek ve kadından kim bir takım salih amellerde bulunursa, iste bu gibiler, cennete girerler ve zerre kadar zulmedilmezler

    [125] Iyilik eden bir kimse olarak kendini tam bir hulusla Allah’a teslim eden ve Ibrahim’in tevhid dinine uymus olan kimseden daha guzel din sahibi kimdir? Allah,Ibrahim’i (a.s.) dost edinmistir

    [126] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ın ilim ve kudreti her seyi kusatıcıdır

    [127] Bir de, kadınlar hakkında senden fetva (dinin hukmunu) istiyorlar (sana miraslarını soruyorlar). De ki, onlara dair fetvayı, size Allah veriyor: Kendilerine farz kılınan mirası vermediginiz ve nikahlamalarını da begenip istemediginiz yetim kızlar hakkında, magdur cocuklar hakkında ve yetimlere insaf ile bakmanız hakkında, yuzunuze karsı okunan kitabda ayetler var. Hayır olarak yapacagınız seyi Allah hakkıyla bilicidir

    [128] Eger bir kadın, kocasının gecimsizliginden veya yuz cevirmesinden endise ediyorsa, bir anlasma ile aralarını duzeltmelerinde karı-koca uzerine gunah yoktur. Sulh en hayırlı bir istir. Zaten nefislerde kıskanclık hazırlanmıstır. Eger iyi gecinip arayı duzeltir, zulum ve gecimsizlikten sakınırsanız, elbette Allah, yapacagınız her seyden tamamen haberdardır

    [129] Kadınlar (ınız) arasında sevgide esitlik yapmaga hırs gosterseniz bile, asla buna gucunuz yetmez. O halde busbutun birine meyledip digerlerini (ne kocalı, ne de kocasız) askıda kalmıs gibi bırakmayın. Eger nefsinizi duzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız gercekten Allah gunahlarınızı cok bagıslayıcıdır, cok merhamet edicidir

    [130] Eger karı-koca bosanarak birbirinden ayrılırlarsa Allah, her birini kendi kudreti ile ihtiyactan beri kılar. Allah’ın ihsanı genistir. O,hukmunde hikmet sahibidir

    [131] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Celalim hakkı icin, biz senden once kendilerine kitap verilenlere de, size de hep “Allah’dan korkun” diye tavsiye ettik. Eger inkar ederseniz bilin ki, goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah hic bir seye muhtac degildir, hamd ve sena O’nadır

    [132] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bir vekil olarak Allah yeter

    [133] Ey insanlar! Eger O dilerse, sizi giderir yok eder de (yerinize) baskalarını getirir. Allah buna da kadirdir

    [134] Kim dunya mukafatını isterse, bilsin ki, dunyanın da, ahiretin de butun mukafatı Allah’ın katındadır. Allah soylenenleri isitici ve yapılanları gorucudur

    [135] Ey mu’minler! Hak uzere durup adaleti yerine getirmege calısan hakimler ve Allah icin dogru soyliyen sahidler olun. Velev ki sahidliginiz, nefsinizin yahut ana ve babanızla yakın akrabanızın aleyhinde olsun, ister uzerine sahidlik yapılan kimseler zengin veya fakir bulunsun... Cunku Allah, ikisine de (zengin ile fakire) sizden daha yakındır. Onun icin siz, hakdan yuz cevirip nefsin arzusuna uymayın. Eger adalet uzere hukum vermekten, sahitliginizde dogru soylemekten dilinizi bukerseniz veya (busbutun ondan) yuz cevirirseniz, suphe yok ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır

    [136] Ey mu’minler! Allah’a, Peygamberine ve Peygamberine indirdigi Kur’an’a, daha once indirdigi kitaplara olan imanınızda devamlı bulunun. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gununu inkar ederse, muhakkak hidayetten uzak bir sapıklıga dusmustur

    [137] Yahudilerden o kimseler ki, Musa’ya iman getirdiler, sonra buzagıya taparak kafir oldular, sonra tevbe ederek Tevrat’a iman ettiler, sonra Isa’yı inkar ettiler, sonra Peygamber (Aleyhisselamı) tanımadılar da kufurde ileri gittiler; Allah, onları magfiret edecek de degil, dogru yola iletecek de degil

    [138] Kendileri icin gercekten acıklı bir azab oldugunu munafıklara mujdeleyiver

    [139] O munafıklar ki, mu’minleri bırakarak kafirleri dost ediniyorlar, izzet ve zaferi onların yanında mı arıyorlar! Muhakkak ki butun izzet ve kudret Allah’ındır

    [140] Allah size kitabında (Kur’anda) sunu da indirmistir: “Allah’ın ayetlerinin inkar edildigini ve onlarla eglenildigini isittiginiz zaman, o kafirlerle oturmayın, ta ki baska soze dalsınlar. Cunku (rıza gosterir oturursanız) o zaman siz de onlar gibi olursunuz. Suphe yok ki Allah, munafıklarla kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır

    [141] O munafıklar sizin halinizi gozetleyip beklerler: Eger Allah tarafından size bir fetih (zafer) olursa derler ki: “- Biz sizinle beraber degil miydik, bize de mal ve ganimetten verin.” Fakat kafirlere bir zafer hissesi duserse, kafirlere hitaben: “- Biz, size yardım ederek ustunlugunuzu temin etmedik mi? Size mu’minlerden gelecek ziyanı onlemedik mi? (Bizi de ganimete ortak yapın)”, derler. Artık Allah, kıyamet gununde aranızda hukmunu verir; ve Allah elbette o gunde, kafirler icin mu’minler aleyhine bir yol (imkan ve delil) verecek degildir

    [142] Munafıklar, (lisanlarıyla imanı acıga vurmak ve kalblerinde kufru gizlemek suretiyle) zanlarınca Allah’a hile yaparlar. Allah’da hilelerini baslarına gecirir. Onlar namaza kalktıkları zaman, istemiye istemiye kalkarlar; insanlara gosteris yaparlar. Allah’ı pek az hatıra getirir anarlar

    [143] O munafıklar kufurle iman arasında tereddutdedirler: Ne mu’minlere, ne de kafirlere baglıdırlar. Allah kimi sasırtırsa artık ona bir yol (kurtulus) bulamazsın

    [144] Ey iman edenler! Mu’minleri bırakıp da kafirleri dostlar edinmeyin (baslarınıza gecirmeyin.) Azabızınızı gerektiren acık bir huccet Allah’a vermek ister misiniz

    [145] Muhakkak ki munafıklar cehennemin en asagı tabakasındadırlar. (Cehennemin dibindedirler). Asla onların azabını kaldıracak bir yardımcı bulamazsın

    [146] Ancak yaptıklarından tevbe edip hallerini duzeltenler ve Allah’a (dinine) sarılıp dinlerini (ibadetlerini) Allah icin halis kılanlar mustesna... Cunku bunlar mu’minlerle beraberdirler. Mu’minlere ise, Allah pek buyuk bir mukafat verecektir

    [147] Eger siz, Allah’ın nimetlerine sukreder ve iman ederseniz, Allah size neye azab etsin? Allah sukredenlerin mukafatını verici, yaptıklarını bilicidir

    [148] Allah fena sozun acıklanıp soylenmesini sevmez. Ancak zulme ugrayanlar mustesnadır (o, zalime soyliyebilir). Allah her seyi isitici, her seyi bilicidir

    [149] Eger hayırlı bir isi acıklar, yahut gizlerseniz veya size yapılan fenalıgı bagıslarsanız, (bilin ki) suphesiz Allah cok bagıslayıcıdır. Her seye kadirdir

    [150] O kimseler ki, Allah’ı ve peygamberlerini inkar ederek kafir olurlar. Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve: “- Peygamberlerin bir kısmına inanırız, bir kısmını inkar ederiz.” derler ve boylece imanla kufur arasında orta bir yol tutmak isterler

    [151] Iste bunlar, gercekten kafirlerdir. Biz de kafirler icin rusvay edici bir azab hazırlamısızdır

    [152] Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve peygamberlerden hic biri arasında fark gozetmiyen kimselere gelince, iste bunların kıyamette Allah mukafatlarını verecektir. Allah cok bagıslayıcıdır, cok merhametlidir

    [153] Ey Rasulum! Yahudi’ler, uzerlerine gokten bir kitap indirivermeni senden istiyorlar. Gercekten bundan daha buyugunu Musa’dan istemislerdi de: “- Allah’ı acıktan bize goster” dedilerdi. Iste zulumleri yuzunden onları yıldırım carptı. Sonra kendilerine bunca acık mu’cizeler gelmisken tuttular buzagıya taptılar. Nihayet biz, tevbe ettiklerinden bunları bagısladık ve Musa’ya acık bir hakimiyet, saltanat verdik

    [154] Verdikleri sozu kuvvetlendirmek ve ona baglanmak icin, Tur dagını ustlerine kaldırdık da kendilerine: “- O sehrin kapısından secdeye kapanarak girin”, dedik. Hem: “- cumartesi gunu av yaparak hududu gecmeyin” (diye) soyledik. Boylece kendilerinden (bu hususta) agır bir misak (te’minat) aldık

    [155] Fakat onların ahidlerini (vardıkları o saglam sozleri) bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere oldurmeleri ve “-kalblerimiz perdelidir”, demeleri sebebiyle kendilerine lanet ettik. Dogrusu Allah, onların kalbleri uzerine, kufurleri yuzunden muhur vurmustur. Onun icin, pek azı mustesna, onlar imana gelmezler

    [156] Bir de o Yahudi’lerin Isa’yı inkar etmeleri ve Meryem’e zina isnadı ile buyuk bir iftirada bulunup aleyhine sozleri

    [157] Ve: “-Biz, Allah’ın peygamberi olan Meryem’in oglu Isa’yı oldurduk”, demeleri sebebiyle kendilerini lanetledik, rahmetimizden kovduk. Halbuki onlar Isa’yı oldurmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. (onlardan biri Isa seklinde kendilerine gosterildi ve bu adam olduruldu). Esasen Isa’nın katli hakkında kendileri de ihtilafa dusup kesin bir suphe icindedirler. Onların bu oldurme hadisesine ait bir bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan pesindedirler. Onu gercekten oldurememislerdir

    [158] Dogrusu Allah, onu yukseltip himayesine almıstır. Allah Azizdir, hukmunde hikmet sahibidir

    [159] Yahudi ve Hristiyanlardan hic kimse yoktur ki, olumunden once (can cekisirken) Isa’ya iman etmis olmasın. (Fakat hayattan umid kesme zamanında iman etmek bir fayda vermez). Isa ise kıyamet gununde kufurlerinden dolayı aleyhlerine sahid olacaktır

    [160] O Yahudi’lerin zulumleri, bircok kimseleri Allah yolundan cevirmeleri

    [161] Kendilerine yasaklanan faizi almaları ve haksız yere insanların mallarını yemeleri sebebiyledir ki, evvelce kendilerine helal kılınmıs pak ve hos seyleri kendilerine haram ettik. Onlardan kafir bulunanlara acıklı bir azap hazırladık

    [162] Fakat iclerinden ilimde koklesenlerle muminler, senden once, indirilenle beraber sana indirilene de iman ederler. Bunlar, namazı erkanı ile kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gunene inananlardır. Iste bunlara cok buyuk bir mukafat verecegiz

    [163] Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahy ettigimiz gibi (Habibim) sana da vahy ettik; ve yine Ibrahim’e, Ismail’e, Ishak’a, Yakub’a, Yakub’un evladlarına, Isa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a, Suleyman’a da vahy ettik ve Davud’a Zebur’u verdik

    [164] Gonderdigimiz oyle peygamberler vardır ki, onları, bundan (bu sureden) once sana beyan ettik. Oyle peygamberler de vardır ki, sana onların kıssalarını bildirmedik; ve Allah, Musa’ya (vasıtasız) hitap etti

    [165] (Iman edenleri Cennetle) mujdeleyici, (kufredenleri Cehennemle) korkutucu olarak peygamberler gonderdik ki, bu peygamberlerin gelisinden sonra insanların (yarın) kıyamette: “- Bizi imana cagıran olmadı”, diye Allah’a bir huccet ve ozurleri olmasın. Allah Aziz’dir, hukmunde hikmet sahibidir

    [166] Lakin Allah senin peygamberligini, sana indirdigi icazkar Kur’an ile isbat ve beyan eder ki, onu kendi ilmi (ezelisi) ile indirmistir. Melekler de buna sahidlik ederler. Allah sahid olarak kafirdir

    [167] Suphesiz ki kufredip insanları Allah yolundan cevirenler, hakdan cok uzak bir sapıklıkla saptılar

    [168] Suphe yok ki, kufredip haksızlık edenleri Allah bagıslayacak degil, cehennem yolundan baska bir yola cıkaracak da degil. Onlar, o Cehennem’de devamlı olarak kalacaklardır. Bu ise Allah’a pek kolaydır

    [169] Suphe yok ki, kufredip haksızlık edenleri Allah bagıslayacak degil, cehennem yolundan baska bir yola cıkaracak da degil. Onlar, o Cehennem’de devamlı olarak kalacaklardır. Bu ise Allah’a pek kolaydır

    [170] Ey insanlar! Gercekten size, Rabbinizden islam dini ile Peygamber geldi. Hakkınızda hayırlı olmak icin hemen ona iman edin. Eger inanmayacak ve kufredecek olursanız, suphe yok ki, goklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah her seyi bilicidir, hukmunde hikmet sahibidir

    [171] Ey ehl-i kitab (Hristiyanlar ve Yahudi’ler): Dininizde hududu gecip taskınlık etmeyin, Isa (aleyhisselam) Allah’ın ogludur, gibi sozler soylemeyin. Allah’a karsı ancak hak olanı soyleyin. Meryem’in oglu Mesih Isa, Allah’ın Peygamberi, Meryem’e ulastırıp bıraktıgı kelimesidir (vasıtasız yaratıgıdır); ve ondan bir ruh olmaktan baska bir sey degildir. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin de Allah “Uc” dur demeyin. Bundan vaz gecin, hakkınızda hayırlı olur. Allah, yalnız bir tek Ilah’dır; cocugu olmaktan munezzehtir. Goklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur. Vekil olarak Allah kafidir

    [172] Mesih (Hz. Isa), hic bir zaman Allah’ın bir kulu olmaktan cekinmez. Mukarrebun Melekler (Allah’a yakın melekler) de cekinmezler. Kim Allah’a kulluktan, ona ibadetten cekinir ve buyuklenirse, bilsin ki, o, kıyamette hepsini huzurunda toplayacaktır

    [173] O zaman, iman edip salih ameller isliyenlere, Allah mukafatlarını tamamıyla verecek, hem de fazlından onlara ziyadesini ihsan edecektir. Fakat o kibirlenip de Allah’a ibadet etmekten cekinenleri, cok acıklı bir azaba ugratacak ve onlar, Allah’a karsı kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamıyacaklar

    [174] Ey Insanlar! Size Rabbinizden mucizelerle Peygamber geldi; ve size apacık bir Nur (Kur’an) indirdik

    [175] Iste Allah’a iman edip de ona (Seriatına) sarılanları Allah, kendi katından bir rahmet ve lutuf icine (Cennete) koyacak ve onları, kendisine varan dogru bir yola (islama) iletecektir

    [176] (Ey Rasulum), babası ve cocugu olmıyanın mirası hakkında senden fetva (dinin hukmunu) istiyorlar. De ki, Allah, babası ve cocugu olmıyan icin size soyle fetva veriyor: “- Eger bir kimse olur de cocugu bulunmazsa ve geride ana-baba bir veya baba bir olan tek bir kız kardesi olursa, terikenin yarısı bunundur. Eger olen bir kadının geride cocugu kalmaz da erkek kardesi bulunursa o, terikenin tamamına varis olur. Olenin iki ve daha cok kız kardesi varsa, bunlara terikenin ucte ikisi vardır. Eger kardesler erkekli ve disili olursa, erkek icin iki disi payı kadar vardır. Sasırırsınız diye, Allah size, (dininizin hukumlerini) acıklıyor. Allah her seyi hakkıyla bilendir

    Mâide

    Surah 5

    [1] Ey iman edenler! Allah ve insanlar arasında verdiginiz soz ve yaptıgınız baglantıları yerine getirin. Hac icin ihrama girdiginizde, avı helal saymamanız sartı ile size davardan su okunacaklardan baskası helal kılındı. Suphesiz ki Allah ne dilerse onu hukmeder

    [2] Ey iman edenler! Ne Allah’ın hac adetlerine, ne haram aya (Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarına), ne kurbanlık hediyelere, ne (onlardaki) gerdanlıklara, ne de Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram’ı kasdedip gelenlere sakın hurmetsizlik etmeyin. Ihramdan cıktıgınız zaman (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan menettiler diye bir kavme karsı beslediginiz kin, sakın sizi tecavuze goturmesin. Iyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlasın, gunah islemek ve haddi asmak uzerinde yardımlasmayın. Allah’dan korkun, cunku Allah’ın azabı cok siddetlidir

    [3] Size sunlar haram kılındı: (Eti yenen hayvanlardan bogazlanmaksızın olen) olu hayvan, akmıs kan, domuz eti, Allah’dan baskası adına bogazlanan hayvan, bir de henuz canı uzerinde iken yetisip kesmediginiz bogulmus,vurulmus, yuvarlanmıs, baska bir hayvan tarafından boynuzlanmıs, canavar tarafından parcalanmıs hayvanlar; ancak yetisip (Besmele ile) kestiginiz hayvan mustesna. Bir de dikili taslar uzerinde (Cahiliyyet devrinde taslara hurmeten) kesilenler, fal okları ile kısmet aramanız. Iste bunlar yoldan cıkıstır. Bugun kafirler, dininizi sondurebilmekten umidlerini kestiler; artık onlardan korkmayın, yalnız benden korkun. Bugun sizin icin dininizi kemale erdirdim, uzerinizdeki ni’metimi tamamladım ve size din olarak “Islam’ı” ihtiyar ettim. Her kim son derece aclık halinde caresiz kalırsa, gunaha meyl kasdı olmaksızın, canını kurtaracak kadar haram etlerden yiyebilir. Cunku Allah cok bagıslayıcıdır, cok merhametlidir

    [4] (Ey Rasulum), kendilerine hangi seylerin helal kılındıgını sana soruyorlar. De ki: “- Butun pak nimetler size helal kılınmıstır. Alıstırarak ve Allah’ın size ogrettigi av edeblerinden ogreterek yetistirdiginiz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve uzerine Allah’ın adını anın (BISMILLAH deyin). Allah’dan korkun, cunku Allah’ın hesaba cekisi cok cabuktur.”

    [5] Bugun temiz ve pak ni’metler size helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecegi size helal oldugu gibi, sizin yiyeceginiz de onlara helaldir. Namuslu, zina yapmamıs ve gizli dostlar edinmemis oldugunuz halde, mu’minlerden hur ve iffetli kadınlarla, sizden once kendilerine kitap verilenlerden (Hristiyan ve Yahudiler’den) yine hur ve iffetli kadınları, mehirlerini verip nikahlayınca, onlar size helaldir. Kim seriatın hukumlerini tanımaz, imanı inkar ederse, butun yaptıkları bosa gitmistir; ve o, ahirette husrana ugrayanlardandır

    [6] Ey mu’minler! Namaza kalkacagınız zaman yuzunuzu ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayın, basınızı (ıslak elle silin) mesh edin ve ayaklarınızı da (topuklarınızla beraber) yıkayın. Eger cunub iseniz boy abdesti alın. Eger hasta veya yolculukta bulunuyorsanız veya icinizden biri ayak yolundan gelmisse veya kadınlara dokunmus (cima etmis) iseniz ve bu hallerde su bulamamıssanız, o vakit pak bir toprakla teyemmum edin, niyetle ondan (o topraktan) yuzlerinize ve ellerinize surun. Allah size bir gucluk dilemez, fakat sizi tertemiz yapmak ve uzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, ta ki sukredesiniz

    [7] Allah’ın uzerinizdeki nimetini ve sizi “-Dinledik, itaat ettik” dediginiz zaman, bagladıgı misakını unutmayın, hatırlayın. Allah’dan korkun. Suphesiz ki Allah, butun goguslerin (kalblerin) esrarını tamamiyle bilir

    [8] Ey mu’minler! Allah icin hakkı ayakta tutan hakimler ve adaletle sahidlik eden kimseler olun. Bir topluluga olan kininiz, sizi adaletsizlige goturmesin. Adalet yapın ki, o takvaya en cok yakın olandır. Allah’dan korkun. Cunku Allah yaptıklarınızdan haberdardır

    [9] Allah, iman edip salih amel isleyenlere vaad etti ki, onlar icin bir magfiret ve buyuk bir mukafat vardır

    [10] Kufre varıp ayetlerimizi tekzip edenlere gelince, onlar, cehennemliktirler

    [11] Ey mu’minler! Allah’ın uzerinizdeki ni’metini hatırlayın. Hani bir kavim (Kureys) size ellerini uzatmayı (sizi oldurmeyi) kurmustu da Allah, bunların ellerini sizden menetmisti. Allah’dan korkun. Muminler yalnız Allah’a tevekkul etsinler

    [12] Andolsun ki, Allah, Israilogullarından misak (ahd ve soz ) almıstı. Iclerinden on iki nazır (kavimlerinin hallerini bildirecek kulagı delik kimseler) bulundurmustuk. Allah onlara soyle demisti: “- Muhakkak ben sizinle beraberim. And olsun ki, eger namazı kılar, zekatı verir, Peygamberlerime iman eder, kendilerine kuvvetle yardım eder, Allah yolunda guzel nafaka verirseniz mutlaka sizden, gunahlarınızı orterim. Gercekten sizi, (agacları) altından ırmaklar akar cennetlere koyarım. Artık bundan sonra da icinizden kim nankorluk eder, kafir olursa o, muhakkak dosdogru yolun ortasından sapmıstır.”

    [13] Sonra bu misaklarını (ahd ve sozlerini) bozdukları icindir ki, biz, onları lanetledik (rahmetimizden kovduk) ve kalblerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri (Tevrat’taki Peygambere ait vasıfları ve bazı ayetleri) yerlerinden oynatarak degistirir tahrif ederler; ve onlar, emredildikleri hakikatlerden nasip almayı da (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. Iclerinden pek azı mustesna, sen, onlardan daima bir hainligin farkına varıp duracaksın. Boyleyken yine onlardan sucları bagısla ve aldırma; cunku Allah, iyilik edenleri sever

    [14] “- Biz Hristiyanız” diyenlerden de misaklarını (saglam sozlerini) almıstık. Derken bunlar da emredildikleri hakikatlerden nasip almayı (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. Biz de aralarına, kıyamet gunune kadar surecek kin ve dusmanlık bıraktık. Yakında Allah, onlara, ne isler yaptıklarını haber verecektir

    [15] Ey Yahudi ve Hristiyanlar! Simdi size Peygamberimiz geldi; kitabınızdan gizlemekte oldugunuz seylerin bir cogunu size acıklıyor, bir cogundan da geciyor. Iste size, Allah’dan bir Nur (Hz. Muhammed Aleyhisselam) ve aydın bir kitap (KUR’AN) geldi

    [16] Allah, rızasına uyanları o nurla selamet yollarına iletir ve onları, izniyle karanlıklardan aydınlıga cıkarıp dogru yola (Islama) goturur

    [17] Andolsun ki, “- Allah, o Meryem’in oglu Mesih’dir” diyenler suphesiz kafir olmustur. De ki: “- Eger Allah, Meryem’in oglu Mesih’i, anasını ve arzda bulunanların hepsini yok etmek isterse, ondan kim bir sey kurtarabilir. Goklerin ve yerin aralarındaki her seyin mulku (hakimiyeti) Allah’ındır. O, diledigini yaratır ve her seye kadirdir.”

    [18] Yahudiler ve Hristiyanlar: “- Biz, Allah’ın ogulları ve sevgilileriyiz.” dediler. Onlara de ki, o halde neye gunahlarınızdan oturu Allah size azab ediyor? Hayır, dogrusu siz onun yarattıgından bir insansınız. Diledigini bagıslar ve diledigine de azab eder. Goklerin ve yerin ve aralarındaki her seyin mulku Allah’ındır. Nihayet donus O’nadır

    [19] Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildigi bir bosluk zamanında size Islam dinini acıklayan Peygamberimiz (Hz. Muhammed Aleyhisselam) gelmistir. Ta ki, bize, mujdeleyici ve korkutucu bir elci gelmedi, demiyesiniz. Gercekten size, cennet mujdecisi ve cehennem habercisi gelmistir. Allah, her seye kadirdir

    [20] Bir vakit Musa, kavmine soyle demisti: “- Ey kavmim, Allah’ın uzerinizdeki nimetini dusunun. Zira icinizden size peygamberler gonderdi ve sizi hukumdarlar yaptı, alemlerden hic birine vermedigi seyi size verdi

    [21] Ey Kavmim, Allah’ın sizin icin (vatan) takdir ettigi mukaddes yere (Beyti Makdis’e veya Sam’a) girin ve dusmandan kacıp arkanıza donmeyin ki, husrana duser, zarara ugrarsınız.”

    [22] Israilogulları: “- Ya Musa! O mukaddes yerde zalimler kavmi var. Onlar, oradan cıkmadıkca asla biz oraya giremeyiz. Eger oradan cıkarlarsa, o zaman, biz de gireriz.” dediler

    [23] Allah’dan korkanlardan, Allah’ın kendilerine ihsan ettigi iki adam soyle dedi: “- Zalimlerin sehrine ait kapıdan girin. Oraya girince muhakkak galibsiniz. Artık gercek muminlerseniz Allah’a tevekkul edin.”

    [24] Israilogulları soyle dediler: “- Ey Musa, o zalimler orada iken biz hic bir zaman oraya giremeyiz. Artık sen ve Rabb’in beraber gidin de ikiniz harp edin; biz mutlaka burada oturucularız.”

    [25] Musa: “- Ya Rab! Ben kendimle kardesimden baskasına sahip degilim, digerlerine soz geciremiyorum; bizimle bu fasık kavmin arasını sen ayır.” dedi

    [26] Allah, Musa (aleyhisselama) soyle buyurdu: “- Artık orası (Mukaddes yer), onlara kırk yıl haram edilmistir. Oldukları yerde (Tih sahrasında) basıbos, saskın saskın dolasacaklar. O hale, o fasıklar kavminin hallerine kederlenme.”

    [27] Ey Rasulum, ehl-i kitaba, Adem’in iki oglunun haberini hakkıyla oku. Onlar, Allah rızasını kazanmak icin kurban kesmislerdi (hayır islemislerdi) de birinden kabul edilmis, digerinden kabul olunmamıstı. Kurbanı kabul olunmıyan (Kabil) digerine: “- Seni muhakkak oldurecegim.” demisti. Kardesi ona soyle cevap vermisti. “Allah, ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.”

    [28] Yemin ederim ki, eger beni oldurmek icin elini bana uzatırsan, ben seni oldurmek icin sana el uzatacak degilim. Cunku ben alemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım

    [29] Ben suphesiz isterim ki, sen kendi gunahınla benim gunahımı da yuklenesin. Boylece cehennemliklerden olasın. Iste zalimlerin cezası budur

    [30] Nihayet Kabil nefsine uyarak kardesini (Habil’i) oldurmege kalkısmıs ve sonra onu oldurmustu. Boylece ziyana ugrayanlardan olmustu

    [31] Sonra Allah bir karga gonderdi. Kabil’e kardesinin olu cesedini nasıl ortecegini gostermek icin o karga, yeri eseliyordu. Kabil: “- Bana yazıklar olsun! Ben su karga gibi olup da kardesimin cesedini ortemedim.” dedi. Artık o pismanlıga dusenlerden olmustu

    [32] Bundan dolayı Israilogullarına kitabda bildirmistik ki, kim kısas gerekmeksizin veya yeryuzunde fesad (sirk) olmaksızın bir nefsi oldururse, butun insanları oldurmus gibi olur. Kim de onu kurtarırsa, butun insanları kurtarmıs gibi olur. Gercekten Israilogullarına, peygamberlerimiz mucizeler getirdiler. Sonra, onlardan bir cogu, bu ayet ve mucizeler arkasından, yine de yeryuzunde fesad ve cinayet yapmakla haddi asmaktadırlar

    [33] Allah’a ve Peygamberine karsı (muslumanlara karsı) savasa kalkısanlarla yer yuzunde fesada calısanların cezası, ancak oldurulmeleri, asılmaları yahut sag elleriyle sol ayaklarının caprazvari kesilmesi, yahud da bulundukları yerden surgun edilmeleridir. Iste, bu ceza, onların dunyadaki rusvaylıgıdır. Ahirette ise kendilerine buyuk bir azab vardır

    [34] Ancak kendilerini yakalamazdan once tevbe edenler olursa, bilin ki Allah tevbeleri sebebiyle gunahlarını magfiret buyurucudur, cok merhamet edicidir. (Yalnız sahsi haklar bagıslanmaz; burada bagıs hak sahibine aittir)

    [35] Ey iman edenler! Allah’dan korkun ve onun rahmetine yaklasmaga yol arayın. O’nun yolunda mucahede yapın ki, kurtulusa varasınız

    [36] O kafir olanlar icin, eger butun yeryuzundekilerle bir o kadarı daha olsa da, kıyamet gununun azabından kurtulmak icin bunu feda etseler, yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlara cok acıklı bir azab vardır

    [37] Onlar, atesten cıkmak isterler. Fakat onlar, bundan cıkacak degillerdir. Onlar icin devamlı bulunan bir azab vardır

    [38] Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıklarına karsılık ve Allah’dan bir azab olmak uzere, (sag) ellerini kesin. Allah, mutlak galibdir, yegane hukum ve hikmet sahibidir

    [39] Kim yaptıgı hırsızlık zulmunden tevbe eder ve halini duzeltirse muhakkak ki, Allah onun tevbesini kabul eder. Cunku Allah cok bagıslayıcı, cok merhamet edicidir

    [40] Ey Insan! Sen bilmez misin ki, goklerin ve yerin mulk ve tasarrufu Allah’ındır. O diledigine azab eder ve diledigini bagıslar. Allah her seye kadirdir

    [41] Ey sanlı Rasul! Kalbleriyle inanmadıkları halde agızlarıyla “Inandık” diyenlerle (munafıklarla) Yahudilerden kufur icinde kosusanlar seni uzmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyenler ve senin huzuruna gelmiyen baska bir kavim icin, casusluk edenlerdir. Yerli yerinde hak olarak soylenen kelimeleri sonradan degistirirler: “- Eger size su (fetva) verilirse, onu kabul edin, verilmezse sakının” derler. Allah kimin fitneye dusmesini dilerse, asla sen onun lehine Allah’dan hic bir seye sahip olamazsın. Onlar, oyle kimselerdir ki, Allah kalblerini temizlemek istememistir. Onlar icin dunyada bir perisanlık, ahirette de buyuk bir azab vardır

    [42] Onlar boyuna yalancılık icin dinlerler, boyuna haram yerler. Eger aralarında hukum vermek icin sana gelirlerse, ister aralarında hukmet, ister kendilerinden yuz cevir; eger yuz cevirirsen, sana hic bir zarar veremezler. Eger hukmedersen, aralarında adaletle hukum ver. Cunku Allah, adalet sahiblerini sever

    [43] Yanlarındaki Tevrat’da Allah’ın hukmu dururken seni nasıl hakem yapıyorlar? Sonra da bu hukmun arkasından yuz ceviriyorlar. Onlar, iman eden kimseler degillerdir

    [44] Suphesiz ki Tevrat’ı biz indirdik. Onda bir hidayet, bir nur vardır. Allah’ın emrine boyun egen peygamberler, onunla Yahudi’ler arasında hukum verirlerdi. Alimler ve fakihler de, Allah’ın kitabını korumaya memur olmaları ve uzerine sahid bulunmaları itibariyle hukmederlerdi. O halde ey Yahudiler, Tevrat’daki ahir zaman peygamberine ait vasıfları acıklamak hususunda, insanlardan korkmayın; benden korkun. Benim ayetlerimi birkac para menfaat karsılıgında degismeyin. Kim Allah’ın indirdigi hukumlerle hukum vermezse, iste onlar kafirdirler

    [45] Tevrat’da Israilogulları uzerine su farzı da yazdık: Cana can, goze goz, buruna-burun, kulaga-kulak, dise-dis ve yaralar birbirine karsı kısastır. (Bunlardan bir sucu isleyen aynen karsılıgı ile cezalandırılır). Fakat kim de bu hakkını sadaka olarak bagıslarsa, o, kendi gunahına keffaret olur. Kim Allah’ın indirdigi hukumlerle hukum vermezse iste onlar zalimlerdir

    [46] Arkadan da, o peygamberlerin izleri uzere Meryem’in oglu Isa’yı, kendinden onceki Tevrat’ı tasdikci olarak gonderdik; ve ona, sakınanlara bir hidayet olmak uzere de, icinde nurla hidayet bulunan ve onundeki Tevrat’ı tasdik eden INCIL’i vermistik

    [47] (Ve demistik ki): Incil ehli, Allah’ın indirdigi Incil’deki hukumlerle hukum versin. Kim Allah’ın indirdigi hukumlerle hukum vermezse, iste onlar fasıklardır (kafirlerdir)

    [48] Ey Rasulum, sana da bu hak kitabı (Kur’an’ı), kendinden onceki kitabları hem tasdikci, hem onlar uzerine bir sahid olarak indirdik. O halde sen, ehl-i kitab arasında Allah’ın sana gonderdigi hukumlerle hukum ver; sana gelen bu hakdan ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme. Ey insanlar! Sizden her bir peygamber icin, bir seriat ve bir yol tayin ettik. Eger Allah dileseydi, hepinizi tek seriata baglı bir ummet yapardı. Fakat sizi, zamana gore size verdigi seriat olculeri icinde imtihan edecek. O halde hayırlı isler yapmakta birbirinizle yarısın. Sonunda toptan donusunuz Allah’adır. O gun, din hakkında yaptıgınız ihtilafları Allah size haber verecektir

    [49] Ve su emri de indirdik. Aralarında, Allah’ın indirdigi hukumlerle hukum ver, arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdigi hukumlerin bir kısmından seni sasırtırlar diye kendilerinden sakın. Eger onlar, hukumleri kabulden yuz cevirirlerse, bil ki, Allah onların bazı gunahları sebebiyle baslarına mutlaka bir musibet getirmek diliyor. Her halde insanların cogu fasıktırlar. (Allah’ın emrinden dısarı cıkarlar)

    [50] Onlar, hala o cahillik devrinin hukmunu mu istiyorlar? Kimmis Allah’dan daha guzel hukum verecek? Fakat bunu, gercek anlayıs sahibi olan bir toplum bilir

    [51] Ey iman edenler! Yahudi’lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. Icinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o da onlardandır. Allah, dusmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eristirmez

    [52] Onun icin kablerinde nifak hastalıgı olanları gorursun ki, kafirlerle dostluk yapmak hususunda yarısırlar. Korkarız bir zaman inkılabı ile Islam maglup olur, derler. Fakat yakındır ki, Allah, muslumanlara zaferi veya kendi katından bir emri (munafıkların acıga vurulması emrini) getirir de nefislerinde gizlediklerine pisman olurlar

    [53] Munafıkların hali acıga cıkınca muminler birbirlerine soyle diyeceklerdir: “- Sizinle beraber olduklarına, kuvvetli yeminleriyle, Allah’a yemin edenler sunlar mı? onların butun yapatıkları bosa cıktı da ahirette husran (perisanlık) icinde kaldılar.”

    [54] Ey iman edenler! Icinizden kim dininden donerse, sunu bilsin: Allah onun yerine oyle bir kavim getirecek ki, Allah onları sever; onlar da Allah’ı severler, muminlere karsı yumusak gonullu, kafirlere karsı onurlu ve basları yukardadır; Allah yolunda mucadele ederler, dil uzatanın kınamasından korkmazlar. Iste bu, Allah’ın ihsanıdır. Onu diledigi kimseye verir. Allah’ın ihsanı genistir, her seyi bilendir

    [55] Sizin veliniz ve yardımcınız ancak Allah’la onun peygamberidir; bir de iman edenlerdir ki, onlar, Allah’ın emirlerine boyun egerek namaza devam ederler ve zekat verirler

    [56] Kim Allah’ı, Peygamberini ve mu’minleri yar edinir, yardımda bulunursa, suphesiz ki ustun gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır

    [57] Ey iman edenler! Ne sizden once kitab verilenlerden dininizi oyuncak ve eglence yerine tutanları, ne de diger kafirleri dost edinmeyin. Eger gercek muminlerseniz Allah’dan korkun

    [58] (Ezanla) birbirinizi namaza cagırdıgınız zaman (onu) bir eglence ve oyun yerine koyuyorlar. Bu davranısları, kendilerinin akıl ermez bir topluluk olmalarındandır

    [59] De ki, ey Ehl-i Kitab! Siz ancak sunun icin bizden hoslanmıyorsunuz: Biz, Allah’a, bize indirilene ve bizden daha once indirilmis olana iman ettik de ondan. Sizin cogunuz ise imandan cıkmıs fasıklarsınız

    [60] De ki: Allah katında ceza bakımından bundan daha kotusunu size haber vereyim mi? O kimseler ki, Allah kendilerine lanet etmis, gazabına ugratmıs, onlardan maymunlar, hınzırlar ve putlara (seytanlara) tapanlar yapmıs, iste onlar mevki bakımından daha fena ve dosdogru yoldan daha sapkındırlar

    [61] O munafıklar size geldikleri zaman: “- Biz iman ettik” derler. Halbuki onlar, senin yanına gizledikleri kufurle girdiler ve yine onunla cıkıp gittiler. Allah onların neler gizlemis bulunduklarını kendilerinden cok iyi bilendir

    [62] Onlardan bir cogunu gorursun ki, gunaha girmekte, dusmanlık etmekte ve haram yemekte birbirleriyle yarısırlar. Yapmakta oldukları sey ne kadar kotu

    [63] Ne olurdu? Onların alimleri ve din bilginleri, gunah soylemelerinden ve haram yemelerinden kendilerini vazgecirmege calıssalardı ya. Isledikleri bu sanat ne kadar kotu

    [64] Bir de Yahudi’ler: “- Allah’ın eli baglıdır. (comert degildir.)” dediler. Bu dedikleri soz sebebiyle elleri hayır yapmak hususunda baglandı ve lanetlendiler. Dogrusu Allah’ın kudret elleri acıktır, diledigi gibi ihsan eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen ayetler, onlardan bir cogunun azgınlıgını ve kufrunu artıracaktır. Bununla beraber biz onların arasına kıyamete kadar surecek kin ve dusmanlık bıraktık. Onlar, her ne zaman harb icin bir yangın tutusturdularsa, Allah onu sondurdu. Daima yeryuzunde fesad icin kosarlar. Allah ise, fesad cıkaranları sevmez

    [65] Eger ehl-i kitab (Hz. Muhammed Aleyhisselama ve Kur’an’a) iman etseler ve Allah’dan korkarak fenalıklardan sakınsalardı, muhakkak onların gunahlarını orter ve elbette kendilerini NAIM (nimeti bol) cennetlere koyardık

    [66] Bir de onlar, Tevrat’a, Incil’e, Rablerinden kendilerine indirilen butun ilahi kitaplara inanarak amel edip duraydılar, suphesiz ki, hem ustlerinden (agac meyvalarından) hem de ayaklarının altlarından (hububatlardan= tahıllardan) yiyeceklerdi (bol bol rızıklanacaklardı). Iclerinden bir topluluk mutedildir. (Hz. Peygambere iman etmislerdir). Fakat cogu ne fena isler yapıyorlar

    [67] Ey sanlı Peygamber! Rabbin tarafından sana indirileni tamamen teblig et. Eger tebligi tam yapmazsan, Allah’ın risaletini (elcilik gorevini) yerine getirmis olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Suphe yok ki Allah, kafirler topluluguna muvaffakiyet vermiyecektir

    [68] De ki: “- Ey Ehl-i Kitab! Siz (Nesh edilmemis hukumlerle tevhid esasını havi bulunan) Tevrat’ı, Incil’i ve Rabbinizden size indirilen (Kur’an’ı) tatbik etmedikce (hukumlerini yerine getirmedikce) dinden hic bir sey uzere degilsiniz.” And olsun, sana Rabbinden indirilen bu KUR’AN onlardan bir cogunun azgınlıgını ve kufrunu artıracaktır. O halde kafirlerin azgınlıgına karsı kederlenme

    [69] Dogrusu dilleriyle iman eden munafıklarla Yahudi’lerden, Sabiilerden (diger bir Yahudi fırkasından) ve Hristiyanlardan kim Allah’a ve ahiret gunune iman edip de salih amel islerse, artık onlara korku yoktur ve onlar, mahzun da olacak degillerdir

    [70] Andolsun ki, biz, Allah’a ve Peygamberine iman hususunda, Israil Ogullarından kuvvetli soz almıs ve kendilerine Peygamberler gondermistik. Ne zaman bir peygamber, nefislerinin istemedigi bir hukmu kendilerine getirdi ise, o peygamberlerin bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da olduruyorlardı

    [71] Hem sandılar ki, peygamberleri yalanlayıp oldurme belası baslarına kopmıyacaktır. Onlar, kor ve sagır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Arkasından yine onların cogu hakkı gormez ve isitmez oldular. Allah, butun yaptıklarını gorucudur

    [72] Suphesiz ki, “Allah, Meryem’in oglu Mesih’dir.” diyenlen kufretmistir. Halbuki Mesih (Hz. Isa) soyle demisti: “- Ey Israilogulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Kim Allah’a ortak kosarsa, ona Allah Cennet’ini haram etmistir; ve barınacagı yer de Cehennem’dir. Zalimlerin hic bir yardımcısı yoktur.”

    [73] “Allah, uc ilahdan ucuncusudur.” diyenler, elbette kafir olmuslardır. Halbuki bir tek ilah’dan baska hic bir ilah yoktur. Eger bu soylediklerinden vazgecmezlerse, iclerinden kufurde kalanlara muhakkak cok acıklı bir azab degecektir

    [74] Hala Allah’a tevbe edip magfiret dilemiyecekler mi? Allah cok bagıslayıcıdır, cok merhametlidir

    [75] Meryem’in oglu MESIH ancak bir peygamberdir. Ondan once bir cok peygamberler gecti. Anası cok dogru bir kadındı. Ikisi de yemek yerlerdi. Bak ki, ayetlerimizi onlara nasıl acık acık anlatıyoruz. Sonra da bak hakdan nasıl cevriliyorlar

    [76] De ki: Allah’ı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir fayda saglamayan seylere mi tapıyorsunuz? Halbuki Allah, butun soylediklerinizi isitendir, butun yaptıklarınızı bilendir

    [77] De ki: “- Ey ehl-i kitab! Dininizde haksız yere sınırı asmayın. Bundan once sasmıs, bir coklarını da sasırtmıs olan ve dogru yoldan sapmıs bulunan bir kavmin arzuları ardından gitmeyin

    [78] Israilogullarından kafir olanlara, hem Davud’un, hem de Meryem oglu Isa’nın dili ile lanet olundu. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve hakkın sınırını asmıs olmalarıydı

    [79] Onlar, birbirlerini, yaptıkları fenalıktan alıkomazlardı. Gercekten ne kotu is yapıyorlardı

    [80] Ehl-i Kitabdan cogunu gorursun ki, muminlere olan kinlerinden oturu, musriklere (Mekke kafirlerine) dostluk ederler. Elbette nefislerinin kendileri icin, ahiret hesabına, ileri surdugu seyler ne kotu! Allah, onlara gazab etti ve onlar azab icerisinde devamlı olarak kalıcıdırlar

    [81] Eger onlar, Allah’a Peygambere ve ona indirilene iman etmis olsalardı, kafirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların cogu imandan cıkmıs kimslerdir

    [82] Andolsun ki, Yahudi’lerle musrikleri, muminlere dusmanlık bakımından, insanların en siddetlisi bulacaksın. Sevgi bakımından muminlere en yakın olanlarını da “-Biz Hristiyanız.” diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi su: Cunku onların icinde bilgin Kesisler ve dunyayı terk eden Rahipler vardır. Hakikaten onlar, hakkı kabul hususunda buyuklenmez ve kibretmezler

    [83] Peygambere indirileni (Kur’an’ı, Hristiyanların anlayısları) dinledikleri zaman, hakkı anladıklarından oturu gozlerinin yasla dolup bosandıgını gorursun. Onlar soyle derler: “Ey Rabbimiz! Iman ettik, simdi bizi sehadet getirenlerle beraber yaz.”

    [84] Butun emelimiz Rabbimizin bizi salih kimseler arasına koyması iken, neye biz Allah’a ve bu bize gelen Peygamberle Kur’an’a iman etmiyelim?”

    [85] Iste boyle demelerine karsılık Allah da kendilerine sevap olarak agacları altından ırmaklar akan cennetleri verdi ki, iclerinde ebediyyen kalıcı haldedirler. Iste iyilik yapanların mukafatı budur

    [86] Kufredip ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar, hep cehennemliktirler

    [87] Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldıgı nimetlerin temiz ve hoslarını kendinize haram etmeyin, asırı da gitmeyin. Cunku Allah asırı gidenleri sevmez

    [88] Allah’ın size rızık olarak verdigi nimetlerden helal ve hos olarak yeyin. Hem de kendisine iman etmis bulundugunuz Allah’dan korkun

    [89] Allah, sehven ve kasıtsız olarak yaptıgınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bile bile yaptıgınız yeminler yuzunden sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiginizin orta derecesinden on fakiri doyurmak, yahut giydirmek, yahut bir kole azad etmektir. Bunlara gucu yetmiyen uc gun (arka arkaya) oruc tutar. Iste yemin ettiginiz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Bununla beraber yeminlerinizi bozmaktan sakının. Allah ayetlerini size boyle acıklıyor ki, sukredesiniz

    [90] Ey muminler! Sarap (icki icmek), kumar oynamak, ibadet icin dikilen putlar, (cahillik devrinde kullanılan) fal okları hep seytanın isinden pis birer seydir. Onun icin bunlardan sakının ki, kurtulasınız

    [91] Muhakkak seytan, sarabda ve kumarda aranıza dusmanlık ve kin dusurmek; sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz, bunlardan sakınmaz mısınız

    [92] Allah’a ve onun Peygamberine itaat edin ve onların emirleriyle yasaklarına aykırı hareket etmekten sakının. Eger itaat etmekten yuz cevirirseniz biliniz ki, Peygamberimize dusen sadece acık bir tebligdir

    [93] Iman edip salih ameller isleyenler uzerine, bundan boyle sakındıkları ve guzel islere devam ettikleri, sonra takva ve imanlarında koklestikleri, daha sonra bu takva ile beraber guzel islerle mesgul oldukları takdirde, onceden (haram kılınmazdan evvel) tattıkları seylerde, uzerlerine bir gunah yoktur. Allah, iyilik yapanları sever

    [94] Ey iman edenler! Allah, kendisini gormeksizin zatından korkanları meydana cıkarmak icin, ihramda iken sizleri av gibi bir seyle imtihan edecek; (oyle ki, bol olan bu av hayvanlarına) isterseniz elleriniz de yetisebilecek, mızraklarınız da. Kim bundan sonra hududu asıp av yaparsa, iste ona acıklı bir azap vardır

    [95] Ey iman edenler! Siz, ihramda iken avı oldurmeyin. Icinizden kim onu bilerek oldururse, ona, oldurdugu hayvanın benzeri bir hayvan kurban etmek cezası vardır; buna, Kabe’ye ulasmıs bir kurbanlık olmak uzere, icinizden adalet sahibi iki kisi hukmeder. Yahut bir keffaret vardır ki, (bu da) nisbette yoksulu doyurmak veya her fakire karsılık bir gun oruc tutmaktır. Boylece yaptıgının cezasını tatsın. Allah gecmiste yapılanları bagısladı. Fakat kim (bundan sonra) bir daha yaparsa Allah ondan intikamını alacaktır. Allah mutlak galibdir, intikam sahibidir

    [96] Deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı ki, hem size, hem de yolcu olanlarınıza faydalı olsun. Kara avı ise, ihramda bulundugunuz muddet icerisinde, size haram edildi. Huzuruna varıp toplanacagınız Allah’dan korkun

    [97] Allah, Kabe’yi, o Beyt-i Haram’ı insanlar icin din islerinde bir duzen ve dunyada cinayetten emin bir yer kıldı. Haram olan ayları (hac aylarını) da, gerdanlıksız ve gerdanlıklı kurbanlıkları da hem magfiret, hem de taarruzdan korunma sebebi kıldı. Butun bunlar, Allah’ın goklerde ve yerde ne varsa hepsini bildigini ve gercekten Allah’ın her seyi bilici oldugunu sizin de bilmeniz icindir

    [98] Biliniz ki, Allah’ın azabı cok siddetlidir ve gercekten magfireti boldur, ziyade merhametlidir

    [99] Peygamberin uzerinizdeki (gorevi) ancak ilahi emirleri tebligdir. Allah, acıkladıgınız ve gizlediginiz sozlerle hareketlerinizin hepsini bilir

    [100] De ki: “- Murdarla temiz (haramla helal) bir olmaz; murdarın coklugu hosunuza gitse bile”. O halde ey gercek akıl sahipleri, haram (murdar) hususunda Allah’dan korkun ki, kurtulusa kavusasınız

    [101] Ey iman edenler! Oyle seylerden Peygambere sormayın ki, size acıklanırsa fenanıza gidecektir. Halbuki Kur’an indirilirken sorarsanız onlar size acılır, meydana cıkar. (onceki ummetlerin helaki, peygamberlerine cok soru sormaları ve ihtilafları yuzunden olmustur.) Allah, simdiye kadarki sorularınızı bagısladı. Allah cok bagıslayıcıdır, azabında aceleci degildir

    [102] Dogrusu, sizden once bir kavim, oyle (luzumsuz) seyleri sordu da, sonra o yuzden kafir oldular

    [103] Allah, (cahiliyyet devrindeki adet uzere) kulagı yarılıp salıverilen ve putlara adak yapılan develerle, putlar icin kesilen erkek koyunların ve sırtı yuke haram kılınan develerin hic birini mesru kılmamıstır. Fakat, kufredenler, Allah’a yalan uydururlar. Onların cogunun akılları ermez

    [104] Onlara: “- Allah’ın indirdigi Kur’an hukumlerine ve Peygamberin sunnetine gelin”, denildigi zaman: “- Bize, atalarımızı uzerinde buldugumuz din yeter”, diyorlar. Ataları bir sey bilmiyor ve dogru yola gitmiyor idiyseler de mi

    [105] Ey iman edenler! Nefislerinizi duzeltmek uzerinize borctur. Siz duzelip dogru yolda bulunduktan sonra, yolunu sasıranlar size zarar veremez. Hepinizin donusu nihayet Allah’adır. Artık ne yapmıs oldugunuzu, O, size haber verecektir

    [106] Ey iman edenler! Sizden birinize olum hali geldigi zaman, vasiyyet vaktinde icinizden adalet sahibi iki kimseyi, yahut yolculukta iken olum musibeti basınıza gelmisse, milletinizden olmayan (gayri muslim) iki adamı sahid tutun. Eger bu gayri muslim sahidlerden supheleniyorsanız (ekseriya hukum zamanı olan) ikindi namazından sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah’a soyle yemin ederler: “-Billahi, akrabamız da olsa yeminimizi hic bir karsılıkla degismeyiz. Allah’ın emri olan sahidligi gizlemeyiz. Eger gizlersek muhakkak gunahkarlardan oluruz.”

    [107] Eger gayri muslim iki sahidin yalancılık gibi kotu halleri meydana cıkar da buna hak kazanırlarsa, o zaman mirascılardan haksızlıga ugramıs iki kisi bunların yerine gecer ki, bunlar sahid olmaga daha layık kimselerdir. Sonra Allah’a soyle yemin ederler. “Billahi, bizim sahidligimiz, o iki kimsenin sahidliginden daha dogrudur. Biz hakkı cigneyip tecavuz etmedik. Tecavuz etsek, suphesiz ki, zalimlerden oluruz.”

    [108] Bu yeminin mirascılara bırakılması, sahitligi, oldugu gibi yerine getirmelerine veya yaptıkları yeminden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir caredir. Allah’dan korkun ve emirlerini dinleyin. Cunku Allah, fasıklar (ilahi emirleri cigniyenler) toplulugunu selamet yoluna cıkarmaz

    [109] Allah kıyamet gununde peygamberleri toplayıp soyle buyurur: “- Ummetinizi davet ettiginizde, size ne cevap verildi?” Onlar da: “- Bizde hic bir bilgi yok. Suphesiz ki, sen butun gaybları kemal uzere bilensin.” derler

    [110] Allah o gun soyle buyuracak: -Ey Meryem oglu Isa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani, seni Cebrail ile desteklemistim de hem besikte, hem de yetiskin iken insanlarla konusuyordun; hani sana yazı yazmayı, hikmeti (saglam olan dogru sozu), Tevrat’ı ve Incil’i ogretmistim: hani benim iznimle camurdan kus bicimi yapıyordun, sonra icine ufluyordun da benim iznimle bir kus oluveriyordu; ve anadan dogma ama ile abrası da benim iznimle hayata cıkarıyordun; hani senden Israilogullarını defetmistim (seni oldurememislerdi). Kendilerine acık mucizeler getirdigin zaman da, iclerinden kufre varanlar soyle demisti: “- Bu apacık bir sihirden baska bir sey degildir.”

    [111] Hani Havari’lere (Hz. Isa’ya baglı olanlara): “-Bana ve Peygamberime iman edin” diye ilham etmistim de onlar: “Iman ettik, bizim hakiki muslumanlar oldugumuza sahid ol” demislerdi

    [112] Bir vakit de Havari’ler: “- Ey Meryem oglu Isa! Rabbin bize gokten bir sofra indirebilir mi? “ demislerdi. Isa da: “- Eger muminseniz, Allah’a ve benim peygamberligime inanmıssanız, Allah’dan korkun” demisti

    [113] Havariler soyle dediler: “- Istiyoruz ki, ondan yiyelim, kalblerimiz yatıssın ve senin bize dogru soyledigini bilelim. Boylece mucizelere sahidlik edenlerden olalım.”

    [114] Meryem oglu Isa soyle yalvardı: “- Ey Allah’ım, Rabbimiz! Bize gokten bir sofra indir ki, bizim hem evvelimiz, hem de ahirimiz icin bir bayram ve kudretinden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın

    [115] Allah buyurdu ki, ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra icinizden kim nankorluk ederse, artık onu, alemlerden hic bir kimseye yapmıyacagım bir azab ile azablandırırım

    [116] Hatırla ki, kıyamet gununde Allah soyle buyuracak: “- Ey Meryem oglu Isa! Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilah edinin, diye insanlara sen mi soyledin?” Isa: “- Seni tenzih ederim, hak olmayan sozu soylemek bana yakısmaz. Eger soyledimse muhakkak onu bilirsin. Icimde olan her seyi sen bilirsin; fakat ben, senin zatında olanı bilmem, Suphesiz ki sen, gayıbları kemal uzre bilensin

    [117] Sen bana ne emrettinse, ben kendilerine ondan baskasını soylemedim. Hep, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim ve aralarında bulundugum muddet, uzerlerine gozcu idim. Ne zaman ki beni iclerinden aldın, uzerlerinde gozetleyici yalnız sen kaldın. Zaten sen her seye sahidsin

    [118] Eger onlara azab edersen, suphe yok ki, onlar senin kullarındır; ve eger kendilerini bagıslarsan yine suphe yok ki, sen, mutlak galibsin ve hukmunde hikmet sahibisin” der

    [119] Allah soyle buyurur: “-Bugun, dogru soyliyenlerin sadakatleri kendilerine fayda verecegi bir gundur. Onlara, agacları altından ırmakla akar cennetler vardır. Onlar orada devamlı olarak kalıcıdırlar. Allah kendilerinden razı olmus, onlar da Allah’dan razı olmuslardır. Iste bu, en buyuk kurtulus

    [120] Goklerle yerin ve iclerinde ne varsa hepsinin mulku Allah’ındır. O, her seye kadirdir

    En'âm

    Surah 6

    [1] Hamd, gokleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlıgı yapan Allah’a mahsustur. Sonra da Rablerini tanımıyanlar, ona, putları denk tutuyorlar

    [2] O, sizi bir camurdan yaratan, sonra olum ecelini (zamanını) takdir edendir. Bir de Allah’ın katında takdir edilen bir ecel kıyamet vakti vardır. Sonra da siz, (ey kafirler dirileceginize) daha suphe ediyorsunuz

    [3] Halbuki goklerde ve yerde ibadete layık yalnız O Allah’dır. Sizin icinizi de bilir, dısınızı da. O, yapacagınız seyleri de bilir

    [4] Boyle iken, onlara (Mekke’lilere) Rablerinin ayetlerinden gelen bir ayet yoktur ki, ondan yuz cevirmis olmasınlar

    [5] En buyuk mucize olan KUR’AN onlara geldigi zaman dahi; onu yalanlamıslardı. Fakat yakında, ne ile alay etmis bulunduklarının haberleri (dunya ve ahirette cekecekleri azab) onlara gelecektir

    [6] Gormediler mi ki, kendilerinden once ne kadar nesiller helak ettik? Biz, onlara yeryuzunde size (ey Mekke’liler) vermedigimiz butun imkanları verdik; gokten uzerlerine bol bol yagmur gonderdik. Ev ve bahcelerinin altlarından akar ırmaklar meydana getirdik. Oyle iken, yapmıs oldukları gunahlar sebebiyle onları helak ettik de arkalarından baska yeni nesiller icad ettik

    [7] Eger sana, yapraklara yazılı bir kitap indirseydik de onlar, elleriyle onu tutmus bulunsalardı, o kufredenler yine muhakkak (soyle) diyeceklerdi: “- Bu apacık bir sihirden baska bir sey degildir.”

    [8] Bir de: “- Peygambere bir melek indirilse de gorsek ya...” diyorlar. Eger oyle bir melek indirseydik (yine iman etmemekle helaklerine dair) is bitirilmis olur, sonra tevbeleri icin kendilerine bir an goz bile actırılmazdı

    [9] Eger Peygamberleri bir melek yapaydık, yine onu bir adam seklinde gosterirdik ve elbette onları, dusmekte oldukları supheye yine bırakırdık

    [10] Andolsun ki, (ey Rasulum) senden once gonderilen peygamberlerle de eglenildi. Fakat eglendikleri o hak, iclerinden maskaralık edenleri kusatıverdi (de helak oldular)

    [11] De ki: “-Yeryuzunde dolasın da hele bir bakın; o peygamberlere yalancı diyenlerin sonu nasıl olmustur.”

    [12] De ki: “- Goklerde ve yerde olan seyler kimin?” (Eger cevap verilmezse) de ki: Allah’ındır. O, kendi ustune rahmeti yazdı. Muhakkak ki sizi kıyamet gunune (goturup) toplayacaktır. Bunda asla suphe yoktur. Nefislerine ziyan edenler, iste onlar, iman etmezler.”

    [13] Halbuki gecede ve gunduzde yerlesenle hareket eden ne varsa O’nundur. O, herkesin sozlerini isitendir, butun hallerini bilendir

    [14] De ki: “- Gokleri ve yeri yaratan Allah’dan baskasını mı dost edinirim? Halbuki o, rızık veriyor, yediriyor; ve yedirilmekten, beslenmekten munezzeh bulunuyor.” De ki:”- Bana, Islamı kabul edenlerin ilki olmaklıgım emredildi ve sakın musriklerden olma (denildi.)”

    [15] De ki: “- Eger ben, Rabbime isyan edersem, cidden buyuk bir gunun azabından korkarım

    [16] O gun, kimden azab giderilirse muhakkak ki Allah ona merhamet etmistir. Iste apacık kurtulus budur

    [17] Eger Allah, sana bir bela (keder) degdirirse artık onu, ondan baska acacak (giderecek) kimse yoktur. Sana bir hayır degdirirse (verirse), yine O, onu devam ettirmege ve her seye kadirdir

    [18] O, kullarının ustunde galibdir. O, yegane hukum ve hikmet sahibidir, her seyden haberdardır.”

    [19] De ki: “- Sahid olmak bakımından hangi sey en buyuktur?” (Cevab vermezlerse) de ki: “- Allah, benimle sizin aranızda , sahiddir ve bana su KUR’AN vahyolundu ki, onunla, hem sizi, hem de kime ulasırsa onu korkutayım. Allah’la beraber baska ilahlar olduguna hakikaten siz mi sahidlik ediyorsunuz?” Ben, buna sahidlik etmem, de. De ki: “- O, yalnız bir tek Ilah’dır ve ben de, O’na es kostugunuz put’lara ibadet etmekten beriyim.”

    [20] Kendilerine kitap verdigimiz ummetlerin bilginleri, o Peygamberi (Hazreti Muhammed Aleyhisselamı), ogullarını tanıdıkları gibi bilir ve tanırlar. Kufre varmakla nefislerine ziyan edenler, iste onlar iman etmezler

    [21] Allah’a iftira ederek yalan uyduran ve onun ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suphe yok ki, o zalimler kurtulusa eremezler

    [22] Hele musriklerin hepsini kıyamet gununde toplayıp sonra onlara: “- Hani, nerede Allah’a es sayarak o tapınmıs oldugunuz ortaklarınız?” deriz

    [23] Sonra (kurtulus icin) ozurleri mevcut olmayıp sadece soyle diyeceklerdir: “- Rabbimiz olan Allah’a yemin ederiz ki, biz, musriklerden degildik.”

    [24] Bir bak ki, vicdanlarına karsı nasıl yalan uydurdular. Allah’a ortak kostukları putları da kendilerinden (nasıl) kayboldu

    [25] Musriklerden bazıları, seni Kur’an okurken dinlerler; fakat biz, kalblerine, onu anlamalarına engel perdeler ve kulaklarının icine de agırlık (sagırlık) koyduk. Onlar, her mucizeyi gorseler, yine de ona iman etmezler. Hatta o kafirler, sana geldikleri zaman, seninle cekiserek soyle derler: “- Bu Kur’an, eskilerin masallarından baska bir sey degildir!”

    [26] Onlar, hem (insanları) Peygamberden vaz gecirmege calısırlar, hem de kendileri ondan uzaklasırlar. Boylece ancak nefislerini helak ederler de farkına varmazlar

    [27] Ates karsısında durdurulup da soyle soyledikleri zaman bir gorsen: “- Ah ! Ne olurdu, biz dunyaya geri cevrilsek de Rabbimizin ayetlerini inkar etmesek, muminlerden olsak!...”

    [28] Hayır, evvelce gizleyip durdukları isleri karsılarına cıktı da ondan boyle soyluyorlar. Yoksa geri cevrilselerdi, muhakkak o alıkonmak istendikleri fenalıga, yine doneceklerdi. Suphesiz ki onlar, yine yalancıdırlar

    [29] (Dunyaya donselerdi, eskisi gibi) yine soyle diyeceklerdi: “- Bu, dunya hayatımızdan baska bir hayat yoktur ve biz, bir daha dirilecek degiliz.”

    [30] Sen, onların Rablerine arzedildiklerini (hesaba cekildiklerini) goreydin! Allah, onlara soyle buyuracak: “- Oldukten sonra dirilis ve bu hesap, hak degil mi imis?” Onlar da: “- Evet, Rabbimize yemin ederiz ki, bu hak’dır.” diyeceklerdir. Allah: “- O halde dunyada yaptıgınız kufurlerin cezasını (azabını) tadın.” buyuracaktır

    [31] Allah’ın huzuruna cıkacaklarını inkar edenler, gercekten ziyana ugramıstır. Nihayet kendilerine kıyamet ansızın geldigi zaman soyle diyecekler: “-Vah, bize yazıklar olsun! Dunyada kusur yaparak vaktimizi bosa cıkardık.” Onlar gunahlarını arkalarına yukleneceklerdir. Dikkat edin ki, yuklendikleri gunah ne kotudur

    [32] Dunya hayatı, bir oyun ve eglenceden baska bir sey degildir. Elbette ahiret yurdu, takva sahipleri (Allah’dan korkanlar) icin daha hayırlıdır. Hala aklınız basınıza gelmiyecek mi

    [33] Gercekten biliyoruz ki, soyledikleri laf, seni (ey Habibim) cidden incitiyor. Fakat onlar seni yalanlamıyorlar (dogru soyledigini biliyorlar), ancak o zalimler Allah’ın ayetlerini inadla inkar ediyorlar

    [34] Andolsun, senden once gonderilen peygamberler yalanlandı da, eziyet edilip yalanlanmalarına karsı sabrettiler. Nihayet kendilerine zaferimiz geldi. Allah’ın kelimelerini (vaadini) degistirebilecek hic bir kuvvet yoktur. Andolsun, gonderilen peygamberlere (yapılan muamelelere) ait haberlerin bir kısmı da sana geldi

    [35] Eger onların hak dinden yuz cevirmeleri sana agır geliyorsa, haydi kendi basına yerin dibine inecek bir kanal veya goge cıkacak bir merdiven arayıp da onlara baska bir mucize getirmege gucun yettigi takdirde hic durma. (Yani, buna gucun yetmez. O halde sabret ve Allah’ın hukmunu bekle). Allah dilemis olsaydı, muhakkak onları hidayet uzerinde toplardı. O halde, sakın bunu bilmiyenlerden olma

    [36] Senin davetini, samimiyet ve can kulagı ile dinleyenler ancak kabul eder. Kalbleri olu kafirleri ise, Allah kıyamette diriltir. Sonra hepsi onun huzuruna dondurulur cıkarılırlar

    [37] (Mekke kafirleri) soyle dediler: “- O Peygambere, Rabbinden bir baska mucize indirilse ya!” De ki: “- Allah, onların istedigi sekilde bir mucize indirmege kadirdir; fakat onların cogu, boyle bir mucize geldigi zaman baslarına felaket gelecegini bilmezler

    [38] Yerde yuruyen hayvan ve iki kanadıyla ucan kuslardan hepsi (yemek, icmek, zikretmek hususunda) ancak sizin gibi ummetlerdir. Biz O kitabda (Kur’an veya Levhi mahfuzda) hic bir seyi noksan bırakmadık. Sonra, ancak Rablerine toplanıp getirilirler

    [39] Ayetlerimizi yalanlıyanlar, cehalet ve kufur karanlıgında kalmıs bir takım sagırlar ve dilsizlerdir (Kur’an’ı dinlemezler ve hakkı soylemezler). Allah, diledigi kimseyi sapıtır, diledigini de dogru yol uzerinde bulundurur

    [40] (Ey Rasulum), musriklere soyle: “- Bana haber verir misiniz, eger Allah’ın azabı, yahut kıyamet basınıza gelirse, Allah’dan baskasına mı yalvarırsınız? Eger dogru soyleyen insanlarsanız... (Putlar ilah’dır sozunde gercekci iseniz, kurtulmanız icin onlara yalvarıp dua edin)

    [41] Dogrusu, ancak, Allah’a dua edersiniz de, dilerse O, bertaraf edilmesine yalvardıgınızı (belayı) kaldırır. O vakit, ortak kostugunuz putları unutursunuz

    [42] Andolsun ki, biz, senden once bir takım ummetlere peygamberler gonderdik; dinlemediler de, onları, siddet ve zaruretlerle kıvrandırdık. Olur ki yalvarırlar, (tevbe ederler, diye)

    [43] Hic olmazsa, boyle siddetimiz onlara geldigi zaman, bari yalvarsaydılar! Fakat kalbleri katılasmıs, Seytan da butun yaptıklarını, kendilerine suslu gostermisti

    [44] Boylece, ne zaman ki yapılan ihtarları unuttular, uzerlerine nimet ve zevklerden her seyin kapılarını actık. Nihayet kendilerine verilen bu genislik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, onları ansızın yakaladık. Artık o anda, butun umitlerinden mahrum kaldılar

    [45] Boylece, O zulmeden kavmin koku kesilmisti. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’ındır

    [46] (Mekke’lilere) soyle: “- Bana haber verin bakayım! Eger Allah, kulaklarınızı sagır, gozlerinizi kor eder ve kalblerinizi muhurleyiverirse, Allah’dan baska onları size getirecek ilah kimdir? Bak, ayetlerimizi nasıl tekrar edip beyan ediyoruz? Sonra onlar yine bu ayetlerimizden yuz ceviriyorlar!...”

    [47] De ki: “- Bana haber verin bakayım! Eger Allah’ın azabı ansızın, yahut goz gore basınıza gelse, zalimler guruhundan baskası mı helak olur?”

    [48] Biz, peygamberleri, ancak muminleri cennetle mujdeleyici ve kafirleri cehennemle korkutucu olarak gonderdik. o halde, kim iman edip halini duzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar, mahzun olacak da degillerdir

    [49] Ayetlerimizi yalanlıyanlara gelince; onlara, yapmıs oldukları fısk (imansızlık) sebebiyle azab degecektir

    [50] De ki: “- Ben, Allah’ın hazineleri yanımdadır, diye size soylemiyorum, gaybı da bilmem. Size, “Melek’im” de demiyorum. Ben, ancak bana vahyolunan Kur’an’a uyarım. De ki:”- Gozu kor olanla goren, bir olur mu? Artık dusunmez misiniz

    [51] Rableri huzurunda toplanacaklarından korkanları, sen Kur’an’la korkut ki, onların, Rablerinden baska ne bir dostu, ne de bir sefaatcisi yoktur. Gerektir ki, onlar, sakınırlar

    [52] Rablerinin rızasını dileyerek sabah ve aksam O’na dua edenleri (fakirleri), fakirlerle bir arada bulunmak istemiyen musriklerin arzusuna uyarak, yanından kovma. Onların (o fakirlerin gorunuste iyi olan halleri hakikatte fena olsa bile) hesabından sana hic bir sey gerekmez ve senin hesabından da onlara bir sey yoktur. Bunun icin, onları kovarsan, zulmedenlerden olursun

    [53] Insanların bir kısmını, diger bir kısmı ile imtihan ettik ki, Kureys’in ileri gelenleri, fakirler hakkında soyle desinler; “-Allah’ın aramızdan kendilerine iman ihsan ettigi kimseler sunlar mı?” Allah, Islam (nimeti uzere) sukredenleri daha iyi bilen degil mi

    [54] Ayetlerimize iman edenler sana geldigi zaman soyle de: “- Allah’ın selameti uzerinize olsun, Rabbiniz, size, rahmet ve merhamet vaad buyurdu. Oyle ki, icinizden kim bilmiyerek bir fenalık yapmıs da arkasından tevbe edip (halini) duzeltmisse (Allah’ın ona magfireti vardır). Muhakkak ki Allah Gafurdur, Rahim’dir

    [55] Gunahkarların yolu secilip durumları sana belli olsun diye ayetlerimizi boylece acıklarız

    [56] De ki: “- Allah’ı bırakıp da tapmakta oldugunuz putlara ibadet etmekten ben men edildim.” De ki: “- Ben sizin arzularınıza uymam. O takdirde gercekten sasırmısım demektir; ve dogru yola erenlerden olmamıs bulunurum.”

    [57] De ki: “- Ben, Rabbimden acık bir huccet (Kur’an) uzereyim. Siz ise, onu yalanladınız. Acele istediginiz azab benim elimde degil. Azabı cabuklastırmak veya geciktirme hususunda hukum ancak Allah’ındır. O, hakkı anlatır ve O, hukum verenlerin en hayırlısıdır

    [58] De ki: “- Eger, o acele istediginiz sey (azab) elimde olsaydı, sizinle aramızdaki is (helak) coktan olup bitivermisti.” Allah zalimlerin azab vaktini cok iyi bilendir

    [59] Gaybın anahtarları, Allah’ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun ilmi dısında bir toprak dahi dusmez. Yerin karanlıkları icindeki tek tane, yas ve kuru her sey Allah’ın ilmindedir (Levhi Mahfuzdadır)

    [60] O’dur ki, sizleri geceleyin uyutarak olu gibi yapıyor, gunduz de yaptıgınız isleri biliyor. Sonra takdir edilen omur tamamlansın diye, sizi gunduz uyandırıyor. Nihayet donusunuz O’nadır. Sonra O, dunyada yapmıs oldugunuz isleri, size haber verecektir. (Sizi hesaba cekecektir)

    [61] Kulların ustunde galip O’dur ve uzerinize amellerinizi yazan Hafeze melekleri gonderir. Sonunda, sizden birinize olum geldigi vakit, gonderdigimiz melekler (elcilerimiz) onun ruhunu alırlar ve onlar, (melekler) gorevlerinde noksanlık etmezler

    [62] Oldukten sonra insanlar, hak olan Mevla’ları Allah’a cevirilip teslim edilirler. Dikkat edin! Hukum yalnız O’nundur ve O hesaba cekenlerin en cabuk olanıdır

    [63] (Ey Rasulum Mekke’lilere) de ki: “- Karada ve denizde olan karanlıklardan (tehlikelerden) sizi kim kurtarır? O halde iken, gizli ve asikar Allah’a soyle dua edersiniz; “- Andolsun, eger bizi bu tehkileden kurtarırsan, muhakkak sukredenlerden olacagız.”

    [64] De ki: “-Allah, sizi o tehlikelerden ve butun kederlerden kurtarır. Sonra yine siz, O’na es kosarsınız.”

    [65] De ki: “- Allah, size ustunuzden veya ayaklarınızın altından bir azab gondermege, yahut sizi birbirinize katıstırıp bazınıza digerlerinin acısını taddırmaya da kadirdir.” Bak, onlar anlasınlar diye, ayetleri nasıl acıklıyoruz

    [66] Kur’an hak oldugu halde, senin kavmin onu yalanladı. Onlara soyle de: “- Ben, sizin uzerinize gonderilmis vekil degilim.”

    [67] Kur’an’daki her haberin tahakkuk edecegi muayyen bir zamanı var. Artık yakında ogrenirsiniz

    [68] Ayetlerimiz hakkında alay yollu soz edenleri gordugun zaman, kendilerinden yuz cevir, yanlarında oturma; ta ki, Kur’an’dan baska bir soze dalarlar. Eger onlardan yuz cevirme isini, Seytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra hemen kalk da, o zalimler kavmi ile beraber oturma

    [69] Gerci Allah’dan korkanlara, o alay edenlerin hesabından bir sey (zarar) dusmez. Fakat muminler uzerine, onlara kotu islerini hatırlatmak ve nasihat etmek vardır; olur ki sakınırlar

    [70] (Ey Rasulum), bırak o dinlerini bir oyuncak ve eglence edinip de dunya hayatı kendilerini aldatmıs bulunan kimseleri!... Kur’an’la hatırlat ki, bir nefis yaptıgı gunah yuzunden bir defa helake dusmesin. O vakit Allah’dan baska, ona, ne bir dost, ne de bir sefaatci yoktur. Azabı kaldırmak icin ne kadar fidye verse alınmaz. Onlar, dunyada kazandıkları gunahlar yuzunden helake dusurulmuslerdir. Yaptıkları kufur sebebiyle onlara kaynar su ve acıklı bir azab vardır

    [71] De ki: “- Biz, Allah’ı bırakır da, bize ne fayda, ne de zarar yapamıyacak seylere yalvarıp ibadet edermiyiz ve Allah bizi hidayete eristirmisken ardımıza doner miyiz? O kimse gibi ki, arzda saskın saskın dolasırken kendini seytanlar yoldan cıkarıp ucuruma cekmekte, beride ise arkadasları: “- Var bize gel” diye onu dogru yola cagırıyorlar. (Seytana uyarsa helak olur, arkadaslırının cagrısına uyarsa selamet bulur.) “ De ki: “- Allah’ın hidayeti, Islam dinidir, iste dogru yol da budur. Biz, alemlerin Rabbine oz muslim olalım diye emrolunduk

    [72] Yine namaza devamla Allah’dan korkun diye emrolunmusuz. Huzuruna varıp toplanacagınız O’dur

    [73] O, gokleri ve yeri hak (ve hikmet) le yaratandır. Onun “Ol” diyecegi gun her sey oluverir. Hak, O’nun dedigidir. SUR, ufurulecegi gun de mulk O’nundur. Gorunmiyeni ve goruneni bilen de O’dur. O, yegane hikmet sahibidir, her seyden hakkıyla haberdar olandır.”

    [74] Vaktiyle Ibrahim, atası Azer’e: “- Sen putları kendine tanrılar mı ediniyorsun? Gercekten ben seni ve kavmini acık bir sapıklık icinde goruyorum” demisti

    [75] Biz, Ibrahim’e atasının ve kavminin sapıklıgını gosterdigimiz gibi, goklerin ve yerin acaibini ve guzelliklerini gosteriyorduk ki, tevhid hususunda yakin sahibi olsun

    [76] Vakta ki Ibrahim’in uzerini gece burudu, bir yıldız gordu: “- Bu mu benim Rabbim?!” dedi. Derken yıldız batıverince: “- Ben oyle batanları sevmem” dedi

    [77] Sonra ayı, dogarken gorunce: “- Rabbim bu mudur?”, dedi. Fakat o batıp kaybolunca: “-Yemin ederim ki, eger Rabbim bana hidayet etmemis olsaydı, muhakkak sapıklar toplulugundan olacaktım” demisti

    [78] Daha sonra, gunesi dogar halde gorunce: “- Rabbim bu mudur?” “Bu, gorduklerimden daha buyuk ve parlak!” demis ve batınca da; “-Ey kavmim, bu gordukleriniz, hep yok olan varlıklardır, ben sizin Allah’a ortak kostugunuz seylerden kat’iyyen beriyim.” diye soylemisti

    [79] Suphesiz ben sadece hak dine (tevhide) boyun egip yuzumu, gokleri ve yeri yaratmıs olan Allah’a cevirdim; ve ben, O’na ortak kosanlardan (musriklerden) degilim

    [80] Kavmi de kendisine karsı mucedeleye kalkıstı. O soyle dedi: “- Allah, beni dogru yola iletmisken siz, onun hakkında, benimle cekismeye mi kalkıyorsunuz? Ben, ona ortak kostugunuz seylerden (putlardan) asla korkmam. Rabbim dilemedikce, onlar bana hic bir sey yapamaz. Rabbim her seyi ilmi ile cevrelemistir. Artık dusunup ogut almayacak mısınız?”

    [81] Hem Allah’ın, size, haklarında hic bir delil indirmedigi seyleri (putları) siz kendisine es tanıdıgınızdan korkmazken, ben, o es tanıdıgınız putlardan nasıl korkarım? Su halde korkudan emin olmaga hangi taraf daha layıktır? Eger biliyorsanız

    [82] Iman edip de imanlarını zulum ve sirkle bulastırmayanlar (var ya), iste korkudan emin olmak onların hakkıdır ve hidayete erenler de onlardır

    [83] Iste bu (yıldızların batısında Allah’ın birligine yapılan istidlaller), bizim huccetimizdir ki, onları kavmine karsı Ibrahime verdik. Biz diledigimiz kimseyi derecelerle yukseltiriz. Muhakkak ki Rabbin tam hikmet sahibidir, (her seyi) kemaliyle bilendir

    [84] Biz, Ibrahim’e oglu Ishak’ı ve (Ishak’ın oglu) Yakub’u ihsan ettik ve her birini hidayete (Peygamberlige) erdirdik. Daha once de Nuh’u ve onun neslinden Davud’u, Suleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete (Peygamberlige) kavusturduk. Iste biz iyilik yapanları boyle mukafatlandırırız

    [85] Zekeriya, Yahya, Isa ve Ilyas’a da hidayetle peygamberlik verdik. Onların hepsi salihlerdendi

    [86] Ismail’e, Elyesa’a, Yunus’a ve Lut’a dahi hidayetle peygamberlik ihsan ettik. Hepsini alemler uzerine ustun kıldık

    [87] Babalarından, nesillerinden ve kardeslerinden bir kısmını da ustun kıldık, onları sectik ve kendilerini dogru yola (Islama) ilettik

    [88] Iste o yol, Allah’ın hidayet yoludur ki, O, bunu kullarından diledigine nasib eder. Eger onlar da (peygamberler) Allah’a ortak kossalardı, yaptıkları butun (hayırlı) ameller elbette bosa cıkmıs gitmisti

    [89] Iste onlar, kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdigimiz kimselerdir. Simdi su KUREYS kavmi, buna nankorluk ediyorsa (kafir oluyorsa), biz onların yerine, peygamberleri ve kitabları inkar etmiyecek bir kavmi vekil ederiz

    [90] O Peygamberler, Allah’ın hidayetine eristirdigi kimselerdir. Sen de onların gittigi yoldan yuru. (Onların tevhid yolunda bulun.) De ki: “-sizi bu tevhide (Kur’an’a) cagırmama sizden bir ucret istemem. O Kur’an, alemler icin (insan ve cinleri irsad icin) ancak bir oguddur

    [91] Yahudi’ler, Allah’ın kadrini geregi gibi tanıyamadılar. Cunku: “- Allah, hic bir insana bir sey indirmedi”, dediler. (Vahy ve kitabları inkar ettiler.) Onlara de ki: “- Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdigi ve sizin de parca parca kagıtlar haline koyup hesabınıza geleni acıkladıgınız, fakat cogunu gizlediginiz o kitabı kim indirdi? Sizin bilmediginiz ve atalarınızın da bilmedigi seyler, size, (Peygamber diliyle Kur’an’da) ogretilmistir. Ey Rasulum, sen, Allah (o kitabı indirdi) de. Sonra onları bırak, batıl dedikodularında oynaya dursunlar

    [92] Su indirilmis Kur’an, mubarek ve feyizli bir kitabdır ki, elleri onundekini (Tevrat’ı ve Incil’i) tasdik edicidir. Ta ki onunla Mekke halkını ve butun cevresinde bulunan insanları korkutasın. Ahirete iman edenler, namazlarına geregi uzre devam ettikleri halde Kur’an’a da inanırlar

    [93] Kostugu yalanı, Allah’a isnad eden veya kendine bir sey vahy olunmamısken, bana vahy olunuyor, diyenden ve Allah’ın indirdigi ayetler gibi ben de indirecegim, demekte olan kimseden daha zalim kim olabilir? Olum sarhoslugu ve siddetleri icinde, meleklerin de ellerini uzatarak kendilerine (zalimlere): “- Haydi, canlarınızı kurtarın! Allah’a karsı hak olmıyanı soylemis oldugunuz ve Allah’ın ayetlerinden buyuklenerek uzaklasmıs bulundugunuz icindir ki, bugun hakaret azabıyla cezalandırılacaksınız.” dediklerinde sen, o zalimleri bir gorsen

    [94] Andolsun, sizi ilk defa nasıl cırılcıplak yaratmıssak, onun gibi, yapayalnız ve teker teker huzurumuza gelirsiniz. Size verdigimiz mal ve mulku dunyada bırakırsınız. Artık Allah’a ortak kostugunuz ve sefaatcı zannettiginiz putları sizinle gormeyiz. Gordunuz ya, aranızdaki baglar paramparca koptu ve (faydalarını) umduklarınızın hepsi sizden kaybolup gitti

    [95] Allah, taneleri ve cekirdekleri cimlendirip catlatandır. Oluden diri cıkarır; diriden olu cıkaran da O’dur. (Olu yumurtadan canlı tavuk ve canlı tavuktan olu yumurta gibi). Iste Allah! O halde siz O’ndan (ona iman etmekten) nasıl cevriliyorsunuz

    [96] O, gece karanlıgından sabahı yarıp cıkarandır. Geceyi de istirahat icin, gunesi ve ayı da vakitler icin bir hesap olarak yarattı. Iste, butun bunlar, mutlak galip (Her seyi) kemaliyle bilen Allah’ın takdiridir

    [97] Karanın ve denizin karanlıklarında dogru yolu kendileriyle bulasınız diye sizin icin yıldızları yaratan O’dur. Gercekten, bilenler icin, ayet ve alametleri acıkca bildirdik

    [98] Sizi tek bir nefisten (Ademden) yaratan O’dur. Boylece size, dunyada bir parca karar yeri ve kabirde muvakkaten durmak vardır. Biz, anlayan kimselere ayet ve alametleri acıkca bildirdik

    [99] Gokten su (yagmur) indiren de O’dur. Sonra her cesit nebatı (bitkiyi) biz onunla bitirip cıkardık. Iclerinden bir yesillik cıkardık. Ondan da (yesillikten de) birbiri uzerine binmis (basak olmus) taneler cıkarırız; hurma agacının tomurcuklarından birbirine yakın salkımlar, uzumlerden baglar, yaprakları birbirine benzer ve meyvaları benzemez oldugu halde zeytin ve nar agacları bitirdik. Her birinin meyvasına bakın: Bir ilk meyva verdigi zaman, bir de olgunlastıgı vakit! Suphesiz size su gosterilende iman edenler icin bir cok ayetler (alametler) vardır

    [100] Boyleyken, tuttular Allah’a cin’leri ortak kostular. Halbuki onları da Allah yaratmıstır. Bir de bilgileri olmadan Allah’ın ogulları ve kızları oldugunu uydururlar. Allah onların (ortak ve cocuk edinme) vasıflamalarından munezzehtir; ve yucedir

    [101] Goklerin ve yerin yaratıcısı O...O’nun nasıl cocugu olabilir ki, bir esi de bulunmak mumkun degildir. Her seyi yaratmıstır ve O her seyi hakkıyla bilendir

    [102] Iste bu sıfatlara sahip olan Rabbiniz, Allah’dır. Ondan baska hic bir ilah yoktur. Her seyi yaratan O’dur. O halde ona kulluk (ibadet) edin. O, her seye karsı (guvenilecek) bir vekildir

    [103] Hic bir goz onu dunyada ihata ve idrak edemez. Fakat O, (ilmiyle) butun gozleri (varlıkları) ihata eder. O, butun incelikleri bilir, her seyden haberdardır

    [104] Size Rabbinizden, hakkı ve batılı ayırd etmek icin acık huccetler geldi. Artık kim, hakkı gorur de ona iman ederse, kendi lehinedir. Kim de hakkı gormeyip batılı secerse, kendi aleyhinedir. (gunahını yuklenir). Ben uzerinize bir gozetleyici degilim (vazifem tebligden ibarettir)

    [105] Iste biz, ayetleri beyan eder ve halden hale ceviririz ki, Mekke’liler: “- Sen ders gormussun, cok okumussun” desinler (kufurde ısrar etsinler). Biz, Kur’an’ı, anlayanlara beyan eder ve acıklarız

    [106] Rabbin tarafından sana vahyolunana tabi ol ki, ondan baska hic bir ilah yoktur. Allah’a ortak kosanlardan yuz cevir

    [107] Eger Allah dileseydi, onlar Allah’a ortak kosup musrik olmazlardı. Biz, seni, onlar uzerine bir gozcu yapmadık. Sen onların uzerine bir vekil de degilsin

    [108] Musriklerin Allah’dan baska taptıkları putlara sovmeyin ki, onlar cehaletle tecavuz ederek Allah’a sovmesinler. Her ummete, boylece amellerini suslemisizdir. Sonunda donusleri Rablerinedir. O vakit, kendilerine, ne yapıyor olduklarını haber verecektir

    [109] Musrikler, kuvvetli olarak Allah’a yemin ettiler ki, eger kendilerine istedikleri gibi bir ayet (mucize) gelirse, muhakkak ona iman edeceklerdir. De ki: “-Ayetler ancak Allah katındadır.” Ey muminler ! Siz farkında degilsiniz; o ayet (mucize) geldigi vakit de iman etmiyecekler

    [110] Biz onların kalblerini ve gozlerini, gercegi anlayıp gormekten ceviririz; ilk once buna iman etmedikleri hal uzere kendilerini bırakıveririz de azgınlıkları icinde dalıp giderler

    [111] Eger hakikaten biz onlara (diledikleri gibi) Melekleri indirseydik, oluler de kendileriyle konussaydı, butun varlıkları karsılarında toplayarak senin dogruluguna sahid ve kefil gosterseydik, Allah dilemedikce, yine suphe yok ki iman edecek degillerdi. Fakat onların cogu (bu gercegi) bilmezler

    [112] Boylece biz her Peygambere, insan ve cin seytanlarını dusman yaptık. O seytanlar, aldatmak icin birbirlerine lafın yaldızlısını telkin ederler. Eger Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O halde, onları, uydurmakta oldukları yalanlarıyla basbasa bırak

    [113] Bir de o yaldızlı lafa, ahirete inanmıyanların kalbleri meyletsin, ondan hoslansınlar ve kazanmakta oldukları gunahı onlar da kazansınlar diye, oyle yaparlar

    [114] Ey Rasulum, de ki: “- Sizinle aramızı ayırdeden Allah’dan baska bir hakem mi ararım? Size, ayrıntılı olarak (icinde hak ile batıl belirlenmis Kur’an) Kitabı indiren O’dur. Kendilerine kitab verdigimiz o Yahudi ve Hristiyan alimleri de suphesiz bilirler ki, bu Kur’an, Rabbinden hak olarak indirilmistir. Oyle ise, sakın suphe edenlerden olma

    [115] Rabbinin emir ve yasakları, dogruluk ve adalet yonunden tamam oldu. Onun kelimelerini degistirebilecek hic bir sey yoktur. Allah, onların dediklerini hakkıyla isiticidir, gizlediklerini de kemaliyle bilicidir

    [116] Eger yeryuzundeki insanların ekserisine (ki onlar cahil ve kafirlerdir) uyarsan, seni, onlar Allah yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zan ardında yururler (babalarının gittigi yolu hak zannederler) ve sadece yalan uydururlar

    [117] Muhakkak Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, dogru yolda bulunanları da ziyade bilendir

    [118] Artık Allah’ın ayetlerine inanan muminlerseniz, uzerlerine Allah’ın ismi anılmıs (besmele ile kesilmis) olan hayvanlardan yeyin

    [119] Caresiz muhtac bulunduklarınız mustesna olmak uzere, o, size neleri haram kıldıgını ayrı ayrı bildirmisken, uzerlerine Allah’ın ismi anılmıs olanlardan ne diye yemiyeceksiniz? Gercekten bir cokları bildiklerinden degil, yalnız nefis arzularıyla halkı sapıklıga dusuruyorlar. Muhakkak ki Rabbindir, o tecavuz edenleri, en iyi bilen

    [120] Gizli ve asikar olan gunahı bırakın. Cunku gunah kazananlar, kıyamette kazandıklarının cezasını muhakkak cekeceklerdir

    [121] Uzerlerinde Allah’ın ismi anılmamıs (besmele cekilmemis) olan hayvanlardan yemeyin. Cunku onu yemek, emre aykırı harekettir (fıskdır). Dogrusu seytanlar, sizinle mucadele etmek icin, kendi dostlarına mutlaka telkinde bulunurlar. Ey muminler! Eger siz onlara itaat ederseniz, muhakkak siz de Allah’a ortak kosanlar olursunuz

    [122] Hic (evvelce) kufurle olu olup (sonra) kendisini hidayetle dirilttigimiz ve ona, insanlar arasında yurudugu bir iman (nur) verdigimiz kimse, karanlıklar icinde (kufurde) kalmıs olan ve ondan bir turlu cıkamıyan kimse gibi olur mu? (Olmaz). Fakat kafirlere yaptıkları seyler oyle yaldızlı gosterilmektedir

    [123] Mekke’de oldugu gibi, her beldede de en buyuk gunahkarları (mucrimleri yuksek) mevkide bulunduruyoruz ki, orada hile yapsınlar. Halbuki onlar, hileyi ancak kendilerine yapıyorlar da farkında degillerdir

    [124] Bu Mekke kafirlerine bir ayet gelip teblig edildigi zaman: “- Allah’ın Peygamberlerine verilenler gibi, bize de verilmedikce asla iman etmeyiz”, diyorlar. Allah, elciligini (Peygamberligi) nereye verecegini cok iyi bilendir. Hilekarlıklarından oturu suc isleyenlere, yarın kıyamette, Allah katında hem bir horluk, hem de pek siddetli azab isabet edecektir

    [125] Allah, kime hidayet etmegi dilerse, Islama onun gogsunu acar, gonlune genislik verir. Her kimi de sapıklıga bırakmak isterse, onun kalbini oyle daraltır sıkıstırır ki, iman teklifi karsısında goge cıkacakmıs gibi (zorlukta) olur. Allah, iman etmiyenler uzerine, boyle azab bırakır

    [126] Bu Islam dini, Rabbinin dogru yoludur. Gercekten biz, ayetlerimizi, dusunen bir topluluk icin beyan ettik

    [127] Dusunen ve hakkı kabul edenlere Rableri katında cennet vardır ve Allah, yapmakta oldukları hayırlı amelleri sebebiyle, onların yardımcısıdır

    [128] Allah insan ve cinlerin hepsini bir araya topladıgı gunde, seytanlara soyle denilecek: “- Ey seytanlar toplulugu! Insanlardan bir cogunu aldatarak kendinize bagladınız!...” Cinlerin (seytanların) dostları olan insanlar da soyle diyecektir: “-Ey Rabbimiz, biz birbirimizden faydalandık ve bizim icin takdir etmis oldugun ecele (kıyamet gunune) kavustuk.” Allah, onlara: “- Oyle ise, ates yerinizdir. Allah’ın diledigi zamanlardan baska hepiniz ebedi olarak oradasınız.” diye buyuracaktır. Gercekten Rabbin hukum ve hikmet sahibidir, (her seyi) hakkıyla bilendir

    [129] Iste biz, asi insanlarla cinleri boyle birbirinden faydalandırdıgımız gibi, zalimlerin bazısını bazısına, kazandıkları isler sebebiyle idareci ve hakim yaparız

    [130] Ey insan ve cin toplulugu! Icinizden, size ayetlerimi anlatır ve bu gununuzun gelip catacagını haber verir peygamberler gelmedi mi? Onlar soyle diyecekler: “- Ey Rabbimiz, kendi aleyhimizde sahidleriz.” Dunya hayatı onları aldattı da, kendi aleyhlerine olarak, kafir bulunduklarına sahid oldular

    [131] Bu peygamberleri gondermek sundandır: Rabbin, memleketler halkını gafil haldelerken (peygamber tebliginden habersizlerken) onları zulm ile helak edici olmadıgından

    [132] Herkes icin, yaptıklarına gore dereceler vardır. Rabbin de onların yaptıklarından gafil degildir

    [133] Rabbin hic bir seye muhtac degildir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi (ey Mekke’liler) yok eder ve arkanızdan yerinize diledigi kimseleri getirir. Nitekim sizi de baska baska toplulugun neslinden meydana getirmistir

    [134] Size edilen vaad (kıyametin kopması gibi seyler) muhakkak basınıza gelecektir, siz onun onune gecemezsiniz

    [135] (Ey Rasulum, kavmin Kureys’e) de ki: “- Ey kavmim! Butun kuvvetinizle yapacagınızı yapın. Ben vazifemi yapıyorum. Artık dunya evinin sonu olan cennet, kimin olacaktır, bileceksiniz. Suphe yok ki, zalimler kurtulusa ermezler.”

    [136] Tuttular Allah’ın yarattıgı ekinden ve davardan, musrikler, hisseler ayırdılar ve inanclarınca: “- Bu Allah’ın ve bu da Allah’a ortak kostugumuz putların” dediler. Putlar icin olan hisse cogalsa, ondan Allah icin harcamazlar. Fakat Allah icin ayırdıkları hisse cogalınca, Allah’ın ihtiyacı yoktur diye, putları yolunda harcarlar. Ne kotu hukum vermektedirler

    [137] Yine bu yaptıkları gibi, musriklerden coguna, evladlarını oldurmeyi de, o taptıkları putların hizmetcileri, iyi bir sey halinde gosterdi; hem kendilerini yok etmek, hem de dinlerini karmakarısık etmek icin. Eger Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları bırak da, uydurdukları yalanlarla basbasa kalsınlar

    [138] Onlar batıl inanclarıyla soyle dediler: “- Bu davarlarla ekinler haramdır; onları bizim dilediklerimizden (put hizmetcilerinden) baskası yiyemez. Su davarlar da, sırtları (binilmeleri) haram edilmis hayvanlardır.” Diger bir takım hayvanlar da vardır ki, Allah’ın ismini uzerlerine anmazlar (bogazlarken besmele cekmezler). Hep bunları, Allah’ın emridir diye, Allah’a iftira ederek yaparlar. Yaptıkları iftira yuzunden Allah, yakında cezalarını verecektir

    [139] Bir de dediler ki: “- Su davarların karınlarında bulunan yavrular sırf erkeklerimiz icin halaldır; kadınlarımıza haram edilmistir. Eger yavru olu dogarsa, erkek ve kadınlarımız onu yemekte ortakdırlar.” Allah, onlara, yaptıkları isnadların cezasını yakında verecektir. Muhakkak ki o, hukmunde hikmet sahibidir, her seyi bilendir

    [140] Bilgisizlik yuzunden budalaca cocuklarını oldurenler ve Allah’ın kendilerine verdigi halal rızkı, Allah’a iftira ederek yasaklayanlar muhakkak ki ziyana ugramıslardır. Gercekten sapmıslar ve dogru yolu da bulamamıslardır

    [141] Cardaklı ve cardaksız uzum baglarını, tadları ve yemisleri muhtelif hurmaları, hububatı (tahılları), zeytinleri, narları, birbirine hem benzer, hem de benzemez bir halde meydana getiren Allah’dır. Her biri mahsul (urun) verdigi zaman mahsulunden yeyin. Hasad (devsirme) gunu de hakkını (zekat ve sadakasını) verin; israf etmeyin. Cunku Allah israf edenleri sevmez

    [142] Davarlardan yuk tasıyanı, tuyunden dosek ve sergi yapılacak hayvanları yaratan O’dur. Allah’ın size halal olarak rızık verdigi seylerden yeyin. Fakat seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, sizin icin acık bir dusmandır

    [143] Allah, o hayvanlardan sekiz cift yarattı: Koyundan erkek ve disi olarak iki, keciden de iki. De ki: “-Allah, iki erkegi mi haram kıldı, yoksa iki disiyi mi veya (bu) iki disinin rahimlerinin sakladıklarını mı? Eger bunları haram kılma davanızda sadık kimselerseniz, bir bilgiye dayanarak bana haber veriniz.”

    [144] Deveden de iki, sıgırdan da iki olmak uzere erkek ve disi ciftler yarattı. De ki: “-Allah, iki erkegi mi haram kıldı yoksa iki disiyi mi, veya (bu) iki disinin rahimlerinin sakladıkları (yavruları)nı mı? Yoksa Allah, size bu haramı tavsiye ettigi zaman, hazır sahidler miydiniz?” Ilim olmaksızın insanları dogru yoldan saptırmak icin, uydurdugu yalanı Allah’a isnad edenden daha zalim kimdir? Muhakkak ki Allah, zalimler toplulugunu dogru yola iletmez

    [145] (Ey Rasulum) de ki: “- Bana vahyolunanlar icinde, yiyen bir kimsenin yiyecegi arasında, dediginiz gibi, haram edilmis bir sey bulmuyorum. Yalnız haram olarak sunlar var: Olu, yahut akıtılan kan, yahut domuz eti ki, o suphesiz bir pistir, yahut Allah’dan baskasının adına bir fısk olarak bogazlanan. Bununla beraber her kim bunlarda caresiz kalırsa, tecavuz etmemek ve zaruret miktarını asmamak uzere yiyebilir. Cunku Rabbin cok bagıslayıcıdır, cok merhametlidir

    [146] Biz, Yahudi’lere tırnaklı hayvanların hepsini haram ettik. Sıgır ve koyunun ic yaglarını da kendilerine haram yaptık. Bunların sırtlarına veya bagırsaklarına yapısan, yahut kemiklerine karısan yaglar mustesnadır. Bu haramı onlara, zulumlerinden dolayı ceza olarak yaptık. Suphe yok ki biz, her hususta sadıkız

    [147] Eger getirdigin hukumlerde seni tekzib ederlerse soyle de:”-Rabbiniz genis rahmet sahibidir; fakat mucrimler (gunahkarlar) toplulugundan onun siddet ve kudreti geri cevrilemez.”

    [148] Allah’a ortak kosanlar (musrikler) soyle diyecekler: “- Eger Allah dileseydi, ne biz musrik olurduk, ne babalırımız, ne de bir sey haram yapabilirdik.” Bunlardan oncekiler de boyle tekzib etmislerdi. Sonunda azabımızı taddılar. Onlara de ki: “-Sizde kitab ve huccetten bir sey (ilim) varsa, onu bize cıkarın getirin. Siz, yalnız kendi zannınıza tabi olup yalan soylemektesiniz.”

    [149] De ki: “-Tam huccet Allah’ındır. O dileseydi, elbette hepinizi birden hidayete erdirirdi.”

    [150] Onlara soyle: “- Bu haram saydıklarınızı, Allah haram ettigine dair sahidlik edecek olan sahidlerinizi getirin.” Eger onlar, yalan yere sahidlik ederlerse, sen onlarla beraber bulunup kendilerini tasdik etme. Ayetlerimizi yalan sayanların, ahirete inanmıyanların arzularına tabi olma. Onlar, Rablerine putları es tutuyorlar

    [151] De ki: “-Geliniz, size Rabbiniz neleri haram etmistir, okuyayım: Ona hic bir seyi ortak kosmayın, anaya babaya iyilik edin, fakirlik yuzunden cocuklarınızı oldurmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını biz veririz. zina gibi kotuluklerin acıgına da, gizlisine de yanasmayın. Allah’ın muhterem kıldıgı nefsi (canı) haksız yere oldurmeyin. Iste bu yasaklara riayet etmeyi, Allah size tavsiye etti, olur ki, dusunur ve akıl erdirirsiniz.”

    [152] Yetimin malına, bulug cagına varıncaya kadar, malını en guzel bir sekilde koruyup cogaltmak hizmetinden baska bir surette yaklasmayın. Olcegi ve tartıyı tam ve denk getirin. Biz, herkese gucunun yettigini teklif ederiz. Soz sahibi oldugunuz zaman, davacı veya davalı hısım ve akrabanız bile olsa, hep adaleti gozetin. Allah’a karsı verdiginiz sozlerinizi, yemin ve adaklarınızı yerine getirin. Iste Allah, iyi dusunesiniz diye size bunları emretti

    [153] Su emrettigim yol, benim dosdogru yolumdur; hep ona uyun. Baska yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki, sizi onun yolundan saptırıp parcalamasınlar. Iste Allah, kotulukten sakınasınız diye, size bunları emretti

    [154] Sonra biz, Musa’ya guzel tatbikciye karsı nimetlerimizi tamamlamak, her seyi acıklamak, bir hidayet ve rahmet olmak uzere o Kitabı (Tevrat’ı) verdik. Gerek ki onlar (Israil Ogullar), Rablerine kavusacaklarına iman ederler

    [155] Iste bu Kur’an muazzam bir kitabdır, onu biz indirdik; cok mubarektir (fayda ve bereketi coktur). Artık buna uyun, emirlerine baglanın ve Allah’dan korkun. ta ki merhamet olunasınız

    [156] (Ey Mekke’liler! Siz): “- Bizden once Yahudi’lerle Hristiyanlara indirilen kitap, konustugumuz dilde olmadıgından onu okumaktan gafilleriz” derdiniz. Bunu dememeniz (icin lisanınız uzere KUR’AN’ı gonderdik)

    [157] Yahud: “Bize de kitab indirilseydi, muhakkak onlardan daha fazla hidayette bulunurduk”, demeyesiniz diye indirdik. Size, Rabbinizden bir beyan, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın ayetlerini inkar eden ve onlardan yuz cevirenlerden daha zalim kimdir? Elbette biz, ayetlerimizden yuz cevirenleri, bu kabahatleri yuzunden azabın en kotusu ile cezalandıracagız

    [158] (Mekke’liler), Kur’an Peygamberi tekzip ettikten sonra ancak sunu gozetliyorlar: Kendilerine azab edecek melekler gelsin, yahut Rabbinin azabı gelsin, yahut Rabbinin bazı (kıyamet) alametleri gelsin. Rabbinin (kıyamet) alametlerinden biri geldigi gun, evvelce iman etmemis veya imanında bir hayır kazanmamıs olan kimseye, o gun imana gelmek hic bir fayda vermez. Ey Resulum, de ki: (Siz o alametlerin gelmesini) gozetleyip bekleyin, biz de gozetleyip bekliyoruz

    [159] Peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkar etmek veya hukumlerin bir kısmını inkar etmek veya hukumlerin bir kısmını tanımamak suretiyle dinlerini ayrı ayrı fırkalara ayırarak parcalananlar var ya, senin onlarla hic bir ilgin yoktur. Onların cezalandırılma isi Allah’a aittir. Sonra Allah, kendilerine, dunyada yaptıklarını ahirette haber verecektir

    [160] Kim bir hayırlı ve guzel amelle gelirse, ona, on misli sevap verilir. Kim de bir gunah ile gelirse, ona ancak misli ile (gunahı kadarla) ceza edilir. Onlar (gerek iyilik gerek kotuluk yapanlar) haksızlıga ugratılmaz

    [161] De ki: “-Beni, Rabbim, suphesiz dosdogru bir yola hidayet buyurdu; O, oyle bir din ki, gayet saglam ve devamlı, Ibrahim’in Hakka yonelmis tevhid dini; ve O (Ibrahim), hic bir zaman musriklerden olmadı.”

    [162] Deki: “Suphesiz benim namazım, ibadetlerim hayatım ve olumum alemlerin Rabbi olan Allah icindir.”

    [163] Onun ortagı yoktur. ben bununla emrolundum ve ben musluman olanların ilkiyim.”

    [164] De ki: “-Allah, her seyin Rabbi iken, hic ben, Allah’dan baska Rab mi isterim? Herkesin kazanacagı ancak kendine aittir. hic bir gunahkar, baskasının gunahını cekmez. Sonunda donusunuz Rabbinizedir. O vakit Allah, dunyada ayrılıga dusmus oldugunuz seyleri size haber verecektir

    [165] (Ey Muminler), Allah, odur ki, sizi arzın halifeleri yaptı ve derecelerle kiminizi kimizin ustune cıkardı. (Bunun hikmeti ise, sizi) size verdigi seylerden imtihan etmek icindir. Muhakkak ki Rabbin, azabı cabuk olandır; ve o, gercekten cok bagıslayıcıdır, cok merhametlidir

    A'râf

    Surah 7

    [1] Elif, Lam, Mim, Sad. (Allah, latiftir, Meciddir, Sadıktır)

    [2] Bu, bir Kitab ki, sana indirildi. (Ey Rasulum) tebligden ve kavminin tekzibi korkusundan oturu, sakın yureginde bir sıkıntı olmasın; ve onunla kafirleri korkutup muminlere ogut veresin

    [3] Rabbinizden size indirilen Kur’an’a uyun (emirlerine ve hukumlerine baglanın). Allah’dan baska dostlar edinip onlara uymayın. Siz ne az dusunuyorsunuz

    [4] Biz nice memleketler halkını helak ettik ki, onlara azabımız, gece yatarlarken, yahut gunduz istirahat ederlerken gelmisti

    [5] Azabımız kendilerine geldigi zaman, yalvarıs ve itirafları ancak su olmustu: “- Gercekten bizler zalimlerdeniz.”

    [6] Peygamber gonderilen ummetlere, elbette (peygamberlere uyup amel etmelerinden ) soracagız, gonderilen peygamberlere de (tebligden) muhakkak soracagız

    [7] Peygamberlerin tebliglerini, ummetlerin, itaat ve muhalefetlerini bildigimiz halde, onlara (peygamberlere) haber veririz. Cunku biz, onlardan (yaptıklarından ve soylediklerinden) habersiz ve gaip degildik

    [8] Kıyamet gununde amellerin tartılması haktır. Kimin iyilikleri kotuluklerinden agır gelirse, iste onlar, kurtulanlardır.”

    [9] Kimin de tartıları hafif gelirse, iste bunlar da ayetlerimize zulmetmeleri sebebiyle kendilerine yazık edenlerdir

    [10] Andolsun ki, sizi, yeryuzunde yerlestirdik ve sizin icin orada bir cok gecim imkanları hazırladık. Siz ne az sukrediyorsunuz

    [11] Gercekten ilk defa sizi (ruhlarınızı) yarattık, sonra size sekil verdik ve sonra da meleklere: “- Adem’e (hurmet icin) secde edin”, dedik. Hemen Iblisten baska butun melekler secde ettiler, o (iblis) secde edicilerden olmadı

    [12] Allah Iblis’e “- Ben, sana secde ile emretmis iken, seni, secde etmekten alıkoyan neydi?” buyurdu. Iblis soyle dedi: “- Ben Adem’den hayırlıyım cunku beni atesten yarattın, onu camurdan yarattın.”

    [13] Allah Teala soyle buyurdu: “- Hemen in oradan (cennetten), sana cennette kibirlenmek (kendini buyuk gormek) gerekmez. Haydi cık, cunku sen, hor ve bayagı kimselerdensin.”

    [14] Iblis: “-Bana kıyamete kadar omur ve muhlet ver”, dedi

    [15] Allah da: “-Sen muhlet verilenlerdensin”, buyurdu

    [16] Iblis: “-Oyle ise, beni azdırmana karsılık, yemin ederim ki, insanogullarını saptırmak icin, muhakkak senin dogru yoluna oturacagım, vesvese verip pusu kuracagım

    [17] Sonra onlara, onlerinden ve arkalarından, saglarından ve sollarından sokulacagım. Sen de cogunu sukrediciler bulmıyacaksın.” dedi

    [18] Allah Teala soyle buyurdu: “- ayıblanmıs ve rahmetimden kogulmus olarak cık oradan. And olsun ki, onlardan her kim sana uyarsa, cehennemi hep sizden dolduracagım.”

    [19] Ey Adem! Sen, zevcenle birlikte cennette yerles de, ikiniz dilediginiz nimetlerden yeyin. Ancak su agaca yaklasmayın ki, sonra zalimlerden olursunuz

    [20] Nihayet Seytan, onların ortulu avret yerleri kendilerine acılmak icin, onlara vesvese verip soyle dedi: “-Rabbiniz size bu agacı, iki melek olacagınız, yahut devamlı (cennette) kalıcılardan bulunacagınız icin yasak etti.”

    [21] Bir de onlara: “-Muhakkak ki, ben sizin iyiliginizi isteyenlerdenim”, diye yemin etti

    [22] Boylece ikisini de aldatarak, onları mevkilerinden dusurdu. Agacın meyvasını taddıkları zaman, ayıp yerleri kendilerine acılıverdi. Onlar da hemen cennet yapraklarından ust uste koymakla ortunmege basladılar. Rableri onlara soyle nida etti: “- Ben, ikinize de bu agacı yasak etmedim mi; seytan size apacık bir dusmandır, demedim mi?”

    [23] Adem ve Havva: “- Ey Rabbimiz, kendimize zulmettik. Eger bizi bagıslamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ziyan edenlerden oluruz.” dediler

    [24] Allah onlara buyurdu: “- Bir kısmınız, bir kısmınıza dusman olarak ininiz. Yerde, sizin icin bir zamana (ecelinizin sonuna) kadar yerlesip kalmak ve gecinmek var.”

    [25] Allah buyurdu ki, orada yasayacaksınız, orada oleceksiniz ve oradan dirilip cıkarılacaksınız

    [26] Ey Adem ogulları! Size cirkin (avret) yerlerinizi ortecek bir elbise ve bir de sus elbisesi indirdik. Fakat takva elbisesi, iste o, hepsinden daha hayırlıdır. Bu giyim esyasını gondermek, Allah’ın ihsanına delalet eden alametlerdendir. Gerektir ki, dusunur ve anlarlar

    [27] Ey Adem Ogulları: Cirkin yerlerini kendilerine gostermek icin, ebeveyninizin (Adem ile Havva’nın) elbiselerini soyarak, Seytan onları nasıl cennetten cıkardıysa, sakın size de bir bela yapmasın. Cunku seytan ve kabilesi, sizi, kendilerini goremeyeceginiz yerlerden gorurler. Biz, Seytanları, iman etmiyeceklere dostlar yaptık

    [28] Bir edebsizlik (sirk uzre ve cıplak olarak Beytullah’ı tavaf) ettikleri zaman: “-Atalarımızı boyle bulduk; bize, bunu Allah emretti” derler. Sen de ki, “- Allah edebsizligi emretmez. Bilmediginiz seyleri Allah’ın uzerine mi atarsınız?”

    [29] De ki, Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde (namazınızda) yuzunuzu kıble tarafına cevirin. Dinde Allah icin ihlaslı kimseler olarak Allah’a ibadet edin. Ilkin sizi o yarattıgı gibi, yine ona doneceksiniz

    [30] Allah bir kısmına hidayet verdi ve bir kısmına da sapıklık inip yerlesti. Cunku, Allah’ı bırakıp seytanları dostlar edindiler. Bir de zannederler ki, kendileri hidayettedirler

    [31] Ey Adem Ogulları! Her namazınızda suslu elbisenizi giyinin. Yeyin, icin, israf etmeyin. Cunku Allah israf edenleri sevmez

    [32] De ki: Allah’ın kulları icin cıkardıgı zineti (elbiseleri) temiz ve hos rızıkları kim haram etmis? De ki, bu zinet ve hos rızık, dunya hayatında, iman edenler icindir (kafirler de faydalanır). Fakat kıyamet gununde yalnız muminlere aittir. Boylece ayetleri, bilen kimselere acıklıyoruz

    [33] De ki, Rabbim sunları haram etti. Butun fuhsiyyatı (kufur ve nifakı), acıgını ve gizlisini, her turlu gunahı, haksız isyanı ve Allah’a, hic bir zaman bir burhan indirmedigi herhangi bir seyi ortak kosmanızı ve bilmediginiz seyleri Allah’a isnad etmenizi

    [34] Her ummet icin takdir edilen bir zaman (ecel) var. Muddetleri gelince bir an geri kalamazlar ve one de gecmezler

    [35] Ey Adem Ogulları! Size icinizden peygamberler gelip ayetlerimi size anlattıgı zaman, kim tekzibden sakınır ve halini duzeltirse, artık onlara korku yoktur ve mahzun da olacak degillerdir

    [36] Ayetlerimizi yalanlıyanlara ve bunlara imanı, kibirlerine yedirmiyenlere gelince; bunlar cehennemliktirler, onlar ebedi olarak orada kalıcıdırlar

    [37] Cunku Allah’a bir yalan uydurup atan veya onun ayetlerine yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? Onlara kitabdan (kaderden) nasibleri erisecektir. Nihayet elcilerimiz (gonderecegimiz melekler), canlarını almak uzere, onlara geldikleri zaman, soyle diyecekler: “- Allah’ı bırakıp da tapındıgınız putlarınız nerede? “ Onlar soyle cevap verecekler: “- O putlar, bizi bırakıp kayboldular.” Onlar, kendi aleyhlerine, kafir olduklarına sahidlik edeceklerdir

    [38] Allah, kıyamette kafirlere: “-sizden once insan ve cinden gelip gecen ummetlerin bulundugu atesin icine girin”, buyuracaktır. Her ummet girdikce, kendini sapıtan daha onceki dindasına lanet edecektir. Nihayet hepsi cehennemde birbiriyle bulusup toplanınca, baglılar (tabi olanlar) onculeri icin soyle diyecek: “- Ey Rabbimiz, bizi sapıtanlar, iste bunlardır. Bunlara atesten iki kat bir azab ver.” Allah; “-Her birinize iki kat azab var, fakat bilmiyorsunuz.” buyurur

    [39] Onceki onculer de sonrakilere; “- Sizin de bize karsı bir ustunlugunuz olmadı. Artık kendi yaptıgınızın cezası olan azabı tadın”, derler

    [40] Ayetlerimizi yalanlıyanlar ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler (var ya), onlara gok kapıları acılmaz (ruhları goge yukselmez) ve deve ignenin deliginden gecinceye kadar (hic bir zaman) cennete giremezler. Iste biz, gunahkarlara (musriklere) boyle ceza veririz

    [41] Onlara, cehennem atesinden bir dosek ve uzerinde de (yine atesten) ortuler var. Biz zalimleri boylece cezalandırırız

    [42] Iman edip salih amel isleyenler (var ya) - ki biz herkese ancak gucunun yettigini teklif ederiz- iste onlar, cennetliktirler, onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar

    [43] O cennet ehlinin kalblerinde olan hased ve kini cıkarırız. (Oturdukları yerlerin) altlarından ırmaklar akar (Haldeki yerlerini gorunce) soyle derler: “- Allah’a hamd olsun ki, bizi, hidayeti ile buna kavusturdu. Eger Allah bize hidayet vermeseydi, kendiligimizden bunun yolunu bulamazdık. Gercekten Rabbimizin peygamberleri, hakkı getirmislerdir.” Onlara soyle cagrılır: “- Iste amelleriniz sebebiyle mirascı olarak konduruldugunuz cennet, budur.”

    [44] Bir de cennetlik olanlar cehennemliklere soyle cagırırlar; “- Gercekten biz, Rabbimizin bize vaad buyurdugu sevabı hak bulduk. Siz de Rabbinizin vaad buyurdugu cezayı hak buldunuz mu?” Onlar da: “- Evet, hak bulduk.” derler. Bunun uzerine, iki topluluk arasında bir cagırıcı (Hz. Israfil Aleyhisselam) soyle nida eder (cagırır): “-Allah’ın laneti zalimler uzerine olsun!”

    [45] Insanları Allah yolundan cevirenler ve yolu egri (carpık) bir hale getirmek isteyenler, iste onlar, ahireti inkar edenlerdir

    [46] Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir sur (perde) vardır. A’raf (cennet hisarı) uzerinde de bir takım insanlar (sevab ve gunahları esit olup en son cennete girecek olanlar) var ki, bunlar, cennetlik ve cehennemliklerden her birini cehreleriyle tanırlar; ve henuz cennete giremeyip onu arzu eder oldukları halde, cennetliklere “Selamun Aleykum”, diye nida ederler

    [47] Gozleri cehennemlikler tarafına cevrildigi zaman da: “- Ey Rabbimiz! Bizi, zalimler toplulugu ile beraber yapma.” derler

    [48] Yine A’raf ehli, (kafirlerin elebaslarından kara) simalarıyla tanıdıkları bir takım adamlara nida edip diyecekler ki: “- Gordunuz mu? topladıgınız mallarla yaranınız, kibirle azametiniz, size hic fayda vermedi.”

    [49] A’raftakiler, kafirlerin ileri gelenlerine fakir muminleri gostererek: “- Bunlar, muminlerin zayıfları degil midir ki, siz dunyada bunları tahkir edip onlar Allah’ın rahmetine erisemez (cennete giremez) ler diye yemin ediyordunuz?” derler. O anda fukaraya soyle denir; “- Cennete girin. Size hic bir korku yoktur ve siz mahzun da olacak degilsiniz.”

    [50] Cehennemlikler, cennetliklere soyle cagırır: “- Suyunuzdan veya Allah’ın size verdigi rızıktan biraz da bize akıtın.” Onlar da: “- Dogrusu Allah, bunları kafirlere haram etti” derler

    [51] O kafirler ki, dinlerini bir eglence ve bir oyun edinmislerdi ve dunya hayatı da kendilerini aldatmıstı; bunlar, su gune kavusmayı unuttukları ve ayetlerimizi inkar ettikleri gibi, biz de bugun onları unutacagız

    [52] Andolsun, biz onlara (Mekke’lilere) bir kitab (Kur’an) getirdik ki, iman edecek olan herhangi bir kavme, bir hidayet ve rahmet (temel nizam) olsun. Onun icin tam bir ilim uzere, onun hukumlerini ayrı ayrı beyan ettik

    [53] O kafirler, Allah’ın mukafat ve cezası gercek midir? diye ancak beklerler, Kıyamette bunların dogrulugu meydana cıkınca, daha once dunyada onu unutanlar soyle diyecekler: “- Gercekten Rabbimizin Peygamberleri hakkı getirmisler. Simdi sefaatcılardan hic biri var mı ki, bize sefaatta bulunsunlar? Veya geri dondurulur muyuz ki, yaptıgımız gunahın gayri olan sevabı yapsak?” Gercekten onlar, kendilerine yazık ve ziyan ettiler. Uydurmus oldukları putlar da kendilerinden uzaklasarak kaybolmustur

    [54] Muhakkak Rabbiniz, o Allah’dır ki, gokleri ve yeri altı gunde yarattı. Sonra ARSI (kursuyu ve dolayısıyla butun varlıkları) istila etti (hukmu altına aldı). Allah, gunduzu gece ile orter ve sur’atle gece gunduzu, gunduz de geceyi kovalar. Gunesi, ay’ı ve yıldızları, Allah, emrine baglı kıldı. Dikkat ediniz ki, hem yaratmak, hem de emretmek O’na mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah, ne kadar yucedir

    [55] Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki Allah, bagırıp cagırarak haddi asanları sevmez

    [56] Yeryuzu (iman ve adaletle) duzeldikten sonra, orada (fenalık islemekle) fesad cıkarmayın; ve Allah’a hem korku hem de istekle kulluk edin, duada bulunun. Muhakkak ki, iyilik yapanlara Allah’ın rahmeti pek yakındır

    [57] Yagmur rahmetinin onunde, ruzgarları mujdeci olarak gonderen O Allah’dır. Nihayet bu ruzgarlar buhar ile yuklu agır agır bulutları kaldırıp yuklendigi zaman, bakarsın ki, biz onları olmus (kurumus) memleketlere sevketmisizdir. Boylece, o bulutla, o yere su indiririz de, o su ile her cesit meyveleri cıkarırız. Iste bu olu araziden bitkileri (nebatatı) cıkardıgımız gibi, oluleri de boyle cıkaracagız (diriltecegiz). Gerektir ki, dusunur ve ibret alırsınız

    [58] Topragı verimli olan guzel bir memleketin nebatı, Rabbinin izniyle cıkar (ve yetisir) fena ve verimsiz olan bir yerin nebatı ise cıkmaz; cıkan da bir seye yaramaz. Iste ayetleri, sukredecek bir kavim icin boyle acıklarız

    [59] Andolsun, biz Nuh’u Peygamber (olarak kavmine) gonderdik de o, soyle dedi: “- Ey kavmim! Allah’a ibadet ve itaat edin. Sizin icin ondan baska bir ilah yoktur. Ben, uzerinize gelecek cok buyuk bir gunun azabından hakikaten korkuyorum.”

    [60] Kavminin buyukleri, ona soyle cevap verdiler: “- Biz, seni cidden apacık bir sapıklık icinde goruyoruz.”

    [61] Bunun uzerine Nuh dedi ki: “- Ey kavmim! Bende hic bir sapıklık yoktur; lakin ben, alemlerin Rabbi tarafından gonderilen bir Peygamberim

    [62] Size Rabbimin vahyettiklerini teblig ediyorum; ve size ogut veriyorum. Allah’dan gelen vahy ile, sizin bilemiyeceklerinizi biliyorum

    [63] Sizi kufur akıbetinden korkutmak icin ve Allah’dan sakınmanız icin, icinizden bir adam (Peygamber) vasıtasıyla Rabbinizden size bir ihtar geldigine hayret mi ediyorsunuz? Olur ki, takvanız sebebiyle merhamet olunursunuz.”

    [64] Bunun uzerine Nuh’u tekzip ettiler. Biz de Nuh’u ve kendisiyle bareber gemide bulunanları kurtardık; ve ayetlerimizi yalanlıyanları (tufan ile) bogduk. Cunku onlar, basiretleri korlesmis bir kavim idiler

    [65] Ad kavmine de kardesleri Hud’u gonderdik. O, soyle dedi: “- Ey kavmim Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan baska hic bir ilahınız yoktur. Hala (O’nun azabından) korkmıyacak mısınız.”

    [66] Hud’un kavminden kufre varan seckin bir topluluk soyle cevap verdi: “-Gercekten biz, seni, bir cılgınlık icinde goruyoruz ve seni, hakikaten yalancılardan sanıyoruz.”

    [67] (Bunun uzerine Hud) onlara soyle dedi: “- Ey kavmim, bende cılgınlık ve akıl hafifligi yok; ancak ben, alemlerin Rabbi tarafından gonderilen bir peygamberim.”

    [68] Size Rabbimin risaletlerini (emirlerini) teblig ediyorum; ve ben sizin icin guvenilir emin bir ogutcuyum

    [69] Sizi (Allah’ın azabıyla) korkutmak icin, aranızdan bir adam vasıtasıyla, size Rabbinizden bir ihtar geldigine inanmıyor da hayret mi ediyorsunuz? Dusunun ki Allah, sizi, Nuh kavminden sonra halifeler yaptı ve yaratılıs bakımından size, onlardan ziyade boy ve guc verdi. O halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtulabilesiniz

    [70] Hud’a kavminin kafirleri soyle dediler: “- Sen, bize yalnız Allah’a ibadet ve itaat etmemiz, bir de babalarımızın tapındıkları putları terk etmemiz icin mi geldin? Eger dogru soyleyenlerden isen, haydi bizi korkutup durdugun azabı basımıza getir bakalım.”

    [71] Hud, onlara soyle dedi: “- Suphesiz ki, Rabbinizden uzerinize bir azab ve bir gazap gerceklesti. Sizin ve atalarınızın uydurdugu tanrılar hakkında, siz benimle mucadele mi ediyorsunuz? Allah, onlara hic bir ayet ve delil indirmedi. Artık azabın gelisini bekleyin, ben de sizinle beraber (onu) bekliyenlerdenim.”

    [72] Nihayet Hud’u ve beraberindeki iman edenleri, rahmetimizle kurtardık; ve ayetlerimizi tekzip ederek iman etmemis olanların kokunu kestik

    [73] Semud (kavmine) de kardesleri Salih’i (gonderdik) O, Kavmine soyle dedi: “-Allah’a ibadet ve itaat edin. Ondan baska hic bir Ilahınız yoktur. Iste size, Rabbinizden acık bir mucize geldi. Su Allah’ın disi devesi, size peygamberligimi isbat eden bir mucize ve alamettir. Onu bırakın. Allah’ın arzında otlasın. Ona bir fenalıkla dokunmayın ki, sonra acıklı bir azaba ugrarsınız

    [74] Bir de dusunun ki, Allah, sizi Ad’dan sonra halifeler yaptı; yeryuzunde sizi yerlestirdi. Ovalarında kıslık koskler ediniyor, daglarında yazlık evler oyup yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da, yeryuzunde fesad pesinde kosarak mufsidlik etmeyin

    [75] Salih’in kavminden imana gelmeyip kibirlenenler, iclerinden iman eden zayıflar icin, alay yollu, soyle dediler; “- Siz Salih’in hakikaten Rabbi tarafından gonderilmis bir Peygamber oldugunu biliyor musunuz?” Onlar da: “- Biz, dogrusu, onunla gonderilen her seye iman edenleriz.” dediler

    [76] O kibirlenerek iman etmiyenler, “ - Dogrusu biz, o sizin iman ettiginiz seyi inkar eden kafirleriz.” dediler

    [77] Nihayet o disi deveyi oldurduler. Rablerinin emrinden cıkıp isyan ettiler ve soyle dediler: “- Ey Salih, sen, gercek Peygamberlerdensen, bizi kendisiyle korkutmakta oldugun seyi (azabı), bize getir bakalım.”

    [78] Bunun uzerine onları siddetli bir sarsıntı yakaladı ve evlerinde cokup mahvoldular

    [79] Salih onlardan yuz cevirip soyle dedi: “- Ey kavmim, ben size Rabbimin elciligini tamamen teblig ettim, size nasihat ettim, fakat siz ogut verenleri sevmezsiniz.”

    [80] Lut’u da (Peygamber) gonderdik. Bir vakit kavmine soyle demisti: “- Sizden once, alemlerden hic birinin yapmadıgı rezaleti (oglancılıgı) mı yapıyorsunuz

    [81] Siz, kadınları bırakıp da sehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Muhakkak ki, siz cok ileri giden azgın bir kavimsiniz. “

    [82] Lut’un bu sozune karsı, kavminin (birbirlerine) cevabı: “-Lut’u ve ona baglı olanları memleketinizden cıkarın. Cunku bunlar, eteklerini, erkeklere varmak hususunda cok temiz tutan insanlardır” demekten baska olmamıstır

    [83] Biz de Lut (Aleyhisselam) ile ailesini ve baglılarını kurtardık; yalnız karısı, (gizli kufru sebebiyle) yere gecenlerden oldu

    [84] Uzerlerine bir azab yagmuru yagdırdık. Iste bak, peygamberleri inkar eden mucrimlerin sonu nasıl oldu

    [85] Medyen kavmine de kardesleri Suayb’i Peygamber gonderdik. Onlara soyle dedi: “- Allah’a ibadet ve itaat edin. Ondan baska hic bir ilahınız yoktur. Iste size Rabbiniz tarafından bir mucize geldi. Artık olcegi ve teraziyi tam tutun; insanların esyasına haksızlık etmeyin; yeryuzunu, ıslahından sonra bozmayın. Eger bana inanırsanız, su soylediklerim sizin icin hayırlıdır.”

    [86] Bir de her caddenin basına oturup Allah’a iman edenleri korkutarak Allah yolundan cevirmeyin ve yolun carpıklıgını arzu etmeyin. Dusunun ki, siz, vaktiyle pek azdınız. Boyle iken Allah sizi cogalttı. Bir bakın ki, fesatcıların sonu nasıl oldu

    [87] Eger icinizden bir kısmı, benimle gonderilen hakikate inanmıs ve bir kısmı da inanmamıs ise, Allah aramızda hukmunu verinceye kadar sabredin. O, hukum verenlerin en hayırlısıdır.”

    [88] Suayb’ın kavminden iman etmeyi kibirlerine yediremiyen ileri gelenler: “- Ya Suayb; Seni ve beraberindeki iman edenleri muhakkak memleketimizden cıkaracagız, veyahut bizim dinimize doneceksiniz.” dediler. Suayb soyle dedi: “- dininizi, istemedigimiz ve hoslanmadıgımız halde mi, (bizi geri cevireceksiniz)

    [89] Dogrusu Allah bizi dininizden kurtarmısken, sizin milletinize (dininize) donecek olursak, bir yalan uydurarak Allah’a iftira etmisiz demektir. Dininize donmemiz, bizim icin mumkun degil, meger ki Rabbimiz olan Allah dilemis olsun. Rabbimizin ilmi her seyi kusatmıstır. Biz, yalnız Allah’a guvenmisiz. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında sen hak olanı hukmet. Sen hukum verenlerin en hayırlısısın.”

    [90] Kavminin oncu kafirleri, digerlerine soyle dediler: “- Dininizi bırakıp Suayb’a uyarsanız, yemin ederiz ki, bu takdirde cok buyuk ziyan gorenlerden olacaksınız.”

    [91] Nihayet onları, o korkunc zelzele (sarsıntı) yakalayıverdi. Boylece evlerinde cokup helak oldular

    [92] Suayb’ı tekzip edenler, sanki evlerinde bir senlik tutmamıslardı. Suayb’ı yalanlıyanlardır ki, onlar ziyan gorenler olmuslardır

    [93] Suayb helak olan kavminden yuz cevirip dedi ki; “- Ey kavmim, dogrusu ben size Rabbimin gonderdigi emirleri teblig ettim ve iyiliginizi istedim. Simdi kafir olan bir topluluga nasıl acırım?”

    [94] Biz herhangi bir memlekete bir peygamber gonderdikse, once halkını (peygamberlerini tanımadıklarından) siddet ve zaruretle sıkmısız ki, yalvarıp yakarsınlar

    [95] Sonra bu sıkıntının yerine iyilik ve selamet verdik. Derken cogaldılar ve; “- Dogrusu atalarımıza da boyle sıkıntılı haller olmus, sevincli ve genis haller de gelmis” dediler. Tam o sırada, hatırlarından gecmezken, ansızın kendilerine azabla yakalayıverdik

    [96] Eger o memleketlerin halkı, iman edip Allah’dan korkmus olsaydılar, muhakkak ki uzerlerine yerden ve gokten bereketler acardık. Fakat onlar, peygamberleri yalanladılar da, kendilerini, yapmıs oldukları kufur yuzunden azabla yakalayıverdik

    [97] O memleketlerin halkı (kafirler), geceleyin uyurlarken, azabımızın kendilerine inivermesinden emin mi oldular

    [98] Yine o memleketlerin halkı, gunduz ortasında oynayıp eglenirlerken, azabımızın gelip catmasından emin mi oldular

    [99] Artık onlar, Allah’ın kendilerini ansızın yakalayıvermesinden emin mi oldular? Allah’ın boyle ani baskınından ancak husrana dusen kimseler emin olurlar

    [100] Yeryuzunun eski sahipleri azabla helak olduktan sonra, yeryuzune varis olanlara hala su gercek belli olmadı mı ki, eger biz dilemis olsaydık, oncekiler gibi, bunlara da gunahlarının cezasını verirdik. Fakat biz kalblerinin uzerlerini muhurleriz de, onlar, gercegi isitmezler

    [101] Iste o memleketlerin durumu ki, ey Rasulum, Biz sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Andolsun, O memleketlerin halkına, peygamberleri acık mucizeler getirmisti. Oyle iken iman etmek istemediler. Cunku ondan once inkar etmeyi adet edinmislerdi. Allah kafirlerin kalblerini iste boyle muhurler

    [102] Adı gecen ummetlerin cogunda, verdikleri soze baglılık bulmadık. Su bir gercek ki, onların cogunu, itaatten cıkan kimseler bulduk

    [103] Sonra onların arkasından mucizelerimizle Musa’yı Firavun’a ve topluluguna gonderdik. Sonra o mucizeleri inkar edip kendilerine zulmettiler. Bak ki, o fesad cıkaranların akıbeti nasıl oldu

    [104] Musa, soyle dedi: “- Ey Firavun! Ben, alemlerin Rabbi tarafından (sana) gonderilen bir Peygamberim

    [105] Bana gereken, Allah’a karsı hakdan baska bir sey soylememekligimdir. Gercekten ben size, rabbinizden bir mucize ile geldim. Artık (kole edindigin) Israilogullarını benimle beraber (vatanları olan Sam’a) gonder.”

    [106] (Firavun, Musa’ya soyle) dedi: “- Eger sen mu’cize getirdiysen ve sadık kimselerden isen onu (getir) goster.”

    [107] Bunun uzerine Musa, asasını yere bıraktı. Hemen o anda asa, kocaman bir ejderha oluverdi

    [108] Bir de elini (koynundan) cıkardı ki, ne gorsunler; seyredenlere, eli bembeyaz ısık sacıyor

    [109] Firavun’un kavminden basta gelenler dedi ki: “- Muhakkak bu, cok bilgic bir sihirbazdır

    [110] Sizi yurdunuzdan cıkarmak istiyor.” Firavun da: “- O halde, ne tedbir dusunuyorsunuz?” dedi

    [111] Onlar: “- Musa’yı ve kardesini (Harun’u) alıkoy ve sehirlere toplayıcılar yolla

    [112] Ne kadar bilgic sihirbazlar varsa, hepsini sana getirsinler.” dediler

    [113] Butun sihirbazlar Firavun’a gelip soyle dediler: “- Eger biz ustun gelirsek, muhakkak bize mukafat vardır, degil mi.”

    [114] Firavun: “- Evet, suphesiz ki, siz yakınlarımdan olacaksınız.” dedi

    [115] Sihirbazlar, Musa’ya soyle dediler: “- Ey Musa! sen mi marifetlerini ortaya atacaksın, yoksa biz mi atanlar olalım?”

    [116] Musa, siz atın, dedi. Ne zaman ki hunerlerini ortaya doktuler, halkın gozlerini buyulediler ve onlara korku saldılar. Boylece buyuk sihir getirmis oldular

    [117] Biz de Musa’ya: “-Asanı bırakıver” diye vahyettik. Bir de baktılar ki, asa, onların butun uydurduklarını yutuyor

    [118] Artık hak meydana cıktı ve onların butun yaptıkları bosa gitti

    [119] Iste orada yenilmisler ve kuculerek geri donmuslerdi

    [120] Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar

    [121] “Biz Alemlerin Rabbine

    [122] Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik”, dediler

    [123] Firavun, onlara soyle dedi: “- Ben, size izin vermeden, siz ona iman ettiniz ha! Suphesiz bu bir hiledir ki, siz onu, sehirde (Mısır’da) anlasıp kurmussunuz; yerli halkı bu sehirden cıkarmak (ve kendiniz yerlesmek) istiyorsunuz. O halde (basınıza ne gelecegini) yakında bilirsiniz

    [124] Muhakkak surette ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kestirecegim, sonra kat’iyyen topunuzu astıracagım.”

    [125] Sihirbazlar, ona soyle dediler: “- Dogrusu biz Rabbimize donecegiz (bizi olumle korkutamazsın)

    [126] Senin bizden intikam almaya kalkısman ancak, Rabbimizin ayetleri gelince iman etmemizden ileri geliyor. Ey Rabbimiz! uzerimize sabır yagdır ve bizi musluman olarak oldur.”

    [127] Firavun’un kavminden basta gelenler, Firavun’a soyle dediler: “-Musa’yı ve kavmini, fesadcılık yapmaları ve Musa’nın hem seni, hem de senin tanrılarını terketmesi icin mi bu yerde bırakacaksın? “Firavun onlara soyle cevap verdi: “- Daha once onlara yaptıgımız gibi, dogacak ogullarını oldurturuz; yalnız kadınlarını sag bırakırız (ki bize hizmet etsinler). Elbette yine, biz onların uzerine hakim ve kahredicileriz.”

    [128] Musa kavmine: “- Allah’dan yardım dileyin ve sabredin. Muhakkak ki yeryuzu Allah’ındır. Kullarından diledigini ona varis kılar. Sonunda kurtulus, Allah’dan korkanlar icindir.” dedi

    [129] Musa’ya iman edenler de: “- Sen bize Peygamber gelmeden once de, bize Peygamber geldikten sonra da eziyet gorduk.” dediler. Musa soyle dedi: “-Umulur ki Rabbiniz, dusmanlarınızı helak edecek ve sizi onlar yerine sahip kılacaktır da sizin nasıl hareket edeceginize bakacaktır.”

    [130] And olsun ki, biz, Firavun ailesini, dusunup ibret alsınlar diye, tuttuk senelerce mahsul kıtlıgı ve kuraklıkla kıvrandırdık

    [131] Fakat onlara (firavun ailesine) iyilik ve bolluk geldigi zaman: “- Bu bizim hakkımızdır.” dediler. Baslarına bir fenalık geldigi zaman da, beraberindekilerin ugursuzluguna yoruyorlardı. Dikkat edin! Iyilik ve kotulugu yaratmak ancak Allah’ın kudretiyledir. Fakat onların cogu (bunu) bilmezler

    [132] Bir de: “- sen bizi buyulemek icin her ne mu’cize getirsen, asla sana inanacak degiliz, biz” dediler

    [133] Biz de, kudretimizin ayrı ayrı alametleri olmak uzere, baslarına (sel felaketi) tufan, (ekinlerine) cekirge, haserat, (evlerine) kurbaga ve (sularına) kan gonderdik. Yine de inad ettiler, kibirlendiler. Onlar oyle mucrimler guruhu idiler

    [134] (Onların) uzerlerine o azab cokunce: “- Ey Musa! Bizim icin, sana verdigi peygamberlik ahdi hurmetine, (Rabbine) dua et. Eger bizden bu azabı kaldırırsan, yemin olsun ki, sana muhakkak iman edecegiz, ve Israilogullarını da elbette seninle beraber gonderecegiz.” dediler

    [135] Vaktaki (azaba) erisecekleri bir muddete kadar uzerlerinden biz azabı kaldırdık, hemen yeminlerini bozdular

    [136] Biz de ayetlerimizi yalanladıkları ve onlara kulak asmayıp gafil bulundukları icin kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde bogduk

    [137] Firavun’un iskencesi altında kıvranan o kavmi de, arzın bereketlerle donattıgımız dogularına ve batılarına mirascı kıldık. Boylece, Rabbinin Israil ogullarına olan o guzel vadi, felaketlerle sabretmeleriyle tam yerine geldi. Firavun’un ve kavminin yapmakta oldukları sarayları ve yukseltmekte bulundukları binaları hep harap ettik

    [138] Biz, Israilogullarını denizden gecirdik. Onlar, putlara ibadet eden bir kavme ugradılar. (Iclerinde cahil olanlar soyle) dediler: “- Ey Musa, bunların taptıkları tanrıları gibi, bize de bir tanrı yap.” Musa, onlara dedi. “- Siz, bir topluluksunuz ki gercekten cahillik ediyorsunuz

    [139] Cunku su gordugunuz puta tapanların icinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve yapmakta oldukları ameller de bosunadır.”

    [140] Hic dedi: ben size Allah’dan baska bir Ilah mı isterim? Halbuki o, sizi zamanınızın butun halkı uzerine ustun kılmıstır

    [141] (Su hikmete bakın ki), hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıstık. Onlar ki size azabın kotusunu yukluyorlardı. Ogullarınızı olduruyorlar, (kendilerine hizmet icin) kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Iste bunda, size, Rabbiniz tarafından buyuk bir imtihan var

    [142] Biz, Musa’ya otuz gun (Oruc tutmasına karsılık kendisine Tevrat’ı verecegimizi, yahut kendisiyle konusacagımızı) vadettik; ve ona bir on (gun) daha ilave ettik. Boylece Rabbinin tayin ettigi vakit kırk gece (gun) olarak tamamlandı. Musa, kardesi Harun’a soyle dedi: “- Kavmimin icinde yerimi tut ve onların hallerini duzeltmege calıs da fesad cıkaranların yoluna gitme.”

    [143] Musa, kendisiyle konusacagımızı vadettigimiz vakitte gelince, Rabbi ona kelamını (vasıtasız olarak) soyledi. (Musa) soyle dedi: “- Rabbim! Cemalini bana goster, sana bakayım.” Allah: “-Beni hic bir zaman goremezsin, fakat su daga bak. Eger o, yerinde durursa sen de beni gorursun.” buyurdu. Nihayet Rabbi, o daga tecelli edince, onu yer ile bir etti. Musa da bayılarak yere dustu. Sonra ayılınca soyle dedi: “- Allah’ım! Seni tenzih ederim. (Dunyada seni gormeyi istemekten) tevbe ettim ve ben, mu’minlerin (buna inananların) ilkiyim.”

    [144] (Allah soyle) buyurdu: “- Ya Musa! Ben, (seni) peygamber gondermemle ve (seninle vasıtasız) kelam etmemle seni asrının insanları uzerine sectim. Simdi su sana verdigi emir ve yasakları al da sukredenlerden ol.”

    [145] Biz Musa icin Tevrat’ın Levhalarında her seyden yazdık: Ogudlere ve din hukumlerinin acıklanmasına ait her seyi... Sonra: “- Bunları kuvvetle benimseyip al, kavmine de, o hukumlerin en sevablısını tutmalarını emret; (ibret icin) ileride size o fasıkların (harap olan) yurdunu gosterecegim.” (dedik)

    [146] Yeryuzunde haksız yere kibirlenenleri, ayetlerimi anlamaktan (Kur’an’ı kabulden) cevirecegim. Onlar (buyuklenenler), her mu’cizeyi gorseler de ona inanmazlar, rusd yolunu da gorseler onu kendilerine yol edinmezler. Fakat sapıklık yolunu gorurlerse, onu yol edinirler. Iste boyle hareket etmeleri, ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gafil bulunmalarından dolayıdır

    [147] Halbuki, ayetlerimizi ve ahirete kavusmayı yalanlıyanların butun yaptıkları ameller bosa gitmistir. Onlar, ancak kendi amellerinin cezasını cekeceklerdir

    [148] Tur’a cıkan Musa’nın arkasından, geride kalan kavmi, sus esyalarından bir buzagı heykeli yapıp onu tanrı edindiler, ki onun bir bogurmesi de vardı. Buzagının kendileriyle konusamayacagını, onlara bir yol gosteremiyecegini gormediler mi de onu tanrı edindiler? Boylece zalimlerden oldular

    [149] Ne zaman ki,buzagıya taptıklarına kuvvetle pisman oldular ve kesin olarak sapmıs bulunduklarını gorduler, soyle dediler: “- Eger Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bagıslamazsa muhakkak biz, husranda kalanlardan olacagız

    [150] Musa, kavmine ofkeli ve kederli donunce soyle dedi: “- Ben ayrıldıktan sonra yerime gectiniz de ne cirkin is yaptınız! Rabbinizin emriyle donusume sabretmeyip buzagı mı yaptınız?” Ofkesinden elindeki Tevrat levhalarını yere bıraktı ve kardesi Harun’u basından (sac-sakalından) tutup kendine dogru cekmege basladı. Harun soyle dedi: “- Ey anam oglu (oz kardesim), gercekten bu kavim beni zayıf gorduler. Az kaldı ki beni oldureceklerdi. Sen de bana dusmanları sevindirecek harekette bulunma boyle. Beni bu zalimler toplulugu ile bir tutma.”

    [151] Musa: “- Ey Rabbim, beni ve kardesimi bagısla, bizi rahmetine ithal et. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” dedi

    [152] Muhakkak ki buzagıyı tanrı edinenlere, Rablerinden bir gazap ve dunya hayatında da bir horluk erisecektir. Iste biz, Allah’a iftira edenleri boyle cezalandırırız

    [153] O kotu amelleri isleyip de sonra arasından tevbekar olarak iman edenlere gelince; dogrusu tevbe ve imanlarından sonra, Rabbin muhakkak onları bagıslayıcıdır, esirgeyicidir

    [154] Musa’dan, ofke sonunce, levhaları aldı. Onların bir nushasında; “- Rablerinden korkanlar icin hidayet ve magfiret vardır.” yazılmıstı

    [155] Musa, buzagıya tapan arkadaslarından oturu ozur dilemek uzere tayin ettigimiz vakit icin kavminden yetmis adam secti. Onları kuvvetli sarsıntı (zelzele) yakalayınca, Musa dedi ki! “- Ey Rabbim! Eger dileseydin, bunları ve beni daha once helak ederdin. Icimizdeki akılsızların yaptıgı (gunahlar) yuzunden bizi helak mi edeceksin? Onların bu cahillikleri, ancak senin imtihan ve ihtiyarındır. Sen bu imtihanınla diledigini sapıklıga bırakır, diledigine hidayet verirsin; sen bizim velimizsin. Artık bizi bagısla, bize merhamet et. Sen bagıslayanların en hayırlısısın

    [156] Bize, hem bu dunyada bir iyilik, hem de ahirette bir iyilik ver. Gercekten biz tevbe edip sana donduk. (Allah soyle) buyurmustur: “- Ben azabımı kullarımdan diledigime isabet ettiririm. Rahmetim dunyada her seyi kusatmıstır (mumine de kafire de samildir). Fakat ahirette onu, kufurden sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize iman etmis olanlara has kılacagım.”

    [157] Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve Incil’de ismini yazılı buldukları ummi Peygamber o Rasule tabi olurlar; o (Rasul) kendilerine iyiligi emrediyor, onları fenalıktan alıkoyuyor; onlara (nefislerine) haram ettikleri temiz seyleri halal kılıyor, murdar seyleri de uzerlerine haram kılıyor, onların agır yuklerini, uzerlerindeki bagları indiriyor. Ve onlar ki, ona (Rasule) iman ederler, kendisine tazim ederler, ona yardım ederler ve kendisine indirilen (Kur’an’a) tabi olurlar, iste bunlar kurtulanlardır

    [158] (Rasulum) de ki: “- Ey insanlar! Gercekten ben sizin hepinize gelen, Allah’ın Peygamberiyim. O Allah ki, yer ve goklerin tasarrufu O’nundur. Ondan baska hic bir ilah yoktur, oldurur ve diriltir. Onun icin hem Allah’a, hem de butun kelimelerine iman getiren o ummi Peygambere, Rasulune iman edin; ve o peygambere uyun ki, dogru yolu bulasınız

    [159] Musa’nın kavminden, insanları dogru yola goturur ve hak ile adalet yapar bir topluluk vardı

    [160] Biz, israilogullarını on iki kabileye, o kadar ummete ayırdık. Musa’ya, Tih colunde susayan kavmi kendisinden su istedigi zaman: “- Asanı tasa vur” diye vahyettik. Vurunca, o tastan hemen on iki goze kaynayıp akmaga basladı. Her kabile, su alacagı yeri bildi ve belledi. Bulutu da uzerlerine golgelik yaptık, kendilerine kudret helvasiyle bıldırcın indirdik. Onlara: “- size rızık olarak verdigimiz en temizlerinden yeyin” dedik (fakat onlar nimetleri inkar etmekle) bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [161] O vakit onlara (Israilogullarına) soyle denilmisti; “- Su sehirde (Beytu’l-Makdis’de) yerlesin ve onun mahsullerinden dilediginizi yeyin; gunahlarımızı bagısla, diye dua edin. O sehrin kapısından, Allah’a sukr icin secde ederek girin ki, size suclarınızı bagıslayalım. Iyilik edenlere ileride ziyadesini verecegiz.”

    [162] Nihayet iclerinden o zulmedenler (edecekleri duayı eglenceye alarak) sozu degistirdiler, kendilerine soylenenden baska sekle koydular (Hıtta’yi Hınta= Bizi bagısla’yı bugday manası haline soktular.) Zulmu adet edinmeleri sebebiyle, biz de ustlerine, gokten murdar bir azap indirdik

    [163] (Ey Rasulum), o Yahudi’lere, deniz kenarındaki kasaba halkının basına gelen felaketi sor. O vakit, yasak edildikleri cumartesi gununde balık avlamakla Allah’ın cumartesi yasagına tecavuz ediyorlardı. Cunku ibadet icin tatil yaptıkları cumartesi gunu, balıklar akın akın meydana cıkarak yanlarına geliyordu. Cumartesi ta’tili yapmıyacakları gun ise, gelmiyordu. Iste biz, itaattan cıkmaları sebebiyle, onları boyle imtihan ediyorduk

    [164] Iclerinden bir ummet: “- Nicin Allah’ın helak edecegi veya siddetli bir azabla azablandıracagı bir kavme nasihat ediyorsunuz?” dedigi vakit, o ogudu verenler soyle dediler: “- Bizim nasihatımız, Rabbinizin yasagını (cumartesi balık avlamamayı) beyan etmek uzerimize vacip olmakla, Allah katında ma’zur tutulmamız icindir. Gerek ki, (avdan) sakınırlar.”

    [165] Artık o avcılar, edilen nasihatleri unutunca, biz de kotulukten alıkoyanları kurtardık, zulmedenleri ise, cıkardıkları fesadlar yuzunden siddetli bir azab ile yakaladık

    [166] Boylece onlar, kibirlenerek yasak edildikleri seyi yapınca kendilerine: “- Hor ve zelil maymunlar olun.” dedik

    [167] O vakit (ey Rasulum), senin Rabbin yeminle sunu bildirdi: Muhakkak kıyamet gunune kadar, Yahudiler uzerine hep o kotu azabı surecek olan kimseyi gonderecektir. Gercekten Rabbin cezayı cok cabuk verendir. Yine suphe yok ki o, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [168] O Yahudi’leri yeryuzunde bircok ummetlere ayırdık; iclerinde salihleri (iyileri) de vardı, bunlardan asagı (kufurde) olanlar da. Onları hem nimetle, hem de musibetle imtihan ettik ki, gercege donsunler

    [169] Nihayet arkalarından bozuk bir toplum bunların yerine gecti ki, kitaba (Tevrat’a) varis oldular: su alcak dunya malını rusvet olarak irtikap ederler de, bir de: “Bize magfiret olunacak.” derler. Karsı taraftan da kendilerine oyle bir mal gelse, onu da alırlar. Acaba Allah’a karsı, hakdan baska bir sey soylemiyeceklerine dair kendilerinden, o kitabın hukmu uzere, kuvvetli soz alınmadı mıydı? Ve o kitabın (Tevrat’ın) icindekini ders edinip okumadılar mı? Halbuki ahiret yurdu, Allah’dan korkanlar icin daha hayırlıdır. Hala akıllanmıyacak mısınız

    [170] Kitaba sarılanlar (Kur’an’ın hukumlerine gore amel edenler) ve namazı geregi uzere yerine getirenler var ya, o iyilik edenlerin mukafatını biz hic bir zaman zayi etmeyiz

    [171] Biz, bir vakit Tur dagını sokup Israilogullarının uzerine, golgelik imis gibi kaldırmıstık. Onlar, onu gercekten uzerlerine dusecek sanmıslardı. Kendilerini bununla korkutup soyle demistik: “- Size verdigimiz kitabı kuvvetle tutun ve icindeki emirlerle yasakları hatırlayın, dusunun. Olur ki, Allah’dan korkar, sakınırsınız

    [172] Hatırla ki, Rabbin, Ademogullarının sulblerinden zurriyetlerini cıkarıp da onları nefislerine karsı sahid tutarak; “-Ben sizin Rabbiniz degil miyim?” diye buyurdugu vakit onlar da; “- Evet, Rabbimizsin, sahid olduk”, demislerdi. Bu sahid tusumuzun sebebi, kıyamet gunu, bizim bundan haberimiz yoktu, dersiniz diyedir

    [173] Yahud: “-Dogrusu, atalarımız, onceden Allah’a ortak kosmustu. Biz onlardan sonra gelen bir nesil bulunuyoruz. Simdi o batıl yolu kuranların yaptıkları gunahlarla bizi helak mi edeceksin?” dersiniz. (Iste bunları dememeniz icin sizi sahit tuttuk)

    [174] Iste biz, ayetleri boyle acıklarız. Olur ki, kufurden tevhide donerler

    [175] (Ey Rasulum) Yahudi’lere o kimsenin (Israilogullarından bir alimin) haberini oku ki, kendisine ayetlerimizi vermistik de, o, bunları inkar ederek imandan cıkmıstı. Boylece seytan onu arkasına takmıs da azgınlardan olmustu

    [176] Eger dileseydik, o kimseyi, bu ayetlerle iyiler derecesine yukseltirdik. Fakat o, asagılıga saplandı ve hevasına uydu. Iste bunun hali, o kopegin haline benzer ki, uzerine varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. (bayagılık ve ızdıraptan kurtulamaz.) Ayetlerimizi yalanlıyanların hali iste boyledir. (Ey Rasulum) sen hadiseyi kafirlere anlat. Olur ki geregi gibi dusunurler

    [177] Ayetlerimizi yalanlayıp ancak kendi nefislerine zulmeden toplulugun hali ne kotudur

    [178] Allah’ın hidayet ettigi kimse, hak yola ulasandır; ve kimi de adaleti ile saptırırsa, iste bunlar, ziyana ugrayanlardır

    [179] Yemin olsun ki, cin ve insanlardan bir cogunu cehennem icin yarattık. Onların kalbleri vardır; bu kalblerle gercegi anlamazlar. Gozleri vardır; onlarla gormezler (ibret almazlar). Kulakları vardır; onlarla nasihat dinlemezler. Iste bunlar, hayvanlar gibidir; dogrusu daha sapık ve saskındırlar. Gafil olanlar da iste bunlardır

    [180] En guzel isimler (Esma-i Husna), Allah’ındır. O halde Allah’a bu isimlerle dua edin. Onun isimlerinde (Aziz’den, putları icin Uzza kelimesini cıkararak) sapıklık edenleri terk edin. Yarın kıyamette onlar, yaptıklarının cezasını cekeceklerdir

    [181] Yine bizim yarattıklarımızdan bir ummet de vardır ki, rehberlik ederler ve hak ile hukum verirler

    [182] Biz, ayetlerimizi (Kur’an’ı) yalanlıyanları, bilemiyecekleri yonden azar azar helake yaklastırırız

    [183] Bir de ben, onlara muhlet veririm, (istedikleri gibi yasarlar). Fakat ihsan gorunusunde, helak ve perisan edisim pek cetindir

    [184] Onlar dusunmediler mi ki, arkadaslarında (Hz. Peygamber aleyhisselamda) cinnetten bir eser yoktur; O ancak Allah’ın azabını haber veren acık bir korkutucudur

    [185] Ve onlar, Allah’ın goklerde ve yerdeki mulkiyet ve tasarrufuna, Allah’ın yaratmıs oldugu herhangi bir seye ve ecellerinin gercekten yaklasmıs olması ihtimaline hic bakmadılar mı? Artık bu Kur’an’dan sonra hangi soze iman edecekler

    [186] Kimi ki Allah dogru yoldan saptırır, artık onu yola getirecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları icinde bırakır, koru korune yuvarlanır giderler

    [187] Ey Rasulum, sana kıyametten soruyorlar: Ne zaman kopacak? De ki: “- onun ilmi, yalnız Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde, ancak O tecelli ettirecektir. O kıyamet oyle buyuk bir meseledir ki, goklerde ve yerde ona tahammul edecek hic kimse yoktur. Size o, ancak ansızın gelecektir.” Geregi ile biliyormussun gibi, senden ısrarla onu sorarlar. Yine de ki: “- onun ilmi ancak Allah katındadır. Fakat insanların cogu bunu bilmezler.”

    [188] De ki: “- Ben Allah’ın dilediginden baska, kendi kendime ne bir menfaatı kazanmaga, ne de bir zararı defetmege sahip degilim. Eger ben gaybi bilseydim, (zarar ve tehlikelerden sakınıp) elbet daha cok hayır yapardım ve bana hic bir fenalık dokunmazdı, (hic yenilmez ve bir ihtiyac icinde kalmazdım.) Ben ancak kafirleri cehennemle korkutucu ve iman edecekleri cennetle mujdeleyici bir Peygamberim.”

    [189] Sizi bir nefisten (Adem’den) yaratan ve bu nefisten de, gonlu kendisine meyledip rahat etsin diye zevcesini (Havva’yı) yaratan O’dur. Adem, esiyle munasebette bulununca, zevcesi hafif bir yuk yuklendi (hamile oldu). Bir muddet bu hafiflikle gecti. Nihayet gebeligi agırlasınca, her ikisi Rableri Allah’a soyle dua ettiler; “-Eger bize salih bir cocuk (tesekkulu tam olarak) verirsen yemin ederiz ki, sukreden kimselerden olacagız

    [190] Fakat (Allah) onlara, her seyi tam bir cocuk verince, tuttular cocugun ismi uzerinde sonradan insanlar Allah’a bir takım ortaklar kosmaga basladılar. (Abdullah ismini verecek yerde, seytanın kandırmasıyla Abdu’l Haris ismini verdiler; yahud Adem Aleyhisselamın soyundan gelen ciftler, evladlarına Abdu’l-uzza, Abdu’l-menat ve Abdu’s-Sems isimlerini vererek onları taptıkları putlara nisbet etmekle sirke vardılar.) Allah, onların kostukları sirkten munezzehtir

    [191] Bir seyi yaratmaga gucu yetmiyen putları, Mekke musrikleri Allah’a es mi tutuyorlar? Halbuki onlar (putlar), bizzat mahluk varlıklardır

    [192] Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi nefislerine yardım etmege guc yetiremezler

    [193] Eger o putları (veya musrikleri) dogru yola cagırırsanız, size uymazlar. Ister onları davet edin, ister sukut edin birdir

    [194] Cunku Allah’dan baska taptıklarınız, sizin gibi kullardır. Eger davanızda sadık iseniz; onları cagırın da size cevap versinler, (ihtiyaclarınızı karsılasınlar bakalım)

    [195] O putların yuruyecek ayakları, yoksa tutacak elleri, yoksa gorecek gozleri, yoksa isitecek kulakları mı vardır? De ki: “- Haydi, cagırın ortaklarınızı! Sonra bana istediginiz hileyi kurun da elinizden gelirse, bana goz actırmayın.”

    [196] Cunku size karsı benim yardımcım, Kur’an’ı indiren Allah’dır ve o butun salihlere de yardım eder

    [197] Sizin, Allah’dan baska taptıklarınız ise, ne size yardım edebilirler, ne de kendi nefislerine yardımları dokunur

    [198] Eger musrikleri (veya putları) dogru yola cagırırsanız, duymazlar ve onları gorursun ki, sana bakıyorlar; halbuki onlar gormezler

    [199] Sen bagıslama yolunu tut, iyiligi emret ve cahillerden yuz cevir

    [200] Eger seytandan bir engel, seni, emrolundugun seyi yapmaktan cevirecek olursa, hemen Allah’a sıgın. Cunku O, (soylenenleri) hakkıyla isitendir, kalblerindekini tam bilendir

    [201] Allah’dan korkanlar, kendilerine Seytandan bir vesvese dokundugu zaman, Allah’ı ve azabını dusunurler; bir de hemen bakarsın ki, onları dogru yolu bulup Seytan’ın vesvesesini atmıslardır bile

    [202] Kafirlerin kardesleri olan Seytanlar, kafirleri sapıklıga cekerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar

    [203] Onlara (Mekke halkına), istedikleri bir ayeti getirmesen, soyle derler: “- Sen o ayeti hazırlayıp toplasaydın ya!” De ki: “- Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Butun bu Kur’an ayetleri, Rabbinizden gelen huccetlerdir; ve iman edecek bir kavim icin hidayettir, rahmettir.”

    [204] Kur’an okundugu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Olur ki, merhamet edilirsiniz

    [205] Sabah ve aksam, icinden yalvararak ve korkarak, asikareden (icten hafif) bir sesle Rabbini an (dua ve zikret). Gafillerden olma

    [206] Gercekten Rabbinin katında olanlar (rahmetine yakın melekler), Allah’a kulluk etmekten asla kibirlenmezler. Onu tenzih eder yuceltirler ve yalnız ona ibadet icin secde ederler. (*) (*) Dikkat! Secde ayetidir

    Enfâl

    Surah 8

    [1] (Ey Rasulum), sana harb ganimetlerinin kime ait oldugunu soruyorlar. De ki: “- Bu ganimetlerin taksimi, Allah’a ve Rasulune aittir. Onun icin, siz gercekten muminseniz Allah’dan korkun ve birbirinizle aranızı duzeltin (gecimsizlik yapmayın), Allah’a ve Rasulune itaat edin.”

    [2] Gercek muminler, yalnız o kimselerdir ki, Allah anıldıgı zaman kalbleri korkarak urperir; onlara ayetleri okundugu zaman, imanlarını artırır; ve onlar yalnız Rablerine tevekkul ederler

    [3] Muminler o kimselerdir ki, namazı geregi uzre kılarlar, kendilerine verdigimiz rızıklardan Hak yolunda harcarlar

    [4] Iste bunlar gercek muminlerdir. Onlara, Rableri katında dereceler var, mafiret ve cennette sayısız tukenmez nimet var

    [5] Ganimetlerin taksiminden bazı kimselerin hoslanmayısı, Rabbin seni hak ugrunda (savas icin) evinden cıkardıgı hale benzer. Cunku muminlerden bir topluluk muhakkak ki (Savasa cıkmak) istemiyorlardı

    [6] Hak meydana cıktıktan sonra da, onlar, bu savas hususunda, gozleri gorurcesine olume goturuluyorlarmıs gibi, seninle mucadele ediyorlardı

    [7] O vakit Allah, yuk kervanı ve silahlı birlikten birini size vad ediyordu, ki sizin olsun. Siz de, silahı bulunmıyan kervanın size ait olmasını arzu ediyordunuz. Halbuki Allah, ayetleriyle hakkı ve Islamı acıga vurmayı ve kafirlerin arkasını kesmeyi diliyordu

    [8] Bunun hikmeti: Kafirler istemese bile, Islamı tanıtıp yerlestirmek ve kufru yok etmek icindi

    [9] O vakit Rabbinizden yardım ve zafer istiyordunuz da O size: “- Gercekten ben arka arkaya bin Melaike ile imdad ediyorum.” diye duanızı kabul buyurmustu

    [10] Allah, size bu meleklerle yardımı, sırf bir mujde olsun ve bununla kalbleriniz korkudan yatıssın diye yapıstı. Yoksa zafer ancak Allah’ın zatındandır. Gercekten Allah (her seye) mutlak galibdir, yegane hukum ve hikmet sahibidir

    [11] (Allah) size, Bedir savasında korkudan emin olmak icin hafif bir uyku veriyordu; ve uzerinize gokten bir yagmur yagdırıyordu ki, bununla abdestsizliginizi giderip sizi temizlesin, Seytanın vesvesesini (hak uzere olsaydınız susuz kalmazdınız, diye Seytanın durtusunu) sizden kaldırsın, kalblerinize zafer icin sebat versin ve bu yagmur sebebiyle (kuraklıktan kaypak hale gelen kumluk arazide) ayaklarınızı saglam durdursun

    [12] O vakit Rabbin Meleklere soyle vahyediyordu; “-Suphesiz ki ben sizinle beraberim, hemen muminlere (yardım ve zafer ilham ederek kalblerine) sebat verin. Kafirlerin kalblerine korku salacagım, hemen boyunları ustune vurun (baslarını kesin), el ve ayakları etrafına vurun.”

    [13] Onları bu azabın yapılıs sebebi su; Cunku onlar, Allah’a ve Rasulune karsı geldiler. Kim Allah’a ve Rasulune karsı gelirse, ona Allah’ın azabı cok siddetlidir

    [14] Ey kafirler! Bu, simdiki azabınızdır, tadın bunu! Kafirlere ahirette bir de cehennem azabı vardır

    [15] Ey muminler! Toplu olarak kafirlerle karsılastıgınız zaman, onlara arkalarınızı cevirmeyin, kacmayın

    [16] Kim boyle bir gunde kafirlere arka cevirip kacarsa -ancak tekrar dusmana atılmak icin kendini kacar gibi gostererek aldatmak veya baska birlige katılıp savasmak icin mustesna -muhakkak ki o, Allah’ın gazabına ugramıstır. Onun yeri cehennemdir ve o, ne kotu donus yeridir

    [17] Siz, Bedir’de o kafirleri kendi kuvvetinizle oldurmediniz. Lakin Allah size yardım etmekle onları oldurdu. Ey Rasulum, dusmanların gozlerine bir avuc toprak attıgın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı; ve bunu, guzel bir ganimet ve zafer tecrubesi vermek icin (yaptı) Muhakkak ki Allah, (soylenenleri) isiten, (her seyi) bilendir

    [18] Bu tecrube gercektir ve Allah, muhakkak kafirlerin hilelerini zayıflatıp gevsetendir

    [19] Eger siz (Ey kafirler! once Kabe’nin ortulerine yapısarak dua edip) zafer istiyordunuzsa, iste muminlerin zaferi ile Allah’ın hukmu size geldi. Eger kufurden ve Peygambere dusmanlıktan vazgecerseniz, hakkınızda daha hayırlı olur. Yok yine savasa donerseniz, biz de doneriz. Birliginiz cok da olsa, size asla hic bir fayda vermez. Cunku Allah mu’minlerle beraberdir

    [20] Ey mu’minler! Allah’a ve Rasulune itaat edin. (Kur’an’ı ve ogudlerini) dinlediginiz halde, Peygamberin emirlerinden yuz cevirmeyin

    [21] Bir de (Kalbleriyle tasdik etmedikleri) isitmedikleri halde, (dilleriyle) isittik diyen munafık kafirler gibi olmayın

    [22] Cunku Allah katında, yerde yuruyen hayvanların en kotusu, (gercegi) anlamıyan ve kabul etmiyen sagırlar ve dilsizlerdir

    [23] Eger Allah, ezeli ilminde onlarda bir hayır takdir etseydi, elbette onlara duyururdu. (Bu hallerinde) kulaklarına soksaydı bile, yine onlar, muhakkak ki (Hakdan) yuz cevirerek doner giderlerdi (imandan cıkarlardı)

    [24] Ey Mu’minler! Peygamber, size hayat verecek olan seriat emirlerine, sizi davet ettigi zaman, Allah’a ve Rasulune icabet edin. Bilin ki Allah, gercekten kisi ile kalbi arasına girer (her seyine hakim olur, canını alır); ve siz muhakkak toplanıp ona varacaksınız

    [25] Bir de oyle bir musibetten korkun ki; o, yalnız icinizde zulmedenlere isabet etmez (bu bela baskalarına da gecer, umumi olur). Bilin ki, Allah’ın azabı cok siddetlidir

    [26] O zamanı da hatırlayın ki, siz (ey Muhacirler), bir vakit Mekke’de zayıf ve hakir gorulen bir azınlıktınız. Kafirlerin sizi carpıp yakalamasından korkuyordunuz. Oyle iken, Allah sizi Medine’de barındırdı, ev-bark sahibi yaptı ve yardımıyla kuvvetlendirdi. Size en pak ve temiz seylerden (ganimetlerden) rızık verdi, gerek ki sukredesiniz

    [27] Ey Mu’minler! Allah’a ve Peygambere hainlik etmeyin. Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin

    [28] Biliniz ki, mallarınız ve evladınız ancak bir fitnedir, (sizi gunaha sokmaga sebepdir). Allah katında ise buyuk mukafat vardır

    [29] Ey mu’minler! Eger Allah’dan korkarsanız (emirlerine baglanır, yasaklarından sakınırsanız), o, size hak ile batılı ayırdedecek bir anlayıs ve nur verir. Gunahlarınızı orter ve sizi bagıslar. Allah, cok buyuk lutuf sahibidir

    [30] Bir vakit, o kafirler, seni baglayıp hapsetmeleri, ya oldurmeleri, ya da Mekke’den cıkarmaları icin sana tuzak kuruyorlardı. Onlar bu hileyi kurarlarken Allah, hilelerini baslarına yıkıveriyordu (hilelerinden seni kurtarmıs bulunuyordu). Allah, hilekarlara ceza verenlerin en hayırlısıdır

    [31] Onlara ayetlerimiz okundugu zaman: “- Isittik, istersek biz de bunun benzerini soyleriz! Bu eskilerin masallarından baska bir sey degildir!” diyorlardı

    [32] Bir vakit de, “- Ey Allah! Eger bu senin tarafından gelmis hak bir kitap ise, hemen uzerimize gokten tas yagdır, veya bize daha acıklı bir azap ver”, demislerdi

    [33] Halbuki sen (Ey Rasulum), onların icindeyken Allah onlara azap verecek degildi. Istigfar ettikleri halde de Allah onlara azap edecek degil

    [34] Sen aralarından cıktıktan sonra, Allah’ın kendilerine azap etmemesi icin ne imkanları var. Mescid-i Haram’ı tavaf etmekten mu’minleri menediyorlar, halbuki ona hizmet etmeye ehil de degiller; onun hizmetine ehil olanlar, ancak sirkten sakınan muminlerdir. Fakat onların cogu bunu bilmezler

    [35] Onların Beyt-i Haram’da namazları (duaları) ise ıslık calmak ve el cırpmaktan baska bir sey degil. Artık ey kafirler, yaptıgınız kufurden dolayı tadın azabı

    [36] Allah yolundan alıkoymak icin mallarını harcayan kafirler, yakında yine onu harcayacaklardır. Sonra da (gayelerine erisemiyeceklerinden) bu, onlara pismanlık ve yurek acısı olacak, sonunda maglup olacaklardır. Kufurlerinde sebat edenler, toplanıp cehenneme goturuleceklerdir

    [37] Allah murdar kafiri, pak mu’minden ayırdetmek icin kafirleri maglup eder ve murdarın bir kısmını bir kısmı uzerine koyup hepsini biriktirerek cehenneme atar. Iste bunlar, nefislerine ziyan ve yazık edenlerdir

    [38] (Ey Rasulum), o kufredenlere de ki: “- Eger Peygambere dusmanlıktan vazgecerlerse, gecmisteki gunahları bagıslanır. Yok yine kufre donerlerse, evvelki ummetlerin basına gelen felaket bunlara da muhakkak olacaktır.”

    [39] Yeryuzunde fitne (sirk) kalmayıp din, tamamıyla Allah’ın oluncaya (ondan baskasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savasın, cihad yapın. Eger kufurden vazgecerlerse, Allah yaptıklarını gorur ve mukafatlarını verir

    [40] Eger onlar iman etmezler ve savastan geri durmazlarsa, artık bilin ki, gercekten Allah, sizin yardımcınızdır. O ne guzel Mevla ve ne guzel yardımcıdır

    [41] Biliniz ki, kafirlerden ganimet olarak aldıgınız her hangi bir seyin muhakkak beste biri Allah icindir. O da, Peygambere ve onun akrabasına, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmıslara aittir; eger siz Allah’a iman etmis ve o hak ile batılın ayrıldıgı Bedir gunu, o iki ordunun birbiriyle carpıstıgı gun, kulumuza (Hazreti Peygambere) indirdigimiz ayetlere iman etmisseniz. Allah her seye kadirdir

    [42] O vakit (Bedir gunu ey muslumanlar), siz vadinin beri tarafında (Medine yakınında) idiniz; onlar (Dusmanlar) ise, ote yanında (Medine’den uzakta) ve suvarileri de sizden asagıda (sahil kenarında saglam ve sulu bir yerde) idiler. Eger siz savas icin dusmanla muayyen bir vakitte karsılasmak uzre sozlesmis olsaydınız, muhakkak ki (az olusunuzdan ve dusmanların da Peygamberin heybetinden korkmasından dolayı) vadinizde ihtilafa duserdiniz. Fakat mukadder olan muslumanların zafer isini yerine getirmek icin, Allah boyle yaptı. Ta ki helak olan (kufre varan) acık bir delili (az bir Islam toplulugunun kalabalık bir dusmanı maglup edisi vak’asını) gordukten sonra helak olsun, diri kalan (mu’min olan) da acık delilden sonra yasasın. Gercekten Allah (soylenenleri) isitici, yapılanları bilicidir

    [43] O vakit Allah sana, onları, ruyanda az gosteriyordu. Eger sana, o dusmanları cok gosterseydi korkacaktınız ve savas hususunda ihtilafa dusecektiniz. Fakat Allah bundan sizi kurtardı. Cunku O, butun kalblerdekini hakkıyla bilendir

    [44] O vakit dusmanla karsılastıgınız sırada, Allah, onları gozlerinizde az gosteriyor, sizi de onların gozlerinde azaltıyordu (ki, cozulmeyib harbe tutussunlar. Halbuki savas basladıktan sonra, sizi kendilerinin iki misli goruyorlardı). Cunku Allah, mukadder olan isi yerine getirecekti. Butun isler Allah’a dondurulur

    [45] Ey mu’minler, bir dusman toplulugu ile karsılastıgınız zaman, sebat edin ve Allah’ı cok anın ki, kurtulabilesiniz

    [46] Allah’a ve onun Rasulune itaat edin, birbirinizle cekismeyin. Sonra icinize korku duser ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Cunku Allah, sabredenlerle beraberdir

    [47] (Ey Mu’minler), yurdlarından calım satarak, insanlara gosteris yaparak cıkanlar ve Allah yolundan alıkoymaya calısanlar (Mekke’liler) gibi olmayın. Allah, onların butun yaptıklarını kusatıcıdır

    [48] O zaman (Bedir savası icin) Seytan, onların yaptıklarını allayıp-pullayıp soyle demisti: “- Bugun insanlardan size galip gelecek hic bir kimse yoktur. Ben de size muhakkak yardımcıyım.” Fakat iki ordu karsı karsıya gorununce, arkasını donup kacarak soyle dedi: “- Ben, sizden kesin olarak uzagım. Ben sizin goremiyeceginiz seyleri (melekleri) goruyorum. Ben gercekten Allah’dan korkarım. Allah’ın azabı cok siddetlidir.”

    [49] O sıra munafıklarla, kalblerinde bir hastalık bulunanlar (henuz Islamı kabul etmekle imanları koklesmiyenler), soyle diyorlardı. “- Bu muslumanları, dinleri aldattı.” Halbuki Allah’a tevekkul edip ona guvenen galip olur. Cunku Allah (her seye) galiptir; (yaptıklarında) hikmet sahibidir

    [50] Melekler, o kafirlerin yuzlerine ve arkalarına vura vura ve : “- Tadın cehennem azabını” diyerek canlarını alırken bir gormeliydin

    [51] Bunun sebebi ellerinizin onceden yaptıgı (seyler) yuzundendir, bir de Allah’ın, kullarına zulum yapmadıgındandır

    [52] (Bunların tavır ve adetleri), tıpkı Firavun hanedanıyla, onlardan evvelkilerin tavrı gibidir. Onlar, Allah’ın ayetlerini inkar etmislerdi de O da (Allah), kendilerini gunahları yuzunden yakalamıstı. Cunku Allah cok buyuk kuvvetin sahibidir, azabı pek siddetlidir

    [53] Kafirlere bu azabın yapılıs sebebi su: Bir kavim, kendilerinden olan iyi hali (kotuluge) cevirmedikce, Allah da onlara ihsan ettigi bir nimeti (azaba) cevirici degildir. Gercekten Allah (her soyleneni) isitendir, (butun yapılanları) kemaliyle bilendir

    [54] Evet, aynen Firavun hanedanıyla onlardan oncekilerin adetine benzer sekilde; onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar. Biz de gunahları yuzunden kendilerini helak ettik; ve Firavun hanedanını denizde bogduk. Bunların (Kureys kafirleri ile Firavun hanedanının) hepsi zalimdiler

    [55] Allah katında, yeryuzunde dolasan hayvanların en kotusu, muhakkak ki kufre varanlardır. Artık onlar iman etmezler

    [56] Onlar kendileriyle muahede (andlasma) yaptıgın kimselerdir ki, sonra her defasında sozlesmelerini bozuyorlar. (Hazreti Peygamber aleyhisselam aleyhine hareket etmemek uzere soz veren Beni Kurayza kabilesi, bu andlasmayı bozup Bedir’de musriklere yardım etmis ve bundan sonra yapılan bir andlasmayı da bozarak Hendek savasında yine aleyhte bulunmustu)

    [57] Onun icin, o ahdlerini bozanları harbde yakalarsan kendilerine yapacagın agır muamele ile arkalarındakileri dagıt. Olur ki dusunurler de ibret alıp ahdi bozmaktan sakınırlar

    [58] Eger seninle muahede yapan bir kavimden de sozlesmeye aykırı bir hainlik alameti duyarsan, savas acmadan once ahidlerini reddettigini dogruca kendilerine ilan et. Cunku Allah, hainleri sevmez

    [59] (Bedir savasında) kurtulan kafirler, asla zannetmesinler ki, azabımızdan kurtulmuslardır. Onlar, kendilerine azabımızın ulasmasından bizi aciz bırakamazlar

    [60] Siz de dusmanlara karsı gucunuzun yettigi kadar her turlu kuvvet ve cihad icin, baglanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bununla Allah dusmanını, kendi dusmanınızı ve bunlardan baska sizin bilmeyip de Allah’ın bildigi diger dusmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size odenir ve asla haksızlıga ugratılmazsınız

    [61] Eger dusmanlar barısa yanasırlarsa, sen de ona yanas ve Allah’a guven. Allah onların sozlerini isiticidir, (niyetlerini) bilicidir

    [62] Eger sana hile yapmak isterlerse, muhakakak Allah sana kafidir. O’dur ki, seni yardımıyla ve mu’minlerle teyid etti

    [63] Ve kalblerinin arasını sevgi ile birlestirdi. Yoksa yeryuzunde ne varsa hepsini harcasaydın, yine onların kalblerini birlestiremezdin. Fakat Allah onların aralarını sevgi ile birlestirdi. Cunku Allah her seye galibdir, hukmunde hikmet sahibidir

    [64] Ey Peygamber! Allah sana ve muminlerden senin izinde bulunanlara yeter

    [65] Ey Peygamber; muminleri savasa tesvik et. Icinizden sabır ve sebat edecek yirmi kisi bulunursa, onlar iki yuz kisiye galebe ederler. Eger sizden yuz kisi olursa, kafirlerden bin kisiye galebe calarlar. Cunku onlar, gercegi ve neticeyi anlayamıyan bir kavimdirler. (Muslumanların cogalması ile bu ayeti kerimenin hukmu, bundan sonra gelen su ayeti kerime ile nesh edilmistir)

    [66] Simdi Allah, sizden yuku hafifletti. (Bir kisiye karsı on dusmanla savası, bire karsı iki dusmana indirdi). Bildi ki, sizde bir zayıflık var. Simdi sizden sabredecek yuz kisi olursa, iki yuzu yenerler. Eger sizden bin (kisi) olursa, Allah’ın izniyle iki bine galebe calarlar. Allah, sabredenlerle beraberdir

    [67] Hic bir Peygamber icin, yeryuzunde agır basmadıkca (dusmana ustun gelmedikce), esirleri bulunmak (ve ondan fidye almak) vaki olmamıstır. Siz, gecici dunya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah ahireti kazanmanızı diliyor. Allah Aziz’dir (dostlarını dusmanlarına ustun kılar), hukmunde hikmet sahibidir

    [68] Eger Allah’dan bir yazı (kader) gecmis olmasaydı, aldıgınız fideyeden dolayı mutlaka size buyuk bir azab dokunurdu

    [69] Artık elde ettiginiz ganimetten halal ve hos olarak yeyin ve Allah’dan korkun. Gercekten Allah cok bagıslayıcıdır, cok merhametlidir

    [70] Ey Peygamber! Ellerinizdeki esirlere soyle de: “- Eger Allah’ın ezeli ilminde, kalblerinizde bir iman varsa, Allah size, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını verir ve sizi bagıslar. Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [71] Eger o esirler, sana hainlik etmek isterlerse bilsinler ki, bundan once Allah’a hiyanet ettiler de (Bedir’de) kahredilmelerine, Allah sana imkan vermisti, Allah Alim’dir, Hakim’dir

    [72] Iman edenler, Allah icin hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mucahede edenler (ki bunlar Muhacirlerdir) , bir de Muhacirleri barındıranlar ve onlara yardım edenler var ya, iste onlar mirasta birbirlerinin velileridirler. (Bidayette muhacirlerle Ensar birbirlerine mirascı olurlardı. Sonra bu hukum kaldırılmıstır). Iman edip de hicret etmiyenlere gelince; hicretlerine kadar sizin icin mirasda onlara hic bir velayetiniz yoktur. Bununla beraber eger dinde yardımınızı isterlerse, onlara yardım etmekde uzerinize borcdur; ancak sizinle aralarında andlasma (muahede) bulunan bir kavim aleyhine degil. (Bu takdirde bu muminlere yardım yapılmaz). Allah, yaptıklarınızı tamamıyla gorucudur

    [73] Kafirler de birbirlerinin yardımcılarıdır. Eger siz emredildiginiz gibi yardımlasmazsanız, yeryuzunde bir fitne (Islam za’fiyeti) ve buyuk bir fesad (kufur hakimiyeti) olur

    [74] Iman edip hicret edenler ve Allah yolunda cihad yapanlarla (Muhacirlerle), bir de onları barındırıp yardım edenler (Ensar) var ya, iste onlar, gercek muminlerdir. Bunlara, bir magfiret ve kerim bir rızık vardır

    [75] O kimseler ki, sonradan iman getirdiler ve hicret edip sizinle beraber mucahede yaptılar, bunlarda sizdendir. Akrabalık yonunden yakınlıkları olanlar, Allah’ın hukmune gore mirasta birbirine daha yakındır. Muhakkak ki, Allah her seyi bilendir

    Tevbe

    Surah 9

    [1] Bu, Allah’dan ve Rasulunden, kendileriyle andlasma yaptıgınız (ve bu andlasmayı bozmus bulunan) musriklere, kesin olarak munasebetlerin kesilis bildirisidir

    [2] Ey musrikler! Bundan boyle yeryuzunde dort ay serbestce dolasın. Sunu da biliniz ki, siz, Allah’ı aciz bırakacak degilsiniz. Allah mutlaka kafirleri (dunya ve ahirette) rusvay edecektir

    [3] Bu hacc-ı ekber (farz olan hac) gunu, Allah’dan ve Rasulunden insanlara soyle bir ilandır (bildiridir): Allah ve Rasulu, artık musriklerden ve andlasmalardan kat’iyyen beridir. Sayet kufurden ve sozlesmeleri bozmaktan hemen tevbe ederseniz, o sizin icin hayırlıdır. Yok yine yuz cevirirseniz, biliniz ki, gercekten Allah’ı aciz bırakacak degilsiniz. Allah’a ve Peygambere iman etmiyenleri acıklı bir azab ile mujdele

    [4] Ancak muahede (sozlesme) yaptıgınız musriklerden sozlesme sartlarında size hic bir noksanlık etmemis ve aleyhinizde hic kimseye yardım yapmamıs olanlar mustesnadır. Bu sadakat gosterenlere, sozlesme muddetleri bitinceye kadar ahidlerini tamamiyle yerine getirin. Cunku Allah, haksızlıktan sakınanları sever

    [5] O haram olan aylar (Zilhicce, Muharrem, Safer, Rebiul’evvel) cıktıgı zaman, artık o musrikleri nerede bulursanız oldurun; onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve onların gecit yerlerini tutun. Eger tevbe ederler, namaz kılıp zekatlarını verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Gercekten Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [6] Eger (taarruza ugrayan) musriklerden biri aman dilerse, ona aman ver, ta ki Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra onu, emin oldugu yere kadar, (Islamı kabul etmemisse), selamete ulastır. Cunku bunlar, gercegi bilmez bir kavimdirler

    [7] O musriklerin Allah katında ve Rasulullah yanında nasıl bir sozlesmesi olabilir? (Onlar sozlesmeyi bozarlar.) Ancak Mescid-i Haramda muahede yaptıgınız kimseler (Damire ve Kinane kabileleri) vardır ki, onlar mustesnadır. Bunlar size karsı dogru durdukca (ahidlerini bozmadıkca) siz de onlara dogru harekette bulunun. Allah, suphesiz ki hiyanetten sakınanları sever

    [8] Musriklerle nasıl sozlesme olabilir ki, size galib gelseler hakkınızda ne bir yemin, ne de bir sozlesme gozetmezler. Agızları ile sizi razı etmege calısırlar, fakat kalbleri geri cekilir. Onların cogu kufurde ısrar eden fasıklardır

    [9] Onlar, Allah’ın ayetlerini (Kur’an’ı) az bir bahaya (nefis arzusuna karsılık) sattılar da, insanları Allah yolundan cevirdiler. Gercekten, onların yaptıkları seyler ne kotudur

    [10] Bir mumin hakkında ne bir yemin gozetirler, ne de bir zimmet (sozlesme). Iste bunlar mutecavizlerdir

    [11] Artık tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse, dinde kardesleriniz olurlar. Biz ayetleri, anlıyacak bir kavme acıklarız

    [12] Eger sozlesmelerinden sonra yeminlerini bozar ve dininize taarruza kalkarlarsa, kufur onculerini hemen oldurun. Cunku onların yeminleri yoktur, olur ki vazgecerler

    [13] Bir kavim ile savasmaz mısınız ki, onlar yeminlerini bozdular ve Peygamberi (Mekke’den) cıkarmaga karar verdiler; ve ustelik ilk once size taarruza onlar basladılar. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eger gercek muminlerseniz, Allah, kendisinden korkmanıza daha ziyade layıktır

    [14] Onlarla muharebe edin ki, Allah, sizin ellerinizle kendilerini oldursun ve boylece azab etsin; onları perisan etsin, size onlara karsı zafer versin ve muminler toplulugunun kalblerini ferahlandırsın

    [15] Ve musriklerden eziyet ceken muminlerin kalblerindeki kini gidersin. Allah, diledigi kimseye tevbe nasib eder. Allah Alim’dir, Hakimdir

    [16] Ey muminler, yoksa sizden cihad isi terk olunur mu zannedersiniz? ve yine Allah, icinizden ihlasla mucadele edenleri, ne Allah’dan, ne Rasulunden, ne de muminerden baskasını dost edinmiyenleri, bilmedigini mi sandınız? Allah, butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [17] Musriklerin kufurlerine kendileri sahid olurlarken, Allah’ın mescidlerini imar etmeye onların ehliyeti yoktur. Onların, hayır diye, butun yaptıkları bosa gitmistir; ve onlar, ebedi olarak ateste kalıcıdırlar

    [18] Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve ahiret gunune iman eden, geregi uzre namazı kılan, zekatı eren, Allah’dan baskasından korkmayan kimseler imar eder, onarır (yalnız bu kimselerin yaptıkları isler, Allah katında dogru ve makbul olur.) iste hidayet uzere bulunanlardan oldukları umulanlar bunlardır

    [19] Siz (musriklerin) hacılara su dagıtma isi ile Mescid-i Haram’ın imarını, Allah’a ve ahiret gunune iman edip de Allah yolunda cihad eden kimsenin isi gibi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir olamazlar (Musriklerin batıl isleri ile muminlerin musbet amelleri esit degildir.) Allah, zalimler topluluguna hidayet ihsan etmez

    [20] Iman edenler, hicret yapanlar, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savasanlar, Allah katında daha buyuk dereceye sahibdirler. Iste bunlar, dunya ve ahiret saadetine kavusanlardır

    [21] Rableri, onlara, kendinden bir rahmet ve rıza ile, icinde tukenmez nimet bulunan cennetleri mujdeler

    [22] Onlar, cennetlerde ebedi olarak kalıcıdırlar. Muhakkak ki, en buyuk mukafat Allah katındadır

    [23] Ey iman edenler! Eger babalarınız ve kardesleriniz, iman uzerine kufru tercih edip seviyorlarsa, onları dostlar edinmeyiniz. Sizden kim, onları veli (dost) edinirse, iste onlar, nefislerine zulmedenlerdir

    [24] Ey Rasulum, o hicreti terk edenlere de ki: “- Babalarınız, ogullarınız, kardesleriniz, karılarınız, soylarınız, kazandıgınız mallar, gecersiz olmasından korktugunuz bir ticaret, hosunuza giden meskenler, size Allah ve Rasulunden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah, fasıklar toplulugunu hidayete erdirmez

    [25] Suphe yok ki Allah, size bir cok savas yerlerinde zafer verdi; ve “HUNEYN” gununde size yardım etti. O vakit Huneyn’de coklugunuz size guven vermisti de, bir faydası olmamıstı. Yeryuzu, o genisligi ile basınıza dar gelmisti. Sonra da bozularak arkanızı donmustunuz

    [26] Sonra Allah, Rasulunun ve muminlerin uzerine rahmetini indirdi, gormediginiz (meleklerden) ordular indirdi de, kufredenleri azablandırdı. Iste bu, kafirlerin cezasıdır

    [27] Bu savastan sonra Allah, onlardan diledigini tevbe ve Islam ile aziz kılar. Allah Gafur’dur, Rahimdir

    [28] Ey iman edenler! Musrikler, ancak bir pisliktirler; artık bu yıllarından (hicretin dokuzuncu yılından) sonra Mescid-i Haram’a yaklasmasınlar. Eger fakirlikten korkarsanız. Allah sizi fazlından zenginlestirecektir insaallah... Gercekten Allah Alim’dir, Hakim’dir

    [29] O kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gunune inanmıyan, Allah’ın ve Peygamberin haram ettigi seyi haram tanımıyan ve hak dinini (Islamı) din edinmiyen kimselerle; onlar hor ve kuculmus oldukları halde kendi elleriyel (boyun egerek) cizye verinceye kadar harb edin

    [30] Yahudi’ler, “Uzeyr (Aleyhisselam) Allah’ın ogludur” dediler. Hristiyanlar da “Mesih (aleyhisselam) Allah’ın ogludur” dediler. Bu onların agızlarıyla uydurdukları sozleridir ki daha once kufredenlerin (Melekler Allah’ın kızlarıdır, diyenlerin) sozlerine benziyor. Allah, onları kahretsin, hakdan batıla nasıl cevriliyorlar

    [31] Onlar, alimlerini ve Rahiblerini, Allah’dan baska Rabler edindiler; Meryem’in oglu Mesih’i de. Halbuki onlar da, ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuslardı. Allah’dan baska hic bir ilah yok. O, musriklerin ortak kostugu seylerden tamamen munezzehtir

    [32] Onlar, Allah’ın nurunu (Seriatını) agızlarıyla (sozleriyle) sondurmek istiyorlar. Fakat kafirler hoslanmasalar bile, Allah, muhakkak nurunu tamamlamak diliyor

    [33] Peygamberini hidayetle ve hak din ile, butun dinlerin uzerine gecirmek icin gonderen O’dur; Isterse musrikler hos gormesinler

    [34] Ey iman edenler! Gercekten Yahudi bilginlerinden ve Hristiyan rahiblerinden cogu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan cevirirler; bir de altını ve gumusu biriktirerek saklayıp onları Allah yolunda harcamayan kimseler! Iste bunları acıklı bir azap ile mujdele

    [35] Kıyamette, o biriktirilen altın ve gumuslerin uzerleri cehennem atesinde kızdırcak da, bu mal toplayanların alınları, yanları ve sırtları bunlarla daglanacak ve onlara soyle denecektir; “- Iste bu, nefisleriniz icin kasalara tıkıp sakladıklarınız! Artık topladıklarınızın acısını tadın bakalım!...”

    [36] Dogrusu, Allah, gokleri ve yeri yarattıgı gunku kesin hukmunde, ayların sayısı, Allah katında on iki aydır. Onlardan dordu (Zilkade, Zihicce, Muharrem, Recep) haram olanlardır. Bu ayların haram kılınısı (Ibrahim’den gelen) dogru dinin hesabı ve hukmudur. Onun icin, bilhassa bu aylarda nefislerinize zulmetmeyin. Bununla beraber, musrikler sizinle toptan harb ettikleri gibi, siz de onlarla toptan harb edin; ve biliniz ki Allah, fenalıktan sakınanlarla beraberdir

    [37] Haram olan bir ayı geciktirmek (Muharremi geciktirip Safere bırakmak), ancak kufurde bir fazlalıktır ki, onunla kafirler dalalete dusurulurler. Allah’ın haram ettigi belirli ayların sayıları tamamen olsun diye onun yerini bir sene helal, bir senede haram sayarlar. Boylece Allah’ın haram ettigi seyi, onlar halal yaparlar. Onlara, kotu amelleri yaldızlanıp guzel gosterildi. Allah kafirler toplulugunu hidayete erdirmez

    [38] Ey iman edenler! Size ne oldu ki, size: “- Allah yolunda topluca savasa cıkın, seferber olun.” dendigi zaman, yere ve meskenlerinize meyledip agırlastınız? Yoksa ahiretten vazgecip dunya hayatına mı razı oldunuz? Fakat ahiretin yanında, dunya hayatının zevk ve faydası pek az bir seydir

    [39] Eger emrolundugunuz bu savasa topluca cıkmazsanız, Allah sizi cok acıklı bir azaba ugratır ve yerinize (itaat eden) baska bir kavim getirir. Siz de savasa cıkmadıgınızdan dolayı O’na zerrece zarar edemezsiniz. Allah her seye kadirdir

    [40] Eger siz, Peygambere yardım etmezseniz, Allah vaktiyle ona yardım ettigi gibi yine eder. Hani Mekke kafirleri onu Mekke’den cıkardıklarında, ikinin ikincisi (Peygamberin arkadası Hz. Ebu Bekir) ile (Sevr dagında) magaradaydılar. O vakit Peygamber, arkadasına soyle diyordu: “- Mahzun olma, zira Allah’ın yardımı bizimle beraberdir.” Nihayet Allah Peygamberin (veya Ebu Bekirin) uzerine manevi huzurunu indirdi ve onu, gormediginiz ordularla kuvvetlendirdi. Boylece kufredenlerin kelimesini (sirk davasını), en alcak etti. O, Allah’ın kelimesi tevhid ise, en yuksek!... Allah, (her seye) galibdir, hukmunde hikmet sahibidir

    [41] Ey muminler, gerek hafif (suvari), gerek agırlıklı (piyade) olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınzla Allah yolunda muharebe edin. Eger bilirseniz bu, sizin icin pek hayırlıdır

    [42] Eger davet olundukları sefer, bir dunya menfaatı ve orta yollu bir sefer olsaydı, mutlaka senin arkana duserlerdi. Fakat zahmetli ve yorucu mesafe (Tebuk seferi) kendilerine (bazı muminlere) uzak geldi. Bununla beraber; “- Eger gucumuz yetseydi, elbette sizinle beraber sefere cıkardık.” deyip yakında Allah’a yemin edecekler. Boylece nefislerini helake surukleyeceklerdir. Allah biliyor ki, gercekten onlar yalancıdırlar

    [43] Ey Yuce Peygamber! Allah senden huznu gidersin; su dogru soyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar, neden beklemeyip onlara izin verdin? (bekleyip de, ozrunde sadık olanlarla yalancı bulunanları bileydin)

    [44] Allah’a ve ahiret gunune iman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad etmek hususunda senden izin istemezler. (hemen cihada kosarlar). Allah, takva sahiplerini pek iyi bilendir

    [45] Senden ancak izin istiyenler, Allah’a ve ahiret gunune iman etmiyenler, kalbleri supheye dusenlerdir. Onlar, supheleri icinde bocalayıp dururlar

    [46] Eger o munafıklar savasa cıkmak isteselerdi, elbette bunun icin bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, davranmalarını kerih gordu de onları evlerinde alıkoydu ve kendilerine: “- Oturun, oturanlarla beraber” dendi

    [47] Eger icinde (Sizinle birlikte savasa) cıkmıs olsalardı, bozgunculuk etmekten baska bir faydaları olmayacak ve sizi fitneye ugratmak maksadıyla aralarınza saldıracaklardı. Icinizde de onları dinliyecekler vardı. Allah, zalimleri cok iyi bilendir

    [48] Dogrusu bunlar, daha once (Uhud savasında) fitne cıkarmak istemisler ve sana turlu isler cevirmislerdi. Nihayet onlar istemedikleri halde, zafer geldi ve Allah’ın dini ustun cıktı

    [49] O munafıklardan kimi de soyle diyecektir: “-Bana izin ver, (bu savastan geri kalayım), beni fitne ve isyana dusurme. “ Bilmis ol ki fitneye onlar dusmuslerdir. Suphe yok ki, cehennem, kafirleri kusatıcıdır

    [50] Sana bir iyilik (ganimet ve zafer) gelirse, fenalarına gider ve eger sana bir musibet gelirse derler ki, biz tedbirimizi onceden almıstık; ve sana isabet eden musibetten dolayı sevine sevine doner giderler

    [51] De ki, “-Bize Allah’ın takdir ettiginden baskası ulasmaz. O, bizim mevlamızdır. Onun icin muminler, yalnız Allah’a tevekkul etsinler. (O’na guvenip baglansınlar)

    [52] Munafıklara soyle de: “- Siz bize, ancak iki guzelligin (zafer ile sehitligin) birini gozetleyip bekliyorsunuz. Biz ise, Allah’ın kendi tarafından veya bizim elimizle size bir azab indirmesini gozetliyoruz. Haydi bekleyin durun, biz de sizinle beraber gozetleyeciyiz. “

    [53] Ey Rasulum, munafıklara de ki: “- Ister gonul rızası ile ve ister rıza gostermiyerek harcayın, sizden asla harcadıklarınız kabul edilmiyecektir. Cunku siz, bir fasıklar toplulgu oldunuz

    [54] Harcadıklarının, onlardan kabul edilisine engel ancak sudur: Allah’a, Peygambere kufretmeleridir. Namaza ancak tenbel tenbel geliyorlar, verdiklerini de ancak istemiyerek veriyorlar

    [55] Ey Rasulum, sakın onların ne malları, ne de evladları seni imrendirmesin. Allah, ancak onlar kafir oldukları halde canlarının cıkmasını ve dunya hayatında bunlar sebebiyle kendilerine (munafıklara) azap etmesini diliyor

    [56] Sizden olduklarına dair kesin olarak Allah’a yemin de ederler. Halbuki onlar, sizden degildirler. Fakat onlar, kafirlere yapılan muamelenin kendilerine de yapılmasından korkmakla, sırf gorunuste musluman olan bir kavimdirler

    [57] Eger sıgınacak bir yer, veya barınacak magaralar, veya sokulacak bir delik bulsalardı, baslarını diker ve sizden uzak olmak icin oraya dogru kosarlardı

    [58] Munafıklardan bir kısmı, sadakaların (ganimetlerin) bolunmesini sana tariz ediyorlar (seni adaletsizlikle ithama kalkısıyorlar) Cunku, o sadakalardan istedikleri sey kendilerine verilirse razı olurlar, verilmezse hemen kızarlar

    [59] Ne olur, bunlar, Allah ve Rasulu kendilerine ne verdiyse razı olaydılar da soyle diyeydiler; “-Bize Allah yeter, Allah bize fazlından yine verir, Rasulu de... Biz, ancak Allah’a ragbet edicileriz.”

    [60] Sadakalar (zekatlar), Allah tarafından bir farz olarak ancak sunlar icindir: Fakirler, miskinler, zekat toplayıcıları, kalbleri muslumanlıga ısındırılmak istenenler, mukateb koleler, borclular, Allah yolundaki gaziler ve yolda kalmıslar. Allah Alim’dir, Hakim’dir

    [61] Yine munafıklardan oyleleri vardır ki, Peygamberi inicitiyorlar ve: “- O, her soyleneni dinliyen bir kulaktır.” diyorlar. De ki: “- O, sizin icin bir hayır kulagıdır; Allah’a da inanır, muminlere de... Iman edenleriniz icin bir rahmettir. Allah’ın Rasulune eziyet verenlere ise, acıklı bir azab vardır.”

    [62] Ey muminler, munafıklar, rızanızı kazanmak icin: “- Biz munafık degiliz, “ diye Allah’a yemin ederler. Eger bunlar mumin iseler, daha once Allah’ı ve Rasulunu razı etmeleri daha dogrudur

    [63] Su gercegi bilmiyorlar mı ki, kim Allah’a ve Rasulune karsı hududu asarsa, icinde ebedi olarak kalmak uzere, ona cehennem atesi vardır. Iste bu en buyuk perisanlıktır

    [64] Munafıklar, kalblerinde olan kufru yuzlerine vuracak bir Surenin uzerlerine indirilmesinden cekinirler (hem de alay ederler). De ki: “- Eglenin bakalım, Allah sizin o korktugunuz seyleri meydana cıkarıcıdır.”

    [65] Ey Rasulum. (Tebuk seferine giderken seninle alay eden munafıkların) eger kendilerine, hakkımda nicin boyle dediniz? diye sorarsan; “-Biz, ancak lafa dalmıs sakalasıyorduk.” derler. De ki: “- Allah ile, ayetleriyle ve O’nun Peygamberi ile mi egleniyordunuz?”

    [66] Bosuna ozur dilemeyin. Siz iman ettiginizi soyledikten sonra, icinizdeki kufru acıga vurdunuz. Icinizden bir kısmını bagıslasak bile, diger bir kısmını, suclarında ısrar ettiklerinden azabımıza ugratacagız

    [67] Munafık erkeklerle munafık kadınlar, birbirine benzerler. Onlar, kotulugu emrederler, iyilikten alıkoymaya calısırlar. Ellerini sıkı tutarlar (hayır yapmazlar). Allah’ı (ona itaatı) unuttular, Allah da onları unuttu (hidayetinden mahrum etti). Dogrusu munafıklar hep fasıktırlar

    [68] Allah, munafık erkeklere, munafık kadınlara ve butun kafirlere, icinde ebedi olarak kalmak uzere, cehennem atesini vaad buyurdu. Bu azab onlara yeter. Allah onları rahmetinden uzaklastırdı. Onlara devamlı bir azab vardır

    [69] Siz ey munafıklar, kendinizden oncekiler gibisiniz. Ustelik onlar, kuvvetce sizden daha cetin, mal ve evlad bakımından sizden daha cok idiler. Dunya hayatından nasibleri kadar zevk surmege bakmıslardı. Iste sizden oncekiler, nasibleriyle nasıl zevk surmek istedilerse, siz de oyle kısmetinizle zevk surmege baktınız; siz de o bataklıga dalanlar gibi daldınız. Iste bunların, dunya ve ahirette, butun amelleri bosa gitmistir. Iste bunlar, husranda kalanlardır

    [70] Onlara, su kendilerinden oncekilerin haberi gelmedi mi? Nuh kavminin Ad’ın, Semud’un Ibrahim kavminin, Medyen sahiblerinin ve Mu’tefikelerin (Lut kavminin)... Onlara, Peygamberleri mu’cizeler getirmisti (de inkarları yuzunden helak olmuslardı). Boylece Allah onlara zulmetmis degildi. Fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [71] Erkek ve disi butun mu’minler, birbirlerinin yardımcılarıdır: Iyiligi emrederler, fenalıktan alıkoyarlar, namazı geregi uzre kılarlar, zekatı verirler, Allah’a ve Rasulune itaat ederler. Iste bunları, muhakkak surette Allah rahmetiyle bagıslayacaktır. Gercekten Allah Aziz’dir (Her seye galibdir), Hakim’dir (hukmunde hikmet sahibidir)

    [72] Allah, muminlerin erkegine ve disisine, agacları altından ırmaklar akar cennetler vaad buyurdu, iclerinde ebedi olarak kalacaklar; hem Adn cennetlerinde guzel meskenler... Allah’ın bir rızası ise daha buyuktur. Iste bu, en buyuk saadettir

    [73] Ey yuce Peygamber! Kafirlere karsı silahla, munafıklara delil ve huccet getirerek muharebe et. Onlara karsı cetin ol. Onların barınagı cehennemdir ve O, ne kotu bir donus yeridir

    [74] Munafıklar Allah’a yemin ediyorlar ki, (Peygamberle alay ve ona hakaret sozunu) soylemediler. And olsun ki, o kufur kelimesini soylediler; ve Islamı kabul ettiklerini acıkladıktan sonra da kafir oldular; ve muvaffak olamadıkları cinayeti (Peygambere sulikasdi) kurdular. Munafıkların Peygambere ve muminlere kin beslemeleri, ancak Allah ile Rasulunun onları ihsanından zenginlestirmis olmasıdır. Bununla beraber eger nifaklarından tevbe ederlerse, haklarında hayırlı olur. Sayet yuz cevirirlerse; Allah, onları dunya ve ahirette acıklı bir azaba ugratır. Artık onların yeryuzunde ne bir dostu, ne de bir yardımcısı yoktur

    [75] Onlardan kimi de Allah’a soyle kesin soz (ahd) vermisti: Eger (Allah) bize lutuf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekatını verecegiz, gercekten salihlerden olacagız

    [76] Ne zamanki Allah, kereminden istediklerini verdi, cimrilik edip yuz cevirdiler. Zaten yan cizip duruyorlardı

    [77] Nihayet Allah’a verdikleri sozu tutmadıkları ve yalan soylemegi adet edindikleri icin, Allah da bu islerinin sonunu, kalblerinde kıyamet gunune kadar devam edecek bir nifaka ceviriverdi

    [78] Hala (o munafıklar) bilmediler mi ki, Allah, onların gizledikleri sırları da bilir, fısıltılarını da... Allah, butun gaibleri kemaliyle bilendir

    [79] Sadakalar hakkında, zekattan baska gonul rızası ile bagıslarda bulunanlara bir turlu, ancak guclerinin yettigini bulup verenlere de bir turlu laf atıp eglenenler var ya, Allah onları maskaraya cevirecektir ve bir de onlar icin acıklı bir azap vardır

    [80] Ey Rasulum, o munafıklar icin, ister magfiret dile veya magfiret dileme. Onlar icin yetmis defa magfiret istesen de, yine Allah, onları asla bagıslayacak degil... Bu magfiretten mahrum edilisleri sundandır: Cunku onlar, Allah’ı ve Rasulunu tanımadılar, inkar ettiler. Allah ise, oyle fasıklar topluluguna hidayet etmez

    [81] Tebuk savasına istirak etmeyip geri kalan munafıklar, Rasulullah’a muhalefet ederek oturup kalmalarıyla sevindiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mucadele etmeyi cirkin gorduler ve; “- Bu sıcakta harbe cıkmayın” dediler. De ki: “- Cehennemin atesi daha sıcaktır. Fakat gidecekleri yeri bilseler!...”

    [82] Artık kazandıklarının cezası olarak az gulsunler ve cok aglasınlar

    [83] Eger Tebuk savasından sonra Allah, seni Medine’de kalan munafıklardan bir kısmının yanına dondurur de baska bir savasa cıkmak icin senden izin isterlerse, de ki: “- Artık benimle beraber ebediyyen sefere cıkamazsınız, beraberimde olarak hic bir dusmanla muharebe edemezsiniz. Cunku ilk defa, oturup kalmayı arzu ettiniz. (Tebuk seferine cıkmadınız). Simdi de geri kalan kadın ve cocuklarla oturup kalın.”

    [84] Munafıklardan olen hic bir kimse uzerine, hic bir zaman namaz kılma; kabri basında (gomulurken veya ziyaret icin) durma. Cunku onlar, Allah’ı ve Rasulunu tanımadılar ve kafir olarak can verdiler

    [85] Onların ne malları, ne de evladları senin gozune batmasın (bunlar hic bir sey degil), Ancak Allah, onları dunyada bunlarla azablandırmayı ve kafir oldukları halde canlarının cıkmasını murad ediyor

    [86] “Allah’a iman edin ve Rasulunun maiyyetinde cihada gidin” diye bir sure indirildigi zaman, iclerinde servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve : “- Bırak bizi oturanlarla beraber olalım” dediler

    [87] Kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Onların kalbleri uzerine nifak damgası vuruldu. Artık onlar, cihaddaki saadeti ve geri kalmaktaki sekaveti anlayamazlar

    [88] Fakat Peygamber ve onun beraberindeki muminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler (savastılar). Iste butun hayırlar bunların...Ve asıl kurtulusa erenler de, iste bunlardır

    [89] Allah, onlara (agacları) altlarından nehirler akan cennetler hazırladı; iclerinde ebedi olarak kalacaklar. Iste bu, en buyuk saadettir

    [90] Bedevilerden ozur ileri surenler, Tebuk savasından geri kalmak icin kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasulune yalan soyliyenler de (Yerlerinden kıpırdamayıp) oturdular. Suphe yok ki, bunlardan kafir olanlara cok acıklı bir azab isabet edecek

    [91] Allah’a ve Rasulune sadık kalmak (hic bir fenalıga meyletmemek) sartiyle, ne zayıflara (ihtiyar, cocuk ve sakatlara) ne hastalara, ne de sarfedeceklerini bulamıyan fakirlere, savastan geri kalmakta bir gunah yoktur. Iyilik edenleri ayıplamaya bir yol yoktur. Allah da Gafur’dur, Rahim’dir

    [92] Bir de o kimselere gunah yoktur ki, kendilerini bindirip savasa sevkedesin diye, sana geldikleri zaman (kendilerine): “-Sizi bindirecek bir hayvan bulamıyorum” demistin. Bu ugurda sarf edecekleri seyi bulamadıklarından dolayı kederlerinden gozleri yas doke doke donduler

    [93] Muahazeye yol, ancak o kimseleredir ki, zengin oldukları halde, savastan geri kalmak icin senden izin isterler. Bunlar, kadınlarla beraber olmaga razı oldular. Allah da kalblerini muhurledi. Artık baslarına gelecek felaketi bilmezler

    [94] Savastan geri donup munafıkların yanına vardıgınız zaman, onlar size ozur dileyecekler. De ki: “- Bosuna ozur dilemeyin, size inanmıyacagız. Dogrusu Allah bize durumunuzdan bir cok haberler verdi. Bundan boyle Allah ve Rasulu, yaptıklarınızı gorecektir. Sonra gaybı ve hazırı bilen Allah’a donduruleceksiniz. O vakit size, Allah, ne yapmıs oldugunuzu haber verecektir.”

    [95] Yanlarına dondugunuz zaman, kendilerinden yuz cevirirsiniz (ayıplamıyasınız) diye, size karsı Allah’a yemin edecekler. Siz de onlardan yuz cevirin (kendilerini ayıplamayın.) Cunku onlar murdardır. Kazandıklarının cezası olarak varacakları yer de (barınakları) cehennem’dir

    [96] Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edecekler. Fakat siz, onlardan razı olsanız da asla Allah o fasıklar toplulugundan razı olmaz

    [97] Bedevi’ler, kufur ve nifak bakımından daha siddetlidirler. Bununla beraber, Allah’ın, Rasulune indirdigi hukumlerin sınırını bilmemeye daha layıktırlar. Allah her seyi kemaliyle bilicidir, hukmunde hikmet sahibidir

    [98] Bedevi’lerden kimi vardır ki, Allah yolunda harcadıgını ziyan sayar ve bundan kurtulmak icin, size, inkılap ve devrimlerin gelmesini bekler. O kotu devir kendi baslarına olsun. Allah, onların soylediklerini isitir, kalblerindekini bilir

    [99] Yine Bedevi’lerden oylesi de vardır ki, Allah’a ve ahiret gunune inanır; ve harcadıgını, Allah katında (rahmetine) yakınlıklara ve Peygamberin dualarını kazanmıya vesile edinir. Dogrusu, harcamıs oldukları seyler, Allah’ın rahmetine yaklasmaya kendileri icin bir sebebdir. Allah, onları rahmetine (cennet’ine) koyacaktır. Cunku Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [100] Islama ve dolayısiyle (cennete giriste) ileri gecerek birinciligi kazanan Muhacirler ve Ensar, bir de guzel amellerle onların izinde giden muminler (var ya), Allah onlardan razı olmustur. Onlar da Allah’dan razı olmuslardır. Allah, onlara, agacları altından ırmaklar akar cennetler hazırladı ki, iclerinde ebedi olarak kalacaklardır. Iste bu, en buyuk saadettir

    [101] Cevrenizdeki Bedevi’lerden ve Medine halkından bir takım munafıklar vardır ki, onlar, nifak yapmaya alısmıslardır. Sen, onları bilmezsin, onları biz biliriz. Biz, onları iki defa (dunyada ve kabirde) azablandıracagız. Sonra da kıyamette, buyuk bir azaba (atese) atılırlar

    [102] Munafıklardan diger bir kısmı da, gunahlarını itiraf ettiler ve (evvelce yapmıs oldukları) iyi bir ameli, sonradan yaptıkları baska bir kotu (Nifak) ile karıstırdılar. Olur ki Allah, onların tevbelerini kabul eder. Cunku Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [103] Onların mallarından bir zekat al ki, onunla kendilerini temize cıkarmıs (gunahlarından kurtarmıs), mallarına bereket vermis olasın. Bir de onlara dua et; cunku senin duan onlar icin bir rahatlık ve huzurdur. Allah onların itiraflarını (senin de duanı) isitici, kalblerindeki pismanlıgı bilicidir

    [104] O tevbekarlar bilmediler mi ki, bizzat Allah kullarından tevbeyi kabul eder ve sadakaları alır. Gercekten Allah tevbeleri kabul edicidir, cok merhametlidir

    [105] De ki: “- Ey tevbekarlar, calısın (Istediginizi yapın)! Cunku yaptıklarınızı Allah da, Rasulu de, muminler de gorecektir. Hepiniz mutlaka gaybı ve hazırı bilenin (Allah’ın) huzuruna cevrileceksiniz ve o zaman, ne yapmıs oldugunuzu, O, size haber verecektir

    [106] O savastan geri kalan diger bir kısmı da, Allah’ın kaderi icabı tevbe etmekte gecikmislerdi. Eger gunahlarında ısrar edip tevbe etmezlerse, Allah onlara azab eder; yok tevbekar olursa, tevbelerini kabul eder. Allah, Alim’dir, Hakim’dir

    [107] O kimseler ki, muminlerin arasını ayırmak icin, kufurlerini kuvvetlendirmek icin, zarar yapmak icin ve daha once Allah’a ve Rasulune karsı harb eden kimseye (oteden beri peygambere dusmanlık eden ve sonrada Sam’a kacan ve munafıklar tarafından tekrar kendilerine yardımcı olmak uzere geri gelmesi beklenen rahip Ebu Amir’a) yatak hazırlayıp onu beklemek icin bir MESCID edindiler: “- Iyilikten baska bir sey murad etmedik”, diye yemin de edecekler. Fakat Allah sahid ki, bunlar, gercekten yalancıdırlar. (Fenalık icin kurulan bu mescid, Peygamberin emriyle yıktırılıp arsası copluk yapıldı)

    [108] Ey Rasulum, orada (Mescid-i Dırar’da) ebediyyen namaza durma. Ilk gunden beri temelleri takva uzerine kurulan MESCID (Kuba mescidi) icerisinde namaza durmana daha layıktır. Orada, gunahlardan ve pisliklerden temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da boyle cok temizlenenleri sever

    [109] O halde, dininin binasını, saglam bir temel olan Allah korkusu ve rızası uzerine kurmus olan mı hayırlıdır; yoksa binasını cokecek bir yarın kenarına kurup da onunla beraber cehennem atesine yuvarlanan mı? Allah zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [110] Onların yapmıs bulundukları binaları, kalblerinde bir suphe ve nifak dugumu olarak kalacaktır. Meger ki kalbleri, olmek suretiyle parcalanmıs olsun. Allah Alim’dir, Hakim’dir

    [111] Allah yolunda savasıp dusmanları olduren ve oldurulen muminlerin canlarını ve mallarını, Allah, cennet kendilerinin olmak karsılıgında satın almıstır. onlara vaad olunan cennet hakdır ki, Tevrat’da, Incil’de ve Kur’an’da sabittir. Allah’dan ziyade ahdine vefa eden kimdir? O halde, yaptıgınız bu hayırlı alıs-veristen dolayı sevinin. Iste bu, cok buyuk saadettir

    [112] Sirk ve nifaktan tevbe edenler, Allah’a ihlasla ibadet edenler, hamd edenler, oruc tutanlar ruku ve secde yapanlar (Namaz kılanlar), iyiligi emredip kotulukten alıkoyanlar ve Allah’ın seriat hukumlerini koruyanlar (onları yerine getirenler var ya)! Iste boyle muminleri cennet ile mujdele

    [113] Musriklerin cehennemlik oldukları (kufur uzere oldukleri) muminlere belli olduktan sonra-bunlar akraba bile olsalar- artık onlar icin, ne Peygamberin, ne de mumin olanların magfiret dilemeleri yoktur

    [114] Ibrahim’in, babası icin magfiret dilemesi ise, ancak ona onceden vermis oldugu bir sozden dolayı idi. Fakat babasının Allah’a bir dusman oldugu, kendisine belli olunca, ondan uzaklastı (istigfar etmedi). Gercekten Ibrahim (aleyhisselam), cok ah ceken (ince duygulu), merhametli ve yumusak ahlaklıydı

    [115] Allah bir kavmi hidayete (Islama) ulastırdıktan sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine acıklamadıkca, onları sapıklıkla sorumlu tutacak degildir. Muhakkak ki, Allah her seyi kemaliyle bilendir

    [116] Butun goklerin ve yerin mulku, gercekten Allah’ındır; O’nundur. O hayat verir ve oldurur. Size Allah’dan baska ne bir veli vardır, ne de bir yardımcı

    [117] And olsun ki, Allah, Peygambere ve o gucluk saatinde (Tebuk savasında cekilen sıkıntı ve mahrumiyet gunlerinde) ona uyan Muhacir’lerle Ensar’a lutfetti; oyle ki, iclerinden bir kısmının kalbleri az daha egilecek gibi olmus iken, sonra onların tevbelerini kabul buyurdu. Cunku, O, cok esirgeyicidir, cok merhametlidir

    [118] (Tebuk savasından) geri kalan uc kisiyi (Ensar’dan Kab Ibni Malik, Hilal Ibni Umeyye, Murare Ibni Rebi’i) de Allah bagısladı. Cunku o derece bunalmıslardı ki, yeryuzu butun genisligi ile onlara dar gelmis, vicdanları da kendilerini sıkmıstı ve Allah’dan kurtulusun ancak Allah’a sıgınmakta oldugunu anlamıslardı. Bundan sonra Allah onları tevbekar olmaya muvaffak kılıp tevbelerini kabul buyurdu. Suphesiz ki Allah, tevbeleri cok cok kabul edicidir, cok merhametlidir

    [119] Ey muminler! Allah’dan korkun (fenalıklardan sakının), imanda ve sozunde dogru olanlarla beraber olun

    [120] Medine’lilere ve civarlarındaki col bedevilerine, Rasulullah’ın emrine aykırı hareket etmek (ve yaptıgı savastan geri kalmak) uygun olmadıgı gibi, kendisinin bizzat katlandıgı zahmetlere onların da katlanmaya ragbet etmemeleri yarasmaz. Muhalefetin caiz olmayısının sebebi sudur: Cunku onların, Allah yolunda cektikleri bir susuzluk, bir yorgunluk, bir aclık, kafirleri kızdıracak bir yeri cignemeleri ve dusmana karsı bir muvaffakiyete erismeleri yoktur ki, mukabilinde kendilerine salih bir amel yazılmıs olmasın. Cunku Allah, guzel amel edenlerin mukafatını zayi etmez

    [121] Onların Allah yolunda harcadıkları kucuk ve buyuk bir nafaka ve gectikleri bir vadi olmaz ki, (bunun karsılıgında) Allah, yapmakta olduklarından daha guzelini kendilerine vermek icin hesaplarına yazılmıs bulunmasın

    [122] Bununla beraber muminlerin hepsi toplanıp birden savasa cıkmaları uygun degildir. Her kabileden buyuk bir kısım savasa gitmeli, onlardan bir kısmı da, din ilimlerini ogrenmek ve kabileleri savastan kendilerine dondugu zaman, onları Allah’ın azabı ile korkutmak icin, geri kalmalıdır. Olur ki, Allah’ın azabından sakınırlar

    [123] Ey muminler! Once, kafirlerden size yakın bulunanlarla savasın. Onlar, sizde, siddet ve kuvvet bulsunlar. Biliniz ki, Allah, takva sahipleriyle beraberdir

    [124] Bir sure indirildigi zaman, munafıklar alay yollu birbirine; “- Bu sure hanginizin imanını artırdı? “der. Fakat muminlere gelince; Her inen sure, onların imanını artırmıstır ve onlar (Bundan) sevinip mujdelesirler

    [125] Kalblerinde bir hastalık (kufur ve nifak) olanların ise, bu sureler, kufurlerine kufur kattı ve kafir olarak olup gittiler

    [126] Munafıklar, her yıl bir veya iki kere cesitli belalara carpıldıklarını gormezler mi? Boyle iken, yine tevbe etmezler ve ibret almazlar

    [127] Munafıkların kabahatını anlatan bir Sure indirildigi zaman, birbirlerine bakıp: “-Muminlerden sizi goren oluyor mu? “diye isaretlesirler. (Goren yoksa) hemen sıvısır giderler. Allah, onların kalblerini, imanı kabulden cevirmistir: Cunku onlar, gercegi anlamayan kimselerdir

    [128] Andolsun, size, icinizden bir Peygamber geldi ki, zahmet cekmeniz onu incitir ve uzer. Size cok duskundur; muminlere cok merhametlidir, onlara hayır diler

    [129] Ey Rasulum, eger senden yuz cevirirlerse (sana iman etmezler ve emirlerini dinlemezlerse) de ki: “- Bana Allah yeter, ondan baska hic bir ilah yoktur. Ben, ancak ona guvendim ve o buyuk ARS’ın sahibidir.”

    Yûnus

    Surah 10

    [1] Elif, Lam, Ra. Iste bunlar sapasaglam ve hikmetle dolu Kur’an’ın ayetleridir

    [2] Insanlar arasında bir er’e (Peygambere): “- Insanları Allah’ın azabı ile korkut ve iman edenleri de, Rableri katında yuksek dereceleri olmakla mujdele” diye vahy etmemiz, insanlar icin sasılacak sey mi oldu ki, kafirler: “- Her halde bu, acık bir sihirbazdır.” dediler

    [3] Rabbiniz o Allah’dır ki, gokleri ve yeri altı gunde yarattı. Sonra Ars’ı istila edip her seyi hukmu altına aldı. Butun isleri O idare ediyor. O’nun izni olmadıkca hic bir sefaatci yok. Iste bu vasıflara sahip olan Allah, Rabbinizdir. O halde ona ibadet edin. Artık ibret almak icin dusunmez misiniz

    [4] Hepinizin donup varısı ancak Allah’adır. Allah’ın vaadi gercektir. Varlıkları once O diriltir. Sonra iman edip salih ameller isliyenleri, adaletle mukafatlandırmak icin, onları geri cevirir. Kafirlere ise, kufrettiklerinden dolayı, kaynar sudan bir icki ve acıklı bir azab vardır

    [5] O Allah’dır ki, gunesi bir ısık ve ayı da bir nur yaptı (buyuyup kuculen) miktarlar ve olculer tayin buyurdu, ki senelerin sayısını ve hesabı bilesiniz. Allah, bunları ancak hak ve hikmet olarak yarattı. Allah, anlayacak bir topluluk icin ayetlerini acıkca beyan ediyor

    [6] Elbette gece ile gunduzun, (buyuyup kuculerek) arka arkaya gelmek suretiyle degisip durmasında, Allah’ın goklerde ve yerde yarattıgı butun varlıklarda, Allah’dan korkan bir kavim icin buyuk deliller ve ibretler vardır; (hepsi Allah’ın kudret ve varlıgına, kemal sıfatlarına delalet ederler)

    [7] Oldukten sonra huzurumuzda hesap vereceklerini ummayıp da, dunya hayatına razı ve onunla emniyet icinde olanlar, bir de (essiz bir ilah oldugumuzu isbat eden bunca) delillerimizden gafil bulunanlar

    [8] Iste bunların, elde ettikleri kotu ameller sebebiyle varacakları yer, cehennem atesidir

    [9] Fakat iman edip salih ameller isleyen kimseleri, Rableri, imanları sebebiyle, agacları altından ırmaklar akar nimeti bol cennet’lere hidayet buyurur

    [10] Bunların, cennette duaları: “- Allah’ım! Seni tesbih ve tenzih ederiz” sozudur ve aralarındaki dilekleri de hep SELAM’dır. Dualarının sonu ise: “-Butun hamdler alemlerin Rabbine mahsustur”, gercegidir

    [11] Eger Allah, insanlara, hayrı carcabuk istedikleri gibi, fenalıgı da hemen acele olarak verseydi, muhakkak ecelleri son bulur biterdi. Fakat karsımıza cıkıp hesap vermeyi ummayanları, azgınlıklarında bırakırız, koru korune giderler

    [12] Insana (hastalık gibi) bir sıkıntı dokundugu zaman, gerek yan yatarken, gerek otururken, gerek ayakta iken, bize dua eder durur. Fakat ondan sıkıntısını giderdigimiz zaman, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı icin bize dua etmemis gibi gecer gider. (eski sapıklıgına devam eder). Iste o haddi asan musriklere, yaptıkları ameller, boyle suslu gosterilmektedir

    [13] Andolsun, biz, senden onceki devirlerdekileri, kendilerine Peygamberleri mucizelerle geldikleri halde, zulmettikleri ve imana gelmedikleri vakit helak ettik. Iste mucrim kavimleri, biz boyle cezalandırırız

    [14] Sonra, onların arkasından, sizi arzda halifeler yaptık ki, bakalım nasıl ameller isliyeceksiniz

    [15] Boyle iken, ayetlerimiz, musriklere birer acık delil olarak okundugu zaman, karsımızda hesap vermeyi ummayanlar: “- Bundan baska bir KUR’AN getir veya bunu degistir” dediler. Sen de ki: “- Onu kendiligimden degistirmekligim, benim icin mumkun degil. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Ben, Rabbime isyan edersem, gercekten buyuk bir gunun (kıyametin) azabından korkarım.”

    [16] De ki: “- eger Allah dileseydi, ben KUR’AN’ı size okumazdım ve hic bir suretle Allah onu size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben icinizde bundan once (kırk yıl kadar) bir omur durdum (okuyup yazdıgım bir sey yoktur). Artık Kur’an’ın kendi tarafımdan olmadıgını (sırf Allah’ın vahyi bulundugunu) dusunmez misiniz

    [17] Artık Allah’a bir yalan iftira eden veya onun ayetlerine yalan diyenden daha zalim kim olabilir? Suphe yok ki, mucrimler kurtulamazlar

    [18] Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir zarar, ne de bir menfaat vermeyecek seylere (putlara) tapıyorlar ve bir de: “-Bu putlar, Allah katında bizim sefaatcılarımızdır.” diyorlar. De ki: “-Siz, Allah’a, goklerde ve yerde bilmedigi bir seyi mi haber vereceksiniz?” Hasa, Allah, onların ortak kostukları her seyden cok uzakatır, cok yucedir

    [19] Insanlar ilk once, yalnız tek bir ummetti (aynı dine baglıydılar) Sonra ayrılıga dustuler (bir cok batıl dinlere ayrıldılar.) Eger Rabbinden ezelde bir takdir gecmemis olsaydı (cezaları ahirete bırakılmamıs olaydı), o ihtilaf edip durdukları seylerde simdiye kadar aralarında hukum verilmis bitmisti; (hemen uzerlerine azab inerdi)

    [20] Bir de Musrikler: “- Peygambere, Rabbi tarafından (Kur’an’dan) baska bir ayet (azab mucizesi) indirilse ya!” diyorlar. Sen de ki: “-Gayb, ancak Allah’a mahsustur. O halde azabı bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyenlerdenim

    [21] Insanlara dokunan bir sıkıntı ve gecim darlıgından sonra, kendilerine bir rahmet (bolluk) taddırdıgımız zaman da ayetlerimize dil uzatır ve Peygambere hile yapmaga kosarlar. De ki: “- Allah’ın, hilenize ceza verisi cok daha cabuktur”. Gercekten elcilerimiz (Meleklerimiz) de kurdugunuz kotu fikirleri yazıyorlar

    [22] Sizi karada (cesitli vasıtalar uzerinde ) ve denizde (gemilerde) gezdiren O’dur. Hatta siz gemide oldugunuz zaman, guzel bir ruzgarla, o gemi icindekilerle giderken, onlar ferahlanırlar. Derken bir fırtına cıkarak her taraftan dalgalar kendilerine gelince ve kusatıldıklarını anlayınca, Allah’ın dininde halis ve samimi olarak Allah’a soyle dua ederler: “-Yemin ederiz ki, eger bizi, bundan kurtarırsan muhakkak sukreden kullarından oluruz.”

    [23] Fakat, Allah, onları selamete cıkarınca, bakarsın ki, yeryuzunde yine haksız yere azgınlıklarda bulunuyorlar. Ey insanlar! sizin azgınlıgınız ancak kendi aleyhinizedir. O kıymetsiz dunya hayatının biraz zevkini surersiniz, sonra doner bize gelirsiniz. Biz de butun yaptıklarınızı size haber veririz

    [24] Menfaat ve aldatma bakımından bu dunya hayatının hali, gokten indirdigimiz bir yagmura benzer. Oyle ki, bu yagmurla, gerek insanların, gerekse hayvanların yiyecegi urun ve bitkiler yetisip birbirine karısmıstır. Nihayet arz butun guzelligini takınıp suslendigi ve sahipleri de bu mahsulu toplamaya ve ondan faydalanmaya kendilerini kadir zannettikleri bir sırada, geceleyin ve gunduzun ona emrimiz (afatımız) gelivermistir. Sanki dun yerinde bir sey yokmus gibi, onu kokunden bicmis yok etmistir. Iste dusunecek bir kavim icin ayetleri boyle acıklarız

    [25] Allah, cennet evine cagırır ve diledigi kimseyi dogru yola iletir

    [26] Iman edip guzel bir amel isleyenlere cennet ve bir de Allah’ın Cemalini gormek var. Onların yuzlerine ne bir leke bulasır, ne de bir zillet... Iste bunlar cennetliktirler, kendileri orada ebedi olarak kalıcıdırlar

    [27] Kotulukleri kazananlara gelince: Bir kotulugun cezası, misliyledir. (Bir kotuluge, karsılıgı olan bir ceza var. Halbuki bir iyilige, on katından yedi yuze ve daha ziyadeye kadar mukafat vardır.) Onları bir zillet kaplar. Allah’dan kendilerini kurtaracak yoktur. Sanki yuzleri, gece parcalarından kaplanmıs kapkaranlık... Iste bunlar da atesliktirler, o cehennem atesinde ebedi olarak kalıcıdırlar

    [28] O gun, mahserde, insanların hepsini bir araya toplayacagız. Sonra musriklere soyle diyecegiz: “- Siz ve Allah’a es yaptıgınız ortaklarınız (putlarınız) durun yerinizde... “Artık muminlerle aralarını tamamen acmısızdır. Ortakları olan putlar Allah tarafından dile gelip kendilerine soyle diyeceklerdir: “- Siz, dunyada bize tapmıyordunuz (Seytanın ardı sıra gidiyordunuz)

    [29] Simdi sizinle bizim aramızda sahid olarak Allah yeter. Dogrusu, ey musrikler, sizin ibadetinizden, bizim asla haberimiz yoktu (cunku isitmez, gormez ve duymazdık.)”

    [30] Orada herkes, gecmiste yaptıgı iyi ve kotu seylerin imtihanını verecektir. Artık hepsi hak mevlaları Allah’a dondurulmuslerdir ve musriklerin Allah’a es uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolmus gitmis bulunacaktır

    [31] (Rasulum) de ki: “-Size gokten ve yerden kim rızk veriyor? O kulaklara ve gozlere (onların idrakine) kim malik bulunuyor? Oluden diriyi, diriden de oluyu kim cıkarıyor? Butun isleri kim idare ediyor? “ Hemen diyecekler ki “Allah” De ki: “- O halde Allah’dan sakınmaz mısınız? “

    [32] Iste bu isleri yapan Allah’dır; gercek Rabbinizdir. Hakdan sonra da sapıklıktan baska ne vardır? O halde (Bu acık delillerden sonra imandan) nasıl cevrilirsiniz

    [33] Oyle busbutun haktan cıkmıs inatcı fasıklara Rabbinin hukmu soyle vacib oldu: “- onlar, artık imana gelmezler.”

    [34] De ki: “Allah’a es tuttugunuz ortaklarınızdan (putlarınızdan) halkı ilkin yaratacak, onları oldurdukten sonra yine diriltecek var mı? “ (Susan musriklere cevaben) de ki: “- Allah, ilkin halkı yaratır; oldurdukten sonra da yine o diriltir. Artık dogru yoldan nasıl cevriliyorsunuz?”

    [35] (Ey Rasulum), de ki: “-Ortaklarınızdan hak yolu gosterebilecek var mı? “ (cevap veremiyen musriklere) de ki: “- Allah, ancak hak yolu gosterir ve ona iletir. O halde, hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine hidayet olunmadıkca tek basına dogru yolu bulamıyan (putunuz) mu? Oyle ise, ne oluyorsunuz, nasıl batıl hukum veriyorsunuz (uyulmaya layık olmayan putlara uyuyorsunuz?)”

    [36] Kafirlerin cogu, sırf kuru bir zan ardında gider. Fakat zan, gercekten hic bir sey ifade etmez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını tamamen bilmektedir

    [37] Bu KUR’AN Allah’ındır, ondan baskasına nisbet edilemez. Ancak o, onundekini (daha once inidirlen kitabları) tasdik edici ve kitabın hukumlerini acıklayıcı alemlerin Rabbinden indirilmistir; bunda hic suphe yoktur

    [38] Yoksa KUR’AN’ı, Peygamber mi uydurdu diyorlar? Rasulum, de ki: “- O halde, iddianızda sadık kimselerseniz, O’nun gibi bir sure yapın, getirin ve Allah’dan baska gucunuzun yettigi (edib, belig) kim varsa onları da yardıma cagırın.”

    [39] Hayır, o kafirler, ilmini kavrayamadıkları Kur’an’ı yalanladılar ve kendilerine, hakikat ve inceligi hakkında bir anlayıs da gelmedi. Onlardan once gelen ummetler de Peygamberlerini, iste boyle yalanlamıslardı. Amma bak, zalimlerin akibeti nasıl oldu

    [40] Kafirlerden Kur’an’a inanacak da var, iman etmiyecek de var. Rabbin mufsidleri cok iyi bilendir

    [41] Eger seni tekzibde ısrar ederlerse, de ki: “- Benim amelim bana, sizin ameliniz de size aittir. Siz, benim yapacagımdan berisiniz, ben de sizin yapacagınızdan beriyim.”

    [42] Iclerinden seni, (okudugun Kur’an’ı ve hukumlerini) dinlemege gelenler de var. Fakat, akılları da yokken sagırlara sen mi duyuracaksın

    [43] Iclerinden sana bakanlar (Peygamberligine delalet eden mucizeleri gordukleri halde iman etmiyenler) de var. Fakat anlayıs gozleri de yokken korlere sen mi hidayet edeceksin

    [44] Dogrusu Allah, insanlara zerrece zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler

    [45] Sanki (dunyada ve kabirlerinde) gunduzun bir saatinden baska durmamıslar gibi, Allah hepsini mahsere sevkedecegi gun, aralarında tanısacaklardır. Allah’ın huzuruna cıkacaklarını inkar edip de hidayet yolunu tutmamıs olanlar, muhakkak en buyuk ziyana ugramıslardır

    [46] Kafirlere vadettigimiz azabın bir kısmını sana gostersek, yahut onlara azab edisten once seni (ahirete) alsak da, sonunda onların donusu bizedir. Sonra Allah, onların yapacakları seylere de sahiddir

    [47] Her ummet icin bir Peygamber vardır. Onların her birine Peygamberi geldigi zaman, onu yalanladılar da aralarında adaletle hukum verildi (azaba ugratıldılar). Onlar, zulmedilmediler (cezalarını cektiler)

    [48] Kafirler, alay yollu soyle derler: “Eger sadık kimselerseniz, bu azabın veya kıyametin vadi ne zaman?”

    [49] (Ey Rasulum), de ki: “- Ben kendi kendime, Allah’ın dilediginden baska, ne bir menfaate, ne de bir zarara sahip olamam.” Her ummetin helaki icin muayyen bir vakit (ecel) vardır. Artık bu ecel geldigi vakit, bir an geri de kalamazlar, ileride gidemezler

    [50] De ki: “- Bana haber verin: Allah’ın azabı, geceleyin yatarken veya gunduzun mesguliyetinde size gelip catarsa (ne yaparsınız?) artık onu, gunahkarların acele olarak istemelerine sebep nedir

    [51] Bu azab vakı olduktan sonra mı Allah’a iman edeceksiniz? O vakit size: “Simdi mi iman ediyorsunuz?” denecek. Halbuki siz alay ederek, bu azabın acele gelmesini isteyip duruyordunuz

    [52] Sonra o zulmedenlere: “- Ebedi azabı tadın” denilecek. Vaktiyle kazandıgınızdan baska bir sebeple cezalandırılacak degilsiniz

    [53] “O azab, bir gercek mi?” diye senden sorarlar. De ki: “- Evet, Rabbime yemin ederim ki, O, muhakkak bir gercektir. Siz bundan yakayı kurtaramazsınız.”

    [54] Kufre varmakla zulmeden her nefis, eger butun yeryuzundekine sahip olsaydı, azabı gordukleri vakit, hepsi pismanlıgı acıga vurarak kendini kurtarmak icin onu mahakkak feda ederdi. Fakat kendilerine zulum yapılmaksızın, aralarında adaletle (gunahları kadar azabla) hukum verilmesi takdir edilmistir

    [55] Biliniz ki, goklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Biliniz ki, gercekten Allah’ın vadi haktır; fakat kafirlerin cogu bunu bilmezler

    [56] Allah hem diriltir, hem oldurur. Hep dondurulup ona goturuleceksiniz

    [57] Ey insanlar! Iste size, Rabbinizden bir ogut, kalblerdeki suphelere bir sifa ve muminler icin bir hidayet ve rahmet olan Kur’an geldi

    [58] De ki: “- Allah’ın ihsaniyle ve rahmetiyle, ancak bununla ferahlansınlar. Bu, onların toplamakta olduklarından (dunya menfaatından) daha hayırlıdır

    [59] (Ey Rasulum), musriklere de ki: “-Allah sizin icin rızık olarak hangi seyleri indirdi de, siz ondan bir haram ve bir halal yaptınız, bana haber verin. “ De ki: “- Size Allah mı izin verdi (de boyle yaptınız), yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz

    [60] Allah’a yalan uyduranların (kendiliklerinden haram ve helal diyenlerin) kıyametteki zanları nedir (azab edilmeyeceklerini mi zannediyorlar)? Suphe yok ki Allah (akıl verip kitab indirmekle) insanlara karsı ihsan sahibidir. Fakat insanların cogu bu nimetlere sukretmezler

    [61] (Ey Rasulum), sen herhangi bir isde bulunsan, Kur’an’dan her ne okusan, sen ve ummetin herhangi bir amel yapsanız, siz ona dalıp dururken, muhakkak biz uzerinizde sahid bulunuruz. Ne yerde, ne gokte zerre agırlıgınca hic bir sey Rabbinizden gizli kalmaz; ne bundan daha kucuk, ne de daha buyuk... Ancak bunların hepsi LEVH-I MAHFUZ’da yazılıdır

    [62] Biliniz ki, Allah’ın velileri (seriata tam olarak baglı kulları) icin hic bir korku yoktur ve onlar mahzunda olmıyacaklardır

    [63] Veliler, o kimselerdir ki, Allah’a iman edip emirlerine aykırı hareket etmekten sakınırlar

    [64] Onlar icin dunya hayatında da (Kur’an’ın ve Peygamberin haberleriyle), ahirette de (cennet’le) mujdeler vardır. Allah’ın kelimelerinde (verdigi sozlerde) asla bir degisme yoktur. Iste bu (cennetle mujdelenme), en buyuk kurtulustur

    [65] Ey Rasulum, kafirlerin (tekzib ve sana dil uzatmalarına dair) sozleri seni uzmesin. Muhakkak ki izzet (ustunluk), hep Allah’ındır. Allah (onların butun soylediklerini) isiticidir, tasıdıkları niyyetlerin hepsini bilicidir

    [66] Biliniz ki, goklerde (meleklerden) kim var, yerde (insan ve Cinlerden) kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’dan baskasına tapanlar dahi, gercekte Allah’a kostukları ortaklara tabi olmuyorlar. Ancak zanna (zayıf bir ihtimale) tabi oluyorlar ve yalandan baska bir sey soylemiyorlar

    [67] O Allah’dır ki, icinde rahat edesiniz diye geceyi, calısasınız diye gunduzu aydınlık olarak, sizin icin yarattı. Elbette bunda, Kur’an’ı dinleyecekler icin bir cok ibretler vardır

    [68] Kafirler: “- Allah cocuk edindi”, dediler. Hasa, Allah bundan munezzehtir. O, bir seye muhtac degildir. Goklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Ey kafiler, (Allah’ın cocuk edindigine dair) elinizde hic bir delil yoktur. Siz, Allah’a karsı, ilimle isbat edemiyeceginiz bir sey mi soyluyorsunuz

    [69] (Ey Rasulum) , de ki: “- Allah’a karsı yalan uyduranlar, elbette kurtulamıyacaklardır

    [70] Allah’a iftira edenlerin dunyadaki zevkleri pek az... Nihayet donusleri bizedir. Sonra, kufur uzere bulunduklarından, kendilerine cok siddetli bir azab taddıracagız

    [71] Ey Rasulum, Mekke kafirlerine Nuh’un haberini oku. Bir vakit kavmine soyle demisti: “- Ey kavmim, eger benim aranızda durusum, Allah’ın ayetleriyle ihtar edip ogud verisim, size agır geliyorsa, bilin ki sizin hilenizden Allah’a tevekkul etmisim. Artık siz ve ortaklarınız toplanıp ne yapacagınızı kararlastırın. Sonra yapacagınız is, size bir musibet olmasın (vaya bana yapacagınızı asıkare yapın). Sonra muhlet vermiyerek, istediginiz seyi bana yapın

    [72] Eger davetimizden yuz cevirirseniz, ben de davetim icin sizden bir ucret istemedim ki... Benim mukafatım ancak Allah’a aittir ve ben, onun birligine ve emirlerine boyun egen muslumanlardan olmakla emrolundum.”

    [73] Bunun uzerine yine Nuh’u tekzip ettiler. Biz de onu ve beraberindeki muminleri gemide selamete cıkardık ve bunları yeryuzunun halifeleri yaptık. Ayetlerimizi tekzip edenleri ise, suda bogduk. Iste bak, azabla korkutulup yola gelmiyenlerin sonu nasıl olmustur

    [74] Sonra Nuh’un arkasından bir cok Peygamberleri kavimlerine gonderdik, onlara acık mucizeler getirdiler. Fakat onceden yaptıkları tekzibden oturu, bir turlu inanmak istemediler. Iste biz, hududu asanların kalbleri uzerine boyle muhur basarız. (artık iman edemezler)

    [75] Bu Peygamberlerden sonra, Musa ile Harun’u, Firavun ve cemaatine mucizelerimizle gonderdik. Kibirlenerek iman etmediler ve gunahkar bir kavim oldular

    [76] Tarafımızdan kendilerine mucize geldigi vakit, “ - Muhakkak bu acık bir sihirdir.” dediler

    [77] Musa, onlara soyle dedi: “- Size mucize gelince boyle mi diyorsunuz? Bu sihir mi? Sihirbazlar dunya ve ahirette felah bulamazlar.”

    [78] Onlar, Musa ile Harun’a! “Sen, bizi babalarımızdan buldugumuz yol uzerinden cevirmek icin mi geldin? Yeryuzunde saltanat ikinize ait mi olacak? Biz, ikinize de iman etmeyiz” dediler

    [79] Firavun: “- Ne kadar bilgic sihirbaz varsa hepsini bana getirin.” dedi

    [80] Nihayet sihirbazlar toplanıp geldigi zaman, Musa onlara: “- Ne ortaya atacaksanız, siz atın” dedi

    [81] Onlar hunerlerini ortaya atınca, Musa kendilerine soyle dedi: “- Bu sizin yaptıgınız sey sihirdir; muhakkak ki Allah, onu bosa cıkaracaktır. Dogrusu Allah, mufsidlerin isini duzeltmez

    [82] Gunahkarlar hoslanmasalar bile, Allah emir ve hukumleriyle hakkı gerceklestirir

    [83] Sonunda, Firavun ve etrafındakilerin belası korkusundan, Musa’ya kavminden ancak bir zurriyet iman etti. Cunku Firavun o yerde (Mısır’da) cok ustun idi ve pek asırı giden taskınlardandı

    [84] Musa da kavmine soyle dedi: “- Ey kavmim! Siz, gercekten Allah’a iman ettinizse ve onun birligine ihlas ile teslim olmus muslimlerseniz, artık Allah’a tevekkul edin.”

    [85] Onlar da dediler ki; “-Biz, ancak Allah’a tevekkul ettik. Ey Rabbimiz, bizi, o zalim kavmin fitnesine dusurme

    [86] Ve bizi, rahmetinle o kafir kavimden kurtar.”

    [87] Biz ise, Musa’ya ve kardesine soyle vahyettik: “- Kavminiz icin Mısır’da bir takım evler hazırlayın ve evlerinizi namazgah yapın. Namazı geregi uzre kılın. Hem de (Ey Musa) muminleri cennetle mujdele?”

    [88] Musa soyle dua etti: “-Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve etrafındakilere dunya hayatında giyecek bir cok sus esyası ve mallar verdin; ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, mallarını mahvet ve kalblerini siddetle sık ki, o acıklı azabı gormedikce iman etmiyecekler.”

    [89] Allah Teala soyle buyurdu: “- ikinizin duası kabul olundu. Siz yine dogru yolunuzda devam edin ve Allah’ın vadini bilmiyenlerin yoluna uymayın.”

    [90] Israilogullarını denizden (salimen karsı tarafa) gecirdik. Firavun, hemen askerleriyle zulum ve saldırganlık yaparak arkalarına dustu. Nihayet denizde bogulmaya baslayınca soyle dedi: “Iman ettim, gercekten Israilogullarının iman ettiginden (Allah’dan) baska hic bir ilah yoktur. Ben de O’na teslim olanlardanım.”

    [91] Simdi mi (elinden butun kuvvet ve imkan gittikten sonra mı) iman ediyorsun? Halbuki sen , bundan once isyan etmis ve daima mufsidlerden olmustun

    [92] Biz de bugun, seni cansız bedeninle denizden yuksek bir yere atacagız ki, arkandan geleceklere bir ibret olasın. Bununla beraber dogrusu insanlardan bir cok kimseler, ayetlerimizden (ibret verici mucizelerimizden) gafildirler

    [93] Gercekten Israilogullarını cok guzel bir yurda yerlestirdik ve kendilerini hos nimetlerle rızıklandırdık. Nihayet ayrılıga dusmeleri de kendilerine ilim (Tevrat’daki ahir zaman peygamberine ait vasıflar) geldikten sonra oldu. Suphe yok ki o ayrılıga dustukleri seylerde (dini emirler hakkında), Rabbin, kıyamet gunu hukmunu verecektir

    [94] Ey Rasulum, eger sana indirdigimiz kıssa ve haberlerden bilfarz suphe edecek olursan, senden evvel kitap (Tevrat) okuyanlara sor; (o kitabda da bu haberler vardır). Yemin olsun ki, onlar hak ve dogru olarak Rabbin tarafından sana geldi. O halde sakın suphe edenlerden olma

    [95] Sakın Allah’ın ayetlerini tekzib edenlerden olma. Sonra husrana dusenlerden olursun

    [96] Dogrusu aleyhlerinde (kufurleri hakkında) Rabbinin takdiri gerceklesmis olanlar imana gelmezler

    [97] Onlara butun mucizeler gelse bile; ta acıklı azabı gorecekleri ana kadar

    [98] Azab inmeden once, iman edip de bu imanları kendilerine fayda vermis bir memleket halkı bulunsaydı ya! Ancak Yunus’un kavmi iman edince, dunya hayatındaki o perisanlık azabını kendilerinden kaldırdık ve onları bir muddete kadar faydalandırdık

    [99] Eger Rabbin dileseydi, yeryuzunde kim varsa, hepsi toptan iman ederlerdi. O halde, mumin olsunlar diye, insanları (Allah dilemedigi halde, ey Peygamber) sen mi zorlayacaksın

    [100] Allah’ın izni olmadıkca, hic bir kimsenin iman etmesi mumkun degildir. Bir de Allah, akıllarını iyi kullanmıyanlara azab verir

    [101] De ki: “- Bakın, goklerde ve yerde neler var! “ Fakat, bunca ayetler (alametler) ve azabla korkutmalar, iman etmiyecek bir kavme fayda vermez

    [102] Musrikler, ancak kendilerinden once gelip gecmis olanların gunleri gibi, (acıklı) bir gun bekliyorlar. De ki: “- Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyenlerdenim.”

    [103] Sonra kafirlere azap inince, Peygamberlerimizi ve Onlara iman edenleri kurtarıyorduk. Iste boylece, muminleri de, uzerimizde bir hak olarak, (musrikler azab cektigi zaman), kurtaracagız

    [104] (Ey Rasulum) de ki: “- Ey Insanlar! Eger benim dinimde herhangi bir suphede iseniz (hak oldugunda suphe ediyorsanız, sizin suphenizden oturu) bilin ki ben, Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Ancak sizi oldurecek olan Allah’a ibadet ederim; ve bana, muminlerden olmaklıgım emredilmistir

    [105] Bir de, yuzunu tevhid dinine dondur ve sakın musriklerden olma

    [106] Ayrıca, Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar veremiyecek seylere tapma. Boyle yaptıgın takdirde, suphesiz ki nefsine zulmedenlerden olursun”, diye (bana) emredilmistir

    [107] Eger Allah, sana bir keder dokunduracak olursa, onu Allah’dan baska giderecek yoktur ve eger sana bir hayır dilerse, o zaman da onun ihsanını geri cevirecek yoktur. Allah, ihsan ve fazlını kullarından diledigine nasib eder. Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [108] Rasulum, soyle de: “- Ey insanlar! Size Rabbinizden hak (Kur’an ve Peygamber) geldi. Artık hidayeti kabul eden, kendi nefsi icin kabul etmis olur; ve sapıklıga dusen ve kendi aleyhine (zararına) sapmıs olur. Ben de sizin uzerinize vekil degilim.”

    [109] Sana ne vahyolunuyorsa, ona uy ve Allah zafer hukmunu verinceye kadar sabret. O, hakimlerin en hayırlısıdır

    Hûd

    Surah 11

    [1] Elif, Lam, Ra. Bu bir kitabdır ki, ayetleri, en saglam bir nazımla (soz dizisi ile) kuvvetlendirilmistir. Sonra hikmet sahibi, her seyi bilen Allah tarafından, bu ayetler, hukum ve ogutlerle acıklanmıstır

    [2] Oyle ki, Allah’dan baskasına ibadet etmeyin. Ben, size, onun tarafından, cennetle mujdeleyen ve cehennemle korkutan, mursel bir Peygamberim

    [3] Hem Rabbinizin magfiretini isteyin. Sonra O’na tevbe edin ki, size takdir edilmis belirli bir zamana (olume) kadar guzel bir sekilde yasatsın ve iyi hareket sahibine, fazlından dunya ve ahirette mukafatını versin. Eger imandan yuz cevirirseniz, biliniz ki, ben, basınıza gelecek buyuk bir gunah azabından korkarım

    [4] Donusunuz ancak Allah’adır. O, her seye kadirdir

    [5] Haberiniz olsun ki, munafıklar, Peygambere olan dusmanlıklarını gizlemek icin, goguslerini hakdan cevirirler, arkalarını donerler. Evet amma, ortulerine burunup yatarlarken de Allah, onların neyi gizlediklerini bilir. Cunku O, butun kalblerin ozunu bilendir

    [6] Yerde yuruyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı ancak Allah’a aittir. Onların dunyadaki meskenlerini de bilir, yumurtalıklardaki yerlerini de... Bunların hepsi Levh-i Mahfuz’da yazılıdır

    [7] Amel bakımından, en guzel kim oldugu hususunda, sizi imtihan etmek icin, gokleri ve yeri altı gunde yaratan O’dur. Bundan once ARS’ı, su ustunde idi. (Yer ve gokler yaratılmadan once hukumranlıgı su uzerindeydi. Suyu daha evvel yaratmıstı). Boyle iken, eger sen (Ey Rasulum) desen ki: “Oldukten sonra muhakkak siz dirileceksiniz” kafir olanlar mutlaka soyle derler; “- Bu soyledigin apacık bir aldatma ve batıldan baska bir sey degil...”

    [8] Eger ilerideki belirli bir muddete kadar kendilerinden azabı geciktirirsek, o vakit de muhakkak (alay tarzında) soyle derler: “- Bu azabın inisini engelliyen nedir?” Bilsinler ki, azap onlara gelecegi gun, kendilerinden cevrilecek degildir. O alay ettikleri azab da kendilerini sarmıs bulunacaktır

    [9] Insanogluna, tarafımızdan bir rahmet (sıhhat ve zenginlik) taddırıp da sonra bunu cekip alıversek, suphesiz ki o, Allah’ın ihsanından tamamen umidini kesen, evvelki nimeti unutan nakor bir kimse olur

    [10] Fakat ona dokunan bir dertten sonra, kendisine bir nimet taddırırsak, “ - Dogrusu benden butun fenalıklar gitti.” der ve suphesiz sevinir, ogunur

    [11] Ancak her iki halde de sabredip salih amelleri isliyenler mustesnadır. Iste, bunlar icin bir magfiret ve buyuk bir sevap vardır

    [12] Simdi sen (Ey Resulum), musrikler: “- ona bir hazine indirilseydi, yahut beraberinde bir melek gelseydi ya”, demelerinden oturu gogsun daralacak, sana vahyolunanın bazısını terkedecek (soylemiyecek) hale gelirsin. Fakat sen, ancak Allah’ın azabı ile korkutan bir peygambersin. Allah ise her seye vekildir. (Ona guven; O, musriklerin cezasını verir)

    [13] Yoksa, Kur’an’ı kendisi uydurdu mu, diyor musrikler? O halde soyle de: “- Haydin onun gibi uydurma on sure getirin ve bunun icin, Allah’dan baska gucunuzun yettigini de cagırın. Eger dogru soyluyorsanız, bunu yaparsınız.”

    [14] Yok, eger yardıma cagırdınız kimseler size (ey musrikler) cevap veremedilerse, artık bilin ki, Kur’an ancak Allah’ın ilmi ile indirilmistir ve ondan baska ilah yoktur. Artık musluman oluyor musunuz?”

    [15] Kim dunya hayatını ve onun gosterisli zevklerini isterse, biz onlara, amellerinin karslıgını tamamen oderiz (sıhhat, zenginlik ve zevkle yasarlar). Bu hususta, onlara noksanlık yapılmaz

    [16] Bunlar, o kimselerdir ki, ahirette kendilerine atesten baska bir sey yoktur. Yaptıkları ameller bosa gitmistir. Zaten butun yapmıs oldukları seyler bostur

    [17] Bir mumin ki, Rabbi tarafından verilen acık bir delil (gercek davasını isbat eden selim bir akıl) uzeredir ve bunu, Allah’dan bir sahid olan Kur’an, bir de Kur’an’dan evvel kendisine uyulan ve buyuk bir nimet bulunan Musa’nın kitabı (Tevrat) da teyid ediyor; hic o, sırf dunya hayatını istiyen asiler gibi olur mu? Iste bu vasıfta olanlar, Kur’an’a iman ederler. Herhangi bir topluluk da Kur’an’ı inkar ederse, artık ates, onun vaadedilen yeridir. Sen de, sakın bunda bir supheye dusme. Cunku bu Kur’an ve onun vaadi. Rabbin tarafından hakdır. Fakat insanların cogu iman etmezler

    [18] Allah’a ortak veya cocuk isnad etmek suretiyle O’na iftira edenden daha zalim kimdir? Bu zalimler, Rablerine arz olunacaklar ve sahitler (melekler veya insanın kendi uzuvları) de soyle diyecekler: “- Sunlar Rablerine karsı yalan soyliyenlerdir.” Haberiniz olsun, Allah’ın laneti zalimlerin uzerinedir

    [19] Zalimler ki, Allah yolundan cevirirler, onu egriltmek isterler, bunlar ahireti inkar edenlerdir

    [20] Bunlar, Allah dunyada kendilerine azab etmek istedigi zaman, onu aciz bırakacak degillerdir. Kendilerini azabdan kurtaracak, Allah’dan baska hic bir yardımcıları da yoktur. Onlara kat kat azab edilir. Cunku dunyada, hakkı isitmege tahammul etmezler ve gercegi goremezlerdi

    [21] Iste bunlar, kendilerine yazık etmis kimselerdir. Allah’a sefaatci diye uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitmistir

    [22] Elbette onlar, ahirette en cok ziyan (perisanlık) cekenlerdir

    [23] Fakat iman edip salih amellerde bulunanlar ve husu ile Rablerine itaat edenler (var ya), iste bunlar cennetliktirler, orada onlar ebedi kalıcıdırlar

    [24] Bu iki zumrenin (kafirlerle muminlerin) hali, kor ve sagır olanlarla, goren ve isiten kimselerin durumu gibidir. Hic bunlar esit olurlar mı? Artık dusunmez misiniz

    [25] Gercekten biz Nuh’u, soyle desin diye, kavmine gonderdik: “- Haberiniz olsun, ben, size azabın sebeblerini ve kurtulusun yolunu acıklayan bir korkutucuyum

    [26] Allah’dan baskasına ibadet etmeyin. Dogrusu ben, size acıklı bir gunun azabından (basınıza cokuvermesinden) korkuyorum.”

    [27] Buna karsı, Nuh’un kavminden kufur onculeri olanlar soyle dediler: “- Biz, seni ancak bizim gibi bir insan goruyoruz ve sana baglı olanları da ilk bakısta, en dusuklerimizden ibaret goruyoruz. Sizin, bize fazla bir ustunlugunuzu de gormuyoruz; hatta sizi yalancılar sanıyoruz.”

    [28] Nuh soyle dedi: “-Ey Kavmim! Soyleyin bakayım, fikriniz nedir? Eger ben Rabbimden verilen acık bir burhan (mucize) uzerinde isem (Bu benim Peygamberlik davamı dogruluyorsa), bir de Allah bana kendi katından bir Peygamberlik vermis de, size, onu gorecek goz verilmemisse, istemediginiz halde onu size zorla mı kabul ettirecegiz

    [29] Ey Kavmim! peygamberligi teblig isinden dolayı sizden bir mal istemiyorum. Benim mukafatım ancak Allah’a aittir ve ben iman edenleri (isteginiz gibi) kovacak degilim. Elbette onlar Rablerine kavusacaklar (eger kendilerini kovarsam, beni ona sikayet ederler). Ancak ben, sizi cahillik yapmakta olan bir topluluk goruyorum

    [30] Ey kavmim! (Etrafındakileri kov, biz sana iman ederiz, teklifiniz uzerine) , ben onları kovarsam Allah’ın intikamından beni kim kurtarabilir? Hic de dusunmez misiniz

    [31] Ben size, Allah’ın hazineleri yanımdadır ve gaybı da bilirim, demiyorum. Ben bir melegim de demiyorum. Gozlerinizin hor gordugu mumin kimseler hakkında, Allah onlara, hic bir hayır vermez , de demem. Onların iclerindekini en iyi bilen Allah’dır. Ben, bunları soyledigim takdirde, zalimlerden olmus olurum.”

    [32] Nuh’a cevap olarak soyle dediler: “- Gercekten bizimle mucadele ettin. Bizimle olan mucadelede cok ileri gittin. Eger dogru soyleyenlerdensen, bizi korkutup durdugun azabı, haydi getir bakalım.”

    [33] Nuh dedi ki: “- Dileyince, azabı, ancak Allah size getirir; ve siz onu, azap etmekten aciz bırakacak degilsiniz

    [34] Eger Allah, sizi saptırmayı (helakinizi) murad ediyorsa, ben size nasihat etmek istesem de benim nasihatım size fayda vermez. O, Rabbinizdir ve nihayet ona donduruleceksiniz.”

    [35] Yoksa Nuh’un kavmi: “- Bu vahyi Nuh uydurdu mu diyorlar? Ey Nuh, onlara de ki: “- Eger onu uydurdumsa, gunahı benim boynumadır. Ben ise, sizin bana yaptıgınız iftira gunahından beriyim. “

    [36] Nuh’a soyle vahyolunmustu: “- Haberin olsun, onceden iman edenlerden baska, kavminden hic biri asla iman etmiyecek. O halde yaptıkları seylerden (eziyet ve tekziplerden ) oturu kederlenme

    [37] Nezaretimiz altında ve vahyimiz geregince gemi yap. Hem o zulmedenler hakkında, azabın kendilerinden kaldırılması icin, bana dua etme; cunku onlar, suda bogulacaklardır

    [38] Nuh gemiyi yapıyordu. Kavminden her hangi bir topluluk yanından her gectikce, kendisiyle alay ediyordu. Nuh onlara: “- Eger simdi bizimle alay edip egleniyorsanız, biz de (Allah’ın azabı size geldigi zaman), bizimle alay ettiginiz gibi, sizinle alay edecegiz

    [39] Artık pek yakında, perisan edecek azabın kime gelecegini ve devamlı bir azabın kimin basına konacagını bileceksiniz.” dedi

    [40] Nihayet helak etme emrimiz geldigi ve fırından su tasıp fıskırdıgı (yahut geminin kazanı kaynadıgı) vakit Nuh’a soyle dedik: “-Faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve disi olmak uzere ikiser tane cift ve uzerlerine bogulma emri takdir edilenler mustena, aile halkınla bir de iman edenleri gemiye yukle.” Zaten beraberinde iman edenler pek azdı

    [41] Nuh dedi ki: “- Her durusunda ve gidisinde Allah’ın ismiyle (besmele getirmek uzere) binin gemiye (veya besmele getirerek gemiye binin. Onun gidisi de, durusu da Allah’ın kudretiyledir). Gercekten Rabbim Gafur’dur, Rahim’dir. “

    [42] Gemi, onları, daglar gibi dalgalar icinde yuzup goturuyordu. Nuh, gemiden ayrı bir yerde olan ogluna bagırdı: “- Ey ogulcagızım! Gel, bizimle beraber bin. Kafirlerle birlikte olma.”

    [43] O, (babasına) dedi ki: “- Beni sudan koruyacak bir daga sıgınırım.” Babası soyle dedi: “- Bugun Allah’ın emrinden koruyacak yoktur. Meger ki, Allah iman nasip etmekle rahmet buyursun.” Nihayet, ikisinin arasına dalga girdi, o da bogulanlardan oldu

    [44] Allah’ın emri olarak: “Ey arz, suyunu yut ve ey gok! Yagmuru tut.” denildi. Su cekildi ve is bitirildi. Gemide CUDI dagı uzerinde kararlastı ve : “-Zalimler helak olsun.” denildi

    [45] Nuh Rabbine dua edip soyle dedi: “- Ya Rab! elbette oglum, benim ailemdendir. Senin vaadin hakdır, onu yerine getirirsin (Halbuki ailemi kurtaracagına dair vaadin vardı. Simdi oglumun durumu nedir?) Sen hakimlerin hakimisin.”

    [46] Allah soyle buyurdu: “-Ey Nuh! O, senin ailenden degildir. Cunku o, salih olmıyan bir amel sahibidir (kafirdir). O halde bilmedigin bir seyi benden isteme. Seni, cahillerden olmaktan menederim.”

    [47] Nuh, dedi ki: “- Ey Rabbim, bilmedigim seyi, senden istemekten sana sıgınırım. Eger beni bagıslamaz ve bana merhamet etmezsen, husrana dusenlerden olurum.”

    [48] Soyle denildi: “- Ey Nuh! Sana ve gemide seninle beraber bulunan muminlere (veya soylarına) bizden bir selamet ve bereketlerle (gemiden) in. Onlardan bir takım kafir ummetler olacak ki, biz onları dunyada rızıklarla faydalandıracagız. Sonra da, ahirette kendilerine, bizden acıklı bir azap dokunacaktır

    [49] (Ey Rasulum), iste bunlar gayb haberlerindendir. Sana bunları vahy ile bildiriyoruz. Bundan once, onları ne sen bilirdin, ne kavmin... O halde sen de sabret. Suphe yok ki, kurtulus takva sahiplerinindir

    [50] Ad kavmine de (soyca) kardesleri Hud’u Peygamber gonderdik. Onlara dedi ki: “- Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin ondan baska hic bir ilahınız yoktur. Sizin ona ortak kosmanız, ancak bir yalan ve iftiradır

    [51] Ey kavmim! Peygamberligimi teblige karsı sizden bir mukafat istemiyorum. Benim mukafatım, ancak beni yaradana aittir. Artık anlamıyacak mısınız

    [52] Ey kavmim! Rabbinizden magfiret dileyin. Sonra ona tevbe edin ki, gokten uzerinize bol bol bereket (ekinleri yetistirecek yagmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi (neslinizi) cogaltsın. Gunahlarınıza ısrar ettiginiz halde imandan yuz cevirmeyin.”

    [53] Onlar da dediler ki: “- Ey Hud, sen bize acık bir mucize getirmedin. Biz, senin sozunle tanrılarımızı terk etmeyiz ve biz sana inanmayız

    [54] Ancak sunu soyleriz ki, ilahlarımıza sovdugunden onların bazısı, muhakkak seni bir fenalıkla (cinnet ve hezeyanla) carpmıstır.” Hud: “- Iste ben Allah’ı sahid tutuyorum ve siz de sahid olun ki, ben, Allah’dan baska ona kostugunuz ortakların hic birini tanımıyorum; onlardan beriyim. Artık hepiniz toplanın, bana istediginiz tuzagı kurun, sonra bir an bile musaade etmeyin

    [55] Ancak sunu soyleriz ki, ilahlarımıza sovdugunden onların bazısı, muhakkak seni bir fenalıkla (cinnet ve hezeyanla) carpmıstır.” Hud: “- Iste ben Allah’ı sahid tutuyorum ve siz de sahid olun ki, ben, Allah’dan baska ona kostugunuz ortakların hic birini tanımıyorum; onlardan beriyim. Artık hepiniz toplanın, bana istediginiz tuzagı kurun, sonra bir an bile musaade etmeyin

    [56] Dogrusu, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkul ettim. Hareket eden hic bir yaratık yoktur ki, idare ve tasarrufunu O tutmasın. Benim Rabbim, gercekten dogru bir yol uzerindedir

    [57] Simdi imandan yuz cevirirseniz, tebligde ileri gitmem. Ben size gonderilmis oldugum teblig vazifemi iste yaptım. Rabbim, sizin yerinize diger bir kavmi getirir de, siz O’na zerrece zarar edemezsiniz. Muhakkak ki Rabbim, her sey uzerinde, koruyucu ve gozetleyicidir.”

    [58] Helak emrimiz gelince, bizden bir rahmet olarak Hud’u ve beraberindeki muminleri kurtardık; hem onları cok agır bir azabdan kurtardık

    [59] Iste Ad kavmi! Rablerinin ayetlerini inkar ettiler ve onun peygamberlerine isyan eylediler. Boylece basları bulunan, her inadcı zorbanın emrine uydu gittiler

    [60] Onlar, hem dunyada, hem ahiret gununde bir lanete (ceza ve azaba) tabi tutuldular. Dikkat edin! Ad Kavmi, gercekten Rabbini inkar etti. Haberiniz olsun! Hud’un kavmi ad, Allah’ın rahmetinden uzak kalmıstır

    [61] Semud kavmine de (soyca) kardesleri salih’i gonderdik. onlara de ki: “- Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin ondan baska hic bir ilahınız yoktur. Sizi topraktan o yarattı ve sizi orada imar yapmaya (omur surmeye) memur etti. O halde, ondan magfiret isteyin. Sonra tevbe edip ona yonelin. Muhakkak ki Rabbim, muminlere rahmetiyle yakındır, duaları kabul edicidir.”

    [62] Onlar: “-Ey salih, sen bundan once aramızda umid edilen (guvenilen) bir kimse idin. Simdi, babalarımızın taptıgı seylere (putlara) tapmaktan bizi vaz gecirmek mi istiyorsun? Dogrusu biz, senin bizi davet ettigin Allah’a ibadetten kuskulandırıcı bir suphe icindeyiz” dediler

    [63] Salih (onlara soyle) dedi: “- ey kavmim, soyleyin bakayım, fikriniz nedir? Eger ben, Rabbim tarafından acık bir mucize uzerinde isem; ve bana kendi katından bir peygamberlik vermisse, ben Allah’a isyan ettigim takdirde, beni ondan kim kurtarabilir? Demek ki, siz bana ziyan ilave etmekten baska hic bir sey yapmıyacaksınız

    [64] Ey kavmim! Iste bu gordugunuz, Allah’ın disi devesi, size bir mucizedir. Onu kendi haline bırakın, Allah’ın arzından yayılsın otlasın. Ona fena bir maksadla el surmeyin, sonra sizi pesin bir azap yakalar.”

    [65] Nihayet o devenin ayaklarını keserek onu oldurduler. Bunun uzerine salih soyle dedi: “- Memleketinizde uc gun daha yasayadurun. Iste bu, yalan cıkarılamıyan bir vaaddir.”

    [66] Azab emrimizin vakti gelince, Salih’i ve beraberinde iman etmis olanları, tarafımızdan bir merhamet ile kurtardık; hem o gunun rusvaylıgından da... Gercekten senin Rabbin cok kuvvetlidir, her seye galibdir

    [67] O zulmedenleri ise, korkunc gurultu yakalayıverdi de evlerinde cokup helak oldular

    [68] Sanki orada bir senlik kurmamıslardı. Haberiniz olsun ki, Semud kavmi, dogrusu Rablerine kufrettiler. Biliniz ki, Semud kavmi Allah’ın rahmetinden uzak dusmus, helak olmustur

    [69] Sanım hakkı icin, (melek olan) elcilerimiz Ibrahim’e mujde ile gelip “selamun aleyk” dediler. O da onlara “aleykumu’s-Selam” dedi ve hemen gidip (onlara) kızartılmıs bir buzagı getirdi

    [70] Ibrahim, ellerinin, getirilen bu yemege uzanmadıgını gorunce, onlardan urktu ve icinde, kendilerinden bir nevi korku duydu. Onlar: “- Korkma, cunku biz (yemez-icmez melekleriz. Azap icin) lut kavmine gonderildik.” dediler

    [71] Ibrahim’in hanımı hizmette bulunurken, bu soylenenleri duyunca guldu. Bunun uzerine, biz de ona Ishak’ı ve Ishak’ın arkasından da torunu Yakub’u mujdeledik

    [72] (Ibrahim’in hanımı) soyle dedi: “- Ay! Ben doguracak mıyım? Ben ihtiyar bir kadın ve bu kocam da bir ihtiyar iken!... Dogrusu bu, cok sasılacak bir sey

    [73] (Melekler ona) dediler ki: “- Sen Allah’ın emrine mi sasıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri uzerinize olsun, ehl-i beyt... Suphe yok ki Allah nimet vermesiyle hamde layıktır, lutuf ve ihsanıyla yucedir.”

    [74] Ibrahim’den o korku gidince ve kendisine (bir cocuk dogacagına dair) mujde gelince, Lut kavmi hakkında (azap edilmeleri mevzuunda) elcilerimiz olan meleklerle mucadeleye basladı (azabın kaldırılmasını istedi)

    [75] Cunku Ibrahim, hakikaten yumusak huylu, bagrı yanık ve kendisini tamamen Allah’a teslim etmis bir kimse idi

    [76] Melekler: -Ey Ibrahim! Bu mucadeleden vazgec; cunku Rabbinin emri geldi. Muhakkak surette onlara, geri cevrilmesi imkansız bir azab gelecektir.” dediler

    [77] Elci meleklerimiz, Lut’a varınca, (kavmi bu guzel kılıklı elcilere bir fenılık ederler diye) onlar yuzunden kederlendi ve gogsune sıkıntı geldi. “Bu, cok zor bir gun” dedi

    [78] Lut’un kavmi kosarak kendisine gelmislerdi ve bundan once kotu isler (oglancılık) yapıyorlardı. (misafirleri olan elci meleklere bir fenalık yapmasınlar diye) Lut soyle dedi: “- Ey Kavmim! Iste sunlar kızlarım (onları kendinize nikah edin, elcilere dokunmayın.) Sizin icin, onlar daha temizdir. Artık Allah’dan korkun, beni misafirlerim icinde rusvay etmeyin. Hic aranızda, iyiligi emredip kotulukten alıkoyacak, aklı basında bir adam yok mu?”

    [79] Onlar dediler ki: “- Senin kızlarında hic bir hakkımız olmadıgını elbette bilmissindir. Sen bizim ne istedigimizi (erkeklere varmak niyyetimizi) dogrusu bilirsin.”

    [80] Lut; “- Keske size karsı bir kuvvetim olsa, yahut saglam bir topluluga dayansam!” dedi

    [81] (Elci melekler) soyle dediler: “- Ey Lut!” Gercekten biz, Rabbinin elcileriyiz, onlar asla sana dokunamazlar. Hemen gecenin bir kısmında ev halkınla cık git ve icinizden hic biri geri kalmasın; ancak karın mustesna. Cunku kavmine isabet edecek azap, ona da gelecektir. Onların helak zamanı, sabah vaktidir. Sabah, yakın degil mi?”

    [82] Onlara azab emrimiz gelince, o memleketin ustunu altına getirdik ve uzerlerine, arka arkaya ateste pisirilmis camurdan taslar yagdırdık

    [83] Ki onlar, Rabbinin katında (hukmunde) azab icin damgalanmıslardı. Bu taslar, senin ummetinin zalimlerinden de uzak degildir. (Onların da basına yagar)

    [84] Medyen sehri halkına da kardesleri Suayb’i gonderdik. O, soyle dedi: “- Ey Kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin ondan baska hic bir ilahınız yoktur. Olcegi ve tartıyı noksan yapmayın; ben sizi bir hayır ve bereket icinde goruyorum. Bununla beraber hileye devam ederseniz, ben, sizi kusatacak olan bir gunun azabından korkuyorum

    [85] Ey kavmim! Olcekte ve tartıda adaleti yerine getirin. Insanların mallarını eksiltmeyin ve yeryuzunde fesad cıkararak fenalık etmeyin

    [86] Eger muminseniz, Allah’ın halal olarak bırakıldıgı kar, sizin icin daha hayırlıdır. Ben de sizin uzerinizde bir gozetleyici degilim.”

    [87] Onlar dediler ki: “- Ey Suayb! Babalarımızın taptıkları seyleri terketmemizi, istemekten vazgecmemizi, sana namazın mı emrediyor? Dogrusu sen, yumusak huylusun, cok akıllısın. (MasAllah!... diyerek alay ettiler.)”

    [88] Suayb soyle dedi: “-Ey Kavmim! Soyleyin bakayım! Eger ben, Rabbimden bir Peygamberlik uzerinde bulunuyorsam ve o, bana katından guzel bir rızık vermisse, ne yapmalıyım? Ben size aykırı hareket etmekle, sizi alıkoydugum seylere, kendim dusmek istemiyorum. Ben, ancak gucumun yettigi kadar islah etmek istiyorum. Basarım da yalnız Allah’ın yardımı iledir. Sadece ona tevekkul ettim ve ona donecegim

    [89] Ey kavmim! Bana karsı gelmeniz, Nuh kavminin yahud Hud kavminin veya salih kavminin baslarına gelenler gibi, sakın size bir musibet getirmesin. Hele Lut kavmi, zaman ve yer bakımından sizden uzak degildir (onların baslarına gelenlerden ibret almaz mısınız)

    [90] Rabbinizden magfiret dileyin. Sonra, gunahlardan tevbe edip ona sıgının. Gercekten benim Rabbim cok merhametlidir, cok sevgilidir.”

    [91] Onlar soyle dediler: “-Ey Suayp! Biz, senin soylediklerinin cogunu iyice anlamıyoruz ve seni de icimizde hakikaten zayıf (aciz) goruyoruz. Eger asiretin olmasaydı, muhakkak seni tasla oldururduk. Senin bize karsı hic bir ustunlugun ve kıymetin yok; (ancak dinimize baglı asiretinin onemi vardır.)”

    [92] Suayb dedi ki: “- Ey kavmim! Benim asiretim, size gore Allah’dan daha aziz midir ki, beni asiretim icin oldurmuyorsunuz da Allah’ı arkanıza atıp unutuyorsunuz? Suphe yok ki benim Rabbimin ilmi, butun yaptıklarınızı kusatıcıdır

    [93] Ey kavmim! Butun imkanlarınızla yapacagınızı yapın. Ben de vazifemi yapacagım. Yakında, kendisini perisan edecek azabın kime gelecegini ve yalancının kim oldugunu bileceksiniz. O azabı gozetleyin, ben de sizinle beraber gozetliyorum.”

    [94] Azab emrimiz gelince, Suayb’ı ve beraberinde iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. O zulmedenleri ise, korkunc bir gurultu yakaladı da yurdlarında cokup helak oldular

    [95] Sanki orada hic senlik kurmamıslaradı. Bakın, Semud kavmi nasıl helak olduysa, Medyen halkı da oylece helak olmustur

    [96] Sanım hakkı icin, biz Musa’yı da Firavuna ve kavminin ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apacık Asa huccetimizle gonderdik de, onlar, Firavun’un emrine uydular. Firavun’un emri ise hak degildi (sapıklıktı)

    [97] Sanım hakkı icin, biz Musa’yı da Firavuna ve kavminin ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apacık Asa huccetimizle gonderdik de, onlar, Firavun’un emrine uydular. Firavun’un emri ise hak degildi (sapıklıktı)

    [98] Firavun, kıyamet gununde kavminin onune gececek ve onları atese goturecektir. O varılan yer de, ne kotu bir yerdir

    [99] Hem burada (dunyada), hem de kıyamet gununde bir lanete ugratıldılar. Onlara verilen bu bahsis ne kotu bir bahsistir

    [100] Iste bu, helak olmus memleketlerin haberlerindendir ki, onu sana anlatıyoruz. O memleketlerin bazısının izi kalmıstır, bazısı da ekin gibi bicilmis yok olmustur

    [101] Biz,onlara zulum yapmadık, fakat onlar (kufre varmakla) kendilerine zulmettiler. Allah’dan baska taptıkları tanrıları, (Ey Rasulum) Rabbinin emri geldigi zaman, kendilerine hic bir fayda vermedi ve zararlarını artırmaktan baska bir sey yapmadı

    [102] Iste Rabbin, zulumkar memleketleri carptıgı zaman, boyle yakalayıp carpar. Dogrusu onun cezalandırması cok acıklıdır, pek siddetlidir

    [103] Bu haberlerde, ahiret azabından korkanlar icin muhakkak bir ibret vardır. O kıyamet gunu, butun insanların bir arada toplanmıs bulunacagı bir gundur. O, herkesin hazır olacagı bir gundur

    [104] Biz, o kıyamet gununu ancak sayılı bir muddet icin geriye bırakıyoruz

    [105] O gun gelince, Allah’ın izni olmadıkca, hic kimse konusamaz. Artık insanlardan bir kısmı muazzebdir; bir kısmı da bahtiyardır

    [106] Muazzeb olanlar, atestedirler ki, onlar icin orada feci bir inilti ve soluma vardır

    [107] (Ahiretin) gokleri ve yeri durdukca, onlar, cehennem’de ebedi olarak kalıcıdırlar, Ancak Rabbinin diledigi baska (dilediginin azabını baska bir azaba cevirir, veya azab ceken muminleri selamete cıkarır, cennete kor.) Cunku Rabbin, diledigini, hemen noksansız yapar

    [108] Amma bahtiyar olanlar, cennetliktirler, Ahiretin gokleri ve yeri durdukca, onlar, cennette ebedi olarak kalıcıdırlar. Ancak Rabbinin (daha once muminlerden bir kısım gunahkarların azabını) diledigi muddet mustesna. Bu bitmez ve tukenmez bir lutufdur

    [109] O halde, su musriklerin ibadet ettikleri putların dalalet oldugunda sakın suphe etme. Onlar, ancak babalarının onceden ibadet ettikleri gibi ibadet ediyorlar. Biz de onların azabdan olan nasiplerini muhakkak noksansız verecegiz

    [110] Yemin olsun ki, biz Musa’ya Tevrat’ı verdik de onun hakkında (bazısı inanıp, bazısı inanmamak suretiyle) ihtilafa dusuldu. Eger Rabbinden bir kelime (ilahi bir takdir) bulunup gecmis olmasaydı, hemen aralarında hukum verilmis, cezaları gorulmustu. Gercekten (Ey Rasulum) senin milletinin kafirleri de Kur’an dan kuskulandırıcı bir suphe icindedirler

    [111] Muhakkak ki Rabbin, onların tumunun (iman edenlerle iman etmeyenlerin) amellerinin karsılıgını verecektir, (muminleri cennete kafirleri cehenneme koyacaktır); Cunku Allah onların yaptıgı her seyden tamamiyle haberdardır

    [112] Onun icin sen, emrolundugun sekilde, beraberinde tevbe edenlerle dosdogru hareket et. Asırı gitmeyin; cunku Allah, yaptıklarınızın hepsini kemaliyle gorucudur

    [113] Bir de zalimlere (sevgi beslemek, yagcılık yapmak veya yaptıkları islere rıza gostermek suretiyle) meyletmeyin; sonra size ates dokunur (Cehennemlik olursunuz). Allah’dan baska yardımcılarınız da yoktur; sonra azabından kurtarılamazsınız

    [114] Gunduzun iki tarafında (ogle ve ikindi vakitlerinde) ve geceye yakın uc vakitte (aksam, yatsı ve sabah vakitlerinde) geregi uzre namaz kıl. Dogrusu bu hasenat (bes vakit namazın sevabı, kucuk) gunahları mahveder, Bu, ibretle dusunenlere bir nasihattır

    [115] (Ey Rasulum, kavminin eziyetlerine ve ibadete) sabret; cunku Allah, iyilik edenlerin mukafatını zayi etmez

    [116] Simdi, sizden onceki devirlerden geri kalan akıl sahipleri, yeryuzunde fesad cıkarmaktan (insanları) alıkoysalardı ya! Fakat onlardan kurtulusa erdirdigimiz kimseler pek azdır. Zulum yapanlar ise, kendilerine verilen refahın (luks saltanatının) ardına dustuler ve hep mucrim, gunahkar oldular

    [117] Memleketlerin halkı, zulumden beri bulundukları halde, Rabbin, asla o memleketleri zulumle helak etmez

    [118] Eger Rabbin dileseydi, butun insanları tek bir dine baglı kılardı. Halbuki onlar cesitli dinlere uyarak ihtilaf edip duracaklardır

    [119] Ancak Rabbinin rahmetiyle, hak din uzere anlasıp ayrılmıyanlar mustesnadır. Allah, insanları bunun icin (bir kısmının ihtilafı ve bir kısmının hak din uzere bulunması icin) yarattı ve Rabbinin meleklerine olan su: “- And olsun, cehennemi tamamen insanlardan ve cinlerden dolduracagım”, sozu tamamen yerine geldi

    [120] Peygamberlerin haberlerinden kalbini kuvvetle tatmin edecegimiz her haberi, sana hadise olarak anlatıyoruz. Bu surede de sana hak, muminlere bir ogut ve bir ihtar geldi

    [121] Iman etmiyenlere (Ey Rasulum) de ki; “- Bulundugunuz hal uzere calısın, biz de calısıcılarız

    [122] Gozetleyin akıbetinizi, biz de bunu gozetleyiciyiz.”

    [123] Goklerin ve yerin sırrı, Allah’ın ilmindedir. Butun isler de ona dondurulur. O halde, yalnız O’na ibadet et ve O’na tevekkul kıl. Senin Rabbin, yapmakta oldugunuz seylerden gafil degildir

    Yûsuf

    Surah 12

    [1] Elif, lam, ra. Bunlar, hakkı acıklayan Kur’an’ın ayetleridir

    [2] Biz, bu kitabı anlayasınız diye, Arapca bir Kur’an olarak indirdik

    [3] Sana bu sureyi vahyetmemizle, en guzel kıssayı sana anlatacagız. Halbuki sen, daha once bundan asla haberdar degildin

    [4] Bir vakit Yusuf babasına (Yakub Aleyhisselama) soyle demisti: “-Babacıgım, ben, ruyada onbir yıldızla gunesi ve ayı gordum. Gordum ki, onlar, bana secde ediyorlar.”

    [5] Yusuf’un babası dedi ki: “- Yavrum, ruyanı kardeslerine anlatma; sonra sana bir hile kurarlar (ruyayı tabir ederler de, onbir yıldızın kendileri oldugunu, gunesin annelerine ve ayın babalarına delalet eyledigini anlarlar ve hased ederler, sana fenalık yaparlar). Cunku, Seytan insana acık bir dusmandır

    [6] Iste bu ruyan delalet ettigi gibi, Rabbin seni sececek ve sana ruya tabirini ogretecektir. Bundan once ataların Ibrahim’e ve Ishak’a, Allah nimetini tamamladıgı gibi; hem sana, hem Yakub ailesine de tamamlayacak. Gercekten Rabbin Alim’dir, Hakim’dir.“

    [7] Sanım hakkı icin, Yusuf ve kardeslerinin kıssasında, ibret arayanlar icin cok alametler vardır

    [8] Kardesleri aralarında soyle demislerdi: “- Yusuf ve (ana baba bir) kardesi (Bunyamin), babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz, kuvvetli bir topluluguz. Dogrusu babamız acıkca yanılmadadır.”

    [9] (iclerinden biri dedi ki: ) Yusuf’u oldurun, yahud onu uzak bir yere atın ki, babanızın sevgisi yalnız size baglı kalsın ve ondan sonra tevbe edip salih bir kavim olasınız

    [10] Iclerinden bir soz sahibi de soyle dedi: “- Yusuf’u oldurmeyin de, bir kuyu dibine bırakın ki, bir yolcu kafilesi onu yitik mal olarak alsın. Eger yapacaksanız boyle yapın.”

    [11] Sonra babalarına dediler ki: “- ey babamız, sen bize Yusuf’u neye inanmıyorsun? Dogrusu biz onun icin hayır isteyicileriz

    [12] Yarın, onu bizimle beraber (gezintiye) gonder de gezsin oynasın, muhakkak biz onun koruyucularıyız.”

    [13] Babaları dedi ki: “- Onu goturmeniz, cidden beni endiseye dusurur. Siz kendisinden habersiz bulunurken onu kurt yemesinden korkarım.”

    [14] Onlar: “-VAllahi, biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse, biz o halde cok ziyan cekeriz.” dediler

    [15] Nihayet kardesleri, Yusuf’u alıp goturunce, onu kuyunun dibine koymaya karar verdiler. Biz de Yusuf’a soyle vahyettik: “- Muhakkak sen onlara, hic farkında degillerken bu islerini haber vereceksin.”

    [16] Kardesleri, aksamleyin aglayarak babalarına geldiler

    [17] Soyle dediler: “- Ey babamız, biz gittik kosu yapıyorduk. Yusuf’u da esyamızın yanında bırakamıstık. Bir de gorduk ki, onu kurt yemis. Simdi biz ne kadar dogru soylesek de, sen bize inanmazsın.”

    [18] Hem gomleginin uzerinde yalan bir kan (lekesi) getirdiler. Babaları dedi ki: “- Hayır, nefisleriniz sizi aldatmıs, boyle bir ise suruklemis. Artık benim isim guzel bir sabırdır. Soylediklerine karsı da, yardımına sıgınılacak ancak Allah’dır.”

    [19] (Mısır’a gitmekte olan) bir yolcu kafilesi gelip sucularını kuyuya gonderdiler. Sucu kovasını sarkıttı, “ay mujde! bu bir erkek cocuk” dedi. Onu satıp ticaret yapmak icin gizlediler. Allah ise, ne yapacaklarını biliyordu

    [20] (Yusuf’u takip eden kardesleri isin farkına varınca, “bu bizim kacak kolemizdir” diye) onu degersiz bir fiat ile, birkac dirheme (kafileye) sattılar. (onu uzaklastırmak icin) hakkında ragbetsiz bulunuyorlardı. (Yusuf’a kıymet bicmiyorlardı)

    [21] Mısır halkından Yusuf’u satın alan (vezir), karısına soyle dedi: “- Bunun yerini iyi yap, kendisine guzel bak, umulur ki, bize bir faydası dokunur, yahut onu evlad ediniriz.” Iste, Yusuf’u boylece Mısır memleketine yerlestirdik ve ona ruyaların tabirini ogrettik. Allah, emrinde galibdir, (iradesi geri cevrilemez) fakat insanların cogu bunu bilmezler

    [22] Yusuf tam kemal cagına ( veya yasına) varınca, kendisine hikmet ve ilim verdik (ilimle amel, dinde de anlayıs bahsettik). Iste biz, guzel is yapanlara boyle mukafat veririz

    [23] Yusuf’un bulundugu evdeki kadın, Yusuf’un kendisine yaklasmasını istedi ve butun kapıları kapadı: “- Haydi gel.” dedi. Yusuf ise: “- Allah’a sıgınırım. Dogrusu o (kocan) benim efendimdir, bana guzel bakmıstır. Gercek budur ki, zalimler (zina yapanlar) kutulamazlar.” dedi

    [24] Kadın, gercekten ona niyyetlenmis ve o da kadına niyyetlenmisti. Eger Yusuf, Rabbinin burhanını (ilahi ihtar) gormemis olsaydı, olacak olan olurdu. Iste biz, ondan fenalıgı ve fuhsu gidermek icin boyle yaparız. Cunku o, bizim ihlaslı kullarımızdandır

    [25] (Yusuf kurtulmak, kadın da onu yakalamak icin) ikisi de kapıya kadar kostular. Kadın, onun gomlegini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastgeldiler. (Hanım efendisine) dedi ki: “- senin hanımına fenalık yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya acıklı bir azabdır (onu dogmektir). “

    [26] Yusuf soyle dedi: “- O, benim nefsime yaklasmak istedi.” Hanımın akrabasından bir sahid de soyle sahidlik etti; “- Eger Yusuf’un gomlegi onden yırtılmıssa, hanım dogru soylemistir; o ise yalancılardandır

    [27] Yok, eger gomlegi arkadan yırtılmıssa, hanım yalan soylemistir, o ise sadıklardandır.”

    [28] Hanımın kocası, Yusuf’un gomleginin arkadan yırtıldıgını gorunce: “- (Ey hanım) bu soyledigin sozler, sizin hilenizdendir. Gercekten siz kadınların hilesi, cok buyuktur

    [29] Yusuf! Sen bu isi soylemekten vazgec. Ey hanım! Sen de gunahına Allah’dan magfiret dile; dogrusu sen buyuk gunahkarlardan oldun.” dedi

    [30] Sehirdeki bir takım kadınlar da dediler ki: “- Vezir’in karısı, delikanlısının nefsine yaklasmak istiyormus. Ona olan askı, kalbinin icine nufuz etmis. O hanımı goruyoruz ki, cıldırmıs besbelli

    [31] Hanım, sehirdeki kadınların kendisini ayıpladıklarını ve dedikodu yaptıklarını isitince, onlara davetci gonderdi. Onlar icin dayalı-doseli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıcak verdi. Sonra Yusuf’a: “- Cık karsılarına” dedi. Kadınlar onu gorunce, kendisini cok buyuttuler ve saskınlıklarından ellerini kestiler. Allah’ı tenzih ederiz, bu bir insan degildir. Bu, ancak kerim bir melektir, dediler

    [32] Hanım, onlara soyle dedi: “- Iste, kendisi hakkında beni ayıplamıs oldugunuz adam budur. Yemin ederim ki, ben onun nefsine yaklasmak istedim de, o iffet gostererek sakındı. Yine yemin ederim ki, eger emrimi yerine getirmezse, muhakkak zindana atılacak ve elbette zelillerden olacaktır.”

    [33] Yusuf dedi ki: “- Ey Rabbim! Bunların beni yapmıya cagırdıgı isi yapmaktan, zindan bana daha sevimlidir. Eger bu kadınların hilesini benden gidermezsen, ben onlara meyl ederim ve cahillerden olurum.”

    [34] Bunun uzerine Rabbi, duasını kabul etti de o, kadınların tuzaklarını kendisinden savdı. Cunku Allah, soylenenleri isitir, yapılanları tamamen bilir

    [35] Sonra, vezir ve aile halkı, Yusuf’un beraatine dair bunca delilleri gordukleri halde, onu bir muddet (dedi-kodu kesilinceye kadar) zindana atmak fikriyle ortaya cıktılar (ve onu zindana attılar)

    [36] Yusuf’la beraber, zindana iki de delikanlı girdi. Delikanlılardan biri: “- Ben ruyamda kendimi sarap olacak uzum sıkıyor gordum”, dedi. Oteki de: “-Ben, ruyada kendimi goruyorum ki, basımın ustunde bir ekmek goturuyorum ve kuslar ondan yiyor” dedi. Artık bize ruyanın tabirini bildir. Cunku biz, seni iyilik edenlerden goruyoruz

    [37] Yusuf, delikanlılara soyle dedi: “- Size rızık olarak verilecek bir yemek, daha size gelmeden once onun ne cesit ve nasıl bir yemek oldugunu size haber verdim. Bu, Rabbimin bana ogrettigi ilimlerdendir. Cunku ben, Allah’a, inanmıyan ve topyekun ahireti inkar eden bir kavmin dinini terk ettim

    [38] Atalarım; Ibrahim, Ishak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim, Allah’a hic bir seyi ortak kosmamız olamaz. Bu tevhid, bize ve insanlara Allah’ın bir fazlıdır, fakat insanların cogu sukretmezler

    [39] Ey benim zindan arkadaslarım, (iki genc!) Ayrı ayrı bir cok ilahlar mı hayırlıdır, yoksa her seye hakim ve galip olan Allah mı

    [40] Sizin Allah’dan baska taptıklarınız, bir takım isimlerden ibaret putlardır ki, o isimleri siz ve atalarınız uydurmussunuzdur. Allah, bunlara (ibadet icin) hic bir delil indirmemistir. Hukum ancak Allah’ındır; ve o, yalanız kendisine ibadet etmenizi emretmistir. Iste dogru ve gercek din budur. Fakat insanların cogu bunu bilmezler

    [41] Ey zindan arkadaslarım! Ruyalarınızın tabirine gelince: Biriniz efendisine (eskiden oldugu gibi) yine sarap icirecek. Digeri ise asılacak (idam edilecek), sonra kuslar basından yiyecek. Iste fetvasını sordugunuz is, boyle halledilmis bitmistir

    [42] Bir de Yusuf, idamdan kurtulacagını bildigi bu ikisinden birine, (serbetciye-sakıya) soyle dedi: “- (hapisten cıktıktan sonra zulme ugradıgımı ve masum bulundugumu) efendinin yanında beni anarak soyle.” Fakat Seytan, efendisine (bunu), anmayı , delikanlıya unutturdu da, Yusuf bir cok sene (yedi veya on -iki yıl) zindanda kaldı

    [43] Bir gun Mısır Hukumdarı soyle dedi: “- Ruyamda gordum ki, yedi semiz inegi, yedi cılız inek yiyor ve yedi yesil basagı da, diger yedi kuru basak sarmalayıp onlara galip gelmis. Ey ileri gelenler! Eger ruya tabir edebiliyorsanız, benim ruyamı hallediniz.”

    [44] Onlar: “- Bu gorduklerin karma karısık ruyalardır. Biz boyle karısık ruyaların tabirini bilmeyiz” dediler

    [45] O iki delikanlıdan idamdan kurtulanı, nice zaman sonra (Yusuf’u ve kendisine soylediklerini) hatırladı da dedi ki: “- Ben, size onun tabirini haber veririm, hemen beni (zindandaki Yusuf’a) gonderin.”

    [46] (Delikanlı, hukumdarın izniyle zindana gidip soyle dedi): Yusuf, ey dogru sozlu! Bize sunun fetvasını ver (tabirini yap): “Yedi semiz inegi, yedi cılız inek yiyor ve yedi yesil basagı da diger yedi kuru basak sarmalayıp onlara galip gelmis.” Umid ederim ki, (uygun bir cevapla) insanlara donerim de, belki kıymetini bilirler.”

    [47] Yusuf soyle dedi: “-yedi sene adetiniz uzere ziraat yapınız. Bictikleriniz ekinleri (bozulmamak icin) basaklarında bırakın, ancak yiyeceginiz az bir miktarı dogun

    [48] Sonra, bunun arkasından yedi kurak yıl gelecek, tohumluk icin saklıyacagınız az bir miktar haric olmak uzere, onceden biriktirdiklerinizi yiyip goturecek

    [49] Sonra bunun arkasından da bir yıl gelecek ki, onda insanlar sıkıntıdan kurtarılıp bereketlendirilecekler ve o zaman (uzum, zeytin gibi mahsullerini) sıkıp faydalanacaklar

    [50] Bu tabiri duyan hukumdar: “- Yusuf’u bana getirin” dedi. Bunun uzerine, kendisini davet icin elci gelince, Yusuf ona soyle dedi: “- Efendine don de, o ellerini kesen kadınların hali neydi, kendisinden sor. Muhakkak ki benim Rabbim, onların hilelerini bilendir

    [51] (Hukumdar o kadınları toplayıp kendilerine) sordu: “Yusuf’un nefsine yaklasmak istediginiz zaman ne halde idiniz?” Kadınlar: “-Hasa, Allah icin, biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz.” dediler. Vezirin karısı da soyle dedi: “- Simdi hak meydana cıktı. Onun nefsine yaklasmak isteyen ben idim. O ise, hakikaten sadıklardandır.”

    [52] Yusuf dedi ki, kadınlara gercegi itiraf ettirisim sunun icindi: vezir bilsin ki, hakikaten ben ona, gıyabında hainlik yapmadım ve muhakkak ki, Allah hainlerin hilesini muvaffakıyete ulastırmaz

    [53] Ben nefsimi temize de cıkarmıyorum. Cunku nefis, gercekten kotulugu siddetle emreder. Ancak Rabbimin esirgedigi nefis mustesnadır, cunku Rabbim Gafur’dur, Rahim’dir

    [54] Hukumdar dedi ki! Onu bana getirin, kendime onu has (bir yaradımcı) edineyim. Sonra hukumdar Yusuf’la konusunca: “- Sen bugun, yanımızda muhim bir mevki sahibisin, eminsin”. dedi

    [55] Yusuf soyle dedi: “- Beni Mısır’ın hazineleri uzerine memur et; cunku, ben iyi korur, iyi bilirim.”

    [56] Iste, Yusuf’u zindandan kurtardıgımız gibi, kendisine Mısır memleketinde de kudret ve seref verdik. Orada istedigi yerde makam sahibi oluyordu. Biz, rahmetimizi diledigimiz kimseye ulastırırız ve iyilik edenlerin mukafatını zayi etmeyiz

    [57] Iman edip takva yolunu tutanlar icin, elbette ahiret mukafatı da hayırlıdır

    [58] Bir de Yusuf’un kardesleri gelip karsısına cıktılar. Yusuf hemen onları tanıdı. Halbuki, onlar Yusuf’u tanımıyorlardı. (Zahire almak icin Mısır’a gelmislerdi)

    [59] Yusuf onların butun zahire yuklerini hazırlayınca soyle dedi: “- Bana, baba bir erkek kardesiniz (bunyamin’i) de getirin. Gormuyor musunuz (onun hissesiyle beraber) size tam olcek veriyorum. Ben konuklayanların hayırlısıyım

    [60] Eger onu bana getirmezseniz, benim yanımda olcek (zahire) yok ve bana yaklasmayın.”

    [61] Kardesleri: “- Onu (Bunyamini) babasından istemeye calısırız ve her halede basarırız.” dediler

    [62] (Yusuf, zahireyi olcen) usaklarına dedi ki: “- Onların (zahire karsılıgında verdikleri) mallarını yuklerinin icine koyun. Olur ki, ailelerine dondukleri zaman, farkına varırlar da belki yine gelirler.”

    [63] Bu sekilde babalarına dondukleri zaman, soyle dediler: “- Ey Babamız! Bizden olcek (zahire) menedildi. Simdi kardesimizi (Bunyamin’i) bizimle beraber gonder de zahire olcup alalım. Biz muhakkak onu koruruz.”

    [64] (Babaları Yakub A.S.) dedi ki: “-Bundan once, kardesi Yusuf’u size emniyet ettigim gibi, hic onu size emniyet eder miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve o, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

    [65] Nihayet zahire yuklerini actıkları zaman, sermayelerini kendilerine iade edilmis bulunca soyle dediler: “- Ey babamız! Daha ne isteriz, iste sermayemiz de bize iade edilmis, yine ailemize erzak getiririz, kardesimizi de koruruz, hem bir deve yuku fazla zahire alırız; simdi bu aldıgımız, pek az bir zahiredir.”

    [66] Babaları: “- Siz olumle kusatılmadıkca, muhakkak surette onu (Bunyamin’i) bana getireceginize dair Allah’dan saglam bir yemini bana verisinize kadar, asla onu sizinle beraber gonderemem.” dedi. Onlar, babalarına yeminlerini verince, o soyle dedi: “-Allah soylediklerimiz uzerine vekildir (onları yerine getirir).”

    [67] (Mısır’a hareket etmek uzere olan cocuklarına) dedi ki: “- Ey yavrularım! Sehire bir kapıdan girmeyin de, ayrı ayrı kapılardan girin (size nazar degmesin). Boyle olmakla beraber, Allah’ın hukmunden hic bir seyi sizden gideremem. Hukum ancak Allah’ındır; yalnız ona tevekkul ettim ve tevekkul edenler de yalnız ona dayanıp guvenmelidirler.”

    [68] Onlar, babalarının emrettigi sekilde sehre girince, (bu ayrı ayrı kapılardan girisleri), Allah’ın takdirinden hic bir seyi gideremedi (yine hırsızlıkla itham edildiler). Ancak Yakub’un kendisine ait gozden korunma tedbirini, yerine getirdi. Dogrusu o (Yakub A.S.) bir ilim sahibi idi. Cunku biz kendisine vahy ile ogretmistik. Fakat insanların cogu (kafirler), Allah’ın ilhamını bilmezler

    [69] Yusuf’un huzuruna vardıkları zaman, Yusuf kardesini (Bunyamin’i) yanına alıkoydu (ve ona): “- Ben senin kardesinim, onların bize yapmıs oldukları eziyetlere kederlenme” dedi

    [70] Yusuf, kardeslerinin zahire yuklerini hazırlayınca, su tasını kardesinin (Bunyamin’in) yuku icine koydu. Sonra (kafile yola koyulduktan sonra arkalarından) bir munadi soyle cagırdı: “- Ey kafile, durun! Muhakkak siz hırsızlarsınız.”

    [71] Kardesler geriden gelenlere donup; “-Hangi yitigi arıyorsunuz?” dediler

    [72] Onlar dediler ki, hukumdarın su tasını arıyoruz (altından yapılmıstı), onu getirene bir deve yuku ikramiye var ve ben de onu odemeye kefilim

    [73] Kardesler soyle dediler; “- Allah’a yemin ederiz, siz de muhakkak anlamıssınız ki, biz buraya fesad cıkarmak icin gelmedik, hırsız da degiliz.”

    [74] Onlar dediler ki, simdi yalancı cıkarsanız, hırsızın cezası nedir

    [75] Kardesler de: “- Kimin yukunde cıkarsa, iste o kimse, bunun cezasıdır (kole olarak alınır), biz zalimlere boyle ceza veririz.” dediler

    [76] Bunun uzerine (Yusuf aramaya baslarken) kardesinin esyasından once onların (baba bir kardeslerinin) esyalarından basladı. Nihayet su tasını kardesinin (ana-baba bir kardesi Bunyamin’in) esyasından cıkaradı. Iste biz Yusuf’a (kardesini geri almak icin) boyle bir tedbir ogrettik, yoksa hukumdarın dinine (kanunlarına) gore kardesini alıkoymasına care yoktu. Ancak Allah’ın dilemesi bundan mustesnadır. Biz diledigimizi derecelerle yukseltiriz ve her ilim sahibinin ustunde bir alim vardır

    [77] Onlar dediler ki: Eger o (Bunyamin) calmıs bulunuyorsa, bundan once onun bir kardesi de (Yusuf) calmıstı. Bu sozlerini, Yusuf, icinde gizledi; kendilerine onun esasını acıklamadı, icinden de ki, siz daha kotu mevkidesiniz (cunku babamdan beni asırmıstınız). Allah, isnad ettiginiz seyleri cok iyi bilendir

    [78] Onlar soyle dediler: “- Ey Vezir! Dogrusu, bunun buyuk bir ihtiyar babası var, (bununla teselli buluyor), onun icin yerine birimizi al, cunku biz, seni iyilik edenlerden goruyoruz.”

    [79] Yusuf: “- Esyamızı, yanında buldugumuz kimseden baskasını yakalayıp almamızdan Allah’a sıgınırız; o takdirde, zulmetmis oluruz.” dedi

    [80] Yusuf’dan umidlerini kesince, fısıldayarak tenhaya cekildiler. Onların buyugu soyle dedi: “- Babanızın sizden Allah adına saglam soz (yemin) almıs oldugunu, bundan once de Yusuf hakkında ettiginiz kusuru bilmiyor musunuz? Artık ben, babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hukum (olum) takdir edinceye kadar, buradan ayrılmam. O, hakimlerin hayırlısıdır

    [81] Siz, babanıza donun ve ona soyle deyin: “- Ey babamız! Inan ki, oglun hırsızlık etti. Biz ancak bildigimize sahidlik ediyoruz; yoksa gaybın bekcileri degiliz

    [82] Hem bulundugumuz sehre (Mısır halkına) sor, hem icinde geldigimiz kervana... Biz hakikaten dogru soyluyoruz.”

    [83] (Babalarına varıp aynı sozleri soyleyince, babaları) dedi ki: “- Hayır, size nefisleriniz, bir is bezeyip yaptırmıstır. Artık benim isim guzel bir sabırdır. Allah’ın bana, hepsini bir getirmesi yakındır. Gercekten O Alim’dir, Hakim’dir.”

    [84] Yakup, ogullarından yuzunu cevirdi de: “- Ey Yusuf’un ayrılıgı ile bana gelen huzun!” dedi ve kederinden gozlerine ak dustu; artık derdini gizleyip duruyordu

    [85] Babalarına dediler ki: “Hala Yusuf’u anıp duruyorsun. Allah’a yemin ederiz ki, sonunda kederinden eriyeceksin veya helake dusenlerden olacaksın.”

    [86] O (Yakup A.S.) dedi ki: “- Ben, buyuk kederimi ve huznumu ancak Allah’a sikayet ediyorum ve Allah katından (vahy ile), sizin bilemiyeceginiz seyleri de biliyorum

    [87] Ey ogullarım! Haydi gidin de Yusuf’la kardesinden arastırarak haber edininiz. Allah’ın lutfundan umidinizi kesmeyiniz; cunku Allah’ın lutfundan, ancak kafirler toplulugu umidini keser.”

    [88] Bunun uzerine Yakub’un ogulları Mısıra gidip Yusuf’un huzuruna varınca soyle dediler: “- Ey Vezir! Bize ve ailemize zaruret ve ihtiyac coktu; cok kıymetsiz bir sermaye ile de geldik. Yine bize tam olcek zahire ver; ayrıca sadaka da ihsan et. Suphe yok ki Allah, sadaka verenleri mukafatlandırır.”

    [89] Yusuf, onlara dedi ki; “- Siz, cahil kimselerken Yusuf’a ve kardesine ne yaptıgınızı biliyor musunuz?”

    [90] Onlar: Yoksa sen, Yusuf musun? dediler. O da: “- Ben Yusuf’um, bu da kardesim. Gercekten Allah bize lutfetti. Dogrusu, kim Allah’dan korkar ve dustugu felakete sabrederse, muhakkak ki Allah bu gibi muhsinlerin mukafatını zayi etmez.” dedi

    [91] Kardesleri ona: “- Allah’a yemin ederiz, dogrusu Allah seni bize ustun kılmıstır hakikaten biz (sana yaptıgımızdan oturu) suclu idik.” dediler

    [92] Yusuf dedi ki: “- bugun size ayıblama yok, Allah sizi bagıslasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

    [93] (Sonra babasının durumunu sorup fazla aglamaktan gozlerinin gormez halde oldugunu ogrenince soyle dedi:) “ Simdi siz, benim su gomlegimi goturun de babamın yuzune bırakın; gozu gorur hale gelir. Butun ailenizle toplanıp da bana gelin.”

    [94] (Mısır’dan babalarına donmekte olan) kafile ayrılınca beriden babaları soyle dedi: “- Dogrusu bana bunaklık isnad etmezseniz, ben Yusuf’un kokusunu hissediyorum.”

    [95] Yakub’un yanında bulunanlar: “- Allah’a yemin ederiz ki, sen hala eski saskınlıgında bulunuyorsun.” dediler

    [96] Fakat, hakikaten mujdeci gelip de gomlegi (Yakub’un) yuzune bırakınca, gozu acılıverdi: “- Ben size, Allah katından vahy ile, sizin bilemiyeceklerinizi bilirim demedim mi?” dedi

    [97] Ogulları kendisine; “- Ey babamız! Gunahlarımız icin bize magfiret dile, dogrusu biz gunah islemistik.” dediler

    [98] Yakub, ogullarına soyle dedi: “- Sizin icin yakında Rabbimden magfiret dileyecegim; cunku O, Gafur’dur, Rahim’dir.”

    [99] Yakub ve aile birligi, Yusuf’un yanına vardıkları zaman, Yusuf ebeveynini kucakladı; yanına aldı ve “- Buyurun, Allah’ın dilemesiyle emin olarak Mısır’a girin.” dedi

    [100] Ebeveynini taht uzerine cıkardı, onlar da (ebeveyn ve on bir kardes) kendisine hurmet icin egildiler (veya kendisine kavustuklarından sukur secdesine kapandılar). Yusuf dedi ki: “-Ey babacıgım! iste bu, onceden gordugum ruyanın tabiridir. Dogrusu Rabbim onu tahakkuk ettirdi, hakikaten bana ihsan buyurdu. Cunku beni zindandan cıkardı, seytan benimle kardeslerimin arasını bozduktan sonra sizi, colden (bana) getirdi. Muhakkak ki Rabbim, diledigine lutfedicidir; cunku O Alim’dir, Hakim’dir

    [101] Ey Rabbim! Sen, bana mulkten bir nasip verdin ve bana ruyaların tabirinden bir ilim ogrettin. Ey gokleri ve yeri yaratan! Sen dunyada ve ahirette benim yardımcımsın; beni muslim olarak vefat ettir ve beni salihlere kat.”

    [102] Ey Rasulum, bu kıssa, sana vahy ile bildirmekte oldugumuz gayb haberlerindendir. Yoksa o Yusuf’un kardesleri, islerine karar verip hile yaparlarken sen yanlarında degildin

    [103] Sen ne kadar siddetli arzulasan da yine insanların cogu iman edici degillerdir

    [104] Buna karsı (yaptıgın teblig ve imana davetten dolayı) onlardan bir mukafat da istemiyorsun. O Kur’an, butun alemlere ancak bir nasihattır

    [105] Goklerde ve yerde (Allah’ın birligine, kudret ve azametine delalet eden) ne kadar alamet var ki, insanlar, uzerlerinden gecerler de, bunlardan ibret almayıp yuz cevirirler

    [106] Onların cogu, ancak Allah’a ortak kostukları halde, Allah’a iman etmezler

    [107] Artık onlar, Allah’ın azabından kendilerini, saracak bir musibet gelivermesinden ve yahut haberleri yokken ansızın kıyametin kendilerine gelmesinden emin mi oldular

    [108] Ey Rasulum, de ki: “-Iste benim yolum (vazifem), budur (Allah’ın dinine davettir). Ben, Allah’a bir gorus ve anlayıs uzere insanları davet ediyorum. ben ve bana tabi olanlar boyleyiz. Allah’ı butun noksanlıklardan tenzih ederim, ben musriklerden degilim.”

    [109] Senden once gonderdigimiz peygamberler de baska degil, ancak sehirler halkından kendilerine vahy ettigimiz bir takım erkeklerdi. Simdi kafirler, kendilerinden once gelen inkarcıların akıbetlerinin nasıl olduguna bakıp ibret almak icin yeryuzunde dolasmadılar mı? Muhakkak ki ahiret yurdu, Allah’dan korkanlar icin daha hayırlıdır. Hala bunu dusunup anlamıyacak mısınız (Ey kafirler)

    [110] Nihayet Peygamberler, kendilerini yalanlayan kavimlerinin iman etmelerinden umidlerini kesince ve tekzip edildiklerini anlayınca, kendilerine zaferimiz geldi ve diledigimiz kimseler kurtarıldı. Bizim azabımız, mucrimler toplulugundan geri cevrilmez

    [111] Gercekten Peygamberlerin kıssalarında, akıl sahipleri icin buyuk bir ibret vardır. Bu Kur’an uydurulur bir soz degildir. Ancak kendinden once inen ilahi kitabların tasdiki ve her seyin beyanıdır. O, iman edecek bir kavim icin, bir hidayet ve bir rahmettir

    Ra'd

    Surah 13

    [1] Elif, lam, mim, ra. Bunlar Kur’an’ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kur’an haktır; fakat insanların cogu iman etmezler

    [2] Allah, gokleri, gordugunuz sekilde, direksiz olarak yukseltendir. Sonra, kudretiyle Ars’ı istila etti, gunesi ve ayı da kulların menfaatına tabi (baglı) kıldı. Bunlardan (gunes ile aydan) her biri belirli bir vakta kadar dolasıyor. Butun isleri O idare ediyor; ayetleri acıklıyor ki, sizler Rabbinize kavusacagınızı suphesiz bilesiniz

    [3] Arzı, enine-boyuna uzatıp doseyen, onda yerli yerinde daglar ve nehirler yaratıp meyvelerin hepsinden o arzda ikiser ikiser (erkekli-disili) yapan O’dur. Geceyi gunduze o buruyor; muhakkak ki bunda, dusunecek bir topluluk icin (Allah’ın kudret ve vahdaniyetini isbat eden) pek cok deliller vardır

    [4] Arzda birbirine komsu kıt’alar (kara parcaları), uzum bagları, ekinler, catallı ve catalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir su ile sulanıyor. Halbuki yemislerin de bazısını bazısına ustun kılıyoruz (tad, renk ve kıymetleri baska baskadır). Suphesiz ki bunlarda da dusunen bir topluluk icin pek cok ibretler (alametler) vardır

    [5] Ey Rasulum, eger kafirlerin seni yalanlamasına sasıyorsan, asıl su sozleri sasılacak seydir: “- Biz bir toprak oldugumuz zaman mı cidden yeni bir yaratılısta olacagız (oldukten sonra yeniden mi dirilecegiz)?” Iste bunlar, Rablerini (hukumlerini) inkar etmis olanlardır; bunlar, boyunlarında (kıyamet gununde) demir halkalar bulunanlardır. Bunlar, Cehennemliktirler; ebedi olarak orada kalacaklardır

    [6] (Musrikler, kendilerine vaad ettigin) iyilikten once hemen senden (alay yollu) kotulugun gelmesini isterler (bizi korkuttugun azab nerede? gelse ya, derler). Halbuki onlardan once, ornek olacak ukubetler (azab cesitleri) gecti. Dogrusu Rabbin, insanlara, zulumlerine karsı magfiret sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azap edisi de gercekten cok siddetlidir

    [7] O kafir olanlar diyorlar ki, O’na (Peygambere) Rabbinden, (istedigimiz baska) bir mucize indirilse ya!... (Ey Rasulum) sen ancak kafirleri kotu bir akıbetle korkutucusun. Her kavmin de (Allah’ın emirlerine davet eden bir rehberi), bir Peygamberi var

    [8] Allah, her disi neye gebe kalır, (erkege veya disiye, iyi kimseye veya kotu olana) onu bilir. Rahimlerin neyi eksik ve neyi ziyade edecegini de bilir (dogacak yavrunun saglam veya sakat, tek veya ikiz, muddeti az veya cok...) Allah katında her sey bir olcu iledir

    [9] O, gaybı ve hazırı bilen cok buyuk ustun varlıktır

    [10] Icinizden sozu nefsinde gizleyen ve onu acıga vuran, geceleyin saklanan ve gunduzun meydanda gezen (her sey Allah’ın ilminde farketmez) musavidir

    [11] Her insan icin, onunden ve arkasından takip eden Melekler vardır; onu Allah’ın emriyle korurlar. Muhakkak ki Allah bir topluma verdigi nimeti, onlar, kendilerindeki iyi hali fenalıga cevirmedikce bozmaz. Bir topluma da Allah bir kotuluk diledi mi, artık onun geri cevrilmesine hic bir care yoktur. O toplum icin (kendilerine yardım edecek) Allah’dan baska bir yardımcı da yoktur

    [12] Size korku ve umid icinde simsek gosteren, yagmur yuklu bulutları meydana getiren O’dur

    [13] Gok gurultusu, Allah’a hamd ile, Melekler de, Allah’dan korkarak tesbih ederler. Allah yıldırımlar gonderip onunla diledigini carpar. Boyle iken, o kafirler, hadlerini bilmezler de Allah hakkında mucadele ederler. Halbuki Allah’ın karsılık darbesi pek siddetlidir

    [14] Makbul olan dua, ancak Allah’a olan duadır. O’ndan baska (musriklerin) yalvarıp durduklaı putlar ise, kendilerine hic bir seyle karsılık vermezler. O kafirlerin hali, kuyu basında, su, agzına gelsin diye, suya dogru iki avucunu acıp uzatana benzer ki, su ona yukselip gelmez (cunku his ve idraki yoktur. Iste putlar da boyledir. Asla fayda veya zarar veremezler.) kafirlerin dua ve ibadetleri, sapıklıkta ve bosuna yerde olmaktan baska bir sey degildir

    [15] Goklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileride , golgeleri de sabah, aksam Allah’a secde eder. (Ona boyun egmege mecburdurlar)

    [16] Ey Rasulum, goklerin ve yerin Rabbi kimdir? diye sor da (cevap beklemiyerek) “Allah’dır” de. Yine soyle de: “- Kendi kendilerine ne bir menfaata, ne de bir zarara sahip olmıyan, Allah’dan baska, bir takım veliler mi ediniyorsunuz?” De ki: “- Hic kor ile goren bir olur mu? Yahud karanlıkla aydınlık musavi olur mu? “ Yoksa Allah’a onun yarattıgı gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine benzer mi gorundu. De ki, Allah her seyi yaratandır. O bir dir, her seye galib ve hakimdir

    [17] Allah gokten bir yagmur indirdi de vadiler kendi miktarınca sel oldu. Sel de, uzerine cıkan bir kopuk yuklenip goturdu. Bir de sus esyası veya alet yapmak icin, ateste uzerini yakıp erittikleri madenlerden de bunun gibi bir kopuk (posa) vardır. Iste Allah, hak ile batılı boyle misallendirir. Kopuge gelince atılır gider (batıl da boyledir). Insanlara faydası olan (oz kısım) ise yerde kalır (hak buna benzer). Allah, iste boyle misaller verir

    [18] Dunyada Rablerinin emrine itaat edenler icin, ahirette (mukafatın) daha guzeli var. Allah’ın emrine itaat etmiyenler ise, arzda bulunan seylerin hepsine bir o kadarı ile beraber sahip olsalar, (azabdan) kurtulmak icin hepsini verirlerdi. Iste bunlar (var ya!) Hesabın kotusu olanlar icindir. Sıgınakları da cehennemdir, o ne fena yataktır! (*) Dikkat! (Secde) ayetidir

    [19] Simdi, Rabbinden sana inridilenin hakikaten gercek oldugunu bilir kimse, kor olan (imansız) gibi olur mu? Fakat bunu ancak vicdanı temiz, akıl sahipleri anlar

    [20] Onlar ki, Allah’ın tevhid ahdini yerine getirirler, verdikleri sozu bozmazlar

    [21] Onlar ki, Allah’ın gozetilmesini emrettigi hakları gozetirler (akrabalık baglarını devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar)? Rablerine saygı beslerler ve kotu hesabdan korkarlar

    [22] Onlar ki, Rablerinin rızasını kazanmak icin sabrederler, namazı geregi uzere kılarlar, kendilerine verdigimiz rızıktan gizli ve asikar harcarlar, kotulugu de iyilikle savarlar, iste bunlar (adı gecenler var ya), ahiret saadeti onlar icindir

    [23] O saadet, Adn cennetleridir. Atalarından, zevcelerinden ve zurriyetlerinden (soylarından) salih olanlarla beraber o cennetlere girecekler. Melekler de her kapıdan yanlarına vararak soyle diyecekler

    [24] “- Sabrettiginiz icin size, selam olsun! Ahiret saadeti ne guzeldir!...”

    [25] Amma (ezelde) Allah’ın tevhid ahdini kabullendikten sonra onu bozanlar ve Allah’ın baglanmasını emrettigi bagları koparanlar (akrabalık baglarını kesenler) ve yeryuzunu fesada verenler (var ya), iste bunlar, lanet onlara ve yurdun kotusu cehennem de onlara

    [26] Allah, diledigi kimseye rızkı genisletir ve daraltır. Mekke’liler dunya hayatı ile (genis rızıkla) ferahlandılar. Halbuki ahiret yanında dunya hayatı, ancak bir yol azıgıdır

    [27] Yine o kufredenler diyorlar ki: “- Peygambere Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! De ki, Allah diledigi kimseyi sasırtır ve kendisine kalbi ile yoneleni hidayete erdirir

    [28] Bunlar, Allah’ın zikri ile kalbleri huzura kavusarak iman edenlerdir. Evet, bilin ki, ancak Allah’ı anmakla kalbler yatısır ve huzur bulur

    [29] Iman edip de salih ameller isliyenler (var ya), ne mutlu onlara! Ahirette guzel barınak da onların

    [30] Iste senden once, Peygamberleri gonderdigimiz gibi, seni de, kendilerinden once bir cok ummetler gecmis olan bir ummet icinde gonderdik ki, onlar Rahman’ı inkar ederlerken, sana vahyettigimiz kitabı (Kur’an’ı) onlara karsı okuyasın. De ki: “- O Rahman, benim Rabbimdir, ondan baska hic bir ilah yoktur. Ben ancak Ona tevekkul ettim ve tevbem de yalnız onadır. “

    [31] Bir Kur’an ki, eger onunla daglar yurutulse veya onunla arz parcalansa veya onunla oluler konusturulsa, yine o kafirler, ona iman etmezler. Fakat butun is ve kudret, yalnız Allah’a mahsustur. Iman edenler hala anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, elbette butun insanlara hidayet buyururdu. O kafirler ise, kendi yaptıkları yuzunden baslarına musibet inecek ve yahud o musibet, yurdlarının yakınına konacak, nihayet Allah’ın vaadi gelecektir. Dogrusu Allah vaadinden donmez

    [32] Andolsun ki, (Ey Rasulum) senden once gelen Peygamberlerle de istihza edildi; ben de o kafirlere bir muddet icin meydan verdim. Sonra da onları azabla yakalayıverdim. Benim azabım nasıl dehsetli olmustu

    [33] Boyle herkesin iyi veya kotu butun yaptıgına gozcu olan Allah’a kufredilir, ortak kosulur mu? Bir de tuttular Allah’a ortaklar tanıdılar. (Ey Rasulum), de ki: “- O ortakların isimlerini soyleyin bakayım; iclerinde Allah’a ortak olabilecek var mı? Yoksa yeryuzunde Allah’a bilmedigi seyi mi haber vereceksiniz? Yahud gercegi olmıyan sırf gorunuste bir laf mı soyliyeceksiniz? Dogrusu kufredenlere hile ve tuzakları allı-pullu gosterildi ve dogru yoldan saptırıldılar. Kimi de Allah saptırırsa, artık onu yola getirecek kimse yoktur

    [34] Onlara dunya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise elbet daha cetindir, onları Allah’dan koruyacak (azabından kurturacak) da yoktur

    [35] Takva sahiblerine vaad olunan cennetin hali soyle: (agacları) altından ırmaklar akar, yemisleri ve golgesi devamlıdır. Iste bu, Allah’dan korkup sakınanların akıbeti!...Kafirlerin akıbeti ise atestir

    [36] Kendilerine kitap verdiklerimizden iman edenler, sana indirilen bu Kur’an ile ferah duyuyorlar. Dusmanlıklarından oturu Peygamberin aleyhinde hiziblesenlerden Kur’an’ın bir kısmını inkar eden de var. (Ey Rasulum), de ki: “- Ben yalnız Allah’a ibadet etmekle ve ona ortak kosmamakla emrolundum; ancak ona davet ederim ve donup varısım da ancak onadır.”

    [37] Iste biz, o Kur’an’ı boyle Arapca bir hikmet olarak indirdik. Andolsun ki, eger sana vahy ile gelen bu ilimden sonra, kafirlerin arzularına uyacak olursan, senin icin, Allah’ın azabından kurtaracak ne bir yardımcı, ne de bir koruyucu vardır

    [38] And olsun ki, biz, hakikaten senden once de Peygamberler gonderdik; onlara da zevceler ve evlad verdik. Allah’ın izni olmadıkca hic bir Peygamberin bir ayet (mucize) getirmege kudreti yoktur ve her vakit icin, Allah’ın hikmeti icabı, kullar uzerine farz kılınan hukum vardır

    [39] Allah diledigi hukmu kaldırır ve yerinde bırakır (veya degistirir). Butun kitapların esası O’nun katındadır

    [40] Onlara vaad ettigimiz azabın bir kısmını sana gostersek de, seni (bundan once) vefat ettirsek de, ey Rasulum sana dusen ancak tebligdir. Hesaba cekip ceza vermek de yalanız bize aittir

    [41] O kafirler gormuyorlar mı ki, biz arazilerini (muslumanlara feth ettirmekle) etrafından azalatıp duruyoruz? Allah oyle hukum verir ki, onun hukmunu takip edecek (uzerinde tesir edecek hic bir kuvvet) yoktur. Allah hesabı cok cabuk gorendir

    [42] Onlaradan onceki kafirler de Peygamberlerine karsı hile ve tuzaklar kurdular; fakat butun hilelerin cezası ancak Allah’a mahsustur. Her nefsin ne yapacagını O bilir. Kafirler de, yakında bu dunyanın sonu kimindir, bilecektir

    [43] O kafir olanlar, sen Allah tarafından gonderilmis bir Peygamber degilsin, diyorlar. De ki: “- Benimle sizin aranızda, dogruluguma sahid Allah yeter; bir de yanında kitap ilmi bulunan (Levh-i Mahfuz ilmi bulunan Cebrail yeter)

    İbrâhîm

    Surah 14

    [1] Elif, lam, ra. Bu Kur’an oyle buyuk bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan ayadınlıga, her seye galip ve hamde layık olan Allah’ın yoluna cıkarman icin onu sana indirdik

    [2] Oyle bir Allah ki, goklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Baslarına gelecek siddetli bir azabdan dolayı vay kafirlerin haline

    [3] Onlar, o kimselerdir ki, dunya hayatını ahiret uzerine tercih edip severler; Allah yolundan alıkoyarlar ve onun egrilmesini isterler. Iste bunlar, hakdan cok uzak bir sapıklık icindedirler

    [4] Biz, her gonderdigimiz Peygamberi, ancak bulundugu kavminin diliyle gonderdik ki, onlara apacık anlatsın. Artık, Allah diledigini sapıklıkta bırakır, diledigini de hidayete erdirir. O, her seye galibdir, hukmunde hikmet sahibidir

    [5] And olsun ki, biz Musa’ya “-Kavmini karanlıklardan nura cıkar ve onlara, Allah’ın (kendilerinden once gelen ummetlerin basına indirdigi felaket ve nimet) gunlerini hatırlat.” diye mucizelerimizle gonderdik. Suphe yok ki, bu hatırlatısta, belalara cok sabreden ve nimetlere cok sukreden herkes icin, cok ibretler var

    [6] Hani, bir vakit Musa kavmine soyle demisti: “- Allah’ın uzerindeki nimetini hatırlayın. Cunku sizi Firavun ailesinden kurtardı; onlar sizi azabın kotusune suruyorlardı ve ogullarınızı bogazlayıp kadınlarınızı diri tutmak istiyorlardı. Iste bunda, Rabbinizden size buyuk bir imtihan var

    [7] Ve dusunun ki, Rabbiniz sunu bildirdi: Andolsun, eger sukrederseniz elbette size nimetimi artırırım ve eger nankorluk ederseniz, haberiniz olsun, gercekten azabım cok siddetlidir.”

    [8] Yine Musa soyle demisti: “- Siz ve butun yeryuzunde bulunanlar toptan, size verilen nimetlere nankorluk etseniz, suphe yok ki, Allah sukrunuze muhtac degildir ve zatında geregi uzere hamde layıktır.”

    [9] Size, sizden once gelip gecen Nuh kavminin, Ad kavminin, Semud kavminin ve onlaradan sonra da tafsilatını ancak Allah’ın bildigi kavimlerin haberleri gelmedi mi? Onlara, Peygamberleri mucizelerle gelmislerdi de ellerini (hayretlerinden kendi agızlarına veya konusturmamak icin Peygamberlerin) agızlarına itip soyle demislerdi: “- Biz, sizinle gonderilen seyi tanımıyoruz, ona inanmıyoruz ve bizi davet ettiginiz seyden, kusku veren bir suphe icindeyiz.”

    [10] Peygamberleri de (onlara) soyle demisti: “- Hic gokleri ve yeri yaratan Allah’ın birliginde suphe edilir mi? O, gunahlarınızı bagıslamak icin sizi hak dine cagırıyor ve belirli bir vakte kadar size musaade ediyor.” Onlar da (Peygamberlerine) dediler ki: “- Siz de bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıkları seylerden (putlardan) cevirmek istiyorsunuz. O halde, dogrulugunu isbat eder acık bir delil bize getirin.”

    [11] Peygamberleri, onlara dediler ki: “- Evet, biz de sizin gibi ancak bir insanız; fakat Allah, Peygamberlik nimetini kullarından diledigi kimseye ihsan eder. Allah’ın izni olmadıkca da (isteginiz uzere) size bir mucize getirmemize imkanımız yoktur; ve muminler ancak Allah’a tevekkul etmelidirler

    [12] Hem, bizim, Allah’a tevekkul etmememiz icin, hangi ozur olabilir ki, O bize yollarımızı dosdogru gostermis, hidayet vermistir. Elbette bize yaptıgınız eziyetlere sabredecegiz. O halde tevekkul edenler, yalnız Allah’a tevekkul etmekte sebat etsinler”

    [13] O (Peygamberleri) inkar edenler, Peygamberlerine soyle dediler: “- Caresi yok, muhakkak sizi, ya yurdumuzdan cıkaracagız, yahut dinimize donersiniz. Bunun uzerine o Peygamberlere, Rableri soyle vahy etti: “- O zalimleri muhakkak surette helak edecegiz

    [14] Ve onlardan sonra, mutlaka sizi, o yurda yerlestirecegiz. Iste bu is , makamımdan ve azabımdan korkana vaadimdir.”

    [15] O peygamberler, dusmanları uzerine Allah’dan zafer istediler ve her inatcı zalim de husrana ugradı

    [16] O zalime, olumunden sonra cehennem vardır ve irin suyundan icirilecektir

    [17] Onu yutmaga calısacak, fakat bogazından geciremiyecek ve her taraftan kendisine olum gelecek; halbuki olmiyecektir. Arkasından da siddetli ve agır bir azab, cehennemde ebedi kalıs vardır

    [18] Rablerine kufredenlerin (kafirlerin) hali sudur: Yaptıkları ameller (bosa gitme bakımından) fırtınalı bir gunde ruzgarın siddetle savurdugu biri kule benzer. Kazandıklarından hic bir sey ellerine gecmez. Iste bu, hakdan uzak olan asıl sapıklıktır

    [19] Gormedin mi (ey Rasulum ve dolayısıyla ey muminler gormediniz mi)? Allah, gokleri ve yeri hak ile (geregi uzere) yaratmıstır. Dilerse sizi yok eder ve yepyeni bir kavim getirir (de daha cok itaat ederler)

    [20] Bunu yapmak, Allah’a gore onemli degildir

    [21] Kıyamet gununde hepsi Allah’ın huzuruna cıkıp, bayagı ve dusuk fikirli kimseler, baglı oldukları onderlerine soyle derler: “- Biz sizin baglılarınızdık. Simdi siz, uzerimizden Allah’ın azabından zerrece bir sey kaldırabiliyor musunuz?” Onderleri de derler ki” -Eger Allah bize hidayet verseydi, muhakkak biz de size dogru yolu gosterirdik. simdi sızlansak da, sabretsek de bizim icin fark yok, bize hic bir kurtulus yok...”

    [22] Is bitince (Cennetlik cennete ve cehennemlikler cehenneme girince), Seytan ateste olanlara der ki: “- Dogrusu Allah size gercegi vaad etti. Ben de size vaad ettim ama size yalancı cıktım. Aslında benim sizin uzerinizde bir hakimiyetim yoktu; ancak sizi (batıla) cagırdım, siz de hemen bana uydunuz. Artık beni kotulemeyiniz, nefislerinizi kotuleyin. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Dogrusu ben, bundan once, sizin beni Allah’a ortak kosmanıza inanmamıstım.” Muhakkak ki, zalimlere acıklı bir azap vardır

    [23] Iman edip de salih ameller isliyenler, Rablerinin izniyle (agacları) altından ırmaklar akar cennetlere konulacaklar, orada ebedi olarak kalacaklardır; onların birbirlerine saglık temennileri, orada Selam’dır

    [24] Gordun ya, Allah nasıl bir temsil yaptı: Hos bir kelime olan tevhid ve sehadet (iman), koku yerde sabit ve dal-budagı yukarda olan hos bir agaca benzer

    [25] O agac Rabbinin izniyle , Allah her diledikce yemisini verir. (iste iman da boyledir. Esası kalbde yerlesen bir tasdiktir, yere nufuz eden kokler gibi Dıs gorunusu dil ile ikrardır, dallar gibi. Semeresi amellerdir, yemisler gibi...) Allah insanlara boyle misaller verir ki, iyi dusunup ibret alsınlar

    [26] Kotu bir kelime (kufur) de, yeryuzunden govdelenmis, meyvası kotu bir agac gibidir ki, onun bir kararı yoktur (yıkılır gider)

    [27] Allah, iman edenleri hem dunyada, hem ahirette (kabirde) sabit soz olan sehadet kelimesi (eshedu enla ilahe illallah ve eshedu enne Muhammeden abduhu ve Rasuluh) ile tesbit eder; tevhide baglı kılar. Allah, zalimleri (kafirleri) sasırtır ve Allah diledigini yapar

    [28] Allah’ın nimetine sukretmeyi kufre degistiren ve kavimlerini helak yurduna konduran Mekke musriklerine bakmaz mısın

    [29] Bir cehenneme ki, hepsi oraya atılacaklar. O ne kotu karargahtır

    [30] Onlar, Allah’ın yolundan saptırmak icin Allah’a esler uydurdular. De ki: “-Eglenip keyfinize bakın, cunku gidisiniz muhakkak atestir.”

    [31] Iman eden kullarıma de ki: Namazı geregi uzere kılsınlar; ve kendinde ne bir alıs veris, ne de bir dostluk olmıyan (hic bir fayda umulmıyan) bir kıyamet gunu gelmezden once, kendilerine rızık olarak verdigimiz seylerden gizli ve asikar (yerli yerinde zekat verip hayırlara) harcasınlar

    [32] Allah, o varlıktır ki, gokleri ve yeri yaratıp gokten yagmur indirdi de onunla size rızık olarak cesitli meyvalar cıkardı. Bir de emriyle denizde yurumek icin gemileri size (menfaatınıza) baglı kıldı. Nehirleri de size musahhar kıldı

    [33] Gunesi ve ayı, adet ve gorevlerinde devamlı olarak size o musahhar kıldı; yine gece ve gunduzun sizin faydanıza o bagladı

    [34] Hem Allah istediginiz seylerin hepsinden size verdi. Eger Allah’ın bunca nimetini teker teker saymaga kalkıssanız, onu kısım kısım bile sayamazsınız. Gercekten insan cok zalimdir, cok nankordur

    [35] Bir de Ibrahim’in soyle dedigi vakti hatırla: “- Rabbim! Bu Mekke diyarını korkulardan emin kıl. Beni ve ogullarımı putlara tapmaktan uzak tut

    [36] Rabbim! Cunku o putlar, insanlardan bir cogunu sasırttılar. Artık bundan sonra kim bana tabi olur, izimde giderse, iste o bendendir. Kim de bana isyan ederse, tevbe ettigi takdirde, muhakkak ki sen cok bagıslayıcı, cok merhamet edicisin

    [37] Ey Rabbimiz! Ben, evladımdan bir kısmını senin mukaddes olan evinin (Kabe’nin) yanında, ekin bitmez bir vadide yerlestirdim. Ey Rabbimiz! Namazı geregi uzere kılsınlar diye... Artık insanlardan bir kısmının kalblerini onlara meylettir (arzulayarak yanlarına varıp Kabe’yi ziyaret etsinler). Sukretmeleri icin de o belde halkını bazı meyvalarla rızıklandır

    [38] Ey Rabbimiz! Gizledigimiz ve acıkladıgımız her seyi muhakkak sen bilirsin. Ne yerde, ne gokte hic bir sey Allah’a gizli kalmaz

    [39] Ihtiyarlık halimde bana Ismail’i ve Ishak’ı ihsan eden Allah’a hamd olsun. Gercekten Rabbim duayı kabul edendir

    [40] Rabbim! Beni, geregi uzere namaza devam eden kıl; zurriyetimden de boyle kimseler yarat... Ey Rabbimiz, duamı kabul et

    [41] Ey Rabbimiz! Hesap kurulacagı kıyamet gunu, beni, ebeveynimi ve butun muminleri bagısla...”

    [42] Asla zalimlerin yapacagı seyden, Allah’ı gafil sanma. Ancak Allah onların azabını oyle bir gune bırakıyor ki, o gun gozler korkudan dikilir kalır

    [43] Oyle ki, baslarını dikerek kosacaklar; gozleri, kendilerine bile donup bakamıyacak. Kalblerinin ici ise, hayır namına her seyden bostur

    [44] Insanlara, azabın kendilerine gelecegi gunu haber verip onları korkut ki, o gun, zulmedenler soyle diyecektir: “-Ey Rabbimiz! Bize yakın bir zamana kadar izin ver; senin cagrına uyalım, Peygamberlerin izinde gidelim.” Hani ya, bundan once: “- Bize hicbir zeval yoktur.” diye yemin etmemis miydiniz

    [45] Siz, nefislerine zulmeden kavimlerin diyarında da yerlestiniz; onlara nasıl azab ettigimiz size zahir oldu. Size (ibret alacak) misaller de gosterdik

    [46] Gercekten onlar, (Islama karsı) hile ve tuzaklarını kurdular. Allah katında da onlara hilelerine karsı azap var; isterse onların hileleri dagları yerinden oynatacak olsun

    [47] O halde, sakın Allah, Peygamberlerine olan vaadinden cayar sanma. Gercekten Allah her seye galibdir, intikam sahibidir

    [48] O gun ki, Arz baska Arza, gokler de baska goklere cevrilecek, insanlar kabirlerinden, (zatında ve sıfatında esi olmayan ve) her seye hakim bulunan Allah’ın huzuruna cıkacaklar

    [49] O kıyamet gunu, mucrim kafirleri birbirine baglanıp kelepcelenmis olarak gorursun

    [50] Gomlekleri katrandadır ve yuzlerini de ates kaplar

    [51] Cunku Allah, herkesi kazandıgı ile cezalandıracaktır. Gercekten Allah’ın hesabı cok cabuktur

    [52] Bu Kur’an, insanlara acık bir tebligdir; bununla hem korkutulsunlar, hem Allah’ın ancak tek bir ilah oldugunu bilsinler, hem de temiz akıl sahipleri dusunup ogud alsınlar

    Hicr

    Surah 15

    [1] Elif, lam, ra. Bu ayetler, mukemmel kitabın ve hakkı acıklayan muazzam Kur’an’ın ayetleridir

    [2] Kafirler, azabı gordukleri zaman, cok kerre: “Keski musluman olsaydılar!” diye temenni edecekler

    [3] (Ey Rasulum) o kafirleri bırak yesinler, dunyalıkları ile zevk etsinler; emel kendilerini oyalaya dursun, sonra (baslarına gelecek musibeti) bilecekler

    [4] Biz, hic bir memleketi, (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik

    [5] Hic bir ummet, ne ecelinin onune gecebilir, ne de onu geciktirebilir

    [6] Mekke kafirleri Peygambere soyle dediler: “- Ey kendisine kitap indirilen! Muhakkak ki, sen bir mecnunsun

    [7] Eger Peygamberlik davanda sadık kimselerdensen, bize (dogruluguna sahidlik edecek veya azap edecek) melekleri getirsen ya!...”

    [8] Biz, o melekleri, ancak hikmet uzere indiririz ve indirildikleri vakit de onlara (kafirlere) goz actırılmaz

    [9] Hic suphe yok ki, Kur’an’ı biz indirdik ve muhakkak ki onu, tahrif ile tebdilden (degisiklige ugramaktan) biz koruyacagız

    [10] And olsun, senden evvel, onceki ummetlerin icinde de Peygamberler gonderdik

    [11] Onlara hic bir Peygamber gelmiyordu ki, onunla eglenir olmasınlar

    [12] Biz, o kufru (istihzayı) mucrimlerin kalblerine iste boyle geciririz

    [13] Kur’an’a iman etmezler, halbuki, evvelki inkarcılar hakkında Allah’ın sunneti (onlara yaptıgı azap hali) gecmistir. (Ibret icin onlerinde duruyor)

    [14] O musriklere, gokten bir kapı acsak da oradan yukarı cıksalar (gozleriyle goreceklerini gorseler), soyle diyeceklerdi: “- Muhakkak ki gozlerimiz donduruldu; daha dogrusu, biz buyulenmis bir topluluguz.”

    [15] O musriklere, gokten bir kapı acsak da oradan yukarı cıksalar (gozleriyle goreceklerini gorseler), soyle diyeceklerdi: “- Muhakkak ki gozlerimiz donduruldu; daha dogrusu, biz buyulenmis bir topluluguz.”

    [16] Gercekten biz, gokte burclar yarattık ve gogu, bakan kimseler icin yıldızlarla susledik

    [17] Ve gogu, taslanan (Allah’ın rahmetinden kogulan) her Seytandan koruduk

    [18] Ancak kulak hırsızlıgı eden Seytan vardır ki, onu, apacık bir yıldız takip eder (ve uzerine duserek onu yakar)

    [19] Arzı da dosedik ve oraya yerli yerinde daglar koyduk, orada hikmetle olculmus her seyden bitkiler bitirdik

    [20] O arzda hem sizin icin, hem de sizin rızık vericisi olmadıgınız (hayvanat ve koleleriniz gibi) kimseler icin gecimlikler (ekinler ve yemisler) yarattık

    [21] Kulların faydalandıgı hic bir sey yoktur ki, onu meydana getiren hazinelerin anahtarları katımızda olmasın, (muhakkak her sey bizim kudretimizle meydana gelir). Fakat biz, onu, ancak ihtiyaca gore, malum bir miktarda veririz

    [22] Biz (bitki ve bulutlar icin) asılayıcı ruzgarlar gonderdik de gokten bir su indirip sizi onunla suvardık. O suyu hazinelerde tutan da siz degilsiniz

    [23] Elbette ve elbette biz diriltiriz, oldururuz ve hepsinin variseri de biziz (onlar hep helak olacak, biz ise ebediyyen bakiyiz)

    [24] Andolsun, icinizden Islamda one gecmek istiyenleri de biliriz, geri kalmak istiyenleri de biliriz

    [25] Muhakkak Rabbin odur ki, onları kıyamet gununde hesaba cekmek icin toplayacaktır. Gercekten O, Hakim’dir; Alim’dir

    [26] Andolsun ki, biz insanı kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan yarattık

    [27] Cin yaratıgını da daha once siddetli atesten yarattık

    [28] Rabbin, Meleklere soyle dedigi vakti hatırla: “- Ben kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan bir insan yaratacagım

    [29] Ben, onun yaratılısını tamamladıgım ve ona ruh verdigim zaman, siz hemen onun icin secdeye kapanın.”

    [30] Bunun uzerine Meleklerin hepsi toptan secde ettiler

    [31] Ancak Iblis, secde edenlerle beraber olmaktan cekindi

    [32] Allah buyurdu ki: “- Ey Iblis! Sen, neye secde edenlerle beraber olmadın?”

    [33] Iblis soyle dedi: “- Kuru bir camurdan sekillenmis bir balcıktan yarattıgın bir insana, benim secde etmem dogru olmaz.”

    [34] Allah buyurdu ki: “- O halde, o cennetten cık, cunku sen kogulmussun

    [35] Suphe yok ki, lanet, kıyamet gunune kadar senin uzerindedir.”

    [36] Iblis: “- Rabbim! Oyle ise, insanların kabirlerinden kaldırılacakları gune (kıyamete) kadar bana muhlet ver.” dedi

    [37] Allah buyurdu ki, sen muhlet verilenlerdensin

    [38] Allah katında bilinen bir vaktin gunune kadar

    [39] Iblis soyle dedi: “- Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki, muhakkak surette ben, yeryuzunde kullara, (fenalıkları) susleyecegim; elbette onların hepsini azdıracagım

    [40] Ancak iclerinden ihlasa sahip muminler mustesna...”

    [41] Allah Teala soyle buyurdu: “- Iste (ihlaslı muminleri azıtamıyacagına dair) bu dedigin soz, bana aid gercek bir yoldur

    [42] Azgın olanlardan sana uyan mustesna, kullarımın uzerinde asla senin hic bir hukmun yoktur.”

    [43] Suphesiz ki cehennem de, o azgınların hepsinin vaad olunan yeridir

    [44] O cehennem’in yedi kapısı olup, her bir kapıya onlardan bir miktar bolunmustur. (Tabakaları ayrı ayrıdır)

    [45] Takva sahipleri, elbette cennetlerde ve pınarlardadırlar

    [46] Girin oraya; selametle, emin olarak

    [47] Biz, o cennetliklerin kalblerindeki kinleri cıkarır atarız. Hepsi kardesler olarak tahtlar uzerinde karsı karsıya otururlar

    [48] Orada kendilerine hic bir zahmet dokunmaz ve oradan cıkarılacak da degillerdir

    [49] (Ey Rasulum), kullarıma haber ver ki, gercekten ben Gafur’um, Rahim’im

    [50] Bununla beraber, azabım da cok acıklı bir azabdır

    [51] Hem o kullara, Ibrahim’in misafirlerinden (kendisine misafir olarak gelen meleklerden) haber ver

    [52] Hani melekler, Ibrahim’in yanına varıp “selam” demislerdi (Ibrahim misafir melekler icin hazırladıgı yemegi, misafirlerin yemedigini gorunce) dedi ki: “- Biz, sizden cidden korkuyoruz.”

    [53] Melekler de: “-Korkma, gercekten biz, sana, bilgin bir ogul mujdeliyoruz.” dediler

    [54] Ibrahim dedi ki: “-Bana ihtiyarlık gelmisken, beni mi mujdelediniz? Neye dayanarak mujdeliyorsunuz?”

    [55] Onlar: “- Seni hak ve gercekle mujdeledik, onun icin Allah’ın rahmetinden umidini kesenlerden olma” dediler

    [56] Ibrahim, dedi ki: “- Sapıklardan baska, kim Rabbinin rahmetinden umid keser?”

    [57] (Yine) dedi ki: “-Ey elciler (Allah’ın melekleri!) Bundan sonra isiniz ne?”

    [58] Onlar soyle dediler: “- Biz mucrim (gunahkar) bir topluluga gonderildik. (Onları helak edecegiz, bu topluluk da Lut kavmidir)

    [59] Ancak (iman eden) Lut ailesi mustesnadır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracagız

    [60] Yalnız Lut’un karısını, gercekten azab icinde kalanlardan takdir ettik.”

    [61] Melek olan elciler, Lut kavmine gelince

    [62] Lut dedi ki: “- Dogrusu siz urkulecek bir kavimsiniz

    [63] Elciler dediler ki: “- Yok, biz sana kavminin suphe edip durdukları azabı getirdik

    [64] Sana, onların azabına dair gercekle geldik, ve biz muhakkak dogru soyleyicileriz

    [65] Hemen gecenin bir kısmında aileni yurut (yola cıkar), sen de arkalarından git ve hic kimse ardına bakmasın (zira gorecegi azabın siddetine tahammul edemez); emrolundugunuz yere gecin gidin.”

    [66] Biz, Lut’a su kesin emri vahyettik: Bu kafirler sabaha cıkarken muhakkak kokleri kesilmis olacaktır

    [67] (Sedum) sehri halkı, (guzelliklerini haber aldıkları elcilerin ırzına tecavuz hırsı ile) sevinerek yanlarına geldi

    [68] Lut (o gelen mutecavizlere) dedi ki: “- Hakikaten bunlar benim misafirlerimdir, beni rusvay etmeyin

    [69] Allah’dan korkun ve beni utandırmayın.”

    [70] Onlar “- Biz, seni alemin isine karısmaktan men etmedik mi?” dediler

    [71] Lut soyle dedi: “- Eger sozumu tutarsanız, iste bunlar kızlarım (onları size nikahlayayım)

    [72] (Rasulum!) Omrun hakkı icin, dogrusu onlar sarhoslukları icinde azgın bir halde idiler

    [73] Nihayet onları, gunesin dogma vaktinde korkunc gurultu yakalayıverdi

    [74] Hemen sehirlerinin ustunu altına gecirdik ve uzerlerine de camurdan pisirilmis tas yagdırdık

    [75] Elbette bunda keskin anlayıslılar icin ibret alametleri var

    [76] Hem o Lut kavminin bulundugu sehir harabesi, (Kureys kafirlerinin de ibret alabilecegi ugrak) bir yol uzerinde bulunmaktadır

    [77] Gercekten bunda iman edenler icin bir ibret vardır

    [78] (Suayb Aleyhisselamın kavmi olup ormanlıkta yasayan) eyke halkı da hakikaten zalimler (iman etmiyen kafirler) idi

    [79] Biz Eyke halkından da intikam aldık. (Sedum ve Eyke sehirlerinin) ikisi de (herkesin gorebilecegi ugrak) apacık bir yol uzerindedir

    [80] Dogrusu (Salih Peygamberin Semud kavmi olan) Hicir halkı da peygamberleri yalanladılar

    [81] Biz, onlara, mucizelerimizi vermistik de onlardan yuz cevirip durmuslardı

    [82] Daglarda (kendilerini dusmanlardan, hırsızdan veya Allah’ın azabından kurtaracak) emniyetli zannettikleri evler yontup kuruyorlardı

    [83] Bunları da o (korkunc) sayha (ses ve gurultu) sabahleyin yakalayıverdi. (gurultu ve zelzele neticesi helak oldular)

    [84] Boylece elde ettikleri muhkem evlerin, mal ve evladların kendilerine hic faydası olmadı

    [85] Biz goklerle Arzı ve aralarındaki seyleri ancak hak ve hikmetle yarattık. (bosuna degil)... Elbetteki kıyamet gelecektir. Simdi sen onlardan yuz cevir veya guzel muamelede bulun (Allah cezalarını verecektir.) Not: Bu ayeti kerime Kıtal ayeti ile nesh edilmistir

    [86] Gercekten Rabbin kemaliyle yaratandır, Alim’dir

    [87] Andolsun ki, biz, sana, (her namazda) okunup tekrarlanan yedi ayeti (Fatiha suresini) ve su buyuk Kur’an’ı verdik

    [88] Sakın o kafirlerden bir takımlarına verip de kendilerini zevklendirdigimiz seye (mal ve servete) gozlerini uzatıp ragbetle bakma; ve onların iman etmeyislerine uzulme de muminlere kanadını indir, (onlara tevazu goster, kendilerini himayene al)

    [89] Bir de (Ey Rasulum) de ki: “-Haberiniz olsun, ben, (uzerinize bir azap inecegini bildiren) acık bir korkutucuyum

    [90] Tıpkı o Yahudi ve Hristiyanlara indirdigimiz (azap) gibi

    [91] Onlar, o kimselerdir ki, kitablarını kısım kısım yapmıslardı (bir kısmına inanıyor, diger bir kısmına inanmıyorlardı)

    [92] Rabbin hakkı icin, biz onların hepsine muhakkak surette yapmakta oldukları seylerden soracagız (ve cezalarını verecegiz)

    [93] Rabbin hakkı icin, biz onların hepsine muhakkak surette yapmakta oldukları seylerden soracagız (ve cezalarını verecegiz)

    [94] Simdi sen, emrolundugun seyi, catlatırcasına bildir ve musriklerden yuz cevir (sozlerine aldırıs etme)

    [95] Muhakkak ki biz, (seninle alay eden) o mustehzilere karsı kafiyiz, (onları helak ederiz)

    [96] Onlar, o kimselerdir ki, Allah ile beraber baska bir ilah tanırlar. Onlar, yakında (baslarına gelecek akıbeti) bileceklerdir

    [97] Gercekten biliriz ki, onların sozlerine gogsun daralıyor, icin sıkılıyor

    [98] O halde, Rabbini hamd ile tesbih et (subhanellahi ve bihamdihi de) ve secde edenlerden ol. (Namaz kıl)

    [99] Ve sana olum gelinceye kadar, Rabbine ibadet et

    Nahl

    Surah 16

    [1] Allah’ın emri geldi (muminlerin zaferi, musriklerin de felaket vakti gelmek uzeredir), sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, o musriklerin kostukları ortaklardan munezzehtir, cok yucedir

    [2] Allah, iradesinden vahy ile Cebrail’i, kullarından diledigi peygamberlere indirip su gercegi (insanlara) bildirin, buyuruyor: Benden baska hic bir ilah yoktur. Bunun icin benden korkunuz, isyan etmeyiniz

    [3] Allah gokleri ve Arz’ı gercek bir kanun ile yarattı. O, kafirlerin kostukları ortaklardan beridir ve cok yucedir

    [4] Insanı bir meniden yarattı. (Kemale erince) bir de bakarsın ki, o, apacık bir mucadeleci olmustur (curumus kemikleri kim diriltir? der)

    [5] Davarları (deve, sıgır, keci ve koyunları) da O yarattı. Bunlarda sizin icin soguktan koruyucu yunler ve bir takım menfaatler var. Hem onlardan (helal sekilde) yersiniz

    [6] O hayvanları, aksam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, onlarda sizin icin bir zevk ve guzellik var

    [7] Sizin agırlıklarınızı da yuklenirler ve ancak can zahmeti ile varabileceginiz bir beldeye de tasırlar. Muhakkak ki Rabbiniz Rauf’dur, Rahim’dir (cok esirgeyicidir, cok merhametlidir)

    [8] Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, merkepleri yarattı; ve simdi beklemiyeceginiz daha neler (acaip seyler) yaratacak!... (Otomobil, ucak ve fuzeler... gibi)

    [9] Hakka iletici dogru yolu (seriati) beyan etmek Allah’a aittir. O yoldan sapan da var. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi

    [10] Allah, odur ki, gokten sizin icin bir yagmur indirdi. Icecek (su) ondandır; hayvanlarınızı icinde otlattıgınız ot ve agaclar da ondandır

    [11] Allah, sizin icin, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, uzumler ve butun meyvelerden bazısını bitirir (Cunku meyvelerin butunu cennettedir). Elbette bunda dusunecek bir topluluk icin (Allah’ın kemal ve kudretine delalet eden) bir alamet vardır

    [12] Geceyi, gunduzu, Gunes’i ve Ay’ı, sizin hizmetinize O bagladı. Butun yıldızlar da O’nun emrine baglıdırlar. Elbette bunların her birinde aklını basına alıp dusunen bir topluluk icin, bir cok alametler var (ki, Allah’ın azamet ve birligine delalet ederler)

    [13] Yeryuzunde muhtelif renklerle yarattıgı seyleri (hayvanat ve bitkileri) de sizin hizmetinize bagladı. Elbette bunda da dusunecek bir topluluk icin bir ibret nisanesi var

    [14] Yine denizden taze et (balık eti) yiyesiniz ve ondan giyib takınacagınız bir zinet (inci) cıkarasınız diye, denizi hizmetinize baglayan O’dur. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini goruyorsun, hem Allah’ın fazlından nasip arayasınız diye, hem de olur ki sukredersiniz

    [15] Allah, yeryuzune sabit daglar koydu ki, sizi calkalamasın. Bir de nehirler ve yollar bıraktı, gerek ki dogru gidesiniz

    [16] Daha bir cok alametler yarattı. Yıldızla da insanlar yollarını dogrulturlar

    [17] Hic yaratan varlık, yaratmıyana benzer mi? Artık siz dusunmez misiniz

    [18] Halbuki Allah’ın nimetini teker teker saymaya kalkıssanız, icmalen bile sayamazsınız. Muhakkak ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [19] Allah, gizlediginiz ve acıkladıgınız seyleri hep bilir

    [20] Kafirlerin, Allah’dan baska yalvardıkları (putlar) ise, hic bir sey yaratamazlar, halbuki o putlar, (tas veya agac gibi seylerden) yaratılmaktadırlar (sekillendirilmektedirler)

    [21] O putlar hep oludurler, diri degildirler ve insanların oldukten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler

    [22] Ilahınız tek bir Ilah’dır. Ahirete iman etmiyenlerin kalbleri bu gercegi inkar edicidir. Onlar, Allah’ın birligine iman etmeyi kibirlerine yediremiyenlerdir

    [23] Suphe yok ki Allah, onların gizledigi ve acıkladıgı seyi hep bilir. Dogrusu Allah, kendilerini buyuk gorup hakkı kabul etmiyenleri sevmez

    [24] O kafirlere: “- rabbiniz ne indirdi?” dendigi zaman: “- Eskilerin masallarını” dediler

    [25] Bunu soylemelerinin sebebi su : Kıyamet gunu, kendi gunahlarını tamamen yuklendikten baska, saptırdıkları bilgisiz (cahil) kimselerin gunahlarından bir kısmını da yukleneceklerdir. Dikkat et ki, ne fena yuk (gunah) yukleniyorlar

    [26] Mekke kafirlerinden once gelenler de hileler kurmuslardı. Allah da kurdukları binalara (kudretiyle) temellerinden geldi de, catı, tepelerinden uzerlerine coktu. Boylece azap, kendilerine duyamıyacakları yerden geldi

    [27] Sonra kıyamet gunu, Allah, o kafirleri zelil ve perisan edecek ve soyle buyuracak: “- Nerede o haklarında muminlere muhalefet edip durdugunuz ortaklarım?” Kendilerine ilim verilen Peygamberlerle muminler: “-Gercekten butun sefalet ve zillet, bugun kafirler uzerinedir.” diyeceklerdir

    [28] Kufretmekle nefislerine zulmedenlerin canlarını Melekler alacagı zaman, onlar soyle diyerek teslim olurlar: “-Biz, hic bir fenalık yapmıyorduk.” Hayır, Allah sizin ne yapmıs oldugunuzu cok iyi bilendir

    [29] O halde, icinde ebedi kalmak uzere, hepiniz cehennem kapılarından giriniz bakalım!... Iste buyuklenenlerin (hakkı kabul etmiyenlerin) yeri ne kotudur

    [30] Allah’dan korkup sirkten sakınanlara ise: “- Rabbiniz ne indirdi?” denildigi zaman: “-Hayır indirdi.” demislerdir. Bu dunyada guzel amel isleyenlere, guzel bir mukafat var. Ahiret yurdu (cennet) ise, (dunya ve icindekilerden) elbette daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu da ne hos

    [31] O yurd, Adn cennetleridir ki, oraya girecekler, (agacları) altından ırmaklar akar. Orada ne isterlerse, hep kendileri icin mevcut... iste Allah, takva sahiplerini boyle mukafatlandırır

    [32] Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hos ve rahat oldukları halde alırlar: “- Selam size. Yapmıs oldugunuz guzel islerin mukafatı olarak girin cennet’e...”derler

    [33] Su kafirler, ancak kendilerine, ruhlarını alacak o meleklerin gelmesini veya Rabbinin azap emrinin (kıyametin) gelip catmasını beklerler. Bunların isledigi kufur gibi, kendilerinden once gelen ummetler de isledi. (Kendilerini helak etmekle) Allah onlara zulum yapmadı; fakat onlar (kufretmekle) kendi nefislerine zulmetmislerdi

    [34] Bunun icin, yaptıkları fena islerin cezası, baslarına felaket oldu ve alay edip durdukları o azab, kendilerini kusatıverdi

    [35] Bir de Allah’a ortak kosanlar, (musrikler) soyle dediler: “- Allah dileseydi, ne biz, ne de Atalarımız kendisinden baska hic bir seye tapmazdık; onun emri dısında hic bir seyi haram kılmazdık.” Kendilerinden evvelkiler de boyle yaptılar (peygamberlerinin getirdiklerini inkar ettiler). Buna karsı Peygamberlerin vazifesi, ancak acık bir tebligdir

    [36] Celalim hakakı icin, biz, her ummete; “-Allah’a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.” diye bir Peygamber gonderdik. Sonra iclerinden bir kısmına Allah hidayet etti, bir kısmının da uzerine sapıklık vacip oldu. Simdi yeryuzunde bir gezip dolasın da, bakın ki, Peygamberleri tekzip edenlerin sonun ne olmustur

    [37] (Ey Rasulum) sen, o kafirlerin hidayet bulmalarına cok istekli isen (de care yok), her halde Allah dalalette bırakacagı kimselere hidayet vermez. Onların hic bir yardımcısı da yoktur

    [38] Onlar: “- Allah, olen kimseyi diriltmez.” diye en kuvvetli yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, bu oluleri diriltmek, Allah uzerine gerceklesen bir vaaddir; fakat insanların cogu bilmezler

    [39] Allah, oldukten sonra diriltecek ki, o kafirlere ihtilaf ettikleri, (kabul etmedikleri) din islerini beyan etsin ve bunu inkar edenler, kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler

    [40] Biz de bir seyi diledigimiz zaman, ona sozumuz sadece soyle dememizdir: “- Ol” , o da hemen oluverir

    [41] Kendilerine zulum yapıldıktan sonra Allah yolunda (dinini korumak icin) hicret edenleri, elbette dunyada guzel bir sekilde yerlestiririz. (kureysin zulmunden hicret edenleri, iyi bir surette Medine’de yerlestiririz). Ahiret mukafatı ise, muhakkak ki daha buyuktur, eger iman etmiyenler bunu bilseler

    [42] O muhacirler, musriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkul edenlerdir

    [43] (Ey Rasulum!) Senden once de, kendilerine vahiyde bulundugumuz erkeklerden baskasını Peygamber olarak gondermedik. Eger bunu bilmiyorsanız, Tevrat ve Incil alimlerine sorun

    [44] Biz, o Peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gonderdik. Ey Rasulum, sana da Kur’an’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara anlatasın olur ki; iyice dusunurler

    [45] Artık fenalık tuzaklarını kuranlar, Allah’ın kendilerini yere gecirmesinden, yahud bilemiyecekleri taraftan kendilerine azap inmesinden emin mi oldular

    [46] Yahud gezip dolasırlarken (Allah’ın azabı) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Ustelik onlar, azabı engelleyiciler de degillerdir

    [47] Yahut da kendilerini azar azar yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Su halde azabı tacil etmemekle, Rabbin gercekten cok sefkatlidir, cok merhametlidir

    [48] Onlar, Allah’ın yarattıgı (agac gibi) herhangi bir seyi gormediler mi ki, golgeleri, Allah’ın kudretine boyun egerek sag ve sol taraflardan Allah’a secde eder oldugu halde meyledip donuyor

    [49] Goklerde ve yerde olan canlılarla Melekler, kibirlenmedikleri halde hep Allah’a secde ederler

    [50] Kendilerine hakim olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları her seyi (melekler) yaparlar

    [51] Allah da soyle buyurdu: “- Iki ilah edinmeyin. O, ancak bir Ilah’dır; onun icin yalnız benden korkun.”

    [52] Goklerde ve yerde her ne varsa, hepsi O’nundur. Din de daima Onundur, (itaat devamlı olarak ona mahsustur). Boyle iken, siz Allah’ın gayrinden mi korkuyorsunuz

    [53] Sizdeki her nimet Allah’dandır. Sonra size keder dokundugu zaman da, hep ona yalvarır yakarırsınız

    [54] Sonra Allah, bu kederi sizden kaldırdıgı zaman, bir de bakarsınız ki, icinizden bir topluluk Rablerine ortak kosuyorlar. (*) Dikkat! Secde ayetidir

    [55] Bunu, kendilerine verdigimiz nimete nankorluk etmek icin yaparlar. Simdi zevk edip keyfinize bakın; fakat pek yakında (basınıza gelecek akıbeti) bileceksiniz

    [56] Bir de musrikler, kendilerine rızık olarak verdigimiz seylerden (hayvanat ve ekinlerden) tutuyorlar da, hic bir sey bilmiyen putlara hisse ayırıyorlar. Allah’a yemin olsun ki, siz, bu yaptıgınız iftiralardan (putlar ilahımızdır ve onların da bir hissesi vardır sozunden) mutlaka sorumlu tutulacaksınız

    [57] Hem Allah’a kızlar da isnad ediyorlar (Melekler Allah’ın kızlarıdır, diyorlar.) Hasa, Allah bunlardan munezzehtir. Tuhaf sey! Halbuki kendilerinin istedigi oglan cocuktur

    [58] Onlardan birine, kız dogum haberi (bir kızın dogdu!) mujdelendigi zaman, ofkelenerek yuzu kararıyor

    [59] Verilen mujdenin bıraktıgı kotu tesirle utanıp kavminden gizleniyor; acaba o cocugu zillet ve horluga katlanarak saklayacak mı, yoksa topraga mı gomecek? Bak ki, hukum verdikleri seyler ne kotu

    [60] Ahirete iman etmiyenler icin kotu sıfatlar var. En yuksek sıfatlar ise Allah’ındır. O Aziz’dir, Hakim’dir

    [61] Eger Allah, zulumleri (gunahları) yuzunden insanları hesaba cekiverseydi, yeryuzunde kımıldayan tek bir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları takdir edilen bir muddete kadar geciktirir. Muddetleri (ecelleri) de geldigi zaman, ne bir an geri kalabilirler, ne de one gecebilirler

    [62] Hem kendilerinin hoslanmamakta oldukları kızları Allah’a isnad ediyorlar, hem de: “-En guzel akıbet onlarınmıs.” diye dilleri kendilerine yalan soyluyor. Care yok, ates onların... Oraya en onde gidip kalacaklardır

    [63] Allah’a yemin olsun ki, biz, senden once bir cok ummetlere Peygamberler gonderdik de Seytan, onlara, amellerini bezeyip guzel gosterdi. Bugun de o Seytan, kafirlerin dostudur (senden onceki peygamberler tekzip edildikleri gibi, simdi seni de tekzip ediyorlar.) Onlara cok acıklı bir azap var

    [64] Ey Rasulum, bu Kur’an’ı sana ancak insanların ayrılıga dustukleri din islerini beyan etmek icin ve iman edecek kimselere bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik

    [65] Allah gokten bir yagmur indirdi de onunla Arz’a, olumunden (bitkileri kuruduktan) sonra hayat verdi; bitkileri yesertti. Suphesiz ki bunda, ibret kulagı ile dinleyenler icin, oldukten sonra dirilmege bir alamet var

    [66] Gercekten sut veren hayvanlarda da size bir ibret vardır: Size, onların karnındaki iskembe pisligi ile kan arasından halis bir sut iciriyoruz ki, icenlerin bogazından afiyetle gecer

    [67] Hurma ve uzum agaclarının meyvalarından da icki ve guzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda aklı olup dusunen bir topluluk icin (Allah’ın kudretine delalet eden) bir alamet var... (Bu ayet-i kerime icki haram kılınmadan once Mekke’de nazil olmustur)

    [68] Senin Rabbin, bal arasına da soyle vahy etti: “- Daglardan, agaclardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin

    [69] Sonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin sana has kıldıgı (sasırmayacagın) yaylım yollarına cık.” O arıların karınlarından renkleri muhtelif bal cıkar ki, onda insanlar icin sifa vardır. Dogrusu bunda da dusunecek bir topluluk icin (Allah’ın hikmet ve emrine delalet eden) buyuk bir alamet var

    [70] Allah sizi yarattı, sonra da sizi O oldurecek. Icinizden kimi de en dusuk ihtiyarlıga (75-90 yaslarına) cevrilir ki, (daha once) bilgi sahibi olduktan sonra, (artık unutup) bilmez olsun. Gercekten Allah Alim’dir, Kadir’dir

    [71] Allah rızık hakkında bir kısmınızı bir kısmınızdan ustun kıldı. Kendilerine fazla rızık verilenler de, rızıklarını elleri altında bulunanlara vermiyorlar ki, onda musavi olsunlar. (Iste boyle kole ve hizmetcilerini mallarına ortak etmiyenler, Allah’a nasıl, kudreti altındaki seyleri ortak ediyorlar?) Simdi Allah’ın nimetini mi inkar ediyorlar

    [72] Allah, size kendilerinizden zevceler verdi ve zevcelerinizden de, sizin icin, ogullarla torunlar yarattı, sizi guzel ve pak nimetlerden rızıklandırdı. Simdi batıla (putlara) iman ediyorlar da Allah’ın nimetini (Islam’ı) inkar mı ediyorlar

    [73] Musrikler, kendilerine, ne goklerden, ne de yerden hic bir rızık vermeye sahip olmayan ve buna gucleri yetmiyen Allah’dan baska seylere (putlara) tapıyorlar

    [74] Artık Allah’a ortak kosmayın, cunku Allah, esi bulunmadıgını biliyor. Siz ise, bu gercegi bilmiyorsunuz

    [75] Allah, sunu temsil buyurdu: Hic bir tasarrufa gucu yetmiyen halis bir kole, bir de tarafımızdan kendisine guzel bir rızık verilip de ondan gizli ve asikar harcayan kimse... Hic bunlar musavi olur mu? (O halde putları Allah’a nasıl es tutuyorlar?). Butun hamd Allah’a mahsustur. Dogrusu insanların cogu (Bu hakikatleri) bilmezler

    [76] Allah su iki adamı da misal getirdi: Bunlardan biri dilsizdir, hicbir seye gucu yetmez; efendisine sade bir agırlıktır, efendisi onu ne tarafa gonderse hic bir hayra yaramaz. Hic bu, adaletle emreden ve dogru yolda bulunan kimseye musavi (es) olabilir mi? (Iste hak dini gonderen, insanlara her turlu nimet ve rahmet ihsan eden Allah, hic bir fayda ve zarara gucleri yetmiyen putlara ortak tutulabilir mi)

    [77] Butun goklerin ve arzın gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Kıyametin olus isi de (veya Allah’ın ilminde kıyametin gelis vakti) ancak goz kırpması gibidir, yahud ondan daha sur’atlidir. Suphe yok ki Allah her seye kadirdir

    [78] Siz hicbir sey bilmezken Allah, sizi, analarınızın karnından cıkardı ve size kulaklar, gozler, kalbler verdi ki (iman edip) sukredesiniz

    [79] Gok boslugunda ucmaga mahkum edilen kuslara bakmadılar mı? Onları (kanatlarını acarken ve kapatırken) ancak Allah (kudreti ile) tutuyor. Elbette bunda iman edecek bir topluluk icin, (ibret alacak) cok alametler var

    [80] Allah, size evlerinizi bir barınak yaptı. Hem goc gununuzde, hem ikametiniz gununde; davar derilerinden hafifce tasıyacagınız cadırlarla, (onların) yunlerinden, yapagılarından, kıllarından da, eskiyecek bir zamana kadar, size (elbise, halı, kilim gibi) esya ve ticaret malı yaptı

    [81] Allah, yarattıgı (ev, agac ve bulut gibi) seylerden size golgeler yaptı; size daglardan siperler yaptı; size, kendinizi sıcak ve soguktan koruyacak elbiselerle, harbde sizi koruyacak zırhlı giyim esyası yaptı. Iste boylece Allah, uzerinizde olan nimetini tamamlıyor ki, emirlerine boyun egip itaat edesiniz

    [82] Eger buna karsı yine yuz cevirirlerse (islamı kabul etmezlerse), ey Rasulum, senin uzerine dusen ancak acık bir tebligdir. (Bu ayet-i kerime kıtal ayetinden once nazil olmustur)

    [83] Musrikler, Allah’ın nimetini tanırlar ikrar ederler. Sonra (Allah’dan baskasına ibadet ederek) onu inkar ederler. Onların cogu kafirlerdir

    [84] Kıyamet gununde her ummetten Peygamberlerini bir sahid gonderecegiz ki, muminlerin imanına ve kafirlerin kufrune sahidlik etsinler. Sonra o kafirlere, (ozur dilemek icin) ne izin verilecek, ne de Allah’ın razı oldugu seye donus kendilerinden istenecek veya kabul olunacak

    [85] O zalimler (kafirler) cehennem azabını gorunce, artık bu azab kendilerinden ne hafifletilecek, ne de onlara muhlet verilecek

    [86] Dunyada Allah’a ortak kosan musrikler, ahirette bu ortaklarını (putlarını) gorunce: “- Ey Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptıgımız ortaklarımızdır.” diyecekler. Tapındıkları putlar da onlara su cevabı vereceklerdir: “- Muhakkak surette siz yalancısınız, biz sizi kendimize ibadete cagırmadık.”

    [87] Ve o gun zalimler, gunahlarını itirafla Allah’ın hukmune teslim olmus olacaklar ve uydurdukları putlar da kendilerini bırakıp gitmis bulunacaktır

    [88] O kafir olanlara ve Allah yolundan (Islam’dan) insanları cevirenlere; biz, baskalarını da ifsad ettiklerinden, (kufurlerinden oturu hak kazandıkları) azab ustune azab ziyade etmisizdir

    [89] Kıyamet gunu, her ummet icinden kendileri uzerine Peygamberlerini bir sahid gonderecegiz ve seni de su ummetin uzerine sahid getirecegiz (Ey Rasulum). Sana bu kitabı (Kur’an’ı), her seyi beyan etmek icin ve bir hidayet, bir rahmet, muminlere de bir mujde olarak perderpey indirdik

    [90] Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinadan, fenalıklardan ve insanlara zulum yapmaktan da nehyediyor. Size boyle ogud veriyor ki, benimseyip tutasınız. (ADALET: Her seyi yerli yerine koymak demektir. Zulmun zıddıdır. Her hakkın bası, Allah hakkı oldugundan ona ortak kosmamak, tevhide iman etmek esastır. Bundan sonra ilahi olculere gore her seyin hakkını vermek adalettir. IHSAN: Farzları yerine getirmek, Allah’ı gorur gibi kendisine ibadet etmek, bir seyi guzel ve iyi yapmak manalarına gelir)

    [91] Bir de andlasma (baglantı) yaptıgınız zaman Allah’ın ahdini yerine getirin ve yeminleri saglama bagladıktan sonra, onları bozmayın; Allah’ı uzerine sahid tuttugunuz halde, nasıl olur da bozarsınız!... Suphe yok ki Allah, yaptıgınız her seyi bilir

    [92] Bir ummet diger bir ummet’den daha ziyadedir, diye (kafirlerin cokluguna bakıp) yeminlerinizi aranızda hile edinerek, o ipligini saglamca egirdikten sonra bozan kadın gibi olmayın. Gercekten Allah, sizi bununla (ahde vefa ile) imtihan eder; ve dunyada ayrılıga dustugunuz seyi, kıyamet gununde muhakkak size acıklayacaktır

    [93] Allah dileseydi, elbette hepinizi tek bir ummet yapardı. Fakat Allah diledigini sapıtır ve diledigine de hidayet verir. Muhakkak surette hepiniz, butun yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız

    [94] Yeminlerinizi, aranızda fesada bir vesile edinmeyin ki, sonra saglam basmısken bir ayak kayar da, Allah yolundan saptıgınız icin dunyada fena azab tadarsınız; ahirette de size buyuk bir azab olur

    [95] Allah’ın ahdini az bir bedel karsılıgında degismeyin. Muhakkak ki, Allah katında olan sevap;sizin icin (dunya menfaatından) daha hayırlıdır, eger bilirseniz

    [96] Sizin yanınızdaki dunya malı tukenir, Allah katındaki rahmet hazineleri ise bakidir. Allah yolunda sabredenlere, yaptıkları amelin daha guzeliyle mukafatlarını; elbette verecegiz

    [97] Erkekten ve disiden, mumin oldugu halde, kim iyi amel islerse, muhakkak onu guzel bir hayat ile yasatacagız ve islemekte oldukları amellerin daha guzeliyle mukafatlarını elbette verecegiz

    [98] Simdi, Kur’an okumak istedigin zaman, hemen o kogulmus Seytan’dan Allah’a sıgın (E’uzu billahi mines-seytanir-racim de)

    [99] Dogrusu su ki, iman edip de Rablerine tevekkul edenler uzerine o Seytan’ın bir hakimiyyeti yoktur

    [100] Onun hakimiyyeti, ancak kendisini veli edinenlere ve Allah’a ortak kosanlardır

    [101] Biz, bir ayetin yerine, bir ayeti degistirip getirdigimiz zaman (onceki ayetin hukmunu kaldırdıgımız vakit) Allah ne indirdigini pek iyi bilmisken, kafirler dediler ki: “- Sen, ancak bir iftiracısın.” Hayır, onların cogu Kur’an’ın hakikatını ve hukum degistirmenin faydasını bilmezler

    [102] Onlara soyle de: “- Cebrail, Kur’an’ı, iman edenlere sebat vermek, muslumanlara bir hidayet ve bir mujde olmak icin Rabbinin katından hak olarak indirdi.”

    [103] Gercekten biliyoruz ki, kafirler: “- Kur’an’ı muhakkak surette (Peygambere, ara sıra gorusup konustugu Rum’lardan hristiyan) bir insan ogretiyor.” diyorlar. Peygambere ogretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır; bu Kur’an ise, acık Arapcadır

    [104] Allah’ın ayetlerine iman etmiyenleri, muhakkak ki Allah hidayete erdirmez ve onlar icin cok acıklı bir azab var

    [105] Yalanı, ancak Allah’ın ayetlerine inanmıyanlar uydurur. Iste bunlar, asıl yalancı olanlardır

    [106] Kalbi iman ile kararlasmıs oldugu halde, (kufur kelimesini soylemeye) cebredilenler (ve boylece yalnız dilleriyle soyliyenler) mustesna, kim Allah’a kufrederse, onlara siddetli bir azab var; lakin kufre bagrını acanlar uzerine Allah’dan bir gazab ve kendilerine cok buyuk bir azab vardır

    [107] Sundan dolayı ki, onlar, dunya hayatını ahiret uzerine tercih edip sevmislerdir. Allah da kafirler toplulugunu hidayete erdirmez

    [108] Bunlar, o kimselerdir ki, Allah, kalblerini, kulaklarını, gozlerini muhurlemistir. Iste bunlar, gafil olanlardır

    [109] Caresiz onlar, ahirette perisan olup ziyana ugrayan kimselerdir

    [110] Sonra muhakkak ki Rabbin, eziyyet edildikten sonra Mekke’den hicret edenlerin, arkasından da savasanların ve sabredenlerin yardımcısıdır. Bundan sonra, suphe yok ki Rabbin Gafur’dur, Rahim’dir

    [111] O kıyamet gunu, herkes nefsini kurtarmak icin ugrasarak gelir ve herkese yaptıgı isin karsılıgı tamamiyle odenir, hic birine de zulum yapılmaz

    [112] Allah bir sehri misal (ibret ornegi) yapıyor ki, o sehir emniyet ve huzur icinde bulunuyordu; oraya her yerden bol bol rızkı geliyordu. Nihayet o sehir (halkı) Allah’ın nimetlerine nankorluk etti. Allah da o sehir halkına, yaptıkları isler yuzunden aclık ve korku elbisesini taddırdı (aclık ve korkuyu hissettiler)

    [113] Yemin olsun ki, Peygamberi inkar eden o nankorlere iclerinden bir Rasul geldi de onu yalanladılar. Zulum yaparlarken azab da kendilerini yakalayıverdi. (Bu azab, musriklerin Bedir felaketidir)

    [114] Artık Allah’ın size rızık verdigi seylerden helal ve pak olarak yeyin de Allah’ın nimetine sukredin; eger O’na ibadet edecekseniz

    [115] Allah, size, ancak olu hayvanı, kanı, domuz etini ve bir de Allah’dan baskası adına kesilen hayvanı haram kıldı. Kim de bu haram seylerden yemeye zarureti olursa (zaruri ihtiyacını kapayacak kadar), taskın ve mutecaviz olmaksızın yiyebilir. (Zaruri hal, olum korkusudur). Muhakkak Allah, Gafur’dur, Rahim’dir

    [116] Dillerinizin “Bu helaldır, su haramdır” diye yalan olarak vasıflandırdıgı seyi soylemeyin ki, Allah’a yalan iftira etmis olursunuz. Suphe yok ki, Allah’a yalan uyduranlar, asla kurtulamazlar

    [117] Onlar icin dunyada pek az bir menfaat var, ahirette ise cok acıklı bir azab

    [118] Daha once (En’am suresi, 146. ayet’de) Yahudi’lere haram kıldıgımız seyleri sana (ey Rasulum) anlatmıstık. Biz, onlara zulum yapmadık, fakat onlar kendi nefislerine zulum yapıyorlardı

    [119] Sonra suphe yok ki, Rabbin, bir cahillikle kotuluk eden, sonra bunun arkasından tevbe edip halini duzelten kimseler lehindedir. Muhakkak ki Rabbin bu tevbeden sonra Gafur’’dur, Rahim’dir

    [120] Gercekten Ibrahim hak dinine yonelen, Allah’a itaat uzere bulunan, butun hayırlı hasletleri kendisinde toplayan bir imamdı (onderdi); ve hic bir zaman musriklerden olmamıstı

    [121] Allah’ın nimetlerine sukredendi. Allah da onu secmis, dogru bir yola iletmisti

    [122] Biz, dunyada ona guzel bir anılıs verdik (her din sahibi onu sever ve iyilikle anar). Muhakkak ki, o ahirette salihlerdendir (Allah’ın oz kullarındandır)

    [123] Sonra ey Rasulum, sana soyle vahyettik: Dogru yola yonelerek Ibrahim’in dinine uy, o hic bir zaman musriklerden olmadı

    [124] (Ibadet etmek icin tatil gunumuz, Cuma olmasında Cumartesi olsun diye) hakkında ayrılıga dustukleri Cumartesi gunu, (Musa’ya itiraz eden) o yahudi’lere (ibadet icin) farz kılındı. Elbette Rabbin, onların ihtilaf edip durdukları seyler hakkında kıyamet gunu, aralarında hukmunu verecektir

    [125] Ey Rasulum, insanları Kur’an’la, guzel soz ve nasihatla Rabbinin yoluna (Islama) davet et. Onlara karsı, en guzel olan bir mucadele ile mucadele yap. Suphe yok ki, Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir, ve o, hidayete kavusanları da en iyi bilendir

    [126] (Ey muminler, dusmandan intikam almak icin) eger bir ceza ile mukabele edecek olursanız, ancak size yapılan azab ve cezanın misli ile yapın (daha fazla ileri gitmeyin). Sabrederseniz (cezayı terk ederseniz) andolsun ki, bu tahammul edenler icin daha hayırlıdır

    [127] Ey Rasulum, sabret; senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Kafirlerin yuz cevirmesinden mahzun olma ve yaptıkları hileden de telas edip sıkıntıya dusme

    [128] Gercekten Allah, takva sahipleriyle ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir

    İsrâ

    Surah 17

    [1] Her turlu noksanlıktan munezzeh olan O Allah’dır ki, kulunu (Hz. Peygamber Aleyhisselamı) gece Mescid-i Haram’dan (Mekke’den alıp) o etrafını mubarek kıldıgımız Mescid-i Aksa’ya kadar goturdu; ona, ayetlerimizden (kudretimize delalet eden acaibliklerden) gosterelim diye yaptık. Hakikat bu: O Semi’dir = her seyi isitir, Basir’dir= her seyi gorur

    [2] Musa’ya da kitap verdik ve benden baska bir vekil edinmeyin diye, onu Israilogulları icin bir hidayet rehberi kıldık

    [3] Ey Nuh ile beraber gemiye yukledigimiz kimselerin zurriyeti (Olan siz insanlar, bunu dusunun ve benden baska vekil edinmeyin), dogrusu bu ki, Nuh, cok sukreden bir kuldu

    [4] Biz, Israil Ogullarına Tevrat’da sunu vahyettik: Muhakkak siz, Sam arazisinde iki defa fesad cıkaracaksınız (iki peygamber oldureceksiniz) ve muhakkak ki, cok buyuk bir azgınlıkla tasacaksınız

    [5] Onlardan birinci fesadınızın ceza vakti gelince kuvvet ve siddet sahibi olan kullarımızı uzerinize musallat ettik de (onlar sizi yakalayıp oldurmek veya esir etmek icin) evlerin aralarına girip arastırdılar. Bu, yapılması kesinlesmis bir vaad idi

    [6] (Tevbekar olduktan) sonra sizi, tekrar o istilacılar uzerine galip getirdik, size mallarla ve ogullarla imdad ettik. Cemiyyetinizi de (onceki toplulugunuzdan) daha fazla yaptık

    [7] Eger iyilik ve guzellik islerseniz, kendinize iyilik etmis olursunuz; ve eger kotuluk ederseniz yine kendinize... Artık diger fesadınızın ceza vaadi gelince de, (onceki dusmanlarınız size kotuluk ederek kederinizden dogan) fenalık eserini yuzlerinize cıkarsınlar; birinci defa girdikleri (ve tahrip ettikleri) gibi, yine Beyt-i Makdis’e girsinler ve her istila ettikleri yeri mahvedip dursunlar diye, onları uzerinize musallat ettik

    [8] Olur ki, bu ikinci azabdan sonra tevbe edersiniz de, Rabbiniz size merhamet eder; ve eger tekrar fesada donerseniz biz de (size ceza vermeye) doneriz. Biz, cehennem’i, kafirlere bir zindan yaptık

    [9] Gercekten bu Kur’an, insanları en dogru yola iletir ve salih ameller isleyen muminlere de, kendileri icin buyuk bir mukafat oldugunu mujdeler

    [10] Ahirete iman etmiyenlere de, acıklı bir azab hazırladıgımızı haber verir

    [11] Insan, hayra dua eder gibi, (kızınca) fenalıga dua eder (zararına olarak bedduada bulunur). Insan (akıbetini dusunmemekle) pek aceleci olmustur

    [12] Biz, geceyi ve gunduzu kudretimize delalet eden iki alamet yaptık da, sonra gece alametini giderip yerine gunduz alametini (esyayı) gosterici kıldık, ki Rabbinizden (gecim icin) bir lutuf arayasınız, yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz. Biz, her seyi apacık olarak beyan ettik

    [13] Herkesin amelini kendi boynuna taktık (ondan ayrılamaz). Kıyamet gunu onun icin bir kitap cıkaracagız ki, ona acılmıs olarak kavusacak

    [14] (Ona soyle diyecegiz): “- Oku kitabını, bugun uzerine hesap gorucu olarak nefsin sana yeter.”

    [15] Kim dogru yolda giderse ancak kendisi icin dogru yolda bulunur (Sevab kendisinedir). Kim de sapıklık ederse, yalnız kendi aleyhine sapıklık eder (cezasını ceker). Hic bir gunahkar da baskasının gunahını tasımaz. Bir de biz, bir Peygamber gondermedikce azab etmeyiz

    [16] Bir memleketi helak etmek istedigimiz zaman, o memleketin zevke duskun onculerine Peygamberlerinin diliyle itaat emrederiz. Onlar, orada boyun egmezler, itaat etmezler. Artık o memleket uzerine hukum gerceklesmistir. Iste o memleketi kokunden helak eder de ederiz

    [17] Nuh’dan sonra nice asırlar boyu insanları helak ettik. Kullarının gunahlarına Rabbinin Habir, Basir olması yeter

    [18] Kim ameli ile dunya menfaatını isterse, diledigimiz kimseye istedigimiz seyi, dunyada pesin veririz; sonra da onu cehennem’e koyarız; kotulenmis ve rahmetten kogulmus bir halde ona ulasır

    [19] Kim de mumin oldugu halde ahireti ister ve calısmasını da onun icin yaparsa, iste bunların calısmaları makbul olur

    [20] Her birine: dunyayı isteyen sunlara da, ahireti isteyen bunlara da, Rabbinin dunyadaki ihsanından veririz. Rabbinin dunyadaki ihsan ve bahsisi hic kimseden menedilmis degildir

    [21] Bak, bir kısmını digerine nasıl ustun kıldık (rızk ve mevkilerini degisik yaptık). Elbette ahiret, derece farkları yonunden daha buyuktur, faziletce de daha yuksektir

    [22] Allah ile beraber baska ilah edinme ki, sonra kınanmıs ve dayanaksız kalırsın

    [23] Rabbin kesin olarak sunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, ana babaya guzellikle muamele edin, eger onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık haline ulasırsa, sakın onlara “Of” bile deme ve onları azarlama. Ikisine de iyi ve yumusak soz soyle

    [24] Ikisine de acıyarak tevazu kanadını indir ve soyle de: “-Ey Rabbim! Onlar, beni kucukken terbiye edip yetistirdikeri gibi, sen de kendilerine merhamet et.”

    [25] Rabbiniz, icinizdekini daha iyi bilir. Eger iyi kimseler olursanız, elbette Allah, kendine donup tevbe edenleri bagıslayıcıdır

    [26] Akrabaya, yoksula ve yolda kalmısa hakkını ver. Bununla beraber (malını) busbutun sacıp savurma

    [27] Cunku israf yapanlar, Seytanların kardesleridir. Seytan ise, Rabbine karsı cok nankor bulunuyor

    [28] Eger Rabbinden istedigin bir rızkı (kendi ihtiyacından dolayı) aramak icin, o akraba, yoksul ve yolda kalmıslardan yuz cevirmek mecburiyetinde kalırsan (verecek durumun olmazsa), o zaman da kendilerine yumusak bir soz soyle

    [29] Elini boynuna baglı kılma (cimri olma) ve busbutun de onu acıp israf etme ki, sonra kınanmıs olursun ve eli bos acıkta kalırsın

    [30] Gercekten senin Rabbin, diledigi kimse icin, rızkı genisletir ve daraltır. Suphe yok ki Allah, kullarının hallerinden haberdardır, her seyi gorendir

    [31] Bir de fakirlik korkusu ile (Cahiliyyet devrinde oldugu gibi) cocuklarınızı oldurmeyin. Onlara da, size de rızkı biz veririz. Muhakkak ki onları oldurmek, cok buyuk bir gunah bulunuyor

    [32] Zinaya da yaklasmayın, cunku o , pek cirkindir ve kotu bir yoldur

    [33] Haklı bir sebep olmadıkca, Allah’ın (oldurulmesini) haram ettigi cana kıymayın. Kim haksızlıga ugrayarak oldurulurse, biz o olunun (geride kalan) velisine bir yetki verdik (olunun hakkını oldurenden ister). O da cana kıyma isinde ileri gitmesin (Ser’i hukumlerin dısına cıkmasın). Cunku o veli, (dinin kendisine verdigi yetki ile) yardım olunmus bulunuyor

    [34] Yetimin malına da yaklasmayın. Ancak rusdune (yasına) erisinceye kadar en guzel sekilde (malını koruyup cogaltmak icin) yaklasabilirsiniz. Bir de ahdi (yapılan sozlesmeyi) yerine getirin, cunku verdigi sozden cayan (kıyamet gunu) sorumludur

    [35] Olctugunuz zaman tam olcun, dogru terazi ile tartın. Bu (dogru olcmek ticaretiniz icin) daha hayırlıdır ve netice itibariyle de daha guzeldir

    [36] Hakkında bilgi sahibi olmadıgın bir seyin ardınca gitme, cunku kulak, goz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur

    [37] Yer yuzunde kibir ve azametle yurume, cunku sen, asla Arz’ı yaramazsın ve boyca da daglara erisemezsin

    [38] Kotu olan butun yasaklar. Rabbinin katında mekruhtur

    [39] (Ey Rasulum), iste bunlar, Rabbinin sana vahyettigi hikmetlerdendir. Sakın Allah ile beraber baska bir ilah uydurma ki, sonra yerinmis, Allah’ın rahmetinden uzaklastırılmıs olarak cehenneme atılırsın

    [40] (Melekler, Allah’ın kızlarıdır, diyen ey musrikler!) Rabbiniz, size ogulları has kıldı da, kendisi meleklerden disiler mi edindi? Gercekten siz cok buyuk soz soyluyorsunuz

    [41] Biz, Bu Kur’an’da ibret misalleri verdik; cennet’le mujdeledik, Cehennem’le korkuttuk ki, dusunup akıllarını baslarına alsınlar. Halbuki bu, ancak onların hakdan nefretini artırıyor

    [42] (Ey Rasulum, musrikler hakkında) de ki: “-Allah’la beraber, dedikleri gibi ilahlar olaydı, o takdirde bu ilahlar Ars’ın sahibine (Allah’a ustun gelmek icin) muhakkak ki bir yol ararlardı. (onunla carpısırlardı).”

    [43] Allah, onların soyledikleri seylerden cok buyuk bir yukseklikle munezzehtir

    [44] Yedi gok ve yer, bir de bunlar icinde bulunanlar (insan, cin ve melekler) Allah’ı tesbih ederler. Hicbir varlık yoktur ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin. Fakat siz, onların tesbihini (dillerini bilmediginizden) anlamazsınız. O gercekten Halim’dir, Gafur’dur

    [45] Sen Kur’an’ı okudugun zaman, biz, seninle ahirete inanmıyanların arasına gorunmez bir perde cekeriz. (Boylece seni goremezler ve sana bir zarar yapamazlar)

    [46] Ve kalblerinin uzerine, Kur’an’ı anlamalarına engel perdeler geciririz, kulaklarına da bir agırlık veririz. Rabbini, Kur’an’da tek (essiz) olarak andıgın zaman da, urkerek arkalarını doner giderler

    [47] Onlar senin okuyusunu dinlerken nasıl (alay ederek) dinlediklerini, birbirleriyle fısıldasırlarken de o zalimlerin: “- Siz ancak buyulenmis bir adama tabi oluyorsunuz.” demekte olduklarını biz cok iyi biliyoruz

    [48] Bak, seni nelere nisbet ettiler (sairdir, sahirdir, mecnundur dediler) de nasıl dalalete dustuler! Artık hak yolu bulmaga gucleri yetmez

    [49] Bir de soyle dediler: “-Biz, kemik ve toz yıgını oldugumuz vakit mi, gercekten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecegiz?”

    [50] (Ey Rasulum, onlara) soyle: “- Ister tas olun, ister demir olun

    [51] Yahud gonlunuzde buyuyen (daglar ve gokler gibi kuvvetli) her hangi bir yaratık olun, muhakkak oldurulecek ve diriltileceksiniz.” Onlar soyle diyeceklerdir: “-O halde, oldukten sonra bizi kim diriltilip geri cevirecek?” Sen de de ki: “-Sizi ilk defa yaratamıs olan kudret sahibi Allah diriltecek.” O zaman alay ederek baslarını sallayacaklar da: “- Ne vakit o?” diyecekler. De ki: “-Muhakkak olması yakındır

    [52] (Allah, kıyamette hesaba cekmek icin) sizi cagıracagı gun, tam bir hurmetle onun emrine kosacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde, pek az bir muddet kaldınız.”

    [53] Mumin kullarıma soyle ki, (kafirlere) en guzel olan kelimeyi (yumusak ve tatalı sozlu) soylesinler, cunku Seytan aralarına fesad sokar. Suphe yok ki, Seytan, insan icin acık bir dusmandır

    [54] (Onlara soyliyeceginiz en guzel kelime sudur):”- Rabbiniz, sizi, cok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, yahut dilerse (kufur uzere olmekle) size azab eder”. Seni de (ey Rasulum kendilerini imana zorlamak icin) uzerlerine bir vekil gondermedik. (Bu ayetin hukmu kıtal ayeti ile nesh edilmistir)

    [55] Rabbin, goklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir, (onlardan diledigine Peygamberlik verir.) Muhakka ki, biz, peygamberlerin bazısını (faziletce) bazısına ustun kıldık. Davud’a da (ahir zaman peygamberinin faziletini bildiren) Zebur’u verdik. (Bu ayet-i kerime, “Ebu Talib’in yetimi nasıl peygamber olabilir? diyen Kureys kafirlerini reddetmektedir)

    [56] Ey Rasulum, musriklere de ki: “- Allah’dan baska, ilahlarınız diye inandıklarınızı cagırın, size yardım etsinler. Bu takdirde sizden sıkıntıyı ne kaldırabilirler, ne de degistirebilirler

    [57] (Musriklerin ilah diye tapındıkları) bunlar (Melekler), iclerinden hangileri hayır (Ibadet) yapmakla (Allah’a) yakın olacak kaygısı ile Rablerine vesile (derece yakınlıgı) ararlar; rahmetini umarlar ve O’ndan korkarlar. Cunku Rabbinin azabı korkunctur

    [58] Hic bir memleket (halkı) yoktur ki, kıyamet gununden once biz onu (oldurerek) helak etmiyelim, yahut siddetli bir azab ile azablandırmıyalım. Bu, Levh-i Mahfuzda yazılıdır

    [59] (Kureys kavminin iman etmek icin istedigi) o mucizeleri gondermekten bizi alıkoyan da yoktur. Ancak bu mucizeleri, evvelki ummetler yalanladılar (Yine imana gelmediler). Biz, Semud’a, acık bir mucize olarak o disi deveyi verdik de, sonra inkar edip oldurduler. Halbuki biz, o mucizeleri, ancak korkutmak icin gondeririz

    [60] Vaktiyle sana soyle vahyetmistik: Muhakkak Rabbin, insanları (Kureys kafirlerini azab ile) kusatmıstır. Isra gecesi, sana, o alenen gosterdigimizi ve Kur’an’da lanet edilen (ve cehennem’in dibinde biten Zakkum isimli) agacı da, yalnız insanlara bir imtihan yaptık (insanlardan kimi Isra hadisesini, kimi de cehennemde agac bitecegini inkar etti). Biz, onları korkutuyoruz. Fakat bu, ancak onlara buyuk bir taskınlık ilave ediyor

    [61] Yine hatırla ki, bir vakit meleklere: “- Adem icin secde edin.” demistik de onlar hemen secde etmislerdi. Fakat, Iblis secde etmemis, soyle demisti: “- Ben, bir camur halinde yarattıgın kimseye secde eder miyim? “

    [62] Iblis, baksana su uzerime mukerrem kıldıgın kimseye! Eger kıyamet gunune kadar beni geciktirirsen, yemin ederim ki, Adem’in zurriyetini (nesilini) -azı mustesna olmak uzere- muhakkak kandırıp kendime baglarım, demisti

    [63] Allah, soyle buyurdu: Def ol git! Artık onlardan kim sana uyarsa, biliniz ki, cehennem de sizin cezanızdır; mukemmel bir ceza

    [64] Hem insanlardan gucun yettigi kimseleri, sesinle (Sehevi calgılarla) kaydır ve fenalıga goturen suvarilerinle, piyadelerinle uzerlerine yaygara kopar. (Haram kazandırmakla) mallarına ve (zina yaptırmakla) evladlarına ortak ol; onlara (yalan yere) vaadlerde bulun. Fakat Seytan, onlara, yalnız bir aldanıs vaad eder

    [65] Dogrusu, benim o gercek kullarım var ya! Senin (ey Iblis) onlar uzerine hic bir hakimiyetin yoktur. Rabbin ise, vekil olarak yeter

    [66] Rabbiniz o varlıktır ki, fazlından nasip arayasınız diye sizin icin denizde gemiler yurutuyor. Muhakkak ki, O, size, cok merhametli bulunuyor

    [67] Denizde bogulma korkusunun siddeti, size geldigi zaman, Allah’dan baska taptıgınız butun putlar hatırınızdan, kaybolur; yalnız O’na dua edersiniz. Fakat Allah sizi kurtarıp karaya cıkarınca da (tevhid dininden) yuz cevirirsiniz. Insan, cok nankor bulunuyor

    [68] Acaba denizden karaya cıkmanızla, kara tarafında sizi yere gecirmesinden, yahud uzerinize cakıllı bir ruzgar salıvermesinden emin mi oldunuz? (Allah bunu da yapar). Sonra (kendinizi koruyucu) hic bir vekil bulamazsınız

    [69] Yoksa, sizi tekrar denize dondurup de uzerinize, kırıp dokucu bir ruzgar fırtınası gondermesinden ve boylece sizi ettiginiz nankorluk sebebiyle bogmasından emin mi oldunuz? Sonra bu yaptıgımıza karsı aleyhimize size yardım edecek (intikam alacak) bir koruyucu bulamazsınız

    [70] Gercekten biz, Ademogullarını (diger hayvanlar uzerine) ustun kıldık. Karada ve denizde tasıtlara yukledik ve onlara hos rızıklar verdik. Kendilerini, yarattıklarımızdan cogunun uzerine ustun kıldık

    [71] (Ey Rasulum), butun insanları peygamberleriyle cagıracagımız kıyamet gununu hatırla... O gun (amellerinin) kitabı sag eline verilenler, iste onlar kitablarını (sevincle) okuyacaklar ve kıl kadar zulme ugratılmıyacaklar

    [72] Kim de bu dunyada (hakkı gorup kabul etmiyecek sekilde) kor olursa, artık o, ahirette de kordur ve yol bakımından da daha sapıktır

    [73] Az kalsın seni bile, sana vahy ettigimizden baskasını bize iftira edesin diye, fitneye dusureceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi. (Bu ayet-i kerime, Sakif kabilesinin, Hz. Peygamber efendimizden din hukumlerini kendi menfaatlerine uygun olarak degistirmesini istemeleri uzerine nazil olmustur)

    [74] Eger biz sana sebat vermemis olsaydık, sen onlara az bir sey meyledecektin

    [75] O takdirde, dunya ve ahiret azabını iki kat olarak sana muhakkak taddıracaktık. Sonra bize karsı kendin icin hic bir yardımcı bulamıyacaktın

    [76] (Ey Rasulum), yakında seni bu Mekke’den cıkarmak icin muhakkak ki, seni rahatsız edecekler ve o takdirde kendileri de arkandan pek az kalacaklar (helak olacaklardır)

    [77] Senden once gondermis oldugumuz peygamberler icin, bunu (Peygamberleri yerlerinden cıkaranların helak edilisini, Allah bir) aded etmistir. (Ey Rasulum) sen bizim adetimizde (kurdugumuz yolda) hic bir degisiklik bulamazsın

    [78] Gunesin oglede zevali dolayısiyle gece karanlıgına kadar (ogle, ikindi, aksam ve yatsı vakitlerinde) geregi uzere namazı kıl, bir de sabah namazı kıl. Cunku, sabah namazında gece ve gunduz melekleri hazır bulunur

    [79] (Ey Rasulum), sana mahsus fazla bir namaz olarak, gece uykudan kalk da, Kur’an ile teheccud (gece namazı) kıl. Rabbinin, seni bir Makam-ı Mahmud’a (ahiretteki Sefaat Makamına) gondermesi yakındır

    [80] De ki: “-Rabbim! Beni, rıza ve kolaylık konulusu ile kabre koy ve kıyamet dirilisinde de, beni, iyi bir cıkarısla cıkar; tarafından bana, kafirleri maglup edecek kudretli bir yardımcı ver.”

    [81] De ki: “- Hak geldi ve batıl yok oldu gitti. Gercekten batıl daima yokluga mahkum bulunmaktadır.”

    [82] Biz Kur’an’dan oyle ayetler indirmekteyiz ki, muminler icin sifa ve rahmettir. Zalimlerin de ancak sapıklıgını artırır

    [83] Biz, insana (saglık ve genislik gibi) nimet verdigimiz zaman, Allah’ı anmaktan yuz cevirip yan cizer. Ona fenalık dokununca da pek umitsiz olur, (Allah’ın ihsanından umidini keser)

    [84] De ki: “- Herkes bulundugu hal ve niyyetine gore is yapar. O halde, kimin yolca daha dogru oldugunu, Rabbin daha iyi bilir

    [85] (Ey Rasulum) bir de sana ruh’dan, (Ruh’un hakikatından) soruyorlar. De ki; ruh Rabbimin bildigi bir istir ve size ilimden ancak az bir sey verilmistir

    [86] Yemin olsun ki, eger dilesek, sana vahyettigimiz Kur’an’ı kalblerden ve yazılı satırlardan gideririz; sonra onu kalblere ve satırlara geri cevirecek bize karsı, kendine bir vekil bulamazsın

    [87] Fakat Kur’an’ı kalbinde ezberlemen, ancak Rabbinin bir ihsanıdır. Gercekten O’nun, senin uzerindeki ihsanı cok buyuktur

    [88] Ey Rasulum, de ki: “- Yemin olsun, eger insanlar ve cinler bu Kur’an’ın benzerini getirmek uzere toplansalar, birbirlerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

    [89] Yemin olsun ki, biz bu Kur’an’da insanlar icin her cesit manayı tekrar ettik. Fakat insanların cogu kabulden yuz cevirdi, ancak kufru secti

    [90] (Kur’an’ın belagat ve azameti karsısında aciz kalan musrikler soyle) dediler: “- Biz, sana, asla inanmayız; ta ki bizim icin su yerden (Mekke’den) bir pınar akıtırsın

    [91] Yahud hurmalıklardan ve uzumluklerden senin bir bahcen olsun da ortasından bol bol nehirler akıtasın

    [92] Yahud soyleyip zannettigin gibi, semayı parca parca azab olarak uzerimize dusuresin, yahud Allah’ı ve melekleri soyledigine sahid getiresin

    [93] Yahud altından bir evin olsun, yahud semaya cıkasın; ona cıktıgına da asla inanmayız, ta ki bize, okuyacagımız bir kitap indiresin (boylece Peygamber oldugunu orada okumus olalım). De ki: “-Rabbimi tenzih ederim. Ben, ancak diger insanlar gibi bir insanım, diger peygamberler gibi de bir Peygamberim.”

    [94] Mekke’lilere dogru yolu gosteren peygamber, onlara Kur’an ile geldigi zaman, insanların iman etmelerine ancak soyle demeleri engel oldu: “Allah bir insanı mı Peygamber gonderdi, (Peygamber olarak bir Melek gondermeliydi)

    [95] (Ey Rasulum, Mekke’lilere) soyle de: “- Eger (insanlar gibi) yeryuzunde, yuruyup duran Melekler olsaydı, elbette onlara da gokten melek bir peygamber gonderirdik

    [96] De ki: “- Allah, sizinle benim aramda sahid yeter. Muhakkak ki o, kullarının yaptıgından haberdardır, butun hallerini gorendir

    [97] Allah, kime hidayet ederse o dogru yoldadır, Kimi de sapıklıga dusururse, artık bunlar icin Allah’dan baska asla yardımcılar bulamazsın. Biz, o kafirleri kıyamet gunu kor, dilsiz ve sagır oldukları halde yuzleri ustu surunerek hasredecegiz. Varacakları yer cehennem’dir, onun atesi dindikce, onlara atesi artıracagız

    [98] Bu, onların cezasıdır; cunku onlar, ayetlerimizi inkar ettiler ve soyle dediler: “- Biz, bir yıgın kemik ve ufalanmıs toz oldugumuz zaman mı, gercekten yeni bir yaratılısla diriltilecegiz!...”

    [99] Onlar, gokleri ve yeri yaratan Allah’ın kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya kadir oldugunu gorup bilmediler mi? Allah, o insanlar icin, bir de ecel (olum vakti) tayin buyurdu ki, onda hic suphe yok. Fakat zalimler, hakkı kabulden yuz cevirdiler; ancak kufru sectiler

    [100] (Ey Rasulum, kafirlere) de ki: “- Eger siz, Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o vakit, harcayıp tuketmek korkusuyla muhakkak tutkunluk ederdiniz.” Insan cok cimri bulunuyor

    [101] Yemin olsun ki, biz Musa’ya apacık dokuz mucize verdik. Israilogullarına sor, Musa onlara geldigi vakit, Firavun ona soyle demisti: “Ya Musa! Ben seni, muhakkak buyulenmis zannediyorum.”

    [102] Musa dedi ki: “Pekala bilirsin ki, bu mucizeler birer ibret olsunlar diye, goklerin ve yerin Rabbinden baskası indirmemistir. Ben de, ey Firavun! Seni helak olmus zannediyorum.”

    [103] Nihayet Firavun, Musa ve kavmini Mısır arazısinden cıkarmak istedi. Biz de hem kendisini, hem beraberindekileri toptan denizde boguverdik

    [104] Arkasından Israilogullarına soyle dedik: Firavun’un sizi cıkarmak istedigi arazide siz oturun. Sonra ahiret vaadi (kıyamet) geldigi zaman, onları da sizi de bir araya getirecegiz (Sonra aranızda hukum vererek iyi ve kotu olanlarınızı ayıracagız)

    [105] Biz, bu Kur’an’ı hakkı tesbit icin indirdik ve o hikmet ile indi. Seni de ancak itaatkarları mujdeleyici ve asileri korkutucu olarak gonderdik

    [106] Hem onu, bir Kur’an olarak ayetlere ayırdık ki, insanlara dura dura okuyasın. Biz, onu yavas yavas (ve ayet ayet yirmi uc yılda) indirdik

    [107] (Ey Rasulum), de ki: “- Ister ona inanın ister inanmayın (bu tutumunuz, Kur’an’ın kemalini degistirmez.) cunku Kur’an’dan once kendilerine Tevrat’la, ahir zaman Peygamberinin vasfına dair ilim verilenlere karsı, Kur’an okundugu zaman, yuzleri ustu secdeye kapanıyorlar. (Allah’a sukrediyorlar)

    [108] Ve soyle diyorlar: “- Rabbimizi tenzih ederiz (vaadini yerine getirir). Gercekten Rabbimiz vaadi yerine getirilmis bulunuyor.”

    [109] Hem aglayarak yuzleri ustu secdeye kapanıyorlar, hem de bu Kur’an’ı isitmek, onların kalb yumusaklıgını artırıyor

    [110] De ki: “-Ister, Allah deyip dua edin, ister Rahman deyin; hangisini derseniz, onundur en guzel isimler (Esma-i Husna), Namazında sesini pek yukseltme, cok da gizleme. Bu ikisinin arasını bir yol tut. (Ebu Cehil, Peygamber Efendimizin Ya Allah!... Ya Rahman!, diye dua ettigini isitince: “- Bizi iki ilaha ibadet etmekten alıkoyuyor, halbuki kendisi baska bir ilaha dua ediyor.” demis ve bu ayet-i kerime, bunun uzerine nazil olmustur)

    [111] Soyle de : “- Evlad edinmeyen, mulkunde ortagı bulunmıyan ve zelil kimselerden yardımcısı olmayan Allah’a hamd olsun...” O’nu noksanlıklardan yucelt de yucelt

    Kehf

    Surah 18

    [1] Hamd o Allah’a mahsustur ki, kulu Muhammed’e (Aleyhisselama) Kur’an’ı indirdi, onun mana ve lafzında bir carpıklık yapmadı

    [2] Dosdogru olarak kendi katından imansızlıkları siddetli bir azap ile korkutmak ve salih ameller isliyen muminlere guzel bir ecir (cennet) oldugunu mujdelemek icin yaptı

    [3] Ebediyyen orada (cennet’de) kalacaklardır

    [4] Bir de “Allah cocuk edindi” diyenleri (azabla) korkutmak icin yapmıstır. (*) Dikkat!...(Secde) ayetidir

    [5] Allah cocuk edindigine dair ne kendilerinin bir ilmi vardır, ne de (taklid ettikleri) babalarının. Agızlarından cıkan o soz ne buyuk!... Onlar, ancak yalan soyluyorlar

    [6] Simdi bu Kur’an’a iman etmezlerse, belki arkalarından esef ederek kendini uzeceksin

    [7] Biz, yeryuzunde olan seyleri, yer halkına bir sus yaptık ki, insanların hangisi daha guzel bir amelde bulunacagını imtihan edelim

    [8] Su da muhakkak ki, biz, yeryuzunde olan seyleri (susleri) kupkuru bir toprak yaparız

    [9] Yoksa, (ey Rasulum), uzun zaman magarada uykuda kalan Kehf ve Rakim ashabı, bizim mucizelerimizden sasılacak bir sey oldular mı sandın? (Kehf: Genis magaraya denir. Rakim: uykuya dalanların koy adı ve kopeklerinin adıdır. Bir rivayette de uykuda kalanların adlarının yazılı bulundugu kitabın ismidir)

    [10] Hatırla ki, o vakit, o genc yigitler magaraya sıgındılar da soyle dediler: “-Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve isimizden bize bir basarı hazırla.”

    [11] Bunun uzerine, nice seneler magarada uzerlerine uyku bıraktık ve kendilerini (uc yuz dokuz yıl) uyuttuk

    [12] Sonra onları uyandırdık ki, (mumin ve kafir) iki toplulugun hangisi, onların magarada bekledikleri muddeti daha iyi hesap etmistir, fiilen bilelim

    [13] Biz, sana, onların haberlerini dogru olarak anlatalım: Gercekten bunlar, Rablerine iman eden birkac genclerdi. Biz de onların hidayetlerini (sebatlarını) artırmıstık

    [14] (Padisah Dekyanos kafirin huzurunda putlara tapmayı terkeden bu yigitler), ayaga kalkıp da: “-Bizim Rabbimiz, goklerin ve yerin Rabbidir; asla ondan baskasına ilah deyip tapmayız, o takdirde muhakkak sacma soylemis oluruz

    [15] Su bizim kavmimiz, Allah’dan baska ilah’lar edindiler. Bunlara ibadet etmek lazım geldigine dair acık bir delil getirselerdi ya! Artık bir yalan uydurup Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir?” dedikleri zaman, kalblerine sebat verdik

    [16] (Yigitlerden biri, diger arkadaslarına soyle demisti): “- Madem ki siz, kavminizden ve onların Allah’dan baska taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde magaraya cekilin ki, Rabbiniz rahmetinden size genislik versin ve size, isinizde bir kolaylık hazırlasın.”

    [17] (Ey Rasulum, bir baksaydın) gorurdun ki, gunes dogdugu zaman, magaranın sag tarafına yonelir (ısınları onlara zarar vermez); battıgı zaman da, onları sol taraftan terkederdi, Onlar, magaranın genis bir yerinde idiler. Iste bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah’ın hidayet ettigi kimse, o, dogru yol uzeredir. Sasırttıgı kimse icin de, asla dogru yolu gosterici bir yardımcı bulamazsın

    [18] Bir de onları, (gozleri acık oldugu icin) uyanık kimseler sanırsın, halbuki onlar uykudalardır. Biz onları, (yanları incinmesin diye) saga ve sola ceviriyorduk. Kopekleri de magaranın giris yerinde iki kolunu uzatıp yatmaktaydı. Eger durumlarını goreydin, (heybetlerinden oturu) muhakkak kendilerinden (urkup) doner kacardın ve onlardan, icine korku dolardı

    [19] Onları bir mucize olarak uyuttugumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini (kudretimizle) uyandırdık da, iclerinden bir sozcu soyle dedi: “- Ne kadar durup kaldınız?” (Cevaben): “- Bir gun yahud bir gunun bir kısmı kadar eglestik.” dediler. Bir kısmı da: “-Ne kadar durdugunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Simdi siz, birinizi, bu gumus paranızla sehre (Tarsus’a) gonderin de baksın, hangi yiyecek daha temizse ondan size bir rızık getirsin; hem cok kurnaz davransın da asla sizi hic kimseye sezdirmesin” dediler

    [20] Cunku sehir halkı, sizi, ellerine gecirirlerse, muhakkak sizi tasla oldururler, yahud zorla dinlerine dondururler. Bu takdirde ebediyyen kurtulamazsınız

    [21] Boylece, insanları onların hallerine muttali kıldık ki, oldukten sonra dirilmenin hak oldugunu ve kıyametin vukuunda hic suphe olmadıgını bilsinler. Cunku (daha once, dirilmenin ruh ve cesedle veya yalnız ruhla olacagı hususunda) dinlerinin emrini aralarında tartısıyorlardı. (Allah, magaradaki bu yigitleri oldurunce, kafirler) soyle dediler: “- Ustlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onların hallerini daha iyi bilir.” Sozlerinde ustun gelen muminler: “- Mutlaka yanlarında bir mescid edinecegiz.” dediler (ve magaranın kapısı onunde namaz kılmak icin bir mescid yaptılar)

    [22] (Ehl-i kitab, Hz. Peygamber Aleyhisselamın huzurunda): “- Yigitlerin sayısı uctur, dordunculeri de kopekleridir.” diyecekler; “-Sayıları bestir, altıncıları da kopekleridir.” diyecekler ve gayb icin zanda bulunacaklar. (Muminler de): “-bunlar yedi kimsedir, sekizincileri kopekleridir.” diyecekler. Ey Rasulum, sen, onlara de ki “-Rabbim, bunların sayısını daha iyi bilendir; kendilerini ancak pek az kimseler bilir. Artık bunlar hakkında zahiri bir munakasadan baska bir munakasa yapma (isi derinlestirmeden Kur’an’da vahyolunanla iktifa et) ve bunlara dair ehl-i kitabdan kimseye bir sey sorma.”

    [23] Hic bir sey hakkında da: “- Ben, bunu, muhakkak yarın yaparım.” soyleme

    [24] Ancak sozunu, Allah’ın dilemesine baglıyarak (Allah dilerse yapacagım) soyle. (Insaallah demeyi) unuttugun zaman Allah’ı an ve soyle de: “-Olur ki Rabbim, beni, bundan daha yakın bir zamanda dosdogru bir muvaffakiyete ulastırır.”

    [25] Onlar, magaralarında uc yuz sene kaldılar ve buna dokuz yıl daha kattılar

    [26] De ki: “-Allah, ne kadar durduklarını daha iyi bilir; goklerin ve yerin gaybını bilmek O’na mahsustur. O, oyle guzel gorur, oyle guzel isitir ki!... Butun gokler ve yer halkına, O’ndan baska hic bir veli yoktur. O, hic kimseyi, hukmunde ortak yapmaz?”

    [27] Rabbinin kitabından sana ne vahy olunduysa onu oku. O’nun sozlerini degistirebilecek (bir kuvvet) yoktur. Sen de, ondan baska asla bir sıgınak bulamazsın

    [28] Sabah ve aksam Allah’ın rızasını dileyerek Rablerine dua eden kimselerle beraber nefsini sabırlı tut; dunya hayatının susunu arzu edip de gozlerini onlardan (o Rablerine dua edenlerden) baskasına (dunya ehline) cevirme. Bizi anmak hususunda kalbine gaflet verdigimiz kimseye itaat etme ki, o, keyfinin ardına dusmus ve isi de, haddini asmak olmustur

    [29] (Ey Rasulum), de ki: “- Kur’an Rabbinizden gelen bir hakdır. Artık dileyen iman etsin, dileyen kafir olsun. Cunku biz, zalimler icin boyle bir ates hazırladık ki, onun kalın duvarları kendilerini kusatmaktadır.” Onlar, susuzluktan imdad istedikce, erimis maden tortusu gibi kaynar su ile imdad edilirler ki, o, yuzleri kavurur. O ne fena ickidir ve o ates de ne kotu konuklama yeridir

    [30] Gercekten iman edip salih ameller isleyenlere gelince: Suphe yok ki, biz, oyle guzel bir amel isleyenin mukafatını zayi etmeyiz

    [31] Boyledirler, onlara, meskenlerinin altından nehirler akar, Adn cennetleri var. Orada altın bileziklerden suslenecekler, ince ve kalın diba’dan yesil elbise giyecekler, koltuklar uzerine dayanıp kurulacaklardır. O cennet, ne guzel mukafat ve ne guzel dayanak

    [32] Kafirlere ve muminlere (su) iki adamın halini misal getir: Birine her turlu uzumden iki bag vermisiz ve her iki bagın da etrafını hurmalarla donatmısız, ikisinin arasında da bir ekinlik yapmısız

    [33] Iki bagın ikisi de yemislerini vermis, hic bir seyi noksan bırakmamıs, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmısız

    [34] Bu adamın baskaca geliri de var. Bundan dolayı (Bu kafir donerek mumin) arkadasına soyle dedi: “- Ben, malca senden daha zenginim, toplulukca da senden daha kuvvetliyim.”

    [35] O kafir, nefsine zulmeder oldugu halde bagına girdi; dedi ki:” - Bu bagın helak olacagını ebediyyen zannetmiyorum

    [36] Kıyametin kopacagını da sanmıyorum. Boyle olmakla beraber, eger Rabbime dondurulursem, muhakkak bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum

    [37] (Mumin olan) arkadası ona hitap ederek soyle dedi: “- seni (aslen) topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni duzgun bir adam kılıgına getiren Allah’ı inkar mi ettin

    [38] (Sen inanmıyorsun), fakat ben iman ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi ortak kosmam.”

    [39] Kendi bagına girdigin zaman; “- Bu Allah’dandır, benim kuvvetimle degil, Allah’ın kuvveti ile olmustur” deseydin ya!... Eger beni, malca ve evlatca kendinden az goruyorsan

    [40] Olur ki Rabbim, bana, senin bagından daha hayırlısını verir; seninkinin uzerine de gokten bir afet indiriverir de yalcın bir toprak oluverir

    [41] Yahud bagının suyu cekiliverir de bir daha onu aramakla bulamazsın

    [42] Nihayet o kafirin butun serveti helak edildi. Bunun uzerine bagına yaptıgı masrafa karsı, avuclarını ogusturmaya durdu. Bag, cardakları uzerine yıkılmıs kalmıstı. “Ah ne olaydım! Rabbime hic bir ortak kosmamıs olaydım.” diyordu

    [43] Allah’dan gayri, kendisine yardım edecek bir toplulugu da yoktu, Allah’ın intikamından kendi nefsini de kurtaramadı

    [44] Iste bu halde, yardım ve hakimiyyet, hak olan Allah’a mahsustur. O, mukafatca da hayırlıdır, akıbetce de hayırlıdır

    [45] (Ey Rasulum), onlara (Mekke halkına) dunya hayatının halini soyle temsil yap: (Dunya varlıgı), gokten indirdigimiz bir yagmura benzer ki, onunla arzın bitkileri (her renk ve cicekten) birbirine karısmıs, nihayet bir cop kırıntısı olmustur. Ruzgarlar onu savurur gider. Allah her seye muktedir bulunuyor

    [46] (O ogunup durdukları) mal ve ogullar, dunya hayatının susudur. Baki kalacak olan salih ameller ise, Rabbinin katında sevabca da hayırlıdır, emelce de hayırlıdır

    [47] O kıyamet gununu hatırla ki, dagları yurutecegiz ve arzı cırılcıplak goreceksin. Insanları, hesap yerine toplamısız da onlardan hic bir kimse bırakmamısız

    [48] Onlar, saf halinde Rabbine arzedilmislerdir. (Sonra onlara soyle denir): Yemin olsun ki, sizi ilk once yarattıgımız gibi (cıplak olarak) bize geldiniz. Fakat, size kıyamet icin yaptıgımız vaadi yerine getirmiyecegiz, sanmıstınız; degil mi

    [49] Amel defterleri (ellerine) konmustur. Artık o mucrimleri goreceksin ki, (defterlerinde yazılı) gunahlardan korkmuslar ve soyle diyorlar; “-Eyvah bize! Bu deftere ne olmus, (gunahlarımızdan) kucuk buyuk bırakmayıp hepsini toplamıs!” Onlar, butun yaptıklarını (defterlerinde) hazır bulmuslardır. Senin Rabbin, hic kimseye zulmetmez

    [50] Yine hatırla o vakti ki, biz meleklere: “- Adem icin secde edin.” Demistik de hemen secde etiler; yalnız Iblis, cinden idi de Rabbinin emrinden cıktı. Simdi (ey insanogulları), beni bırakıp da Iblis’i ve ona baglıları kendinize dostlar edinir misiniz ki, onların hepsi size dusmandır. (Bunu yapmak), zalimler icin ne fena bir degismedir

    [51] Ben (Azimu’s-san) Iblis ve yaranını, ne goklerle yerin yaradılısında, ne de kendilerinin yaradılısında sahid tutmadım; ve hic bir zaman (insanları) sapıtanları yardımcı edinmis degilim

    [52] O kıyamet gunu Allah kafirlere soyle buyuracak: “- Ortaklarım ve sefaatcılarınız diye zannettiginiz putlarınızı cagırın.” Hemen cagırmıs olurlar yakarırlar, fakat onlara cevap vermemis bulunurlar. Biz, kafirlerle ilahları arasına atesten bir vadi kurarız

    [53] Gunahkarlar, atesi gormusler de artık ona duseceklerini anlamıslardır; fakat ondan savusacak bir yer bulamamıslardır

    [54] Celalim hakkı icin biz, bu Kur’an’da insanlara (muhtac oldukları) her cesit misali acık olarak verdik. Insan ise, batıl ile dusmanlık ve munakasa etmekte her seyden fazladır

    [55] Insanlara Peygamber ve Kur’an geldigi zaman, onları iman etmekten ve Rablerine magfiret dilemekten alıkoyan, ancak kendilerine evvelkilerin sunnetinin (helak edilenlerin ibret sahnesinin) gelmesini veya ahiret azabının ansızın gozgore gelip catmasını beklemek olmustur

    [56] Halbuki biz, peygamberleri ancak (iman edenleri cennetle) mujdeleyici ve (kafirleri cehennem’le) korkutucu olmak uzere gondeririz. Kufredenler ise, hakkı (Kur’an’ı), batıl ile kaydırıp gidermek icin mucadele ediyorlar. Ayetlerimizi ve korkutuldukları azabı da eglence yerine tuttular

    [57] Rabbisi ayetleriyle nasihat edilip de, onlardan yuz ceviren ve daha once yaptıgı gunahları unutan kimseden daha zalim kim olabilir? Biz, onların kalbleri uzerine, Kur’an’ı (gercegi) anlamalarına engel bir takım perdeler cektik ve kulaklarına da sagırlık verdik. Sen onları dogru yola davet etsen de, bu halde, ebediyyen hidayete gelmezler

    [58] Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin cok bagıslayıcıdır. Eger Allah, onları, yaptıkları gunahlar yuzunden yakalayıverecek olsaydı, haklarında azabı hemen verirdi. Fakat onlar icin vaad edilen bir azap vakti vardır ki, o geldigi zaman, Allah’ın azabından bir kurtulus yeri bulamazlar

    [59] Iste gecmis zamanlardaki memleketleri!... Onların halkını, yaptıkları zulum sebebiyle helak ettik ve bunların helakleri icin de belirli bir vakit tayin eyledik

    [60] Bir vakit Musa, hizmetinde bulunan gencine soyle demisti: “- Iki denizin birlestigi yere (Bogaza) varıncaya kadar (Hızır Aleyhisselama kavusmak icin) gidecegim, yahud senelerce gidecegim.”

    [61] Bunun uzerine, ikisi de iki deniz kavsagına varınca (tuzlanmıs olarak getirdikleri ve canlandıgı zaman Hızır ile bulusmus olacakları) balıklarını unuttular. (Allah’ın vaadı ve izniyle balık canlanmıs ve) denizde bir delige dogru yolunu tutmustu

    [62] Iki deniz kavsagını gectikleri zaman, Musa, genc arkadasına: “-Kusluk yemegimizi getir, gercekten biz bu yolculugumuzdan yorgun dustuk.” dedi

    [63] Genc arkadas (Yusa), Musa’ya soyle dedi: “- Gordun mu, (balıgı canlı olarak bulmakla vaadedildigimiz yerdeki) kayaya sıgındıgımız vakit, dogrusu ben balıgı unutmusum. Onu hatırlamamı, muhakkak seytan bana unutturdu. O tuhaf bir sekilde denizdeki yolunu tutmustu.”

    [64] Musa: “- Iste aradıgımız bu idi.” dedi. Bunun uzerine izlerine donup gerisin geri gittiler

    [65] Nihayet kullarımızdan bir kul (olan Hızır’ı) buldular ki, biz ona, katımızdan bir vahy vermis ve tarafımızdan (gayblara dair ozel) bir ilim ogretmistik

    [66] Musa, Hızır’a: “Sana ogretilen ilimden bana ogretmek sartı ile sana uyayım mı?” dedi

    [67] Hızır dedi ki: “- Dogrusu sen benimle asla sabredemezsin

    [68] Ic yuzunu bilmedigin seye nasıl sabredeceksin

    [69] Musa: “-InsAllah beni sabırlı bulacaksın ve senin hic bir isine karsı gelmiyecegim.” dedi

    [70] Hızır dedi ki: “- O halde bana tabi olacaksan, kendisinden ben bir soz acmadıkca, bana hic bir seyden sorma.”

    [71] Boylece kalkıp gittiler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, Hızır, gemiyi (bir balta ile delip) yaraladı. Musa, ona soyle dedi: “- Geminin icindekileri bogasın diye mi onu deldin? Dogrusu cok buyuk bir is yaptın!”

    [72] Hızır: “-Sen, benimle asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi

    [73] Musa dedi ki: “- Beni, unuttugum seyle muahaze etme ve bu isimden dolayı bana bir gucluk cıkarma.”

    [74] Yine gittiler. Nihayet bir oglana rastgeldikleri vakit, tuttu Hızır bunu olduruverdi. Musa dedi ki: “- Tertemiz (gunah islememis) bir kimseyi, bir can karsılıgı olmaksızın oldurdun ha!... Dogrusu gorulmemis bir sey yaptın.”

    [75] Hızır dedi ki: “-Sen, benimle asla sabredemezsin, demedim mi sana?”

    [76] Musa soyle dedi: “- Eger bundan sonra bir sey sorarsam, artık bana arkadaslık etme. Dogrusu tarafımdan (yapılacak) son ozre ulastın.”

    [77] Bunun uzerine yine gittiler. Sonunda bir memleket halkına vardılar ki, ora halkından yemek istedikleri halde, kendilerini misafir etmekten cekinmislerdi. Derken yıkılmak uzere olan bir duvar buldular. Hızır onu hemen dogrultuverdi. (Musa, ona) dedi ki: “-Isteseydin, bu isine karsı bir ucret (ekmek parası) alırdın.”

    [78] Hızır soyle dedi: “-Iste bu itiraz, seninle benim aramın ayrılmasına sebep olmustur. Sana, o sabredemegin seylerin ic yuzunu haber vereyim

    [79] Evvela gemi, denizde calısan bir takım yoksullarındı. Ben, o gemiyi kusurlu yapmak istedim. (Cunku) otelerinde, her saglam gemiyi zorla alan bir padisah vardı

    [80] Oglana gelince; onun ebeveyni mumin kimselerdi. Bunun icin oglanın bunları azgınlık ve kufur ile sarmasından sakındık da

    [81] Istedik ki, onların Rabbi bu oglanın yerine, kendilerine temizlikce daha hayırlısını, merhametce daha yakınını versin

    [82] Duvara gelince, duvar sehirde iki yetim oglanındı. Duvarın altında, bu oglanlar icin saklı bir define vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Onun icin Rabbin diledi ki, ikisi de rusdlerine ersinler ve definelerini cıkarsınlar. Bu, Rabbinden bir merhamet idi. Ben, bunları kendi gorusumle yapmadım (Allah’ın emriyle yaptım). Iste senin sabredemedigin seylerin ic yuzu budur.”

    [83] Ey Rasulum, bir de sana Zu’l-Karneyn’den (haber) soruyorlar, (musrikler seni imtihan etmek icin). De ki: “- Size ondan bir haber anlatacagım

    [84] Gercekten biz, Zul’-Karneyn’i (Rum hukumdarı Iskender’i) yeryuzunde iktidar sahibi yaptık ve ona (gayesine ulasmak icin) istedigi her seyden bir vasıta (sebep) verdik

    [85] O da (batıya ulasmak icin) bir yol tuttu

    [86] Nihayet gunesin battıgı yere (okyanus kıyısına) vardıgı zaman, gunesi, (sanki) siyah bir camura batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz soyle hitap buyurduk: “- Ey Zul’-Karneyn! Ya (iman etmiyenlere) azab edersin veya haklarında bir guzellik muamelesi yaparsın.”

    [87] Zul’-Karneyn dedi ki: “- Kim zulmederse (Allah’ı inkar ederse), muhakkak ona azap edecegiz. Sonra Rabbine dondurulur de Allah onu gorulmedik bir azabla cezalandırır

    [88] Amma her kim de iman edip iyi bir is yaparsa, bunu da mukafat olarak en guzel akıbet (cennet) vardır; ve ona emirlerimizden kolayını soyliyecegiz (zorluk gostermiyecegiz).”

    [89] Sonra Zul’-Karneyn (Doguya dogru) bir yol tuttu

    [90] Nihayet gunesin dogdugu yere (uzak sarka) vardıgı zaman gunesi, oyle bir kavim uzerine doguyor buldu ki, onlara, gunesten kendilerini koruyacak bir siper (ev veya elbise gibi bir barınak) yapmamıstık

    [91] Iste Zu’l-karneyn’in kudret ve saltanatı boyleydi. Halbuki onun yanında (asker ve harp vasıtaları gibi daha) neler vardı ki, biz, tamamını ilmimizle kusatmısızdır

    [92] Sonra da (guneyden kuzeye dogru ucuncu) bir yol tuttu

    [93] Nihayet (sed yaptırmıs oldugu Ermenistan ve Azerbaycan’daki) iki dag arasına vardıgı zaman, bu dagların onunde bir kavim buldu ki, soz anlamıyacak durumda idiler (lisan bilmiyorlardı)

    [94] (Tercumanları vasıtasıyla) soyle dediler: “Ey Zu’l-Karneyn (Iki kabile olan) Ye’cuc ve Me’cuc bu yerde fesad cıkarıyorlar. Onun icin, bizimle onlar arasında bir sed yapman sartıyla sana bir vergi versek?”

    [95] Zu’l-Karneyn dedi ki: “- Rabbimin beni icinde bulundurdugu iktidar, (sizin vereceginiz vergiden) daha hayırlıdır. Haydin, bedeni kuvvetle bana yardım edin de, sizinle onların arasına bir engel yapayım

    [96] Bana demir pikleri getirin, (dagların) tam iki ucu denklestigi vakit korukleyin” dedi. Nihayet demiri bir ates haline koydugu vakit: “-Getirin bana, uzerine erimis bakır dokeyim.” dedi

    [97] Artık onu (seddi), ne asabildiler, ne de delebildiler

    [98] Zu’l-Karneyn dedi ki: “- Bu sed, Rabbimden (kullarına bir nimet ve) rahmettir. Rabbimin vaadi geldigi (kıyamet gunu yaklastıgı) zaman onu dumduz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.”

    [99] (Ye’cuc ve Me’cuc’un veya pek kalabalık insanların cıkacagı) o gun, onları, birbiri icinde dalgalanır hale bırakmısızdır; Sur’a ufurulmustur. Artık hepsini hesap icin toplamısızdır

    [100] Cehennem’i de o kıyamet gunu, kafirlere acık olarak gostermisizdir

    [101] Onlar, kafirlerdir ki, gozleri beni hatırlatan ayetlerimden bir perde icinde idi ve (kelamımı) isitmege de tahammul edemiyorlardı

    [102] O kafirler, beni bırakıp da kullarımı (melekleri ve Isa’yı) kendilerine dost edineceklerini mi sandılar? Biz, cehennemi o kafirlere bir konukluk hazırladık

    [103] (Ey Rasulum), de ki: “-Size, yaptıkları is bakımından (ahirette) en cok ziyana ugrayanları haber vereyim mi

    [104] Onlar, o kimselerdir ki, dunya hayatında yaptıkları calısmalar bosuna gitmistir; halbuki guzel bir is yaptıklarını sanıyorlardı

    [105] Bunlar, iste o kimselerdir ki, Rab’lerinin ayetlerini ve ona (hesap icin) kavusmayı inkar etmislerdi de (hayır diye) yaptıkları butun ameller bosa cıkmıs oldu. Artık onlar, icin kıyamet gunu, hic bir terazi tutmayız (cunku amelleri bosa gitmistir, tartılacak makbul seyleri kalmamıstır)

    [106] Iste durumları boyle, onların cezaları cehennemdir. Cunku kufretmisler ve benim ayetlerimle, peygamberlerimi eglenceye almıslardı (onlarla istihza ediyorlardı)

    [107] Iman edip salih amel isleyenlere gelince, onlar icin Firdevs cennetleri bir konukluk olmustur

    [108] Iclerinde ebedi olarak kalırlar, oradan ayrılmak da istemezler

    [109] (Kur’an-ı Kerimin beyanına gore, size pek az ilim verildi, diyen Yahudilere, ey Rasulum) de ki: “- Eger Rabbimin kelimeleri (ni yazmak) icin butun denizler murekkep olsa, muhakkak ki Rabbimin kelimeleri tukenmeden denizler tukenirdi, bir o kadar daha yardımcı getirsek bile...”

    [110] De ki: “- Ben, ancak sizin gibi bir insanım. Yalnız Ilahınız bir tek ilah’dır, diye bana vahyolunuyor. Onun icin her kim Rabbine kavusmayı arzu ederse salih bir amel islesin ve Rabbine yaptıgı ibadete hic kimseyi ortak etmesin.”

    Meryem

    Surah 19

    [1] Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad

    [2] Bu sana okuyacagımız ayetler, Rabbinin kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini bir anıstır

    [3] O, Rabbine gizlice yalvardıgı zaman

    [4] Soyle demisti: “-Ey Rabbim, dogrusu ben (o kimseyim ki), benim kemigim zayıflayıp gevsedi ve basımın sacı bembeyaz alev gibi tutustu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hic bir zaman mahrum olmadım

    [5] Gercekten ben, arkamdan yerime gececek varislerden endisedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun icin bana bir cocuk ihsan buyur

    [6] Ki bana da mirascı olsun, Yakub ailesine de mirascı olsun. Rabbim, sen onu (soz ve hareketleriyle) rızana kavustur.”

    [7] (Cenab-ı Hak soyle buyurdu); Ey Zekeriyya! Gercekten biz sana bir ogul mujdeliyoruz ki, adı Yahya’dır; bundan once ona hic bir adas yapmadık

    [8] Zekeriyya dedi ki: “- Rabbim, benim nereden bir oglum olacak? Hanımım kısır bulunuyor, ben de ihtiyarlıgın son haddine vardım.”

    [9] (Cebrail ona soyle) dedi: “- Dedigin gibidir, fakat Rabbin buyurdu ki, bu isi yapmak bana kolaydır. Bundan once seni yarattım, halbuki hic bir sey degildin.”

    [10] Zekeriyya soyle dedi: (Ailemin hamlini anlamak hususunda) Rabbim bana bir alamet ver. Allah buyurdu ki, senin alametin, sapasaglam oldugun halde uc gun insanlarla konusamaz hale gelmendir

    [11] Nihayet (hanımına hamil vakti gelip de konusamayınca) mihrabdan kavmine karsı (Zekeriyya) cıktı da, onlara: “- Sabah ve aksam namaz kılın.” diye isaret etti

    [12] (Biz ona Yahya’yı ihsan ettik ve soyle dedik): “- Ey Yahya! Kıtabı kuvvetle tut (Tevrat’da olan hukumlerle amel et).” Bir de daha cocukken ona hikmet verdik

    [13] Hem de tarafımızdan bir merhamet ve gunahlardan bir paklik verdik. O cok takva sahibi idi

    [14] Ebeveynine de ihsankardı, zorba ve isyankar degildi

    [15] Ona selamet olsun: Hem dogdugu gun (seytandan), hem olecegi gun (kabir azabından), hem de diri olarak kaldırılacagı gun (atesten)

    [16] (Ey Resulum) Kur’an’daki Meryem kıssasını (onlara) oku. Hani o, ibadet icin) ailesinden ayrılıp (evinin veya Beytu’l-Makdis’in) dogu tarafında bir yere cekilmisti

    [17] Sonra ailesinin onlerinde bir perde kurmustu. Nihayet ona ruhumuzu (Cebrail’i) gonderdik de kendisine duzgun bir insan seklinde gorundu

    [18] (Meryem, bu insan kılıgındaki Cebrail’e) dedi ki: “- Dogrusu ben, senden Rahman’a sıgınırım. Eger mu’min ve takva sahibi isen (fenalık yapmazsın)

    [19] Cebrail: “- Gercekten ben, sana temiz bir oglan vermek icin sırf Rabbinin gonderdigi elcisiyim.” dedi

    [20] Meryem dedi ki: “- Benim icin, nasıl bir oglan olur? Bana bir insan dokunmadı ve ben de iffetsiz bir kimse degilim.”

    [21] Cebrail soyle dedi: “- Evet, is dedigin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki, bu (baba olmaksızın cocuk vermek), bana cok kolaydır. Hem bunu, insanlara, kudretimize delalet eden bir alamet ve (Isa’yı da insanları hidayete goturen) tarafımızdan bir nimet yapacagız. Zaten (ezeldeki takdirimizde) bu is olup bitmistir

    [22] Nihayet (Cebrail’in ufurmesiyle Meryem) Isa’ya gebe kaldı ve bununla uzak bir yere cekildi

    [23] Sonra dogum sancısı onu bir hurma agacına dayanmaya goturdu: “- Ah nolaydım! Bundan once oleydim de unutulmus gitmis olaydım.” dedi

    [24] (Cebrail, yuksek bir yerde bulunan) Meryem’e asagı tarafından soyle cagırdı: “- Sakın uzulme, Rabbin senin alt yanında bir su arkı yarattı

    [25] Hurmanın da dalını kendine dogru silkele, uzerine devsirilmis taze hurmalar dokulsun

    [26] Artık ye, ic, gozun aydın olsun. Eger insanlardan birini gorursen: “- Ben Rahman’a (Allah’a) bir oruc (susmak) adadım. Onun icin bugun hic kimseye asla soz soylemiyecegim.” de

    [27] Sonra ona (cocugu Isa’yı) yuklenerek kavmine getirdi. Ona dediler ki: “- Ey Meryem! Dogrusu, sen acaip bir sey (babasız cocuk) getirdin

    [28] Ey Harun’un (soy itibariyle neslinden gelen) kız kardesi! Senin baban kotu bir adam degildi, anan da iffetsiz bir kadın degildi.”

    [29] Bunun uzerine Meryem, (kendilerine cevap vermek icin) cocugu isaret etti. Onlar: “- Biz, besikteki cocukla nasıl konusuruz” dediler

    [30] (Allah’ın bir mucizesi olarak Isa) dedi ki: “- Ben gercekten Allah’ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir Peygamber yaptı (bu tahakkuk edecektir)

    [31] Beni, her nerede olsam mubarek (hayır ogreten) kıldı ve hayatta bulundugum muddet, bana, namazı ve zekatı emretti

    [32] Beni, anneme ihsankar kıldı ve beni azgın bir zorba yapmadı

    [33] Hem dogdugum gun, hem olecegim gun, hem diri olarak (mezardan) kaldırılacagım gun, selamet benim uzerimedir.”

    [34] Iste hakkında (Yahudilerle Hristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryem oglu Isa’ya dair Allah sozu budur

    [35] Allah’ın cocuk edinmesi asla olmamıstır. O (cocuk edinmekten) munezzehtir. O, bir isi dileyince; sade ona: “Ol” der, o da oluverir

    [36] Muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na ibadet edin. Bu (size anlattıgım) biricik dogru yoldur

    [37] Sonra fırkalar (Hristiyanlarla Yahudiler) kendi aralarında ihtilafa dustuler. Artık gorulecek bir buyuk gunun (kıyametin) azabı, o kufredenlere olsun

    [38] Onlar bize gelecekleri gun, neler isitecekler, neler gorecekler! Fakat o zalimler, bugun acık bir sapıklık icindedirler

    [39] (Ey Resulum, Mekke’li) kafirleri, is bitirildigi (hesap goruldugu) zamanın dehseti ile, pismanlık gunu ile korkut. Onlar hala gaflet icindedirler, onlar iman etmiyorlar

    [40] Gercekten biz, arza ve butun uzerindekilere varis olacagız, (Bizden baska kimse kalmıyacak). Onlar da hesap icin hep bize dondurulecekler

    [41] Kur’an’da Ibrahim’i de (kavmine) anlat. Cunku o, dogrulugu cok olan bir peygamberdi

    [42] Bir vakit (Ibrahim) babasına soyle demisti: “- Ey babam! Isitmez, gormez ve sana hic bir faydası olmaz seylere nicin tapıyorsun

    [43] Ey babam! Gercekten bana, sana gelmiyen ilim gelmistir (Allah’ı bilmisimdir). O halde, bana uy da, seni dogru bir yola ileteyim

    [44] Ey babam! Seytana tapma, cunku Seytan Rahman’a (Allah’a) asi oldu

    [45] Ey babam! Dogrusu ben korkarım ki, sana Rahman’dan bir azap dokunur da Seytan’a (Cehennem’de) arkadas olursun.”

    [46] Ibrahim’e babası dedi ki: “- Ey Ibrahim! Sen benim ilahlarımdan (taptıgım putlardan) yuz mu ceviriyorsun? Yemin ederim ki, eger (onlara sovmekten) vaz gecmezsen, seni muhakkak tasla kogar oldururum. Uzun bir muddet benden ayrıl, git.”

    [47] Ibrahim soyle dedi: “- (Benden sana fenalık gelmez, emniyet ve) selam sana olsun, senin icin Rabbimden magfiret dileyecegim. Cunku O, bana cok lutufkardır

    [48] Ben, sizden ve Allah’dan baska taptıklarınızdan (putlardan) cekilip ayrılırım da, Rabbime dua (ibadet) ederim. Umulur ki Rabbime ibadet etmekle mahrum olmam (yaptıgım ibadet, sizin putlara ettiginiz ibadet gibi bosa cıkmaz.)”

    [49] Ne zaman ki, kafirleri ve Allah’tan baska taptıklarını, Ibrahim terkedip (Babil’den Sam’a) cekildi; biz de ona Ishak’ı ve Yakub’u ihsan ettik ve her birini birer Peygamber yaptık

    [50] Hem bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik (cokca mal ve evlad verdik). Hepsine de dillerde (butun dinlerde) guzel ve yuksek bir ovgu verdik

    [51] Kur’an’da Musa’yı da an; cunku o, ihlas sahibi idi ve Israil Ogullarına gonderilmis bir Peygamberdi

    [52] Biz Musa’ya Tur dagı yanında, sag tarafından nida ettik; ve munacat ettigi halde kendisine yuksek mertebe verdik

    [53] Rahmetimizden de ona, kardesi Harun’u bir peygamber olarak ihsan eyledik

    [54] Kur’an’da Ismail’i de an; cunku o, vaadinde sadıktı ve kavmine gonderilmis bir peygamberdi

    [55] Ummetine de namaz kılmayı, zekat vermeyi emrederdi ve Rabbi katında rızaya kavusmustu

    [56] Kitabta Idris’i de an; cunku o, cok sadık bir Peygamberdi

    [57] Biz onu yuce bir mevkiye (goklere veya Cennet’e) yukselttik

    [58] Iste bu adları gecenler, Allah’ın kendilerine nimet ihsan ettigi peygamberlerden, Adem soyundan ve gemide Nuh ile beraber tasıdıklarımızın neslinden, Ibrahim ve Israil neslinden, hidayete erdirdigimiz ve sectigimiz, kimselerdendir. Kendilerine Rahman olan Allah’ın ayetleri okundugu zaman, aglayarak secdeye kapanırlardı

    [59] Sonra, bu peygamberlerle, salih kimselerin arkalarından (kotu) bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, sehvetlerine uydular; bunlar da Cehennemdeki “Gayya” vadisini boylayacaklardır

    [60] Ancak tevbe edip iman eden ve salih amel isleyenler mustesna; cunku bunlar, zerre kadar zulme ugratılmayacaklar, Cennete gireceklerdir

    [61] Rahman’ın kullarına gıyabi olarak vaad ettigi “Adn” cennetlerine... Muhakkak ki Allah’ın vaadi yerini bulagelmistir

    [62] Cennet’de bir bos soz isitmezler, ancak (meleklerden veya birbirlerinden) selam isitirler. Rızıkları da oradadır, sabah ve aksam

    [63] Bu oyle bir Cennet’dir ki, biz ona kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılarız

    [64] (Cenab-ı Hak’dan vahy getirmekte olan Cebrail aleyhisselamın bir aralık gecikmesinden endiselenen Rasulullah Efendimize, Cebrail soyle hitap etmistir): “Biz, senin Rabbinin emri olmadıkca inmeyiz. Onumuzdeki ve ardımızdaki (butun gecmis ve gelecek seyler) ve bunların arasındakiler hep O’nundur. Rabbin de (seni) unutmus degildir.” (*) Dikkat!... secde ayetidir

    [65] Allah butun gokleri yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmekte sabret. Hic sen (ey Rasulum) Allah’ın ismini tasıyan baska birini bilir misin

    [66] Halbuki insan soyle der: “- Ben oldugum zaman, ileride gercekten diri olarak (mezardan) cıkarılacak mıyım?”

    [67] O insan, bundan once hic bir sey degilken, bizim kendisini yaratmıs oldugumuzu dusunmez mi

    [68] Rabbine and olsun ki, biz onları (oldukten sonra dirilmeyi inkar eden kafirleri) Seytanları ile beraber elbette ve elbette mahserde toplayacagız. Sonra onları muhakkak Cehennem’in etrafında dizleri ustu hazır bulunduracagız (ki, Cennetlikleri gorup hasret ceksinler)

    [69] Sonra her (kafir) zumreden Rahman’a karsı en ziyade isyankar hangileri ise muhakkak (bunları evvela Cehennem’e) ayırıp atacagız

    [70] Sonra o Cehennem’e atılmaya layık olanların kimler bulundugunu elbette biz daha iyi biliriz

    [71] Icinizden hic biri istisna edilmemek uzere mutlaka Cehennem’e varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinlesmis bir hukumdur. (Ancak Cennetlikler yanmadan gececekler, Cehennemlikler ise atese duseceklerdir)

    [72] Sonra, Allah’dan korkup sakınanları kurtaracagız ve zalimleri de toptan Cehennem’de bırakacagız

    [73] Ayetlerimiz kendilerine acık olarak tecvid uzere okundugu zaman, o inkar edenler, iman edenlere dediler ki: “- Bu iki zumreden (mumin ve kafirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha guzeldir?”

    [74] Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gosterisce daha guzel nice asırlar halkını helak etmisiz

    [75] (Ey Rasulum), onlara de ki: “Kim dalalette (kufurde) ise, Rahman ona mal ve evladca ziyadelik ve azgınlıgında muhlet verir. Nihayet vaad olundukları azabı gordukleri vakit - Ya dunyada muslumanlar tarafından oldurulmeyi, yahut kıyamet gunu Cehennem’i - artık bilecekler ki, kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmıs

    [76] Allah, hidayeti kabul edenlere, ziyade hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, akıbet bakımından da daha hayırlıdır.”

    [77] Simdi su ayetlerimizi inkar eden ve “Elbette bana mal ve evlad verilecektir,” diyen adamı (As Ibni Vail’i) gordun mu? (Ashabdan Habbab’ın (r.a.), kafirlerden As Ibni Vail’de alacagı vardı. Bu alacagını istemege gittigi zaman, As: “- Peygambere kufretmedikce sana odemem.” dedi. Habbab (r.a.) da “Ebediyyen ben ona kufretmem.” dedi. Bunun uzerine As: “- O halde, dirildigim zaman, kıyamette bana gelirsin, orada benim malım ve evladım olacak, sana veririm.” soyledi. Iste gecen ayeti kerime, bu hadise uzerine nazil olmustur

    [78] O, gayba muttali mi olmus, yoksa Rahman’ın huzurunda bir soz mu almıs

    [79] Hayır, oyle degil, biz onun dedigini yazacagız ve azabını da cogalttıkca cogaltacagız

    [80] O soyledigi (mal ve evlad gibi) seyleri de hep elinden alacagız ve o, tek basına bize gelecektir

    [81] Mekke musrikleri, tuttular Allah’dan baska putları ilahlar edindiler ki, kendilerini azabdan kurtarsınlar ve yardımcıları olsunlar

    [82] Hayır, zannettikleri gibi degil. O putlar, yarın onların ibadetlerini inkar edecekler ve aleyhlerine hasım olacaklar

    [83] Gormedin mi, biz, Seytanları o kafirler uzerine musallat ettik. Onları gunaha tesvik edip duruyorlar

    [84] Bu itibarla aleyhlerine (azap istemekte) acele etme. Cunku biz onların ecel gunlerini sayıyoruz (bu muayyen bir muddettir)

    [85] Takva sahiplerini, elciler gibi Rahman’ın huzuruna toplayacagımız gun

    [86] Mucrimleri de susuz olarak Cehennem’e surecegiz

    [87] Rahman’ın katında bir ahd (iman edip soz ve izin) almıs olan kimseden baskaları sefaat etmeye sahip olamıyacaklardır

    [88] Yahudilerle Hristiyanlar: “- Rahman, cocuk edindi.” dediler

    [89] Yemin olsun ki, siz cok cirkin bir sey soylediniz

    [90] Az kalsın, soyledikleri sozden gokler catlıyacak, yer yarılacak ve daglar parcalanıp yere dusecek

    [91] O Rahman’a cocuk iddia ettiler diye

    [92] Halbuki Rahman’a cocuk edinmek yarasmaz

    [93] Goklerde ve yerde hic bir kimse yoktur ki, Rahman’a kul olarak gelici olmasın

    [94] Yemin olsun ki, Allah hepsini kusatmıs, sayılarını ve islerini bilmistir

    [95] Kıyamet gunu de, her biri O’na tek basına (malsız ve evladsız, yardımcısız) olarak gelecektir

    [96] Iman edip salih ameller isleyenler var ya, Rahman bunlara bir sevgi verecek (onları gonullere sevdirecektir)

    [97] Iste biz, Kur’an’ı senin dilin uzere kolaylastırdık ki, onunla Allah’dan korkup sakınanları mujdeliyesin, inad edenleri de onunla korkutasın

    [98] Hem onlardan (ey Rasulum, senin kavminden) once nice asırlar halkını helak ettik. Hic onlardan birini hissedip goruyor musun, yahud onların hafif bir sesini isitiyor musun

    Tâhâ

    Surah 20

    [1] Ta. Ha

    [2] (Ey Rasulum), Kur’an’ı sana eziyet cekesin diye indirmedik

    [3] Ancak Allah’dan korkankimseye bir ogut icin

    [4] Arzı ve yuce gokleri yaratandan, yavas yavas bir indirisle (onu) indirdik

    [5] O Rahman, (Kudret ve hakimiyeti ile) Ars’ı istila etti

    [6] Butun gokte olanlar, butun arzdakiler, butun bu ikisinin arasındakiler ve butun yerin dibindekiler hep O’nundur

    [7] Sen (Allah’a ettigin dua ve zikirle) sesini yukseltsen, bil ki, Allah bundan mustagnidir. Cunku Allah gizliyi de bilir, kalbdekini de. (Bunun icin bagırarak dua etmeye luzum yok, huzur ve ihlas lazımdır)

    [8] Allah odur ki, kendisinden baska hic bir ilah yoktur. En guzel isimler (Esma’ul-Husna) O’nundur

    [9] (Ey Rasulum), Musa’nın haberi geldi mi sana

    [10] (Musa Medyen’den annesini ziyaret icin Mısır’a giderken yolda ailesi ile fırtınaya tutulmus, karanlık bir gecede yolu sasırmıs ve davarları dagılmıstı. Iste boyle atese ihtiyac duyulan bir vakitte) hani o, bir ates gormustu de ailesine: “- Yerinizde durun. Benim gozume bir ates ilisti, belki size bir kor getiririm, yahud atesin yanında bir yol gosterici bulurum.” demisti

    [11] Atese vardıgı zaman, soyle cagrıldı: “Ey Musa

    [12] Haberin olsun ben, senin Rabbinim. Hemen ayakkablarını cıkar; cunku sen, mukaddes vadi olan Tuva’dasın.”

    [13] (Ey Musa) ben, seni Peygamberlige sectim. Simdi (sana) vahy olunacak seyleri dinle

    [14] Gercekten ben, Allah’ım; benden baska hic bir ilah yoktur. Onun icin bana ibadet et ve beni anmak icin namaz kıl

    [15] Cunku kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini kullardan gizliyorum ki, herkes yaptıgı is karsılıgında cezalansın (iyi ise mukafat, kotu ise azap gorsun)

    [16] O halde, sakın kıyamete inanmayıp kendi nefis arzusuna uyan kimse, seni ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun

    [17] Su sag elindeki ne? Ey Musa

    [18] Musa soyle dedi: “- O benim asam (degnegim); ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve benim onda baska hacetlerim de var.”

    [19] Allah buyurdu ki: Onu yere bırak

    [20] Musa da onu bıraktı, bir de ne gorsun! O bir yılan olmus kosuyor

    [21] Allah buyurdu ki: Tut onu, korkma. Biz onu evvelki haline cevirecegiz

    [22] Bir de, diger bir mucize olmak uzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz cıksın

    [23] Bunları, sana en buyuk mucizelerimizden (bir kısmını) gosterelim diye yaptık

    [24] Firavun’a git, cunku o hakikaten azdı

    [25] Musa dedi ki: “- Ey Rabbim! Benim gogsume genislik ver

    [26] Isimi kolaylastır

    [27] Dilimden dugumu (su peltekligi) coz

    [28] Boylece sozumu iyi anlasınlar

    [29] Bir de bana ehlimden bir vezir ver

    [30] Kardesim Harun’u (ver)

    [31] Onunla arkamı kuvvetlendir

    [32] Elcilik isimde onu bana ortak et

    [33] Ki seni cok tesbih edelim

    [34] Seni cok analım

    [35] Suphe yok ki, sen bizi gorup duruyorsun.”

    [36] Allah buyurdu: “- Diledigin sana verildi, ya Musa

    [37] And olsun, biz, sana diger bir defa daha ihsan etmistik.”

    [38] Hani bir vakit (Firavun, dogan cocukları olduruyordu da sen dogdugun zaman annen endiselenmisti. Iste bu sırada) ilham edilen su ilhamı annene verdik

    [39] Onu (cocugu - Musa’yı) tabut icine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu, hem bana dusman, hem ona dusman olan biri alsın. Bir de murakabem altında yetistirilmen icin uzerine tarafımdan bir sevgi bırakmıstım (ya Musa)

    [40] Hani kız kardesin, (denize atılmandan sonra seni takip ederek Firavun’un sarayına) gidip (hic bir meme kabul etmedigini isitince) diyordu ki: “Size, ona iyi bakacak birini buluvereyim mi” Boylece seni tekrar annene verdik ki, gozu aydın olsun da, kederlenmesin. Hem (sen cocukken) bir adam (kıpti bir kafir) oldurdun de seni gamdan (kısasdan) kurtardık. Seni cesitli belalarla imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı icinde kaldın. Sonra da bir takdire gore (kırk yasına vararak Firavun’a) geldin, ey Musa

    [41] Ben, seni, kendime Peygamber sectim

    [42] Sen, kardesinle birlikte mucizelerimle git. Ikiniz de beni anmakta (risaletimi tebligde) gevseklik etmeyin

    [43] Firavun’a gidin, cunku o hakikaten azdı (ben Rabbim, dedi)

    [44] Varın da, ona yumusak soz soyleyin; olur ki nasihat dinler, yahud korkar

    [45] (Musa ile Harun) dediler ki: “- Ey Rabbimiz! Firavun’un bize saldırmasından, yahud asırı gitmesinden korkuyoruz.”

    [46] Allah buyurdu ki: “- Korkmayın, zira ben sizinle beraberim; isitirim ve gorurum

    [47] Hemen gidin de Firavun’a deyin ki, biz Rabbinin (sana gonderilen) elcileriyiz. Artık Israil Ogullarını bizimle gonder. (Sam’a gitsinler, esaret ve kolelikten, eziyyetten kurtulsunlar). Onlara azap etme (ogullarını oldurup iskence yapma). Biz, sana, Rabbinden bir mucize ile geldik. Dunya ve ahiret selameti, hidayete (tevhid dinine) tabi olanlaradır

    [48] Gercekten bize vahy olundu ki, azab, muhakkak olarak Peygamberleri inkar edenlere ve imandan yuz cevirenleredir.”

    [49] Firavun soyle dedi: “- O halde sizin Rabbiniz kimdir? Ey Musa

    [50] Musa; “Bizim Rabbimiz, her seye suret ve seklini veren, sonra da yolunu gosterendir.” dedi

    [51] Firavun dedi ki: Oyleyse gecmis asırlar halkının hali nedir (olumlerinden sonra saadette midirler, sekavette midirler)

    [52] (Musa aleyhisselam cevabında) dedi ki: “- Onların (ahvalinin) ilmi, Rabbimin katında bir kitabdadır (Levh-i Mahfuz’dadır). Rabbim hata etmez ve unutmaz

    [53] O ki, yeryuzunu sizin icin bir dosek yaptı, orada sizin icin yollar actı ve gokten bir yagmur indirdi; iste biz, bu yagmur sebebiyle muhtelif nebattan ciftler (sınıflar, yahud erkekli disili bitkiler) cıkardık

    [54] Hem siz yeyin, hem de hayvanlarınıza otlatın. Muhakkak ki bunda (turlu renk, tad ve kokuları olan bitkilerde) akıl sahipleri icin cok ibretler var

    [55] Sizi (babanız Adem’i), o arzdan (topraktan) yarattık; yine olumunuzden sonra sizi ona dondurecegiz. Hem de ondan sizi baska bir defa daha (curumus ve dagılmıs bedenlerinizi toplayıp ruhlarınızı iade ederek) cıkaracagız

    [56] Yemin olsun ki, biz, Firavun’a mucizelerimizin hepsini gosterdik. Boyle iken o, yine mucizelerimizi yalanladı ve hakkı kabulden cekindi

    [57] (Firavun Musa’ya soyle) dedi: “Ey Musa!. Sen, sihrinle bizi yerimizden (Mısır’dan) cıkarmak icin mi geldin bize

    [58] O halde biz de senin sihrin gibi, sana bir sihir yapacagız. Simdi sen, kendinle bizim aramızda bir bulusma yeri ve vakti tayin et ki, ne senin, ne bizim caymıyacagımız uygun bir yer olsun

    [59] (Musa, Firavun’a cevaben) dedi ki: “- Sizinle bulusma zamanı, sus (bayram) gunu ve insanların toplanacagı kusluk vaktidir.”

    [60] Bunun uzerine Firavun dondu gitti ve butun hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi

    [61] Musa onlara dedi ki: “- Yazıklar olsun size! Allah’a yalan uydurmayın, sonra bir azap ile kokunuzu keser. Gercekten yalan uyduran ziyana ugramıstır

    [62] Sihirbazlar aralarında islerini gorustuler. (Musa galib gelirse ona iman edelim, dediler) ve (bunu) gizlice fısıldastılar

    [63] (Asikare olarak da soyle) dediler: “- Bi ikisi (Musa ile Harun) muhakkak sihirbazdır; buyuleriyle siz hem yerinizden cıkarmak, hem de ornek dininizi yok etmek istiyorlar

    [64] Onun icin butun hilelerinizi toplayın, sonra hep birden gelin. Bugun ustun gelen, muhakkak zafer kazanmıstır

    [65] Sihirbazlar: “- Ey Musa! (Asanı) ya sen at, yahud ilk atan biz olalım.” dediler

    [66] Musa dedi ki: “- Hayır, siz atın.” Bir de ne gorsun! Onların ipleri ve sopaları, yaptıkları sihirden oturu, kendisine, gercekten kosuyormus hayalini verdi

    [67] Onun icin Musa, icinde bir nevi korku duydu

    [68] Biz (Azimu’s-san) dedik ki: “- Korkma, cunku sen, muhakkak ustunsun (galip geleceksin)

    [69] Elindekini (asanı) bırakıver; o, onların yaptıklarını yutar. Cunku onların yaptıkları, ancak bir buyucu tuzagıdır. Buyucu ise, her nerede olsa felah bulmaz.”

    [70] Sonunda butun sihirbazlar secdeye kapandılar; “- Harun ile Musa’nın Rabbine iman ettik.” dediler

    [71] (Firavun, sihirbazlara soyle) dedi: “- Ben size izin vermeden once, ona (Musa’ya) iman mı ettiniz? O, muhakkak size sihir ogreten buyugunuzdur. Oyleyse caresi yok, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kesecegim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacagım. Boylece hangimizin azabı daha siddetli ve devamlı oldugunu gercekten bileceksiniz.”

    [72] Sihirbazlar dediler ki: “- Bize gelen bu acık mucizelere ve bizi yaratana karsı, asla seni tercih edemeyiz. Artık neye hukmun geciyorsa, hukmunu ver. Sen ancak bu dunya hayatında hukum gecirirsin

    [73] Dogrusu biz, hem gunahlarımıza, hem bizi zorladıgın sihre karsı, bizi bagıslasın diye Rabbimize iman ettik. Allah (sevabca senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır

    [74] Her kim Rabbine suclu olarak varırsa, suphesiz ki ona Cehennem var; orada ne olur (rahata kavusur), ne de dirilir (fayda gorur)

    [75] Kim de O’na, bir mumin olarak, salih ameller islemis oldugu halde varırsa, iste, onlara en yuksek dereceler var

    [76] Adn Cennetleri vardır ki, (agacları) altından nehirler akar; orada ebedi olarak kalacaklar. Iste boyle cennetlerde ebedi kalıs, kufur ve isyanda temizlenenlerin mukafatıdır.”

    [77] Gercekten Musa’ya soyle vahy ettik: “- Kullarımla geceleyin yuru (Mısır’dan cık) de (asanı vurarak) onlara denizde kuru bir yol yap; boylece (Firavun tarafından) yetisilmekten korkmazsın ve (bogulmaktan) endise de etmezsin

    [78] Hemen Firavun ordularıyla onları takip etti, kendilerini (Firavun’la Israil ogullarını) denizden sarıveren (dehsetli ve korkunc bogulma) sarıverdi

    [79] Boylece Firavun, kavmini sapıklıga surukledi, hidayete goturmedi

    [80] Ey Israil Ogulları! Sizi dusmanınızdan (Firavun’dan) kurtardık ve Tur dagının sag yanında (Musa’ya Tevrat’ı indirmek uzere) size vaad verdik; uzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik

    [81] Size verdigimiz rızıkların en temizlerinden yeyin ve rızık hususunda taskınlık (israf ve nankorluk) etmeyin ki, sonra uzerinize gazabım iner. Kimin uzerine de gazabım inerse, muhakkak o ucuruma dusmustur

    [82] Bununla beraber, suphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel isleyen sonra da hak yolda sebat gosteren kimse icin Gaffar’ım (cok bagıslayıcıyım)

    [83] Ey Musa! (Tur dagında Tevrat’ı almak icin yola cıktıgın yetmis kisilik) kavminden seni acele ile (ayırıp ileri) geciren ne?”

    [84] Musa dedi ki: “- Onlar, benim izim uzeredirler (beni takip ediyorlar). Ben, sana acele ettim ki, Rabbim hosnud olasın.”

    [85] Allah buyurdu: “- Biz, senden sonra (kavminden ayrılıp yerine Harun’u bıraktıktan sonra) kavmini fitneye dusurduk (imtihana cektik). Samiri, onları (buzagıya taptırmakla) saptırdı.”

    [86] Hemen Musa, ofkeli ve kederli olarak kavmine dondu. (Onlara soyle) dedi: “- Ey kavmim! Rabbiniz size guzel bir vaad ile soz vermedi mi? Uzerinize zaman mı uzadı, yoksa Rabbinizden size gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden (Allah’a iman sozunuzden) caydınız.”

    [87] Onlar dediler ki: “- Biz, sana verdigimiz sozden, kendiligimizden caymadık. Fakat biz o (Kıpti) kavmin sus esyasından bir takım agırlıklar yuklenmistik. Onları atese attık. Samiri de (kendi mucevheratını) boylece atmıstı.”

    [88] Nihayet (o erimis mucevherattan) onlara, (Samiri = Israil Ogullarından Samire adlı bir kabileye mensub olan munafık adam) cesedlenmis bir dana cıkardı ki, bogurmesi var. Bunun uzerine Samiri ve ona uyanlar soyle dediler: “- Iste sizin de, Musa’nın da ilahı budur. Fakat (Musa bunu) unuttu, (bunu bulmak icin Tur’a gitti.)”

    [89] Onlar bilmiyorlar mıydı ki, o buzagı, kendilerine hic bir sozle karsılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir fayda vermeye sahip bulunamıyor

    [90] Yemin olsun ki, (Musa Tur’dan donmeden) daha once Harun buzagıya tapanlara soyle demisti: “- Ey kavmim! Siz bununla (buzagı ile) imtihana cekildiniz. Sizin gercek Rabbiniz, RAHMAN’dır. (Cok bagıslayan Allah’dır). Gelin bana uyun ve emrime itaat edin.”

    [91] Onlar (Harun’a cevaben) demislerdir ki: “- Musa bize donub gelinceye kadar, biz o buzagıya tapmakta devam edip durmaktan asla ayrılmayız.”

    [92] (Musa donusunde kardesine) dedi ki: “- Harun! Seni engelliyen ne oldu ki, bunların sapıklıga dustugunu gordugun vakit benim ardımca yurumedin (tavsiyemi tutub onlarla mucadele etmedin), emrime isyan mı ettin?”

    [93] (Musa donusunde kardesine) dedi ki: “- Harun! Seni engelliyen ne oldu ki, bunların sapıklıga dustugunu gordugun vakit benim ardımca yurumedin (tavsiyemi tutub onlarla mucadele etmedin), emrime isyan mı ettin?”

    [94] (Harun soyle) dedi: “- Ey anamın oglu, sakalımı ve basımı (sacımı) yakalama. Ben, senin; “- Israil ogulları arasında ayrılık cıkardın, sozume bakmadın.” diyeceginden korktum

    [95] (Hz. Musa, Harun’un ozrunu kabulden sonra Samiri’ye donub) dedi ki: “- Senin yaptıgın bu is nedir, ey Samiri?”

    [96] Samiri soyle dedi: “- Ben Israil ogullarının gormedikleri Cibril’i gordum de, O Rasulun izinden bir avuc toprak aldım ve onu (erimis mucevheratın icine) attım. Boylece bunu, bana, nefsim hos gosterdi.”

    [97] (Hz. Musa ona soyle) dedi: “- Haydi cekil git. Cunku senin icin hayat boyunca; benimle temas yok” diye soylemen ve (yalnız basına vahsice yasamaya mahkum kalacaksın). Hem sana (Kıyamet gunu) bir ceza var ki, asla ondan kurtarılamıyacaksın. Bir de ibadet edip durdugun ilah’ına bak, elbette biz onu yakacagız, sonra da kul edib muhakkak onu denize savuracagız

    [98] Sizin Ilah’ınız, kendisinden baska hic ilah bulunmıyan ancak Allah’dır. O’nun ilmi her seyi kusatmıstır

    [99] (Ey Rasulum), sana gecmisin (daha evvelki ummetlerin muhim) haberlerinden bir kısmını boylece anlatıyoruz. Suphe yok ki, sana tarafımızdan bir Zikir (dusunub kendisinden ibret alınacak KUR’AN) verdik

    [100] Kim bu KUR’AN’dan yuz cevirirse, muhakkak o, kıyamet gunu agır bir gunah (gazab) yuklenecektir

    [101] Ebedi olarak o azabın altında kalacaklar. Kıyamet gununde, bu ne fena bir yuktur

    [102] SUR’a (ikinci defa) ufurulecegi gunde (kıyamette) ki, biz mucrimleri (musrikleri) o gun, kor bir halde mahserde toplayacagız

    [103] Aralarında (korkularından) gizlice soyle konusacaklar: “- Dunyada ancak on gece kaldınız, degil mi?”

    [104] Aralarında gizlice ne konusacaklarını biz pek ala biliriz. Gorusu en ustun olan, (digerlerine) diyecek ki: “- (dunyada veya kabirde) ancak bir gun kaldınız.”

    [105] (Ey Rasulum), sana dagların kıyametteki halini sorarlar(sa), de ki: “- Rabbim onları ufalayıp savuracak

    [106] Boylece yerlerini dumduz bos bir halde bırakacak

    [107] Onlarda ne bir inis, ne de bir yokus goremiyeceksin

    [108] O kıyamet gununde, Sura ufliyen Israfil’in cagrısına, saga sola sapmadan, uyub kosacaklar, Oyle ki, RAHMAN’ın azametinden sesler kısılmıstır. Artık bir hısıltıdan baska hic bir sey isitemezsin.”

    [109] O gun, RAHMAN’ın kendisine izin verdigi ve sozunden hosnud oldugu kimselerden baskasının sefaatı fayda vermez

    [110] Allah, onların geleceklerini de, gecmislerini de bilir. Kulların ilmi ise asla bunu kavrayamaz

    [111] Butun yuzler HAYYU’L-KAYYUM olan (olmeyen ve ezelden beri mevcud olan) Allah’a bas egmistir. Bir zulum yuklenen hakikaten husrana ugramıstır

    [112] Her kim de mu’min olarak salih ameller islerse, artık o, ne bir zulumden korkar, ne cignenmeden (hakkının zayi olmasından)

    [113] Iste boylece biz, onu Arabca bir KUR’AN olarak indirdik. Onda tehdidlerden nice turlusunu tekrar tekrar beyan ettik ki, belki sakınır ve takva yolunu tutarlar; yahud o (Kur’an’daki nasihat ve tehditler), onlara bir ibret ve uyanıs verir

    [114] Hukmunu (emir ve yasaklarını) yerine getiren, Hak olan Allah (butun noksanlıklardan beri ve) yucedir. (Ey Rasulum, Cebrail tarafından) sana vahy tamamlanmazdan evvel, (unutma korkusu ile) KUR’AN’ı okumada acele etme: “- Rabbim! Benim ilmimi artır.” de

    [115] Dogrusu bundan once Adem’e (bu agactan yeme diye) emr ettik de unuttu. Biz onda, bir sabır ve sebat bulmadık

    [116] Bir vakit Meleklere: “- Adem’e hurmet icin secde edin.” demistik de hepsi secde ettiler; Iblis mustesna; cekinmisti

    [117] Biz de Adem’e soyle demistik: “Muhakkak bu (Iblis) sana ve zevcene dusmandır. Sakın sizi Cennetden cıkarmasın; sonra zahmet cekersin

    [118] Cunku senin acıkman ve cıplak kalmaman (ancak) Cennettedir

    [119] Ve sen orada susamazsın, guneste yanmazsın.”

    [120] Nihayet Seytan Adem’e vesvese verdi. Soyle dedi: “- Ey Adem! Seni (yedigin takdirde olmeyecegin ve devamlı surette Cennette kalacagın), ebedilik agacına, bir de son bulmıyacak devlete delalet edeyim mi

    [121] Bunun uzerine ikisi de o agactan yediler. Hemen ayıp yerleri, kendilerine acılıverdi ve uzerlerine Cennet yapragından ortub yamamaga basladılar. Adem Rabbine asi oldu da sasırdı

    [122] Sonra Rabbi, onu secti de tevbesini kabul buyurdu ve ona dogru yolu gosterdi

    [123] Allah soyle buyurdu: “- Birbirinize (dunyada nesliniz) dusman olmak uzere hepiniz oradan (cennet’den) ininiz. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldigi zaman, kim benim hidayetime uyarsa iste o, sapıklıga dusmez ve ahirette zahmet cekmez

    [124] Her kim de benim Zikrim’den (Kur’an’ımdan) yuz cevirirse, ona dar bir gecim vardır ve onu, kıyamet gunu, kor olarak hasrederiz

    [125] (Kur’an’dan yuz ceviren kimse) soyle der: “- Rabbim, beni nicin kor olarak hasrettin. Halbuki ben (dunyada) gozlu idim, goruyordum.”

    [126] Allah buyurur ki: “- Cezan boyle, sana ayetlerimiz geldi de onları unuttun. Iste (onları unuttugun gibi) bugun de oylece unutuluyorsun (korluk ve azab icine bırakılıyorsun).”

    [127] Iste KUR’AN’dan yuz cevirenleri cezalandırdıgımız gibi, sirke varıb Rabbinin ayetlerine iman etmiyenleri de boyle cezalandırırız. Muhakkak ki ahiret azabı (dunyadakinden) daha siddetli ve devamlıdır

    [128] Biz, Mekke kafirlerinden evvel nice asırlar halkını helak etmisizdir. Kur’an, bunu, onlara beyan etmedi mi? Halbuki kendileri de onların meskenlerinde yuruyub duruyorlar. Muhakkak ki bunda, gercek akıl sahipleri icin (ibret alınacak) cok alametler var

    [129] Eger (azabın geciktirilmesine dair) Rabbinden bir hukum gecmis olmasaydı, elbette onlara (diger kavimlere oldugu gibi), azab lazım gelirdi; fakat (onlar icin) tayin edilmis bir vakit var

    [130] O halde, dediklerine (kufur ve tekziblerine) sabret. (Bu hukum, Kıtal = Seyf ayeti ile nesh edilmistir.) Hem gunesin dogmasından evvel, hem batmasından evvel Rabbini hamd ile tesbih et (sabah ve ikindi namazını kıl). Gecenin bir kısım vakitlerinde (aksam ve yatsı saatlerinde) ve gunduzun etrafında (ogle vaktinde) de tesbih et (namaz kıl) ki, Allah’ın rızasına eresin

    [131] Kafirlerden bir kısmına, dunya hayatının zineti olarak verdigimiz ve onları bundan fitneye dusurmek icin, kendilerine fayda temin ettigimiz seye (mal ve saltanata) sakın ragbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır

    [132] (Ey Rasulum), ailene ve ummetine namazı emret. Kendin de ona devam eyle. Biz senden bir rızık (ailenin gecimini temin icin calısmanı) istemiyoruz. Seni, biz rızıklandırırız. Guzel akıbet takva sahiblerinindir

    [133] Kafirler dediler ki: “- (o, hak Peygamber olduguna delalet edecek) Rabbinden bir mucize getirse ya!..” Onlara, evvelki kitablarda (Tevrat ve Incil’deki ahir zaman Peygamberi ile Kur’an’a dair) olan apacık delil gelmedi mi

    [134] Eger biz, onları (Mekke kafirlerini), bundan once (Peygamber ve Kur’an gelmeden) azab ile helak etmis olsaydık, muhakkak soyle diyeceklerdi: “- Ey Rabbimiz! Ne olurdu, bize bir Peygamber gonderseydin de, biz zelil ve rusvay olmadan evvel ayetlerine uysaydık.”

    [135] (Ey Rasulum) de ki: Hepimiz beklemekteyiz, siz de beklemeye durun. Cunku dogru yol sahibleri kimler bulundugunu ve dogru giden kim oldugunu yakında bileceksiniz

    Enbiyâ

    Surah 21

    [1] Insanların hesab vakti (kıyamet gunu) yaklastı. Onlar ise, hala bundan gaflette, yan cizib aldırmıyorlar

    [2] Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı, hep eglenerek dinliyorlar

    [3] Kalbleri daima eglencede (gaflette), hem o zalimler aralarında su gizli fısıltıyı yaptılar: “- Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık goz gore sihre mi gidiyorsunuz? (Sihir ve yalanı mı tasdik ediyorsunuz, sizin gibi bir insan hic peygamber olur mu)

    [4] (Hz. Peygamber, o musriklere soyle) dedi: “- Rabbim gokte ve yerde (soylenen) her sozu bilir. O, SEMI’dir = her seyi isitir, ALIM’dir = her seyi bilir

    [5] (Musriklerden bir kısmı soyle) dediler: “- Hz. Muhammed’in (a.s.) getirdigi bu ayetler, ruya sacmalarıdır, yok onu kendisi uydurdu, yok o bir sairdir. Boyle degilse, evvelki peygamberlerin getirdigi mucizeler gibi, o da bize bir mucize getirsin.”

    [6] Mekke, musriklerinden evvel helak ettigimiz hic bir memleket halkı iman etmedi; simdi onlar mı iman edecekler

    [7] Biz, senden once de, ancak kendilerine vahy ettigimiz bir takım (senin gibi) erkek peygamberler gonderdik. Haydin, kitab ehli olanların alimlerine sorun, eger bilmiyorsanız

    [8] Biz peygamberleri yemek yemez birer cesed olarak yaratmadık. Dunyada ebediyyen kalıcı da degildirler

    [9] Sonra onlara olan vadimizi dogruya cıkardık da hem onları, hem de diledigimiz kimseleri kurtardık. Musrikleri ise helak ettik

    [10] (Ey Kureys toplulugu), size oyle muazzam bir kitap indirmisiz ki, (iman ettiginiz kakdirde) butun serefiniz ondadır. Hala akıllanmıyacak mısınız

    [11] Biz, kafir olan nice memleket halkını kırıp gecirdik ve bunların helakinden sonra da, baskalarını bir kavim olarak yarattık

    [12] Onlar azabımızın siddetini duydukları zaman memleketlerinden kacıyorlardı

    [13] (Melekler onlara soyle dedi): “- Kacmayın, icinde bulundugunuz nimete ve evlerinize donun; cunku sorguya cekileceksiniz.”

    [14] (Onlar kurtulustan umid keserek): “- Vay bizlere! Biz gercekten zalimler idik.” dediler

    [15] Biz, onları, sonmus kul yıgını olarak bicilmis bir ekin haline getirinceye kadar, hep sozleri bu feryad olmustur

    [16] Biz, gok ile yeri ve aralarındaki seyleri, bos bir eglence icin yaratmadık

    [17] Eger bir eglence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık oyle yapardık

    [18] Hayır, biz hakkı batılın tepesine atarız da onu parcalar. Bir de bakarsın, o anda (batıl) mahvolmustur. (Allah cocuk edinmistir, melekler Allah’ın kızlarıdır, gibi) Allah’a isnad ettiginiz (noksan) vasıflardan oturu size yazıklar olsun

    [19] Goklerde ve yerde olan butun varlıklar Allah’ındır. O’nun katındakiler (melekler), kendisine ibadet etmekten ne cekinirler, ne de yorulurlar

    [20] Gece gunduz, hep Allah’ı tesbih ederler, usanmazlar

    [21] Yoksa (Mekke halkı) bir takım ilahlar edindiler de yerden oluleri onlar mı diritecekler

    [22] Eger yer ile gokte Allah’dan baska ilahlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada ugrar, yok olurdu. O halde, Ars’ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları seylerden (butun noksanlıklardan) beri ve yucedir

    [23] Allah, yaptıgından sorumlu olmaz; kullar ise sorumlu olurlar

    [24] Yoksa Allah’dan baska ilahlar mı edindiler? (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- (Putlara ibadete dair varsa) delilinizi getirin. Iste benimle beraber olanların kitabı (Kur’an) ve benden evvelki ummetlerin kitabı! (Bu kitablarda Allah’a ortak kosulmamıstır).” Dogrusu, onların cogu hakkı bilmezler (Kur’an ve Peygamberi tanımazlar) da onun icin yuz cevirirler

    [25] Senden once hic bir peygamber gondermedik ki, ona soyle vahyetmis olmıyalım: “- Gercek su ki, benden baska Ilah yoktur. Onun icin bana ibadet edin.”

    [26] Boyle iken (Mekke halkı) dediler ki: “- Rahman (cok merhametli olan Allah) cocuk edindi. (Melekler Allah’ın kızlarıdır, dendi).” Allah bundan munezzehtir. Dogrusu melekler, (Allah’ın cocukları degil) ikram olunmus kullardır

    [27] Melekler, Allah’ın sozunun onune gecmezler, hep onun emriyle hareket ederler

    [28] Allah, onların onlerindekinide, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir ve onlar, O’nun rıza verdigi kimselerden baskasına sefaat edemezler. Hepsi O’nun korkusundan titrerler

    [29] Iclerinden kim: “- Ben, O’ndan baska bir ilahım.” derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri, biz boyle cezanlandırırız

    [30] O kafir olanlar, gormediler mi ki, goklerle yer bitisik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her seyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı

    [31] Yeryuzunde, insanları calkalamamak icin sabit daglar yarattık; daglar arasında pek cok yollar yaptık ki, dogru gidebilsinler

    [32] Gokyuzunu de korunmus bir tavan yaptık. Kafirler ise, gokyuzunun alametlerinden (gunes, ay ve yıldızlarından = Allah’ın kudret ve azametine delalet edislerinden) yuz ceviriyorlar

    [33] Geceyi, gunduzu, gunesi ve ayı yaratan O’dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolasmaktadır

    [34] Biz, senden once de hic bir insana ebedilik vermedik. Simdi sen vefat edersen, onlar ebedi mi kalacaklar? (Senin olmenle rahata kavusacaklarını mı sanıyorlar)

    [35] Her nefis olumu tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kotuluk ve iyilikle deneyecegiz. Hepiniz de, sonunda bize donduruleceksiniz

    [36] (Ey Rasulum), O inkar edenler, seni gordukleri zaman da seni alaya alıyorlar ve: “- Bu mu, ilahlarınızı ayıblayıp duran?” diyorlar. Halbuki onlar, Rahman’ın Kur’an’ını inkar ediyorlar

    [37] Insanda acelecilik yaratıldı. Yakında size (azaba dair) alametlerimi gosterecegim. Simdi siz acele etmeyin

    [38] Bir de (Mekke Kafirleri): “- Dogru soyleyenler iseniz, bu va’d ne zaman?” diyorlar

    [39] Peygamberi ve Kur’an’ı inkar edenler, ne yuzlerinden, ne arkalarından atesi men edemiyecekleri ve asla yardım olunamıyacakları vakti bir bilseler!... (Kufur uzere bulunmazlar ve azabı istemezlerdi)

    [40] Dogrusu bu azab (kıyamet), onlara ansızın gelecek de kendilerini sasırtacaktır. Artık ne geri cevrilmesine gucleri yetecek, ne de kendilerine muhlet verilecektir

    [41] Yemin olsun ki, senden evvel bir cok peygamberlerle alay edildi de, iclerinden alay edenleri, o alay ettikleri sey (azab) kusatıverdi

    [42] (Ey Rasulum, kafirlere) de ki: “- Sizi, gece ve gunduz o Rahman’dan kim koruyabilir?” Fakat onlar Rablerinin kitabından yuz cevirmislerdir

    [43] Yoksa onlar icin, kendilerini azabımızdan menedecek, Ilahlar mı var? O taptıkları putlar ve Ilahlar, kendi nefislerini kurtaramıyacakları gibi, azabımızdan da kurtulamıyacaklardır

    [44] Dogrusu biz, o kafirleri ve atalarını yasattık, hatta o omur, onlara uzun geldi. Fakat simdi gormuyorlar mı, kafirlerin arazisini alıb etrafından (muslumanlara feth ettirmekle) azaltıyoruz. O halde galib gelenler onlar mı

    [45] (Ey Rasulum, kafirlere) de ki: “- Ben sizi ancak vahy ile (Kur’an’la) korkutuyorum.” Amma onlar ne kadar korkutulsalar (faydası yok, cunku) sagırlar daveti isitmezler

    [46] Yemin olsun ki, Rabbinin azabından az bir sey onlara dokunursa, muhakkak soyle diyecekler: “- Vay bizlere! Biz gercekten zalimlerdik.”

    [47] Biz, kıyamet gunu icin, (insanların amel defterlerini tartmak uzere) adalet terazileri koyacagız. Artık hic kimse, en ufak bir zulme ugramıyacaktır. Yapılan amel, bir hardal tanesi agırlıgınca da olsa, onu getirir tartıya koyarız. Hesap gorenler olarak da, (sanı yuce olan) biz kafiyiz

    [48] Yemin olsun ki, biz Musa ile Harun’a, takva sahipleri icin bir nasihat ve bir nur olarak, hak ile batılı ayıran Tevrat’ı vermistik

    [49] Onlar, o takva sahibleridir ki, yalnızlıkta Rablerinden titrerler ve onlar, kıyamet azabından da korkarlar

    [50] Iste bu Kur’an da, bizim indirdigimiz mubarek bir zikirdir (Iman edenler icin rahmet ve feyiz kaynagıdır). Simdi siz (ey Mekke halkı), bunu mu inkar ediyorsunuz

    [51] Azametim hakkı icin, biz Musa’dan evvel de Ibrahim’e hidayetini vermistik ve biz, buna (peygamberlige) ehil oldugunu biliyorduk

    [52] O zaman, babasına ve kavmine soyle demisti: “- Sizin tapmakta oldugunuz heykeller nedir?”

    [53] Onlar: “- Biz, atalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk.” dediler

    [54] (Hz. Ibrahim, onlara) dedi ki: “- Yemin olsun, siz ve atalarınız acık bir sapıklık icindesiniz.”

    [55] Onlar: “- Sen bize (dogru mu soyluyorsun) hakikatı mı getirdin, yoksa sen sakacılardan mısın (bizimle mi egleniyorsun)?” dediler

    [56] (Ibrahim soyle) dedi: “- Dogrusu sizin Rabbiniz, hem goklerin, hem de yerin Rabbidir ki, butun bunları O yaratmıstır ve ben de size bu dedigime sahidlik edenlerdenim

    [57] Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı donub (bayram yerinize) gittikten sonra muhakkak putlarınıza bir is yapacagım (onları kıracagım).”

    [58] Nihayet o putları paramparca etti, yalnız bunların buyugunu bıraktı ki, belki ona muracaat ederler (de hadiseyi sorarlar)

    [59] (Kafirler bayram yerinden dondukleri zaman) dediler ki: “- Bunu, bizim Ilahlarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir.”

    [60] (Yine kafirlerden bir takımı) dediler: “- Isittik ki, bir delikanlı bunları kotuluyor, kendisine Ibrahim deniyormus.”

    [61] (Nemrud ve kavminin ileri gelenleri soyle) dediler: “- Oyle ise, onu insanların gozleri onune getirin, belki (yaptıgı ise) sahidlik ederler.”

    [62] (Hz. Ibrahimi huzura getirdikleri zaman ona soyle) dediler: “- Sen mi bunu Ilahlarımıza yaptın, ey Ibrahim?”

    [63] Ibrahim dedi ki: “Belki onların su buyugu bunu yapmıstır. Sorun bakalım onlara, eger soylerlerse

    [64] Bunun uzerine vicdanlarına muracaat ettiler de: “- Dogrusu siz haksızsınız.” dediler

    [65] Sonra yine eski kafalarına (akıllarına) donduler (ve Nemrud Ibrahim’e soyle dedi.) Sen gercekten biliyorsun ki, bu putlar konusamazlar

    [66] Ibrahim: “- O halde Allah’ı bırakıb da size hic bir fayda veremiyecek ve zarar da yapamıyacak seylere mi tapıyorsunuz

    [67] Yuh size ve Allah’dan baska taptıklarınıza! Hala akıllanmıyacak mısınız?” dedi

    [68] (Nemrud ve kavmi soyle) dediler: “- Bunu (Ibrahim’i) yakın da Ilahlarınızın ocunu alın; eger bir is yapacaksanız...”

    [69] (Kudret sahibi olan) biz de dedik ki: “- Ey ates! Ibrahim’e karsı serin ve selamet ol.”

    [70] Ibrahim’e bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz, kendilerini daha ziyade husrana dusurduk. (uzerlerine sinek musallat ederek onları helak ettik)

    [71] Boylece Ibrahim’i ve (kardesinin oglu) Lut’u, (Nemrud ve kavminden) kurtardık ve onları, icinde alemlere bereketler verdigimiz arza (Sam’a) ulastırdık

    [72] Ibrahime (evlad olarak) Ishak’ı, ustelik bir de Yakub’u ihsan ettik ve her birini salih kimselerden yaptık

    [73] Ve hepsini (Ibrahim’i, Ishak’ı ve Yakub’u) emrimizle dogru yol gosteren imamlar (onderler) yaptık. Kendilerine hayırlar islemegi, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahy eyledik. Onlar hep bize ibadet ediyorlardı (asla putlara tapmıyorlardı)

    [74] Lut’a da bir hikmet (peygamberlik) ve bir ilim verdik. Onu kotulukler yapmakta olan memleketten (Sedum halkından) kurtardık. Gercekten onlar, fasık olan kotu bir kavim idiler

    [75] Biz, Lut’u rahmetimizin icine koyduk; cunku o, cidden salih kimselerdendi

    [76] Nuh’u da hatırla ki, daha once o dua etmisti de, biz duasını kabul etmistik. Boylece kendisini ve ona baglıları, o buyuk afetten (Tufan’dan) kurtardık

    [77] Bir de ayetlerimizi tekzip eden o kavimden Nuh’u kurtarıp ocunu aldık. Gercekten onlar, kotu bir kavim idiler. Biz de hepsini birden bogduk

    [78] Davud’u ve Suleyman’ı da hatırla. Hani onlar, ekin hakkında hukum veriyorlardı. O vakit geceleyin, bir kavmin davarı ekin tarlasına yayılmıstı (zarar vermisti). Biz de onların verdigi hukme sahitler idik. (Rivayet edildigine gore, bir adamın koyunları, gece vakti bir ciftcinin ekin tarlasına girmisler ve ekinleri ile baglarını helak etmisler. Nihayet, ciftci zarar talebi ile Hz. Davud’un huzurunda koyun sahibi aleyhine dava acmıs. Zararın kıymeti, koyunların kıymetine denk geldiginden, Davud A.S. koyunların ekin sahibine verilmesini emretti. Onbir yasında olan oglu Suleyman A.S. ise, ekin tarlasını, eski haline gelinceye kadar koyun sahibine vermeyi ve bu muddet icerisinde koyunların sutu ile yunlerinden istifade etmek uzere, koyunları da ekin sahibine vermeyi uygun buldu)

    [79] Biz, o meselenin hukmunu Suleyman’a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hukum ve bir ilim vermistik. Davud ile birlikte tesbih etmek uzere, dagları ve kusları (ona) baglı kılmıstık. Biz (bu gibi acaib isleri peygamberlere) yapanlarız

    [80] Bir de Davud’a, sizi harbin siddetinden korumak icin zırh-elbise sanatını ogrettik. simdi siz, sukrunu yapıyor musunuz

    [81] Suleyman’ın emrine de siddetli ruzgarı baglı kıldık ki, bu ruzgar onun emriyle, kendisini icine bereketler verdigimiz yere (Sam’a, civar yerlerden) gotururdu. Biz her seyi bilenleriz

    [82] Seytanlardan da Suleyman icin, (denizden inci cıkarmak uzere) dalgıclık edenleri ve (binalar yapmak gibi) baska is icin calısanları emrine baglı kılmıstık. Hep o seytanları, Suleyman’ın emrinden cıkmamak icin koruyan bizdik

    [83] Eyyub’u da hatırla, zira: “- Bana, gercekten hastalık isabet etti. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” diye Rabbine dua etmisti

    [84] Biz de duasını kabul edip hemen kendisindeki hastalıgı giderdik. Tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler icin de bir hatıra olmak uzere, ona (diriltmek suretiyle) hem ailesini (coluk cocugunu), hem onlarla beraber daha bir katını verdik

    [85] Ismail’i, Idris’i, Zu’l-Kifl’i de hatırla. Bunların her biri de sabredenlerdendi

    [86] Bunları da rahmetimizin icine aldık; cunku salihlerdendiler

    [87] Zu’n-Nun’i (Balık sahibini = Yunus’u) da hatırla. Hani o, (dinini kabul etmiyen kavmine) ofkelenerek gitmisti de, kendisini hic bir zaman sıkıstırmıyacagımızı sanmıstı. Derken (yutuldugu balıgın karnındaki) karanlıklar icinde: “- Senden baska hic bir ilah yoktur, seni butun noksanlıklardan tenzih ederim. Gercekten ben, haksızlık edenlerden oldum.” diye dua etmisti

    [88] Biz de duasını kabul ettik, kendisini kederden kurtardık. Iste biz, muminleri boyle kurtarırız

    [89] Zekeriyya’yı da hatırla. Hani Rabbine: “- Rabbim beni yalnız (evladsız) bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın!” diye dua etmisti

    [90] Bunun uzerine biz de duasını kabul edip kendisine (evlad olarak) Yahya’yı verdik; ve zevcesini cocuk dogurur hale getirdik. Butun bu peygamberler, hayırlara (ibadetlere) kosarlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize karsı cok itaatkardılar

    [91] Irzını helal ve haramdan koruyan o Meryem’i de hatırla ki, biz ona (Cebrail vasıtasıyla ve emrimizle meydana gelen) ruhumuzdan intikal ettirdik (de Isa’yı yarattık). Kendisini de, oglunu da alemlere bir ibret yaptık

    [92] Iste sizin dininiz olan bu Islam dini (tevhid dini, butun peygamberlerde) tek bir dindir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız bana ibadet edin, emirlerime itaat edin

    [93] Gecen ummetler, din islerini aralarında parcaladılar, ayrılıklara dustuler; fakat hepsi bize doneceklerdir

    [94] O halde, kim mumin olarak salih amellerden bir amel islerse, onun yaptıgı makbul olur (sevabdan mahrum bırakılmaz). Muhakkak biz, onun isini (melek vasıtasıyla amel defterine) yazarız

    [95] Helak ettigimiz bir memleket halkına mumkun degildir, artık onlar tevbeye donemezler

    [96] Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’un seddi acılıp da her tepeden saldırdıkları

    [97] Ve hak olan vaad (kıyamet) yaklastıgı vakit, iste o zaman, kafir olanların gozleri hemen dikilecek: “- Vah bizlere! Biz bundan gaflet ettik, dogrusu kendimize zulmetmis olduk.” diyecekler

    [98] Haberiniz olsun, siz (ey Mekke halkı) ve Allah’dan baska taptıklanınız (putlarınız) hep cehennem odunusunuz. Siz hep beraber cehenneme gireceksiniz

    [99] O taptıklarınız (putlar), eger ilah olsalardı, cehenneme girmezlerdi. Halbuki hepsi ebedi olarak orada kalacaklardır

    [100] Oyle ki, o putlara tapanların, orada iniltileri vardır, ve onlar orada hic bir merhamet sesi duymazlar

    [101] Suphesiz ki, kendilerine bizden saadet icap etmis olanlar, iste bunlar cehennemden uzaklastırılmıslardır

    [102] Cehennemden uzaklastırılan o cennetlikler, cehennemin hısıltısını bile duymazlar ve bunlar canlarının istedigi seyler (cesitli nimetler) icinde ebedi olarak kalıcıdırlar

    [103] O en buyuk korku (Sur’a son ufurulus anı), bunları mahzun etmiyecek ve kendilerini melekler soyle (demekle) karsılayacaklar: “- Iste bu, size dunyada vaad olunan (mutlu) gununuzdur!...”

    [104] O gun ki, semayı, kitabların sahifesini durer gibi durecegiz. (Mahlukatı) ilk yaratısa basladıgımız gibi, yine onu iade edecegiz; uzerimize aldıgımız bir vaaddır ki, muhakkak (oldukten sonra) dirilmeyi yapacagız

    [105] Celalim hakkı icin, biz Tevrat’dan sonra (Davud’a verilen) Zebur’da yazdık ki: “- Muhakkak cennet arzına, salih kullarım varis olacaktır.”

    [106] Gercekten bu Kur’an’da (hususiyle bu surede), muvahhid kimseler icin kafi bir ogud vardır

    [107] Seni de (ey Rasulum), ancak alemlere rahmet olarak gonderdik

    [108] De ki, bana ancak soyle vahy olunuyor: “- Ilahınız, ancak bir Ilah’dır. Simdi siz (ey musrikler), musluman oluyor musunuz?”

    [109] Bunun uzerine, imandan yuz cevirirlerse, o takdirde de ki: “- Size (emredildigim seyleri) dosdogru bildirdim. (Muslumanların galebesi veya kıyamet azabı ile) korkutuldugunuz an yakın mı, yoksa uzak mı, ben bilmem

    [110] Suphe yok ki Allah, soylenen sozden acıga vurulanı da bilir, gizliliklerinizi de bilir

    [111] Bilmem, belki bu ceza vaadinin uzaması, sizin icin bir beladır ve bir zamana kadar faydalanmadır.”

    [112] (Hz. Peygamber soyle) dedi: “- Ey Rabbim! Benimle Mekke halkı arasında adaletle hukum ver. Rabbimiz o rahmandır ki, isnad ettiginiz (yalan) vasıflarınıza karsı yardımına sıgınılan ancak O’dur.”

    Hac

    Surah 22

    [1] Ey insanlar! Rabbinizden korkun (azabından sakınınız da O’na ibadet edin). Suphe yok ki, o kıyamet sarsıntısı cok buyuk bir seydir, korkunctur

    [2] Onu goreceginiz gun, her emzikli kadın emzirdiginden gecer ve her yuklu kadın cocugunu dogurur. Insanları da hep sarhos gorursun. Halbuki sarhos degillerdir. Fakat Allah’ın azabı cok siddetlidir

    [3] Insanlardan kimi de vardır, Allah’ın dini hakkında bir bilgisi olmadıgı halde, mucadele eder de, her inatcı seytana tabi olur

    [4] O seytan ki, aleyhine soyle hukum vermistir: Kim onu dost edinirse, muhakkak o kimseyi sapıtır ve cehennem azabına goturur

    [5] Ey insanlar! Eger oldukten sonra dirilme isinde suphede iseniz (ilk yaratılısınızı dusunun), muhakkak ki biz, sizi (Adem’den, Adem’i de) topraktan yarattık; sonra bir nutfeden (meniden), sonra pıhtılasmıs bir kandan, sonra yaratılısı tam ve yaratılısı noksan bir et parcasından ki, size kudret ve hikmetimizi beyan edelim. Hem sizi diledigimiz belirli bir vakte kadar rahimlerde durduruyoruz da, sizi bir bebek olarak cıkarıyoruz. Sonra sizi, kemal ve kuvvet cagınıza erismeniz icin bırakırız. Bununla beraber, icinizden kimi olduruluyor, kimi de onceki bilgisinden sonra, hic bir sey bilmemek uzere, kuvvetten dusurulup kocalma haline cevriliyor. Bir de arzı gorursun, olmus (kurumus); fakat biz onun uzerine suyu indirdigimiz zaman harekete gecer, kabarır ve her guzel ciftten nebatlar bitirir

    [6] Iste bunlar (insanın muhtelif tavırlarla yaratılısı ve olu arzın ihya edilisi) ispat ediyor ki, hakikaten Allah vardır. O, oluleri diriltiyor ve gercekten O, her seye kadirdir

    [7] (Bir de beyan edilen yukardaki delillerle bilesiniz ki), kıyamet muhakkak gelecektir, bunda hic suphe yoktur; ve Allah butun kabirlerde olan kimseleri diriltecektir

    [8] Insanların kimi de vardır ki, ne bir bilgiye ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah’ın dini hakkında mucadele eder

    [9] Allah yolundan sasırtmak icin (azamet ve kibirle) boynunu bukerek de bunu yapar. Dunyada ona bir rusvaylık vardır. Kıyamet gunu ise, ona cehennem azabını taddıracagız

    [10] (Kıyamet gununde ona soyle denecektir): Bu perisanlık ve azab, iki elinin kazandıgı gunahlar sebebiyledir. Muhakkak ki Allah, kullara zulumkar degildir (gunahları olmadan onları cezalandırmaz)

    [11] Insanlardan kimi de Allah’a dinin bir ucundan ibadet eder; eger kendisine bir hayır isabet ederse ona razı olur, kararlasır ve eger bir bela isabet ederse, yuzu ustu doner (dinden cıkar). Dunya ve ahireti perisan olur. Iste bu aldanıs, apacık ziyandır

    [12] Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne fayda vermiyecek olan seylere ibadet eder, yalvarır. Iste, hidayetten uzak olan sapıklık budur

    [13] (Hak dinden cıkan) o insan, zararı faydasından daha yakın olana tapar. Taptıgı sey ne fena dost, ne de kotu arkadas

    [14] Suphe yok ki Allah, iman edip salih amel isliyenleri, (agac ve evleri) altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Muhakkak ki Allah, diledigini yapar

    [15] Kim ki, Allah, Peygambere dunyada ve ahirette asla yardım etmez zannediyorsa, hemen yukarıya (evinin tavanına) bir ip uzatsın, sonra intihar etsin (bogulsun) de baksın, yaptıgı bu is, kendini ofkelendirmekte olan Allah’ın (Peygamberine) yardımını giderecek mi? (Catlasa, patlasa, yine de Allah, Peygamberine, hem dunyada hem ahirette zafer verecektir)

    [16] Iste biz Kur’an’ı apacık ayetler halinde indirdik. Suphe yok ki, Allah, diledigine hidayet eder

    [17] O iman edenler, o yahudiler, o yıldızlara tapanlar, o hristiyanlar, o atese tapanlar, o Allah’a ortak kosanlar (var ya), muhakkak ki Allah, kıyamet gunu, aralarında hukmunu verecek, hak ve batılı ayıracaktır. Cunku Allah, her seye sahid bulunuyor

    [18] Gormedin mi, goklerde ve yerde olan her sey; gunes, ay, yıldızlar, daglar, agaclar, hayvanlar ve insanlardan cok kimseler hep Allah’a secde (*) ediyor (O’nun kudretine boyun egiyor). Bir cogunun (kuffarın) da uzerine azap hak olmustur. Kimi de Allah hor bırakırsa, artık ona saadet verecek yoktur. Elbette Allah diledigini yapar

    [19] Su iki sınıf (muminlerle kafirler), Rablerinin dini hakkında birbirleriyle davaya kalkısan iki hasımdır. Iste o kafir olanlar icin atesten camasırlar bicilmistir, baslarının ustunden kaynar su dokulur

    [20] Bu kaynar su ile karınlarında olan seyler ve derileri eritilir

    [21] Onlar icin, bir de demirden kamcılar var

    [22] Her ne zaman atesten, onun ızdırabından cıkmak isterlerse, yine icine dondurulurler: ve onlara: “- Haydi tadın yangın azabını.” denir

    [23] Suphesiz Allah, iman edip salih ameller isleyenleri, (agacları) altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bilezikler ve incilerle suslenecekler. Elbiseleri de orada ipektir. (*) Dikkat!...Secde ayetidir

    [24] O iman edenler, sozun en guzeline (tevhid kelimesine) hidayet edilmisler ve hak yoluna (islam dinine) iletilmislerdir

    [25] Amma o kufre varıp da Allah yolundan ve Mescid-i Haram’dan -ki biz onu, mukim ve misafire musavi olmak uzere butun insanlar icin (kıble ve ibadethane) yapmısızdır - alıkoymakta olanlar elbette azab goreceklerdir. Her kim, Mescid-i Haram’da hakdan meylederek zulum yaparsa, ona acıklı bir azab taddırırız

    [26] (Ey Rasulum), hatırla o zamanı ki, biz Kabe’nin yerini Ibrahim’e beyan etmis ve ona: “-Bana hic bir seyi ortak kosma. Beyt’imi de tavaf edenler icin, orada oturanlar, ruku ve secdeye varanlar icin iyice temizle.” diye vahy etmistik

    [27] Butun insanlara haccı ilan et; gerek yaya olarak, gerek her uzak yoldan binek uzerinde senin huzuruna gelsinler

    [28] Ta ki kendilerine ait menfaatlere sahid olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdigi dort ayaklı hayvanlar (kurbanlıklar) uzerine belirli gunlerde (kurban kesme gunlerinde) Allah’ın adını ansınlar. Iste bu kurbanlıklardan yeyin ve muztar fakiri doyurun

    [29] Sonra kirlerini (sac ve tırnaklarını) atsınlar, adaklarını yerine getirsinler ve o kadim olan Beyt’i = Kabe’yi tavaf etsinler

    [30] Iste bu isleri yapsınlar. Kim, Allah’ın korunmasını emrettigi seylere hurmet ederse, bu Rabbi katında kendisi icin mutlak hayırdır. Size (Maide suresinde beyan edilib) okunanlar mustesna olmak uzere, butun davarlar size helal kılındı. O halde pis putlardan kacının, yalan sozden sakının

    [31] Allah icin halis muslumanlar, O’na ortak kosmıyanlar olun. Her kim Allah’a ortak kosarsa, sanki o gokten dusmus de kendisini kuslar kapısıyor veya ruzgar onu uzak bir yere dusuruyor

    [32] Bu uzaklasma Allah’a es kosanlar icindir. Fakat kim Allah’ın dinini (veya hac farzlarını) buyuk tanırsa, suphe yok ki, bu, kalblerin takvasındandır

    [33] Sizin icin davarlarda muayyen bir vakte kadar (kurban zamanına kadar yun ve sutlerinden) bir takım menfaatler vardır. Sonra da varacakları kesim yeri, Beyti-i Atik’de (Harem’de) son bulur

    [34] Her ummet icin, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdigi dort ayaklı davarlar uzerine ancak Allah’ın adını ansınlar diye, biz bir ibadet ve kurban yeri yaptık. Iste sizin Ilahınız tek bir Ilah’dır. O halde yalnız O’na ibadet edin (ve teslim olun). Ey Resulum, itaatkar ve mutevazi olanları cennetle mujdele

    [35] Bunlar, o kimselerdir ki, Allah anılınca kableri titrer, kendilerine isabet eden musibetlere karsı da sabırlıdırlar, namaza devamlıdırlar ve kendilerine verdigimiz rızıklardan bir kısmını (hayır icin) harcarlar

    [36] Biz, kurbanlık deve ve sıgırları da, Allah’ın size verdigi dinin alametlerinden kıldık. Sizin icin bu kurbanlıklarda (dini ve dunyevi) hayır vardır. O halde develeri, on ayaklarından biri baglı olarak ayakta bogazlarken, uzerlerine Allah’ın ismini anın (besmele getirin). Yere dusub canları cıktıgı zaman da, onlardan yeyin; kanaatkara da verin, dilenene de verin. Iste boylece, sukredesiniz diye, o kurbanlıkları (maddi ve manevi faydalar bakımından) sizin emrinize baglı kıldık

    [37] Elbette kurbanların ne etleri, ne kanları Allah’a erismez. (Allah katında makbul olmaz). Fakat Allah’a sizden ancak takva (halis ve kamil ibadetler) ulasır. Iste kurbanlıkları boyle sizin emrinize bagladı ki size dogru yolu gosterdiginden dolayı Allah’ı, tekbir getirerek yuceltesiniz. Ey Rasulum, ihlasla guzel is yapanlara (cenneti) mujdele

    [38] Muhakkak ki Allah, musriklerin saldırılarını muminlerden savacaktır. Cunku Allah her haini ve nankoru sevmez

    [39] Kendilerine savas acılan muminlere, (kafirlere karsı savas icin) izin verildi. Cunku onlar zulmedildiler. Suphe yok ki Allah, muminlere zafer vermege kadirdir

    [40] Muminler o mazlumlardır ki: “- Rabbimiz Allah’dır” demelerinden baska bir sebep olmaksızın yurdlarından (Mekke’den) haksız yere cıkarıldılar. Eger, Allah insanların bir kısmını (musrikleri) bir kısmı ile (muminlerle) defetmeseydi, iclerinde Allah’ın ismi cok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler elbette yıkılırdı. Muhakkak ki Allah, dinine yardım edene yardım edecek, zafer verecektir. Suphe yok ki Allah, cok kuvvetlidir, her seye galibdir

    [41] Onlar, o muminlerdir ki, eger kendilerini yeryuzunde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiligi emrederler ve fenalıktan da alıkoyarlar. Butun islerin sonu (kıyamette) Allah’a donecektir

    [42] (Ey Rasulum), eger seni (musrikler) tekzib ediyorlarsa, bil ki, onlardan once Nuh’un, Ad’ın ve Semud’un kavimleri de (kendi peygamberlerini) tekzib ettiler

    [43] Ibrahim’in kavmi de, Lut’un kavmi de tekzib ettiler

    [44] (Suayb’ın kavmi olan) Ashab-ı Medyen de (Suayb’ı) tekzib etti. Musa da (firavun tarafından) tekzib olundu. Ben de o kafirlere bir muhlet verdim. Sonra da kendilerini azabla yakalayıverdim. Bak ki, beni inkar nasıl olmustur

    [45] Nice memleketler vardı ki, zulum yapıyorlarken biz onları helak ettik de damları cokmus, duvarları uzerlerine yıkılmıstır (ıssız harabeye donmustur). Nice kuyularla yuksek saraylar (sahibsiz) bombos bırakılmıstır

    [46] Mekke kafirleri, hic de yeryuzunde dolasmadılar mı ki, bu sebeple dusunecek kalblere, isitecek kulaklara sahip olsalar. Gercek sudur ki, gozler (gormemek suretiyle) kor olmaz, fakat asıl sinelerin icindeki kalbler (ibret gozleri) kor olur

    [47] (Ey Rasulum) bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah vadinden caymaz (muhakkak o kafirlere takdir edilen azab, vaktinde gelecektir). Bununla beraber Rabbinin katında bir gun, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir

    [48] Zulmedib dururlarken kendilerine muhlet verdigim nice memleket halkı vardı ki, ben onları azabımla yakalayıvermistim. Sonunda muhakkak donus banadır

    [49] (Ey Rasulum) de ki: “- Ey insanlar! Ben size ancak acık anlatan bir korkutucuyum, (iman etmiyeceklere Allah’ın azabını acıkca haber veriyorum)

    [50] Fakat iman edib salih amel isleyenler var ya, bunlar icin hem bir magfiret, hem de (cennette) tukenmez bir rızık vardır

    [51] Ayetlerimiz (Kur’an’ı-mız) hakkında fesad icin kosusanlar ise, iste onlar Cehennemliktirler

    [52] (Ey Rasulum), biz senden evvel hic bir Rasul ve hic bir Peygamber gondermedik ki, o bir sey temenni ettigi zaman, seytan onun arzusuna subheler karıstırmasın. (Ancak Allah peygamberleri vahy sureti ile korur). Bunun uzerine Allah, seytanın bıraktıgı suphe ve fitneyi giderir. Sonra da Allah, ayetlerini tesbit eder, kuvvetlestirir Allah, Alim’dir= her seyi bilir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [53] (Allah’ın seytana imkan verib de sonra fitnesini gidermesi) seytanın ilka eyledigini, kalblerinde bir maraz (nifak) olanlarla kalbleri katı bulunanlara bir mihnet ve azab vesilesi yapmak icindir. Gercekten o munafıklarla musrikler, hakdan cok uzak bir ayrılık icindedirler

    [54] Bir de kendilerine ilim verilmis olanlar, Kur’an’ın muhakkak Rabbinden gelen bir gercek oldugunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalbleri ona saygı duysun. Cunku Allah, iman edenleri, dogru bir yola (islam dinine) iletir

    [55] Peygamberi ve Kur’an’ı inkar edenler de, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye, veya (nesilleri kesen bir harbteki) verimsiz gunun azabı catıncaya kadar Kur’an hususunda bir subhe icinde kalır giderler

    [56] O kıyamet gunu, hukum ve saltanat yalnız Allah’ındır; O, muminlerle kafirler arasında hukmunu verir. Artık iman edip salih amel isleyenler, Na’im cennetlerindedirler

    [57] Kufre varıp da ayetlerimizi inkar edenler, iste bunlara horluk icinde bırakılacakları bir azab vardır

    [58] Allah yolunda hicret edip de, sonra oldurulmus veya olmus olanlara gelince, elbette Allah onları guzel bir rızıkla (cennetde) rızıklandıracaktır. Cunku Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [59] Allah onları, hosnud olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Cunku Allah Alim’dir= iyiliklerini bilir, Halim’dir= canilerin cezasını geciktirir

    [60] Sana anlattıgımız Allah’ın hukmu iste boyledir. Muminlerden kim, kendisine yapılan cezaya aynı ile mukabele eder de, sonra yine aleyhine tecavuz edilirse, muhakkak ki Allah ona yardım eder. Gercekten Allah ziyade afv edicidir, cok bagıslayıcıdır

    [61] Mazluma Allah’ın yardım edisi sundan: Cunku Allah (diledigine kadirdir) geceyi gunduzun icine sokar, gunduzu de gecenin icine sokar. Gercekten Allah, Semi’dir= her seyi isitir, Basir’dir= her seyi gorur

    [62] Bu kamil kudret sundandır: Cunku Allah, varlıgı kendinden olan Hak’dır. Musriklerin Allah’ı bırakıb da tapındıkları putlar ise, hep batıldır. Suphesiz Allah her seyden yucedir, her seyden buyuktur

    [63] Gormedin mi, Allah gokten bir yagmur indirmekle yeryuzu yemyesil oluveriyor? Gercekten Allah cok lutufkardır, her seyden haberdardır

    [64] Goklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ındır. Dogrusu Allah, Gani= (hic bir seye muhtac olmıyan) hamd’e layık bulunandır

    [65] Gormedin mi ki, Allah, butun yerdekileri ve emriyle denizde akıb giden gemileri hep sizin hizmetinize baglı kıldı. Semayi, yeryuzune dusmekten koruyan O’dur; ancak kıyamette izniyle dusecektir. Dogrusu Allah insanlara cok sefkatlidir, cok merhametlidir

    [66] Once sizi dirilten, sonra oldurecek olan, sonra da (kabirden) diriltecek olan yine O’dur. Dogrusu insan (Allah’ın sayısız nimetlerine karsı) cok nankordur

    [67] Biz her ummet icin bir seriat tayin ettik ki, onlar bununla amel ederler. Bunun icin (ey Rasulum) din isinde sana asla muhalefet etmesinler. Sen, insanları, Rabbine ibadet etmeye davet et. Cunku sen, gercekten hidayete goturen dogru bir yol uzerindesin

    [68] Boyle iken eger seninle din isinde mucadele ederlerse, de ki: “- Allah yaptıklarınızı pek ala bilir.”

    [69] (Ey muminlerle kafirler), muhalefet edip durdugunuz seyler hakkında kıyamet gunu Allah aranızda hukmunu verecektir

    [70] Bilmez misin ki Allah, gokte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Muhakkak bunlar bir kitabdadır (Levh-i Mahfuz’dadır). Dogrusu bunları bilmek, Allah’a gore pek kolaydır

    [71] O Mekke kafirleri, Allah’ı bırakıb da kendisine bir delil indirilmiyen ve hakkında kendileri icin bir bilgi bulunmıyan seye (putlara) ibadet ediyorlar. O zalimler icin, (azabdan alıkoyacak) hic bir yardımcı yoktur

    [72] Kendilerine karsı ayetlerimiz apacık olarak okundugu zaman da, o kafirlerin yuzlerinde inkar hallerini gorur tanırsın. Nerde ise, karsılarında ayetlerimizi okuyanlara saldırıverecek gibi olurlar. (Ey Rasulum, o kafirlere) de ki: “- Simdi size bundan daha kotu olanını haber vereyim mi? : O, ates’dir. Allah bunu kafir olanlara vaad buyurdu. O ne kotu bir karargahdır

    [73] Ey insanlar! (putlara tapma halini beyan hususunda soyle) bir misal getirilmistir, simdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah’dan baska taptıklarınız (putlar), bir sinek bile yaratamazlar, velev ki hepsi bunun icin toplansalar... Eger sinek, o putlardan (uzerlerine surulen bal gibi seylerden) bir sey kaparsa, putlar onu sinekten kurtaramazlar. (Kapılan seyi geri almak isteyecek olan) put da zayıf ve aciz, matlup olan sinek de aciz

    [74] Allah’ın azametini geregi gibi takdir edib bilemediler. Muhakkak ki Allah cok kuvvetlidir, her seye ustundur

    [75] Allah, hem meleklerden, hem de, insanlardan peygamberler secer. Gercekten Allah her seyi isitir = Semi’dir, her seyi gorur= Basir’dir

    [76] Allah onların ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilir. Butun isler (netice itibariyle ahirette) Allah’a dondurulur

    [77] Ey iman edenler; Namazlarınızda ruku ve secde edin. Rabbinize ibadet edin ve hayır yapın ki, kurtulabilesiniz

    [78] Allah ugrunda gerektigi gibi cihad ediniz. Allah dinini muzaffer kılmak icin (ey Peygamber ummeti) sizi secti. Din isinde uzerinize bir gucluk de yuklemedi; babanız Ibrahim’in dininde oldugu gibi. Bundan evvelki kitablarda ve bu Kur’an’da size musluman ismini Allah taktı, ki Peygamber, size karsı (teblig vazifesini yaptıgına) sahid olsun, siz de butun insanlara karsı (Peygamberler icin) sahidler olasınız. Artık geregi uzre namazı kılın, zekatı verin ve Allah’ın dinine sarılın ki, mevlanız O’dur. O ne guzel mevladır (dosttur), ne guzel yardımcıdır

    Mü'minûn

    Surah 23

    [1] Muhakkak muminler zafer bulmustur

    [2] O muminler ki, namazlarında tevazu ve korku sahibidirler

    [3] Onlar ki, bos sozden ve faydasız isten yuz cevirirler

    [4] Onlar ki, zekatlarını verirler

    [5] Onlar ki, ırzlarını korurlar

    [6] Ancak zevcelerine ve sahib oldukları cariyelerine karsı munasebetleri mustesnadır. Cunku onlar (bu helal olanlarda) kınanmazlar

    [7] Kim de bu helalden baskasını ararsa, iste onlar mutecavizlerdir

    [8] Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri soze riayet ederler

    [9] Onlar ki, namazlarını geregi uzre devamlı kılarlar; emanetlerine ve verdikleri soze riayet ederler

    [10] Iste bu vasıfları toplayanlar, varis olanlardır

    [11] Ki onlar, Firdevs cennetine varis olacaklardır. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır

    [12] Biz insanı (Adem’i) muhakkak ki camurun ozunden yarattık

    [13] Sonra Adem’in neslini, saglam bir yerde (rahimde) bir nutfe (az bir su) yaptık

    [14] Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra kan pıhtısını bir parca et yaptık; o et parcasını da kemikler haline cevirdik. Kemiklere de et giydirdik. Sonra ona baska bir yaratılıs (ruh) verdik. Bak ki, sekil verenlerin en guzeli olan Allah’ın sanı ne kadar yucedir

    [15] Sonra siz bunun arkasından muhakkak oleceksiniz

    [16] Sonra siz, kıyamet gunu muhakkak diriltileceksiniz

    [17] Dogrusu biz, sizin uzerinizde yedi kat (gok) yarattık. Biz yaratmaktan gafil olmadık (onu korumaktayız)

    [18] Gokten de bir olcu dairesinde bir yagmur indirdik de, onu yerde iskan ettik (ırmak, gol, kuyu ve menba haline getirdik). Suphe yok ki biz, o suyu yok etmeye de kadiriz

    [19] Iste bu su sebebiyle size hurmalıklardan, uzumluklerden baglar - bahceler yaptık. Iclerinde sizin icin bir cok yemisler var. Onlardan yer ve gecinirsiniz

    [20] (Yine sizin icin) Tur-i Sina dagından cıkan bir agac (zeytin agacı) yarattık ki, hem yag bitirir, hem de yiyecek kimselere bir katık

    [21] Davarlarda da sizin icin muhakkak bir ibret vardır. Karınlarındaki sutten size iciririz. sizin icin onlarda daha bir cok faydalar vardır. Hem onların etlerinden de yersiniz

    [22] Bir de (karada) hayvanların, (denizde) gemilerin uzerinde tasınırsınız

    [23] Yemin olsun ki, biz Nuh’u kavmine Peygamber gonderdik de (onlara) soyle dedi: “- Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. O’ndan baska bir Ilahınız yoktur. Artık azabından korkmaz mısınız?”

    [24] Bunun uzerine kavminden kufre varanların ileri gelenleri (basları) dedi ki: “- Bu sizin gibi ancak bir insandır, size karsı ustunlesmek istiyor. Eger Allah dileseydi, elbette (bize peygamber olarak insan degil) melekler gonderirdi. Biz bunu, (bir insanın peygamber olabilecegini) evvelki atalarımızdan duymadık

    [25] O, ancak kendisinde cinnet bulunan bir adamdır. Bu itibarla bir zamana kadar onu bekleyin (belki akıllanır).”

    [26] (Nuh soyle) dedi: “- Ey Rabbim, onların beni yalanlamalarına karsılık sen bana yardım et.”

    [27] Biz de ona soyle vahy ettik: “- Bizim nezaretimiz altında ve emrimizle gemiyi yap. Sonra azab emrimiz gelibde tandırdan su kaynayıp fıskırınca (veya kazan kaynayınca), hemen ona, her canlıdan birer cift erkek ve disi, bir de uzerine azab vacib olandan baska, aile halkını koy. Zulum yapanlar hakkında da bana duada bulunma; cunku onlar bogulmus olacaklardır.”

    [28] (Ey Nuh), sen beraberindekilerle geminin uzerine cıktıgın zaman de ki: “- Hamd, O Allah’a olsun ki, bizi zalim bir kavimden kurtarmıstır.”

    [29] Bir de (gemiden inince) soyle de: “- Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur; sen konuklatanların en hayırlısısın.”

    [30] Suphesiz bunda (Nuh kıssasında) ibret alıncak cok alametler var. Dogrusu biz (bu sekilde insanları) imtihana cekenleriz

    [31] Nuh kavminin helakinden sonra, arkalarından baska bir kavim yarattık (bu Ad kavmidir)

    [32] Onlara da iclerinden bir peygamber (Hud’u) gonderdik ki, soyle desin: “- Allah’a ibadet edin; sizin ondan baska hic bir Ilah’ınız yoktur. Artık Allah’ın azabından korkmaz mısınız?”

    [33] Dunya hayatında kendilerine nimet (mal ve evlad bollugu) verdigimiz halde, kufredip ahiretteki hesabla karsılasmayı yalanlıyan ve o peygamberin kavminden ileri gelen bir topluluk soyle dedi: “- Bu, ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediginizden yiyor, ictiginizden iciyor (bu bir peygamber olamaz)

    [34] Eger kendiniz gibi bir insana itaat edecek olursanız, o halde aldanmıs cahiller olursunuz

    [35] Siz oldugunuzde, bir toprak ve bir yıgın kemik oldugunuz zaman, muhakkak dirileceginizi mi size va’adediyor

    [36] O korkutuldugunuz sey (azab) ne uzak, ne uzak! (olur sey degil)

    [37] Hayat, ancak bizim bu dunya hayatımızdır. Bazımız olur, bazımız yasarız. Fakat biz oldukten sonra diriltilmeyiz

    [38] O (size peygamber oldugunu soyliyen), ancak Allah’a karsı yalan uyduran bir adamdır. Biz ona inanacak degiliz.”

    [39] (Imansızların bu sozlerinden sonra, o peygamber) soyle dedi: “- Rabbim, beni yalanlamalarına karsı, ocumu al.”

    [40] Allah buyurdu ki: “- Az bir zamanda (azabı gorunce) pisman olacaklar.”

    [41] Derken onları korkunc bir azab gurultusu, Allah’dan adalet olarak, yakalayıverdi. Boylece onları bir sel supuruntusu yaptık. Artık helak olsun oyle zalimler

    [42] Sonra onların (helakleri) arkasından baska kavimler yarattık. (Salih, Lut ve Suayb’ın kavimlerini)

    [43] Hic bir ummet, ecelini, (mukadder helak zamanını) gecip one alamaz ve geriletemez

    [44] Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gonderdik. Her ummete peygamberi geldikce, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca helak ettik ve onları dillere destan yaptık. Artık defolsun imana gelmiyecek bir kavim

    [45] Sonra Musa ile kardesi Harun’u, mucizelerimizle ve acık bir huccetle, Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gonderdik de bunlar, (iman etmeyi) kibirlerine yediremediler. Onlar buyuklenen bir kavimdiler

    [46] Sonra Musa ile kardesi Harun’u, mucizelerimizle ve acık bir huccetle, Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gonderdik de bunlar, (iman etmeyi) kibirlerine yediremediler. Onlar buyuklenen bir kavimdiler

    [47] (Bu itibarla Firavun ve kavmi) soyle dediler: “- Biz, bizim gibi iki insana. (Musa ve Harun’a) hic iman eder miyiz! Hele bir de kavimleri bize itaat edib duruyorken

    [48] Boylece onları (Musa ve Harun’u) yalanladılar da helak edilenlerden oldular, (denizde boguldular)

    [49] Yemin olsun, Musa’ya Tevrat’ı verdik ki, kavmi hidayete ersinler

    [50] Meryem’in oglu Isa’yı da annesiyle (kudretimize delalet eden) bir alamet kıldık; (cunku onu babasız yarattık, annesine bir insan dokunmamıstı). Ikisini duz ve suyu bulunan yuksek bir yerde barındırdık

    [51] (Muhtelif zamanlarda peygamberlere soyle hitab edildi): “- Ey Rasuller! Helal seylerden yeyiniz ve salih amel isleyiniz. Cunku ben ne yaparsanız hep bilirim

    [52] Iste bu dininiz, esasta bir tek dindir; (islam dinidir, tevhid dinidir). Ben de Rabbinizim. Artık benden korkun

    [53] Nihayet milletler, dinleri hususunda, aralarında parcalara bolunduler. Her fırka kendi din ve mezhebine guveniyor, hak olduguna inanıyor

    [54] Simdi (Ey Rasulum), o Mekke kafirlerini bir vakte kadar dalgınlıkları icinde bırak

    [55] Onlara dunyada verdigimiz mal ve evladdan dolayı, biz onların hayırlarına acele ediyoruz, zannında mı bulunuyorlar? Hayır, anlamıyorlar, (dunya haline aldanıyorlar, ahiretteki perisanlıgı dusunmuyorlar)

    [56] Onlara dunyada verdigimiz mal ve evladdan dolayı, biz onların hayırlarına acele ediyoruz, zannında mı bulunuyorlar? Hayır, anlamıyorlar, (dunya haline aldanıyorlar, ahiretteki perisanlıgı dusunmuyorlar)

    [57] Gercekten Rablerinin azabından korkanlar

    [58] Rablerinin ayetlerine iman edenler

    [59] Rablerine hic ortak kosmıyanlar

    [60] Rablerinin huzuruna varacaklarından kalbleri korkarak verdiklerini (zekatlarını) verenler

    [61] Iste bunlar; hayırlarda surat yarısı yaparlar ve onlar hayır yapmak icin one gecenlerdir

    [62] Biz, herkese ancak guc ve takatı miktarınca teklif yaparız; (gucunun ustunde olan seylerle sorumlu tutmayız). Katımızda (her kulun amelinin yazılı bulundugu) bir kitab vardır; o, dogruyu soyler. Onlar zulme ugratılmazlar

    [63] Fakat kafirlerin kalbleri bu Kur’an’dan bir gaflet icindedir. Onların, muminlerin amelinden baska bir takım kotu isleri vardır ki, hep onlar icin calısıp dururlar

    [64] Nihayet onların (zevke duskun) elebaslarını azab ile yakaladıgımız zaman, cıglık kopararak yardım istiyeceklerdir

    [65] (Onlara soyle denir): Bugun bosuna feryad etmeyin; cunku siz, bizden kurtarılamazsınız

    [66] Size, ayetlerim okunuyordu da, gerisin geri donuyordunuz (onları kabulden yuz ceviriyordunuz)

    [67] Kur’an’a bas kaldırıb geceleyin toplantılar yaparak hezeyanlar savuruyordunuz

    [68] Hak oldugunu anlamak icin Kur’an hakkında hic dusunmediler mi? (Icazkar lafzına ve hikmetli manasına bakıb Allah katından oldugunu anlamadılar mı?). Yoksa onlara, evvelki atalarına gelmemis olan bir peygamber mi geldi (de onu inkar ediyorlar)

    [69] (Yoksa, peygamberlerini dogruluk, emanet ve guzel ahlakla) tanımadılar da, onun icin mi inkar ediyorlar

    [70] Yoksa, peygamberde bir cinnet var mı diyorlar? Hayır o peygamber, onlara hakkı (Kur’an’ı ve Islam dinini) getirdi. Fakat onların cogu hakkı sevmiyorlar, (inkar ediyorlar)

    [71] Eger Allah, onların keyflerine tabi olsaydı, goklerle yer ve bunlarda bulunan kimseler muhakkak fesada ugrardı (alem bozulurdu). Hayır, biz onlara, izzet ve serefleri olan Kur’an’larını getirdik de onlar, sereflerinden yuz ceviriyorlar

    [72] Yoksa, sen onlardan (getirdigin seye mukabil) bir ucret mi istiyorsun? Rabbinin (cennetteki) mukafatı ise daha hayırlıdır. Hem Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [73] Dogrusu sen, onları, Islam dinine cagırıyorsun

    [74] Fakat ahirete inanmıyanlar, bu dogru yoldan sapmaktadırlar

    [75] Eger biz, onlara (Mekke halkına) merhamet edip sıkıntılarını (ugradıkları kıtlıgı) acıversek, mutlaka korukorune giderek, yine azgınlıklarında inad edip dururlardı

    [76] Dogrusu biz onları azaba (aclık ve kıtlıga) tuttuk da, yine Rablerine karsı boyun egmediler. Onlar yalvarmıyorlar, (imana gelmiyorlar)

    [77] Nihayet uzerlerine cok siddetli bir azab kapısı actıgımız zaman da, onun icinde umitsizlige duseceklerdir

    [78] Halbuki size, o kulakları, o gozleri, o kalbleri yaratıb veren O’dur. Siz pek az sukrediyorsunuz

    [79] Sizi yer yuzunde yaratan O’dur. Kıyamet gununde hep O’na donub toplanacaksınız

    [80] Oldukten sonra dirilten O, dunyada olduren O. Gece ile gunduzun birbiri ardınca degismesi (karanlık ve aydınlık farkları) hep O’na aittir. (Bunlarda baskasının tasarrufu olamaz). Artık akıllanmıyacak mısınız

    [81] Hayır, o Mekke kafirleri, evvelkilerin dedigi gibi dediler

    [82] Soyle demislerdi: “- Biz olub de bir toprak ve bir yıgın kemik oldugumuz zaman mı, cidden biz mi diriltilmis olacagız

    [83] Yemin ederiz ki, bize de atalarımıza da bu dirilme isi bundan once vaad olundu. Bu, eskilerin masallarından baska bir sey degil.”

    [84] (Ey Rasulum, Mekke kafirlerine) de ki: “- Kimin o arz ve ondaki butun varlıklar, biliyor musunuz?”

    [85] Onlar diyecekler ki: “- Allah’ındır.“ Sen, de ki: “- O halde dusunub Allah’ın kudretini anlamaz mısınız?”

    [86] Yine de ki: “- O yedi gogun Rabbi kim? O cok buyuk arsın Rabbi kim?”

    [87] “-Allah’ındır” diyecekler, De ki: “- O halde Allah’dan korkmaz mısınız?” (Allah’dan baskasına nasıl tapınırsınız)

    [88] De ki: “- Her seyin mulkiyet ve hazineleri elinde olan kimdir ki, daima O koruyub hukmediyor, kendisi asla korunmaya muhtac olmuyor? Eger biliyorsanız, cevab verin.”

    [89] Yine “-Allah’ındır” diyecekler. Onlara de ki: “- O halde nereden aldatılıyorsunuz (da hakkı inkar, ediyorsunuz)?”

    [90] Dogrusu biz, onlara, hakkı (tevhidi) getirdik. Suphesiz onlar, (Allah cocuk edindi, melekler kızlarıdır sozlerinde) yalancıdırlar

    [91] Allah, hic evlad edinmemistir, beraberinde bir ilah da yoktur. Eger musriklerin dedigi gibi, Allah’la beraber bir takım ilahlar olsaydı, o takdirde her ilah kendi yarattıgını goturur, tek baslarına kalarak aralarında ayrılıklar bas gosterir ve bir kısmı digerlerine ustun gelirdi. (Bu cekisme ve savaslar olmadıgına gore Allah’ın esi ve ortagı yoktur.) Allah, onların isnad ettigi sirk vasıflarından (ve butun noksanlıklardan) munezzehtir

    [92] Allah, gaybın ve hazırın alimidir; O, musriklerin kostukları sirklerden cok yucedir

    [93] (Ey Rasulum) de ki: “- Rabbim! Eger onlara edilen azab va’dini muhakkak bana gostereceksen

    [94] Beni o zalimler toplulugu arasında bulundurma, Rabbim!”

    [95] (Ey Rasulum), onlara vaad ettigimiz azabı sana gostermege elbette kadiriz

    [96] Sen, kotulugu en guzel hasletle (sabır ve iyilikle) bertaraf et. Biz onların ne yalan ve kufur uydurduklarını daha iyi biliriz

    [97] De ki: “-Rabbim, Seytanların vesveselerinden sana sıgınırım

    [98] Rabbim, onların huzurumda bulunmalarından sana sıgınırım.”

    [99] Nihayet o musriklerin her birine olum geldigi vakit soyle diyecekler: “-Rabbim, beni dunyaya geri cevir

    [100] Ta ki, ben terk ettigim imanı yerine getirib salih bir amelde bulunayım.” Hayır (artık dunyaya donulmez), musriklerden her birinin soyledigi bu sozler, soyleyene ait faydasız bir lafdır. Onlerinde ise bir mezar vardır; diriltilecekleri gune kadar oradadırlar

    [101] O vakit, Sur’a ufuruldu mu, artık aralarında bugun ne neseb yardımlasması vardır, ne de birbirinin halinden sorabilirler

    [102] O zaman (kıyamette) kimin hasenat tartıları agır gelirse, iste onlar zafere kavusacaklardır

    [103] Kimin de tartıları hafif gelirse, iste kendilerini husrana dusurenler bunlardır; cehennemde de ebedi olarak kalacaklar

    [104] Ates yuzlerine carpar. O halde ki, orada disleri sırıtır durur

    [105] (Allah, o kafirlere soyle buyuracak): “-Size (dunyada) ayetlerim (Kur’an) okunurken, onları inkar eden siz degilmi idiniz?”

    [106] Onlar (cehennemde oldukları halde) derler ki: “- Ey Rabbimiz! Bizi kotu talihimiz maglub etti ve biz, hak yoldan cıkan (kafir) bir kavim idik

    [107] Ey Rabbimiz! Bizi bu atesden cıkar; yine kufre donersek, o takdirde muhakkak zalimleriz

    [108] (Allah onlara soyle) buyurur: “- Ses cıkarmayın, sinin orada! Bana bir sey soylemeyin (atesden cıkmayı benden istemeyin).”

    [109] Cunku mumin kullarımdan bir topluluk vardı ki, onlar: “- Ey Rabbimiz, iman ettik, artık bizi bagısla ve bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” derlerken

    [110] Siz, onları, alaya aldınız. Nihayet bu hareketiniz, bana ibadet etmeyi size unutturdu. Onlara (istihza suretiyle) guluyordunuz

    [111] Iste ben, o muminlere, sabretmelerine karsılık, bugun bu mukafatı (cenneti ) verdim. Muhakkak onlardır zafere erenler...”

    [112] (Allah, kafirlere kıyamet gunu soyle) buyuracak: “- Dunyada veya mezarda ne kadar seneler sayısınca kaldınız?”

    [113] Onlar derler ki: “- Bir gun, yahud bir gunden az kaldık. Iste (hesab tutan meleklere) sayanlara sor.”

    [114] (Allah onlara soyle) buyuracak “- Bilmis olsanız, hakikaten pek az kaldınız (cunku ahiretteki bekleyisiniz sonsuzdur)

    [115] Sizi ancak bosuna yarattıgımızı ve gercekten bize dondurulmiyeceginizi mi zannettiniz?”

    [116] Mutlak olarak mulk sahibi olan Allah, (bosuna yaratmaktan, cocuk edinmekten ve butun noksanlıklardan munezzehtir) cok yucedir. Ondan baska hic bir Ilah yoktur; kerim olan Ars’ın Rabbidir (Ars kerimdir, cunku rahmet oradan nazil olur)

    [117] Her kim, Allah ile bareber diger bir ilah’a, onu isbat edecek bir delili olmamasına ragmen, ibadet ederse onun cezası ancak Rabbinin katındadır. Gercek sudur ki, kafirler felah bulmazlar

    [118] (Ey Rasulum) de ki: “- Rabbim! Ummetimi bagısla, onlara merhamet buyur. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”

    Nûr

    Surah 24

    [1] Bu, bir suredir ki, onu indirdik ve onda helal ile haramı beyan ettik. Icinde apacık ayetler (deliller) gosterdik. Olur ki, ogut alır haramdan sakınırsınız

    [2] (Bekar olub da) zina eden kadınla zina eden erkegin her birine yuz degnek vurun. Allah’a ve ahiret gunune inanıyorsanız, bunlara, Allah’ın dini hususunda (emirlerini yerine getirmekte) merhametiniz tutmasın. Muminlerden bir topluluk da, bunların ceza tatbikinde sahid olsun (hazır bulunsun ki, artık boyle bir fenalık islenmesin)

    [3] Zina eden bir erkek, ancak zina eden bir kadınla, veya bir musrike ile evlenmek ister. Zina eden bir kadını da, ancak zina eden bir erkek veya musrik bir kimse nikah etmek ister. Muminlere boyle bir evlenme haram kılınmıstır. (Mufessirler bu ayet-i kerimenin manasında ihtilaf etmislerdir. Bir kısmına gore, bazı ashab hakkında nazil olmus olmakla mana hasdır, bir kısmına gore mana umumidir ve diger bir kısım mufessirlere gore de, bu ayet-i kerime “Dulları nikahlayın” ayet-i kerimesiyle mensuhtur)

    [4] Iffetli musluman kadınlara zina iftira edenler, sonra (bunu isbat icin) dort sahid getirmiyenler (var ya) iste bunlara seksen degnek vurun. (Hic bir sey hakkında) bunların sahidliklerini ebediyyen kabul etmeyin. Bunlar, asıl fasıklardır

    [5] Ancak bu iftiradan sonra tevbe edip hallerini duzeltenler hakkında, Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [6] Karılarına zina isnad eden ve kendi nefislerinden baska sahidleri de bulunmıyan kimselerin her biri (hakim huzurunda ifadede bulunarak) dort defa soyle sahidlik etmelidir (demelidir): “Eshedu billah, kendisi zevcesine isnad ettigi sozde muhakkak dogru soyliyenlerdendir.”

    [7] Besinci defa soyle demelidir: “- Eger yalancılardan ise, Allah’ın laneti muhakkak uzerine olsun”

    [8] Kadından azabı, (had cezasını) dort defa (yine hakim huzurunda ifadede bulunarak) soyle sahidlik etmesi defeder: “Eshedu billah o (koca) muhakkak yalancılardandır.”

    [9] Besinci defa kadın soyle der: “- Eger o (koca) dogru soyliyenlerden ise, muhakkak Allah’ın gazabı kendinin (kadının) uzerine olsun.”

    [10] Eger Allah’ın uzerine ihsanı ve rahmeti olmasaydı ve Allah tevbeleri kabul eden hikmet sahibi olmasaydı, sizi rusvay ve perisan ederdi

    [11] (Hz. Aise hakkında) o iftira haberini getirenler, icinizden (munafık olan) bir zumredir. O iftirayı, Allah katında sizin icin bir kotuluk sanmayın. Bilakis o, (sevab bakımından ahirette) hakkınızda bir hayırdır. (Bu hitab, iftira hadisesinden uzulen muminleredir). O iftiracılardan her kisiye, kazandıgı gunah kadar ceza vardır. Onlardan gunahın buyugunu yuklenen (Abdullah Ibni Ubeyy) icin buyuk bir azab vardır

    [12] Keske, onu (Hz. Aise’ye iftirayı) isittiginiz zaman, erkek ve kadın muminler, kendi kardeslerine iyi bir zanda bulunub da: “- Bu apacık bir iftiradır.” deselerdi

    [13] Buna dort sahid getirselerdi ya... Madem ki sahid getiremediler, o halde onlar, Allah katında yalancılardır

    [14] Eger dunyada ve ahirette Allah’ın ihsan ve rahmeti uzerinizde olmasaydı, o daldıgınız dedikodu sebebiyle size muhakkak buyuk bir azab dokunurdu

    [15] O vakit siz, o iftirayı dillerinizle birbirinize anlatıyordunuz; hakkında hic bir bilgi sahibi olmadıgınız seyi, agızlarınızla soyliyor ve bunu kolay (gunah olmıyan sey) sanıyordunuz. Halbuki o, Allah katında (gunah bakımından) cok buyuktur

    [16] Onu (Hz. Aise’ye iftirayı) isittiginiz zaman: “- Bunu soylemek bize caiz olmaz. Hasa! Bu buyuk bir iftiradır.” desenizdi ya

    [17] Eger inanıb tasdik ediyorsanız, boyle bir seye ebediyyen bir daha donmenizi Allah size yasaklıyor

    [18] Allah size ayetlerini (emir ve yasaklarını) boyle acıklıyor. Allah Alim’dir= her seyi bilir, Hakim’dir=hukmunde hikmet sahibidir

    [19] Muminler icinde, kotu sozlerin yayılmasını arzu edenler icin, muhakkak dunya ve ahirette acıklı bir azab vardır. (Kotulugu yaymak istiyenleri) siz bilmediginiz halde Allah bilir

    [20] Eger Allah’ın uzerinizde fazlı ve rahmeti olmayaydı, azabınızı carcabuk verirdi. Gercekten Allah Rauf’dur, Rahim’dir

    [21] Ey iman edenler! Seytanın izi ardınca gitmeyin. Kim seytanın izine uyarsa, bilsin ki, o, kotulugu ve mesru olmıyanı emreder. Eger uzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, icinizden hic biri ebediyyen (gunah kirinden) temize cıkamazdı. Fakat Allah, diledigini temize cıkarır. Allah Semi’dir=her seyi isitir, Alim’dir= her seyi bilir

    [22] Bir de, icinizde fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabalara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermemek (yedirmemek) uzere yemin etmesinler; (kusurlarını) bagıslasınlar, aldırmasınlar. Allah’ın sizi bagıslamasını sevmez misiniz? Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir = cok merhametlidir

    [23] Zinadan haberi bulunmıyan iffetli mumin kadınlara, zina isnad edenler, dunyada ve ahirette lanete ugramıslardır. Onlara buyuk bir azab vardır

    [24] Kıyamet gununde (iftiracıların) aleyhlerinde olarak dilleri, elleri ve ayakları butun yaptıklarına sahidlik edecektir

    [25] O gun Allah, onlara, cezalarını adaletle tastamam verecek ve Allah’ın asikar Hak oldugunu bileceklerdir

    [26] Kotu sozler, kotu kimseler icin; kotu kimseler de, kotu soz ve isler icindir. Temiz olan soz ve isler ise, temiz kimselere ve temiz olan kimseler de, temiz soz ve islere layıktır. Bunlar, (Hz. Aise ve Safvan), o iftiracıların dediklerinden beridirler. Kendileri icin bir magfiret ve cennette kerim bir rızık vardır

    [27] Ey iman edenler! Kendi ev ve odalarınızdan baska evlere, sahibleriyle alıskanlık temin edib izin almadan ve selam vermeden, girmeyin. Bu, sizin icin daha hayırlıdır. Olur ki dusunur, hikmetini anlarsınız

    [28] Eger evlerde bir kimse bulmazsanız, size izin verilmedikce iceri girmeyin. Eger size geri donun derlerse, donun. Bu sizin icin (kapıda beklemekten) daha temizdir ve Allah, yapmakta oldugunuz butun isleri bilendir

    [29] Icinde oturulmıyan ve icinde, faydalanma hakkınız bulunan (ahır ve han gibi) evlere (izinsiz) girmenizde bir gunah yoktur. Allah, acıkladıgınızı da bilir, gizlediginizi de

    [30] (Ey Rasulum), Mumin erkeklere soyle, gozlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu, kendileri icin daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların butun yaptıklarından haberdardır

    [31] Mumin kadınlara da soyle, gozlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, zinetlerini (suslerinin takılı oldugu bogaz, bas, gerdan, kol, bacak ve kulakları gibi yerlerini) acıb gostermesinler. Ancak bunlardan gorunmesi zaruri olan (yuz, eller ve ayaklar) mustesnadır. Bas ortulerini yakalarının uzerine koysunlar (gogus ve boyunlarını gostermesinler). Zinetlerini (ve sus yerlerini) ancak su kimselere gostersinler (gosterebilirler.): Kocalarına, yahud babalarına, yahud kocalarının babalarına, yahud kendi ogullarına, yahud kocalarının (baska anadan olma) ogullarına, yahud kendi erkek kardeslerine, yahud erkek kardeslerinin ogullarına, yahud kız kardeslerinin ogullarına, yahud musluman kadınlarına, yahud ellerindeki cariyelere, yahud (sehvetsiz ve kadına) ihtiyacı olmıyan (sırf yemek pesinde kosan) uyuntu kimselere, yahud henuz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamıs olan (erkek kadın munasebetini bilmiyen) cocuklara. Gizledikleri zinetleri bilinsin diye, ayaklarını da (yere veya birbirine) vurmasınlar (erkekleri kendilerine meyil ettirmesinler). Ey muminler! Hepiniz Allah’a tevbe edin ki, dunya ve ahiret saadetine kavusasınız

    [32] Bir de icinizden bekarları ve kolelerinizle cariyelerinizden salihleri (evlenme durumunda olanları) evlendirin. Eger fukara iseler, Allah onlara fazlından rızık ihtiyaclarını giderir. Allah’ın ihsanı genistir, Alim’dir= her seyi hikmeti uzere bilerek verir

    [33] Evlenmiye imkan bulamıyanlar, Allah fazlından onların ihtiyacını giderinceye kadar, iffetli kalmaya (zinadan sakınmaya) calıssınlar. Kolelerinizden mukatebe (para kazanıb efendisine vermek suretiyle azad olmak) istiyenleri de, eger kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen kitabete (sozlesmeye) baglayın ve onlara Allah’ın size verdigi malından verin (size olan borclarından dusurun). Dunya hayatının gecici menfaatını kazanacaksınız diye, cariyelerinizi fuhsa zorlamayın, hele iffetli olmak isterlerken... Kim, onları zinaya mecbur ederse, muhakkak ki Allah bu mecbur edilislerinden ve tevbelerinden sonra kendileri hakkında Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [34] Muhakkak ki size, din hukumlerini apacık bildiren ayetler, sizden once gelib gecen kimselerden misaller ve takva sahibleri icin bir takım ogutler indirdik

    [35] Allah, goklerin ve yerin aydınlatıcısıdır. Muminin kalbinde, nurunun sıfatı: Sanki bir hucre ki, icinde bir lamba var; lamba da cam bir mahfaza icinde; o cam mahfaza, sanki (parlayan) incimsi bir yıldız. Bu lamba, gunesin dogusunda ve batısında golgeye dusmiyen mubarek bir zeytin agacının yagından tutusturulur. Bu oyle (saf) bir yagdır ki, nerde ise ates dokunmasa da aydınlık verecek. Bu aydınlık, nur ustune nurdur (Allah’ın muminlere hidayeti, iman nuru ustune bir nurdur). Allah, diledigi kimseyi nuruna (Islam dinine) kavusturur. Allah, insanlara boyle misaller verir (ki ibret alıb iman etsinler). Allah, her seyi bilir

    [36] Bu lamba, o camilerde yakılır ki, onların yuce tanınmasını ve iclerinde isminin anılmasını Allah emretmistir. Buralarda sabah ve aksam (bes vakit) Allah’ı tesbih eder namaz kılarlar

    [37] Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alıs-veris, Allah’ı anmaktan (O’na ibadet etmekten ve emirlerine baglanmaktan), namazı geregi uzre kılmaktan ve zekat vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar, bir gunden (kıyametten) korkarlar ki, o gunde kalbler ve gozler korkudan halden hale doner kıvranır

    [38] Cunku Allah, kendilerine yaptıkları islerin en guzeli ile mukafat verecek ve fazlından da, onlara daha ziyadesini verecektir. Allah, diledigi kimseye hesabsız rızık verir

    [39] Kafir olanların amelleri ise, dumduz engin bir arazideki serab gibidir. Susayan, onu bir su zanneder; nihayet ona vardıgı zaman, onu zannetigi gibi bir sey bulmaz (iste kafir de kıyamet gunu, yaptıgı amelden bir sevab bulamaz). Yanında Allah’ın cezasını bulur. Allah’da onun hesabını (amelinin cezasını) tamamen verir. Allah, cok cabuk hesab gorendir

    [40] Yahud (kafirlerin amelleri, fesad ve bosuna olus bakımından) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. O denizi bir dalga buruyor; ustunden bir dalga daha. (Gokte de yıldızları kaplayan) bulut var. Bunlar birbiri ustune yıgılmıs karanlıklardır ki, kendisi elini cıkarsa, onu goremiyecek kadar... (Iste kafirlerin amelleri de, hic bir ise yaramıyan ve fayda temin etmiyen bu karanlıklar gibidir. Kafir, kalbindeki koyu karanlık sebebiyle hakkı goremez ve hidayete eremez). Allah, kime hidayet yaratmazsa, artık onun icin hic bir nur yoktur

    [41] (Ey Rasulum), gormedin mi ki, gokte olanlar, yerdekiler, havada kanatlarını cırparak ucan kuslar, gercekte hep Allah’ı tesbih ediyorlar. Bunların her biri duasını da, tesbihini de bilmistir (Allah’ın kendilerine has kıldıgı vazifeyi sasırmazlar.) Allah da butun yaptıklarını bilir

    [42] Butun goklerin ve yerin mulkiyet ve tasarrufu Allah’ındır. Hep donus de, yalnız Allah’adır

    [43] Gormedin mi ki, Allah bulutları surukluyor; sonra bulutların arasını topluyor (birbirine sıkıstırıyor), sonra onu bir yıgın haline getiriyor. Iste goruyorsun ki, yagmur bunların arasından cıkıyor. Allah, gokte dag halindeki birikintilerden dolu indiriyor da, diledigi kimseye bununla musibet veriyor. Dilediginden de onu bertaraf ediyor. Simseginin parıltısı nerde ise gozleri alıverecek

    [44] Allah, gece ile gunduzu arka arkaya cevirerek uzatıb kısaltıyor. Suphe yok ki, butun bunlarda akıl sahibleri icin birer ibret vardır

    [45] Allah, her hayvanı, (hususi) bir sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı ustunde yuruyor, kimi iki ayak ustunde yuruyor, kimi de dort ayak ustunde yuruyor. Allah diledigi seyi yaratır, cunku Allah her seye kadirdir

    [46] Gercekten biz, (emir ve yasaklarımızı bildiren) apacık ayetler indirdik. Allah diledigi kimseyi dogru yola (Islam dinine) iletir

    [47] Bir de munafıklar: “-Allah’a ve Rasulune inandık ve itaat ettik.” diyorlar da, sonra bunun arkasından bir zumresi yuz ceviriyor. Bunlar, (kalbleriyle inanmıs) muminler degillerdir

    [48] Aralarında hukum vermek icin, o munafıklar, Allah’ın kitabına ve peygamberine cagrıldıkları vakit bir de bakarsın, onlardan bir fırka yuz ceviriyor

    [49] Eger hak kendilerinin olursa, kosarak Peygambere gelirler

    [50] Bunların kalblerinde bir maraz (kufur ve nifak) mı var? Yoksa supheye mi dustuler, yahut Allah’ın ve Rasulunun kendilerine haksızlık edeceginden mi korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir

    [51] Muminler, aralarında hukum vermek icin, Allah’ın kitabına ve peygamberine cagrıldıkları vakit, onların sozu ancak: “-Dinledik ve itaat ettik.” demeleridir. Iste bunlar, zafer bulacak olanlardır

    [52] Kim Allah’a ve Rasulune itaat eder, yaptıgı gunahlardan oturu Allah’dan korkar ve geri kalan omrunde de O’ndan sakınırsa, iste bunlar ebedi saadete kavusanlardır

    [53] Bir de munafıklar, kendilerine emrettigin takdirde, muhakkak (savas ve hicrete) cıkacaklarına en kuvvetli yeminleriyle yemin ettiler. (Ey Rasulum, onlara) de ki: (Yalan yere) yemin etmeyin. Sizden istenen halis bir itaattır. Subhe yok ki Allah, butun yaptıgınız ve yapacagınız seylerden haberdardır

    [54] (Ey Rasulum), de ki: Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin. Eger bunlara itaat etmekten yuz cevirirseniz, peygambere dusen ancak O’na yukletilen tebligdir. Sizin uzerinize de, size yukletilendir (icabet etmektir). Eger O’na itaat ederseniz hidayete erersiniz. Peygamber uzerine icab eden, ancak acık bir tebligdir

    [55] Sizden iman edib de salih ameller isliyenlere Allah soyle vaad buyurdu: “- Yemin olsun ki, kendilerinden evvel gelen Israil ogullarını nasıl kafirlerin yerine getirdi ise, onları da kafirlerin arazisine getirecek (hakim kılacak) ve onlara, kendileri icin sectigi dinlerini (Islam’ı) kuvvetlendirib icra imkanı verecek, onları korkularının arkasından muhakkak emniyete kavusturacaktır (Allah muslumanların dusmanlarını helak edecektir). Boylece bana hic bir seyi ortak kosmıyarak hep bana ibadet edecekler. Kim de bundan sonra nankorluk ederse, iste onlar asıl fasıklardır

    [56] Namazı geregi uzre kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki, rahmete kavusturulasınız

    [57] (Ey Rasulum), sakın o kafirleri, yer yuzunde (kendilerine helak erismesinden, bizi) aciz bırakıcılar sanma. Onların varacakları yer atestir. O ne fena varıs yeridir

    [58] Ey iman edenler! Sahib oldugunuz koleler ve sizden olub da henuz bulug cagına ermemis kucukler (odalarınıza girecek olurlarsa) su uc vakıtta sizden izin istesinler: Sabah namazından evvel (cunku bu vakit, elbise degisme vaktidir. Gecelikler cıkarılır ve gunduz elbiseleri giyilir), ogle sıcagından (yatmak icin) elbisenizi cıkardıgınız sırada, bir de yatsı namazından sonra (uyku icin soyundugunuz zaman). Bu uc vakit sizin icin yalnız kalma vaktidir. Bu vakitlerin dısında ne size, ne onlara bir gunah yoktur; (hizmet icin) yanınızda dolasırlar ve siz de birbirinize (odalarınıza) girip cıkabilirsiniz. Iste Allah, ayetlerini size boyle acıklıyor. Allah Alim’dir= her seyi bilir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [59] Sizden olan cocuklar da, buluga erdiklerinde, kendilerinden onceki agabeylerinin izin isteyisleri gibi, (odanıza girmek icin her vakıtta) izin istesinler. Iste Allah size ayetlerini, (emir ve yasaklarını) boyle acıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir (her seyi bilir, hukmunde hikmet sahibidir)

    [60] Nikaha umidleri kalmıyan, hayız ve cocuktan kesilmis yaslı kadınların, bir bezenisle gosterise cıkmamaları sartiyle (gorunmesi haram olan yerlerini gostermemek uzre), dıs elbiselerini bırakmalarında kendilerine bir gunah yoktur. Bununla beraber dıs elbiselerini bırakmakdan da sakınmaları kendileri icin daha hayırlıdır. Allah Semi’dir= her seyi isitir, Alim’dir= her seyi bilir

    [61] A’ma ile beraber yemek yiyene gunah yoktur, topal ile yiyene bir gunah yoktur, hasta ile yiyene bir gunah yoktur (yahut ozurlu bulunan bu uc sınıf kimsenin bekci olarak bırakıldıkları evlerinizden ihtiyacları kadar yemelerinde bir gunah yoktur). Sizin de (cocuklarınız ve zevcelerinize ait) evlerinizden, yahud babalarınızın evlerinden, yahud annelerinizin evlerinden, yahud erkek kardeslerinizin evlerinden, yahud kız kardeslerinizin evlerinden, yahud amcalarınızın evlerinden, yahud halalarınızın evlerinden, yahud dayılarınızın evlerinden yahud teyzelerinizin evlerinden, yahud koruyucusu bulundugunuzdan (yani gozetlediginiz hayvan sutunden bag ve bahce mahsulunden), yahud sadık dostlarınızın evlerinden yemenizde size bir gunah yoktur. Sizin topluca bir arada, yahud ayrı ayrı yemenizde de bir gunah yoktur. Ancak evlere girdiginiz zaman, Allah katından mesru olan mubarek pek hos saglık dileyisiyle kendinizden olanlara (muminlere, yahut evde kimse olmadıgı takdirde bizzat kendinize) selam verin. Iste Allah ayetlerini (hukumlerini) size boyle acıklıyor, olur ki anlarsınız

    [62] Gercek muminler, ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Rasulune iman etmisler ve toplu bir iste bulundukları vakit de Peygamberden izin almadıkca bırakıb gitmezler. Dogrusu senden izin istiyenler, Allah’a ve Rasulune iman eden kimselerdir bunlar... Bu bakımdan bazı isleri icin senden izin istediklerinde sen de onlardan diledigin kimseye izin ver. Onlar icin Allah’dan magfiret dile. Subhe yok ki Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır. Rahim’dir= cok merhametlidir

    [63] Peygamberlerin cagrısını, aranızda birbirinizi cagırıs gibi tutmayın (davetine hemen kosun ve izinsiz ayrılmayın). Icinizden birbirini siper ederek (savastan veya hutbeden) sıvısıb kaytaranları Allah muhakkak biliyor. Bunun icin, Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, baslarına bir bela inmekten, yahud kendilerine acıklı bir azab isabet etmekten sakınsınlar

    [64] Dikkat edin! Muhakkak ki goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. O, sizin hangi inanc uzerinde oldugunuzu biliyor. Kendisine dondurulecekleri kıyamet gununde de, Allah onların dunyada yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah her seyi bilir

    Furkan

    Surah 25

    [1] Butun alemlere, (insan ve cinlere) bir korkutucu (peygamber) olsun diye kuluna Kur’an’ı indiren Allah’ın sanı ne yucedir

    [2] O Allah ki, goklerin ve yerin tasarrufu hep O’nun. Hic bir cocuk edinmemistir, mulkunde de O’nun hic bir ortagı yok... Her seyi yarattı da ona bir nizam verdi; onun mukadderatını tayin buyurdu

    [3] Boyle iken kafirler, Allah’dan baska bir takım ilahlar (putlar) edindiler ki, onlar hic bir sey yaratamazlar; kendileri yaratılmaktadırlar. Kendilerinden, ne bir zararı kaldırmaga, ne de bir menfaat kazanmaga sahib olamazlar. Oldurmeye, diriltmeye ve oldukten sonra tekrar diriltmeye de gucleri yetmez

    [4] O kufre varanlar dediler ki: “- Bu Kur’an, ancak bir iftiradır ki, onu, O (Muhammed (s.a.v.)) uydurdu ve bu hususta O’na baska bir kavim yardım etmistir. (Kur’an’ı, yabancılardan, Yahudilerden ogrenmistir!).” Muhakkak bir zulum (sirk) ve yalan meydana getirdiler de

    [5] Soyle dediler : “- Kur’an ayetleri, evvelkilerin masallarıdır. Onları (Muhammed (s.a.v.) yazdırtmıs da, sabah aksam onlar kendisine okunuyor.”

    [6] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Kur’an’ı, goklerde ve yerdeki butun esrarı bilen Allah indirdi.” Gercekten Allah Gafur’dur= cok bagıslayandır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [7] Bir de soyle dediler: “- Bu peygambere ne oluyor? Yemek yiyor, carsılarda yuruyor. O’na bir melek indirilse de beraberinde bir davetci olsa ya! (Melegin O’nu tasdiki ile hak peygamber oldugunu bilsek ya)

    [8] Yahud O’na (gokten) bir hazine bırakılıverse (de onu harcasa, gecim derdinde olmasa), yahud guzel bir bahcesi olsa da ondan yese ya!” Hem o zalimler, muminlere dediler ki: “- Siz, ancak buyulenmis bir adama tabi oluyorsunuz.”

    [9] (Ey Rasulum) bak, senin hakkında ne temsiller yaptılar da haktan saptılar; artık hic bir yol bulamazlar

    [10] Ne yucedir O Allah ki, dilerse sana, bu dediklerinden (hazine ve bahcelerden) daha hayırlısını verir; agacları altından ırmaklar akan cennetler, sana koskler de yapar

    [11] Fakat onlar kıyameti de yalan saydılar. Biz ise o kıyameti yalanlayanlara cok siddetli bir ates hazırladık

    [12] Oyle ki, bu ates onları uzak bir yerden gordugu vakit, onlar, bunun galeyan ve homurdanısını isitirler

    [13] Elleri boyunlarına baglı olarak, o atesin dar bir yerine atıldıkları vakit, orada: “-Ey helak, neredesin, yetis!” diye bagırırlar

    [14] Onlara denir ki, bugun yalnız bir helake cagırmayın, bircok helaklere cagırın (cunku size turlu turlu azab vardır)

    [15] (Ey Rasulum, o Mekke kafirlerine) de ki: “- Bu ates mi hayırlı, yoksa takva sahiblerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? O cennet ki, kendilerine bir mukafat ve bir donus yeri bulunuyor

    [16] Orada, onlar icin, ne isterlerse var, hem ebedi olarak kalacaklar orada. Bu, Rabbinin uzerine, yerine getirilmesi istenen gerceklesmis bir vaaddir

    [17] Allah, musrikleri (kıyamette hesaba cekmek icin), Allah’dan baska taptıkları seylerle bir araya toplayıp da putlara: “- Siz mi, su kullarımı saptırdınız, yoksa kendileri mi yollarını sasırdılar?” diyecegi gun

    [18] Putlar soyle derler: “- Seni tenzih ederiz. Senden baska veliler edinmemiz bize layık olmaz (boyle iken, biz baskasına nasıl mabud olabiliriz?) Fakat sen onları ve atalarını zevk icine daldırdın, nihayet zikri (tevhidi ve sana ibadeti) unuttular ve helake dusen bir kavim oldular.”

    [19] Iste (ey kafirler, taptıklarınız) sizi, sozunuzde yalancı cıkarmıslardır. Artık (azabı) ne savmaga, ne de bir yardım gormiye care bulamıyacaksınız. Sizden kim zulum yaparsa, ona buyuk bir azab tattıracagız

    [20] Biz, senden evvel de peygamberleri baska bir halde gondermedik; onlar da yemek yiyorlar, carsılarda geziyorlardı. Bir de, hanginiz sabırlıdır, bilelim diye, bir kısmınızı diger bir kısmınız uzerine bir imtihan vesilesi kıldık (zenginlere karsı, fakirleri, sabretmekle imtihan ettik). Senin Rabbin Basir’dir= sabredenleri gorur

    [21] Bize kavusmayı ummayanlar soyle dediler: “- Uzerimize melekler indirilse ya (boylece verecekleri haber uzerine Muhammed’in (s.a.v.) hak peygamber oldugunu tasdik etsek), yahut Rabbimizi gorsek (de O bize dogru haber verse).” Yemin olsun ki, onlar nefislerinde buyukluk ve inad tasladılar, buyuk bir azgınlıkla hududu astılar

    [22] (O zalimler olum zamanında) Melekleri gorecekleri gun, mucrimlere o gun mujde yoktur. Melekler onlara: “- Size mujde yasak, yasak!...” diyeceklerdir

    [23] Hem biz, onlar (hayır diye dunyada) ne amel isledilerse, onu kasd edib sacılmıs zerre haline getirmisizdir, (artık hic bir kıymeti kalmamıstır)

    [24] O gun (kıyamette) cennet ehlinin duracakları yer cok hayırlı ve dinlenip barınacakları yer cok guzeldir

    [25] Semanın, (gokten cıkacak) bulutla yarılacagı ve arkasından meleklerin (ellerinde kulların amel defterleri oldugu halde) arka arkaya indirildigi kıyamet gunu

    [26] O gun, mevcut olan butun mulk Rahman’ındır. Kafirlere ise, bugun, cok cetin bir gun olur

    [27] Zalimlerden her biri (pismanlıgından) iki elini ısırdıgı o gunde, soyle diyecektir: “ - Ne olurdu, ben, O Peygamberle beraber bir kurtulus yolu edineydim

    [28] Yazıklar olsun bana! Keske (beni sapıtan) falanı dost edinmeyeydim

    [29] Vallahi, o sapıttı beni zikirden, (Allah’ı anmaktan ve Kur’an ahkamına baglanmaktan), bana Kur’an gelmisken... Seytan, insanı helake dusurendir.”

    [30] Peygamber de (o gun soyle) demekte: “- Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı metruk bıraktılar (ondan yuz cevirdiler)

    [31] Iste (Ey Rasulum, sana Mekke musriklerini) boylece dusman yaptıgımız gibi, senden once de her peygamber icin mucrimlerden bir dusman yaptık. Bununla beraber (dusmanların kahrından) koruyucu ve (onlara karsı) zafer verici olarak Rabbin sana yeter

    [32] Bir de kafirler dediler ki: “- Kur’an, O’na toptan indirilseydi ya!” Biz, onu kalbine iyice yerlestirelim diye boyle ayet ayet indirdik (topluca indirmedik); ve onu guzel bir sekilde beyan edip ayet ayet okuduk

    [33] (Ey Rasulum, musriklerin) Sana getirdikleri tuhaf ve batıl bir soruları yoktur ki, hak olan cevabını ve en guzel tefsirini getirmis olmıyalım

    [34] O yuzleri ustu cehenneme suruklenenler, iste bunlar, yer bakımından cok fena, yolca da en sapıktırlar

    [35] Gercekten Musa’ya o kitabı (Tevrat’ı) verdik ve ona kardesi Harun’u beraberinde vezir (yardımcı) yaptık

    [36] “-Haydi ayetlerimizi yalanlıyan o kavme (Firavun’a ve kavmine) gidin.” dedik, (onlarda gittiler, teblig ettiler; fakat tekzip edildiler) nihayet onları, (Firavun ve kavmini) tamamen (bogarak) helak ettik

    [37] Nuh kavmini de, peygamberleri tekzib ettikleri zaman, bogduk ve kendilerini insanlara bir ibret yaptık. Biz, zalimlere cok acıklı bir azab hazırladık

    [38] Ad kavmini de, Semud kavmini de, (Suayb’ın) Ress Ashabını da, bunların arasında gecen bir cok ummetleri de helak ettik

    [39] Bunlardan her birine (kendilerinden oncekilerin helakine dair) nasihat olarak nice misaller anlattık. Fakat, iman etmediklerinden hepsini tamamen helak ettik

    [40] Yemin olsun ki, (Kureys kafirleri ticaret icin Sam’a giderken) fenalık (tas) yagmuruna tutulmus olan o beldeye (Lut kavminin Sedum sehrine) defalarca ugradılar; onu goruyor degiller miydi? (dusunub te ibret almazlar, imana gelmezler mi?) Dogrusu onlar, oldukten sonra dirileceklerini ummazlar

    [41] (Ey Rasulum, Mekke kafirleri) seni gordukleri vakit, seni yalnız bir eglence yerine tutuyorlar: “- Bu mu, Allah’ın peygamber diye gonderdigi?” diyorlar

    [42] (Senin icin diyorlar ki) “- Az kalsın bizi, putlarımıza ibadet etmekten cevirecekti, eger uzerlerine sebat (la ibadet) etmeseydik...” Fakat, ileride azabı gorecekleri gun, yolca daha sapık kimdir, bilecekler

    [43] (Ey Rasulum) gordun mu, o nefis arzusunu ilah edineni? Artık ona, sen mi vekil olacaksın? (Onu sirkten sen mi koruyacaksın)

    [44] Yoksa (Ey Rasulum), onların cogunu, hakkı isitiyorlar veya hakkı anlıyorlar mı zannediyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler. Dogrusu gidisce daha sapıktırlar

    [45] Rabbinin kudretine bakmaz mısın (fecirle gunesin dogusu arasında) golgeyi nasıl yayıyor? (Ne karanlık var, ne de aydınlık). Dileseydi, o golgeyi devamlı ve sabit yapardı (onu gunesle gidermezdi). Sonra biz, gunesi de, o golge uzerine bir delil yaptık (gunesin varlıgından golge bilinir)

    [46] Sonra (golge yer yuzune yayılıp da gunes dogmaya baslayınca) biz, bu golgeyi azar azar bize dogru (diledigimiz yere) alırız

    [47] O Allah’dır ki, geceyi size bir ortu, uykuyu da bir dinlenme yaptı; gunduzu ise, yeni bir hayat ve mesguliyet yaptı

    [48] Yagmurun onunde, ruzgarları bir mujdeci olarak gonderen O’dur. Biz gokten pak ve temizleyeci bir su indirdik

    [49] Ki onunla, bitkisiz olu bir yeri diriltelim ve yarattıgımız hayvanlarla bir cok insanlara su verelim

    [50] Dogrusu, yagmuru, memleketler arasında taksim ettik ki, ibret alsınlar (sukretsinler). Yine de insanların cogu yuz cevirdiler, ancak nimeti inkar ettiler

    [51] Eger dileseydik, her memleket halkına bir peygamber gonderirdik (ve boylece senin yukunu hafifletirdik)

    [52] (Madem ki butun faziletleri sende topladık ve yalnız seni gonderdik), o halde, kafirlere boyun egme ve onlara karsı bu Kur’an ile buyuk bir cihad olarak mucadele yap

    [53] O Allah’dır ki, iki denizi (veya iki nehri birbirine komsu ve yakın olarak) salıverdi: Su (birisi) tatlı, susuzlugu giderir, bu (beriki) tuzlu ve acıdır. Aralarında da kudretinden bir engel ve birbirlerine karısmagı onleyici bir perde koymustur. (Birbirine yakın tuz golu ile tatlı su golu veya tatlı bir nehirle ona yakın olan suyu acı bir deniz gibi. Aralarında kudretten bir engel olup, biri digerinin tadını bozmaz)

    [54] Hem O Allah’dır ki, sudan bir insan yarattı da onu soy ve hısım diye ikiye ayırdı. Senin Rabbin her seye kadirdir

    [55] Boyle iken kafirler Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar vermiyecek seylere tapıyorlar. Kafir (Ebu Cehil) de Rabbinin aleyhinde seytana yardımcı oluyor

    [56] Halbuki biz, seni ancak, muminlere bir mujdeci, kafirlere bir korkutucu olarak gonderdik

    [57] (Ey Rasulum), de ki: “-Ben bu yaptıgım teblige karsı sizden bir ucret istemiyorum, ancak Rabbine bir iman ve itaat yolu tutmak isteyen kimseler istiyorum.”

    [58] Bir de, daima diri olup, hic bir zaman olmiyen Allah’a tevekkul et; ve O’na hamd ile (O’nu) yucelt. Kullarının gunahlarından O’nun haberdar olması yeter

    [59] O Allah’dır ki, goklerle yeri ve aralarında olanları altı gunde yarattı; sonra Ars’ın uzerinde hukumran oldu. O Rahman’dır. Artık bu yaratma islerini, her seyi bilenden (Habir’den) sor

    [60] Kafirlere: “- Rahman’a secde edin.” denildigi zaman, derler ki: “- Rahman ne imis, bize emrettigin seye secde mi ederiz?” (*) Rahman’a secde emri de, busbutun imandan uzaklasmalarını artırdı

    [61] Ne yucedir O Allah ki, gokte burclar (gezegenler) yaratmıs ve icerisine bir kandil (gunes), bir de nurlu ay koymustur

    [62] Dusunup ibret almak yahut sukretmek istiyenler icin gece ile gunduzu birbiri ardınca getiren yine O’dur

    [63] Rahman’ın o kulları ki, onlar yeryuzunde vakar ve tevazu ile yururler, cahiller kendilerine (hoslanmadıkları bir) laf attıkları zaman, “Selam” derler (sozun dogrusunu soylerler ve onlarla catısmazlar)

    [64] Onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar yaparak (namaz kılarak) geceyi gecirirler

    [65] Onlar ki, soyle derler: “- Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını sav, muhakkak ki onun azabı devamlı bir helaktır

    [66] Dogrusu o, ne kotu bir karargah, ne kotu makamdır!”

    [67] Onlar ki, harcadıkları zaman israf etmezler, sıkılık da yapmazlar; ve harcamalar bu ikisi arası ortalama olur; (*) Dikkat!... Secde ayetidir

    [68] Onlar ki, Allah’la beraber baska bir Ilaha ibadet etmezler; Allah’ın haram kıldıgı nefsi haksız yere oldurmezler, zina yapmazlar; kim de bunları yaparsa, gunahının cezasına kavusur

    [69] Kıyamet gunu de azabı katmerlesir ve bu azab icerisinde hakir olarak ebedi kalır

    [70] Ancak tevbe eden ve iman edib de salih amel isliyen kimse mustesnadır; cunku bunların kotuluklerini Allah iyilige cevirir. Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır. Rahim’dir= cok merhametlidir

    [71] Kim tevbe eder de salih amel islerse, muhakkak ki o, tevbesi makbul bir sekilde Allah’a doner

    [72] Onlar ki, yalana sahidlik etmezler ve bos soz konusanlara rasgeldikleri zaman, bulasmadan iyi bir sekilde yuz cevirir gecerler

    [73] Onlar ki, Rablerinin ayetleriyle kendilerine ogut verilince, sagır ve kor olarak bunların uzerine dusmezler (hakkı isiterek ve dogruyu gorerek Allah’ın ayetlerine baglanırlar)

    [74] Onlar ki: “- Ey Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gozlerimizin sururu (sevinci) olacak iyi kimseler ihsan et ve bizi takva sahiblerine imam (onder) yap.” derler

    [75] Iste butun bu kimseler, Allah yolundaki sabırlarına mukabil cennetin yuksek mevkileriyle mukafatlanacaklar ve orada (melekler tarafından) saglık ve selametle (dua ile) karsılanacaklardır

    [76] Orada ebedi kalacaklar; o ne guzel bir karargah ne guzel bir makamdır

    [77] (Ey Rasulum, kafirlere) de ki: “- Sizin ibadetiniz olmasa, Rabbim sizi ne yapacak (size ne kıymet verir?) Mademki (Allah’ı ve Rasulunu) tekzibettiniz, o halde azab size caresiz vacib olacaktır.”

    Şuarâ

    Surah 26

    [1] Ta, Sin, Mim

    [2] Bu ayetler, sıhhatı apacık olan Kur’an’ın ayetleridir

    [3] (Ey Rasulum, Kureys halkı) iman etmiyecekler diye, kederden nerde ise, nefsine kıyacaksın

    [4] Biz eger dilersek, onların uzerine gokten bir ayet (iman etmelerini gerektirecek bir delalet) indiriveririz de ona boyunları egile kalır (artık hic biri isyan etmez)

    [5] Kendilerine, Rahman’dan yeni bir ogut her geldikce, muhakkak ondan yuz cevirici olmuslardır

    [6] Onlar, ısrarla Peygamberi ve Kur’an’ı yalanladılar. Fakat o istihza ettikleri Kur’an’ın dehsetli (azab) haberi kendilerine yakında gelecektir. (Bedir savasında veya kıyamette perisan olacaklardır)

    [7] (O kafirler), yeryuzune bakmadılar mı? Her cift ve cesit iyi nebattan orada nicelerini bitirmisizdir

    [8] Suphesiz ki bu nebatları bitirmekte (Allah’ın kudretine, merhamet ve nimetinin genisligine delalet eden) bir alamet vardır. Bununla beraber onların cogu mumin olmadılar

    [9] Muhakkak ki senin Rabbin Azizdir (kafirlerden intikam almaya kadirdir), Rahim’dir (Muminlere merhametlidir)

    [10] Bir vakit Rabbin, Musa’ya soyle buyurmustu: “- Git o zalimler kavmine

    [11] Firavun kavmine. Hala (kufurden) sakınmıyacaklar mı?”

    [12] Musa dedi ki: “ - Rabbim! Dogrusu onların beni tekzib etmelerinden korkuyorum

    [13] Hem (beni tekzib etmelerinden) canım sıkılır, dilim acılmaz. Onun icin Harun’a da peygamberlik ver (ve onu teblig icin bana arkadas yap)

    [14] Bir de (Kıpti’yi oldurdugumden) onların uzerimde bir kısas davası var, bundan dolayı korkarım ki, hemen beni oldururler.”

    [15] Allah soyle buyurdu: “ -Hayır, ikiniz de mucizelerimizle hemen gidin. Muhakkak ki biz sizinle beraberiz, isiticileriz

    [16] Haydin Firavun’a gidin de deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin peygamberiyiz

    [17] Israil ogullarını bizimle beraber salıver (onlara azab etme).”

    [18] Firavun soyle dedi: “- Seni cocukken yanımızda buyutmedik mi? Hem de bizde, omrunden senelerce kaldın

    [19] O yaptıgın isi (Kıpti’yi oldurmeyi) de sen isledin; sen nankorlerdensin.”

    [20] Musa dedi ki: “- Ben bunu, o vakit cahillerden oldugum halde yaptım

    [21] Sizden korkunca da icinizden hemen kactım. Nihayet rabbim bana peygamberlik ihsan etti ve beni peygamberlerden (sana gonderilen biri) yaptı

    [22] Zahiren basıma kaktıgın o nimet de, gercekte Israil ogullarını kendine kole edinmis olman icindi.”

    [23] Firavun soyle dedi: “- Alemlerin Rabbi de kimdir?”

    [24] Musa dedi ki: “- O, goklerle yerin ve aralarında bulunan her seyin Rabbidir; eger gercek olarak bilenlerseniz, (O’na iman ediniz).”

    [25] Firavun, etrafında bulunan kimselere: “-Duymuyor musunuz?” (Musa’nın verdigi cevab, suale karsılık degildir) dedi

    [26] Musa dedi ki: “- O, sizin de Rabbinizdir, daha onceki atalarınızın da Rabbidir.”

    [27] Firavun: “- Her halde size gonderilen peygamberiniz (!) ancak bir delidir.” dedi

    [28] Musa dedi ki: “- O dogu ile batının ve ikisi arasında bulunan her seyin Rabbidir; eger aklınız varsa, anlarsınız.”

    [29] Firavun soyle dedi: “- Yemin ederim ki, eger benden baska bir ilah edinirsen, mutlak ve muhakkak seni zindanda bulunan kimselerden yaparım.”

    [30] Musa dedi ki: “- Sana, peygamberligimi apacık isbat edecek bir delil (mucize) getirdimse de mi, (beni zindana atacaksın)?”

    [31] Firavun: “- Eger dogru soyliyenlerdensen, haydi getir onu.” dedi

    [32] Bunun uzerine Musa asasını bırakıverdi; apacık bir ejderha oluverdi

    [33] Bir de elini cekti cıkardı; o da, bakanlara bembeyaz (nur sacan bir el) kesiliverdi

    [34] Firavun, etrafındaki topluluga dedi ki: “- Bu suphe yok ki bilgic bir buyucudur

    [35] Buyusu ile, sizi, yerinizden (Mısır arazisinden) cıkarmak istiyor; simdi ne (yapmamı) emir edersiniz?”

    [36] Dediler ki: “- Onu ve kardesini tut egle; sehirlere de toplayıcılar yolla

    [37] Butun bilgic sihirbazları sana getirsinler.”

    [38] Boylece maruf bir gunun tayin edilen bir vaktinde butun sihirbazlar bir araya getirildi

    [39] Insanlara da, “– toplanmıs mısınız?” denildi

    [40] Eger (buyuculer) galib gelirlerse, sanırız ki bizler, buyuculere tabi olacagız

    [41] Nihayet buyuculer gelince, Firavun’a dediler ki: “- Gercekten ustun gelirsek, muhakkak bize bir mukafat var mı

    [42] Firavun dedi ki: “-Evet (size hem mukafat var), hem siz o vakit (kıymet ve seref bakımından bana) muhakkak en yakın kimselerdensiniz.”

    [43] Musa buyuculere: “- Atın (ortaya), ne (marifet) atacaksanız.” dedi

    [44] Onlar da hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve: “- Firavun’un izzeti hakkı icin biz, suphesiz ustun gelenleriz.” dediler

    [45] Bunun uzerine Musa asasını bırakıverdi; bir de ne gorsunler, o, butun uydurduklarını yutuyor

    [46] Buyuculer derhal secdeye kapandılar

    [47] Dediler ki: “- Iman ettik alemlerin Rabbine

    [48] Musa ve Harun’un Rabbine

    [49] (Firavun onlara soyle) dedi: “- Ben size izin vermeden ona (Musa’ya) iman ettiniz, anlasıldı ki o size buyu ogreten buyugunuzmus! O halde mutlaka yakında bileceksiniz: Muhakkak surette ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kestirecegim ve gercekten hepinizi asacagım.”

    [50] Buyuculer dediler ki: “- Zararı yok, muhakkak biz Rabbimize donecegiz

    [51] Dogrusu biz, (icinizde Musa’ya) iman edenlerin ilki oldugumuzdan dolayı Rabbimiz, bizim gunahlarımızı bagıslayacagını umid ederiz.”

    [52] Musa’ya da, (seneler gectikten sonra): “-Iman eden kullarımı gece yola cıkar, cunku takib edileceksiniz” diye vahy ettik

    [53] Firavun ise, sehirlere (asker) toplayıcılar gonderdi

    [54] “-Bunlar, (Musa’ya iman eden Israilogulları), muhakkak ki (bize nisbetle) pek az bir topluluktur

    [55] Fakat onlar bizi kızdırıyorlar

    [56] Biz ise ihtiyatlı (silah kusanmıs) bir topluluguz.” (dedi)

    [57] Boylece Firavun’u ve kavmini cıkardık bostanlardan, pınarlardan

    [58] Hazinelerden ve serefli makamlardan

    [59] Iste boyle yaptık ve onlara Israilogullarını mirascı kıldık

    [60] NIhayet gunes dogarken (Firavun ordusu), Israilogullarının arkalarına dustuler

    [61] Vakta ki, iki topluluk (Israilogulları ile Firavun’un kıpt kavmi) birbirini gorup karsılastı, Musa’nın ashabı “Yakalandık” dediler

    [62] Musa: “- Hayır, Rabbim muhakkak benimledir, bana kurtulus yolunu gosterecektir.” dedi

    [63] Bunun uzerine Musa’ya: “-Asanı denize vur.” diye vahy ettik. Vurunca parcalandı, her bir parca kocaman dag gibi oldu

    [64] Otekileri, (Firavuncuları) da buraya yanastırdık

    [65] Musa’yı ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık

    [66] Sonra otekilerini bogduk

    [67] Elbette bunda bir ibret var, boyle iken (geri kalanlardan) cogu imana gelmedi

    [68] Suphe yok ki, senin Rabbin Aziz’dir= dusmanlarından intikam alır, Rahim’dir= muminlere cok merhametlidir

    [69] (Ey Rasulum), Kureys kavmine Ibrahim’in gercek haberini de oku

    [70] Hani o, babasına ve kavmine demisti ki, siz neye tapıyorsunuz

    [71] Onlar da: “- Bir takım putlara tapıyoruz, butun gun onlara ibadete devam ediyoruz.” dediler

    [72] (Ibrahim, onlara) dedi ki: “-Dua ettiginiz zaman, o putlar sizi isitiyorlar mı?”

    [73] Yahud size fayda veya zarar verirler mi?”

    [74] Dediler ki: “- Hayır (bize cevab vermezler, fayda ve zararları da dokunmaz), ancak biz, babalarımızı boyle yapıyorlar bulduk

    [75] Ibrahim soyle dedi: “- Simdi gordunuz mu, o sizin ve gecen atalarınızın taptıklarını

    [76] Ibrahim soyle dedi: “- Simdi gordunuz mu, o sizin ve gecen atalarınızın taptıklarını

    [77] Muhakkak onlar benim dusmanımdır; ancak alemlerin Rabbi mustesnadır

    [78] O’dur ki, beni yaratıb da dogru yolu bana gosteriyor

    [79] O ‘dur ki, beni yediriyor ve iciriyor

    [80] Hastalandıgım zaman da, O bana sifa veriyor

    [81] O’dur ki, beni oldurecek ve sonra beni diriltecek

    [82] O’dur ki, hesab gununde gunahımın bagıslanmasını kendisinden umarım

    [83] Rabbim, bana bir hikmet (ilim ve anlayıs veya peygamberlik) ver ve beni salih kimselere kat

    [84] Benden sonra gelecek ummetler icinde, hayırla anılacak bana guzel bir yad kıl

    [85] Beni Naim Cennetinin varislerinden kıl

    [86] Babamı da hidayete ulastır, cunku o sapıklardan bulunuyordu

    [87] Kabirlerden diriltilecekleri gun, beni utandırma

    [88] O gun ki, ne mal fayda verir, ne de ogullar

    [89] Ancak Allah’a halis ve pak bir kalb ile varan mustesna

    [90] Cennet de takva sahiblerine yaklastırılmıstır

    [91] Cehennem ise azgınlara apacık gosterilmistir

    [92] Ve onlara: Allah’dan baska taptıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte

    [93] Ve onlara: Allah’dan baska taptıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte

    [94] Arkasından da o kafirlerle azgınlar cehennemin icine atılmakta

    [95] Iblis’in butun askerleri de

    [96] Kafirler, putları ve onculeriyle cehennemde cekisirlerken, birbirlerine soyle demektedirler

    [97] “-Vallahi, dogrusu biz, acık bir sapıklık icinde idik

    [98] Cunku (ey putlar), sizi alemlerin Rabbine denk tutuyorduk

    [99] Bizi ancak (kendilerine uydugumuz bizden onceki) mucrimler sapıttı

    [100] Artık bizim icin ne sefaatcılar var

    [101] Ne de yakın bir dost

    [102] Bari bizim icin geriye bir donus olsaydı da muminlerden olsak.”

    [103] Suphesiz bu haberlerde kesin bir ibret var; oyle iken kavminin cogu kendisine iman etmediler

    [104] Muhakkak ki senin Rabbin Aziz’dir= kafirlerden intikam alıcıdır, Rahim’dir= muminleri cok bagıslayıcıdır

    [105] Nuh kavmi, peygamberleri inkar etti

    [106] O vakit kardesleri Nuh onlara soyle demisti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız

    [107] Dogrusu ben size gonderilmis guvenilir bir peygamberim

    [108] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [109] Buna karsı, ben sizden bir mukafat da istemiyorum. Benim mukafatım ancak alemlerin Rabbine aiddir

    [110] O halde, Allah’dan korkun ve bana itaat edin.”

    [111] Onlar dediler ki: “- Arkana hep dusuk kimseler takılmısken, biz sana iman eder miyiz?”

    [112] Nuh dedi ki: “- Onların yapmakta oldukları amellere dair benim bilgim yoktur (sadakatlarını bilmem, dıs gorunuslerine bakıyorum)

    [113] Onların hesabı ancak Rabbime aiddir; eger iyice dusunseydiniz bunu bilirdiniz (fakat siz cahillik yapıyor, bilmediginiz seyi soyluyorsunuz)

    [114] Hem ben muminleri kogucu degilim

    [115] Ben ancak acık bir korkutucuyum.”

    [116] Onlar dediler ki: “- Ey Nuh! Sen eger dediginden vaz gecmezsen, muhakkak tasla oldurulenlerden olacaksın.”

    [117] Nuh soyle dedi: “- Rabbim! Gercekten kavmim beni tekzib etti

    [118] Artık benimle onların arasındaki hukmu sen ver ve hem beni, hem de beraberimde olan muminleri kurtar.”

    [119] Bunun uzerine biz, onu ve beraberindekileri, o yukle dolu geminin icinde selamete cıkardık

    [120] Sonra da (gemiye binen Nuh’un) arkasından geride kalanları bogduk

    [121] Muhakkak ki (onlara yaptıgımız) bu iste, (geride kalanlar icin) bir ibret var, oyle iken onların cogu mumin olmadı

    [122] Suphesiz ki, senin O Rabbin Aziz’dir= kafirleri kahreder, Rahim’dir= muminlere cok merhametlidir

    [123] Ad kavmi de gonderilen peygamberleri tekzib etti

    [124] O vakit, kardesleri Hud peygamber onlara soyle demisti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız

    [125] Gercekten ben, size gonderilen guvenilir bir peygamberim

    [126] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [127] Buna karsı sizden bir ucret de istemiyorum; benim mukafatım ancak alemlerin Rabbine aiddir

    [128] Siz, her tepeye bir alamet (kosk) bina eder eglenir misiniz

    [129] Dunyada ebedi kalacakmıssınız gibi, bir takım saraylar ve havuzlar da ediniyorsunuz

    [130] Hem (ceza icin) yakaladıgınız vakit, merhametsizce, zorbaca yakalıyorsunuz (dovuyor, olduruyorsunuz)

    [131] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [132] Size bildiginiz seyleri verenden sakının

    [133] Size davarlar ve ogullar verenden

    [134] Baglar ve pınarlar ihsan edenden

    [135] Dogrusu ben, size gelecek buyuk bir gunun azabından korkuyorum.”

    [136] Onlar dediler ki: “- Sen ogud versen de, ogud verenlerden olmasan da bizce farkı yoktur

    [137] Bu bize getirdigin, evvelkilerin yalanından baskası degildir

    [138] Biz azaba ugratılmayız.”

    [139] Boylece onu (Hud peygamberi) tekzib ettiler. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki, onlara yaptıgımız bu iste, sonrakiler icin bir ibret vardır; oyle iken cogu mumin olmadı

    [140] Dogrusu senin Rabbin, muhakkak ki, O Aziz’dir= dusmanlarından intikam alıcıdır, Rahim’dir= muminlere cok merhametlidir

    [141] Semud kavmi gonderilen peygamberleri tekzib etti

    [142] O vakit, kardesleri Salih (Peygamber) onlara soyle demisti: “- Allah’dan korkmaz mısınız

    [143] Gercekten ben size gonderilen guvenilir bir peygamberim

    [144] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [145] Buna karsı, ben, sizden bir ucret istemiyorum; benim mukafatım ancak alemlerin Rabbine aiddir

    [146] Siz, buradaki nimetler icerisinde emin olarak bırakılacak mısınız

    [147] Bagların ve pınarların icinde

    [148] Ekinlerin ve meyvası yumusak, hos hurma agaclarının icinde

    [149] Bir de daglardan (taslarından) nese ve zevkle evler yontuyorsunuz

    [150] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [151] Kafirlerin emrine itaat etmeyin

    [152] (Onlar) o kimselerdir ki, yeryuzunu fesada verirler de duzeltmezler.”

    [153] Onlar (Salih peygambere) dediler ki: “- Sen cok buyulenmislerdensin

    [154] Sen ancak bizim gibi bir insansın. Eger dogru soyliyenlerden isen, haydi bir mucize getir.”

    [155] (Salih peygamber onlara soyle) dedi: “- Iste bu, (Allah’ın emriyle kayadan cıkardıgım) disi bir deve! Su icme (isi), bir gun onun, belli bir gun de (nobetle) sizin

    [156] Sakın ona bir fenalıkla dokunmayın ki, bu yuzden sizi buyuk bir gunun azabı yakalar.”

    [157] Derken o deveyi kestiler, fakat pisman oldular

    [158] Cunku azab kendilerini yakalayıverdi. Muhakkak ki bunda bir ibret var. Oyle iken (arkadan gelenlerin) cogu mumin olmadı

    [159] Dogrusu senin Rabbin, muhakkak ki O, Aziz’dir, Rahim’dir

    [160] Lut kavmi, gonderilen peygamberleri tekzib etti

    [161] O vakit, kardesleri Lut kendilerine soyle demisti: “- Allah’tan korkmaz mısınız

    [162] Gercekten ben, size gonderilen guvenilir bir peygamberim

    [163] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [164] Buna karsı ben sizden bir ucret de istemiyorum, benim mukafatım ancak alemlerin Rabbine aiddir

    [165] Insanların icinden erkeklere mi gidiyorsunuz

    [166] Ve Rabbinizin, sizin icin helal yarattıgı zevcelerinizi bırakıyorsunuz? Dogrusu siz harama tecavuz eden bir kavimsiniz.”

    [167] Onlar soyle dediler: “- Ey Lut, eger soylediklerinden vaz gecmezsen, yemin olsun ki, muhakkak (memleketimizden) cıkarılanlardan olacaksın.”

    [168] (Lut, kavmine soyle) dedi: “- Dogrusu ben, sizin yaptıklarınıza bugz edenlerdenim

    [169] Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapmakta oldukları kotulugun azabından kurtar.”

    [170] Biz de onu ve ailesini (kendisine iman edenleri) tamamen kurtardık

    [171] Ancak ailesinden, geridekiler icinde yalnız karısı kaldı

    [172] Sonra geride kalanları hep helak ettik

    [173] Uzerlerine (kızgın lavlardan ibaret) tas yagmuru yagdırdık. Iste bak, azabla korkutulanların yagmuru ne kotudur

    [174] Muhakkak ki bunda (onlara yaptıgımız helak isinde), arkalarından gelecekler icin buyuk bir ibret vardır; oyle iken, cogu mumin olmadı

    [175] Dogrusu senin Rabbin, muhakkak ki O, Aziz’dir= kafirlerden intikam alıcıdır. Rahim’dir= muminlere cok merhametlidir

    [176] Eyke (adındaki yerin) halkı gonderilen peygamberleri tekzip etti

    [177] O vakit, (peygamberleri) Suayp onlara soyle demisti: “- Allah’dan korkmazmısınız?”

    [178] Gercekten ben, size gonderilen guvenilir bir peygamberim

    [179] Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [180] Ben, buna karsı sizden bir ucret istemiyorum, benim mukafatım ancak alemlerin Rabbine aiddir

    [181] Olcuyu ve tartıyı tam yapın da eksiltip hak yiyenlerden olmayın

    [182] Dogru terazi ile tartın

    [183] Insanların mal ve haklarını dusurmeyin ve yeryuzunu yagmacılıkla, ihtilalcilikle fesada vermeyin

    [184] O Allah’dan korkun ki, hem sizi, hem de sizden evvelki halkı yaratmıstır

    [185] (Onlar, peygamberleri Suayb’a soyle) dediler: “- Sen muhakkak cok buyulenenlerdensin

    [186] Sen ancak bizim gibi bir insansın. Dogrusu biz, seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz

    [187] Eger dogru soyliyenlerdensen, hemen uzerimize gokten bir parca dusur.”

    [188] (Suayb, kavmine soyle) dedi: “- Rabbim yaptıklarınızı daha iyi bilendir.”

    [189] Boylece Suayb’ı tekzib ettiler de, (gunesin bunaltıcı sıcaklıgından golgelenmek icin bulutun altında sıgındıkları zaman, yakılıb mahvedildikleri) o golge gununun azabı kendilerini yakalayıverdi. Gercekten o buyuk bir gunun azabı idi

    [190] Dogrusu bunda, (onlara yaptıgımız bu helak isinde), kendilerinden sonra gelenler icin buyuk bir ibret var, oyle iken cogu mumin olmadı

    [191] Gercekte senin Rabbin, muhakkak ki o, Aziz’dir= kafirlerden intikam alıcıdır, Rahim’dir= muminlere cok merhametlidir

    [192] Bu Kur’an, muhakkak ve elbette alemlerin Rabbi katından indirilmedir

    [193] Onu Cebrail Ruhu’l-Emin indirdi

    [194] Korkutuculardan olasın diye, kalbine (indirdi)

    [195] Acık bir Arab dili ile

    [196] Gercekten o, (Kur’an’ın nazil olacagına dair vasıf) daha evvelki kitablarda da vardır

    [197] Israilogulları alimlerin, kitablarında Kur’an’ın vasfını bilmesi de, o kafirlere bir delil degil mi? (Bundan da Kur’an’ın sıhhatini anlamıyorlar mı)

    [198] Eger onu Arabca bilmiyenlerden birine indirseydik de

    [199] Onu Kureys kafirleri uzerine okusaydı, yine iman etmiyeceklerdi

    [200] Biz, o kufru mucrimlerin kalblerine oyle sokmusuz ki

    [201] O acıklı azabı gorecekleri ana kadar, bu Kur’an’a iman etmezler

    [202] Iste, bu azab, hic farkında degillerken, ansızın kendilerine gelecektir

    [203] “Bize bir muhlet verilir mi?” diyecekler

    [204] Simdi onlar azabımızı cabuklastırmak mı istiyorlar

    [205] Gordun ya, artık onları senelerce zevklendirsek

    [206] Sonra kendilerine verilen azab vaadi gelip catarsa

    [207] O yasadıkları zevkin kendilerine hic faydası olmıyacaktır

    [208] Biz hangi memleket halkını helak ettikse, muhakkak o memleket halkını korkutucu peygamberler olmustur

    [209] (Onlara) ogud verilmistir. Biz (onları helak etmekle) zulmetmis degilizdir

    [210] Kur’an’ı (musriklerin zannettigi gibi), seytanlar indirmedi

    [211] Kur’an’ı indirmek, onlara uygun dusmez; hem de buna gucleri yetmez

    [212] Seytanlar, vahyi isitmekten kesin olarak menedilmislerdir

    [213] O halde, sakın Allah ile beraber, diger bir ilaha ibadet etme; azaba ugratılanlardan olursun

    [214] Once en yakın soydaslarını (Allah’ın dinine davet ederek, kendilerine ogud ver de cehennem azabı ile) korkut

    [215] Sana tabi olan muminlere kanadını indir (tevazu yap)

    [216] (Buna ragmen) sana isyan ve muhalefet ederlerse de ki: “- Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim,”

    [217] Ve o Aziz Rahim’e tevekkul et (her seye ustun, muminlere cok merhametli olan Allah’a guven)

    [218] O Allah’dır ki, namaza kalktıgın zaman seni goruyor

    [219] Secde edenler (namaz kılanlar) icinde dolasmanı da

    [220] Cunku her seyi kunhu ile isitib bilen O’dur

    [221] Ey musrikler, size haber vereyim mi, seytanlar kimin uzerine inerler

    [222] Onlar, her duzenbaz gunahkarın (kahinlerle sahte peygamberlerin) uzerine inerler

    [223] O duzenbazlardır ki, seytanlara kulak verirler ve cogu yalan soylerler (seytanların telkinatını kendi bilgilerine katarlar)

    [224] (Peygamberi hicveden kafir ve Islam dısı) sairler ise, onlara sapık kimseler uyarlar

    [225] Gormez misin o sairler, her yone meyleder ve bos seylere dalarlar

    [226] Gercekten onlar, siirlerinde, yapmıyacakları seyleri soylerler

    [227] Ancak iman edib salih amel isliyenler, Allah’ı cok ananlar, kendilerine zulmedildikten sonra (Peygambere hiciv yapan kafirleri reddederek) oclerini alanlar mustesnadır. O zulmedenler, yakında hangi donus yerine doneceklerini bilecelerdir

    Neml

    Surah 27

    [1] Ta, Sin. Su sure, Kur’an’ın ve helal ile haramı acıklayan kitabın ayetleridir

    [2] Onlar, muminlere birer hidayet, (sapıklıktan kurtulus) ve (cenneti) mujdedir

    [3] O muminler ki, namazı geregi uzere kılarlar, zekatı verirler; ahireti ancak bunlar hakkıyla tasdik ederler

    [4] Ahirete inanmıyanların amellerini, kendilerine suslu gostermisiz de, onlar hakkı goremiyorlar

    [5] Bunlar o kimselerdir ki, kendilerine azabın kotusu vardır; ve ahirette de onlar, en ziyade husrana ugrayanlardır

    [6] Muhakkak ki bu Kur’an, sana, hukmunde hikmet sahibi olup her seyi bilen Allah katından veriliyor

    [7] Bir vakit Musa, (sefere cıkıp yolunu sasırdıgı zaman beraberinde bulunan) ehline soyle demisti: “- Ben cidden bir ates gordum; size ondan (atesin yanında bulunanlardan yol hakkında) ya bir haber getirecegim yahut parlak bir ates koru getirecegim. Olur ki, ates yakar ısınırsınız.”

    [8] Vakta ki, o atese vardı, soyle nida olundu: “- Ates yerinde olan Musa’ya ve etrafında bulunan meleklere bereket verildi. Alemlerin Rabbi olan Allah (butun noksanlıklardan ve ihtiyactan) munezzehtir

    [9] Ey Musa! Her seye galib ve hikmet sahibi olan Allah benim

    [10] Asanı bırak! (bırakınca) onu, cevik bir yılan gibi hareket ediyor halde gordugu zaman, donup kactı ve arkasına bakmadı. Ey Musa! Korkma; benim izzet huzurumda, peygamber olanlar korkmaz

    [11] Ancak zulmeden mustesna. Sonra da kotulugun arkasından iyilige donen (tevbe eden) icin muhakkak ki ben Gafur’um= bagıslayıcıyım, Rahim’im= cok merhametliyim

    [12] Elini koynuna sok, (sonra) lekesiz bembeyaz cıksın da dokuz mucize ile beraber Firavun’a ve onun (kıpt) kavmine git. Cunku onlar kafirler toplulugudur.”

    [13] Vaktaki mucizelerimiz acık olarak onlara geldi: “- Bu meydanda bir sihirdir.” dediler

    [14] (Mucizelerin Allah tarafından oldugunu) kalbleriyle yakinen bildikleri halde, nefislerine zulum yaparak ve kibrederek butun mucizeleri (acıktan) inkar ettiler. Ey Rasulum, bak ki mufsidlerin (kafirlerin) akıbeti nasıl oldu! (Nasıl bogulup gittiler)

    [15] Gercekten biz, Davud’a ve Suleyman’a bir ilim verdik de onlar soyle dediler: “-Hamd olsun O Allah’a ki, bizi mumin kullarından cogu uzerine ustun kıldı.”

    [16] Suleyman, (babası) Davud’a varis oldu (onun nubuvvet ve ilmi kendisine gecti) de dedi ki: “- Ey insanlar, bize kus dili ogretildi; hem de bize her seyden (butun nimetlerden) verildi. Suphesiz ki bu, acık bir ustunluktur.”

    [17] Bir de Suleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuslardan orduları toplandı. Butun bunlar sevk ve idare ediliyorlardı

    [18] Nihayet (Suleyman ve ordusu Sam’daki karıncası bol) Karınca Vadisine vardıkları zaman, (karıncaların beyi olan) bir karınca soyle dedi: “- Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Suleyman ve ordusu sizi farketmiyerek kırıp ezmesin.”

    [19] (Karıncaların konustugu sozu anlıyan Suleyman) karıncanın bu sozunden gulercesine tebessum etti ve soyle dedi: “- Ey Rabbim! Bana ilham et ki, hem bana, hem de ebeveynime ihsan buyurdugun nimetine sukredeyim; ve razı olacagın iyi bir amel yapayım. Beni de rahmetinle salih kullarının arasına (cennete) koy.”

    [20] Bir de Suleyman kusları teftis etti de soyle dedi: “- Hudhud’u niye (yerinde) goremiyorum, yoksa gaiblerden mi oldu

    [21] Muhakkak surette ona siddetli bir azab yapacagım veya boynunu kesecegim, yahud ozrunu gosterecek acık bir delil bana getirir.”

    [22] Nihayet bekledi, cok gecmeden Hudhud gelip soyle dedi: “-Ben senin bilmedigin bir seyi bildim. Sana Sebe’den (Yemendeki bir kabile veya memleketten) cok saglam ve iyi bir haber getirdim

    [23] Gercekten ben bir kadın buldum, Sebe’ halkına padisahlık yapıyor, kendisine (padisahların muhtac oldugu) her sey verilmis. Muhtesem bir tahtı da var

    [24] Onu ve kavmini, Allah’a degil, gunese tapıyorlar buldum. Seytan onlara amellerini suslu gostermis, boylece kendilerini hak yoldan sapıtmıs da dogru yola giremiyorlar

    [25] (Seytan onlara amellerini suslu gosterdi ki), goklerde ve yerde gizli olan yagmur ve nebatı meydana cıkaran, gizledikleri ve acıkladıkları seylerin hepsini bilen Allah’a secde etmesinler

    [26] Allah, O varlıktır ki, ondan baska bir ilah yoktur; buyuk arsın Rabbidir.”

    [27] (Suleyman Hudhud adlı kusa soyle) dedi: “- Bakalım dogru mu soyledin, yoksa yalancılardan mı oldun

    [28] Bu mektubumu gotur de bırak onlara. Sonra yanlarından cekil de bak, ne neticeye varacaklar.”

    [29] (Sebe’ hukumdarı Belkıs kavmine) dedi ki: “- Ey seckin topluluk! Bana cok iyi bir mektup bırakıldı

    [30] O, muhakkak ki Suleyman’dandır ve o (mektubun ilk satırı) bismillahirrahmanirrahim’dir

    [31] (Sonra mektupta soyle denilmektedir): Bana karsı bas kaldırmayın ve musluman olarak bana gelin

    [32] Ey seckin topluluk! Bana bu isim hakkında bir fikir verin. Sizin gorusunuz olmadan ben hic bir isi yapmıs degilim.”

    [33] (Kavmin ileri gelenleri Belkıs’a soyle) dediler: “- Biz, kuvvet sahibiyiz ve cesur savascıyız. Bununla beraber emir sana aiddir (savas emrine de, sulh emrine de uyarız). Artık bak, ne emredeceksin.”

    [34] (Padisah Belkıs onlara soyle) dedi: “- Dogrusu padisahlar bir memlekete girdikleri zaman, orasını perisan ederler ve halkının serefli kimselerini (oldurerek, esir ederek, mal ve mulklerini yagma ederek) zelil kılarlar. Iste bunlar da boyle yaparlar

    [35] Ben onlara (Suleyman’a) bir (heyetle) hediye gondereyim de bakayım, elciler ne ile donecekler (hediyem kabul mu edilecek, yoksa red mi edilecek)?” (*) Dikkat! Secde ayetidir

    [36] Bunun uzerine gonderilen hediye Suleyman’a vardıgı zaman, Suleyman dedi ki: “- Siz, bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Bakın, Allah’ın bana verdigi (mulk ve nubuvvet), size verdiginden daha hayırlı ve faziletlidir. Dogrusu siz hediyenize guvenip ferahlık duyuyorsunuz

    [37] (Ey heyet reisi, hediyelerinle) don o padisaha (Belkıs’a) ve kavmine... VAllahi, karsı gelemiyecekleri ordularla varırım da, oradan (Sebe’den) kendilerini zilletler icinde hor oldukları halde cıkarırım.”

    [38] (Sonra Suleyman, kavminin ileri gelenlerine soyle) dedi: “- Ey seckin topluluk! Onlar (Belkıs ve kavmi), bana musluman olarak gelmezden once onun (Belkıs’ın) tahtını hanginiz bana getirir?”

    [39] Cinlerden bir ifrit (kuvvetli ve becerikli olan biri soyle) dedi: “ - Sen yerinden kalkmadan once, ben o tahtı sana getiririm. Muhakkak onu tasımaga gucu yetib (onu) zayi etmiyen guvenilir bir kimseyim.”

    [40] Kendinde ilahi kitabdan bir ilim bulunan bir (melek) dedi ki; “-Ben gozunu kırpmadan once onu sana getiririm.” Derken Suleyman, tahtı yanında duruyor gorunce dedi ki; “- Bu, rabbimin fazlındandır; beni imtihan etmek icindir: Sukur mu edecegim, yoksa nankorluk mu yapacagım? Kim sukrederse, ancak kendi menfaatine sukreder; kim de nankorluk ederse, muhakkak ki rabbim onun sukrune muhtac degildir, ona yine de nimet verir.”

    [41] Suleyman dedi ki: “- Onun (Belkıs’ın) tahtını tanınmaz hale getirin; bakalım, tanıyacak mı, yoksa tanımıyanlardan mı olacak?”

    [42] Vakta ki (Belkıs) geldi, ona denildi ki: “- Boyle mi senin tahtın?” (Belkıs soyle) dedi: “- Sanki odur. Bununla beraber bize bu taht mucizesinden once (peygamberligine delalet eden Hudhud mucizesi ile) ilim verildi ve musluman olduk.”

    [43] (Daha evvel Belkıs’ın) Allah’dan baska tapmıs oldugu sey, musluman olmasına engel olmustu (yahut Suleyman, onu, daha once Allah’dan baska taptıgı seyden alıkoydu, gunese taptırmadı). Cunku o, kafirler kavminden idi

    [44] Ona (Belkıs’a soyle) denildi: “- Saray’a gir.” (Suleyman tarafından yaptırılan sarayın giris yerine, daha once cam konulmus olup altından su akıtılmakta oldugundan Belkıs) bunu gorunce derin bir su zannetti ve (ıslanmasın diye) elbiselerini kaldırarak bacaklarından (bir miktar) actı. Suleyman dedi ki:(Ey Belkıs bacaklarını ort) o, camdan yapılmıs seffaf bir saraydır. (Belkıs soyle) dedi: “- Ey Rabbim, gercekten ben (onceden) nefsime zulmetmisim. Simdi Suleyman’ın beraberliginde alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olup musluman oldum.”

    [45] Gercekten biz Semud kavmine, Allah’a ibadet edin diye, kardesleri Salih’i peygamber gondermistik. Bir de baksın, onlar iki fırka olup cekisiyorlar (kimi mumin olmus, kimi kafir. Her biri hak uzere oldugunu iddia ediyor)

    [46] (Salih onlara soyle) dedi: “- Ey benim kavmim! Nicin tevbeden once azabı cabuk istiyorsunuz? Ne olur, Allah’dan magfiret dileseniz, belki merhamet olunursunuz.”

    [47] (Onlar peygambere) dediler ki: “- Biz, sen ve beraberindekilerle (muminlerle) ugursuzluga ugradık, (basımıza cesitli musibetler geldi)”. Salih onlara soyle dedi: “- Size gelen ugursuzluk, Allah katında takdir edilmistir. Dogrusu siz, imtihana cekilen bir kavimsiniz.”

    [48] O (Semud kavminin bulundugu Hicr adlı) sehirde dokuz kimse vardı ki, bunlar yeryuzunde fesad cıkarıyorlar, iyilige yanasmıyorlardı

    [49] Allah’a yeminleserek soyle dediler: “ - Salih’e ve ailesine (kendisine iman edenlere) muhakkak bir gece baskını yapalım (onları oldurelim), sonra geride kalan akrabasına yeminle diyelim ki, biz onun ehlinin helakinde bulunmadık, gercekten biz dogru soyliyenleriz.”

    [50] Boyle bir hile kurdular. Biz de, onların haberi olmadan hilelerinin cezasını verdik (kendilerini helak ettik)

    [51] Ey Rasulum, simdi bak ki, hilelerinin akıbeti nasıl oldu!... Hem (o imansızların) kendilerini, hem de kavimlerini toptan helak ettik

    [52] Iste kufurleri yuzunden cokmus, harabeye donmus evleri! Muhakkak ki bunda, kudretimizi bilen bir kavim icin ibret alacak bir alamet var

    [53] Halbuki iman edip de kufurden sakınanları kurtardık

    [54] Lut’a da peygamberlik verdik. Kavmine soyle demisti: “- Gozunuz gore gore (bilerek) hala o kotulugu yapacak mısınız

    [55] Gercekten siz kadınları bırakıp sehvetle mutlaka erkeklere mi gideceksiniz? Dogrusu siz, ne yaptıgınızı bilmez bir kavimsiniz

    [56] Buna karsı , kavminin cevabı ancak su olmustur: “- Lut ailesini memleketinizden cıkarın. Cunku onlar (bizim yaptıgımız isten son derece sakınıp) temizlige gayret eden insanlardır.”

    [57] Bunun uzerine biz de Lut’u ve ailesini kurtardık; ancak karısını geride kalanlardan (helake ugrayanlardan) takdir ettik

    [58] Onların uzerine oyle (tastan ibaret) bir yagmur yagdırdık ki!... O korkutulup da iman etmiyenlerin yagmuru ne kotudur

    [59] Ey Rasulum de ki: Hamd olsun Allah’a, selam olsun O’nun sectigi peygamber kullarına... Allah mı hayırlı, yoksa (Mekke musriklerinin ibadet edip Allah’a) ortak kostukları putlar mı

    [60] Yoksa, gokleri ve yeri yaratıp da sizin icin gokten bir yagmur indiren mi? Bir su ki, biz onunla, sizin bir agacını bitiremiyeceginiz guzel manzaralı bag ve bahceler bitirmisizdir. Allah ile beraber bir ilah mı var? Hayır, onlar hakdan ayrılan bir kavimdirler

    [61] Yoksa, arzı bir mesken yapıp da ortasından ırmaklar akıtan, ona aid sabit daglar yaratan ve iki denizin ortasına (acı ve tatlı suları birbirine karısmamak icin) bir engel koyan mı (hayırlı)? Allah ile beraber bir ilah mı var? Hayır, onların cogu tevhidi bilmezler

    [62] Yoksa, sıkıntıya dusen kimse, dua ettigi zaman, onun duasını kabul edip fenalıgı gideren, sizi yeryuzunun sakinleri kılan mı, (hayırlı)? Allah ile beraber bir ilah mı var? Siz pek az dusunuyorsunuz

    [63] Yoksa, (yola cıktıgınız zaman) karaların ve denizlerin karanlıklarında size yol gosteren ve selamete cıkaran, yagmurunun onunde ruzgarları mujdeci gonderen mi? Allah ile beraber bir ilah mı var? Allah, onların (putperestlerin) ortak kostukları seylerden cok yucedir, munezzehtir

    [64] Yoksa, halkı yaratıp duran, (oldukten) sonra onu iade edecek (diriltecek) olan, size gokten (yagmurla) ve yerden (nebatla) rızık veren mi (hayırlı, yahut ortak kostukları putlar mı)? Allah ile beraber bir ilah mı var? De ki: “- (Ey Musrikler) eger Allah’la beraber bir takım ilahlar vardır.” sozunuzde dogru iseniz, delilinizi getirin bakalım

    [65] (Ey Rasulum), de ki: “- Goklerde ve yerde olan kimse gaybı bilmez; ancak Allah bilir.” Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler

    [66] Fakat ahiretin olacagına dair kendilerine (peygamberler vasıtasıyla) arka arkaya ilim ulasmaktadır. Dogrusu onlar bundan suphe icerisindedirler, daha dogrusu onlar, ahiretten yana kordurler (delillerini anlıyamazlar)

    [67] Kafir olanlar soyle dediler: “- Biz ve babalarımız toprak oldugumuz vakit mi, sahiden biz mi (kabirlerimizden diriltilip) cıkarılacagız

    [68] Yemin ederiz ki, bu dirilme isi hem bize, hem bizden once atalarımıza da vaad olundu. Bu eskilerin masallarından baska bir sey degil...”

    [69] (Ey Rasulum, Mekke halkına) de ki: “- Yeryuzunde gezip dolasın da bakın, gunahkarların akıbeti nasıl olmus!...”

    [70] (Ey Rasulum, inkarlarından ve yuz cevirmelerinden dolayı) onlara karsı mahzun olma ve yaptıkları hilelerden oturu bir sıkıntıya dusme

    [71] Bir de soyle diyorlar: “- (Azabla bizi korkuttugunuz) bu vaad ne zaman? Sozunuzde dogru kimselerseniz soyleyin.”

    [72] De ki: “- Carcabuk gelmesini istediginiz azabın bir kısmı (yakında Bedir savasında) size ulasmak uzeredir.”

    [73] Muhakkak ki, senin Rabbin insanlara karsı bir ihsan sahibidir. Fakat, onların cogu sukretmezler

    [74] Suphe yok ki, senin Rabbin, kalblerinin gizledigi kini ve acıkladıkları kufru tamamen biliyor

    [75] Yerde ve gokte gizli hic bir sır yoktur ki, acık bir kitabda (Levh-i Mahfuz’da) olmasın

    [76] Gercekten bu Kur’an, Israilogullarına, (din hususunda) ihtilaf edip durdukları seylerin cogunu anlatıyor

    [77] Suphe yok ki Kur’an, dogruyu gosteren gercek bir hidayetdir ve muminler icin bir rahmettir

    [78] Elbette senin Rabbin, (dinde ihtilaf eden kimselerin) aralarında hukmunu verecektir. Allah Aziz’dir= hukmunde galibdir, Alim’dir= butun hallerini bilir

    [79] O halde (Ey Rasulum), Allah’a tevekkul et; cunku sen apacık bir hak uzerindesin

    [80] Suphesiz sen, (kalbleri) olu olanlara isittiremezsin ve arkalarını donmus kacarlarken, (kalbleri) sagırlara hak cagrını duyuramazsın

    [81] Sen, o korleri sapıklıklarından hidayete erdirici de degilsin. Sen ancak ayetlerimize iman edeceklere davetini duyurursun da onlar musluman olurlar

    [82] (Kıyametin kopacagına dair), o sozun, uzerlerine vukuu yaklastıgı zaman, onlar icin yerden bir Dabbe (kıyamet alametlerinden olup, mumin ile kafiri isaretliyerek birbirinden ayıracak olan bir hayvan) cıkarırız da, insanların ayetlerimize yakinen iman etmemis olduklarını kendilerine soyler

    [83] Kıyamet gununde her din ehlinden, ayetlerimizi tekzip edenlerden bir topluluk toplıyacagız. Artık bunlar, diger kafileler arka arkaya gelip toplanıncaya kadar tutuklanacaklardır

    [84] Nihayet hesap yerine geldikleri vakit, Allah buyurur ki: “- Siz benim ayetlerimi ilim bakımından kavramadıgınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?”

    [85] Yaptıkları kufur yuzunden o vaadedilen azap tepelerine inmistir; artık onlar konusamazlar

    [86] Gormediler mi? Biz, icinde sukun bulsunlar diye geceyi yarattık, gormeleri icin de gunduzu... Gercekten bunda iman edecek bir kavim icin suphe goturmez alametler var (oldukten sonra dirilmeye delalet ederler)

    [87] O gunu hatırla ki, Sur’a ufurulupte goklerde ve yerde olanlar (meleklerle insanlar) korkudan olecekler; ancak Allah’ın diledigi (bazı melekler) mustesna... Onların her biri kuculmus olarak Allah’ın huzuruna varacaklardır

    [88] Bir de dagları gorursun, onları hareketsiz sanırsın. Halbuki onlar, bulut gecer gibi gecer (hareket ederler. Mufessirlerin coguna gore, bu hareket kıyamette olacaksa da, bazılarına gore, arzın donmekte olduguna isarettir.) Bu, her seyi muhkem yapan Allah’ın isidir. Suphesiz ki, O butun yaptıklarınızdan tamamiyle haberdardır

    [89] Kim (kıyamet gununde ihlaslı bir tevhidle= La ilahe illAllah sozu olan) hasene ile gelirse, bundan dolayı ona bir hayır (cennet) vardır. Onlar, o kıyamet azabının korkusundan emniyet icindedirler

    [90] Kim de fenalıkla (Allah’a ortak kosarak) gelirse, yuzleri ustu atese atılırlar. (Melekler tarafından kendilerine soyle denir): “-Baska degil, ancak (dunyada kufur olarak) yaptıgınız amellerin cezası.”

    [91] (Ey Rasulum) de ki: “- Ben ancak bu sehrin (Mekke’nin) Rabbine ibadet etmemle emrolundum; oyle bir sehir ki, Allah onu, hurmet edilmesi gereken emin bir koru yapmıstır. Her sey O’nundur. Ben Islamda sebat gosterenlerden olmamla emr edildim

    [92] Kur’an okumamla da emr edildim. (Bu hususta bana) kim uyarsa, ancak kendi menfaatı icin uyup iman eder. Kim de ayrılır kufrederse, de ki: “- Ben ancak cehennem azabından korkutanlardanım (vazifem yalnız teblig etmektir).”

    [93] Yine de ki: “ - Allah’a hamd olsun. O, yakında size azab alametlerini (Bedir savasında veya kıyamette) gosterecektir de, onları tanıyacaksınız (Allah tarafından olduklarını anlıyacaksınız). Senin Rabbin butun yaptıklarınızdan (Kureys kafirlerinin islerinden) gafil degildir.”

    Kasas

    Surah 28

    [1] Ta, Sin, Mim

    [2] Bu suredeki ayetler, haram ile helali acıklayan Kur’an’ın ayetleridir

    [3] Biz sana Musa ve Firavun’un muhim haberlerinden, iman edecek bir kavim icin, gercek olarak okuyacagız

    [4] Cunku Firavun o yerde (Mısır’da) bas kaldırmıs ve ahalisini parcalara bolup kendisine baglamıstı. Onlardan bir toplulugu ezmek istiyerek ogullarını bogazlatıyor, kadınlarını diri bırakıyordu. (Bu zulme ugrayanlar Israilogullarıdır. Cunku bir kahin, Firavun’a: Israilogullarından erkek bir cocuk dunyaya gelecek ve saltanatını yok edecek, demisti). Suphesiz o fesadcılardandı

    [5] Biz de istiyorduk ki, o yerde ezilmekte olanlara lutuf yapalım, onları hayırda onderler yapalım ve kendilerini (Firavun’un yerine Mısır’da) mirascılar kılalım

    [6] Bir de o ezilmekte olan Israilogullarına Mısır ve Sam’da kuvvet ve ustunluk verelim de hem Firavun’a, hem (veziri) Haman’a ve ordularına, onlardan (Musa ve Israilogullarından) korktukları seyi (helaklerini) gosterelim

    [7] Musa’nın anasına soyle ilham ettik: “- Bu cocugu (Musa’yı) emzir; sonra oldurulmesinden korktugun zaman, onu denize (Nil nehrine) bırakıver, bogulmasından korkma, ayrılıgından kederlenme. Cunku biz, muhakkak onu sana geri verecegiz; ve kendisini peygamberlerden yapacagız

    [8] Bunun uzerine (Musa bir muddet emzirilip Nil nehrine atıldıktan sonra), Firavun’un adamları onu bulup aldılar. Cunku, ileride kendilerine bir dusman ve bir uzuntu olacaktı. Dogrusu Firavun, (veziri) Haman ve askerleri hep gunahkardılar

    [9] Firavun’un hanımı (cocugu gorunce kocasına) dedi ki: “-Goz bebegi, bana ve sana! Onu oldurmeyin, olur ki bize faydası dokunur, yahut kendisini cocuk ediniriz.” Onlar isin farkında degillerdi (helaklerinin bu cocuk yuzunden olacagını bilmiyorlardı)

    [10] Musa’nın anasının kalbi, evlad derdinden baska her seyden bos olarak sabahladı. Eger vaadimizi tasdik edenlerden olması icin kalbine sabır vermeseydik, az kalsın onu acıga vuracaktı (bu cocuk benimdir, diyecekti)

    [11] (Musa nehire atıldıktan sonra) Musa’nın annesi, Musa’nın kızkardesine dedi ki: “- Onun izini takip et.” O da uzaktan gozetledi, onlar farkında degillerdi

    [12] Biz daha evvel (annesi gelmeden) butun emzikci kadınların sutunu ona haram etmistik (kimsenin sutunu emmiyordu). Bunun uzerine Musa’nın kızkardesi, Firavun ailesine soyle dedi:”- Sizin icin onun bakımını yapacak ve ona noksanlık yapmıyacak bir ev halkını size gostereyim mi?”

    [13] Iste boylece onu annesine geri verdik ki, gozu aydın olsun, kederlenmesin ve Allah’ın vaadinin suphe goturmez hak oldugunu bilsin. Fakat (Mısır halkının) cogu bunu bilmezler

    [14] Musa, tam kemal cagına erip de dengini bulunca, biz ona peygamberlik ve ilim verdik. Iste guzel is yapanlara boyle mukafat veririz

    [15] Musa, halkının mesgul bulundugu bir zamanda sehire (Mısır’a) girdi de, orada birbirleriyle dogusen iki adam buldu. Biri kendi taraftarlarından, digeri de dusmanlarından. Taraftarlarından olan adam, dusmanı olan kimseye karsı, kendisinden (Musa’dan) yardım istedi. Bunun uzerine Musa ona bir yumruk atıp onu oldurdu. Musa dedi ki:”- Bu seytanın isindendir. O, gercekten sasırtıcı acık bir dusmandır.”

    [16] (Musa yaptıgına pisman olarak Allah’dan afv diledi ve soyle) dedi: “- Ey Rabbim! Dogrusu ben nefsime (onu oldurmekle) yazık ettim. Artık gunahımı bagısla.” Bunun uzerine Allah da onu bagısladı. Cunku O, Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [17] (Yine Musa soyle) dedi:” - Ey Rabbim! Bana olan bu ihsanın (beni bagıslamanın) hakkı icin, artık suclulara hic bir zaman yardımcı olmıyacagım.”

    [18] Boylece (Kıpti’yi oldurdugu) sehirde (yakalanmasından) korkarak sabahladı. Bir de ne gorsun, dun kendisinden yardım istiyen (adam yine baska bir Kıpti’ye karsı) ondan yardım istiyor! Musa, ona soyle dedi: “- Muhakkak sen besbelli bir azgınsın.”

    [19] Vakta ki Musa, hem kendisine, hem de kendisinden yardım istiyene dusman olanı (bu ikinci Kıpti’yi) yakalamak istedi, (yardım istiyen adam, daha once kendisine Musa tarafından azgın diye hitab edildiginden, Musa kendisini yakalayacak zannederek) soyle dedi: “- Ey Musa! Dun bir adamı oldurdugun gibi, beni de oldurmek mi istiyorsun. Ara buluculardan olmayı arzu etmiyorsun da yeryuzunde bir zorba mı olmak istiyorsun?”

    [20] Sehrin ote basından kosarak bir adam geldi. Soyle dedi: “- Ey Musa, sehrin ileri gelenleri seni oldurmek icin hakkında muzakere yapıyorlar. Hemen cık git, muhakkak ki ben senin iyiligini istiyenlerdenim.”

    [21] Musa korkarak ve sagı solu gozetliyerek hemen sehirden cıktı; soyle dedi: “- Ey Rabbim! Beni bu zalimler kavminden kurtar.”

    [22] Musa Medyen (sehrine) dogru yonelince dedi ki: “- Umarım, Rabbim bana dogru yolu gosterir (de Medyen’e giderim).”

    [23] Medyen suyuna varınca, kuyunun basında hayvanlarını sulayan bir kume insan buldu. Onların asagısında da, (suya dogru icmek icin zorlayan hayvanları) engellemekte olan iki kadın gordu. (Onlara) dedi ki: “- Haliniz nedir?” Onlar soyle cevap verdiler: “ - Cobanlar davarlarına su icirip donmedikce biz (hayvanlarımıza) su veremeyiz. Babamız da yası cok buyuk bir ihtiyardır, (biz onun icin cıkıyoruz).”

    [24] Bunun uzerine Musa, onların davarlarını suvardı. Sonra golgeye cekilip soyle dedi: “- Ey Rabbim, dogrusu ben, bana hayırdan (yemekten) ne indirirsen ona muhtacım (karnım ac bulunuyor)

    [25] Derken, o iki kadından biri utancla yuruyerek Musa’ya geldi. De di ki: “- Bize su cekiverdiginin ucretini sana odemek icin, babam seni cagırıyor.” Bunun uzerine Musa o ihtiyar adama varınca ve Firavun’dan kacıs hadisesini ona anlatınca, Musa’ya soyle dedi: “- Korkma, zalimler kavminden kurtuldun.”

    [26] O iki kadından biri dedi ki: “- Babacıgım! Onu (davarları otlatmak icin) ucretle tut. Cunku tuttugun ucretlilerin en hayırlısı o, guvenilir, guclu adamdır.”

    [27] (Ihtiyar adam, Musa’ya soyle) dedi: “- Bana sekiz yıl ucretle calısmak uzere, su iki kızımın birini sana nikah etmek istiyorum. Eger (hizmet yaparak) on seneyi tamamlarsan, bu da senden (bir fazlalık). Bununla beraber seni zorlamak istemiyorum. InsAllah, beni durust kimselerden bulacaksın.”

    [28] (Musa soyle) dedi: “- Bu soyledigin soz, benimle senin aranda (gozetilecek bir husus)...Bu iki muddetten (sekiz ve on yıldan) hangisini odersem, demek bana karsı dusmanlık yok. Allah da dedigimize sahiddir.”

    [29] Musa, (on senelik hizmet) muddetini bitirince ve (evlenmis oldugu) ailesiyle (Mısır tarafına) yola cıkınca Tur tarafından bir ates gordu. Ailesine dedi ki, siz durun. Ben bir ates gordum; umarım ki, oradan (sasırdıgımız yolu gosterecek) size bir haber getiririm, yahud o atesten bir parca (kor); belki ates yakar ısınırsınız

    [30] Nihayet oraya varınca, bereketli yerdeki vadinin sag kıyısından, agac tarafından soyle nida edildi (cagrıldı): “- Ey Musa! Gercekten ben, alemlerin Rabbi olan Allah’ım

    [31] Ve Asa’nı (elinden yere) bırak.” (Asa’yı bıraktıktan sonra) onu, cevik bir yılan gibi hareket ediyor gorunce donub kactı, ona bakmadı bile. (Musa’ya soyle dendi): “- Ey Musa! Yuzunu don ve korkma, cunku sen emniyyette olanlardansın

    [32] Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (ısık veren gunes gibi) cıkacaktır. Ellerini de koltuklarının altına koy, sendeki korku gidecektir. Iste bunlar (Asa’nın yılan olması, elin embeyaz gunes gibi cıkması), Rabbinden iki mucizedir ki, (seni onlarla) Firavun’a ve kavmine gonderdik, cunku onlar fasık (kafir) bir kavim oldular.”

    [33] Musa dedi ki: “- Rabbim, ben onlardan bir adam oldurdum, korkarım hemen beni oldururler

    [34] Kardesim Harun, lisan bakımından benden daha duzgundur o. Bunun icin, beni tasdik eder bir yardımcı olmak uzre beraberimde onu peygamber gonder. Dogrusu ben, beni tekzib edeceklerinden korkuyorum.”

    [35] (Allah soyle) buyurdu: “-Seni, kardesinle takviye edecegiz ve size bir ustunluk verecegiz ki, onlar size erisemiyecekler (sizi olduremiyecekler). Mucizelerimizle gidin, siz ve size baglı olanlar galib geleceksiniz.”

    [36] Vakta ki Musa, acık mucizelerimizle onlara vardı, dediler ki: “- Bu, ancak uydurulmus bir sihirdir; biz evvelki atalarımızdan dahi, bunu (bu peygamberlik davasını yahut sihri) isitmedik.”

    [37] Musa soyle dedi: “- Allah katından kimin hidayet (Peygamberlik) getirdigini ve yurdun akıbeti (Cennet), kimin olacagını Rabbim daha iyi bilendir. Dogrusu zalimler. (Allah’ın azabından) kurtulamazlar.”

    [38] Firavun dedi ki: “- Ey millet! Ben sizin icin benden baska bir ilah bilmiyorum. Haydi, bana camurdan kerpic pisir, ey Haman!... Sonra bana bir kule yap, olur ki ben, yukarı cıkar Musa’nın ilahına bakarım. Dogrusu ben, Musa’yı yalancılardan sanıyorum

    [39] O Firavun ve askerleri, yeryuzunde (Mısır’da) hakları olmıyarak buyukluk tasladılar ve zannettiler ki, bize dondurulmiyecekler

    [40] Biz de hem Firavunu, hem askerlerini yakaladık da onları denize atıverdik. Ey Rasulum, simdi bak ki, zalimlerin akıbeti nasıl olmustur

    [41] Biz, onları, atese (kufur ve sirke) cagıran onculer yaptık. Kıyamet gununde ise yardım olunmazlar

    [42] Hem kendilerine, bu dunyada, arkalarından bir lanet yagdırmaktayız, hem de kıyamet gununde onlar yuzleri cirkin olanlardandırlar

    [43] Azametim hakkı icin, biz evvelki nesilleri helak edisimizden sonra, Musa’ya Tevrat’ı verdik ki, insanların kalbleri icin aydınlıklarla bir hidayet ve rahmet olsun. Olur ki, dusunur de iman ederler

    [44] (Ey Rasulum), biz Musa’ya (Firavun’a gitmesine dair) o emri vahy ettigimiz zaman sen Tur dagının yakasında degildin (orada bulunmuyordun). Sahidlerden de degildin

    [45] Fakat biz, Musa’dan sonra bir cok ummetler yarattık da onların uzerine omur uzadı (her sey coktu). Sen Medyen halkı icinde durmus da ayetlerimizi onlardan okuyarak ogrenmis de degilsin. Ancak biz seni peygamber olarak gonderdik (ve bunları sana ogrettik)

    [46] Musa’ya nida ettigimiz vakit de Tur dagının yanında degildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak gonderildin (de bu haberleri biliyorsun). Ta ki, senden evvel kendilerine bir peygamber gelmemis olan bir kavmi (Kur’an’la) korkutasın. Olur ki nasihat kabul ederler

    [47] (Ey Rasulum, eger Kureys kavmine) yaptıkları inkar ve isyan yuzunden (kıyamet gunu) baslarına bir azab geldigi zaman: “- Ey Rabbimiz, bize bir peygamber gondereydin de ayetlerine uyub muminlerden olsaydık ya.” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak gondermezdik. (Biz ancak onların ozrunu kesmek icin seni gonderdik)

    [48] Fakat, simdi onlara tarafımızdan hak (Kur’an’la peygamber) gelince: “- Musa’ya verilenler (mucizeler), aynen ona verilse ya!” dediler. Ya bundan evvel Musa’ya verileni (Tevrat’ı ve mucizelerini) inkar etmediler mi? (Mekke kafirleri, Tevrat ve Kur’an icin): “- Iki sihir birbirine destek oldu.” dediler. Bir de: “- Biz hepsini inkar ediciyiz.” soylediler

    [49] (Ey Rasulum onlara) de ki: “-Eger dogru soyliyen kimselerseniz, bu ikisinden (Musa’ya indirilen Tevrat’dan ve bana indirilen Kur’an’dan) daha dogru bir kitab getirin Allah tarafından da, ben ona uyayım

    [50] Yine senin davetini kabul etmezlerse, artık bil ki, onlar sırf kendi nefis arzuları pesinde gidiyorlar. Halbuki Allah’dan dogru bir delil olmaksızın yalnız kendi nefis arzusu pesinde gidenlerden (sirk, kufur ve putlara ibadet edenlerden) daha sapık kim olabilir? Muhakkak ki Allah, (havalarına duskunlukle uyub nefislerine yazık eden) zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [51] Gercekten o kafirlere, Kur’an ayetlerini, birbiri ardınca inzal ve beyan ettik ki, ibret alıp iman etsinler

    [52] Kur’an’dan evvel kendilerine kitab verdiklerimiz (Abdullah ibni Selam ve arkadasları gibi kimseler), Kur’an’a iman ediyorlar

    [53] Onlara Kur’an okundugu zaman: “- Biz buna iman ettik. Subhesiz bu, Rabbimiz tarafından inzal edilen hak kelamdır. Dogrusu biz, Kur’an bize okunmadan once de musluman olmus kimselerdik.” dediler

    [54] Iste bunlara, (hem kendi kitablarına, hem de Kur’an’a iman hususunda gosterdikleri sebat ve eziyetlere) sabırlarından dolayı mukafatları iki kat verilecektir. Bunlar kotulugu iyilikle savarlar ve kendilerine verdigimiz rızıktan hayra harcarlar

    [55] Cirkin soz isittikleri zaman da ondan yuz cevirirler ve soyle derler: “- Bizim amellerimiz (Allah’a ibadetlerimiz) bize ve sizin amelleriniz (putlara ibadetleriniz) size aiddir. Bizden emin olabilirsiniz, size sovmeyiz. Biz cahilleri arayıb onlarla arkadas olmayız.”

    [56] (Ey Rasulum), dogrusu sen, her sevdigine hidayet veremezsin (onu Islam’a sokamazsın, ancak teblig yaparsın.) Fakat Allah, diledigi kimseye hidayet verir ve hidayete kavusacak olanları, O, daha iyi bilir

    [57] (Kureys’liler) dediler ki: “- (Dogrusun amma), eger biz dogru yola (dinine) uyar, seninle beraber olursak yerimizden (Mekke’den) kovuluruz.” Tarafımızdan bir rızık olarak, onları, cesitli bir cok mahsullerin gelib toplanacagı emin bir Harem’de (icinde Beytullah olan hurmete deger bir yerde) yerlestirmedik mi? Fakat onların cogu (bunların Allah katından bir rızık oldugunu) bilmezler

    [58] Biz (boyle) gecimi ile sımarıb azmıs nice memleket halkını helak ettik. Iste meskenleri, (seyahatlerinizde gordugunuz harabeye donmus evleri) ki, kendilerinden sonra pek azı iskan edilmistir!... Varis olan (baki kalan ve hakiki mutasarrıf bulunan) da ancak biz olduk

    [59] Senin Rabbin sehirlerin (merkezine) en buyugune, halkı uzerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber gondermedikce, o memleketler halkını helak edici degildir. Biz ahalisi zalim (kafir) olan memleketlerden baskasını helak edici degiliz

    [60] Size (dunya vasıtalarından) verilen sey, (kısa) dunya hayatının istifadesi ve onun susudur. Allah katında olan (sevab ve cennet) ise, hem daha hayırlı, hem daha devamlıdır, (dunya nimetleri gibi sona ermez). Artık (bakinin faniden daha hayırlı oldugunu anlayıb) akıllanmıyacak mısınız

    [61] Kendisine (cennet gibi) guzel bir vaidde biz bulunub da, kıyamette ona kavusan kimse, hic gecici dunya hayatının zevkini kendisine taddırdıgımız kimse gibi olur mu ki, sonra da kıyamet gunu, atese hazırlananlardan olacaktır

    [62] Kıyamet gununde (Allah o musriklere) nida edib soyle buyuracaktır: “- Nerede, kendilerini ortaklarım diye zannettikleriniz?”

    [63] Uzerlerine azab vacib olanlar soyle diyecektir:” - Ey Rabbimiz! Iste su dusukler, azdırdıgımız kimseler. Biz nasıl azmıssak onları da oyle azdırdık, (hak yoldan cıkardık). Onların sectigi kufurden beri olub sana donduk. Aslında onlar bize tapmıyorlardı (ancak hevalarına uyuyorlardı).”

    [64] Musriklere soyle denecek: “- (azabdan kurtulmanız icin) yalvarın bakalım ortaklarınıza (putlarınıza).” Onlar da yalvaracaklar, fakat kendilerine karsılık vermiyecekler, (hic bir yardımda bulunamıyacaklardır. Onculer ve dusukler hepsi) azabı goreceklerdir. Onceden onlar hakkı kabul edib hidayete ereydiler ya

    [65] O kıyamet gunu Allah kafirlere nida edip soyle buyuracaktır: “- Size gonderilen peygamberlere (davetlerine karsı) ne cevab verdiniz?”

    [66] Artık o gun, cevap vermek onlara kapanmıstır, birbirlerine de (verilecek cevabı veya beyan edilecek ozru) soramazlar

    [67] Fakat kufurden tevbe edip de iman eden ve salih amel isliyen kimse, zafere kavusanlardan olmayı umabilir

    [68] Rabbin diledigini yaratır ve secer (istedigini peygamber yapar, Mekke’li elebasların istedigi olamaz). Irade (dilemede) serbestlik onların degil; (ancak Allah’ındır). Allah (bir kimsenin kendisi uzerine irade sahibi olmasından) munezzehtir ve onların ortak kostukları seylerden yucedir

    [69] (Allah’ın peygamberine besledikleri kinden) kalblerinin ne sakladıgını ve ne acıkladıklarını Rabbin hep bilir

    [70] O, oyle Allah’dır ki, kendisinden baska hic bir Ilah yoktur. Dunyada ve ahirette hamd O’na mahsustur ve (her seyde gecerli) hukum de O’nundur. Nihayet dondurulub O’na goturuleceksiniz

    [71] (Ey Rasulum, Mekke halkına) de ki: “- Eger Allah kıyamete kadar devamlı olarak geceyi uzerinize (karanlık) bıraksa, Allah’dan baska, size bir aydınlık getirecek ilah kimdir, (ey kafirler toplulugu) ne dersiniz? Hala dinleyip kabul etmiyecek misiniz?”

    [72] De ki: “-Eger Allah kıyamet gunune kadar, devamlı olarak gunduzu uzerinize bırakacak olsa, Allah’dan baska, size icinde dinleneceginiz bir geceyi getirecek ilah kimdir, ne dersiniz? (Uzerinde bulundugunuz hatayı) hala gormiyecek misiniz?”

    [73] O’nun rahmetindendir ki, sizin icin geceyi ve gunduzu yaratmıs, icinde istirahat edesiniz ve fazlından (rızkını) arayasınız diye... Olur ki (gece ile gunduzde bulunan Allah’ın nimetlerine) sukredersiniz

    [74] Kıyamet gununde onlara (musriklere, Allah) nida edib soyle buyuracak: “- Nerede, kendilerini ortaklarım diye zannettikleriniz?”

    [75] (O gun) her ummetten (peygamberlerini) birer sahid cıkaracagız da: “- (Ey peygamberleri yalanlıyan ummetler, yolunuzun hak olduguna ve ortaklarım bulunduguna dair) delilinizi getirin.” diyecegiz. O vakit (her ummet), hak Allah’ın oldugunu bilecektir; ve uydurdukları seyler de kendilerinden ayrılıb kaybolacaktır

    [76] Gercekten Karun, Musa’nın kavminden idi de onlara karsı azgınlık etmisti. Ona oyle hazineler vermistik ki, anahtarları guclu kuvvetli bir toplulukla (zorla) tasınıyordu. O vakit (Musa’nın) kavmi, ona soyle demisti: “- Gururlanıb sımarma, cunku Allah (dunya malı ile) sımaranları sevmez

    [77] Allah’ın sana verdigi mal ile ahiret yurdunu, (cenneti) iste, (servetini hayır yoluna harca). Dunyadan nashibini de unutma, (ihtiyacın kadar sakla). Allah, sana ihsan ettigi gibi, sen de (Allah’ın kullarına) ihsan et. Yeryuzunde fesad arama; cunku Allah fesad cıkaranları sevmez.”

    [78] Karun dediki: “- Bana bu mal, ancak bendeki ilim sayesinde verildi.” Allah’ın, ondan evvel, gecmis asırlar halkı icinden kuvvetce ondan daha siddetli, mal ve etrafca daha cok, nice kimseleri helak etmis oldugunu bilmiyor muydu? Mucrimler gunahlarından da sorulmaz. (Allah gunahlarını bilir de cehenneme atılırlar)

    [79] (Derken bir gun Karun) zinet ve ihtisamı icinde kavmine karsı cıktı. Dunya hayatını arzu edenler: “- Keski Karun’a verilen mal gibi, bizim de olsa! O, gercekten buyuk bir bahtiyardır.” dediler

    [80] Kendilerine (ahiret ahvali hakkında) ilim verilenler de soyle dedi: “- (Ey Karun gibi, dunyayı istiyenler), yazıklar olsun size! Iman edip salih amel isliyen icin, Allah’ın (cennetteki) sevabı daha hayırlıdır. Ona (cennete ve sevaba ise) ancak ibadet uzerine sabredenler kavusur.”

    [81] Nihayet Karun’u, hem de sarayı ile yere gecirdik. Artık Allah’a karsı kendisine yardım edecek bir cemaatı yoktu onun. Allah’ın azabından kendini kurtarıcılardan da olmadı

    [82] Dun onun mal ve saltanatını temenni edenler, soyle demege basladılar: “- Vay, demek ki, Allah diledigi kimsenin rızkını genisletiyor ve daraltıyor. Eger Allah bize lutuf etmeseydi, bizi de batırmıstı! Vay, demek ki hakikat su: Kafirler asla kurtulmıyacak!...”

    [83] Su ahiret yurdunu (cenneti) biz, yeryuzunde ne bir zulum, ne de bir fesad istemiyen kimselere veririz. Iyi akıbet (cennet, Allah’ın razı olmadıgı seylerden) sakınanlarındır

    [84] Kim hasene (salih amel) ile gelirse, ona, ondan daha hayırlısı (bir mukafat) vardır. Kim de gunahla gelirse, artık o kotulukleri yapanlar ancak yaptıklarıyla cezalanır, (cezaları kotulukleri kadar olur)

    [85] Muhakkak ki Kur’an’ı sana inzal eden (Allah), seni (ahirete gocmeden once, hicret ederek icinden cıktıgın) Mekke’ye geri cevirecektir. (Ey Rasulum), de ki: Rabbim, hidayetle gelen kimseyi ve apacık bir sapıklık icinde olanı daha iyi bilir

    [86] (Ey Rasulum) Kur’an’ın sana vahy olunacagını ummuyordun; ancak Rabbinden bir rahmet (olarak sana indirildi). O halde sakın kafirlere yardımcı olma

    [87] Sana indirildikten sonra, sakın Allah’ın ayetlerinden, (onları okuyup geregi uzre amel etmekten) seni cevirmesinler. Rabbine (ibadete) cagır ve kat’iyyen musriklerden olma

    [88] Allah ile beraber baska bir ilaha ibadet etme. O’ndan baska hic bir ilah yoktur!... O’nun zatından baska her sey yokluga mahkumdur. (Gecerli) hukum ancak O’nundur; ve (oldukten sonra) hep O’na donduruleceksiniz

    Ankebût

    Surah 29

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] (Musrikler tarafından eziyet edilen) o insanlar sandılar mı ki, “iman ettik.” demeleriyle bırakılacaklar da imtihana cekilmiyecekler

    [3] Dogrusu biz, onlardan evvelkileri de (cesitli musibetlerle) denedik. Allah, (imtihan suretiyle imanında) sadık olanları da muhakkak bilecek, yalancı onları da elbette bilecek

    [4] Yoksa kufur isleyib isyan edenler, bizden (azabımızdan) kurtulacaklarını mı sandılar? Ne fena hukum veriyorlar

    [5] Kim (cennetde) Allah’a kavusmayı arzu ederse, subhesiz ki Allah’ın tayin ettigi vakit (kıyamet) gelecektir. O, Semi’dir = kulların sozlerini isitir, Alim’dir- inanc ve amellerini bilir

    [6] Kim (Allah yolunda veya nefsi ile) mucahede ederse, kendisi icin mucahede eder, (Sevabı onadır): Cunku Allah butun alemlerden mustagnidir, (kullarının mucahedesine de ihtiyacı yoktur)

    [7] Iman edib de salih ameller isliyenlerin kendilerinden gunahlarını muhakkak orteriz; ve elbette isledikleri amellerin daha guzeli ile (on kat sevabla) onları mukafatlandırırız

    [8] Biz, insana, ana ve babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadıgın (ilah tanımadıgın) bir seyi bana ortak kosman icin sana emr ederlerse, artık onlara (bu hususta) itaat etme. Donusunuz ancak banadır. Ben de yaptıgınızı (amellerinizin karsılıgını) size haber verecegim

    [9] Iman edib de salih ameller isliyenleri ise, elbette onları salih olan kimseler icine katacagız, (onlarla beraber kendilerini cennete koyacagız)

    [10] Insanlar icinde oyle kimse vardır ki: “- Allah’a iman ettik” der: - Sonra da Allah ugrunda bir eziyete ugratıldı mı, tutar insanların eziyetini Allah’ın (cehennemdeki) azabı gibi kabul eder (de dininden doner ve kafir olur). Muhakkak ki Rabbinden (muminlere) bir zafer gelirse, onlar (o munafıklar muminlere) soyle diyecekler: “- Dogrusu biz de sizinle beraberdik.” Allah, butun alemlerin kalblerinde olanı (imanı ve nifakı) en iyi bilen degil midir

    [11] Allah, iman edenleri elbette bilir ve munafıkları da elbette bilir

    [12] O kufre varanlar (Mekke kafirleri), iman edenlere soyle dediler: “- Bizim yolumuza (putlara ibadetten ibaret olan dinimize) uyun da sizin gunahlarınızı biz yuklenelim.” Halbuki bunların gunahlarından hic bir sey yuklenici degillerdir onlar. Subhesiz ki onlar (sozlerinde) yalancıdırlar

    [13] Muhakkak onlar, kendi gunahlarını ve o gunahlarla beraber daha bir cok (saptırdıkları kimselere ait) gunahları yuklenecekler ve suphe yok ki, (Allah’a) iftira ettikleri seylerden kıyamet gunu sorumlu tutulacaklardır

    [14] Gercekten biz Nuh’u kavmine peygamber gonderdik de, aralarında bin seneden elli yıl eksik (950 yıl) kaldı. Nihayet onları tufan (su felaketi) yakalayıverdi; onlar zalimlerdiler

    [15] Biz de onu (Nuh’u) ve gemi arkadaslarını kurtardık; ve gemiyi alemlere bir ibret yaptık

    [16] Ibrahim’i de kavmine peygamber gonderdik. Hani kavmine soyle demisti: “- Allah’a ibadet edin; ve O’ndan korkun. Bu sizin icin daha hayırlıdır, eger bilirseniz

    [17] Siz, Allah’ı bırakıb da ancak bir takım putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Gercekten Allah’ı bırakıb da taptıklarınızın, size rızık vermeye gucleri olamaz. O halde butun rızıkları Allah katında arayın; ve O’na ibadet edin, O’na sukredin (kıyamette) hep O’na donduruleceksiniz.”

    [18] (Ey Kureys toplulugu, beni) eger tekzib ederseniz (bana zarar veremezsiniz, cunku) sizden onceki ummetler de peygamberlerini tekzib etmislerdi. Peygambere dusen vazife ise, ancak acık bir tebligdir

    [19] (O kafirler), gormediler mi, Allah (nutfeden) yaratmaga nasıl baslıyor, sonra (kıyamette) onu nasıl iade edecek? (Bunu kitabda okuyub anlamadılar mı?) Suphesiz ki bu (yaratmak ve iade etmek) Allah’a pek kolaydır

    [20] (Ey Rasulum), de ki: Yeryuzunde gezib dolasın da bakın, iptida (Allah nutfeden) mahlukatı nasıl yaratmıstır, (cins ve hallerinin degisikligine bakın). Sonra da Allah, kıyamet gununde mahlukatı (tekrar ikinci defa) yaratacaktır. Muhakkak ki Allah her seye kadirdir

    [21] Diledigine azab eder, diledigine de merhamet eder; ve ancak O’na donduruleceksiniz

    [22] Siz, ne yerde, ne de gokte (Rabbinizi azab etmekten) aciz bırakacak degilsiniz. Sizin icin Allah’dan baska ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır

    [23] Allah’ın ayetlerini ve O’na kavusmayı inkar edenler ise, iste onlar Allah’ın rahmetinden umidini kesmis olanlardır. Onlar icin acıklı bir azab da vardır

    [24] (Hz. Ibrahim, imana davet edince) kavminin cevabı ancak su olmustur: “- Oldurun onu, yahud yakın onu.” (Bunun uzerine kavmi, Ibrahim’i atese attıgı zaman) Allah da onu atesten kurtardı. Elbette buna iman edecek bir kavim icin subhe goturmez ibretler var

    [25] (Ibrahim, kavmine) dedi ki: “- Siz, dunya hayatında, aranızda sevgi olsun diye, Allah’ı bırakıb bir takım putlara tapındınız. Sonra kıyamet gununde ise, bir kısmınız bir kısmınıza kufur isnad edecek ve bir kısmınız bir kısmınızı lanetliyecektir. Barınacagınız da atesdir. Sizin icin (Allah’ın azabını kaldıracak) hic bir yardımcı yoktur.”

    [26] Bunun uzerine Ibrahim’e (ilk olarak) Lut iman etti. Ibrahim soyle dedi: “- Ben, Rabbimin emr ettigi yere (Harran’dan Filistin’e) hicret edecegim. Suphe yok ki Allah, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir.”

    [27] Biz, Ibrahim’e (evlad ve torun olarak) Ishak’ı ve Yakub’u ihsan ettik. Hem peygamberligi, hem de kitabı onun nesline ikram ettik. Kendisine de dunyada mukafatını (peygamberligi ve guzel ovguyu) verdik. Muhakkak ki o, ahirette salihindendir (cennet ehlindendir)

    [28] Lut’u da kavmine peygamber gonderdik. Hani kavmine soyle demisti: “- Gercekten siz, o cok kotu isi (erkeklere tasallutu) yapıyorsunuz. Sizden once alemlerden hic bir kimse bunu yapmamıstır

    [29] Cidden hala erkeklere gidecek, (mal asırmak icin) yolu kesecek ve toplantınızda edebsizlik yapıb duracak mısınız?” Buna karsı kavminin cevabı, ancak soyle demeleri olmustur: “- Eger dogru soyliyenlerdensen, getir bize Allah’ın azabını.”

    [30] Lut dedi ki: “-Ey Rabbim! (azabın inmesi hususunda) fesadcılar kavmine karsı bana yardım et.”

    [31] Vakta ki elcilerimiz (melekler, Ibrahim’e, o Ishak ile Yakub’un dogacaklarına dair) mujdeyi getirdiler, ona soyle dediler: “- Biz bu memleket halkını helak edecegiz; cunku halkı busbutun zalimler (kafirler) oldular.”

    [32] Ibrahim dedi ki, onların icinde (zalim olmıyan) Lut da var. Onlar: “- Biz orada kimin bulundugunu cok iyi biliriz. Hem onu, hem ailesini kurtaracagız, ancak karısı mustesna; o azab icinde kalanlardan oldu” dediler

    [33] Elcilerimiz (melekler) Lut’a gelince, (kavmi bunlara kotuluk yapar diye korkarak) kendisine fenalık geldi; onlar yuzunden cok kederlenib takatı kesildi. Onlar dediler ki: “- Korkma ve keder etme; cunku biz seni ve aileni kurtaracagız; ancak karın geride (helak icinde) kalanlardan olmustur

    [34] Dogrus biz, bu memleket halkının yaptıkları fenalıklar (kufur ve isyan) yuzunden, uzerlerine gokten bir azab indirecegiz.”

    [35] Muhakkak ki, aklını kullanacak bir kavim icin, o memleketden acık bir alamet (iz ve harabe) bıraktık

    [36] Medyen’e de kardesleri Suayb’i peygamber olarak gonderdik de soyle dedi: “- Ey kavmim! Allah’a ibadet edin ve ahiret gunune umid besleyin (sevabını umdugunuz isleri yapın). Yeryuzunde fesadcılar olarak isyan etmeyin.”

    [37] Buna karsı, onu tekzib ettiler. Derken onları siddetli sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarında dizleri ustu cokekaldılar (olduler)

    [38] Ad ile Semud’u da helak ettik. (Ey Mekke halkı), onlara ne yapıldı, meskenlerinin harabından size belli olmaktadır. Gorgu sahibleri oldukları halde, seytan, onların amellerini kendilerine suslemis (guzel gostermis) de, onları hak yoldan cevirmisti

    [39] Karun’u da, Firavun’u da ve (onun veziri) Haman’ı da helak ettik. Gercekten Musa, onlara apacık delillerle gelmisti de, onlar yeryuzunde kibirlenib bas kaldırdılar (iman etmediler). Halbuki (azabdan) kurtulacak degillerdi

    [40] Biz de, her birini gunahıyla yakaladık. Kiminin uzerine tas yagdıran bir kasırga gonderdik, kimini korkunc gurultu yakalayıverdi, kimini yere batırdık, kimini de suda bogduk. (Lut kavmi tas yagmuruna tutuldu, Suayb ile Salih’in kavmi korkunc gurultu ile helak edildi. Karun ve beraberindekiler yere gecirildi, Firavun ve kavmi suda boguldu). Allah onlara zulmetmiyordu, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [41] Allah’dan baska dostlar edinenlerin (putlara tapanların) hali, kendine bir ev yapan orumcegin hali gibidir. Halbuki evlerin en zayıfı muhakkak ki orumcek yuvasıdır, eger bilselerdi

    [42] Onların Allah’dan baska hangi seylere taptıklarını subhesiz ki Allah biliyor. O, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [43] Hem bu misaller var ya, biz onları insanlar icin beyan ediyoruz. Bunları (bu misallerin guzelliklerini ve faydalarını) ancak (esyadan ibret alan) alimler anlar

    [44] Allah, gokleri ve yeri (bosuna degil), hakkı gostermek icin yarattı. Muhakkak bu misallerde muminler icin bir ibret var

    [45] (Manasını anlamak, ezberlemek ve geregi uzere Allah’a ibadet etmek icin ey Resulum) sana vahy edilen Kur’an’ı oku ve namazı (devamlı bes vakit) kıl. Gercekten namaz, kotu isden ve uygunsuzluktan alıkor. Muhakkak ki Allah’ı zikretmek (namaz kılmak, yahud Allah’ın magfiretle kullarını anısı, diger ibadetlerden) daha buyuktur. Allah, (iyilik ve kotuluk) her ne yaparsanız onu bilir

    [46] (Yahudi ve Hristiyanlardan) dusmanlıkta ileri gidenler mustesna olmak uzre, Yahudi ve Hristiyanlarla en guzel sekilde mucadele edin (yumusak ve tatlı soz soyliyerek hakkı anlatın. Dusmanlıkta ileri gidenlerle ise, savasın). Bir de deyin ki:” - Biz hem bize indirilene (Kur’an’a) hem de size indirilene (Tevrat ve Incil’e) iman ettik. Bizim Ilah’ımız ve sizin Ilah’ınız birdir (ortagı yoktur). Biz, yalnız o’na itaat ederiz, (sizin gibi, Allah’dan baskasını rab edinmeyiz).”

    [47] (Ey Rasulum), onlara kitab indirdigimiz gibi, sana da kitab indirdik. Onun icin kendilerine kitab verdiklerimiz (Abdullah ibni Selam gibi kimseler), Kur’an’a iman ediyorlar. Sunlardan (Mekke halkından) da Kur’an’a iman edecek kimseler var. Bizim ayetlerimizi ancak kafirler inkar eder

    [48] Sen bundan once (Kur’an’ın nuzulunden evvel inen kitablardan) hic bir kitab okur degildin ve elinle de onu yazmazdın. (Eger okur yazar olmus olsaydın), o vakit musrikler, (Kur’an’ı baskasından okuyup yazdın ve ogrendin diye) elbette subhelenirlerdi

    [49] Fakat o Kur’an kendilerine ilim verilmis kimselerin (alimlerin, hafızların) kalblerinde ısıldayan apacık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkar eder

    [50] (Nitekim Mekke kafirleri soyle) dediler: “- O’na (Peygambere Musa’nın asası gibi) mucizeler indirilse ya.” (Ey Rasulum, onlara) de ki: O mucizeler ve ayetler, hep Allah’ın katındadır. Ben sadece acık ifade ile korkutucu bir peygamberim

    [51] Sana indirdigimiz bu Kur’an, o mucize istiyenlere karsı okunub dururken, (hala mucize olarak) kendilerine kafi gelmedi mi? Subhesiz ki Kur’an’da, iman edecek bir millet icin buyuk bir rahmet ve bir ogud var

    [52] (Ey Rasulum), de ki: “- Benimle sizin aranızda (peygamber olduguma dair) Allah sahid olarak yeter. O, goklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Batıla inanıb Allah’ı inkar edenler, (kufre varanlar) iste onlar, tamamen aldananlardır

    [53] (Ey Rasulum, kafirler, basımıza tas yagdır diye) senden azabın acele inmesini istiyorlar. Eger belli bir vakit olmasaydı, o azab, onlara, muhakkak gelmisti. Elbette o, ansızın kendilerine gelecektir; onların (bu azabın gelisinden) haberleri olmıyacaktır

    [54] Senden acele azab istiyorlar; halbuki cehennem, kafirleri muhakkak kusatacaktır (onları icine alıb toplayacaktır)

    [55] O gun ki, azab, onları hem ustlerinden, hem ayakları altından kaplayacak da (Allah onlara): “- Yaptıklarınızın cezasını tadın bakalım.” buyuracak

    [56] Ey iman eden kullarım! (Eger bir memlekette dininizi acıga vurup geregi uzere yuruyemiyor, ibadet edemiyorsanız, dininizin ahkamını tatbik edebileceginiz daha uygun bir memlekete hicret edin). Muhakkak ki benim arzım genistir. O halde yalnız ve ancak bana ibadet edin

    [57] Her nefis olumu tadacaktır. Sonra (yaptıklarınızın karsılıgını gormek uzere) bize donduruleceksiniz

    [58] Iman edib de salih ameller isliyenleri, elbette onları, cennetin (agacları) altından ırmaklar akan yuksek yerlerine yerlestirecegiz; O halde ki, orada ebedi kalacaklar. Boyle salih amel isliyenlerin mukafatı ne guzeldir

    [59] Onlar (musriklerin eziyyetlerine) sabreden kimselerdir ve yalnız Rablerine tevekkul ederler (O’na guvenib dayanırlar)

    [60] Ne kadar canlı hayvanlar vardır ki, (za’fiyetlerinden dolayı) rızkını tasıyamıyor, toplayamıyor; Allah onlara da rızık veriyor, (hicret ettiginiz takdirde rızık darlıgı cekmekten korkan) size de... O, Semi’dir= (bize kim rızık verecek, sozunuzu) kemaliyle isiticidir, Alim’dir= (rızıklarınızın nereden olacagını) tamamiyle bilendir

    [61] Muhakkak ki, Mekke kafirlerine: “- Gokleri ve yeri kim yarattı? Gunesi ve ayı kim zelil (emre baglı) kıldı?” diye sorarsan, elbette “- Allah” derler. O halde (Allah’ın birligini ikrar ettikten sonra) nasıl (tevhid’den) cevriliyorlar

    [62] Allah, kullarından diledigine rızkı genisletir ve diledigine kısar. Subhesiz ki Allah, her seyi bilendir= Alim’dir

    [63] Muhakkak ki Mekke kafirlerine sorarsan: “- Gokten yagmur indirib de arza, olumden sonra, o yagmur sebebiyle hayat veren kim?” Elbette ve elbette: “- Allah” derler. De ki, her hamd Allah’ındır. Fakat onların cogu bunu anlamazlar

    [64] Bu dunya hayatı, ancak bir eglence ve bir oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise, olmez gercek hayat iste budur. Eger bilselerdi, (gecici dunya hayatını ebedi ahiret hayatına tercih etmezlerdi)

    [65] (Onlar oyle bir kufur ve inad icindedirler ki) gemiye bindikleri zaman, (denizde bogulma korkusu ile) dini Allah’a halis kılarak (ihlas sahibi muminler gibi) O’na dua ederler. Fakat onları karaya cıkarıb (Allah) kurtardı mı, hemen Allah’a ortak kosarlar (eski kufur hallerine donerler)

    [66] Kendilerine verdigimiz nimeti (kurtulus nimetini) inkar etsinler ve (gecici dunya hayatından) zevk alsınlar diye (eski tutumları olan sirke donerler)...Fakat yakında (onlara ne azab yapılacagını) bileceklerdir

    [67] Mekke halkı gormediler mi ki, biz (sehirlerini her turlu yagma, tecavuz, esaret ve adam oldurme hadiselerinden) emniyet icinde bir koru yaptık, halbuki cevresinde insanlar carpılıb yagma ediliyor. Artık batıla inanıb da Allah’ın nimetini inkar mı edecekler

    [68] Allah’a (ortak kosarak) yalan uyduran, yahud kendine hak (peygamber ve kitab) gelince onu yalanlıyan kimseden daha zalim kimdir? Kafirlerin barınagı cehennemde degilmidir (bunu bilmiyorlar mı)

    [69] Bize itaat ugrunda mucahede edenlere, (ic ve dıs dusmanlarla savasanlara) gelince, elbette biz onlara (bize goturecek) yollarımızı gosteririz. Muhakkak ki Allah iyilik yapanlarla beraberdir (daima onlara yardımcıdır)

    Rûm

    Surah 30

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Rum’lar (Dogu Roma’lılar, Iran’lılara) maglub oldu

    [3] Arab ulkesine en yakın yerde... Halbuki onlar bu yenilgilerinden sonra muhakkak galib gelecekler

    [4] Birkac (3-9) yıl icinde... Onunde ve sonunda emir Allah’ındır. O gun (Romalıların ustun geldigi gun) muminler ferahlanacak

    [5] Allah’ın (Bedir’de) zafer vermesiyle... O, diledigine zafer verir; O, Aziz’dir= her seye galibdir, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [6] (Bu zaferi) Allah va’detti. Allah vaadinden caymaz, fakat insanların cogu bunu bilmezler

    [7] (O Mekke halkı) dunya hayatından bir dıs gorunusu bilirler, (gecimleri icin calısırlar). Ahiretten ise hep habersizdirler

    [8] Onlar, kendi aralarında dusunmediler mi ki, Allah goklerle yeri ve aralarındakileri, ancak hakkı yerlestirmek icin ve muayyen bir vakit icin yarattı, (bu vakit son bulunca, o varlıklar da yok olacaktır). Bununla beraber, gercekten insanların cogu Rablerine kavusmayı inkar ederler

    [9] Onlar (Mekke kafirleri), yeryuzunde gezib de kendilerinden oncekilerin akıbetinin ne olduguna bakmadılar mı? Onlar (daha evvel gelen Ad ve Semud gibi kavimler), kuvvetce kendilerinden daha siddetli idiler. Topragı ekib aktarmıslar ve onu kendilerinin imarından daha cok imar etmislerdi. Peygamberleri de onlara mucizelerle ve acık ayetlerle gelmislerdi. Oyle ise, Allah onlara zulmetmiyordu, fakat kendileri nefislerine (inkar yapmakla) zulum yapıyorlardı

    [10] Sonra fenalık yapanların akıbeti cehennem oldu. Cunku onlar Allah’ın ayetlerini yalanlamıslardı ve onları eglenceye alıyorlardı

    [11] Allah, ilkin (nufteden) mahlukatı yaratır, (olumden) sonra onları (kıyamette) diriltir. Sonra da (amellerinizin karsılıgını gormek uzere) ancak ve yalnız O’na dondurulub goturuleceksiniz

    [12] Kıyamet koptugu gun, gunahkarlar (hayretler icinde) umidlerini kesib susarlar

    [13] Allah’dan baska ibadet ettikleri ortaklarından da kendilerine sefaatcılar bulunmaz. Onlar, Allah’a ortak kostuklarını da inkar edeceklerdir

    [14] Kıyamet kopacagı gun, o gun muminlerle kafirler birbirinden ayrılırlar (muminler cennete, kafirler cehenneme)

    [15] Iman edib salih ameller isliyenlere gelince, iste onlar bir bahcede (cennetde) nimetlenir ve neselenirler

    [16] Kafir olup da ayetlerimizi ve oldukten sonra dirilmeyi inkar edenler ise, iste bunlar azap icinde (Cehennem’de) hazır bulundurulurlar

    [17] O halde, aksama girdiginiz vakit (aksam ve yatsı namazını), sabaha erdiginiz vakit (sabah namazını kılın) Allah’ı tesbih edin

    [18] Goklerde ve yerde hamd O’nundur. Ikindi vaktinde de, ogleye girdiginiz vakitte de (ogle ile ikindi namazını kılın ve Allah’ı tesbih edin)

    [19] O, oluden diri (nutfeden insan ve yumurtadan hayvan) cıkarır ve diriden de olu (insandan nutfe, kustan yumurta, yahud hayattan sonra olum) cıkarır. Topraga, olumunden (kuruduktan) sonra hayat verir; (onda nebatlar bitirir). Siz de kabirlerinizden boyle (oldukten sonra diriltilip) cıkarılacaksınız

    [20] Allah’ın kudretine delalet eden alametlerindendir ki, sizin aslınız olan Adem’i bir topraktan yarattı. Sonra da siz bir insan olunca, cogalıp yayılıyorsunuz

    [21] Yine O’nun alametlerindendir ki, kendilerine meyil ve ulfet edesiniz diye, sizin icin, kendi cinsinizden zevceler yarattı, ve aranızda bir sevgi ve bir merhamet icatetti. Suphesiz ki bunda, dusunecek bir kavim icin (ibret alacak) alametler var

    [22] Gokleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin birbirinden ayrı olması da O’nun (azamet ve kudretine delalet eden) alametlerindendir. Suphesiz ki bunlarda, bilenler icin ibretler var

    [23] Gece ile gunduz uyumanız (istirahat etmeniz) ve fazlından rızık aramanız da O’nun (kudret) alametlerindendir. Suphesiz ki bunda, (ibret kulagı ile) dinliyen bir kavim icin ibretler var

    [24] Yine O’nun (kudretinin) alametlerindendir ki, size (ıslanır veya simsege carpılırsınız endisesiyle) hem korku, (ekinleriniz sulanır diye) hem arzu vermek icin simsegi gosteriyor. Gokten bir yagmur indiriyor da onunla arza, olumunden (kuruduktan) sonra can veriyor (yesertiyor). Suphesiz bunda, aklını geregi uzre kullanacak bir kavim icin ibretler var

    [25] Yine gogun ve yerin, O’nun emriyle durması (kudretinin) alametlerindendir. Sonra (kıyamette) sizi (Israfil lisanı ile) bir defa cagırdıgı zaman hemen kabirlerden cıkacaksınız

    [26] Goklerde ve yerde ne varsa O’nundur; hepsi O’na boyun egmektedirler

    [27] Mahlukatı ilkin yaratıb sonra (kıyamette) onu diriltecek olan O’dur, ki bu (oldukten sonra diriltme, ilk yaratılıstan) O’na daha kolaydır. Goklerde ve yerde en yuce sıfat O’nundur ve O, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [28] (Allah’ın, mulkunde ortagı olmadıgını iyice anlamanız icin), O size kendinizden (soyle) bir temsil yaptı: Size rızık olarak verdigimiz seylerde, sahib oldugunuz koleler, size ortaklar degildir; (boyle kolelerinizi mallarınıza ortak yaparak onları sizinle bir tutmazken Allah’ın bazı kullarını ve yaratıklarını O’na nasıl ortak yaparsınız?) Siz (ve onlar), mallarda hic musavi olur da aranızda birbirinizden, (tek basına mala sahib olma endisesiyle) korktugunuz gibi, onlardan (kolelerinizden) korkar mısınız? (O halde kolelerinizden bu sekilde korkmaz ve mallarınıza da onları ortak etmeye razı olmazsanız, kullarım olan bazı kimselere, ortaklarım diye ibadet etmekle onların ilahlarınız olmasına nasıl razı olursunuz?) Iste (kudret ve vahdaniyyetimize delalet eden) alamet ve delillerimizi, aklını kullanıb ibret alacak bir kavim icin boyle acıklarız

    [29] Dogrusu (sirke varmakla nefislerine) zulmedenler, cahil oldukları halde hevalarına uydular. Artık Allah’ın saptırdıgı kimseyi, kim hidayete (Allah’ın dinine) erdirebilir? O kafirler icin (Allah’ın azabını engelliyecek) yardımcılardan da (hic kimse) bulunmaz

    [30] O halde (ey Rasulum), gercek musluman (muvahhid) olarak kendini dine dogrult, (baska seye iltifat etme); Allah’ın dinine ki, insanları onun uzerine yaratmıstır (zira herkes, hak dini kabul edebilecek yaratılıstadır). Allah’ın yarattıgı bu dini degistirmeye kimsenin gucu yetmez. Iste dosdogru din budur; fakat insanların cogu, (hak dinin Islam oldugunu) bilmezler

    [31] Hep Allah’a donub itaat edin, O’ndan korkun ve namaza devam edin; musriklerden olmayın

    [32] O musriklerden ki, (emredildikleri) dinlerini (terk edib ihtilafa dustuler ve onu) parcalara ayırdılar; boylece obek obek olmuslardır. Her din sahibi (grup), kendindeki dine guvenmektedir

    [33] Insanlara bir zarar degdigi vakit, (her seyden gecerek yalnız) Rablerine donub yalvarırlar, dua ederler. Sonra (Allah), katından onlara bir nimet taddırınca, bakarsın ki, iclerinden bir kısmı Rablerine ortak kosuyorlar (putlara taparak, kufur yollarına saparak Allah’a es ediniyorlar)

    [34] Kendilerine verdigimiz nimetleri inkar etmek icin (bunu yaparlar). Haydi zevk edib yasayın, yakında (ahirette size ne yapılacagını) bileceksiniz

    [35] Yoksa, biz o musriklere bir huccet (kitab) indirdik de, Allah’a ortak kosmalarını o mu soyluyor

    [36] Bir de insanlara bir nimet taddırdıgımız zaman, sımarıb ferahlanırlar. Kendi ellerinin yaptıgı gunahlar yuzunden onlara bir fenalık isabet edince de hemen (Allah’ın rahmetinden) umidlerini keserler

    [37] Gormediler mi ki, Allah diledigine rızkı genisletir, hem de sıkar? Suphesiz bunda, iman edecek bir kavim icin (ibret alınacak) alametler var

    [38] O halde (sıla yapmak, iyilik etmek, nafaka vermek suretiyle) akrabaya hakkını ver; yoksula ve yolcuya da... Bunlara hakkını vermek, Allah’ın rızasını istiyenler icin daha hayırlıdır. Azabdan kurtulanlar da iste onlardır

    [39] Insanların mallarında artıs olsun diye verdiginiz faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını dileyerek verdiginiz zekat ise; iste bunu yapanlar, (dunyada mallarının bereketini, ahirette sevablarını) kat kat artıranlardır

    [40] Allah O’dur ki, sizi yarattı; sonra size rızık verdi; sonra sizi oldurur; sonra sizi (kabirlerinizden) diriltir. (Ey Mekke musrikleri, Allah’ın ortakları zannettiginiz) sizin putlarınızdan, bunlardan bir seyi yapacak var mı? Allah, onların isledikleri sirkten munezzehtir ve cok yucedir

    [41] Insanların kendi ellerinin (irade ve ihtiyarlarıyla) yaptıkları isler (gunahlar) yuzunden, karada ve denizde fesad meydana cıktı ki, Allah, isledikleri gunahlardan bir kısmının cezasını (dunyada) onlara taddırsın. Olur ki (kufurden ve isledikleri gunahlardan tevbe ederek) donerler

    [42] (Ey Rasulum, Mekke’lilere) de ki: Yer yuzunde gezib dolasın da, bundan evvelkilerin akıbeti nasıl olmus, bir bakın (ve nasıl helak edildiklerini bir dusunun). Onların cogu musrikler idi

    [43] Hic kimsenin geri ceviremiyecegi Allah’ın o (azab) gunu (kıyamet) gelmezden once, yuzunu (zatını ve amelini) dosdogru dine, Islam, dinine dogrult ve sabit ol. O gun (kıyamette insanlar) birbirlerinden ayrılırlar, (bir fırka cennete, bir fırka da cehenneme gider)

    [44] Kim kafir olursa, kufru kendi aleyhinedir. Kim de salih amel islerse, (sevablarını cennetde) kendileri icin dosemis olurlar

    [45] Cunku (Allah), iman edib de salih ameller isliyenlere fazlından mukafat verir. Elbette o kafirleri sevmez, yaptıklarına razı olmaz

    [46] (Allah’ın kudret ve vahdaniyyetine delalet eden) alametlerindendir; ruzgarları, (yagmuru) mujdeleyiciler olarak gondermesi. Hem size (yagmur sebebiyle) nimetinden taddırmak icin, hem emriyle (ve ruzgarlar vasıtasıyla) gemiler akmak icin, hem Allah’ın fazlından kazanc aramanız (deniz ticareti yapmanız) icin; hem de olur ki sukredersiniz diye

    [47] (Ey Rasulum), gercekten biz, senden evvel bir cok peygamberleri kavimlerine gonderdik de, onlara, (hak peygamber olduklarını isbat eden apacık) delillerle vardılar. Fakat (onlar iman etmedikleri icin) o gunah isliyenlerden biz intikam aldık. Muminlere, (kendilerini peygamberlerle beraber kurtarmak suretiyle) yardım etmek uzerimize bir hak oldu

    [48] Allah O’dur ki, ruzgarları gonderir de (yagmurla yuklu) bir bulut kaldırır. Sonra onu gokte diledigi gibi yayar ve onu parca parca yapar. Derken yagmuru gorursun, (bulutların) aralarından cıkar. Nihayet onu, kullarından diledigi kimselere dokuverdi mi, hemen (yagmur sebebiyle yuzleri guler) sevinirler

    [49] Halbuki bu adamlar uzerlerine yagmur indirilmeden once umidlerini kesmislerdi

    [50] Simdi bak, Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryuzunu olumunden (kuruduktan) sonra nasıl diriltiyor (yesertiyor)? Subhe yok ki yeryuzunu kuruduktan sonra dirilten, elbette oluleri (kabirlerinden) diriltir. O, her seye kadirdir

    [51] Dogrusu biz, (ekinleri uzerine kurutucu veya dondurucu) bir yel gondersek de, o ekini sararmıs gorseler, muhakkak ardından Allah’ı ve nimetlerini inkara koyulurlar

    [52] Bunun icin sen (Ey Rasulum, onlar) arkalarını donmus giderlerken, (hakka olan) o daveti, (kalbleri) olulere duyuramazsın ve sagırlara da isittiremezsin

    [53] Korleri, (kalbleri kor olanları) da, sen, sapıklıklarından ayırıb dogru yola iletici degilsin. Sen ancak ayetlerimize iman edeceklere (davetini) duyurursun da, onlar Islama gelir, selameti bulurlar

    [54] Allah O’dur ki, sizi zayıf bir nutfeden yarattı; sonra bu za’fiyetin arkasından bir kuvvet (guclu bir insan) yaptı; sonra bu kuvvetin arkasından (yine) bir za’fiyet ve ihtiyarlık meydana getirdi. O, diledigini yaratır. O, Alim’dir= kulların butun hallerini bilir, Kadir’dir= butun degisikliklerini yapmaga gucu yeter

    [55] Kıyamet kopacagı gun, mucrimler (Allah’a es kosanlar) bir saatten fazla (kabirde veya dunyada) durmadıklarına yemin ederler. Onlar (dunyada iken de, dogruluktan yalan soylemeye), iste boyle cevriliyorlardı

    [56] Kendilerine ilim ve iman verilenler (peygamberler, melekler ve muminler, o kıyamet gununde kafirlere soyle) diyeceklerdir: “- Dogrusu, Allah’ın kitabınca (ilim ve kazası uzere, yahud Kur’an’daki beyanına gore) ba’s (kıyamet) gunune kadar durdunuz. Iste bu ba’s gunudur; fakat siz bunu (dunyada tasdik etmiyordunuz.) bilmiyordunuz.”

    [57] Artık o kıyamet gunu, o kafirlere ozur dilemeleri fayda vermez ve dertlerinin caresine bakılmaz

    [58] Gercekten biz bu Kur’an’da, insanlar icin, her cesit misalden beyan ettik. Subhe yok ki (ey Rasulum), sen onlara (istedikleri gibi gokten baska) bir ayet de getirsen, o kufre varanlar mutlaka: “- Siz (ey peygamberler ve muminler), ancak yalan uyduranlarsınız.” diyeceklerdir

    [59] Allah’ın vahdaniyyetini bilmiyenlerin (O’nu tasdik etmiyenlerin) kalblerini Allah boyle muhurler

    [60] (Ey Rasulum, o kafirlerin eziyetlerine ve dusmanlıklarına karsı) simdi sen sabret, zira Allah’ın (zafer) vaadi muhakkak tahakkuk edecektir. Sakın ahirete imanları olmıyanlar, (sabrı terk etmek suretiyle) seni hafiflige goturmesinler

    Lokman

    Surah 31

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Bu sure, hikmetle dolu Kur’an’ın ayetleridir

    [3] Guzel is yapanlara (tevhid ve ihlas ehline) bir hidayet ve bir rahmettir

    [4] (Guzel is yapanlar muhsinler) o kimselerdir ki, namazı geregi uzre kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de onlar yakinen (suphesiz) iman ederler

    [5] Iste bunlar, Rablerinden bir hidayet uzeredirler ve (azabdan) kurtulacak olanlar da, iste bunlardır

    [6] Insanlardan kimi de vardır ki, Allah yolundan bilgisizlik yuzunden saptırmak ve o yolu eglence yerine tutmak icin, batıl ve bos lafa musteri cıkar (kıymet verir). Iste bunlara, siddetli bir azab vardır

    [7] Ona ayetlerimiz okundugu zaman, sanki onları isitmemis, kulaklarında sagırlık varmıs gibi, kibirlenerek yuz cevirir. (Ey Rasulum) sen de onu acıklı bir azab ile mujdele

    [8] Fakat iman edip de salih ameller isliyenler, suphesiz ki onlara, Na’im cennetleri (nimetleri tukenmez cennetler) var

    [9] O cennetlerde, onlar ebedi olarak kalmak uzere...Allah’ın (muminlere bu cennet) vaadi hakdır. O, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [10] Allah, gokleri, gordugunuz sekilde direksiz yarattı. Arza da, sizi sarsmaması icin, (kazıklar halinde) buyuk daglar yerlestirdi. O arzda her bir canlıdan uretti. Hem biz, gokten bir yagmur indirdik de (onun sebebiyle), yeryuzunde her sınıftan guzel nebatlar bitirdik

    [11] Iste bu gordukleriniz, Allah’ın yarattıklarıdır. Haydi gosterin bana, Allah’dan baskası ne yaratmıs? Hayır, o zalimler (musrikler) apacık bir sapıklık icindeler

    [12] Dogrusu (peygamber degil de hikmet sahibi olan) Lokman’a, “Allah’a sukret!” diye ilim ve anlayıs verdik. Kim (Allah’a ibadet suretiyle) sukrederse, ancak kendi nefsi icin (sevabına) sukreder. Kim de nimeti inkar ederse, subhe yok ki Allah, (onun sukrune) muhtac degildir, Hamid’dir= hamd olunmaya layıktır

    [13] Bir vakit Lokman, ogluna ogud vererek soyle demisti: “Yavrum, Allah’a ortak kosma; cunku Allah’a ortak kosmak (sirk) cok buyuk bir zulumdur.”

    [14] Biz, insana, ana-babasını (onlara iyilik yapmasını) da emrettik. Anası, onu, (karnında) mesakkat ustune mesakkatla tasımıstır, (cocuk karında buyudukce zahmet cogalmıstır). Sutten kesilmesi de iki sene icindedir; (ve insana dedik ki): “- Hem bana, hem de ana-babana sukret, donus ve gelis ancak banadır.”

    [15] Bununla beraber ana-baban, bilmedigin, (hic saydıgın putlardan ve sirkten ibaret) bir seyi bana ortak kosman icin seni zorlarlarsa, bu takdirde kendilerine itaat etme. Onlara, dunyada iyi bir sekilde sahiblik et ve bana yonelenin (mumin kimsenin) yolunu tut. Sonra donub bana geleceksiniz de, ben, size yaptıklarınızı haber verecegim

    [16] (Lokman ogudune devamla soyle demisti): “- Yavrum, yapılan iyi veya kotu is, bir hardal tanesi agırlıgında olsa da bir kaya icinde yahud goklerde veya yerin dibinde gizlense, Allah onu meydana cıkarır (ve sahibini ondan dolayı hesaba ceker). Cunku Allah Latif’dir= ilmi her gizli seye ulasır, Habir’dir= her seyin kunhunu bilir

    [17] Yavrum, namazı geregi uzre kıl, iyiligi emret ve fenalıktan alıkoy. Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan, cunku bunlar, kesin olarak farz kılınan islerdendir

    [18] (Kibirlilerin yaptıgı gibi) insanlara yuzunun yanını cevirme ve yeryuzunde calımla yurume. Cunku Allah, her buyukluk taslıyan ogungeni sevmez

    [19] Yuruyusunde mutevazi ol, (pek yavas ve pek suratli yurume, sukunet ve vakarını muhfaza et). Sesini alcalt (bagırıb cagırarak konusma), cunku seslerin en cirkini, elbette ki eseklerin sesidir.”

    [20] Gormediniz mi ki, Allah, goklerdekini (gunes, ay, yıldız ve bulutları) ve yerde olanı hep menfaatiniz icin birer sebep kılmıstır. Hem asikare, hem gizli olarak her turlu nimetlerini uzerinize tamamlamıstır. Boyle iken, insanlar icinde kimisi de var ki, ne bir ilme, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah’ın dini hakkında mucadele ediyor

    [21] O kafirlere: “- Allah’ın indirdigi Kur’an’a tabi olun” denildigi zaman, derler ki: “- Hayır, biz atalarımızı neyin (hangi dinin) uzerinde bulduksa onun ardınca gideriz.” Ya Seytan, atalarını cehennem azabına cagırıyorduysa da mı (onlara uyacaklar)

    [22] Kim amelinde ihlas sahibi olarak kendini samimiyetle Allah’a teslim ederse, muhakkak ki o, en saglam kulpa yapısmıstır. Butun islerin sonu Allah’a dayanır

    [23] Kim de kufre varırsa, artık onun kufru (Ey Rasulum) seni uzmesin. Onlar, bize donub gelecekler; o vakit biz, onlara, butun yaptıklarını (kufurlerinin cezasını) haber verecegiz. Suphe yok ki Allah, butun kalblerdekini hakkıyla bilendir

    [24] Biz, o kafirlere (dunyada) biraz zevk ettiririz de, sonra kendilerini agır bir azaba mecbur tutarız

    [25] Muhakkak ki onlara sorsan: “- Gokleri ve yeri kim yarattı?” Elbette: “-Allah” diyecekler. (Bu gercegi itiraf ettiklerinden ey Rasulum) sen de “- Elhamdu Lillah= Allah’a hamd olsun” de. Fakat onların cogu (ilzam edildiklerini, iddialarının bos oldugunu) bilmezler

    [26] Goklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Suphesiz ki Allah Gani’dir= hic bir seye muhtac degildir, Hamid’dir= hamd edilmeye layıktır

    [27] Eger yerdeki butun agaclar hep kalem olsa, deniz de, -arkasından yedi deniz daha katılarak- murekkeb olsa, yine Allah’ın kelimeleri (ilim ve ezeli kelamı) tukenmez. Muhakkak ki Allah Aziz’dir= her seye galibdir. Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [28] Sizin (topunuzun yoktan) yaratılmanız da, oldukten sonra diriltilmeniz de, ancak tek bir kisinin yaratılıp diriltilmesi gibidir. (Ol, emriyle her sey oluverir). Muhakkak ki Allah Semi’dir= soylenenleri isitir, Basir’dir= yaptıklarınızı gorur

    [29] Gormedin mi, Allah geceyi gunduze sokuyor, gunduzu de geceye sokuyor. Gunes’i ve Ayı sizin menfaatınıza sebep kılmıstır. (Bunlardan) her biri muayyen bir vakte kadar cereyan edip gidecektir. Dogrusu Allah, butun yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır

    [30] (Allah’ın ilim ve kudretinin genisligi) sundan: Cunku Allah, ibadete mustahak olan Vacib Teala’dır. O’ndan baska taptıkları hep batıldır. Gercekten Allah, her seyden yucedir, her seyden buyuktur

    [31] Gormedin mi, Allah’ın uzerinize bir nimeti olarak, (kudretine delalet eden) alametlerinden size gostermek icin, gemiler denizde akıb gidiyor. Muhakkak ki bunda, (zorluklara karsı) cok sabreden, (nimetlere) cok sukreden herkes icin bir cok ibret alametleri vardır

    [32] O kafirleri, kara bulutlar gibi dalga sardıgı vakit, dini Allah’a halis kılarak (tam bir ihlas ile) O’na yalvarırlar, dua ederler. Vakta ki, (Allah denizden) onları karaya cıkarır, iclerinden dogru giden de bulunur, (digerleri ise, eski kufurlerine devam eder). Ayetlerimizi ancak gaddar, nankor olanlar inkar eder

    [33] Ey insanlar! Rabbinizden sakının (O’na ibadet edin) ve bir gunun azabından korkun ki, baba cocugundan bir sey odeyemez, (hic bir sey karsılıgında cocugunun azabını kaldıramaz), cocuk da babasından bir sey odeyecek degildir. Muhakkak ki Allah’ın (hesaba cekme) vaadi hakdır, olacaktır. O halde sakın dunya hayatı sizi aldatmasın; ve sakın seytan, sizi Allah’a guvendirmesin (Allah, herkesi bagıslar diye, seytanın aldatısına uymayın)

    [34] Kıyametin ilmi, (kopacagı vakti bilmek), muhakkak ki Allah’ın katındadır. Yagmuru (diledigi zaman ve diledigi yere istedigi miktar) o yagdırır. Rahimlerde (erkek, disi, saglam, sakat iyi ve kotu) ne varsa O bilir. Hic kimse, yarın ne kazanacagını (basına ne gelecegini) bilmez. Hicbir kimse hangi yerde olecegini de bilmez. Suphesiz ki Allah, Alim’dir= her seyi bilir, Habir’dir= her seyden haberdardır

    Secde

    Surah 32

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Kendisinde subhe olmıyan bu Kitab’ın indirilisi, alemlerin Rabbindendir

    [3] Yoksa (kafirler Hz. Peygamber s.a.s. icin) onu uydurdu mu diyorlar? Hayır, O Kur’an hakdır, Rabbindendir (Cebrail onu sana indirmistir. Onu sana indirdik ki), Kendilerine senden once bir korkutucu peygamber gelmemis olan bir kavmi (azab ile) korkutasın. Olur ki, onlar hidayeti kabul ederler

    [4] Allah, O’dur ki, gokleri ve yeri ve aralarında olanları altı gunde yarattı; sonra arsı istila etti, saltanatını kurdu. Sizin, O’ndan baska hic bir yardımcınız yok, hic bir sefaatcınız da yok. Artık Allah’ın ogudlerini kabul etmez misiniz

    [5] Allah, gokten (meleklerle) butun dunya islerini idare eder. Sonra (melekler o islerde), bir gunde O’na yukselir ki, (o gunun) miktarı, sizin saydıklarınızdan (dunya yılından) bin yıldır

    [6] Iste budur, gaibi (insanların goremediklerini) ve hazırı (insanların gorduklerini) bilen Aziz, Rahim

    [7] O’dur ki, yarattıgı her seyi guzel yarattı ve insanı yaratmaga bir camurdan basladı

    [8] Sonra insanın neslini, bir nutfeden (erkek ve disi hucreden), hakir bir sudan yaptı

    [9] Sonra Allah onu (seklini) duzeltip tamamladı ve bizzat kendi kudretinden ona ruh koydu. Sizin icin kulaklar, gozler, kalbler yarattı. (Allah’ın size verdigi nimetlere karsı), sukrunuz pek az

    [10] Bir de (kıyameti inkar edenler): “- Arzda, topraga karısıb kayboldugumuzda mı; cidden biz mi, yeni bir yaratılısta olacagız?” dediler. Dogrusu onlar, Rablerinin huzuruna varacaklarını inkar eden kafirlerdir

    [11] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Sizin canınızı almaga vekil kılınan Olum Melegi (Azrail) canınızı alacak; sonra dondurulub Rabbinize goturuleceksiniz.”

    [12] (Ey Rasulum, kıyamette) musrikleri, Rableri huzurunda baslarını egerek: “-Ey Rabbimiz! Bize vaad ettigini gorduk, peygamberlerin dogrulugunu isittik ve kabul ettik. Simdi bizi (dunyaya) geri cevir, salih bir amel isliyelim. Cunku (inkar ettiklerimize tamamen ve) yakinen inandık.” derlerken bir gorsen

    [13] Eger dileseydik, herkese (dunyada) hidayetini verirdik, fakat benden su soz gerceklesti: “- Muhakkak ki cehennemi butun (kafir olan) cinlerle, insanlardan dolduracagım.”

    [14] (Kafirler cehenneme girdikleri vakit, melekler onlara soyle der): “- O halde, bu gunumuze kavusmayı unutmanız, (O’na imanı terk etmeniz) yuzunden tadın azabı!...Biz de sizi unuttuk, (sizi cehennemde bıraktık). Islemis oldugunuz kufur ve isyan sebebiyle bitmez tukenmez azabı tadın bakalım...”

    [15] Bizim ayetlerimize oyle kimseler iman ederler ki, onlarla kendilerine ogut verildigi zaman secdelere (*) kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de kibirlenmezler

    [16] (Onlar, o kimselerdir ki, geceleyin namaz kılmak icin) yataklarından kalkarlar; Rablerine, azabından korkarak ve rahmetinden umidvar olarak dua ederler. Kendilerine verdigimiz rızıklardan da (hayır yollarına) harcalar

    [17] Artık (dunyada) isledikleri salih amellere mukafat olarak kendileri icin, goz aydınlıgından ne hazırlanıb saklandıgını kimse bilmez

    [18] Oyle ya! Mumin olan, hic fasık (kafir) olan gibi olur mu? Onlar, musavi olmazlar

    [19] Iman edib de salih amelleri isliyenlere, amellerine karsılık, konukluk olarak Me’va Cennetleri vardır

    [20] Amma fasık (munafık) olanların barınacagı yer atestir. Oradan her cıkmak istedikce, onlar yine ates icine dondurulurler; ve onlara: “- Haydi tadın bakalım, yalanlayıp durdugunuz o atesin azabını!...” denilir. (*) Dikkat!... Secde ayetidir

    [21] Su da muhakkak ki, o kafirlere, o en buyuk azabdan (cehennem azabından) once, yakın azabdan (dunyadaki esaret, olum, aclık gibi felaketlerden) taddıracagız. Olur ki, (kufurlerinden) donerler, tevbe ederler

    [22] Rabbinin ayetleri ile nasihat edilib de, sonra onlardan yuz ceviren kimseden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki, musriklerden biz intikam alırız

    [23] Gercekten biz Musa’ya Tevrat’ı verdik. Simdi sen, ona kavusmakdan dolayı subhede olma, (Mi’rac gecesinde ona kavusacaksın). Biz O’nu (Musa’yı), Israilogullarına bir hidayet rehberi yapmıstık

    [24] Israilogullarından da, (dinlerinde) sabrettikleri icin, emrimizle (insanları) dogru yola goturecek imamlar (onderler) yetistirmistik. Onlar, (Tevrat’daki) ayetlerimizi yakinen biliyorlardı

    [25] Suphe yok ki Rabbin, (muminlerle kafirlerin) aralarında, kıyamet gunu, ihtilaf edip durdukları (dine ait) seylerde hukmunu verecektir

    [26] Biz, o Mekke kafirlerinden once nice nesiller helak ettik. Kendileri de yurdlarında gezip duruyorlar. Bu, onları hidayete iletmedi mi? Iste bunlarda (onceki nesillere yaptıgımız helak islerinde) elbette ibret alametleri vardır. Hala dinlemiyecekler, nasihat kabul etmiyecekler mi

    [27] Gormediler mi ki, biz suyu corak araziye sevk ediyoruz da onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyecekleri ekini bitiriyoruz. Hala (bunların Allah’dan oldugunu) gormiyecekler mi

    [28] Bir de: “- Bu (Mekke) fethi ne zaman, eger dogru soyliyenlerseniz?” diyorlar

    [29] (Ey Rasulum), de ki: “- Fetih gunu, o kafirlere imanları fayda vermiyecek, onlara gozde actırılmıyacaktır

    [30] Simdi o kafirlerden yuz cevir de (kendilerine inecek azabı) gozet; cunku onlar (senin helakini) bekleyip duruyorlar

    Ahzâb

    Surah 33

    [1] Ey Peygamber! Takvada sebat et (ve kafirlerle munafıklara verdigin emanı bozmak hususunda) Allah’dan kork. Kafirlere ve munafıklara (teklif ettikleri masiyetlerde) uyma. Muhakkak ki Allah Alim’dir= her seyi hakkıyla bilir, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [2] Rabbinden sana ne vahy olunuyorsa ona uy. Muhakkak ki Allah butun yaptıklarınızdan haberdar bulunuyor

    [3] Allah’a tevekkul et, (isini O’nun vekaletine bırak). Sana (butun islerde) vekil, Allah yeter

    [4] Allah bir adamın gogsunde iki kalb yaratmamıstır. Kendilerinden “Zihar” yaptıgınız= annelerinize benzettiginiz, karılarınızı analarınız kılmamıstır. (Bir kimsenin karısını, annesinin bir uzvuna benzetmesine “Zihar” denir. Ancak benzetilen annenin uzvu, veya mahreminin uzvu, zihar yapan icin bakılması haram olan bir uzuv olması sartdır. Mesela bir kimsenin karısına: “- Sen bana, annemin arkası veya karnı gibisin” demesi zihar olur. Islamdan once, bu gibi sozler bosanmayı icab ettiriyordu. Islamda bunun telafisi bir keffaret odemekledir). Evladlıklarınızı da (neseben olan) ogullarınız yerinde tutmamıstır (Cahiliyyet devrinde oldugu gibi, mirascı ve mahrem olmazlar. Yabancı bir kimse icin, benim oglumdur diye) bu soylediginiz, agızlarınızdaki sozunuzdur (bosuna bir sozdur). Allah ise hakkı soyler ve O, dogru yola hidayet buyurur

    [5] O cocukları, babalarına nisbetle cagırın. Allah katında bu daha dogrudur. Eger babalarını bilmiyorsanız, dinde kardesleriniz ve dostlarınızdırlar, (kendilerini kardesim ve dostum diye cagırın). Bununla beraber (daha once cehalet yuzunden) hata ettiklerinizde size bir gunah yoktur. Fakat, kalblerinizin kasdı olanda gunah vardır. Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [6] Peygamber, muminlere (her hususta) nefislerinden evladır. Peygamberin zevceleri, muminlerin anneleri hukmundedir. Neseben yakın olanlar da, Allah’ın kitabında, birbirlerine (varis olmakta) diger muminlerden, (din kardeslerinden) ve muhacirlerden daha evladır. (Bu ayet-i kerime nazil olmadan once birbirlerini kardes edinen muminlerle hicrete cıkan muminler birbirlerine mirascı oluyorlardı. Ayet-i kerimenin nuzulu ile bu muamele de son bulmustur.) Ancak dostlarınıza bir vasiyyet yapabilirsiniz, bu Kitab’da yazılıdır

    [7] (Ey Rasulum), hatırla ki bir vakit peygamberlerden (elciliklerini teblige ve hak dine davet edeceklerine dair) soz almıstık; senden de, Nuh’dan da, Ibrahim’den de, Musa’dan da, Meryem oglu Isa’dan da... Onlardan saglam, (yeminli) bir soz aldık

    [8] Allah, o sadıklara (peygamberlere kıyamette ummetleri huzurunda) sadakatlarından (tebliglerinden) sorsun diye, (kendilerinden bu saglam sozu almıstır.) Kafirler icin ise, acıklı bir azab hazırladı

    [9] Ey iman edenler! Allah’ın uzerinizdeki nimetini anın: Hani (Hendek savasında sizi yok etmek icin kafirlere ait) ordular size gelmisti de, biz onların uzerine bir ruzgar ve gormediginiz (meleklerden ibaret) ordular salıvermistik. Allah ne yapmakta oldugunuzu goruyordu

    [10] O vakit kafirler ustunuzden (vadinin ust ve dogu tarafından), bir de altınızdan (vadinin asagı ve batı tarafından) size gelmislerdi. O zaman gozler yılmıs, kalbler gırtlaklara dayanmıstı. Allah’a da cesitli zanlarda bulunuyordunuz

    [11] Iste burada muminler imtihan olunmus ve siddetli bir sarsıntı ile sarsılmıslardı

    [12] O vakit munafıklarla kalblerinde bir maraz (subhe) olanlar:” - Allah ve Rasulu, bize, aldatmadan baska bir vaad etmemis.” diyorlardı

    [13] O sıra munafıklardan bir gurub:” -Ey Medine halkı! Burası sizin duracagınız yer degil, hemen (savastan kacarak evlerinize) donun.” diyorlardı. Yine onlardan bir kısmı da Peygamberden izin istiyor; “-Cidden evlerimiz acık kalmıstır (hırsızlardan korkuyoruz)” diyorlardı. Halbuki evleri acık degil, sırf kacmak istiyorlardı

    [14] Eger (Medine’nin) her tarafından evlerine (dusman saldırısı ile) girilse de, sonra kendilerinden kufre donus istenilse, hemen onu yapacaklardı ve bunda pek az duraklayacaklardı

    [15] Halbuki bundan evvel Allah’a soz vermislerdi: Arkalarını donmiyeceklerdi. Allah’a verilen soz ise, sorumlulugu gerektirir

    [16] (Ey Rasulum, o munafıklara) de ki: “- Eger olumden veya oldurulmekten kacıyorsanız, kacmak size asla fayda vermez; fayda verse bile pek az (bir zaman dunyada) gecinirsiniz.”

    [17] De ki: “-Eger Allah size bir azab dilerse veya size bir rahmet murad ederse, sizi Allah’dan koruyabilecek ve rahmetini engelliyecek kimdir?” Onlar, kendilerine Allah’dan baska hic bir dost ve yardımcı bulamazlar

    [18] Muhakkak ki Allah, icinizden peygambere yardımdan alıkoyan munafıkları ve kardeslerine: “- Bize gelin, peygamberi bırakın” diyenleri biliyor. Bunlardan ancak pek azı harbe geliyorlardı

    [19] (Harbe geldikleri zaman da), size yardım hususunda cimri kimseler olarak geliyorlar ve zafer kazanmanızı kıskanıyorlardı. Derken dusman korkusu gelince, (Hendek savasında) o munafıkları gordun ki (Ey Rasulum), olum baygınlıgına dusmus kimse gibi, gozleri donerek sana bakıyorlardı. Nihayet o korku gidince, Allah yolunda harcamakta cimrilik eden kimseler olarak, keskin dilleri ile sizi ayıblarlar, size eziyyet verirler. Iste bunlar iman etmemislerdir. Allah da amellerini bosa cıkardı. Bu (amelleri bosa cıkarmak), Allah’a gore pek kolaydır

    [20] Munafıklar sanıyorlar ki, (Hendek savasında Allah’ın perisan ettigi) dusman birlikleri (Medine etrafından) gitmediler. Eger o dusman birlikleri ikinci bir defa daha (savas icin) gelecek olsa, munafıklar, (korkularından Medine dısında) collerdeki Bedeviler arasında bulunub da (Medine tarafından gelip gecenlerden karsılastıgınız hadiselere ait) haberlerinizden sormayı arzularlar. Icinizde kalacak olsalar da ancak (gosteris icin) pek az savasırlar

    [21] Gercekten Allah’ı, ahiret gununu arzulayanlar ve Allah’ı cok zikredenler icin, size, Allah’ın Rasulunde (takib edeceginiz) pek guzel bir ornek vardır

    [22] Muminler dusman birliklerini gorunce: “- Iste Allah’ın ve Rasulunun bize vaadettigi (zafer) budur. Allah ve Peygamberi dogru soylemistir.” dediler. (Muminlerin dusman birliklerini gormeleri) ancak onların imanlarını ve teslimiyyetlerini artırdı

    [23] Muminlerden oyle erkekler vardır ki, Allah’a verdikleri sozde sadakat ettiler: Kimi (sehid oluncaya kadar dogusecegine dair) adagını odedi (sehid oldu), kimi de (sehid olmayı) bekliyor. Onlar asla verdikleri sozu degistirmediler

    [24] Cunku Allah, sozlerinde duranları, sadakatları sebebiyle mukafatlandıracak; munafıklara da dilerse azab edecek veya tevbe nasib edecek. Muhakkak ki Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [25] Allah (Hendek savasındaki) o kafirleri, hic bir zafere eremedikleri halde ofkeleriyle geri cevirdi. Boylece Allah, savas yukunu muminlerden kaldırdı. Allah KAVI’dir= her seye gucu yeter, Aziz’dir= her seye galibdir

    [26] Kitap ehlinden olub (Hendek savasındaki) o kafirlere yardım edenleri (yani Kurayza ogullarını), Allah kalblerine korku dusurerek kalelerinden indirdi de bir kısmını olduruyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz

    [27] Ve arazilerini, yurdlarını, mallarını size miras kıldı. Bir de henuz ayak basmadıgınız bir araziyi (Hayber’i, Mekke’yi veya diger memleketleri)...Allah her seye kadirdir

    [28] Ey Peygamber! (Senden sus elbiseleri istiyen) hanımlarına de ki: “- Eger siz, dunya hayatını ve onun susunu arzu ediyorsanız, haydi gelin size bosanma bedellerini vereyim ve sizi guzel bir sekilde bosayayım

    [29] Yok, eger Allah ile Rasulunu ve ahiret yurdunu (cenneti) istiyorsanız, biliniz ki Allah, icinizden salih amel isliyenlere buyuk bir mukafat hazırlamıstır. (Onlar da, kendilerine, peygamberi sectiler ve dunya susunu terk ettiler).”

    [30] Ey Peygamberin hanımları! Icinizden kim acık bir gunah islerse, onun azabı iki kat artırılır. Bu, Allah’a gore pek kolaydır

    [31] (Ey Peygamberin hanımları), yine sizden kim Allah’a ve Peygamberine itaat eder, salih amel islerse, ona da mukafatını iki kat veririz. Hem onun icin (cennetde) guzel bir rızık hazırlamısızdır

    [32] Ey Peygamberin hanımları! Siz (sevap ve azap bakımından diger) kadınlardan herhangi biri gibi degilsiniz. Eger takva sahibi olmak istiyorsanız, (yabancı erkeklere karsı gevsek ve) yumusak kelamda bulunmayın. Bu takdirde kalbinde bir fenalık bulunan tamaa duser. Guzel ve ciddi soz soyleyin

    [33] Hem evlerinizde oturun ve evvelki cahiliyyet (zamanında suslenerek, ince elbiseler giyerek, acılıb sacılarak sokaga cıkan kadınların) cıkısı gibi cıkmayın. Namazı geregi uzre kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasulune itaat edin. Ey Ehl-i Beyt= Peygamber ailesi! Allah sizden sırf gunahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor

    [34] Oturun da evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti (Kur’an’ın emir ve yasaklarını) hatırlayın. Suphe yok ki Allah, Latif’dir= her seyin sırrını bilir, Habir’dir= butun yapılanlardan haberdardır

    [35] Gercekten Allah’ın emrine boyun egen butun erkekler ve kadınlar, (geregi uzre Allah’ı ve Peygamberini tasdik eden) mumin erkekler ve mumin kadınlar, ibadete devam eden erkekler ve kadınlar, (is ve sozlerinde) sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mutevazi erkekler ve mutevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruc tutan erkekler ve oruc tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı cok zikreden erkekler ve kadınlar (varya), Allah bunlara bir magfiret ve buyuk bir mukafat hazırlamıstır

    [36] Allah ve Rasulu bir ise hukum verdigi zaman, mumin bir erkekle mumin bir kadın icin, kendi islerinden dolayı Allah’ın ve Peygamberin hukmune aykırı olanı secmek hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulune isyan ederse, muhakkak acık bir sapıklık etmis olur. (Hz. Peygamber (s.a.v.) halası kızı Zeyneb’i azadlısı ve ogullugu bulunan Zeyd ile nikahlamak istemisti. Bunlardan her ikisi de muvafakat etmemislerdi. Bunun uzerine, bu ayeti kerime nazil oldu ve onlar da evlendiler

    [37] (Ey Rasulum), hem o zamanı hatırla ki, Allah’ın kendisine (Islam dinini) nimet verdigi, senin de kendisine (kolelikten azadı) ihsanda bulundugun kimseye (Zeyd’e soyle) diyordun: “- Zevceni (Zeyneb’i) nikahında tut (onu bosama). Allah’dan kork.” Nefsinde ise, Allah’ın acıga vuracagı seyi (sayet bosarsa onu nikahlarım niyyetini) gizliyordun, insanlardan da (bu hususta) sakınıyordun. Halbuki Allah, kendisinden sakınıp korkmana daha layıktı. Ne zaman ki Zeyd, o kadından ilisigini kesti, biz onu sana zevce yaptık ki, ogullukların iliskilerini kestikleri zevcelerini nikahlamakta muminlere bir gunah olmasın. (Artık ogullukların bosadıkları kadınlar, iddetleri cıktıktan sonra, babalıklar tarafından nikahlanabilir. Islamdan once yasak olarak yerlesen boyle bir adet, Allah’ın hikmeti icabı Islamda kaldırılmak uzere tatbikini bizzat Peygamberde bulmustur.) Allah’ın emri yerine getirilmistir

    [38] Allah’ın Peygamber icin taksim ve takdir ettigi seyde (Zeyneb’i kendisine halal kılmakta) Peygambere hic bir vebal yoktur. Bundan once gecen peygamberler hakkında da Allah’ın sunneti (kanunu) boyledir (Allah’ın peygamberlere mubah kıldıgı seyde, peygamberlere hic bir vebal olamaz.) Allah’ın emri gerceklesmis bir hukum bulunuyor

    [39] O peygamber, Allah’ın emir ve yasaklarını teblig ederler, O’ndan korkarlar ve Allah’dan baska kimseden korkmazlardı. Allah, hesap gorucu olarak kafidir

    [40] Muhammed (Aleyhisselatu vesselam, sizden olma Zeyd gibi) erkeklerinizden hic birinin babası degildir; fakat O, Allah’ın Rasulu ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her seyi bilendir

    [41] Ey iman edenler! Allah’ı (dilinizle ve kalbinizle turlu tesbihler yaparak) cok zikredin

    [42] O’nu sabah ve aksam tesbih edin, yuceltin

    [43] Sizi karanlıklardan (kufur yollarından) aydınlıga (imana) cıkarmak icin sizin uzerinize melekleri ile rahmet eden O’dur. O, muminlere cok merhametlidir

    [44] Allah’a kavusacakları gun, muminlere saglık dilegi, (her turlu kederden) selamettir. Allah onlara (cennetde) guzel bir mukafat hazırlamıstır

    [45] Ey Peygamber! Seni (ummetinden tasdik edip etmiyenler uzerine) bir sahid, (iman edenlere cenneti) bir mujdeleyici, (kafirlere cehennemle) bir korkutucu gonderdik

    [46] Hem Allah’ın dinine ve O’na ibadete O’nun izniyle bir davetci, hem de nur sacan bir kandil olarak

    [47] (Ey Rasulum) muminlere mujdele: Onlara gercekten buyuk bir mukafat var

    [48] Kafirlere ve munafıklara boyun egme. (Simdilik) eziyetlerine mukabelede bulunma, sabret ve Allah’a tevekkul et. Allah vekil olarak kafidir. (Bu ayet-i kerimenin hukmu, kıtal ayeti ile nesh edilmistir)

    [49] Ey muminler! Mumin hanımları nikah edip de, sonra kendilerine dokunmadan (onlarla basbasa kalmadan) onları bosarsanız, artık uzerlerine sayıp duracagınız bir iddet (uc hayız muddeti kadar bir bekleyis) size yoktur; (hemen baska bir kocaya varabilirler). Bu takdirde onlara, hemen nikah haklarını verip kendilerini guzel bir sekilde bosayın

    [50] Ey Peygamber! Biz, sana sunları helal kıldık: Mehirlerini verdigin zevcelerini, Allah’ın ganimet olarak sana ihsan ettiklerinden mulkun olan cariyeyi ve amcanın kızlarından, halalarının kızlarından, dayının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmis olanları; bir de mumin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, (mehir istemezse) Peygamber de onu nikah etmek isterse... (Butun bunlar) muminlere degil de, sana has (olarak helal kılındı. Diger muminlerin evlenmelerinde keyfiyet ve sayı bakımından farklar vardır). Muminlerin zevceleri ile sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldıgımız hakları, biz bilmisizdir, (bu hukumleri Nisa suresinde acıklamıstık. Ey Rasulum! Sana has olan hukumler), sana hic bir darlık olmamak icindir. Allah Gafur’dur, Rahim’dir

    [51] (Ey Rasulum), zevcelerinden diledigini bosarsın, diledigini tutarsın. (Ric’i talakla bosayıb) ayırdıgını da tutmak istersen, bundan sana bir gunah yoktur. Onların gozleri aydın olup kederlenmemelerine ve kendilerine verdigin seylerle hepsinin hosnud olmalarına en eleverisli budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah Alim’dir= her seyi bilir, Halim’dir= azabını hemen vermez

    [52] (Dunya susunu terkedib seni secen ve dokuz kimseden ibaret olan) bu zevcelerden sonra, baska kadınlar sana helal olmaz. Bunlardan bosayıb da yerlerine baskalarını almak da olmaz; guzellikleri hosuna gitse bile... Ancak mulkiyetine gecen cariye mustesnadır, (bu helaldir). Allah her seye gozcu bulunuyor

    [53] Ey iman edenler! Yemek vaktini gozetmeksizin, size izin verilib de davetli oldugunuz vakitten baska zamanlarda, Peygamberin evlerine girmeyin. Fakat cagrıldıgınız zaman girin. Yemegi yediginizde de hemen (yanından) dagılın. Soz konusmak, sohbet etmek icin de izinsiz girmeyin; cunku bu, Peygambere eziyyet veriyor, (sonra, “cıkın” veya “girmeyin” demege) sizden utanıyor. Fakat Allah, gercegi acıklamayı terk etmez. Bir de (Peygamberin) zevcelerine gerekli bir sey soracagınız vakıt de, perde arkasından sorun. Boyle yapmanız hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri icin daha temizdir. Allah’ın Rasulune, sizin eziyyet etmeniz dogru olmaz; arkasından (irtihalinden sonra) zevcelerini nikah eylemeniz de hic bir zaman caiz olmaz. Bu (Peygambere eziyyet etmek ve arkasından zevcelerini nikahlamak), Allah katında cok buyuk bir gunahtır

    [54] Bir seyi acıklasanız da, veya gizleseniz de (fark etmez), muhakkak ki Allah her seyi biliyor

    [55] Peygamberin zevcelerine (ve muminlerin karılarına), babaları, ogulları, kardesleri, erkek kardeslerinin ogulları, kız kardeslerinin ogulları, din kardeslerinden olan kadınları ve sahib oldukları koleleri hakkında bir gunah yoktur. (Evlerine gelebilirler ve onlarla konusabilirler. Burada amca ve dayı anılmamıstır, cunku bunlar ana ve baba mevkiindedirler). Bununla beraber (Ey Peygamberin zevceleri), Allah’dan korkun; cunku Allah her seye sahid bulunuyor

    [56] Gercekten Allah ve melekleri, Peygambere salat ederler (seref ve sanını yuceltirler). Ey iman edenler! Siz de O’na salat edin (Allahumme salli ala MUHAMMED, deyin) ve gonulden teslim olun

    [57] Suphe yok ki Allah’a ve Rasulune eziyyet verenlere, Allah, dunyada ve ahirette lanet etmistir, (onları rahmetiden kogmustur). Onlara, pek hor dusurucu bir azab da hazırlamıstır

    [58] Erkek muminlerle kadın muminlere, islemedikleri bir gunahla eziyyet edenler, (onlara iftira atanlar), dogrusu acık bir gunah yuklenmislerdir

    [59] Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve muminlerin kadınlarına soyle, (kendilerini bastan asagı orten) elbiselerinden giyib ortunsunler. Iste, boyle giyinmeleri, (iffetli) tanınıb da (ahlaksızlar tarafından) eziyyet edilmemelerine daha elverislidir. Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır. Rahim’dir= cok merhametlidir

    [60] Celalim hakkı icin, eger munafıklarla kalblerinde sehvet hastalıgı bulunanlar ve sehirde muminlerin ayıblarını arayıb yayanlar, (fenalıklarından) vazgecmezlerse, muhakkak seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle o sehirde (Medine’de) az bir zamandan fazla komsu olamazlar

    [61] Kogulmus olarak nerede ele gecirilirlerse tutulurlar kıyasıya oldurulurler

    [62] Iste bundan evvel gecen munafıklar hakkındaki Allah’ın (azab) kanunu boyledir. Allah’ın kanununu degistirmeye asla imkan bulamazsın

    [63] Insanlar, sana kıyametin ne zaman kopacagını soruyorlar. (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Onun ilmi ancak Allah’ın katındadır. Olur ki kıyamet, yakında vuku bulur

    [64] Dogrusu Allah, kafirleri rahmetinden kogmus ve onlara siddetli bir ates hazırlamıstır

    [65] Orada ebedi olarak kalırlar, ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı

    [66] O gun, yuzleri ates icinde kaynayıb cevrilirken: “-Vah bize! Keski Allah’a itaat etseydik, Peygambere itaat etseydik.” diyeceklerdir

    [67] Yine soyle diyecekler: “- Ey Rabbimiz! Dogrusu bizler, beylerimize ve buyuklerimize itaat ettik de bizi yanlıs yola goturduler

    [68] Ey Rabbimiz! Onlara azabın iki katlısını ver ve onları buyuk bir lanetle lanetle (Rahmetinden uzaklastır).”

    [69] Ey iman edenler! Sizler, Musa’ya (iftira ederek) eza edenler gibi olmayın; (iftira ettiler de) nihayet Allah, onu, dediklerinden temize cıkardı. O, Allah katında serefli idi

    [70] Ey iman edenler! Allah’dan korkun (emirlerine baglanın, yasaklarından sakının) ve dogru soz soyleyin

    [71] Ki (Allah) size, islerinizi duzeltib muvaffakiyet versin ve gunahlarınızı bagıslasın. Kim, Allah’a ve Rasulune itaat ederse, o, gercekten buyuk bir zafere (cennete) kavusmustur

    [72] Biz, emaneti (Allah’a itaat ve ibadetleri), goklere, arza ve daglara teklif ettik de onlar bunu yuklenmekten cekindiler; ondan korktular da onu insan yuklendi. Insan (bu emanetin hakkını gozetmediginden) cidden cok zalim, cok cahil bulunuyor. (Yani, bu emanetin seref ve kıymeti, mes’uliyeti o kadar buyuktur ki, eger o, su buyuk cisimlere ve yapısı saglam varlıklara arz edilse ve onların da suur ve idrakleri bulunsa muhakkak ki bu emaneti yuklenmekten sakınırlar ve ondan korkarlardı. Fakat insan caresiz olarak bunyesinin zafiyeti ile o emaneti yuklenmistir)

    [73] Cunku Allah, (emanete hiyanet eden) munafıkların erkegine ve disisine, musriklerin de erkegine ve disisine azab edecek. (Emanetin hakkını vermeye calısan) erkek ve disi muminlerin de tevbelerini kabul edecektir. Allah Gafur’dur= tevbe edenleri bagıslar, Rahim’dir= muminlere cok merhametlidir

    Sebe'

    Surah 34

    [1] Hamd, o Allah’a mahsusdur ki, goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nun; ahirette de hamd O’nundur. O, Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir, Habir’dir= her seyden haberdardır

    [2] O, yere gireni ve yerden cıkanı, gokten ineni ve goge yukseleni (ne olursa olsun) hep bilir. O, Rahim’dir= cok merhametlidir, Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır

    [3] Kafir olanlar ise soyle dediler: “- Bize, o kıyamet vakti gelmiyecek.” (Ey Rasulum, onlara) de ki: “-Oyle degil, dogrusu gaybi bilen Rabbim hakkı icin, kıyamet muhakkak size gelecektir. O’ndan (Rabbimin ilminden), goklerde ve yerde zerre miktarı bir sey kacmaz. Bundan daha kucuk ve daha buyuk ne varsa hepsi muhakkak bir Kitab-ı Mubin’dedir= Levh-i Mahfuz’da yazılıdır

    [4] (Kıyametin gelmesi sundan), cunku Allah, iman edib salih ameller isliyenleri mukafatlandıracaktır. Iste bunlar icin bir magfiret ve bir guzel rızık (cennet) var

    [5] Ayetlerimizi iptal etmek icin yarısırcasına kosanlara da, azabın en kotusunden acıklı bir azab vardır

    [6] Kendilerine ilim verilmis olanlar (ashab), goruyorlar ki, Rabbinden sana indirilen Kur’an hakkın kendisidir; ve o, hamde layık, her seye galib olan Allah’ın yolunu (dinini) gosteriyor

    [7] (Hal boyle iken) kafir olanlar, (yardakcılarına soyle) dediler: “- Siz tamamen parca parca dagıldıgınız ve curudugunuz vakit, muhakkak yeni bir yaratılısta bulunacagınızı, size haber vermekte olan bir adamı (peygamberlik iddia edeni), size gosterelim mi

    [8] O, bir yalanı Allah’a iftira mı edib duruyor? Yoksa kendisinde bir cinnet mi var? (Hayır, onların dedigi gibi degil) dogrusu, o ahirete iman etmiyenler (oldukten sonra dirilmeyi inkar edenler, ahirette hakdan) uzak bir sapıklıkla azab icindedirler

    [9] O kafirler bakmadılar mı ki, onlerinde ve arkalarında gokten ve yerden ne var, (etrafları nasıl cevrelenmistir)? Eger dilersek, kendilerini yere geciririz, yahud gokten uzerlerine parcalar dusuruveririz. Suphesiz ki bunda (yere ve goge bakıp dusunmekte), Allah’a yonelen her kul icin bir ibret alameti var

    [10] Gercekten Davud’a, tarafımızdan (kendisine has olmak uzere) bir fazilet verdik: “- Ey daglar ve kuslar! Davud ile beraber tesbih edin?” dedik. Ona demiri de yumusattık, (demiri eritmeden, camur gibi, sekillendirme kudretini, Davud’a verdik)

    [11] Genis zırhlar yap ve dokuma hususunda olcu kullan diye, kendisine emrettik. Siz de ey Davud ailesi! Salih amel isleyin; cunku ben butun yaptıklarınızı gorurum

    [12] Suleyman’ın emrine de ruzgar verdik: (Hz. Suleyman o ruzgarla) sabah gidisi bir aylık, aksam donusu de bir aylık yol alırdı. Erimis bakır madenini ona sel gibi akıttık. Hem Rabbisinin izniyle idaresi altında cinlerden calısan da vardı. Iclerinden kim emrimizden ayrıldı ise, ona cehennem azabından tattıracagız

    [13] O Cinler, Suleyman’a, kosk ve mescidlerden, sekillerden, havuz gibi (buyuk) canaklardan, sabit (buyuk) kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Calısın, ey Davud ailesi sukredin. Kullarım icinde (geregi uzre Allah’a bol bol) sukreden azdır

    [14] Vakta ki Suleyman’a olumu hukmettik (de bir yıl kadar olu olarak degnegine dayalı kaldı). Olumune isaret eden (bir alamet) olmadı, ancak bir guve bocegi degnegini yiyordu. (Bocegin degnegi yemesi sebebiyle) Suleyman yere dusunce, anlasıldı ki, eger cinler gaybi (Suleyman’ın olumunu) bilmis olsalardı o zilletli azab icinde bekleyib durmazlardı, (insasına memur edilib de bir yılda zahmetle ikmal ettikleri Beytu’l-Makdis’i insa etmezlerdi)

    [15] Gercekten (Yemen’de yasamıs olan) Sebe’ kavmi icin, oturdukları yerlerde (kudret ve vahdaniyyetimize delalet eden) bir alamet vardı: Sag ve soldan iki taraflı bahceler... (peygamberleri onlara soyle demisti): “- Rabbinizin rızkından yeyin de, O’na sukredin. (Cunku beldeniz) hos bir belde; Rabbiniz de, magfireti cok bir Rab’dır.”

    [16] Fakat onlar, (peygamberlerin davetini kabulden) yuz cevirdiler. Biz de uzerlerine Arim vadisinin selini salıverdik ve o guzelim iki taraflı bahcelerini, buruk yemisli, acı meyvalı, dikeni cok ve meyvası az agaclardan ibaret iki harab bahceye cevirdik

    [17] Bunu, onlara, nankorluklerinin cezası yaptık. Biz nankorluk edenleri ancak boyle cezalandırırız

    [18] Biz Sebe’ halkı ile, kendilerine bereket verdigimiz (Sam ve Urdun gibi) memleketler arasında arka arakaya sehirler meydana getirmistik. Oralarda yolculuk icin (muayyen yer ve zamanlarda) gidis gelis takdir eylemistik. (Kendilerine de soyle demistik: “-Geceler ve gunduzler boyu (her istediginiz zaman) oralarda emniyet icinde yuruyun.”

    [19] Buna karsı onlar: “-Ey Rabbimiz! (cok kar yapabilmemiz icin bulundugumuz bu sehirle, mal getirdigimiz o bereketli sehir arasındaki mesafeyi), seferlerimizin arasını uzaklastır.” dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları, (kendilerinden sonra gelenlerin dillerinde dolasan) masallara cevirdik ; ve kendilerini (baska yerlere goc suretiyle) darma dagınık ettik. Subhesiz ki bunda, cok sukreden her sabırlı icin ibretler vardır

    [20] Gercekten Iblis, insanlar aleyhindeki, (muhakkak onları azdıracagım) vaadini yerine getirdi. Onun icin, muminlerden ibaret bir fırkadan baskası, Iblis’e tabi oldular

    [21] Halbuki Iblis’in insanlar uzerinde hic bir kudreti yoktu; fakat biz ahirete imanı olanla, onda subhe edeni ayırd etmek icin (Iblis’e bu musaadeyi verdik). Senin Rabbin her seyi gozetleyendir

    [22] (Ey Rasulum, o musriklere) De ki: “- Allah’ı bırakıb da o ilah zannettiklerinize (putlarınıza) istediginiz kadar yalvarın durun. Onların ne goklerde, ne yerde zerre mikdarınca (size fayda vermege) gucleri yetmez. O ilahların, bu yer ile goklerde bir ortaklıkları yok; Allah’ın da onlardan bir yardımcısı yok...”

    [23] Allah katında, (ahirette Allah’ın) kendisine izin verdigi kimseden baskasının sefaatı fayda vermez. Nihayet (sefaat edenle sefaat olunanların) kalblerinden (sefaata izin verilmekle) korku giderildigi zaman: “- Rabbiniz (sefaat hakkında) ne buyurdu?” derler. Sefaat edecekler de: “- Allah hakkı soyledi, (razı oldugu kimseler icin sefaata izin verdi)” derler. O her seyden yucedir, her seyden buyuktur

    [24] (Ey Rasulum, o kafirlere) de ki: “- Goklerden ve yerden size rızık veren kim?” (onlar duraklar, cevap veremezler) de ki: “- Allah size rızık veriyor. Her halde siz (ey Mekke halkı) veya biz mutlak bir hidayet uzerindeyiz, yahut acık bir dalalet icindeyiz; acık olan hale gore, elbette biz hidayetteyiz).”

    [25] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Siz, bizim yaptıgımız gunahlardan sorumlu tutulmazsınız, biz de sizin yaptıklarınızdan sorulmayız.”

    [26] De ki: “- Rabbimiz (kıyamette) hepimizi bir araya toplayacak, sonra da gercek hukmu ile (adaletle) aramızı ayıracaktır. O, hukum veren asıl hakimdir, verdigi hukmu bilendir.”

    [27] De ki: “-O’na, ortaklar diye kattıklarınızı bana gosterin (bakayım, ne yaratıyorlar).” Hayır, oyle sey yok. Dogrusu Allah her seye galipdir, hukmunde hikmet sahibidir

    [28] (Ey Rasulum), biz, seni ancak butun insanlara cenneti mujdeleyici, azabı haber verici olarak peygamber gonderdik. Fakat insanların cogu bilmezler (bunu tasdik etmezler)

    [29] Onlar (Mekke, kafirleri) diyorlar ki: “-Eger dogru soyleyenlerseniz, bu vukuu vaad edilen kıyamet ne zaman?”

    [30] (Rasulum, onlara) de ki: “- Size vaad olunan oyle bir gundur ki, ondan bir an geri de kalamazsınız, ileri de gecemezsiniz.”

    [31] O kufre varanlar: “- Biz, asla ne bu Kur’an’a inanırız, ne de ondan oncekine (Tevrat ve Incil’e).” dediler. Fakat sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda durdurulurlarken sozu birbirlerine cevirerek, dusukler, o buyukluk taslıyanlara: “- Siz olmasaydınız muhakkak biz iman ederdik.” dedikleri zaman bir goreydin

    [32] Buyukluk taslıyanlar, dusuklere (cevab olarak soyle) derler: “- Size hidayet geldikten sonra, sizi ondan biz mi cevirdik? Hayır, siz kendiniz suclu idiniz.”

    [33] O dusukler de buyukluk taslıyanlara: “- Hayır, gece ile gunduz bizi aldatıyordunuz. Cunku siz, bize Allah’ı inkar etmemizi, (Peygamberi tanımamamızı), O’na ortaklar kosmamızı emrediyordunuz.”’ derler. Azabı gordukleri zaman iclerinden pismanlık getirirler. Biz de o kafirlerin boyunlarına demir laleler vururuz. Onlar ancak yaptıklarının cezasını cekerler

    [34] Biz herhangi bir memlekete azabla korkutucu bir peygamber gonderdikse, muhakkak o memleketin ileri gelen refah duskunleri: “- Biz, sizin gonderdiginiz seyleri (Allah’ın emirlerini) inkar edenleriz.” dediler. (Ey Rasulum, onun icin sen, kavminden bir kısım elebaslar iman etmedi diye uzulme)

    [35] Bir de (o refah duskunleri) dediler ki: “- (Ey Peygamberler), biz mallar ve cocuklar bakımından (sizden) daha fazlayız. (Allah dunyada bize bu kadar mal ihsan ettikten sonra artık ahirette) biz azaba ugratılmayız.”

    [36] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Rabbim diledigine rızkı genisletir, diledigine kısar. Fakat insanların cogu bilmezler (bu gercegi tasdik etmezler)

    [37] Sizi (manevi derecelerle) huzurumuza yaklastıracak olan mallarınız ve cocuklarınız (itibariyle fazlalık) degildir. Ancak iman edip de salih amel isleyen (bize yaklasır). Iste bunlar (o kimselerdir ki), yaptıklarına karsılık kendilerine kat kat mukafat vardır ve onlar cennetin yuksek makamlarında emniyet icindedirler

    [38] Ayetlerimizi reddetmek icin yarısırcasına gayret sarfedenler ise, onlar cehennem azabına hazırlanmıslardır

    [39] (Ey Rasulum) de ki: “-Gercekten Rabbim kullarından diledigi kimseye rızkı genisletir ve ona daraltır. Her neyi hayra harcarsanız, Allah, onun arkasından (dunya ve ahirette) karsılıgını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

    [40] (Allah) kıyamette o kafirleri hep bir arada toplayacak, sonra meleklere: “-Sunlar (dunyada) size mi tapıyorlardı?” buyuracaktır

    [41] (Melekler soyle) diyecekler: “-(Senden baskasına ibadet edilmekten) seni tenzih ederiz. Bizim sıgınacak velimiz onlar degil, sensin. Dogrusu onlar cinlere (seytanlara) tapıyorlardı, cogu onlara inanmıslardı.”

    [42] Iste o gun (kıyamette) birbirinize ne bir fayda vermege, ne de bir zarar etmege gucunuz yetmez. O kafirlere (nefislerine zulmedenlere) diyecegiz ki:” - (Dunyada) inkar edip durdugunuz atesin azabını tadın bakalım.”

    [43] Karsılarında acık acık ayetlerimiz okundugu zaman, dediler ki: “- Bu kimse, baska degil, sırf sizi atalarınızın taptıgı putlardan alıkoymak istiyen bir adamdır.” (Kur’an hakkında da): “-Bu baska bir sey degil, sırf uydurulmus bir iftiradır.” soylediler. O kafirlere Kur’an gelince de: “- Bu, apacık bir sihirdir” dediler

    [44] Halbuki biz, onlara, (Allah’a ortak kosmanın dogruluguna delil olacak) oyle ders alacakları kitaplar vermedik ve kendilerine senden evvel azap ile korkutucu bir peygamber de gondermedik

    [45] Onlardan (o Mekke kafirlerinden) oncekiler de, (peygamberlerini) yalanlamıslardı; hem de bunlar, evvelki kafirlere (mal, evlad ve omur gibi seylerden) verdiklerimizin onda birine ermediler; peygamberimizi tekzip ettiler de beni inkar edisin sonu nasıl oldu

    [46] (Ey Rasulum, Mekke kafirlerine) de ki: “- Size sadece bir tek nasihat edecegim: Allah icin, (tarafgirlik icin degil, gercegi anlamak icin) ikiser ikiser ve teker teker (peygamberin meclisinden) kalkarsınız, sonra da iyi dusunursunuz; arkadasınızda cinnetten eser yoktur. O, yalnız siddetli bir azabın onunde sizi korkutan bir peygamberdir.”

    [47] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- (Tebligimden dolayı) sizden bir ucret istemedim; ucret sizin olsun. Benim mukafatım ancak Allah’a aiddir. O, her seye (butun yaptıklarınıza) sahiddir.”

    [48] De ki: “-Gercekten benim Rabbim, hakkı yerli yerine kor. O, butun gaybları tamamıyla bilendir.”

    [49] (Ey Rasulum, yine o kafirlere) de ki: “- Hak (din olan Islam) geldi, batıl (sirk) kayboldu gitti ve geride donmez.”

    [50] De ki: “- Eger ben yanılırsam, ancak kendi nefsimin aleyhine (cezası bana olarak) yanılırım. Eger dogru yolu bulmussam, bu da Rabbimin bana vahy vermesiyledir. Cunku O, Semi’dir= size soylediklerimi isitiyor, (hem bana, hem size) yakındır, (bizi hesaba cekecektir)

    [51] (Ey Rasulum, kıyamet gunu o kafirleri) dehsete dustukleri vakit gorsen!... Artık kacacak yerleri yoktur ve (cehenneme) yakın bir yerde yakalanmıslardır

    [52] (Ve azabı gordukleri zaman): “-Biz O’na= Hz. Muhammed’e (s.a.v.) iman ettik.” demektedirler; fakat uzak bir yerden (ahiretten) tevbe etmek nerede

    [53] Halbuki daha once (dunyada) O’nu= Hz. Peygamberi inkar etmislerdi; ve bilmedikleri seye haktan uzak olarak laf atıp duruyorlardı; (Peygamber icin sihirbazdır, sairdir, kahindir diyorlardı)

    [54] Artık kendileriyle (dunyaya donus) arzularının arasına engel cekilmistir. Nitekim bundan evvel emsallerine de boyle yapılmıstı. Cunku onlar (azab ve kıyamet hakkında) endise veren bir suphe icinde idiler

    Fâtır

    Surah 35

    [1] Gokleri ve yeri yaratıp melekleri ikiser, ucer, dorder kanatlı elciler yapan, (peygamberlere gonderen) Allah’a hamd olsun. Allahyarattıgı seylerde diledigi kadar (vasıflar) ziyade eder. Muhakkak ki Allah, her seye kadirdir

    [2] Allah’ın insanlara gonderecegi herhangi bir rahmet ve nimeti engelleyip tutacak yoktur. Her neyi de tutarsa, onu da ondan sonra salacak yoktur. O, Aziz’dir= her seye galibdir. Hakim’dir= hukmunde hikmet sahibidir

    [3] Ey insanlar! Allah’ın uzerinizdeki nimetini hatırlayın. Size, gokten ve yerden rızık verecek Allah’dan baska bir yaratıcı var mı? O’ndan baska bir ilah yoktur. O halde hangi yonden (imandan kufre) cevriliyorsunuz

    [4] (Ey Rasulum, Kureys kavmi) seni tekzip ediyorlarsa (buna uzulme, sabret,) senden onceki peygamberler de tekzip edildi. Butun isler Allah’a dondurulur, (kıyamette herkesin hesabı gorulur)

    [5] Ey insanlar! Muhakkak Allah’ın vaadi (oldukten sonra dirilmek, hesaba cekilmek) vuku bulacaktır. O halde, sakın dunya hayatı sizi aldatmasın; Seytan da sakın sizi Allah’ın dininden aldatıp kaydırmasın

    [6] Hakikaten seytan (oteden beri) size dusmandır, siz de onu dusman edinin; cunku o, etrafına toplanan avanesini ancak cehennemlik olsunlar diye cagırır

    [7] O kufre varanlar (Peygamberi ve Kur’an’ı inkar edenler)! Onlara siddetli bir azap var. Iman edip salih ameller isliyenler! Onlara bir magfiret ve buyuk bir mukafat var

    [8] Hic kotu ameli kendisine suslenipte onu guzel goren kimse, (hakkı hak ve batılı batıl goren gibi olur mu?) Dogrusu Allah diledigini sasırtır, diledigine de hidayet verir. O halde (Ey Rasulum, insanlar inkarlarından dolayı helak olacaklar diye) onlara uzulup kendini mahvetme. Cunku Allah onların butun yaptıklarını tamamiyle bilir

    [9] Allah O’dur ki, ruzgarları gonderip de bulutu harekete gecirerek yukseltiyor. Derken o bulutu (bitkisi kurumus) olu bir beldeye gondeririz. Sonra o bulutun yagmuru ile (olu bulunan araziyi) olumunden sonra (yesertir) diriltiriz. Iste olulerin dirilmesi de boyledir

    [10] Her kim seref ve kuvvet isterse bilsin ki, butun seref ve kudret Allah’ındır. Hos kelimeler (tevhid ve tesbihler) ancak O’na yukselir, kabul olunur. Salih ameli de hos kelimeler (tevhid) yukseltir, makbul kılar. Kotulukler kuranlara gelince, onlara siddetli bir azap vardır. Bunların yaptıkları tuzak mahvolur gider

    [11] Allah sizi (Adem’den, Adem’i de) bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı. Sonra sizi ciftler kıldı. O’nun izni ve ilmi olmaksızın hic bir disi gebe kalamaz ve doguramaz. Kendisine omur verilenin omrunun uzatılması, omrunden eksiltilmesi muhakkak bir kitabda (Levh-i Mahfuz’da veya Allah’ın ilminde) yazılıdır. Suphe yok ki bu (sayılanlar) Allah’a kolaydır

    [12] Hem iki deniz (suyu acı ve tatlılıkta) musavi olmuyor: Bu gayet tatlı; icimi afiyetlidir, kandırır. Bu (beriki) de gayet tuzlu; acıdır, icilemez. (Boyle olmakla beraber acı ve tatlı) her iki denizden de taptaze et (balık) yersiniz. (Suyu acı denizden inci gibi mucevherat) sus esyası cıkarıp giyinirsiniz. Gemileri de gorursun ki, denizde suyu yara yara giderler; Allah’ın rızkından arayasınız diye... Olur ki sukredersiniz

    [13] Geceyi gunduze sokuyor, gunduzu de geceye sokuyor, (gece ve gunduzu azaltıp cogaltıyor). Gunesi ve ayı (ziyaları ile insanoglunun istifadesine) tabi ve baglı kılmıstır. Bunlardan her biri muayyen bir vakta (kıyamete) kadar dolasıp duruyor. Iste bunları yapan Allah’dır, Rabbinizdir. Butun mulk O’nundur. O’ndan baska ibadet ettikleriniz, bir cekirdek zarına guc yetiremezler

    [14] Kendilerine (putlara) dua ederseniz duanızı isitmezler. (Farz-ı muhal) isitseler bile, size cevap veremezler, kıyamet gununde de sirkinizi (kendilerine ibadet ettiginizi) inkar ederler. Sana Habir= her seyden haberdar olan (Allah) gibi gercek haber veren olmaz

    [15] Ey Insanlar! Siz Allah’a muhtac olanlarsınız. Allah ise hic bir seye muhtac degildir; Hamid’dir= hamd olunmaya layıktır

    [16] (Ey Mekke halkı, Allah) dilerse sizi yok eder ve (sizden daha hayırlı) yeni bir halk (insan toplulugu) getirir

    [17] Bu (sizi yok etmek ve yerinize baska bir topluluk getirmek isi) Allah’a zor degildir

    [18] Gunah isliyen bir kimse, baskasının gunahını cekmez. Gunah yuku agır gelen bir kimse, gunahlardan bir kısmının tasınmasına (baskasını) cagırsa da yukunden bir sey yuklenilmez; isterse (cagırılan ana ve babası gibi) bir yakın olsun. (Ey Rasulum!) Sen, ancak (Allah’ın azabını) gormemisken, Rablerinden korkanları, namazı geregi uzere kılanları sakındırırsın. Kim temizlenirse (durumunu duzeltir, hayır islerse) ancak kendi nefsini temizler (sevabı kendisine olur). Sonunda donus Allah’adır

    [19] Ne gozleri kor olanla gozleri goren

    [20] Ne karanlıklarla aydınlık

    [21] Ne golge ile sıcaklık musavi olmaz. (Kafir ile mumin, batıl ile hak, sevap ile azap bir olmaz)

    [22] Dirilerle oluler hic de bir olmaz, (hulasa muminlerle kafirler musavi degildir). Dogrusu Allah diledigi kimseye (hakkı kabul ettirir) isittirirse de sen, kabirde bulunanlara (kalbleri olu kafirlere) isittirecek degilsin

    [23] Sen, sadece (atesle) korkutan bir peygambersin

    [24] (Ey Rasulum), muhakkak ki, biz seni cennetle mujdeleyici, cehennemle korkutucu bir peygamber olarak Kur’an ile gonderdik. Hic bir ummet de yoktur ki, iclerinde cehennem ile korkutucu bir peygamber gecmis olmasın

    [25] (Ey Rasulum, uzulme. Kureysliler) seni tekzip ediyorlarsa onlardan oncekiler de (peygamberlerini) tekzip etmislerdi. Onlara, peygamberleri mucizelerle, suhuf ile nurlu kitap ile (Tevrat ve Incil ile) gelmislerdi

    [26] Sonra (peygamberleri ve kitabları) inkar edenleri yakalayıp cezalandırdım. (Bak, imansızlara) azap edisim nasıl oldu

    [27] Gormedin mi, Allah gokten bir yagmur indirdi de onunla cinsleri baska baska bir cok meyveler cıkardı? Daglardan da (renklerine gore) beyaz ve kırmızı, renkleri cesitli, hem de kapkara yollar yaptık

    [28] Insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da boyle cesitli renkleri var. Allah’dan, kulları icinde, ancak (kudret ve azametimi bilen) alimler korkar: Suphe yok ki Allah Aziz’dir= her seye galibdir, Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır

    [29] Gercekten Allah’ın kitabını (Kur’an’ını hukumleriyle amel etmek ve baskalarına da ogretmek suretiyle devamlı) okuyanlar, namazı geregi uzere kılanlar, kendilerine rızık olarak verdigimiz seylerden gizli ve asikar harcayanlar, asla ziyan etmiyecek bir ticaret (sevap) umabilirler

    [30] Cunku Allah onlara mukafatlarını tamamen verdikten baska fazlından onlara ziyadesini ihsan edecektir. Muhakkak ki, O, Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Sekur’dur= az amele karsılık cok mukafat verir

    [31] (Ey Rasulum), sana vahy ettigimiz kitab (Kur’an) hakdır; kendisinden once gelen kitabları (tevhid ve bazı hukumler bakımından) tasdik eder. Suphe yok ki, Allah kullarının butun hallerinden haberdardır, her seyi gorendir

    [32] Sonra biz Kur’an’ı, kullarımızdan (diger ummetler uzerine) sectiklerimize, (Hz. Muhammed aleyhissalatu vesselam’ın ummetine) miras kılmaga hukum verdik. Onlardan da kimi, (Kur’an’la amelde kusur etmekle) nefislerine zulum edicidir, kimi kotuluk ve iyiligi musavi gidendir, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda ileri gecendir. Iste bu (Kur’an’a varis olmak), buyuk ihsandır

    [33] (O uc zumrenin mukafatı olarak) Adn Cennetlerine girecekler. Orada altın bilezikler ve inci ile suslenecekler. Elbiseleri de orada ipektir

    [34] (Cennetlikler soyle) derler: “- Gecim ve akıbet derdini bizden gideren Allah’a hamd olsun. Gercekten Rabbimiz Gafur’dur= buyuk gunahları bagıslar, Sekur’dur= az amele karsılık cok mukafat verir

    [35] O Rab ki, fazlından bizi durulacak yurda (cennete) kondurdu. Burada bize yorgunluk degmiyecek, burada bize usanc gelmiyecek.”

    [36] Kafir olanlara gelince; onlara cehennem atesi var. (Ikinci defa haklarında hukum verilip) oldurulmezler ki, olsunler (de rahata kavussunlar). Uzerlerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Iste (Allah’ı ve nimetlerini inkar eden) her nankoru boyle cezalandırırız

    [37] O kafirler cehennemde soyle derler: “-Ey Rabbimiz! Bizleri cıkar, (dunyada sirk gibi) yapa geldiklerimizden baska salih bir amel yapalım.” (Allah onlara soyle buyurur): “- Size, dusunecek kimsenin dusunecegi kadar omur vermedik mi? Hem size peygamber de geldi. O halde tadın (atesin azabını)!... Cunku zalimleri (Allah’ın azabından) kurtaracak yoktur?”

    [38] Suphesiz ki Allah goklerin ve yerin gaybını (gizli olan her seyini) bilendir. Elbette O, kalblerde gizlenenleri tamamiyle bilir

    [39] (Ey Hz. Peygamber ummeti), sizi yeryuzunde halifeler yapan (size yeryuzunun tasarrufunu ve hakimiyetini veren) O’dur. Artık kim (bu buyuk nimeti) inkar ederse, inkarının cezası kendinedir. Kafirlere, kufurleri, Rableri katında ancak bugz artırır. Kafirlere, kufurleri, husrandan baska bir sey artırmaz

    [40] (Ey Rasulum, Mekke halkına) de ki: “- Allah’dan baska ibadet etmekte oldugunuz ortaklarınız (putlarınız) yeryuzunde neyi yaratmıslardır? Bana haber verin, gosterin bakalım!” Yoksa onların goklerde (Allah ile) mi bir ortaklıgı var? Yoksa kendilerine bir kitap vermisiz de ondan (lehlerine) bir delil uzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirlerine ancak batılı vaad ediyorlar

    [41] Dogrusu gokleri ve yeri zeval bulmaktan Allah koruyup tutuyor. And olsun ki, zeval bulurlarsa, onları, O’ndan baska kimse tutamaz. Gercekten O Halim’dir= azab icin acele etmez, Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır

    [42] (Mekke kafirleri, Hz. Peygamber gelmeden once) yeminlerinin en kuvvetlisi ile Allah’a yemin etmislerdi ki, kendilerine azab ile korkutan bir peygamber gelirse, muhakkak (yahudi ve hristiyan) milletlerinin herhangi birinden daha cabuk dogru yolu bulacaklar. Fakat, kendilerine azap ile korkutan bir peygamber (Hz. Muhammed Aleyhisselatu vesselam) geldigi zaman, onlara, ancak hakdan uzaklasmayı artırdı

    [43] Bu da, yeryuzunde kibirlenmeleri ve kotu hileleri yuzundendi. Halbuki fena bir kuruntu, ancak sahibinin basına gecer. O halde evvelkilerin sunnetinden (inkarcıların basına gelen azabdan) baska ne gozetirler? Sen Allah’ın sunnetinde, (kafirlere azap kanununda) asla bir tedbil bulamazsın. Allah’ın sunnetinde bir tahvil de bulamazsın

    [44] Yer yuzunde gezip de (ibret gozu ile) bir bakmadılar mı, kendilerinden evvelkilerin akıbeti nasıl olmus? Halbuki evvelkiler, onlardan daha kuvvetli idiler. Ne goklerde, ne de yerde hic bir sey Allah’ı aciz bırakamaz. Cunku O, Alim’dir= her seyi bilir, Kadir’dir= her seye gucu yeter

    [45] Eger Allah, insanları, ettikleri gunah yuzunden yakalayıp hesaba cekseydi, yer yuzunde hic bir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları, muayyen bir vakte kadar geciktirir. Nihayet ecelleri gelince, Muhakkak Allah kullarına Basir’dir= onları amellerine gore cezalandırır

    Yâsîn

    Surah 36

    [1] Yasin

    [2] Hikmet sahibi Kur’an hakkı icin

    [3] Muhakkak ki sen (Ey Rasulum, tarafımızdan elci olarak kullarıma) gonderilen peygamberlerdensin

    [4] Dogru bir yol, (Islam dini) uzerindesin

    [5] Kur’an, Aziz, Rahim olan Allah’ın indirdigi bir kitabdır

    [6] Babaları (Allah’ın azabı ile) korkutulmamıs bir kavmi (Kureysi) korkutasın diye gonderildin. Cunku onlar habersiz gafillerdir

    [7] Dogrusu cogunun uzerine azap gerceklesmistir. (Cunku imanı istemiyecekleri, Allah tarafından biliniyor) artık onlar iman etmezler

    [8] Cunku biz, o kafirlerin boyunlarına baglar gecirmisiz ki, bunlar cenelerine dayanmıstır da basları yukarı kalkık bulunuyorlar. (Artık hak tarafına baslarını ceviripte boyun egmezler)

    [9] Biz onların onlerine (ahiret islerine) bir engel, arkalarına (dunya islerine) bir engel cekip kendilerini sarmısız da artık onlar (hakkı) gondermezler

    [10] Sen onları korkutsan da, korkutmasan da onlarca birdir; iman etmezler

    [11] Sen ancak Kur’an’a tabi olan, onunla amel eden ve gormedigi Rahman’a icten saygı besliyen kimseyi sakındırırsın. Iste onu hem bir magfiretle (dunyadaki gunahlarının bagıslanmasıyla), hem de iyi mukafatla (cennetle) mujdele

    [12] Gercekten biz, oluleri diriltiriz; (olumlerinden once iyi ve kotu) ileri gonderdikleri amelleri ve (oldukten sonra) geri bıraktıkları (iyi ve kotu) eserleri yazarız. Biz her seyi Imam-ı Mubin’de= Levh-i Mahfuz’da yazıp saymısızdır

    [13] (Ey Rasulum), Mekke halkına, o sehir halkının (Antakya’lıların) halini misal goster. Hani oraya (Isa’nın gonderdigi) elciler gelmisti

    [14] O vakit kendilerine (Isa’nın Havari’lerinden) iki elci gondermistik de bunları tekzip etmislerdi. Biz de bir ucuncu elci ile bu ikisini takviye etmistik. (Bu uc elci varip Antakya halkına) soyle demislerdi: “- Gercekten biz, size gonderilmis elcileriz.”

    [15] Onlar dediler ki: “- Siz, ancak bizim gibi bir insansınız (bize bir ustunlugunuz yok), hem Rahman= Allah bir sey (kitap) indirmemistir. Siz, sırf yalan soyluyorsunuz.”

    [16] (Elciler onlara soyle) dediler: “- Rabbimiz biliyor ki, biz gercekten size gonderilmis elcileriz

    [17] Bize dusen, ancak apacık bir tebligdir.”

    [18] (Onlar, elcilere) dediler ki: “- Dogrusu biz, sizinle ugursuzlandık. Eger (bu sozunuzden) vaz gecmezseniz, muhakkak sizi tasla oldururuz; ve her halde size bizden cok acıklı bir azap dokunur.”

    [19] (Elciler) dediler ki: “- Ugursuzlugunuz yanınızdadır. Nasihat edilirseniz mi (bunu ugursuzluga yoruyorsunuz ve bizi tehdit ediyorsunuz)? Dogrusu siz, haddi asmıs bir kavimsiniz.”

    [20] (O esnada, elcilerin geldigini haber alan ve Allah’a ibadet etmekte olan) bir adam (Habibu’n-Neccar), sehrin ta ucundan kosarak geldi (ve soyle) dedi: “- Ey kavmim, uyun bu gonderilen elcilere

    [21] Uyun sizden bir ucret istemiyen kimselere ki, onlar hidayet uzeredirler

    [22] Hem bana ne oldu ki, beni yaradana ibadet etmiyeyim? Hepiniz de dondurulup O’na goturuleceksiniz

    [23] Hic ben O’ndan baska tanrılar edinir miyim? Eger O Rahman (Allah) bana bir keder murad ederse, o tanrıların sefaatı bana hic bir fayda vermez; ve onlar beni kurtaramazlar

    [24] Suphe yok ki, o takdirde ben, apacık bir sapıklık icindeyim

    [25] Haberiniz olsun ki ben, Rabbinize iman getirdim; gelin beni dinleyin.”

    [26] (Onun nasihatlarına ragmen, kavmi onu oldurduler. Ruhuna hitaben soyle) denildi; “- Haydi, gir cennete!” (Cevap olarak ruhu soyle) dedi: “- Ne olurdu, kavmim bilselerdi, tasdik etselerdi

    [27] Rabbimin beni bagısladıgını, beni cennetle ikram edilenlerden kıldıgını...”

    [28] (Habibu’n-Neccar’ın, kavmi tarafından) oldurulmesinden sonra kavminin uzerine (azab olarak) gokten bir ordu indirmedik, indirecek de degildik

    [29] O (helak edilislerine sebep) yalnız bir sayha (Cebrail’in sesi) oldu; hemen sonuverdiler (oldu gittiler)

    [30] Yazıklar olsun o kullara ki, ne zaman kendilerine bir peygamber gelse, muhakkak onu alaya alırlardı

    [31] Onlar (Mekke kafirleri) gormediler mi ki, kendilerinden evvel ne kadar nesiller helak etmisiz; onlar (oldukten sonra) hic donup onlara gelmiyorlar

    [32] (Ummetlerin) hepsi muhakkak toplanıp huzurumuza getirileceklerdir

    [33] Hem olu (kurumus) arz, (kudretimize ve oluleri dirilttigimize delalet eden) bir alamettir onlara: Biz ona (yagmur sebebiyle) hayat verdik; ondan daneler cıkardık da ondan yiyip duruyorlar

    [34] Biz o arzda hurmalıklardan, uzum baglarından cesitli bahceler yaptık; iclerinde gozeler kaynattık (nehirler akıttık)

    [35] (Bu sayılanlardan her birinin) mahsulunden ve kendi ellerinin yetistirdiklerinden yesinler diye... Hala sukretmiyecekler mi

    [36] Arzın bitirdiklerinden, kendi evladlarından ve daha bilmiyecekleri seylerden, butun (erkek ve disi turlerden ibaret) ciftleri yaratan Allah cok yucedir

    [37] Gece de (kudretimize delalet eden) bir alamettir onlara: Ondan gunduzu soyar cıkarırız. Bir de bakarlar ki, karanlıga dalmıslardır

    [38] Gunes de (bir alamettir): Kendi mihveri etrafında muayyen bir vakit icin hareket ediyor. Bu Aziz = her seye galib olan, Alim= her seyi bilen Allah’ın takdiridir

    [39] Ayın da seyrine menziller (miktarlar) takdir ettik. Nihayet kurumus eski hurma dalının yay seklini alır

    [40] Ne gunesin aya yetismesi mumkun olur, ne de gece gunduzu gecer. Hepsi (gunes, ay ve yıldızlar ayrı ayrı) bir felekte yuzerler, devirlerini tamamlarlar

    [41] Insanlar icin (kudretimize delalet eden) bir alamet de (ticarete gonderdikleri) evladlarını dolu gemide tasımamız

    [42] Ve kendilerine bunun gibi, binecekleri seyler (turlu vasıtalar) yaratmamızdır

    [43] Dilersek onları (denizde) bogarız da, o takdirde kendilerine ne bir imdatcı vardır, ne de onlar kurtarılırlar

    [44] Ancak tarafımızdan bir rahmet ve mukadder ecele kadar yasayıs onları kurtarır

    [45] Onlara (o Mekke halkına Peygamber tarafından): “-Onunuzdeki ahiret isinden ve arkanızdaki dunya felaketlerinden korkun ki, merhamet olunasınız.” denildigi zaman (yuz cevirdiler)

    [46] Kendilerine Rablerinin ayetlerinden herhangi bir ayet (mucize) gelse, muhakkak ondan yuz ceviregeldiler

    [47] Onlara: “-Allah’ın size rızık olarak verdigi seylerden hayra harcayın.” denildigi zaman, o kafir olanlar, iman edenlere soyle dediler: “- O kimseye biz mi yedirecegiz ki, Allah dileseydi ona yiyecegini verirdi? Siz (Allah’ın iradesine aykırı teklifte bulunmakla) ancak apacık bir sapıklık icindesiniz.”

    [48] (Yine Mekke kafirleri soyle) diyorlar: “- Bu kıyametin vaadi ne zaman, eger dogru soyleyenlerseniz?”

    [49] Onların bekledigi sadece bir sayhadır (Sur’a ilk ufurulustur) ki, onlar cekisip dururlarken kendilerini yakalayıverir

    [50] O zaman bir vasiyyet (soz) bile yapamazlar, ailelerine de (carsı ve sokaklardan) donemezler

    [51] (Bir de ikinci defa) Sur’a ufurulmustur. Ne baksınlar, kabirlerden Rablerine dogru akın ediyorlar

    [52] “-Eyvah basımıza gelenlere!...Kim kaldırdı bizi uyudugumuz yerden? Iste bu, O Rahman’ın vaad buyurdugu (kıyamet)...Dogru imis, o gonderilen peygamberler.” derler

    [53] Baska degil, sadece bir tek sayha (Sur’a son bir ufurulus) olmus. Derhal hepsi toplanmıs, (hesap icin) huzurumuza gelmislerdir

    [54] Artık bugun hic kimseye zerre kadar zulum edilmez. Sadece yaptıklarınızın cezasını cekeceksiniz

    [55] Gercekten cennetlik olanlar, bugun (kıyamette) pek guzel bir mesguliyet icinde zevklenmektedirler

    [56] Kendileri ve zevceleri, agacların golgeleri altında suslu koltuklar uzerine kurulub yaslanmıslardır

    [57] Onlara orada (cennetde) cesitli meyve var; hem onlara istedikleri her sey var

    [58] Allah tarafından (melekler vasıtasıyla) bir soz olarak onlara “Selam” vardır

    [59] Muminler bir araya toplanıb cennete goturulurken, Allah mucrimlere soyle buyurur:” - Ey Gunahkarlar! Bugun muminlerden ayrılın

    [60] Seytana itaat etmeyin, o size acık bir dusmandır diye size ogud vermedim mi? Ey Adem ogulları

    [61] Bir de bana ibadet edin, dogru yol budur (diye emretmedim mi)?”

    [62] Boyle iken icinizden bir cok kimseleri seytan yoldan cıkardı. O vakit neye dusunur akıl eder olmadınız

    [63] Iste bu, (dunyada) korkutula geldiginiz cehennemdir

    [64] Bugun girin oraya, onu inkar ettiginiz icin

    [65] Bugun onların agızlarını muhurleriz de elleri, ne yapıyor idiyseler bize soyler ve ayakları sahidlik eder

    [66] Eger dileseydik, o kafirlerin (hakkı gormiyen dalalet) gozlerini silme kor ederdik de (onlar akıllarını baslarına alarak) hak yola (imana) kosar, yarıs ederlerdi. Fakat simdi onlar nasıl gorecekler (hakkı anlayacaklar)

    [67] Bir de dileseydik, kılıklarını oldukları yerde cirkin bir sekle cevirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne donebilirlerdi

    [68] Bununla beraber kimin omrunu uzatıyorsak, yaratılısta onu tersine ceviriyoruz (kuvvetini dusuruyoruz). Hala anlamıyorlar mı (Allah’ın kudretini anlayıb dogru yola gelmiyecekler mi)

    [69] Biz O’na (Peygambere) siir ogretmedik, O’na yarasmaz da... O kitab, sade bir oguddur ve (haramla helalı) acıklayan bir Kur’an’dır

    [70] Aklı olanı korkutmak, kafirlere de azab gerceklesmek icin

    [71] (Sunu da o Mekke halkı) gormediler mi: Biz, onlar icin, kudretimizin meydana getirdiklerinden bir takım davarlar yaratmısız da, onlara sahib bulunuyorlar

    [72] O hayvanları, kendi menfaatlerine baglı kıldık da, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar

    [73] Onlarda daha bir cok menfaatleri ve turlu icecekleri (sutler) var. Hala sukretmiyecekler mi

    [74] Onlar, tuttular Allah’dan baska bir takım ilahlar (putlar) edindiler; umuyorlar ki, (putlar tarafından) yardım olunacaklar

    [75] Putların kendilerine yardıma gucleri yetmez. Onlar ise putlara karsı itaata hazır askerlerdir

    [76] O halde (Ey Rasulum), o kafirlerin sozu, (tekzibi) seni mahzun etmesin. Biz, onların (iclerinde) gizlediklerini de, acıga vurduklarını da biliriz

    [77] O (inkarcı) insan gormedi mi: Biz onu bir nutfeden yarattık. Simdi de asikar bir mucadeleci kesiliverdi

    [78] (Nutfeden) yaratılısını unutarak bize bir de misal getirdi: “- Bu kemikleri kim diriltir, onlar curuyup dagılmısken?” dedi

    [79] (Ey Rasulum), de ki: “-Onları ilk defa yaratan diriltir ve O, her yaratılanı tamamiyle bilir.”

    [80] O (Allah) ki, size yesil agactan bir ates yaptı da simdi siz ondan yakıb duruyorsunuz

    [81] Gokleri ve yeri yaratan (Allah) onlar gibisini yaratmaga gucu yetmez mi? Elbette buna gucu yeter. O, her seyi yaratandır, her seyi bilendir

    [82] Allah’ın sanı, bir seyin olmasını diledigi zaman, ona sadece “ol” demektir; o oluverir

    [83] O halde her seyin mulkiyet ve tasarrufu kudret elinde olan Allah ne yucedir!... (Oldukten sonra hep) O’na dondurulub goturuleceksiniz

    Saffât

    Surah 37

    [1] And olsun, o saf baglayıp duranlara (meleklere)

    [2] O (bulutları) sevk ve idare edenlere

    [3] O Kur’an okuyanlara

    [4] Muhakkak ki Ilahınız birdir

    [5] O, goklerle yerin ve aralarındakilerin Rabbi’dir. Gunesin dogdugu yerlerin de Rabbi’dir

    [6] Gercekten biz, en asagıda olan gokyuzunu, yıldızlardan ibaret bir susle donattık

    [7] (Hem o gogu), itaatten cıkan her seytandan koruduk

    [8] O seytanlar, melekler toplulugunun kelamını dinleyemezler, her taraftan kogulup atılırlar

    [9] Uzaklastırılırlar. Onlara (ahirette) devamlı bir azap var

    [10] Ancak (o seytanlar icinden, meleklerin sozunu) bir calıb kapan olur. Onu da yakan parlak bir yıldız takib eder

    [11] Simdi sor Mekke halkına: (Oldukten sonra) kendilerini yaratıs mı zor; yoksa bizim yarattıklarımız (melekler, gokler, arz ve yıldızlar) mı? Biz kendilerini (Adem’den, Adem’i de) yapıskan bir camurdan yarattık

    [12] Dogrusu (Ey Rasulum, Allah’ın kudretini ve oldukten sonra dirileceklerini inkar etmelerine) sen sastın. Onlar ise, seninle (ve taaccub edisinle) alay ediyorlar

    [13] Onlara Kur’an’la ogud verildigi zaman da, dusunup nasihat kabul etmiyorlar

    [14] Bir mucize gordukleri vakit de eglenceye alıyorlar

    [15] Ve: “-Bu, ancak apacık bir sihirdir.” dediler

    [16] Oldugumuz ve bir toprakla curumus bir yıgın kemik oldugumuz zaman mı, biz mi diriltilecek misiz

    [17] Evvelki atalarımızda mı? (yine dediler)

    [18] (Ey Rasulum), de ki: “- Hem hepiniz zelil ve hakir olarak (diriltileceksiniz).”

    [19] Cunku o, (Sur’a ikinci defa) bir ufurustur ki, derhal kabirlerinden kalkıb baslarına gelecek seyi gozetlerler

    [20] Soyle derler: “-Eyvah bizlere! Bu, hesab gunudur.”

    [21] Bu, iste o sizin yalan dediginiz (muminle kafiri) ayırd etme gunudur

    [22] (Allah meleklere soyle buyurur): “- O kafir olanları, bir de arkadaslarını ve Allah’dan baska taptıkları putları, hep bir araya toplayın

    [23] Toplayın da, goturun onları cehennem yoluna, (Sırat koprusune dogru)

    [24] Ve onları habsedin (tutuklayın); cunku onlar sorguya cekilecekler.”

    [25] (Melekler o kafirlere soyle der): “- Ne oldu sizlere, (azabdan kurtulmak icin) yardımlasmıyorsunuz?”

    [26] Dogrusu, bugun (kıyamet gunu Allah’ın emrine) boyun egmislerdir onlar

    [27] Onlar birbirlerini suclayıb cekisirler

    [28] (Yardakcılar, onculerine soyle) diyecekler: “- Siz, bize sagdan (en saglam taraftan) gelirdiniz.”

    [29] (Onculer de yardakcılarına cevap verib soyle) diyecekler: “- Hayır, dogrusu siz Allah’a iman etmemistiniz

    [30] Bizim de sizin uzerinize bir hakimiyetimiz yoktu; ancak siz azmıs bir kavim idiniz

    [31] Onun icin Rabbimizin azabı uzerimize gerceklesti. Muhakkak azabımızı tadacagız

    [32] Cunku biz, sizi, dinden cıkardık. Gercekten biz azgın kimselerdik.”

    [33] O halde, hepsi o gun azabda ortaktırlar

    [34] Iste biz, musriklere boyle yaparız

    [35] Cunku onlara: “- Allah’dan baska hic bir ilah yoktur.” denildigi zaman, bas kaldırıyorlardı

    [36] Ve: “- Hic bir mecnun sair icin, biz putlarımızı bırakır mıyız?” diyorlardı

    [37] Dogrusu O (Peygamber) Kur’an ile geldi ve butun peygamberleri tasdik etti

    [38] Elbette siz (ey Mekke halkı, tekzib etmekle) o acıklı azabı tadacaksınız

    [39] Ve (dunyada) yapmıs oldugunuz seylerden baskasıyla cezalandırılmıyacaksınız

    [40] Su kadar ki, Allah’ın ihlas sahibi kulları mustesnadır

    [41] Iste bunlar icin, (ozellikleri) belli bir rızık vardır

    [42] Turlu meyvalar... Onlar hep ikram olunurlar

    [43] Naim Cennetlerinde

    [44] Karsılıklı tahtlar uzerinde

    [45] Goze sarabından dolu bir kadehle, (hizmet icin) etraflarında dolasılır

    [46] Bembeyaz, icenlere lezzetli

    [47] Onu icmekte bir gaile yok ve onlar, ondan sarhos da olmazlar

    [48] Yanlarında, bakıslarını kocalarına hasretmis iri gozlu hanımlar var

    [49] Sanki onlar (tuylerle ortulu kalıb toz toprak degmiyen) berrak yumurtalar gibidirler

    [50] Derken (cennet ehli olanlar) birbirleriyle konusurlar

    [51] Iclerinden bir sozcu soyle der: “- Gercekten benim (dunyada) bir arkadasım vardı

    [52] (Bana) derdi ki, sen cidden (hesab gunune) inananlardan mısın

    [53] Biz oldugumuz ve bir toprakla curumus bir yıgın kemik oldugumuz vakit, gercekten biz cezalanacakmıyız?”

    [54] (Sonra o sozcu, cennetteki kardeslerine): “(Simdi size o arkadası gostermek icin cehenneme) bir bakar mısınız?”der

    [55] Derken (bizzat kendisi) bakmıs, onu ta cehennemin ortasında gormustur

    [56] (Ona soyle) der: “-Vallahi, dogrusu sen, az daha beni helak edecektin

    [57] Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (bu cehennemde seninle) tutuklananlardan olacaktım

    [58] (Iste bak), biz dunyadaki ilk olumumuzden baska bir daha olecek degiliz

    [59] Ve biz azaba ugratılacak da degiliz.”

    [60] Iste bu, subhe yok ki en buyuk kurtulustur

    [61] Boyle ebedi bir saadet icin calıssın calısanlar

    [62] Bu (cennet nimetlerine) konmak mı hayırlı, yoksa (kokusu kotu ve tadı acı olan cehennemdeki) Zakkum agacı mı

    [63] Gercekten biz zakkum agacını kafirler icin (ahirette) bir azab yaptık

    [64] O bir agactır ki, cehennemin dibinden cıkar

    [65] Meyvaları, (cirkin) seytanların basları gibidir

    [66] Muhakkak o kafirler bundan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklar

    [67] Ondan doyduktan sonra, onlar icin kaynar bir icki var

    [68] Sonra da donecekleri yer subhesiz ki yine cehennemdir

    [69] Cunku onlar, babalarını (dunyada) sapıklıkta buldular

    [70] Kendileri de onların (sapık) izleri uzerinde kosturuluyorlardı

    [71] (Ey Rasulum), senin kavminden once eski ummetlerin cogu dalalette idi

    [72] Gercekten biz onlara, azabla korkutucu peygamberler de gonderdik

    [73] Simdi bak, o korkutulanların akıbeti (helak edilisleri) nasıl oldu

    [74] Ancak Allah’ın, kufurden korunmus, kulları mustesna; (onlar azabdan kurtulmuslardır)

    [75] Gercekten Nuh bize dua etmisti de ne guzel icabet etmistik (duasını kabul edip kavmini suda bogmus, kendisi ile iman edenleri kurtarmıstık)

    [76] Biz, hem onu, hem ehlini (kendisine iman edenleri) o buyuk sıkıntıdan kurtardık

    [77] Hem (Nuh’un kıyamete kadar) zurriyetini, baki kalanlar kıldık

    [78] Hem de Nuh icin, sonradan gelenler icinde iyi bir yad bıraktık

    [79] (Onu soyle yad ederler): “- Butun alemler icinde Nuh’a selam olsun...”

    [80] Iste biz, guzel soz soyleyib guzel is yapanları boyle mukafatlandırırız

    [81] Cunku o, bizim mumin kullarımızdandı

    [82] Sonra da digerlerini, (kendisine iman etmiyenleri) suda bogduk

    [83] Suphesiz Ibrahim de, Nuh’un (esasta aynı) dinindendi

    [84] Cunku Rabbine halis bir kalb ile gelmisti

    [85] O vakit babasına ve kavmine soyle demisti: “- Siz nelere tapıyorsunuz

    [86] Yalancılık etmek icin mi Allah’dan baska ilahlar istiyorsunuz

    [87] Alemlerin Rabbine olan zannınız nedir?”

    [88] Derken yıldızlara bir baktı da

    [89] (Sirayet korkusu ile etrafındakiler kacsın diye) “- Ben hastayım” dedi

    [90] O vakit (yanında bulunanlar) arkalarını donerek basından kacıverdiler

    [91] Bunun uzerine gizlice onların ilahlarına (putlarına) varıb dedi ki: “- (Su yanınızda bulunan yemekleri) yemez misiniz?”

    [92] Ne oluyor size, konusmuyorsunuz?”

    [93] Derken onlara sag eliyle (kuvvetle) vurub (onları) parcaladı

    [94] Bunun uzerine kavmi kosarak kendisine geldi

    [95] (Ibrahim, onlara) dedi ki: “- Siz, kendi yonttugunuz seylere mi tapıyorsunuz?”

    [96] Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıstır.”

    [97] (Onlar soyle) dediler: “- Ibrahim icin (duvarla cevrili) bir bina yapın da, onu atese atın.”

    [98] Ona boyle bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk onları cok alcak duruma dusurduk

    [99] Bir de (Ibrahim) soyle dedi: “- Ben Rabbime, (bana emrettigi yere) gidiyorum, O bana yolunu gosterir.”

    [100] Ey Rabbim! Bana salihlerden bir cocuk ihsan buyur, (diye dua etti)

    [101] Biz de ona uysal bir ogul mujdeledik

    [102] Vakta ki, yanında kosmak cagına erdi, (ona soyle) dedi: “- Yavrum! Ben ruyamda goruyorum ki, seni bogazlıyorum. Artık bak, ne dusunursun?” (Cocuk ona soyle) dedi: “- Babacagım! Sana, ne emrediliyorsa yap; Insallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

    [103] Vakta ki, bu suretle ikisi de, (baba-ogul Allah’ın emrine) teslim oldular. Ibrahim, cocugu yanı uzerine yıktı

    [104] Biz de ona soyle nida ettik: “- Ey Ibrahim

    [105] Gercekten ruyana sadakat gosterdin. Suphe yok ki biz, guzel amel isliyenleri iste boyle mukafatlandırırız.”

    [106] Muhakkak ki bu, acık bir imtihandı

    [107] (Oglunu kesmege karsılık) ona buyuk bir kurbanlık, (semiz koc) fidye verdik

    [108] Yine ona, sonradan gelenler icinde iyi bir yad bıraktık

    [109] Bizden saadet ve selamet olsun Ibrahim’e

    [110] Guzel amel isliyenleri, iste boyle mukafatlandırırız

    [111] Cunku o, mumin kullarımızdandı

    [112] Bir de ona salihlerden bir peygamber olmak uzere Ishak’ı mujdeledik

    [113] Hem Ibrahim’e, hem Ishak’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan mumin olan da var, nefsine acık zulmeden de var

    [114] Gercekten biz, Musa ile Harun’u da (peygamberlikle) nimetlendirdik

    [115] Hem kendilerini, hem (kendilerine iman eden) kavimlerini o buyuk felaketten, (suda bogulmaktan) kurtardık

    [116] Onlara yardım ettik de, galib gelenler onlar oldular

    [117] Ikisine de (helal ve haramı) acıklayan Tevrat kitabını verdik

    [118] Kendilerine dogru yolu gosterdik

    [119] Sonradan gelenler icinde onlara guzel bir yad bıraktık

    [120] Bizden Musa’ya ve Harun’a saadet ve selamet olsun

    [121] Gercekten biz, guzel amel isliyenleri boyle mukafatlandırırız

    [122] Cunku ikisi de mumin kullarımızdandı

    [123] Dogrusu Ilyas da, gonderilen peygamberlerdendi

    [124] O vakit kavmine soyle demisti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız

    [125] O en guzel yaradanı bırakıb da Ba’l isimli puta mı tapıyorsunuz

    [126] Allah sizin de Rabbinizdir, evvelki atalarınızın da Rabbidir

    [127] Fakat onlar Ilyas’ı tekzib ettiler. Muhakkak onlar hazırlanıb (cehenneme) goturuleceklerdir

    [128] Ancak Allah’ın ihlas sahibi (mumin) kulları mustesnadır

    [129] Biz ona, sonradan gelenler icinde guzel bir yad bıraktık

    [130] Bizden saadet ve selamet olsun Ilyas’a

    [131] Gercekten biz, guzel amel isliyenleri boyle mukafatlandırırız

    [132] Dogrusu o, mumin kullarımızdandı

    [133] Suphesiz Lut da gonderilen peygamberlerdendi

    [134] Hani hem onu, hem de ehlini toptan kurtarmıstık

    [135] Ancak (imansız zevcesi) bir koca karı azab icinde kalanlar arasında oldu

    [136] Sonra digerlerini helak eyledik

    [137] Elbette siz, sabah ve aksam onlara (harabeye donmus yurdlarına ticaret maksadıyla gelib gecerken) ugrarsınız. Artık dusunub ibret almaz mısınız

    [138] Elbette siz, sabah ve aksam onlara (harabeye donmus yurdlarına ticaret maksadıyla gelib gecerken) ugrarsınız. Artık dusunub ibret almaz mısınız

    [139] Suphesiz Yunus da gonderilen peygamberlerdendi

    [140] Hani o, (kavmine vaad ettigi azab gelmeyince aralarında cıkıb) yuklu gemiye kacmıstı

    [141] (Gemiye binince gemi durdu. O zaman, gemicilerin inancına gore geminin durması, aralarında kacak bir kolenin bulunmasından ileri gelirdi. Iste kacagı bulmak icin aralarında) Kur’a cekti de maglublardan oldu. (Bunun uzerine kendini denize attı)

    [142] (Kavminden kacmıs oldugundan oturu) nefsini kınamıs bir halde iken, hemen balık onu yuttu

    [143] Eger cok tesbih edenlerden olmasaydı

    [144] Muhakkak (kabirlerden) dirilecekleri gune kadar onun karnında kalırdı

    [145] Hemen onu sahile attık, hasta idi

    [146] Uzerine (golge vermek icin) kabak cinsinden bir agac bitirdik

    [147] Biz onu yuzbine, hatta daha ziyadesine peygamber gondermistik

    [148] Nihayet (Yunus peygamberin gaybubetinde azab goren kavmi) ona iman ettiler de onları omurlerinin sonuna kadar gecindirdik

    [149] (Ey Rasulum), simdi Mekke halkına sor: “- Kızlar Rabbinin de, ogullar onların mı

    [150] Yoksa biz, melekleri disi yaratmısız da onlar sahid mi bulunuyorlarmıs

    [151] Haberin olsun ki, onlar, uydurmalarından dolayı soyle derler

    [152] “- Allah dogurdu.” Muhahakkak ki onlar (sozlerinde) yalancıdırlar

    [153] (Yoksa Allah), kızları ogullara tercih mi etmis

    [154] Ne oluyor size, nasıl (bu kadar kotu) hukum veriyorsunuz

    [155] (Allah’ın evlad edinmekten munezzeh oldugunu) hic de mi dusunmezsiniz

    [156] Yoksa, sizin (gokten inen) acık bir huccetiniz, (kitabınız) mı var

    [157] Dogru soyliyenlerseniz, getirin kitabınızı

    [158] Bir de Mekke kafirleri, Allah ile cinler (melekler) arasında tuttular bir hısımlık uydurdular. Gercekten cinler bilirler ki, onlar yakalanıb cehenneme goturuleceklerdir

    [159] Allah, onların isnad ettikleri butun noksan vasıflardan munezzehtir

    [160] Lakin Allah’ın ihlas sahibi (mumin) kulları mustesna; (onlar boyle noksan vasıfları soylemezler ve cehennemlik degildirler)

    [161] (Ey Mekke’liler), siz ve Allah’dan baska taptıklarınız

    [162] Allah’a karsı kimseyi kandırıb ifsad edemezsiniz

    [163] Meger ki, (Allah’ın ezeli ilminde) cehenneme girecek kimse olsun

    [164] (Cebrail soyle dedi) “- Bizden (melekler toplulugundan) herkes icin belli bir makam vardır, (orada Rabbine ibadet eder)

    [165] Gercekten biz, (Allah’ın emri karsısında) saf baglayanlarız

    [166] Ve Muhakkak ki biz, (Allah’ı sanına layık olmayan seylerden) tenzih edenleriz.”

    [167] Dogrusu (Peygamberin gelmesinden once Mekke halkı) soyle diyorlardı

    [168] “- Eger yanımızda evvelkilerin kitablarından bir kitab olsaydı

    [169] Herhalde Allah’ın ihlas sahibi kullarından olurduk.”

    [170] Fakat simdi onu, (Peygamber’i ve Kur’an’ı) inkar ettiler. Artık ileride (baslarına gelecek azabı) bileceklerdir

    [171] Gercekten elcilikle gonderilen kullarımız hakkında su sozumuz gecmistir

    [172] “- Muhakkak onlar (peygamberler), bizzat onlar muzaffer olacaklardır

    [173] Ve elbette bizim (mumin) askerlerimiz; muhakkak onlar galib geleceklerdir.”

    [174] Onun icin bir zamana kadar o kafirlerden yuz cevir (Rasulum)

    [175] Gozetle onları, yakında (kendilerine ne yapılacagını) gorecekler

    [176] Simdi cabucak azabımızı mı istiyorlar

    [177] Fakat civarlarına (ansızın azab) indigi vakit, ne fenadır o kendilerine acı haber verilenlerin sabahı

    [178] Yine sen (Ey Rasulum), bir zamana kadar onlardan yuz cevir

    [179] Gor onları, yakında (azabı) goreceklerdir

    [180] Izzet sahibi Rabbin, onların (uygunsuz) vasıflamalarından munezzehdir

    [181] Butun peygamberlere selam olsun

    [182] Alemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun

    Sâd

    Surah 38

    [1] Sad. Serefle dolu Kur’an hakkı icin

    [2] (Is kafirlerin dedigi gibi degil), dogrusu o kafir olanlar, bir tekebbur ve bir ayrılık icindedirler

    [3] Kendilerinden evvel nice ummetleri helak ettik! Cıgrıstılar, fakat kurtulmak vakti degildi

    [4] (Kureys ogulları) iclerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldigine sastılar da, o kafirler soyle dediler: “- Bu, bir sihirbazdır, bir yalancıdır

    [5] Ilahları tek bir ilah mı yapmıs? Dogrusu bu, sasılacak bir sey!”

    [6] Kureys’in ileri gelenleri (birbirlerine): “Haydi yuruyun, ilahlarınıza (putlarınıza ibadete) devam edin. Dogrusu, arzu edilecek olan budur.” diyerek (meclisten) ayrılıp gittiler

    [7] “Biz bunun soyledigini diger dinlerde isitmedik; mutlak bir uydurmadır

    [8] O Kur’an, aramızdan O’na mı indirilmis!” (dediler). Dogrusu o kafirler, benim Kur’an’ımdan subhededirler. Dogrusu onlar henuz azabımı tadmadılar

    [9] Yoksa (Ey Rasulum), Kur’an’ı sana ihsan eden = Vehhab, her seye ustun olan = Aziz Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı

    [10] Yoksa onların mı, butun o goklerle yerin ve aralarındakilerin mulku? Oyle ise, goge cıkacak yollara koyularak yukselsinler (de kainatın hakimiyetini ele alsınlar)

    [11] Onlar, burada (yakında) maglub edilecek muhtelif partilerden ibaret bozuk duzen bir ordudur

    [12] Onlardan evvel tekzib etmisti Nuh kavmi, bir de Ad ve payidar mulk sahibi Firavun

    [13] Ve Semud, Lut kavmi, (Suayb’ın kavmi) Eyke’liler. Iste bunlar, (peygamberleri inkar eden perisan olmus kafir) partiler

    [14] O kavimlerin her biri, peygamberlerini tekzib etmeleriyle azabım onlara vacib oldu

    [15] Bunlar (kavmin olan Kureys) da ancak bir tek sayhaya (kıyametteki Sur ufurulusune) bakıyorlar. Oyle ki, onun geri cevrilisi yok

    [16] (O Mekke kafirleri) bir de soyle dediler: “- Ey Rabbimiz! Hesab gununden evvel amel defterimizi ver (de gorelim neymis o)!”

    [17] (Ey Rasulum, simdi) sen onların dediklerine (Kafirlerin tekzibine) sabret de (ibadette) kuvvetli kulumuz Davud’u hatırla. Cunku o, Allah’ın rızasına daima donendi

    [18] Gercekten biz, dagları onun emrine baglı kıldık da, aksamleyin ve kusluk vakti onunla beraber tesbih ederlerdi

    [19] Kusları da toplu olarak onun emrine baglı kıldık. (Daglardan ve kuslardan) her biri onun tesbihi sebebiyle devamlı tesbih ediyordu

    [20] Biz onun mulkunu kuvvetlendirmistik. Kendisine de peygamberlik ile kaza-hukum ilmini verdik

    [21] Bir de (Davud mescidde ibadetle mesgul oldugundan kapısında bekciler vardı. Kapıdan iceri giremiyen) davacıların haberi geldi mi sana? Hani duvardan cıkıb mescide inmislerdi

    [22] O vakit Davud’un yanına vardılar da o, bunlardan urktu. (Ona soyle) dediler: “- Korkma, iki davacıyız. Birimiz otekine tecavuz etti. Simdi sen aramızda adaletle hukum ver. Asırı gitme de bizi hak yola cıkar.”

    [23] (Ikisinden biri soyle) dedi: “- Su benim (din) kardesimdir. Onun doksan dokuz disi koyunu var. Benim ise tek disi koyunum var. Boyle iken, onu da bana ver dedi ve beni konusmada maglub etti.”

    [24] Davud dedi ki: “- Dogrusu o, senin bir disi koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmistir. Gercekten ortakların cogu birbirine haksızlık eder; ancak iman edib de salih amel isliyenler mustesnadır. Onlar da ne kadar azdır!” Davud sanmıstı ki, kendisine sırf bir imtihan actık. Hemen Rabbine istigfar etti, secdeye (*) kapandı ve tevbe ile Allah’a yoneldi. * Dikkat! Secde ayetidir. (Fahr-i Razi, tefsirinde Hz. Davud’a isnad edilen ve peygamberler hakkında asla tecviz edilmiyen kıssaları red etmektedir. Peygamberlerin sanını korumak esas oldugundan hikayelere itibar etmiyerek hakiki manayı Cenab-ı Hakkın ilmine terk etmek en salim bir yoldur)

    [25] Biz de onun bu hatasını bagısladık. Gercekten onun, bizim katımızda bir yakınlıgı ve guzel bir akıbeti (cenneti) vardır

    [26] Ey Davud! Biz seni yer yuzunde halife kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hukum ver ve keyfe tabi olma ki, bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Muhakkak ki Allah yolundan sapanlar, hesab gununu unuttuklarından, kendilerine cok siddetli bir azab vardır

    [27] Biz, o gok ile yeri ve aralarındakileri bosuna yaratmadık. (Bunların yaratılması bosunadır sozu) o kafirlerin zannıdır. Bu yuzden kafirlere atesten siddetli bir azab vardır

    [28] Yoksa biz, iman edib de salih ameller isliyenleri, o yeryuzundeki mufsidler (musrikler) gibi yapar mıyız? Yahud Allah’dan korkan takva sahiblerini kafirler gibi yapar mıyız

    [29] Sana indirdigimiz bu Kur’an, hayır ve bereketi cok bir kitabdır. Ta ki ayetlerini dusunsunler ve akıl sahibleri ibret alsınlar

    [30] Bir de Davud’a (oglu) Suleyman’ı ihsan ettik. Suleyman ne guzel kuldu? Cunku o, daima (Allah’ın rızasına ve ibadetine) rucu edendi

    [31] Hani ona ogleden sonra, saf-kan meshur kosucu atlar arz olundukda

    [32] O soyle demisti: “- Beni bu mal (at) sevgisi, Rabbime ibadetden (ikindi namazını kılmaktan) alıkoydu.” Nihayet gunes batmıstı

    [33] (Bunun uzerine, atlar kendisini mesgul edib ibadetten alıkoyduklarından onları Allah icin kurban etmeye kasd etti ve soyle dedi): “- Onları bana geri getirin.” Artık ayaklarını ve boyunlarını kesib kurban etmege basladı

    [34] Gercekten biz Suleyman’ı imtihan ettik: (Yaptıgı bir hata yuzunden) biz onun saltanat tahtına (muvakkat bir zaman icin) bir cin oturttuk. Bir muddet sonra (eski) mulk ve tahtına dondu

    [35] Soyle dua etti: “- Ey Rabbim! beni bagısla. Bana oyle bir mulk ver ki, benden sonra hic kimsede olmasın. Muhakkak ki sen, butun dilekleri verensin = Vehhab’sın.”

    [36] Bunun uzerine ruzgarı onun emrine baglı kıldık; emriyle istedigi yere rahatca akar giderdi

    [37] Seytanları da onun emrine baglı kıldık. O seytanlardan kimi bina ustası, kimi de dalgıctı

    [38] Digerleri de zincirlere vurulmustu. (insanlara zarar vermekten alıkonmuslardı)

    [39] (Biz buyurduk ki): “- Bu bizim ihsanımızdır. Artık diledigine hesabsız olarak ver, yahud tut (verme, ey Suleyman)

    [40] Subhesiz ki ona, katımızda bir yakınlık ve guzel bir akıbet (cennet) vardır

    [41] Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o, Rabbine soyle nida etmisti: “- Gercekten seytan, beni zorluk ve eleme ugrattı.”

    [42] (Kendisine): “- Ayagınla yere vur.” dedik. Iste hem yıkanacak, hem icecek serin bir su!... (Yıkan ve ic, yorgunlugun ve hastalıgın gecsin)

    [43] Tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahibleri icin bir ibret olarak Eyyub’a butun ehlini ve beraberlerin de daha bir mislini bagısladık

    [44] (Eyyub bir isten dolayı karısına kızmıs ve hastalıktan kalktıgı vakit ona yuz degnek vurmayı yemin etmisti. Hem yemini bozmamak, hem de hafifletmek icin Allah ona soyle buyurdu): “- Eline (yuz basaklı) bir demet sap al da, onunla (zevcene) vur; yemininden durmazlık etme.” Dorusu biz, onu sabırlı bulduk... O ne guzel kuldu! Gercekten o, tamamen Allah’a teveccuh etmisti

    [45] Dinde gorus ve kuvvet sahibleri olan kullarımız Ibrahim’i, Ishak’ı, Yakub’u da hatırla

    [46] Cunku biz, onları, ahiret yurdunu anmaktan ibaret pak bir hasletle halis (insanlar) kıldık

    [47] Gercekten onlar, katımızda secilmis hayırlı kimselerdendi

    [48] Ismail’i, (Ilyas’ın amcasının oglu) El-Yesa’i ve Zu’l-Kifl’i de hatırla. Bunların hepsi hayırlı kimselerden

    [49] Iste bu, (anlatılanlar, onlar icin) bir sereftir. Elbette takva sahibleri icin donub varılacak guzel bir yer var

    [50] (O guzel yer) butun kapıları kendilerine acık oldugu halde Adn Cennetleridir

    [51] Iclerinde yaslanıb kurulacaklar. Orada bir cok (turlu) yemisler, ickiler istiyecekler

    [52] Yanlarında da gozlerini zevclerinden ayırmayan, hep aynı yasta dilberler var

    [53] Iste hesab gunu icin, size vaad olunanlar bunlardır

    [54] Bu, (cennette muminlere verdigimiz nimet) bitmez tukenmez rızkımızdır

    [55] Bu, muminlere mahsustur. Azgınların donub varacagı yer ise, muhakkak ki fena bir yerdir

    [56] Cehenneme, oraya girecekler. O ne kotu dosektir

    [57] Iste bu, kafirlere... Artık tadsınlar kaynar sudan ve irinden ibaret Cehennem azabını

    [58] O azab seklinden digeri de var. Cifte cifte (turlu turlu) acılar

    [59] (Melekler, kafirlerin elebaslarına, dunyada emirlerine baglı olanları gosterib soyle diyecekler): “- Iste sizinle birlikte cehenneme giren guruh.” (Elebasılar da yardakcıları icin soyle diyecekler): “- Onlar rahatlık gormesinler; atese girmege hak kazanmıslardır.”

    [60] (Yardakcılar elebaslarına soyle) derler: “- Hayır, asıl siz rahatlık gormeyin. Bu azabı bizim onumuze siz getirdiniz. Bakın ne kotu karargah!”

    [61] (Yine devamla soyle) derler: “- Ey Rabbimiz! Bu azabı bizim onumuze kim gecirdi ise, onun atesteki azabını kat kat artır.”

    [62] Bir de (o cehennemdeki azgın elebasılar muminleri kasdederek soyle) diyecekler: “- (Dunyada) kendilerini bayagı kimselerden saydıgımız bir takım adamları (fakir muminleri bu ateste) neye gormuyoruz

    [63] Biz onları eglenceye (alaya) alırdık. Yoksa gozlerimiz onlardan kaydı (da kendilerini goremiyoruz)?”

    [64] Iste bu, cehennem ehlinin birbirleriyle mucadelesi, subhe goturmiyen bir gercektir

    [65] (Ey Rasulum), de ki: “- Ben ancak korkuyu (cehennem azabını) haber veren bir peygamberim. Ortagı olmıyan tek Kahhar = her seye galib Allah’dan baska hic bir ilah yoktur

    [66] O, goklerle yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, Aziz’dir, Gaffar’dır = magfireti boldur

    [67] De ki: “- Bu (size soylediklerim) pek buyuk bir haberdir

    [68] (Oyle iken) siz ondan yuz ceviriyorsunuz

    [69] Benim melekler topluluguna ait ne ilmim olurdu, onlar (Adem’in yaratılması hakkında) munakasa ederlerken

    [70] Fakat ben, acık olarak korkutan bir peygamber oldugum icindir ki, (Adem hakkında meleklerin cekismesine dair) o ilim bana vahyolunuyor.”

    [71] Rabbin, o vakit meleklere soyle demisti: “- Ben bir camurdan bir insan yaratacagım (Adem’i yaratacagım)

    [72] Onun yaratılısını tamamlayıb da tarafımdan ona ruh verdigim zaman, hemen ona (hurmet icin) secdeye kapanın.”

    [73] Bunun uzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler

    [74] Yalnız iblis (Adem’e secde etmekten) kibirlendi ve kafirlerden oldu

    [75] (Allah Iblis’e soyle) buyurdu: “- Ey Iblis! Bizzat kudretimle yarattıgıma secde etmene, seni hangi sey engelledi? Kibirlenmek mi istedin, yoksa yucelenenlerden mi oldun?”

    [76] (Iblis soyle) dedi: “- Ben ondan daha hayırlıyım; beni bir atesten yarattın, onu ise camurdan yarattın.”

    [77] (Allah) buyurdu ki: “Hemen cık oradan (cennetten). Cunku sen (benim rahmetimden) kogulmussun

    [78] Ve muhakkak surette hesab gunune kadar lanetim senin uzerindedir.”

    [79] (Iblis soyle) dedi: “- Ey Rabbim! O halde (kabirlerden) dirilecekleri gune kadar beni geri bırak.”

    [80] (Allah soyle) buyurdu: “- Haydi geri bırakılanlardansın

    [81] Katımda belli kıyamet vakti gunune kadar...”

    [82] (Iblis soyle) dedi: “- Oyle ise, izzet ve kudretine yemin ederim ki, onların hepsini muhakkak azdıracagım

    [83] Ancak iclerinden ihlas sahibi kulların mustesna...”

    [84] (Allah Iblis’e soyle) buyurdu: “- Ben, hakkı yerine getiririm ve hep dogruyu soylerim

    [85] And olsun ki, cehennemi, senden (tureyenlerle) ve Adem ogullarının icinden sana uyanların hepsi ile dolduracagım.”

    [86] (Ey Rasulum) de ki: “- Ben tebligime karsı sizden bir ucret istemiyorum, (ey Mekke halkı); ve ben duzenbazlardan degilim

    [87] Kur’an butun alemlere (insan ve cinlere) ancak bir oguddur

    [88] Muhakkak onun haberini (verdigi haberlerin dogrulugunu) bir zaman sonra, (oldukten sonra) bileceksiniz

    Zümer

    Surah 39

    [1] Bu Kitab’ın indirilmesi, aziz, hakim olan Allah’dandır

    [2] (Ey Rasulum), emin ol ki, biz sana bu Kitab’ı hak olarak indirdik. O halde sen de, Allah’a ibadette, O’na ihlas ile kulluk et

    [3] Iyi bil ki, halis din ancak Allah’ındır. Ondan baska, kendilerine bir takım dostlar (mabutlar) edinenler de soyle diyorlar: “- Biz onlara (putlara) ibadet etmiyoruz, ancak bizi Allah’a daha fazla yaklastırsınlar diye yapıyoruz.” Elbette Allah, onlarla muminler arasında, ihtilaf edib durdukları seyde (din hususunda) hukmunu verecektir. Muhakkak ki Allah, yalancı olan, kafir olan kimseyi dogru yola cıkarmaz

    [4] Allah bir evlad edinmek isteseydi, elbette yaratacagından dileyecegini sececekti. (Fakat bundan) O munezzehtir. O, her seye galib, ortagı ve evladı olmıyan tek Allah’dır

    [5] Gokleri ve yeri hak ile (hikmetle) yarattı; geceyi gunduzun uzerine buruyor, gunduzu de gecenin uzerine buruyor (sarıyor). Gunesi ve ayı, insanların menfaatine bagladı. Her biri muayyen bir vakte kadar (hareket ve) cereyan etmektedir. Bil ki, O Aziz’dir = her seye galibdir, Gaffar’dır = cok bagıslayandır

    [6] (Allah), sizi bir kisiden (Adem’den) yarattı. Sonra Adem’in kendisinden esini (Havva’yı) yarattı. (Deve, sıgır, koyun ve keciden erkekli ve disili olmak uzere) sizin icin (bu) davarlardan sekiz cift yarattı. Sizi analarınızın karınlarında uc karanlık icinde (karın, rahim ve zar icinde) bir yaratılıstan sonra diger bir yaratılısa cevirib kemale erdiriyor. Iste Rabbiniz olan Allah! Mulk O’nundur; O’ndan baska hic bir ilah yoktur. Boyle iken (O’na ibadet etmekten) nasıl cevriliyorsunuz

    [7] Eger kufre dalarsanız, subhe yok ki Allah sizden mustagnidir; (hic bir seyinize muhtac degildir). O kadar var ki, kullarının kufrune razı olmaz. Eger sukreder de imana gelirseniz, sizin hesabınıza ona razı olur. Bir gunahkar da digerinin gunahını cekecek degildir. Sonra Rabbinizedir donusunuz. O vakit butun yaptıklarınızı size haber verecektir; cunku O, butun kalblerdekini kemaliyle bilendir

    [8] Insana bir keder dokundugu vakit, Rabbine butun gonlunu vererek O’na dua eder. Sonra (Allah), katından ona bir nimet verdigi zaman, onceden Allah’a dua ettigi hali unutur da, Allah yolundan saptırmak icin Allah’a ortaklar (esler) kosmaga baslar. (Ey Rasulum) de ki: “- Kufrunle biraz zevklenedur, muhakkak sen atesliklerdensin.”

    [9] (Kafir mi hayırlıdır), yoksa ahiretin azabından korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak, o gece saatlerinde kalkıp secde ve kıyam halinde ibadet eden mi? (Ey Rasulum, onlara) de ki; “- Hic bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?” Ancak gercek akıl sahibleri anlar (ogud alır)

    [10] (Ey Rasulum, tarafımdan soyle) soyle: “- Ey iman eden kullarım! Allah’dan, (emirlerine sarılıb yasaklarından sakınmakla) korkun. Bu dunyada (Allah’a itaat ederek) guzel ve iyi is yapanlara, (ahirette) guzel bir mukafat (cennet) vardır. Allah’ın arazisi genistir; (daraldıgınız yerden baska memleketlere hicret edebilirsiniz). Ancak (Allah yolunda) sabredenlere mukafatları hesabsız verilecektir.”

    [11] (Ey Rasulum), de ki: “- Ben, Allah’a O’nun dininden ihlas sahibi olarak ibadet etmekle emrolundum

    [12] Ve (yine) muslumanların ilki olmakla emrolundum.”

    [13] De ki: “- Rabbime isyan edersem, (ey kafirler sizin yolunuza meyl edersem) buyuk bir gunun azabından korkarım.”

    [14] De ki: “- Dinimi Allah’a halis kılarak O’na ibadet ederim

    [15] Artık siz de O’ndan baska dilediginize tapın.” De ki: “- Asıl husrana dusenler, kıyamet gunu hem kendilerini, hem de kendilerine baglı olanları husrana dusurenlerdir.” Iyi bilin ki, apacık ziyan iste budur

    [16] O kafirlerin ustelerinde atesten tabakalar, altlarında da atesten tabakalar var. Iste Allah, boyle (bir azabla) kullarını korkutuyor. Ey kullarım! O halde benden korkun

    [17] Putlara ve seytana ibadet etmekten sakınıb da tam gonulle Allah’a yonelenlere gelince, onlara mujde vardır. O halde kullarımı mujdele

    [18] O kullarım ki, (Kur’an’ı) dinlerler sonra da onun en guzelini (en acıgını ve kuvvetlisini) tatbik ederler. Iste bunlar Allah’ın kendilerine hidayet verdigi kimselerdir ve bunlar gercek akıl sahibleridir

    [19] Artık (Allah’ın ilim ve takdirinde) uzerine azab vacib olmus o atesteki kimseyi, sen mi kurtaracaksın? (Ey Rasulum, buna kimsenin gucu yetmez)

    [20] Fakat Rablerinden korkanlar icin, -altlarından ırmaklar akar- birbiri uzerine bina edilmis yuksek koskler var. (Bu onlara) Allah’ın vaadidir; Allah vaadinden caymaz

    [21] (Ey Rasulum), gormedin mi ki, Allah gokten bir yagmur indirib de onu, yerde menbalara sokmustur. Sonra o yagmur sebebiyle turleri cesit cesit ekinler bitiriyor. Sonra ekin kuruyor da onu (yesilken) sararmıs gorursun. Sonra da Allah onu bir cop haline getirir (Iste dunya saltanatı da boyledir). Muhakkak ki bunda, gercek akıl sahibleri icin (Allah’ın mutlak varlıgına ve kudretine delalet eden) bir ogut ve uyarma var

    [22] Allah’ın Islam nuru ile kalbine genislik verdigi kimse, kalbi muhurlu nursuz gibi midir? Elbette o, Rabbinden bir hidayet uzeredir. O halde, vay o Allah’ın zikrini terk eden kalbleri katılara!...Onlar apacık bir sapıklık icindedirler

    [23] Allah, kelamın en guzeli olan Kur’an’ı, (icaz, hikmet ve belagatda) ayetleri birbirine benzer, mukerrer (kıssa ve ogutlerle dolu) bir kitab halinde indirdi. Oyle ki, Rablerinden (ic duygusu ile) korkanların derileri, ondan urperir. Sonra derileri de, kalbleri de Allah’ın zikrine (donerek rahmet ayetleriyle) yumusar. Iste bu Kitab, Allah’ın (insanlar icin gonderdigi) rehberidir. Allah onunla diledigine hidayet verir. Kimi de Allah saptırırsa, artık ona hidayet edecek yoktur

    [24] Kıyamet gunu, o siddetli azabdan yuzunu kacındıran (bu suretle kendini atesten korumak isteyen) kimse, hic o azabdan emin olan kimse gibi olur mu? O kafirlere (cehennem melekleri tarafından) soyle denir:” - Tadın bakalım (dunyada) yaptıklarınızın cezasını...”

    [25] (Ey Rasulum, senin) o kavminden evvelkiler de peygamberlerini yalanladılar. Bunun uzerine ummadıkları bir yerden kendilerine azab iniverdi

    [26] Boylece Allah onlara dunya hayatında zilleti taddırdı. Ahiret azabı ise, elbette daha buyuktur. Eger bilselerdi (bundan ibret alırlardı)

    [27] Gercekten biz bu Kur’an’da, insanlar icin her seyden misal getirdik; olur ki (onlardan) ogud alırlar

    [28] Onu puruzsuz ve dosdogru Arabca bir Kur’an olarak indirdik. Gerek ki, kufurden sakınsınlar

    [29] (Allah’a ortak kosanlarla, Allah’ı essiz tanıyanların durumuna dair) Allah soyle bir misal vermistir: (Kole) bir adam ki, onun bir takım ortakları (efendileri) var, (her biri kendisine ayrı ayrı seyler emrederek) cekistirib duruyorlar. Baska bir (kole) adam da, hususi olarak bir efendinin, (ortagı yok). Hic bu ikisinin hali bir olur mu? (Iste muvahhid ile musrik de boyledir, musavi olmazlar). Butun hamd Allah’ındır, fakat kafirlerin cogu (Allah’ın ortagı olmadıgını) bilmezler

    [30] (Ey Rasulum), elbette sen oleceksin ve elbette o kafirler de olecekler

    [31] Sonra kıyamet gunu, hepiniz Rabbinizin huzurunda (haklı haksız) birbirinizden davacı olacaksınız

    [32] Artık o kimseden daha zalim kim olabilir ki, Allah’a karsı yalan soylemis; dogruyu (Kur’an’ı) da, kendisine geldigi vakit yalanlamıstır. Kafirlerin yeri cehennemde degil midir

    [33] Dogruyu (Kur’an’ı) getiren (Hz. Peygamber s.a.s.) ve O’nu tasdik eden (muminler) ise, iste bunlar takva sahibi kimselerdir

    [34] Onlara, Rableri katında, ne dilerlerse var. Iste bu, guzel ve iyi is gorenlerin mukafatıdır

    [35] Cunku Allah, onların daha once isledikleri amelin en kotusunu bile ortub bagıslayacak ve yapmakta oldukları guzel amellerin en guzeli ile mukafatlarını kendilerine verecektir

    [36] Allah, kuluna (Peygamberine) kafi degil mi? (Ey Rasulum, durmuslar da) seni Allah’dan baskalarıyla (putlarla) korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık ona hidayet edecek yoktur

    [37] Kime de Allah hidayet verirse, onu da saptıracak yoktur. Allah, (imansızlara) galib gelen intikam sahibi degil midir

    [38] (Ey Rasulum), muhakkak ki o musriklere sorsan: “- Gokleri ve yeri kim yarattı?” Subhesiz: “- Allah” diyecekler. Sen de ki: “- O halde bana haber verin bakalım: Allah bana bir keder dilerse, sizin Allah’dan baska taptıklarınız O’nun bu zararını giderebilir mi? Yahud Allah, bana bir nimet ve afiyet dilerse, onlar O’nun bu nimetini engelleyebilirler mi?” De ki: “- Allah, bana yeter. Hep tevekkul edenlerin tevekkulu ancak O’nadır.”

    [39] De ki: “- Ey kavmim! Bulundugunuz hal (kufur ve dusmanlık) uzere calısın. Elbet ben de calısıyorum. Artık yakında bileceksiniz

    [40] Kimmis o kendisine rusvay edici bir azab gelecek olan ve uzerine devamlı bir azab incek olan?”

    [41] (Ey Rasulum), Biz sana Kur’an’ı, insanlar icin (hidayet bulsunlar diye) hak ile indirdik. Artık kim dogru yola gelirse, kendi menfaatınadır. Kim de saparsa, ancak kendi zararına sapmıs olur. Sen, degilsin onların uzerine vekil

    [42] Allah, nefislerin olumu zamanında, henuz olmemislerin de uyudukları sırada canlarını alır. Boylece uzerine olum hukmunu verdigi ruhları (kıyamete kadar) alıkor, digerlerini (uykudakileri) mukadder bir muddete (ecellerinin sonuna) kadar salıverir. Subhe yok ki bunda dusunur bir kavim icin, (Allah’ın kudret ve ilmine delalet eden) alametler var

    [43] Yoksa (o Mekke kafirleri), Allah’dan baskasını sefaatcılar mı edindiler? (Kendilerine sefaat etmek icin putlara mı tapıyorlar?) de ki: “- (O putlar), bir seye guc yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi? (Sefaat edecekler).”

    [44] De ki: “- Butun sefaat Allah’ın kudretindedir. Goklerin ve yerin mulku O’nundur. Sonra (ahirette) hep dondurulub O’na goturuleceksiniz.”

    [45] Boyle iken, Allah ortaksız olarak anıldıgı vakit, ahirete iman etmiyenlerin yurekleri tiksinir de, O’ndan baska putlar anıldıgı vakit hemen yuzleri guler

    [46] De ki: “- Ey gokleri ve yeri yaratan, gaybi ve hazırı bilen Allahım! Kularının arasında, o ayrılıga dustukleri (dine ait) seyler hakkında sen hukum vereceksin.”

    [47] Eger butun arzdakiler -bir misli beraber- o kafirlerin olsa, kıyamet gunu azabın kotulugunden kurtulmak icin onu mutlak feda ederlerdi. Artık zannetmedikleri bir azab, Allah tarafından onlar icin meydana cıkmıstır

    [48] O kafirlerin dunyada isledikleri amellerin fenalıkları, karsılarına cıkmıs ve alay edib durdukları seylerin cezası kendilerini sarmıstır

    [49] (Nankor) insana bir zarar dokundu mu, bize yalvarır; sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdik mi: “-Bu, bana ancak bilgimden dolayı verilmistir.” der. Dogrusu bu bir imtihandır; fakat cokları bilmezler

    [50] Onlardan (senin kavminden) evvelkiler de bu sozu soylemislerdi. Fakat o kazandıkları kufur kendilerini kurtarmadı

    [51] Sonunda isledikleri fenalıkların cezası baslarına gecti. Su Mekke kafirlerinden zulmedenlere gelince, onlara da ettikleri fenalıkların cezası carpacaktır ve (Allah’ın azabından) kurtulacak degillerdir

    [52] O kafirler hala bilmediler mi ki, Allah, diledigine rızkı genisletir, diledigine de kısar. Subhesiz bunda, (Peygambere ve Kur’an’a) iman edecek bir kavim icin ibretler vardır

    [53] (Ey Rasulum, tarafımdan kavmine) de ki: “-Ey (gunah islemekle) nefislerine karsı haddi asmıs kullarım! Allah’ın rahmetinden (sizi bagıslamasından) umidi kesmeyiniz; cunku Allah (sirk ve kufurden baska, diledigi kimselerden) butun gunahları magfiret buyurur. Suphesiz ki O, Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [54] Onun icin basınıza azab gelib catmadan (tevbe edib) Rabbinize donun, O’na halis ibadet edin; sonra kurtulamazsınız

    [55] Haberiniz olmıyarak ansızın tepenize azab inmeden once, Rabbinizden size indirilenin en guzeline (ruhsatlara degil de azimetlere) tabi olun.”

    [56] Sonra gunahkar nefsin soyle demesi var: “- Yazık bana! Allah’a ibadette kusur etmisim. Ben (Kur’an ve muminlerle) alay edenlerdenim.”

    [57] Yahud soyle demesi var: “- Eger Allah bana hidayet vereydi, muhakkak ben, Allah’dan korkanlardan (sirkten sakınanlardan) olurdum.”

    [58] Ve yahud azabı gordugu zaman: “- Bana, (dunyaya) bir geri donmek olsaydı da guzel amel isliyenlerden olaydım.” demesi vardır

    [59] (Allah o kafire= o gunahkar nefse soyle buyurur): “- Hayır sana ayetlerim (Kur’an’ım) geldi de onlara yalan dedin. Kibirlendin (kendini buyuk gorub iman etmiye tenezzul etmedin) ve kafirlerden oldun.”

    [60] Kıyamet gunu, Allah’a iftira edenleri (O’na es kosanları) gorursun ki, yuzleri kapkara kesilmistir. Buyukluk taslıyanların yeri, cehennemde degil mi

    [61] Allah, takva sahiblerini imanları sebebiyle kurtulusa erdirir. Onlara fenalık dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar

    [62] Allah her seyi yaratandır ve O, her seye vekildir. (Her sey O’nun tasarrufunda ve muhafazasındadır)

    [63] Butun goklerin ve yerin hazineleri (kilidleri) O’nundur. Allah’ın ayetlerini (Kur’an’ını ve Peygamberini) inkar edenler, iste onlar kendilerine yazık edenlerdir

    [64] (Ey Rasulum, sana ecdadının dinine don, diyen kafirlere) de ki: “- Bunca delillerden sonra, Allah’dan baskasına mı ibadet etmemi, bana emrediyorsunuz? Ey cahiller!...”

    [65] Gercekten sana ve senden oncekilere soyle vahy olundu:” - (Farz-ı muhal) eger Allah’a es kosarsan, muhakkak amelin bosa gider ve elbette husrana ugrayanlardan olursun

    [66] Bilakis Allah’a ibadet et ve sukredenlerden ol.”

    [67] O kafirler, Allah’ı gerektigi gibi takdir edemediler (buyuklugunu anlıyamadılar). Halbuki kıyamet gunu, yer kuresi tamamen O’nun tasarrufundadır. Gokler de, kudret elinde durulmuslerdir. Allah, onların ortak kostuklarından munezzehtir ve cok yucedir

    [68] (Artık kıyamet kopmus, Israfil tarafından birinci defa) Sur’a ufurulmustur de Allah’ın diledigi (Cebrail, Azrail, Mikail ve Israfil gibileri) mustesna olmak uzre goklerde kim var, yerde kim varsa hepsi olmustur. Sonra Sur’a tekrar (ikinci defa) ufurulmustur. Bu defa (kabirlerinden) kalkmıslar bakınıb duruyorlar. (Acaba kendilerine ne yapılacaktır)

    [69] Mahser yeri, Rabbinin nuru (adaleti) ile aydınlanmıstır. Kitab (amel defterleri sag ve sol ellere) konmus, peygamberler ve sahidler getirilmis, kullar arasında adaletle hukum verilmektedir, hem onlar asla zulum edilmezler

    [70] Ve herkes ne is yaptı ise, (karsılıgı) tamamen verilmistir. Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir

    [71] Kafir olanlar boluk boluk cehenneme surulur. Nihayet oraya vardıklarından kapıları acılır ve bekcileri onlara soyle der: “- Size, icinizden peygamberler gelip de Rabbinizin ayetlerini okumadı mı, sizi bu gununuze kavusmakla korkutmadı mı?” Onlar “- Evet, geldi. Fakat (Allah’ın kafirlere olan azab vaadi), azab sozu kafirler uzerine gerceklesti.” derler

    [72] (Onlara melekler tarafından soyle) denilir: “- Girin cehennemin kapılarından, ebediyyen icinde kalmak uzere...”Iste bak, buyukluk taslıyanların yeri ne kotudur

    [73] Rablerine itaat edenler de boluk boluk cennete gonderilir. Nihayet oraya varıb cennetin kapıları acılınca, bekcileri soyle derler: “ - (Her turlu kederden) selamet size! (Gunah kirinden) tertemizsiniz? Artık ebedi olarak kalmak uzere girin oraya.”

    [74] (Cennetlik olanlar soyle) derler: “ - Hamd olsun o Allah’a ki, bize olan vaadini yerine getirdi; ve bizi cennet yerine mirascı kıldı, cennetde istedigimiz yere konuyoruz. Iste (dunyada Allah icin guzel) amel isliyenlerin mukafatı ne iyi!...”

    [75] Bir de Melekleri gorursun ki, Rablerini hamd ile tesbih ederek arsın etrafını kusatmıslardır. (Cennetlik ve cehennemlik olan) o kimseler arasında adaletle hukum verilmistir de soyle denilmektedir: “- Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır.”

    Ğâfir

    Surah 40

    [1] Ha, Mim

    [2] Bu Kitab’ın indirilisi aziz, alim olan Allah’dandır

    [3] O gunah bagıslayan, tevbe kabul eden, azabı siddetli olan ihsan sahibi Allah’dandır ki, O’ndan baska hic bir ilah yoktur; donus ancak O’nadır

    [4] Allah’ın ayetlerinde, ancak inkarcı kafirler mucadele eder. (Ey Rasulum), simdi onların (ticaret icin) sehirler arası donub dolasmaları seni aldatmasın (islerinin sonu azabdır)

    [5] Senin kavminden once Nuh kavmi, Nuh kavminin arkasından da peygamberlerine karsı birlesen kafirler tekzib etmislerdi; ve her ummet kendilerinin peygamberini yakalayıb oldurmek kasdinde bulundu. Hakkı batıl ile yok etmek icin bosuna mucadele ettiler. Nihayet ben de onları (azabımla) yakalayıverdim. Bak, nasıl oldu azabım

    [6] Iste peygamberleri tekzib edenlere, Rabbinin azab vaadi boylece vacib oldu. Onlar cehennemliktirler

    [7] Ars’ı yuklenen melekler ve onun etrafındakiler Rablerini hamd ile tesbih ederler. O’na iman ederler ve iman eden kimseler icin de soyle magfiret dilerler: “- Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her seyi kusatmıstır. Bunun icin tevbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bagısla, onları cehennem azabından koru

    [8] Ey Rabbimiz! Onları ve atalarından, zevcelerinden, nesillerinden salih olanları, kendilerine va’d ettigin Adn cennet’lerine koy. Suphesiz sen Aziz’sin= her seye galibsin, Hakim’sin= hukmunde hikmet sahibisin

    [9] Bir de onları fenalıklardan (ates azabından) koru. Sen kimi fenalıklardan korursan, muhakkak onu, kıyamet gunu bagıslamıssındır.” Iste bu, en buyuk kurtulustur

    [10] O kafir olanlara (cehenneme girislerinden sonra melekler tarafından) soyle cagrılacaktır:” - Muhakkak ki Allah’ın bugzu, sizin nefsinize olan bugzunuzdan daha buyuktur. Cunku siz, (dunyada iken) imana davet olunuyordunuz da, kufurde israr ediyordunuz.”

    [11] (Cehennemde olan kafirler) soyle diyecekler: “- Ey Rabbimiz! Bizi (biri dunya hayatının sonunda, digeri kabirde dirildikten sonra olmak uzere) iki defa oldurdun, iki defa da dirilttin. Simdi gunahlarımızı anladık; fakat var mı (donub dunyaya) cıkmaga bir yol?”

    [12] Bu (azab size) sundan dolayıdır ki, Allah birdir denildigi zaman, inkar ettiniz. Fakat O’na ortak kosulunca iman ediyordunuz. Artık hukum, her seyden yuce ve buyuk olan Allah’ındır

    [13] O’dur ki, size (kudret ve azametine delalet eden) alametlerini gosteriyor, sizin icin gokten bir rızık (sebebi olan yagmur) indiriyor. Fakat ancak kufurden donen (Allah’ın alametlerinden ibret alır ve gercegi) anlar

    [14] O halde siz, Allah’a ibadeti halis kılarak hep O’na itaat edin, varsın kafirler hoslanmasınlar

    [15] O dereceleri yukselten arsın sahibi (Allah, mahlukatın birbirine kavusacagı) kıyamet gununun dehsetini haber vermek icin kullarından diledigine (Hz. Muhammed Aleyhissalatu vesselam’a), kendi emrinden vahy indiriyor

    [16] O gun onlar (kabirlerinden dısarı) cıkarlar. Onların hal ve amellerinden hic bir sey Allah’a gizli kalmaz. (Allah soyle buyurur): “- Kimin mulk bugun?” (Hic kimse buna cevab veremez, yine Allah buyurur): “- Kahhar= herseye galib olan (essiz) tek Allah’ındır.”

    [17] Bugun (ahirette) herkes kazandıgı ile cezalanacaktır. Zulum yok bugun... Subhesiz ki Allah hesabı cok cabuk gorendir

    [18] (Ey Rasulum, o musrikleri gelmesi yakın) kıyamet gunu ile korkut. O vakit kalbler, huzunle dolu olarak gırtlaklara cıkmıs yutkunur dururlar. Kafirlerin ne bir yakını var, ne de sefaatı makbul bir sefaatcisi

    [19] Allah, gozlerin hain bakısını da bilir, kalblerin gizledigini de

    [20] Allah, hak ve adaleti yerine getirir. O kafirlerin, Allah’dan baska ibadet ettikleri (putlar) ise, hic bir seyi yerine getiremezler. Cunku Allah Semi’dir= sozlerini isitendir, Basir’dir= butun yaptıklarını gorendir

    [21] O kafirler, yeryuzunde gezib dolasmadılar mı? Baksalar ya, kendilerinden oncekilerin akıbeti nasıl olmus? Onlar hem kuvvet, hem de eserleri bakımından yeryuzunde kendilerinden cok daha ustunduler. Boyle iken Allah onları gunahları yuzunden helak etti. Kendilerini Allah’ın azabından bir koruyan da olmadı

    [22] Dunyadaki azabın sebebi su: Cunku onlara peygamberleri mucizelerle geliyorlardı da, (onları) inkar ettiler. Allah da onları (azabı ile) yakalayıverdi. Muhakkak ki O, cok kuvvetlidir, azabı siddetlidir

    [23] Dogrusu biz, Musa’yı mucizelerimizle ve apacık bir delille gonderdik

    [24] Firavun’a (veziri) Haman’a ve Karun’a...Onlar (Musa icin soyle) dediler: “- Bu bir sihirbazdır, yalancıdır.”

    [25] Bunun uzerine Musa, tarafımızdan onlara hakkı (kitabı) getirince de soyle dediler: “- Musa ile beraber iman edenlerin ogullarını oldurun, kadınlarını ise diri bırakın.” Fakat kafirlerin hilesi ancak yok olmaga mahkumdur

    [26] Firavun dedi ki: “- Bırakın beni, Musa’yı oldureyim de, o, Rabbine dua etsin. Cunku ben, onun, dininizi degistirmesinden, yahud yeryuzunde bir fesad cıkarmasından korkuyorum.”

    [27] Musa da soyle dedi: “ - Ben hesab gunune inanmıyan her kibir ve azamet sahibinden Rabbime ve Rabbinize sıgındım.”

    [28] Imanını gizlemekte olan Firavun ailesinden mumin bir adam da soyle dedi: “-Siz, Rabbim Allah’dır, diyen bir adamı oldurur musunuz? Hem size Rabbinizden mucizeler getirmistir. Bununla beraber eger (soylediginde) yalancı ise, cezası kendine. Fakat dogru ise, sizi korkuttugu azabın bir kısmı olsun, size isabet eder. Muhakkak ki Allah, haddi asan her yalancıyı hidayete erdirmez

    [29] Ey benim kavmim! Bugun mulk sizin, Mısır arazisinde galib bulunuyorsunuz; fakat basımıza gelir catarsa, Allah’ın azabından bizi kim kurtarır?” Firavun dedi ki: “- Ben, size fikrimden baskasını gostermem ve muhakkak ki ben, size dogru yolu gosteriyorum.”

    [30] Iman etmis olan adam da soyle dedi: “- Ey Kavmim! Dogrusu ben (Musa’yı yalanlamanız neticesi) size kafir ummetlerin gunleri gibi bir gunden korkuyorum

    [31] Nuh kavminin, ad kavminin, Semud kavminin ve daha sonrakilerin cektikleri azab gibi... (yoksa gunahsızlara azab etmek suretiyle hic bir zaman) Allah kullarına bir zulum murad etmez

    [32] Ey Kavmim! Gercekten ben, basınıza gelecek cagrısma gununden (imdad icin birbirinizi yardıma cagıracagınız kıyamet gununden) korkuyorum

    [33] O gun, hesab yerini arkanızda bırakarak cehenneme doneceginiz gundur. Allah’ın azabından sizi kurtaracak yoktur. Allah kimi sapıklıga dusururse, artık ona bir hidayet edecek yoktur

    [34] Dogrusu Musa’dan once Yusuf da size mucizelerle gelmisti. O vakit de onun size getirdigi seyler hakkında subhe edib durmustunuz. Nihayet vefat ettiginde de: “- Bundan sonra Allah asla peygamber gondermez” dediniz. Iste Allah, (dininde) haddi asan subheciyi boyle saptırır

    [35] (O Subheciler), o kimselerdir ki, kendilerine (Allah’dan) gelmis hicbir delil olmaksızın Allah’ın ayetlerinde mucadele ederler. Bu, hem Allah katında, hem iman edenler yanında en buyuk bugzu gerektirir. Iste Allah her mutekebbir zorbanın kalbini boyle muhurler.”

    [36] Firavun’da (veziri bulunan Haman’a) soyle dedi: “- Ey Haman! Bana yuksek bir kosk yap, belki ben ulasırım yollara

    [37] Goklerin yollarına (ulasırım) da Musa’nın Ilah’ına bakarım. Muhakkak ben, onu, yalancı sanıyorum.” Iste bu sekilde Firavun’a kotu ameli suslu gosterildi de, dogru yoldan cıkarıldı. Firavun’un hilesi ancak helak olmaga mahkumdur

    [38] Iman etmis olan (adam soyle) dedi: “- Ey kavmim! Siz bana uyun; size dogru yolu gosterecegim

    [39] Ey Kavmim! Bu dunya hayatı muvakkat bir faydalanmadan ibarettir. Ahiret ise, devamlı olarak durulacak yerdir

    [40] Kim bir kotuluk islerse, ancak onun misli ile cezalandırılır. Erkek ve kadından her kim de mumin olarak iyi bir amel islerse, iste onlar cennete girerler. Orada hesabsız olarak rızıklandırılırlar

    [41] Ey kavmim! Basıma gelen nedir? Ben sizi kurtulusa (cennete) davet ediyorum, siz ise beni atese cagırıyorsunuz

    [42] Beni, Allah’ı inkar etmege ve hakkında bilgim olmayan seyi O’na ortak kosmaya cagırıyorsunuz. Ben ise, sizi Aziz olan= her seye galib gelen, Gaffar olan= cok bagıslayan Allah’a davet ediyorum

    [43] Elbette beni, kendisine ibadete cagırdıgınızın (putlarınızın) ne dunyada, ne de ahirette (hic kimseyi kendilerine ibadet icin) cagırmak kudreti yoktur. Hepimizin donusu Allah’adır. Butun haddi asanlar (musrikler) de cehennemliktirler

    [44] Siz benim soylediklerimi yakında (kıyamette) anlıyacaksınız. Ben isimi Allah’a bırakıyorum. Muhakkak ki Allah kulların butun yaptıklarını gorendir= Basir’dir.”

    [45] Nihayet Allah onu (iman etmis olan adamı), Firavun taraftarlarının hilesinden korudu. Firavun kavmini ise, o kotu azab kusatıverdi (denizde boguldular)

    [46] Onlar (kabirlerinde kıyamet gunune kadar) sabah ve aksam atese arz edilecekler. Kıyamet koptugu gun de: “- Firavun kavmini en siddetli azaba sokun.” denilecektir

    [47] Hatırla o vakti ki, (kafirlerin onderleri ile ayak takımları) atesde birbirleriyle cekisirlerken zayıf olanlar, buyukluk taslıyanlara (onderlerine) soyle diyecekler: “- Biz (dunyada) size itaatkar idik. Simdi siz, bizden atesin bir kısmını savabiliyor musunuz?”

    [48] Buyukluk taslayıb imandan yuz cevirenler de soyle diyecektir: “- Biz topyekun o ates icindeyiz. Dogrusu Allah, kulları arasında (gerekli) hukmunu verdi. (Muminleri cennete koydu, kafirleri cehenneme soktu).”

    [49] Ateste olanlar, cehennem bekcilerine diyecekler ki: “- Rabbinize dua edin (hic olmazsa) bizden bir gun (muddetince) azabı hafifletsin.”

    [50] (Cehennem bekcileri atesteki kafirlere) soyle derler: “- Size peygamberleriniz mucizelerle gelmedi miydi?” Onlar: “-Evet” derler. (Bekciler, onlarla alay etmek kasdi ile soyle) derler “- O halde kendiniz (Allah’a) yalvarın.” Kafirlerin yalvarıb yakarması ise hep bosunadır

    [51] Muhakkak ki biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dunya hayatında, hem de meleklerin sahid duracagı gun (kıyamette) muzaffer kılacagız

    [52] O gun, zalimlere ozur dilemeleri fayda vermiyecektir; onlara lanet, (Allah’ın rahmetinden uzaklık) vardır, yurdun kotusu de onlarındır

    [53] Gercekten biz Musa’ya peygamberlik verdik ve Israilogullarına da Tevrat’ı miras bıraktık

    [54] Akıl sahiblerine bir hidayet ve bir ogud olarak

    [55] O halde (Ey Rasulum, musriklerin eziyetlerine) sabret; cunku Allah’ın (zafere dair) vaadi gercektir. (Muminler adet edinsinler diye) gunahın icin magfiret dile, aksam-sabah hamd ile Rabbini tesbih et (veya bes vakit namaz kıl)

    [56] Kendilerine (Allah’dan) gelmis bir delil olmaksızın Allah’ın ayetlerini inkar edenlerin kalblerinde ancak tekebbur var. Onlar, o tasarladıkları buyukluge asla eremiyeceklerdir. Sen, hemen (sana fenalık dusunenlerden) Allah’a sıgın. Muhakkak ki O, Semidir= sozlerini isitendir, Basir’dir= yaptıklarını gorendir

    [57] Elbette gokleri ve yeri yaratmak, insanları (oldukten sonra) yaratmaktan daha buyuktur. Fakat insanların cogu bilmezler

    [58] Kor olanla goren, iman edib salih ameller isliyenlerle kotuluk eden bir olmaz. Siz pek az dusunuyorsunuz

    [59] Kıyamet muhakkak gelecektir; onda hic subhe yoktur. Fakat insanların cogu (buna) inanmazlar

    [60] Rabbiniz buyurdu ki: “- Bana dua edin, size karsılıgını vereyim. Bana ibadet etmekten buyuklenib yuz cevirenler, muhakkak ki kuculmus kimseler olarak cehenneme gireceklerdir.”

    [61] Allah O’dur ki, icinde dinlenesiniz diye geceyi, goresiniz diye gunduzu, sizin icin yarattı. Gercekten Allah insanlara ihsan sahibidir, fakat insanların cogu buna sukretmezler

    [62] Iste (yuce vasıflarında ortagı bulunmıyan) bu Allah Rabbinizdir; her seyi yaratandır. O’ndan baska hic bir Ilah yoktur. O halde (Allah’a ibadet etmekten donub putlara) nasıl cevriliyorsunuz

    [63] Allah’ın ayetlerini inkar etmis olanlar iste boyle (hakdan) cevriliyorlar

    [64] Allah O’dur ki, sizin icin yer yuzunu bir oturma yeri, gogu de kubbeli bir catı yaptı. Size sekil verdi; sonra da sekillerinizi guzellestirdi. Pak ve hos seylerden size rızık verdi. Iste (kudret sahibi olan) bu Allah’dır Rabbiniz. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yucedir

    [65] Ebedi hayat sahibi ancak O’dur. O’ndan baska hic bir Ilah yoktur. O halde ibadeti O’na halis kılarak kendisine soyle dua edin: “- Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.”

    [66] (Ey Rasulum, seni putperest atalarının dinine cagıran o musriklere) de ki: “- Bana Rabbimden acık deliller (ayetler) geldigi vakit, ben, o sizin Allah’dan baska taptıklarınıza ibadet etmekten kesin olarak menedildim. Alemlerin Rabbine itaat ve ibadet etmekle emrolundum.”

    [67] O Allah’dır ki, sizi (babanız Adem’i) bir topraktan yarattı, sonra bir nutfeden, sonra bir kan pıhtısından... Sonra sizi (annelerinizin karnından) bir bebek olarak cıkarıyor. Sonra delikanlılık cagınıza eresiniz diye buyutuyor, sonra da ihtiyar olasınız diye... Icinizden kimi de, (delikanlılık ve ihtiyarlık cagından) daha evvel olduruluyor. Bunlar, muayyen bir ecele eresiniz diye yapılır. Olur ki (Allah’ın buyuk kudretine ve essizligine delalet eden bu halleri) dusunursunuz

    [68] Dirilten de, olduren de O’dur. O, bir isi (yaratmak) istedigi vakit sade “Ol” der, oluverir

    [69] (Ey Rasulum), Allah’ın ayetleri hakkında mucadele edenlere bakmaz mısın, (hak dinden) nasıl cevriliyorlar

    [70] Kur’an’ı ve peygamberlerimizle gonderdigimiz diger kitapları inkar edenler, (yakında, kıyamette kendilerine ne yapılacagını) bilecekler

    [71] O vakit, boyunlarında (demirden) laleler ve zincirler oldugu halde suruklenecekler

    [72] Kaynar suda... Sonra ateste yakılacaklar

    [73] Sonra onlara soyle denilecek: “- Nerede ortak kosup tapındıgınız

    [74] Allah’dan baskaları.” Onlar (cevap olarak soyle) diyecekler: “- Bizden kaybolup gittiler. Dogrusu biz, bundan once, bir seye ibadet etmiyormusuz (onların hic bir kıymeti yokmus).” Iste Allah kafirleri boyle sapıklıga dusurur

    [75] Size bu azap, yeryuzunde azgınlıkla sevinmenizden ve kibirlenmenizden dolayıdır

    [76] (Onlara soyle denir): “Girin cehennem kapılarından, iclerinde ebedi kalmak uzere... Bak, o kibirlenenlerin yeri ne kotudur

    [77] Onun icin (Ey Rasulum, kafirlerin eziyetlerine) sabret. Elbette Allah’ın (sana olan zafer) vaadi bir gercektir. Artık onlara vaad ettigimiz azabın bir kısmını sana gostersek de, yahud seni kendimize alsak da muhakkak onlar dondurulup bize getirilecekler

    [78] (Ey Rasulum) gercekten biz, senden once bir cok peygamberler gonderdik; onlardan kimini sana haber verdik, kimini de sana haber verip anlatmadık. Allah’ın izni olmadıkca, hic bir peygamber tek bir mucize getiremez. Allah’ın (dunya ve ahirette azap) emri gelince de, hak yerine getirilir. Iste, burada husrana dustu inatcı kafirler

    [79] Allah O’dur ki, sizin icin davarlar yarattı, onlardan (deve gibi hayvanlar) binek edinesiniz diye... Onların bir kısmından da yersiniz

    [80] Sizin icin onlarda daha bir cok menfaatler var. Kalblerinizdeki bir ihtiyaca kavusmanız icin, onlara biniyorsunuz. Hem onların uzerinde (karada), hem gemiler uzerinde (denizde) tasınırsınız

    [81] Ve size (kudretinin kemaline, rahmetinin genisligine delalet eden) alametlerini gosteriyor; artık Allah’ın hangi ayetlerini inkar edersiniz (bu Allah’dan degildir, dersiniz)

    [82] O kafirler, yeryuzunde gezip de bakmadılar mı ki, kendilerinden evvelkilerin akıbeti nasıl olmus? Onlar, kendilerinden (sayıca) daha cok, kuvvetce daha metin ve yeryuzunde eser (bina) bakımından daha guclu idiler. Oyle iken, elde ettikleri seyler kendilerini kurtarmadı

    [83] Cunku onlara, peygamberleri mucizelerle geldikleri vakit, kendilerinde bulunan (batıl) ilme guvendiler de, o peygamberleri alaya aldıkları seyin cezası kendilerini kusatıverdi

    [84] O vakit, azabımızın siddetini gorduklerinde soyle dediler: “- Allah’ın birligine iman ettik ve O’na ortak kostugumuz seyleri inkar ettik.”

    [85] Fakat azabımızı gordukleri vakit, imanları kendilerine fayda verecek degildi. Allah’ın kulları hakkında olagelen sunneti (nizamı) budur. Iste kafirler burada aldanmıslar, ziyana ugramıslardır

    Fussilet

    Surah 41

    [1] Ha, mim

    [2] Bu Kur’an Rahman, Rahim tarafından indirilmedir

    [3] Bir kitaptır ki, ayetleri, Arabca bir Kur’an olmak uzere anlayacak olan bir kavme acıklanmıstır

    [4] Hem (cenneti) mujdeleyici, hem (atesten) korkutucu olarak... Fakat onların (Mekke kafirlerinin) cogu, (Kur’an’dan) yuz cevirdiler. Artık onlar dinleyip hakkı kabul etmezler

    [5] (Ey Rasulum, sana) onlar soyle dediler: “- Senin bizi davet ettigin Kur’an’dan kalblerimiz ortuler icindedir (dedigini anlamıyoruz). Kulaklarımızda da bir agırlık var ve bizimle senin aranda bir perde mevcuttur. O halde sen dinin uzere calıs, biz de dinimiz uzere calısacagız.”

    [6] (Ey Rasulum), de ki: “-Ben ancak sizin gibi bir insanım, yalnız bana soyle vahyediliyor: Sizin Ilahınız ancak bir Ilah’dır. Onun icin (sirkten tevbe edip ihlas ile) hep O’na teveccuh edin, magfiretini isteyin. O musriklere de azap olsun

    [7] O musrikler ki, zekatı vermezler ve onlar ahireti de inkar ederler

    [8] Muhakkak ki iman edip de salih ameller isliyenler icin kesilmiyen bir mukafat var

    [9] (Ey Rasulum), deki: “-Arzı iki gunde yaratanı, siz mi inkar edeceksiniz ve O’na esler kosup duracaksınız? O, butun alemlerin Rabbidir.”

    [10] Allah, o arz uzerinde sabit daglar ve bereketler yarattı. Arzda bulunanların rızkını da takdir etti; (arzın, icindekilerle beraber kac gunde yaratıldıgını) soranlar icin tam dort gunde

    [11] Sonra (Allah), buhar halinde olan gogu yaratmayı kasd etti de ona ve arza: “-Ikiniz de istiyerek veya istemiyerek gelin meydana cıkın.” dedi. Onlar da: “-Biz istiyerek geldik.” dediler. (Allah’ın emrine boyun egdiler)

    [12] Boylece gokleri, yedi kat gok olarak iki gunde yarattı: (Arzın yaratılısı gun, icindekilerin gun, goklerin gun ki, altı gun eder). Bir de her gok ehline (meleklerine, orada olacak hadiselerin) emrini vahy etti. Biz dunya gogunu de kandillerle (yıldızlarla) donattık, onu (afetlerden) koruduk. Iste bu, Aziz, Alim olan Allah’ın takdiridir

    [13] (Ey Rasulum, bu beyandan sonra Mekke kafirleri Allah’a ve Peygamberine iman etmekten yine) yuz cevirirlerse, de ki: “- Sizi, Ad ve Semud’un siddetli azabı gibi bir azabla korkutuyorum.”

    [14] Ad ve Semud kavmine, Allah’dan baskasına tapmayın diye, her taraftan peygamberler geldigi vakit, onlar soyle dediler: “- Eger Rabbimiz dileseydi, muhakkak melekler indirirdi, (siz ise bizim gibi insanlarsınız, peygamber olamazsınız). Onun icin biz sizinle gonderilen seylere inanmayız.”

    [15] Sonra Ad kavmi, yeryuzunde haksız yere buyukluk tasladılar ve soyle dediler: “-Bizden daha kuvvetli kim var?” Onlar, kendilerinden daha kuvvetli oldugunu anlamadılar mı, (bunu dusunmediler mi?) Fakat onlar, ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı

    [16] Biz de, perisanlık azabını dunya hayatında kendilerine taddıralım diye, ugursuz gunlerde uzerlerine kavurucu bir ruzgar (kasırga) gonderdik. Elbette ahiret azabı (dunyadakinden) daha siddetlidir, daha perisan dusurucudur. Hem de onlar, (Allah’ın azabından) kurtarılmıyacaklardır

    [17] Semud kavmine gelince: Biz onlara dogru yolu gosterdik de onlar, korlugu hidayete tercih ettiler. Onun icin, kazandıkları gunah yuzunden kendilerini, o siddetli azab yıldırımı yakalayıverdi

    [18] (Peygamberleri Salih’e) iman edib de (kufurden) sakınanları ise kurtardık

    [19] Allah dusmanlarının toplanıb atese goturulecekleri gun (kıyamette) onlar, ilk gelenden itibaren sonuncu gelinceye kadar bekletilirler

    [20] Nihayet atese geldikleri zaman, onlar (dunyada) ne yapıyordu iseler, kulakları, gozleri ve derileri hep aleyhlerine sahidlik edecektir

    [21] O kafirler, derilerine (azalarına): “-Nicin aleyhimizde sahitlik ettiniz?” derler. Onlar (cevab olarak): “-Bizi, her seyi soyleten Allah soyletti. Sizi ilk defa O yarattı, (oldukten sonra da) yine O’na goturuluyorsunuz

    [22] Kulaklarınız, gozleriniz ve derileriniz aleyhinize sahidlik eder diye sakınmamıstınız ve muhakkak zannetmistiniz ki, Allah, yaptıklarınızdan bir cogunu bilmez

    [23] Iste Rabbinize karsı beslediginiz bu zannınız, sizi helake dusurdu ve ziyana ugrayanlardan oldunuz.”

    [24] Artık sabredebilirlerse, ates kendilerine bir meskendir. Eger dunyaya donmeyi isterlerse, artık dunyaya donecek olanlardan degillerdir

    [25] Biz onlara, (o Mekke musriklerine) bir takım (seytanlardan ibaret) dostlar musallat kıldık da bunlar, onlara, hem onlerindeki ahiret isini, hem arkalarındaki dunya isini susleyi vermislerdir. Cin ve insanladan kendilerinden once gecmis (ve kafir olmus) ummetlerle beraber bunlara da azab vaadi gerceklesmistir. Cunku onlar kendilerine yazık etmislerdi

    [26] Bir de o kafir olanlar: “- Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve ona bozgunculuk edin; olur ki ustun gelirsiniz.” dediler

    [27] Iste bunun icindir ki, biz de o kafirlere siddetli bir azab taddıracagız; ve kendilerini yaptıkları amellerin en kotusu ile cezalandıracagız

    [28] Iste bu, Allah dusmanlarının cezasıdır, atestir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerinin cezası olarak onlara, orada ebedilik yurdu vardır

    [29] O kafir olanlar (cehennemde) soyle diyecektir: “- Ey Rabbimiz! Cin ve insanlardan bizi yoldan cıkaran seytanları bize goster de onları ayaklarımız altına alalım, en asagı dusenlerden olsunlar.”

    [30] Gercekten: “- Rabbimiz Allah’dır.” deyib de sonra sebat gosterenler (ve salih amel isliyenler var ya), onların uzerine (olum anında veya dehset halinde): “- Korkmayın, mahzun olmayın. Vaad olundugunuz cennetle neselenin.” diye melekler inecektir

    [31] (Ve melekler soyle diyecektir): “- Biz, hem dunya hayatında, hem de ahirette sizin dostlarınızız. Size, bu ahirette nefislerinizin hoslanacagı (nimetler) var, hem size burada ne isterseniz var

    [32] Gafur, Rahim olan Allah’dan konukluk bir ikram olarak...”

    [33] “- Ben gercek muslumanlardanım.” deyib salih amel isleyerek Allah’a (ibadete) cagıran kimseden daha guzel sozlu kim var

    [34] Hem iyilikle kotuluk musavi olmaz. Sen kotulugu, en guzel olan iyi hareketle onle. O vakit bakarsın ki, seninle arasında bir dusmanlık bulunan, yakın bir dost gibi olmustur

    [35] Iyilikle, kotulugu onleme hasletine ancak sabredenler kavusturulur. Buna (cennetde) buyuk mukafatı olan ancak kavusturulur

    [36] Eger seni seytandan bir durtus durtecek olursa, hemen Allah’a sıgın; cunku O’dur ancak isiten, bilen

    [37] Gece, gunduz, gunes ve ay hep O’nun (kudret ve azametine delalet eden) alametlerindendir. Siz gunese ve aya secde (*) etmeyin de onları yaratan Allah’a secde edin; eger O’na ibadet etmek istiyorsanız

    [38] Eger Allah’a ibadet etmekten cekinir kibrederlerse, bilsinler ki, Rabbinin katında bulunan melekler hic usanmıyacak gece ve gunduz O’nu tesbih ederler. (*) Dikkat!... Bu ayet secde ayetidir

    [39] Allah’ın kudretine delalet eden alametlerden biri de sudur ki, sen yeryuzunu kurumus gorursun. Fakat uzerine yagmuru indirdigimiz zaman, harekete gecer ve kabarır (canlanır ve yeserir). Yeryuzune hayat veren, elbette oluleri de dirilticidir. Cunku O, her seye kadirdir

    [40] Ayetlerimiz hususunda hakdan ayrılanlar (inkara dusenler), muhakkak bize gizli kalmazlar, (butun yaptıklarınızı biliriz). O halde atese atılan mı hayırlıdır, yoksa kıyamet gunu (azabdan) emin olarak gelecek olan mı? Artık dilediginizi yapın; cunku O, butun yaptıklarınızı gorendir

    [41] Kendilerine Kur’an geldigi vakit, onu inkar edenler, (azaba ugratılacaklardır). Muhakkak ki, o cok serefli bir kitabdır

    [42] Ona ne onunden ne ardından (asla) batıl yaklasamaz. O, Hamid, herkes tarafından ogulen; Hakim, hikmet sahibi olan Allah’dan indirilmedir

    [43] (Ey Rasulum), sana, senden onceki peygamberlere soylenen kufur ve tekzibden baska bir sey soylenmiyor. Subhe yok ki senin Rabbin, hem bir merhamet sahibidir, hem de acıklı bir azab sahibi

    [44] Eger biz, onu, yabancı bir dilden Kur’an yapaydık, muhakkak soyle diyeceklerdi: “- Ayetleri acıklansaydı ya! Arab’a yabancı dil mi?” (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- O Kur’an, iman edenlere hidayet ve sifadır. Iman etmiyenlerin ise, kulaklarında bir agırlık var. Kur’an onlara karsı bir korluk ve subhedir. Onlar, uzak bir yerden cagrılanlar gibidir; (hakkı duymazlar ve kabul etmezler)”

    [45] Celalim hakkı icin, biz Musa’ya Tevrat’ı verdik de (Kur’an’da ihtilafa dusuldugu gibi) onda da ihtilaf edildi (hakdır, batıldır sozleri edildi). Eger (azabın tehirine dair) Rabbinden bir hukum gecmis olmasaydı, aralarında is bitiriliverirdi, (hemen o kafirler helak ediliverirlerdi). Muhakkak ki o kafirler, Kur’an’dan endise veren bir subhe icindedirler

    [46] Kim salih amel islerse, (sevabı) kendine; kim de kotuluk ederse, (cezası) yine kendinedir. Yoksa Rabbin, asla kullara zulmedici degildir

    [47] (Vaktini kimse bilemiyecegi) kıyametin ilmi Allah’a havale edilir. Hem O’nun ilmi olmadıkca meyvelerden hic biri tomurcuklarından cıkmaz, hic bir disi gebe kalmaz ve dogurmaz. Allah, musriklere: “- Nerede imis ortaklarım?” diye nida edecegi gun, soyle diyeceklerdir: “- Sana arz ederek bildiririz ki, bizden (sana ortak bulunduguna) sahidlik edecek bir kimse yoktur.”

    [48] Onceden ibadet edib durdukları putlar, kendilerinden kaybolup gideceklerdir; ve onlar kendilerine hic bir kacamak kalmadıgını anlıyacaklardır

    [49] (Kafir olan) insan, hayır (mal, evlad, zenginlik ve sıhhat) istemekten usanmaz da, kendisine bir darlık dokunuverirse, hemen umidi keser, ye’se duser

    [50] Eger ona dokunan bir sıkıntıdan sonra, tarafımızdan kendisine bir rahmet taddırırsak, mutlak soyle der: “-Bu benim hakkım, kıyametin kopacagını zannetmiyorum. (Eger muslumanların dedigi gibi) Rabbime dondurulecek olursam, muhakkak benim icin O’nun katında iyi halden en guzeli (cennet) var.” Fakat biz, o kafir olanlara ne yaptıklarını haber verecegiz ve onlara muhakkak siddetli bir azab taddıracagız

    [51] Biz insana nimet verdigimiz vakit, sukretmekten yuz cevirir ve yan bukub uzaklasır. Kendisine darlık dokunuverdi mi, artık genis genis duaya dalar

    [52] (Ey Rasulum), de ki: “- Soyleyin bakayım, (ey kafirler), eger o Kur’an, Allah tarafından olub da sonra siz onu inkar etmisseniz, hakdan cok uzak bir ayrılıga dusenden daha saskın kim olur?”

    [53] Ileride biz o Mekke halkına, hem yeryuzu etrafında, hem bizzat nefislerinde ayetlerimizi (kudretimizin alametlerini) oyle gosterecegiz ki, nihayet Peygamberin soyledigi seyin hak oldugu kendilerine zahir olacaktır. Rabbinin her seye sahid olması yetmez mi

    [54] Dikkat et! O kafirler, Rablerine kavusmaktan bir subhe icindedirler. Dikkat et, Allah her seyi (ilmi ve kudreti ile) kusatandır

    Şûrâ

    Surah 42

    [1] Ha, Mim

    [2] Ayin, sin, kaf

    [3] Aziz, Hakim olan Allah, sana ve senden evvelki peygamberlere boyle (manalar) vahyediyor

    [4] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O, her seyden yucedir, her seyden buyuktur

    [5] (Allah’ın azametinden) nerde ise gokler ustlerinden catlayacaklar. Melekler hamd ile Rablerine tesbih ediyorlar ve yeryuzunde bulunan kimse icin magfiret diliyorlar. Dikkat edin! Subhesiz ki Allah, Gafur’dur= cok bagıslayandır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [6] Allah’dan baska veliler edinenlere gelince; onların (soz ve isleri) uzerine Allah gozcudur, sen uzerlerine bir vekil degilsin (Ey Rasulum, vazifen azab ile onları korkutmaktır)

    [7] Sehirlerin esası olan Mekke halkını ve butun etrafındaki memleketler halkını sakındırasın ve hakkında subhe olmıyan o kıyamet gununun dehsetini haber veresin diye, sana boyle Arabca bir Kur’an vahyettik. O kıyamet gununde toplananlardan bir kısmı (muminler) cennettedir, bir kısmı (kafirler) de cehennemdedir

    [8] Eger Allah dileseydi, butun insanları tek bir ummet (aynı dine baglı kimseler) yapardı; fakat diledigini rahmetine koyar. Zalimlere ise, bir dost da yok, bir yardımcı da yok

    [9] Yoksa o kafirler, Allah’dan baska yardımcılar mı edindiler? Iste Allah! yardımcı (veli) ancak O’dur. Oluleri O diriltir, O her seye kadirdir

    [10] (Kafirlerle) anlasamadıgınız herhangi bir sey hakkında da hukum Allah’a aittir, (O kıyamette hukmunu verecektir). Iste bu hukmu veren Allah benim Rabbim’dir. Ben ancak O’na tevekkul ettim ve yalnız O’na sıgınırım

    [11] O, goklerin ve yerin yaratıcısıdır; size, kendi cinsinizden ciftler yapmıstır. Davarlardan da (erkekli disili) ciftler... Sizi bu tarzda yaratıb uretiyor. O’nun misli (O’na benzer) hic bir sey yoktur. O, Semi’dir= butun soylenenleri isitir. Basir’dir= butun yapılanları gorur

    [12] Goklerin ve yerin (hazine) anahtarları O’nundur. Rızkı diledigine yayar ve kısar. Cunku O, her seyi kemal uzre bilendir

    [13] “-Dini elbirlik tatbik edin ve ayrılıga dusmeyin.” diye Allah, dinden (tevhid esasından) Nuh’a tavsiye ettigini ve sana vahy eyledigimizi; bir de Ibrahim’e, Musa’ya, Isa’ya tavsiye ettigimizi, sizin icin seriat yaptı. Musriklere, kendilerini davet ettigin bu tevhid dini agır geldi. Allah ona, (bu hak dine) dilediklerini sececek ve ona donub itaat edenleri hidayete erdirecektir

    [14] (Gecmis ummetlerin veya ehl-i kitabın) ayrılıga dusmeleri ise, kendilerine ilim geldikten sonra (ayrılıgın sapıklık oldugunu bildikten sonra) sırf aralarında hased ve azgınlıktan dolayıdır. Eger Rabbinden tayin edilmis bir vakte (kıyamete veya omurlerinin sonuna) kadar azabın gecikmesine dair bir soz (vaad-i ilahi) gecmis olmasaydı, aralarında (kafir olanların) helak isleri mutlak bitiriverilirdi. O peygamberlerin arkasından (asr-ı saadet zamanında) Kur’an’a varis kılınan ehl-i kitab da ondan muhakkak endise veren bir subhe icindedirler

    [15] (Ey Rasulum), onun icin sen onları tevhide davet et ve emrolundugun gibi, sebat uzre dogru git. Onların heveslerine uyma ve de ki: “- Ben, Allah’ın indirdigi her kitaba iman ettim. Aranızda adaleti yerine getirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz (karsılıgı) bize, sizin amelleriniz (karsılıgı) size... Sizinle aramızda bir husumet yok. (Bu ayet-i kerime, kıtal ayeti ile nesh edilmistir - Hazin tefsiri). Allah hepimizi (kıyamette) bir araya toplayacak ve donus de ancak O’nadır.”

    [16] Allah’a icabet olunduktan (Peygamberin mucizeleri zahir olub insanlar Islam dinine girdikten) sonra, Allah’ın dini hakkında munakasaya kalkısacakların huccetleri (dusmanlık ve cekismeleri; daha evvel gelen bizim dinimiz sizinkinden hayırlıdır sozleri) Rableri katında bostur. Hem onların uzerine bir gazab, hem de onlara (ahirette) siddetli bir azab vardır

    [17] O Allah’dır ki, hakkı beyan (ve ikame) icin, kitabı ve adaleti indirdi. Ne bilirsin, belki kıyamet yakındır

    [18] Kıyametin kopacagına inanmıyanlar, onu, acele isterler. Iman edenler ise, hak oldugunu bilirler de ondan korkar, sakınırlar. Iyi bilki, o kıyamet hakkında mucadele edib subheye dusenler, dogrusu hakdan cok uzak bir sapıklık icindedirler

    [19] Allah, kullarına cok lutuf ihsan edendir. Her diledigini bir turlu rızıklandırır. O, cok kuvvetlidir, her seye galibdir

    [20] Kim ahiret sevabını isterse, onun sevabını artırırız. Kim de dunya menfaatini isterse, ona da ondan veririz; fakat ahirette ona hic bir nasib yoktur

    [21] Yoksa o kafirlerin bir takım seytanları (putları) var da, onlara, dinden Allah’ın izin vermedigi seyleri mesru kıldılar, oyle mi? Eger o fasıl kelimesi (azabın tehir edildigi ve amellerin ayırd edildigi kıyamet gunu takdir edilmis) olmasaydı, muhakkak aralarında hukum verilir, isleri (helakleri) bitiriliverirdi. Subhe yok ki, zalimler icin acıklı bir azab vardır

    [22] (Kıyamet gununde) o zalimleri, kazandıkları kotuluklerden dolayı titrerlerken goreceksin!... Yaptıklarının cezası baslarına inecektir. Iman edib salih ameller isliyenler ise, cennetlerin en hos bahcelerindedirler. Onlara, Rablerinin katında ne isterlerse var. Iste (muminlere olan) bu cennet, en buyuk ikramdır

    [23] Iste bu sevabdır ki, Allah iman edib salih ameller isliyen kullarını (onunla) mujdeliyor. (Ey Rasulum, tebligde bulunmakta oldugun kimselere) de ki: “- Ben, (bu tebligimden dolayı) sizden Allah’a ibadet ve yakınlıkta, sevgiden baska bir mukafat istemiyorum.” Kim iyi bir amel kazanırsa, biz onun bu iyiliginin sevabını artırırız. Muhakkak ki Allah Gafur’dur= cok bagıslayandır, Sekur’dur= az amele cok sevab verendir

    [24] Yoksa (Mekke kafirleri Peygamber icin); “- Allah’a bir yalan uydurdu” mu diyorlar? (Buna ancak kalbleri muhurlu olan beyinsizler cur’et ederler. Bu isnad senden cok uzaktır, fakat) Allah dilerse, senin de kalbini muhurler. Allah batılı yok eder; ve indirdigi kitabla hakkı (Islam dinini) yerine getirir. Subhe yok ki O, butun kalblerindekileri bilendir

    [25] O’dur ki, kullarından tevbeyi kabul buyuruyor, gunahlardan afv ediyor; ve O, butun yaptıklarınızı bilir

    [26] Allah, iman edib de salih ameller isliyenleri bagıslar, (dua ve ibadetlerini kabul eder). Fazlından onlara ziyade de verir. Kafirlere gelince: Onlara siddetli bir azab var

    [27] Eger Allah, kullarına rızkı bol bol yayıverseydi, muhakkak yeryuzunde azar, taskınlık ederlerdi. Fakat (Allah, rızıkları) diledigi bir miktar ile indirir. Suphesiz ki O, kullarının butun hallerinden haberdardır, butun yaptıklarını gorendir

    [28] Allah O’dur ki, (kullar) umidi kesmislerken yagmuru indirir, rahmet ve bereketini (her tarafa) yayar. O, (kendi ihsanı ile kullarına) Veli’dir, Hamid’dir= hamd edilmege layıktır

    [29] Goklerin ve yerin yaratılısı ve onlarda butun canlıları uretib yayması, O’nun (sonsuz kudretinin) alametlerindendir; ve O, dileyecegi zaman (kıyamette) onları toplamaga kadirdir

    [30] Basınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandıgı (gunahlar) yuzundendir. Allah ise, gunahların bir cogunu bagıslıyor (da bunlardan dolayı musibet vermiyor)

    [31] Siz, yeryuzunde (Allah’ın azabından) yakanızı kurtarabilecek degilsiniz; ve sizin icin Allah’dan baska (azabı kaldıracak) bir dost, bir yardımcı yoktur

    [32] Denizde daglar gibi hareket edip giden gemiler yine O’nun (kudretinin) alametlerindendir

    [33] Eger Allah dilerse, o ruzgarı durduruverir de, (gemiler) deniz uzerinde kalakalırlar. Subhesiz bunda, (Allah’ın nimetlerine) cok sukreden, ziyade sabırlı olan herkes icin bir cok ibretler var

    [34] Yahud dilerse, kazandıkları gunah yuzunden, onları denizde helak eder. Fakat Allah, (onlardan gunahların) cogunu bagıslar (da kendilerini cezalandırmaz)

    [35] Hem ayetlerimiz hakkında mucadele edenler, (onları inkar edenler) bilsinler ki, kendileri icin kacacak bir yer yoktur

    [36] Size verilmis bulunan seyler hep dunya hayatının gecici malıdır. Allah katında olan (ahiret sevabı) ise, daha hayırlı ve daha devamlıdır. (Fakat ahiret sevabı) o kimseler icin hayırlıdır ki, iman etmislerdir ve Rablerine de tevekkul ederler

    [37] O kimselerdir ki, buyuk gunahlardan ve acık rezaletlerden kacınırlar, ofkelendikleri zaman da, onlar kusur bagıslarlar

    [38] O kimselerdir ki, Rablerine itaate icabet etmisler ve namazı geregi uzere kılmıslardır. Isleri de hep aralarında danısıklıdır. Kendilerine verdigimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar

    [39] O kimselerdir ki, kendi haklarına tecavuz vaki oldugu zaman, onlar yardımlasırlar (ve intikam alırlar, haklarını yerine getirirler)

    [40] Kotulugun cezası da ona denk bir kotuluktur. Fakat kim bagıslar ve (kendisiyle dusmanı arasını) duzeltirse, onun mukafatı Allah’a aiddir. Elbette O, zalimleri sevmez

    [41] Kim, kendisine edilen zulumden sonra hakkını alırsa, artık boyleleri uzerine (ceza icin) bir yol yoktur

    [42] (Gunaha dair) yol, ancak haksızlıkla yeryuzunde azgınlık ederek insanlara zulum yapanlar uzerinedir. Iste onlara acıklı bir azab vardır

    [43] Her kim de sabredib suc bagıslarsa, iste bu (sabredib bagıslamak), islerin en hayırlısındandır

    [44] Her kimi de Allah saptırırsa, artık bundan sonra onun hic bir yardımcısı yoktur; ve o zalimleri goreceksin ki, onlar azabı gorunce soyle diyecekler: “- Var mı geri donmeye bir yol?”

    [45] Ve o kafirleri, atese arz edilirlerken, zilletten boyunlarını bukerek goz altından (atese) bakarlarken goreceksin. Iman etmis olanlar da soyle diyeceklerdir: “- Gercekten husrana dusenler, kıyamet gunu kendilerini de, ailelerini de husrana ugratanlardır.” Bilin ki, zalimler devamlı bir azab icindedirler

    [46] Onlara, Allah’ın azabından kendilerini kurtaracak yardımcılar yoktur. Kimi de Allah saptırırsa, artık onun icin bir yol (kurtulus) yoktur

    [47] Allah’dan (inecek azabın) geri cevrilmesine care olmıyan bir gun (kıyamet) gelmezden once, Rabbinizin (hak dine olan) davetini kabul edin. O gun size ne sıgınacak yer vardır, ne de inkara care

    [48] Yine (iman etmekten) yuz cevirirlerse, biz de seni uzerlerine (amellerini gozetecek) bir bekci gondermedik ya!... Sana dusen ancak tebligdir. Dogrusu biz, insana, tarafımızdan bir nimet taddırdık mı; o, bununla ferahlanır. Fakat insanlara kendi ellerinin kazancı yuzunden baslarına bir fenalık gelirse, o vakit insan (nimetlerin) hepsini unutan bir nankordur

    [49] Butun goklerin ve yerin mulku Allah’ındır; diledigini yaratır, diledigi kimseye kız evlad verir, diledigi kimseye de erkek evlad verir

    [50] Yahud da o evladları, erkekli disili ikizler halinde verir. Diledigi kimseyi de kısır bırakır. Muhakkak ki O, Alim’dir= her seyi bilir, Kadir’dir= her seye gucu yeter

    [51] Hic bir insan yoktur ki, Allah’ın onunla (dogrudan dogruya) konusması olsun; ancak vahy ile, yahud perde arkasından, yahud bir peygamber gonderib de kendi izniyle dileyecegini vahyetmesi suretiyle olur. Cunku O, cok yucedir, hikmet sahibidir

    [52] (Ey Rasulum), iste sana boyle emrimizden bir ruh (Kur’an) vahyettik. (Halbuki daha once) sen kitab nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz o kitabı bir nur yaptık. Onunla kullarımızdan diledigimize hidayet verecegiz; ve muhakkak ki sen, dogru bir yola (Islam’a) cagırıyorsun

    [53] O Allah yoluna ki, goklerde ne var, yerde ne varsa hep O’nundur. Dikkat edin! Butun isler doner (sonunda) Allah’a varır

    Zuhruf

    Surah 43

    [1] Ha, mim

    [2] Allah yolunu apacık gosteren bu Kitab’a yemin olsun ki

    [3] Biz onu, anlayasınız diye, Arabca bir Kur’an yaptık

    [4] Gercekten o, bizim katımızdaki ana kitabda (Levh-i Mahfuz’da) sanı cok yucedir, hikmet doludur

    [5] Siz (ey Mekke halkı) haddi asan bir kavim oldunuz diye, sizden o ogudu kaldıracak mıyız

    [6] Halbuki (seni bir peygamber olarak kavmine gonderdigimiz gibi), evvelkiler icinde de nice peygamberler gonderdik

    [7] Onlara her peygamber geldikce, muhakkak onunla alay ederlerdi

    [8] Onun icin biz onlardan (Mekke’lilerden) kuvvetce daha siddetlilerini helak ettik ve o evvelkilerin (hallerine dair Kur’an’da ibret) ornegi gecti

    [9] Yemin olsun ki, onlara (Mekke kafirlerine): “- Gokleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, derler ki: “- Onları, Aziz= her seye galib olan, Alim= her seyi bilen yarattı.”

    [10] O Allah ki, size yeri bir dosek yaptı. Onda, (seferlerinizde) dogru gidersiniz diye de yollar actı

    [11] O Allah ki, gokten bir olcu ile yagmur indirmektedir. Iste biz onunla olu, (bitkileri kurumus) bir beldeye hayat vermekteyiz. Siz de (olmusken kabirlerinizden) boyle cıkarılacaksınız

    [12] O Allah ki, (erkek ve disi) butun ciftleri yarattı. Sizin icin gemilerden ve hayvanlardan bineceginiz seyler yaptı

    [13] Ki, sırtlarında kurulasınız, sonra da uzerlerine kurulunca Rabbinizin nimetini hatırlayıp soyle diyesiniz: “- Bunları bizim hizmetimize baglıyan Allah’ın sanı ne yucedir! O butun noksanlıklardan munezzehtir. Yoksa biz, bunlara guc yetiremezdik

    [14] Ve Muhakkak biz, donub Rabbimize varacagız.”

    [15] (Ey Rasulum o kafirlere, gokleri ve yeri yaratan kimdir? diye sorsan, “Allah’dır” derler. Bununla beraber tuttular), O’na kullarından bir cocuk isnad ettiler (Melekler Allah’ın kızlarıdır, dediler). Gercekten insan, kufru asikar bir nankordur

    [16] Yoksa O, yaratmakta oldugu varlıklardan kendisine kızlar edindi de (kızlardan ustun tuttugunuz) ogulları size mi secib ayırdı

    [17] O Allah’a kız isnad edenlerden birine, Rahman’a isnad ettigi bir benzerle (kızla) mujde verildigi zaman, kederinden yutkunur halde yuzu kapkara kesiliveriyor

    [18] Sus icinde yetistirilib buyutulen ve iddiasını isbat edemiyen kimseyi (yaratılısca pek zayıf olan kızları) mı? (Allah’a cocuk isnad ediyorlar)

    [19] Onlar, Rahman’ın kulları olan Melekleri de disi yaptılar. Yaratılıslarına sahid mi idiler? Onların (bu yalan) sahidlikleri yazılacak ve (kıyamette) sorumlu tutulacaklardır

    [20] Bir de soyle dediler: “- Rahman dileseydi, biz o meleklere tapmazdık.” Onların bu hususta hic bir bilgisi yoktur; onlar ancak yalan soyluyorlar

    [21] Yoksa biz, onlara, bundan (Kur’an’dan) once bir kitab vermisiz de ona mı tutunub amel ediyorlar

    [22] Hayır (onların akli ve nakli hic bir delilleri yoktur, ancak) soyle dediler: “- Biz, atalarımızı bir din uzerinde bulduk. Biz de onların izlerince giderek hidayet buluruz.”

    [23] Yine boyle (senin kavmin dedigi gibi), senden once hangi memlekete bir peygamber gonderdikse, (o memleket halkının) ileri gelenleri soyle demisti: “- Biz, atalarımızı bir din uzerinde bulduk. Biz de onların izlerine uyarız.”

    [24] (Her peygamber de ummetine soyle) demisti: “Atalarınızı, uzerinde buldugunuz dinden daha dogrusunu size getirdimse de mi? (bunu kabul etmiyeceksiniz?)” Onlar da dediler ki: “- Biz, sizin peygamber olarak getirdiginiz seylere inanmıyoruz.”

    [25] Bunun uzerine biz de onlardan (azab neticesi koklerini kurutarak) intikam aldık. Simdi bak, o (peygamberi ve kitabları) yalanlıyanların akıbeti nasıl oldu

    [26] Bir vakit de Ibrahim babasına ve kavmine soyle demisti: “- Bilin ki ben, sizin taptıklarınızdan beriyim

    [27] Ancak beni yaratana taparım; cunku O, beni hidayete erdirecektir.”

    [28] Ibrahim, bu tevhid kelimesini, soyu icerisinde baki kalan bir kelime yaptı. Gerek ki (kufurden) donerler

    [29] Dogrusu su (Mekke’li) kafirleri ve atalarını, kendilerine kitab ve elciligi (mucizelerle) asikar bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp yasattım

    [30] Fakat onlara hak (kitab ve peygamber) gelince: “- Bu bir sihirdir; biz buna inanmayız.” dediler

    [31] Yine soyle dediler: “- Su Kur’an, iki memleketten (Mekke ve Taif’den) bir buyuk adama (mal ve mevkii buyuk bir kimseye) indirilseydi ya!...”

    [32] Rabbinin rahmetini onlar mı boluyorlar? Onların bu dunya hayatındaki gecim rızıklarını aralarında biz bolduk. Bir kısmını da derecelerle digerinin ustune cıkardık ki, bir kısmı bir kısmını tutub calıstırsın (isinde kullansın ve kaynassınlar). Rabbinin rahmeti ise, kafirlerin (mal ve mulk olarak dunyada) toplayıb durduklarından daha hayırlıdır

    [33] Eger insanlar (kafirlerin dunyadaki refahına bakarak hırslanmasalar ve bu yuzden kufre ragbet etmeseler ve boylece) tek bir (kafir) ummet haline gelmiyecek olsalardı, biz O Rahman’ı inkar eden kimselerin evlerine gumusten tavanlar ve uzerlerinde cıkacakları merdivenler (yukarı cıkarma vasıtaları) yapardık

    [34] Odalarına da (gumusten) kapılar ve uzerlerine kurulub yaslanacakları koltuklar (yapardık)

    [35] Onların bu esyalarını altın yaldızlı ve islemeli kılardık. Bunların hepsi, ancak dunya hayatının gecici menfaatıdır. Ahiret (cennet) ise, Rabbinin katında, takva sahibleri icindir

    [36] Her kim, Rahman’ın zikrinden goz yumarsa, biz ona seytanı musallat ederiz. Artık bu, ona arkadastır

    [37] Muhakkak ki bu seytanlar, onları yoldan cıkarırlar. Onlar da kendilerinin hidayete erdirildiklerini sanırlar

    [38] Nihayet (Allah’dan goz yuman kafir, seytanla bir arada Mahserde) bize geldigi zaman, (arkadası seytana) soyle der: “- Keske benimle senin aranda, dogu ile batı uzaklıgı olaydı!... Sen ne kotu arkadasmıssın!...”

    [39] (Allah Teala onlara soyle buyurur): Bu ozlediginiz sey, bugun size asla fayda vermez; cunku zulum yaptınız. Hepiniz azabda ortaksınız

    [40] O halde (Ey Rasulum), sen mi sagırlara isittireceksin, yahud korlere ve acık bir sapıklıkta olanlara hidayet vereceksin

    [41] Oyle ise, seni alır goturursek (vefat ettirirsek), muhakkak ki onlardan intikam alacagız

    [42] Yahud onlara (azab olarak) vaad ettigimizi, (hayatında) muhakkak sana gosterecegiz. Elbette onlara azab etmege kadiriz

    [43] Onun icin sen, hemen sana vahyedilen Kur’an’a yapıs (onunla amel et). Subhesiz ki sen, dogru bir yol uzerindesin

    [44] Muhakkak ki o Kur’an, hem senin icin, hem kavmin icin bir sereftir. Ileride de (kıyamet gunu, onun hakkını yerine getirib getirmemekten) sorumlu olacaksınız

    [45] Senden once gonderdigimiz peygamberlerden (ummetlerinin ileri gelen alimlerinden) sor ki, biz Rahman’dan baska ibadet olunacak ilahlar yapmıs mıyız

    [46] Gercekten Musa’yı da mucizelerimizle Firavun’a ve topluluguna peygamber gonderdik. (Varıb da onlara) soyle dedi: “- Dogrusu ben, butun alemlerin Rabbinin peygamberiyim.”

    [47] Fakat onlara boyle mucizelerimizle varınca, hemen onlar bunlara guluverdiler

    [48] Onlara (Firavun ve kavmine) gosterdigimiz her mucize, muhakkak digerinden daha buyuktu. (Inkarlarından) donerler diye, tuttuk onları azaba da cektik

    [49] (Azabı gordukleri zaman, Musa’ya soyle) dediler: “- Ey buyucu! (Duanı kabul edecegine dair) sana olan vaadi hurmetine, bizim icin Rabbine dua et; cunku biz, artık yola gelecegiz.”

    [50] Bunun uzerine kendilerinden azabı kaldırdıgımız vakit, (yola gelecegiz, iman edecegiz sozlerinden) hemen caydılar

    [51] Firavun, kavminin icinde bagırıb soyle dedi: “- Ey Kavmim! Mısır’ın mulk ve saltanatı ile su altımdan (sarayımın altından) akan buyuk nehir benim degil mi? Artık (azametimi) gormuyor musunuz

    [52] Yoksa ben nerde ise meramını anlatamıyacak, hakir ve zayıf durumda olan bu Musa’dan daha hayırlı degil miyim

    [53] (Mademki dogru soyluyor, peygamber oldugunu iddia ediyor; buyuklere takılan altın bilezik ve gerdanlıklar gibi Allah tarafından) onun uzerine de altın bilezikler atılıp takılsaydı ya!... Yahud beraberinde (kendisine yardım edecek ve onu tasdik edecek) melekler dizilip gelse ya!...”

    [54] Boylece (Firavun) kavmini kucumsedi. Onlar da ona itaat ettiler. Cunku onlar dinden cıkmıs, fasık bir kavim idiler

    [55] Vakta ki, (isyan ederek) bizi gazablandırdılar, biz de kendilerinden intikam aldık; hepsini birden (denizde) bogduk

    [56] Boylece onları, sonrakiler icin hem bir ornek, hem de bir ibret yaptık

    [57] (Hz. Peygamber meleklere tapınan musriklere): “-Siz ve Allah’dan baska tapındıgınız seyler cehennem odunusunuz” (ayetini okuyunca, kızmıslar ve bu hukum yalnız bize ilahlarımıza mı aittir, yoksa butun ummetlere mi? dediler. Hz. Peygamber: Size ve butun ummetlere samildir, buyurdu. Onlar: O halde ogretmekte oldugun Meryem’in oglu Isa’ya da hristiyanlar, Allah’ın ogludur diye ibadet ediyorlar. Biz ise Meleklere ibadet ediyoruz, onlar cehennemlik iseler biz de cehennemlik olmaya razıyız, dediler; ve gulustuler. Hz. Peygamber sukut buyurdular ve sonra su ayeti kerime nazil oldu): Meryem’in oglu bir misal olarak ortaya atılınca, hemen kavmin ondan keyiflenip guluyorlardı

    [58] Ve soyle demislerdi: “- Bizim ilahlarımız (olan melekler) mi daha hayırlı, yoksa o mu (Meryem’in oglu Isa mı)?” (Ey Rasulum, hakikatı anlamak icin degil) bunu sana sırf bir mucadele olarak (ve seni cevabsız bırakmak icin) misal veriyorlar. Dogrusu onlar cok cekisgen adamlardır

    [59] O, Meryem’in oglu Isa ilah degil, ancak bir kuldur. Biz ona nimet verdik ve kendisini Israilogulları icin (babasız yaratmakla) bir ibret kıldık

    [60] Eger biz dileseydik, sizin yerinize, yeryuzunde melekler yaratırdık da (arkanızdan) yerinize gecerlerdi

    [61] Gercekten o (Isa’nın nuzulu), kıyamet icin (yaklastıgını bildiren) bir beyandır, alamettir. Onun icin sakın o kıyametin geleceginde subhe etmeyin de benim seriatime tabi olun. Iste bu biricik dogru yoldur

    [62] Sakın sizi Seytan (seriatime uymaktan) cevirmesin. Muhakkak ki o, size acık bir dusmandır

    [63] Isa da mucizelerle (ve Incil ayetleri ile) geldigi vakit soyle demisti: “- Ben size ilahi hukumlerle ve ayrılıga dustugunuz seylerin bir kısmını size acıklayayım, diye geldim. Onun icin Allah’dan korkun ve bana itaat edin

    [64] Subhe yok ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde hep O’na ibadet edin. Iste bu, biricik dogru yoldur.”

    [65] Sonra o (hristiyanlardan ibaret) hizibler aralarında ayrılıga dustuler. Onun icin, acıklı bir gunun azabından vay o zulum edenlerin haline

    [66] Onlar farkında degillerken ansızın baslarına gelsin diye, hep o kıyametin kopmasını bekliyorlar

    [67] (Kufurde birlesib sevisen) dostlar, o gun birbirlerine dusmandırlar; takva sahibleri ise mustesnadır

    [68] Ey benim (Allah icin sevisen takva sahibi) kullarım! Bugun size hic bir korku yoktur; ve siz mahzun da olmıyacaksınız

    [69] (Bunlar) o kimselerdir ki, ayetlerimize iman edib de (Allah’ın hukumlerine) boyun egmislerdi

    [70] (Onlara soyle denir): Sevinc ve neseler icinde oldugunuz halde, siz ve zevceleriniz girin cennete

    [71] Onların etrafında, altından tabaklar ve bardaklarla (kendilerine cennette hizmet icin) dolasılır. Canların istiyecegi ve gozlerin hoslanacagı ne varsa, hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız

    [72] Iste bu, sizin calıstıgınız ameller sebebiyle mirascı kılındıgınız cennetdir

    [73] Sizin icin orada cok meyvalar vardır; onlardan yiyeceksiniz

    [74] Muhakkak ki kafirler, cehennem azabında devamlı olarak kalacaklardır

    [75] Kendilerinden o azab hafifletilmez. Onlar bunun icinden (kurtulmaktan) umidi kesmislerdir

    [76] Biz, onlara zulum etmedik; fakat kendileri zalim idiler

    [77] (Cehennemin bekcisi olan Malik isimli melege soyle) cagrısırlar: “ -Ey Malik! (Iste de) Rabbin bizi oldursun, (azabdan kurtulalım).” Malik de: “- Siz, (azab icinde) kalacaksınız.” der

    [78] (Allah da buyurur ki): And olsun, biz size hakkı gonderdik. Fakat cogunuz hakdan hoslanmıyanlarsınız, (Kur’an’ı ve peygamberi inkar edenlersiniz)

    [79] Yoksa onlar, (Hz. Peygambere hile kurmakta) isi saglama mı bagladılar? Iste biz, (onları helak etmekle isi) saglam tutanlarız

    [80] Yoksa biz, (Peygambere tuzak kurmak istiyen) o kafirlerin kalblerinde gizlediklerini ve fısıltılarını isitmez miyiz sanıyorlar? Hayır isitiyoruz ve onların yanlarında (fısıltı ve niyetlerini tesbit eden melek) elcilerimiz vardır; yazıyorlar

    [81] (Ey Rasulum) de ki: “- Rahman’ın bir cocugu olsa, ben ona, tapanların birincisi olurdum.”

    [82] Goklerin ve yerin Rabbi, Ars’ın da Rabbi, onların yaptıkları vasıflardan cok munezzehtir ve yucedir

    [83] Simdi bırak onları (batıl inanclarına) dalsınlar, oynaya dursunlar; ta vaad edildikleri (kıyamet) gunlerine kavusuncaya kadar

    [84] Gokte Ilah olan O’dur; yerde de Ilah O’dur. O Hakim’dir= isinde hikmet sahibidir, Alim’dir= her seyi bilendir

    [85] Goklerle yerin ve aralarındakilerin mulkiyet ve tasarrufu kendisine ait olan (Allah) ne yucedir... Kıyametin (kopmasının) ilmi, O’nun katındadır. Hepiniz de ancak O’na dondurulub goturuleceksiniz

    [86] O’ndan baska ibadet edib durdukları seyler (putlar), sefaat da edemezler; ancak Hak’ka sehadet eden (dili ve kalbi ile “La ilahe illAllah diyen”) kimseler mustesna... onlar (Allah’ın Rableri oldugunu gercek olarak) bilirler

    [87] (Allah’dan baskasına ibadet eden) o musriklere sorsan ki, kendilerini kim yarattı? Elbette, “Allah” derler. Oyle ise, (tevhidden) nasıl cevriliyorlar

    [88] O’nun (Hz. Peygamber Aleyhisselamın), “Ey Rabbim!” demesi hakkı icin, muhakkak ki onlar, iman etmez bir kavimdirler

    [89] (Ey Rasulum), simdilik onlardan yuz cevir, (kendilerini terk et) de “Selam= anlasma var” soyle. Artık yakında (baslarına gelecek felaketi) bileceklerdir

    Duhân

    Surah 44

    [1] Ha, Mim

    [2] (Haram ile helali acıklayan, ifadesi) parlak Kitab= Kur’an hakkı icin

    [3] Gercekten biz, onu, mubarek bir gecede (Kadir gecesinde) indirdik. Cunku biz, (Kur’an’ın hukumleri ile) korkutanız

    [4] Her hikmetli is o mubarek gecede ayırd edilir, (rızık, ecel, iyi ve serden ibaret butun isler Kadir gecesinde yazılır)

    [5] Bu, (hikmetimizin geregi olan) tarafımızdan bir istir. Cunku biz peygambere gondereniz

    [6] Peygamberi kitabla gonderisimiz de, senin Rabbinden bir rahmettir, nimettir. Gercekten O, Semi’dir= butun soylenenleri isitir, Alim’dir= her hali bilir

    [7] O, goklerin ve yerin ve butun aralarındakinin Rabbidir. (Ey Mekke’liler, goklerin ve yerin Rabbi Allah olduguna) eger gercekten inanıyorsanız, (biliniz ki, Hz. Muhammed s.a.v. da peygamberidir)

    [8] O’ndan baska hic bir Ilah yoktur; hem diriltir, hem oldurur. Hem sizin Rabbinizdir, hem de evvelki atalarınızın Rabbi

    [9] Fakat onlar, bir suphe icinde oynuyorlar, (yakinen Allah’a ve Peygambere inanmıyorlar, egleniyorlar)

    [10] O halde (Ey Rasulum), semanın asikare bir duman (kıtlık ve aclık) getirecegi (azab) gununu gozle

    [11] Oyle bir duman ki, butun insanları saracaktır. Bu acıklı bir azabdır

    [12] (Onlar soyle diyecekler): “- Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır; cunku biz muminleriz.”

    [13] Onlar icin dusunmek, ibret almak nerede? Dogrusu kendilerine apacık anlatan bir Peygamber geldi de

    [14] Sonra ondan yuz cevirdiler ve soyle dediler: “- (Bu peygamberlik iddia eden) ogretilmistir, mecnundur.”

    [15] Biz o (vaadettigimiz aclıktan ibaret) azabı biraz kaldıracagız. Fakat siz yine (kufre) doneceksiniz

    [16] (Kıyamette veya Bedir’de onları) buyuk bir siddetle kavrıyacagımız gun, suphesiz biz intikam alırız

    [17] Celalim hakkı icin, onlardan (Kureys’den) once Firavun’un, kavmini imtihan ettik. Onlara da cok serefli bir peygamber gelmisti

    [18] Soyle desin diye: “- Allah’ın kullarını bana bırakın; cunku ben size guvenilir bir Peygamberim

    [19] Ve Allah’a karsı bas kaldırmayın; cunku ben size acık bir burhanla (peygamberligime delalet eden mucizelerle) geliyorum

    [20] Biliniz ki, ben, sizin beni taslamanızdan (dogup oldurmenizden) Rabbime ve Rabbinize sıgınırım

    [21] Eger bana iman etmezseniz (peygamberligimi tasdik etmezseniz), benden ayrılın, cekilin.”

    [22] Sonra Musa Rabbine soyle dua etti: “- (Ey Rabbim, bu musriklere mustahak oldukları cezayı ver; cunku) bunlar gunahkar bir kavimdir.”

    [23] (Hak Teala buyurdu ki): “-Hemen kullarımı geceleyin yurut; cunku siz (iman etmiyen Firavun ve askerleri tarafından) takib edileceksiniz

    [24] Denizi de (karsı yakaya gectikten sonra, sana acılan yolu da kapamayıp) acık bırak; cunku onlar (acık gorecekleri bu yola girip) bir ordu halinde bogulmus olacaklardır.”

    [25] (Firavun ve ordusu bogulduktan sonra) geriye neler bırakmıslardı! Ne bahceler, ne kaynaklar

    [26] Ne ciftlikler, ne guzel konaklar

    [27] Icinde zevk surdukleri ne nimet ve refah

    [28] Iste bize isyan edenlere boyle yaparız. Onların mulklerini baska bir kavme miras bıraktık

    [29] Nihayet (Firavun ve kavminin) uzerlerine ne gok agladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler

    [30] Gercekten Israilogullarını kurtarmıstık o zilletli azabdan

    [31] Firavun’dan (esaretinden ve ogullarının oldurulmesinden). Cunku o azgın musriflerdendi, (sirke varanlardandı)

    [32] Celalim hakkı icin, biz Israilogullarına, bildigimiz gibi, alemlerin ustunde hayır vermistik

    [33] Ve onlara (denizin acılması, bıldırcın ve kudret helvası gibi) alametlerden oylesini vermistik ki, onda buyuk bir nimet vardı

    [34] Fakat (Ey Rasulum, senin kavmin olan) sunlar diyorlar ki

    [35] “-Ilk olumumuzden baska bir sey yok; ve biz yeniden diriltilecek degiliz

    [36] (Ey oldukten sonra dirilecegimize inananlar) eger dogru iseniz haydi getirin babalarımızı... (onları diriltin de, dirilmenin hak oldugunu bize haber versinler).”

    [37] (Ey Rasulum, kuvvet ve siddet bakımından) senin kavmin mi hayırlı, yoksa (etbaı cok) Tubba’ın kavmi ve onlardan evvelkiler mi? Hep onları helak ettik cunku gunahkar idiler

    [38] Biz goklerle yeri ve aralarındakileri, eglence ve bosuna is yapanlar olarak yaratmadık

    [39] Ancak bunları (iman ve itaatı gerektiren) hak icin yarattık; fakat onların, (Mekke kafirlerinin) cogu bilmezler

    [40] (Kıyamette haklı ile haksızın ayırd edilecegi) o fasıl gunu, (kendilerine azab vaad edilen) butun insanların azab vaktidir

    [41] O gun dost, dostdan hic bir seyi (azabı) engelliyemez ve kendilerine yardım da olunmaz

    [42] Ancak Allah’ın merhamet ettigi kimseler boyle degil. (Bunlar birbirlerine sefaat eden muminlerdir). Cunku O Aziz’dir= kafirlerden intikam alır, Rahim’dir= muminlere merhamet eder

    [43] Gercekten (cehennemdeki) o Zakkum agacı

    [44] Kafir olanın yemegidir

    [45] Maden tortusu gibi karınlarında kaynar

    [46] Kaynar suyun kaynaması gibi

    [47] (Allah, cehennemdeki vazifeli meleklere o kafir icin soyle buyurur): Onu yakalayın da surukleyib cehennemin ortasına atın

    [48] Sonra da basının ustune o kaynar su azabından dokun

    [49] (Sonra ona soyle deyin): Tad bakalım, cunku sen, (zannınca kavminin arasında) cok serefli ve cok iyi bir kimse idin

    [50] Iste bu azab, sizin (dunyada) subhe edip durdugunuz seydir

    [51] Muhakkak ki, takva sahibi olanlar (her turlu kederden) emin bir yerde

    [52] Bahcelerde ve pınarların basındadırlar

    [53] Sundus ve Istebrak’dan (ibaret islemeli ve kalın) elbiseler giyerek karsı karsıya gelirler

    [54] Iste muminlerin cennetteki yeri boyledir. Hem onları iri gozlu Huri’lerle de eslendirdik

    [55] Orada emin oldukları halde, her turlu yemisi isterler ve getirtirler

    [56] Orada, ilk olumden (dunyadaki olumden) baska olum tadmazlar. Allah onları cehennem azabından korumustur

    [57] (Butun bunlar, kendilerine) Rabbinden bir kerem ve ihsan olarak verilmistir. Iste bu en buyuk kurtulus ve saadettir

    [58] Biz Kur’an’ı senin dilinle indirib onu (okuyusunu) kolaylastırdık; olur ki anlar ve ogud alırlar

    [59] Artık (onların helakini) bekle; cunku onlar (senin helakini) bekliyorlar

    Câsiye

    Surah 45

    [1] Ha, Mim

    [2] Bu Kitab’ın indirilisi, Aziz, Hakim olan Allah’dandır

    [3] Muhakkak ki goklerde ve yerde muminler icin (Allah’ın birligine, kudret ve azametine delalet eden) alametler var

    [4] Sizi yaratmasında da, (muhtelif cins ve sekillerde) uretib yaydıgı hayvanlarda da, gercekten tasdik edecek bir kavim icin (Allah’ın kudret ve vahdaniyyetine delalet eden ibret ve) alametler var

    [5] Gece ile gunduzun (aydınlık ve karanlık, kısa ve uzun vaziyetlerle) degismesinde, Allah’ın gokten bir rızk sebebi olan yagmuru indirib de onunla yeryuzunu olumunden (kurumasından) sonra diriltmesinde (yesertmesinde) ve ruzgarları (cesitli yonlere) cevirmesinde de aklı olan bir toplum icin bir cok alametler var

    [6] Iste bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana onları (Cebrail vasıtası ile) hak ile okuyup beyan ediyoruz. Artık Allah’ın ayetlerine inanmadıktan sonra hangi soze inanırlar

    [7] Siddetli azab olsun, insafsız yalancıya, cok gunah isliyene

    [8] Yuzune karsı Allah’ın ayetleri okunurken isitir de, sonra kibrinden bunları hic isitmemis gibi (kufru uzerinde) ısrar eder. Iste (Ey Rasulum) onu, acıklı bir azab ile mujdele

    [9] (Kur’an) ayetlerimizden bir sey ona ulasıb da Kur’an’dan oldugunu bilince, onu eglenceye alır. Iste bu halde olanlar (var ya), onlar icin perisan edici bir azap vardır

    [10] Otelerinde cehennem var. Ne kazandıkları seyler, ne de Allah’dan baska edindikleri dostlar, kendilerinden hic bir seyi (azabı) kaldıramaz. Onlar icin buyuk bir azab vardır

    [11] Bu Kur’an bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlara, en siddetlisinden acıklı bir azab vardır

    [12] Allah O’dur ki, denizi sizin hizmetinize bagladı; Allah’ın emri ile hem denizde gemiler hareket etsin, hem de fazlından (rızık) arayasınız diye... Gerek ki sukredersiniz

    [13] Bir de goklerde ne var, yerde ne varsa hepsini (Allah) kendi katından sizin hizmetinize bagladı. Subhesiz ki bunda, dusunecek bir kavim icin ibretler var

    [14] (Ey Rasulum), iman edenlere soyle: Allah’ın (azab) gunlerinden korkmayanları bagıslasınlar; cunku (Allah) her kavme, kazandıklarının karsılıgını verecektir. (Bu ayet-i kerime, musriklerden, birinin Hz. Omer’e sovmesi ve Hz. Omer’in de onu yakalayıb dovmek istemesi uzerine nazil olmustur. Kıtal ayeti ile nesh edildigi de soylenmektedir)

    [15] Kim salih bir amel islerse, (bunun sevabı) kendine; kim de kotuluk ederse, (bunun cezası da) onadır. Sonra hepiniz Rabbinize dondurulub goturuleceksiniz

    [16] Gercekten biz, vaktiyle Israilogullarına kitab, hikmet ve peygamber vermistik. Kendilerini pak rızıklardan da rızıklandırmıstık. Hem onları, (bulundukları devirde) alemlerin ustune faziletli kılmıstık

    [17] Onlara din isinden acık deliller (ayet ve mucizeler) de vermistik. Simdi (bu din isinde) ayrılıga dusmeleri, sırf kendilerine (gercege dair) ilim geldikten sonra azgınlırk ve ihtirastan dolayıdır. Muhakkak ki Rabbin, onların ayrılıga dustukleri seyde, kıyamet gunu aralarında hukmunu verecektir

    [18] Sonra (Ey Rasulum), seni dinden bir yol (seriat) uzere gorevli kıldık. Onun icin sen o seriata uy da, ilmi olmıyanların arzu ve isteklerine tabi olma

    [19] Cunku onlar, Allah’dan gelecek hic bir seyi senden geri bırakamazlar, (onlara uydugun takdirde, Allah’ın azabını senden geri ceviremezler). Muhakkak ki zalimler birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise, takva sahiblerinin velisidir, (yardımcısı ve dostudur)

    [20] Bu Kur’an, insanlara hak olculeri gosteren nurlardan ibarettir; ve subhesiz iman edecek bir toplum icin hidayettir, rahmettir

    [21] Yoksa o kotulukleri isleyib duranlar, kendilerini, iman edib salih ameller isliyenler gibi yapacagız, hayat ve olumlerini bir tutacagız mı sandılar? Ne fena hukum veriyorlar

    [22] Halbuki Allah gokleri ve yeri adaletle yarattı, (zulum olsun diye degil). Hem de herkese kazandıgının karsılıgı verilmek icin (yarattı)... Onlara asla haksızlık edilmez

    [23] (Ey Rasulum), simdi o kimseyi gordun ya: (Hidayeti bırakıb keyfine taparcasına) zevkini kendisine ilah edinmis, Allah’da (sapıklıgını bildigi) bir ilim uzerine onu sasırtmıs, kulagını ve kalbini muhurleyib gozune de bir perde cekmistir. Artık onu Allah’dan baska kim yola getirir? Hala dusunmez misiniz

    [24] Hem (kıyameti inkar eden Mekke kafirleri) soyle dediler: Hayat ancak bizim bu dunya hayatımızdır. Oluruz ve yasarız; bizi ancak dehir (zaman) helak eder. Halbuki onların buna dair, (kainatın hareket ve hadiseleri hakkında) bir ilimleri de yoktur. Onlar sade zan pesinde kosarlar

    [25] Kendilerine acık acık ayetlerimiz okundugu zaman, delilleri ancak sunu demekten ibaret olmustur: “- Haydi, babalarımızı getirin, (eger oldukten sonra dirilme var sozunde) dogru iseniz.”

    [26] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Sizi Allah diriltiyor, sonra sizi O oldurecek. Sonra da sizi, vukuunda subhe olmıyan kıyamet gunu (diriltib bir araya) toplıyacaktır.” Fakat insanların cogu (bu gercegi) bilmezler

    [27] Goklerin ve yerin mulku Allah’ındır. Kıyamet kopacagı gun de, o batıl uzere bulunan kafirler, o gunde husrana (cehenneme) duseceklerdir

    [28] Ve (Ey Rasulum), sen her ummeti toplanmıs bir halde goreceksin. Her ummet (her din sahibi) amelinin yazılı bulundugu deftere cagrılacak. (Onlara denir ki:) Bugun o islediginiz amellerin cezası size verilecek

    [29] Iste (icine amellerinizi yazdırdıgımız) kitabımız! Yuzunuze karsı hakkı soyliyor; cunku sizin taptıklarınızı hep (meleklere) yazdırıyorduk

    [30] Fakat iman edib salih ameller isliyenlere gelince; Rableri onların rahmetine (cennetine) koyacaktır. Iste acık ve parlak zafer budur

    [31] Kafir olanlara ise, (soyle denecek): Ayetlerim size okunurken kibirleniyordunuz ve gunahkar bir toplum bulunuyordunuz, degil mi idi

    [32] Hem (size ey kafirler): “- Allah’ın (oluleri diriltecegine dair) vaadi hakdır ve kıyametin kopmasında subhe yoktur.” denildiginde, demistiniz ki: Bilmiyoruz, kıyametin kopması nedir? Ancak bir zandan ibaret olduguna kaniyiz; ve biz yakinen inananlar degiliz

    [33] Derken yaptıkları amellerin kotulukleri onlara zahir olmus ve alay edib durdukları seyin cezası (olan azab) kendilerini kusatıvermistir

    [34] Ve (onlara soyle) denir: “- Siz bu gununuze kavusmayı unutmus oldugunuz gibi, biz de bugun sizi unutacagız, (sizi ateste bırakacagız). Yeriniz atestir; ve size yardımcılardan hic bir kimse yoktur

    [35] Size bu cezanın sebebi su: Cunku siz Allah’ın ayetlerini eglenceye aldınız ve dunya hayatı sizi aldattı. Onun icin, bugun atesten cıkarılmazlar ve kendilerinden (Allah’ı razı kılacak) bir ozur de kabul edilmez

    [36] O halde butun hamd, goklerin Rabbi, yerin Rabbi, alemlerin Rabbi olan Allah’ındır

    [37] Goklerde ve yerde azamet O’nundur. O, Aziz’dir = her seye galibdir. Hakim’dir = hikmet sahibidir

    Ahkaf

    Surah 46

    [1] Ha, Mim

    [2] Bu Kitab’ın (ayet, ayet) indirilmesi Aziz, Hakim olan Allah’dandır

    [3] Biz goklerle yeri ve aralarındakileri, ancak adaletle ve (sona erecekleri) muayyen bir muddet ile yarattık. Kafir olanlar ise, korkutuldukları seylerden yuz cevirmektedirler

    [4] (Ey Rasulum, o kafirlere) de ki: “- Allah’dan baska ibadet ettiklerinizi bana bildirin; yerde olan seylerden hangisini yarattıklarını bana gosterin. Yoksa onların goklerde bir ortaklıgı mı var, (gokleri Allah ile beraber mi yarattılar)? Haydin bana bu Kur’an’dan once bir kitab, yahud ilimden bir eser getirin, eger (soylediklerinizde) dogru iseniz.”

    [5] O kimseden daha sapık kim olabilir ki, Allah’ı bırakır da kendisine kıyamete kadar cevap veremiyecek olan putlara ibadet eder. Onlar ise, (kendilerine ibadet edenlerin) ibadetlerinden habersizdirler

    [6] (Kıyamet gunu) insanlar bir araya getirildikleri zaman, putlar kendilerine ibadet edenlere dusman olurlar; ve ibadetlerini inkar ederler

    [7] Onlara acık ve parlak olarak ayetlerimiz okundugu zaman, o kafirler, kendilerine hak olan o ayetler gelince, dediler ki: “- Bu acık bir sihirdir.”

    [8] Yahud: “-Kur’an’ı kendisi uydurdu.” derler. (Ey Rasulum), de ki: Eger ben onu uydurdumsa, siz beni Allah’dan kurtaracak hic bir seye sahib olamazsınız; O, sizin icine dalıb durdugunuz (Kur’an’a dair) itirafları cok iyi bilir. Benimle sizin aranızda sahid olarak O yeter. O, Gafur’dur = magfireti boldur, Rahim’dir = cok merhametlidir

    [9] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Ben peygamberler icinden bir turedi degilim. Bana ve size (dunya ve ahirette butun tafsilatı ile) ne yapılacagını da bilmiyorum, (gaybi Allah bilir); ancak bana gonderilen vahye uyuyorum. Ben sırf (Allah’ın azabından) korkutan bir peygamberim

    [10] (Yahudi’lere) de ki: “- Sunu iyice dusunub bana haber verin: Eger bu Kur’an Allah tarafından gonderilmis de, siz onu inkar ettinizse ve Israilogullarından bir sahid, Kur’an’ın (Tevhid esaslarında) benzerine (Tevrat’a ve ondaki manalara dayanarak) sahidlik edib iman getirdi de siz kibirlendinizse, (artık zalimler degil misiniz)? Subhe yok ki Allah zalimler toplulugunu hidayete erdirmez.”

    [11] Bir de kafirler, iman edenler hakkında soyle dediler: “- Eger o (Peygamberin dini) hayır olsaydı, bizden evvel (fakirler ve bicareler) ona kosmazlardı.” Boyle demekle, maksadlarına erisemeyince de; (Ku’an’ı inkar etmek icin) soyle diyecekler: “- bu Kur’an eski bir yalandır.”

    [12] Kur’an’dan once de, bir rehber ve bir rahmet oldugu halde Musa’nın kitabı (Tevrat) vardı. Iste bu (Kur’an) da, zalimleri korkutmak ve muminleri mujdelemek icin Arabca bir dille (gonderilen ve tevhid esaslarında Tevrat’ı) tasdik eden bir kitabdır

    [13] “Rabbimiz Allah’dır.” deyib, sonra (dinin hukumlerine uyarak) dogru gidenler (var ya), onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmıyacaklardır

    [14] Onlar cennet’liktirler. Isledikleri amellere mukafat olarak orada ebedi kalacaklardır

    [15] Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu (karnında) zahmetle tasıdı; ve onu zahmetle dogurdu. Onun (ana karnında) tasınması ile sutten kesilme muddeti otuz aydır. (Hamlin en az muddeti altı ay ve sutten kesilme muddeti iki yıl ki, hepsi otuz ay eder). Nihayet insan kemaline (18-30 yaslarına) erdigi ve kırk yasına girdigi zaman soyle demistir: “- Ey Rabbim! Bana oyle ilham et ki, hem bana, hem de ana-babama ihsan buyurdugun nimetine sukredeyim; ve razı olacagın salih bir amel isliyeyim. Zurriyetim hakkında da benim icin salah hali nasib eyle. Cunku ben tevbe edib sana dondum; ve ben gercek muslumanlardanım.”

    [16] Iste bu sozu soyliyenler, cennetliklerle beraber (cennette) o seckinlerdir ki, kendilerinden isledikleri guzel ameli kabul edecegiz ve gunahlarını bagıslayacagız. Bu, onların vaad edilmis bulundukları gercek bir vaaddir

    [17] (Kendisini Allah’a ve ahiret gunune iman etmiye davet ettikleri zaman), ana ve babasına: “- Of size, (usandım sizden)! Benden evvel ne kadar nesiller gelib gectigi (ve hic biri dirilmedigi) halde, beni (kabirden dirilib) cıkarılmakla mı korkutuyorsunuz?” diyen kimse var ya; ana ve babası kendisinden Allah’a elaman cekerek: “- Yazık sana; imana gel. Muhakkak ki Allah’ın vaadi bir gercektir, (vukubulacaktır).” diyorlar da, o yine diyor ki: “- Bu dediginiz, (beni imana davet ettiginiz seyler) evvelkilerin uydurma masallarından baska bir sey degildir.”

    [18] Iste bu inancta olanlar, kendilerinden daha evvel gelib gecen insan ve cinlerden, uzerlerine azab gerceklesmis ummetlerle beraberdirler. Cunku bunlar, aldanıb hep ziyana ugrayanlardır

    [19] Herkesin isledigi amellere gore dereceleri vardır. Ta ki, kendilerine haksızlık edilmiyerek butun amellerinin karsılıgı onlara odensin

    [20] Kafir olanlara, atese arz edilecekleri gun soyle denir: “- Siz, dunya hayatında butun zevklerinizi yasayıb bitirdiniz ve bunlarla sefa surdunuz. Artık bugun hakaret azabı ile cezalanacaksınız; cunku yeryuzunde haksız yere kibir taslıyordunuz, bir de dinden cıkıyordunuz (fasıklık ediyordunuz).”

    [21] Ad kavminin kardesini, (Hud Aleyhisselamı) hatırla: Hani bir vakit Ahkaf’da (yasadıkları kumsal ve engebeli yuksek bir arazide) kavmini soyle korkutmustu, ki ondan evvel ve sonra da bir cok peygamberler gecmistir: “- Allah’dan baskasına ibadet etmeyin; cunku ben size (gelecek) korkunc bir gunun azabından korkuyorum.”

    [22] Onlar (Hud’a) dediler ki: “- Sen, ibadet ettigimiz putlarımızdan bizi cevirmek icin mi bize geldin? Haydi, eger dogru soyliyenlerdensen, bize vaad edib korkuttugun azabı, getir bize!...”

    [23] (Hud, onlara) dedi ki: “- (Azabın inmesine dair) ilim ancak Allah katındadır. Ben size yalnız vahy edildigim seyi teblig ediyorum. Fakat ben sizi bir kavim goruyorum ki, cahillik ediyorsunuz, (peygamberlerin vazifesini bilmiyorsunuz).”

    [24] Vakta ki, o korkutuldukları azabı, (bulundukları) vadilerine dogru gelen bir bulut halinde gorduler, dediler ki: “- Bu, ufukta beliren bir bulut; bize yagmur yagdıracak.” (Hud Aleyhisselam, onlara soyle dedi) “- Hayır, o, sizin acele istediginiz sey. Bir ruzgar ki, onda cok acıklı bir azab vardır

    [25] Rabbisinin emri ile herseyi helak edecektir.” Nihayet o hale girdiler ki, meskenlerinden baska bir sey gorunmez oldu. Iste oyle mucrim (inkarcı) bir kavme, biz boyle ceza veririz

    [26] And olsun ki, biz onlara (mal ve kuvvetten ibaret) oyle seyler vermistik ki, size o kuvvet ve iktidarı vermemisizdir. Hem (bu nimeti anlasınlar diye) kendilerine kulak, gozler ve kalbler vermistik. Fakat ne onların kulagı, ne gozleri, ne de kalbleri kendilerine bir fayda vermedi; cunku Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlardı. O istihza ettikleri azab da kendilerini kusatıverdi

    [27] Gercekten biz, etrafınızdaki memleketleri helak ettik. Ayetleri (turlu sekillerde) acıklayıb beyan da ettik; olur ki, (kufurden) donerler

    [28] O vakit, Allah’ın gayrinden, (Allah’a) yakınlık icin ilah edindikleri putlar onları kurtarsalardı ya!... Bilakis onlardan savusub gittiler. Iste bu, onların yalanlarının ve iftira edib durdukları seylerin eseridir

    [29] Hatırla ki, cinlerden (on kisiye yakın) bir grubu, Kur’an dinlemek uzere sana yollamıstık. Vakta ki, Kur’an’ın huzuruna vardılar. (Birbirlerine): “- Susun, dinleyin” dediler. Sonra (Hz. Peygamber tarafından okunmakta olan Kur’an) bitirildigi vakit de (cinler Peygambere ve Kur’an’a iman getirerek) donduler, (hem iman’a davet, hem de iman getirmiyenleri) korkutmak uzere kavimlerine gittiler

    [30] Soyle dediler: “- Ey kavmimiz! Gercekten bizler, (Peygamber tarafından okunan) bir Kitab dinledik ki, Musa’dan sonra indirilmis olub onundekileri (diger semavi kitabları, iman esaslarında) tasdik ediyor; hakka ve dogru yola erdiriyor

    [31] Ey Kavmimiz! Allah’ın davetcisinin davetine uyun ve ona iman getirin ki, (Rabbiniz) bazı gunahlarınızı bagıslasın ve sizi acıklı bir azabdan korusun.”

    [32] Kim Allah’ın davetcisinin (Hz. Muhammed Aleyhissalatu Vesselam’ın) davetine uymazsa, arzda (Allah’ı) aciz bırakacak degildir, (asla basına gelecek azabı engelleyemez). Ona Allah’dan baska sahib olacak yardımcılar da yoktur. Boyleleri, acık bir sapıklık icindedirler

    [33] Hala (o kafirler) gorub anlamadılar mı ki, hem gokleri, hem de yeri yaratmıs ve onları yaratmakla yorulmamıs olan Allah, oluleri diritmege muhakkak kadirdir. Evet, O suphesiz ki her seye kadirdir

    [34] (Kur’an’ı ve Peygamberi) inkar edenler, atese arz olunacagı gun, (kendilerine soyle denilir): “- Nasıl, bu azab gercek degil mi imis?” Onlar: “- Evet, Rabbimize yemin ederiz (azab hakdır).” diyecekler. (Allah onlara soyle) buyuracak: “- Oyle ise, ettiginiz inkara karsılık tadın azabı bakalım...”

    [35] O halde, (Ey Rasulum, kafirlerin eziyetlerine karsı), azim sahibleri olan peygamberlerin sabrettigi gibi sabret; ve onlar hakkında (azab icin) acele etme. Onlar, o vaad olundukları acıyı gorecekleri gun, sanki gunduzun bir saatinden baska bir muddet dunyada durmamısa doneceklerdir. Bu kadarı, kafi bir tebligdir. Oyle ise, fasıklar (kafirler) toplulugundan baskası mı helak edilecektir

    Muhammed

    Surah 47

    [1] Kafir olanların ve Allah yolundan donenlerin butun amellerini, Allah bosa cıkarmıstır

    [2] Iman edib salih ameller isliyenlerin ve (Hz. Peygamber) Muhammed’e indirilene -ki, o (Kur’an) Rableri tarafından gelen hakdır. - iman edenlerin gunahlarını Allah ortmus ve hallerini duzeltmistir

    [3] Bunun sebebi: Cunku kafir olanlar batıla uymuslardır. Iman edenler ise, Rablerinden gelen Kur’an’a uymuslardır. Iste Allah, insanlara, hallerini boyle beyan eder

    [4] O’nun icin, kafirlerle muharebede karsılastıgınız zaman, hemen boyunlarını vurun; nihayet onları maglub ve perisan bir hale getirdiginiz zaman, bagı saglam baglayın (esir alın ve onları saglam tutun). Sonra da ya lutfedib (esirleri) salıverirsiniz, yahud (geri vereceginiz esirler karsılıgında) fidye alırsınız. (Isterseniz esirleri meccanen serbest bırakırsınız, isterseniz kendi esirlerinizle degistirir ve onlara karsılık mal ve para alırsınız. Bunda muhayyersiniz). Harb, agırlıklarını (silah ve levazımatını) bırakıncaya (kafirler, sirk ve isyanlarını terk edinciye) kadar, (oldurulurler, onlara yapılacak is) budur. Allah dileseydi, o kafirlerden (savas yapmaksızın) intikamını alırdı. Fakat sizi birbirinizle imtihan etmek icin (size savası emrediyor). Allah yolunda oldurulenlere gelince; onların amellerini Allah asla bosa cıkarmaz

    [5] Onları hidayete erdirir ve hallerini guzellestirir

    [6] Onları, (dunyada) kendilerine tanıtmıs oldugu cennete koyar

    [7] Ey iman edenler! Eger Allah’a (dinine) yardım ederseniz, O, size zafer verir ve ayaklarınızı (savasta) kaydırmaz

    [8] Kafir olanlara gelince; dusus onlara!... Allah amellerini bosa cıkarmıstır

    [9] Bunun sebebi: Cunku onlar Allah’ın indirdigi Kur’an’ı inkar etmislerdir. Allah’da onların amellerini bosa cıkarmıstır

    [10] Onlar yeryuzunde bir gezib dolasmadılar mı? Baksalar ya, kendilerinden oncekilerin akıbeti nasıl olmus? Allah, onların kokunu kazımıstır. Zaten o kafirlere de oylesi yarasır

    [11] Sebebi su: Cunku Allah, iman edenlerin yardımcısıdır. Kafirlere gelince; onların yardımcısı yoktur

    [12] Muhakkak ki Allah, iman edib salih ameller isliyenleri, (agacları) altlarından ırmaklar akar Cennetlere koyacaktır. Kafir olanlar ise, (dunyada) zevklenmege bakarlar; hayvanlar gibi yerler, icerler. Halbuki ates, (ahirette) onların yeridir

    [13] Seni, memleketinden (Mekke’den) cıkaran halktan daha kuvvetli nice memleketler (halkı) vardı ki, (turlu azablarla) onları helak ettik de kendilerini (azabdan), kurtaran olmamıstı

    [14] Simdi Rabbi katından bir din uzerinde bulunan kimse, hic o kotu ameli kendine guzel gosterilmis de sehvet arzuları ardına dusmus kimselere benzer mi

    [15] (Kufurden) sakınanlara vaad edilen cennetin hali (su): Orada tadı ve kokusu bozulmıyan bir sudan ırmaklar var; tadı degismiyen bir sutten ırmaklar var; icenlere lezzet veren sarabdan, (sarhosluk vermiyen tatlı ickiden) ırmaklar var; saf suzme baldan ırmaklar var... Hem orada meyvelerin her cesidi onlarındır. Bir de onlara, Rablerinden bir magfiret vardır. Hic bunlar, o ateste ebedi kalan ve kaynar bir sudan su icirilib de bagırsaklarını parcalayan kimselere benzer mi

    [16] O munafıklardan seni dinlemege gelen de var. Hatta senin yanından cıktıkları zaman, (ashabdan) kendilerine ilim verilmis olanlara soyle derler: “- O (peygamber), demin ne soyledi?” (Boylece alay ederler.) Bunlar oyle kimselerdir ki, Allah kalblerini muhurlemistir de hep hevalarına uymuslardır

    [17] (Iman etmekle) hidayeti kabul edenlere gelince; (onlar seni her dinledikce) Allah onların hidayetini arttırmakta ve kendilerine takvalarını ilham etmektedir

    [18] Artık onlar, yalnız o kıyametin kopmasını, onun birdenbire kendilerine gelivermesini bekliyorlar. Iste onun alametleri (sayılan ahir zaman Peygamberi) gelmistir. Fakat o (kıyamet ansızın) baslarına geldigi vakit, anlamaları kendilerine ne fayda verir

    [19] Simdi (Ey Rasulum): Sunu bil ki, Allah’dan baska hic bir ilah yoktur. Bir de kendi gunahına ve mumin erkeklerle mumin kadınlara magfiret dile. Allah (dunyada) dolastıgınız yeri de bilir, (ahirette) duracagınız yeri de

    [20] Iman edenler diyorlar ki: “- (Cihada dair) bir sure indirilseydi!...” Derken acık ve kesin bir sure indirilip onda savas anılınca, kalblerinde bir maraz (nifak) bulunanları goruyorsun: Sana oyle bir bakıs bakıyorlar ki, olumden baygınlık gelmis kimsenin bakısına benziyor. Onun da baslarına gelmesi pek yakındır

    [21] Fakat bir itaat ve guzel bir soz, onlar icin hayırlıdır. Sonra (cihadın farziyetine dair) emir kesinlesince, Allah’a sadakat gosterselerdi, elbette haklarında daha hayırlı olurdu

    [22] (Ey Munafıklar), demek idareyi ele alırsanız, hemen yeryuzunde fesad cıkaracak ve akrabalık baglarını parcalayacaksınız

    [23] Onlar oyle kimselerdir ki, Allah onları rahmetinden kovmus da duygularını almıs ve gozlerini kor etmistir

    [24] Oyle olmasa, Kur’an’ı (icindeki nasihatleri) dusunmezler mi? Yoksa (munafıkların) kalbleri uzerinde ust uste kilidleri mi var

    [25] Muhakkak ki, kendilerine hak belli olduktan sonra arkalarına (eski kufurlerine ve batıl dinlerine) donenlere seytan tesvikte bulunmus ve kendilerini uzun boylu emellere dusurmustur

    [26] Bunun (dinden geri donusun) sebebi su: Cunku Yahudi’ler Allah’ın indirdiginden hoslanmıyanlara (munafıklara) demislerdi ki: “- Biz, size bazı islerde, (Peygambere dusmanlıkta ve savastan geri kalmakta) itaat edecegiz.” Allah ise, onların o gizli konusmalarını biliyor

    [27] O halde, melekler onların yuzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırlarken nasıl hareket edecekler

    [28] Boyledir, cunku onlar Allah’ı gazablandıracak (kufur gibi) seylere tabi oldular da O’nun rızasını istemediler. Allah da onların butun amellerini bosa cıkarmıstır

    [29] Yoksa o kalblerinde bir maraz (nifak) bulunanlar, kinlerini Allah asla meydana cıkarmaz mı sandılar

    [30] Dilesek, biz onları (munafıkları) sana gosteriverirdik de kendilerini butun simaları ile tanırdın. Fakat mutlaka sen, onları, lakırdılarının edasından tanırsın. Allah ise butun yaptıklarınızı bilir

    [31] And olsun, sizi (savasla) imtihana sokacagız; ta ki icinizden mucahidleri ve sabır gosterenleri meydana cıkaralım ve haberlerinizi imtihan meydanlarına ornek yapalım

    [32] Gercekten kafir olub da Allah yolundan saptıranlar, hak kendilerine belli olduktan sonra Peygambere karsı gelenler; Allah’a hic bir seyle (zerre kadar) zarar edemezler. Allah onların amellerini bosa cıkarır

    [33] Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygambere de itaat edin (kufur ve nifak gibi seylerle) amellerinizi bosa cıkarmayın

    [34] Muhakkak ki kafir olanlar ve (insanları) Allah yolundan cevirenler, sonra da kafir oldukları halde olenler var ya, Allah hic bir zaman bunları magfiret buyurmaz

    [35] Onun icin (ey muminler, dusmanla savasırken) gevseklik etmeyin de, sizler daha ustun olacak iken sulha yalvarmayın. Allah sizinledir ve asla sizin amellerinizin mukafatını eksiltmez

    [36] Dunya hayatı ancak bir oyun ve eglenceden ibarettir. Eger siz iman eder ve (kufurden) sakınırsanız, (Allah ahirette) size mukafatlarınızı verir. O, sizden mallarınızın tamamını da istemez

    [37] Eger sizden malların hepsini ister de sizi cıplak bırakacak olursa, cimrilik edib vermezsiniz; (Allah) butun kinlerinizi de meydana cıkarır

    [38] Iste siz, su kimselersiniz: (Mallarınızdan ancak yuzde iki bucugunu) Allah yolunda harcamaya davet olunuyorsunuz da, yine icinizden kimisi cimrilik ediyor. Halbuki kim cimrilik ederse, kendi zararına cimrilik etmis olur. Allah Gani’dir= hic bir seyinize muhtac degildir. Siz ise, muhtaclarsınız. Eger Allah’a ibadetten yuz cevirirseniz, sizin yerinize baska bir kavmi getirir. Sonra onlar sizin gibi (itaattan cıkmıs) olmazlar

    Fetih

    Surah 48

    [1] (Ey Rasulum, Mekke’nin ve diger memleketlerin fethine sebeb olacak Hudeybiye sulhu ile) biz sana gercekten acık bir zafer verdik

    [2] Oyle ki, (bu yuzden) Allah, senin gecmis ve gelecek gunahını bagıslayıp uzerindeki nimetini, (dinin yucelmesini) tamamlayacak ve seni dosdogru bir yolda sabit kılacaktır

    [3] Ve emsalsiz bir zafer ile Allah, seni, (dusmanlarına) galib ve ustun getirecektir

    [4] Allah odur ki, imanları ustune, iman artırsınlar diye, muminlerin kalbine manevi huzuru indirdi. Butun goklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah Alim’dir= her seyi bilir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [5] (Muminlerin kalblerine, Allah’ın huzur indirmesi), erkek ve kadın butun muminleri, ebedi olarak iclerinde kalmak uzere, (agacları) altından ırmaklar akar cennetlere koymak ve gunahlarını onlardan ortmek icindir. Iste bu, Allah katında en buyuk bir zaferdir

    [6] Bir de, (Allah peygambere zafer vermez diye) Allah’a kotu zan besliyen erkek ve kadın munafıklarla, erkek ve kadın musrikleri, - (muminler icin bekledikleri) felaket baslarına donesileri- azaba sokmak icindir. Allah onlara gazab etmis, lanet etmis ve kendilerine cehennemi hazırlamıstır. O, ne kotu bir yerdir

    [7] Evet, goklerin ve yerin butun orduları Allah’ındır. Allah Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [8] Gercekten biz, seni, (ummetine) sahid, (cennetle) mujdeleyici, (cehennemle) korkutucu bir peygamber olarak gonderdik

    [9] Ki, (siz insanlar) Allah’a ve Peygamberine iman edesiniz, O’na yardım edesiniz ve O’nu buyuk tanıyasınız; Allah’ı da sabah ve aksam tesbih edesiniz

    [10] (Ey Rasulum, Hudeybiye gununde Rıdvan biatı ile) gercekten sana biat edenler, (olunceye kadar emrine baglılık ve teslimiyyet sozu verenler), ancak Allah’a biat etmis olurlar. Allah’ın kuvvet ve yardımı, o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin ustundedir. Onun icin kim (biatından, verdigi sozden) cayarsa, ancak kendi aleyhine caymıs olur. (Bunun cezası kendine aittir). Kim de Allah’a soz verdigi seyi yerine getirirse, Allah da ona (yarın kıyamette) buyuk bir mukafat verecektir

    [11] (Henuz iman kalblerinde yerlesmemis oldugundan Hudeybiye seferinden) geri kalan bazı Bedevi’ler sana soyle diyeceklerdir: “- Mallarımız ve ailelerimiz bizi, (seninle Hudeybiye seferine cıkmaktan) alıkoydu. Onun icin bize magfiret dile.” Onlar, kalblerinde olmıyan seyi agızlarıyla soyliyecekler. (Ey Rasulum, sen onlara) de ki:”- Eger Allah size bir zarar dilerse, yahud size bir fayda dilerse, artık onun dilemesinden sizi kim koruyabilir? Dogrusu Allah butun yaptıklarınızdan haberdar bulunuyor

    [12] Daha dogrusu siz (ey munafıklar), zannettiniz ki, Peygamber ve muminler bir daha ailelerine donmiyecekler. Bu zan da kalblerinizde yerlesti. (Allah, Peygambere zafer vermez diye), kotu zanda bulundunuz da helake dusen bir kavim oldunuz

    [13] Kim Allah’a ve Peygamberine iman etmezse, bilsin ki, biz, kafirlere kızgın bir ates hazırlamısızdır

    [14] Butun goklerin ve yerin mulku (idare ve tasarrufu) Allah’ındır. Diledigi kimseyi bagıslar, diledigine de azab eder. Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [15] Siz (Hayber’den) ganimetler almak icin gideceginiz vakit, o (Hudeybiye seferinden) geri kalanlar soyle diyecekler: “-Bırakın bizi, arkanızdan gelelim.” Onlar, Allah’ın (kendi aleyhlerine olan) kelamını, (Hudeybiye seferine katılmıyan Bedevi’leri, bundan boyle baska bir sefere cıkarma, emrini) degistirmek istiyecekler. De ki: “- Siz, bizim arkamızdan asla gelmiyeceksiniz. Allah, bundan once hakkınızda boyle buyurdu.” Onlar buna da soyle diyecekler: “- Hayır bizi kıskanıyorsunuz.” Dogrusu onlar, pek az anlıyan duygusuzlardır

    [16] (Ey Rasulum, Hudeybiye seferinden) geri kalan o Bedevi’lere de ki: “- siz yakında cok kuvvetli olan cengaver bir kavimle harb icin cagrılacaksınız. Onlarla savasırsınız, yahud musluman olurlar (da kurtulurlar). Eger itaat ederseniz, Allah size guzel bir mukafat verir. Sayed bundan once yaptıgınız gibi, cihaddan donerseniz, sizi acıklı bir azab ile azablandırır

    [17] (Savasa cıkmamak hususunda) amaya gunah yok, aksaga gunah yok, hastaya gunah yok. Kim Allah’a ve Rasulune itaat ederse, Allah, onu (agacları) altından ırmaklar akar cennetlere koyar. Kim de (Allah’a ve Peygambere itaat etmekten) yuz cevirirse, onu acıklı bir azab ile azablandırır

    [18] Hakikaten Allah, (Hudeybiye’de) agacın altında sana biat etmekte oldukları vakit, o muminlerden razı oldu. Boylece kalblerinde olan sadakatı bildi de, uzerlerine manevi huzuru indirdi. Kendilerine de yakın bir zafer (Hayber’in fethini) verdi

    [19] Bir de ele gecirecekleri (Hayber’deki) bir cok ganimetleri mukafat verdi. Allah Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [20] Allah, size (kıyamete kadar olacak fetihlerden) alacagınız daha bir cok ganimetler vaadetmistir. Simdilik bunu (Hayber ganimetini) size pesin vermis ve insanların ellerini (savas hususunda) sizden cekmistir ki, muminlere bir ibret olsun ve sizi dogru bir yola cıkarsın, (Allah’ın lutuf ve ihsanına olan guveninizi artırsın)

    [21] Size, henuz elinizin ermedigi diger ganimetler de vermistir. Fakat Allah onları ilmi ile kusatmıstır. Allah ise her seye kadirdir

    [22] Eger (Mekke halkından olan) o kafirler, (Hudeybi’yede andlasma yapmayıb) sizinle carpıssaydılar, mutlaka arkalarını doneceklerdi (perisan olacaklardı). Sonra da ne onları koruyacak bir dost, ne de bir yaradımcı bulamıyacaklardı

    [23] Allah’ın oteden beri olagelen sunneti boyledir. Allah’ın sunnetinde asla bir degisiklik bulamazsın

    [24] Allah O’dur ki, sizi, Mekke vadisinde kafirlere karsı sizi zafere erdirdikten sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan cekti (birbirinizle savasmadınız). Allah butun yaptıklarınızı gorendir

    [25] Onlar (Mekke’liler), o kimselerdir ki, Peygamberi inkar ettiler ve (Kabe’ye hediye edilmek uzere alıkonub) bekletilmekte olan kurbanlıkları (kesim) yerine ulasmaktan engellediler. Eger kendilerini tanımadıgınız (Mekkeli kafirler arasındaki) bir takım mumin erkeklerle mumin kadınları bilmemezlikten cigneyib o yuzden size bir vebal gelecek olmasaydı, (Allah, size, Mekke’nin fethi icin musaade buyururdu). Allah’ın, Mekke’deki muminleri koruması, diledigi kimseyi rahmetine koymak icindir. Eger onlar (Mekkedeki muminler, kafirlerden) ayrılsalardı, onlardan kafir bulunanları acıklı bir azab ile azablandırırdık

    [26] Hani o kafir olanlar, kalblerindeki taassuba= cahiliyyet gayretine sarıldıkları sıra; Allah, Rasulunun ve muminlerin uzerine manevi huzuru indirmisti. Onlara takva kelimesini (sehadet ve tevhid sozunu) de ilham etmisti. Onlar da buna layık ve ehil idiler. Allah her seyi kemal uzre bilendir

    [27] And olsun ki Allah, gercekten Peygamberine o ruyayı hak olarak dogru gosterdi. And olsun ki, Insaallah emniyet icinde bulunan kimseler olarak baslarınızı tras etmis ve kısaltmıs oldugunuz halde korkmazsınız mutlaka Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Fakat Allah sizin bilmediginiz seyleri bildi de Mekke fethinden once, yakın bir fetih (Hayber fethini) yaptı. (Hz. Peygamber Hudeybiye seferine cıkmazdan once bir ruya gormus ve emniyet icerisinde umre haccını ifa edeceklerini ashab-ı kirama bildirmislerdi. Fakat Mekke’nin fethi ertesi yıla kalınca, imanı zayıf bazı kimseler “munafıklar” dedi koduya basladılar. Bunun uzerine bu ayet-i kerime nazil olmustur)

    [28] O’dur ki, peygamberini hidayet ve hak din ile gonderdi; Onu butun dinlere ustun kılmak icin... Buna sahid olarak da Allah yeter

    [29] MUHAMMED (s.a.v.) Allah’ın peygamberidir. O’nun beraberinde bulunanlar (ashab-ı kiram), kafirlere karsı cok siddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları, ruku ve secde eder halde (namaz kılarken) Allah’dan sevab ve rıza istediklerini gorursun. Secde eserinden (cok namaz kılmaları yuzunden meydana gelen) nisanları yuzlerindedir. Iste onların Tevrat’daki vasıfları budur. Incil’deki vasıfları da su: Onlar, filizini cıkarmıs bir ekine benzerler. Derken o filizi kuvvetlendirmis de kalınlasmı, nihayet govdeleri uzerinde dogrulub kalkmıs; ekincilerin hosuna gidiyor. (Iste ashab-ı kiram da boyle olmustur. Bidayette azlıktılar, sonra cogalıb kuvvetlendiler ve guzel bir cemiyyet meydana getirdiler). Bu tesbih, kafirleri ashabla ofkelendirmek icindir. O iman edip salih ameller isliyenlere, (ashaba), Allah bir magfiret ve buyuk bir mukafat vaad etmistir

    Hucurât

    Surah 49

    [1] Ey iman edenler; (soz ve hareketlerinizle ileri varıb da) Allah’ın ve Rasulunun onune gecmeyin; Allah’dan korkun. Cunku Allah Semi’dir= her seyi isitir, Alim’dir= her seyi bilir

    [2] Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden yuksek cıkarmayın ve birbirinize bagırır gibi, O’na bagırmayın; haberiniz olmadan amelleriniz bosa cıkıverir

    [3] Gercekten Allah’ın Peygamberi yanında seslerini kısanlar, bunlar o kimselerdir ki, Allah kalblerini takva icin imtihan etmistir. Onlara bir magfiret ve buyuk bir mukafat vardır

    [4] Hucrelerin (Peygambere ait odaların) onunden seni cagıranlar (var ya), onların cogu aklı ermiyenlerdir

    [5] Eger onlar, sen kendilerine cıkıncaya kadar sabretselerdi, muhakkak ki haklarında hayırlı olurdu. Bununla beraber Allah Gafur’dur= magfireti boldur, Rahim’dir= merhameti genistir

    [6] Ey iman edenler! Eger size bir fasık, bir haber getirirse, onu arastırın (dogrulugunu anlayıncaya kadar tahkik edin). Degilse bilmiyerek bir kavme satasırsınız da yaptıgınıza pisman olursunuz

    [7] (Ey muminler), biliniz ki, aranızda Allah’ın Peygamberi var. Eger O, bircok islerde size uysaydı, muhakkak darlıga duserdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi; ve onu kalblerinizde guzellestirdi. Kufru, nifakı ve isyanı ise, size igrenc kıldı. Iste bu vasıfta olanlar, hidayete erenlerdir

    [8] Bu, Allah’dan bir fazilet ve bir nimettir. Allah Alim’dir= her seyi noksansız bilir, Hakim’dir= butun islerde hikmet sahibidir

    [9] Eger muminlerden iki birlik carpısırlarsa, hemen aralarını duzelterek barıstırın. Eger onlardan biri (Allah’ın hukmune razı olmıyarak) tecavuz ediyorsa, o vakit tecavuz edenle, Allah’ın emrine donunceye kadar savasın. (Sonunda teslim olur Allah’ın emrine) donerse, yine adaletle aralarını duzeltin ve hep adaletle is gorun; cunku Allah adalet yapanları sever

    [10] Muminler (dinde) ancak kardestirler. Onun icin (ihtilaf ettikleri zaman) iki kardesinizin aralarını duzeltin ve (Allah’ın emrine muhalefet etmekten) sakının ki, merhamet olunasınız

    [11] Ey iman edenler! Bir kavim, diger bir kavimle alay etmesin; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar. Bir takım kadınlar da diger kadınlarla eglenmesin; olur ki eglenceye alınanlar kendilerinden daha hayırlı olurlar. Hem birbirinizi ayıblamayın ve kotu lakablarla atısmayın. Imandan sonra fasıklıkla adlanmak ne kotu isimdir!... Kim de tevbe etmezse, iste onlar kendilerine zulmedenlerdir

    [12] Ey iman edenler! Zannın bir cogundan sakının; cunku zannın bir kısmı gunahtır. (Muslumanların ayıb ve kusurlarını) arastırmayın; bir kısmınız bir kısmınızı (arkasında hoslanmıyacagı sozle) cekistirmesin. Hic sizden biriniz olu kardesinizin etini yemek ister mi? Bundan tiksindiniz (degil mi)? O halde (gıybet etmekte) Allah’dan korkun. Muhakkak ki Allah Tevvab’dır = tevbeleri kabul edendir, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [13] Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir disiden (Adem ile Havva’dan) yarattık. Hem de sizi soylara ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız, (kim oldugunuz sorulunca, baglı bulundugunuz soy veya milletinizin adını soyleyesiniz). Biliniz ki, Allah katında en iyiniz, takvası en ziyade olanınızdır. (Seref, soy ve neseble degildir). Suphe yok ki Allah Alim’dir= her seyi bilendir, Habir’dir = her seyden haberdardır

    [14] (Ganimet hevesi ile gorunuste Islam’ı kabul eden bazı) Bedevi’ler: “- Biz, gercekten iman ettik.” dediler. (Ey Rasulum, onlara) de ki: “-Siz kalblerinizle iman etmediniz. Ancak biz (kılıc korkusundan ve Islam nimetinden faydalanmak icin) musluman gozuktuk” deyin. Henuz iman kalblerinize girmemistir. Eger Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, sizin amellerinizden (Allah) hic bir sey eksiltmez. Cunku Allah Gafur’dur= magfireti boldur, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [15] Muminler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Peygamberine iman etmislerdir; sonra (imanlarında) supheye dusmemisler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savasmıslardır. Iste boyle kimseler, imanlarında sadık olanlardır

    [16] (Ey Rasulum, o Bedevi’lere) de ki: “- Siz dininizi Allah’a mı ogretiyorsunuz? (sadece inandık demekle mumin mi oluyorsunuz?) Allah ise, goklerdekileri ve yerdekileri bilir. Allah her seyi bilendir

    [17] (Bedevi’ler= Beni esed kabilesi, biz musluman olduk; bize ikram et; bize yiyecek ver diye) Islam’a girdiklerini senin basına kakıyorlar. (Ey Rasulum, onlara) de ki: “-Islam olusunuzu benim basıma kakmayın. Dogrusu sizi imana hidayet buyurdugundan, Allah sizin basınıza kakar; eger (imanınızda) sadık kimselerseniz

    [18] Muhakkak ki Allah, goklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, butun yaptıklarınızı da gorur

    Kâf

    Surah 50

    [1] Kaf. Sanlı Kur’an hakkı icin

    [2] Dogrusu (o Kureysli) kafirler, kendilerine iclerinden korkutucu bir peygamber geldigine sastılar da soyle dediler: “- Bu, tuhaf bir sey

    [3] Oldugumuz ve bir toprak oldugumuz vakit mi (dirilecekmisiz)? Bu (Peygamberin dedigi, imkandan) cok uzak bir donustur.”

    [4] Muhakkak ki biz, toprak, onların bedenlerinden neleri yeyip eksilttigini bilmisizdir. Bizim katımızda (her seyi) tesbit eden bir kitab (Levh-i Mahfuz) vardır

    [5] Dogrusu, kendilerine hak (Kur’an ve Peygamber) gelince yalanladılar da, simdi muztarıb bir haldedirler

    [6] (Oldukten sonra dirilmeyi inkar eden o kafirler) ustlerindeki semaya bakmadılar mı ki, biz onu nasıl bina etmisiz ve (yıldızlarla) onu donatmısız da hic bir gedigi yok

    [7] Arzı da bir dosek yapmısız ve oraya sabit daglar yerlestirmisiz; orada manzarası guzel bir cesit bitkiden ciftler bitirmisiz

    [8] Butun bunları, hakka ve hakikata donen her kul icin (Allah’ın kudretini gorup anlamaya) bir ihtar ve ibret dersi olsun diye yaptık

    [9] Gokten de bereketli bir yagmur indirip onunla bahceler ve bicilecek ekinler bitirmekteyiz

    [10] Bir de tomurcukları birbiri uzerine dizilmis (goge dogru) uzayan hurma agacları

    [11] Bunlar, kullara rızk icindir. O yagmurla da (bitkileri kurumus) olu bir memlekete hayat vermekteyiz; iste (oldukten sonra dirilip kabirlerden) cıkıs da boyledir

    [12] (Ey Rasulum, senin) kavminden once de Nuh’un kavmi, Ress’liler (Suayb’ın kavmi) ve Semud (Salih’in kavmi) hep tekzib ettiler

    [13] Ad da, Firavun (kavmi) da, Lut’un yakınları da

    [14] Eyke’liler de, (Himyer meliki) Tubba’ın kavmi de. Bunların hepsi (kendilerine gonderilen) peygamberleri yalanladılar da benim azabım (haklarında) gerceklesti

    [15] Ilk yaratıs bizi aciz mi bıraktı (ki, ikinci defa yaratmak bizi aciz bıraksın)? Dogrusu onlar (Kureys kafirleri ve diger munkirler), yeni bir yaratıstan suphe icindedirler

    [16] And olsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdigini de biliriz; biz ona sah damarından daha yakınız (her halinden haberdarız ve her an kudretimiz altındadır)

    [17] (Insanoglunun), biri sag tarafında, biri sol tarafında oturmus iki katip melegin amellerini yazmakta olduklarını hatırla

    [18] O, her ne soz atarsa muhakkak yanında hazır bir gozcu vardır

    [19] Bir de olum sarhoslugu (can cekisme) gercek olarak gelmistir. (Ey insanoglu!) iste bu, senin kacıp durdugun sey

    [20] (Insanlar oldukten sonra dirilmeleri icin) Sur’a da ufurulmus olacaktır. Iste bu vakit, azap gunudur

    [21] Herkes beraberinde bir surucu ve bir de sahid (melek) olarak (Rabbi huzuruna) gelmis bulunacaktır

    [22] (Allah ona buyurur ki, ey insanoglu! Dunyada iken) bugunden gaflette idin. Simdi senden (gaflet) perdeni actık; artık bugun gozun keskindir, (gercegi goruyorsun)

    [23] Beraberindeki (vazifeli melek) soyle der: “- Bu yanımdaki hazırdır.”

    [24] (Allah soyle buyurur): “- Atın atın cehenneme, her inatcı kafiri

    [25] Hayra engel olanı, supheci zalimi

    [26] Bu, o kimsedir ki, Allah ile beraber, baska bir ilah edinmistir. Haydin, atın siddetli azabın (cehennemin) icine.”

    [27] (Onun dunyadaki) arkadası (olan seytan soyle) der: “- Ey Rabbimiz! Onu, ben azdırmadım; fakat kendisi uzak bir sapıklık icinde idi.”

    [28] (Allah, onlara soyle) buyurur: “- Huzurumda cekismeyin; ben size onceden (dunyada) bu azabı bildirmistim

    [29] Benim katımda soz degistirilmez ve ben kullara zulmeden degilim.”

    [30] O gun cehenneme: “- Doldun mu?” diyecegiz. O, “- Daha ziyade var mı?” diyecek

    [31] Cennet de takva sahiblerine uzak olmıyarak yaklastırılmıs bulunacak

    [32] Iste bu, sizin (dunyada) vaad olundugunuz sey! Her tevbe eden, Allah’ın emrini gozeten icin

    [33] Gaybde, Rahman’a ic saygısı duyan ve halis bir kalb ile gelen kimseler icin

    [34] Selametle girin oraya (cennete); bu sonsuzluk gunudur

    [35] Onlara, orada ne dilerlerse var. Katımızda ise ziyade (Allah’ı gormek) var

    [36] Onlardan (senin kavminden) once, biz nice nesilleri helak ettik ki, onlar senin kavminden daha kuvvetli idiler. Oyle ki, memleketleri delik desik etmisler, (her tarafı dolasmıslar, olumden kurtulmaga care aramıslardı). Kacacak bir yer var mı

    [37] Muhakkak ki bu surede anılanlarda, aklı olan, yahud kendisi huzurlu bir kalb icinde oldugu halde (nasihatlere) kulak veren kimse icin, bir ihtar; (bir ibret dersi) vardır

    [38] Celalim hakkı icin, biz goklerle yeri ve aralarındakileri altı gunde yarattık, bize bir yorgunluk da dokunmadı

    [39] O halde (Ey Rasulum, musriklerin oldukten sonra dirilmeyi inkar edislerine dair) onların laflarına karsı sabret de, Rabbini gunesin dogusundan once (sabah namazında) ve batmadan once (ogle ile ikindi namazlarında) hamd ile tesbih et

    [40] Bir de gecenin bir kısmında (aksam ve yatsı namazlarında) ve namazların sonlarında O’nu tesbih eyle

    [41] (Ey Rasulum), munadinin yakın bir yerden cagıracagı gunku sozu dinle. (O kıyamet ahvalinden sana ne buyuk haberler verecegiz)

    [42] O gun (Sur’a ikinci defa ufuruluste) hak olan sayhayı (cagırmayı, butun mahlukat) isitirler. Iste bu, (kıyamette kabirlerden) cıkıs gunudur

    [43] Subhesiz ki biz, hem diriltiriz, hem oldururuz; donus de bizedir

    [44] O gun yer onlara yarılıb suratle cıkarlar. Iste bu bir hasirdir (insanları bir araya toplamaktır) ki, bize kolaydır

    [45] Biz, onların (Kureys kafirlerinin) neler demekte olduklarını pek ala biliyoruz. Sen de onlara karsı (imana) zorlayıcı degilsin. O halde sen benim tehdidlerimden korkacaklara bu Kur’an ile ogud ver

    Zâriyât

    Surah 51

    [1] O tozutub savuran ruzgarlara

    [2] Arkasından agır su tasıyan bulutlara

    [3] Sonra kolayca akıb giden gemilere (veya bulutlara ve yıldızlara)

    [4] Sonra isleri (kullara) bolen meleklere yemin olsun ki

    [5] Muhakkak size vaad olunanlar bir gercektir

    [6] Ve subhesiz ki hesab vuku bulacaktır, (herkes amelinin karsılıgını gorecektir)

    [7] O (yıldızlara ait) guzel yollara sahib sema hakkı icin ki

    [8] Muhakkak siz, (peygamber hakkında kahin demekle) ihtilaflı bir sozde bulunuyorsunuz

    [9] Peygamber ve Kur’an’dan cevrilen cevrilir

    [10] Kahrolsun o yalancılar

    [11] Onlar, bir cehalet icinde bulunan gafil kimselerdir

    [12] Soruyorlar: Ne zaman o hesab gunu

    [13] O bir gundur ki, ates uzerinde kavrulub yakılacaklar

    [14] (Cehennemdeki melekler onlara soyle derler): Tadın azabınızı. Bu (azab, dunyada iken) acele istediginiz

    [15] Gercekten takva sahibleri, cennetlerde pınar baslarındadır

    [16] Rablerinin kendilerine verdiginden razı oldukları halde... Dogrusu onlar, bundan once guzel amel isliyenlerdi

    [17] Onlar geceden pek az (bir zaman) uyuyorlardı

    [18] Sabahın erken vakitlerinde de hep istigfar ederlerdi

    [19] Onların mallarında dilencinin ve (ihtiyacını acıklayamayan) mahrumun bir hakkı vardır

    [20] Arzda da gercekten tasdik edenler icin bir cok ibretler var

    [21] Nefislerinizde de (hucrelerden vucud yapınıza kadar) bir cok alametler var (ki, hep Allah’ın kudretine ilmine, azamet ve iradesine delalet ederler). Hala gormiyecek misiniz

    [22] Semada ise, (yagmur) rızkınız ve va’d olundugunuz cennet vardır

    [23] Iste o semanın ve yerin Rabbine yemin olsun ki, bu vaad olunan (cennet), sizin konusmanız (sabit oldugu) gibi, muhakkak bir gercektir

    [24] (Ey Rasulum), sana geldi mi, Ibrahim’in ikram edilen misafirlerinin haberi

    [25] Hani onlar, Ibrahim’in yanına varmıslardı da selam vermislerdi. O da (onlara karsılık olarak) selam vermis: “- (Bunlar) tanınmadık bir kavim.” demisti

    [26] Hemen bir bahane ile ailesine giderek bir semiz dana (kesib etini) getirdi de

    [27] Onu (yemek olarak) onlerine koydu. “-Yemege buyurmaz mısınız?” dedi. (Yemeginden misafirlerin yemedigini gorunce)

    [28] O vakit onlardan (Ibrahim’in) icine bir korku dustu. Onlar: “korkma!” dediler ve onu cok bilgin bir ogul ile mujdelediler

    [29] Bunun uzerine (Ibrahim’in) hanımı bir cıglık icinde dondu de elini yuzune carptı: “- Ben, kısır bir koca karıyım! (Nasıl cocugum olabilir)” dedi

    [30] Onlar dediler ki: “- Is, sana dedigimiz gibidir. Bunu Rabbin buyurdu. Subhesiz ki O, Hakim’dir, Alim’dir.”

    [31] (Hz. Ibrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere) dedi ki: “- O halde istediginiz nedir? (Nicin gonderildiniz)? Ey elciler!...”

    [32] Onlar dediler ki: “- Biz, gunahkar bir kavme (Lut peygamberin kavmine) gonderildik

    [33] Uzerlerine camurdan (pisirilmis) taslar atmak icin

    [34] Ki o taslar, Rabbinin katında haddi asanlar icin damgalanmıslardır.”

    [35] Nihayet Lut’un memleketinde bulunan muminleri (oradan) cıkardık, (ki kalan kafirleri helak edelim)

    [36] Fakat bir evden baska orada musluman da bulmadık

    [37] Ve oyle acıklı azabdan korkacaklar icin orada bir ibret nisanesi bıraktık, (o memleketi harabe ve tas yıgını haline getirdik)

    [38] Musa’da da ibret vardır: Hani onu acık bir mucize ile Firavun’a gonderdik de

    [39] O, butun ordusu ile (imandan) yuz cevirdi ve soyle dedi: “- Bu, bir sihirbaz, yahud bir mecnundur.”

    [40] Bunun uzerine tuttuk kendisini ve ordularını denize attık. Oyle ki, kufur ve inad uzere bulunuyordu

    [41] Ad kavminde de ibret vardır: Hani onların uzerine o koku kurutan ruzgarı gondermistik

    [42] Oyle bir ruzgar ki, ugradıgı bir seyi bırakmıyor, mutlak onu kul gibi savuruyordu

    [43] Semud kavminde de ibret vardır: Hani onlara “-Bir zamana kadar yasayın, istifade edin.” denilmisti de

    [44] Rablerinin emrinden uzaklasıb azmıslardı. Bu yuzden bakınıb dururlarken kendilerini yıldırım carpıvermisti

    [45] O vakit (bu azabdan kurtulub) kalkmaga guc yetiremediler, bir yardım da gormediler

    [46] Daha once de Nuh kavmini helak ettik; cunku onlar (hakdan ayrılmıs kufur icinde bulunan) fasık bir kavim idiler

    [47] (Bir de semaya bakın), biz onu kuvvetle bina ettik. Muhakkak ki biz, buyuk kudrete sahibiz

    [48] Arzı da dosedik. Ne guzel doseyiciyiz

    [49] Her seyden cift cift yarattık ki, iyice dusunesiniz

    [50] (Ey Rasulum, de ki: ) O halde hemen Allah’a kacın, (kufru bırakıb hemen imana gelin). Gercekten ben, size, Allah tarafından (azab ile) korkutan acık bir peygamberim

    [51] Ve Allah ile beraber baska bir ilah uydurmayın. Gercekten ben, size, Allah tarafından (azab ile) korkutan acık bir peygamberim

    [52] (Ey Rasulum, senin kavmin, sana sihirbaz yahud mecnun dedigi gibi), onlardan evvelki ummetler de bir peygamber gelince; muhakkak boyle; ya sihirbaz dediler, ya mecnun

    [53] Hepsi de bu sozu birbirine tavsiye mi ettiler? Dogrusu onlar hep azgınlar toplulugudur

    [54] Onun icin, onlardan yuz cevir; artık (teblig vazifeni yaptın ve bizim katımızda) kınanacak degilsin

    [55] Sen, (Kur’an ile) ogud ver cunku ogud ve nasihat muminlere fayda verir

    [56] Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım

    [57] Ben, onlardan bir rızk istemiyorum, (ben onları kendilerine yahud baska bir kimseye rızık versinler diye yaratmadım); bana (kullarıma) yemek yedirmelerini de istemiyorum

    [58] Dogrusu rızkı veren, o cok siddetli kuvvet sahibi Allah’dır

    [59] Onun icin, muhakkak o zulmedenlere (Mekke kafirlerine, kendilerinden onceki) arkadaslarının (azab) payı gibi, bir pay vardır. Simdi o azabı acele istemesinler

    [60] Artık o azabla korkutuldukları gunlerinden dolayı, Kur’an’ı ve Peygamberi inkar edenlere siddetli azab olsun

    Tûr

    Surah 52

    [1] Gasem olsun o Tur dagına

    [2] Acılmıs sayfalara yazılı olan Kur’an’a

    [3] Acılmıs sayfalara yazılı olan Kur’an’a

    [4] (Meleklerin gokte tavaf ettikleri) Beyt-i Ma’mur’a

    [5] Yukseltilmis semaya

    [6] Taskın denize

    [7] Ki, Rabbinin azabı muhakkak vuku bulacaktır

    [8] Onu geri cevirecek hic bir sey yoktur

    [9] O gun sema doner calkanır

    [10] Daglar da bir yuruyus yurur

    [11] Vay artık o kıyamet gunu, Peygamberi tekzib edenlere

    [12] Ki onlar, daldıkları bir batıl da oynayıb duranlardır

    [13] O gun, onlar cehennem atesine itilip atılacaklar

    [14] (Cehennem icin vazifeli melekler tarafından onlara soyle denir): Iste sizin (dunyada) yalan saymakta oldugunuz ates, budur

    [15] (Siz, ey kafirler, dunyada iken peygamberlere sihirbaz diyordunuz), bu azab da mı sihir? Yoksa (dunyada gercekleri gormediginiz gibi), anlamıyor musunuz

    [16] Girin oraya (cehenneme)! Ister azabına sabredin, ister etmeyin; artık hepsi bir... Hep yaptıklarınızın cezasını cekeceksiniz

    [17] Muhakkak ki (kufur ve isyandan sakınan) takva sahipleri, cennetler ve nimetler icindedirler

    [18] Rablerinin kendilerine verdigi seylerle zevk duyarak...Rableri, onları Cehennem azabından korumustur

    [19] (Allah onlara soyle buyurur: Dunyada iman ve ibadet edib) calıstıgınız icin afiyetle yeyin, icin

    [20] Sıra sıra dizilmis koltuklara dayanarak...Biz, onlara, guzel iri gozlu hurileri es etmisiz

    [21] (Dunyada) iman edenlere ve zurriyetleri de iman edib kendilerine uyanlara, (ahirette) zurriyetlerine kavustururuz. (Onları da, baba ve dedeleri gibi cennete koruz ve derecelerini yukseltiriz.) Bununla beraber (baba ve dedelerinin) amellerinden hic bir sey eksiltmeyiz. Herkes kazancına baglıdır, (iyi amel islerse kurtulur, degilse helak olur)

    [22] Onlara (cennetde) bir meyva ve iclerinin cekecegi bir et verdik, (verecegiz)

    [23] Orada birbiriyle kadeh cekistirirler ki, onda ne bir sacmalama vardır, ne bir gunaha sokma

    [24] (Hizmet icin) etraflarında doner kendilerine ait, sedeflerinde saklı inciler gibi hizmetciler

    [25] (Cennettekiler) birbirine donub sorustururlar

    [26] Soyle derler: “- Biz, bundan once ailemizle birlikte (dunyada iken azabdan ve Allah’a isyan etmekten) korkuyorduk

    [27] Artık Allah bize lutuf buyurdu ve bizleri o atesin azabından korudu

    [28] Biz, bundan once O’na ibadet ediyorduk ve bizi korumasını istiyorduk. Gercekten O, kerem sahibidir, Rahim’dir

    [29] O halde (Ey Rasulum, sen) ogud ve nasihata devam et; cunku sen, Rabbinin (nubuvvet ve Islam) nimeti sayesinde ne kahinsin, ne mecnun

    [30] Yoksa: “- Bir sairdir, biz O’nun felaket zamanını bekliyoruz” mu diyorlar

    [31] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Bekleyin; cunku ben de sizinle beraber (size inecek azabı) bekliyenlerdenim

    [32] Yoksa, (Hz. Peygambere kahin ve mecnun demekle) bu tenakuzu onlara akılları mı emrediyor. Yoksa azgın bir kavim midirler

    [33] Yoksa, o Kur’an’ı kendisi mi uydurub soyledi diyorlar? Hayır, (is dedikleri gibi degil, sırf inad ve inkarlarından dolayı) iman etmezler

    [34] Haydi Kur’an gibi bir soz getirsinler, eger dogru soyliyenlerse

    [35] Yoksa, kendileri Halık’sız mı yaratıldılar? Yoksa onlar (kendi nefislerini) yaratıcılar mıdırlar

    [36] Yoksa, gokleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, (onlar hakkı gercek olarak) anlamazlar

    [37] Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Yoksa, onlar mı her seye hakim olmuslar

    [38] Yoksa, onların bir merdiveni var da (goge yukselib meleklere vahy edilen sozu) ondan mı dinliyorlar? Oyle ise dinleyicileri, (dinlediklerini isbat edecek) acık bir delil getirsin

    [39] Yoksa, (kendiniz icin hoslanmadıgınız) kızlar O’na, ogullar size mi

    [40] Yoksa, (iman etmeleri icin) kendilerinden bir ucret istiyorsun da (bunu) cereme vermekten agırlanıyorlar

    [41] Yoksa, gayb ilmi (Levh-i Mahfuz) onların yanında da, onlar mı yazıyorlar

    [42] Yoksa, (Ey Rasulum, seni yok etmek icin) bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o kafirler, kendileri o tuzaga duseceklerdir

    [43] Yoksa, onların Allah’dan baska bir Ilahları mı var? Allah, onların kostukları ortaklardan munezzehtir

    [44] Eger gokten bir parca duserken gorseler, birbiri uzerine yıgılıb yogunlasmıs bir bulutdur, derler

    [45] O halde (Ey Rasulum), bırak onları; ta o carpılacakları (olum) gunlerine kadar

    [46] O gun, tedbirlerinin hic biri zerrece kendilerine fayda vermiyecektir; ve onlar yardım da olunmıyacaklardır

    [47] Muhakkak ki o zalimlere (kafirlere), bundan (ahiret azabından) once de (kabirde veya Bedir savasında) bir azab var; fakat pek cokları bilmezler

    [48] Rabbinin hukmune sabret; cunku sen, bizim muhafazamız altındasın. (Uykudan veya herhangi bir yerden) kalktıgın sırada Rabbine hamd ile tesbih eyle

    [49] Gecenin bir kısmında ve yıldızların batısı sırasında dahi tesbih et

    Necm

    Surah 53

    [1] Yıldıza (Sureyya’ya) battıgı zaman kasem olsun ki

    [2] Sapmadı dogru yoldan arkadasınız (Hz. Peygamber), azıtmadı da; (haberiniz olsun, ey Kureys halkı)

    [3] O hevadan (kendi nefsinden) soylemiyor

    [4] Kur’an sade bir vahiydir, ancak vahy olunur

    [5] O’na, kuvvetleri pek cok olan (Cebrail) ogretti

    [6] Oyle ki, gorunusu guzel olub hemen hakiki sekli uzere dogruldu

    [7] Ve o (Cebrail) yuksek ufukta idi

    [8] Sonra (Cebrail, Hz. Peygambere) yaklastı da sarktı

    [9] (Boylece Peygambere olan mesafesi) iki yay aralıgı kadar, yahud daha az oldu

    [10] (Cebrail) vahy etti Allah’ın kuluna vahy ettigini

    [11] (Hz. Peygamber, mi’racta gozu ile) gordugunu, kalbi tekzib etmedi

    [12] Simdi siz Peygamberin o gorusune karsı, onunla mucadele mi ediyorsunuz

    [13] Yemin olsun ki, o (Cebrail’i hakiki suretinde) bir daha da (mi’ractan) inerken gordu

    [14] Sidretu’l-Munteha’nın (yedinci gogun) yanında

    [15] (Takva sahiblerinin barınagı olan) Me’va Cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır

    [16] O dem ki, Sidre’yi buruyen buruyordu, (cepcevre meleklerle kaplanmıstı)

    [17] (Hz. Peygamber Aleyhisselam gordugu ahvali tam gordu de) goz ne kaydı, ne de astı

    [18] And olsun ki, (Peygamber) Rabbinin en buyuk alametlerinden bir kısmını gordu

    [19] Bize haber verin, (putlardan tapındıgınız) Lat ve Uzza’yı

    [20] Diger ucuncusu olan Menat’ı... (Bunların ne kudretleri var)

    [21] (Evlad olarak sevdiginiz) erkek sizin de, (hoslanmayıb diri diri gomdugunuz) disi O’nun mu

    [22] Oyle ise bu, cok insafsız bir taksim

    [23] O putlar hic bir sey degil, ancak sizin ve babalarınızın uydurdugu isimlerdir. Allah onlara (ilah olduklarına dair) hic bir huccet indirmedi. O kafirler, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi oluyorlar. Halbuki kendilerine, Rableri katından dogru yolu gosteren (Rasul) geldi

    [24] Yoksa insana, her kurdugu hulya mı var

    [25] Fakat Allah’ındır ahiret ve dunya

    [26] Goklerde nice melekler vardır da, Allah dileyib razı olduguna izin vermeden once, sefaatleri hic bir seye yaramaz

    [27] Dogrusu ahirete iman etmiyenler, meleklere disi ismi takıb duruyorlar. (Melekler, Allah’ın kızlarıdır diyorlar)

    [28] Halbuki buna dair bir bilgileri yok; ancak zanna tabi oluyorlar. Zan ise, hak olan ilmin yerini tutmaz

    [29] Onun icin (Ey Rasulum), sen, o bizim Kur’anımızdan yuz cevirib de yalnız dunya hayatını istiyen kimselere bakma

    [30] Iste onların ilimden erebildikleri gaye, bu dunya isidir. Suphesiz ki, O Rabbin, yolundan sapan kimseleri cok iyi bilendir. Hidayete erenleri de O, en iyi bilendir

    [31] Hep Allah’ındır goklerdekiler, yerdekiler... Akıbet kotuluk edenleri, yaptıklarıyla cezalandıracak, guzellik edenleri de daha guzeli (cennet) ile mukafatlandıracaktır

    [32] Onlar ki, kucuk gunahlar mustesna, gunahın buyuklerinden (sirkten) ve fuhsiyattan kacınırlar, muhakkak Rabbin genis magfiretlidir (onları bagıslar). O, sizi (babanız Adem’i) topraktan yarattıgı sıra ve sizler analarınızın karınlarında ceninler iken, sizin hallerinizi cok iyi bilendir. Simdi nefislerinizi temize cıkarmayın; O, Allah’dan korkanın kim oldugunu cok iyi bilendir

    [33] Simdi gordun mu (imandan) yuz cevireni

    [34] Ve (malından) pek az verib de kaskatı cimrileseni

    [35] Gaybın ilmi, o cimrinin yanındadır da, (baskasının gunahını kaldıracagını, bir gercek olarak) kendisi mi goruyor

    [36] Yoksa (su gercek), haber verilmedi mi Musa’nın Tevrat’ı ile

    [37] Ve cok vefakar Ibrahim’inki ile

    [38] “Dogrusu hic bir gunahkar, baskasının gunahını cekmez.”

    [39] Hakikaten insan icin kendi calıstıgından baskası yoktur

    [40] Ve muhakkak onun ameli yarın (kıyamette) gorulecek

    [41] Sonra ona en degerli mukafat verilecek

    [42] Subhe yok ki, nihayet Rabbine gidilecek

    [43] Muhakak ki gulduren de O’dur, aglatan da

    [44] Olduren de muhakkak O’dur, dirilten de

    [45] Gercekten O’dur, erkegi ve disiyi iki es yaratan

    [46] Bir meniden, (mahalline) ekildigi zaman

    [47] Elbette O’na aittir, oluleri diriltmek

    [48] Dogrusu zengin eden, sermaye veren O

    [49] Gercekten (Huza’a kabilesinin tapındıgı) Si’ra yıldızının Rabbi O’dur

    [50] Dogrusu, O helak etti evvel ki Ad kavmini

    [51] Semud’u da (helak etti ve onlardan) hic bırakmadı

    [52] (Ad ve Semud kavimlerinden) daha evvel de Nuh’un kavmini...Cunku onlar pek zalimdiler, pek azgındılar

    [53] (Yerin dibine gecen Lut kavmine ait) kasabaları da kaldırıb yere carptı

    [54] Oyle ki, onlara sardırdıgı musibeti sardırdı

    [55] (Ey insan!) simdi Rabbinin hangi nimetine karsı suphe edersin

    [56] Iste bu (Peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalatu vesselam) o azab ile korkutan evvelki peygamberlerden bir peygamberdir

    [57] Kıyamet yaklastı

    [58] Onun vaktini Allah’dan baska acıklayacak yoktur

    [59] Simdi siz, bu Kur’an’a mı sasıyorsunuz? (Ey Mekke’liler)

    [60] Bir de guluyorsunuz da aglamıyorsunuz? (Alay edib egleniyorsunuz da felaketinize aglamıyorsunuz)

    [61] Siz, kafa tutan gafillersiniz

    [62] Haydi Allah icin secdeye kapanın (*) ve ibadet edin, (Allah’ın hukumlerine boyun egin; O’ndan baskasına kulluk etmeyin.) (*) Dikkat; Secde ayetidir

    Kamer

    Surah 54

    [1] Kıyamet yaklastı, kamer (ay ikiye) bolundu. (Kafirlerin, Hz. Peygamberden bir mucize istemeleri uzerine ayın ikiye bolunme hadisesi olmustur)

    [2] Hala bir mucize gorseler, yuz cevirib soyle derler: “- Bu devam edegelen kuvvetli bir sihirdir.”

    [3] (Kıyameti ve mucizeyi) inkar ettiler; hevalarına uydular. Halbuki (Allah’ın vaad ettigi) her is icin bir hakikat var

    [4] And olsun, onlara (ibret alıncak) kıssalardan oyleleri de geldi ki, onlarda inkardan alıkoyacak haberler var

    [5] Tam bir hikmet... Fakat korkutmalar fayda vermiyor

    [6] O halde (Ey Rasulum) onlardan yuz cevir. O cagırıcı Israfil’in gorulmemis dehsetli bir seye (muminleri cennete, kafirleri cehenneme) davet edecegi gun

    [7] (Korkudan) gozleri baygın olarak kabirlerden cıkacaklar; etrafa yayılan cekirgeler gibi

    [8] Cagırıcıya (Israfil’in sesine) dogru kosarak, kafirler (bu kıyamet gununde soyle) diyecektir: “- Bu cok siddetli bir gundur.”

    [9] Onlardan (Mekke’lilerden) once Nuh kavmi tekzib ettiler de, kulumuzu (Hz. Nuh’u) yalanladılar; mecnundur, dediler ve onu tebligden alıkoydular

    [10] Nihayet o da, Rabbine soyle dua etti: “- Ben maglubum, benim icin onlardan intikam al.”

    [11] Bunun uzerine, biz de bardakdan bosanırcasına bir yagmur ile gogun kapılarını actık

    [12] Boylece arzı da kaynaklar halinde costurduk. Nihayet iki su (yerin ve gogun suları, Nuh kavmini helak edecek) muayyen bir olcu uzerinde birlesiverdi. (Boylece mukadder olan helak husule geldi)

    [13] Biz, Nuh’u (ve onunla iman edenleri), levhalardan yapılmıs ve percinlesmis gemiye yukledik

    [14] Oyle ki, muhafazamız altında akıb gidiyordu. Bunu, (peygamberlik nimeti) inkar edilen Nuh’a, bir mukafat olarak yaptık

    [15] Celalim hakkı icin, biz bu vak’ayı (veya gemiyi), bir alamet (ve ibret dersi) olarak bıraktık; fakat dusunen mi var

    [16] (Iste bak, Ey Rasulum), benim azabım ve tehdidlerim nasıl oldu

    [17] And olsun ki, biz Kur’an’ı dusunub ogud almak icin kolaylastırdık; fakat dusunen mi var

    [18] Ad kavmi de tekzib etti. Iste (bak, Ey Rasulum), nasıl oldu azabım ve tehdidlerim

    [19] Cunku biz, ugursuzlugu devamlı bir gunde, (Hud peygamberin gonderildigi) Ad kavminin uzerlerine koku kurutan siddetli bir ruzgar gonderdik

    [20] Oyle ki, insanları, kokunden sokulmus hurma kutukleri gibi sokub atıyordu

    [21] Iste (bak, Ey Rasulum), nasıl oldu azabım ve tehdidlerim

    [22] And olsun ki, biz Kur’an’ı dusunub ogud almak icin kolaylastırdık; fakat dusunen mi var

    [23] Semud kavmi (Salih peygamberin ogudlerini ve) azab haberlerini tekzib ettiler de

    [24] Soyle dediler: “- Icimizden (peygamber iddiasında olan) bir insana mı tabi olacagız? O takdirde biz, muhakkak sapıklık icinde kalır ve ateslere duseriz

    [25] O kitab (vahy) aramızdan ona mı bırakılıyor? Dogrusu o, sımarık bir yalancıdır.”

    [26] Ileride bilecekler, o sımarık yalancı kimdir

    [27] Iste biz, onlara bir imtihan olmak uzere, o disi deveyi (bir mucize olarak kayadan) cıkarıp gonderiyoruz. Simdi onların ne yapacagını gozetle ve eziyetlerine sabret

    [28] Hem onlara haber ver ki, (kuyudan istifade edecekleri) su, (deve ile kendi) aralarında nobetledir. (Bir gun deveye, bir gun onlara.) Her su nobetinde, sahibi hazır bulunmus olsun

    [29] (Salih Peygamberin kavmi bir muddet nobetlese bu emre uyduktan sonra), nihayet (Kudar Ibni Salif adındaki) arkadaslarını cagırdılar. O da kılıca sarılarak deveyi kesti

    [30] Fakat bak, nasıl oldu azabım ve tehdidlerim

    [31] Cunku biz, uzerlerine korkunc bir ses gonderdik de, onlar, agıldaki hayvanların cigneyib ufaladıkları kuru copler gibi oldular

    [32] And olsun ki, biz Kur’an’ı dusunub ogud almak icin kolaylastırdık; fakat dusunen mi var

    [33] Lut kavmi (peygamberlerinin) azab haberlerini tekzib ettiler

    [34] Biz, onlara, tas yagdıran bir ruzgar gonderdik; yalnız Lut (peygamberin) ailesini bir seher vakti kurtardık

    [35] Tarafımızdan bir nimet olarak. Iste (iman ve itaat etmek suretiyle nimetimize) sukur edeni, boyle mukafatlandırırız

    [36] And olsun ki, Lut, azabımızla onları korkutmustu; fakat o ihtarları, subhelenerek inkar ettiler

    [37] Ve onun (meleklerden ibaret) misafirlerine, (kendi aralarında icra etmekte oldukları kotu isle) tecavuze kalkıstılar. Biz de onların gozlerini silme kor ediverdik. “- Simdi azabımı ve peygamberimin tehdidlerini tadın.” dedik

    [38] Celalim hakkı icin, bir sabah vakti, devamlı bir azab onları bastırıverdi. (Bu azab, cehenneme atılıslarına dek devam edecektir)

    [39] Tadın bakalım azabımı ve peygamberimin tehdidlerini

    [40] And olsun ki, biz Kur’an’ı dusunub ogud almak icin kolaylastırdık; fakat dusunen mi var

    [41] Celalim hakkı icin, Firavun ailesine de (azab haberlerini veren) peygamberler geldi

    [42] Onlar, mucizelerimizin hepsini inkar ettiler. Biz de onları oyle yakalayıverdik ki, her seye galib olana (Allah’a) boyle (yapmak) yarasır

    [43] (Ey Mekke’liler), sizin kafirleriniz (kuvvet ve imkan bakımından) onlardan (bu adları gecen kavimlerden) hayırlı mı? Yoksa sizin icin (Ilahi) kitablarda bir kurtulus (haberi) mi var

    [44] Yoksa onlar; “- Biz yardımlasır, bize karsı gelene zafer kazanır bir topluluguz” mu diyorlar

    [45] Yakında (Bedir’de) o topluluk bozulacak ve arkalarını donub kacacaklar

    [46] Daha dogrusu onların asıl azab vakti, kıyamettedir. O vaktin azabı daha mudhis, daha acıdır

    [47] Muhakkak ki mucrimler (musrikler) saskınlık ve cılgın atesler icindedirler

    [48] O gun, yuzleri ustu ateste suruklenecekler; ve onlara “-Tadın cehennemin dokunusunu” denilecek

    [49] Gercekten biz, her seyi (hikmetimiz icabı) bir kaderle yaratmısızdır

    [50] (Bir seyin olmasını murad ettik mi) emrimiz baska degil, ancak birdir (yalnız ol kelimesidir, oluverir); bir goz kırpması gibidir

    [51] And olsun, (kufur hususunda benzeriniz olan) sizin gibileri helak da ettik; fakat hani dusunen

    [52] Bununla beraber isledikleri her sey (amellerin yazıldıgı) defterlerdedir

    [53] Kucuk ve buyuk (yapılan her seyin) hepsi (Levh-i Mahfuz’da) yazılıdır

    [54] Suphesiz takva sahibleri cennetlerde aydınlıklar icindedirler

    [55] Rıza gosterilen bir yerde... Kudretine nihayet olmıyan bir Melek’in (her seye hakim bulunan Allah Teala’nın) huzurunda

    Rahmân

    Surah 55

    [1] Rahman

    [2] Kur’an’ı ogretti

    [3] Insanı yarattı

    [4] Ona beyanı (ic duyguların ifadesini) ilham etti

    [5] Gunes ve ay (menzillerinde ettikleri hareket) hesablı

    [6] Nebat da, agac da (yaratılısları icabı hep Rahmana) secde ederler, (emrine boyun egerler)

    [7] Gogu ise, yukseltti ve olcuyu koydu

    [8] Ki olcu ve adaletle hududu asmıyasınız

    [9] Bir de tartıyı adaletle tutun da teraziyi noksan etmeyin

    [10] Arzı da (butun) mahlukat icin alcaltıb dosedi

    [11] Orada meyva cesitleri, tomurcuklu hurma agacları

    [12] Samanlı hububat, hos kokulu nebatlar var

    [13] O halde (ey cinler ve insanlar!) Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [14] O (Rahman), insanı (onun aslı olan Adem’i) yanmıs kerpic gibi kuru bir camurdan yarattı

    [15] Cinlerin babasını da dumansız bir atesten yarattı

    [16] O halde (ey cinler ve insanlar), Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [17] O (Rahman), hem (gunesin yaz ve kıs) iki dogus yerinin, hem iki batıs yerinin, (butun cihetlerin hakimi ve) Rabbidir

    [18] O halde (ey cinler ve insanlar), Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [19] (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermis, birbirlerine kavusuyorlar

    [20] (Fakat) birbirlerine karısmaga engel (Allah tarafından) bir perde var

    [21] O halde (ey cinler ve insanlar), Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [22] O (tuzlu) denizlerden inci ile mercan cıkar

    [23] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [24] Onundur, denizde yuksek daglar gibi akıp giden gemiler

    [25] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [26] Yeryuzunde olan her canlı fanidir

    [27] Fakat azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin zatı bakidir

    [28] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [29] O’ndan dilenir goklerde ve yerde olan. Her gun, O, yeni bir icadda olan

    [30] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [31] Yakında sizi hesaba cekecegiz, ey cinler ve insanlar

    [32] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [33] Ey cinler ve insanlar toplulugu? Gucunuz yeterse, goklerin ve yerin etrafından cıkıp gidin, (kacarak olumden kurtulun). Cıkıp kurtulamazsınız; ancak bir kuvvetle... (Fakat bu kuvvet nerede? buna gucunuz yetmez)

    [34] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [35] (Kabirlerinizden cıktıgınız zaman) ustunuze saf atesten bir alevle, bir duman salıverilir; (ve onlar, sizi mahsere sevkederler). Onları engelleyib kurtulamazsınız

    [36] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [37] Artık gok yarılıb da, yag gibi eriyip kızaran bir gul rengine burundugu zaman

    [38] Rabbinizin hangi nimetlerini sayarsınız yalan

    [39] (Sema yarıldıgı zaman, herkes simasından tanınacagı icin) o gun ne insana, ne cinne gunahı sorulmıyacak, (sual mahserde olacak)

    [40] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [41] Mucrimler (musrikler) simalarından tanınır da yakalanır percemleriyle ayaklarından

    [42] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini sayarsınız yalan

    [43] Iste bu, mucrimlerin yalan saydıkları cehennem

    [44] Onlar, bu ates ile harareti en yuksek dereceye ulasmıs kaynar su arasında dolasırlar

    [45] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [46] (Hesab icin) Rabbi huzurunda durmaktan korkan icin iki cennet var, (biri insanlara, digeri cinlere ait)

    [47] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [48] O cennetlerin her ikisi de turlu agaclı ve meyvalıklıdır

    [49] O halde (ey cinler ve insanlar), Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [50] O cennetlerde akar iki kaynak var

    [51] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [52] (Cennetlerin) ikisinde de her meyveden cift cift (kuru ve yas) var

    [53] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [54] (Rableri huzurunda hesap vermekten korkanlar), astarları kalın ipekten olan yaygılar uzerinde yaslanıp oturarak nimetlenirler. Her iki cennetin meyvalarının toplanısı da yakından... (Zahmetsizce alınabilecek sekilde pek yakın)

    [55] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [56] O cennetlerde, gozlerini kocalarından baskasına cevirmiyen hanımlar vardır ki, bu kocalarından once, kendilerine ne bir insan dokunmustur, ne de bir cin

    [57] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini sayarsınız yalan

    [58] Sanki o hanımlar, (saflık ve beyazlıkta, birer) yakut ve mercan

    [59] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini sayarsınız yalan

    [60] Iyiligin karsılıgı ancak iyiliktir

    [61] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [62] Bu iki cennetden baska (onlar icin daha) iki cennet var

    [63] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [64] Her ikisi koyu yesildirler, onlar

    [65] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [66] Iclerinden fıskıran iki sadırvan

    [67] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini sayarsınız yalan

    [68] (O diger iki cennetin) iclerinde cesitli meyveler, hurma ve nar var

    [69] O halde, (ey insanlar ve cinler), Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [70] Cennetlerin hepsinde huyları iyi olan guzel yuzlu hanımlar

    [71] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [72] Cadırlarda (kocalarına) hasredilmis huriler var

    [73] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [74] Onlara, kocalarından once ne insan dokunmustur, ne cin

    [75] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [76] (Kocaları) yesil yastıklara ve guzel yaygılara yaslanarak nimetlenirler

    [77] O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini edersiniz inkar

    [78] Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin ismi, ne yucedir asikar

    Vâkıa

    Surah 56

    [1] Kıyamet koptugu vakit

    [2] Onun kopmasını inkar eden yok, (artık onu herkes tasdik eder)

    [3] (Kimini atese) dusurur, (kimini cennete) yukseltir

    [4] Yer, dehsetli bir sarsılısla sarsılınca

    [5] Ve daglar (toz halinde) bir serpilis serpilince

    [6] Artık her sey etrafa dagılan toz duman olmustur

    [7] Siz de (ey insanlar, bu kıyamet gunu) uc sınıf olmussunuz

    [8] Sagcılar (amel defterleri sag ellerine verilenler), o sagcılar ne mutludurlar

    [9] Solcular (amel defterleri sol ellerine verilenler) ise, o solcular ne acıklı durumdalar

    [10] (Bir de ucuncu sınıf, hayır islemekte) ileri gecenler, (ahiret de) ileri gecenlerdir, (ilk cennete girenlerdir)

    [11] Bunlar, dereceleri en yuksek olanlar

    [12] Naim cennetlerindedirler

    [13] Evvelki ummetlerin (hayırda ileri gecenlerinden) cok kimseler

    [14] Biraz da sonrakilerden (ahir zaman peygamberinin hayırda ileri gecenleri)

    [15] Mucevheratla islemeli tahtlar ustunde

    [16] Onlara yaslanarak karsı karsıya kurulmuslar

    [17] Dolasır etraflarında, (tazelikleri) daimi genc hizmetciler

    [18] Cennet sarabından dolu surahiler, ibrikler ve kadehlerle

    [19] Ondan basları agrımaz, sarhos da olmazlar

    [20] Bir de sectikleri meyvelerle

    [21] Ve arzu ettikleri kus etleri ile (hizmetciler etraflarında dolanır)

    [22] Onlar icin, iri gozlu (guzel yuzlu) huriler de var

    [23] Gun gormemis inci emsali

    [24] (Butun bunlar, cennetliklerin) isledikleri amellere mukafat icindir

    [25] Onlar cennetde ne bir bos laf isitirler, ne de bir hezeyan

    [26] Ancak bir soz isitirler: Selam... (birbirleriyle selamlasır dururlar)

    [27] Sagcılar (amel defterleri sag ellerine verilenler), ne mutlu sagcılar

    [28] Onlar, dal bastı kirazlar

    [29] Dolgun salkımlı muzlar altında

    [30] Ve yaygın bir golgede

    [31] Caglayan bir su kenarında

    [32] Ve tukenmeyen, yenmesi yasaklanmıyan bircok meyveler arasında

    [33] Ve tukenmeyen, yenmesi yasaklanmıyan bircok meyveler arasında

    [34] Kıymetleri yuksek doseklerdedirler

    [35] Gercekten biz, (dunyada kocalmıs kadınları, genclestirerek cennetde) onları yepyeni bir yaratılısla yaratmısızdır

    [36] Boylece onları, hep bakir kızlar

    [37] Kocalarına asık yasıtlar yaptık

    [38] (Cennet ehli olan) sagcılar icin

    [39] (Ahir zaman ummetinden olan sagcılar, hayırda ileri gecen= Sabikun gibi degil, coktur.) Bunların bir cogu evvelki ummetlerden

    [40] Bir cogu da sonraki (ahir zaman peygamberine baglı) ummetlerdendir

    [41] Solcular ise, onlar ne acıklı durumdalar

    [42] Onlar atesin alevi ve kaynar su icindedirler

    [43] Bir de uzerlerinde cehennemin kapkara dumanı olan bir golge var

    [44] O golge ne serindir, ne mulayim

    [45] Cunku onlar, bundan once (dunyada) zevklerine duskunduler

    [46] Ve en buyuk gunah (Allah’a ortak kosmak) uzerinde ısrar ediyorlardı

    [47] Bir de diyorlardı ki: “- Oldugumuz ve bir toprak, bir yıgın kemik oldugumuz vakit mi, hakikaten biz mi dirilecek misiz

    [48] Evvelki atalarımızda mı?”

    [49] (Ey Rasulum, o munkirlere) soyle: “- Muhakkak butun evvelkiler ve sonrakiler

    [50] Belirli bir gunun muayyen vaktinde caresiz toplanacaklardır.”

    [51] Sonra, muhakkak ki siz ey sapkınlar, yalancılar

    [52] Elbette (cehennemde) zakkum agacından yiyeceksiniz

    [53] Karınlarınızı ondan dolduracaksınız

    [54] Ustune de (siddetle susayacagınız icin) o kaynar sudan iceceksiniz

    [55] Oyle ki, suya kanmayan develerin icisi gibi iceceksiniz

    [56] Iste hesap gunu, onlara ziyafet bu

    [57] (Ey Inkarcılar), sizi biz yarattık; hala (peygamberleri) tasdik etmiyecek misiniz

    [58] Simdi gordunuz mu, (rahimlere) doktugunuz meniyi

    [59] Onu (insan biciminde) siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa biz miyiz yaratan

    [60] Aranızda olumu (ve ecelleri) biz takdir ettik; ve biz, diledigimiz seyi yerine getirmekten aciz de degiliz

    [61] Kılıklarınızı degistirmege ve bilemiyeceginiz bir surette sizi yaratmaga da gucumuz yeter

    [62] Her halde (bu dunya hayatında topraktan sonra nutfeden) ilk yaratılısınızı bildiniz. O halde (kıyamette sizi ikinci defa diriltmege kadir oldugumuzu) dusunseniz ya

    [63] Simdi gordunuz mu, o ektiginiz tohumu

    [64] Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa biz miyiz bitiren

    [65] Dileseydik o ekini corcop haline getirirdik de soyle gevelerdiniz

    [66] “-Dogrusu biz cok ziyandayız

    [67] Daha dogrusu (bekledigimiz mahsule karsılık) busbutun mahrumuz.”

    [68] Simdi icmekte oldugunuz suyu bildirin bana

    [69] Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa biz miyiz indiren

    [70] Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde (bu turlu nimetlere karsı Allah’a) sukretseniz ya

    [71] Simdi cakıp yakmakta oldugunuz atesi bana haber verin

    [72] Onun agacını siz mi yarattınız, yoksa biz miyiz yaratan

    [73] Biz bu atesi, (cehennem atesine) bir ibret ve sahradaki yolculara bir menfaat kıldık

    [74] O halde Rabbini, Azim ismi ile tesbih et, (Subhane Rabbiyel-Azim, de)

    [75] Peyderpey inen Kur’an’a yemin ederim

    [76] Ki eger bilirseniz bu yemin, gercekten buyuk bir yemindir

    [77] Muhakkak ki o, (faydası cok) bir Kur’an-ı Kerim’dir

    [78] Oyle ki, (Allah katında) Levh-i Mahfuz’da saklıdır

    [79] Ona tertemiz (abdestli) olanlardan baskası el surmesin

    [80] Alemlerin Rabbinden indirilmedir o

    [81] Simdi siz, bu (Ilahi) kelama mı yag (leke) sureceksiniz

    [82] Ve (Kur’an’dan nasibinizi), rızkınıza sukretmeyi inkara mı kalkısacaksınız

    [83] (Haydi sizi gorelim), can bogaza dayandıgı zaman

    [84] O vakit (olunun etrafında bulunan sizler), bakar durursunuz. (Elinizden bir sey gelmez, canınızın cıkmasını beklersiniz)

    [85] Biz ise, ona, ilim ve kudretimizle sizden cok yakınız; fakat siz, (yapılmakta olan isleri ) gormezsiniz, anlıyamazsınız

    [86] Haydi (bakalım), eger hesaba cekilmiyecekseniz

    [87] (Bogaza kadar dayanan) o ruhu, geri cevirin (cıkmasın; ısrar ettiginiz, oldukten sonra dirilme yok, hesaba cekilme yok) iddianızda dogru iseniz

    [88] Amma olu, hayırda ileri gecenlerden (Mukarrebun’dan) ise

    [89] Artık onun icin bir rahatlık, hos bir rızık ve Naim Cenneti vardır. (Nimetleri bitmez, kedersiz bir cennet)

    [90] Amma (amel defterleri sag ellerine verilen) sagcılardan ise

    [91] Artık (ey sagcı), sana sagcı kardeslerinden selam olsun! (emniyet ve selamet icindesin)

    [92] Amma olu o inkar eden sapıklardan ise

    [93] Ona da kaynar sudan bir ziyafet

    [94] Bir de cehenneme atılıs

    [95] Iste budur subhe goturmiyen gercek

    [96] O halde, Rabbini yuce ismiyle tesbih et, (Subhane Rabbiyel Azim, de; yahud Allah’ın emri ile namaz kıl)

    Hadîd

    Surah 57

    [1] Goklerde ve yerde ne varsa, hep Allah’ı tesbhih etmektedir. O, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= isinde hikmet sahibidir

    [2] Goklerin ve yerin mulku O’nundur; diriltir ve oldurur. O, her seye kadirdir

    [3] O, (her seyden once mevcud olan) evveldir; ve (her sey helak olduktan sonra geriye kalacak) ahirdir. (Varlıgı sayısız delillerle) zahirdir ve (akılların idrak edemiyecegi zatı ise) batındır. O, her seyi bilendir

    [4] Goklerle yeri ve aralarındakileri altı gunde yaratan O’dur. Sonra ars’ı (kudret ve saltanatı ile) istila etti. Yere gireni ve ondan cıkanı, gokten ineni ve ona yukseleni hep bilir. Her nerede olsanız (ilim ve kudreti) sizinle beraberdir. Allah butun yaptıklarınızı gorendir

    [5] Butun goklerin ve yerin mulku O’nundur; ve butun isler (netice itibariyle) O’na dondurulur

    [6] Geceyi gunduze katar (boylece gunduz uzar), gunduzu de geceye katar (da gece uzar). Hem O, butun sinelerde saklı olanları bilir

    [7] Allah’a ve Rasulune iman edin de, sizi mirascıları kıldıgı maldan, (Allah yolunda) harcayın. Icinizden iman edib de (Allah yolunda) harcayanlar icin buyuk bir mukafat vardır

    [8] Peygamber, sizi, Rabbinize iman edesiniz diye davet edib dururken, size ne oluyor ki, Allah’a iman etmiyorsunuz? Halbuki (bundan once iman etmeyi gerektiren deliller ortaya koymak suretiyle) Peygamber, sizden kesin soz de almıstı. (Veya Allah, ezelde hepinizden, Allah’ın varlıgını tasdikinize dair soz almıstı). Eger sozunuzde sadık kimselerseniz, (hemen iman etmeniz gerekir)

    [9] Sizi karanlıklardan (kufur yollarından) aydınlıga (imana) cıkarmak icin, Kuluna (Hz. Muhammed Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’a) apacık ayetler indirmekte olan O’dur. Muhakkak ki Allah, size cok sefkatlidir, cok merhametlidir

    [10] (Ey muminler!) Size ne oluyor ki, Allah yolunda (mallarınızı) harcamıyorsunuz? Halbuki goklerin ve yerin mirası Allah’ındır (her sey O’nundur ve O’na kalacaktır; cunku baki O’dur.) Fetihten (Mekke’nin fethinden) evvel, Allah yolunda harcayıb savasanlarınız, digerleri ile bir olmaz. Onlar, sonradan harcayıb savasanlardan, fazilet ve derece yonunden daha buyuktur. Bununla beraber Allah hepsine Husna’yi= Cenneti vaad buyurdu. Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [11] Kimdir ahiretteki mukafatını umarak Allah yolunda malını harcasın da, boylece Allah onun mukafatını kat kat versin. Hem onun icin cok iyi bir mukafat da var

    [12] (Hatırla) o gunu ki, mumin erkeklerle mumin kadınların nurları, onlerinden ve saglarından kosar bir halde kendilerini goreceksin. (Melekler onlara soyle derler): “-Bugun size, mujde olsun! O cennetler ki, altlarından ırmaklar akıyor; iclerinde ebedi olarak kalacaksınız.” Iste en buyuk kurtulus budur

    [13] O gun, munafık erkeklerle munafık kadınlar, iman edenlere soyle diyecekler: “- Bize bakın, (yahud bizi bekleyin) nurunuzdan bir parca ısık alalım.” (Muminler tarafından onlara soyle) denilecek: “- Arkanıza (dunyaya) donun de bir nur arayın.” Derken aralarına, bir kapısı bulunan bir sur cekilmistir; (muminler icerde, kafirler ise dısarda kalmıstır). Surun ici rahmet doludur, dıs yanında azab

    [14] Munafıklar, muminlere soyle bagırırlar: “- Bizler sizinle beraber (dunyada ibadet eder) degil miydik?” Muminler: “- Evet, bizimle beraberdiniz; fakat siz, kendinizi nifaka dusurub helak ettiniz. Muminlere felaket beklediniz, (yahud tevbe icin beklediniz), subhelendiniz ve uzun omur hulyası, sizi aldattı; ta Allah’ın emri (olum) gelinceye kadar... Bir de, Allah’a karsı, sizi, aldatıcı seytan aldattı.”

    [15] (Ey munafıklar), artık bugun ne sizden, ne de o kafir olanlardan (kurtulmanız icin) bir karsılık, bedel kabul edilmez. Sıgınacagınız yer atestir; size yarasan odur. O, ne kotu bir gidis yeridir

    [16] Iman edenlere, vakti gelmedi mi ki, kalbleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’an’a saygı ile yumusasın; ve bundan once kendilerine kitab verilmis, sonra uzerlerinden uzun zaman gecib de kalbleri katılasmıs ve cogu fıska dalmıs bulunanlar gibi olmasınlar

    [17] Su gercegi biliniz ki, Allah, arzı, kuruduktan sonra (yagmur sebebiyle) diriltir. Iste biz, aklınız ersin diye, size (azamet ve kudretimize delalet eden) alametleri acıkca gosterdik

    [18] Allah’ı ve Peygamberini tasdik eden erkeklerle kadınlar ve gonul hoslugu ile Allah yolunda (mal) harcayanlar (var ya); onların mukafatları kat kat artırılır. Hem onlara, cok hos bir mukafat (cennet) de var

    [19] Allah’a ve Peygamberine iman edenler; iste bunlar, Rableri katında, (imanları hususunda) tıpkı cok sadık olanlarla, (Allah yolunda can veren) sehidler gibidirler. Onların hem sevabları vardır, hem de (Sırat uzerinde) nurları... Kufre varıb da ayetlerimizi inkar edenlere gelince; iste onlar, hep cehennemliktirler

    [20] Biliniz ki, (Allah’a itaate ve ahiret kazancına sarf edilmiyen) dunya hayatı; bir oyun, bir eglence, bir sus, aranızda bir ogunme, mal ve evladda bir cogalıstır, (nihayet hepsi yok olur gider). Bu, bir yagmurun haline benzer ki, onun bitirdigi nebat, cifcilerin hosuna gider. Sonra (yesil rengi) degisir; bir de onu gorursun sararmıstır. Sonra da corcop olmustur. (Iste dunya da boyledir. Kuruyub yok olan bu nebat gibi, bekası yoktur.) Iste hayatı bu sekilde olan kimse icin, ahirette siddetli bir azab; muminler icin ise, Allah’dan bir magfiret ve bir rıza vardır. (Ahireti istemiyenler icin) dunya hayatı ancak bir aldanıs menfaatıdır

    [21] (Siz gunahlarınızdan tevbe ederek) Rabbinizden bir magfirete ve genisligi, yerle gogun genisligi gibi olan bir cennete yarısın ki; o, Allah’a ve peygamberlerine iman edenler icin hazırlanmıstır. O, Allah’ın ihsanıdır; onu diledigi kimselere verir. Allah cok buyuk ihsan sahibidir

    [22] (Kıtlık ve kuraklık gibi) ne yerde, ne de(hastalık ve afet gibi) nefislerinizde bir musibet basa gelmez ki, biz onu yaratmazdan once (o) bir kitabda (Levh-i Mahfuz’da= Allah’ın ilminde) yazılmıs olmasın. Subhesiz bu, Allah’a gore kolaydır

    [23] (Her sey yazıldı ve tesbit edildi ki, dunya nimetlerinden) elde edemediginize uzulmiyesiniz ve (Allah’ın) size verdigine de guvenib sevinmiyesiniz. Allah cok ogunub kurulanın hic birini sevmez

    [24] Onlar, o kimselerdir ki, hem cimrilik ederler, hem de insanlara cimriligi emrederler. Her kim (imandan ve Allah yolunda malını sarfetmekten) yuz cevirirse, bilsin ki Allah, Gani’dir= hic bir seye muhtac degildir; (ancak kullar O’na muhtactır), Hamid’dir= hamd edilmege layıktır

    [25] Celalim hakkı icin, biz peygamberlerimizi acık mucizelerle gonderdik ve beraberlerinde (Allah’ın hukumlerini bildiren) kitab ve adalet indirdik ki, insanlar adaletle ayakta dursunlar. Bir de demiri indirdik. Onda hem cetin bir sertlik, hem de insanlar icin bir cok menfaatler vardır. Cunku (demirden yapılan silahları dusmanlara karsı kullanmak suretiyle) Allah, kendisine (dinine) ve peygamberlerine; kendisini gormedikleri halde, yardım edenleri belli edecek. Subhe yok ki Allah cok kuvvetlidir, her seye galibdir

    [26] Celalim hakkı icin, Nuh’u ve Ibrahim’i (birer peygamber) gonderdik. Peygamberligi de, kitabı da onların nesillerine verdik. Oyle iken hidayeti, iclerinden bazısı kabul etmistir; cokları da fasıklardır

    [27] Sonra (Nuh ile Ibrahim’in) arkalarından peygamberlerimizi ard arda gonderdik. Bir de arkalarından Meryem’in oglu Isa’yı yolladık; ve ona Incil’i verdik. Kendisine baglı kalanların kalblerine ince bir duygu ve bir merhamet ihsan ettik. Bir de (insanların fitnesinden kacıb sırf ibadete koyulmaktan ibaret olan) Ruhbaniyyet ki, bunu onlar icad ettiler; biz onu, uzerlerine farz kılmamıstık. Ancak Allah rızasını aramak icin (bu icadı) yaptılar. Sonra da ona geregi uzre riayet etmediler, (Ruhbaniyyete teslisi, ittihadı ve kufru ilave etmek suretiyle hakkını gozetmediler, onu zayi ettiler). Biz de iclerinden iman etmis olanlara mukafatlarını verdik. Cokları ise yoldan cıkmıs fasıklardır, (kafirlerdir)

    [28] Ey iman edenler; Allah’dan korkun ve Peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat nasib versin ve size bir nur ihsan etsin ki, onunla yuruyesiniz; hem de sizi bagıslasın. Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [29] Ta ki, (ahir zaman peygamberine iman getirmiyen) ehl-i kitab bilsinler ki, Allah’ın fazlından hic bir seye guc yetiremezler. Muhakkak ki iyilik ve sevab Allah’ın elindedir; onu diledigine verir. Allah (muminlere sevab ve iyilik vermekle) cok buyuk kerem sahibidir

    Mücâdele

    Surah 58

    [1] Kocası hakkında seninle mucadele eden ve (kimsesizligi ile ihtiyacından) Allah’a sikayet eden kadının sozunu Allah isitti. Allah zaten konusmalarınızı isitir; cunku Allah her seyi isitendir, gorendir

    [2] Icinizden “Zihar” yaparak karılarından ayrılmaga kalkısan kimseler, bilsinler ki, o kadınlar onların anaları degildir; anaları, ancak onları dogurmus olanlardır. Bununla beraber onlar gercekten cirkin ve asılsız bir soz soyluyorlar. Muhakkak ki Allah (zihar yapanı keffaret suretiyle) afv edendir, bagıslayandır

    [3] Karılarına zihar yapanlar (nikahlarını kendilerine haram kılanlar); sonra dediklerini geri almak icin donecek olanlar birbiriyle birlesmeden (cinsi munasebette bulunmadan) once, (koca uzerine keffaret olarak) bir kole azad etmek vardır. Iste siz, boyle keffaret hukmu ile ogudlenirsiniz. Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [4] Fakat kim, (keffaret odemek icin bir kole) bulamazsa, yine cinsi munasebette bulunmadan once, arka arkaya (aralıksız) iki ay oruc tutmak vardır. Ona da gucu yetmiyen (sabah aksam) altmıs yoksulu doyursun, (veya her birine bir fitre miktarı versin). Bu acıklama, Allah’ı ve Rasulunu (hukumlerinde) tasdik edesiniz diyedir. Bunlar Allah’ın hukumleridir. (Bu hukumlere uymıyan) kafirler icin cok acıklı bir azab vardır

    [5] Allah’a ve Peygamberine dusmanlık edenler, muhakkak helak edilmislerdir; nitekim onlardan once kendilerine azab edilenler gibi... Halbuki (Peygamberin dogruluguna delalet eden) apacık ayetler de indirmistik. (Boyle inkarcı) kafirlere, zillete dusurucu bir azab var

    [6] O gunde ki, Allah onları hep diriltecek de, butun yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah (onların dunyada yaptıkları butun amelleri aleyhlerine hıfzedib) saymıs, onlarsa bunu, (o yaptıklarını) unutmuslardır. Allah her seye sahiddir

    [7] Gormez misin? Allah hem goklerdekini, hem yerdekini hep bilir. Herhangi bir uc sırdasın, bir fısıltısı oluyor mu, mutlak O (Allah) dordunculeridir. (Butun fısıltılarını bilir); bes kisinin oluyor mu, mutlak O, altıncılarıdır; bunlardan (su sayılanlardan sayıca) daha az, daha cok oluyor mu, muhakkak O, her nerede olsalar, onlarla beraberdir (her seylerini bilir). Sonra butun yaptıklarını, kıyamet gunu, kendilerine haber verir. Haberiniz olsun ki, Allah, her seyi (noksansız) bilir

    [8] (Ey Rasulum), bakmaz mısın sunlara, (o munafıklarla yahudilere): Gizli konusmaktan yasaklandılar da, sonra donub yasaklandıkları seyi yapıyorlar ve yalan, zulum, Peygambere isyan fısıldasıyorlar. Senin yanına geldiklerinde de, seni Allah’ın selamlamadıgı bir suretle selamlıyorlar. (Es-selamu Aleyk yerine, uzerine olum olsun manasına gelen Es-Samu Aleyk diyorlar). Kendi aralarında da: “- Allah bizi, soylediklerimizle azablandırsa ya!” diyorlar. Onlara cehennem yeter; oraya girecekler. Artık o, ne kotu donus yeridir

    [9] Ey iman edenler! Siz fısıldastıgınız zaman, yalan, zulum, Peygambere isyan fısıldasmayın; iyilik ve takva fısıldasın. Allah’dan korkun ki, (ahirette) O’nun huzurunda toplanacaksınız

    [10] O (kotu) fısıltılar, sırf seytandandır. Iman etmis olanları kederlendirmek icin, (seytan bunu yapıyor). Halbuki (munafıkların fısıldasmaları), Allah’ın izni olmaksızın muminlere bir sey zarar verecek degildir. Muminler de; onun icin, ancak Allah’a tevvekkul etsinler

    [11] Ey iman edenler! (Peygamber tarafından) size meclislerde: “- Yer acın.” denildigi zaman, hemen yer acın ki, Allah da size genislik versin. “Kalkın” denilince de kalkıverin ki, Allah iman edenlerinizi yukseltsin. Kendilerine ilim verilenler icin ise, (cennetde) dereceler vardır. Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [12] Ey iman edenler! (Fakirler faydalansın, Peygambere hurmet olsun diye) siz Peygambere mahrem bir sey arz edib konusmak istediginiz zaman, (bu) konusmanızdan once bir sadaka verin. Bu, sizin icin hem bir hayırdır, hem (gunahlarınız icin) daha ziyade bir temizliktir. Fakat (sadaka verecek bir sey) bulamazsanız, subhe yok ki Allah Gafur’dur= cok bagıslayıcıdır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [13] (Peygambere maruzatta bulunmak icin) konusmanızdan once sadakalar vereceginizden korktunuz mu? Mademki (emredildiginiz seyi) yapmadınız, Allah da sizin kusurunuzu bagısladı. Artık namazı geregi uzre kılın, zekatı verin. Allah’a ve peygamberine itaat edin. Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [14] (Ey Rasulum, muminlerin esrarını Yahudi’lere nakleden) su munafıklara bakmaz mısın: Allah’ın gazab etmis oldugu bir kavme yardaklık etmektedirler. Onlar ne sizdendirler, ne onlardan... (Yeminlerinde yalancı olduklarını) bilip dururlarken de, yalan yere yemin ederler

    [15] Allah o munafıklar icin siddetli bir azab hazırladı. Gercekten onlar, ne fena isler yapıyorlar

    [16] Onlar, yeminlerini bir kalkan edindiler de, (insanları) Allah’ın dininden cevirdiler. Onun icin, onlara, hararetli bir azab var

    [17] Mumkun degil, onları ne malları, ne evladları hic bir surette Allah’dan kurtaramaz. Onlar, cehennemliktirler; onlar orada ebedi olarak kalacaklardır

    [18] Allah, onları hep bir araya toplayıb diriltecegi gun (kıyamette), size yemin ettikleri gibi, O’na da yemin edecekler, (biz kafir ve munafık degildik diyecekler) ve sanacaklar ki, bir sey yapıyorlar. Iste onlar; hep o yalancılardır

    [19] Bunları seytan kaplamıs da Allah’ı hatırlamayı kendilerine unutturmustur. Bunlar seytan taraftarlarıdırlar. Bilin ki, seytan taraftarı olanlar, hep husrana (perisanlıga) dusenlerdir

    [20] Allah’a ve Peygamberine muhalefet edenler, muhakkak onlar, (cehennemdeki) en alcaklarla beraberdirler

    [21] Allah, soyle hukum vermistir: “- Celalim hakkı icin, muhakkak ki, hem ben galib gelecegim, hem Peygamberlerim. Subhe yok ki Allah cok kuvvetlidir, her seye galibdir

    [22] Allah’a ve ahiret gunune iman eden hicbir kavmi, Allah’a ve peygamberine muhalefete kalkısan kimselerle sevisir bulamazsın; velev ki, o muhalifler, (soyca) babaları ve ogulları, veya kardesleri veya hısım ve hemsehrileri olsun... Iste Allah, boyle (zalim) kimseleri sevmiyen bir kavmin kalblerine imanı tesbit buyurmus ve kendilerini yuce katından bir rahmet ile kuvvetlendirmistir. Onları, (ev ve agacları) altından ırmaklar akar cennetlere koyacak, iclerinde ebedi olarak kalacaklardır. Oyle ki, Allah onlardan razı, onlar da (bol ikramlardan dolayı) Allah’dan razı...Iste bunlar, Allah taraftarıdır, (dininin yardımcılarıdır). Dikkat edin ki, Allah taraftarı olanlar, gercekten onlar, zafer bulanlardır (dunya ve ahiret saadetine erenlerdir)

    Haşr

    Surah 59

    [1] Butun goklerde olanlar, butun yerde olanlar hep Allah’ı tesbih etmekte... O, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [2] (Peygamberi inkar eden ve O’na verdikleri sozden cayan Medine’deki Yahudi kabilesi Nadir Ogulları’ndan ibaret) ehl-i kitabdan kafir olanları, ilk surgunde yurdlarından cıkaran O’dur. Siz, cıkacaklarını sanmamıstınız. Onlar da, tahkimatlarının (kalelerinin), kendilerini (Allah’ın azabından) koruyacagını zannetmislerdi. Fakat Allah, onları, hesab etmedikleri tarafdan bastırdı ve kalblerine korku dusurdu. Oyle ki, evlerini, hem kendi elleriyle, hem muminlerin elleriyle harab ediyor, yıkıyorlardı. Dusunun de ibret alın, ey basiret sahibleri

    [3] Eger Allah, onlara surgunu hukmetmemis olsaydı, muhakkak kendilerine dunyada azab edecekti. Ahirette ise, onlara ates azabı var

    [4] Bu azabın sebebi su: Cunku onlar, Allah’a ve peygamberine muhalefet ettiler, (emirlerine aykırı harekette bulundular). Kim de Allah’a (ve peygamberine) aykırı hareket ederse, subhe yok ki, Allah cok siddetli azab sahibidir

    [5] (Kafirlerin kinini artırmak icin herhangi bir hurma agacını kestiniz, veya kesmeyip) kokleri uzerinde dikili bıraktınızsa, hep Allah’ın izniyledir. Bu tahribi yapmanız, fasıkları perisan edecegi icindir

    [6] Allah’ın, onların (Nadir Ogullarının) mallarından Peygamberine verdigi ganimete gelince: Siz ona ne at kosturdunuz, ne deve... Fakat Allah peygamberlerini, diledigi kimselere musallat eder. Allah her seye kadirdir

    [7] Allah’ın, peygamberine (kafir) memleketler ahalisinden verdigi ganimet; Allah icin (Kabe ve diger mescidlerin tamiri icin), Peygamber icin, O’na yakın olan akraba icin, yetimler, yoksullar ve yolda kalmıs kimseler icindir. (Bir rivayete gore de Allah’ın hissesi, Peygamberin hissesine dahildir. Bu takdirde ganimet altı hisse degil de bes hisse itibar edilerek adları gecenlere birer sehim verilir.) Ta ki, o mal, sizden yalnız zenginler arasında dolasan bir servet olmasın, (bundan muhtaclar da faydalansın). Peygamber size (ganimetten) ne verdi ise, onu alın; (ve emirlerini tutun). Size neyi yasak etti ise, onu da almayın; (yapma dedigini yapmayın). Allah’dan korkun; cunku Allah cok siddetli azab sahibidir

    [8] (Bilhassa bu ganimet), o fukara muhacirler icindir ki, (Mekke musriklerinin tazyiki uzerine) yurdlarından ve mallarından cıkarılmıslardır. Halleri sudur: Allah’dan (dunyada) bir rızık ve rıza isterler. Allah’a ve Peygamberine, (mal ve canları ile Allah’ın dinine) yardım ederler. Iste bunlar, sadık olanlardır, (imanlarında sadakat gosterenlerdir)

    [9] Muhacirlerden once, Medine’yi yurd ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edib gelenlere sevgi beslerler. Onlara verilen seylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar; kendilerinde ihtiyac bile olsa, (onları) nefisleri uzerine tercih ederler. Kim de nefsinin hırsından korunursa; iste bunlar (azabdan) kurtulanlardır

    [10] Onlardan (Muhacirlerle Ensar’dan) sonra gelenler soyle derler: “- Ey Rabbimiz! Bizi ve iman ile bizden evvel gecmis olan kardeslerimizi bagısla; iman etmis olanlar icin kalblerimizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen, Rauf’sun= cok sefkatlisin, Rahim’sin= cok merhametlisin.”

    [11] Bakmaz mısın, su munafıklık yapanlara? Ehl-i kitabdan o kafir olan kardeslerine soyle diyorlar: “-Yemin ederiz ki, eger siz (yurdunuz Medine’den) cıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber (oradan) cıkarız; ve sizin aleyhinizde hic bir zaman kimseye itaat etmeyiz. Eger size savas acılırsa, muhakkak size yardım ederiz.” Halbuki Allah sahidlik ediyor ki, onlar hakikaten yalancıdırlar

    [12] Yemin olsun ki (Medine’deki Yahudi Beni Kurayze kabilesi) eger cıkarılırsa, (munafıklar) onlarla beraber cıkmazlar; ve eger onlara savas acılırsa, onlara yardım etmezler. Bilfarz onlara yardım edecek olsalar, (bozguna ugrayarak) arkalarına donerler. Sonra (Allah onları helak eder de artık) kurtarılmazlar

    [13] Her halde onların (munafıklarla Yahudi’lerin) yureklerinden sizden olan korku, Allah’ınkinden ziyadedir. Bu, onların anlayıssız bir kavim olmalarındandır

    [14] Onlar (Yahudi’lerle munafıklar) toplu bir halde size karsı savasamazlar; ancak tahkim edilmis yerlerde, yahud duvarlar (siperler) arkasından savasırlar. Aralarında carpısmaları ise siddetlidir. (Ey Rasulum), sen onları toplu sanırsın, halbuki kalbleri dagınıktır; bu, onların akılları ermez bir kavim olmalarındandır

    [15] Onların hali, kendilerinden az once gecenlerin hali gibidir ki, yaptıklarının cezasını (dunyada) taddılar. Onlara (ahirette) acıklı bir azab da var

    [16] (Yahudi’leri savasa tesvik hususunda munafıkların hali), seytanın hali gibidir: Hani insana “Kafir ol.” demisti de, kafir olunca: “- Ben, senden beriyim; cunku ben alemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.” deyiverdi

    [17] Sonra ikisinin (seytan ile o adamın) akıbeti, ebedi olarak cehennemin icinde kalmaları olmustur. Iste zalimlerin cezası budur

    [18] Ey iman edenler; Allah’dan korkun ve herkes, yarın icin onden ne gondermis olduguna baksın. Hem Allah’dan korkun; cunku Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [19] O kimseler gibi olmayın ki, Allah’ı unutmuslar; Allah da onları kendilerine unutturmustur, (artık kendi menfaatlerini dusunemezler). Iste bunlar fasık (kafir) olanlardır

    [20] Cehennemlik olanlarla cennetlikler bir olmaz. Cennet ehli olanlar, kurtulanlardır

    [21] Eger biz, bu Kur’an’ı bir dagın uzerine indirseydik, muhakkak o dagı, Allah korkusundan bas egmis, parcalanmıs gorurdun. Bu temsiller yok mu, iste biz onları insanlar icin yapıyoruz; olur ki dusunurler

    [22] O, oyle Allah ki, O’ndan baska hic bir Ilah yok... Gizliyi de bilir asikarı da... O, Rahman’dır = dunyada butun kullara merhamet edendir, Rahim’dir= ahirette yalnız muminlere merhamet edendir

    [23] O, oyle Allah ki, O’ndan baska hic bir Ilah yok... Melik’dir= mulk ve saltanatı devamlı olandır, Kuddus’dur= her turlu noksanlık ve ayıblardan beridir, Selam’dır= butun afet ve kederlerden salimdir, Mumin’dir= emniyet verendir, Muheymin’dir= her seyi gozetib koruyandır, Aziz’dir= her seye galibdir, Cebbar’dır= kulların hallerini ve ihtiyaclarını duzeltendir, varlıgı cok yucedir, Mutekebbir’dir= azamet ve ululuk sahibidir. Allah, (musriklerin kendisine) kostukları ortaklardan munezzehtir

    [24] O, oyle Allah ki, Halık’dır= her seyi yaratıb takdir edendir, Bari’dir= yoktan var edendir, Musavvir’dir= butun varlıklara sekil verendir. Esmau’l-Husna (en guzel isimler) O’nun... Butun goklerde ve yerde olanlar, hep O’nu tesbhih eder. O, Aziz’dir= her seye galib ve her kemale sahibdir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    Mümtehine

    Surah 60

    [1] Ey iman edenler! Dusmanlarımı ve dusmanlarınızı dostlar edinmeyin. Siz, onlara (mektubla baglılık ve) sevgi yolluyorsunuz; halbuki onlar, Kur’an’dan size geleni inkar ettiler. Rabbiniz olan Allah’a iman ediyorsunuz diye, size ve Peygamberi (Mekke’den) cıkarıyorlardı. Eger sizler, benim yolumda ve rızam ugrunda cihad icin (Mekke’den Medine’ye) cıktınızsa, (dusmanlarımı ve dusmanlarınızı dost edinmeyin). Siz, sevgi gostererek, onlara sır veriyorsunuz; halbuki ben, sizin gizlediklerinizi de, acıkladıklarınızı da hep bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, artık hak yolun ortasında sapıtmıstır, (kendini felakete suruklemistir). (Bu ayet-i kerime, Hatib Ibni Belte’e hakkında nazil oldu. Hz. Peygamber efendimizin Mekke’lilere savas acacagını duyunca, bu haberi Medine’den yazdıgı bir mektupla Mekke’lilere bildirmege tesebbus etti ve mektubunu Sare adlı bir kadınla gonderdi. Bunun uzerine Cebrail nazil olub hadiyesi Hz. Peygamber efendimize bildirdi. Hz. Peygamber de ashabın ileri gelenlerinden altı kisiyi, yola cıkan kadını yakalayıb mektubu almak uzere vazifelendirdi. Onlar da yolda kadını yakalayarak bu mektubu kendisinden almıslardı. Iste muminlerin, bu sekilde bir buyuk gunah islememelerini bildiren bu ayet-i kerime nazil olmustur)

    [2] Eger onlar size ustun gelseler, hepinize dusman kesilirler; ve size ellerini, dillerini kotulukle uzatırlar; ve arzu ederler ki, hep kafir olsanız

    [3] (Eger Peygambere hiyanetlik ederseniz, Allah’ın azabına karsı) ne (Mekke’deki) akrabalarınız, ne de cocuklarınız size asla fayda vermez. Allah, kıyamet gununde aranızı ayıracaktır, (itaat edenleri cennete, isyan edenleri cehenneme koyacaktır). Allah, butun yaptıklarınızı gorendir

    [4] Gercekten Ibrahim’in ve beraberinde olanların sozlerinde sizin icin guzel bir ornek oldu: Vaktiyle kavimlerine dediler ki: “- Biz, sizlerden ve Allah’dan baska taptıklarınızdan beriyiz. Siz, Allah’ın birligine iman etmedikce, sizi (dininizi) tanımıyoruz. Sizinle aramızda ebedi dusmanlık ve kin bas gosterdi!” Ancak Ibrahim’in, babası icin soyle demesi mustesna olmustur: “- Elbette senin icin magfiret dileyecegim; fakat Allah’ın azabından hic bir seyi kaldırmaga senin icin gucum yetmez?” (O halde ey muminler, siz soyle deyin): “- Ey Rabbimiz! Ancak sana tevekkul ettik, sana ibadete koyulduk ve yalnız sanadır donus

    [5] Ey Rabbimiz! Bizi, o kafir olanların fitnesi kılma, (bizi onlara ezdirme); bizi bagısla. Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen, Aziz’sin= her seye galibsin, imansızlardan intikam alırsın, Hakim’sin= muminlere zafer veren hikmet sahibisin.”

    [6] Gercekten sizler icin, onların (Ibrahim’in ve beraberindekilerin) sozlerinde guzel bir ornek olmustur. Bu ornek, Allah’dan ve ahiret gununden korkanlar icindir. Kim (emrimizden) yuz cevirir (ve kafirleri dost edinirse), subhe yok ki Allah Gani’dir= hic bir seye muhtac degildir. Hamid’dir= hamde mustahaktır

    [7] Olur ki Allah, (onları Islam’a erdirmekle) iclerinden birbirinize dusmanalık ettikleriniz arasında bir sevgi ve yakınlık kurar. Allah (buna) Kadir’dir. Allah Gafur’dur= cok bagıslayandır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [8] Allah, din hususunda sizinle savasmamıs, sizi yurdlarınızdan da cıkarmamıs kimselere sadakat gostermenizden, onlara iyilik etmenizden, onlara adalet yapmanızdan sizi yasaklamaz; cunku Allah adalet yapanları sever

    [9] Allah, sizi, ancak din hususunda sizinle savasan ve sizi yurdlarınızdan cıkaran ve cıkarılmanıza yardım eden kimselerden; Onlara dostluk etmenizden meneder. Kim de onlara dostluk ederse, iste bunlar, zalim olanlardır

    [10] Ey iman edenler! Size, mumin kadınlar muhacir olarak geldikleri vakit, kendilerini imtihan edin; imanlarını Allah (sizden) daha iyi bilir. (Yaptıgınız) imtihan uzerine, onları mumin hanımlar bilirseniz, artık kendilerini kafirlere geri cevirmeyin. Mumin hanımlar, kafirlere helal degildir; kafirler de mumin hanımlara helal olmazlar. Bununla beraber (kafirlerin, Islamı kabul eden karılarına) sarf etmis oldukları mehri, o kafirlere verin. Sizin o mumin hanımları nikah etmenizde de, mehirlerini kendilerine verdiginiz takdirde, uzerinize bir gunah yoktur. (Islam dininden cıkan) kafir zevcelerinizi nikahınızda tutmayın; (onlara) harcadıgınız mehri, (varmıs oldukları kafir kocalarından) isteyin. Kafirler de (Islam’ı kabul eden ve sizinle evlenen karılarına) sarf etmis oldukları mehri (sizden) istesinler. Bunlar, size Allah’ın hukmudur. Aranızda hukum veriyor. Allah Alim’dir= her seyi bilir. Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [11] Eger zevcelerinizden biri (dininden cıkıb) sizden kafirlere kacar da, sonra siz (o kafirlerle savasarak) ganimet alırsanız, zevceleri (kafirlere) gitmis olanlara (onceden bu zevcelerine) sarf etmis oldukları mehir kadar, (bu ganimetten) verin; ve kendisine iman ettiginiz Allah’dan korkun

    [12] Ey Peygamber! Mumin kadınlar, Allah’a hic bir seyi ortak kosmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, (kız) cocuklarını oldurmemek, elleriyle ayakları arasında bir buhtan uydurub getirmemek (gayri mesru bir cocuk duyaya getirib de onu kocalarına nisbet etmemek, kendilerine emrettigi) herhangi bir iyilik hususunda sana isyan etmeme uzere sana (teslimiyetle) soz verdikleri zaman, biatlerini (soz ve teslimiyyetlerini) kabul et. Onlar icin Allah’dan magfiret dile; cunku Allah Gafur’dur, Rahim’dir.”

    [13] Ey iman edenler! Oyle bir kavmi dost edinmeyin ki, Allah onlara gazab etmis, ahiretten umidi kesmisler ve mezarlıklarda yatan kafirlerin umidsiz halleri gibi, umidsizlige dusmuslerdir, (Allah’ın rahmetinden umidlerini kesmislerdir)

    Saff

    Surah 61

    [1] Goklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ı tesbih etmekte... O, Aziz’dir, Hakim’dir

    [2] Ey iman edenler! Nicin yapmıyacagınız seyi soylersiniz? (Allah’dan amellerin en iyisini istersiniz de, sonra cihaddan geri kalırsınız)

    [3] Yapmıyacagınız seyi soylemeniz, Allah katında bugz bakımından cok buyuktur

    [4] Biliniz ki Allah, kendi yolunda (aksamı) birbirine kenetlenmis bir bina gibi saf baglıyarak carpısanları sever

    [5] Hani, bir vakit Musa kavmine soyle demisti: “-Ey kavmim! Benim, size Allah’ın peygamberi oldugumu bildiginiz halde, nicin bana eziyyet ediyorsunuz?” Vaktaki hakdan saptılar, Allah da kalblerini hidayetten cevirdi. Allah fasık (kafirler) toplulugunu hidayete erdirmez

    [6] Bir vakit Meryem’in oglu Isa, soyle demisti: “- Ey Israilogulları! Ben, size (gonderilen) Allah’ın peygamberiyim. Onumde (benden onceki) Tevrat’ın tasdikcisi ve benden sonra gelecek bir peygamberin mujdecisi olarak geldim ki, o peygamberin ismi “Ahmed= Muhammed”dir. Sonra Isa, onlara mucizelerle gelince: “- Bu, apacık bir sihirdir.” dediler

    [7] Islam’a cagrıldıgı halde, Allah’a karsı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [8] (Kafirler) istiyorlar ki, Allah’ın nurunu, (Islam dinini) agızları ile (kotu soz ve iftiraları ile) sondursunler. Allah ise, nurunu tamamlıyacaktır; isterse kafirler hoslanmasınlar

    [9] O Allah’dır ki, Peygamberini her dinin ustune cıkarmak icin, O’nu hidayet ve hak din ile gonderdi; isterse musrikler hoslanmasınlar

    [10] Ey iman edenler; Size oyle bir kazanc gostereyim mi ki, sizleri acıklı bir azabdan kurtarıversin

    [11] Allah’a ve Peygamberine iman edib mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda mucahede edersiniz. Bu sizin icin cok hayırlıdır; eger bilirseniz

    [12] (Bunu yaptıgınız takdirde) Allah, gunahlarınızı bagıslar ve sizi (agac ve koskleri) altından ırmaklar akar cennetlere, Adn cennetlerindeki guzel ve hos saraylara koyar. Iste bu, en buyuk kurtulustur

    [13] Baska bir kazanc daha ki, onu seveceksiniz, (sizin olmasını isteyeceksiniz): Allah’dan (Peygamberin Kureys kafirleri uzerine vuku bulacak olan) bir zaferdir; ve yakın bir fetihtir, (Mekke’nin fethidir). (Ey Rasulum), muminleri, (dunyada zaferle, ahirette cennetle) mujdele

    [14] Ey iman edenler! Allah’ın (dininin) yardımcıları olunuz; nitekim Meryem’in oglu Isa, Havari’lere: “- Allah’ın zaferine kavusmak icin, benim yardımcılarım kim?” demisti. Havariler (Isa’ya baglı seckinler) de soyle cevab verdiler: “- Biziz Allah’ın yardımcıları...” Bunun uzerine Israil ogullarından bir topluluk (Isa’ya) iman etti. Bir topluluk da kafir oldu. Biz de, iman edenleri, dusmanlarına karsı kuvvetlendirdik de boylece (dusmanlarına) ustun geldiler

    Cum'a

    Surah 62

    [1] Goklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. O, oyle bir Melik ki, Kuddus’dur= her noksan seyden munezzehtir, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= butun islerinde hikmet sahibidir

    [2] (Cogu okuma yazma bilmiyen) Arablar icinde, soylarından bir peygamber gonderen O’dur. (Bu Peygamber Muhammed Aleyhisselam) uzerlerine O’nun ayetlerini okuyor, onları (sirk kirinden) temizliyor, kendilerine Kur’an ve seriat (dini hukumler) ogretiyor. Halbuki bundan once (Peygamberin gelisinden evvel) acık bir sapıklık icinde idiler

    [3] (Allah, hem okuyub yazmak bilmiyen ummi Arap’lara peygamberini gonderdi, hem de) onlardan baskalarına, (ashabdan sonra kıyamete kadar gelecek olanlara) ki, henuz onlara, (bu ilk Arab’lara) kavusmamıslardır. O, Aziz’dir= her seye galibdir, Hakim’dir= isinde hikmet sahibidir

    [4] Iste bu (peygamberlik), Allah’ın fazlıdır; onu diledigine verir. Allah cok buyuk ihsan sahibidir

    [5] Kendilerine Tevrat’la amel teklif edildikten sonra, onunla amel etmiyenlerin hali, cildlerle kitab tasıyan esegin haline benzer. Allah’ın ayetlerini inkar eden kavmin hali ne cirkin!... Allah, zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [6] (Ey Rasulum), de ki: “- Ey Yahudi’ler! Eger siz, diger insanlardan baska olarak Allah’ın dostları bulundugunuzu zannediyorsanız, haydin olmeyi isteyin; sayet (davanızda) sadık kimselerseniz...”

    [7] Halbuki onlar, ellerinin one surdugu gunahlar yuzunden, olumu hic bir zaman isteyemezler. Allah zalimleri pek iyi bilir, (ona gore cezalarını verir)

    [8] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “-Haberiniz olsun, o kacıp durdugunuz olum, muhakkak gelib size kavusacaktır. Sonra hem gizliyi, hem asikarı bilen Allah’a donduruleceksiniz de, O, size neler yaptıgınızı haber verecektir; (buna gore sizi cezalandıracaktır)

    [9] Ey iman edenler! Cuma gunu, namaz icin ezan okundugu zaman hemen Allah’ın zikrine, (hutbe dinlemeye ve namaz kılmaya) gidin; alısverisi bırakın. Bu (hutbe dinlemek ve namaz kılmak), sizin icin daha hayırlıdır; eger bilirseniz

    [10] Sonra namaz kılınınca, yeryuzune dagılın da Allah’ın fazlından rızk arayın. Allah’ı (her halinizde) cok anın ki, (dunya ve ahiret saadetine kavusub azabdan) kurtulabilesiniz

    [11] Boyle iken, (siddetli bir kıtlıgın hukum surdugu bir zamanda sen hutbe okurken, zahire yuklu bir ticaret kafilesinin gelisini haber veren def seslerini ashab duyunca; hutbeyi terk etmenin bir zararı olmıyacagı dusuncesine kapılarak) bir ticaret veya eglenti (def sesi) gorduklerinde, ona fırladılar da seni (hutbede) ayakta bıraktılar. (Mescidde yalnız on iki kisi kalmıstı). De ki: “- Allah katında olan sevab, eglentiden de, ticaretten de hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

    Münâfikûn

    Surah 63

    [1] (Ey Rasulum), munafıklar sana geldigi zaman soyle dediler: “- Sehadet ederiz (kalbimizdeki inancı beyan ederiz) ki, dogrusu sen, muhakkak Allah’ın peygamberisin.” Allah’da biliyor ki, gercekten sen, O’nun subhe goturmez peygamberisin. Bununla beraber Allah, sehadet ediyor ki, munafıklar tamamen yalancıdırlar, (sozleri inanclarına uymamaktadır, yalan yere yemin ediyorlar)

    [2] Yeminlerini bir kalkan edinib de Allah yolundan yuz cevirmektedirler. Dogrusu bunlar ne fena yapıyorlar

    [3] Bu kotu halleri sundan: Cunku onlar gorunuste iman ettiler, sonra (kalbleri ile) inkar ettiler. Bu yuzden kalbleri muhurlenmis de artık anlamaz olmuslardır onlar

    [4] Sen o munafıkları gordugun zaman, kalıpları hosuna gider ve soylerlerse, dediklerine kulak verirsin. Sanki onlar, direk olmus keresteler gibidirler. (Asker arasında cıkan) her gurultuyu, (korkularından) kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar dusmandırlar; onun icin (kendilerine emniyet etme), onlardan sakın. Allah kahretsin onları!... Hakdan nasıl cevriliyorlar

    [5] O munafıklara: “-Gelin, Allah’ın Rasulu sizin icin magfiret dileyiversin.” denildigi zaman, baslarını bukerler ve gorursun ki, kibir taslayarak, (tevbeye ve ozur dilemeye yanasmıyarak) yuz cevirirler

    [6] Onlar icin magfiret dilesen de, magfiret dilemesen de haklarında musavidir; Allah o munafıkları asla bagıslamaz ve Allah (boyle) fasıklar toplulugunu hidayete erdirmez

    [7] Onlar oyle kimselerdir ki: “- Rasulullah’ın yanındakilere harcayıb yedirmeyin; ta ki dagılsınlar.” diyorlar. Halbuki goklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır; fakat munafıklar anlamazlar

    [8] Diyorlar ki, “(eger bu savastan) Medine’ye bir donersek kuvvet ve serefi cok olan (bizler), zayıf ve dusuk olanı (muminler toplulugunu) oradan cıkaracaktır. Halbuki kuvvet ve ustunluk Allah’ın, Rasulunun ve muminlerindir; fakat munafıklar bilmezler

    [9] Ey iman edenler! Sizi ne mallarınız, ne cocuklarınız, Allah’ı anmaktan, (bes vakit namaz kılmaktan, ibadet etmekten) alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, (mal ve cocuklarının mesguliyeti altında kalırsa) iste onlar husrana dusenlerdir

    [10] Sizden birinize olum (alametleri) gelib de: “- Ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam” demezden once, size rızık olarak verdigimiz seylerden (Allah yolunda) harcayın

    [11] Halbuki Allah bir kimseyi, eceli geldigi zaman asla geciktirmez; ve Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    Teğâbün

    Surah 64

    [1] Goklerde ve yerde olan her sey Allah’ı tesbih eder, (zerresinden kuresine, ne varsa hep O’nun kudret ve azametine sahidlik eder). Mulk O’nun, hamd da O’nun: O her seye kadirdir

    [2] Sizi yaratan O’dur; oyle iken icinizden kimi kafir oluyor, kimi mumin...Allah butun yaptıklarınızı gorendir

    [3] Gokleri ve yeri ustun bir hikmetle yarattı. Size sekil verdi de, sekillerinizi guzel yaptı. Nihayet donus de O’nadır

    [4] Goklerde ve yerde olan her seyi bilir. Sizin butun gizlediklerinizi ve asikare yaptıklarınızı da bilir. Allah, butun kalplerde olanı bilendir

    [5] (Ey Kafirler)! Bundan once, kafir olanların (helak) haberi gelmedi mi size? Oyle ki, yaptıklarının cezasını (dunyada azab cekmekle) taddılar. Daha da onlara (ahirette) acıklı bir azab var

    [6] Cunku, onlara peygamberleri mucizelerle geliyordu da onlar: “-Bizi bir insan mı yola getirecek? deyib inkar etmisler ve yuz cevirmislerdi. Allah da (degil onların imanına), hic bir seye muhtac olmadıgını gosterdi. Allah hic bir seye muhtac degildir, hamd edilmege layıktır

    [7] Kafir olanlar, asla oldukten sonra diriltilmiyeceklerini zannedib iddia ettiler. (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- Hayır, (zannettiginiz gibi degil) Rabbim hakkı icin muhakkak diriltileceksiniz. Sonra da (hesaba cekilerek) muhakkak yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu ise, Allah’a gore kolaydır

    [8] Onun icin, siz, Allah’a, Peygamberine ve indirdigimiz Kur’an’a iman ediniz. Allah butun yaptıklarınızdan haberdardır

    [9] Sizi, o toplanma gunu (hesab) icin bir araya getirecegi gunu (kıyameti) hatırla. Iste bu, (kafirler icin) aldanma gunudur. Kim Allah’a iman eder ve salih amel islerse, Allah onun gunahlarını orter ve onu, (agacları) altından ırmaklar akar cennetlere koyar; ebedi olarak oralarda kalıcılar oldukları halde... Iste bu, cok buyuk kurtulustur

    [10] (Allah’ın vahdaniyyetini) inkar edenler, bir de ayetlerimizi (Peygamberi ve Kur’an’ı) yalanlıyanlar ise, cehennemliktirler; orada devamlı kalacaklardır. O, ne fena varılacak yerdir

    [11] Allah’ın izni olmayınca, hic bir musibet basa gelmez. Kim de Allah’a iman ederse, Allah onun kalbine hidayet verir. Allah her seyi (noksansız) bilendir

    [12] (Imandan sonra) Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin. Eger (itaat etmekten) yuz cevirirseniz, Peygamberimize dusen sadece acık bir tebligdir. (Gorevi bundan ibarettir, onu da yapmıstır)

    [13] Allah var, O’ndan baska hic bir ilah yok; onun icin Allah’a tevekkul etsin muminler

    [14] Ey iman edenler! Haberiniz olsun ki, zevcelerinizle evladlarınızdan bir kısmı, (sizi ibadetten alıkoymak, emirlerinize uymamak suretiyle) size bir nevi dusmandır. O halde onlardan sakının; (kotuluklerinden emin olmayınız). Bununla beraber afv eder, kusurlarına bakmaz, gunahlarını orterseniz, subhe yok ki Allah Gafur’dur= cok bagıslayandır, Rahim’dir= cok merhametlidir

    [15] Her halde mallarınız ve cocuklarınız (sizin icin) bir bela ve imtihandır; (cunku sizi birtakım gunahlara sokabilirler). Allah ise, buyuk sevab O’nun katındadır

    [16] Onun icin, gucunuz yettigi kadar Allah’dan korkun, (takva sahibi olun. Emirlerine uyun, yasaklarından kacının). Ogudlerini dinleyin, emirlerine itaat edin. (Hayır yollarına) harcayın; nefisleriniz icin hayır yapın, Kim nefsinin cimriliginden kurtarılırsa, iste bunlar (azabdan) kurtulanlardır

    [17] Eger Allah’ın emrine uygun olarak ihlas ile harcarsanız, Allah onu size, kat kat (mukafatı ile) artırıb verir. Hem de gunahlarınızı bagıslar. Allah Sekur’dur= azıcık bir iyilige cok sevab verir, Halim’dir= azabı vermekte acele etmez

    [18] Gizliyi de, asikarı da bilen Aziz Hakim’dir; (her seye galibdir, hikmet sahibidir)

    Talâk

    Surah 65

    [1] Ey Peygamber (ve onun ummeti olanlar)! Kadınları bosamak istediginiz zaman, onları, (adet hallerinden) temizlenmeleri vaktinde bosayın ve iddeti, (uc hayızdan temizlenme muddetini) sayın. (Kendilerine zarar vermek hususunda) Rabbiniz olan Allah’dan korkun. Onları (bosandıkları) evlerinden cıkarmayın; (iddetleri bitinceye kadar) kendileri de cıkmasınlar; meger ki, acık bir edebsizlik etmis olsunlar. Bu hukumler, Allah’ın hududlarıdır. Kim Allah’ın hududunu asarsa, nefsine zulum etmis olur. Bilmezsin, belki Allah, onun (bu bir veya iki defa bosamanın) arkasından bir is (sevgi) cıkarır. (Boylece tekrar birlesmek ve anlasmak hasıl olur)

    [2] Sonra (uc adet gorme) muddetlerinin sonuna yaklastıkları zaman, onları guzellikle (ric’at yaparak nikahınızda) tutun, yahud guzellikle (haklarını odeyerek) onlardan ayrılın; ve icinizden adalet sahibi iki erkegi de sahid yapın. (Siz de ey sahidler), sahidligi Allah icin dogru ifa edin. Bu, size soylenen var ya, onunla Allah’a ve ahiret gunune iman etmekte olan kimselere ogut verilir. Kim de Allah’dan korkarsa, ona (darlıktan genislige) bir cıkıs yolu ihsan eder

    [3] Bir de ona, ummadıgı yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkul ederse, O, ona yeter. Muhakkak ki Allah, emrini yerine getirendir. Allah her sey icin bir kader, (olcu ve muayyen bir zaman) tayin etmistir

    [4] (Yaslılık dolayısı ile) hayızdan kesilmis kadınlarınız (hakkındaki iddet bekleme hukmunden) subhelendinizse, (Bunu bilemediginize gore) onların iddeti de uc aydır; henuz hayız gormiyenler de oyle... (Bosandıkları zaman uc ay iddet beklerler.) Gebe kadınların iddetleri ise, cocuklarını dogurmaları ile son bulur. Kim Allah’dan korkarsa, Allah onun isine bir kolaylık verir

    [5] Iste bu (anlatılan hukumler), Allah’ın emridir; (amel etmek icin) onu size indirdi. Kim Allah’dan korkarsa, Allah onun gunahlarını orter ve onun sevabını buyutur

    [6] (Bosamıs oldugunuz) o kadınları, (iddetleri zarfında) gucunuzun yettigi kadar oturdugunuz yerin bir kısmında oturtun. Bir de uzerlerine tazyik yapmak icin onlara zarar vermeye kalkısmayın; ve eger gebe iseler, cocuklarını doguruncaya kadar nafakalarını verin. Sonra (bosadıgınız kadınlarla ilginiz kesilince) sizin hesabınıza (cocuklarınızı) emzirirlerse, o vakit de ucretlerini verin ve aranızda iyilikle (ucret isini) musavere edin; anlasın. Eger (anne cocuga sut vermemekle) gucluge ugrarsanız, bu takdirde baba hesabına (cocugu) baska bir kadın emzirecektir

    [7] Genisligi (zenginligi) olan, (bosanmıs kadınlara ve sut annelere) genisliginden nafaka versin; rızkı dar olan da, Allah’ın ona verdiginden harcasın. Allah bir kimseyi, ancak ona verdigi seyle mukellef tutar. Allah bir guclugun arkasından bir kolaylık ihsan eder

    [8] Nice memleket (halkı) Rabbinin ve peygamberlerinin emrinden cıkıb azdı da, biz onları siddetli bir hesaba cektik ve gorulmedik bir azabla kendilerini azablandırdık

    [9] Oylece kufurlerinin cezasını taddılar ve islerinin sonu bir husran oldu. (Ahirette de bir perisanlık icindeler)

    [10] Allah, (ahirette) onlara siddetli bir azab hazırlamıstır. O halde Allah’dan korkun, ey akıl sahibleri!... Ey iman edenler; iste Allah, size bir zikir (Kur’an) indirdi

    [11] Bir Peygamber gonderdi; Allah’ın emir ve yasaklarını acıklayan ayetlerini sizlere karsı okuyor ki, iman edib salih ameller isliyenleri karanlıklardan (kufur ve cehaletten), nura (imana ve aydınlıga) cıkarsın. Kim Allah’a iman edib de salih amel islerse, Allah onu (ahirette agacları) altından ırmaklar akar cennetlere, iclerinde ebedi kalmak uzere koyacaktır. Dogrusu Allah, ona, ne guzel bir rızık ihsan etmis

    [12] O Allah’dır ki, yedi (kat) gok yaratmıs, arzdan da onların mislini (yine yedi kat)... Allah’ın emri ve kazası, butun bunların arasında inib duruyor; bilesiniz ki, Allah her seye kadirdir ve her seyi ilmi ile kusatmıstır

    Tahrîm

    Surah 66

    [1] Ey Peygamber! Zevcelerinin gonul rızasını arayarak Allah’ın sana helal kıldıgını nicin haram edersin. Bununla beraber (uzulme) Allah Gafurdur= magfireti boldur, Rahim’dir= cok merhametlidir. (Rivayet edildigine gore; Peygamber Aleyhisselatu vesselam bir defa Hz. Hafsa’nın gununde, diger zeceleri bulunan Hz. Mariye ile beraber bulunmuslar. Buna uzulen Hafsa’nın gonlunu almak icin Mariye’yi kendilerine haram kıldılar. Iste bu ayet-i kerime, bu hadise uzerine nazil olmus ve Hz. Peygamberin de zellesi bagıslanmıstır)

    [2] Allah, yeminlerinizin (keffaret suretiyle) cozulmesini size mesru kılmıstır. Allah sizin yardımcınızdır; ve O, Alim’dir= her seyi bilir, Hakimdir= butun islerinde hikmet sahibidir

    [3] Hani Peygamber zevcelerinden birine, (Hafsa’ya Mariye’yi kendisine haram kıldıgına dair) gizli bir soz soylemisti. Bunun uzerine o (Hafsa), bunu (Hz. Aise’ye) haber verince; Allah da Peygambere onu (Hafsa’nın ifsasını) acıkladı. Peygamber de, (Hafsa’nın Aise’ye soylediklerinden) bir kısmını (Hafsa’ya) bildirmis, bir kısmından bahs etmemisti. Peygamber, ona bu sekilde anlatıverince, (Hafsa): “- Bunu sana kim haber verdi.” dedi. Peygamber de buyurdu ki: “- Bana, her seyi bilen, her seyden haberdar olan Allah haber verdi.”

    [4] (Ey Hafsa ve Aise, Peygambere ettiginiz bu eziyyetten) eger ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz ne guzel; cunku (Peygamberi dinlemek hususunda) kalbleriniz egildi. Yok eger (kıskanclık ederek) Peygamberin aleyhinde birbirinizle yardımlasırsanız, bilmis olunuz ki, Allah O’nun yardımcısıdır, Cebrail de, muminlerin salih olanı da... Bunların arkasından butun melekler de O’na yardımcıdır

    [5] Olur ki O’nun Rabbi, -eger Peygamber sizi bosarsa- yerinize sizden daha hayırlı zevceler verir O’na... Oyle ki, musluman kadınlar, mumin kadınlar, devamlı ibadet eden kadınlar, gunahlarından tevbe eden kadınlar, Allah icin ibadet eden kadınlar, oruc tutan kadınlar, dullar ve bakireler

    [6] Ey iman edenler! Kendinizi ve aile halkınızı oyle bir atesten koruyun ki, onun tutusturucusu insanlarla taslardır. (O atesin) uzerinde oyle melekler vardır ki, cok sert, cok kuvvetlidirler. Allah kendilerine ne emretti ise, ona isyan etmezler ve emredildikleri seyi yaparlar

    [7] (Kafirler atesi gordukleri zaman, kendilerine soyle denilir): “- Ey kafirler! Bugun (nafile) ozur dilemeyin; siz, ancak yaptıklarınızın cezasını cekeceksiniz.”

    [8] Ey iman edenler! Allah’a oyle tevbe edin ki, tam bir pismanlıkla halis bir tevbe olsun; olur ki Rabbiniz, kotuluklerinizi orter ve sizi, (agacları) altından ırmaklar akar cennetlere koyar. O gun Allah, Peygamberini ve O’nunla beraber iman edenleri utandırmıyacaktır. (Sırat uzerinde) nurları onlerinde ve saglarında kosub parlayacak; soyle diyeceklerdir: “- Ey Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla, (bu Sırat uzerinde nurları sonen munafıklar gibi bizleri yapma). Bizi bagısla; muhakkak ki sen, her seye kadirsin.”

    [9] Ey Peygamber! Kafirlere (kılıc ile), munafıklara (ogud ve siddetle) savas ac; onlara karsı sert davran. Onların barınakları cehennemdir. O, ne fena donus yeridir

    [10] Allah, kafirlere, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını bir misal yaptı. O iki kadın, kullarımızdan birer salih kulun (Nuh ile Lut peygamberin) nikahları altında idiler. Boyle iken (iman hususunda) kocalarına hainlik ettiler. Onun icin kocaları da onları Allah’ın azabından zerrece kurtaramadı. O iki kadına soyle denildi: “- Girin atese, diger girenlerle beraber...”

    [11] Allah, iman edenlere de Firavun’un hanımını bir misal yaptı. O vakit, bu kadın soyle demisti: “- Ey Rabbim! Senin katında benim icin cennetde bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar; beni o zalimler toplulugundan kurtar.”

    [12] Bir de Imran’ın kızı Meryem’i (misal yaptı) ki, ırzını pek saglam korumustu. Biz de ona ruhumuzdan, (vasıtasız olarak yarattıgımız ruhdan) ufledik, intikal ettirdik. O, Rabbinin butun dini hukumlerini ve kitablarını tasdik etti. Hem o, ibadete devam edenlerden idi

    Mülk

    Surah 67

    [1] Butun mulk ve saltanat, kudret elinde olan Allah, her turlu noksanlıktan tenezzuh edib yucelmistir. O, her seye kadir’dir

    [2] Amelce hanginiz daha guzeldir diye, sizi imtihan etmek icin hem olumu, hem hayatı icad eden O’dur. O, Aziz’dir= her seye galibdir, Gafur’dur= cok bagıslayandır

    [3] Yedi gogu, kat kat yaratan O’dur. O Rahman’ın yarattıgında hic bir duzensizlik goremezsin. Haydi cevir gozu (semaya), gorebilir misin bir catlak

    [4] Sonra gozu, tekrar tekrar (semaya) cevir; nihayet o goz, zelil ve hakir olarak sana doner; artık O, aciz kalmıstır

    [5] Celalim hakkı icin, biz en asagı semayi, (kandil gibi ısık veren) yıldızlarla donattık. Bir de onları, seytanlara, (Sihab= akan yıldız gibi) tas atmalar kıldık. O seytanlara (Ahirette) cılgın ates azabı hazırladık

    [6] Rablerini inkar edenlere de cehennem azabı vardır. O, ne fena donus yeridir

    [7] Icine atıldıkları zaman, cehennemin korkunc sesini isitirler ki, (kendilerini) kaynatıyordur

    [8] Nerde ise (kafirlere) ofkesinden catlayacak olur. (Kafirlerden) bir topluluk, onun icine her atıldıkca, cehennem bekcileri o kafirlere sorarlar: “- Size, azab ile korkutan bir peygamber gelmedi mi?”

    [9] Onlar derler ki: “- Evet, dogrusu bize, azab ile korkutan bir peygamber geldi de, biz, O’nu yalanladık ve : Allah hic bir sey indirmemistir; siz muhakkak buyuk bir sapıklık icindesiniz, dedik.”

    [10] Bir de soyle derler: “- Biz isitir veya akıl eder olsaydık, su azgın atese atılanlar arasında bulunmazdık.”

    [11] Boylece gunahlarını itiraf ederler. O halde kahrolsun cehennemlikler

    [12] Dogrusu, (Allah’ın azabını henuz gormedikleri halde) gıyaben Rablerinden korkanlar (var ya), onlar icin bir magfiret ve buyuk mukafat (cennet) var

    [13] (Ey musrikler) sozunuzu ister gizli tutun, ister acıga vurun; (bu ikisi musavidir). Cunku O (Allah), butun kalblerin kunhunu bilir

    [14] Bilmez mi, O (butun varlıkları) yaratan? (Subhesiz gizliyi de bilir, asikarı da...) O Latif’dir, Habir’dir= her seyden haberdardır

    [15] O Allah’dır ki, sizin (istifadeniz) icin arzı uysal kıldı. O halde, O arzın sırtlarında (daglarında, tepelerinde, ovalarında) yuruyun de Allah’ın rızkından yeyin. Fakat sonunda donus O’nadır. (Ihsan ettigi nimetlerin sukrunden size sorar)

    [16] Goklerde olan (ve alemin idaresine memur bulunan) meleklerin, sizi yerin dibine gecirmesinden emin mi oldunuz? (Ey Mekke’liler!) O vakit bir de bakarsınız, arz calkalanıp duruyor

    [17] Yoksa (hukum ve tasarrufu) goklerde olan Allah’ın uzerinize tas yagdıran bir ruzgar gondermesinden emin mi oldunuz? O zaman anlarsınız, korkutmam nasılmıs

    [18] (Ey Rasulum), dogrusu onlardan (senin kavminden) evvelkiler de (peygamberlerini) yalanlamıslardı. (Bunun icin sen uzulme). Fakat beni inkar etmeleri nasıl oldu, (azabımı bir gercek olarak bulmadılar mı)

    [19] O kafirler, ustlerinde kanatlarını acarak ve kanat cırpıb kayarak ucan kuslara bakmazlar mı? Rahman’dır ancak onları tutan. Muhakkak ki O, her seyi gorendir= Basir’dir

    [20] Rahman’ın azabından sizi kurtaracak kimdir? Yoksa su ordunuz mu? (Sizi kurtaracak! Ben size azab dilersem, sizi benden kim kurtarabilir?) Kafirler, ancak bir aldanma icindedirler

    [21] Allah rızkını keserse, kimdir sizlere rızık verecek? Hayır, onlar bir urkuntu ve azgınlık icinde, inada devam ediyorlar, (artık imana gelmezler)

    [22] Simdi (kufurden dolayı) yuzu ustu surunen mi daha dogru, yoksa dosdogru bir yol uzerinde dupeduz yuruyen (peygamber) mi

    [23] (Ey Rasulum), de ki: “- Sizi yaratan, size isitecek kulak, gorecek gozler ve duyacak kalbler veren O’dur. Siz, pek az sukrediyorsunuz.”

    [24] De ki: “- Yeryuzunde sizi yaratıb oteye beriye dagıtan O’dur. Nihayet (hesab icin ahirette) hep O’na toparlanıb goturuleceksiniz.”

    [25] (Ey Rasulum, Mekke kafirleri sana) diyorlar ki: “- Eger dogru soyluyorsanız, (azabın vukuuna dair bize haber verdigin) bu vaad ne zaman (gerceklesmis olacak)?”

    [26] (Onlara) de ki: “- O (azaba dair) ilim, ancak Allah katındadır. Ben, sadece acık anlatan (azabla korkutucu) bir peygamberim.”

    [27] Nihayet vakti gelip de o (vaad olunan) azabı yakından gorduklerinde o kafir olanların yuzleri kotulesivermistir ve onlara soyle denilmis olacaktır: “- Iste sizin istediginiz (ve vuku bulmaz dediginiz) azap budur

    [28] (Ey Rasulum, o Mekke musriklerine) de ki: “- Bana soyleyin: Allah beni ve beraberimdekileri helak etse, yahut bize merhamet buyursa, kafirleri acıklı bir azabdan kurtaracak kimdir? (Ister biz olelim, ister geri kalalım, kafirleri hic kimse azabdan kurtarmıyacaktır.)”

    [29] (Ey Rasulum, onlara) de ki: “- (Bizi kurtaracak ve bize merhamet edecek) O Rahman’dır; biz O’na iman ettik ve O’na tevekkul etmekteyiz. Artık yakında siz de bileceksiniz ki, apacık bir sapıklık icinde olan kimmis

    [30] (Yine onlara) de ki: “- Bana soyleyin: Eger suyunuz, yerin dibine batar giderse, size bir akar su kim getirir? (Bunu getirebilecek Allah’dan baska bir kuvvet var mı? O halde, O’na nasıl eder de ortak kosarsınız, hukumlerini dinlemezsiniz?)”

    Kalem

    Surah 68

    [1] Nun ve kalem, bir de satıra yazı yazdıkları seyler hakkı icin

    [2] Sen (Ey Rasulum, ikram edildigin) Rabbinin (peygamberlik) nimeti ile bir mecnun degilsin

    [3] Ve muhakkak sana tukenmez bir sevap var

    [4] Gercekten sen, pek buyuk bir ahlak uzerindesin

    [5] Yakında goreceksin, onlar da (akıbetlerini) gorecekler

    [6] Hanginizmis mecnun

    [7] Muhakkak senin Rabbin, kendi yolundan kimin saptıgını en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir

    [8] O halde (Ey Rasulum, Allah’ı, Kur’an’ı ve peygamberi) yalanlıyanları tanıma

    [9] Arzu ettiler ki, (kendilerine) yumusaklık gostersen, onlar da sana yumusak davransalar

    [10] Bir de tanıma (haklı haksız) her cok yemin edeni, degersizi

    [11] Cok ayıplayanı, koguculukla gezeni

    [12] Hayırdan alıkoyanı, asırı zalimi, cok gunahkarı

    [13] Zorbayı, butun bunlarla beraber soysuz olan yardıkcıyı

    [14] Mal sahibidir ve ogulları vardır diye, (bunlara itaat etme)

    [15] Ona ayetlerimiz (Kur’an) okundugu zaman; “- Eskilerin masalları...” demistir

    [16] Biz, yakında onun burnunu daglıyacagız

    [17] Muhakkak ki biz, Mekke’lileri (kıtlık, aclık, olum ve esaret gibi belalarla) imtihan ettik; nasıl ki o bag sahiplerini bir bela ile imtihan etmistik: Hani o bag sahipleri, sabah olunca bagın meyvelerini mutlaka devsireceklerine yemin etmislerdi

    [18] Istisna da yapmıyorlaradı, (Insaallah demiyorlardı)

    [19] Bir de onlar uyurlarken, o bahce uzerine Rabbinden bir bela indi de

    [20] O bahce, kapkara kesiliverdi, (kokunden yandı gitti)

    [21] Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler

    [22] “Haydin devsirecekseniz, urununuzu toplamaya erken cıkın!”

    [23] Hemen fırladılar; aralarında soyle fısıldasıyorlardı

    [24] “Bugun bagınıza bir miskin sokulmasın.”

    [25] Hem zanlarınca, miskinleri mahrum etmege gucleri yeterek erkenden gittiler

    [26] Vakta ki o bahceyi (boyle yanmıs kapkara) gorduler : “-Biz, herhalde yanlıs gelmisiz.” dediler

    [27] (Etrafa bakınıp kendi bahceleri oldugunu anladıkları zaman da): “-Hayır, (bahcenin bereketinden) biz mahrum edilmisiz.” dediler

    [28] Insaflıları soyle dedi: “- Ben demedim mi size, tesbih etseydiniz? (Insaallah deyeydiniz).”

    [29] Onlar: “- Seni tenzih ederiz, Rabbimiz! Dogrusu biz zalimlermisiz.” dediler

    [30] Sonra da donduler, birbirlerine kabahat yuklemeye basladılar

    [31] Dediler ki: “-Yazıklar olsun bizler azgınlarmısız

    [32] Umulur ki Rabbimiz, bize, onun yerine daha hayırlısını verir. Muhakkak biz, Rabbimizden hayır istiyenleriz.”

    [33] Iste boyledir azab... Ahiret azabı ise, daha buyuktur; eger bunu bilseler, (sakınırlardı)

    [34] Muhakkak ki takva sahibleri icin, Rableri katında Na’im= nimetleri tukenmez cennetler var

    [35] Artık muslumanları, mucrim kafirler gibi yapar mıyız, (hic sevap bakımından onları bir tutar mıyız)

    [36] (Ey kafirler, oldukten sonra muminle kafir musavi olur demekle) neyinize guveniyorsunuz? Nasıl (boyle yanlıs) hukum veriyorsunuz

    [37] Yoksa size mahsus kitap var da, onda su dersi mi okuyorsunuz

    [38] “- Siz her seyi arzu ederseniz, muhakkak o sizin olacak.” diye, icinde yazılı mıdır

    [39] Yoksa size karsı, uzerimizde kıyamet gunune kadar surecek yeminler, taahhudler mi var ki, kendi menfaatiniz icin ne hukum veriyorsanız mutlaka sizin olacak

    [40] (Ey Rasulum) onlara sor: “-Iclerinden hangisi (bu soyledikleri sozu dava edip dogru cıkarmaga) kefildir

    [41] Yoksa onların (bu sozde) ortakları mı var? Oyle ise, o ortaklarını da getirsinler, eger (sozlerinde) dogru iseler.”

    [42] O kıyamet gunu ki, is guclesip hakikat perdesi acılmaga baslıyacak, secdeye (Hakka boyun egmege) cagrılacaklar; fakat gucleri yetmiyecektir

    [43] Gozleri duskun bir halde, kendilerini bir zillet saracaktır. Halbuki, vaktiyle (dunyada) basları selamette iken, bu secdeye davet olunuyorlardı; (da onu kabul etmiyorlardı)

    [44] O halde (Ey Rasulum), bu Kur’an’ı yalan sayanları bana bırak, (sen kalbini onlarla mesgul etme. Ben onların hakkından gelirim). Biz, onları, bilemiyecekleri yonden derece derece azaba yaklastırırız; (Onlara sıhhat ve bol nimet veririz de, onu haklarında iyi zannederler. Halbuki o kafirlere verdigimiz bu muhletin sonu fecidir)

    [45] Ben onlara muhlet veririm; cunku benim azabım cok siddetlidir, (onu kimse onliyemez)

    [46] Yoksa sen, (Mekke halkına risaletini tebligden dolayı) onlardan bir ucret istiyorsun da, borclu kalmaktan, yuk altında ezilmislerdir

    [47] Yoksa gayb (Allah’ın ilmi) yanlarında da, onlar (ondan) mı yazıyorlar

    [48] O halde (Ey Rasulum, Allah’ın kafirlere muhlet vermesine dair olan) Rabbinin hukmune sabret de, Yunus peygamber gibi (aceleci) olma. Hani o, (balıgın karnında) gamla dolu oldugu halde dua etmisti

    [49] Eger Rabbinden, ona, bir rahmet yetismis olmasaydı, kotu bir sekilde (balıgın karnından) yeryuzune atılacaktı

    [50] Fakat Rabbi onu secti de, kendisini salihlerden (peygamberlerden) kıldı

    [51] Dogrusu o kafirler, Kur’an’ı isittikleri vakit, (sana olan dusmanlıklarından dolayı) az kalsın gozleri ile seni devireceklerdi. Hala da (senin icin): “-Muhakkak O bir mecnundur.” diyorlar

    [52] Halbuki o Kur’an butun alemler icin ancak bir oguddur

    Hâkka

    Surah 69

    [1] (Vukuu bir gercek olan) o kıyamet

    [2] Nedir o kıyamet

    [3] Kıyameti, sana hangi sey bildirdi? (Sen, kunhunu bilemezsin)

    [4] (Salih’in kavmi) Semud ve (Hud’un kavmi) Ad, o kıyamete inanmadı

    [5] Amma Semud, azgınlıkları sebebiyle (korkunc bir ses ve sarsıntı ile) helak edildiler

    [6] Ad Kavmine gelince; onlar da kasıp kavuran siddetli bir ruzgar ile helak edildiler

    [7] Allah o fırtınayı, uzerlerine yedi gece ve sekiz gun arka arkaya musallat etti. (Orada bulunaydın) bu kavmin o fırtınada yıkılıp kaldıgını gorurdun; sanki onlar, icleri kof hurma kutukleri idiler

    [8] Simdi onlardan, goruyor musun bir geri kalan

    [9] Firavun da, ondan oncekiler de, Lut kavminin kasabalar halkı da, hep o hatayı (sirk ve isyanı) islediler

    [10] Boylece Rablerinin peygamberine isyan ettiler. Bunun uzerine gittikce artan siddetli bir azap kendilerini yakalayıverdi

    [11] Gercekten biz, (Nuh zamanında) su tastıgı vakit, sizi (varlıgınıza sebep olan atalarınızı) gemide biz tasıdık

    [12] Onu (muminleri kurtarıp da kafirleri bogmamızı) size bir ibret yapalım ve onu belleyip saklıyan kulaklar saklasın diye

    [13] Cunku Sur’a ilk ufurulus ufuruldugu

    [14] Yer ve daglar kaldırılıp da bir carpılıs carpıldıkları zaman

    [15] Iste o gun, kıyamet kopmustur

    [16] Gok de yarılmıs; o gun, o da sarkmıstır

    [17] Melekler de semanın etrafındadırlar. O gun Rabbinin arsını, ustlerinde (boyunlarında) sekiz melek tasır

    [18] O gun (hesap icin Allah’a) arz olunursunuz; oyle ki, gizli bir haliniz kalmaz

    [19] Iste o vakit, kitabı sag eline verilmis olan kimse der ki: “- Gelin, kitabımı okuyun

    [20] Cunku ben, hesabıma kavusacagımı sezmistim.”

    [21] Artık, hosnud (ve razı oldugu) hayatta

    [22] Yuksek bir cennettedir

    [23] (Meyvelerinin) devsirilmeleri yakından

    [24] (Allah, onlara soyle buyurur): “- Yeyin, icin, afiyet olsun; (dunyadaki) gecmis gunlerde takdim ettiginiz salih amellere karsılık olarak.”

    [25] Kitabı sol eline verilmis olan ise, der ki: “- Eyvah! Keske kitabım bana verilmeseydi

    [26] Hesabımın da ne oldugunu bilmeseydim

    [27] Ne olurdu, o olum kat’i olaydı (da bir daha dirilmeseydim)

    [28] Malım bana bir fayda vermedi

    [29] Butun saltanatım (varım-yogum) benden ayrılıp mahvoldu.”

    [30] (Allah soyle buyurur): “- Tutun onu, hemen baglayın onu

    [31] Sonra onu cehenneme atın

    [32] Sonra, boyu yetmis arsın bir zincirde, onu oraya surun.”

    [33] Cunku o, yuce Allah’a iman etmiyordu

    [34] Yoksulların yiyecegine hic bakmıyor, tesvik etmiyordu

    [35] Bugun de ona, burada (yardım edecek) bir yakın yok

    [36] Cehennemliklerin irininden baska bir yiyecek de yok

    [37] Onu, ancak kafirler yer

    [38] Artık kasem ederim, gorduklerinize

    [39] Ve gormediklerinize

    [40] Suphesiz o Kur’an, kerim bir peygamberin (Allah’dan) getirdigi sozdur

    [41] O, bir sair sozu degildir. Siz, pek az inanıp tasdik ediyorsunuz

    [42] Bir kahin sozu de degildir. Siz pek az dusunuyorsunuz

    [43] O, alemlerin Rabbinden indirilmedir

    [44] Eger o Peygamber, bazı sozler uydurup bize isnad etmege kalkıssaydı

    [45] Elbette biz O’nu kuvvetle yakalar ve O’ndan intikam alırdık

    [46] Sonra da muhakkak O’nun kalb damarlarını keserdik, (boynunu vururduk)

    [47] O vakit, sizden hic biriniz O’na siper de olamazdınız

    [48] Gercekten o Kur’an, takva sahipleri icin bir oguddur

    [49] Dogrusu, biz de biliyoruz ki, sizden inanmıyanlar var

    [50] Muhakkak ki, o Kur’an, kafirler icin bir pismanlıktır, (kıyamet gunu, Kur’an’a iman etmediklerinin nedametini cekeceklerdir)

    [51] Muhakkak o Kur’an, suphe goturmez bir gercektir

    [52] O halde (Ey Kerim Rasul), yuce Rabbini ismiyle tesbih et

    Me'âric

    Surah 70

    [1] Inecek olan bir azabı, istedi bir isteyen

    [2] Kafirler icin oyle bir azab ki, yoktur onu bir engelleyen

    [3] (O azabın inisi) yuksek makamların sahibi Allah’dandır

    [4] (Bu makamların) her birine, melekler ve cebrail, miktarı elli bin yıl olan, bir gunde cıkar

    [5] O halde (Ey Rasulum, o kafirlerin eziyetlerine) guzel bir sabır ile sabret; (cunku azabın inme zamanı yaklasmıstır)

    [6] Dogrusu onlar, onu uzak (imkansız) goruyorlar

    [7] Fakat biz, o azabı yakın goruyoruz

    [8] O gun, gok erimis maden gibi olacak

    [9] Daglar da, renk renk atılmıs yun gibi bulunacak

    [10] Hic bir yakın (akraba), bir yakına halini sormaz

    [11] (O kıyamet gununde akraba ve hısımlar) birbirlerine gosterilirler; (fakat herkes kendi derdi ile mesgul oldugundan birbirlerini tanıyamazlar). Mucrim (musrik), o gunun azabından kurtulmak icin ister ki, fidye (bedel) verse ogullarını

    [12] Karısını, kardesini

    [13] Kendini barındıran asiretini

    [14] Yeryuzunde bulunanların hepsini de, sonra kendini kurtarsa

    [15] Hayır (Allah onu azabdan kurtarmaz). Cunku, o cehennem alevli bir atestir

    [16] Eli ayagı, (butun uzuvları) sokup cıkarandır

    [17] Cagırır o ates, imandan yuz cevirip de (Hakka) arka doneni

    [18] Bir de (mal ve para) biriktirip depoya, kasaya yıganı

    [19] Gercekten insan haris ve cimri yaratılmıstır

    [20] Kendine bir zarar dokundu mu, feryadı basar

    [21] Ona hayır (mal) isabet edince de kıskanc

    [22] Namaz kılanlar mustesnadır

    [23] Namaz kılan o kimseler ki, onlar namazlarına devamlıdırlar

    [24] Onlar ki, mallarında belirli bir hak vardır

    [25] Hem dilenen, hem de iffetinden dilenemiyen icin

    [26] Onlar ki, hesap gununu tasdik ederler

    [27] Onlar ki, Rablerinin azabından korkarlar

    [28] Cunku Rablerinin azabından emin bulunulmaz

    [29] Onlar ki, avret yerlerini korurlar

    [30] Ancak zevcelerine ve cariyelerine mustesna... Cunku onlar (bunlarda) kınanmazlar

    [31] Fakat bundan (zevce ve cariyelerden) otesini arayanlar, iste onlar haddi asanlardır

    [32] Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri soze riayet edenler

    [33] Onlar ki, sahidliklerinde durustluk yaparlar

    [34] Onlar ki, namazlarını gozetirler, (sartlarına riayet ederek geregi uzere devamlı olarak kılarlar)

    [35] Iste bunlar, cennetlerde ikram olunanlardır

    [36] Simdi o kafirlere ne oluyor ki, (seninle alay etmek icin) boyunlarını uzatarak sana dogru kosuyorlar

    [37] Sagdan ve soldan boluk boluk

    [38] Onlardan her sahıs, (nimetleri bol olan) Naim Cennetine sokulacagını umid mi ediyor

    [39] Hayır, oyle sey yok. Biz; onları bildikleri seyden (nutfeden) yarattık; (insanın aslı olan bu maddenin, iman olmaksızın ne degeri olabilir? Bununla yogrulup da iman nuru ile aydınlıga cıkmıyan kimse, cennete girmeyi nasıl isteyebilir)

    [40] Artık doguların ve batıların Rabbine kasem olsun ki, muhakkak biz kadiriz

    [41] Onların (o kafirlerin) yerine, kendilerinden daha hayırlısını getirmeye... Hem bizim onumuze gecilmez

    [42] O halde (Ey Rasulum) bırak o inkarcıları, (batıl inanclarına) dalsınlar ve oynaya dursunlar; ta o vaad olundukları gune kavusturulacakları zamana kadar

    [43] O gun, kabirlerinden kosarak cıkacaklar; sanki (ibadet ettikleri) dikili putlara kosuyorlarmıs gibi

    [44] Gozleri (zillet icinde) duskun bir halde, kendilerini bir horluk kaplayacak. Iste bugun, o (azabla) vaad edildikleri kıyamet gunudur

    Nûh

    Surah 71

    [1] Gercekten biz, Nuh’u kavmine gonderdik: “-Kavmine acıklı bir azab gelmezden once onları korkut” diye

    [2] (Nuh onlara) dedi ki: “-Ey kavmim! Muhakkak ki ben, size (azab ile korkutan) acık bir peygamberim

    [3] Allah’a ibadet edin, O’ndan korkun ve bana da itaat edin diye

    [4] (Bu takdirde Allah) gunahlarınızdan size bagıslar ve sizi muayyen bir vakte kadar (azab cektirmeksizin olum anına dek) geri bırakır. Suphe yok ki, Allah’ın takdir ettigi ecel (olum) gelince geri bırakılmaz; eger bilseydiniz, (iman eder de azabdan kurtulurdunuz)

    [5] Nuh dedi ki: “- Ey Rabbim! Ben kavmimi gece ve gunduz (imana) davet ettim

    [6] Fakat benim davet etmem, onlara ancak (imandan) kacmagı artırdı

    [7] Dogrusu ben, onları senin bagıslaman icin her davet ettigimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve elbiselerine burunduler (ki beni gormesinler, kufurde) ısrar ettiler ve kibirlendikce kibirlendiler

    [8] Sonra ben, onları asikare olarak (tevbeye) cagırdım

    [9] Sonra, hem ilan ederek onlara soyledim, hem gizliden gizliye soyledim onlara

    [10] Dedim ki: Gelin, Rabbinizin magfiretini isteyin; cunku O, Gaffar’dır= magfireti cok boldur

    [11] (Rabbinizin magfiretini dilediginiz takdirde, Allah) uzerine bol bol yagmur salıverir

    [12] Hem mallarınızı, hem de ogullarınızı cogaltır ve size bahceler yaratır, size ırmaklar akıtır

    [13] Neyse siz, Allah’dan korkmazsınız, (O’nun azametini tanımazsınız)

    [14] Halbuki O, sizi, turlu turlu hallerle yaratmıstır

    [15] Gormediniz mi, Allah yedi gogu tabaka tabaka nasıl yaratmıs

    [16] Ay’ı iclerinde bir nur kıldı, gunesi de kıldı bir kandil

    [17] Allah sizi (babanız Adem’i) arzdan yaratıp meydana cıkardı

    [18] Sonra sizi oraya dondurecek ve sizi bir daha cıkısla (kabirden) cıkaracak

    [19] Allah sizin icin arzı bir dosek yapmıstır

    [20] Onun genis yollarında gezesiniz diye...”

    [21] Nuh soyle dedi: “- Rabbim! onlar, (kendilerine emrettigim seylerde) bana isyan ettiler. Malı ve cocugu kendisine husrandan baska bir sey artırmıyan kimselere uydular

    [22] Ve cok buyuk bir hileye giristiler, (Nuh’a eziyete kalkıstılar)

    [23] Bir de (ileri gelenler, yardakcılarına) soyle dediler: Sakın ilahlarınızı (tapındıgınız putları) bırakmayın. Hele (en buyukleri olan) Vedd’i, Suva’ı, Yegus’u, Ye’uk’u, Nesr’i, asla bıramayın

    [24] Gercekten bunlar cok kimseleri yoldan cıkardılar. (Ey Rabbim!) Sen de zalimlerin ancak helakini artırır.”

    [25] Onlar gunahları yuzunden suda boguldular da atese atıldılar. Artık Allah’dan baska, kendilerine yardımcılar bulamadılar

    [26] Nuh, soyle demisti: “- Ey Rabbim! kafirlerden hic kimseyi yeryuzunde bırakma

    [27] Cunku sen, onları bırakırsan, senin kullarını sapıtırlar ve ancak bir nankor facir dogururlar

    [28] Rabbim! Beni, ana-babamı, mumin olarak evime gireni, butun mumin erkekleri ve butun mumin kadınları bagısla. Zalimlerin ise, ancak helakini artır

    Cinn

    Surah 72

    [1] (Ey Rasulum, Mekke kafirlerine) de ki: “-Bana, su gercek vahy olundu: Bir takım cinler (sabah namazında Kur’an okudugumu) isittiler de (kavimlerine dondukleri zaman) dediler ki, biz cok hos bir Kur’an dinledik

    [2] Hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Bundan boyle Rabbimize asla hic kimseyi ortak kosmıyacagız

    [3] Dogrusu Rabbimizin sanı cok yucedir; ne bir es edinmistir, ne de bir cocuk

    [4] Gercekten bizim cahilimiz (Iblis), Allah’a karsı sacma soz soyluyormus

    [5] Hakikaten biz, insan ile cin, Allah’a karsı asla yalan soylemez sanmısız

    [6] Dogrusu insanlardan bazı erkekler, cinden bazı erkeklere sıgınıyorlardı da, cinlerin kibir ve azgınlıklarını artırıyorlardı

    [7] O insanlar da, (ey cinler) sizin zannettiginiz gibi, Allah’ın ebediyen hic bir kimseyi oldukten sonra diriltmiyecegini zannetmislerdi

    [8] Dogrusu biz (cinler toplulugu, meleklerin sozunu dinlemek icin) semayı yokladık da, onu (meleklerden ibaret) cok kuvvetli bekciler ve sihaplarla (akan yakıcı yıldızlarla) doldurulmus bulduk

    [9] Halbuki biz (Peygamberin gonderilmesinden once) haber dinlemek icin gogun bazı (bekcilerden bos) yerlerine otururduk; fakat simdi, kim dinleyecek olursa, kendisini gozetleyen bir sihap (yakıcı bir yıldız) buluyor

    [10] Dogrusu biz bilmeyiz; o arzdaki kimselere bir fenalık mı istenmistir; yoksa Rableri onlara bir iyilik mi dilemistir

    [11] Dogrusu, biz cinlerin icinde, mumin olanlar da var, icimizden bundan asagı (kafirler) olan da var. (Allah’a iman etmezden once) cesit cesit mezheplere ayrılmıs idik

    [12] Gercekten biz anladık ki, Allah’ı yeryuzunde acze dusurmemize asla imkan yok, kacmakla da hic bir zaman O’nu aciz bırakamayız

    [13] Gercekten biz, O Kur’an’ı dinledigimiz zaman ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne mukafatının azalacagından, ne de bir haksızlıga ugrıyacagından korkmaz

    [14] Gercekten bizim icimizde (Kur’an’a ve Peygambere iman eden) muslumanlar da var, bizden (iman etmiyen) zalimler de var. Musluman olanlar, iste onlar hidayeti arayanlardır; (ve ona layık bulunanlardır)

    [15] Zulum edenlere (kafirlere) gelince, onlar cehenneme odun olmuslardır.”

    [16] Eger insanlar ve cinler, Islam ve iman yolunda hep dosdogru gitselerdi. Elbette biz onların hepsine bol bol su (rızık) verirdik

    [17] Kendilerini bu nimet icin deneyelim diye... (Acaba nasıl sukredecekler?) Kim de Rabbine ibadet etmekten yuz cevirirse, Allah onu siddeti artan bir azaba sokar

    [18] Muhakkak ki butun mescidler, Allah’a ibadet icin kurulmuslardır. O halde Allah ile beraber baska birine ibadet etmeyin; (ancak O’na ibadet edin)

    [19] Su gercek de var: Allah’ın kulu (Hz. Peygamber), kalkmıs O’na ibadet ederken, nerde ise cinler (Kur’an’ı dinleyelim diye peygamberin) etrafında ustuste yıgılıyorlardı

    [20] (Ey Rasulum), de ki: “- Ben, ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hic bir seyi ortak kosmam.”

    [21] (Ey Rasulum, Mekke halkına) de ki: “- Ben, size, kendiligimden ne bir zarar, ne de bir fayda yapma kudretine sahib degilim.”

    [22] De ki: “- Dogrusu beni Allah’dan kimse kurtaramaz ve O’ndan baska bir sıgınak da asla bulamam

    [23] Ben ancak Allah’dan ve gonderdiklerinden bir teblig yaparım. Kim de Allah’a ve peygamberine isyan ederse, muhakkak ona cehennem atesi vardır; orada devamlı kalıcılar olmak uzere

    [24] Nihayet o vaad olundukları azabı (kıyamette) gordukleri vakit; yardımcısı en zayıf, sayıca da en az olan kimmis bilecekler; (O mu, yoksa kendileri mi)

    [25] (Ey Rasulum), de ki: “- Bilmiyorum, o korkutuldugunuz azab yakın mı, yoksa Rabbim ona uzun bir muddet mi tayin eder?”

    [26] O, butun gaybi bilendir; gaybe dair ilmini ise, hic kimseye acmaz

    [27] Ancak bir peygamber olarak sectigi mustesnadır; (O’na gaybe dair bazı ilimleri acıklar ve bunlar mucize olur). Cunku Allah, peygamberin onunden ve ardından muhafız melekler tayin eder (de O’nu korurlar)

    [28] O Peygamber sunu bilsin ki, o elciler Rablerinin risaletlerini tamamıyla eristirmislerdir; ve O, elcilerin yanındaki ilmi kusatmıs ve her seyi sayıca saymıstır

    Müzzemmil

    Surah 73

    [1] Ey elbiselerine burunup yatan (Peygamber)

    [2] (Namaz kılmak ve ibadet etmek icin) gece kalk; ancak birazı mustesna

    [3] Gecenin yarısını kalk, yahut bu yarıdan biraz eksilt

    [4] Yahut o yarının uzerine ilave et. Kur’an’ı da yavas ve acık olarak guzelce oku

    [5] Cunku biz, sana, (sorumlulugu) agır bir soz (Kur’an) vahy edecegiz

    [6] Muhakkak ki gece (ibadet icin yatagından) kalkan kisi, nese bakımından daha kuvvetli, (Kur’an’ı) okuyus bakımından da daha saglamdır

    [7] Dogrusu sana, gunduz uzun bir mesguliyet var; (bunun icin geceleyin bol bol ibadet etmek en uygundur)

    [8] Hem Rabbinin ismini an ve her seyden kesilerek O’na ihlas ile ibadet et

    [9] O, dogunun da, batının da Rabbidir; O’ndan baska hicbir ilah yoktur. O halde yalnız O’nu kendine vekil edin

    [10] Ve inkarcıların diyeceklerine, (sana iftira ve yalanlarına) sabırlı ol ve onları guzel bir sekilde terk edip ayrıl

    [11] (Ey Rasulum, seni) inkar eden o refah sahiblerini bana bırak ve onlara biraz muhlet ver; (yakında Bedir savasında ve kıyamette onların cezasını verecegim)

    [12] Zira (ahirette kafirler icin) bizim yanımızda bukagılar ve (icine) girecekleri bir ates var

    [13] Bir de bogaza takılıp kalan bir yiyecek var. Ayrıca acıklı bir azap da var

    [14] O gun arz ve daglar sarsılacak, butun daglar erimis bir kum yıgını olacaktır

    [15] Gercekten biz, (Ey Mekke halkı) Firavun’a bir peygamber gonderdigimiz gibi, size de (kıyamet gunu) sahidlik edecek bir peygamber gonderdik; (iman edib etmediginizi ifade edecektir)

    [16] Oyle ki, Firavun o peygambere isyan etti, biz de onu siddetli bir azabla yakalayıverdik

    [17] O halde, kufre varırsanız, cocukları ak saclılar haline cevirecek bir gunun (kıyametin) azabından kendinizi nasıl koruyacaksınız

    [18] O gunun siddetinden gok yarılmıs ve Allah’ın vaadi tahakkuk etmistir

    [19] Iste, bu ayetler, bir oguddur; artık istiyen (iman eder, ogud alır da) Allah’ına giden bir yol tutar

    [20] Muhakkak Rabbin biliyor ki, sen, gece ucte ikisine yakın, yarısı kadar ve ucte biri (olan bir muddet namaz icin) kalkıyorsun; ashabından bir topluluk da seninle beraberdir. Gece ve gunduzun miktarlarını ancak Allah takdir eder. O bildi ki, bundan ote, onu basaramazsınız; (butun geceyi ibadetle geciremezsiniz). Onun icin sizden hafifletti; (gece kaim olmayı size farz kılmadı). Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmistir ki, aranızda hastalar olacak, bir kısmı Allah’ın fazlından rızk aramak icin (ticaret maksadı ile) yeryuzunde yol tepecekler, diger bir kısmı da Allah yolunda carpısacaklar. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun, namazı kılın, zekatı verin, Allah icin (diger hayır yollarına) halisane harcayın. Nefisleriniz icin (bu dunyada) pesin olarak ne hayır islerseniz, onun sevabını Allah katında daha hayırlı ve mukafat bakımından daha buyuk bulacaksınız. Bir de Allah’dan magfiret dileyin; cunku O, Gafur’dur= magfireti cok boldur, Rahim’dir= cok merhametlidir

    Müddessir

    Surah 74

    [1] Ey (elbisesine) burunen Peygamber

    [2] Kalk da (kavmini Allah’ın azabı ile) korkut; (iman etmezlerse azaba ugrıyacaklarını kendilerine haber ver)

    [3] Rabbini yucelt, (O’nu tenzih et)

    [4] Elbiseni de (daima) temiz tut

    [5] Azaba vesile olan seyleri terkde sebat et

    [6] Az bir sey verib karsılıgında cok sey isteme

    [7] Rabbinin rızası icin sabret

    [8] O Sur’a ufuruldugu zaman

    [9] Iste o kıyamet vakti cok siddetli bir gundur

    [10] kafirlere hic kolay degildir

    [11] (Mal ve evladsız olarak) tek basına yarattıgım o kafiri (Velid Ibni Mugire’yi) bana bırak

    [12] (Cırılcıplak yarattıgım) bu adama da (sonra) uzun boylu mal verdim

    [13] Hem (kendisi ile) hazır bulunan ogullar

    [14] Ona nimet dosedim de dosedim

    [15] Sonra da arzu eder ki, daha artırayım

    [16] Hayır, (istedigine kavusamaz) cunku o, ayetlerimize karsı bir inkarcı idi

    [17] Muhakkak ben, onu, mesakkatli bir azaba sardıracagım

    [18] Cunku o (Velid Ibni Mugire), kendi kendine bir dusundu ve (zannınca peygambere soyliyecek sozunu) uydurub kurdu

    [19] Kahrolası ne bicim (soz) uydurdu!... (Peygambere nasıl sihirbaz dedi)

    [20] Sonra kahrolası ne bicim (soz) uydurdu

    [21] Sonra (dondu insanların yuzune) baktı

    [22] Sonra (soyliyecek soz bulamadıgından) suratını astı ve kaslarını cattı

    [23] Nihayet (Peygambere ve ashabına) arka cevirdi ve kibirlendi de

    [24] Soyle dedi: “- Bu ancak (baska sihirbazdan) ogrenilen bir sihirdir

    [25] Muhakkak bu (kimsenin soyledigi soz), bir insan sozudur.”

    [26] Ben de muhakkak onu (Velid Ibni Mugire’yi) cehenneme sokacagım

    [27] Hem (Ey Rasulum) bilir misin, nedir o cehennem

    [28] (Insanların bedeninde et) bırakmaz, (kemik de) koymaz

    [29] O cehennem, insanları yakıb kavurandır

    [30] Uzerinde ondokuz melek var

    [31] Biz o atesin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık. Sayılarını da ancak kafir olanlar icin bir fitne yaptık, (zira on dokuz melegi azımsayarak onları helak edebileceklerini sandılar); kendilerine kitab verilenler de Kur’an’ın hak olduguna inansınlar; (cunku onların kitablarında da bu meleklerin sayısı on dokuzdur); muminlerin de imanlarını artırsın. Kendilerine kitab verilenlerle muminler (boylece) supheye dusmesinler. Kalblerinde bir maraz (nifak) bulunanlarla kafirler de soyle desin: “- Allah bu sayı ile beraber hangi seyi murad etmistir? Iste Allah diledigini boyle sasırtır, diledigini de yola getirir. Rabbinin ordularını da ancak kendisi bilir. O cehennem de insanlar icin ancak bir oguddur

    [32] Hayır, onlar ogud almazlar! Kamer hakkı icin

    [33] Donub geldigi zaman, o gece hakkı icin

    [34] Agardıgı sıra o sabah hakkı icin

    [35] Muhakkak o cehennem, buyuk belalardan biridir

    [36] Kocundurmak icin insanları

    [37] Icinizden (hayırda) ileri gitmek, yahud geri kalmak istiyenleri

    [38] Herkes kazandıgına karsılık bir rehinedir; (hesabını dogru vermekle ancak kendisini kurtarabilir)

    [39] Ancak sagcılar (kitabları sag ellerine verilenler)

    [40] Cennetlerdedirler; sorarlar

    [41] Mucrimlerden

    [42] “-Sizi cehenneme sokan nedir?”

    [43] Onlar soyle derler: “- Biz namaz kılanlardan degildik

    [44] Yoksula yedirmezdik

    [45] Batıla dalanlarla beraber dalıyorduk

    [46] Hesab gununu de yalan sayardık

    [47] Nihayet bize olum gelib cattı.”

    [48] Fakat (o vakit) sefaatcilerin sefaatı onlara fayda vermez

    [49] Boyle iken onlara (Mekke halkına) ne oluyor ki, Kur’an’dan yuz ceviriyorlar

    [50] Sanki urkmus yaban esekleri

    [51] Aslandan kacmaktalar

    [52] Dogrusu, onlardan her biri (Allah tarafından) kendisine okuyacak oldugu ayrı kitablar dagıtılmasını istiyor, (ki orada peygambere iman etmek gerektigine dair Allah’ın emrini bulsun)

    [53] Hayır, (onlara bu istedikleri verilmez), hakikat su ki, onlar ahiretten korkmazlar

    [54] Hayır, zannettikleri gibi degil, Muhakkak O Kur’an (Allah’dan) bir oguddur

    [55] Artık dileyen kimse ondan ogud alır

    [56] Bununla beraber Allah dilemeyince ogud almazlar; koruyacak da O’dur, bagıslayacak da O

    Kıyâme

    Surah 75

    [1] Kasem ederim kıyamet gunune

    [2] Yine kasem ederim pismankar nefse ki, (muhakkak oldukten sonra dirileceksiniz)

    [3] Insan sanır ki, biz, kemikleri bir araya getiremeyiz

    [4] (Degil yalnız kemikleri bir araya getirmek), daha dogrusu biz o insanın parmak uclarını (dunyada oldugu gibi duzeltib) toplamaga da kadiriz

    [5] Fakat insan, fenalıgını onune surmek ister

    [6] (Alay ederek) sorar: “- Kıyamet gunu ne zaman?”

    [7] (Allah buyurmustur ki): Goz, (dehsetten) ne vakit ki dikilir

    [8] Ay tutulur

    [9] Gunes ile ay bir araya toplanır

    [10] O gun insan der ki, kacacak yer nerede

    [11] Hayır, (o kafire) hic bir sıgınak yok

    [12] Ancak Rabbinedir o gun donub kararlasmak

    [13] O gun insan isledigi ve islemedigi amellerle uyarılır, (yaptıgı ve yapmadıgı her sey kendisine anlatılır ve hesaba cekilir)

    [14] Dogrusu insan, nefsine karsı murakabeci bir sahiddir

    [15] Butun mazeretlerini ortaya dokse de, (yine nefsinde gercegi bilir. Insan tamamen kendini kontrol edebilecek durumdadır)

    [16] (Ey Rasulum, vahy daha tamamlanmadan) ona acele ederek, (kelimeleri kacırmıyayım diye) dilini onunla depretme

    [17] Cunku O Kur’an’ı (kalbinde) toplamak ve dilinde okuyusunu saglamak bize aiddir

    [18] Biz onu (Cebrail dili ile) okuduk mu, sen onun okunusunu takib et

    [19] Sonra onu acıklamak da muhakkak bize aiddir

    [20] Hayır hayır, dogrusu siz, pesini (dunya zevklerini) seviyorsunuz

    [21] Ve ahireti bırakıyorsunuz. (onu kazanmak icin calısmıyorsunuz)

    [22] Nice yuzler vardır ki, o gun (kıyamette) guzelligi ile parıldar

    [23] (O yuzler) Rablerine bakarlar

    [24] Nice yuzler de vardır ki, o gun somurub kararmıstır

    [25] (Boyle kararmıs yuzler, baslarına gelecek felaketle) bel kemiklerinin kırılacagını anlar

    [26] Hayır hayır, (dunya ahirete tercih edilemez). Can koprucuk kemiklerine dayanınca

    [27] (Yanında bulunanlar tarafından) denilir ki: “- (Bunu) tedavi edecek bir doktor kim var?”

    [28] (Ruhu koprucuk kemiklerine dayanmıs olan bu kimse, artık dunyadan) gercek olarak kendisi icin ayrılıs oldugunu anlamıstır

    [29] (Olumun siddetinden de) bacak bacaga dolanmıstır

    [30] O gun donus, Rabbinedir ancak

    [31] (O kafir Ebu Cehil Kur’an’ı ve Peygamberi) tasdik etmedi, namaz da kılmadı

    [32] Ancak yalan soyledi ve (itaat etmekten) yuz cevirdi

    [33] Sonra da boburlene boburlene (dunyada) ehline gitti

    [34] Azab olsun sana, (Ey Ebu Cehil), azab gerek

    [35] Sonra yine azab olsun sana, azab gerek

    [36] Sanır mı insan, bası bos bırakılacak

    [37] Dokulen meniden bir nutfe degil mi idi

    [38] Sonra meniden bir kan pıhtısı olmus da, Allah onu yarattı, derken (insan) bicimine koydu

    [39] Nihayet o meniden erkek ve disi iki es yarattı

    [40] Bunları yaratan oluleri diriltmeye kadir degil mi? (Subhesiz ki buna da kadirdir)

    İnsan

    Surah 76

    [1] Gercekten insan uzerine dehirden oyle bir zaman gecti ki, o vakit insan alınır, (insanlıkla tanınır) bir sey degildi

    [2] Cunku biz, insanı, (erkek ve disi suları ile) karısık bir nutfeden yarattık; (uzerine mukellefiyyet yukliyerek) onu deneyecegiz. Bunun icin onu duygu ve gorgu sahibi kıldık

    [3] Dogrusu biz ona, gercek yolu gosterdik; ister sukreden (mumin) olsun, ister nankorluk eden (kafir)

    [4] Cunku biz, kafirler icin zincirler, bukagılar ve alevli bir ates hazırladık

    [5] Muhakkak ki iyi insanlar, (cennetde) katıgı kafur olan (sarab) dolu bir kadehten icecekler

    [6] (O sarabın katıgı olan Kafur) bir kaynaktır ki, ondan Allah’ın kulları icerler. Istedikleri yere onu kolayca akıtırlar

    [7] (Cennetlik olan iyi insanlar, o kimselerdir ki, dunyada) adaklarını yerine getirirler; ve azabı salgın olan bir gunden korkarlar

    [8] Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirirler

    [9] (Sonra onlara soyle derler): “Size ancak Allah rızası icin yediriyoruz. Sizden ne bir hediye isteriz ne de bir tesekkur

    [10] Cunku biz Rabbimizden korkarız; bed cehreli, catık suratlı bir gunun azabından

    [11] Allah da onları, o gunun azabından korur ve kendilerine guzel bir yuz ve sevinc verir

    [12] Sabırlarına karsılık da (icine girecekleri) bir cennet ve (giyecekleri) bir ipek ihsan eder

    [13] Orada koltuklar uzerine dayanmıs bir haldedirler. Orada ne bir gunes (rahatsızlıgı) gorurler, ne de soguk

    [14] (O cennetteki agacların) golgeleri uzerlerine sarkmıs, meyvaları da bol bol onlerine konmustur

    [15] Onlara (hizmet icin) gumusten billur kaplar ve surahilerle (etraflarında) dolasılır

    [16] Gumusten billurlar ki, (ehli cennet) onları turlu turlu bicime koymuslardır

    [17] Orada kendilerine, katıgı zencefil olan (cennet sarabından dolu) bir kadeh de icirilir

    [18] (Zencefil) cennetde bir kaynakdır ki, ona Selsebil adı verilir

    [19] (Cennet ehlinin) etraflarında (hizmet icin) devamlı olarak taze cocuklar dolasır ki, sen onları gordugun zaman sacılmıs inciler sanırsın

    [20] Orada her nereye baksan, bir nimet ve pek buyuk bir mulk (saltanat) gorursun

    [21] Ustlerinde, ince ve kalın ipekten yesil elbiseler vardır; ve gumusten bileziklerle suslenmislerdir. Rableri de onlara tertemiz bir sarab icirmistir

    [22] (Cennetliklere soyle denir): Iste bu, sizin mukafatınızdır. Ameliniz makbul olmustur

    [23] Gercekten biz, Kur’an’ı sana ayet ayet indirdik

    [24] O halde Rabbinin hukmune sabret, (zafer sana erisecektir). O kafirlerden hic bir gunahkara, yahud bir nankore boyun egme

    [25] Sabah aksam Rabbinin adını an, (sabah, ogle, ikindi namazlarını kıl)

    [26] Gecenin bir kısmında da O’na secde et, (aksam ile yatsı namazını kıl). Bir de geceleyin uzun bir muddet O’nu tesbih et, (teheccud namazı kıl). denilir: Bunlar, hangi (dehsetli) gune ertelendiler

    [27] Cunku bunlar (Mekke kafirleri), pesin dunyayı severler ve onlerindeki (siddeti) agır bir gunu bırakırlar. (Ahiretin azabından korkub da imana gelmezler)

    [28] Onları biz yarattık ve mafsallarını (birbirine) biz bagladık. Diledigimiz zaman da (onları helak eder) yerlerine kendileri gibi olanları getiririz

    [29] Muhakkak ki bu Sure, bir oguddur. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar; (O’na ibadet ederek rahmetine yaklasır)

    [30] (Sunu da bilin ki,) Allah dilemeyince siz (hayır ve serri) dileyemezsiniz. Cunku Allah Alim’dir= her seyi bilir, Hakim’dir= hikmet sahibidir

    [31] Diledigi kimseyi rahmeti icine kor. Zalimlere ise acıklı bir azab hazırlamıstır

    Mürselât

    Surah 77

    [1] Iyilik icin gonderilen melekler hakkı icin

    [2] Siddetli ruzgar gibi ucan melekler hakkı icin

    [3] Yer yuzune seriatleri yayan melekler hakkı icin

    [4] Hak ile batılı ayıran melekler hakkı icin

    [5] Hak sahiblerine ozur, yahud haksızlara azab olarak vahyi peygamberlere getiren melekler hakkı icin

    [6] Hak sahiblerine ozur, yahud haksızlara azab olarak vahyi peygamberlere getiren melekler hakkı icin

    [7] Muhakkak vaad olundugunuz, (kıyamet) vuku bulacaktır. (Bunda hic subhe yoktur)

    [8] Yıldızlar yok edildigi zaman

    [9] Gok yarıldıgı zaman

    [10] Daglar (yerlerinden) sokulup savruldugu zaman

    [11] (Kıyamette ummetlerine sahidlik etmek icin) peygamberler belirli bir vakitte bir araya getirildikleri zaman

    [12] (Soyle denilir): Bunlar, hangi (dehsetli) gune ertelendiler

    [13] (Insanların birbirinden ayırd edilecegi) fasıl gunune

    [14] Bildin mi, nedir fasıl gunu

    [15] Bunu yalan sayanların o gun vay haline

    [16] Biz, (peygamberlerini inkar eden kavimlerden) evvelkileri, helak etmedik mi

    [17] Sonra (inkarcı Kureys gibi) arkadan gelenleri, onlara ekliyecegiz

    [18] Biz, gunahkarlara boyle yaparız

    [19] (Allah’ın ayetlerini) yalanlayanların o gun vay haline

    [20] (Ey inkarcılar toplulugu!) Biz, sizi hakir bir sudan (meniden) yaratmadık mı

    [21] Sonra o suyu, saglam bir yerde (rahimde) sakladık

    [22] (Dogum icin olan) belirli bir vakte kadar

    [23] Iste biz, bunu takdir ettik. O halde biz ne guzel kadiriz

    [24] (Oyle ise oldukten sonra dirilmeyi) yalan sayanların o gun vay haline

    [25] Arzı bir toplanma yeri yapmadık mı

    [26] Hem dirilere, hem olulere

    [27] Orada yerli yerinde sabit yuce daglar yerlestirip de size tatlı bir su icirmedik mi

    [28] (Butun bu nimetleri) inkar edenlerin o gun vay haline

    [29] (Kıyameti inkar edenlere o gun soyle denir): Haydi (dunyada) yalan saydıgınız azaba gidin

    [30] (Ey inkarcılar toplulugu!) Haydi cehennemin uc catallı duman golgesine gidin

    [31] Ne golgelendirir, ne alevden korur, (sırf size bir azab)

    [32] Zira o ates, oyle kıvılcımlar atar ki, her biri saray gibi

    [33] (Renk ve cokluk bakımından) sanki o kıvılcımlar, sarı deve suruleri

    [34] (Bu hali) yalan sayanların, o gun vay haline

    [35] Bugun, dilleri tutulacak gundur, (inkarcıların)

    [36] Kendilerine izin verilmez ki, ozur dilesinler

    [37] (Bugunu) inkar edenlerin, o gun vay haline

    [38] Bu, (haklı ile haksızın ayırd edilecegi) fasıl gunu, sizi ve evvelki ummetleri topladık

    [39] Eger (azabı kaldıracak) bir hileniz varsa, haydi bana hile yapın bakalım

    [40] (Oldukten sonra dirilmeyi) inkar edenlerin o gun vay haline

    [41] Dogrusu takva sahibleri, golgelerle kaynaklarda

    [42] Ve canlarının istedigi meyveler icindedirler

    [43] (Bu cennetliklere soyle denilir): Islediginiz amellere karsılık, afiyetle yeyin, icin

    [44] Iste biz, guzel amel isliyenleri boyle mukafatlandırırız

    [45] (Cenneti) inkar edenlerin, o gun vay haline

    [46] (Ey inkarcılar toplulugu!) yeyin, zevk edin dunyada biraz; cunku gunahkar musriklersiniz, (ahirette atese gireceksiniz)

    [47] (Allah’ı ve peygamberlerini) inkar edenlerin o gun vay haline

    [48] Onlar: “- Itaat edin, namaz kılın.” denildigi zaman, itaat etmezler

    [49] (Allah’ın hukumlerini) inkar edenlerin o gun vay haline

    [50] Artık (bu ahmaklar) Kur’an’dan sonra hangi soze inanacaklar

    Nebe'

    Surah 78

    [1] (Musrikler) hangi (buyuk) seyden birbirlerine soruyorlar

    [2] O hakkında ayrılıga dusmekte oldukları buyuk haberden (oldukten sonra dirilmekten) mi? (Hem bununla alay mı ediyorlar)

    [3] O hakkında ayrılıga dusmekte oldukları buyuk haberden (oldukten sonra dirilmekten) mi? (Hem bununla alay mı ediyorlar)

    [4] Hayır, (ihtilafa luzum yok, is dedikleri gibi degil). Ileride (kıyamet gunu, inkarlarının akıbetini) bilecekler

    [5] Hayır hayır, ileride bilecekler

    [6] Biz, yapmadık mı arzı bir dosek

    [7] Dagları da birer kazık

    [8] Sizleri de (erkek-disi) cift cift yarattık

    [9] Uykunuzu ise, bir dinlenme yaptık

    [10] Geceyi bir ortu yaptık

    [11] Gunduzu ise, gecim vakti kıldık

    [12] Ustunuze, yedi saglam gok bina ettik

    [13] Iclerinde parıl parıl ısıldayan bir kandil (gunes) astık

    [14] Ruzgarların sıkıstırıp yogunlastırdıgı bulutlardan sarıl sarıl bir su indirdik

    [15] Onunla cıkaralım diye, daneler, otlar

    [16] Sarmas dolas baglar, bahceler

    [17] Suphesiz ki, (haklı ile haksızın ayırd edilecegi) o fasıl gunu (kıyamet) muayyen bir vakit olmustur

    [18] Sur’a ufurulecegi o gun, (mezarlardan kalkıp mahsere) boluk boluk gelirsiniz

    [19] Bir de, sema acılmıs da kapı kapı olmustur

    [20] Daglar yurutulmus de bir serap olmustur, (yerlerinde yeller esmektedir)

    [21] Muhakkak ki cehennem, (melekler tarafından kafirleri) bir gozetleme yeridir

    [22] Kafirler icin bir donus yeridir

    [23] Nice devirler boyunca icinde kalacaklar

    [24] Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de icilecek bir sey

    [25] Bir kaynar su ve irin icecekler

    [26] Bir ceza ki, (isledikleri amellere) uygun

    [27] Cunku onlar, hesaba cekileceklerini hic ummuyorlardı

    [28] Ayetlerimizi de alabildiklerine yalanlamıslardı

    [29] Biz ise, her seyi (Levh-i Mahfuz’da) yazıp tesbit ettik

    [30] (O kafirlere soyle denilir): Simdi tadın, artık size azap artırmaktan baska bir sey yapacak degiliz

    [31] Suphesiz takva sahiblerine (her turlu kederden) kurtulus (cennet) var

    [32] Bahceler var, uzumler var

    [33] Aynı yasta tomurcuk sineliler

    [34] Hem dolgun kadehler var

    [35] Orada ne bos bir laf isitilir, ne de bir yalan

    [36] (Bu, takva sahiplerinin isledikleri guzel amellere) bir karsılık ki, Rabbinden, bir ihsandır; yeter mi yeter

    [37] O, goklerle yerin ve butun aralarındakilerin Rabbidir; Rahman’dır: O’na hic bir sozde (ve itirazda) bulunamazlar

    [38] O gun Cebrail ve melekler saf halinde duracaklar. Rahman’ın, kendisine izin verip de dogruyu soylemis olandan baskaları bir kelime soyliyemiyecekler

    [39] Iste bu kıyamet, caresiz vuku bulacak gundur. Artık dileyen, Rabbine varacak bir yol edinsin, (iman edip itaatten ayrılmasın)

    [40] Cunku biz, size, (ahirette olacak) yakın bir azabı haber verdik. O gun kisi, ellerinin kazanıp one (ahirete) gonderdigi amellere bakacak ve kafir soyle diyecektir: “- Ah ne olurdu, ben bir toprak olaydım!...”

    Nâziât

    Surah 79

    [1] Kasem olsun, (kafirlerin ruhlarını ta) derinliklerden cekip siddetle cıkaran meleklere

    [2] (Muminlerin canlarını) o usulcacık cekenlere

    [3] (Dalgıclar denizden inci cıkarır gibi,) yuzup (muminlerin ruhlarını rahatca alarak) gidenlere

    [4] (Muminlerin ruhlarını cennete, kafirlerinkini atese goturmekte) kosup yarısanlara

    [5] Bir de (kullara ait) isi tedbir edenlere ki, (kıyamet var, oldukten sonra dirilip hesaba cekileceksiniz)

    [6] O gun (Sura) ilk ufurus siddetle sarsacak

    [7] Onu ikinci ufurus takib edecek

    [8] (Inkarcı) kalbler, o gun urperip hoplar yerinden

    [9] (Bu kalblerin sahiblerinin) gozleri, korkudan zillet icindedir

    [10] Kafirler (dunyada oldukten sonra dirilmeyi inkar ederek) soyle diyorlar: “- Biz mi, sahiden (oldukten sonra) evvelki hale dondurulecegiz

    [11] Curuyup ufalanmıs kemikler oldugumuz zaman mı?”

    [12] (Muminlerle alay ederek) dediler ki: “- O halde bu (dirilme) husranlı bir donus!”

    [13] (Ey kafirler, bunu zor ve uzak bir is gormeyin), muhakkak ki Sura (son) ufurulus, tek bir sayhadan ibarettir

    [14] Bir de bakarsın onlar hep kabirlerinden uyanmıslar, (bir araya toplanmıslar)

    [15] (Ey Rasulum), muhakkak ki sana Musa’nın haberi geldi

    [16] Hani Rabbi ona, mukaddes Tuva vadisinde soyle nida etmisti

    [17] “Haydi Firavun’a git; cunku o pek azdı.”

    [18] (Ona) de ki: “- Ister misin (kufurden) temizlenesin

    [19] Seni Rabbine davet edeyim de (O’na) boyun egesin

    [20] (Musa vardı da) ona, buyuk mucizeyi (asanın ejderha olusunu) gosterdi

    [21] Fakat o, (Musa’yı) yalanladı ve isyan etti

    [22] Sonra (fesad pesine) kosarak (iman etmekten) yuz cevirdi

    [23] Nihayet (sihirbazlarını, yahud ordusunu) topladı da cagırdı

    [24] “-Ben, en yuksek Rabbinizim.” dedi

    [25] Allah da onu dunya ve ahiret azabı ile yakalayıverdi

    [26] Muhakkak ki bunda bir ibret var, (Allah’dan) korkacak kimse icin

    [27] (Sizce, oldukten sonra tekrar) sizi yaratmak mı cetin, yoksa sema (yı yaratmak) mı? Allah onu bina etmistir

    [28] Tavanını yukseltti de, onu duzgun bir nizama koydu

    [29] Gecesini karanlık yaptı, gunduzunu aydınlık

    [30] Bundan sonra (yer ve arkasından da gok yaratıldıktan sonra), arzı dosedi

    [31] O arzdan suyunu ve otlagını cıkardı

    [32] Dagları yerlestirdi

    [33] Sizin ve davarlarınızın istifadesi icin

    [34] Fakat o buyuk felaket (kıyamet) geldigi vakit

    [35] O gun insan, (kufur olarak) ne yaptıgını anlıyacaktır

    [36] Bir de cehennem, her (gozu olub) gorene acılmıstır, (o gun, onu herkes gorecektir)

    [37] Artık kim azgınlık edib kafir olmus

    [38] (Ahiret uzerine) dunya hayatını tercih etmisse

    [39] Muhakkak cehennem, onun varacagı yerdir

    [40] Fakat her kim de Rabbinin makamından korkmus ve nefsi, sehevattan alıkoymussa

    [41] Muhakkak cennet onun varacagı yerdir

    [42] Sana kıyametten soruyorlar: “- Ne zaman kaim olacak?”

    [43] Onu anlatmak sana nerden olsun? (Allah bildirmeyince)

    [44] Onun nihayeti (ilmi), yalnız Rabbine aiddir

    [45] Sen, ancak kıyametten korkacakları sakındıran bir peygambersin

    [46] (Insanlar), kıyameti gorecekleri gun, sanki bir aksam veya kuslugundan baska (dunyada, yahud kabirlerde) durmamısa donecekler

    Abese

    Surah 80

    [1] (Peygamber) hoslanmadı ve yuzunu cevirdi

    [2] Kendisine o a’ma geldi diye

    [3] Onun halini sana hangi sey bildirdi? Belki o, (senden sormakla cehalet kirinden) temizlenecekti

    [4] Yahud ogud alacaktı da, o ogut kendisine fayda verecekti

    [5] Amma (malı ile Allah’a) ihtiyac gostermiyene gelince

    [6] Sen, ona donub sozune kulak veriyorsun

    [7] Onun (Islam’ı kabul etmeyib) temizlenmemesinden sana ne? (Sen ancak teblige memursun)

    [8] Amma sana kosarak gelen

    [9] Allah’dan korkmus iken

    [10] Sen ondan yuz ceviriyorsun

    [11] Hayır, (bir daha boyle yapma) cunku o Kur’an bir oguddur

    [12] Artık dileyen ondan ogud alır

    [13] O Kur’an, (Levh-i Mahfuz’da, Allah katında) cok serefli sahifelerdedir

    [14] Ki (onların) kıymetleri yuksektir; tertemizdirler

    [15] (Meleklerden ibaret) katiblerin elleri ile yazılmıstır

    [16] Ki onlar, (Allah katında) kerimdirler, itaatkardırlar

    [17] Kahrolası (kafir) insan, ne nankor sey

    [18] (Bu kibir ve gurur nereden? dusunmez mi? ) onu (yaratan) hangi seyden yarattı

    [19] Bir nutfeden (meniden) onu yarattı da (insan) bicimine koydu

    [20] Sonra (ana rahminden cıkmak icin) ona yolunu kolaylastırdı

    [21] Sonra onu oldurdu de kabre gomdurdu

    [22] Sonra diledigi vakit, onu tekrar diriltecek, tam olarak

    [23] Dogrusu o insan, (Allah’ın) kendisine emrettigini tam olarak hic yerine getirmemistir

    [24] Bir de o insan (yedigi) yemegine baksın; (onu rızık olarak kendisine nasıl verdik)

    [25] Gercekten biz, yagmuru bol bol yagdırdık

    [26] Sonra (nebat bitsin diye) topragı bir yarıs yardık

    [27] Boylece bitirdik onda daneler

    [28] Uzumler, yoncalar

    [29] Zeytinlikler, hurmalıklar

    [30] Agacları goge dogru yukselen bahceler

    [31] Meyveler ve nice cayırlar

    [32] (Butun bunları) sizin ve davarlarınızın menfaati icin yarattık

    [33] Amma kıyamet sayhası geldigi zaman

    [34] O gun kisi kacacak kardesinden

    [35] Anasından ve babasından

    [36] Zevcesinden ve ogullarından

    [37] O gun, onlardan herkesin kendine yeter bir isi vardır, (ancak kendi derdi ile kalır)

    [38] Bir takım yuzler vardır ki, o gun parıldar

    [39] Guler sevinir

    [40] Nice yuzler de vardır ki, o gun uzerlerinde toz toprak var

    [41] Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır

    [42] Iste bunlar, kafirler, facirlerdir

    Tekvîr

    Surah 81

    [1] Gunes duruldugu (ve ziyası sonduruldugu) zaman

    [2] Yıldızlar bulanıb dustugu zaman

    [3] Daglar yurutuldugu (toz duman oldugu) zaman

    [4] Kıyılmaz (canım) mallar terkedildigi zaman

    [5] Butun hayvanlar (kısas icin) toplandıgı zaman

    [6] Butun denizler kaynayıb birbirine karıstıgı zaman

    [7] Ruhlar (bedenlerle) ciftlestirildigi zaman

    [8] Diri olarak (topraga) gomulen kız, hangi gunahla olduruldu? soruldugu zaman

    [9] Diri olarak (topraga) gomulen kız, hangi gunahla olduruldu? soruldugu zaman

    [10] (Herkesin islemis oldugu amellerin tesbit edildigi) defterler (hesab icin) acıldıgı zaman

    [11] Gok yerinden sokuldugu zaman

    [12] Cehennem kızıstırıldıgı zaman

    [13] Cennet (muminlere) yaklastırıldıgı zaman

    [14] Herkes, (iyi ve kotu) ne hazırlamıssa (onu) bilecektir

    [15] Simdi kasem ederim, (geceleyin gorunub gunduz) sonen yıldızlara

    [16] Dolasıb dolasıb yuvasına giren gezegenlere

    [17] Karanlıga arka verdigi zaman o geceye

    [18] Agardıgı zaman o sabaha ki

    [19] Muhakkak bu Kur’an (Allah katında) kerim olan bir elcinin (Cebrail Aleyhisselamın) getirdigi kelamdır

    [20] Bir elci ki, pek kuvvetlidir. Arsın sahibi (Allah) katında yuksek bir mevki sahibidir

    [21] (O elci, melekler arasında kendisine) orada itaat olunandır; hem de (vahye karsı) emindir

    [22] (Ey Kureys toplulugu!) Sizin arkadasınız (Hz. Peygamber, kafirlerin benzettigi gibi), bir mecnun degildir

    [23] And olsun ki, Peygamber, o Cebrail’i acık ufukta gordu

    [24] Peygamber, vahy uzerine itham edilir de degil

    [25] Kur’an da, Allah’ın rahmetinden kogulmus bir seytanın sozu degil

    [26] O halde (ey saskın kafirler), nereye gidiyorsunuz

    [27] O Kur’an, ancak bir oguddur, butun alemler (insan ve cinler) icin

    [28] Icinizden durust olmak istiyenler icin

    [29] Fakat alemlerin Rabbi olan Allah, (sizin durust olmanızı) dilemeyince, siz dileyemezsiniz. (Daima Allah’ın kudret ve iradesi altındasınız)

    İnfitâr

    Surah 82

    [1] Sema yarıldıgı zaman

    [2] Yıldızlar dokulub sacıldıgı zaman

    [3] Denizler kaynatılıb birbirine karıstırıldıgı zaman

    [4] Kabirler desildigi zaman

    [5] Herkes (dunyada) yaptıgı iyiligi ve bıraktıgı kotulugu bilecektir

    [6] Ey (kafir) insan! Kerim olan Rabbine karsı seni aldatan ne

    [7] O Rab ki, seni yarattı, seni (saglam insan) duzenine koydu, sana uygun bir bicim verdi

    [8] Seni, muhtelif suretlerden diledigi bir sekilde terkib eyledi

    [9] Hayır, (siz sadece Allah’ın keremini inkar etmiyorsunuz.) daha dogrusu siz, hesab ve ceza gununu inkar ediyorsunuz

    [10] Halbuki uzerinizde gozetleyici melekler var

    [11] (Amellerinizi yazan ve Allah katında) kerim olan katib melekler var

    [12] Her ne yaparsanız bilirler

    [13] Muhakkak ki iyiler, Naim Cennetindedirler

    [14] Facirler (kafirler) ise, cehennemdedirler

    [15] Hesab gunu oraya atılacaklar

    [16] Oradan asla cıkacak degillerdir

    [17] Bildin mi, nedir hesab gunu

    [18] Evet, bildin mi nedir hesab gunu

    [19] Oyle bir gundur ki, kimse kimseye sahip olamaz, (fayda veremez). Emir ve hukum, o gun yalnız Allah’ındır

    Mutaffifîn

    Surah 83

    [1] Azab olsun, olcude tartıda noksanlık edenlere

    [2] Ki onlar, insanlardan olcup (haklarını) aldıkları zaman, tam olarak alırlar

    [3] Fakat insanlara (verilmek uzre) olctukleri, yahud onlara tarttıkları zaman eksiltirler

    [4] Bunlar, zannetmezler mi ki, oldukten sonra kendileri diriltecekler

    [5] Siddetli buyuk bir gunde (kıyamette)

    [6] O gun insanlar, alemlerin Rabbi icin (O’na hesab vermek icin, kabirlerinden) kalkacaklar

    [7] Hayır, (o hileye sapmayın, ahireti inkar etmeyin). Cunku kafirlerin (amel) defterleri, (Siccin adı verilen) bir kutukte tesbit edilmistir

    [8] Bildin mi Siccin nedir

    [9] O, (insanoglunun amellerinin icine) yazılı bulundugu bir kitabdır

    [10] Buna inanmıyanların, o gun vay haline

    [11] Ki onlar, hesab gununu inkar ediyorlar

    [12] Halbuki onu, ancak her azgın gunahkar inkar eder

    [13] Ona ayetlerimiz okununca “- Evvelkilerin masalları.” demistir

    [14] Hayır, (onların zannetikleri gibi degil). Dogrusu onların kazandıkları gunahlar, kalblerini kaplamıstır

    [15] Hayır, (Onlar iman etmezler). Muhakkak ki onlar, o kıyamet gunu Rablerinin rahmetinden menedilmislerdir

    [16] Sonra muhakkak onlar atese girecekler

    [17] Sonra (onlara) soyle denilecek: “- Iste (dunyada) inkar etmis oldugunuz (azab) budur.”

    [18] Hayır, (o kafirler gibi, olmayın). Cunku itaatkar olan sadıkların kitabları (amelleri) Illiyyin’dedir=yedinci kat gokte veya muzeyyen bir kitabda kayıtlıdır

    [19] Bildin mi, Illiyyin nedir

    [20] O, (guzel) yazılmıs bir kitabdır

    [21] Ona (Mukarrebun adlı) melekler sahid olur

    [22] Muhakkak (Allah’a itaat eden) iyi kimseler, nimetleri devamlı olan Naim cennetinde

    [23] Koltuklar uzerinde (nese ile etrafı) seyrederler

    [24] Oyle ki, nimetlenmelerinin zevkini yuzlerinden tanırsın

    [25] Onlara (el degmemis) muhurlu, saf bir sarabdan icirilir

    [26] Onun, (icinde sarab bulunan kabın) muhuru misktir. Artık imrensin imrenecekler

    [27] O sarabın katıgı Tesnim’dendir = kıymeti yuksek bir maddedendir

    [28] O Tesnim bir gozedir ki, mukarreb derecesinde olanlar, sırf (katıksız) ondan icerler

    [29] Dogrusu o gunahkar musrikler, iman edenlere guluyorlardı

    [30] Muminler, o kafirlerin yanlarından gectiklerinde, birbirlerine isaret yaparak (muminleri) ayıblıyorlardı

    [31] Evlerine (ailelerine) dondukleri zaman, zevk duyarak donuyorlardı

    [32] Muminleri gordukleri vakit: “- Iste bunlar sapıklardır.” diyorlardı

    [33] Halbuki, uzerlerine gozcu gonderilmemislerdi

    [34] Iste bugun (ahirette), muminler de kafirlere gulecekler

    [35] Koltuklar uzerinde bakarlarken

    [36] Nasıl, kafirler ettiklerinin cezasını buldular mı

    İnşikâk

    Surah 84

    [1] Gok yarıldıgı

    [2] Ve Rabbinin emrine boyun egib de (O’na itaat) gerceklestirildigi zaman

    [3] Arz, dumduz uzatıldıgı

    [4] Icindekini atıb bosaldıgı

    [5] Ve Rabbinin emrine boyun egib de (O’na itaat) gerceklestirildigi zaman, (insan sevabını veya azabını gorecektir)

    [6] Ey Insan! Gercekten sen, (donub varacagın) Rabbine dogru (olunceye kadar) cabalar da cabalarsın. Nihayet O’na kavusursun

    [7] O vakit, amel defteri sag eline verilen

    [8] Hemen kolay bir hesab ile hesabı gorulecek

    [9] Ve sevincli olarak (cennetteki ailesine) ehline donecektir

    [10] Fakat kitabı (amel defteri), arka tarafından (sol eline) verilen

    [11] Artık “helak!” diye bagırır, (olumunu ister)

    [12] Ve cehenneme girer

    [13] Cunku o, (dunyadaki) evinde keyifli ve sevincli idi

    [14] O (zalim, ahirette Rabbine) asla donmiyecegini sanmıstı

    [15] Hayır, (onun zannettigi gibi degil). Cunku Rabbi onu gorub gozetiyordu. (Muhakkak kendisini hesaba cekecektir)

    [16] Artık kasem ederim safak’a

    [17] Geceye ve buruduklerine

    [18] Bedir haline geldigi zaman o Ay’a ki

    [19] Sizler, muhakkak halden hale binib gececeksiniz

    [20] O halde, onlarda ne var ki, iman etmezler

    [21] Kendilerine Kur’an okundugu zaman, teslim olub gercegi kabul etmezler, (namaz kılmazlara)

    [22] Daha dogrusu, o kafir olanlar (Kur’an’ı) inkar ederler

    [23] Halbuki Allah iclerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir

    [24] Onun icin (Ey Rasulum), sen onları acıklı bir azabla mujdele

    [25] Ancak iman edib de salih ameller isliyenler icin, bitmez tukenmez bir mukafat var

    Bürûc

    Surah 85

    [1] Kasem olsun, burclar sahibi semaya

    [2] O vaad edilen gune (kıyamete)

    [3] Cumaya ve arefe gunune ki

    [4] (Eski devirlerde muminlere cesitli eziyetler yapan ve) Ashab-ı Uhdud (diye adlanan kavim lanet edildigi gibi, Mekke musrikleri de) lanetlenmistir

    [5] Iskenceleri (Uhdud’un), alevli atestendi

    [6] O vakit, (o zalim kafirler) atesin etrafında oturmustular

    [7] Ve muminlere yaptıklarına, (onları yakmalarına) sahid bulunuyorlardı

    [8] Muminlere kızdıkları da, ancak Aziz, Hamid olan Allah’a iman etmeleri idi

    [9] O Allah ki, goklerin ve yerin mulku O’nundur; ve Allah her seye sahiddir

    [10] Muhakkak ki, mumin erkeklerle mumin kadınlara eziyet edenler, sonra da tevbe etmiyenler (var ya), iste onlara cehennem azabı var ve onlara yangın azabı var

    [11] Iman edib salih ameller isliyenlere gelince; onlara (agacları ve evleri) altından ırmaklar akar cennetler var. Iste buyuk kurtulus budur... (*) Dikkat! Secde ayetidir

    [12] Gercekten Rabbinin (zalimleri azabla) yakalayıvermesi cok siddetlidir

    [13] Cunku O, (mahlukatı yoktan var edib) yaratır ve, (sonra oldurub tekrar) diriltir

    [14] Bununla beraber O, Gafur’dur = tevbe edenleri bagıslayandır. Vedud’dur = itaatkarları sevendir

    [15] Arsın sahibidir, Mecid’dir = zatında ve sıfatında pek buyuktur

    [16] Diledigini hemen yapandır

    [17] (Ey Rasulum) geldi ya sana haberleri (o kafirler toplulugu) orduların

    [18] Firavun’un ve Semud’un... (Bunların, peygamberlerini tekzib edislerini ve sonunda helak edilislerini biliyorsun. O halde sen musriklerin eziyetlerine sabret ve onları boyle bir akıbetle korkut)

    [19] Fakat o kafir olanlar, hala inkardadırlar

    [20] Halbuki, Allah (kendilerini, ilim ve kudreti ile) arkalarından kusatmıstır

    [21] (Onlar Kur’an’ı inkar ededursunlar), dogrusu o cok serefli bir Kur’an’dır

    [22] Bir Levh-i Mahfuz’dadır. (tahrif ve tagyirden korunmustur)

    Târık

    Surah 86

    [1] And olsun semaya ve Tarık’a

    [2] Bildin mi, Tarık ne

    [3] O, ısık sacan yıldızdır; (Zuhal yıldızıdır)

    [4] (Iste and olsun o semaya ve bu Tarık’a ki), hic bir nefis yoktur ki, uzerinde bir gozetleyici (melek) olmasın

    [5] Simdi insan baksın (dusunsun): Neden yaratıldı

    [6] Atılan bir sudan yaratıldı

    [7] (O su, erkeklerde) bel kemigi ve (kadınlarda) gogus kemikleri arasından cıkar

    [8] (Bu sekilde yaratılan bir insanı) elbette Allah, oldurdukten sonra diriltmeye kadirdir

    [9] Butun esrarın ortaya dokulecegi o kıyamet gunu

    [10] Artık insan icin ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı

    [11] And olsun, o yagmur sahibi semaya

    [12] (Nebat bitirmek icin) yarılan arza ki

    [13] Muhakkak o Kur’an (hak ile batıl arasını) ayırd eden kesin bir hukumdur

    [14] O, bir eglence degildir

    [15] Dogrusu (Kur’an’ın nurunu sondurmek icin, Mekke’li) o musrikler hep hile kuruyorlar

    [16] Ben de onların hilelerine karsı (kendilerine) ceza veriyorum

    [17] Onun icin, o kafirlere muhlet ver. Onlara az bir muhlet ver

    A'lâ

    Surah 87

    [1] (Ey Rasulum), Rabbinin cok yuce adını tesbih et; (Subhane Rabbiye’l-A’la, de)

    [2] O Rabbin ki (her seyi) yarattı da duzenine koydu

    [3] O Rabbin ki, (esyanın cins ve nevilerini) takdir etti de dogru yolu gosterdi

    [4] O Rabbin ki, (yemyesil) otlakları cıkardı

    [5] Sonra da onu, kurumus, kararmıs bir hale cevirdi

    [6] Bundan boyle, sana (Cebrail’in ogretecegi uzere) Kur’an okutacagız da unutmıyacaksın

    [7] Ancak Allah’ın (nesh edip de unutulmasını) diledigi mustesna... Cunku O, asikarı da bilir, gizliyi de

    [8] Hem seni, (vahy ezberlemek, seriatı teblig etmek hususunda) en kolay yola muvaffak kılacagız

    [9] O halde, fayda versin (yahud fayda vermesin), sen Kur’an ile ogud ver; (teblig vazifeni yap)

    [10] Muhakkak ki Allah’dan korkan ogud alacaktır

    [11] Kafir olan ise, ogud almaktan kacınacaktır

    [12] Ki o, en buyuk atese girecek

    [13] Sonra orada ne olecek, ne de hayat bulacaktır

    [14] Gercekten kurtulmustur, (kufur ve masiyyetten) temizlenen

    [15] Ve Rabbinin ismini anıp da namaz kılan

    [16] Fakat (ey kafirler!) siz dunya hayatını (ahirete) tercih ediyorsunuz

    [17] Halbuki ahiret, daha hayırlı ve daha devamlıdır

    [18] Dogrusu bu, (on dorduncu ayetten itibaren olan hukumler) evvelkilerin kitaplarında vardır

    [19] Ibrahim’in ve Musa’nın kitaplarında

    Ğâşiye

    Surah 88

    [1] (Ey Rasulum! Butun insanları dehseti ile) kaplayacak olan kıyametin haberi, muhakkak ki sana gelmistir

    [2] Bir takım yuzler vardır ki, o gun zelildir

    [3] Calısmıs, fakat bosuna yorulmustur

    [4] Kızgın atese girerler

    [5] Kaynar bir kaynaktan icirilirler

    [6] Onlara, (hayvanların bile sakınıp yiyemedigi) bir nebattan baska yiyecek yok

    [7] O, ne besler, ne aclıktan kurtarır

    [8] Bir takım yuzler de o gun mes’uddur

    [9] (Dunyadaki) calısmasından oturu hosnuddur

    [10] (Kıymet ve mevkii) yuksek bir cennetde

    [11] Oyle ki, orada bos bir soz isitmezsin

    [12] Orada var akan bir kaynak

    [13] Orada var yuksek tahtlar

    [14] (Onlerine) konmus bardaklar

    [15] Dizilmis yastıklar

    [16] Ve serilmis ala dosemeler

    [17] (O kafirler, ibret gozu ile) hala bakmazlar mı deveye, nasıl yaratılmıs? (Kudret ve ilmimize delalet eden eserleri onda gormezler mi)

    [18] Goge bakmazlar mı, nasıl yukseltilmis

    [19] Daglara bakmazlar mı, nasıl dikilmis

    [20] Yere de bakmazlar mı, nasıl dosenmis

    [21] Artık sen (Ey Rasulum, deliller gostererek) nasihat et. Sen ancak bir ogud vericisin

    [22] Sen, onlar uzerine bir zorlayıcı degilsin

    [23] Ancak (ogudden sonra) yuz ceviren ve (Allah’ı) inkar eden (var ya)

    [24] Allah onu, en buyuk azabla azablandıracaktır

    [25] Muhakkak ki, onların donusleri bizedir

    [26] Sonra onların hesablarını gormek de yalnız bize aiddir

    Fecr

    Surah 89

    [1] Kasem olsun sabaha

    [2] (Zi’l-Hicce ayından ilk) on geceye

    [3] (Yaratılan butun esyadan) cifte ve teke

    [4] Gecib gittigi zaman geceye ki

    [5] Muhakkak bunlarda, akıl sahibi bir kimse icin, bir ikna kuvveti vardır (ki inkarcılar azaba ugratılacaklardır)

    [6] Gormedin mi, Rabbin nasıl (azab) etti (Hud peygamberin kavmi) Ad’a

    [7] O direk gibi (uzun boylu insanlardan ibaret) Irem kavmine

    [8] Oyle bir kavim ki, memleketler icinde (boy ve kuvvetce), onun gibisi yaratılmamıstı

    [9] (Nasıl azab etti) vadilerde kayaları oyan (ve boylece sehirler kuran) Semud’a

    [10] Kalabalık ordu sahibi Firavun’a

    [11] Bunlar o kimselerdi ki, memleketlerde azgınlık etmislerdi

    [12] Boylece oralarda fesadı cogaltmıslardı

    [13] Onun icin rabbin de uzerlerine bir azab kamcısı yagdırıverdi

    [14] Suphesiz ki Rabbin, (kullarının butun yaptıklarını gorub) gozetleyendir

    [15] Fakat insan, (dunya nimetlerini arar gozetir. Onun icin) her ne zaman Rabbi, onu, (zenginlik ve genislikle) imtihan edib de ona ikram eyler, nimetler verirse; o vakit: “- Rabbim bana ikram etti.” der

    [16] Amma her ne zaman, onu imtihan edib de rızkını kendisine daraltırsa; o vakit de: “- Rabbim bana ihanet etti.” der

    [17] Hayır, (iyilik zenginlikle, ihanet fakirlikle degildir. Iyilik ve fenalık, itaat ve isyan iledir). Dogrusu siz, yetime ikram etmezsiniz, (miras hakkını vermezsiniz)

    [18] Miskini de yedirmege birbirinizi tesvik etmezsiniz

    [19] Mirası, helal - haram ayırmaksızın habire yersiniz

    [20] Malı da pek cok seversiniz

    [21] Hayır, (bunların hic biri uygun degildir). Ne zaman ki arz, carpıla carpıla toz duman edilir

    [22] Rabbinin emri gelib melekler saf saf dizilir

    [23] Cehennem de o gun getirilib ortaya konur; o gun (kafir) insan dusunur, fakat o dusunub (gercegi) anlamaktan ona ne fayda? (Artık dusunmek ona hic bir fayda saglayamaz)

    [24] (O, soyle) der: “- Ah, ne olurdu! Keske ben (ebedi olan ahiret) hayatım icin, onceden (fani dunyada) salih ameller yapmıs olsaydım.”

    [25] Artık o gun, Allah’ın ettigi azabı kimse edemez

    [26] Ve O’nun vurdugu bagı kimse vuramaz

    [27] (Sonra Allah, mumin kimseye soyle buyurur): “- Ey (imanda sebat gosteren, Allah’ı anmakla huzura kavusan) itaatkar nefis

    [28] Don Rabbine, (cennette sana hazırladıgı nimetlere); sen O’ndan, (sana verdiklerinden oturu) razı, O’da senden (imanın sebebiyle) razı olarak

    [29] Haydi gir (salih) kullarımın icine

    [30] Gir cennetime

    Beled

    Surah 90

    [1] Yemin ederim bu beldeye (Mekke sehrine)

    [2] Sen (Ey Rasulum), ikamet ederken bu beldede

    [3] Ve yemin ederim bir (Adem) babaya ve (ondan ureyip) dogana ki

    [4] Dogrusu biz, insanı bir mesakkat icinde yarattık

    [5] O, kendisine karsı, asla kimse guc yetiremez mi sanıyor

    [6] Diyor ki, “- (Peygambere dusmanlık ugruna) yıgın yıgın mal harcadım.”

    [7] Onu, kimsenin gormedigini mi zannediyor

    [8] Biz, ona vermedik mi iki goz

    [9] Bir dil ve iki dudak

    [10] Bir de ona, (hak ve batılı) iki yol gosterdik

    [11] Fakat o, cetin ise atılmadı, (kendisine verilen bunca nimetlere sukretmedi)

    [12] Bildin mi, o cetin is ne

    [13] O, kole azad etmektir

    [14] Yahud siddetli bir aclık gununde yemek yedirmektir

    [15] Akrabalıgı olan bir yetime

    [16] Yahud toprak ustune yıgılan miskine

    [17] (Butun bunlardan) sonra iman edib de birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye eden kimselerden olmaktır

    [18] Iste bunlar, (amel defterleri sag ellerine verilenler) sagcılardır

    [19] Ayetlerimizi inkar edenler ise; onlar (amel defterleri sol ellerine verilenler) solculardır

    [20] Onların uzerlerine kapıları kilitlenmis bir ates kapanmıs olacaktır

    Şems

    Surah 91

    [1] And olsun, gunese ve onun aydınlıgına

    [2] (Gunes batarken) ona tabi oldugu zaman aya

    [3] Gunes gunduzu acıb aydınlattıgı zaman gunduze

    [4] Ziyasını ortub burudugu zaman geceye

    [5] Goge ve onu bina edene

    [6] Arza ve onu doseyene

    [7] Nefse ve onu (insan biciminde) duzenleyene

    [8] Sonra da o nefse, isyanını ve itaatını ogretene ki

    [9] Muhakak (Allah’ın kufur ve isyandan) temizledigi nefis kurtulmustur

    [10] Ve husrana ugramıstır, (Allah’ın) azdırdıgı kimse

    [11] Semud kavmi, inkar etti azgınlıgından

    [12] O vakit (Semud kavminin) en azılısı, (bir mucize olarak kayadan cıkarılan Allah’ın devesini oldurmek icin) fırlayınca

    [13] Allah’ın peygamberi onlara soyle demisti: “- Allah’ın devesini kendi haline bırakın, su icmesine engel olmayın.”

    [14] Fakat onlar (Salih peygamberin kendilerine soyledigi bu sozu) tanımayıb inkar ettiler de, onu oldurduler. Bunun uzerine, gunahları yuzunden Rableri onları kokunden kazıyıb helak etti de (buyuk kucuk bırakmadı) hepsini duzleyiverdi

    [15] Allah (yaptıgı bu azabın) akıbetinden korkacak degildir, (hic bir sorumlulugu yoktur)

    Leyl

    Surah 92

    [1] And olsun, burudugu zaman geceye

    [2] Acılıb aydınlandıgı zaman gunduze

    [3] Erkegi ve disiyi yaratana ki

    [4] Muhakkak calısmanız cesit cesittir

    [5] Amma kim (Allah yolunda harcar) verir ve Allah’dan korkarsa

    [6] O en guzel kelimeyi, (La ilahe IllAllah sozunu) tasdik ederse

    [7] Biz, onu, (Allah’ın razı olacagı) en kolay yola hazırlarız

    [8] Fakat kim cimrilik eder (dunya malına razı olur, Allah’ına) ihtiyac gostermez

    [9] Bir de en guzel kelimeyi (tevhidi) inkar ederse

    [10] Biz de onu, en siddetli yola (atese) hazırlarız

    [11] (Cehennem cukuruna) dustugu zaman, onu malı kurtaramıyacak

    [12] Muhakkak ki bize dusen, dogru yolu gostermektir

    [13] Subhe yok ki hem ahiret, hem dunya bizimdir

    [14] Iste sizi, alevlendikce alevlenen bir atesle korkuttum

    [15] Girer oraya ancak kafir olan

    [16] (Peygamberleri) inkar eden ve (imandan) yuz ceviren

    [17] Uzaklastırılacaktır ondan, takva sahibi olan

    [18] Malını (hayra) veren, (gosteris yapmıyarak) temizlenen

    [19] Onda, (bu takva sahibinde) hic kimsenin bir nimeti yoktur ki, (yaptıgı hayırlı amel) o nimete karsılık tutulmus olsun

    [20] O, ancak yuce Rabbinin rızasını kazanmak icin verir

    [21] Muhakkak o, ileride (Allah’ın kendisine ihsan edecegi cennet nimetlerinden oturu) razı olacaktır. (Bu ayeti-i kerimeler, Hz. Ebu Bekir efendimizin Hz. Bilal’i satın alarak kolelikten kurtarması uzerine, kendileri hakkında nazil olmuslardır)

    Duhâ

    Surah 93

    [1] And olsun kusluk vaktine

    [2] Karanlıgı cokub de sukun buldugu zaman geceye ki

    [3] Rabbin seni terk etmedi (Ey Rasulum), darılmadı da

    [4] Muhakkak ki ahiret, senin icin dunyadan daha hayırlıdır

    [5] Ileride (kıyamet gunu), Rabbin sana (sefaat makamını) verecek de hosnud olacaksın

    [6] O (Rabbin) sen bir yetim iken, (seni) barındırmadı mı

    [7] Seni, (seriat hukumlerini) bilmezken, (nubuvvet nimeti ile ser’i) yola koymadı mı

    [8] Seni, bir, yoksul iken, (Hz. Hatice’nin malı ile) zengin etmedi mi

    [9] Oyle ise, yetime gelince; zulum etme

    [10] Dilenciyi de azarlama

    [11] Amma Rabbinin (sana verdigi peygamberlik) nimetini (durma insanlara) soyleyip anlat

    İnşirâh

    Surah 94

    [1] (Ey Rasulum), senin saadetin icin, gogsunu (hikmetle doldurub) genisletmedik mi

    [2] Senden (peygamberligin agır) yukunu hafifletib kaldırmadık mı

    [3] Oyle ki, (o yuk) sırtını catırdatıb bukmustu

    [4] Senin sanını, (ismin ezan ve ikametlerde okunmakla) yukseltmedik mi

    [5] Demek ki, zorlukla beraber bir kolay var

    [6] Evet muhakkak guclukle beraber bir kolaylık var

    [7] O halde, (memur bulundugun bir isi bitirib) bosaldın mı, (yine baska bir is ve ibadet icin) kalk yorul

    [8] Ve yalnız Rabbine ragbet edip (O’ndan) iste

    Tîn

    Surah 95

    [1] And olsun incire, zeytine

    [2] (Hz. Musa’nın Rabbine munacaatta bulundugu) Sina dagına

    [3] Bir de bu emin sehre (Mekke’ye) ki

    [4] Biz, gercekten insanı en guzel bir bicimde yarattık

    [5] Sonra onu, (kufre varınca) asagıların asagısına cevirdik, (cehennemlik yaptık)

    [6] Ancak iman edib salih ameller isliyenler baska; onlar icin kesilib tukenmez bir mukafat vardır

    [7] O halde, (ey insan! Bunca deliller ortaya cıktıktan), sonra, seni, hesab gununu inkara goturen ne

    [8] Allah, hakimlerin Hakimi degil mi

    Alak

    Surah 96

    [1] (Ey Rasulum, besmele getirerek) Rabbinin adı ile (Kur’an’ı) oku ki, (her seyi) o yarattı

    [2] Insanı bir kan pıhtısından yarattı

    [3] Oku... Senin Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir

    [4] Ki O, kalem ile (yazıyı) ogretti

    [5] Insana bilmedigi seyleri ogretti

    [6] Dogrusu (kafir) insan azgınlık eder

    [7] Kendini (sahib oldugu mal ile Allah’dan) mustagni gormekle

    [8] Muhakkak ki, (ey insan!) Nihayet Rabbinedir donus

    [9] Gordun mu, namaz kıldıgı zaman peygamberi yasaklayanı

    [10] Gordun mu, namaz kıldıgı zaman peygamberi yasaklayanı

    [11] Ya o peygamber hidayet uzere ise; ya da takva ile emrediyorsa

    [12] Ya o peygamber hidayet uzere ise; ya da takva ile emrediyorsa

    [13] O (Kafir Ebu Cehil de Kur’anı) yalanlıyor ve (imandan) yuz ceviriyorsa; bilmedimi ki Allah, (o kafirin yaptıklarını) goruyor, (cezasını verecektir)

    [14] O (Kafir Ebu Cehil de Kur’anı) yalanlıyor ve (imandan) yuz ceviriyorsa; bilmedimi ki Allah, (o kafirin yaptıklarını) goruyor, (cezasını verecektir)

    [15] (Peygamberi namazdan alıkoymak isteyen kafir Ebu Cehil, tesebbus ve dusuncelerinden) vazgecsin. Celalim hakkı icin, eger (aklını basına alıb) vazgecmezse, muhakkak onu perceminden yakalayıb (atese) surukleyecegiz

    [16] Yalancı, gunahkar perceminden...(Percem sahibi o yalancı musriki surukleyib cehenneme atacagız)

    [17] O vakit, (kendisine yardım icin) taraftarlarını cagırıb toplasın

    [18] Biz, (onu cehenneme atsınlar diye) Zebani’leri cagıracagız

    [19] Hayır, (Ebu Cehilin yolu sapıktır). Sakın onu dinleme, secdene (namazına) devam et de (Rabbinin rahmetine) yaklas; (Ey Rasulum!) (*) * Dikkat!.. Secde ayetidir

    Kadir

    Surah 97

    [1] Subhesiz onu (Kur’an’ı), Kadir gecesinde (Levh-i Mahfuz’dan asagı semaya) biz indirdik

    [2] Bildin mi nedir Kadir gecesi

    [3] Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır; (ki bu mubarek ve serefli gece, ramazan ayının yirmi yedinci gecesidir)

    [4] O gecede melekler ve Ruh = Cebrail Rablerinin izni ile, (o sene takdir edilen) her is icin arka arkaya iner

    [5] O gece, fecrin dogusuna kadar selamettir. (Allah o gece yalnız selamet ve hayır takdir eder, yahud melekler muminlere selam verir dururlar)

    Beyyine

    Surah 98

    [1] Ehl-i kitab (Yahudi’lerle Hristiyanlar) ve musriklerden (putlara tapanlardan) o kafir olanlar, kendilerine acık bir huccet gelinceye kadar (uzerinde bulundukları dinden) ayrılacak degillerdi

    [2] Bu huccet, (batıl karısmamıs) tertemiz sahifeleri okuyan Allah’dan bir peygamberdir. (Hz. Muhammed Aleyhissalatu vesselam’dır)

    [3] O sahifelerde, hakkı dosdogru acıklayan yazılı ayetler var

    [4] Boyle iken, kendilerine kitab verilenler, ancak kendilerine o huccet (Peygamber, yahud Kur’an) geldikten sonra tefrikaya dustuler. (Kimi peygambere iman etti, kimi inkar etti, kimi de subhe icinde bocaladı durdu)

    [5] Halbuki onlar, ancak Allah’a, O’nun dininde ihlas sahibleri olarak, diger batıl dinlerden Islam’a yonelerek ibadet etsinler, namazı geregi uzre kılsınlar ve zekatı versinler diye emrolunmuslardı. Iste bu emredildikleri sey, dosdogru hak dindir

    [6] Muhakkak ki ehl-i kitabdan ve musriklerden (ibaret) o kafirler, cehennem atesindedirler; orada ebedi olarak kalacaklardır. Iste bu kimseler, yaratıkların en kotusu olanlardır

    [7] Dogrusu iman edib de salih ameller isliyenler; iste bunlar da yaratıkların en hayırlısı olanlardır

    [8] Onların mukafatı, Rableri katında (agacları) altından ırmaklar akar Adn cennetleridir; iclerinde ebedi olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmustur, onlar da O’ndan hosnud... Iste bu (mukafatlar ve Allah’ın rızası), Rabbinden korkanlara mahsustur

    Zilzâl

    Surah 99

    [1] Arz, siddetli sarsıntısı ile sarsıldıgı

    [2] Arz, icindekileri dısarıya cıkarıb attıgı

    [3] Ve insan “- Bu arza ne oluyor?” dedigi zaman

    [4] O gun (arz, iyi ve kotu uzerinde ne islendiginin) haberlerini anlatacaktır

    [5] Cunku Rabbin O’na (anlatacagı seyleri) vahy etmistir

    [6] O gun (kıyamette) insanlar, amellerinin karsılıgı kendilerine gosterilmek icin (rutbelerinin icabı) fırka fırka (kabirlerinden) cıkacaktır

    [7] Zira, kim zerre miktarı bir hayır islerse, onun mukafatını gorecek

    [8] Kim de, zerre miktarı bir kotuluk islerse, onun cezasını gorecektir

    Âdiyât

    Surah 100

    [1] And olsun, soluyarak kosanlara (gazilerin atlarına)

    [2] O tırnaklarıyla ates cakanlara

    [3] Sabah vakti akın edenlere

    [4] Nihayet, o vakit toz duman koparanlara

    [5] Boylece, o dem, dusman toplulugu ortasına girenlere ki

    [6] Muhakkak insan Rabbine karsı cok nankordur

    [7] Insan da, bu nankor olusuna sahiddir

    [8] Gercekten o, malı sevdigi icin cok cimridir

    [9] Fakat bilmez mi o insan, kabirlerdeki oluler diriltilib cıkarıldıgı

    [10] Ve (iyi veya kotu) kalblerde ne varsa ayrılıb acıklandıgı zaman, o gun Rableri, onlardan (gizli ve asikar butun yaptıklarından) haberdardır

    [11] Ve (iyi veya kotu) kalblerde ne varsa ayrılıb acıklandıgı zaman, o gun Rableri, onlardan (gizli ve asikar butun yaptıklarından) haberdardır

    Kâria

    Surah 101

    [1] (Dehsetiyle kalblere carpacak) o kıyamet

    [2] Nedir o kıyamet

    [3] Ne bildirdi sana, nedir o kıyamet

    [4] O gun insanlar, cırpınıp yayılan kelebekler (pervaneler) gibi olacak

    [5] Daglar da atılmıs renkli yunler gibi olacak

    [6] Iste o vakit, kimin tartıları (iyilikleri) agır gelmisse

    [7] Artık o, hosnud bir hayattadır

    [8] Fakat kimin de tartıları (iyilikleri) hafif gelmisse

    [9] Artık onun yeri Haviye’dir

    [10] Bildin mi Haviye nedir

    [11] O, kızgın bir atestir

    Tekâsür

    Surah 102

    [1] Soy-sopunuzla ogunmek, sizi (Allah’a ibadet etmekten) oyle mesgul etti ki

    [2] Kabirlere varıncıya kadar ziyaret ettiniz; (olulerinizi sayıb onların yoklugu ile ogundunuz)

    [3] Hayır, (bu hareketiniz uygun degildir). Ileride (olurken size ne yapılacagını) bileceksiniz

    [4] Yine sakının. Ileride (kabirde size ne yapılacagını) bileceksiniz

    [5] Sakının; eger (kıyamet gunu size ne yapılacagını) kesin bir bilgiyle bilseydiniz, (dunyada ogunup durmazdınız)

    [6] And olsun, (kıyamet gunu) o kızgın atesi muhakkak goreceksiniz

    [7] Yine and olsun, onu, muhakkak kesin bir gorusle goreceksiniz

    [8] Sonra and olsun, o gun (kıyamette) nimetin sukrunden muhakkak sorulacaksınız

    Asr

    Surah 103

    [1] And olsun asra (ikindi namazına, yahud peygamberlik devrine) ki

    [2] Gercekten insan (calısmalarında) ziyandadır

    [3] Ancak, iman edib de salih ameller isliyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve (ibadet uzere bulunmakta, gunah islememekte) sabrı birbirine tavsiye edenler mustesnadır (Cunku bunlar ebedi saadete kavusacaklardır)

    Hümeze

    Surah 104

    [1] Azab olsun, (insanları arkalarından cekistiren) her ayıblayıcıya, yuzlerine karsı dil uzatıcıya

    [2] O ki, bir cok mal toplamıs ve onu sayıb durmaktadır

    [3] Sanıyor ki, onun malı, kendisini (dunyada) ebedilestirecektir

    [4] Hayır, (malı onu kurtaramaz). Muhakkak o Hutame’ye (atese) atılacaktır

    [5] Bildin mi Hutame nedir

    [6] O, Allah’ın tutusturulmus atesidir

    [7] Oyle ki, onun acısı kalblere kadar girer

    [8] O (ates), kapatılacaktır onların ustune

    [9] Uzatılmıs direklere baglı oldukları halde

    Fîl

    Surah 105

    [1] (Ey Rasulum, Kabe’yi tahrip etmek istiyen), Ashab-ı Fil’e (fillerle techiz edilmis Ebrehe ordusuna) Rabbinin ettigini gormedin mi

    [2] Onların kotu kuruntularını bosa cıkarmadı mı

    [3] Uzerlerine suru suru kuslar salıverdi

    [4] Onlara siccil’den (pismis camurdan) taslar atıyorlardı

    [5] Derken Rabbin, onları (kurtlar tarafından kemirilib dogranan) yenik ekin yaprakları haline getirdi

    Kureyş

    Surah 106

    [1] (Ey Rasulum, o Kureys kabilesine haber ver ki, diger nimetler bir yana, hic olmazsa su iki buyuk nimet olan) Kureys’in meydana getirilmis unsiyyet ve alıskanlıkları icin

    [2] Kısın (Yemen’e) ve yazın (Sam’a) goc etmege alıstıkları icin

    [3] Bu Beyt’in = Kabe’nin Rabbine ibadet etsinler, (putlara tapmayı terk etsinler)

    [4] O Rab ki, onları aclıktan doyurdu ve kendilerini (Ashab-ı Fil’in saldıgı) korkudan emin kıldı

    Mâûn

    Surah 107

    [1] Gordun mu, o hesab gununu inkar edeni!... (Ebu Cehil’i)

    [2] Iste bu kimsedir ki, itib kakıyor yetimi

    [3] Yoksulu yedirmege de tesvik etmez (kimseyi)

    [4] Artık siddetli azab olsun, (nifak suretiyle) namaz kılanlara ki

    [5] Onlar, namazlarından gafildirler

    [6] Onlar, (namazlarıyla insanlara) gosteris yaparlar

    [7] Ve zekatı vermezler

    Kevser

    Surah 108

    [1] (Ey Rasulum), gercekten biz sana (cennetdeki Havz-ı) Kevseri = pek cok hayırları verdik

    [2] O halde, (buna sukur olarak) namaz kıl ve kurban kesiver

    [3] Dogrusu, sana (evladsız, nesli kesik deyip) dil uzatandır; hayırsız nesli kesik

    Kâfirûn

    Surah 109

    [1] (Ey Rasulum! Sana, bir yıl bizim putlarımıza ibadet et; biz de senin Ilah’ına bir yıl ibadet edelim; diyen o kafirlere) de ki: “Ey Kafirler

    [2] Ben, sizin ibadet etmekte olduklarınıza (putlara) tapmam

    [3] Siz de, benim ibadet etmekte olduguma (Allah’a) ibadet ediciler degilsiniz

    [4] Zaten ben, sizin tapmıs olduklarınıza tapan degilim

    [5] Siz de (hic bir zaman), benim ibadet etmekte olduguma ibadet ediciler degilsiniz

    [6] Sizin dininiz (batıl inancınız) size, benim dinim de bana...”

    Nasr

    Surah 110

    [1] (Ey Rasulum, dusmanlar uzerine) Allah’ın zaferi ve Mekke’nin fethi gelib de

    [2] Insanları, Allah’ın dinine (Islam’a) boluk boluk girerlerken gordugun zaman

    [3] Artık Rabbini hamd ile tesbih et, (Allah’a hamd ederek Subhanellah de, yahud Allah icin namaz kıl) ve O’ndan magfiret dile. Muhakkak ki O, Tevvab’dır = tevbeleri kabu edendir

    Tebbet

    Surah 111

    [1] Elleri kurusun, Ebu Leheb’in... Zaten kurudu, mahvoldu o... (Cunku kendisini, peygamber imana davet ettigi zaman, Allah’ın peygamberine beddua etmisti o)

    [2] Ne malı fayda verdi ona, ne kazandıgı

    [3] O, bir alevli atese girecek

    [4] (Peygambere eziyyet ve dusmanlık eden) karısı da (cehennemde) odun hammalı olarak (oraya girecek)

    [5] Boynunda bukulmus bir ip (zincir) oldugu halde

    İhlâs

    Surah 112

    [1] (Ey Rasulum, Allah’ın nasıl bir varlık oldugunu bize acıkla diyen o Kureys’e) de ki: O, Allah’dır, birdir (esi ortagı yoktur)

    [2] Allah, Samed’dir = her yaratıgın muhtac bulundugu eksiksiz bir varlıktır

    [3] Dogurmadı O, dogurulmadı da

    [4] Hic bir sey de, O’na denk olmamıstır

    Felak

    Surah 113

    [1] (Ey Rasulum,) de ki: Sıgınırım sabahın Rabbine

    [2] Yarattıgı seylerin (her turlu) fenalıgından

    [3] Karanlıgı girib coktugu zaman, gecenin (icinde islenib cogalan) serrinden

    [4] (Buyu yapmak icin) dugumlere ufliyen kadınların (her sihirbazın) serrinden

    [5] Bir de hasedini meydana cıkarıb geregini yapmaga koyuldugu zaman, kıskancın serrinden

    Nâs

    Surah 114

    [1] (Ey Rasulum,) de ki: Sıgınırım insanların Rabbine

    [2] Insanların Melik’ine (hukumdarlar Hukumdarına)

    [3] Insanların Ilah’ına

    [4] O sinsi seytanın serrinden

    [5] Oyle bir seytan ki, insanların kalblerine vesvese verir

    [6] (O seytan), cinlerden de olur, insanlardan da