Turkish

    Translation: tur-gultekinonan-la

    Author: Gultekin Onan

    Fâtiha

    Surah 1

    [1] Rahman ve Rahim olan Allah´ın adıyla

    [2] Hamd alemlerin rabbi, rahman, rahim ve din gununun maliki olan Tanrı´yadır

    [3] Hamd alemlerin rabbi, rahman, rahim ve din gununun maliki olan Tanrı´yadır

    [4] Hamd alemlerin rabbi, rahman, rahim ve din gununun maliki olan Tanrı´yadır

    [5] Biz yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz

    [6] Bizi dogru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba ugrayanların ve sapmısların degil

    [7] Bizi dogru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba ugrayanların ve sapmısların degil

    Bakara

    Surah 2

    [1] Elif, Lam Mim

    [2] Bu, icinde / hakkında kusku olmayan, muttakiler icin yol gosterici (huden) bir kitaptır

    [3] Onlar ki gayba inanırlar, namazı gozetirler, kendilerini rızıklandırdıklarımızdan infak ederler

    [4] Sana indirilene ve senden once indirilenlere inanırlar. Ahiret konusunda da hicbir kuskuları yoktur

    [5] Iste bunlar, rablerinden (olan) bir hidayet uzerindedirler ve felaha erenler / erdirilenler bunlardır

    [6] Suphesiz, kafirleri uyarsan da uyarmasan da onlar icin birdir / aynıdır; onlar inanmazlar

    [7] Tanrı, kalplerini ve kulaklarını muhurlemistir; gozlerinde perde vardır ve buyuk azap onlaradır

    [8] Insanlardan oyleleri vardır ki "Tanrı´ya ve ahiret gunune inandık" derler; (oysa) onlar inanclı degildir

    [9] Tanrı´yı ve inananları aldatmak isterler / aldatırlar. Halbuki kendi kendilerini (nefslerini) aldatıyorlar. Bilincinde (suurunda) bile degiller

    [10] Kalplerinde hastalık (maraz) vardır. Tanrı da hastalıklarını arttırmıstır. Yalanlarından / yalanlamalarından dolayı onlar icin acı bir azab vardır

    [11] Kendilerine "yeryuzunde bozgunculuk (fesad) cıkarmayın" denildiginde "bizler sadece duzeltenleriz / islah edicileriz" derler

    [12] Oysa asıl bozguncular / fesad cıkarıcılar onlardır; bilincinde (suurunda) bile degiller

    [13] Kendilerine "insanların inandıgı gibi inanın" denildiginde, "biz beyinsizlerin (sufeha) inandıgı gibi mi inanıyoruz?" derler. Gercek beyinsizler onlardır fakat bilmezler

    [14] Inananlarla karsılastıklarında "inandık" derler; fakat seytanlarıyla basbasa kaldıklarında "kuskusuz sizinle beraberiz, biz sadece alay etmekteyiz / alay edicileriz (istihza)" derler

    [15] Tanrı da onlarla alay eder ve taskınlıkları (tugyan) icinde bocalamalarına / saskınca dolasmalarına (ya´mehun) sure tanır

    [16] Iste bunlar hidayet karsılıgında sapıklıgı (dalaleti) satın almıslardır. Fakat bu ticaretleri bir yarar (kar) saglamamıs / getirmemis, hidayeti de bulamamıslardır

    [17] Onların hali / ornegi / durumu, ates yakan kimsenin hali / ornegi / durumu gibidir: Ates cevresini aydınlatmaya baslayınca Tanrı onların ısıgını (nur) giderir ve onları karanlıklar icinde gormez bir halde bırakıverir

    [18] Sagırdırlar, dilsizdirler ve kordurler; artık onlar donmezler (rucu)

    [19] Ya da, karanlık, gokgurultusu ve simsekler arasında gokten bosanan bir yagmur altında yıldırımlardan olum korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzerler. Tanrı kafirleri boyle kusatmıstır (muhiytun)

    [20] Simsek neredeyse gozlerini kapıverecek! Onlerini aydınlattıkca ısıgında yururler. Uzerlerine karanlık basınca da dikilir kalırlar. Tanrı dileseydi isitmelerini de, gormelerini de gideriverirdi. Tanrı herseye gucu yetendir (kadir)

    [21] Ey insanlar! Sizi ve sizden oncekileri yaratan (haleka) rabbinize kulluk (ibadet) edin ki korunasınız / sakınasınız (tettekune)

    [22] O, yeryuzunu sizin icin bir dosek (firasen) ve gogu de bir yapı (bina) kıldı / yaptı (ceale). Gokten su indirdi ve bununla sizin icin (cesitli) urunlerden (semere) rızk cıkardı. Oyleyse bile bile Tanrı´ya esler (endaden) kosmayın

    [23] Eger kulumuza indirdigimizden kusku icinde iseniz / kuskulanıyorsanız (rayb), buna benzer / bunun benzerinden / buna benzeyen (min misli) bir (tek) sure getirin (fe´tu). Tanrı´dan baska tum tanıklarınızı da (yardıma) cagırın (ved´u), dogru (sozlu) / durust (sadık) iseniz

    [24] Ama bunu yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- bu durumda kafirler icin hazırlanan ve yakıtı (kuduh) insanlar ile taslar olan atesten (nar) sakının (fettekunnarelletiy)

    [25] Inanıp salih amellerde bulunanları mujdele: Gercekten onlar icin iclerinden / altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızk olarak bu urunlerden (min semeretin rizkan) yedirildiginde "Bu, daha once de rızıklandıgımızdır" derler. Bu onlara (dunyadakine) benzer (mutesabihe) olarak verilmistir. Onlar icin orada tertemiz esler vardır ve onlar orada suresiz (halidun) kalıcıdırlar

    [26] Tanrı kucuk bir sivrisinekten daha buyugune kadar her cesit ornegi vermekten (yedribe meselen) cekinmez. Inananlar bunun rablerinden gelen bir gercek (hakk) oldugunu bilirler. Kafirler ise "Tanrı bu ornek (mesel) ile neyi amacladı (irade)?" derler. O, bununla bir kısmını / cogunu (kesiyr) saptırır (yudıllu-dalalet) ve bir kısmını / cogunu da dogruya iletir (yehdiy). O, bununla sadece fasıkları saptırır (dalalet)

    [27] Onlar ki Tanrı ile yaptıkları anlasmayı (ahid) onayladıktan (misakihi) sonra onu bozarlar, Tanrı´nın birlestirilmesini buyurdugu seyi keserler / ayırırlar ve yeryuzunde bozgunculuk (fesad) yaparlar. Iste onlar zarara ugrayanlardır (humulhasirun)

    [28] Tanrı´ya nasıl kufredersiniz? Siz oluler (emvaten) idiniz, o sizi diriltti (feahyakum). Sonra sizi oldurur (yumiytukum) ve tekrar diriltir (yuhyiykum) ve sonunda / sonra da ona donduruluceksiniz / doneceksiniz (turceun)

    [29] Yeryuzundekilerin tumunu sizin icin yaratan (haleka) O´dur. Sonra goge yonelip (istiva) onu yedi gok olarak duzenledi. O her seyi bilendir

    [30] Rabbin, meleklere soyle demisti: "Yeryuzune bir halife yerlestirecegim / Yeryuzunde bir halife varedecegim / Yeryuzunde (birisini) halife yapacagım (caılun)". Melekler de: "Orada bozgunculuk yapacak (yufsidu), kan akıtacak (yesfikuddima) birisini mi yerlestireceksin / var edeceksin / (halife) yapacaksın? Halbuki biz seni hamdinle yuceltiyor (nusebbihu) ve kutsuyoruz (nukaddisu)" dediler. "Sizin bilmediginizi / bilmediklerinizi / bilemeyeceklerinizi ben bilirim" dedi

    [31] Ve Adem´e tum isimleri ogretti, sonra onları meleklere sunup (aredahum), "Dogru sozlu / durust (sadık) iseniz, sunların isimlerini siz bana bildirin (enbiuniy)" dedi

    [32] Dediler ki: "Sen yucesin (subhaneke), senin bize ogrettiginden baska bir bilgimiz / bildigimiz yok. Sen bilensin , hakimsin (aliymulhakiym)

    [33] Dedi ki: "Ey Adem! Onların isimlerini sunlara bildir / bunları onlara isimleriyle bildir." Isimlerini onlara bildirince, "Size, goklerin ve yerin gaybını ben bilirim, acıkladıklarınızı / acıga vurduklarınızı da (tubdune) gizlediklerinizi de (tektumun) biliyorum / bilirim dememis miydim?" dedi

    [34] Ve meleklere, "Adem´e secde edin" dedik. Iblis dısında (hepsi) secde ettiler, o ise diretti / yuz cevirdi (eba), buyukluklendi / boburlendi (vestekbere) ve kafirlerden oldu

    [35] Ve dedik ki: "Ey Adem! Esinle birlikte cennette kal / yerles / otur (uskun). Dilediginiz yerden bolca yiyin ancak su agaca (hazihissecerete) yaklasmayın, yoksa zalimlerden olursunuz

    [36] Seytan, onları oradan kaydırıp bulundukları yerden cıkarttı. Nihayet, "Birbirinize dusman olarak asagı inin. Yeryuzunde belli bir sure kalıp yasayacaksınız" dedik

    [37] Adem, rabbinden kelimeler aldı. Bunun uzerine onun tevbesini kabul etti. O, yonelislere karsılık verendir, rahimdir

    [38] Oradan topluca ininiz" dedik. "Yalnız benden size bir yol gosterici geldigi zaman, o yol gostericiye uyanlar icin artık bir korku yok ve onlar uzulmeyecekler

    [39] Kufredip ayetlerimizi yalanlayanlar ise atese mahkumdur, orada surekli kalacaklardır

    [40] Ey Israilogulları! Size bagısladıgım (enamtu) nimetimi anımsayın, ahdime baglı kalın (evfu) ki ben de ahdinize baglı kalayım (ufi) ve yalnızca benden korkun / cekinin (iyyaye)

    [41] Yanınızdakini (meakum) dogrulayıcı (musaddikan) olarak indirdigime inanın. Ona kufredenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir deger karsılıgında degismeyin (testeru) ve yalnızca benden korkun / cekinin (iyyaye)

    [42] Hakkı batıl ile ortmeyin (libas) ve hakkı gizlemeyin (tektumulhakka). Siz biliyorsunuz. (VEYA: Bildiginiz halde hakkı batıl ile ortmeyin ve...) (VEYA: ...bildiginiz halde hakkı gizlemeyin)

    [43] Namazı gozetin (kıyam), zekatı verin ve egilenlerle / ruku edenlerle (ma´arrakiiyn) birlikte egilin / ruku edin (verkeu)

    [44] Insanlara iyiligi (birr) buyururken kendinizi (enfusekum) unutuyor musunuz? (tensevne) Ustelik kitabı da okuyorsunuz (tetlunelkitab). Akletmez misiniz

    [45] Sabır ve namazla yardım isteyin (veste´ıynu). Elbette bu, husu duyanların / husu sahiplerinin / saygılı olanların (E.Yuksel) (alel-hasiiyne) dısındakilere agır gelir (lekebiyretun)

    [46] Nitekim onlar rablerine kavusacaklarını / rableriyle karsılasacaklarını (mulaku) ve O´na doneceklerini (raciun) bilirler (yezunnune). (S.Ates´in notu: Ibn Mesud´un mushafında yezunnun yerine yalemun yazıldıgından bu anlamı tercih ettik)

    [47] Ey Israilogulları! Size bagısladıgım (enamtu) nimetimi ve sizi alemlere ustun kıldıgımı (faddaltukum) anımsayın

    [48] Kimsenin kimse yerine birsey odeyemeyecegi, aracılık (sefaat) kabul edilmeyecegi, kimseden bir fidye alınmayacagı ve yardım da edilmeyecegi bir gunden sakının

    [49] Size iskencenin en kotusunu yapan, kadınlarınızı bırakıp ogullarınızı olduren Firavun´un adamlarından sizi kurtarmıstık. Bu, rabbinizden buyuk bir sınav idi

    [50] Denizi yararak (ferakna) sizi kurtarmıs (feenceynakum), Firavun´un adamlarını / taraftarlarını / ordusunu da (ale) gozlerinizin onunde (tenzurun) bogmustuk (agrakna)

    [51] Hani Musa´yla kırk gece icin sozlesmistik (vaadna). Ancak siz onun ardından kendinize buzagıyı (Tanrı) edinmis ve zalimler olmustunuz

    [52] Bundan sonra, sukredersiniz diye sizi bagısladık (afevna)

    [53] Ve hidayete ermeniz icin de Musa´ya kitabı ve furkanı verdik

    [54] Musa kavmine demisti ki: "Ey kavmim, sizler buzagıyı (Tanrı) edinmekle nefsinize zulmettiniz. Barinize tevbe edin ve nefsinizi oldurun (faktulu). Bu, bariniz katında sizin icin daha hayırlıdır. (Bunun uzerine) O, tevbenizi (kabul etti) (fetabe aleykum). Elbette O, tovbeleri kabul edendir (tevvab), rahimdir

    [55] Ve demistiniz ki: "Ey Musa, biz Tanrı´yı apacık (cehreten) gormedikce sana inanmayız". Bunun uzerine yıldırım sizi almıstı / yakalamıstı / carpmıstı (kumussaıkatu). Ve siz bakıp duruyordunuz / bakıyordunuz (tenzurun)

    [56] Sonra, belki sukredersiniz diye olumunuzun (mevtikum) ardından sizi diriltmistik (beasnakum)

    [57] Sizi bulutlarla golgelendirmis ve sizin icin manna ve bıldırcın (selva) indirmistik: "Sizi rızıklandırdıklarımızın temizlerinden (tayyib) yiyin (kulu)" (dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefslerine zulmetmislerdi

    [58] Ve demistik ki: "Su sehre girin. Orada dilediginiz yerden bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve "dilegimiz bagıslanmadır" deyin ki hatalarınızı bagıslayalım. Muhsinlerin (alacaklarını / karsılıklarını / ecirlerini) arttıracagız (seneziydulmuhsiniyn)

    [59] Ancak zalimler kendilerine soylenen sozu (kavlen) (yani: ´dilegimiz bagıslanmadır´ı-?) baskasıyla degistirdiler (bedele). Biz de fasıklık (yapma)larına karsılık o zalimlerin uzerine gokten igrenc bir azap (riczen) indirdik

    [60] Musa, bir zamanlar kavmi icin su aramıstı / istemisti. "Degneginle tasa vur (daraba)" demistik de bunun uzerine tastan (husneta) on iki pınar / goze (ayn) fıskırmıstı (feceret). Boylece herkes icecegi yeri bilmisti. "Tanrı´nın rızkından yiyin icin, yeryuzunde bozgunculuk (fesad) yaparak dolasmayın

    [61] Demistiniz ki: "Ey Musa! Artık tek bir cesit yiyecege dayanamayacagız. Rabbine bizim icin dua et de bize yerin bitirdiklerinden kabak, sarımsak, mercimek ve sogan yetistirsin / cıkartsın." (Musa:) "Hayırlı olanı daha degersiz olanla mı degistirmek (bedele) istiyorsunuz? Isterseniz Mısır´a geri donun / inin, orada aradıgınızı bulabilirsiniz / istediginiz var!" demisti. Boylece alcaklık ve yoksulluga mahkum edildiler / uzerlerine alcaklık ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Tanrı´nın gazabına ugradılar. Bu, kuskusuz, Tanrı´nın ayetlerine kufretmeleri ve nebileri haksız yere oldurmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı asmalarındandı

    [62] Kuskusuz inananlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiilerden (kim) Tanrı´ya ve ahiret gunune inanır ve salih amellerde bulunursa, onların odulleri / karsılıkları (ecir) rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar uzuntu duymayacaklardır

    [63] Sina dagını uzerinize kaldırarak sizden soz (misak) almıstık: "Size verdigimize kuvvetle / sımsıkı sarılın, icindekileri / onda olanı anımsayın ki korunasınız (tettekun)" (demistik)

    [64] Siz ise bundan sonra da yuz cevirdiniz / doneklik ettiniz (tevelleytum). Tanrı´nın uzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı kaybedenlerden / husrana ugrayanlardan / kendini aldatanlardan / aldatılanlardan (hasiriyn) olurdunuz

    [65] Sizden Cumartesi yasagını cigneyenleri elbette biliyorsunuz. Iste biz onlara "Asagılık maymunlar olun" dedik

    [66] Bunu cagdaslarına / yanında olanlara (lima beyne yedeyha) ve sonraki kusaklara / gelecek olanlara (halfeha) bir ceza / azab / ibret verici ceza (nekalen) ve muttakiler icin de bir ogut / nasihat (mevızaten) yaptık

    [67] Hani Musa kavmine: "Tanrı, bir sıgır bogazlamanızı / kesmenizi buyuruyor" demisti. "Bizimle alay mı ediyorsun?" dediklerinde de "Cahillerden olmaktan Tanrı´ya sıgınırım (euzu)" dedi

    [68] Dediler ki: "Bizim icin rabbine dua et de onun niteligini / durumunu (hiy) bize acıklasın / bildirsin (yubeyyin)". (Musa) Dedi ki: "O diyor ki, o ne yaslı, ne de genc, ikisinin ortasında / arasında (avanun) bir sıgırdır. Artık buyruldugunuzu yapın / yerine getirin

    [69] Dediler ki: "Bizim icin rabbine dua et de onun rengini acıklasın / bildirsin". (Musa) Dedi ki: "O diyor ki, rengi parlak sarı bir sıgırdır, bakanların icini acar

    [70] Dediler ki: "Bizim icin rabbine dua et de onun niteligini / durumunu (hiye) bize (biraz daha) acıklasın / bildirsin (yubeyyin)". Cunku bize gore sıgırlar birbirine benziyor. Tanrı dilerse dogru yolu / dogruyu (muhtedun) buluruz

    [71] (Musa) Dedi ki: "O diyor ki, o sıgır yeri surup ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemis, kusursuz, alacasız bir sıgırdır." "Iste simdi gercegi (hakk) getirdin" diyerek sonunda sıgırı bogazladılar / kestiler; az kalsın bunu yapmayacaklardı

    [72] Hani bir kisiyi oldurmus ve sucu birbirinize / birbirinizin uzerine atmıstınız / birbirinize dusmustunuz (feddaretum). Oysa Tanrı gizlediklerinizi (tektumun) acıga cıkaracaktı / cıkartıcıdır (muhricun)

    [73] (Sıgırın) bir parcasıyla ona (oldurulene) vurun (daraba)" dedik. Iste, Tanrı oluleri boyle diriltir ve ayetlerini boyle gosterir (yuriykum) ki akledesiniz

    [74] Bundan sonra kalpleriniz yine katılastı; tas gibi, hatta daha katı. Cunku taslardan oyleleri var ki onlardan nehirler fıskırır (yetefecceru). Bazıları yarılır, bagrından su cıkarır. Oyleleri de vardır ki Tanrı´ya olan saygılarından (hasyetillah) dolayı yuvarlanır. Tanrı yaptıklarınızdan / islerinizden (tamelun) habersiz (gafilin) degildir

    [75] Onların size inanacaklarını (guveneceklerini) umuyor musunuz? Oysa onların bir bolumu / zumresi (feriykun) Tanrı´nın sozunu (kelam) isitip (yesmeune) aklettikten sonra, bile bile / bilerek (yalemun) onu degistirirlerdi (yuharrifunehu)

    [76] Inananlarla karsılastıklarında "inandık" derler; basbasa kaldıklarında ise "Tanrı´nın size acıkladıgını / actıgını (fetehallahu) rabbiniz katında size (karsı) delil olarak kullanmaları / delil getirmeleri (liyuhaccikum) icin mi onlara anlatıyorsunuz / soyluyorsunuz (etuhaddisunehum)? Akletmez misiniz?" derler

    [77] Bilmezler mi ki Tanrı gizlediklerini de (yusirrune), acıkladıklarını da (yulinun) biliyor

    [78] Onlardan (bir bolumu) ummidir / (Iclerinde / aralarında) ummiler vardır, kuruntu ve soylentilerin / asılsız seylerin (emaniyye) dısında kitabı bilmezler; yalnızca zannederler

    [79] Kitabı elleriyle yazdıktan sonra onu az bir deger karsılıgında satmak icin "bu Tanrı katındandır" diyenlerin vay haline. Ellerinin yazdıgından dolayı vay haline onların. Kazandıklarından / kazanmakta olduklarından dolayı vay haline onların

    [80] Sayılı birkac gun dısında ates bize degmeyecek" dediler. De ki: "Tanrı´dan boyle bir soz mu (ahid) aldınız -ki Tanrı sozunden (ahid) donmez- yoksa Tanrı´ya karsı bilmediginiz bir seyi mi / bilmediginizi mi soyluyorsunuz

    [81] Kim kotuluk isler de gunahı kendisini kusatırsa, artık onlar atesin halkıdırlar, orada surekli kalırlar

    [82] Inanıp salih amel isleyenler ise cennet halkıdır (ashabulcennet); onlar da orada surekli kalırlar

    [83] Hani Israilogullarından "Tanrı´dan baskasına kulluk etmeyin, anaya babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın (ihsanen), insanlara guzel soz soyleyin, namazı gozetin ve zekatı verin" diye misak almıstık Sonra siz pek azınız dısında dondunuz / yuz cevirdiniz (tevelleytum) ve (hala) yuz ceviriyorsunuz

    [84] Hani sizden "Birbirinizin kanını dokmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan (diyarikum) cıkarmıyacaksınız diye misak almıstık. Sonra sizler bunu onaylamıstınız (akrertum). Hala da buna tanıklarsınız

    [85] (Tum bunlardan) sonra, sizler hala birbirinizi olduruyor, aranızdan bir bolumu (ferai) yurtlarından cıkarıyor, kotuluk ve dusmanlıkta onlara karsı birlesiyorsunuz. Onları yurtlarından cıkarmanız zaten size haramken, bu yetmiyormus gibi size esir dustuklerinde bir de onlardan fidye istiyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmına kufur mu ediyorsunuz? Boyle davrananların cezası dunya hayatında rezil olmak ve dirilis gununde de azabın en cetinine ugratılmaktan baska ne olabilir? Tanrı yaptıklarınızdan gafil degildir

    [86] Iste bunlar, ahiret karsılıgında dunya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yuzden / bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez (yunsarun)

    [87] Andolsun (lekad) Musa´ya kitabı verdik ve ardından pespese elciler gonderdik / ardından elcileri sıraladık. Meryemoglu Isa´ya da apacık (deliller) (beyyinati) verdik ve onu Kutsal Ruh (ruhılkudus) ile destekledik (eyyednahu). Ne zaman bir elci hosunuza gitmeyen bir seyle size gelse buyukluk taslayarak bir bolumunuz onu yalanlayacak, bir bolumunuz de onu oldurecek misiniz

    [88] Kalplerimiz ortuludur / kılıflıdır / fazlalıklıdır" (gulf) dediler. Hayır / Halbuki Tanrı kufurlerinden dolayı onları lanetlemistir! Bundan dolayı onların pek azı inanır

    [89] Tanrı katından yanlarında olanı dogrulayan bir kitap geldigi zaman, daha once kufredenlere karsı yardım isteyip dururlarken bilip tanıdıkları gelince ona kufrettiler. Artık Tanrı´nın laneti kafirlere olsun

    [90] Tanrı´nın kullarından diledigine kendi fazlından indirmesini cekemiyerek (bagyen) Tanrı´nın indirdigine kufretmekle nefslerini ne kotu seye karsılık sattılar. Boylece gazap ustune gazaba ugradılar. Kafirlere alcaltıcı (muhiyn) bir azap vardır

    [91] Onlara "Tanrı´nın indirdigine inanın" denildiginde, "Biz bize indirilene inanırız" derler ve ondan sonrasına / baskasına / otesine (veraehu) kufrederler. Oysa o / bu, yanlarındakini dogrulayan (musaddikan) gercektir (hakk). De ki: "Inanclılar iseniz / idiyseniz neden daha once Tanrı´nın nebilerini olduruyordunuz

    [92] Andolsun Musa size beyyinelerle gelmisti, fakat onun ardından buzagıyı (Tanrı) edindiniz ve (boylece) zalimler oldunuz

    [93] Hani sizden misak almıs ve uzerinize Tur (dagını) kaldırmıstık / yukseltmistik: "Size verdigime sıkıca sarılın ve dinleyin" (demistik). Demislerdi ki: "Dinledik ve karsı geldik / bas kaldırdık" (asayna). Kufurlerinden dolayı buzagı (tutkusu) kalplerine sinmisti / icirilmisti (usribu). De ki: "Eger inanclılar iseniz inancınız size ne kotu / cirkin (seyler) buyuruyor VEYA inanclılar olsaydınız inancınız size kotu / boyle cirkin seyler buyurmazdı

    [94] De ki: "Eger Tanrı katında ahiret yurdu (darulahiret), hickimseye / diger insanların degil yalnızca sizin ise VEYA diger insanlara degil yalnızca size ayrılmıssa / ozgu kılınmıssa (halisaten min duninnasi) ve bunda dogru sozluyseniz / durustseniz / sadık iseniz o halde hemen olumu dileyin / isteyin (fetemennevulmevte)

    [95] Oysa onlar (onceden) ellerinin islediklerinden / sunduklarından (kaddemet eydihim) oturu bunu ebediyen dilemiyeceklerdir / istemeyeceklerdir. Tanrı zalimleri bilir / bilendir

    [96] (Andolsun) onları yasamaya / yasama karsı (diger) insanlardan ve sirk kosanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) herbiri bin yıl yasamak / yasatılsın ister. Oysa, bunca / uzun yasaması onu azaptan uzaklastırmaz / kurtarmaz. Tanrı, yaptıklarını / yapmakta olduklarını gorendir

    [97] De ki: "Cebrail´e kim dusman ise, (bilsin ki) gercekten onu (kitabı) Tanrı´nın izniyle kendinden oncekileri (bence: yanınızda olanı / olanları) dogrulayıcı ve inanclılar icin hidayet ve mujde verici olarak senin kalbine indiren O´dur. (A.Bulac)

    [98] Her kim Tanrı´ya, meleklerine, elcilerine, Cebrail´e ve Mikail´e dusman ise Tanrı da kafirlerin dusmanıdır

    [99] Andolsun sana apacık ayetler indirdik. Fasıklardan baskası bunlara kufretmez

    [100] Ne zaman bir ahidde bulundularsa, onların bir bolumu (feriykun) onu bozmadı mı? Zaten onların cogu inanmıs degildir

    [101] Ne zaman onlara Tanrı katından yanlarındakini dogrulayan bir elci gelse, kitap verilenlerin bir bolumu (feriykun), sanki bilmiyorlarmıs gibi Tanrı´nın kitabını arkalarına (keennehum) attılar

    [102] Ve onlar Suleyman´ın mulku hakkında seytanların anlattıgına / okuduguna (tetlusseyatıynu) uydular. Suleyman kufretmedi ancak seytanlar kufrettiler. Onlar insanlara buyuculugu (sihr) ve Babil´deki iki melege, Harut ve Marut´a indirileni ogretiyorlardı. Oysa o ikisi "Biz bir fitneyiz, (bu bilgiyi kotuye kullanıp) kufretmeyin?" demedikce hic kimseye onu / birsey ogretmezlerdi. Fakat onlardan koca (beynelmer) ile karısının (zevcihi) arasını acan seyi ogrendiler / ogreniyorlardı. Oysa onunla Tanrı´nın izni olmadan hic kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine yarar saglayanı degil, zarar vereni ogreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın ahirette bir payı olmadıgını da biliyorlardı. Karsılıgında nefslerini sattıkları sey ne kotu. Bir bilselerdi

    [103] Eger gercekten inanıp sakınsalardı, Tanrı katındaki sevap(ları) gercekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi

    [104] Ey inananlar, "Raina (bize cobanlık et, bizi gut, bize bak)" demeyin; "Unzurna (bizi gozet)" deyin ve dinleyin. Kafirler icin acı bir azap var

    [105] Kitap ehlinden olan kufredenler ve musrikler rabbinizden uzerinize bir hayrın indirilmesini istemezler / arzu etmezler. (Oysa) Tanrı (ise) rahmetini diledigine verir. Tanrı buyuk fazl sahibidir

    [106] Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hic bir ayeti neshetmez veya unutturmayız. Bilmez misin ki Tanrı buyuk fazl sahibidir

    [107] Bilmez misin ki gercekten goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır. Sizin Tanrı´dan baska veliniz ve yardımcınız yoktur

    [108] Yoksa daha once Musa´nın sorguya cekildigi gibi siz de resulunuzu sorguya mı cekmek istiyorsunuz? Kim inancı kufur ile degisirse, artık o dumduz yoldan sapmıs olur

    [109] Kitap ehlinden bircogu / kitap ehlinin cogu kendilerine gercek (hak) apacık belli olduktan sonra nefslerini (kusatan) kıskanclıktan dolayı inanmanızdan sonra sizi kufre / kafirlige dondurmek arzusu duydular. Fakat Tanrı´nın buyrugu gelinceye kadar onları bırakın ve ilismeyin. Hic kuskusuz Tanrı herseye gucu yetendir

    [110] Namazı gozetin / dosdogru kılın, zekatı verin. Onceden kendiniz icin hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Tanrı katında bulacaksınız. Kuskusuz Tanrı yaptıklarınızı gorendir

    [111] Yahudi veya Hristiyanlardan olmayan hic kimse kesin olarak cennete giremez" dediler. Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eger dogru sozluler iseniz kesin kanıtınızı (burhan) getirin

    [112] Hayır / Dogrusu, kim (guzel davranıs ve) iyilik yaparak / iyilikte bulunarak kendini Tanrı´ya teslim ederse, artık onun rabbi katında ecri vardır; onlar icin korku yoktur ve onlar uzulmeyecektir / mahzun olmayacaklardır

    [113] Yahudiler: "Hristiyanlar bir sey (herhangi bir temel) uzere degillerdir" derken, Hristiyanlar da: "Yahudiler bir sey uzere degildir" dediler. Oysa onlar kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de onların soylediklerinin benzerini soylemislerdi. Artık Tanrı, kıyamet gunu anlasmazlıga dustukleri seyde aralarında hukum verecektir

    [114] Tanrı´nın mescidlerinde O´nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılması icin calısan kimseden daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) iclerine korkarak girmekten baskası degildir. Onlar icin dunyada bir asagılanma, ahirette buyuk bir azap vardır

    [115] Dogu da Tanrı´nındır, batı da. Her nereye donerseniz Tanrı´nın yuzu orasıdır. Kuskusuz ki Tanrı kusatandır, bilendir

    [116] Tanrı ogul edindi" dediler. O (bu yakıstırmadan) yucedir. Goklerde ve yerde ne varsa O´nundur, hepsi O´na gonulden boyun egmislerdir

    [117] Gokleri ve yeri [bir ornek edinmeksizin] yaratandır. O, bir buyrugun olmasına karar verirse, ona yalnızca "ol" der, o da hemen oluverir

    [118] Bilgisizler "Tanrı bizimle konusmalı veya bize de bir ayet gelmeli degil miydi?" dediler. Onlardan oncekiler de onların bu soylediklerinin benzerini soylemislerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz kesin bilgiyle inanan bir topluluga ayetleri apacık gosterdik

    [119] Kuskusuz biz seni bir mujdeci ve bir uyarıcı olarak hak ile gonderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın

    [120] Sen onların dinlerine uymadıkca, yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hosnut olacak degillerdir. De ki: "Kuskusuz dogru yol, Tanrı´nın (gosterdigi) yoludur." Eger sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan, senin icin Tanrı´dan ne bir dost vardır ne de bir yardımcı

    [121] Kendilerine verdigimiz kitabı geregi gibi okuyanlar, iste ona inananlar bunlardır. Kim de ona kufrederse, artık onlar husrana ugrayanların ta kendileridir

    [122] Ey Israilogulları, size bagısladıgım nimetimi ve sizi alemlere ustun kıldıgımı hatırlayın

    [123] Ve hic kimsenin kimseden yana / hic kimse adına bir sey odeyemeyecegi, hic kimseden fidye alınmayacagı ve hic kimsenin sefaatinin kabul edilmeyecegi ve yardımın kesildigi / yardım gorulmeyecegi bir gunden sakının

    [124] Hani rabbi Ibrahim´i bir takım kelimelerle denemisti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmisti. (O zaman Tanrı Ibrahim´e:) "Seni kuskusuz insanlara imam kılacagım" dedi. (Ibrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Tanrı:) "Zalimler benim ahdime erisemez" dedi

    [125] Hani Evi (Kabe´yi) insanlar icin bir toplanma ve guvenlik (emna) yeri kılmıstık. "Ibrahim´in makamını namaz yeri edinin". Ibrahim ve Ismail´e de "Evimi, tavaf edenler, itikafa cekilenler ve ruku ve secde edenler icin temizleyin" diye ahid verdik

    [126] Hani Ibrahim: "Rabbim, burasını guvenli (aminen) bir sehir kıl ve ehlinden Tanrı´ya ve ahiret gunune inananları urunlerle rızıklandır" demisti de (Tanrı: "Sadece inananları degil) kufredeni de az bir sure yararlandırır, sonra onu atesin azabına ugratırım; ne kotu bir donustur o" demisti

    [127] Ibrahim, Ismail ile birlikte Evin (Kabenin) temellerini / sutunlarını yukselttiginde (ikisi soyle dua etmisti): "Rabbimiz, bizden (bunu) kabul et, kuskusuz sen isitensin, bilensin

    [128] Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmus (muslumanlar) kıl ve soyumuzdan da sana teslim olmus bir ummet cıkar / ver. Bize ibadet yontemlerini (yer veya ilkelerini) goster ve tevbemizi kabul et. Kuskusuz sen tevbeleri kabul edensin, rahimsin

    [129] Rabbimiz, iclerinden onlara bir elci gonder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti ogretsin ve onları arındırsın. Kuskusuz sen guclu ve ustun olansın, hukum ve hikmet sahibisin

    [130] Kendi nefsini asagılık kılandan baska Ibrahim´in dininden kim yuz cevirir? Andolsun biz onu dunyada sectik, gercekten ahirette de o salihlerdendir

    [131] Rabbi ona: "Teslim ol" dediginde (O:) "Alemlerin rabbine teslim oldum" demisti

    [132] Bunu Ibrahim ogullarına vasiyet etti. Yakup da: "Ogullarım, kuskusuz Tanrı sizlere bu dini secti, siz de ancak / yalnızca musluman olarak can verin [diye benzer bir vasiyette bulundu]

    [133] Yoksa siz Yakub´un olum anında orada sahitler miydiniz? O, ogullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" dediginde, onlar: "Senin tanrına ve ataların Ibrahim, Ismail ve Ishak´ın tanrısı olan tek bir tanrıya kulluk edecegiz, biz O´na teslim olanlarız / bizler ona teslim olduk" demislerdi

    [134] Onlar bir ummetti, gelip gecti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız / siz onların yaptıklarından sorumlu degilsiniz

    [135] Yahudi veya Hristiyan olun ki dogru yolu bulasınız / hidayete eresiniz" dediler. De ki: "Hayır, (dogru yol) hanif olan Ibrahim´in dini(dir); o musriklerden degildi

    [136] Deyin ki: "Biz Tanrı´ya, bize indirilene, Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa´ya ve Isa´ya verilen ile peygamberlere rabbinden verilene inandık. Onların hicbiri arasında ayırım yapmayız / Onlardan hicbirini digerinden ayırdetmeyiz. Biz sadece O´na teslim olanlarız

    [137] Sayet onlar da sizin inandıgınız gibi inanırlarsa, kuskusuz dogru yolu bulmus olurlar; yok eger yuz cevirirlerse, onlar elbette bir ayrılık icindedirler. Onlara karsı Tanrı sana yeter. O isitendir, bilendir

    [138] Tanrı´nın boyası... Tanrı´dan daha guzel boyası olan kimdir? Biz O´na kulluk edenleriz

    [139] De ki: "Bizimle Tanrı hakkında mı tartısıyorsunuz? Oysa O bizim de rabbimiz, sizin de rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Biz O´na gonulden baglanmıs (muhlis) olanlarız

    [140] Yoksa siz gercekten Ibrahim´in, Ismail´in, Ishak´ın, Yakub´un ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı soyluyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Tanrı mı? Tanrı´dan kendisinde olan bir sehadeti gizleyenden daha zalim kim olabilir? Tanrı yaptıklarınızdan gafil degildir

    [141] Iste onlar bir ummetti, gelip gectiler. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız / sorulmayacaksınız

    [142] Bir takım beyinsiz insanlar: "Onları daha onceki kıblelerinden ceviren nedir?" diyecekler. De ki: "Dogu da Tanrı´nındır, batı da. O diledigini dogru yola iletir

    [143] Boylece biz sizi, insanlara sahid olmanız icin orta bir ummet kıldık; Peygamber de uzerinize sahid olsun. Senin uzerinde bulundugun yonu [Kabe´yi] kıble yapmamız, elciye uyanları, topukları uzerinde gerisin geri donenlerden (yenkalibu) ayırdetmek icindir. Dogrusu (bu) Tanrı´nın hidayete ilettiklerinin dısında kalanlar icin buyuk (bir yuk)tur. Tanrı inancınızı bosa cıkaracak degildir. Kuskusuz Tanrı insanlara sefkat edendir, esirgeyendir

    [144] Yuzunu goge cevirip durdugunu (tekallube) goruyoruz. Seni, hoslanacagın / hosnud olacagın bir kıbleye cevirecegiz. Artık yuzunu Kutsal Mescid´e / Mescid-i Haram yonune cevir. Nerede olursanız olun yuzlerinizi o yone cevirin. Kuskusuz, kendilerine kitap verilenler, bunun rablerinden gelen bir gercek oldugunu bilirler. Tanrı, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [145] Andolsun kendilerine kitap verilenlere her turlu ayeti getirsen de onlar yine senin kıblene yonelmez / uymaz. Sen de onların kıblelerine uyacak degilsin. Onlardan bir kısmı bir kısmının kıblesine uymaz. Sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyarsan, o zaman sen elbette / gercekten zalimlerden olursun

    [146] Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu cocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna ragmen iclerinden bir bolumu bildikleri halde gercegi gizlerler

    [147] Gercek (hak) rabbinden (gelen)dir. O halde sakın kuskuya kapılanlardan olma

    [148] Herkesin (her toplumun) yuzunu cevirdigi bir yon vardır. Oyleyse hayırlarda yarısınız. Nerede olursanız olun, Tanrı sizi bir araya getirir / getirecektir. Kuskusuz Tanrı her seye gucu yetendir

    [149] Her nereden (yola) cıkarsan cık, (namaz icin) yuzunu Mescid-i Haram´a dogru cevir. Kuskusuz bu rabbinden gelen bir gercektir. Tanrı, yaptıklarınızdan gafil degildir

    [150] Her nereden (yola) cıkarsan cık, (namaz icin) yuzunu Mescid-i Haram´a dogru cevir. Nerede olursanız olun, yuzunuzu onun tarafına/yonune cevirin. Oyle ki, onlardan zulmedenlerin dısında insanların size karsı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Uzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz

    [151] Oyle ki, size kendinizden, size ayetlerimi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti ogretecek ve bilmediklerinizi bildirecek-ogretecek bir elci gonderdik

    [152] Oyleyse (yalnızca) beni anın. Ben de sizi anayım. Ve yalnızca bana sukredin ve (sakın) kufretmeyin

    [153] Ey inananlar, sabırla ve namazla yardım dileyin. Tanrı sabredenlerle beraberdir

    [154] Ve sakın Tanrı yolunda oldurulenlere "oluler" demeyin. Aksine onlar diridir fakat siz suurunda degilsiniz

    [155] Andolsun, biz sizi biraz korku, aclık ve bir parca mallardan, canlardan ve urunlerden eksiltmekle sınayacagız. Sabır gosterenleri mujdele

    [156] Onlara bir musibet isabet ettiginde, "Biz Tanrı´ya aidiz ve kuskusuz O´na donucuyuz" derler

    [157] Rablerinden bagıslanma (salat) ve rahmet bunların uzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır

    [158] Kuskusuz Safa ve Merve (tepeleri) Tanrı´nın ayetlerindendir. Boylece kim Evi (Kabeyi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi icin bir sakınca yoktur. Kim gonulden bir hayır yaparsa (karsılıgını alır). Kuskusuz Tanrı sukrun karsılıgını verendir, bilendir

    [159] Gercekten, apacık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar icin Kitapta acıkladıgımız hidayeti gizlemekte olanlar; Iste onlara hem Tanrı lanet eder, hem de (butun) lanet ediciler

    [160] Ancak, tevbe edip (kendilerini ve baskalarını) duzeltenler ve (kitabı / indirileni) acıklayanlar haric; onların tevbesini kabul ederim. Ben tevbeleri kabul edenim, Rahim´im

    [161] Kuskusuz kufredip kafir olarak olenler; Tanrı´nın, meleklerin ve tum insanların laneti bunların uzerinedir

    [162] O durumda/Onda suresiz kalacaklardır. Azapları hafifletilmez ve ertelenmez/onlar gozetilmezler

    [163] Sizin Tanrınız tek bir Tanrıdır; O´ndan baska Tanrı yoktur. Rahman´dır, Rahim´dir

    [164] Kuskusuz, goklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gunduzun ard arda gelisinde, insanlara yararlı seyler ile denizde yuzen gemilerde, Tanrı´nın yagdırdıgı ve kendisiyle yeryuzunu olumunden sonra dirilttigi suda, her canlıyı orada uretip yaymasında, ruzgarları estirmesinde, gokle yer arasında boyun egdirilmis bulutları evirip cevirmesinde akleden bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [165] Insanlar icinde Tanrı´dan baskasını ´es ve ortak´ tutanlar vardır ki onlar (bunları) Tanrı´yı sever gibi severler. Inananların ise Tanrı´ya olan sevgileri daha gucludur. O zulmedenler, azaba ugrayacakları zaman, muhakkak butun kuvvetin tumuyle Tanrı´nın oldugunu ve Tanrı´nın verecegi azabın gercekten siddetli oldugunu bir bilselerdi

    [166] Oyle ki (o gun) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklasıp kacmıslardır. (Artık) onlar azabı gormuslerdir ve aralarındaki butun baglar (ve iliskiler) de parcalanıp kopmustur

    [167] (O zaman yonetilip) Uyanlar (tabi olanlar) derler ki: "Eger bize bir kere (daha dunyaya donme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (simdi) onların bizden uzaklastıkları gibi, biz de onlardan uzaklasır (onları yuzustu bırakır)dık." Boylece Tanrı, onlara butun yaptıklarını onulmaz hasretlerle (veya: uzerlerine yıgılmıs hasretlerle; veya: pismanlık ve uzuntu kaynagı olarak) gosterecektir. Ve onlar atesten cıkacak degildirler

    [168] Ey insanlar, yeryuzunde olan seyleri helal ve temiz olarak yiyin ve seytanın adımlarını izlemeyin. Gercekte o size apacık bir dusmandır

    [169] O size yalnızca kotulugu, cirkin-hayasızlıgı ve Tanrı´ya karsı bilmediginiz seyleri soylemenizi buyurur

    [170] Ne zaman onlara: "Tanrı´nın indirdiklerine uyun" denilse; "Hayır, biz atalarımızı uzerinde buldugumuz seye (gelenege) uyarız" derler. (Peki) Ya ataları bir sey akledemeyen ve dogru yolu da bulamamıs kimseler olsalar da mı

    [171] Kafirlerin ornegi, bagırıp cagırmadan baska birsey isitmeyip (...) haykıran (bir hayvan)ın ornegi gibidir. Onlar sagırdırlar, dilsizdirler, kordurler; bundan dolayı akledemezler

    [172] Ey inananlar, size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O´na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Tanrı´ya sukredin

    [173] O, size (sadece) lesi, kanı, domuz etini ve Tanrı ´dan baskası adına kesileni kesin olarak haram kıldı. Fakat kim (bunları yemeye) muhtac / mecbur kalırsa, (suistimal yolunu) aramamak/taskınlık yapmamak ve sınırı asmamak kosuluyla (olmeyecek oranda yiyebilir), ona bir gunah yoktur. Gercekten Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [174] Tanrı´nın indirdigi kitaptan bir seyi gozardı edip saklayanlar ve onunla degeri az (bir seyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında atesten baskası degildir. Dirilis / kıyamet gununde Tanrı onlarla konusmaz ve onları arındırmaz. Onlara acı verici bir azap vardır

    [175] Onlar, hidayet karsılıgında sapıklıgı ve bagıslanma karsılıgında azabı satın almıslardır. Atese karsı ne kadar da dayanıklıdırlar

    [176] Bu Tanrı´nın kitabı kuskusuz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlasmazlıga dusenler ise dogrusu derin bir anlasmazlık/ayrılık icindedir

    [177] Yuzlerinizi dogu veya batı yonune cevirmeniz iyilik degildir. Ama iyilik, Tanrı´ya, ahiret gunune, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanan; mala olan sevgisine ragmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmısa, isteyip dilenene ve kolelere (ozgurlukleri icin) veren; namazı dosdogru kılan, zekatı veren ve ahidlestilestiklerinde ahidlerine vefa gosterenler ile zorda, hastalıkta ve savasın kızıstıgı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranıslarıdır). Iste bunlar, dogru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır

    [178] Ey inananlar, oldurulenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Ozgure karsı ozgur, koleye karsı kole ve disiye karsı disi. Fakat kim (hangi katilin) lehine, onun (maktulun) kardesi (varisi veya velisi) tararfından bagıslanırsa, artık (yapılması gereken) orfe uymak (ve) ona (maktulun varis veya velisine) guzellikle (diyet) odemektir. Bu rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Ancak kim bundan sonra tecavuzde bulunursa, onun icin elem verici bir azap vardır

    [179] Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin icin hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız

    [180] Sizden birine olum gelip cattıgı zaman, eger geride bir hayır bırakmıssa, anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, mesru) bir tarzda vasiyette bulunması - Tanrı´ya karsı gelmekten sakınanlara bir hak olarak - size yazıldı

    [181] Bundan boyle kim onu (vasiyeti) isittikten sonra degistirirse, gunahı elbette onu degistirenlerin uzerinedir. Kuskusuz Tanrı isitendir, bilendir

    [182] Bunun yanında, kim vasiyet edenin haksızlıga egilim gostereceginden ya da gunaha gireceginden korkup da ikisini (tarafların) arasını bulup duzeltirse, artık ona gunah yoktur. Gercekten Tanrı bagıslayandır, rahimdir

    [183] Ey inananlar, sizden oncekilere yazıldıgı gibi oruc size de yazıldı. Umulur ki sakınırsınız

    [184] (Oruc) Sayılı gunlerdir. Artık sizden kim hasta veya yolculukta olursa tutamadıgı gunler sayısınca baska gunlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin (veya: guc yetiremeyenlerin) uzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gonlunden bir hayır yaparsa (fidye oranını arttırmak, daha cok yoksul doyurmak vb.) bu da kendisi icin hayırlıdır. Oruc tutmanız - eger bilirseniz - sizin icin daha hayırlıdır

    [185] Ramazan ayı... insanlar icin hidayet olan ve dogru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apacık belgeleri (kapsayan) Kuran onda indirilmistir. Oyleyse sizden kim bu aya sahit olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutamadıgı gunler sayısınca diger gunlerde (tutsun). Tanrı size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi dogru yola (hidayete) ulastırmasına karsılık Tanrı´yı buyuk tanımanız icindir. Umulur ki sukredersiniz

    [186] Kullarım beni sana soracak olurlarsa, muhakkak ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettigi zaman dua edenin duasına cevap veririm. Oyleyse, onlar da benim cagrıma cevap versinler ve bana inansınlar. Umulur ki irsad (dogru yolu bulmus) olurlar

    [187] Oruc gecelerinde kadınlarınıza yaklasmanız size helal kılındı. Onlar sizin (sırlarınızı gizleyen) ortuleriniz, siz de onlara ortusunuz. Tanrı, gercekten sizin nefslerinize ihanet etmekte oldugunuzu (veya: zaaf gosterdiginizi ya da yazık ettiginizi) bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bagısladı. Artık onlara yaklasın ve Tanrı´nın sizin icin yazdıklarını dileyin. Fecir (vakti) sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, icin, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta oldugunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklasmayın. Bunlar Tanrı´nın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanasmayın. Iste Tanrı insanlara ayetlerini boylece acıklar. Umulur ki sakınırlar

    [188] Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile gunahla insanların mallarından bir bolumunu yemeniz icin onları hakimlere aktarmayın

    [189] Sana hilalleri (dogus halindeki ayları) soruyorlar. De ki: "O, insanlar ve hacc icin belirlenmis vakitlerdir. Iyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz / girmeniz degildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Tanrı´dan sakının, umulur ki kurtulusa erersiniz

    [190] Sizinle savasanlarla Tanrı yolunda savasın (ancak) asırı gitmeyin. Elbette Tanrı asırı gidenleri sevmez

    [191] Onları yakaladıgınız / buldugunuz yerde oldurun ve sizi cıkardıkları yerden siz de onları cıkarın. Fitne oldurmekten beterdir. Onlar size karsı savasıncaya kadar siz, Mescid-i Haram´ın yanında onlarla savasmayın. Sizinle savasırlarsa siz de onlarla savasın. Kafirlerin cezası iste boyledir

    [192] Onlar (savasa) son verirlerse (siz de son verin). Kuskusuz Tanrı bagıslayandır, rahimdir

    [193] (Yeryuzunde) Fitne kalmayıncaya ve din yalnızca Tanrı´nın oluncaya kadar onlarla savasın. Son verirlerse, artık zalimlerden baskasına karsı dusmanlık yoktur

    [194] Haram ay ancak iki taraflı gozetilebilir/Haram ay haram aya karsılıktır. Ateskese uymak da / hurmetler (de) karsılıklıdır. Oyleyse kim size saldırırsa onların saldırdıgı gibi siz de onlara saldırın. Tanrı ´dan korkup sakının ve bilin ki Tanrı, muhakkak ki korkup sakınanlarla beraberdir

    [195] Tanrı yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Iyilik edin. Kuskusuz Tanrı iyilik edenleri sever

    [196] Hac ve umreyi Tanrı icin tamamlayın. Eger [dusman, hastalık ve buna benzer nedenlerle] kusatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gonderin). Kurban yerine varıncaya kadar baslarınızı tras etmeyin. Sizden kim hasta ise veya basından sikayeti varsa, onun ya oruc, ya sadaka ya da kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Guvenlige (emintum) kavusursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc´da uc gun, dondugunuzde yedi (gun) olmak uzere, bunlar, tamı tamına on (gun) oruc vardır. Bu, ehli (ailesi) Mescid-i Haram´da olmayanlar [Mekke ve cevresinde oturmayanlar] icindir. Tanrı´dan korkun ve bilin ki Tanrı muhakkak cezası pek cetin olandır

    [197] Hac, bilinen aylardır. Boylelikle kim onlarda haccı farzederse, (bilsin ki) hacda kadına yaklasmak, fasıklık-yapmak ve kavgaya girismek yoktur. Siz hayır adına ne yaparsanız Tanrı onu bilir. Azık edinin, kuskusuz azıgın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup sakının

    [198] Rabbinizden (hac bolgesinde ticaret yaparak) bir fazl istemenizde sakınca yoktur. Arafat´tan hep birlikte indiginizde Tanrı´yı Mes´ar-ı Haram´da anın. O sizi nasıl dogru yola yoneltip ilettiyse, siz de O´nu anın. Gercek su ki, siz bundan once sapmıslardınız

    [199] Sonra, insanların (topluca) akın ettigi yerden siz de akın edin ve Tanrı ´dan bagıslanma dileyin. Tanrı, bagıslayandır, rahimdir

    [200] (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiginizde, artık (cahiliye doneminde) atalarınızı andıgınız gibi, hatta ondan da guclu bir anma ile Tanrı´yı anın. Insanlardan oylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize bu dunyada ver" der. Onların ahirette nasibi yoktur

    [201] Kimi de: "Rabbimiz, bize dunyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver). Bizi atesin azabından koru" der

    [202] Iste bunların kazandıklarına karsılık nasipleri vardır. Tanrı hesabı pek cabuk gorendir

    [203] Sayılı gunlerde (Mina´da) Tanrı´yı anın. Iki gunde (Mina´dan donmek icin) elini cabuk tutana/acele edene gunah yoktur, geri kalana da gunah yoktur. (Bu) sakınan icin(dir). Tanrı´dan korkup sakının ve gercekten bilin ki siz O´na dondurulup toplanacaksınız

    [204] Insanlardan oylesi vardır ki, dunya hayatına iliskin sozleri senin hosuna gider ve kalbindekine ragmen Tanrı´yı sahit getirir. Oysa o azılı bir dusmandır

    [205] O, is basına gecti mi (veya: sırtını cevirip gitti mi) yeryuzunde bozgunculuk cıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye caba harcar. Tanrı ise bozgunculugu sevmez

    [206] Ona: "Tanrı´dan kork" denildiginde, buyukluk gururu onu gunaha surukler, kusatır. Boylesine cehennem yeter. Ne kotu bir yataktır o

    [207] Insanlardan oylesi de var ki, Tanrı´nın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Tanrı, kullarına karsılık sefkatli olandır

    [208] Ey inananlar, hepiniz topluca islama girin ve seytanın adımlarını izlemeyin; cunku o sizin apacık dusmanınızdır

    [209] Size apacık ayetler geldikten sonra yine ayagınız kayarsa, bilin ki Tanrı gercekten ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [210] Onlar, bulut golgeleri icinde Tanrı´nın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) buyrugunun gerceklesmesini mi gozluyorlar? Oysa (butun) buyruklar Tanrı´ya doner

    [211] Israilogullarına sor, onlara nice apacık ayet verdik. Kendisine geldikten sonra kim Tanrı´nın nimetini degistirirse, (bilsin ki) kuskusuz Tanrı cezası pek siddetli olandır

    [212] Kafirler icin dunya hayatı cekici kılındı (suslendi). Onlar, inananlardan kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet gunu onların ustundedir. Tanrı diledigine hesapsız rızk verir

    [213] Insanlar tek bir ummetti. Tanrı, mujdeciler ve uyarıcılar olarak elciler gonderdi ve beraberlerinde, insanların ayrılıga dustukleri seyler konusunda aralarında hukum vermek uzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apacık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karsı olan ´azgınlık ve kıskanclıkları´ yuzunden anlasmazlıga dusenler, o (kitap) verilenlerden baskası degildir. Boylece Tanrı, inananları, hakkında ayrılıga dustukleri gercege kendi izniyle eristirdi. Tanrı kimi dilerse onu dogruya yoneltir

    [214] Yoksa sizden once gelip gecenlerin hali basınıza gelmeden cennete gireceginizi mi sandınız? Onlar zorluk ve sıkıntıya ugradılar ve oylesine sarsıldılar ki elci ve beraberindeki inananlar "Tanrı´nın yardımı ne zaman?" dediler. Dikkat edin, kuskusuz Tanrı´nın yardımı yakındır

    [215] Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceginiz sey, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmıslaradır.Hayır olarak ne yaparsanız, Tanrı onu kuskusuz bilir

    [216] Savas, hosunuza gitmedigi halde uzerinize yazıldı. Olur ki hosunuza gitmeyen birsey sizin icin hayırlıdır ve olur ki, sevdiginiz bir sey de sizin icin serdir. Tanrı bilir de siz bilmezsiniz

    [217] Sana haram olan ayı, onda savasmayı sorarlar. De ki: "Onda savasmak buyuk (bir gunahtır). Ancak Tanrı katında, Tanrı´nın yolundan alıkoymak, ona kufretmek, Mescid-i Haram´a engel olmak ve ehlini oradan cıkarmak daha buyuk (bir gunahtır). Fitne katilden beterdir. Eger guc yetirirlerse, sizi dininizden geri cevirinceye kadar sizinle savasmayı surdururler; sizden kim dininden geri doner (irtidat) ve kafir olarak olurse, artık onların butun isledikleri dunyada da ahirette de bosa cıkmıstır ve onlar atesin halkıdır, onda suresiz kalacaklardır

    [218] Kuskusuz inananlar, hicret edenler ve Tanrı yolunda cihad edenler; iste onlar Tanrı´nın rahmetini umabilirler. Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [219] Sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem buyuk gunah, hem de insanlar icin (bazı) yararlar vardır. Ama gunahları yararlarından daha buyuktur." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Ihtiyactan artakalanı." Boylece Tanrı size ayetlerini acıklar; umulur ki dusunursunuz (tetefekkerun)

    [220] Hem dunya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları islah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eger onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeslerinizdir. Tanrı bozgun cıkaranı islah ediciden bilir (ayırdeder). Eger Tanrı dileseydi size gucluk cıkarırdı. Suphesiz Tanrı ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [221] Musrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hosunuza gitse de- musrik bir kadından daha hayırlıdır. Musrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir kole, -hosunuza gitse de- musrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, atese cagırırlar, Tanrı ise kendi izniyle cennete ve magfirete cagırır. O, insanlara ayetlerini acıklar. Umulur ki ogut alıp dusunurler

    [222] Sana ´kadınların aybası halini´ sorarlar. De ki: "O bir rahatsızlık (eza)dır. Aybası halinde olan kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine / ondan kurtuluncaya kadar onlara yaklasmayın. Temizlendiklerinde / Kurtuldukları zaman Tanrı´nın size buyurdugu yerden onlara gidin. Kuskusuz Tanrı tevbe edenleri sever, temizlenenleri / arınanları da sever

    [223] Kadınlarınız sizin (tohum ektiginiz) tarlalarınızdır. Tarlanıza dilediginiz gibi varın. Kendiniz icin [gelecege hazırlık olarak guzel davranıslar] takdim edin. Tanrı´dan korkup sakının ve bilin ki elbette O´na kavusucusunuz. Inanclılara mujde ver

    [224] Bir de yeminlerinizi bahane ederek, iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını duzeltmenize Tanrı´yı engel kılmayın. Tanrı isitendir, bilendir

    [225] Tanrı sizi yeminlerinizdeki ´rasgele soylemelerinizden, bos, amacsız sozler´den dolayı sorumlu tutmaz; ancak kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Tanrı, bagıslayandır, yumusak davranandır

    [226] Kadınlarından uzaklasmaya yemin edenler icin dort ay bekleme suresi vardır. Eger (bu sure icinde eslerine) donerlerse, kuskusuz Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [227] (Yok) Eger bosanmada kararlı davranırlarsa (bosanırlar). Kuskusuz Tanrı isitendir, bilendir

    [228] Bosanmıs kadınlar kendi kendilerine uc ´ay hali ve temizlenme suresi´ beklerler. Eger Tanrı´ya ve ahiret gunune inanıyorlarsa Tanrı´nın rahimlerinde yarattıgını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları bu sure icinde barısmak isterlerse, onları geri almada (baskalarından) daha cok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler icin onlar uzerinde bir derece var. Tanrı azizdir, hakimdir

    [229] Bosama iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya guzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiginiz birseyi geri almanız size helal degildir. Ancak ikisinin Tanrı´nın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmus olmaları (durumu baska). Eger ikisinin Tanrı´nın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi icin de gunah yoktur. Iste bunlar Tanrı´nın sınırlarıdır; onlara tecavuz etmeyin. Kim Tanrı´nın sınırlarına tecavuz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir

    [230] Yine onu (kadını ucuncu defa) bosarsa, (kadın) onun dısında bir baska kocayla nikahlanmadıkca ona helal olmaz. Eger (bu koca da) onu bosarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Tanrı´nın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine donmelerinde ikisi icin gunah yoktur. Iste bunlar Tanrı´nın sınırlarıdır; bilen bir topluluk icin bunları (boyle) acıklar

    [231] Kadınları bosadıgınızda, bekleme surelerini (ecele) (uc aybasını) tamamlamıslarsa, onları ya guzellikle tutun ya da guzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek icin onları (yanınızda) tutmayın. Kim boyle yaparsa, artık o kendi nefsine zulmetmis olur. Tanrı´nın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Tanrı´nın size verdigi nimeti ve size ogut (va´z) olarak indirdigi kitabı ve hikmeti anın. Tanrı´dan korkup sakının ve bilin ki Tanrı herseyi bilendir

    [232] Kadınları bosadıgınızda, bekleme surelerini (ecele) de tamamlamıslarsa -birbirleriyle maruf (bilinen mesru bicimde) anlastıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel cıkarmayın. Iste, icinizde Tanrı´ya ve ahiret gunune inananlara bununla (boyle) ogut verilir. Bu sizin icin daha hayırlı ve daha temizdir. Tanrı bilir de siz bilmezsiniz

    [233] Emzirmeyi tamamlamak isteyenler (babalar) icin analar cocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyecegi, giyecegi bilinen (orf)e uygun olarak, cocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye guc yetireceginin uzerinde (yuk ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, cocugu, cocuk kendisinin olan baba da cocugu dolayısıyla zarara ugratılmasın. Mirascı uzerinde (ki sorumluluk ve gorev) de bunun gibidir. Eger (anne ve baba) aralarında rıza ile danısarak (cocugu iki yıl tamamlanmadan) sutten ayırmayı isterlerse, ikisi icin de bir gucluk yoktur. Ve eger cocuklarınızı (bir sut anneye) emzirtmek isterseniz, vereceginizi orfe uygun olarak odedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Tanrı´dan korkup sakının ve bilin ki Tanrı yaptıklarınızı gorendir

    [234] Icinizden olenlerin (geride) bıraktıgı esler, kendi kendilerine dort ay on (gun) beklerler. Bu bekleme suresi (ecele) doldugunda, artık onların kendi haklarında maruf (mesru) bir sekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Tanrı islediklerinizden haberi olandır

    [235] (Iddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediginizi (onlara) sezdirmenizde ya da boyle bir istegi gonlunuzde saklamanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Gercekte Tanrı, sizin onları (kalbinizden gecirip) anacagınızı bilir. Sakın bilinen (mesru) sozler dısında onlarla gizlice vaadlesmeyin. Bekleme suresi (ecelih) tamamlanıncaya kadar nikah bagını baglamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki elbette Tanrı kalbinizden geceni bilmektedir. Artık ondan kacının. Ve bilin ki, kuskusuz Tanrı bagıslayandır, (kullara) yumusak davranandır

    [236] Kendilerine el surmediginiz, mehirlerini tesbit etmediginiz kadınları bosamanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın; zengin olan kendi gucu oranında, maruf bir sekilde yararlandırsın. (Bu) iyilik edenler uzerinde bir haktır

    [237] Eger onlara mehir tesbit eder de, el surmeden bosarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bagı elinde olanın bagıslaması haric- tesbit ettiginiz (mehir)in yarısı onlarındır. Sizin (tumunu veya fazlasını) bagıslamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki ustunlugu (derece farkını) unutmayın. (Veya: Birbirinize (karsı) faziletle davranmayı unutmayınız.) Kuskusuz Tanrı yapmakta olduklarınızı gorendir

    [238] Namazları ve (ozellikle) orta namazını (ikindi namazı) (ustlerine duserek, titizlik gostererek) koruyun ve Tanrı´ya gonulden boyun egiciler olarak (namaza) durun

    [239] Eger korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Guvenlige (emintum) girdiginizde ise, yine Tanrı´yı, bilmediginiz seyleri size ogrettigi gibi zikredin

    [240] Icinizde olup de (geride) esler bırakanlar, (evlerinden) cıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları icin eslerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar (kendiliklerinden) cıkarlarsa, artık onların maruf (mesru) olarak kendileri icin yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Tanrı ustun ve guclu olandır. Hukum ve hikmet sahibidir

    [241] (Kocası tarafından) Bosanan (kadın)ların maruf (mesru) bir tarzda yararlanma (ve gecim pay)ları vardır. Bu sakınanlar uzerine bir hak (borc)tır

    [242] Iste Tanrı size ayetlerini boyle acıklar ki akledesiniz

    [243] Binlerce kisinin olum korkusuyla yurtlarından cıktıklarını gormedin mi? Tanrı onlara: "Olun" dedi, sonra da onları diriltti. Kuskusuz Tanrı insanlara karsı fazl sahibidir. Ancak insanların cogunlugu sukretmez

    [244] Tanrı yolunda savasın ve bilin ki kuskusuz Tanrı isitendir, bilendir

    [245] Tanrı´ya karsılıgını cok arttırma ile kat kat arttıracagı guzel bir borcu verecek olan kimdir? Tanrı daraltır ve genisletir ve siz O´na donduruleceksiniz

    [246] Musa´dan sonra Israilogullarının onde gelenlerini gormedin mi? Hani nebilerinden birine: "Bize bir melik gonder de Tanrı yolunda savasalım" demislerdi. O: "Ya uzerinize savas yazıldıgı halde savasmayacak olursanız?" demisti. "Bize ne oluyor ki Tanrı yolunda savasmayalım? Ki biz yurdumuzdan cıkarıldık ve cocuklarımızdan (uzaklastırıldık)" demislerdi. Ama onlara savas yazıldıgı zaman, az bir kısmı dısında yuz cevirdiler. Tanrı zalimleri bilir

    [247] Onlara peygamberleri dedi ki: "Tanrı size Talut´u (melik olarak) gonderdi." Onlar: "Biz hukumdarlıga ona gore cok daha hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bollugu verilmemisken, nasıl bizi (yonetmek uzere) hukumdarlık (mulk) onun olabilir?" dediler. O (soyle) demisti: "Dogrusu Tanrı size onu secti ve onun bilgisini ve bedensel gucunu arttırdı. Tanrı kime dilerse mulkunu verir; Tanrı (rahmeti ve gucu) genis olandır, bilendir

    [248] Peygamberleri onlara (soyle) dedi: "Onun hukumdarlıgının ayeti size Tabutun gelmesi (olacaktır ki) onda rabbinizden ´bir guven duygusu ve huzur´ ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler tasır. Eger inanclılar iseniz, bunda kuskusuz sizin icin bir ayet vardır

    [249] Talut orduyla birlikte ayrıldıgında (soyle) dedi: "Dogrusu Tanrı sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan icerse, artık o benden degildir ve kim de -eliyle bir avuc alanlar haric- onu tatmazsa bendendir. Kucuk bir kısmı haric (hepsi sudan) icti. O, kendisiyle beraber inananlarla (ırmagı) gecince onlar (geride kalanlar): "Bugun bizim Calut´a ve ordusuna karsı (koyacak) gucumuz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Tanrı´ya kavusacaklarını umanlar (soyle) dediler: "Nice kucuk topluluk, daha cok olan bir topluluga Tanrı´nın izniyle galip gelmistir. Tanrı sabredenlerle beraberdir

    [250] Onlar Calut ve ordusuna karsı meydana (savasa) cıktıklarında dediler ki: "Rabbimiz, uzerimize sabır yagdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler kavmine karsı bize yardım et

    [251] Boylece onları Tanrı´nın izniyle yenilgiye ugrattılar. Davut Calut´u oldurdu.Tanrı da ona mulk ve hikmet verdi; ona dilediginden ogretti. Eger Tanrı´nın insanların bir kısmı ile bir kısmını def´i (engellemesi) olmasaydı, yeryuzu mutlaka fesada ugrardı. Ancak Tanrı alemlere karsı buyuk fazl sahibidir

    [252] Iste bunlar Tanrı´nın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gonderilenlerdensin

    [253] Iste bu elciler; bir kısmını bir kısmına ustun kıldık. Onlardan Tanrı´nın kendileriyle konustugu ve derecelerle yukselttigi vardır. Meryem oglu Isa´ya apacık belgeler verdik ve O´nu Ruhul´l-Kudus ile destekledik. Sayet Tanrı dileseydi, kendilerine apacık belgeler geldikten sonra, onların pesinden gelen (ummet)ler birbirlerini oldurmezdi. Ancak, ihtilafa dustuler; onlardan kimi inandı, kimi kufretti. Tanrı dileseydi birbirlerini oldurmezlerdi. Ama Tanrı diledigini yapandır

    [254] Ey inananlar, hic bir alıs-verisin, hic bir dostlugun ve hic bir sefaatin olmadıgı gun gelmeden once, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler... Onlar zulmedenlerdir

    [255] Tanrı... O´ndan baska tanrı yoktur. Diridir, kaimdir. O´nu uyuklama ve uyku tutmaz. Goklerde ve yerde ne varsa hepsi O´nundur. Izni olmaksızın O´nun katında sefaatte bulunacak kimdir? O, onlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Diledigi kadarının dısında, O´nun ilminden hic birseyi kavrayıp kusatamazlar. O´nun kursusu butun gokleri ve yeri kaplayıp kusatmıstır. Onların korunması O´na guc gelmez. O, pek yucedir, pek buyuktur

    [256] Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Kuskusuz, dogruluk (rusd) sapıklıktan apacık ayrılmıstır. Artık kim tagutu tanımayıp (yekfur) Tanrı´ya inanırsa, o, sapasaglam bir kulpa yapısmıstır; bunun kopması yoktur. Tanrı isitendir, bilendir

    [257] Tanrı, inananların velisidir. Onları karanlıklardan nura cıkarır; kafirlerin velisi ise taguttur. Onları nurdan karanlıklara cıkarırlar. Iste onlar atesin halkıdırlar; onda suresiz kalacaklardır

    [258] Tanrı kendisine mulk verdi diye rabbi konusunda Ibrahim ile tartısmaya gireni gormedin mi? Hani Ibrahim: "Benim rabbim diriltir ve oldurur" demisti. O da: "Ben de oldurur ve diriltirim" demisti. (O zaman) Ibrahim: "Kuskusuz Tanrı gunesi dogudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o kafir boylece afallayıp kalmıstı. Tanrı zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [259] Ya da altı ustune gelmis, ıssız duran bir sehre ugrayan gibisini (gormedin mi?) Demisti ki: "Tanrı burasını olumunden sonra nasıl diriltecekmis?" Bunun uzerine Tanrı onu yuz yıl olu bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gun veya bir gunden az kaldım" dedi. (Tanrı ona) "Hayır, yuz yıl kaldın, boyleyken yiyecegine ve icecegine bak, henuz bozulmamıs; esegine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara bir ayet kılmamız icindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apacık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık simdi) Biliyorum ki gercekten Tanrı her seye guc yetirendir

    [260] Hani Ibrahim: "Rabbim, bana oluleri nasıl dirilttigini goster" demisti. (Tanrı ona:) "Inanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması icin" dedi. "Oyleyse, dort kus tut. Onları kendine alıstır, sonra onları (parcalayıp) her bir parcasını bir dagın uzerine bırak, sonra da onları cagır. Sana kosarak gelirler. Bil ki, kuskusuz Tanrı, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [261] Mallarını Tanrı yolunda infak edenlerin ornegi yedi basak bitiren, her bir basakta yuz tane bulunan bir tek tanenin ornegi gibidir. Tanrı diledigine kat kat arttırır. Tanrı (ihsanı) bol olandır, bilendir

    [262] Mallarını Tanrı yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri seyin pesinden basa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [263] Guzel bir soz ve bagıslama, pesinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Tanrı hic birseye ihtiyac ihtiyacı olmayandır, yumusak davranandır

    [264] Ey inananlar, Tanrı´ya ve ahiret gunune inanmayan, insanlara karsı gosteris olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı gecersiz kılmayın. Boylesinin durumu, uzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; uzerine sagnak bir yagmur dustu mu onu cırılcıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hic birseye guc yetiremez (elde edemez)ler. Tanrı kafirler kavmine hidayet vermez

    [265] Yalnızca Tanrı´nın rızasını istemek ve nefslerinde olanı koklestirip guclendirmek icin mallarını infak edenlerin ornegi, yuksekce bir tepede bulunan, sagnak yagmur aldıgında urunlerini iki kat veren bir bahcenin ornegine benzer ki ona sagnak yagmur isabet etmese de bir cisintisi (vardır). Tanrı yaptıklarınız gorendir

    [266] Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, uzumlerden bir bahcesi olsun, icinde kendisinin olan butun urunler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip catsın, (ustelik) zayıf ve kucuk cocukları olsun (boyle bir durumda iken) ona (bahcesine) atesli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. Iste Tanrı size ayetlerini boyle acıklar ki dusunesiniz (tetefekkerun)

    [267] Ey inananlar, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin icin yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin goz yummadan alamayacagınız bayagı seyleri vermeye kalkısmayın ve bilin ki, kuskusuz Tanrı hic birseye ihtiyacı olmayandır, ovulmeye layık olandır

    [268] Seytan sizi fakirlikle korkutuyor ve size cirkin-hayasızlıgı buyuruyor. Tanrı ise size kendisinden bagıslama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Tanrı (rahmetiyle) genis olandır, bilendir

    [269] Kime dilerse hikmeti ona verir; kuskusuz kendisine hikmet verilene buyuk bir hayır da verilmistir. Temiz akıl sahiplerinden baskası ogut alıp dusunmez

    [270] Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Tanrı onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur

    [271] Sadakaları acıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu sizin icin daha hayırlıdır. O, gunahlarınızdan bir kısmını orter (yukeffiru). Tanrı yaptıklarınızdan haberi olandır

    [272] Onların hidayete ermesi senin uzerine (bir yukumluluk) degildir. Ancak Tanrı diledigini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz icindir. Zaten siz, ancak Tanrı´nın hosnutlugunu istemekten baska (bir amacla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -zulme ugratılmaksızın- size eksiksizce odenecektir

    [273] (Sadakalar) Kendilerini Tanrı yolunda adayan fakirler icindir ki, onlar, yeryuzunde dolasmaya guc yetiremezler. Iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yuzlerinden tanırsın. Yuzsuzluk ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, kuskusuz Tanrı onu bilir

    [274] Onlar ki mallarını gece, gunduz, gizli ve acık infak ederler. Artık bunların ecirleri rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [275] Faiz (riba) yiyenler, ancak seytan carpmıs olanın kalkısı gibi, carpılmıs olmaktan baska (bir tarzda) kalkmazlar. Bu onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Tanrı alısverisi helal, faizi haram kılmıstır. Kime rabbinden bir ogut gelir de (faize) bir son verirse, artık gecmisi kendisine, buyrugu Tanrı´ya aittir. Kim (faize) geri donerse artık onlar atesin halkıdır, orada surekli kalacaklardır

    [276] Tanrı fazi yok eder de sadakaları arttırır. Tanrı gunahkar kafirlerin hic birini sevmez

    [277] Inanıp guzel amellerde bulunanlar, namazı dosdogru kılanlar ve zekatı verenler; kuskusuz onların ecirleri rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [278] Ey inananlar, Tanrı´dan sakının ve eger inanclılar iseniz faizden artakalanı bırakın

    [279] Sayet boyle yapmazsanız, Allah´a ve Resulune karsı savas actıgınızı bilin. Eger tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Boylece) Ne zulmetmis olursunuz, ne zulme ugratılmıs olursunuz

    [280] Eger (borclu) zorluk icindeyse, ona elverisli bir zamana kadar sure (verin). (Borcu) sadaka olarak bagıslamanız ise sizin icin daha hayırlıdır; eger bilirseniz

    [281] Tanrı´ya doneceginiz gunden sakının. Sonra herkese kazandıgı eksiksizce odenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır

    [282] Ey inananlar, belirli bir sure (ecelin) icin borclandıgınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip onu dogru olarak yazsın; katip Tanrı´nın kendisine ogrettigi gibi yazmaktan kacınmasın, yazsın. Uzerinde hak olan (borclu) da yazdırsın ve rabbi olan Tanrı´dan sakınsın, ondan hicbir seyi eksiltmesin. Eger uzerinde hak olan (borclu) dusuk akıllı ya da za´f sahibi ise veya kendisi yazmaya guc yetiremeyecekse, velisi dosdogru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki sahit tutun; eger iki erkek yoksa, sahitlerden rıza gostereceginiz bir erkek veya biri sasırdıgında oburu ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Sahitler cagırıldıkları zaman kacınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, cok olsun, suresiyle (ecelih) birlikte yazmaya usenmeyin. Bu, Tanrı katında en adil, sahitlik icin en saglam, kuskulanmamanız icin de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durdugunuz ve pesin olarak yaptıgınız ticaret baska, bunu yazmamanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Alısveris ettiginizde de sahit tutun. Yazana da, sahide de zarar verilmesin. (Aksini) yaparsanız, o, kendiniz icin fısktır. Tanrı´dan sakının. Tanrı size ogretiyor. Tanrı herseyi bilendir

    [283] Eger yolculukta iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Su durumda eger birbirinize guveniyorsanız (emine), kendisine guven duyulan / guvenilen (tumine), rabbi olan Tanrı´dan sakınsın da emanetini odesin. Sahitligi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık kuskusuz onun kalbi gunahkardır. Tanrı yaptıklarınızı bilir. [Bu ayette emanet GERI ALMAK UZERE BIRAKILAN NESNE anlamındadır. Bkz. 4/58, 8/27 ve]

    [284] Goklerde ve yerde ne varsa Tanrı´nındır. Icinizdekini acıga vursanız da, gizleseniz de Tanrı sizi onunla sorguya ceker. Sonra diledigini bagıslar, diledigini azaplandırır. Tanrı herseye guc yetirendir

    [285] Elci, kendisine rabbinden indirilene inandı, inanclılar da. Tumu Tanrı´ya, meleklerine, kitaplarına ve elcilerine inandı. "O´nun elcileri arasında hic birini (digerinden) ayırdetmeyiz. Isittik ve itaat ettik. Rabbimiz bagıslamanı (dileriz). Varıs ancak sanadır" dediler

    [286] Tanrı hic kimseye guc yetireceginden baskasını yuklemez. (Kisinin nefsinin) Kazandıgı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden oncekilere yukledigin gibi agır yuk yukleme. Bizi affet. Bizi bagısla. Bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın. Kafirler kavmine karsı bize yardım et

    Âl-i İmrân

    Surah 3

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Tanrı... O´ndan baska tanrı yoktur. Diridir, kaimdir

    [3] Sana Kitabı Hak ve kendinden oncekileri dogrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat´ı ve Incil´i de indirmisti

    [4] Bundan (Kuran´dan ) once (onlar) insanlar icin bir hidayet idiler. Dogruyu yanlıstan ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gercek su ki, Tanrı´nın ayetlerine kufredenler icin siddetli bir azab vardır. Tanrı gucludur, intikam alıcıdır

    [5] Suphesiz, yerde ve gokte Tanrı´ya hic bir sey gizli kalmaz

    [6] Dol yataklarında size diledigi gibi suret veren O´dur. O´ndan baska tanrı yoktur; ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [7] Sana Kitabı indiren O´dur. O´ndan, Kitabın anası (ummulkitabi) (olan) bir kısım ayetler muhkemdir; digerleri ise mutesabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne cıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak icin ondan mutesabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Tanrı´dan baskası bilmez. Ilimde derinlesenler ise: "Biz ona inandık, tumu rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden baskası ogut alıp dusunmez

    [8] Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bagısla. Suphesiz, bagısı en cok olan sensin sen

    [9] Rabbimiz, kendisinde suphe olmayan bir gunde insanları gercekten Sen toplayacaksın. Dogrusu Tanrı, va´dinden cayıp donmez

    [10] Suphesiz kafirler, onların malları da, cocukları da kendilerine Tanrı´dan (gelecek azaba karsı) hic bir sey kazandırmaz. Ve onlar atesin yakıtıdırlar

    [11] Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan oncekilerin gidis tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, boylece Tanrı gunahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Tanrı, (cezayla) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [12] Kafirlere de ki : "Yakında yenilgiye ugratılacaksınız ve toplanıp cehenneme suruleceksiniz." Ne kotu yataktır o

    [13] Karsı karsıya gelen iki toplulukta, sizin icin andolsun bir ayet vardır. Bir topluluk, Tanrı yolunda carpısıyordu, digeri ise kafirdi ki goz gormesiyle karsılarındakini kendilerinin iki katı goruyorlardı. Iste Tanrı, diledigini yardımıyla destekler. Suphesiz bunda, basiret sahipleri icin gercekten bir ibret vardır

    [14] Kadınlara, ogullara, kantar kantar yıgılmıs altın ve gumuse, salma guzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu sehvet insanlara ´suslu ve cekici´ kılındı. Bunlar, dunya hayatının metaıdır. Asıl guzel donus-yeri (meab) Tanrı katındadır

    [15] De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar icin rablerinin katında, icinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz esler ve Tanrı´nın rızası vardır. Tanrı, kulları hakkıyla gorendir

    [16] Onlar: "Rabbimiz suphesiz biz inandık, artık bizim gunahlarımızı bagısla ve bizi atesin azabından koru" diyenler

    [17] Sabredenler, dogru olanlar, gonulden boyun egenler, infak edenler ve ´seher vakitlerinde´ bagıslanma dileyenlerdir

    [18] Tanrı, gercekten kendisinden baska tanrı olmadıgına sahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O´ndan baska tanrı olmadıgına adaletle sahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O´ndan baska tanrı yoktur

    [19] Hic suphesiz din, Tanrı katında islamdır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ´kıskanclık ve hakka baskaldırma´ (bagy) yuzunden ayrılıga dustuler. Kim Tanrı´nın ayetlerine kufrederse, (bilsin ki) gercekten Tanrı hesabı pek cabuk gorendir

    [20] Eger seninle cekisip tartısırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Tanrı´ya teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ummilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eger teslim oldularsa, gercekten hidayete ermislerdir. Fakat yuz cevirdilerse, artık sana dusen yalnızca teblig (etmek)dir. Tanrı, kulları hakkıyla gorendir

    [21] Tanrı´nın ayetlerine kufredenler, peygamberleri haksız yere oldurenler ve insanlardan adaleti buyuranları oldurenler; iste onlara acıklı bir azabı mujdele

    [22] Onlar, yaptıkları dunyada ve ahirette bosa gitmis olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur

    [23] Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri gormedin mi ? Aralarında Tanrı´nın Kitabı hukmetsin diye cagrılıyorlar da, onlardan bir bolumu yuz ceviriyor. Onlar, Iste boyle arka donenlerdir

    [24] Bu, onların: "Ates bize sayılı gunler dısında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya dusurmustur

    [25] Artık onları, kendisinde suphe olmayan bir gun topladıgımızda ve her bir nefse haksızlıga ugratılmaksızın kazandıgı tam olarak odendiginde nasıl olacak

    [26] De ki : "Ey mulkun sahibi Tanrım, diledigine mulku verirsin ve dilediginden mulku cekip alırsın, diledigini aziz kılar, diledigini alcaltırsın; hayır Senin elindedir. Gercekten Sen, her seye guc yetirensin

    [27] Geceyi gunduze baglayıp katarsın, gunduzu de geceye baglayıp katarsın: diriyi oluden cıkarırsın, oluyu de diriden cıkarırsın. Sen, diledigine hesapsız rızık verirsin

    [28] Inanclılar, inanclıları bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim boyle yaparsa, Tanrı´dan hic bir sey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) baska. Tanrı, sizi kendisinden sakındırır. Varıs Tanrı´yadır

    [29] De ki: "Sinelerinizde olanı-gizleseniz de, acıga vursanızda- Tanrı bilir. Ve goklerde olanı da, yer de olanı da bilir. Tanrı, herseye guc yetirendir

    [30] Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır buldugu ve her ne kotuluk islediyse onunla kendisi arasında uzak bir muddet olmasını istedigi o gunu (dusunun). Tanrı, sizi kendisinden sakındırır. Tanrı, kullarına karsı sefkatli olandır

    [31] De ki : "Eger siz Tanrı´yı seviyorsanız bana uyun; Tanrı da sizi sevsin ve gunahlarınızı bagıslasın. Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [32] De ki : "Tanrı´ya ve elcisine itaat edin." Eger yuz cevirirlerse, suphesiz Tanrı kafirleri sevmez

    [33] Gercek su ki, Tanrı, Adem´i, Nuh´u, Ibrahim ailesini ve Imran ailesini alemler uzerine secti

    [34] Onlar birbirlerinden (tureme tek) bir zurriyettir. Tanrı isitendir, bilendir

    [35] Hani Imran´ın karısı : "Rabbim, karnımda olanı, ´her turlu bagımlılıktan ozgurluge kavusturulmus olarak´ Sana adadım, benden kabul et. Suphesiz isiten, bilen Sensin Sen" demisti

    [36] Fakat, O´nu dogurdugunda -Tanrı onun ne dogurdugunu daha iyi bilirken- Dedi ki: "Rabbim, dogrusu bir kız (cocugu) dogurdum. Erkek ise kız gibi degildir, O´na Meryem adını koydum. Ben O´nu ve soyunu o tasa tutulmus (kovulmus) seytandan Sana sıgındırırım

    [37] Bunun uzerine rabbi, onu guzel bir kabul ile kabul etti ve onu guzel bir bitki gibi yetistirdi. Zekeriya´yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Tanrı katındandır. Suphesiz Tanrı, diledigine hesapsız rızık verendir" dedi

    [38] Orada Zekeriya rabbine dua etti: "rabbim, bana katından tertemiz bir soy armagan et. Dogrusu Sen, duaları isitensin" dedi

    [39] O mihrabda namaz kılarken melekler ona seslendi : "Tanrı, sana Yahya´yı mujdeler. O, Tanrı´dan olan bir kelimeyi (Isa´yı) dogrulayan efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir

    [40] De ki : "Rabbim, bana gercekten ihtiyarlık ulasmısken ve karımda kısırken nasıl bir oglum olabilir?" "Boyledir " dedi, "Tanrı diledigini yapar

    [41] (Zekeriya) "Rabbim, bana bir ayet ver" dedi. "Sana ayet, isaretlesme dısında, insanlarla uc gun konusmamandır. Rabbini cokca zikret ve aksam, sabah O´nu tesbih et" dedi

    [42] Hani melekler: "Meryem, suphesiz Tanrı seni secti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına ustun kıldı" demisti

    [43] Meryem, rabbine gonulden itaatte bulun, secde et ve ruku edenlerle birlikte ruku et

    [44] Bunlar, gayb haberlerindendir; Bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem´i sorumluluguna alacak diye kalemleriyle kur´a atarlarken sen yanlarında degildin; cekisirlerken de yanlarında degildin

    [45] Hani melekler, dediler ki; "Meryem, dogrusu Tanrı kendinden bir kelimeyi sana mujdelemektedir. Onun adı Meryem oglu Isa Mesih´dir. O, dunyada ve ahirette ´seckin, onurlu, saygındır´ ve (Tanrı´ya) yakın kılınanlardandır

    [46] Besikte de, yetiskinliginde de insanlarla konusacaktır. Ve O salihlerdendir

    [47] Rabbim, bana bir beser dokunmamısken nasıl bir cocugum olabilir?" dedi. (Fakat) Tanrı neyi dilerse yaratır. Bir buyrugun olmasına karar verirse, yanlızca ona "Ol" der, o da hemen oluverir

    [48] O´na kitabı, hikmeti, Tevrat´ı ve Incil´i ogretecek

    [49] Israilogullarına elci kılacak (O, israilogullarına soyle diyecek:) "Gercek su, ben size rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size camurdan kus biciminde bir sey olusturur, icine ufururum, o da hemencecik Tanrı´nın izniyle kus oluverir. Ve Tanrı´nın izniyle dogustan kor olanı, alaca hastalıgına tutulanı iyilestirir ve oluyu diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Kuskusuz, eger inanclılarsanız bunda sizin icin kesin bir ayet vardır

    [50] Benden onceki Tevrat´ı dogrulamak ve size haram kılınan bazı seyleri helal kılmak uzere size rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Tanrı´dan korkup bana itaat edin

    [51] Gercekten Tanrı, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. Oyleyse O´na ibadet edin. Dosdogru olan yol Iste budur

    [52] Nitekim Isa onlarda kufru sezince dedi ki: "Tanrı icin bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Tanrı´nın yardımcıları biziz; Biz Tanrı´ya inandık, bizim gercekten muslumanlar oldugumuza sahit ol" dediler

    [53] Rabbimiz, biz indirdigine inandık ve elciye uyduk. Boylece bizi sahitlerle beraber yaz

    [54] Onlar (inanmayanlar) bir duzen kurdular. Tanrı da (buna karsılık) bir duzen kurdu. Tanrı, duzen kurucuların en hayırlısıdır

    [55] Hani Tanrı, Isa´ya demisti ki : "Ey Isa, dogrusu senin hayatına ben son verecegim, seni kendime yukseltecegim, seni kufredenlerden temizleyecegim ve sana uyanları kıyamete kadar kufredenlerin ustune gecirecegim. Sonra donusunuz yalnızca banadır, hakkında anlasmazlıga dustugunuz seyde aranızda ben hukmedecegim

    [56] Kufredenleri ise, dunyada ve ahirette siddetli bir azabla azablandıracagım. Onların hic yardımcıları yoktur

    [57] Inanıp salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz odenecektir. Tanrı, zalim olanları sevmez

    [58] Bunları biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kuran´dan) okuyoruz

    [59] Suphesiz, Tanrı katında Isa´nın durumu, Adem´in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona ´Ol´ demesiyle o da hemen oluverdi

    [60] Gercek, rabbinden (gelen) dir. Oyleyse kuskuya kapılanlardan olma

    [61] Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle ´cekisip tartısmalara girisirlerse´ de ki : "Gelin, ogullarımızı ve ogullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi cagıralım; sonra karsılıklı lanetleselim de Tanrı´nın lanetini yalan soyleyenlerin ustune kılalım

    [62] Suphesiz bu, gercek bir olayın haberidir. Tanrı´dan baska tanrı yoktur, Ve suphesiz Tanrı, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [63] Eger yuz cevirirlerse elbette Tanrı, fesat cıkaranları bilir

    [64] De ki : "Ey Kitap ehli, bizimle sizin aranızda musterek (olan) bir kelimeye [tevhide] gelin. Tanrı´dan baskasına kulluk etmeyelim, O´na hic bir seyi ortak kosmayalım ve Tanrı´yı bırakıp bir kısmımız (diger) bir kısmımızı rabler edinmeyelim". Eger yine yuz cevirirlerse deyin ki: "Sahid olun, biz gercekten muslumanlarız

    [65] Ey Kitap ehli, Ibrahim konusunda ne diye cekisip tartısıyorsunuz? Tevrat da, Incil de ancak ondan sonra indirilmistir. Yine de akletmeyecek misiniz

    [66] Iste sizler boylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan seyde tartıstınız, ama hic bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartısıp duruyorsunuz? Oysa Tanrı bilir, sizler bilmezsiniz

    [67] Ibrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı; ancak, O hanif bir muslumandı, musriklerden de degildi

    [68] Dogrusu, insanların Ibrahim´e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile inananlardır. Tanrı inanclıların velisidir

    [69] Kitap ehlinden bir grup sizi sasırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi nefislerini sasırtıp saptırırlar da suuruna varmazlar

    [70] Ey Kitap ehli, siz sahid olup dururken, ne diye Tanrı´nın ayetlerine kufrediyorsunuz

    [71] Ey Kitap ehli, neden hakkı batıl ile ortuyor ve bildiginiz halde hakkı gizliyorsunuz

    [72] Kitap ehlinden bir bolumu dedi ki: "Inananlara inene gunduzun baslangıcında inanın, bitiminde ise kufredin. Belki onlar da donerler

    [73] Ve sizin dininize uyanlardan baskasına guvenmeyin / inanmayın (la tuminu)." De ki: "Suphesiz dogru yol Tanrı´nın dosdogru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine (islam peygamberine) veriliyor ya da rabbinizin katında onlar (muslumanlar) size karsı deliller getiriyorlar diye mi (bu telasınız?) De ki: "Suphesiz fazl Tanrı´nın elindedir, onu diledigine verir. Tanrı (rahmeti) genis olandır, bilendir

    [74] O, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Tanrı buyuk ´lutuf ve ihsan´ (fazl) sahibidir

    [75] Kitap ehlinden oylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; oylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen onun tepesine dikilip durmadıkca onu sana odemez. Bu onların "ummiler [zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar] konusunda uzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demis olmalarındandır. Oysa kendileri (gercegi) bildikleri halde Tanrı´ya karsı yalan soylemektedirler

    [76] Hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa suphesiz Tanrı da sakınanları sever

    [77] Tanrı´nın ahdini ve yeminlerini az bir degere karsılık satanlar... Iste onlar; onlar icin ahirette hic bir pay yoktur, kiyamet gununde Tanrı onlarla konusmaz, onları gozetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar icin acı bir azab vardır

    [78] Onlardan oyleleri vardır ki, dillerini kitaba dogru egip bukerler, siz onu (bu okur gorunduklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan degildir. "Bu Tanrı katındandır" derler. Oysa o, Tanrı katından degildir. Kendileri de bildikleri halde Tanrı´ya karsı (boyle) yalan soylerler

    [79] Beserden hic kimsenin, Tanrı kendisine Kitabı, hukmu ve peygamberligi verdikten, sonra insanlara: "Tanrı´yı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Ogrettiginiz ve ders verdiginiz Kitaba gore rabbaniler olunuz" (deme gorevindedir)

    [80] O, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi buyurmaz. Siz, musluman olduktan sonra, size kufru mu buyuracak

    [81] Hani Tanrı peygamberlerden ´kesin bir soz (misak)´ almıstı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini dogrulayan bir elci geldiginde, ona kesin olarak inanacak ve ona yardımda bulunacaksınız". Demisti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu agır yukumu aldınız mı? Onlar : "Ikrar ettik" demislerdi de "Oyleyse sahid olun, ben de sizinle birlikte sahid olanlardanım," demisti

    [82] Artık kim bundan sonra yuz cevirirse, onlar fasıktır

    [83] Peki onlar, Tanrı´nın dininden baska bir din mi arıyorlar ? Oysa goklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O´na teslim olmustur ve O´na dondurulmektedirler

    [84] De ki: "Biz Tanrı´ya, bize indirilene, Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa´ya, Isa´ya ve peygamberlere rablerinden verilenlere inandık. Onlardan hic biri arasında ayrılık gozetmeyiz. Ve biz O´na teslim olmuslarız

    [85] Kim islam´dan baska bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba ugrayanlardandır

    [86] Kendilerine apacık belgeler geldigi ve elcinin hak olduguna sahid oldukları halde, inandıktan sonra kufreden bir kavmi Tanrı nasıl hidayete erdirir ? Tanrı zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez

    [87] Iste bunların cezası, Tanrı´nın, meleklerin ve butun insanların lanetlerinin uzerine olmasıdır

    [88] Icinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gozetilmezler

    [89] Ancak bundan sonra tevbe edenler, ´salih olarak davrananlar´ baska. Cunku Tanrı, gercekten bagıslayandır, esirgeyendir

    [90] Dogrusu, inandıktan sonra kufredenler, sonra kufrlerini arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. Iste bunlar sapıkların ta kendileridir

    [91] Suphesiz kufredip kafir olarak olenler, bunların hic birisinden, yeryuzu dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. Onlar icin acı bir azab vardır ve onların yardımcıları yoktur

    [92] Sevdiginiz seylerden infak edinceye kadar asla iyilige eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, suphesiz Tanrı onu bilir

    [93] Tevrat indirilmeden evvel, Israil´in kendine haram kıldıklarından baska, Israilogullarına butun yiyecekler helal idi. De ki : "Su halde eger dogruysanız, Tevrat´ı getirin de onu okuyun

    [94] Artık bundan sonra kim Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzerse, iste onlar, zalim olanlardır

    [95] De ki : "Tanrı dogru soyledi. Oyleyse hanifler olarak Ibrahim´in dinine uyun. O, musriklerden degildi

    [96] Gercek su ki, insanlar icin ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve butun insanlar (alemler) icin hidayet olan (Kabe)dir

    [97] Orada apacık ayetler (ve) Ibrahim´in makamı vardır. Kim oraya girerse o guvenliktedir (amina). Ona bir yol bulup guc yetirenlerin Ev´i haccetmesi Tanrı´nın insanlar uzerindeki hakkıdır. Kim de kufrederse, suphesiz, Tanrı alemlere karsı muhtac olmayandır

    [98] De ki : "Ey Kitap ehli, Tanrı yaptıklarınıza sahid iken ne diye Tanrı´nın ayetlerine kufrediyorsunuz

    [99] De ki : "Ey Kitap ehli, sizler sahidler oldugunuz halde ne diye inananları Tanrı yolundan -onda bir carpıklık bulmaya yeltenerek- cevirmeye calısıyorsunuz? Tanrı yaptıklarınızdan gafil degildir

    [100] Ey inananlar, eger kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun egecek olursanız, sizi inandıktan sonra tekrar kafirler(e) dondururler / haline getirirler (yeruddukum)

    [101] Tanrı´nın ayetleri size okunuyorken ve O´nun elcisi icinizdeyken nasıl oluyor da kufrediyorsunuz? Kim Tanrı´ya sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdogru olan bir yola iletilmistir

    [102] Ey inananlar, Tanrı´dan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa oylece korkup sakının ve siz, ancak musluman olmaktan baska [bir din ve tutum uzerinde] olmeyin

    [103] Tanrı´nın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dagılıp ayrılmayın. Ve Tanrı´nın sizin uzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz dusmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlastırıp ısındırdı ve siz O´nun nimetiyle kardesler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ates cukurunun kıyısındayken oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye Tanrı, size ayetlerini boyle acıklar

    [104] Sizden, hayra cagıran, iyiligi (marufu) buyuran ve munkerden (kotulukten) sakındıran bir ummet bulunsun. Kurtulusa erenler iste bunlardır

    [105] Kendilerine apacık belgeler geldikten sonra parcalanıp ayrılan ve anlasmazlıga dusenler gibi olmayın. Iste onlar icin buyuk bir azab vardır

    [106] Bazı yuzlerin agaracagı, bazı yuzlerin de kararacagı gun... Yuzleri kapkara kesilecek olanlara: "Inandıktan sonra kufrettiniz, oyle mi ? Oyleyse kufretmenize karsılık olarak azabı tadın" (denilir)

    [107] Yuzleri agaranlar ise, artık onlar Tanrı´nın rahmeti icindedirler, icinde de temelli kalacaklardır

    [108] Bunlar sana hak olarak okumakta oldugumuz Tanrı´nın ayetleridir. Tanrı, alemlere zulum isteyen degildir

    [109] Goklerde ve yerde olanlar Tanrı´nındır ve (butun) buyruklar Tanrı´ya dondurulur

    [110] Siz, insanlar icin cıkarılmıs hayırlı bir ummetsiniz; maruf [iyi ve islama uygun] olanı buyurur, munkerden sakındırır ve Tanrı´ya inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı, elbette kendileri icin hayırlı olurdu. Iclerinde inanclılar vardır fakat cogu fasıktır

    [111] Onlar size ezadan baska kesinlikle bir zarar veremezler. Eger sizinle savasırlarsa size arkalarını donup kacarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez

    [112] Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Tanrı´nın ipine ve insanların ipine (ahdine) sıgınanlar baska- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmustur. Onlar, Tanrı´dan bir gazaba ugradılar da uzerlerine asagılanma (damgası) vuruldu. Bu, Tanrı´nın ayetlerine kufretmeleri ve peygamberleri haksız yere oldurmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi asmaları dolayısıyladır

    [113] Onların hepsi bir degildir. Kitap ehlinden bir ummet vardır ki gece vaktinde ayakta durup Tanrı´nın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar

    [114] Bunlar Tanrı´ya ve ahiret gunune inanır, maruf olanı buyurur, munkerden sakındırır ve hayırlarda yarısırlar. Iste bunlar salih olanlardandır

    [115] Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar (yukferuh). Tanrı, muttakileri bilendir

    [116] Gercekten kafirlerin ise, ne malları, ne cocukları, onlara Tanrı´dan yana bir sey saglayamaz. Iste onlar, atesin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır

    [117] Onların bu dunya hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmis olan bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu sogukluktaki bir ruzgara benzer ki onu (ekini) helak etmistir. Tanrı, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler

    [118] Ey inananlar, sizden olmayanları sırdas edinmeyin. Onlar size kotuluk ve zarar vermeye calısıyor; size zorlu bir sıkıntı verecek seyden hoslanırlar. Bugz (ve dusmanlıkları) agızlarından dısa vurmustur, sinelerinin gizli tuttukları ise daha buyuktur. Size ayetleri acıkladık; belki akledersiniz

    [119] Sizler iste boylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tumune inanırsınız, onlar sizinle karsılastıklarında "inandık" derler, kendi baslarına kaldıklarında ise, size olan kin ve ofkelerinden dolayı parmak uclarını ısırırlar. De ki: "Kin ve ofkenizle olun". Suphesiz Tanrı, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [120] Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kotuluk isabet ettigindeyse buna sevinirler. Eger siz sabreder ve sakınırsanız, onların "hileli duzenleri" size hicbir zarar veremez. Suphesiz, Tanrı, yapmakta olduklarını kusatandır

    [121] Hani sen, inanclıları savasmak icin elverisli yerlere yerlestirmek icin ehlinden (ailenden) erkenden ayrılmıstın. Tanrı isitendir, bilendir

    [122] O zaman sizden iki grup neredeyse ´cozulup geri cekilmek´ istemisti. Oysa Tanrı onların (velisi) yardımcısıydı. Artık inanclılar yalnızca Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [123] Andolsun, siz gucsuz iken Tanrı size Bedir´de yardımıyla zafer verdi. Su halde Tanrı´dan sakının, O´na sukredebilesiniz

    [124] Sen muminlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmis uc bin kisiyle yardım iletmesi size yetmez mi ?" diyordun

    [125] Evet, eger sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden ustunuze cullanıverirlerse, rabbiniz size meleklerden nisanlı bes bin kisiyle yardım ulastıracaktır

    [126] Tanrı bunu (yardımı) size ancak bir mujde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. ´Yardım ve zafer´ (nusret) ancak ustun ve guclu, hukum ve hikmet sahibi olan Tanrı´nın katındandır

    [127] (Ki bununla) Kufredenlerin onde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da ´umutları suya dusmusler olarak´ onları tepesi asagı getirsin de geri donup gitsinler. (kalebenin nerede oldugu bulunacak)

    [128] (Tanrı´nın) Onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azablandırması buyrugundan sana bir sey (sorumluluk ve gorev) yoktur

    [129] Goklerde ve yerde olanların tumu Tanrı´nındır. Kimi dilerse bagıslar, kimi dilerse azablandırır. Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [130] Ey inananlar, faizi kat kat arttırılmıs olarak yemeyin. Ve Tanrı´dan sakının, umulur ki kurtulursunuz

    [131] Ve kafirler icin hazırlanmıs olan atesten sakının

    [132] Tanrı´ya ve elcisine itaat edin, ki merhamet olunasınız

    [133] rabbinizden olan magfiret ve eni goklerle yer kadar olan cennete (kavusmak icin ) yarısın; o, muttakiler icin hazırlanmıstır

    [134] Onlar, bollukta da , darlıkta da infak edenler, ofkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların) dan bagıslama ile (vaz) gecenlerdir. Tanrı, iyilik yapanları sever

    [135] Ve ´cirkin bir hayasızlık´ isledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman. Tanrı´yı hatırlayıp hemen gunahlarından dolayı bagıslanma isteyenlerdir. Tanrı´dan baska gunahları bagıslayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kotu seylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir

    [136] Iste bunların karsılıgı, rablerinden bagıslanma ve icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Boyle) yapıp edenlere ne guzel bir karsılık (ecir var)

    [137] Gercek su ki, sizden once nice sunnetler gelip gecmistir. Bundan dolayı yeryuzunde gezip dolasın da yalanlayanların ugradıkları sonuc nasıl oldu bir gorun

    [138] Bu (Kuran) insanlar icin beyan sakınanlar icin de bir hidayet ve oguttur

    [139] Gevsemeyin, uzulmeyin; eger inanclılarsanız en ustun olan sizlersiniz

    [140] Eger bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara degmistir. Iste o gunleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Tanrı´nın inananları belirtip ayırması ve sizden sahidler (veya sehidler) edinmesi icindir. Tanrı, zulmedenleri sevmez

    [141] (Yine bu) Tanrı´nın, inananları arındırması ve kafirleri yok etmesi icindir

    [142] Yoksa siz, Tanrı, icinizden cihad edenleri belirtip ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip ayırdetmeden cennete gireceginizi mi sandınız

    [143] Andolsun, siz onunla karsılasmadan once olumu temenni ediyordunuz. Iste onu gordunuz, ama bakıp duruyorsunuz

    [144] Muhammed yalnızca bir elcidir. Ondan once nice elciler gelip gecmistir. Simdi o olurse ya da oldurulurse, siz topuklarınız uzerinde geriye mi doneceksiniz (kalebtum)? Iki topugu uzerinde geri donen (yenkalib) kimse Tanrı´ya kesinlikle zarar veremez. Tanrı, sukredenleri pek yakında odullendirecektir

    [145] Tanrı´nın izni olmaksızın hic bir nefs icin olmek yoktur. O, suresi-belirtilmis (mueccela)bir yazıdır. Kim dunyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz sukredenleri pek yakında odullendirecegiz

    [146] Nice peygamberle birlikte bircok rabbani (bilginler) savasa girdiler de, Tanrı yolunda kendilerine isabet eden (gucluk ve mihnet)den dolayı ne gevseklik gosterdiler, ne boyun egdiler. Tanrı, sabredenleri sever

    [147] Onların soyledikleri: "Rabbimiz, gunahlarımızı ve buyrugumuzdaki / buyrultumuzdaki asırılıklarımızı / ihmalimizi bagısla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) saglamlastır ve bize kafirler kavmine karsı yardım et" demelerinden baska bir sey degildi

    [148] Boylece Tanrı, dunya ve ahiret sevabının guzelligini onlara verdi. Tanrı iyilikte bulananları sever

    [149] Ey inananlar, eger kafirlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız uzerinde gerisin-geri cevirirler (fetenkalibu), boylece buyuk husrana ugrayanlara donersiniz

    [150] Hayır, sizin mevlanız Tanrı´dır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır

    [151] Kendisi hakkında hic bir delil indirmedigi seyi Tanrı´ya ortak kostuklarından dolayı kufredenlerin kalplerine korku salacagız. Onların barınma yerleri atestir. Zalimlerin konaklama yeri ne kotudur

    [152] Andolsun, Tanrı size verdigi sozunde sadık kaldı; siz O´nun izniyle onları kırıp geciriyordunuz. Oyle ki sevdiginiz (zafer)i size gosterdikten sonra siz yılgınlık gosterdiniz, isyan ettiniz ve buyruk hakkında cekistiniz. Sizden kiminiz dunyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Tanrı) denemek icin sizi ondan cevirdi. Ama (yine de) sizi bagısladı. Tanrı inanclılara karsı fazl sahibi olandır

    [153] Siz o zaman durmaksızın uzaklasıyor, kimseye donup bakmıyordunuz. Elci de surekli sizi arkadan cagırıyordu. (Tanrı) Elinizden kacırdıklarınıza ve size isabet edene uzulmemeniz icin sizi kederden kedere ugrattı. Tanrı, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [154] Sonra kederin ardından uzerinize bir guvenlik (emeneten) (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, icinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine dusmustu; Tanrı´ya karsı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak : "Bu buyruktan bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Suphesiz buyrugun tumu Tanrı´nındır". Onlar, sana acıklamadıkları seyi iclerinde gizli tutuyorlar, "Bu buyruktan bize bir sey olsaydı, biz burada oldurulmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da uzerlerine oldurulmesi yazılmıs olanlar yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Tanrı, sinelerenizdekini denemek ve kalplerinizdekini arındırmak icin (yaptı). Tanrı, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [155] Iki toplulugun karsı karsıya geldikleri gun, sizden geri donenleri, kazandıkları bazı seyler dolayısıyla seytan onların ayagını kaydırmak istemisti. Ama andolsun ki, Tanrı onları affetti. Suphesiz Tanrı, bagıslayandır, yumusak olandır

    [156] Ey inananlar, kafirler ile yeryuzunde gezip dolasırken veya savasta bulundukları sırada (olen) kardesleri icin: "Yanımızda olsalardı olmezlerdi, oldurulmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Tanrı, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve olduren Tanrı´dır. Tanrı, yaptıklarınızı gorendir

    [157] Andolsun, eger Tanrı yolunda oldurulur ya da olurseniz, Tanrı´dan olan bir bagıslanma ve rahmet, onların butun toplamakta olduklarından daha hayırlıdır

    [158] Andolsun, olseniz de, oldurulseniz de suphesiz Tanrı´ya (varıp) toplanacaksınız

    [159] Tanrı´dan bir rahmet dolayısıyla onlara yumusak davrandın. Eger kaba, katı kalpli olsaydın onlar cevrenden dagılır giderlerdi. Oyleyse onları bagısla, onlar icin bagıslanma dile ve buyruk konusunda onlarla musavere et. Eger azmedersen artık Tanrı´ya tevekkul et. Suphesiz Tanrı, tevekkul edenleri sever

    [160] Eger Tanrı size yardım ederse, artık sizi yenilgiye ugratacak yoktur ve eger sizi ´yapayalnız ve yardımsız´ bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Oyleyse inanclılar yalnızca Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [161] Hic bir peygambere, emanete ihanet yarasmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet gunu ihanet ettigiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak odenir. Onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [162] Tanrı´nın rızasına uyan kisi, Tanrı´dan bir gazaba ugrayan ve barınma yeri cehennem olan kisi gibi midir? Ne kotu barınaktır o

    [163] Tanrı katında onlar derece derecedir. Tanrı yaptıklarını gorendir

    [164] Andolsun ki Tanrı inanclılara, iclerinde kendilerinden onlara bir peygamber gondermekle lutufta bulunmustur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti ogretiyor. Ondan once ise onlar apacık bir sapıklık icindeydiler

    [165] Iki misline ugrattıgınız bir musibet size isabet edince mi: "Bu nereden" dediniz ? De ki: "O, sizin kendinizdendir." Suphesiz Tanrı, herseye guc yetirendir

    [166] Iki toplulugun karsı karsıya geldigi gun, size isabet eden ancak Tanrı´nın izniyle idi. (Bu, Tanrı´nın) inanclıları ayırdetmesi; (ve)

    [167] Munafıklık yapanları da belirtmesi icindi. Onlara: "Gelin, Tanrı´nın yolunda savasın ya da savunma yapın" denildiginde: "Biz savasmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gun onlar, inanctan / inanmaktan cok kufre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı agızlarıyla soyluyorlardı. Tanrı onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir

    [168] Onlar, kendileri oturup kardesleri icin : "Eger bize itaat etselerdi, oldurulmezlerdi" diyenlerdir. De ki : "Eger dogru sozluler iseniz, olumu kendinizden savın oyleyse

    [169] Tanrı yolunda oldurulenleri sakın ´oluler´ saymayın. Hayır, onlar, rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar

    [170] Tanrı´nın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinc icindedirler. Onlara arkalarından henuz ulasmayanlara mujdelemeyi isterler ki onlara hic bir korku yoktur, mahzun da olacak degillerdir

    [171] Onlar, Tanrı´dan bir nimeti, bir fazlı (bollugu) ve gercekten Tanrı´nın inanclıların ecrini bosa cıkarmadıgını mujdelemektedirler

    [172] Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Tanrı ve elcisinin cagrısına icabet edenler, iclerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar icin buyuk bir ecir vardır

    [173] Onlar kendilerine insanlar: "Size karsı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde inancları artanlar ve: "Tanrı bize yeter, O ne guzel vekildir" diyenlerdir

    [174] Bundan dolayı, kendilerine hic bir kotuluk dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Tanrı´dan bir nimetle geri donduler. Onlar, Tanrı´nın rızasına uydular. Tanrı, buyuk fazl (ve ihsan) sahibidir

    [175] Iste bu seytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eger inanclılarsanız benden korkun

    [176] Kufurde ´buyuk caba harcayanlar´ seni uzmesin. Cunku onlar, Tanrı´ya hic bir seyle zarar veremezler. Tanrı, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar icin buyuk bir azab vardır

    [177] Onlar, inanca / inanmaya karsılık kufru satın alanlardır. Onlar, Tanrı´ya hic bir seyle zarar veremezler. Onlar icin acıklı bir azab vardır

    [178] O kafirler, kendilerine tanıdıgımız sureyi sakın kendileri icin hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak gunahları daha da artsın, diye sure vermekteyiz. Onlar icin asagılatıcı bir azab vardır

    [179] Tanrı, murdar olanı, temiz olandan ayırd edinceye kadar inanclıları, sizin kendisi uzerinde bulundugunuz durumda bırakacak degildir. Tanrı sizi gayb uzerine muttali kılacak degildir. Ama Tanrı, elcilerinden diledigini secer. Oyleyse siz de Tanrı´ya ve elcisine inanın. Eger inanır ve sakınırsanız sizin icin buyuk bir ecir vardır

    [180] Tanrı´nın, bol ihsanından kendilerine verdigi seylerde cimrilik edenler, bunun kendileri icin hayırlı oldugunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar icin serdir; kıyamet gunu, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Goklerin ve yerin mirası Tanrı´nındır. Tanrı yaptıklarınızdan haberi olandır

    [181] Andolsun; "Gercek, Tanrı fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sozlerini Tanrı isitmistir. Onların bu sozlerini ve peygamberleri haksız yere oldurmelerini yazacagız ve: "Yakıcı olan azabı tadın" diyecegiz

    [182] Bu, ellerinizin onden sunduklarıdır. Tanrı, gercekten kullara zulmedici degildir

    [183] Tanrı bize atesin yiyecegi bir kurban getirmedikce hicbir elciye inanmamamız konusunda and verdi" diyenlere de ki: "Suphesiz, benden once nice elciler, apacık belgeler ve soylediklerinizle geldi; eger, siz dogru idiyseniz, o halde onları ne diye oldurdunuz

    [184] Eger seni yalanlarlarsa, senden once apacık belgeler, Zeburlar ve aydınlık kitapla gelen ecileri de yalanlamıslardır

    [185] Her nefs olumu tadıcıdır. Kıyamet gunu elbette ecirleriniz eksiksizce odenecektir. Kim atesten uzaklastırılır ve cennete sokulursa, artık o gercekten kurtulusa ermistir. Dunya hayatı, aldatıcı metadan baska bir sey degildir

    [186] Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden once kendilerine kitap verilenlerden ve sirk kosmakta olanlardan elbette cok eziyet verici (sozler) isiteceksiniz. Eger sabreder ve sakınırsanız (bu) buyruklara olan azimdendir

    [187] Hani kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara acıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin soz almıstı. Fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karsılık az bir degeri satın aldılar. O aldıkları sey ne kotudur

    [188] Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları seyler nedeniyle ovulmekten hoslananları (kazanclı) sayma; onları azaptan kurtulmus olarak sayma. Onlar icin acı bir azap vardır

    [189] Goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır. Tanrı, her seye guc yetirendir

    [190] Suphesiz goklerin ve yerin yaratılısında, gece ile gunduzun ardarda gelisinde temiz akıl sahipleri icin gercekten ayetler vardır

    [191] Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Tanrı´yı zikrederler ve goklerin ve yerin yaratılısı konusunda dusunurler (yetefekkerune). (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu bosuna yaratmadın. Sen pek yucesin, bizi atesin azabından koru

    [192] Rabbimiz, suphesiz sen kimi atese sokarsan, artık onu ´hor ve asagılık´ kılmıssındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur

    [193] Rabbimiz, biz: "Rabbinize inanın" diye inanmaya / inanca cagrıda bulunan / cagıran bir cagrıcıyı isittik, hemen inandık. Rabbimiz, bizim gunahlarımızı bagısla, kotuluklerimizi ort (keffir) ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte oldur

    [194] Rabbimiz, elcilerine vaadettiklerini bize ver, kıyamet gununde de bizi ´hor ve asagılık´ kılma. Suphesiz Sen, va´dine muhalefet etmeyensin

    [195] Nitekim rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Suphesiz ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir iste bulunanın isini bosa cıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. Iste, hicret edenlerin, yurtlarından surulup cıkarılanların ve yolumda iskence gorenlerin, carpısıp oldurulenlerin, mutlaka kotuluklerini ortecegim (keffirenne) ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacagım. (Bu,) Tanrı katından bir karsılık (sevap)tır. (O) Tanrı, karsılıgın (sevabın) en guzeli O´nun katındadır

    [196] Kufredenlerin ulke ulke donup dolasmaları (tekallub) seni aldatmasın

    [197] (Bu) Az bir yarar(lanma)dır. Sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. Ne kotu bir yataktır o

    [198] Ama rablerinden korkup sakınanlar; onlar icin Tanrı katında -bir solen olarak- altlarından ırmaklar akan -icinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. Iyilik yapanlar icin, Tanrı´nın katında olanlar daha hayırlıdır

    [199] Suphesiz, Kitap ehlinden Tanrı´ya, size indirilene ve kendilerine indirilene -Tanrı´ya derin saygı gosterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Tanrı´nın ayetlerine karsılık olarak az bir degeri satın almazlar. Suphesiz, Tanrı hesabı cok cabuk gorendir

    [200] Ey inananlar, sabredin ve sabırda yarısın, (sınırlarda) nobetlesin. Tanrı´dan korkun. Umulur ki kurtulursunuz

    Nisâ

    Surah 4

    [1] Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan, ondan esini yaratan ve her ikisinden bircok erkek ve kadın turetip yayan rabbinizden korkup sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dileklestiginiz Tanrı´dan ve akrabalık (baglarını koparmak)tan sakının. Suphesiz Tanrı, sizin uzerinizde gozeticidir

    [2] Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı degistirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Cunku bu, buyuk bir suctur

    [3] Eger yetim (kız)lar konsunda adaleti yerine getiremeyeceginizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla degil) size helal olan (baska) kadınlardan ikiser, ucer, dorder olmak uzere nikahlayın. Sayet adaleti saglayamayacagınızdan korkarsanız, o zaman bir (es) ya da sag ellerinizin malik oldugu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır

    [4] Kadınlara mehirlerini gonulden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gonul hosluguyla size ondan bir seyi bagıslarlarsa, onu da afiyetle, ic huzuruyla yiyin

    [5] Tanrı´nın sizin icin (kendileriyle hayatınızı) kaim (geciminizi saglamaya destekleyici bir arac) kıldıgı mallarınızı dusuk akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara guzel (maruf) soz soyleyin

    [6] Yetimleri, nikaha erisecekleri caga kadar deneyin; sayet kendilerinde bir (rusd) olgunlasma gordunuz mu, hemen onlara mallarını verin. Buyuyecekler diye israf ile carcabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya calıssın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve orfe uygun) bir sekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiginiz zaman, onlara karsı sahid bulundurun. Hesap gorucu olarak Tanrı yeter

    [7] Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler icin bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar icin de bir pay vardır. Bunun azından ve cogundan farz kılınmıs bir pay vardır

    [8] (Mirası) Bolusme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara guzel (maruf) soz soyleyin

    [9] Arkalarında bıraktıkları zayıf cocuklarından dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar icin de ) icleri urpertiyle titresin. Tanrı´dan korksunlar ve onlara dogru soz soylesinler

    [10] Gercekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ates doldurmus olurlar. Onlar, cirkin bir atese gireceklerdir

    [11] Cocuklarınız konusunda Tanrı, erkege iki disinin hissesi kadar tavsiye eder. Eger onlar ikiden cok kadın ise (olunun) geride bıraktıgının ucte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Olenin) Bir cocugu varsa, geriye bıraktıgından anne-ve-babadan her biri icin altıda bir, cocugu olmayıp da anne-ve-baba ona mirascı ise, bu durumdan annesi icin ucte bir vardır. Onun kardesleri varsa o zaman annesi icin altıda birdir. (Ancak bu hukumler, olenin) Ettigi vasiyet veya (varsa) borcun dusulmesinden sonradır. Babalarınız, ogullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın oldugunu bilmezsiniz. (Bunlar) Tanrı´dan bir farzdır. Suphesiz Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibi olandır

    [12] Eslerinizin, eger cocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Sayet cocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borctan sonra- bu durumda bıraktıklarının dortte biri sizindir. Sizin cocugunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dortte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eger sizin cocugunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hukumler,) Edeceginiz vasiyet veya (varsa) borcun dusulmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, cocugu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardesi bulunursa onlardan her biri icin altıda bir vardır. Eger bunda fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borctan sonra- ucte bir´de -zarara ugratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Tanrı´dan bir vasiyettir. Tanrı, bilendir (kullara) yumusak olandır

    [13] Bunlar, Tanrı´nın sınırlarıdır. Kim Tanrı´ya ve elcisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Iste buyuk kurtulus ve mutluluk budur

    [14] Kim Tanrı´ya ve elcisine isyan eder ve onun sınırlarını asarsa, onu da icinde ebedi kalacagı atese sokar. Onun icin alcaltıcı bir azab vardır

    [15] Kadınlarınızdan fuhus yapanların aleyhinde olmak uzere icinizden dort sahid tutun. Eger sehadet ederlerse, onları, olum alıp goturunceye veya Tanrı onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun

    [16] Sizlerden fuhus yapanların, her ikisine eziyet edin. Eger tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgecin. Suphesiz Tanrı, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

    [17] Tanrı´nın (kabulunu) uzerine aldıgı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kotuluk yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). Iste Tanrı, boylelerinin tevbelerini kabul eder. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibi olandır

    [18] Tevbe; ne, kotulukleri yapıp edip de onlardan birine olum catınca: "Ben simdi gercekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak olenler icin degil. Boyleleri icin acı bir azab hazırlamısızdır

    [19] Ey inananlar, kadınlara zorla mirascı olmaya kalkısmanız helal degildir. Apacık olan ´cirkin bir hayasızlık´ yapmadıkları surece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) icin onlara baskı yapmanız da (helal degildir). Onlarla guzellikle gecinin. Sayet onlardan hoslanmadınızsa, belki, bir sey hosunuza gitmez, ama Tanrı onda cok hayır kılar

    [20] Bir esi bırakıp yerine bir baska esi almak isterseniz, onlardan birine (oncekine) yuklerle (mal ve para) vermisseniz bile ondan hic bir sey almayın. Ona iftira ederek ve apacık bir gunaha girerek verdiginizi alacak mısınız

    [21] Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmıs (birleserek icli-dıslı olmus)tınız. Onlar sizden kesin bir guvence (kuvvetli bir ahid) de almıslardı

    [22] Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) gecen gecmistir. Cunku bu, ´cirkin bir hayasızlık´ ve ´ofke duyulan bir igrencliktir´. Ne kotu bir yoldu o

    [23] Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardesleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeslerin kızları, kız kardeslerin kızları, sizi emziren (sut) anneleriniz , (sut) kız kardesleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdege) girdiginiz kadınlarınızdan olup koruyuculugunuz altında bulunan uvey kızlarınız -onlarla gerdege girmemisseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sulbunuzden olan ogullarınızın esleri ve iki kız kardesi bir araya getirdiginiz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) gecen gecmistir. Suphesiz, Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [24] Sag ellerinizin malik oldugu (cariyeler) dısındaki kadınlardan ´evli ve ozgur´ olanlarla da (evlenmeniz haramdır). Bunlar, Tanrı´nın uzerinize yazdıgıdır. Bunların dısında kalanı iffetlerini koruyup fuhusta bulunmamak uzere mallarınızla(mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Oyleyse onlardan hangi seyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ucret (mehir)lerini tesbit edildigi miktarıyla odeyin. Miktarın tesbitinden sonra, karsılıklı hosnud oldugunuz bir sey konusunda ustunuze bir sorumluluk yoktur. Suphesiz Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibi olandır

    [25] Icinizden ozgur inanclı(kadın)ları nikahlamaya guc yetiremeyenler, o zaman sag ellerinizin malik oldugu inanclı cariyelerinizden (alsın). Tanrı sizin inancınızı en iyi bilendir. Oyleyse onları, fuhusta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemisler olarak ehlinin izniyle nikahlayın. Onlara ucretlerini (mehirlerini) maruf (guzel ve orfe uygun) bir sekilde verin. Evlendikten sonra fuhus yapacak olurlarsa, ozgur kadınlar uzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın). Bu, sizden gunaha sapmaktan endise edip korkanlar icindir. Sabrederseniz sizin icin daha hayırlıdır. Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [26] Tanrı, size acıklayarak anlatmak, sizi sizden oncekilerin sunnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [27] Tanrı, tevbelerinizi kabul etmek ister; sehvetleri ardınca gidenler ise, sizin buyuk bir sapma ile sapmanızı isterler

    [28] Tanrı (agır yukleri) sizden hafifletmek ister: (Cunku) insan zayıf olarak yaratılmıstır

    [29] Ey inananlar, mallarınızı, sizden karsılıklı anlasmadan (dogan) bir ticaretten baska haksız ´nedenler ve yollarla´ (batılca) yemeyin. Ve kendi nefslerinizi oldurmeyin. Suphesiz, Tanrı sizi cok esirgeyendir

    [30] Kim haddi asarak ve zulmederek boyle yaparsa, biz onu atese gondeririz. Bu Tanrı icin pek kolaydır

    [31] Size yasaklanan buyuk gunahlardan kacınırsanız, sizin kusurlarınızı orteriz (keffir) ve sizi ´onurlu-ustun´ bir makama sokarız

    [32] Tanrı´nın kendisiyle kiminizi kiminize gore ustun kıldıgı seyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (oldugu gibi) kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Tanrı´dan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gercekten, Tanrı her seyi bilendir

    [33] Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirascılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bagladıgı kimselere de kendi paylarını verin. Suphesiz, Tanrı, her seye sahid olandır

    [34] Allah´ın, bazısını bazısına ustun kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar uzerinde ´sorumlu gozeticidir´. Saliha kadınlar, gonulden (Tanrı´ya), itaat edenler, Tanrı nasıl koruduysa gorunmeyeni koruyanlardır. Nusuzundan korktugunuz kadınlara (once) ogut verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifce) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Dogrusu Tanrı yucedir, buyuktur

    [35] (Kadın ile kocanın) Aralarının acılmasından korkarsanız, bu durumda erkegin ehlinden (ailesinden) bir hakem, kadının da ehlinden (ailesinden) bir hakem gonderin. Bunlar, (arayı) duzeltmek isterlerse, Tanrı da aralarında basarı saglar. Suphesiz, Tanrı, bilendir, haberdar olandır

    [36] Tanrı´ya ibadet edin ve O´na hic bir seyi ortak kosmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komsuya, uzak komsuya, yanınızdaki arkadasa, yolda kalmısa ve sag ellerinizin malik olduklarına guzellikle davranın. Cunku, Tanrı, her buyukluk taslayıp boburleneni sevmez

    [37] Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriligi buyururlar. Tanrı´nın fazlından kendilerine verdigini gizli tutarlar. Biz o kafirlere asagılatıcı bir azab hazırlamısızdır

    [38] Ve onlar mallarını insanlara gosteris olsun diye infak ederler, Tanrı´ya ve ahiret gunune de inanmazlar. Seytan kime arkadas olursa, artık ne kotu bir arkadastır o

    [39] Tanrı´ya ve ahiret gunune inananarak Tanrı´nın kendilerine verdigi rızıktan infak etselerdi aleyhlerine mi olurdu? Tanrı, onları iyi bilendir

    [40] Gercek su ki, Tanrı zerre agırlıgı kadar haksızlık yapmaz. (Bu agırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek buyuk bir ecir verir

    [41] Her ummetten bir sahid getirdigimiz ve onların uzerine seni sahit olarak getirdigimiz zaman nasıl olacak

    [42] O gun, kufredip elciye isyan edenler, yerle bir olmayı ´severek isteyecekler´ Oysa Tanrı´dan hic bir sozu gizleyemezler

    [43] Ey inananlar, sarhos iken, ne dediginizi bilinceye ve cunup iken de -yolculukta olmanız haric- gusul edinceye kadar namaza yaklasmayın. Eger hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmisseniz yahud kadınlara dokunmus da su bulamamıssanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmum edin, (hafifce) yuzlerinize ve ellerinize surun. Suphesiz, Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [44] Kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklıgı satın aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini gormedin mi

    [45] Tanrı, sizin dusmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en guvenilir bir dost) olarak Tanrı yeter, bir yardımcı olarak da Tanrı yeter

    [46] Kimi yahudiler kelimeleri ´konuldukları yerlerden´ saptırırlar ve dillerini egip bukerek ve dine bir kin ve hınc besleyerek: "Dinledik ve karsı geldik. Isit, -isitmez olası- ve ´Raina´ (bizi gut, bize bak) derler. Eger onlar: "Isittik ve itaat ettik, sen de isit ve bizi gozet" deselerdi elbette kendileri icin daha hayırlı ve daha dogru olurdu. Fakat Tanrı onları kufurleri dolayısıyla lanetlemistir. Boylece onlar, az bir bolumu dısında inanmazlar

    [47] Ey kendilerine kitap verilenler birtakım yuzleri silip de arkalarına cevirmeden ya da cumartesi adamlarını [o gun yasagı cigneyenleri] lanetledigimiz gibi onları da lanetlemeden evvel yanınızdakini [Tevrat ve Incil´i] dogrulayıcı olarak indirdigimize (Kuran´a) inanın. Tanrı´nın buyrugu yapılagelmistir

    [48] Gercekten, Tanrı, kendisine sirk kosulmasını bagıslamaz. Bunun dısında kalanı ise, diledigini bagıslar. Kim Tanrı´ya sirk kosarsa, dogrusu buyuk bir gunahla iftira etmis olur

    [49] Kendilerini (ovguyle) temize cıkaranları gormedin mi ? Hayır; Tanrı, diledigini temizleyip yuceltir. Onlar, ´bir hurma cekirdegindeki iplikcik kadar´ bile haksızlıga ugratılmazlar

    [50] Tanrı´ya karsı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apacık bir gunah olarak yeter

    [51] Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri gormedin mi? Onlar taguta ve cibte inanıyorlar ve diger kafirler icin: "Bunlar inananlardan daha dogru bir yoldadır" diyorlar

    [52] Iste bunlar Tanrı´nın kendilerini lanetledigidir. Tanrı´nın kendisini lanetledigine hic bir yardımcı bulamazsın

    [53] Yoksa onların mulk´ten bir payları mı var ? Eger oyle olsaydı, insanlara ´cekirdegin sırtındaki kucucuk bir tomurcugu´ bile vermezlerdi

    [54] Yoksa onlar, Tanrı´nın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Dogrusu biz, Ibrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik; onlara buyuk bir mulk de verdik

    [55] Boylece, onlardan kimi ona inandı, kimi ona sırt cevirdi. Cılgın ates olarak cehennem yeter

    [56] Ayetlerimize kufredenleri suphesiz atese sokacagız. Derileri yanıp dokuldukce, azabı tatmaları icin onları baska derilerle degistirecegiz. Gercekten, Tanrı guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [57] Inanıp salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere sokacagız. Onda onlar icin tertemiz kılınmıs esler vardır. Ve onları, ´ne sıcak-ne soguk, tam kararında golgelige´ sokacagız

    [58] Suphesiz Tanrı, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hukmettiginizde adaletle hukmetmenizi buyuruyor. Bununla Tanrı, size ne guzel ogut veriyor... Dogrusu Tanrı, isitendir, gorendir

    [59] Ey inananlar, Tanrı´ya itaat edin, elciye itaat edin ve sizden olan buyruk sahiplerine / buyurganlara da. Eger bir seyde anlasmazlıga duserseniz, artık onu Tanrı´ya ve elcisine donderin. Sayet Tanrı´ya ve ahiret gunune inanıyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuc bakımından da daha guzeldir

    [60] Sana indirilene ve senden once indirilene gercekten inandıklarını one surenleri gormedin mi? Bunlar, tagutun onunde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlara onu yadsımaları buyrulmustur. Seytan da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak ister

    [61] Onlara: "Tanrı´nın indirdigine ve elciye gelin" denildiginde, o munafıkların senden kacabildiklerince kactıklarını gorursun

    [62] Oyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek : "Kuskusuz, biz iyilikten ve uzlastırmaktan baska bir sey istemedik" diye Tanrı´ya yemin ederler

    [63] Iste bunların, Tanrı kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen onlardan yuz cevir, onlara ogut ver ve onlara nefslerine iliskin acık ve etkileyici soz soyle

    [64] Biz elcilerden hic kimseyi ancak Tanrı´nın izniyle kendisine itaat edilmesinden baska bir seyle gondermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde sayet sana gelip Tanrı´dan bagıslama dileselerdi ve elci de onlar icin bagıslama dileseydi, elbette Tanrı´yı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı

    [65] Hayır oyle degil; rabbine andolsun, aralarında cekistikleri seylerde seni hakem kılıp sonra senin verdigin hukme, iclerinde hic bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkca inanmıs olmazlar

    [66] Eger gercekten biz, onlara: "Kendinizi oldurun ya da yurtlarınızdan cıkın" diye yazmıs olsaydık, onlardan az bir bolumu dısında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen ogudu yerine getirselerdi, bu suphesiz onlar icin hayırlı ve daha saglam olurdu

    [67] Biz de onlara, o zaman yanımızdan buyuk bir ecir verirdik

    [68] Ve onları mutlaka dosdogru yola yoneltip iletirdik

    [69] Kim Tanrı´ya ve Resul´e itaat ederse, iste onlar Tanrı´nın kendilerine nimet verdigi peygamberler, dogrular (veya dogrulayanlar), sehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadastır onlar

    [70] Bu fazl (bol ihsan), Tanrı´dandır. Bilen olarak Tanrı yeter

    [71] Ey inananlar, (dusmanlarınıza karsı) tedbirinizi alın da savasa boluk boluk cıkın ya da topluca cıkın

    [72] Suphesiz icinizden agır davrananlar vardır. Sayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Dogrusu Tanrı, bana nimet verdi, cunku onlarla birlikte olmadım" der

    [73] Eger size Tanrı´dan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hic bir yakınlık yokmus gibi kuskusuz soyle der; "Keske onlarla birlikte olsaydım, boylece ben de buyuk ´kurtulus ve mutluluga´ erseydim

    [74] Oyleyse, dunya hayatına karsılık ahireti satın alanlar, Tanrı yolunda savassınlar; kim Tanrı yolunda savasırken, oldurulur ya da galip gelirse ona buyuk bir ecir verecegiz

    [75] Size ne oluyor ki, Tanrı yolunda ve : "Rabbimiz, bizi ehli zalim olan bu ulkeden cıkar, bize katından bir veli gonder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve cocuklardan zayıf bırakılmıslar adına savasmıyorsunuz

    [76] Inananlar Tanrı yolunda savasırlar; kafirler ise tagut yolunda savasırlar; oyleyse seytanın dostlarıyla savasın. Hic suphesiz, seytanın hileli duzeni pek zayıftır

    [77] Kendilerine; "Elinizi (savastan) cekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri gormedin mi? Oysa savas uzerlerine yazıldıgında, onlardan bir grup insanlardan Tanrı´dan korkar gibi -hatta daha da siddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savası uzerimize yazdın, bizi yakın bir sureye (ecelin) ertelemeli degil miydin?" dediler. De ki: "Dunyanın metaı azdır, ahiret ise muttakiler icin daha hayırlıdır ve siz ´bir hurma cekirdegindeki ipince bir iplik kadar´ bile haksızlıga ugratılmayacaksınız

    [78] Her nerede olursanız olum sizi bulur; yuksekce yerlerde tahkim edilmis satolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu Tanrı´dandır" derler; onlara bir kotuluk dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tumu Tanrı´dandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluga, hic bir sozu kavramaya (yefkahune) calısmıyorlar

    [79] Sana iyilikten her ne gelirse Tanrı´dandır, kotulukten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elci olarak gonderdik; sahid olarak Tanrı yeter

    [80] Kim Resul´e itaat ederse, gercekte Tanrı´ya itaat etmis olur. Kim de yuz cevirirse, Biz seni onların uzerine koruyucu gondermedik

    [81] Tamam, kabul" derler. Ama yanından cıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin soylediginin tersini kurarlar. Tanrı, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yuz cevir ve Tanrı´ya tevekkul et. Vekil olarak Tanrı yeter

    [82] Onlar hala Kuran´ı iyice dusunmuyorlar mı? Eger o, Tanrı´dan baskasının katından olsaydı, kuskusuz icinde bircok aykırıklar (celiskiler, ihtilaflar) bulacaklardı

    [83] Kendilerine guven (emni) veya korku buyrugu [butun ceviriler buradaki emr´i haber yapmıs] geldiginde, onu yaygınlastırıverirler / yayarlar. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan buyruk sahiplerine / buyurganlara goturmus olsalardı, onlardan ´sonuc cıkarabilenler´ onu bilirlerdi. Tanrı´nın uzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız dısında herhalde seytana uymustunuz

    [84] Artık sen Tanrı yolunda savas, kendinden baskasıyla yukumlu tutulmayacaksın. Inanclıları hazırlayıp tesvik et. Umulur ki Tanrı, kafirlerin agır baskılarını geri puskurtur. Tanrı, ´kahredici baskısıyla´ daha zorlu, acı sonuclandırmasıyla da daha zorludur

    [85] Kim, guzel bir aracılıkla aracılıkta (sefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kotu bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Tanrı her seyin uzerinde koruyucudur

    [86] Bir selamla selamlandıgınızda, siz ondan daha guzeliyle selam verin ya da aynıyla karsılık verin. Suphesiz, Tanrı her seyin hesabını tam olarak yapandır

    [87] Tanrı; O´ndan baska tanrı yoktur. Kendisinde hic bir suphe olmayan kıyamet gununde sizleri muhakkak toplayacaktır. Tanrı´dan daha dogru sozlu kimdir

    [88] Su halde munafıklar konusunda ikiye bolunmeniz ne diye? Oysa Tanrı, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmistir. Tanrı´nın saptırdıgını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Tanrı kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın

    [89] Onlar, kendilerinin kufretmeleri gibi sizin de kufretmenizi istediler. Boylelikle bir olacaktınız. Oyleyse Tanrı yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Sayet yine yuz cevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele gecirirseniz oldurun. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı

    [90] Ancak sizinle aralarında andlasma bulunan bir kavme sıgınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savasmak (istemeyip bun)dan goguslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Tanrı dileseydi, onları ustunuze saldırtır, boylece sizinle carpısırlardı. Eger sizden uzak durur (geri cekilir), sizinle savasmaz ve barıs (sartların)ı size bırakırlarsa, artık Tanrı, sizin icin onların aleyhinde bir yol kılmamıstır

    [91] Digerlerini de hem sizden guvende (yemenukum) olmayı, hem de kendi kavimlerinden guvende (yemenu) olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri cagrılıslarında icine basasagı (balıklama) dalarlar. Sayet sizden uzak durmaz, barıs (sartların)ı size bırakmaz ve ellerini cekmezlerse, artık onları her nedere bulursanız tutun ve onları oldurun. Iste size, onların aleyhinde apacık olan ´destekleyici bir delil´ kıldık

    [92] Bir inanclıya, -hata sonucu olması dısında- bir baska inanclıyı oldurmesi yakısmaz. Kim bir inanclıyı ´hata sonucu´ oldururse, inanclı bir koleyi ozgurlugune kavusturması ve ehline (ailesine) teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bagıslamaları baska. Eger o, inanclı oldugu halde size dusman olan bir topluluktan ise, bu durumda inanclı bir koleyi ozgurluge kavusturması gerekir. Sayet kendileriyle aranızda andlasma olan bir topluluktan ise, bu durumda ehline (ailesine) bir diyet odemek ve bir inanclı koleyi ozgurluge kavusturmak gerekir. (Diyet ve kole ozgurlugu icin gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruc tutmalıdır. Bu, Tanrı´dan bir tevbedir. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [93] Kim bir inanclıyı kasıtlı olarak (taammuden) oldururse cezası, icinde ebedi kalmak uzere cehennemdir. Tanrı ona gazaplanmıs, onu lanetlemis ve ona buyuk bir azab hazırlamıstır

    [94] Ey inananlar, Tanrı yolunda adım attıgınız (savasa cıktıgınız) zaman gerekli arastırmayı yapın ve size [islam gelenegine gore] selam verene, dunya hayatının geciciligine istekli cıkarak: "Sen inanclı degilsin" demeyin. Asıl cok ganimet Tanrı katındadır. Bundan once siz de boyle idiniz; Tanrı size lutufta bulundu. Oyleyse iyice acıklık kazandırın. Suphesiz Tanrı yaptıklarınızdan haberi olandır

    [95] Inanclılardan ozur olmaksızın oturanlar ile Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler esit degildir. Tanrı, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara gore derece olarak ustun kılmıstır. Tumune guzelligi (cenneti) vaadetmistir; ancak Tanrı cihad edenleri oturanlara gore buyuk bir ecirle ustun kılmıstır

    [96] (Onlara) Kendinden dereceler, bagıslanma ve rahmet (vermistir). Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [97] Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son vercekleri zaman derler ki: "Nerde idiniz?" Onlar : "Biz , yeryuzunde zayıf bırakılmıslar (mustaz´aflar) idik". derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz icini Tanrı´nın arzı genis degil miydi?"derler. Iste onların barınma yeri cehennemdir. Ne kotu yataktır o

    [98] Ancak erkeklerden, kadınlardan ve cocuklardan mustaz´aflar olup hic bir careye guc yetiremeyenler ve bir yol (cıkıs) bulamayanlar baska

    [99] Umulur ki Tanrı bunları affeder. Tanrı affedicidir, bagıslayıcıdır

    [100] Tanrı yolunda hicret eden, yeryuzunde barınacak cok yer de bulur, genislik (ve bolluk) da. Tanrı´ya ve Resulu´ne hicret etmek uzere evinden cıkan, sonra kendisine olum gelen kisinin ecri suphesiz Tanrı´ya dusmustur. Tanrı, bagıslayıcıdır, esirgeyicidir

    [101] Yeryuzunde adım attıgınızda (yolculuga ya da savasa cıktıgınızda), kafirlerin size bir kotuluk yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin icin bir sakınca yoktur. Suphesiz kafirler, sizin apacık dusmanlarınızdır

    [102] Iclerinde olup onlara namazı kıldırdıgında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; boylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diger grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da ´korunma araclarını´ ve silahlarını alsınlar. Kafirler, size apansız bir baskın yapabilmek icin, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve muhimmatınız)dan ayrılmıs olmanızı isterler. Yagmur dolayısıyla bir guclugunuz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Suphesiz, Tanrı kafirler icin asagılatıcı bir azab hazırlamıstır

    [103] Namazı bitirdiginizde, Tanrı´yı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık ´guvenlige kavusursanız´ namazı dosdogu kılın. Cunku namaz, inanclılar uzerinde vakitleri belirlenmis bir farzdır

    [104] (Dusmanınız olan) Toplulugu aramakta gevseklik gostermeyin. Siz acı cekiyorsanız, suphesiz onlar da, sizin acı cektiginiz gibi acı cekiyorlar. Oysa siz, onların umud etmediklerini Tanrı´dan umuyorsunuz. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [105] Suphesiz, Tanrı´nın sana gosterdigi gibi insanlar arasında hukmetmen icin biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma

    [106] Ve Tanrı´dan bagıslanma dile. Gercekten Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [107] Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mucadeleye girisme. Hic suphesiz Tanrı, ihanette ilerlemis gunahkarı sevmez

    [108] Onlar, insanlardan gizlerler de Tanrı´dan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sizden (plan olarak) hosnut olmayacagı seyi ´geceleri duzenleyip kurarlarken´, onlarla beraberdir. Tanrı, yapıklarını kusatandır

    [109] Iste siz boylesiniz; dunya hayatında onlardan yana mucadele ettiniz. Peki kıyamet gunu onlardan yana Tanrı´ya mucadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir

    [110] Kim kotuluk isler veya nefsine zulmedip sonra Tanrı´dan bagıslanma dilerse Tanrı´yı bagıslayıcı ve merhamet edici olarak bulur

    [111] Kim bir gunah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıstır. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [112] Kim bir hata veya gunah kazanır da sonra bunu bir sucsuza yuklerse, gercekten o, boyle bir yalan (buhtan)ı ve apacık bir gunahı yuklenmistir

    [113] Eger Tanrı´nın fazlı ve rahmeti senin uzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak icin tasarı kurmustu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hic bir seyle zarar vermezler. Tanrı, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini ogretti. Tanrı´nın uzerinizdeki fazlı cok buyuktur

    [114] Onların ´gizlice soylesmelerinin´ cogunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını duzeltmeyi buyuranlarınki baska. Kim Tanrı´nın rızasını isteyerek boyle yaparsa, artık ona buyuk bir karsılık verecegiz

    [115] Kim kendisine ´dosdogru yol´ apacık belli olduktan sonra, elciye muhalefet ederse ve inanclıların yolundan baska bir yola uyarsa, onu dondugu seyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kotu bir yataktır o

    [116] Hic suphesiz, Tanrı, kedisine sirk kosanları bagıslamaz. Bunun dısında kalanlar ise, (onlardan) diledigini bagıslar. Kim Tanrı´ya sirk kosarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıstır

    [117] Onlar, O´nu bırakıp da (bir takım) disilere taparlar. Onlar o her turlu hayırla iskisi kesilmis seytandan baskasına tapmazlar

    [118] Tanrı onu lanetlemistir. O da (soyle) dedi: "Andolsun, kullarından ´miktarları tesbit edilmis bir grubu´ (kendime usak) edinecegim

    [119] Onları -ne olursa olsun- sasırtıp saptıracagım, en olmadık kuruntulara dusurecegim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini buyuracagım ve Tanrı´nın yarattıklarını degistirmelerini buyuracagım" Kim Tanrı´yı bırakıp da seytanı dost (veli) edinirse, kuskusuz o, apacık bir husrana ugramıstır

    [120] (Seytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara dusuruyor. Oysa seytan, onlara bir aldanıstan baska bir sey va´detmez

    [121] Onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kacacak bir yer bulamayacaklardır

    [122] Inanıp salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere sokacagız. Bu, Tanrı´nın gercek olan vaadidir. Tanrı´dan daha dogru sozlu kim vardır

    [123] Ne sizin kuruntularınızla, ne de Kitap ehlinin kuruntularıyla degil. Kim kotuluk yaparsa, onunla ceza gorur; o, Tanrı´dan baska bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz

    [124] Erkek olsun, kadın olsun inanclı olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve bir ´cekirdegin sırtındaki tomurcuk kadar´ bile haksızlıga ugramayacaklardır

    [125] Iyilik yaparak kendini Tanrı´ya teslim eden ve hanif olan Ibrahim´in dinine uyandan daha guzel dinli kimdir? Tanrı, Ibrahim´i dost edinmistir

    [126] Goklerde ve yerde ne varsa tumu Tanrı´nındır. Tanrı, her seyi kusatandır

    [127] Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara iliskin fetvayı size Tanrı veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediginiz ve kendilerini nikahlamayı istediginiz yetim kadınlar ve zayıf cocuklar (hakkında) ile yetimlere karsı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap´ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, suphesiz Tanrı onu bilir

    [128] Eger bir kadın, kocasının nusuzundan veya ondan yuz cevirip uzaklasmasından korkarsa, barıs ile aralarını bulup duzeltmekte ikisi icin sakınca yoktur. Barıs daha hayırlıdır. Nefisler ise ´kıskanclıga ve bencil tutkulara´ hazır (elverisli) kılınmıstır. Eger iyilik yapar ve sakınırsanız, suphesiz, Tanrı, yaptıklarınızdan haberi olandır

    [129] Kadınlar arasında adaleti saglamaya -ne kadar ozen gosterseniz de- guc yetiremezsiniz. Oyleyse, busbutun (birine) egilim (sevi ve ilgi) gosterip de oburunu askıdaymıs gibi bırakmayın. Eger arayı duzeltir ve sakınırsanız, suphesiz, Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [130] Eger ikisi ayrılacak olurlarsa, Tanrı her birine ´genislik (rızık ve ihsan) kaynaklarından´ kazandırır (ihtiyaclardan korur.) Tanrı, (rahmetiyle) genis olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [131] Goklerde ve yerde ne varsa Tanrı´nındır. Andolsun, biz sizden once kitap verilenlere ve sizlere: "Tanrı´dan korkup sakının" diye tavsiye ettik. Eger kufrederseniz, suphesiz, goklerde ve yerde ne varsa Tanrı´nındır. Tanrı, hic bir seye ihtiyacı olmayan, hamda layık olandır

    [132] Goklerde ve yerde ne varsa Tanrı´nındır. Vekil olarak Tanrı yeter

    [133] Eger dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve baskalarını getirir. Tanrı, buna guc yetirendir

    [134] Kim dunya sevab (yarar)ını isterse, dunyanın da, ahiretin de sevabı Tanrı katındadır. Tanrı isitendir, gorendir

    [135] Ey inananlar, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Tanrı icin sahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; cunku Tanrı onlara daha yakındır. Oyleyse adaletten donup hevanıza uymayın. Eger dilinizi egip buker (sozu geveler) ya da yuz cevirirseniz, suphesiz Tanrı yaptıklarınızdan haberi olandır

    [136] Ey inananlar, Tanrı´ya, elcisine, elcisine indirdigi kitaba ve bundan once indirdigi kitaba inanın. Kim Tanrı´ya, meleklerine, kitaplarına, elcilerine ve ahiret gunune kufrederse, suphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıstır

    [137] Gercek su, inanıp / inandıktan sonra kufredenler, sonra yine inanıp / inandıktan sonra kufredenler, sonra da kufurleri artanlar... Tanrı onları bagıslayacak degildir, onları dogru yola da iletecek degildir

    [138] Munafıklara mujde ver: Onlar icin gercekten acıklı bir azab vardır

    [139] Onlar, inanclıları bırakıp kafirleri veliler edinirler. ´Kuvvet ve onuru (izzeti)´ onların yanında mı arıyorlar? Suphesiz, ´butun kuvvet ve onur´ Tanrı´nındır

    [140] O size Kitapta: "Tanrı´nın ayetlerine kufredildigini ve onlarla alay edildigini isittiginizde, onlar bir baska soze dalıp gecinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Dogrusu Tanrı, munafıkların ve kafirlerin tumunu cehennemde toplayacak olandır

    [141] Onlar sizi gozetleyip duruyorlar. Size Tanrı´dan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte degil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay duserse: "Size ustunluk saglamadık mı, inanclılardan size (gelecek tehlikeleri) onlemedik mi?" derler. Tanrı, kıyamet gunu aranızda hukmedecektir. Tanrı, kafirlere inanclıların aleyhinde kesinlikle yol vermez

    [142] Gercek su ki, munafıklar (sozde), Tanrı´yı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. Insanlara gosteris yaparlar ve Tanrı´yı ancak cok az anarlar

    [143] Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Tanrı kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın

    [144] Ey inananlar, inanclıları bırakıp kafirleri veliler edinmeyin. Kendi aleyhinizde Tanrı´ya apacık olan kesin bir delil vermek ister misiniz

    [145] Gercekten munafıklar, atesin en alcak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın

    [146] Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Tanrı´ya sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Tanrı icin (halis) kılanlar baska; iste onlar inanclılarla beraberdirler. Tanrı inanclılara buyuk bir ecir verecektir

    [147] Eger sukreder ve inanırsanız, Tanrı azabınızla ne yapsın? Tanrı sukrun karsılıgını verendir, bilendir

    [148] Tanrı, zulme ugrayanlar dısında, kotu sozun acıkca soylenmesini sevmez. Tanrı isitendir, bilendir

    [149] Bir hayrı acıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kotulugu bagıslarsanız, suphesiz Tanrı, affedicidir, guc yetirendir

    [150] Tanrı´ya ve elcilerine kufreden, Tanrı ile elcilerinin arasını ayırmak isteyen, "Bazısına inanırız, bazısına kufrederiz" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler

    [151] Iste bunlar, gercekten kafirlerdir. Kafirlere asagılayıcı bir azab hazırlamısızdır

    [152] Tanrı´ya ve Resulu´ne inananlar ve onlardan hic biri arasında ayrım yapmayanlar, iste onlara ecirleri verilecektir. Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [153] Kitap ehli senden kendilerine gokten bir kitap indirmeni istiyor. Musa´dan bundan daha buyugunu istemislerdi. Demislerdi ki: "Bize Tanrı´yı acıkca goster." Boylece zulumlerinden dolayı onlara yıldırım carpmıstı. Ardından kendilerine apacık belgeler geldikten sonra, buzagıyı (tanrı) edinmislerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa´ya apacık olan ispatlayıcı bir delil verdik

    [154] Kesin soz vermeleri dolayısıyla Tur´u ustlerine yukselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi asmayın" da dedik. Ve onlardan kesin bir soz aldık

    [155] Onların kendi sozlerini bozmaları, Tanrı´nın ayetlerine kufretmeleri, peygamberleri haksız yere oldurmeleri ve: "Kalplerimiz ortuludur" demeleri nedeniyle (onları lanetledik). Hayır, Tanrı, kufrettikleri icin ona (kalplerine) damga vurmustur. Onlar, azı dısında inanmazlar

    [156] (Bir de) kufretmeleri ve Meryem´in aleyhinde buyuk buhtanlar soylemeleri

    [157] Ve: "Biz, Tanrı´nın Resulu Meryem oglu Mesih Isa´yı gercekten oldurduk" demeleri nedeniyle de (onlara boyle bir ceza verdik). Oysa onu oldurmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gosterildi. Gercekten onun hakkında anlasmazlıga dusenler, kesin bir suphe icindedirler. Onların bir zanna uymaktan baska buna iliskin hic bir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak oldurmediler

    [158] Hayır; Tanrı onu kendine yukseltti. Tanrı ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [159] Andolsun, Kitap ehlinden olmeden once ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet gunu, o da onların aleyhine sahid olacaktır

    [160] Yahudilerin yaptıkları zulum ve bircok kisiyi Tanrı´nın yolundan alıkoymaları nedeniyle (onceleri) kendilerine helal kılınmıs guzel seyleri onlara haram kıldık

    [161] Ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (oyle yaptık). Onlardan kafirlere pek acıklı bir azab hazırlamısızdır

    [162] Ancak onlardan ilimde derinlesenler ile inanclılar, sana indirilene ve senden once indirilene inanırlar. Namazı dosdogru kılanlar, zekatı verenler, Tanrı´ya ve ahiret gunune inanclı olanlar; iste bunlar, biz bunlara buyuk bir ecir verecegiz

    [163] Nuh´a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettigmiz gibi, sana da vahyettik. Ibrahim´e, Ismail´e, Ishak´a, Yakub´a, torunlarına, Isa´ya, Eyyub´a, Yunus´a, Harun´a ve Suleyman´a da vahyettik. Davud´a da Zebur verdik

    [164] Ve gercekten sana daha onceden hikayelerini anlattıgımız elcilere, anlatmadıgımız elcilere (vahyettik). Tanrı, Musa ile de konustu

    [165] Elciler; mujdeciler ve uyarıcılar olarak (gonderildi). Oyle ki elcilerden sonra insanların Tanrı´ya karsı (savunacak) delilleri olmasın. Tanrı, ustun ve guclu olandır, hikmet ve hukum sahibidir

    [166] Fakat Tanrı, sana indirdigiyle sahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmistir. Melekler de sahittirler. Sahid olarak Tanrı yeter

    [167] Suphesiz, kafirler ve Tanrı yolundan alıkoyanlar gercekten uzak bir sapıklıkla sapmıslardır

    [168] Gercek su ki, kafirler ve zulmedenler, Tanrı onları bagıslayacak degildir, onları bir yola da iletecek degildir

    [169] Ancak, onda ebedi kalmaları icin cehennem yoluna (iletecektir). Bu da Tanrı´ya pek kolaydır

    [170] Ey insanlar, kuskusuz elci size rabbinizden hakla geldi. Oyleyse inanın / inanmanız, sizin icin hayırlıdır. Eger kufrederseniz, suphesiz goklerde olanların ve yerde olanların tumu Tanrı´nındır. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [171] Ey Kitap ehli, dininiz konusunda taskınlık etmeyin, Tanrı´ya karsı gercek olandan baskasını soylemeyin. Meryem oglu Mesih Isa ancak Tanrı´nın elcisi ve kelimesidir. Onu [´Ol´ kelimesini] Meryem´e yoneltmistir ve O´ndan bir ruhtur. Oyleyse Tanrı´ya ve elcisine inanın; "uctur" demeyin. (Bundan) kacının, sizin icin hayırlıdır. Tanrı, ancak bir tek tanrıdır. O, cocuk sahibi olmaktan yucedir. Goklerde ve yerde her ne varsa O´nundur. Vekil olarak Tanrı yeter

    [172] Mesih ve yakınlastırılmıs (yuksek derece sahibi) melekler, Tanrı´ya kul olmaktan kesinlikle cekimser kalmazlar. Kim O´na ibadet etmeye ´karsı cekimser´ davranırsa ve buyuklenme gosterirse (bilmeli ki,) onların tumunu huzurunda toplayacaktır

    [173] Ama inananlar ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz odeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Cekimser davrananlar ve buyuklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri icin Tanrı´dan baska bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır

    [174] Ey insanlar rabbinizden size ´kesin bir kanıt (burhan)´ geldi ve size apacık bir nur (Kuran) indirdik

    [175] Iste Tanrı´ya inananlar ve O´na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın icine yerlestirecektir ve onları kendisine varan dosdogru bir yola yoneltip iletecektir

    [176] Senden fetva isterler. De ki: "Tanrı, ´cocuksuz ve babasız olanın (kelale´nin)´ mirasına iliskin hukmu acıklar. Olen kisinin cocugu yok da kız kardesi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardesinindir. Ama (olen) kız kardesinin cocugu yoksa, kendisi (erkek kardesi) ona mircascı olur. Eger kız kardesi iki ise, geride bıraktıklarının ucte ikisi onlarındır. Ama (mirascılar) erkekler ve kız kardesler ise, bu durumda erkek icin disinin iki payı vardır. Tanrı, -sasırıp sapmayasınız diye- acıklar. Tanrı, her seyi bilendir

    Mâide

    Surah 5

    [1] Ey inananlar, akitleri yerine getirin. Ihramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dısta tutulmak uzere, hayvanlar size helal kılındı. Kuskusuz Tanrı diledigi hukmu verir

    [2] Ey inananlar, Tanrı´nın siarlarına, haram olan aya, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve rablerinden bir fazl ve hosnutluk isteyerek Beyt-i Haram´a (dogru) gelenlere (ammiyn) sakın saygısızlık etmeyin. Ihramdan cıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram´dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluga olan kininiz, sakın sizi haddi asmaya suruklemesin. Iyilik ve takva konusunda yardımlasın, gunah ve haddi asmada yardımlasmayın ve Tanrı´dan korkup sakının. Gercekten Tanrı (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [3] Les, kan, domuzun eti ve Tanrı´dan baskası adına kesilen, bogulmus, vurulmus, yuksek bir yerden dusmus, boynuzlanmıs, yırtıcı hayvan tarafından yenmis, -(henuz canlıyken yetisip) kestikleriniz haric- dikili taslar uzerinde bogazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır. Bugun kafirler, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmislerdir. Artık onlardan korkmayın, Ben´den korkun. Bugun size dininizi kemale erdirdim, uzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak islamı secip begendim. Kim ´siddetli bir aclıkta kacınılmaz bir ihtiyacla karsı karsıya kalırsa´ -gunaha egilim gostermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Cunku Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [4] Sana kendilerine neyin helal kılındıgını sorarlar. De ki: "Butun temiz seyler size helal kılındı." Tanrı´nın size ogrettigi gibi ogretip yetistirdiginiz avcı hayvanların yakalayıverdiklerinden de -uzerine Tanrı´nın adını anarak- yiyin. Tanrı´dan korkup sakının. Kuskusuz Tanrı hesabı cabuk gorendir

    [5] Bugun size temiz olan seyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yiyecegi size helal, sizin de yiyeceginiz onlara helaldir. Inanclılardan ozgur ve iffetli (olanlar) ile sizden once (kendilerine) kitap verilenlerden ozgur ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhusta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemisler olarak -onlara mehirlerini odediginiz takdirde- size (helal kılındı). Kim inancı / inanmayı tanımayıp kufrederse elbette onun yaptıgı bosa cıkmıstır. O ahirette husrana ugrayanlardandır

    [6] Ey inananlar, namaza kalktıgınız zaman yuzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, baslarınızı meshedin ve her iki topuga kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eger cunupseniz temizlenin (gusul edin). Eger hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan gelmisse yahut kadınlara dokunmussanız da su bulamamıssanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmum edin (hafifce) yuzlerinize ve ellerinize ondan surun. Tanrı size gucluk cıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve uzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki sukredersiniz

    [7] Tanrı´nın uzerinizdeki nimetini ve: "Isittik ve itaat ettik" dediginizde sizi kendisiyle bagladıgı misakını anın/anımsayın. Tanrı´dan korkup sakının. Kuskusuz Tanrı sinelerin ozunde olanı bilendir

    [8] Ey inananlar, adil sahitler olarak, Tanrı icin, hakkı ayakta tutun. Bir topluluga olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Tanrı´dan korkup sakının. Kuskusuz Tanrı yapmakta olduklarınızdan haberi olandır

    [9] Tanrı, inananlara ve salih amellerde bulunanlara vaadetmistir, onlar icin bir bagıslanma ve buyuk bir ecir vardır

    [10] Kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da alevli atesin halkıdır

    [11] Ey inananlar Tanrı´nın uzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmisti de (Tanrı) onların ellerini sizlerden geri puskurtmustu. Tanrı´dan korkup sakının. Inanclılar yalnızca Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [12] Andolsun, Tanrı Israilogullarından misak almıstı. Onlardan on iki guvenilir gozetleyici gondermistik. Ve Tanrı onlara: "Gercekten ben sizinle birlikteyim. Eger namazı kılar, zekatı verir, elcilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Tanrı´ya guzel bir borc verirseniz, kuskusuz sizin kotuluklerinizi orter (keffirenne) ve sizi gercekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim kufrederse, cidden dumduz bir yoldan sapmıstır

    [13] Sozlesmelerini bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan seyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Iclerinden birazı dısında, onlardan surekli ihanet gorursun. Yine de onları affet, aldırıs etme. Kuskusuz Tanrı iyilik yapanları sever

    [14] Ve: "Biz Hristiyanız" diyenlerden misak almıstık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan seyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Boylece biz de kıyamete kadar aralarına kin ve dusmanlık saldık. Tanrı yapageldikleri seyi onlara haber verecektir

    [15] Ey kitap ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın cogunu size acıklayan ve bir cogundan geciveren elcimiz geldi. Size Tanrı´dan bir nur ve apacık bir kitap geldi

    [16] Tanrı, rızasına uyanları bununla kurtulus yollarına ulastırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura cıkarır. Onları dosdogru yola yoneltip iletir

    [17] Andolsun, "Tanrı, Meryem oglu Mesih´tir" diyenler kafir olmuslardır / kufretmislerdir (keferelleziyne). De ki: "O, eger Meryem oglu Mesih´i, onun annesin ve yeryuzundekilerin tumunu helak etmek isterse, Tanrı´dan [bunu onlemeye] kim birseye malik olabilir? Goklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tumunun mulku Tanrı´nındır; diledigini yaratır. Tanrı herseye guc yetirendir

    [18] Yahudiler ve Hristiyanlar: "Biz Tanrı´nın cocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi gunahlarınızdan dolayı azablandırıyor?" Hayır, siz O´nun yarattıgından birer besersiniz. O, diledigini bagıslar, diledigini azablandırır. Goklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tumunun mulku Tanrı´nındır. Son varıs O´nadır

    [19] Ey kitap ehli, elcilerin arası kesildigi donemde: "Bize mujdeci de, uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apacık anlatan elcimiz geldi. Boylece mujdeci de, uyarıcı da gelmistir artık. Tanrı herseye guc yetirendir

    [20] Hani Musa kavmine (soyle) demisti: "Ey kavmim, Tanrı´nın uzerinizdeki nimetini anın. Icinizden peygamberler cıkardı, sizden yoneticiler kıldı ve alemlerden hic kimseye vermedigini size verdi

    [21] Ey kavmim, Tanrı´nın sizin icin yazdıgı (girmenizi emrettigi) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza donmeyin (fetenkalibu); yoksa kayba ugrayanlar olarak hasredilirsiniz

    [22] Dediler ki: "Ey Musa, orada zorba bir kavim vardır, onlar cıkmadıkları surece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Sayet oradan cıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz

    [23] Korkanlar arasında olup da Tanrı´nın kendilerine nimet verdigi iki kisi: "Onların uzerine kapıdan girin. Girerseniz, kuskusuz sizler galibsiniz. Eger inanclılarsanız yalnız Tanrı´ya tevekkul edin" dedi

    [24] Dediler ki: "Ey Musa, biz onlar durdugu surece ebediyen oraya girmeyecegiz. Sen ve rabbin git, ikiniz savasın. Biz burada duracagız

    [25] (Musa:) "Rabbim, gercekten kendimden ve kardesimden baskasına malik olamıyorum. Oyleyse bizimle fasıklar kavminin arasını sen ayır" dedi

    [26] (Tanrı) Dedi ki: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıstır. Onlar yeryuzunde ´saskınca donup duracaklar.´ Sen de o fasıklar kavmine uzulme

    [27] Onlara Adem´in iki oglunun gercek olan haberini oku: Onlar (Tanrı´ya) yaklastıracak birer kurban sunmuslardı. Onlardan birininki kabul edilmis, digerininki kabul edilmemisti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demisti ki: "Seni mutlaka oldurecegim." (Oburu de:) "Tanrı ancak korkup sakınanlardan kabul eder

    [28] Eger beni oldurmek icin elini bana uzatacak olursan, ben seni oldurmek icin elimi sana uzatacak degilim. Cunku ben alemlerin rabbi olan Tanrı´dan korkarım

    [29] Kuskusuz kendi gunahını ve benim gunahımı yuklenmeni ve boylelikle atesin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur

    [30] Sonunda nefsi ona kardesini oldurmeyi kolaylastırdı; boylece onu oldurdu, bu yuzden husrana ugrayanlardan oldu

    [31] Derken Tanrı ona yeri eseliyerek kardesinin cesedini nasıl gomecegini gosteren bir karga gonderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Su karga kadar olup da kardesimin cesedini gommekten aciz miyim?" Artık o pisman olmustu

    [32] Bu nedenle (ecli) Israil ogullarına sunu yazdık: Kim bir nefsi, bir baska nefse ya da yeryuzundeki bir fesada karsılık olmaksızın (haksız yere) oldururse, sanki butun insanları oldurmus gibi olur. Kim de onu (oldurulmesine engel olarak) diriltirse, butun insanları diriltmis gibi olur. Andolsun, elcilerimiz onlara apacık belgelerle gelmislerdir. Sonra bunun ardından onlardan bircogu yeryuzunde olcuyu tasıranlardır

    [33] Tanrı´ya ve resulune karsı savas acanların ve yeryuzunde bozgunculuga calısanların cezası, ancak oldurulmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının caprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden surulmeleridir. Bu, dunyadaki asagılanmalarıdır; ahirette onlar icin buyuk bir azab vardır

    [34] Ancak, sizin (kendilerine) guc yetirmenizden / ele gecirmenizden once tevbe edenler baska. Bilin ki, kuskusuz Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [35] Ey inananlar, Tanrı´dan korkup sakının ve (sizi) O´na (yaklastıracak) vesile arayın. O´nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtulusa erersiniz

    [36] Gercek su ki, kafirler, yeryuzunde olanların tumu ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gununun azabından (kurtulmak icin) fidye vermeye kalkıssalar, yine de onlardan kabul edilmez. Onlar icin acı bir azab vardır

    [37] (Orada) Atesten cıkmak isterler ama oradan cıkacak degiller. Onlar icin surekli bir azab vardır

    [38] Hırsız erkek ve hırsız kadının, (calıp) kazandıklarına bir karsılık, Tanrı´dan ´tekrarı onleyen kesin bir ceza´ olmak uzere ellerini kesin. Tanrı ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [39] Ancak kim isledigi zulumden sonra tevbe eder ve (davranıslarını) duzeltirse, kuskusuz Tanrı onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [40] Goklerin ve yerin mulkunun Tanrı´ya ait oldugunu bilmiyor musun? O kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bagıslar. Tanrı her seye guc yetirendir

    [41] Ey peygamber, kalpleri inanmadıgı halde agızlarıyla "inandık" diyenlerle Yahudiler´den kufur icinde caba harcayanlar seni uzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diger topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar. "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kacının" derler. Tanrı kimin fitne(ye dusme)sini isterse, artık onun icin sen Tanrı´dan hic birseye malik olamazsın. Iste onlar, Tanrı´nın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dunyada onlar icin bir asagılanma, ahirette onlar icin buyuk bir azab vardır

    [42] Onlar yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hukmet ve onlardan yuz cevir. Eger onlardan yuz cevirecek olursan, sana hic birseyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hukmedersen adaletle hukmet. Kuskusuz Tanrı adaletle hukum yurutenleri sever

    [43] Icinde Tanrı´nın hukmu bulunan Tevrat yanlarında oldugu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun pesinden yuz ceviriyorlar? Iste onlar inanclı kimseler degildir

    [44] Icinde hidayet ve ısık bulunan Tevrat´ı biz indirdik. Musluman peygamberler onunla Yahudiler arasında hukum veriyorlardı. Hahamlar ve din bilginleri de Tanrı´nın kitabından emredildikleri seylerle hukum verirler ve onun uzerine tanık olurlardı. Halkı ululamayın, beni ululayın ve ayetlerimi ucuz bir fiyata satmayın. Tanrı´nın indirdigi ile hukum vermeyenler kafirlerdir. [Bu ayetin cevirisinde onemli yanlıslıklar oldugunu dusunuyorum]

    [45] Biz onda onların uzerine yazdık: Cana can, goze goz, buruna burun, kulaga kulak, dise dis ve (butun) yaralara (karsılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bagıslarsa o kendisi icin bir kefarettir. Kim Tanrı´nın indirdigiyle hukmetmezse, Iste onlar zalim olanlardır

    [46] Onların (peygamberleri) ardından, yanlarındaki Tevrat´ı dogrulayıcı olarak Meryem oglu Isa´yı gonderdik. Ona, icinde hidayet ve nur bulunan, onundeki Tevrat´ı dogrulayan ve muttakiler icin bir kılavuz ve ogut olan Incil´i verdik

    [47] Incil ehli de Tanrı´nın onda indirdikleriyle hukmetsinler. Kim Tanrı´nın indirdigi ile hukmetmezse iste onlar fasıktır

    [48] Sana da (Ey Muhammed) onundeki kitap(lar)ı dogrulayıcı ve ona ´bir sahid-gozetleyici´ olarak kitabı (Kuran´ı) indirdik. Oyleyse aralarında Tanrı´nın indirdigiyle hukmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz icin bir seriat ve bir yol-yontem kıldık. Eger Tanrı dileseydi, sizi tek bir ummet kılardı; ancak (bu) verdikleriyle sizi denemesi icindir. Artık hayırlarda yarısınız. Tumunuzun donusu Tanrı´yadır. Hakkında anlasmazlıga dustugunuz seyleri size haber verecektir

    [49] Aralarında Tanrı´nın indirdigiyle hukmet ve onların hevalarına uyma. Tanrı´nın sana indirdiklerinin bir kısmından seni sasırtmamaları icin onlardan sakın. Sayet yuz cevirirlerse, bil ki Tanrı bir kısım gunahları nedeniyle onlara bir musibet tattırmak istemektedir. Kuskusuz insanların cogu fasıktır

    [50] Onlar hala cahiliye hukmunu mu arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk icin, hukmu Tanrı´dan daha guzel olan kimdir

    [51] Ey inananlar, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, kuskusuz onlardandır. Kuskusuz Tanrı zalimler topluluguna hidayet vermez

    [52] Kalplerinde hastalık olanların "zamanın, felaketleriyle aleyhimize donup bize / bizi carpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında caba harcadıklarını / cabalar yuruttuklerini gorursun. Umulur ki Tanrı, bir fetih veya katından bir buyruk getirecek de, onlar nefslerinde gizli tuttuklarından dolayı pisman olacaklardır

    [53] Inananlar dedi ki: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına iliskin Tanrı´ya yemin edenler bunlar mıdır? Onların butun yapıp ettikleri bosa cıkmıstır, boylece husrana ugrayanlar olmuslardır

    [54] Ey inananlar, icinizden kim dininden geri doner (irtidat eder)se, Tanrı (yerine) kendisinin onları sevdigi, onların da kendisini sevdigi, inanclılara karsı alcak gonullu, kafirlere karsı ise ´guclu ve onurlu´, Tanrı yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Tanrı´nın bir fazlıdır, onu diledigine verir. Tanrı (rahmetiyle) genis olandır, bilendir

    [55] Sizin dostunuz (veliniz) ancak Tanrı, O´nun elcisi, ruku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren inananlardır

    [56] Kim Tanrı´yı, elcisini ve inananları veli edinirse, hic kusku yok, galip gelecek olanlar Tanrı´nın taraftarlarıdır

    [57] Ey inananlar, sizden once kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eger inanclılarsanız Tanrı´dan korkup sakının

    [58] Onlar, siz birbirinizi namaza cagırdıgınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu gercekten onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır

    [59] De ki: "Ey kitap ehli, yalnızca Tanrı´ya, bize indirilene ve onceden indirilene inandıgımız icin mi bizden hoslanmıyorsunuz? (Oysa) Sizin cogunuz fasıktır

    [60] De ki: "Tanrı katında ´kesinlesmis bir ceza olarak´ bundan daha kotusunu haber vereyim mi? Tanrı´nın kendisine lanet ettigi, ona karsı gazaplandıgı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldıgı ile taguta tapanlar; Iste bunlar, yerleri daha kotu ve dumduz yoldan daha cok sapmıslardır

    [61] Size geldiklerinde "inandık" derler. Oysa onlar kufurle girmislerdir ve yine onunla cıkmıslardır. Tanrı, gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir

    [62] Onlardan cogunun gunahta, dusmanlıkta ve haram yiyicilikte cabalarına hız kattıklarını gorursun. Yapmakta oldukları ne kotudur

    [63] Bilgin-yoneticileri (rabbaniyun) ve yuksek-bilginleri (ahbar), onları, gunah soylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı degil miydi? Yapmakta oldukları ne kotudur

    [64] Yahudiler, "Tanrı´nın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri baglandı ve soylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır, O´nun iki eli acıktır, nasıl dilerse (oyle) infak eder. Andolsun, rabbinden sana indirilen, onlardan cogunun taskınlıgını ve kufrunu arttıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gunune kadar surecek dusmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savas amacıyla bir ates alevlendirdilerse Tanrı onu sondurmustur. Yeryuzunde bozgunculuga calısırlar. Tanrı ise bozguncuları sevmez

    [65] Eger kitap ehli inanıp sakınsaydı, elbette onların kotuluklerini orter (kefferna) ve onları ´nimetlerle donatılmıs´ cennetlere sokardık

    [66] Ve eger onlar Tevrat´ı, Incil´i ve kendilerine rablerinden indirileni ayakta tutsalardı, elbette ustlerinden ve ayaklarının altından [sayısız nimeti] yiyeceklerdi. Iclerinde asırı olmayan (mutedil) bir ummet vardır. Onlardan cogunun yaptıkları ise ne kotudur

    [67] Ey peygamber, rabbinden sana indirileni teblig et. Eger (bu gorevini) yapmayacak olursan, O´nun elciligini teblig etmemis olursun. Tanrı seni insanlardan koruyacaktır. Kuskusuz Tanrı kafir bir kavmi hidayete erdirmez

    [68] De ki: "Ey kitap ehli, Tevrat´ı, Incil´i ve size rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkca hic birsey uzerinde degilsiniz." Andolsun, rabbinden sana indirilen, onlardan cogunun tugyanlarını ve kufurlerini arttıracaktır. Sen de kafirler kavmine karsı uzuntuye kapılma

    [69] Gercek su ki, inananlarla yahudiler, sabiiler ve hristiyanlardan Tanrı´ya, ahiret gunune inananlar ve salih amellerde bulunanlar; onlar icin korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır

    [70] Andolsun, biz Israilogullarından misak almıs ve onlara elciler gondermistik. Onlara ne zaman nefslerinin hosuna gitmeyen bir seyle bir elci geldiyse, bir bolumunu yalanladılar, bir bolumunu de oldurduler

    [71] Bir fitne olmayacak sandılar, korlestiler, sagırlastılar. Sonra Tanrı, tevbelerini kabul etti, (yine) onlardan cogunlugu korlestiler, sagırlastılar. Tanrı yapmakta olduklarını gorendir

    [72] Andolsun, "Kuskusuz Tanrı, Meryem oglu Mesih´tir" diyenler kufretmistir. Oysa Mesih´in dedigi (sudur): "Ey Israilogulları, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Tanrı´ya ibadet edin. Cunku O, kendisine ortak kosana kuskusuz cenneti haram kılmıstır, onun barınma yeri atestir. Zulmedenlere yardımcı yoktur

    [73] Andolsun "Tanrı ucun ucuncusudur" diyenler kufretmislerdir. Oysa tek bir Tanrı´dan baska Tanrı yoktur. Eger soylemekte olduklarından vazgecmezlerse, onlardan kufredenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır

    [74] Yine de Tanrı´ya tevbe edip bagıslanma istemeyecekler mi? Oysa Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [75] Meryem oglu Mesih yalnızca bir elcidir. Ondan once de elciler gelip gecti. Onun annesi dosdogrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl acıklıyoruz? (Yine) Bir bak, onlar ise nasıl cevriliyorlar

    [76] De ki: "Size yarara da, zarara da guc yetirmeyen, Tanrı´dan baska seylere mi tapıyorsunuz? Oysa Tanrı isitendir, bilendir

    [77] De ki: "Ey kitap ehli, haksız yere dininiz konusunda asırı gitmeyin ve daha once sapmıs, bircogunu saptırmıs ve dumduz yoldan kaymıs bir toplulugun hevalarına uymayın

    [78] Israilogullarından kufredenlere, Davud ve Meryem oglu Isa diliyle lanet edilmistir. Bu, isyan etmeleri ve haddi asmaları nedeniyledir

    [79] Yapmakta oldukları munkerden (kotuluklerden) birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları sey ne kotu idi

    [80] Onlardan cogunun kafirlerle dostluklar kurduklarını gorursun. Kendileri icin nefslerinin takdim ettigi sey ne kotudur. Tanrı onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır

    [81] Eger Tanrı´ya, peygambere ve ona indirilene inansalardı, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onların cogu fasıktır

    [82] Andolsun, insanlar icinde, inananlara en siddetli dusman olarak yahudileri ve musrikleri bulursun. Onlardan, inananlara sevgi bakımından en yakın olarak da "Hristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gercekte buyukluk taslamamaları nedeniyledir

    [83] Elciye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gozlerinin yaslarla dolup tastıgını gorursun. Derler ki: "Rabbimiz inandık; oyleyse bizi sahidlerle birlikte yaz

    [84] Hem rabbimizin bizi salihler topluluguna katmasını umarken ne diye Tanrı´ya ve bize haktan gelene inanmayalım

    [85] Boylelikle Tanrı, dediklerine karsılık olarak icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karsılıgıdır

    [86] Kafirlerler ve ayetlerimizi yalanlayanlar; iste onlar cılgın atesin arkadaslarıdır

    [87] Ey inananlar, Tanrı´nın sizin icin helal kıldıgı guzel seyleri haram kılmayın ve haddi asmayın. Kuskusuz Tanrı haddi asanları sevmez

    [88] Tanrı´nın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanclı oldugunuz / bulunudugunuz Tanrı´dan korkup sakının

    [89] Tanrı sizi yeminlerinizdeki ´rasgele soylemelerinizden, bos sozlerden´ dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bagladıgınız sozlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ehlinize (ailenize) yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir koleyi ozgurlugune kavusturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (icin) uc gun oruc (vardır). Bu, yemin ettiginizde (bozdugunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Tanrı size ayetlerini boyle acıklar, umulur ki sukredersiniz

    [90] Ey inananlar, icki kumar, dikili taslar ve fal okları ancak seytanın islerinden olan pisliklerdir. Oyleyse bun(lar)dan kacının; umulur ki kurtulusa erersiniz

    [91] Gercekten seytan, icki ve kumarla aranıza dusmanlık ve kin dusurmek, sizi Tanrı´yı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgectiniz degil mi

    [92] Tanrı´ya itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eger yuz cevirirseniz, bilin ki, elcimize dusen, ancak apacık bir tebligdir

    [93] Inananlar ve salih amellerde bulunanlar icin korkup sakındıkları, inandıkları ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup sakındıkları ve sonra (yine) korkup sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan once) yedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Tanrı iyilik yapanları sever

    [94] Ey inananlar, Tanrı gorunmezlikte (gaybte) kendisinden kimin korktugunu ortaya cıkarmak icin ellerinizin ve mızraklarınızın erisecegi avdan bir seyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi asarsa, onun icin acı bir azab vardır

    [95] Ey inananlar, siz ihramlıyken avı oldurmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammuden) oldururse, cezası, hayvandan oldurdugunun bir benzeridir. Buna da, Kabe´ye ulasmıs bir kurbanlık olarak icinizden adalet sahibi iki kisi hukmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruc tutmak olan bir kefaret vardır. Boylelikle buyrugunun / buyrultunun vebalini tatmıs olsun. Tanrı gecmiste olanı bagısladı. Ama kim tekrarlarsa Tanrı ondan oc alacaktır. Tanrı ustun ve guclu olandır, oc sahibidir

    [96] Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryuzunde) dolasanlara bir yarar olarak helal kılındı. Ihramlı oldugunuz surece kara avı ise size haram kılınmıstır. O´na (goturulup) toplanacagınız Tanrı´dan korkup sakının

    [97] Tanrı Beyt-i Haram (olan) Kabe´yi bir kıyam (evi) kıldı. Haram ayı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Tanrı´nın goklerde ve yerde ne varsa tumunu bildigini ve Tanrı´nın gercekten her seyi bilen oldugunu bilmeniz icindir

    [98] Bilin ki, Tanrı gercekten cezası pek siddetli olandır. Ve Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [99] Elciye tebligden baska (yukumluluk) yoktur. Tanrı acıga vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir

    [100] De ki: "Murdar ile temiz -murdarın coklugu hosuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Tanrı´dan korkup sakının. Umulur ki kurtulusa erersiniz

    [101] Ey inananlar, size acıklandıgında sizi uzecek seyleri sormayın; Kuran indirildigi zaman sorarsanız, size acıklanır. Tanrı onu affetti. Tanrı bagıslayandır, (kullara) yumusak olandır

    [102] Sizden once bir topluluk onu sormustu da sonra kafir olmuslardı

    [103] Tanrı Bahriye´den Saibe´den, Vasiyle´den ve Ham´dan hic birini (mesru) kılmamıstır. Ancak kufredenler, Tanrı´ya karsı yalan duzup uyduruyorlar. Onların cogu akletmez

    [104] Onlara: "Tanrı´nın indirdigine ve elciye gelin" denildiginde, "Atalarımızı uzerinde buldugumuz sey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir sey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse

    [105] Ey inananlar, uzerinizdeki (yukumluluk) kendi nefslerinizdir. Siz dogru yola erisirseniz, sapan size zarar veremez. Tumunuzun donusu Tanrı´yadır. O size yaptıklarınızı haber verecektir

    [106] Ey inananlar, sizden birinize olum gelip cattıgı zaman, vasiyet hazırlanısında, aranızda icinizden adaletli iki kisiyi (sahid tutun). Veya yolculukta olup size olum musibeti gelip catarsa, sizden olmayan baska iki kisiyi (sahid tutun. Ikisini) Sayet kuskulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hic bir degere degistirmeyecegiz ve Tanrı´nın sahidligini gizlemeyecegiz. Aksi takdirde biz elbette gunahkarlardan oluruz" diye Tanrı adına yemin etsinler

    [107] Eger o ikisi aleyhinde kesin olarak gunahı hak ettiklerine iliskin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlıga ugrayanlardan iki kisi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- oburlerinin yerine gecerler ve: "Bizim sehadetimiz o ikisinin sehadetinden suphesiz daha dogrudur. Biz haddi asmadık, yoksa gercekten zulmedenlerden oluruz" diye Tanrı´ya yemin ederler

    [108] Bu, gerektigi gibi sahidligi yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Tanrı´dan korkup sakının ve dinleyin. Tanrı, fasıklar kavmini hidayete erdirmez

    [109] Tanrı, elcileri toplayacagı gun soyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; suphesiz gaybleri bilen sensin, sen" derler

    [110] Tanrı soyle diyecek : "Ey Meryem oglu Isa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu´l-Kudus ile destekledim; besikte iken de, yetiskin iken de insanlarla konusuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat´ı ve Incil´i ogrettim. Iznimle camurdan kus biciminde (bir seyi) olusturuyordun da iznimle ona ufurdugunde bir kus oluveriyordu. Dogustan kor olanı ve alacalıyı iznimle iyilestiriyordun. (Yine) Benim iznimle oluleri (hayata) cıkarıyordun. Israil ogullarına apacık belgelerle geldiginde onlardan kufredenler "Bu apacık bir buyuden baska bir sey degil" demislerdi (de) Israilogullarını senden geri puskurtmustum

    [111] Hani Havarilere: "Bana ve elcime inanın" diye vahyetmistim; onlar da: "Inandık, gercekten musluman (teslim) oldugumuza sen de tanık ol" demislerdi

    [112] Havariler: "Ey Meryem oglu Isa, rabbin bize gokten bir sofra indirebilir mi?" demislerdi. O da "Eger inanclılarsanız Tanrı´dan korkup sakının" demisti

    [113] (Bu sefer havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun; senin de gercekten bize dogru soyledigini bilelim ve buna sahidlerden olalım" demislerdi

    [114] Meryem oglu Isa: "Tanrım, rabbimiz, bize gokten bir sofra indir de oncemiz ve sonramız icin bir bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demisti

    [115] Tanrı, "Onu size indirecegim." dedi, "Kim artık bundan sonra kufrederse, onu, alemlerden hic kimseye vermedigim bir azapla cezalandıracagım

    [116] Tanrı: "Ey Meryem oglu Isa, insanlara, beni ve annemi Tanrı´yı bırakarak iki tanrı edinin diye sen mi soyledin?" dediginde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sozu soylemek bana yakısmaz. Eger bunu soyledimse mutlaka sen onu bilmissindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben sende olanı bilmem. Gercekten, gaybleri bilen sensin, sen

    [117] Ben onlara bana buyurduklarının dısında hic bir seyi soylemedim. (O da suydu:) ´Benim de rabbim, sizin de rabbiniz (olan) Tanrı´ya kulluk edin.´ Onların icinde kaldıgım surece, ben onların uzerinde bir sahidim. Benim hayatıma son verdiginde, uzerlerindeki gozetleyici sendin. Sen herseyin uzerine sahid olansın

    [118] Eger onları azablandırırsan, suphesiz onlar senin kullarındır; eger onları bagıslarsan, suphesiz aziz olan, hakim olan sensin, sen

    [119] Tanrı dedi ki: "Bu, dogrulara dogru soylemelerinin yarar sagladıgı gundur. Onlar icin altlarından ırmaklar akan ve orada ebediyen kalacakları cennetler vardır. Tanrı onlardan razı olmustur, onlar da O´ndan razı olmuslardır. Iste buyuk ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [120] Goklerin, yerin ve iclerinde olanların tumunun mulku Tanrı´nındır. O, her seye guc yetirendir

    En'âm

    Surah 6

    [1] Hamd, gokleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve nuru kılan Tanrı´yadır. (Bundan) Sonra bile, kufredenler, rablerine (bir takım varlıkları ve gucleri) denk tutuyorlar

    [2] Sizi camurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O´dur. Adı konulmus ecel O´nun katındadır. Sonra siz (yine) kuskuya kapılıyorsunuz

    [3] Goklerde ve yerde Tanrı O´dur. Gizlinizi ve acıgınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir

    [4] Onlara rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yuz cevirirler

    [5] Kendilerine hak gelince onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir

    [6] Kendilerinden once nice nesilleri yıkıma ugrattıgımızı gormuyorlar mı? Biz, sizi yerlesik kılmadıgımız bir bicimde onları yeryuzunde (buyuk bir guc ve servetle) yerlesik kıldık; gokten uzerlerine saganak yagdırdık, nehirleri altlarından akar yaptık. Ama gunahları nedeniyle biz onları yıkıma ugrattık ve arkalarından baska nesiller (insa edip) var ettik

    [7] Biz kitabı uzerine yazılı bir kagıtta gondersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, kufredenler tartısmasız: "Bu apacık bir buyuden baskası degildir" derler

    [8] Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli degil miydi?". Eger bir melek indirilseydi elbette buyruk bitirilmis / yerine getirilmis olurdu da sonra kendilerine goz actırılmazdı

    [9] Onu bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka katmakta oldukları (kuskuları) yine katardık

    [10] Andolsun, senden onceki elciler de alaya alındı da alaya aldıkları sey, onlardan maskaralık yapanları cepecevre kusattı

    [11] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir gorun

    [12] De ki: "Goklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Tanrı´nındır." O rahmeti kendi uzerine yazdı. Sizi kendisinde / icinde / hakkında kusku olmayan kıyamet gununde elbette toplayacaktır. Nefslerini husrana ugratanlar, iste onlar inanmayanlardır

    [13] Geceleyin ve gunduzun barınan her sey O´nundur. O isitendir, bilendir

    [14] De ki: "O, gokleri ve yeri yaratırken (fatır) ve O, (hep) besleyen, (hic) beslenmezken, ben Tanrı´dan baskasını mı veli edinecegim?" De ki: "Bana gercekten musluman olanların ilki olmam buyuruldu ve sakın musriklerden olma" (denildi)

    [15] De ki: "Kuskusuz ben, rabbime isyan edersem o buyuk gunun azabından korkarım

    [16] O gun kim ondan (azabtan) alıkonursa, elbette, O, onu esirgemistir. Iste apacık olan ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [17] Sayet Tanrı sana bir zarar dokunduracak olursa, O´ndan baska bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, her seye guc yetirendir

    [18] O kulları uzerinde kahredici olandır. O hukum ve hikmet sahib olandır, haberdar olandır

    [19] De ki: "Sahidlik bakımından hangi sey / hangisi daha buyuktur?" De ki: "Tanrı benimle sizin aranızda sahiddir. Sizi -ve kime ulasırsa- kendisiyle uyarmam icin bana su Kuran vahyedildi. Gercekten Tanrı´yla beraber baska tanrıların da bulunduguna siz mi sahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben sehadet etmem." De ki: "O ancak bir tek olan Tanrı´dır ve gercekten ben sizin sirk kosmakta olduklarınızdan uzagım

    [20] Bizim kendilerine kitap verdiklerimiz, onu cocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini husrana ugratanlar; iste onlar inanmayanlardır

    [21] Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden veya O´nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hic kuskusuz o zalimler kurtulusa eremezler

    [22] Onların tumunu toplayacagımız gun; sonra sirk kosanlara diyecegiz ki: "Nerede (o bir sey) sanıp da ortak kostuklarınız

    [23] (Bundan) Sonra onların: "Rabbimiz olan Tanrı´ya and olsun ki biz musriklerden degildik" demelerinden baska bir fitneleri olmadı (kalmadı)

    [24] Bak, kendilerine karsı nasıl yalan soylediler ve duzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup uzaklastı

    [25] Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz onu kavramalarına (yefkahuhu) (bir engel olarak) kalpleri uzerine kat kat ortuler ve kulaklarında bir agırlık kıldık. Onlar, hangi ayeti gorseler, yine ona inanmazlar. Oyle ki, o kufredenler sana geldiklerinde, seninle tartısmaya girerek: "Bu, oncekilerin uydurma masallarından baska bir sey degildir" derler

    [26] Onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem de kendileri kacarlar. Onlar, yalnızca kendi nefslerinden baskasını yıkıma ugratmazlar ama suurunda degildirler

    [27] Atesin ustunde durdurulduklarında onları bir gorsen. Derler ki: "Keske (dunyaya bir daha) geri cevrilseydik de rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve inanclılardan olsaydık

    [28] Hayır, onceden saklı tuttukları kendilerine acıklandı. Sayet (dunyaya) geri cevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları seylere kuskusuz yine doneceklerdir. Cunku onlar gercekten kafirlerdir

    [29] Onlar dediler ki: "Bu dunya hayatımızdan baskası yoktur. Ve bizler diriltilecek degiliz

    [30] Rablerinin karsısında durdurulduklarında onları bir gorsen. (Tanrı:) "Bu gercek degil mi?" dedi. Onlar: "Evet, rabbimiz hakkı icin" dediler. (Tanrı:) "Oyleyse kufretmeniz nedeniyle / kufrettiginiz icin (tekfurun) azabı tadın" dedi

    [31] Tanrı´ya kavusmayı yalan sayanlar, dogrusu husrana ugramıslardır. Oyle ki, saat (kıyamet gunu) apansız onlara geliverince, gunahlarını sırtlarına yukleyerek: "Onda (dunyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize..." derler. Dikkat edin, o isleyip yuklendikleri ne kotudur

    [32] Dunya hayatı yalnızca bir oyun ve oyalanmadan baskası degildir. Korkup sakınmakta olanlar icin ahiret yurdu gercekten daha hayırlıdır. Yine akletmeyecek misiniz

    [33] Kesin olarak biliyoruz ki, onların soyledikleri seni gercekten uzuyor. Dogrusu onlar seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler Tanrı´nın ayetlerini inkar ediyorlar

    [34] Andolsun, senden once de elciler yalanlandı; onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete ugradıkları seye sabrettiler. Tanrı´nın vaadlerini degistirebilecek yoktur. Andolsun, gonderilenlerin haberlerinden bir bolumu sana da geldi

    [35] Eger onların yuz cevirmeleri sana agır geldiyse, onlara bir ayet getirmek icin yerde tunel acmaya veya goge bir merdiven dayamaya gucun yetiyorsa (yap). Eger Tanrı dileseydi, onların tumunu hidayet uzerine toplardı

    [36] Ancak dinleyenler yonelir / icabet eder. Oluleri (ise), onları da Tanrı diriltir. Sonra O´na dondurulurler

    [37] Ona rabbinden bir ayet indirilmeli degil miydi?" dediler. De ki: "Kuskusuz Tanrı, ayet indirmeye guc yetirendir." Ama onların cogu bilmezler

    [38] Yeryuzunde hic bir canlı ve iki kanadıyla ucan hic bir kus yoktur ki, sizin gibi ummetler olmasın. Biz kitapta hic birseyi noksan bırakmadık. Sonra onlar rablerine toplanacaklardır

    [39] Bizim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar icinde sagırdırlar, dilsizdirler. Tanrı kimi dilerse onu sasırtıp saptırır, kimi dilerse onu dosdogru yol uzerinde kılar

    [40] De ki: "Dusundunuz mu hic; eger size Tanrı´nın gazabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip catarsa, Tanrı´dan baskasını mı cagıracaksınız? Eger dogru sozluler iseniz

    [41] Hayır, yalnızca O´nu cagırırsınız, dilerse kendisini cagırdıgınız seyi acar (giderir) ve sirk kosmakta olduklarınızı unutursunuz

    [42] Andolsun, senden onceki ummetlere (elciler) gonderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla ceviriverdik. Umulur ki yalvarırlar (tazarru) diye

    [43] Onlara zorlu azabımız geldigi zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılastı ve seytan onlara yapmakta olduklarını cekici (suslu) gosterdi

    [44] Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların uzerlerine her seyin kapılarını actık. Oyle ki, kendilerine verilen seylerle ´sevince kapılıp sımarınca´, onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya dusenler oldular

    [45] Boylece zulmeden toplulugun koku kurutuldu. Hamd, alemlerin rabbi olan Tanrı´yadır

    [46] De ki: "Dusundunuz mu hic, eger Tanrı sizin isitmenizi ve gormenizi alıverir ve kalplerinizi muhurlerse, onları size Tanrı´dan baska getirebilecek Tanrı kimdir? Bak, biz nasıl ayetleri ´cesitli bicimlerde acıklıyoruz da´ sonra onlar (yine) sırt cevirip engelliyorlar

    [47] De ki: "Dusundunuz mu hic, size Tanrı´nın gazabı apansız ya da acıktan geliverse, zulme sapan kavimden baskası mı yıkıma ugratılacak

    [48] Biz elcileri mujde vericiler ve uyarıp korkutucular olmaktan baska (bir nedenle) gondermiyoruz. Su halde kim inanırsa ve (davranıslarını) duzeltirse, artık onlar icin korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır

    [49] Ayetlerimizi yalanlayanlara (gelince), fasık olmalarından dolayı azab dokunacaktır

    [50] De ki: "Size Tanrı´nın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir melegim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden baskasına uymam." De ki: "Kor olanla goren bir olur mu? Yine de dusunmuyor musunuz (tetefekkerun)

    [51] Rablerine (goturulup) toplanacaklarından korkanları onunla (Kuran´la) uyarıp korkut. Onlar icin ondan baska ne velileri vardır ne sefaatcileri. Umulur ki korkup sakınırlar

    [52] Sabah aksam -O´nun yuzunu (rızasını)- dileyerek rablerine dua edenleri kovma. Onların hesabından senin uzerinde birsey (yukumluluk), senin hesabından da birsey (yukumluluk) yoktur ki onları kovman gereksin. Yoksa zalimlerden olursun

    [53] Boylece: "Tanrı icimizden bunlara mı lutufta bulundu?" demeleri icin onlardan bazısını bazısıyla denedik. Tanrı sukredenleri daha iyi bilen degil mi

    [54] Bizim ayetlerimize inananlar sana geldiklerinde onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi uzerine yazdı ki, icinizden kim bir cehalet sonucu bir kotuluk isler sonra tevbe eder ve (kendini) islah ederse kuskusuz O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [55] Suclu-gunahkarların yolu apacık ortaya cıksın diye ayetleri iste boyle birer birer acıklıyoruz

    [56] De ki: "Ben sizin Tanrı´dan baska tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin hevalarınıza uymam; yoksa bu durumda ben sasırıp sapmıs ve dogru yolu bulmamıslardan olurum

    [57] De ki: "Ben gercekten rabbimden kesin bir belge uzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiginiz (azab) yanımda degildir. Hukum yalnızca Tanrı´nındır. O, dogru haberi verir ve O, ayırdedenlerin en hayırlısıdır

    [58] De ki: "Kendisine acele etmekte oldugunuz sey benim yanımda olsaydı, benimle aranızda buyruk elbette bitirilmis / yerine getirilmis olurdu. Tanrı zulmedenleri en iyi bilendir

    [59] Gaybın anahtarları O´nun katındadır. O´ndan baska hic kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tumunu O bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi dusmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yas ve kuru dısta olmamak uzere hepsi (ve her sey) apacık bir kitaptadır

    [60] Sizi geceleyin olduren (uyutan) ve gunduzun ´guc yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı´ bilen, sonra adı konulmus ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O´dur. Sonra ´en son donusunuz´ O´nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir

    [61] O, kulları uzerinde kahhar olandır. Size koruyucular gonderiyor. Sonunda sizden birine olum gelip cattıgı zaman, elcilerimiz onun ´hayatına son verirler´. Onlar (bu iste ne eksik, ne fazla) kusur etmezler

    [62] Sonra gercek Mevlaları olan Tanrı´ya dondurulurler. Bilesiniz ki yargı O´nundur ve O, en hızlı hesap gorendir

    [63] De ki: Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (acıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gercekten sukredenlerden oluruz

    [64] De ki: "Ondan ve her turlu sıkıntıdan sizi Tanrı kurtarmaktadır. Sonra siz yine sirk kosmaktasınız

    [65] De ki: "O, size ustunuzden ya da ayaklarınızın altından azab gondermeye veya sizi parca parca birbirinize kırdırıp kiminizin siddetini kiminize tattırmaya guc yetirendir." Bak, iyice kavramaları (yefkahun) icin ayetleri nasıl cesitli bicimlerde acıklıyoruz

    [66] Senin kavmin, O (Kuran) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben uzerinize bir vekil degilim

    [67] Her bir haber icin ´kararlastırılmıs bir zaman´ (mustakar) vardır. Siz de bileceksiniz

    [68] Ayetlerimiz konusunda ´alaylı tartısmalara dalanlar´: -onlar bir baska soze gecinceye kadar- onlardan yuz cevir. Seytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra artık zulmeden toplulukla beraber olma

    [69] Korkup sakınanlar uzerinde onların hesabından her hangi birsey (sorumluluk) yoktur. Ancak (bu) bir hatırlatmadır. Umulur ki sakınırlar

    [70] Dinlerini bir oyun ve eglence (konusu) edinenleri ve dunya hayatı kendilerini magrur kılanları bırak. Onunla (Kuran´la) hatırlat ki, bir nefs kendi kazandıklarıyla helake dusmesin; (boylesinin) Tanrı´dan baska ne bir velisi, ne bir sefaatcisi vardır; her turlu fidyeyi verse de kabul olunmaz. Iste onlar, kazandıkları nedeniyle helake ugrayanlardır; kufretmelerinden dolayı onlar icin cılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır

    [71] De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan, Tanrı´dan baska seylere mi tapalım?" Tanrı bizi hidayete erdirdikten sonra, seytanların ayartarak yerde (yeryuzunde) saskınca bıraktıkları arkadaslarının da: "Dogru yola, bize gel" diye kendisini cagırdıgı kimse gibi topuklarınız uzerinde gerisin geri mi dondurulelim?" De ki: "Hic kuskusuz Tanrı´nın yolu asıl yoldur. Ve bize alemlerin rabbine (kendimizi) teslim etmemiz buyuruldu

    [72] Bir de: "Namazı kılın ve O´ndan korkup sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna (goturulup) toplanacagınız O´dur

    [73] O gokleri ve yeri hak olarak yaratandır. O´nun "ol" dedigi gun (her sey) oluverir. O´nun sozu haktır. Sur´a ufuruldugu gun, mulk O´nundur. O, gaybı ve musahade edilebileni bilendir. O hukum ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır

    [74] Hani Ibrahim babası Azer´e (soyle) demisti: "Sen putları tanrılar mı ediniyorsun? Dogrusu ben seni ve kavmini apacık bir sapıklık icinde goruyorum

    [75] Boylece Ibrahim´e, -kesin bilgiyle inananlardan olması icin- goklerin ve yerin melekutunu gosteriyorduk

    [76] Gece ustunu ortup buruyunce bir yıldız gormus ve demisti ki: "Bu benim rabbimdir (veya: rabbim budur). Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup gidenleri sevmem" demisti

    [77] Ardından ayı dogar gorunce: "Bu benim rabbim" demis, fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demisti "Eger rabbim beni dogru yola erdirmezse gercekten sapmıslar toplulugundan olurum

    [78] Sonra gunesi dogarken gorunce: "Budur benim rabbim. Bu en buyuk" dedi. O da kayboluverince kavmine demisti ki: "Ey kavmim, dogrusu ben sizin ortak kostuklarınızdan uzagım

    [79] Gercek su ki, ben hanif olarak yuzumu gokleri ve yeri yaratana (fetara) cevirdim. Ve ben musriklerden degilim

    [80] Kavmi onunla cekisip tartısmaya girdi. Dedi ki: "O beni dogru yola erdirmisken, siz benimle Tanrı konusunda cekisip tartısmaya mı girisiyorsunuz? Sizin O´na sirk kostuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Tanrı´nın benim hakkımda bir sey dilemesi baska. rabbim ilim bakımından her seyi kusatmıstır. Yine de ogut alıp dusunmeyecek misiniz

    [81] Hem siz, O´nun haklarında hic bir delil indirmedigi seyleri Tanrı´ya ortak kosmaktan korkmazken, ben nasıl sizin sirk kostuklarınızdan korkarım? Su halde ´guvenlik icinde olmak bakımından´ (emen) iki taraftan hangisi daha hak sahibidir. Eger bilebilirseniz

    [82] inananlar ve inanclarını zulmle karıstırmayanlar, iste guvenlik (emnu) onlar icindir ve onlar hidayete ermislerdir

    [83] Bu, Ibrahim´e, kavmine karsı verdigimiz ayetimizdir. Biz diledigimizi derecelerle yukseltiriz. Kuskusuz senin rabbin hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [84] Ve ona Ishak´ı ve Yakub´u armagan ettik, hepsini hidayete eristirdik. Bundan once de Nuh´u ve onun soyundan Davud´u, Suleyman´ı, Eyub´u, Yusuf´u, Musa´yı ve Harun´u hidayete ulastırdık. Biz iyilik yapanları iste boyle odullendiririz

    [85] Zekeriya´yı, Yahya´yı, Isa´yı ve Ilyas´ı da (hidayete eristirdik.) Onların hepsi salihlerdendir

    [86] Ismail´i, Elyasa´yı, Yunus´u ve Lut´u da (hidayete eristirdik). Onların hepsini alemlere ustun kıldık

    [87] Babalarından, soylarından, kardeslerinden kimini (bunlara kattık); onları da sectik ve dosdogru yola yoneltip ilettik

    [88] Bu, Tanrı´nın hidayetidir; kullarından diledigini bununla hidayete erdirir. Onlar da sirk kossalardı, elbette butun yapıp ettikleri ´onlar adına´ bosa cıkmıs olurdu

    [89] Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eger bunlara kufrederlerse, andolsun, biz buna (karsı) kafir olmayan bir toplulugu vekil kılmısızdır / kılarız

    [90] Iste Tanrı´nın hidayet verdikleri bunlardır; oyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: "Ben bunun icin sizden bir ucret istemiyorum. O (Kuran), alemlere bir ´ogut ve hatırlatmadan´ baskası degildir

    [91] Onlar: "Tanrı besere hic bir sey indirmemistir" demekle Tanrı´nın gercek gucunu olcemediler / degerlendiremediler veya Tanrı´nın gucunu gercekten / gerektigi gibi degerlendiremediler. De ki: "Musa´nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdigi ve sizin de (parca parca) kagıtlar uzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) acıkladıgınız ve cogunu gozardı ettiginiz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmedigi seyler size ogretilmistir." De ki: "Tanrı." Sonra onları bırak, icine ´daldıkları sacma ugrasılarında´ oyalanıp dursunlar

    [92] Iste bu (Kuran), onundekileri dogrulayıcı ve sehirler anası (ummelkur´a) (Mekke) ile cevresindekileri uyarman icin indirdigimiz kutlu Kitaptır. Ahirete inananlar buna inanırlar. Onlar namazlarını (ozenle) koruyanlardır

    [93] Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden veya kendisine hic bir sey vahyolunmamısken "Bana da vahyedilidi" diyen ve "Tanrı´nın indirdiginin bir benzerini de ben indirecegim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, olumun ´siddetli sarsıntıları´ sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıstan) cıkarın, bugun Tanrı´ya karsı haksız olanı soylediginiz ve O´nun ayetlerinden buyuklenerek (yuz cevirmeniz) dolayısıyla alcaltıcı bir azabla karsılık goreceksiniz" (dediklerinde) bir gorsen

    [94] Andolsun, sizi ilk defa yarattıgımız gibi (bugun de) ´teker teker, yapayalnız ve yalın (olarak)´ bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. Icinizden, gercekten ortaklar olduklarını sandıgınız sefaatcilerinizi simdi yanınızda gormuyoruz. Andolsun, aranızdaki (baglar) parcalanıp koparılmıstır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklasmıstır

    [95] Taneyi ve cekirdegi yaran kuskusuz Tanrı´dır. O, diriyi oluden cıkarır, oluyu de diriden cıkarır. Iste Tanrı budur. Oyleyse nasıl oluyor da cevriliyorsunuz

    [96] O sabahı yarıp cıkarandır. Geceyi bir sukun (dinlenme), gunes ve ayı bir hesap (ile) kıldı. Bu, ustun ve guclu olan, bilen Tanrı´nın takdiridir

    [97] O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız icin size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk icin biz ayetleri birer birer acıkladık

    [98] O sizi tek bir nefsten yaratandır. (Sizin icin) Bir karar (kalıs) ve emanet (olarak konulus) yeri vardır. Kavrayabilen (yefkahun) bir topluluk icin ayetleri birer birer acıkladık

    [99] O gokten su indirendir. Bununla her seyin bitkisini bitirdik, ondan bir yesillik cıkardık, ondan birbiri ustune bindirilmis taneler turetiyoruz. Ve hurma agacının tomurcugundan da yere sarkmıs salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- uzumlerden, zeytinden ve nardan bahceler (kılıyoruz). Meyvesine, urun verdiginde ve olgunluga eristiginde bir bakıverin. Kuskusuz inanacak bir topluluk icin bunda gercekten ayetler vardır

    [100] Cinleri Tanrı´ya ortak kostular. Oysa onları O yaratmıstır. Bir de hic bir bilgiye dayanmaksızın O´na ogullar ve kızlar yakıstırıp uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri seylerden yucedir, uzaktır

    [101] Gokleri ve yeri (bir ornek edinmeksizin) yaratandır. O´nun nasıl bir cocugu olabilir? O´nun bir esi yoktur. O herseyi yaratmıstır. O herseyi bilendir

    [102] Iste rabbiniz olan Tanrı budur. O´ndan baska Tanrı yoktur. Her seyin yaratıcısıdır, oyleyse O´na kulluk edin. O, her seyin ustunde bir vekildir

    [103] Gozler O´nu idrak edemez; O ise butun gozleri idrak eder. O latif olandır, haberdar olandır

    [104] Gercek su ki size rabbinizden basiretler gelmistir. Kim basiretle-gorurse kendi lehine, kim de kor olursa (gormek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin uzerinize gozetleyici degilim

    [105] Iste biz ayetleri cesitli bicimlerde boyle acıklıyoruz. Oyle ki sana: "Sen ders almıssın" desinler ve biz de bilebilen bir topluluga onu acıkca gostermis olalım

    [106] rabbinden sana vahyedilene uy. O´ndan baska Tanrı yoktur. Ve musriklerden yuz cevir

    [107] Eger Tanrı dileseydi ortak kosmazlardı. Biz seni onlar uzerinde bir gozetleyici kılmadık; sen onlar uzerinde bir vekil degilsin

    [108] Tanrı´dan baska yalvarıp yakardıklarına (taptıklarına) sovmeyin; sonra onlar da haddi asarak bilmeksizin Tanrı´ya soverler. Iste boyle, biz her ummete yaptıklarını suslu (cekici) gosterdik, sonra onların son varısları rablerinedir. O, yapmakta olduklarını onlara haber verecektir

    [109] Olanca yeminleriyle, eger kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Tanrı´ya yemin ettiler. De ki: "Ayetler ancak Tanrı katındadır"; onlara gelse de kuskusuz inanmayacaklarının suurunda degil misiniz

    [110] Biz onların yureklerini (efidet) ve gozlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine ceviririz (nukallibu) ve onları tugyanları icinde saskınca dolasır bir durumda terkederiz

    [111] Gercek su ki, biz onlara melekler indirseydik, onlarla oluler konussaydı ve herseyi karsılarına toplasaydık, -Tanrı´nın diledigi dısında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların cogu cahillik ediyorlar

    [112] Boylece her peygambere insan ve cin seytanlarından bir dusman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak icin yaldızlı sozler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yap(a)mazlardı. Oyleyse onları yalan olarak duzmekte olduklarıyla basbasa bırak

    [113] Bir de ahirete inanmayanların yurekleri (efidet) ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve carpık sozlerden) hoslansınlar ve yuklenmekte olduklarını yuklenedursunlar

    [114] Tanrı´dan baska hakem mi arayayım? Oysa O size kitabı acıklanmıs olarak indirmistir. Kendilerine kitap verdiklerimiz bunun gercekten rabbinden hak olarak indirilmis oldugunu bilmektedirler. Su halde, sakın kuskuya kapılanlardan olma

    [115] rabbinin sozu, dogruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O´nun sozlerini degistirebilecek yoktur. O isitendir, bilendir

    [116] Yeryuzunde olanların cogunluguna uyacak olursan, seni Tanrı´nın yolundan sasırtıp saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ´zan ve tahminle yalan soylerler´

    [117] Kuskusuz rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, dosdogru yolda olanları da daha iyi bilendir

    [118] Eger O´nun ayetlerine inanclılar iseniz, artık uzerinde yalnızca Tanrı´nın adı anılanlardan yiyin

    [119] Size ne oluyor ki, kacınılmaz bir ihtiyacla karsı karsıya kalmanız dısında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı acıklamısken (ic gonderme) uzerinde Tanrı´nın adı anılan seyleri yemiyorsunuz? Gercekten cogu, bir ilim olmaksızın kendi hevalarıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Kuskusuz senin rabbin haddi asanları en iyi bilendir

    [120] Gunahın acıkta olanını da, gizlisini de terkedin. Cunku gunahı kazananlar, yuklenegeldikleri nedeniyle karsılık goreceklerdir

    [121] Uzerinde Tanrı´nın adı anılmayanlardan yemeyin. Cunku bu fısktır. Gercekten seytanlar, sizinle mucadele etmeleri icin kendi dostlarına gizli cagrılarda bulunurlar. Onlara itaat ederseniz kuskusuz siz de musriklersiniz

    [122] Olu iken kendisini dirilttigimiz ve insanlar icinde yurumesi icin kendisine bir nur verdigimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir cıkıs bulamayanın durumu gibi midir? Iste, kafirlere yapmakta oldukları boyle ´suslu ve cekici´ gosterilmistir

    [123] Boylece biz, her ulkenin onde gelenlerini -orada hileli duzenler kursunlar diye- oranın suclu gunahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli duzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun suuruna varmazlar

    [124] Onlara ne zaman bir ayet gelse derler ki: "Tanrı´nın elcilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacagız." Tanrı elciligini nereye verecegini daha iyi bilir. Bu suclu gunahkarlara, kurdukları hileli duzenleri nedeniyle siddetli bir azab ve Tanrı katında bir kucukluk (asagılanma) isabet edecektir

    [125] Tanrı kimi hidayete erdirmek isterse, onun gogsunu islama acar; kimi saptırmak isterse, onun gogsunu, sanki goge yukseliyormus gibi dar ve sıkıntılı kılar. Tanrı, inanmayanların ustune iste boyle pislik cokertir

    [126] Bu, rabbinin dosdogru yoludur. Ogut alıp dusunmesini bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıkladık

    [127] Onlar icin rableri katında barıs yurdu vardır ve O, yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir

    [128] Onların tumunu toplayacagı gun: "Ey cin toplulugu, insanlardan cogunu [ayartıp kendinize kullar] edindiniz" (diyecek). Insanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim icin tesbit ettigin ecele ulastık." (Tanrı) Diyecek ki: "Tanrı´nın diledigi dısta olmak uzere, ates sizin icinde suresiz kalacagınız konaklama yerinizdir." Kuskusuz rabbin, hukum ve hikmet sahibi olandır, bilendir

    [129] Boylece biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının basına geciririz

    [130] Ey cin ve insan toplulugu, icinizden size ayetlerimi aktarıp okuyan ve bu karsı karsıya geldiginiz gununuzle sizi uyarıp korkutan elciler gelmedi mi? Onlar: "Nefslerimize karsılık sehadet ederiz" derler. Dunya hayatı onları aldattı ve gercekten kafir olduklarına dair kendi nefslerine karsı sehadet ettiler

    [131] Bu, ehli (halkı) habersizken, rabbinin ulkeleri zulum ve helak edici olmadıgındandır

    [132] Yapmakta oldukları dolayısıyla her biri icin dereceler vardır. Rabbin, onların yapmakta olduklarından habersiz degildir

    [133] Rabbin, hic bir seye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir baska kavmin soyundan (insa edip) var ettigi gibi yerinize bir baskasını getirir

    [134] Hic suphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve siz aciz bırakacak degilsiniz

    [135] De ki: "Ey kavmim butun yapabileceginizi yapın; suphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dunyanın) sonu kimindir, bilip ogreneceksiniz. Gercekten zalimler kurtulusa ermeyeceklerdir

    [136] O´nun uretip turettigi ekin ve hayvanlardan Tanrı icin bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca; "Bu Tanrı´nındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları icin olan (pay) Tanrı tarafına gecmez, ama Tanrı´ya ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) gecer. Ne kotu hukum veriyorlar

    [137] Yine bunun gibi onların ortakları, musriklerden coguna cocuklarını oldurmeyi suslu gosterdiler. Hem onları helake dusurmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarısık kılmak icin. Tanrı dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve duzmekte oldukları iftiraları bırak

    [138] Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dısında baskası yiyemez. (Su) Hayvanların da sırtları haram kılınmıstır. Oyle hayvanlar vardır ki, -O´na iftira etmek suretiyle- uzerlerinde Tanrı´nın ismini anmazlar. Yalan yere iftira duzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir

    [139] Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eslerimize ise haramdır. Eger o, olu dogarsa onlar da bunda ortaktırlar. Tanrı (bu) duzmelerinin cezasını verecektir. Suphesiz O, hukum sahibi olandır, bilendir

    [140] Cocuklarını hic bir bilgiye dayanmaksızın akılsızca oldurenler ile Tanrı´ya karsı yalan yere iftira duzup Tanrı´nın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette husrana ugramıslardır. Onlar, gercekten sasırıp sapmıslardır ve dogru yolu bulamamıslardır

    [141] Asmalı ve asmasız bahceleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzesmez- yaratan O´dur. Urun verdiginde urununden yiyin ve hasad gunu hakkını verin; israf etmeyin. Cunku O, israf edenleri sevmez

    [142] Hayvanlardan yuk tasıyan ve (yunlerinden tuylerinden) dosek yapılanları da (yaratan O´dur). Tanrı´nın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, sizin icin apacık bir dusmandır

    [143] Sekiz cift koyundan iki, keciden de iki. De ki: "Iki erkegi mi haram kıldı, yoksa iki disıyi mi, ya da o iki disinin rahimlerinin, kendisini kapsadıgı (yavruları) mı? Eger dogru sozluler iseniz bana bir ilimle haber verin

    [144] Deveden iki, sıgırdan da iki. De ki: "Iki erkegi mi haram kıldı? Yoksa iki disiyi mi? Ya da o iki disinin rahimlerinin, kendisini kapsadıgı (yavruları) mı? Yoksa Tanrı, bunları sizlere tavsiye ettigi zaman sahid miydiniz? Hic bir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak icin Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden daha zalim kimdir? Suphesiz Tanrı, zalimler toplulugunu hidayete erdirmez

    [145] De ki: "Bana vahyolunanlar icinde, yiyen bir kimsenin yiyecegi (seyler) icin, olu eti, dokulen kan, domuz eti -ki bu gercekten murdardır- ya da Tanrı´dan baskası adına kesilmis bir fısk dısında, haram kılınmıs bir sey bulmuyorum. Kim kacınılmaz bir ihtiyacla karsı karsıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi asmamak sartıyla- (bu sayılanlardan olmeyecek kadar yiyebilir). Suphesiz senin rabbin bagıslayandır, esirgeyendir

    [146] Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sıgırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bagırsaklarına yapısan veya kemige karısanlar dısında ic yaglarını da onlara haram kıldık. ´Azgınlık ve hakka tecavude bulunmaları´ nedeniyle onları boyle cezalandırdık. Biz suphesiz dogru olanlarız

    [147] Sayet seni yalanlayacak olurlarsa, de ki: "Rabbiniz genis rahmet sahibidir. O´nun siddetli carpması, suclu-gunahkarlar toplulugundan geri cevrilemez

    [148] Sirk kosanlar diyecekler ki: "Tanrı dileseydi ne biz sirk kosardık, ne atalarımız ve hic bir seyi de haram kılmazdık." Onlardan oncekiler de, bizim zorlu azabımızı tadıncaya kadar boyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda, bize cıkarabileceginiz bir ilim mi var´? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak ´zan ve tahminle yalan´ soylersiniz

    [149] De ki: "En ´ustun ve apacık´ delil Tanrı´ındır. Eger O dileseydi elbette tumunuzu hidayete yoneltip iletirdi

    [150] De ki: "Gercekten Tanrı´nın bunu haram kıldıgına sehadet edecek sahidlerinizi getirin." Sayet onlar sehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte sehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların hevalarına uyma; onlar [birtakım gucleri ve varlıkları] rablerine denk tutmaktadırlar

    [151] De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldıgını okuyayım: O´na hic bir seyi ortak kosmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endisesiyle cocuklarınızı oldurmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz. Cirkin kotuluklerin acıgına ve gizli olanına yaklasmayın. Hakka dayalı olma dısında, Tanrı´nın (oldurulmesini) haram kıldıgı kimseyi oldurmeyin. Iste bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akledersiniz

    [152] Yetimin malına, o erginlik cagına erisinceye kadar -o en guzel (seklin) dısında- yaklasmayın. Olcuyu ve tartıyı dogru olarak yapın. Hic bir nefse, gucunun kaldırabilecegi dısında bir sey yuklemeyiz. Soylediginiz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Tanrı´nın ahdine vefa gosterin. Iste bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki ogut alıp dusunursunuz

    [153] Bu benim dosdogru olan yolumdur. Su halde ona uyun. Sizi O´nun yolundan ayıracak (baska) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız

    [154] Sonra biz Musa´ya, iyilik yapanların uzerinde (nimetimizi) tamamlamak, her seyi ayrı ayrı acıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik. Umulur ki rablerine kavusacaklarına inanırlar

    [155] Bu indirdigimiz mubarek bir Kitaptır. Su halde O´na uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz

    [156] Bizden once kitap yalnız iki topluluga indirildi, biz ise onların ders gorduklerinden habersizlerdik" dememeniz

    [157] Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha cok dogru yolda olurduk" dememeniz (icin) iste size Rabbinizden apacık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmistir. Tanrı´nın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup cevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup cevirenlere, bu ´engelleme ve cevirmelerinden´ dolayı pek cetin bir azabla karsılık verecegiz

    [158] Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da rabbinin gelmesini mi veya rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının gelecegi gun, daha once inanmamıssa veya inancıyla bir hayır kazanmamıssa hic kimseye inancı yarar saglamaz. De ki: "Bekleyin, biz de suphesiz beklemekteyiz

    [159] Gercek su ki, dinlerini parca parca edip kendileri de gruplasanlar, sen hic bir seyde onlardan degilsin. Onların buyrugu ancak Tanrı´yadır / Tanrı´ya kalmıstır. Sonra O, islemekte olduklarını kendilerine haber verecektir

    [160] Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kotulukle gelirse, onun mislinden baskasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [161] De ki: "Rabbim gercekten beni dogru yola iletti, dimdik duran bir dine, Ibrahim´in hanif dinine... O, musriklerden degildi

    [162] De ki: "Suphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve olumum alemlerin rabbi olan Tanrı´nındır.´

    [163] O´nun hic bir ortagı yoktur. Bana boyle buyruldu ve ben musluman olanların ilkiyim

    [164] De ki: "O, her seyin rabbi iken ben Tanrı´dan baska bir rab mi arayayım? Hic bir nefis, kendisinden baskasının aleyhine (gunah) kazanmaz. Gunahkar olan bir baskasının gunah yukunu tasımaz. Sonunda donusunuz rabbinizedir. O, size hakkında anlasmazlıga dustugunuz seyleri haber verecektir

    [165] O sizi yeryuzunun halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek icin kiminizi kiminize gore derecelerle yukseltti. Suphesiz senin rabbin sonuclandırması pek cabuk olandır ve suphesiz O, bagıslayandır, esirgeyendir

    A'râf

    Surah 7

    [1] Elif, Lam, Mim, Sad

    [2] (Bu) Bir kitaptır ki onunla uyarman icin ve inanclılara bir ogut olmak uzere sana indirildi. Oyleyse bundan dolayı gogsunde bir sıkıntı olmasın

    [3] rabbinizden size indirilene uyun, O´ndan baska velilere uymayın. Ne kadar az ogut alıyorsunuz

    [4] Biz nice ulkeleri (veya toplulukları) yıkıma ugrattık. Gece uyurlarken ya da gunduz dinlenirlerken bizim zorlu azabımız onlara geliverdi

    [5] Zorlu azabımız onlara gelince yakarabildikleri: "Biz gercekten zulme sapanlardandık" demelerinden baska olmadı

    [6] Andolsun, kendilerine (elci) gonderilenlere soracagız ve onlara gorderilenlere de soracagız

    [7] Andolsun (yapıp etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber verecegiz. Ve biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de degildik

    [8] O gun tartı haktır (dosdogrudur). Kimin tartıları agır basarsa, Iste kurtulanlar onlardır

    [9] Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden dolayı nefslerini husrana ugratanlardır

    [10] Andolsun, sizi yeryuzunde yerlesik kıldık ve orada size gecimlikler yarattık. Ne kadar da az sukrediyorsunuz

    [11] Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret verdik, sonra meleklere: "Adem´e secde edin" dedik. Onlar da iblisin dısında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı

    [12] (Tanrı) Dedi: "Sana buyurdugumda seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (Iblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni atesten yarattın, onu ise camurdan yarattın

    [13] (Tanrı:) "Oyleyse oradan in, orada buyuklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen cık. Gercekten sen kucuk dusenlerdensin

    [14] O da: "(Insanların) dirilecekleri gune kadar beni gozle(yip ertele)" dedi

    [15] (Tanrı:) "Sen gozlenip ertelenenlerdensin" dedi

    [16] Dedi ki: "Madem oyle, beni azdırdıgından dolayı onlar(ı, insanları saptırmak) icin mutlaka senin dosdogru yolunda (pusu kurup) oturacagım

    [17] Sonra muhakkak onlerinden, arkalarından, saglarından ve sollarından sokulacagım. Onların cogunu sukredici bulmayacaksın

    [18] (Tanrı ) Dedi: "Kınanıp alcaltılmıs ve kovulmus olarak oradan cık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle (tumunuzle) dolduracagım

    [19] Ve ey Adem, sen ve esin cennete yerles. Ikiniz dilediginiz yerden yiyin ama su agaca yaklasmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz

    [20] Seytan, kendilerinden ´ortulup gizlenen cirkin yerlerini´ acıga cıkarmak icin onlara vesvese verdi ve dedi ki: "rabbinizin size bu agacı yasaklaması, yalnızca sizin iki melek olmamanız veya ebedi yasayanlardan olmamanız icindir

    [21] Ve: "Gercekten ben size ogut verenlerdenim" diye yemin de etti

    [22] Boylece onları aldatarak dusurdu. Agacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve uzerlerini cennet yapraklarından ortmeye basladılar. (O zaman) rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu agactan menetmemis miydim? Ve seytanın sizin gercekten apacık bir dusmanınız oldugunu soylememis miydim

    [23] Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, eger bizi bagıslamazsan ve esirgemezsen, gercekten husrana ugrayanlardan olacagız

    [24] (Tanrı ) Dedi ki: "Kiminiz kiminize dusman olarak inin. Yeryuzunde belli bir vakte kadar sizin icin bir yerlesim ve meta (gecim) vardır

    [25] Dedi ki: "Orada yasayacak, orada olecek ve oradan cıkarılacaksınız

    [26] Ey Ademogulları, biz sizin cirkin yerlerinizi ortecek bir elbise size ´sus kazandıracak bir giyim´ indirdik. Takva ile kusanıp donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Tanrı´nın ayetlerindendir. Umulur ki ogut alıp dusunurler

    [27] Ey Ademogulları, seytan anne ve babanızın cirkin yerlerini kendilerine gostermek icin, elbiselerini sıyırtarak onları cennetten cıkardıgı gibi sakın sizi de bir belaya ugratmasın. Cunku o ve taraftarları, kendilerini goremeyeceginiz yerden sizleri gormektedir. Biz gercekten seytanları inanmayacakların dostları kıldık

    [28] Onlar ´cirkin bir hayasızlık´ islediklerinde: "Biz atalarımızı bunun uzerinde bulduk. Tanrı bunu bize boyle buyurdu / bunu bize Tanrı buyurdu" derler. De ki: "Kuskusuz Tanrı ´cirkin hayasızlıkları´ buyurmaz. Tanrı´ya karsı bilmediginiz birseyi mi soyluyorsunuz

    [29] De ki: "Rabbim adaletle davranmayı buyurdu. Her mescid yanında yuzlerinzi (O´na) dogrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O´na dua edin. ´Baslangıcta sizi yarattıgı´ gibi donduruleceksiniz

    [30] Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklıgı haketti. Cunku bunlar Tanrı´yı bırakıp seytanları veli edinmislerdi. Ve gercekten onları dogru yolda saymaktadırlar

    [31] Ey Ademogulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, icin ve israf etmeyin. Cunku O israf edenleri sevmez

    [32] De ki: "Tanrı´nın kulları icin cıkardıgı ziyneti ve temiz rızkları kim haram kılmıstır? De ki: "Bunlar, dunya hayatında inananlar icindir; kıyamet gunu ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [33] De ki: "Rabbim yalnızca cirkin-hayasızlıkları -onlardan acıkta olanlarını ve gizli olanlarını- gunah islemeyi, haklı nedeni olmayan ´isyan ve saldırıyı´, kendisi hakkında kanıtlayıcı bir delil indirmedigi seyi Tanrı´ya ortak kosmanızı ve Tanrı´ya karsı bilmediginiz seyleri soylemenizi haram kılmıstır

    [34] Her ummet icin bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de one alınabilirler [tam zamanında cokerler]

    [35] Ey adem ogulları, icinizden size ayetlerimi haber veren elciler geldiginde, kim sakınırsa ve (davranıslarını) duzeltirse iste onlar icin korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır

    [36] Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karsı buyuklenenler, Iste onlar atesin arkadaslarıdır; orada sonsuzca kalacaklardır

    [37] Oyleyse, Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitaptan kendilerine bir pay erisecek olanlar bunlardır. Nihayet elcilerimiz, hayatlarına son vermek uzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: "Tanrı´dan baska taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi (yuzustu) bırakıp kayboldular" diyecekler. (Boylelikle) Bunlar, gercekten kafir olduklarına kendi aleyhlerine tanıklık ettiler

    [38] (Tanrı) Diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden once gecmis ummetlerle birlikte atese girin." Her bir ummet girisinde kardesini [kendi benzerini] lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en onde gelenler icin: "Rabbimiz, iste bunlar bizi saptırdı; oyleyse atesten kat kat arttırılmıs bir azab ver" diyecekler. (Tanrı da:) "Hepsi icin kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek

    [39] (Bu sefer) Onde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize gore bir ustunlugunuz yoktur, kazandıklarınıza karsılık olarak azabı tadın

    [40] Kuskusuz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karsı buyuklenenler, onlar icin gogun kapıları acılmaz ve halat (ya da deve) ignenin deliginden gecinceye kadar cennete girmezler. Biz suclu-gunahkarları iste boyle cezalandırırız

    [41] Onlar icin cehennemden yataklar ve ustlerine ortuler vardır. Biz zulme sapanları Iste boyle cezalandırırız

    [42] Inanıp salih amellerde bulunanlar -ki biz hic kimseye guc yetireceginden fazlasını yuklemeyiz- onlar da cennetin ashabıdır. Onda sonsuz olarak kalacaklardır

    [43] Biz onların goguslerinde kinden ne varsa cekip almısız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulastıran Tanrı´ya hamd olsun. Eger Tanrı bize hidayet vermeseydi biz dogruya ermeyecektik. Andolsun rabbimizin elcileri hak ile geldiler." Onlara: "Iste bu, yaptıklarınıza karsılık olarak mirascı kılındıgınız cennettir" diye seslenilecek

    [44] Cennet halkı, ates halkına (soyle) seslenecek: "Bize rabbimizin vadettigini gercek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra iclerinden seslenen biri (soyle) seslenecektir: "Tanrı´nın laneti zalimlerin uzerine olsun

    [45] Onlar ki Tanrı´nın yolundan alıkoyanlar, onda carpıklık arayanlar ve ahirete kufredenlerdir

    [46] Iki taraf arasında bir engel ve A´raf uzerinde hepsini yuzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam size" derler, ki bunlar henuz girmeyen fakat (girmeyi) ´siddetle arzu edip umanlardır´

    [47] Gozleri cehennem halkından yana cevrilince: "rabbimiz, bizi zalimler topluluguyla birlikte kılma" derler

    [48] Orta yerdeki (A´raf´daki) adamlar, kendilerini yuzlerinden tanıdıkları (ileri gelen bir takım) adamlara seslenerek derler ki: "Ne (guc ve servet) toplamıs olmanız, ne buyukluk taslamanız (istikbarınız) size bir yarar saglamadı

    [49] Kendilerine Tanrı´nın bir rahmet eristirmeyecegine yemin ettiginiz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin icin korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız

    [50] Atesin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan ya da Tanrı´nın size verdigi rızktan aktarın." Derler ki: "Dogrusu Tanrı bunları kafirlere haram kılmıstır

    [51] Onlar dinlerini bir eglence ve oyun (konusu) edinmislerdi ve dunya hayatı onları aldatmıstı. Onlar bu gunleriyle karsılasmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi ´yok sayarak tanımadıkları´ gibi, biz de bugun onları unutacagız

    [52] Andolsun, biz onlara bir kitap getirdik. Inanacak bir topluluga bir hidayet ve bir rahmet olmak uzere bir bilgiye dayanarak onu cesitli bicimlerde acıkladık

    [53] Onlar onun tevilinden baskasına bakmazlar mı? Onun tevilinin gelecegi gun, daha once onu unutanlar diyecekler ki: "Gercekten rabbimizin elcileri bize hakkı getirmislerdi. Simdi bize sefaat edecek sefaatciler var mıdır? Veya geri cevrilsek de islediklerimizden baskasını yapsak." Gercek su ki, onlar kendilerini husrana ugratmıslardır, uydurmakta oldukları seyler de kendilerinden uzaklasıp kaybolmuslardır

    [54] Gercekten sizin rabbiniz, yeri ve gokleri altı gunde yaratan, sonra arsa istiva eden Tanrı´dır. Gunduzu, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle orten, gunese, aya ve yıldızlara kendi buyruguyla bas egdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, buyruk da (yalnızca) O´nundur. Alemlerin rabbi olan Tanrı ne yucedir

    [55] Rabbinize yalvara yalvara ve icin icin dua edin. Kuskusuz O haddi asanları sevmez

    [56] Duzene konulması (ıslah)ından sonra yeryuzunde bozgunculuk (fesad) cıkarmayın. O´na korkarak ve umut tasıyarak dua edin. Dogrusu Tanrı´nın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır

    [57] Rahmetinin onunde ruzgarları bir mujde olarak gonderen O´dur. Bunlar agırca bulutları kaldırıp yuklendiginde, onları (kuraklıktan) olmus bir sehre surukleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de boylelikle butun urunlerden cıkarırız. Iste biz oluleri de boyle diriltip cıkarırız ki ibret alasınız

    [58] Guzel sehrin bitkisi rabbinin izniyle cıkar; kotu olandan ise kavruktan baskası cıkmaz. Iste biz, sukreden bir topluluk icin ayetleri boyle cesitli bicimlerde acıklıyoruz

    [59] Andolsun biz Nuh´u kendi kavmine gonderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Tanrı´ya kulluk edin, sizin ondan baska Tanrınız yoktur. Dogrusu ben sizin icin buyuk bir gunun azabından korkmaktayım

    [60] Kavminin onde gelenleri: "Gercekte biz seni acıkca bir ´sasırmıslık ve sapmıslık´ icinde goruyoruz" dediler

    [61] O: "Ey kavmim, bende bir ´sasırmıslık ve sapmıslık´ yoktur; ama ben alemlerin rabbinden bir elciyim" dedi

    [62] Size rabimin risaletini teblig ediyorum. (Ayrıca) Size ogut veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Tanrı´dan biliyorum

    [63] Sakınıp rahmete kavusmanız icin icinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılıgıyla bir zikir gelmesine mi sastınız

    [64] Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda bogduk. Cunku onlar kor bir kavimdi

    [65] Ad (halkına da) kardesleri Hud´u (gonderdik.) (Hud kavmine:) "Ey kavmim, Tanrı´ya kulluk edin. O´ndan baska bir Tanrınız yoktur. Hala korkup sakınmayacak mısınız?" dedi

    [66] Kavminin onde gelenlerinden kufredenler dediler ki: "Gercekte biz seni ´akli bir yetersizlik´ icinde goruyoruz ve dogrusu biz senin yalancılardan oldugunu sanıyoruz

    [67] (Hud:) "Ey kavmim" dedi "bende ´akıl yetersiziligi´ yoktur; ama ben gercekten alemlerin rabbinden bir elciyim

    [68] Size rabbimin risaletini teblig ediyorum. Ben sizin icin guvenilir (emiyn) bir ogutcuyum

    [69] Sizi uyarmak icin aranızdan bir adam aracılıgıyla rabbinizden size bir zikir gelmesine mi sasırdınız? (Tanrı´nın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldıgını ve sizin yaratılısta gelisiminizi arttırdıgını (veya: ustun kıldıgını) hatırlayın. Oyleyse Tanrı´nın nimetlerini hatırlayın ki kurtulus bulasınız

    [70] Dediler ki: Sen bize yalnızca Tanrı´ya kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız icin mi geldin? Eger gercekten dogru isen, bize vadettigin seyi getir bakalım

    [71] Andolsun" dedi. "Rabbinizden uzerinize igrenc bir azab ve gazab gerekli kılındı. Tanrı´nın kendileri hakkında hic bir delil indirmedigi ve sizin ile babalarınızın isimlendirdigi (duzup uydurdugu) bir takım isimler (duzme Tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mucadele ediyorsunuz? Oyleyse bekleyedurun. Kuskusuz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim

    [72] Boylece onu ve onunla birlikte olanları rahmetimiz ile kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların ve inanclı olmayanların kokunu kuruttuk / kestik

    [73] Semud (kavmine de) kardesleri Salih´i (gonderdik. Salih:) "Ey kavmim, Tanrı´ya kulluk edin, sizin O´ndan baska Tanrınız yoktur. Size rabbinizden apacık bir delil gelmistir: Tanrı´nın bu disi devesi size bir ayettir; onu salıverin de Tanrı´nın arzında otlasın, ona bir kotulukle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar" dedi

    [74] (Tanrı´nın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldıgını ve sizi yeryuzunde (guc ve servetle) yerlestirdigini hatırlayın. Ki onun duzluklerinde koskler kuruyor, daglardan evler yontuyordunuz. Su halde Tanrı´nın nimetlerini hatırlayın, yeyuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [75] Kavminin onde gelenlerinden buyukluk taslayanlar (buyuklenenler), iclerinden inanıp da onlarca zayıf bırakılanlar (mustazaflara) dediler ki: "Salih´in gercekten rabbi tarafından gonderildigini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gercekten onunla gonderilene inanclılarız / inanclı olanlarız" dediler

    [76] Buyuklenenler (soyle) dedi: "Biz de gercekten sizin inandıgınıza kufredenleriz

    [77] Boylelikle disi deveyi oldurduler ve rablerinin buyruguna karsı cıkıp (Salih´e de soyle) dediler: "Ey Salih, eger gercekten gonderilenlerden isen, vaadettigin seyi getir bakalım

    [78] Bunun uzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz ustu coke kaldılar

    [79] O da onlardan yuz cevirdi ve (soyle) dedi: "Ey kavmim, andolsun size rabbimin risaletini teblig ettim ve size ogut verdim. Ama siz ogut verenleri sevmiyorsunuz

    [80] Hani Lut da kavmine soyle demisti: "Sizden once alemlerden hic kimsenin yapmadıgı hayasız-cirkinligi mi yapıyorsunuz

    [81] Gercekten siz kadınları bırakıp sehvetle erkeklere yaklasıyorsunuz. Dogrusu siz olcuyu asan (azgın) bir kavimsiniz

    [82] Kavminin cevabı: "Yurudunuzdan surup cıkarın bunları, cunku bunlar cokca temizlenen insanlarmıs" demekten baska olmadı

    [83] Bunun uzerine biz, karısı dısında onu ve ehlini (ailesini) kurtardık; o (karısı) ise [yok edilenler arasında] geride kalanlardandı

    [84] Ve onların uzerine bir (azab) saganagı yagdırdık. Suclu-gunahkarların ugradıkları sona bir bak

    [85] Medyen (kavmine de) kardesleri Suayb´ı (gonderdik. Suayb onlara) dedi ki: "Ey kavmim, Tanrı´ya kulluk edin, sizin O´ndan baska tanrınız yoktur. Size rabbinizden apacık bir belge gelmistir. Olcuyu ve tartıyı tam tutun, insanların (mallarını) esyasını degerinden dusurup eksiltmeyin ve duzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryuzunde bozgunculuk (fesad) cıkarmayın. Bu sizin icin daha hayırlıdır, eger inanclılarsanız

    [86] O´na inananları tehdit ederek, Tanrı´nın yolundan alıkoymak icin ve onda carpıklık arayarak (boyle) her yolun (basını) kesip oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve gucsuz) iken O sizi cogalttı. Bozgunculuk cıkaranların nasıl bir sona ugradıklarına bir bakın

    [87] Icinizden bir grup, kendisiyle gonderildigim seye inanmısken diger bir grup inanmadıgına gore, artık Tanrı aramızda hukum verenlerin en hayırlısıdır

    [88] Kavminin onde gelenlerinden buyuklenenler dediler ki: "Ey Suayb, seni ve seninle birlikte inananları ya ulkemizden surup cıkaracagız veya mutlaka bizim dinimize geri doneceksiniz." (Suayb) "Biz istemesek de mi?" dedi

    [89] Tanrı bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize donmemiz Tanrı´ya karsı yalan yere iftira duzmemiz olur. rabbimiz olan Tanrı´nın dilemesi dısında, ona geri donmemiz bizim icin olacak is degildir. Rabbimiz ilim bakımından herseyi kusatmıstır. Biz Tanrı´ya tevekkul ettik. ´Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında Sen hak ile hukum ver. Sen hukum verenlerin en hayırlısısın

    [90] Kavminin onde gelenlerinden kufredenler dediler ki: "Andolsun, eger Suayb´a uyacak olursanız, kuskusuz kayba ugrayanlardan olursunuz

    [91] Bunun uzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz ustu cokmus olarak sabahladılar

    [92] Suayb´ı yalanlayanlar, sanki orada hic ´refah icinde yasamamıslar´ gibi oldular. Suayb´ı yalanlayanlar, asıl kaybedenler onlar oldular (buyuk husrana ugradılar)

    [93] O da onlardan yuz cevirdi ve (soyle) dedi: "Ey kavmim, andolsun size rabbimin risaletini teblig ettim ve size ogut verdim. Simdi ben kafir bir kavme nasıl uzulebilirim

    [94] Biz hangi memlekete bir peygamber gonderdiysek onun ehli (halkı) yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermisiz

    [95] Sonra kotulugun yerini iyilikle degistirdik, oyle ki onlar cogaldılar ve: "Atalarımıza da (bazen) siddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genislikler dokunmustu" dediler. Bunun uzerine, biz de onları kendileri hic suurunda degilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik

    [96] Eger o ulkeler ehli inansaydı ve korkup sakınsalardı, gercekten uzerlerine hem gokten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) acardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik

    [97] O ulkeler ehli, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceginden guvencede (emin) miydiler

    [98] Ya da o ulkeler ehli, kusluk vakti eglenceye dalmısken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceginden guvencede (emin) miydiler

    [99] (Veya) Onlar Tanrı´nın tuzagından guvencede miydiler (eminu)? Tanrı´nın bir tuzak kurmasından, husrana ugrayan bir topluluktan baskası guvende (ye´menu) olmaz

    [100] (Butun bunlar) Ehlinden sonra yeryuzunde mirascı olanları dogruya erdirme(ye veya ortaya cıkarmaya yetmez) mi? Eger biz dilemis olsaydık onlara gunahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik ve kalplerine damgalar vururduk da onlar boylelikle isitmeyenler olurlardı

    [101] Iste bu ulkeler, sana onların ´haberlerinden aktarmalar yapıyoruz´. Gercekten, onlara elcileri apacık belgelerle gelmislerdi. Ama daha onceden yalanlamaları nedeniyle inanır olmadılar. Iste Tanrı kafirlerin kalplerini boyle muhurler

    [102] Onların cogunda ´verdikleri soze baglılık´ gormedik, ama onların cogunu fasık (olarak) gorduk

    [103] Sonra bunların (elcilerin) ardından Musa´yı ayetlerimizle Firavun´a ve onde gelen cevresine gonderdik. Onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. Iste bozgunculuk cıkaranların nasıl bir sona ugradıklarına bir bak

    [104] Musa dedi ki: "Ey Firavun, gercekten ben alemlerin rabbinden bir elciyim

    [105] Benim uzerimdeki yukumluluk, Tanrı´ya karsı ancak gercegi soylemektir. Rabbinizden size apacık bir belge ile geldim. Artık Israilogullarını benimle birlikte gonder

    [106] (Firavun) dedi ki: "Eger gercekten bir ayet getirmissen ve dogru sozlulerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)

    [107] Boylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apacık bir ejderha oluverdi

    [108] (Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (gorunuverdi)

    [109] Firavun kavminin onde gelenleri dediler ki: "Bu gercekten bilgin bir buyucudur

    [110] Sizi topraklarınızdan surup cıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz

    [111] Dediler ki: "Onu ve kardesini simdilik bekletiver (verecegin cezayı ertele), sehirlere de toplayıcılar yolla

    [112] Butun bilgin buyuculeri sana getirsinler

    [113] Sihirbazlar Firavun´a gelip dediler ki: "Eger biz galip gelirsek herhalde bize bir karsılık var, degil mi

    [114] Evet" dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız

    [115] Dediler ki: "Ey Musa, (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım

    [116] (Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gozlerini buyuleyiverdiler, onları dehsete dusurduler ve (ortaya) buyuk bir sihir getirmis oldular

    [117] Biz de Musa´ya "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o butun uydurduklarını derleyip toparlayıp yutuyor

    [118] Boylece hak yerini buldu, onların butun yapmakta oldukları gecersiz kaldı

    [119] Orada yenilmis oldular ve kucuk dusmusler olarak tersyuz cevrildiler (kalebu)

    [120] Ve sihirbazlar secdeye kapandılar

    [121] Alemlerin rabbine inandık" dediler

    [122] Musa´nın ve Harun´un rabbine

    [123] Firavun: "Ben size izin vermeden once O´na inandınız, oyle mi? Mutlaka bu, ehli (halkı) buradan surup cıkarmak amacıyla sehirde tasarladıgınız bir tuzaktır. Oyleyse siz (buna karsı ne yapacagımı) bileceksiniz

    [124] Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kesecegim ve hepinizi asacagım

    [125] Dediler ki: "Biz de kuskusuz rabbimize cevrilip donecegiz." (munkalibun)

    [126] Oysa sen, yalnızca, bize geldiginde rabbimizin ayetlerine inanmamızdan baska bir nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz, ustumuze sabır yagdır ve bizi musluman olarak oldur

    [127] Firavun kavminin onde gelenleri dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır´da) bozgunculuk cıkarmaları, seni ve tanrılarını terk etmeleri icin mi (serbest) bırakacaksın? (Firavun) dedi ki: "Erkek cocuklarını oldurecegiz ve kadınlarını sag bırakacagız. Hic kuskusuz biz, onlara karsı kahir bir ustunluge sahibiz

    [128] Musa kavmine: "Tanrı´dan yardım dileyin ve sabredin. Gercek su ki, arz Tanrı´nındır; ona kullarından diledigini mirascı kılar. En guzel sonuc muttakiler icindir" dedi

    [129] Dediler ki: "Sen bize gelmeden once de, geldikten sonra da eziyet edildik." (Musa da:) "Umulur ki rabbiniz dusmanınızı helak edecek ve sizleri yeryuzunde halifeler kılacak, boylece nasıl davranacagınızı gozleyecek" dedi

    [130] Andolsun, biz de Firavun aile (cevre)sini belki ogut alıp dusunurler diye yıllar yılı kuraklıga ve urun kıtlıgına ugrattık

    [131] Kendilerine bir iyilik geldigi zaman, "Bu bizim icin (biz bunu hakettik)" dediler; onlara bir kotuluk isabet ettiginde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir ugursuzlugu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Tanrı katında asıl ugursuz (kotuluk kaynagı) olanlar kendileridir

    [132] Onlar: "Bizi buyulemek icin ne kadar ayet getirirsen getir, biz sana inanclı olacak degiliz" dediler

    [133] Bunun uzerine, ayrı ayrı ayetler olarak uzerlerine tufan, cekirge, bugday guvesi, kurbaga ve kan musallat ettik. Yine buyukluk tasladılar ve suclu-gunahkar bir kavim oldular

    [134] Baslarına igrenc bir azab cokunce dediler ki: "Ey Musa, rabbine -sana verdigi ahid adına- bizim icin dua et. Eger bu igrenc azabı uzerimizden cekip giderirsen andolsun sana inanacagız ve Israilogullarını seninle gonderecegiz

    [135] Ne zaman ki onların erisebilecekleri bir ecele kadar o igrenc azabı cekip giderdik, onlar yine andlarını bozdular

    [136] Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmis (gibi) olmaları nedeniyle onları suda bogduk

    [137] Kendisine bereketler kıldıgımız yerin dogusuna da, batısına da o hor kılınıp zayıf bırakılanları mirascılar kıldık. Rabbinin Israilogulları´na olan o guzel sozu (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yukselttiklerini (kosklerini, saraylarını) da yerle bir ettik

    [138] Israil ogullarını denizden gecirdik. Putları onunde bel bukup egilmekte olan bir topluluga rastladılar. Musa´ya dediler ki: "Ey Musa, onların tanrıları (var; onlarınki) gibi, sen de bize bir tanrı yap." O: "Siz gecekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi

    [139] Onların icinde bulundukları sey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları seyler (ibadetler) de gecersizdir

    [140] O sizi alemlere ustun kılmısken, ben size Tanrı´dan baska tanrı mı arayacagım

    [141] Hani size dayanılmaz iskenceler yapan, kadınlarınızı sag bırakıp erkek cocuklarınızı olduren Firavun ailesinden sizi kurtarmıstık. Bunda rabbinizden sizin icin buyuk bir sınav vardı

    [142] Musa ile otuz gece icin sozlestik ve ona bir on (gece) daha ekledik. Boylece rabbinin belirledigi sure kırk geceye tamamlandı. Musa, kardesi Harun´a, "Kavmimde benim yerime gec, islah et ve bozguncuların yoluna da uyma" dedi

    [143] Musa, belirlenen surede gelince ve rabbi kendisiyle konusunca: "Rabbim, bana goster, seni goreyim" dedi. (Tanrı:) "Beni asla goremezsin. Ancak su daga bak; yerinde durursa o zaman beni goreceksin" dedi. Rabbi, daga tecelli edince onu paramparca etti. Musa bayılarak yere dustu. Kendine geldiginde: "Sen yucesin, sana tevbe ettim ve ben inanclıların ilkiyim" dedi

    [144] (Tanrı :) "Ey Musa" dedi. "Sana verdigim risaletimle ve seninle konusmamla seni insanlar uzerinde seckin kıldım. Sana verdiklerimi al ve sukredenlerden ol

    [145] Biz ona Levhalar´da her seyden bir ogut ve her seyin yeterli bir acıklamasını yazdık. (Ve:) "Simdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de buyur ki en guzeliyle sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında gosterecegim" (dedik)

    [146] Yeryuzunde haksız yere buyuklenenleri ayetlerimden engelleyecegim / cevirecegim. Onlar her turlu ayeti gorseler bile inanmazlar. Dosdogru yolu (rusd yolunu) da gorseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu gorduklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları nedeniyledir

    [147] Ayetlerimizi ve ahirete kavusmayı yalanlayanlar, onların amelleri bosa cıkmıstır. Onlar yaptıklarından baskasıyla mı cezalandırılacaklardı

    [148] (Tur´a gitmesinin) Ardından Musa´nın kavmi sus esyalarından bogurmesi olan bir buzagı heykelini (tapacak Tanrı) edindiler. Onun kendileriyle konusmadıgını ve onları bir yola da yoneltip iletmedigini (hidayete erdirmedigini) gormediler mi? Onu (Tanrı) edindiler de zulmedenler oldular

    [149] Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pismanlık duyup, basları) elleri arasına dusuruldu ve kendilerinin gercekten sasırıp saptıklarını gorunce: "Eger rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bagıslamazsa kesin olarak husrana ugrayanlardan olacagız" dediler

    [150] Musa kavmine oldukca kızgın, uzgun olarak dondugunde onlara: "Beni arkamdan ne kotu temsil ettiniz. Rabbinizin buyrugunu cabuklastırdınız, oyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardesini basından tutup kendisine dogru cekti (ki Harun ona:) "Annem oglu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp gucsuzlestirdi) ve neredeyse beni oldurmeye kalkıstılar. Bari sen dusmanları sevindirecek bir sey yapma ve beni bu zalimler topluluguyla birlikte kılma (sayma)" dedi

    [151] (Musa) dedi ki: "Rabbim, beni ve kardesimi bagısla. Bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın

    [152] Kuskusuz, buzagıyı (Tanrı) edinenlere rablerinden bir gazab ve dunya hayatında bir zillet yetisecektir. Iste biz ´yalan duzup uyduranları´ boyle cezalandırırız

    [153] Kotuluk isleyip bunun ardından tevbe edenler ve inananlar; hic kuskusuz rabbin bunları (tevbeden) sonra elbette bagıslayandır, esirgeyendir

    [154] Musa kabaran ofkesi yatısınca Levhalar´ı aldı. (Onların bir) Nushasında "Rablerinden korkanlar icin bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı)

    [155] Musa, belirledigimiz bulusma zamanı icin kavminden yetmis adam secip ayırdı. Bunları da ´dayanılmaz bir sarsıntı´ tutuverince, dedi ki: "rabbim, eger dileseydin, onları ve beni daha onceden helak ederdin. (Simdi) Icimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden baskası degildir. Onunla Sen diledigini saptırır, diledigini hidayete erdirirsin. Bizim velimiz Sensin. Oyleyse bizi bagısla, bizi esirge. Sen bagıslayanların en hayırlısısın

    [156] Bize bu dunyada da, ahirette de iyilik yaz, kuskusuz ki biz sana yoneldik." De ki: "Azabımı diledigime isabet ettiririm, rahmetim ise her seyi kusatmıstır; onu korkup sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize inananlara yazacagım

    [157] Onlar ki, yanlarındaki Tevrat´ta ve Incil´de (gelecegi) yazılı bulacakları ummi nebi olan elciye uyarlar; o onlara marufu buyuruyor, munkeri yasaklıyor, temiz seyleri helal, murdar seyleri haram kılıyor ve onların agır yuklerini, uzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler, iste kurtulusa erenler bunlardır

    [158] De ki: "Ey insanlar, ben Tanrı´nın sizin hepinize gonderdigi bir elcisiyim. Goklerin ve yerin mulku yalnız O´nundur. O´ndan baska Tanrı yoktur. O diriltir ve oldurur. Oyleyse Tanrı´ya ve ummi nebi olan elcisine inanın. O da Tanrı´ya ve O´nun sozlerine inanmaktadır. Ona uyun ki hidayete eresiniz

    [159] Musa´nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir ummet vardı

    [160] Biz onları (Israilogullarını) on iki torun ummete ayırdık. Kavmi kendisinden su istediginde Musa´ya: "Asanla tasa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp fıskırdı; boylece her bir insan toplulugu su icecegi yeri ogrenmis oldu. Uzerlerine bulutla golge cektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da soyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar bize zulmetmedi, ancak kendi nefslerine zulmediyorlardı

    [161] Onlara: "Bu sehirde oturun, ondan istediginiz yerden yiyin, ´dilegimiz bagıslanmadır´ deyin ve kapısından secde ederek girin, (biz de) hatalarınızı bagıslayalım. Iyilik yapanların (armaganlarını) arttıracagız" denildiginde

    [162] Onlardan zulmedenler, sozu kendilerine soylenenden baska bir seyle degistirdiler. Biz de bunun uzerine zulmetmeleri dolayısıyla gokten ´igrenc bir azab´ indirdik

    [163] Bir de onlara deniz kıyısındaki sehri(n ugradıgı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasagını cigneyerek) sınırı asmıslardı. ´Cumartesi gunu is yapma yasagına uyduklarında´ balıkları onlara acıktan akın akın geliyor, ´Cumartesi gunu is yapma yasagına uymadıklarında´ ise gelmiyorlardı. Iste biz, fasık olmaları dolayısıyla onları boyle sınıyorduk

    [164] Iclerinden bir ummet: "Tanrı´nın kendilerini helak etmek veya siddetli bir azaba ugratmak istedigi bir kavme ne diye ogut veriyorsunuz?" dediginde "Rabbinize karsı bir ozur icin veya bir ihtimal sakınabilirler diye" dediler

    [165] Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kotulukten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri fasık oldukları icin pek zorlu bir azab ile yakaladık

    [166] Onlar, kendisinden sakındırıldıkları seyi ´yapmada israr edip baskaldırınca´ onlara: "Asagılık maymunlar olun" dedik

    [167] Iste o zaman rabbin, onlara en kotu azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gunune kadar uzerlerine mutlaka gonderecegini bildirdi. Kuskusuz rabbin sonuclandırması pek cabuk olandır ve gercekten O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [168] Onları yeryuzunde ummetlere ayırdık. Kimileri salih (davranıslarda) bulunuyor, kimileri de bunların dısında olan asagılıklardır. Onları iyiliklerle ve kotuluklerle sınadık ki donsunler

    [169] Onların ardından yerlerine (halife) kitaba mirascı olan bir takım ´kotu kimseler´ gecti. (Bunlar) Su degersiz olan (dunya)nın gecici yararını alıyor ve: "Yakında bagıslanacagız" diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Tanrı´ya karsı hakkı soylemekten baska bir seyi soylemeyeceklerine iliskin kitap sozu alınmamıs mıydı? Oysa icinde olanı okudular. (Tanrı´dan) Korkanlar icin ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akletmeyecek misiniz

    [170] Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdogru kılanlar, kuskusuz biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz

    [171] Bir zamanlar dagı, sanki bir golgelikmis gibi ustlerine gecirmistik/kaldırmıstık. Onlar ise neredeyse tepelerine dusecek sanmıslardı. (Onlara demistik ki:) "Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı dusunun ki sakınasınız

    [172] Hani rabbin Adem ouglarının sırtlarından zurriyetlerini almıs ve onları kendi nefslerine karsı tanıklar kılmıstı / tanıklık ettirmisti: "Ben sizin rabbiniz degil miyim?" (demisti de) onlar: "Evet (rabbimizsin), tanıklık ettik" demislerdi. (Bu) Kıyamet gunu: "Biz bundan habersizdik" dememeniz icindir

    [173] Ya da: "Bizden once ancak atalarımız ortak kosmustu, biz ise onlardan sonra gelme bir kusagız; isleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz icin

    [174] Iste biz ayetleri boyle birer birer acıklarız, umulur ki donerler

    [175] Onlara kendisine ayetlerimizi verdigimiz kisinin haberini anlat / aktar. O, bundan sıyrılıp uzaklasmıs, seytan onu pesine takmıstı. O da sonunda azgınlardan olmustu

    [176] Eger biz dileseydik, onu bununla (ayetlerimizle) yukseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, ustune varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi basına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan kopegin durumu gibidir. Iste ayetlerimizi yalanlayan toplulugun durumu boyledir. Artık gercek haberi onlara aktar ki dusunsunler (yetefekkerun)

    [177] Ayetlerimizi yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefslerine zulmedenlerin ornegi / ornekligi ne kotudur

    [178] Tanrı kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmustur; kimi sasırtıp saptırırsa artık onlar da husrana ugrayanlardır

    [179] Andolsun, cehennem icin cinlerden ve insanlardan cok sayıda kisi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır fakat bununla kavramazlar; gozleri vardır fakat bununla gormezler; kulakları vardır fakat bununla isitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da asagılıktırlar. Iste bunlar gafil olanlardır

    [180] Isimlerin en guzeli Tanrı´nındır. Oyleyse O´na bunlarla dua edin. O´nun isimlerinde ´aykırılıgı (ve inkara) sapanları´ bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır

    [181] Yarattıklarımızdan hakka yoneltip ileten ve onunla adaleti (uygulayan) bir ummet vardır

    [182] Ayetlerimizi yalanlayanları ise onların bilmeyecekleri bir yonden derece derece (azaba) yaklastıracagız

    [183] Onlara (belli) bir sure tanıyorum. Hic kuskusuz benim duzenim (cezalandırmam) sapasaglamdır

    [184] Arkadaslarında delilikten hic bir sey olmadıgını dusunmuyorlar mı? (yetefekkeru) O, apacık bir uyarıcıdan baskası degildir

    [185] Onlar goklerin ve yerin melekutuna, Tanrı´nın yarattıgı seylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklastıgına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi soze inanacaklar

    [186] Tanrı´nın saptırdıgı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tugyanları icinde saskınca dolasır bir durumda bırakıverir

    [187] Sana o saatin (dunyanın sonunun) ne zaman gelecegini soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi yalnızca rabbimin yanındadır / katındadır. Onun suresini O´ndan baskası acıklayamaz. O, goklerde ve yerde agırlastı. O size apansız bir gelisten baskası degildir." Sanki sen ondan tumuyle haberdarmıssın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Tanrı´nın katındadır. Fakat insanların cogu bilmez

    [188] De ki: "Tanrı´nın dilemesi dısında kendim icin yarardan ve zarardan (hic bir seye) malik degilim. Eger gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kotuluk dokunmazdı. Ben, inanan bir topluluk icin bir uyarıcı ve mujde vericiden baskası degilim

    [189] O sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatısması icin ondan esini var etti. Onu (esini) ortup buruyunce, o bir yuk yuklendi de bununla (bir sure) gezindi. Nitekim agırlasınca, ikisi rableri olan Tanrı´ya dua ettiler: "Eger bize salih (bir cocuk) verirsen, andolsun sukredenlerden olacagız

    [190] Ama O, onlara salih (bir cocuk) verince, kendilerine verdigi sey konusunda O´na ortaklar kosmaya basladılar. Tanrı onların ortak kostuklarından yucedir

    [191] Kendileri yaratılıp dururken, hic bir sey yaratamayan seyleri mi ortak kosuyorlar

    [192] Oysa (ortak kostukları) ne onlara bir yardıma guc yetirebilir, ne de kendi nefslerine yardım etmeye

    [193] Onları hidayete cagırırsanız size uymazlar. Onları cagırsanız da, suskun da dursanız size karsı (tutumları) birdir

    [194] Tanrı´dan baska taptıklarınız sizin gibi kullardır. Haydi onları cagırın da size cevap versinler, sozunuzde dogru iseniz

    [195] Uzerlerinde yuruyecekleri ayakları mı var? Tutmaları icin elleri mi var? Gormeleri icin gozleri mi var? Isitmeleri icin kulakları mı var? De ki: "Ortak kostuklarınızı cagırın, sonra bir tuzak kurun da bana goz actırmayın

    [196] Hic kuskusuz, benim velim kitabı indiren Tanrı´dır ve O salihlerin koruyuculugunu (veliligini) yapıyor

    [197] O´ndan baska taptıklarınız ise size yardıma guc yetiremezler, kendilerine de

    [198] Eger onları hidayete cagırsan isitmezler. Onların sana baktıgını gorursun, oysa onlar gormezler

    [199] Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (Islam´a) uygun olanı (orfu) buyur ve cahillerden yuz cevir

    [200] Eger sana seytandan bir kıskırtma (vesvese veya igva) gelirse hemen Tanrı´ya sıgın. Cunku O isitendir, bilendir

    [201] Sakınanlara seytandan bir vesvese eristiginde (once) iyice dusunurler (Tanrı´yı zikrederler), sonra hemen bakarsın ki gorup bilmislerdir

    [202] (Seytanın) Kardesleri ise onları sapıklıga suruklerler, sonra peslerini bırakmazlar

    [203] Kendilerine bir ayet getirmedigin zaman: "Sen onu (inmeyen ayeti) derleyip toplasana" derler. De ki: "Ben yalnızca bana rabbimden vahyolunana uyarım. Bu rabbinizden olan bir basiretlerdir; inanacak bir topluluk icin bir hidayet ve bir rahmettir

    [204] Kuran okundugu zaman, onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmis olursunuz

    [205] rabbini sabah aksam, yuksek olmayan bir sesle, kendi kendine, urpertiyle, yalvara yalvara ve icin icin zikret. Gaflete kapılanlardan olma

    [206] Kuskusuz rabbinin katında olanlar, O´na ibadet etmekten buyuklenmezler. O´nu tesbih ederler ve yalnızca O´na secde ederler

    Enfâl

    Surah 8

    [1] Sana savas ganimetlerini soruyorlar. De ki: "Ganimetler Tanrı´nın ve elcisinindir. Buna gore, eger inanclılar iseniz Tanrı´dan korkup sakının, aranızı duzeltin ve Tanrı´ya ve elcisine itaat edin

    [2] Inanclılar ancak o kimselerdir ki, Tanrı anıldıgında kalpleri titrer, O´nun ayetlerinin kendilerine okunması inanclarını arttırır ve yalnızca rablerine tevekkul ederler

    [3] Onlar, namazı gozetirler ve kendilerine verdigimiz rızıklardan infak ederler

    [4] Iste gercek inanclılar bunlardır. Rableri katında onlar icin dereceler, bagıslanma ve tukenmez / ustun bir rızk vardır

    [5] Rabbin seni evinden hak ugrunda (savasa) cıkardıgında inanclılardan bir grup isteksizdi

    [6] (hersey) Acıkca ortaya cıktıktan sonra bile, sanki kendileri goz gore gore olume surukleniyorlarmıs gibi, seninle hak konusunda tartısıp duruyorlardı

    [7] Hani Tanrı iki topluluktan birinin mutlaka sizin olacagını vadetmisti; siz de gucsuz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Tanrı, sozleriyle hakkın ve kafirlerin arkasını kesmek (kokunu kurutmak) istiyordu

    [8] O, suclu-gunahkarlar istemesede hakkı gerceklestirmek ve batılı gecersiz kılmak icin (boyle istiyordu)

    [9] Siz rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Kuskusuz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermisti

    [10] Tanrı bunu yalnızca bir mujde ve kalplerinizin tatmin bulması icin yapmıstı; (yoksa) Tanrı´nın katından baskasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hic kuskusuz Tanrı ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [11] Hani kendisinden bir guvenlik (emeneten) olarak sizi bir uyuklama buruyup (yatıstırıyordu). [Susuzlugun olusturdugu bunalımdan] Sizi temizlemek, seytanın pisligini (umutsuzlugu) sizden savmak / gidermek, kalplerinizin ustunde (guven ve kararlılık duygusunu) pekistirmek ve bununla ayaklarınızı (yeryuzunde) saglamlastırmak icin uzerinize gokten su indiriyordu

    [12] Rabbin meleklere: "Kuskusuz ben sizinleyim, inananları destekleyin / saglamlık katın. Kufredenlerin kalplerine amansız bir korku salacagım. Oyleyse (ey muslumanlar) vurun boyunlara, vurun onların parmaklarına" diye vahyetmisti

    [13] Bu, elbette, onların Tanrı´ya ve elcisine bas kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Tanrı´ya ve elcisine bas kaldırırsa, kuskusuz Tanrı (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [14] Iste bu sizin; tadın bunu. Kafirler icin bir de ates azabı var

    [15] Ey inananlar, toplu olarak kufredenlerle karsılastıgınız zaman, onlara arka cevirmeyin (savastan kacmayın)

    [16] Kim o gun, savas taktigi veya baska bir birlige katılma amacınının dısında sırtını donup kacarsa Tanrı´dan bir gazaba ugramıstır ve yeri de cehennemdir. Ne kotu bir duraktır o

    [17] Onları siz oldurmediniz fakat Tanrı oldurdu. Attıgın zaman da sen atmadın fakat Tanrı attı. Inanclıları kendinden guzel bir sınavla sınamak icin (yaptı). Kuskusuz Tanrı isitendir, bilendir

    [18] Iste size boyle... Gercekten Tanrı kafirlerin hileli duzenlerini bosa cıkarıcıdır

    [19] Eger fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler) iste size fetih; ama eger [inkardan ve eski yaptıklarınızdan] vazgecerseniz bu sizin icin daha hayırlıdır. Yok, geri donerseniz biz de doneriz. Toplulugunuz (sayıca) cok da olsa size bir sey saglayamaz. Cunku Tanrı inanclılarla beraberdir

    [20] Ey inananlar, Tanrı´ya ve elcisine itaat edin. Siz de isitiyorken, ondan yuz cevirmeyin

    [21] Ve: "Biz isittik" dedikleri halde gercekte isitmeyenler gibi olmayın

    [22] Gercek su ki, Tanrı katında, yerde debelenenlerin en kotusu (bir turlu) akletmez olan sagırlar ve dilsizlerdir

    [23] Eger Tanrı onlarda bir hayır gorseydi mutlaka onlara isittirirdi. Isittirseydi bile, arka cevirenler olarak (yine) yuz cevirirlerdi

    [24] Ey inananlar, size hayat verecek seylere cagırdıgında Tanrı´ya ve elcisine yanıt verin. Bilin ki Tanrı kisi ile kalbi arasına girer ve siz gercekten O´na goturulup toplanacaksınız

    [25] Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının. Bilin ki, gercekten Tanrı (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [26] Hatırlayın, hani sizler sayıca azdınız ve yeryuzunde zayıf bırakılmıstınız, insanların sizi kapıp yakalamasından korkuyordunuz. Iste O, sizi (yerlesik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz seylerden rızklar verdi ki sukredesiniz

    [27] Ey inananlar, Tanrı´ya ve elcisine ihanet etmeyin; bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin

    [28] Bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin icin bir fitnedir. Tanrı´nın yanında ise buyuk bir odul vardır

    [29] Ey inananlar, Tanrı´dan korkup sakınırsanız, size dogruyu yanlıstan ayıracak bir nur ve furkan verir, kotuluklerinizi orter (yukeffir) ve sizi bagıslar. Tanrı, buyuk fazl sahibidir

    [30] Hani o kufredenler seni tutuklamak ya da oldurmek veya surgun etmet amacıyla tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzagı kurarlarken, Tanrı da bir tuzak kuruyordu. Tanrı tuzak kurucuların (tuzaklarına karsılık verenlerin) hayırlısıdır

    [31] Ayetlerimiz onlara okundugu zaman "isittik" dediler. "Istesek, biz de bunun bir benzerini soyleyebiliriz. Bu eskilerin efsanelerinden baskası degildir

    [32] Bir de: "Ey Tanrı´mız, eger bu (Kuran) bir gercek olarak Senin katından ise, gokyuzunden ustumuze tas yagdır veya acı bir azab getir (bakalım)" demislerdi

    [33] Oysa sen iclerinde bulundugun surece, Tanrı onları azablandıracak degildir. Ve onlar, bagıslanma dilemektelerken de Tanrı onları azablandıracak degildir

    [34] Onlar Mescid-i Haram´dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gercek ve layık) koruyucuları degilken, Tanrı ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl) koruyucuları yalnızca korkup sakınanlardır. Ancak onların cogu bilmezler

    [35] Onların, Beyt(-i Serif) onundeki namazları, ıslık calmaktan ve el cırpmaktan baskası degildir. "Oyleyse kufretmeniz nedeniyle / kufrettiginiz icin (tekfurun) azabı tadın

    [36] Gercek su ki, kufredenler (insanları) Tanrı´nın yolundan engellemek icin mallarını harcarlar; bundan boyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yurek acısı olacaktır, sonra da bozguna ugratılacaklardır. Kufredenler sonunda cehenneme surulup toplanacaklardır

    [37] Bu, Tanrı´nın murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı uzerinde kılıp tumunu biriktirerek cehenneme atması icindir. Iste bunlar husrana ugrayanlardır

    [38] O kufredenlere de ki: "Eger vazgecerlerse gecmiste (yaptıkları) seyler bagıslanacaktır. Ama yine donecek olurlarsa, onceki (toplumlara uygulanan) sunnet, muhakkak (onların basından da) gecmis olacaktır

    [39] Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Tanrı´nın oluncaya kadar onlarla savasın. Sayet vazgececek olurlarsa, kuskusuz Tanrı, yaptıklarını gorendir

    [40] Geri donerlerse, bilin ki gercekten Tanrı sizin mevlanızdır. O ne guzel mevladır ve ne guzel yardımcıdır

    [41] Bilin ki, ´ganimet olarak ele gecirdiginiz´ seylerin beste biri, mutlaka Tanrı´nın, elcinin, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eger Tanrı´ya, hak ile batılın birbirinden ayrıldıgı gun iki ordunun karsı karsıya geldigi gunde (Bedir´de) kulumuza indirdigimize inanıyorsanız (ganimeti boyle bolusun). Tanrı her seye guc yetirendir

    [42] Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha asagıdaydı. Eger sozlesseydiniz, kacınılmaz olarak yeri (veya konusu) hakkında anlasmazlıga duserdiniz; ancak Tanrı, gercekles(tiril)ecek buyrugu yerine getirmek (kaza etmek) icin (boyle yaptı). Boylece helak olacak kisi apacık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kisi apacık bir delilden sonra hayatta kalsın. Kuskusuz Tanrı, gercekten isitendir, bilendir

    [43] Hani Tanrı onları sana uykunda az gosteriyordu; eger sana cok gosterseydi gercekten yılgınlıga kapılacaktınız ve buyruk konusunda gercekten cekismeye dusecektiniz. Ancak Tanrı esenlik (kurtulus) bagısladı. Cunku O, elbette sinelerin ozunde saklı duranı bilir

    [44] Karsı karsıya geldiginizde Tanrı, gercekles(tiril)ecek buyrugu yerine getirmek (kaza etmek) icin onları gozlerinizde az gosteriyor, sizi de onların gozunde azaltıyordu. Ve (butun) buyruklar Tanrı´ya dondurulur

    [45] Ey inananlar, bir toplulukla karsı karsıya geldiginiz zaman, dayanıklılık gosterin ve Tanrı´yı cokca zikredin ki kurtulus bulasınız

    [46] Tanrı´ya ve elcisine itaat edin ve cekisip birbirinize dusmeyin, cozulup yılgınlasırsınız, gucunuz gider. Sabredin. Kuskusuz Tanrı, sabredenlerle beraberdir

    [47] Bir de yurtlarından refahtan sımarıp azıtarak, insanlara gosteris yaparak cıkanlar ve (halkı) Tanrı´nın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Tanrı onların yaptıklarını cepecevre kusatandır

    [48] O zaman seytan onlara amellerini suslu gostermis ve onlara: "Bugun sizi insanlardan bozguna ugratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demisti. Ne zaman ki iki topluluk birbirini gorur oldu (karsılastı) o, iki topugu ustunde geri dondu ve: "Kuskusuz ben sizden uzagım. Cunku ben sizin gormediginizi goruyorum. Ben Tanrı´dan da korkuyorum" dedi. Tanrı (ceza ile) sonuclandırması pek siddetli olandır

    [49] Munafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar soyle diyorlardı: "Bunları (muslumanları) dinleri aldattı." Oysa kim Tanrı´ya tevekkul ederse, kuskusuz Tanrı ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [50] Melekleri, onların yuzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o kufredenlerin canlarını alırken gormelisin

    [51] Bu, ellerinizin onceden takdim ettigi (isler) yuzundendir. Yoksa kuskusuz Tanrı kullara zulmedici degildir

    [52] Firavun ailesinin ve onlardan oncekilerin gidis tarzı gibi Tanrı´nın ayetlerine kufrettiler de Tanrı onları gunahlarından dolayı yakalayıverdi. Kuskusuz Tanrı en buyuk kuvvet sahibidir, sonuclandırması pek siddetlidir

    [53] Nedeni su: Bir kavim, kendinde olanı degistirinceye kadar Tanrı ona nimet olarak bagısladıgını degistirici degildir. Kuskusuz Tanrı isitendir, bilendir

    [54] Firavun ailesinin ve onlardan oncekilerin gidis tarzı gibi... Onlar, rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de gunahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda bogduk. Onların tumu zulmeden kimselerdi

    [55] Tanrı katında canlıların en kotusu kuskusuz kufredenlerdir; onlar (artık) inanmazlar

    [56] Bunlar, iclerinden antlasma yaptıgın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar

    [57] Bundan dolayı, savasta onları yakalarsan, oyle darmadagın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar

    [58] Eger bir kavmin ihanet edeceginden kesin olarak korkarsan, sen de acık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlasma metnini ve diplomatik iliskiyi) at. Gercekten Tanrı, ihanet edenleri sevmez

    [59] Kufredenler kacıp kurtulduklarını sanmasınlar; gercek su ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar

    [60] Onlara karsı gucunuzun yettigi kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Tanrı´nın dusmanı ve sizin dusmanınız ve bunların dısında sizin bilmeyip Tanrı´nın bildigi diger (dusmanları) korkutup caydırasınız. Tanrı yolunda her ne infak ederseniz, size ´eksiksiz olarak odenir´ ve siz haksızlıga ugratılmazsınız

    [61] Eger onlar barısa egilim gosterirlerse, sen de ona egilim goster ve Tanrı´ya tevekkul et. Cunku O, isitendir, bilendir

    [62] Onlar, seni aldatmak isterlerse, suphesiz Tanrı sana yeter. O, seni yardımıyla ve inanclılarla destekledi

    [63] Ve onların kalplerini uzlastırdı. Sen, yeryuzundekilerin tumunu harcasaydın bile, onların kalplerini uzlastıramazdın. Ama Tanrı, aralarını bulup onları uzlastırdı. Cunku O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [64] Ey Peygamber, sana ve seni izleyen inanclılara Tanrı yeter

    [65] Ey Peygamber, muminleri savasa karsı hazırlayıp tesvik et. Eger icinizde sabreden yirmi (kisi) bulunursa, iki yuz (kisiyi) maglub edebilirler. Ve eger icinizden yuz (sabırlı kisi) bulunursa, kufredenlerden binini yener. Cunku onlar (gercegi) kavramayan (la yefkahun) bir topluluktur

    [66] Simdi, Tanrı sizden (yukunuzu) hafifletti ve sizde bir za´f oldugunu bildi. Sizden yuz sabırlı (kisi) bulunursa, (onların) iki yuzunu bozguna ugratır; eger sizden bin (kisi) olursa, Tanrı´nın izniyle (onların) iki binini yener. Tanrı, sabredenlerle beraberdir

    [67] Hic bir peygambere, yeryuzunde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakısmaz. Siz dunyanın gecici yararını istiyorsunuz. Oysa Tanrı (size) ahireti istemektedir. Tanrı, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [68] Eger Tanrı´nın gecmiste bir yazması (soz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karsılık size gercekten buyuk bir azab dokunurdu

    [69] Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Tanrı´dan korkup sakının. Suphesiz Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [70] Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "Eger Tanrı, sizin kalplerinizde bir hayır oldugunu bilirse (gorurse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bagıslar. Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [71] Eger sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha once Tanrı´ya da ihanet etmislerdi; boylece O da, ´bozguna ugramaları (icin) sana imkan vermisti´. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [72] Gercek su ki, inananlar, hicret edenler ve Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, iste birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. Inanıp hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hic bir seyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım uzerinizde bir yukumluluktur. Ancak, sizlerle onlar arasında anlasma bulunan bir toplulugun aleyhinde degil. Tanrı, yaptıklarınızı gorendir

    [73] Kufredenler birbirlerinin velileridir. Eger siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryuzunde bir fitne ve buyuk bir bozgunculuk (fesat) olur

    [74] Inananlar, hicret edenler ve Tanrı yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, iste gercek inanclılar bunlardır. Onlar icin bir bagıslanma ve ustun bir rızık vardır

    [75] Bundan sonra inanıp hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, iste onlar sizdendir. Akrabalar (mirasta) Tanrı´nın Kitabına gore birbirlerine (mirasta) onceliklidir. Dogrusu Tanrı her seyi bilendir

    Tevbe

    Surah 9

    [1] (Bu) Musriklerden kendileriyle antlasma imzaladıklarınıza Tanrı´dan ve Resulu´nden kesin bir uyarıdır

    [2] Bundan boyle yeryuzunde (size tanınmıs bir sure olarak) dort ay dolasın. Ve bilin ki Tanrı´yı aciz bırakacak degilsiniz. Gercekten Tanrı, kafirleri hor ve asagılık kılıcıdır

    [3] Ve buyuk Hacc (Hacc-ı Ekber) gunu, Tanrı´dan ve Resulu´nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Tanrı, musriklerden uzaktır, O´nun Resulu de... Eger tevbe ederseniz bu sizin icin daha hayırlıdır; yok eger yuz cevirirseniz, bilin ki Tanrı´yı elbette aciz bırakacak degilsiniz. Kufredenleri acı bir azabla mujdele

    [4] Ancak musriklerden kendileriyle antlasma imzaladıklarınızdan (antlasmadan) bir seyi eksiltmeyenler ve size karsı hic kimseye yardım etmeyenler baska; artık antlasmalarını, suresi bitene kadar tamamlayın. Suphesiz, Tanrı muttaki olanları sever

    [5] Haram aylar (sure tanınmıs dort ay) sıyrılıp bitince (cıkınca) musrikleri buldugunuz yerde oldurun, onları tutuklayın, kusatın ve onların butun gecit yerlerini kesip tutun. Eger tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını acıverin. Gercekten Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [6] Eger musriklerden biri senden ´eman isterse´, ona eman ver; oyle ki Tanrı´nın sozunu dinlemis olsun, sonra onu ´guvenlik icinde olacagı´ (me´meneh) yere ulastır. Bu, onların elbette bilmeyen bir kavim olmaları nedeniyledir

    [7] Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlastıklarınız dısında musriklerin Tanrı katında ve Resulunun katında nasıl bir ahdi olabilir? Su halde o (anlasmalı olanlar), size karsı (dogru) bir tutum takındıkca, siz de onlara karsı dogru bir tutum takının. Suphesiz Tanrı muttaki olanları sever

    [8] Nasıl olabilir ki!.. Eger size karsı galip gelirlerse size karsı ne ´akrabalık baglarını´ ne de ´sozlesme hukumlerini´ gozetip tanırlar. Sizi agızlarıyla hosnut kılarlar, kalpleri ise karsı koyar. Onların cogu fasıktır

    [9] Tanrı´nın ayetlerine karsılık az bir degeri satın aldılar, boylece O´nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gercekten ne kotudur

    [10] Onlar (hic) bir inanclıya karsı ne ´akrabalık baglarını´ ne de ´sozlesme hukumlerini´ gozetip tanırlar. Iste bunlar haddi asmakta olanlardır

    [11] Eger onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse artık onlar sizin dinde kardeslerinizdir. Bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [12] Ve eger antlasmalardan sonra yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınc besleyip saldırırlarsa, bu durumda kufrun imamlarıyla carpısın. Cunku onlar yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar

    [13] Yeminlerini bozan, elciyi (yurdundan) surmeye cabalayan ve sizinle ilk defa (savasa) baslayan bir toplulukla savasmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eger inanclılar iseniz, kendisinden korkmanıza Tanrı daha layıktır

    [14] Onlarla carpısınız. Tanrı, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve asagılık kılsın ve onlara karsı size zafer versin, inanclılar kavminin gogsunu sifaya kavustursun

    [15] Ve kalplerindeki ofkeyi gidersin. Tanrı dilediginin tevbesini kabul eder. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [16] Yoksa siz icinizden cihad edenleri ve Tanrı´dan ve Resulu´nden ve inanclılardan baska sır dostu edinmeyenleri Tanrı ´bilip (ortaya) cıkarmadan´ bırakılıvereceginizi mi sandınız? Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır

    [17] Sirk kosanların kendi kufurlerine bizzat kendileri sahidler iken Tanrı´nın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. Iste bunlar, yaptıkları bosa gitmis olanlardır. Ve bunlar ateste suresiz kalacak olanlardır

    [18] Tanrı´nın mescidlerini, yalnızca Tanrı´ya ve ahiret gunune inanan, namazı dosdogru kılan, zekatı veren ve Tanrı´dan baskasından korkmayanlar onarabilir. Iste, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır

    [19] Hacılara su dagıtmayı ve Mescid-i Haram´ı onarmayı Tanrı´ya ve ahiret gunune inanan ve Tanrı yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Tanrı katında bir olmazlar. Tanrı zulmeden bir topluluga hidayet vermez

    [20] Inananlar, hicret edenler ve Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Tanrı katında buyuk dereceleri vardır. Iste ´kurtulusa ve mutluluga´ erenler bunlardır

    [21] rableri onlara katından bir rahmeti, bir hosnutlugu ve onlar icin, kendisine surekli bir nimet bulunan cennetleri mujdeler

    [22] Onda ebedi kalıcıdırlar. Suphesiz Tanrı, buyuk mukafaat katında olandır

    [23] Ey inananlar, eger inanca karsı kufru sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeslerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, iste bunlar zulmeden kimselerdir

    [24] De ki: "Eger babalarınız, cocuklarınız, kardesleriniz, esleriniz, asiretiniz, kazandıgınız mallar, az kar getireceginden korktugunuz ticaret ve hosunuza giden evler, sizlere Tanrı´dan, O´nun Resulu´nden ve O´nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Tanrı´nın buyrugu gelinceye kadar bekleyedurun. Tanrı, fasıklar kavmine hidayet vermez

    [25] Andolsun, Tanrı bircok yerlerde ve Huneyn gununde size yardım etti. Hani cok sayıda olusunuz sizi boburlendirip gururlandırmıstı, fakat size bir sey de saglayamamıstı. Yer ise, butun genisligine ragmen size dar gelmisti, sonra arkanıza donup gerisin geri gitmistiniz

    [26] (Bundan) Sonra Tanrı, elcisi ile inanclıların uzerine ´guven duygusu ve huzur´ indirdi, sizin gormediginiz orduları indirdi ve kufredenleri azablandırdı. Bu, kafirlerin cezasıdır

    [27] Bunun ardından Tanrı, diledigi kimseden tevbesini kabul eder. Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [28] Ey inananlar, musrikler ancak bir pisliktirler; oyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram´a yaklasmasınlar. Eger ihtiyac icinde kalmaktan korkarsanız, Tanrı dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar. Suphesiz Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [29] Kendilerine kitap verilenlerden, Tanrı´ya ve ahiret gunune inanmayan, Tanrı´nın ve Resulu´nun haram kıldıgını haram tanımayan ve hak dini (islamı) din edinmeyenlerle, kucuk dusurulup cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savasın

    [30] Yahudiler: "Uzeyir Tanrı´nın ogludur" dediler; hristiyanlar da: "Mesih Tanrı´nın ogludur" dediler. Bu, onların agızlarıyla soylemeleridir; onlar, bundan onceki kufredenlerin sozlerini taklid ediyorlar. Tanrı onları kahretsin; nasıl da cevriliyorlar

    [31] Onlar, Tanrı´yı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler ve Meryem oglu Mesih´i de... Oysa onlara tek bir tanrıya kulluktan baskası buyrulmadı / buyrulmamıstı. O´ndan baska tanrı yoktur. O, bunların ortak kostuklarından yucedir

    [32] Agızlarıyla Tanrı´nın nurunu sondurmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Tanrı, kendi nurunu tamamlamaktan baskasını istemiyor

    [33] Musrikler istemese de O dini (islamı) butun dinlere ustun kılmak icin elcisini hidayetle ve hak dinle gonderen O´dur

    [34] Ey inananlar, gercek su ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hristiyan) rahiplerinden cogu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Tanrı´nın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gumusu biriktirip de Tanrı yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı mujdele

    [35] Bunların uzerlerinin cehennem atesinde kızdırılacagı gun, onların alınları, bogurleri ve sırtları bunlarla daglanacak (ve:) "Iste bu, kendiniz icin yıgıp sakladıklarınızdır; yıgıp sakladıklarınızı tadın" (denilecek)

    [36] Gercek su ki, Tanrı katında ayların sayısı, gokleri ve yeri yarattıgı gunden beri Tanrı´nın kitabında on ikidir. Bunlardan dordu haram aylardır. Iste dosdogru olan hesab (din) budur. Oyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savasması gibi siz de musriklerle topluca savasın. Ve bilin ki Tanrı, takva sahipleriyle beraberdir

    [37] (Haram ayları) Ertelemek ancak kufurde bir artıstır. Bununla kufredenler sasırtılıp saptırılır. Tanrı´nın haram kıldıgına sayı bakımından uymak icin, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Boylelikle Tanrı´nın haram kıldıgını helal kılmıs oluyorlar. Yaptıklarının kotulugu kendilerine ´cekici ve suslu´ gosterilmistir. Tanrı, kafir bir kavme hidayet vermez

    [38] Ey inananlar, ne oldu ki size Tanrı yolunda savasa kusanın denildigi zaman, yer(iniz)de agırlasıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dunya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (gore), bu dunya hayatının yararı pek azdır

    [39] Eger savasa kusanıp cıkmazsanız, O sizi pek acı bir azabla azablandıracak ve yerinize bir baska topluluk getirip degistirecektir. Siz O´na hic bir seyle zarar veremezsiniz. Tanrı, her seye guc yetirendir

    [40] Siz O´na (peygambere) yardım etmezseniz Tanrı O´na yardım etmistir. Hani kufredenler ikiden biri olarak O´nu (Mekke´den) cıkarmıslardı; ikisi magarada olduklarında arkadasına soyle diyordu: "Huzne kapılma, elbette Tanrı bizimle beraberdir." Boylece Tanrı O´na ´huzur ve guvenlik duygusunu´ indirmisti, O´nu sizin gormediginiz ordularla desteklemis, kufredenlerin de davasını / cagrısını alcaltmıstı. Oysa Tanrı´nın kelimesi yuce olandır. Tanrı ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [41] Hafif ve agır savasa kusanıp cıkın ve Tanrı yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eger bilirseniz, bu sizin icin daha hayırlıdır

    [42] Eger yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eger guc yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savasa) cıkardık" diye sana Tanrı adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka surukluyorlar. Tanrı onların gercekten yalan soylediklerini biliyor

    [43] Tanrı seni affetsin; dogru soyleyenler sana acıkca belli oluncaya ve yalancıları da ogreninceye kadar niye onlara izin verdin

    [44] Tanrı´ya ve ahiret gunune inananlar, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kacınmak icin) senden izin istemezler. Tanrı takva sahiplerini bilendir

    [45] Senden, yalnızca Tanrı´ya ve ahiret gunune inanmayan, kalpleri kuskuya kapılıp, kuskularında kararsızlıga dusenler izin ister

    [46] Eger (savasa) cıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Tanrı, (savasa) gonderilmelerini cirkin gordu de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi

    [47] Sizinle birlikte cıksalardı, size ´kotuluk ve zarardan´ baska bir sey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak uzere icinizde caba yuruturlerdi. Icinizde onlara ´haber tasıyanlar´ vardır. Tanrı, zulmedenleri bilir

    [48] Andolsun, daha once onlar fitne aramıslardı. Ve sana karsı birtakım / nice buyrukları (tersine) cevirmislerdi (kallebu). Sonunda onlar, istemedikleri halde gercek geldi ve Tanrı´nın buyrugu ortaya cıktı

    [49] Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) icine dusmuslerdir. Hic suphesiz cehennem, o kafirleri mutlaka cepecevre kusatıcıdır

    [50] Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalastırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz onceden buyrugumuzu almıstık" derler ve sevinc icinde donup giderler

    [51] De ki: "Tanrı´nın bizim icin yazdıkları dısında, bize kesinlikle hic bir sey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve inanclılar yalnızca Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [52] De ki: "Siz bizim icin iki guzellikten (sehidlik veya zaferden) birinin dısında baskasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Tanrı´nın ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azab dokunduracagını bekliyoruz. Oyleyse siz bekleyedurun, kuskusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz

    [53] De ki: "Isteyerek veya istemiyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Cunku siz fasıklar kavmi oldunuz

    [54] Infak ettiklerinin kendilerinden kabulunu engelleyen sey, Tanrı´ya ve elcisine kufretmeleri, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoslarına gitmiyorken infak etmeleridir

    [55] Su halde onların malları ve cocukları seni imrendirmesin; Tanrı bunlarla ancak onları dunya hayatında azablandırmak ve canlarının kufur icindeyken zorlukla cıkmasını ister

    [56] Gercekten sizden olduklarına dair Tanrı adına yemin ederler. Oysa onlar sizden degildirler. Ancak onlar odleri kopan bir topluluktur

    [57] Eger onlar bir sıgınak ya da (kalacak) magaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yonelip kosarlardı

    [58] Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoslanırlar, kendilerine verilmedigi zaman bu sefer gazablanırlar

    [59] Eger onlar, Tanrı´nın ve elcisinin verdiklerine hosnut olsalardı ve: ´Bize Tanrı yeter; Tanrı pek yakında Bize fazlından verecek O´nun elcisi de. Biz gercekten ancak Tanrı´ya ragbet edenleriz´ deselerdi (ya)

    [60] Sadakalar, -Tanrı´dan bir farz olarak- yalnızca fakirler, duskunler, (zekat) isinde gorevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, koleler, borclular, Tanrı yolunda (olanlar) ve yolda kalmıs(lar) icindir. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [61] Iclerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sozu dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin icin bir hayır kulagıdır. Tanrı´ya inanır, inanclılara guvenir (yuminu) ve sizden inananlar icin bir rahmettir. Tanrı´nın elcisine eziyet edenler... Onlar icin acı bir azab vardır

    [62] Sizi hosnut kılmak icin Tanrı´ya yemin ederler; oysa inanclı iseler, hosnut kılınmaya Tanrı ve elcisi daha layıktır

    [63] Bilmiyorlar mı, kim Tanrı´ya ve elcisine karsı koymaya calısırsa gercekten onun icin, onda ebedi kalmak uzere cehennem atesi vardır? Iste en buyuk asagılanma budur

    [64] Munafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden cekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Suphesiz, Tanrı kacınmakta olduklarınızı acıga cıkarandır

    [65] Onlara sorarsan, andolsun: "Biz dalmıs oyalanıyorduk" derler. De ki: "Tanrı ile O´nun ayetleriyle ve elcisiyle mi alay ediyordunuz

    [66] Ozur belirtmeyin. Siz inandıktan sonra kufrettiniz. Sizden bir toplulugu bagıslasak da, bir toplulugunuzu gercekten suclu, gunahkar olmaları nedeniyle azablandıracagız

    [67] Munafık erkekler ve munafık kadınlar, bazısı bazısındandır; munkeri buyururlar, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Tanrı´yı unuttular, O da onları unuttu. Suphesiz, munafıklar fasıktır

    [68] Tanrı, erkek munafıklara da, kadın munafıklara da ve (butun) kafirlere, icinde ebedi kalmak uzere cehennem atesini vaadetti. Bu, onlara yeter. Tanrı onları lanetlemistir ve onlar icin surekli bir azab vardır

    [69] Sizden onceki (munafıklar ve kafirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha guclu, mal ve cocuklar bakımından daha coktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de sizden oncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkısmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dunyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. Iste onların dunyada ahirette butun yapıp ettikleri (amelleri) bosa cıkmıstır ve iste onlar kayba ugrayanlardır

    [70] Onlara, kendilerinden oncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, Ibrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan sehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apacık deliller getirmislerdi. Demek ki Tanrı onlara zulmediyor degildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

    [71] Inanclı(erkek)ler ve inanclı(kadın)lar birbirlerinin velileridirler. Iyiligi buyurur, munkerden sakındırırlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler ve Tanrı´ya ve Resulu´ne itaat ederler. Iste Tanrı´nın kendilerine rahmet edecegi bunlardır. Suphesiz, Tanrı ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [72] Tanrı, inanclı(erkek)lere ve inanclı(kadın)lara icinde ebedi kalmak uzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde guzel meskenler vaadetmistir. Tanrı´dan olan hosnutluk ise en buyuktur. Iste buyuk kurtulus ve mutluluk budur

    [73] Ey Peygamber, kafirlerle ve munafıklarla cihad et ve onlara karsı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kotu bir yataktır o

    [74] Tanrı´ya and iciyorlar ki (o kufur sozunu) soylemediler. Oysa andolsun, onlar kufur sozunu soylemislerdir ve islamlıklarından sonra kufretmislerdir ve erisemedikleri bir seye yeltenmislerdir. Oysa intikama kalkısmalarının, kendilerini Tanrı´nın ve elcisinin bol ihsanından zengin kılmasından baska (bir nedeni) yoktu. Eger tevbe ederlerse kendileri icin hayırlı olur, eger yuz cevirirlerse Tanrı onları dunyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır. Onlar icin yeryuzunde bir koruyucu dost ve bir yardımcı yoktur

    [75] Onlardan kimi de: "Andolsun, eger bize bol ihsanından verirse gercekten sadaka verecegiz ve salihlerden olacagız" diye Tanrı´ya ahdetmistir

    [76] Onlara kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yuz cevirdiler; onlar boyle sırt donenlerdir

    [77] Boylece O da, Tanrı´ya verdikleri sozu tutmamaları ve yalan soylemeleri nedeniyle, kendisiyle karsılasacakları gune kadar, kalplerinde nifakı [sonucta koklu bir duygu olarak] yerlesik kıldı

    [78] Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Tanrı, onların gizli tuttuklarını da, fısıldastıklarını da biliyor. Gercekten Tanrı, gaybın bilgisine sahip olandır

    [79] Sadakalar konusunda, inanclılardan ek bagıslarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) baskasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Tanrı (asıl) onları alay konusu kılmıstır ve onlar icin acı bir azab vardır

    [80] Sen, onlar icin ister bagıslanma dile, istersen dileme. Onlar icin yetmis kere bagıslanma dilesen de, Tanrı onları kesinlikle bagıslamaz. Bu, gercekten onların Tanrı´ya ve elcisine kufretmeleri dolayısıyladır. Tanrı fasıklar kavmine hidayet vermez

    [81] Tanrı´nın elcisine muhalif olarak (savastan) geri kalanlar oturup kalmalarına sevindiler ve Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi cirkin gorerek: "Bu sıcakta (savasa) cıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem atesinin sıcaklıgı daha siddetlidir." Bir kavrasalardı (yefkahun)

    [82] Oyleyse kazandıklarının cezası olarak az gulsunler, cok aglasınlar

    [83] Bundan boyle, Tanrı seni onlardan bir toplulugun yanına dondurur de, (yine savasa) cıkmak icin senden izin isterlerse de ki: "Kesin olarak benimle ebediyen (savasa) cıkamazsınız ve kesin olarak benimle bir dusmana karsı savasamazsınız. Cunku siz oturmayı ilk defa hos gordunuz; oyleyse geride kalanlarla birtikte oturun

    [84] Onlardan olen birinin namazını ebediyen kılma, mezarı basında durma. Cunku onlar, Tanrı´ya ve elcisine kufrettiler ve fasıklar (olarak) olduler

    [85] Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Tanrı bunlarla, ancak onları dunyada azablandırmak ve canlarının onlar kufur icindeyken zorluk icinde cıkmasını istiyor

    [86] Tanrı´ya inanın, O´nun elcisi ile cihada cıkın" diye bir sure indirildigi zaman onlardan servet sahibi olanlar senden izin isteyip: "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler

    [87] (Savastan) Geri kalanlarla birtikte olmayı sectiler. Onların kalpleri muhurlenmistir. Bundan dolayı kavrayamazlar (la yefkahum)

    [88] Ama Resul ve onunla birlikte olan inananlar, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; iste butun hayırlar onlarındır ve kurtulusa erenler onlardır

    [89] Tanrı onlar icin, suresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. Iste buyuk ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [90] Bedevilerden ozur belirtenler, kendilerine izin verilmesi icin geldiler. Tanrı´ya ve elcisine yalan soyleyenler de oturup kaldı. Onlardan kufredenlere pek acı bir azab isabet edecektir

    [91] Tanrı´ya ve elcisine karsı ´icten baglı kalıp hayra cagıranlar´ oldukları surece, gucsuz zayıflara, hastalara ve infak etmek icin bir sey bulamayanlara bir sorumluluk (gunah) yoktur. Iyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [92] Bir de (savasa katılabilecekleri bir binege) bindirmen icin sana her gelislerinde "Sizi bindirecek bir sey bulamıyorum" dedigin ve infak edecek bir sey bulamayıp huzunlerinden dolayı gozlerinden yaslar bosana bosana geri donenler uzerinde de (sorumluluk) yoktur

    [93] Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savasa cıkmamak icin) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birtikte olmayı secerler. Tanrı, onların kalplerini muhurlemistir. Bundan dolayı onlar bilmezler

    [94] Onlara geri dondugunuzde size ozur belirttiler. De ki: "Ozur belirtmeyin, size kesin olarak inanmıyoruz / guvenmiyoruz (len numine). Tanrı bize durumunuzu haber vermistir. Yaptıklarınızı Tanrı gorecektir, O´nun elcisi de. Sonra gaybı da, musahade edilebileni de bilene donduruleceksiniz ve O yaptıklarınızı size haber verecektir

    [95] Onlara geri dondugunuzde (kalebtum) kendilerinden vazgecmeniz icin Tanrı´ya and icecekler. Artık siz onlara sırt cevirin. Onlar gercekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir

    [96] Kendilerinden hosnut olmanız icin size yemin ederler. Siz onlardan hosnut olsanız bile suphesiz Tanrı, fasıklar kavminden hosnut olmaz

    [97] Bedeviler kufur ve nifak bakımından daha siddetlidir. Tanrı´nın elcisine indirdigi sınırları bilmemeye de onlar daha ´yatkın ve elverislidir.´ Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [98] Bedevilerden oyleleri vardır ki, infak ettigini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kotu felaket onları sarsın. Tanrı isitendir, bilendir

    [99] Bedevilerden oyleleri de vardır ki, onlar Tanrı´ya ve ahiret gunune inanır ve infak ettigini Tanrı katında bir yakınlasmaya ve elcinin dua ve bagıslama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gercekten onlar icin bir yakınlasmadır. Tanrı da onları kendi rahmetine sokacaktır. Suphesiz Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [100] One gecen Muhacirler ve Ensar ile onlara guzellikle uyanlar; Tanrı onlardan hosnut olmustur, onlar da O´ndan hosnut olmuslardır ve (Tanrı) onlara, icinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamısır. Iste buyuk ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [101] Cevrenizdeki bedevilerden munafık olanlar vardır ve Medine ehlinden da nifakı alıskanlıga cevirmis (??) olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracagız, sonra onlar buyuk bir azaba dondurulecekler

    [102] Digerleri gunahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir baska kotuyle karıstırmıslardır. Umulur ki Tanrı tevbelerini kabul eder. Hic suphesiz Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [103] Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemis, arındırmıs olursun. Onlara dua et. Dogrusu, senin duan, onlar icin ´bir sukunet ve huzurdur.´ Tanrı isitendir, bilendir

    [104] Onlar bilmiyorlar mı ki, gercekten Tanrı kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O´dur. Suphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen O´dur

    [105] De ki: "Yapıp edin. Tanrı sizin yapıp ettiklerinizi (amellerinizi) gorecektir. O´nun elcisi ve inanclılar da. Yakında gaybı ve musahede edilebileni bilene donduruleceksiniz ve O size yaptıklarınızı haber verecektir

    [106] Diger bir kısmı, Tanrı´nın buyrugu icin ertelenmislerdir. O, bunları ya azablandıracak ya da tevbelerini kabul edecektir. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [107] Zarar vermek, kufretmek, inanclıların arasını ayırmak ve daha once Tanrı´ya ve elcisine karsı savasanı gozlemek icin mescid edinenler ve: "Biz iyilikten baska bir sey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Tanrı onların suphesiz yalancı olduklarına sahidlik etmektedir

    [108] Sen bunun (boyle bir mescidin) icinde ebediyen durma. Daha ilk gununden takva temeli uzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diger islere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı icten arzulayan adamlar vardır. Tanrı arınanları sever

    [109] Binasının temelini, Tanrı korkusu ve hosnutlugu uzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini gocecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem atesi icine yuvarlanan kimse mi? Tanrı, zulmeden bir topluluga hidayet vermez

    [110] Onların kalpleri parcalanmadıkca, kurdukları bina kalplerinde bir suphe olarak surup gidecektir. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [111] Hic suphesiz Tanrı, inanclılardan, karsılıgında onlara mutlaka cenneti vermek uzere canlarını ve mallarını satın almıstır. Onlar Tanrı yolunda savasırlar, oldururler ve oldurulurler; (bu) Tevrat´ta, Incil´de ve Kuran´da O´nun uzerine gercek olan bir vaaddir. Tanrı´dan daha cok ahdine vefa gosterecek olan kimdir? Su halde yaptıgınız bu alısveristen dolayı sevinip mujdelesiniz. Iste ´buyuk kurtulus ve mutluluk´ budur

    [112] Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (islam ugrunda) seyahat edenler, ruku edenler, secde edenler, iyiligi buyuranlar, munkerden sakındıranlar ve Tanrı´nın sınırlarını koruyanlar; sen (butun) inanclıları mujdele

    [113] Kendilerine onların gercekten cılgın atesin arkadasları oldukları acıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- musrikler icin bagıslanma dilemeleri peygambere ve inananlara yarasmaz

    [114] Ibrahim´in babası icin bagıslanma dilemesi, yalnızca ona verdigi bir soz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gercekten Tanrı´ya dusman oldugu acıklanınca ondan uzaklastı. Dogrusu Ibrahim, cok duygulu, yumusak huyluydu

    [115] Bir topluluga Tanrı, hidayet verdikten sonra, korkup sakınacakları seyleri kendilerine acıklayıncaya kadar, onları sapıklıga surukleyecek degildir. Suphesiz Tanrı, her seyi bilendir

    [116] Gercek su ki, goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır; diriltir ve oldurur. Sizin Tanrı´dan baska veliniz ve yardımcınız yoktur

    [117] Andolsun Tanrı, Peygamberin, muhacirlerin ve ensarın uzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar -iclerinde bir bolumunun kalbi nerdeyse kaymak uzereyken- ona gucluk saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Cunku O, onlara (karsı) cok sefkatlidir, cok esirgeyicidir

    [118] (Savastan) Geri bırakılan uc (kisiyi) de (bagısladı). Oyle ki, butun genisligine ragmen yeryuzu onlara dar gelmisti, nefsleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmisti ve O´nun dısında (yine) Tanrı´dan baska bir sıgınacak olmadıgını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Suphesiz Tanrı, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

    [119] Ey inananlar, Tanrı´dan sakının ve dogru (sadık)larla birlikte olun

    [120] Medine ehline ve cevresindeki bedevilere, Tanrı´nın elcisinden geri kalmaları, kendi nefslerini onun nefsine tercih etmeleri yakısmaz. Bu, gercekten onların Tanrı yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, ´dayanılmaz bir aclık´ (cekmeleri), kafirleri ´kin ve ofkeyle ayaklandıracak´ bir yere ayak basmaları ve dusmana karsı bir basarı kazanmaları karsılıgında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmıs olması nedeniyledir. Suphesiz Tanrı, iyilik yapanların ecrini kaybetmez

    [121] Kucuk, buyuk infak ettileri her nafaka ve (Tanrı yolunda) astıkları her vadi, mutlaka Tanrı´nın yaptıklarının daha guzeliyle onlara karsılıgını vermesi icin, (bunlar) onlar adına yazılmıstır

    [122] Inanclıların tumunun one fırlayıp cıkmaları gerekmez. Oyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, cıktıgında (bir grup da), dinde kavrayıs (tefekkahu) (edinmek) ve kavimleri kendilerine geri dondugunde onları uyarmak icin (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kacınıp sakınırlar

    [123] Ey inananlar, kafirlerden size en yakın olanlarla savasın; sizde ´bir guc ve caydırıcılık´ gorsunler. Ve bilin ki gercekten Tanrı takva sahipleriyle beraberdir

    [124] Bir sure indirildiginde onlardan bazısı: "Bu hanginizin inancını arttırdı?" der. Ancak inananlara gelince; onların inancını arttırmıstır ve onlar mujdelesmektedirler

    [125] Kalplerinde hastalık olanların ise, igrencliklerine igrenclik (murdarlık) ekleyip arttırmıs ve onlar kafir kimseler olarak olmuslerdir

    [126] Gormuyorlar mı ki, gercekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya carptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve ogut alıp (ders cıkarıp) dusunmuyorlar

    [127] Bir sure indirildiginde bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse goruyor mu?" (der.) Sonra sırt cevirir giderler. Gercekten onlar, kavramayan (la yefkahun) bir topluluk olmaları dolayısıyla, Tanrı onların kalplerini cevirmistir

    [128] Andolsun, size icinizden, sıkıntıya dusmeniz O´nun gucune giden, size pek duskun, inanclılara sefkatli ve esirgeyici olan bir elci gelmistir

    [129] Eger onlar yuz cevirirlerse, de ki: "Bana Tanrı yeter. O´ndan baska tanrı yoktur. Ben O´na tevekkul ettim ve buyuk arsın rabbi O´dur

    Yûnus

    Surah 10

    [1] Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitabın ayetleridir

    [2] Iclerinden bir adama: "Insanları uyar ve inananlara, muhakkak kendileri icin rableri katında ´gercek bir makam´ oldugunu mujde ver" diye vahyetmemiz insanlara sasırtıcı mı geldi? Kafirler: "Gercekten bu, acıkca bir buyucudur" dediler

    [3] Suphesiz sizin rabbiniz, altı gunde gokleri ve yeri yaratan, sonra arsa istiva eden, buyrugu evirip ceviren / yoneten / yonlendiren Tanrı´dır. Onun izni olmadıktan sonra, hic kimse sefaatci olamaz. Iste rabbiniz olan Tanrı budur, oyleyse O´na kulluk edin. Yine de ogut alıp dusunmeyecek misiniz

    [4] Sizin tumunuzun donusu O´nadır. Tanrı´nın vaadi bir gercektir. Inanıp salih amellerde bulunanlara adaletle karsılık vermek icin yaratmayı baslatan, sonra onu iade edecek olan O´dur. Kufredenler ise, kufurleri dolayısıyla; onlar icin kaynar sudan bir icki ve acı bir azab vardır

    [5] Gunesi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz icin ona duraklar tesbit eden O´dur. Tanrı, bunları ancak hak ile yaratmıstır. O, bilen bir topluluk icin ayetleri boyle birer birer acıklamaktadır

    [6] Gercekten, gece ile gunduzun ardarda gelisinde ve Tanrı´nın goklerde ve yerde yarattıgı seylerde korkup sakınan bir topluluk icin elbette ayetler vardır

    [7] Bizimle karsılasmayı ummayanlar, dunya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz olanlar

    [8] Iste bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri atestir

    [9] Inananlar ve salih amellerde bulunanlar da, rableri onları inancları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmıs cennetlere yoneltip iletir (hidayet eder)

    [10] Oradaki duaları: "Tanrım, Sen ne yucesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "´Gercekten, hamd alemlerin rabbi olan Tanrı´nındır

    [11] Eger Tanrı, onların hayra ulasmak icin carcabuk davrandıkları gibi, insanlara serri de cabuklastırsaydı, mutlaka ecellerine hukum verilirdi. Iste bize kavusmayı ummayanları biz boylece taskınlıkları icinde saskınca dolasır bir durumda bırakırız

    [12] Insana bir zarar dokundugunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını ustunden kaldırdıgımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hic cagırmamıs gibi doner gider. Iste, olcuyu tasıranlara yapmakta oldukları boyle suslenmistir

    [13] Andolsun, sizden onceki nesilleri, resulleri kendilerine apacık deliller getirdigi halde, zulmettikleri ve inanır olmadıkları / inanmadıkları icin yıkıma ugrattık. Iste Biz, suclu, gunahkar olan bir toplulugu boyle cezalandırırız

    [14] Sonra, nasıl yapıp davranacaksınız diye gozlemek icin, onların ardından sizi yeryuzunde halifeler kıldık

    [15] Onlara ayetlerimiz apacık belgeler olarak okundugunda, bizimle karsılasmayı ummayanlar derler ki: "Bundan baska bir Kuran getir veya onu degistir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir ongormesi olarak degistirmem benim icin olacak sey degildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eger rabbime isyan edersem, gercekten ben, buyuk gunun azabından korkarım

    [16] De ki: "Eger Tanrı dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan once sizin icinizde bir omur surdum. Siz yine de akletmeyecek misiniz

    [17] Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden ve O´nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Suphesiz O, suclu, gunahkarları kurtulusa erdirmez

    [18] Tanrı´yı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek, yararları da dokunmayacak seylere kulluk ederler ve: «Bunlar Tanrı katında bizim sefaatcilerimizdir» derler. De ki: "Siz, Tanrı´ya, goklerde ve yerde bilmedigi bir sey mi haber veriyorsunuz? O, sizin sirk kostuklarınızdan uzak ve yucedir

    [19] Insanlar tek bir ummetten baska degildi; sonra anlasmazlıga dustuler. Eger rabbinden gecmis (verilmis) bir soz olmasaydı, anlasmazlıga dustukleri sey konusunda mutlaka aralarında hukum verilmis olurdu

    [20] Bir de derler ki: "Rabbinden uzerine bir ayet indirilse ya!.." De ki: "Gayb yalnızca Tanrı´nındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

    [21] Insanlara, siddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurdugumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir duzen kurmak (bir entrika cevirmek) onlar icin (bir alıskanlık ve kotu bir edinim)dir. De ki: "Duzen kurmada (karsılık vermede) Tanrı daha hızlıdır. Suphesiz, bizim elcilerimiz, sizin ´gelistirmekte oldugunuz duzenleri´ yazmaktadırlar

    [22] Karada ve denizde sizi gezdiren O´dur. Oyle ki siz gemide bulundugunuz zaman, onlar da guzel bir ruzgarla onu yuzdururlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona cılgınca bir ruzgar gelip catar ve her yandan dalgalar onları kusatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gercekten kusatıldıklarını sanmıslarken, dinde O´na ´gonulden katıksız baglılar (muhlisler)´ olarak Tanrı´ya dua etmeye baslarlar: "Andolsun eger bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana sukredenlerden olacagız

    [23] Ama (Tanrı) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryuzunde taskınlıga koyulurlar. Ey insanlar, sizin taskınlıgınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dunya hayatının gecici metaıdır. Sonra donusunuz bizedir, biz de yaptıklarınızı size haber verecegiz

    [24] Dunya hayatının ornegi, ancak gokten indirdigimiz, onunla insanların ve hayvanların yedigi yeryuzunun bitkisi karısmıs olan bir su gibidir. Oyle ki, yer guzelligini takınıp suslendigi ve ahalisi (ehli) gercekten ona guc yetirdiklerini sanmıslarken (iste tam bu sırada) gece veya gunduz ona buyrugumuz gelmistir de, dun sanki hic bir zenginligi yokmus gibi, onu kokunden bicilip atılmıs bir durumda kılmısız. Dusunen (yetefekkerun) bir kavim icin biz ayetleri boyle ´birer birer acıklarız´ / ayrıntılandırırız

    [25] Tanrı barıs yurduna cagırır ve kimi dilerse dosdogru yola yoneltip iletir

    [26] Guzellik yapanlara daha guzeli ve fazlası vardır. Onların yuzlerini ne bir karartı sarar, ne bir illet. Iste onlar cennetin halkıdırlar orada suresiz kalacaklardır

    [27] Kotulukler kazanmıs olanlar ise; her bir kotulugun karsılıgı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Tanrı´dan (kurtaracak) hic bir koruyucu yok. Onların yuzleri, sanki bir karanlık gecenin parcalarına burunmus gibidir. Iste bunlar atesin halkıdırlar; orada suresiz kalacaklardır

    [28] O gun, onların tumunu bir arada toplayacagız, sonra sirk katanlara: "Yerinizden ayrılmayınız; siz de, sirk kostuklarınız da" diyecegiz. Artık onların arasını acmısızdır. Sirk kostukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor degildiniz

    [29] Bizim ile sizin aranızda sahid olarak Tanrı yeter. Gercekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik

    [30] Iste orada, her nefis onceden yaptıklarıyla imtihana cekilmis olacak ve onlar asıl, gercek mevlaları olan Tanrı´ya dondurulecekler. Yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklasacaklar

    [31] De ki: "Goklerden ve yerden sizlere rızk veren kimdir? Kulaklara ve gozlere malik olan kimdir? Diriyi oluden cıkaran ve oluyu diriden cıkaran kimdir? Ve buyrugu evirip ceviren / yoneten / yonlendiren kimdir? Onlar: "Tanrı" diyeceklerdir. Oyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup sakınmayacak mısınız

    [32] Iste bu, sizin gercek rabbiniz olan Tanrı´dır. Oyleyse haktan sonra sapıklıktan baska ne var? Peki, nasıl hala cevriliyorsunuz

    [33] Boylece rabbinin sozu o fasık kimseler uzerinde (soyle) gerceklesmistir ki: "Onlar suphesiz inanmazlar

    [34] De ki: "Sizin sirk kostuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" De ki: "Tanrı yaratmayı (ilkin) baslatır, sonra onu iade eder. Oyleyse nasıl cevriliyorsunuz

    [35] De ki: "Sizin sirk kostuklarınızdan hakka ulastırabilecek var mı?" De ki: "Hakka ulastıracak Tanrı´dır. Oyleyse, hakka ulastıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa dogru yola ulastırılmadıkca kendisi hidayete ulasmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hukmediyorsunuz

    [36] Onlann cogunlugu zandan baskasına uymaz. Gercekten zan ise, haktan hic bir seyi saglayamaz. Suphesiz Tanrı, onların islemekte olduklarını bilendir

    [37] Bu Kuran, Tanrı´dan baskası tarafından yalan olarak uydurulmus degildir. Ancak bu, onundekileri dogrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak acıklayandır. Bunda hic suphe yoktur, alemlerin rabbindendir

    [38] Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eger gercekten dogru sozluyseniz Tanrı´dan baska cagırabildiklerinizi cagırın

    [39] Hayır, onlar ilmini kusatamadıkları ve kendilerine henuz tevili gelmemis bir seyi yalanladılar. Onlardan oncekiler de boyle yalanlamıslardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca ugradıklarına bir bak

    [40] Onlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır. Rabbin bozgunculuk cıkaranları daha iyi bilir

    [41] Eger seni yalanlarlarsa onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzagım

    [42] Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hic duymayana, sagırlara -ustelik hic akletmiyorsa- sen mi duyuracaksın

    [43] Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kor olanları -ustelik basiretleri de yoksa- sen mi dogru yola ulastıracaksın

    [44] Kuskusuz Tanrı insanlara hic bir seyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefslerine zulmediyorlar

    [45] Gunduzun bir satinden baska sanki hic omur surmemisler gibi onları bir arada toplayacagı gun, onlar birbirlerini tanımıs olacaklar. Tanrı´ya kavusmayı yalanlayanlar gercekten husrana ugramıslardır. Onlar hidayete ermis (kimseler) degildi

    [46] Onlara vaadettigimiz (azabın) bir kısmını sana gosteririz veya senin hayatına son veririz (de gormen ahirete kalır.) Onların donusleri Bizedir, sonra Tanrı islediklerine sahiddir

    [47] Her ummetin bir resulu vardır. Onlara resulleri geldigi zaman, aralarında adaletle hukum verilir ve onlar zulme ugratılmazlar

    [48] Derler ki: "Eger dogru sozluyseniz, bu belirttiginiz sure (va´d) ne zamanmıs

    [49] De ki: "Tanrı´nın dilemesi dısında, kendim icin zarardan ve yarardan (hic bir seye) malik degilim. Her ummetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince artık ne bir saat ertelenebilirler, ne one alınabilirler

    [50] De ki: "Dusundunuz mu hic, eger O´nun azabı size gece veya gunduz geliverirse, suclu gunahkarlar (curum ehli), bunu ne diye erkene almak istiyorlar

    [51] Gerceklestikten sonra mı O´na inanacaksınız? Hemen simdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz

    [52] Sonra o zulmetmekte olanlara: "Surekli azabı tadın" denilecek. "Kazandıklarınız dısında, bir baska seyle mi cezalandırılacaktınız

    [53] Bu bir gercek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, rabbime andolsun ki, suphesiz gercektir ve sizler aciz bırakacak degilsiniz

    [54] Zulmeden her nefis, yeryuzundekilerin tumune sahip olsa bunu (azaba karsılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı gorunce pismanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlıga ugratılmadan aralarında adaletle hukmedilmistir

    [55] Haberin olsun, goktekilerin ve yerdekilerin tumu gercekten Tanrı´nındır. Haberin olsun; suphesiz Tanrı´nın va´di haktır ancak onların cogu bilmezler

    [56] O, diriltir ve oldurur. Ve O´na donduruleceksiniz

    [57] Ey insanlar, rabbinizden size bir ogut, sinelerde olana bir sifa ve inanclılar icin bir hidayet ve rahmet geldi

    [58] De ki: "Tanrı´nın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yıgmakta olduklarından hayırlıdır

    [59] De ki: "Tanrı´nın sizin icin indirdigi, sizin bir kısmını haram ve helal kıldıgınız rızıktan haber var mı? Soyler misiniz?" De ki: "Tanrı mı size izin verdi, yoksa Tanrı hakkında yalan uydurup ittira mı ediyorsunuz

    [60] Tanrı hakkında yalan uydurup ittira edenlerin kıyamet gunu zanları nedir? Suphesiz Tanrı, insanlara karsı buyuk ihsan (fazl) sahibidir, ancak onların cogu sukretmezler

    [61] Senin icinde oldugun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran´dan okudugun herhangi bir sey ve sizin islediginiz herhangi bir is yoktur ki, ona (iyice) daldıgınızda, biz sizin uzerinizde sahidler durmus olmayalım. Yerde ve gokte zerre agırlıgınca hic bir sey rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha kucugu de, daha buyugu de yoktur ki, apacık bir kitapta (kayıtlı) olmasın

    [62] Haberiniz olsun; Tanrı´nın velileri, onlar icin korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır

    [63] Onlar inananlar ve (Tanrı´dan) sakınanlardır

    [64] Mujde, dunya hayatında ve ahirette onlarındır. Tanrı´nın sozleri icin degisiklik yoktur. Iste buyuk ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [65] Onların sozleri seni uzmesin. Suphesiz ´izzet ve gucun´ tumu Tanrı´nındır. O, isitendir, bilendir

    [66] Haberiniz olsun; suphesiz goklerde kim var, yerde kim var tumu Tanrı´nındır. Tanrı´dan baskasına tapanlar bile, sirk kostukları varlıklara ve guclere (gercekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak ´zan ve tahminde bulunarak yalan soylemektedirler.´

    [67] O, dinlenmeniz icin geceyi, gunduzu de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin icin yaratmıstır. Suphesiz isitebilen bir topluluk icin bunda gercekten ayetler vardır

    [68] Tanrı cocuk edindi" dediler. O, (bundan) yucedir; O, hic bir seye ihtiyacı olmayandır. Goklerde ve yerde ne varsa O´nundur. Kendinizde buna iliskin bir delil de yoktur. Tanrı´ya karsı bilmeyeceginiz bir seyi mi soyluyorsunuz

    [69] De ki: "Tanrı hakkında yalan uydurup ittira edenler, kurtulusa ermezler

    [70] (Onlar icin) Dunyada gecici bir meta (vardır). Sonra donusleri bizedir; sonra da kufretmeleri dolayısıyla onlara siddetli azabı tattıracagız

    [71] Onlara Nuh´un haberini oku. Hani kavmine demisti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Tanrı´nın ayetleri ile hatırlatmalarım eger size agır geliyorsa ben, kuskusuz Tanrı´ya tevekkul ettim. Artık siz ve ortaklarınız buyrugunuzu birlestirin de buyrugunuz size ortulu kalmasın / tasa konusu olmasın / basınıza dert olmasın; sonra bana sure / fırsat tanımaksızın (istediginizi) yapın / buyrugunuzu uygulayın

    [72] Eger yuz cevirecek olursanız, ben sizden bir karsılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Tanrı´ya aittir. Ve bana muslumanlardan olmam buyruldu

    [73] Fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda bogduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca ugratıldıklarına bir bak

    [74] Sonra onun ardından kendi kavimlerine (baska) elciler gonderdik; onlara apacık belgeler getirmislerdi. Ama daha once onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. Iste biz haddi asanların kalplerini boyle muhurleriz

    [75] Sonra bunların ardından Firavun´a ve onun onde gelen cevresine Musa´yı ve Harun´u ayetlerimizle gonderdik. Fakat onlar buyuklendiler. Onlar suclu, gunahkar bir kavimdi

    [76] Onlara katımızdan hak geldigi zaman, dediler ki: "Bu, kuskusuz apacık bir buyudur

    [77] Musa: "Size hak geldiginde (boyle) mi soylersiniz? Bu bir buyu mudur? Oysa buyuculer, kurtulusa ermezler" dedi

    [78] Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı uzerinde buldugumuz (yol)dan cevirmek ve yeryuzunde buyukluk sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanclılar (olacak) degiliz" dediler

    [79] Firavun: "Bana butun bilgin buyuculeri getirin" dedi

    [80] Buyuculer geldiginde Musa: "Atacagınız seyleri atın" dedi

    [81] Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiginiz buyudur. Dogrusu Tanrı onu gecersiz kılacaktır. Suphesiz Tanrı, bozgunculuk cıkaranların isini duzeltmez

    [82] Tanrı, suclu gunahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerceklestirecektir

    [83] Sonunda Musa´ya kendi kavminin bir zurriyetinden (genclerinden) baska -Firavun ve onde gelen cevresinin kendilerini belalara carptırmaları korkusuyla- inanan olmadı / inanmadı. Cunku Firavun, gercekten yeryuzunde buyuklenen bir zorba ve gercekten olcuyu tasıranlardandı

    [84] Musa dedi ki: "Ey kavmim, eger siz Tanrı´ya inanıp musluman olmussanız artık yalnızca O´na tevekkul edin

    [85] Dediler ki: "Biz Tanrı´ya tevekkul ettik; rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim icin bir fitne (konusu) kılma

    [86] Ve bizi, kafirler kavminden rahmetinle kurtar

    [87] Musa ve kardesine (soyle) vahyettik: "Mısırda kavminiz icin evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye donuk) yerler yapın ve namazı dosdogru kılın. Inanclıları mujdele

    [88] Musa dedi ki: "Rabbimiz, suphesiz sen Firavuna ve onde gelen cevresine dunya hayatında bir cekicilik (guc, ihtisam) ve mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırmaları icin (mi?) Rabbimiz mallarını yerin dibine gecir ve onların kalplerinin uzerini siddetle bagla; onlar acı azabı gorecekleri zamana kadar inanmayacaklar

    [89] (Tanrı) Dedi ki: "Ikinizin duası kabul olundu. Oyleyse dosdogru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın

    [90] Biz, Israilogullarını denizden gecirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve dusmanlıkla peslerine dustu. Sular onu bogacak duzeye erisince (Firavun): "Israilogullarının kendisine inandıgından baska tanrı olmadıgına inandım ve ben de muslumanlardanım" dedi

    [91] Simdi, oyle mi? Oysa sen onceleri isyan etmistin ve bozgunculuk cıkaranlardandın

    [92] Bugun ise senden sonrakilere bir ayet olman icin seni yalnızca bedeninle kurtaracagız [herkese cesedini gosterecegiz]. Gercekten insanlardan cogu, bizim ayetlerimizden habersizdirler

    [93] Andolsun, biz Israilogullarını hoslarına gidecek guzel bir yerde yerlestirdik ve temiz seylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlasmazlıga dusmediler. Suphesiz rabbin, aralarında anlasmazlıga dustukleri sey konusunda kıyamet gunu hukum verecektir

    [94] Sana indirdigimizden eger kuskudaysan senden once kitabı okuyanlara sor. Andolsun, rabbinden sana gercek gelmistir, su halde kuskuya kapılanlardan olma

    [95] Ve Tanrı´nın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa husrana ugrayanlardan olursun

    [96] Gercek su ki, rabbinin kelimesi uzerlerinde hak olanlar, onlar inanmazlar

    [97] Onlara her ayet getirilse bile... Acı azabı gorunceye kadar

    [98] Ama [azab geldigi sırada] inanıp inancı kendisine yarar saglamıs -Yunus kavminin dısında- bir ulke olsaydı ya! Onlar inandıkları zaman dunya hayatında onlardan asagılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık

    [99] Eger rabbin dileseydi yeryuzundekilerin tumu topluca inanırdı. Oyleyse, onlar inanclı oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın

    [100] Tanrı´nın izni olmaksızın hic kimse icin inanma (imkanı) yoktur. O, akletmeyenlerin uzerine igrenc bir pislik kılar

    [101] De ki: "Goklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." Inanmayan bir topluluga apacık ayetler ve uyarmalar bir sey saglamaz

    [102] Kendilerinden once gelip gecmislerin (baslarından gecen) gunlerin bir benzerinden baskasını mı bekliyorlar? De ki: "Bekleyedurun. Suphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

    [103] Sonra biz, elcilerimizi ve inananları boyle kurtarırız; inanclıları kurtarmamız bizim uzerimize bir haktır

    [104] De ki: "Ey insanlar, eger benim dinimden yana bir kusku icindeyseniz, ben sizin Tanrı´dan baska ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum; ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan Tanrı´ya ibadet ederim. Bana inanclılardan olmam buyruldu

    [105] Ve: "Bir hanif olarak yuzunu dine dogru yonelt ve sakın musriklerden olma

    [106] Tanrı´dan baska, sana yararı ve zararı olmayan(tanrılar)a tapma. Eger sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gercekten zulmedenlerden olursun" (diye emrolundum)

    [107] Tanrı sana bir zarar dokunduracak olsa, O´ndan baska bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eger sana bir hayır isterse, O´nun bol fazlını geri cevirecek de yoktur. Kullarından diledigine bundan isabet ettirir. O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [108] De ki: "Ey insanlar, suphesiz size rabbinizden hak gelmistir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi icin hidayet bulmustur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıstır. Ben sizin uzerinizde bir vekil degilim

    [109] Sana vahyolunana uy ve Tanrı hukmunu verinceye kadar sabret. O hukmedenlerin en hayırlısıdır

    Hûd

    Surah 11

    [1] Elif, Lam, Ra. (Bu) Ayetleri muhkem kılınmıs, sonra hukum ve hikmet sahibi ve her seyden haberdar olan (Tanrı) tarafından birer birer (bolum bolum) acıklanmıs bir Kitap´tır

    [2] Oyle ki, Tanrı´dan baskasına ibadet etmeyin. Gercekten ben, sizi O´nun tarafından uyaran ve mujdeleyenim

    [3] Ve rabbinizden bagıslanma dileyin; sonra O´na tevbe edin. O da sizi, adı konulmus bir ecele kadar guzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eger yuz cevirirseniz gercekten ben, sizin icin buyuk bir gunun azabından korkarım

    [4] Sizin donusunuz Tanrı´yadır. O, her seye guc yetirendir

    [5] Haberiniz olsun; gercekten onlar, ondan gizlenmek icin goguslerini buker (Hak´tan kacınıp yan cizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, ortulerine burundukleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, acıga vurduklarını da bilir. Cunku O, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [6] Yeryuzunde hic bir canlı yoktur ki rızkı Tanrı´ya ait olmasın. Onun karar (yerlesik) yerini de, gecici bulundugu yeri de bilir. (Bunların) Tumu apacık bir kitapta (yazılı)dır

    [7] O´nun arsı su uzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi oldugunu denemek icin gokleri ve yeri altı gunde yaratan O´dur. Andolsun onlara: "Gercekten siz, olumden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, kufredenler mutlaka: "Bu, acıkca bir buyuden baskası degildir" derler

    [8] Andolsun, onlardan azabı sayılı bir ummete (veya belirli bir sureye) kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan nedir?" derler. Haberiniz olsun; onlara bunun gelecegi gun, onlardan geri cevrilecek degildir ve alaya almakta oldukları sey de kendilerini cepecevre kusatacaktır

    [9] Andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden cekip alsak, kuskusuz o, (artık) umudunu kesmis bir (cok / pek) kafirdir (mubalaga sigası)

    [10] Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırsak, kuskusuz "Kotulukler benden gidiverdi" der. Cunku o, sımarıktır, boburlenendir

    [11] Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar baska. Iste, bagıslanma ve buyuk ecir bunlarındır

    [12] Simdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli degil miydi?" demeleri dolayısıyla gogsun daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Tanrı her seye vekildir

    [13] Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz, yalan uzere uydurulmus olarak onun benzeri on sure getirin ve eger dogru sozluyseniz, Tanrı´dan baska cagırabildiklerinizi cagırın

    [14] Eger buna ragmen size cevab vermezlerse, artık bilin ki, o, gercekten Tanrı´nın ilmiyle indirilmistir ve O´ndan baska tanrı yoktur. Oyleyse artık, siz musluman mısınız

    [15] Kim dunya hayatını ve onun cekiciligini isterse onlara yapıp ettiklerini onda tastamam oderiz ve onlar bunda hic bir eksiklige ugratılmazlar

    [16] Iste bunların ahirette kendileri icin atesten baskası yoktur. Onların onda (dunyada) butun isledikleri bosa cıkmıstır ve yapmakta oldukları seyler de gecersiz olmustur

    [17] Rabbinden apacık bir delil uzerinde bulunan, onu yine ondan bir sahid izleyen ve ondan once bir imam ve rahmet olarak Musa´nın kitabı [kendisini dogrulamakta] bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? Iste onlar buna (Kuran´a) inanırlar. Gruplardan biri ona kufrederse, ates ona vaadedilen yerdir. Oyleyse, bundan kuskuda olma cunku o, rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların cogunlugu inanmazlar

    [18] Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden daha zalim kimdir? Iste bunlar, rablerine sunulacaklar ve sahidler: "Rablerine karsı yalan soyleyenler bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Tanrı´nın laneti zalimlerin uzerinedir

    [19] Bunlar Tanrı´nın yolundan engelleyenler ve onda carpıklık arayanlardır. Onlar, ahirete kufredenlerdir

    [20] Bunlar, yeryuzunde (Tanrı´yı) aciz bırakacak degildir ve bunların Tanrı´dan baska velileri yoktur. Azab onlar icin kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı) isitmeye guc yetirmezlerdi ve gormezlerdi de

    [21] Iste bunlar, kendilerini husrana ugratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (duzme tanrılar da) onlardan uzaklasıp kaybolmuslardır

    [22] Hic suphesiz bunlar, ahirette en cok husrana ugrayanlardır

    [23] Inanıp salih amellerde bulunanlar ve ´rablerine kalbleri tatmin bulmus olarak baglananlar´, iste bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda suresiz kalacaklardır

    [24] Bu iki grubun ornegi, kor ve sagır ile goren ve isiten gibidir. Ornekce bunlar esit olur mu? Yine de ogut alıp dusunmeyecek misiniz

    [25] Andolsun, biz Nuh´u kavmine gonderdik. (Onlara:) "Ben sizin icin ancak apacık bir uyarıp korkutucuyum

    [26] Tanrı´dan baskasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir gunun azabından korkarım" (dedi)

    [27] Kavminden ileri gelen kufredenler: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beserden baskası gormuyoruz; sana, sıg goruslu olan en asagılıklarımızdan baskasının uydugunu gormuyoruz ve sizin bize bir ustunlugunuzu de gormuyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi

    [28] Dedi ki: "Ey Kavmim, gorusunuz nedir soyleyin? Eger ben rabbimden apacık bir belge uzerinde isem ve rabbim bana kendi katından bir rahmet vermis de (bu,) sizin gozlerinizden saklı tutulmussa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız

    [29] Ey kavmim, ben sizden buna karsılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim yalnızca Tanrı´ya aittir. Ben inananları kovacak degilim. Onlar gercekten rablerine kavusacaklar. Ancak ben sizi cahillik etmekte olan bir kavim goruyorum

    [30] Ey kavmim, ben onları kovarsam, Tanrı´dan (gelecek azaba karsı) bana kim yardım edecek? Hic dusunmez misiniz

    [31] Ben size Tanrı´nın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek oldugumu soylemiyorum ve gozlerinizin asagılık gorduklerine Tanrı kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefslerinde olanı Tanrı daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gercekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir

    [32] Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle cekisip durdun, bu cekismede ileri de gittin. Eger dogru soyluyorsan, bize vaadettigini getir (gorelim)

    [33] Dedi ki: "Eger dilerse, onu size Tanrı getirir ve siz (O´nu) aciz bırakacak degilsiniz

    [34] Eger Tanrı sizi azdırmayı dilemisse, ben size ogut vermek istesem de, ogudumun size yararı olmaz. O sizin rabbinizdir ve O´na donduruleceksiniz

    [35] Onlar: "Bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eger onu ben uydurduysam, gunahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suc olarak islemekte olduklarınızdan uzagım

    [36] Nuh´a vahyedildi: "Gercekten inananların dısında, kesin olarak kimse inanmayacak. Su halde onların islemekte olduklarından dolayı uzulme

    [37] Bizim gozetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Cunku onlar suda bogulacaklardır

    [38] Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her ugradıgında O´nunla alay ediyordu. O: "Eger bizimle alay ederseniz, alay ettiginiz gibi biz de sizlerle alay edecegiz" dedi

    [39] Artık, ilerde bileceksiniz. Asagılatıcı azab kime gelecek ve surekli azab kimin ustune cokecek

    [40] Sonunda buyrugumuz geldiginde ve tandır feveran ettigi zaman dedik ki: "Her birinden ikiser cift (hayvan) ile aleyhlerinde soz gecmis olanlar dısında ehlini (aileni) ve inananları ona bindir." Zaten onunla birlikte cok azından baskası inanmamıstı

    [41] Dedi ki: "Ona binin. Onun yuzmesi de demir atması (durması) da Tanrı´nın adıyladır. Suphesiz, benim rabbim bagıslayandır, esirgeyendir

    [42] (Gemi) Onlarla daglar gibi dalga(lar) icinde yuzuyorken Nuh, bir kenara cekilmis olan ogluna seslendi: "Ey oglum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma

    [43] (Oglu) Dedi ki: "Ben bir daga sıgınacagım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bu gun Tanrı´nın buyrugundan esirgeyen (Tanrı)dan baska bir koruyucu yoktur. Ve ikisinin arasına dalga girdi, boylece o da bogulanlardan oldu

    [44] Denildi ki: "Ey yer, suyunu tut ve ey gok, sen de tut." Su cekildi, buyruk yerine getirildi / bitirildi, (gemi de) Cudi (dagı) ustune durdu ve zalimler topluluguna da: "Uzak olsunlar" denildi

    [45] Nuh rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim kuskusuz benim oglum ehlimdendir (ailemdendir) ve senin vaadin de dogrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin

    [46] Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ehlinden (ailenden) degildir. Cunku o, salih olmayan bir is (yapmıstır). Oyleyse hakkında bilgin olmayan seyi benden isteme. Gercekten ben, cahillerden olmayasın diye sana ogut veriyorum

    [47] Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan seyi Senden istemekten Sana sıgınırım. Ve eger beni bagıslamaz ve beni esirgemezsen, husrana ugrayanlardan olurum

    [48] Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ummetler uzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. [Sizden tureyecek diger kafir] Ummetleri de yararlandıracagız, sonra onlara bizden acı bir azab dokunacaktır

    [49] Bunlar sana vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan once bilmiyordun. Su halde sabret. Suphesiz (guzel olan) sonuc takva sahiplerinindir

    [50] Ad (halkına da) kardesleri Hud´u (gonderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Tanrı´ya ibadet edin, sizin O´ndan baska tanrınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) duzenlerden baskası degilsiniz

    [51] Ey kavmim ben bunun karsılıgında sizden hic bir ucret istemiyorum. Benim ucretim, beni yaratandan (fetaraniy) baskasına ait degildir. Akletmeyecek misiniz

    [52] Ey kavmim rabbinizden bagıslanma dileyin, sonra O´na tevbe edin. Ustunuze gokten saganak (yagmurlar, bol nimetler) yagdırsın ve gucunuze guc katsın. Suclu gunahkarlar olarak yuz cevirmeyin

    [53] Ey Hud" dediler. "Sen bize apacık bir belge (mucize) ile gelmis degilsin ve biz de senin sozunle tanrılarımızı terketmeyiz. Sana inanclı olacak da degiliz

    [54] Biz: ´Bazı tanrılarımız seni cok kotu carpmıstır´ (demekten) baska bir sey soylemeyiz." Dedi ki: "Tanrı´yı sahid tutarım, siz de sahidler olun ki, gercekten ben sizin sirk kostuklarınızdan uzagım

    [55] O´nun dısındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediginiz tuzagı kurun, sonra bana sure tanımayın

    [56] Ben gercekten, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Tanrı´ya tevekkul ettim. O´nun, alnından yakalayıp denetlemedigi hic bir canlı yoktur. Muhakkak benim rabbim, dosdogru bir yol uzerinedir (dosdogru yolda olanı korumaktadır)

    [57] Buna ragmen yuz cevirirseniz artık size kendisiyle gonderildigim seyi teblig ettim. Rabbim de sizden baska bir kavmi yerinize gecirir. Siz O´na hic bir seyle zarar veremezsiniz. Dogrusu benim rabbim, her seyi gozetleyip koruyandır

    [58] Buyrugumuz geldigi zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud´u ve O´nunla birtikte inananları kurtardık. Onları siddetli / agır bir azabtan kurtardık

    [59] Iste Ad (halkı); rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O´nun elcilerine isyan ettiler ve her inatcı zorbanın buyrugu ardınca yuruduler

    [60] Ve bu dunyada da kıyamet gununde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gercekten Ad (halkı), rablerine kufrettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad´a (Tanrı´nın rahmetinden) uzaklık (verildi)

    [61] Semud (halkına da) kardesleri Salih´i (gonderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Tanrı´ya ibadet edin, sizin O´ndan baska tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda omur gecirenler kıldı. Oyleyse O´ndan bagıslanma dileyin, sonra O´na tevbe edin. Suphesiz benim rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir

    [62] Dediler ki: "Ey Salih, bundan once sen icimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptıgı seylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Dogrusu biz, senin bizi davet ettigin seyden kusku verici bir tereddut icindeyiz

    [63] Dedi ki: "Ey kavmim, gorusunuz nedir soyler misiniz? Eger ben rabbimden apacık bir belge uzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermisse, bu durumda O´na isyan edecek olursam Tanrı´ya karsı bana kim yardım edecektir? Su halde kaybımı arttırmaktan baska bana (hic bir yarar) saglamayacaksınız

    [64] Ey kavmim, size iste bir ayet olarak Tanrı´nın devesi; onu serbest bırakın, Tanrı´nın arzında yesin. Ona kotuluk (etmek niyetiy)le dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azab sarıverir

    [65] Fakat onu oldurduler. (Salih) Dedi ki: "Yurdunuzda uc gun daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir

    [66] Buyrugumuz geldigi zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih´i ve O´nunla birlikte inananları o gunun asagılatıcı azabından kurtardık. Dogrusu senin rabbin guclu olandır, aziz olandır

    [67] O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizustu cokmus olarak sabahladılar

    [68] Sanki orada hic refah icinde yasamamıslar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gercekten rablerine kufrettiler. Haberiniz olsun; Semud (halkına Tanrı´nın rahmetinden) uzaklık (verildi)

    [69] Andolsun, elcilerimiz Ibrahim´e mujde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmıs bir buzagı getirdi

    [70] Ellerinin ona uzanmadıgını gorunce (Ibrahim durumdan) hoslanmadı / yadırgadı (nekirehum)ve icine bir tur korku dustu. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gonderildik

    [71] Karısı ayaktaydı, bunun uzerine guldu. Biz ona Ishak´ı, Ishak´ın arkasından da Yakub´u mujdeledik

    [72] Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamıs bir kadın iken ve su kocam da bir ihtiyar iken doguracak mıyım? Gercekten bu, sasırtıcı bir sey

    [73] Dediler ki: "Tanrı´nın buyruguna mı sasıyorsun? Tanrı´nın rahmeti ve bereketleri sizin uzerinizdedir, ey ev ehli suphesiz O, ovulmeye layık olandır, Mecid´tir

    [74] Ibrahim´den korku gittigi ve ona mujde geldigi zaman, Lut, kavmi konusunda bizimle cekisip tartısmalara giriyor(du)

    [75] Dogrusu Ibrahim, yumusak huylu, duygulu ve gonulden (Tanrı´ya) yonelen biriydi

    [76] Ey Ibrahim, bundan vazgec. Cunku gercek su ki, rabbinin buyrugu gelmistir ve gercekten onlara geri cevrilmeyecek bir azab gelmistir

    [77] Elcilerimiz Lut´a geldigi zaman, onlardan dolayı kaygılandı, gogsunu bir sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gun" dedi

    [78] Kavmi ona dogru kosarak geldi; onlar daha onceden kotulukler islemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "Iste benim kızlarım, bunlar sizler icin daha temizdir. Artık Tanrı´dan korkun ve beni misafirim onunde kucuk dusurmeyin. Icinizde hic aklı basında olan (resid) bir adam yok mu

    [79] Dediler ki: "Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir seyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadıgını sen de bilmissindir. Bizim ne istedigimizi gercekte sen biliyorsun

    [80] Dedi ki: "Size yetecek gucum olsaydı veya saglam bir yere sıgınabilseydim

    [81] (Elciler) Dediler ki: "Ey Lut biz rabbinin elcileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulasamazlar. Gecenin bir parcasında ehlinle (ailenle) birlikte yuru (yola cık). Sakın, hic biriniz donup arkasına bakmasın; fakat senin karın baska. Cunku onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va´dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın degil mi

    [82] Boylece buyrugumuz geldigi zaman, ustunu altına cevirdik ve uzerlerine balcıktan pisirilmis, istif edilmis taslar yagdırdık

    [83] Rabbinin katında ´belli bir bicime sokulmus, damgalanmıs´ olarak. Bunlar zalimlerden uzak degildir

    [84] Medyen (halkına da) kardesleri Suayb´ı (gonderdik). Dedi ki: "Ey kavmim Tanrı´ya ibadet edin, O´ndan baska tanrınız yoktur. Olcuyu ve tartıyı eksik tutmayın; gercekten sizi bir ´bolluk ve refah (hayır)´ icinde goruyorum. Dogrusu sizi cepecevre kusatacak olan bir gunun azabından korkuyorum

    [85] Ey kavmim, olcuyu ve tartıyı -adaleti gozeterek- tam tutun ve insanların esyasını degerden dusurup eksiltmeyin ve yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [86] Eger inanclılarsanız Tanrı´nın bıraktıgı [helal islerden olan kazanc] sizin icin daha hayırlıdır. Ben, sizin uzerinizde bir gozetleyici degilim

    [87] Dediler ki: "Ey Suayb, atalarımızın taptıgı seyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda diledigimiz gibi davranmaktan vazgecmemizi senin namazın mı buyuruyor? Cunku sen, gercekte yumusak huylu, aklı basında (resid bir adam)sın

    [88] Dedi ki: "Ey kavmim gorusunuz nedir soyler misiniz? Ya ben rabbimden apacık bir belge uzerinde isem ve O da beni kendisinden guzel bir rızık ile rızıklandırmıssa? Ben, size yasakladıgım seylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı dusmek istemiyorum. Benim istedigim, gucum oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim basarım ancak Tanrı iledir; O´na tevekkul ettim ve O´na icten yonelip donerim

    [89] Ey kavmim, bana karsı gelisiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin baslarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. Ustelik Lut kavmi size pek uzak degil

    [90] Rabbinizden bagıslanma dileyin, sonra O´na tevbe edin. Gercekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir

    [91] Ey Suayb" dediler. "Senin soylediklerinin cogunu biz kavrayamıyoruz. Dogrusu biz seni icimizde zayıf biri goruyoruz. Eger yakın cevren olmasaydı, gercekten seni tasa tutar oldururduk. Sen bize karsı guclu ve ustun degilsin

    [92] Dedi ki: "Ey kavmim, size benim yakın cevrem, Tanrı´dan daha mı ustundur ki, O´nu arkanızda unutuluvermis (onemsiz) bir sey edindiniz. Suphesiz benim rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp kusatandır

    [93] Ey kavmim, butun yapabileceginizi yapın; suphesiz, ben de yapacagım. Kime asagılatıcı azab gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gozetleyip durun, ben de sizinle birlikte gozetleyecegim

    [94] Buyrugumuz geldigi zaman, tarafımızdan bir rahmetle Suayb´ı ve onunla birlikte inananları kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizustu cokmus olarak sabahladılar

    [95] Sanki orada hic refah icinde yasamamıslar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Tanrı´nın rahmetinden oyle) bir uzaklık (verildi)

    [96] Andolsun, Musa´yı ayetlerimizle ve apacık olan bir delille gonderdik

    [97] Firavun´a ve onun onde gelen cevresine. Onlar Firavun´un buyruguna uymuslardı. Oysa Firavun´un buyrugu dogruya goturucu (irsad edici) degildi

    [98] O, kıyamet gunu kavminin onderligine gecer, boylece onları atese goturmus olur. Sonunda vardıkları yer, ne kotu bir yerdir

    [99] Onlar, burda da, kıyamet gununde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bagıs, ne kotu bir bagıstır

    [100] Bunlar, sana dogru haber (kıssa) olarak aktardıgımız (gecmisteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmıs, (hala izleri var, kimi de) bicilmis ekin (gibi yerlebir edilmis, kalıntısı silinmis)dir

    [101] Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Boylece rabbinin buyrugu geldigi zaman, Tanrı´yı bırakıp da taptıkları tanrıları onlara hic bir sey saglayamadı, ´helak ve kayıplarını´ arttırmaktan baska bir ise yaramadı

    [102] Onlar, zulum islemektelerken, ulkeleri (veya nesilleri) yakaladıgı zaman... rabbinin yakalaması iste boyledir. Gercekten O´nun yakalaması pek acı, pek siddetlidir

    [103] Ahiret azabından korkan icin bunda kesin bir ayet vardır. O, butun insanların kendisinde toplanacagı bir gundur ve o, gozlemlenebilen bir gundur

    [104] Biz onu sayılı bir ecelin dısında ertelemeyiz

    [105] (Kıyametin) Gelecegi gunde, O´nun izni olmaksızın, hic kimse soz soyleyemez. Artık onlardan kimi ´bedbaht ve mutsuz´, (kimi de) mutlu ve bahtiyardır

    [106] Mutsuz olanlar atestedirler, onlar icin orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır

    [107] Onlar, rabbinin dilemesi dısında gokler ve yer surup gittikce, orada suresiz kalacaklardır. Cunku rabbin, gercekten diledigini yapandır

    [108] Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dısında gokler ve yer surup gittikce, orada suresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır

    [109] Artık onların tapmakta oldukları seyler konusunda, sakın kuskuda olma. Daha onceleri ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak boyle tapıyorlar. Suphesiz Biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara odeyecek olanlarız

    [110] Andolsun, Musa´ya kitabı verdik, onda anlasmazlıga dusuldu. Eger rabbinden bir soz gecmis (verilmis) olmasaydı, mutlaka aralarında hukum verilmis olacaktı. Gercekten onlar, bundan (Kuran´dan) yana kusku verici bir tereddut icindedirler

    [111] Suphesiz rabbin, onlardan tumune yapıp ettiklerini(n karsılıgını) onlara tastamam odeyecektir. Cunku O, yapıp ettiklerinden haberdar olandır

    [112] Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte buyruldugun gibi dosdogru davran. Ve azıtmayın. Cunku O, yaptıklarınızı gorendir

    [113] Zulmedenlere egilim gostermeyin, yoksa size ates dokunur. Sizin Tanrı´dan baska velileriniz yoktur, sonra yardım goremezsiniz

    [114] Gunduzun iki tarafında ve gecenin (gunduze) yakın saatlerinde namazı kıl. Suphesiz iyilikler, kotulukleri giderir. Bu, ogut alanlara bir oguttur

    [115] Ve sabret. Gercekten Tanrı, iyilik yapanların ecrini kaybetmez

    [116] Sizden onceki nesillerden onlardan kurtardıgımızdan pek azı dısında yeryuzunde bozgunculugu onleyecek fazilet sahibi kisiler bulunmalı degil miydi? Zulmedenler ise, icinde bulundukları refahın pesine dustuler. Onlar, suclu gunahkarlardı

    [117] Ahalisi (ehli) ıslah eden kimseler iken, senin rabbin o ulkeleri zulm ile helak edecek degildi

    [118] Eger rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ummet kılardı. Oysa, onlar anlasmazlıgı surdurmektedir

    [119] Rabbinin rahmet ettikleri dısında. Onları bunun icin yarattı. Boylece rabbinin (su) sozu tamamlanıp gerceklesmistir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tumuyle dolduracagım

    [120] Sana elcilerin haberlerinden yuregini (fuadek) saglamlastıracak dogru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve muminlere bir ogut ve uyarı gelmistir

    [121] Inanmayanlara de ki: "Yapabileceginizi yapın; elbette biz de yapacagız

    [122] Ve gozleyip durun; gercekten biz de gozleyip duruyoruz

    [123] Goklerin ve yerin gaybı Tanrı´nındır, butun buyruklar O´na dondurulur; oyleyse O´na kulluk edin ve O´na tevekkul edin. Senin rabbin yaptıklarınızdan habersiz degildir

    Yûsuf

    Surah 12

    [1] Elif, Lam, Ra. Bunlar, apacık Kitab´ın ayetleridir

    [2] Gercekten biz onu Arapca bir Kuran olarak indirdik ki akledesiniz

    [3] Biz bu Kuran´ı sana vahyetmemizle, en guzel kıssaları gercek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz; oysa sen, daha once, bundan haberi olmayanlardandın

    [4] Hani Yusuf babasına: "Babacıgım, gercekten ben (ruyamda) on bir yıldız, gunesi ve ayı gordum; bana secde etmektelerken gordum" demisti

    [5] (Babası) Demisti ki: "Oglum, ruyanı kardeslerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Cunku seytan, insan icin apacık bir dusmandır

    [6] Boylece rabbin seni seckin kılacak, sozlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana ogretecek ve daha once ataların Ibrahim ve Ishak´a (nimetini) tamamladıgı gibi senin ve Yakub ailesinin uzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette rabbin, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [7] Andolsun, Yusuf ve kardeslerinde soranlar icin ayetler vardır

    [8] Onlar soyle demisti: "Yusuf ve kardesi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekistiren bir topluluguz. Gercekte babamız, acıkca bir saskınlık icindedir

    [9] Oldurun Yusuf´u veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yuzu yalnızca size (donuk) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz

    [10] Iclerinden bir sozcu dedi ki: "Eger (mutlaka bir sey) yapacaksanız, oldurmeyin Yusuf´u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın

    [11] (Bu karara vardıktan sonra) "Ey Babamız" dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf´a karsı bize guvenmiyorsun (te´menna)? Oysa, gercekte biz onun iyiligini isteyenleriz

    [12] Sen onu yarın bizimle gonder, gonlunce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup gozetiriz

    [13] Dedi ki: "Sizin onu goturmeniz gercekten beni uzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum

    [14] Dediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda suphesiz kayba ugrayan (aciz) kimseler oluruz

    [15] Nitekim onu goturdukleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (soyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri farkında degilken bu buyruklarını / buyrultularını haber vereceksin

    [16] Aksam ustu babalarına aglar vaziyette geldiler

    [17] Dediler ki: "Ey Babamız, gercek su ki, biz gittik, yarısıyorduk. Yusuf´u da yiyeceklerimizin (veya esyamızın) yanında bırakmıstık. Fakat onu kurt yemis. Ne var ki biz dogruyu soylesek bile sen bize inanacak degilsin

    [18] Ve uzerine yalandan kan (surulmus) olan gomlegini getirdiler. "Hayır" dedi. "Nefsiniz, sizi yanıltıp (boyle) bir buyruga / buyrultuya suruklemis. Bundan sonra (bana dusen) guzel bir sabırdır. Sizin bu duzup uydurduklarınıza karsı (kendisinden) yardım istenecek olan Tanrı´dır

    [19] Bir yolcu kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak icin) gonderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey mujde... Bu bir cocuk." dedi. Ve onu (kuyudan cıkarıp) ´ticaret konusu bir mal´ olarak sakladılar. Oysa Tanrı, yapmakta olduklarını bilendi

    [20] Onu ucuz bir fiyata sayısı belli (birkac) dirheme sattılar. Onu pek onemsemediler

    [21] Onu satın alan bir Mısır´lı [Aziz] karısına: "Onun yerini ustun tut (ona guzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Boylelikle biz, Yusuf´u yeryuzunde (Mısır´da) yerlesik kıldık. Ona sozlerin yorumundan [olan bir bilgiyi] ogrettik. Tanrı, buyrugunda galib olandır, ancak insanların cogu bilmezler

    [22] Erginlik cagına erisince, kendisine hukum ve ilim verdik. Iste biz, iyilik yapanları boyle odullendiririz

    [23] Evinde kalmakta oldugu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "Isteklerim senin icindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Tanrı´ya sıgınırım. Cunku o benim efendimdir, yerimi guzel tutmustur. Gercek su ki, zalimler kurtulusa ermez

    [24] Andolsun kadın onu arzulamıstı, eger rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını gormeseydi. o da (Yusuf da) onu arzulamıstı. Boylelikle biz ondan kotulugu ve fuhsu geri cevirmek icin (ona delil gonderdik). Cunku o, muhlis kullarımızdandı

    [25] Kapıya dogru ikisi de kostular. Kadın onun gomlegini arkadan cekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karsılastılar. Kadın dedi ki: "Ehline (ailene) kotuluk isteyenin zindana atılmaktan veya acı bir azabtan baska cezası ne olabilir

    [26] (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının ehlinden (yakınlarından) bir sahid sahitlik etti: "Eger onun gomlegi on taraftan yırtılmıssa bu durumda kadın dogruyu soylemistir, kendisi ise yalan soyleyenlerdendir

    [27] Yok eger onun gomlegi arkadan cekilip yırtılmıssa, bu durumda kadın yalan soylemistir ve kendisi dogruyu soyleyenlerdendir

    [28] Onun gomleginin arkadan cekilip yırtıldıgını gordugu zaman (kocası): "Dogrusu, bu sizin duzeninizden (biri)dir. Gercekten sizin duzeniniz buyuktur" dedi

    [29] Yusuf sen bundan yuz cevir. Sen de (kadın) gunahın dolayısıyla bagıslanma dile. Dogrusu sen gunahkarlardan oldun

    [30] Sehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)´in karısı kendi usagının nefsinden murad almak istiyormus. Oyle ki sevgi onun bagrına sinmis. Biz dogrusu onu acıkca bir sapıklık icinde goruyoruz" dedi

    [31] (Kadın) Onların duzenlerini isitince onlara (bir davetci) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (onlerindeki meyveleri soymaları icin) bıcak verdi. (Yusuf´a da:) "Cık, onlara (gorun)" dedi. Boylece onlar onu (olaganustu guzellikte) gorunce (insanustu bir varlıkmıs gibi gozlerinde) buyuttuler, (dalgınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Tanrı´yı tenzih ederiz; bu bir beser degildir. Bu, ancak ustun bir melektir" dediler

    [32] Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadıgınız iste budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eger o kendisine buyurdugumu yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette kucuk dusurulenlerden olacak

    [33] (Yusuf) Dedi ki: "Rabbim zindan bunların beni kendisine cagırdıkları seyden bana daha sevimlidir. Kurdukları duzeni benden uzaklastırmazsan, onlara (korkarım) egilim gosterir, (boylece) cahillerden olurum

    [34] Boylece rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli duzenlerini kendisinden uzaklastırdı. Cunku O, isitendir, bilendir

    [35] Sonra onlarda [Yusuf´un iffettine iliskin] ayetleri gormelerinin ardından mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (gorusu) agır bastı

    [36] Onunla birlikte iki genc de zindana girmisti. Biri: "Ben (ruyamda) kendimi sarap sıkıyorken gordum" dedi. Oburu: "Ben de kendimi basımın ustunde ekmek tasıyorken gordum; kus da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Dogrusu biz seni iyilik yapanlardan gormekteyiz

    [37] Dedi ki: "Size rızıklanacagınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden once onun ne oldugunu haber veririm. Bu, rabbimin bana ogrettiklerindendir. Dogrsu ben, Tanrı´ya inanmayan, ahirete de kufredenlerin ta kendileri olan bir toplulugun dinini terkettim

    [38] Atalarım Ibrahim´in, Ishak´ın ve Yakub´un dinine uydum. Tanrı´ya hic bir seyle sirk kosmamız bizim icin olacak sey degil. Bu, bize ve insanlara Tanrı´nın lutuf ve ihsanındandır, ancak insanların cogu sukretmezler

    [39] Ey zindan arkadaslarım, birbirinden ayrı (bir suru) rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Tanrı mı

    [40] Sizin Tanrı´dan baska taptıklarınız, Tanrı´nın kendileri hakkında hic bir delil indirmedigi, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan baskası degildir. Hukum yalnızca Tanrı´nındır. O kendisinden baskasına kulluk etmemenizi buyurmustur. Dosdogru olan din iste budur, ancak insanların cogu bilmezler

    [41] Ey zindan arkadaslarım, ikinizden biri efendisine sarap icirecek, digeri ise asılacak, kus onun basından yiyecek. Iste hakkında fetva istemekte oldugunuz buyruk (artık) olup bitmistir

    [42] Ikisinden kurtulacagını sandıgı kisiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat seytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, boylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı

    [43] Hukumdar: "Ben (ruyamda) yedi besili inek goruyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yesil basak ve digerleri ise kupkuru. Ey onde gelen (kahin bilginler), eger ruya yorumluyorsanız benim bu ruyamı cozuverin" dedi

    [44] Dediler ki: "(Bunlar) Karmakarısık duslerdir. Biz boyle duslerin yorumunu bilenler degiliz

    [45] O iki kisiden kurtulmus olanı nice ummet (zaman) sonra hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gonderin" dedi

    [46] (Zindana gidip:) "Yusuf, ey dogru (sozlu insan)... Yedi besili inegi yedi zayıf (inegin) yedigi ve yedi yesil basakla digerleri kuru olan (ruya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin soylediklerinle) donerim, belki onlar (bunun anlamını) ogrenmis olurlar

    [47] Dedi ki: "Siz yedi yıl, onceleri (ektiginiz) gibi ekin ekin, yediginizin az bir kısmı dısında (kalanını) bictiklerinizi basagında bırakın

    [48] Sonra bunun arkasından (kuraklıgı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladıgınız az bir miktar dısında daha once biriktirdiginizi yiyip bitirecektir

    [49] Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yagmura kavusturulacak ve onda sıkıp sagacaklar

    [50] Hukumdar dedi ki: "Onu bana getirin." Ona elci geldiginde (Yusuf:) "Efendine (rabbine) don de ona sor: ´Ellerini kesen o kadınların durumu neydi?´ Dogrusu benim rabbim, onların hileli duzenlerini gercekten bilendir

    [51] (Hukumdar topladıgı o kadınlara:) "Yusuf´un nefsinden murad almak istediginizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Tanrı icin, hasa" dediler. "Biz ondan hic bir kotuluk gormedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "Iste su anda gercek orta yere cıktı; onun nefsinden ben murad almak istemistim. O ise gercekten dogruyu soylenlerdendir

    [52] (Yusuf aracıya sunu soyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yoklugunda gercekten kendisine ihanet etmedigimi ve gercekten Tanrı´nın ihanet edenlerin hiteli duzenlerini basarıya ulastırmadıgını kendisinin de bilip ogrenmesi icindi

    [53] (Yine de) Ben nefsimi temize cıkaramam. Cunku gercekten nefs, rabbimin kendisini esirgedigi dısında, var gucuyle kotulugu buyurandır (siddetle emreden (mubalaga sigası)). Suphesiz benim rabbim bagıslayandır, esirgeyendir

    [54] Hukumdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime baglı kılayım." Onunla konustugunda da (soyle) dedi: "Sen bugun bizim yanımızda (artık) onemli bir yer sahibisin, guvenilirsin (emiyn)

    [55] (Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ulkenin) hazineleri uzerinde (bir yonetici) kıl. Cunku ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yonetim islerini de) bilenim

    [56] Iste boylece biz yeryuzunde Yusuf´a guc ve imkan (iktidar) verdik. Oyle ki, orada (Mısır´da) diledigi yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba ugratmayız

    [57] Ahiretin karsılıgı ise, inananlar ve takvada bulunanlar icin daha hayırlıdır

    [58] (Kuraklık baslayınca) Yusuf´un kardesleri gelip yanına girdiler, o onları hemen tanıdı; fakat onlar onu tanımadılar (munkirun)

    [59] Onların erzak yuklerini hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardesinizi getirin. Gormuyor musunuz, ben olcuyu tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım

    [60] Eger onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin icin bir olcek (erzak) yoktur ve bana da yaklasmayın

    [61] Dediler ki: "Onu babasından istemeye calısacagız ve herhalde biz bunu yapabilecegiz

    [62] Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yuklerinin icine koyun. Ihtimal ki ehillerine (ailelerine) donduklerinde (kalebu) bunun farkına varırlar da belki geri donerler

    [63] Boylelikle babalarına dondukleri zaman dediler ki: "Ey babamız, olcek bizden engellendi. Bu durumda kardesimizi bizimle gonder de erzagı alalım. Onu mutlaka koruyacagız

    [64] Dedi ki: "Daha once kardesi konusunda size guvendigimden / inandıgımdan (amenukum) baska (bir sekilde) onun hakkında size guvenir miyim / inanır mıyım (emintukum)? Tanrı en hayırlı koruyucudur ve O esirgeyenlerin esirgeyicisidir

    [65] Erzak yuklerini acıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmis oldugunu gorduklerinde dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, iste sermayemiz bize geri verilmis; (bununla yine) ehlimize (ailemize) erzak getiririz, kardesimizi koruruz ve bir deve yukunu de ilave ederiz. Bu (aldıgımız) az bir olcektir

    [66] Bana etrafınızın cepecevre kusatılması dısında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceginize dair Tanrı adına kesin bir soz verinceye kadar, onu sizinle asla gonderemem" dedi. Boylelikle ona kesin bir soz verince dedi ki: "Tanrı, soylediklerimize vekildir

    [67] Ve dedi ki: "Ey cocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Tanrı´dan hic bir seyi saglayamam (gideremem). Hukum yalnızca Tanrı´nındır. Ben O´na tevekkul ettim. Tevekkul edenler de yalnızca O´na tevekkul etmelidirler

    [68] Babalarının kendilerine buyurdugu yerden (Mısır´a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub´un nefsindeki dilegi acıga cıkarması dısında- onlara Tanrı´dan gelecek olan hic bir seyi (gidermeyi) saglamadı. Gercekten o, kendisine ogrettigimiz icin bir ilim sahibiydi. Ancak insanların cogu bilmezler

    [69] Yusuf´un yanına girdikleri zaman, o, kardesini bagrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gercekten kardesinim. Artık onların yaptıklarına uzulme

    [70] Erzak yuklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardesinin yuku icine bıraktı, sonra bir munadi (soyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gercekten hırsızsınız

    [71] Onlara dogru yonelerek: "Neyi kaybettiniz?" dediler

    [72] Dediler ki: "Hukumdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armagan olarak) bir deve yuku vardır. Ben de buna kefilim

    [73] Tanrı adına, hayret" dediler. "Siz de bilmissiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk cıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız degiliz

    [74] Oyleyse" dediler. "Eger yalan soyluyorsanız (bunun) cezası nedir

    [75] Dediler ki: "Bunun cezası, (su tası) yukunde bulunanın kendisidir. Iste biz zulmedenleri boyle cezalandırırız

    [76] Boylece (Yusuf) kardesinin kabından once onların kablarını (yoklamaya) basladı, sonra onu kardesinin kabından cıkardı. Iste biz Yusuf icin boyle bir plan duzenledik. (Yoksa) Hukumdarın dininde (yururlukteki kanuna gore) kardesini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Tanrı´nın dilemesi baska. Biz diledigimizi derecelerle yukseltiriz. Ve her bilgi sahibinin ustunde daha iyi bir bilen vardır

    [77] Dediler ki: "Sayet calmıs bulunuyorsa, bundan once onun kardesi de calmıstı." Yusuf bunu kendi icinde saklı tuttu ve bunu onlara acıklamadı (ve icinden): "Siz daha kotu bir konumdasınız" dedi: "Sizin duzmekte olduklarınızı Tanrı daha iyi bilir

    [78] Dediler ki: "Ey Vezir, gercek su ki, bunun yaslı (ve) buyuk bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Dogrusu biz, seni iyilik yapanlardan gormekteyiz

    [79] Dedi ki: "Esyamızı kendisinde buldugumuzun dısında, birisini alıkoymamızdan Tanrı´ya sıgınırız. Yoksa bu durumda kuskusuz biz zalim oluruz

    [80] Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında gorusmek uzere bir yana cekildiler. Onların buyukleri dedi ki: "Babanızın size karsı Tanrı adına kesin bir soz aldıgını ve daha once Yusuf konusunda yaptıgımız asırılıgı (isledigimiz sucu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan boyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya Tanrı bana iliskin hukum verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. O, hukum verenlerin en hayırlısıdır

    [81] Donun babanıza ve deyin ki: "Ey babamız, senin oglun gercekten hırsızlık etti. Biz, bildigimizden baskasına sahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları degiliz

    [82] Icinde (yasamakta) oldugumuz sehre sor, hem kendisinde geldigimiz kervana da. Biz gercekten dogruyu soyleyenleriz

    [83] (Sehre donup durumu babalarına aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (boyle) bir buyrultuya suruklemis. Bundan sonra (bana dusen) guzel bir sabırdır. Umulur ki Tanrı [pek yakın bir gelecekte] onların tumunu bana getirir. Cunku O, bilenin, hukum ve hikmet sahibi olanın kendisidir

    [84] Ve onlardan yuz(unu) cevirdi ve: "Ey Yusuf´a karsı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gozleri uzuntusunden (agardıkca) agardı. Ki yutkundukca yutkunuyordu

    [85] Tanrı adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf´u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake ugrayanlardan olacaksın

    [86] Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve uzuntumu yalnızca Tanrı´ya sikayet ediyorum. Ben Tanrı´dan (bir bilgi olarak) sizin bilmediklerinizi de biliyorum

    [87] Ogullarım, gidin de Yusuf ile kardesinden (duyarlı bir arastırmayla) bir haber getirin ve Tanrı´nın rahmetinden umut kesmeyin. Cunku kafirler kavminden baskası Tanrı´nın rahmetinden umut kesmez

    [88] Boylece onun (Yusuf´un) huzuruna girdikleri zaman dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ehlimize (ailemize) siddetli bir darlık dokundu; onemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) olcegi tam olarak ver ve bize ilave bir bagısta bulun. Suphesiz Tanrı tasaddukta bulunanlara karsılıgını verir

    [89] (Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf´a ve kardesine neler yaptıgınizı biliyor musunuz

    [90] Sen gercekten Yusuf musun, sensin oyle mi?´ dediler. "Ben Yusufum" dedi. "Ve bu da kardesimdir. Dogrusu Tanrı bize lutufda bulundu. Gercek su ki, kim sakınır ve sabrederse, suphesiz Tanrı, iyilikte bulunanların karsılıgını bosa cıkarmaz

    [91] Dediler ki: "Tanrı adına, hayret, Tanrı seni gercekten bize karsı tercih edip secmistir ve biz de gercekten hataya dusenler idik

    [92] Dedi ki: "Bugun size karsı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Tanrı bagıslasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir

    [93] Bu gomlegimle gidin de babamın yuzune surun. Gozu (yine) gorur hale gelir. Butun ehlinizi (ailenizi) de bana getirin

    [94] Kafile (Mısır´dan) ayrılmaya basladıgı zaman, babaları dedi ki: "Eger beni bunamıs saymıyorsanız, inanın Yusuf´un kokusunu (burnumda tuter) buluyorum

    [95] Tanrı adına, hayret" dediler. "Sen hala gecmisteki yanlıslıgındasın

    [96] Mujdeci gelip de onu (gomlegi) onun yuzune surdugu zaman, gozu gorur olarak (saglıgına) donuverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediginizi Tanrı´dan gercekten biliyorum demedim mi

    [97] (Cocukları da:) "Ey babamız, bizim icin gunahlarımızın bagıslanmasını dile. Biz gercekten hataya dusenler idik" dediler

    [98] Ilerde sizin icin rabbimden bagıslanma dilerim. Cunku O, bagıslayandır, esirgeyendir" dedi

    [99] Boylece onlar (gelip) Yusuf´un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bagrına bastı ve dedi ki: "Tanrı´nın dilemesiyle Mısır´a guvenlik (aminiyn) icinde giriniz

    [100] Babasını ve annesini tahta cıkarıp oturttu; onun icin secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha onceki ruyamın yorumudur. Dogrusu rabbim onu gercek kıldı. Bana iyilik etti, cunku beni zindandan cıkardı. Seytan benimle kardeslerimin arasını actıktan sonra, (O,) colden sizi getirdi. Suphesiz benim rabbim, diledigini pek ince duzenleyip tedbir edendir. Gercekten bilen, hukum ve hikmet sahibi O´dur

    [101] Rabbim, Sen bana mulkten (bir pay ve onu yonetme imkanını) verdin, sozlerin yorumundan (bir bilgi) ogrettin. Goklerin ve yerin yaratıcısı (fatır), dunyada ve ahirette benim velim sensin. Musluman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat

    [102] Bu, sana (ey Muhammed) vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf´un kardesleri) o hileli duzeni kurarlarken, buyrultularında birlestiklerinde (ecmau) sen yanlarında degildin

    [103] Sen siddetle arzu etsen bile, insanların cogu inanclılar (olacak) degildir

    [104] Oysa ki sen buna karsı onlardan bir ucret de istemiyorsun. O, alemler icin yalnızca bir ´ogut ve hatırlatmadır.´

    [105] Goklerde ve yerde nice ayet vardır ki uzerinden gecerler de, ona sırtlarını donup giderler

    [106] Onların cogu Tanrı´ya inanmazlar da ancak sirk katıp dururlar

    [107] Simdi bunlar, kendilerine Tanrı´nın azabından kapsamlı bir burumenin gelivermesinden veya onların hic haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini guvende mi buldular

    [108] De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret uzere Tanrı´ya davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Tanrı´yı tenzih ederim, ben musriklerden degilim

    [109] Biz senden once, sehirler ehline kendilerine vahyettigimiz kimseler dısında (baskalarını elci olarak) gondermedik. Hic yeryuzunde dolasmıyorlar mı ki kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gormus olsunlar? Korkup sakınanlar icin ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akletmeyecek misiniz

    [110] Oyle ki elciler, umutlarını kesip de, artık onların gercekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmistir; biz kimi dilersek o kurtulmustur. Suclu, gunahkarlar toplulugundan azabımız kesin olarak geri cevrilmeyecektir

    [111] Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri icin ibretler vardır. (Bu Kuran) Duzup uydurulacak bir soz degildir. Ancak kendinden oncekilerin dogrulayıcısı, her seyin ´cesitli bicimlerde acıklaması´ ve inanacak bir topluluk icin bir hidayet ve rahmettir

    Ra'd

    Surah 13

    [1] Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitabın ayetleridir. Ve sana rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların cogu inanmazlar

    [2] Tanrı O´dur ki, gokleri dayanak olmaksızın yukseltti; onları gormektesiniz. Sonra arsa istiva etti ve gunes ile aya boyun egdirdi, her biri adı konulmus bir ecele kadar akıp gitmektedirler. Her buyrugu evirip duzenler, ayetleri birer birer acıklar. Umulur ki rabbinize kavusacagınıza kesin bilgiyle inanırsınız

    [3] Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz daglar ve ırmaklar kılandır. Orada urunlerin her birinden ikiser cift yaratmıstır. Geceyi gunduze burumektedir. Suphesiz bunlarda dusunen (yetefekkerun) bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [4] Yeryuzunde birbirine yakın komsu kıtalar vardır; uzum bagları, ekinler, catallı ve catalsız hurmalıklar da vardır ki bunlar aynı su ile sulanır; ama urunlerinde [ki verimde ve lezzette] bazısını bazısına ustun kılıyoruz. Suphesiz bunlarda akleden bir topluluk icin gercekten ayetler vardır

    [5] Eger sasıracaksan, asıl saskınlık konusu onların soyle soylemeleridir: "Biz toprak iken mi, gercekten biz mi yeniden yaratılacagız?" Iste onlar rablerine kufredenler, iste onlar boyunlarına (atesten) halkalar gecirilenler ve iste onlar -icinde ebedi kalacakları- atesin arkadasları olanlardır

    [6] Onlar, iyilikten once kotulugu cabuklastırmak istiyorlar; oysa onlardan once nice ornekler gelip gecmistir. Ve suphesiz, senin rabbin, zulumlerine karsılık insanlar icin bagıslama sahibidir ve suphesiz senin rabbin, cezası cok siddetli olandır

    [7] Kufredenler derler ki: "Ona rabbinden bir ayet indirilseydi ya. Sen yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk icin bir hidayet onderisin

    [8] Tanrı, her disinin neyi yuklendigini (neye hamile kaldıgını) ve dol yataklarının neyi eksiltip neyi ekledigini bilir. O´nun katında her sey bir miktar (olcu) iledir

    [9] O gaybı da, musahede edileni de bilendir. Pek buyuktur, yucedir

    [10] Sizden sozu saklı tutan da, onu acıga vuran da, geceleyin gizlenen de ve gunduzun ortaklıkta gezen de (O´nun katında bilme bakımından) birdir

    [11] O´nun (insanın) onunden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Tanrı´nın buyrugundan gozetip korumaktadırlar. Gercekten Tanrı, kendi nefslerinde olanı degistirip bozuncaya kadar bir toplulukta olanı degistirip bozmaz. Tanrı bir topluluga kotuluk istedi mi, artık onu geri cevirmeye hic bir (bicimde imkan) yoktur; onlar icin O´ndan baska bir veli yoktur

    [12] O size simsegi korku ve umut olarak gosteren, (yagmur yuklu) agırlasmıs bulutları (insa edip) ortaya cıkarandır

    [13] Gok gurultusu O´nu hamd ile melekler de O´na olan korkularından tesbih ederler... O, yıldırımları gonderip bununla diledigine carpar; onlar ise Tanrı hakkında cekisip tartısırlar. O, gucu (ve cezası) pek cetin olandır

    [14] Hak olan cagrı (dua, ibadet) yalnızca O´na (olan)dır. Onların Tanrı´dan baska cagırdıkları ise, onlara hic bir seyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca, agzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın bosuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Kafirlerin duası, sapıklık icinde olmaktan baskası degildir

    [15] Goklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Tanrı´ya secde eder. Sabah aksam golgeleri de (O´na secde eder)

    [16] De ki: "Goklerin ve yerin rabbi kimdir?" De ki: "Tanrı´dır." De ki: "Oyleyse, O´nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da saglamaya guc yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hic gormeyen (a´ma) ile goren (basiret sahibi) esit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur esit olabilir mi?" Yoksa Tanrı´ya, O´nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzesti? De ki: "Tanrı, her seyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır

    [17] (Tanrı) Gokten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca caglayıp aktı. Sel de yuze vuran bir kopuk yuklendi. Bir sus veya bir meta saglamak icin ateste uzerine yakıp erittikleri seyler (madenler)de de bunun gibi bir kopuk (artık) vardır. Iste Tanrı, hak ile batıla boyle ornekler verir. Kopuge gelince, o atılır gider, insanlara yarar saglayack sey ise, yeryuzunde kalır. Iste Tanrı ornekleri boyle vermektedir

    [18] Rablerine icabet edenlere daha guzeli vardır. O´na icabet etmeyenler ise, yeryuzundekilerin tumu ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak icin) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kotusu onlar icindir. Onların barınma yerleri cehennemdir; ne kotu bir yaratıktır o

    [19] Peki, sana rabbinden indirilenin gercekten hak oldugunu bilen kisi, o gormeyen (a´ma) gibi midir? Ancak temiz akıl sahipleri ogut alıp dusunebilirler

    [20] Onlar Tanrı´nın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sozu (misakı) bozmazlar

    [21] Ve onlar Tanrı´nın ulastırılmasını buyurdugu seyi ulastırırlar. Rablerinden icleri saygı ile titrer, kotu hesaptan korkarlar

    [22] Ve onlar rablerinin yuzunu (hosnutlugunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdogru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve acık infak ederler ve kotulugu iyilikle savarlar. Iste onlar, bu yurdun (dunyanın guzel) sonucu (ahiret mutlulugu) onlar icindir

    [23] Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eslerinden ve soylarından ´salih davranıslarda´ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (soyle derler)

    [24] Sabrettiginize karsılık selam size. (Dunya) Yurdun(un) sonu ne guzel

    [25] Tanrı´ya verdikleri sozu, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Tanrı´nın ulastırılmasını buyurdugunu kesip koparanlar ve yeryuzunde bozgunculuk cıkaranlar; iste onlar, lanet onlar icindir ve yurdun kotu olanı da onlar icindir

    [26] Tanrı diledigine rızkı genisletir / yayar veya daraltır / kısar. Onlar ise dunya hayatına sevindiler. Oysaki dunya hayatı ahirette(ki sınırsız mutluluk yanında gecici) bir metadan baskası degildir

    [27] Kufredenler: "Ona rabbinden bir ayet indirilseydi ya!" derler. De ki: "Suphesiz Tanrı diledigini sasırtıp saptırır, kendisine katıksızca yoneleni de dosdogru yola yoneltip iletir

    [28] Bunlar, inananlar ve kalpleri Tanrı´nın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun, kalpler yalnızca Tanrı´nın zikriyle mutmain olur

    [29] Inanıp salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Donus yerinin (meab) guzeli (onlarındır)

    [30] Boylece biz seni, kendisinden once nice ummetler gelip gecmis olan bir ummete (elci olarak) gonderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar rahmana kufrediyorlar. De ki: "O benim rabbimdir, O´ndan baska tanrı yoktur. Ben O´na tevekkul ettim ve son donus O´nadır

    [31] Eger kendisiyle dagların yurutuldugu, yerin parcalandıgı veya olulerin konusturuldugu bir Kuran olsaydı [yine bu Kuran olurdu]. Hayır, buyrugun tumu Tanrı´nındır. Inananlar hala anlamadılar mı ki eger Tanrı dilemis olsaydı, insanların tumunu hidayete erdirirdi. Kufredenler, Tanrı´nın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya baslarına cetin bir bela catacak veya yurtlarının yakınına inecek. Suphesiz Tanrı verdigi sozden donmez (veya miadını sasırmaz)

    [32] Andolsun, senden onceki elcilerle de alay edildi, bunun uzerine Ben de o kufredenlere bir sure tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. Iste nasıldı sonuclandırma

    [33] Her nefsin butun kazandıkları uzerinde gozetici olana mı (bas kaldırılır). Onlar Tanrı´ya ortaklar kostular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım). Yoksa siz yeryuzunde bilmeyecegi bir seyi O´na haber mi veriyorsunuz? Yoksa sozun zahirine (veya bos ve suslu olanına) mı (kanıyorsunuz)?" Hayır, kufredenlere kendi hileli duzenleri, suslu cekici gosterilmistir ve onlar (dogru) yoldan alıkonulmuslardır. Tanrı, kimi saptırırsa, artık onun icin hic bir yol gosterici yoktur

    [34] Dunya hayatında onlar icin bir azab vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. Onları Tanrı´dan (kurtaracak) hic bir koruyucu da yoktur

    [35] Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemisleri ve golgelikleri sureklidir. Bu korkup sakınanların (mutlu) sonudur, kafirlerin sonu ise atestir

    [36] Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler fakat [muslumanların aleyhinde birlesen] gruplardan, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Bana, yalnızca Tanrı´ya kulluk etmem ve O´na ortak kosmamam buyruldu. Ben ancak O´na davet ederim ve donusum (meab) O´nadır

    [37] Iste boylece biz onu (Kuran´ı) Arapca bir hukum olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin icin Tanrı´dan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır

    [38] Andolsun senden once de elciler gonderdik, onlara esler ve cocuklar verdik. Tanrı´nın izni olmaksızın (hic) bir elciye herhangi bir ayet getirmek olacak is degildi. Her ecel icin bir kitap [yazı, hukum, son] vardır

    [39] Tanrı, diledigini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası (veya ana kitap) (ummulkitab) O´nun katındadır

    [40] Onlara (azab olarak) va´dettiklerimizden bir kısmını sana gostersek de, senin hayatına son versek de, sana dusen yalnızca tebligdir ve hesap da Bize aittir

    [41] Onlar gormuyorlar mı ki, gercekten biz arza geliyor ve onu cevresinden eksiltiyoruz. Tanrı hukum verir. Onun hukmunun pesine dusecek yoktur. Ve O, hesabı pek cabuk gorendir

    [42] Onlardan oncekiler de hileli duzenler kurmuslardı; fakat duzen kuruculugun (tedbirlerin, karsılık vermelerin) tumu Tanrı´ya aittir. Her bir nefsin ne kazandıgını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, kafirler pek yakında bileceklerdir

    [43] O kufredenler soyle derler: "Sen gonderilmis (Tanrı´nın bir elcisi) degilsin." De ki: "Benimle sizin aranızda sahid olarak Tanrı yeter ve yanlarında kitabın ilmi bulunanlar da (bu gercegi bllir)

    İbrâhîm

    Surah 14

    [1] Elif Lam Ra. Bu bir Kitap´tır ki, rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O guclu ve ovguye layık olanın yoluna cıkarman icin sana indirdik

    [2] O Tanrı ki goklerde ve yerde ne varsa O´nundur. Siddetli azab dolayısıyla vay kafirlere

    [3] Onlar, dunya hayatını ahirete tercih ederler. Tanrı´nın yolundan alıkoyarlar ve onu carpıtmak isterler (veya onda carpıklık ararlar). Iste onlar, uzak bir sapıklık icindedirler

    [4] Biz hic bir elciyi kendi kavminin dilinden baskasıyla gondermedik ki onlara apacık anlatsın. Boylece Tanrı, diledigini sasırtıp saptırır, diledigini hidayete erdirir. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [5] Andolsun Musa´yı: "Kavmini karanlıklardan nura cıkar ve onlara Tanrı´nın gunlerini hatırlat" diye ayetlerimizle gondermistik. Suphesiz bunda cokca sabreden ve sukreden herkes icin gercekten ayetler vardır

    [6] Hani Musa kavmine soyle demisti: "Tanrı´nın uzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıstı, onlar sizi en dayanılmaz iskencelere ugratıyor, kadınlarınızı sag bırakıp erkek cocuklarınızı bogazlıyorlardı. Bunda sizin icin rabbinizden buyuk bir sınav vardır

    [7] Rabbiniz soyle buyurmustu: "Andolsun, eger sukrederseniz gercekten size arttırırım ve andolsun, eger kufrederseniz, suphesiz, benim azabım pek siddetlidir

    [8] Musa demisti ki: "Eger siz ve yeryuzundekilerin tumu kufretse bile suphesiz Tanrı hic bir seye muhtac degildir, ovulmustur

    [9] Sizden oncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Tanrı´dan baskası bilmez. Elcileri onlara apacık delillerle gelmislerdi de, ellerini agızlarına goturup (ofkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartısmasız biz sizin kendisiyle gonderildiginiz seylere kufrettik ve bizi kendisine cagırdıgınız seyden de gercekten kusku verici bir tereddut icindeyiz

    [10] Resulleri dedi ki: "Tanrı hakkında mı suphe (ediyorsunuz)? O, gokleri ve yeri yaratandır (fatır); O, sizi, gunahlarınızı bagıslamak icin davet etmekte ve sizi adı konulmus bir ecele kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beserden baskası degilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından cevirip engellemek istiyorsunuz, oyleyse bize apacık bir delil getirin

    [11] Resulleri onlara dediler ki: "Dogrusu biz sizin gibi yalnızca bir beseriz, ancak Tanrı kullarından diledigine lutufta bulunur. Tanrı´nın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim icin olacak sey degil. Inanclılar ancak Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [12] Bize ne oluyor ki, Tanrı´ya tevekkul etmeyelim? Bize dogru olan yolları O gostermistir. Ve elbette bize yaptıgınız iskencelere karsı sabredecegiz. Tevekkul edenler Tanrı´ya tevekkul etmelidirler

    [13] Kufredenler resullerine dediler ki: "Muhakkak (ya) sizi kendi topragımızdan surecegiz veya dinimize geri doneceksiniz." Boylelikle rableri kendilerine vahyetti ki: "Suphesiz biz, zulmedenleri helak edecegiz

    [14] Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerlestirecegiz. Iste bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)

    [15] (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatcı bozguna ugrayıp -yok oldu- gitti

    [16] (Boylesinin) Onunde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan icirilirler

    [17] Yutkunmaya cabalayacak ve bogazından gecirmeyi basaramayacak, ona her yandan olum gelecek, oysa olmeyecek de. Ardından daha katı bir azab olacak

    [18] Rablerine kufredenlerin durumu sudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir gunde ruzgarın siddetle savurdugu bir kul gibidir. Kazandıklarından hic bir seye guc yetiremezler. Iste uzak bir sapıklık (icinde olmak) budur

    [19] Tanrı´nın gokleri ve yeri hak ile yarattıgını gormuyor musunuz? Dilerse sizi giderir / yok eder ve yeni bir halk getirtr

    [20] Bu, Tanrı´ya gore guc degildir

    [21] Onların tumu toplanıp (kıyamette) Tanrı´nın huzuruna cıktılar da zayıflar (mustaz´aflar) buyukluk taslayanlara (mustekbirlere) dedi ki: "Suphesiz, biz size tabi idik; simdi siz, bizden Tanrı´nın azabından herhangi bir seyi onleyebiliyor musunuz?" Dediler ki: "Eger Tanrı bize dogru yolu gosterseydi biz de sizlere dogru yolu gosterirdik. Simdi yakınsak da, sabretsek de farketmez, bizim icin kacacak bir yer yoktur

    [22] Buyruk yerine getirilince / tamamlanınca / bitirilince (kaza) seytan der ki: "Dogrusu, Tanrı size gercek olan vaadi vaadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan soyledim. Benim size karsı zorlayıcı bir gucum yoktu, yalnızca sizi cagırdım, siz de bana icabet ettiniz. Oyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak degilim, siz de beni kurtacak degilsiniz. Dogrusu daha once beni ortak kosmanızı da tanımamıstım (kufr). Gercek su ki, zalimlere acı bir azab vardır

    [23] Inanıp salih amellerde bulunanlar, rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, icinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuslardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri "Selam"dır

    [24] Gormedin mi ki, Tanrı nasıl bir ornek vermistir: Guzel bir soz, guzel bir agac gibidir ki, onun koku sabit, dalı ise goktedir

    [25] Rabbinin izniyle her zaman yemisini verir. Tanrı insanlar icin ornekler verir; umulur ki ogut alır, dusunurler

    [26] Kotu (murdar) soz ise, kotu bir agac gibidir. Onun koku yerin ustunden koparılmıs, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıstır

    [27] Tanrı, inananları, dunya hayatında ve ahirette sapasaglam sozle sebat icinde kılar. Zalimleri de sasırtıp saptırır. Tanrı diledigini yapar

    [28] Tanrı´nın bu nimetini kufre degistirenleri ve kavimlerini ´yıkım ve azab´ yurduna konduranları gormedin mi

    [29] (Ki bu) Cehennemdir. Ona yaslanırlar. Ne kotu bir karar (yeridir) o

    [30] O´nun yolundan saptırmak icin Tanrı´ya esler kostular. De ki: "Yararlanın. Cunku elbette sizin varısınız atesedir

    [31] Inanmıs / inanan kullarıma soyle: "Alısverisin ve dostlugun olmadıgı o gun gelmeden once dosdogru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve acık infak etsinler

    [32] Tanrı, gokleri ve yeri yaratan ve gokten su indirip onunla size rızık olarak turlu urunler cıkarandır. Ve denizde yuzmeleri icin gemileri buyruguyla size boyun egdirendir. Irmaklara da sizin icin boyun egdirendir / egdirmistir

    [33] Gunesi ve ayı hareketlerinde surekli emrinize amade kılan, geceyi ve gunduzu de emrinize amade kılandır

    [34] Size her istediginiz seyi verdi. Eger Tanrı´nın nimetini saymaya kalkısırsanız onu sayıp bitirmeye guc yetiremezsiniz. Gercek su ki, insan pek zalimdir, (pek) kafirdir

    [35] Hani Ibrahim soyle demisti: "Bu sehri guvenli (aminen) kıl, beni ve cocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut

    [36] Rabbim gercekten onlar insanlardan bircogunu sasırtıp saptırdı. Bundan boyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bagıslayansın, esirgeyensin

    [37] Rabbimiz, gercekten ben, cocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerlestirdim; rabbimiz, dosdogru namazı kılsınlar diye (oyle yaptım); boylelikle sen, insanların bir kısmının yureklerini (efideten) onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım urunlerden rızıklandır. Umulur ki sukrederler

    [38] Rabbimiz suphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, acıga vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gokte hic bir sey Tanrı´ya gizli kalmaz

    [39] Hamd, Tanrı´ya aittir ki, O, bana ihtiyarlıga ragmen Ismail´i ve Ishak´ı armagan etti. Suphesiz rabbim, gercekten duayı isitendir

    [40] Rabbim, beni namazı(nda) surekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul et

    [41] Rabbimiz, hesabın yapılacagı gun, beni, anne babamı ve inanclıları bagısla

    [42] (Ey Muhammed,) Tanrı´yı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma; onları yalnızca gozlerin dehsetle belirecegi bir gune ertelemektedir

    [43] Baslarını dikerek kosarlar, gozleri kendilerine donup cevrilmez. Yurekleri (efidetuhum) (sanki) bombostur

    [44] Azabın kendilerine gelecegi gun (ile) insanları uyarıp korkut ki (o gun) zulmedenler soyle diyecekler: "Bizi yakın bir ecele kadar ertele ki, senin cagrına cevap verelim ve elcilere uyalım." Oysa daha once, kendiniz icin hic zeval yoktur diye and icenler sizler degil miydiniz

    [45] Siz, kendi nefslerine zulmedenlerin yerlestikleri yerlerde oturmustunuz. Onlara ne yaptıgımız size acıktanmıstı ve size ornekler vermistik

    [46] Gercek su ki, onlar hileli duzenler kurdular. Oysa onların duzenleri, dagları yerlerinden oynatacak da olsa, Tanrı katında onlara hazırlanmıs duzen (kotu bir karsılık) vardır

    [47] Tanrı´yı, sakın elcilerine verdigi sozden donen sanma. Gercekten Tanrı azizdir, intikam sahibidir

    [48] Yerin baska bir yere, goklerin de (baska goklere) donustugu gun onlar tek olan, kahhar olan Tanrı´nın huzuruna cıka(rıla)caklardır

    [49] O gun suclu gunahkarların (sıkı) bukagılara vurulduklarını gorursun

    [50] Giyimleri katrandandır, yuzlerini ates burumektedir

    [51] (Bu azab,) Tanrı´nın her nefsi kendi kazandıgıyla cezalandırması icindir. Suphesiz Tanrı, hesabı pek cabuk gorendir

    [52] Iste bu (Kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gercekten O´nun yalnızca bir tek tanrı oldugunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice ogut alıp dusunsunler diye bir bildirip duyurma (bir belag)dır

    Hicr

    Surah 15

    [1] Elif, Lam, Ra. Bunlar, kitabın ve apacık olan Kuran´ın ayetleridir

    [2] O kufredenler musluman olmayı nice kereler dileyecekler

    [3] Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (bos) emel oyalayadursun. Ilerde bileceklerdir

    [4] Biz, kendisi icin bilinen (takdir edilmis) bir kitap olmaksızın hic bir ulkeyi yıkıma ugratmadık

    [5] Hic bir ummet kendi ecelini ne one alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

    [6] Onlar: "Ey kendisine kitap indirilen (Muhammed). Gercekten sen cinlenmis (bir deli)sin" dediler

    [7] Eger dogruyu soyluyor isen, bizlere melekleri getirmeli degil miydin

    [8] Hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara goz actırılmaz

    [9] Hic suphesiz, zikri (Kuran´ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gercekten biziz

    [10] Andolsun, senden once gecmis topluluklara da elciler gonderdik

    [11] Onlara herhangi bir elci gelmeyegorsun, mutlaka onunla alay ederlerdi

    [12] Boylece biz onu (alayı), suclu gunahkarların kalplerine sokarız

    [13] Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysa ki oncekilerin sunneti gecmistir

    [14] Onların uzerlerine gokyuzunden bir kapı acsak, ordan yukarı yukselseler de

    [15] Mutlaka: "Gozlerimiz donduruldu, belki biz buyulenmis bir topluluguz" diyeceklerdir

    [16] Andolsun, gokte burclar kıldık ve onu gozleyenler icin susledik

    [17] Ve onu her kovulan seytandan koruduk

    [18] Ancak kulak hırsızlıgı yapan olursa, onu da parlak bir ates izler

    [19] Yere (gelince,) onu doseyip yaydık, onda sarsılmaz daglar bıraktık ve onda her seyden olcusu belirlenmis urunler bitirdik

    [20] Ve orda sizler icin ve kendisine rızık vericiler olmadıgınız kimseler (varlıklar ve canlılar) icin gecimlikler kıldık

    [21] Hic bir sey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın; ancak onu belirlenmis bir miktar olarak indiririz

    [22] Ve asılayıcılar olarak ruzgarları gonderdik, boylece gokten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine koruyucuları degilsiniz

    [23] Suphesiz biz, gercekten biz yasatır ve oldururuz ve varis olanlar biziz

    [24] Andolsun sizden one (veya onceden) gecenleri bilmisizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmisizdir

    [25] Ve suphesiz senin rabbin, O, onları hasredecektir. Gercekten O, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [26] Andolsun insanı kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan yarattık

    [27] Ve Cann´ı da daha once ´nufuz eden kavurucu´ atesten yaratmıslık

    [28] Hani rabbin meleklere demisti: "Ben, kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan bir beser yaratacagım

    [29] Ona bir bicim verdigimde ve ona ruhumdan ufurdugumde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

    [30] Boylece meleklerin tumu, topluca secde etti

    [31] Ancak Iblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kacınıp dayattı

    [32] Dedi ki: "Ey Iblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

    [33] Dedi ki: "Ben, kuru bir camurdan, sekillenmis bir balcıktan yarattıgın besere secde etmek icin var degilim

    [34] Dedi ki: "Oyleyse ondan (cennetten) cık, cunku sen kovulmus bulunmaktasın

    [35] Ve suphesiz, din gunune kadar lanet senin uzerinedir

    [36] Dedi ki: "Rabbim, oyleyse onların dirilecegi gune kadar bana sure tanı

    [37] Dedi ki: "Oyleyse, sen (kendisine) sure tanınanlardansın

    [38] Bilinen gunun vaktine kadar

    [39] Dedi ki: "Rabbim, beni kıskırttıgın seye karsılık, andolsun, ben de yeryuzunde onlara, (sana baskaldırmayı ve dunya tutkularını) susleyip cekici gosterecegim ve onların tumunu mutlaka kıskırtıp saptıracagım

    [40] Ancak onlardan muhlis olan kulların mustesna

    [41] (Tanrı ) Dedi ki: "Iste bu, bana gore dosdogru olan yoldur

    [42] Suphesiz, kıskırtılıp saptırılmıslardan sana uyanlar dısında, senin benim kullarım uzerinde zorlayıcı hic bir gucun yoktur

    [43] Ve hic suphe yok, onların tumunun bulusma yeri cehennemdir

    [44] Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı icin bir grup ayrılmıstır

    [45] Gercekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar baslarındadır

    [46] Oraya esenlikle ve guvenlikle (aminiyn) girin

    [47] Onların goguslerinde kinden (ne varsa tumunu) sıyırıp cektik, kardesler olarak tahtlar uzerinde karsı karsıyadırlar

    [48] Orada onlara hic bir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan cıkarılacak degildirler

    [49] Haber ver kullarıma; suphesiz ben, ben bagıslayanım, esirgeyenim

    [50] Ve suphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

    [51] Onlara Ibrahim´in konuklarından haber ver

    [52] Yanına girdiklerinde "Selam" demislerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demisti

    [53] Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir cocuk mujdelemekteyiz

    [54] Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip cokmusken mi mujdeliyorsunuz? Beni ne ile mujdelemektesiniz

    [55] Dediler ki: "Seni gercekle mujdeledik; oyleyse umut kesenlerden olma

    [56] Dedi ki: "Sapıklar dısında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

    [57] Dedi ki: "Ey elciler, (bunun dısında, diger) isiniz ne

    [58] Dediler ki: "Gercekte biz, suclu, gunahkar olan bir topluluga gonderildik

    [59] Ancak Lut ailesi harictir; biz onların tumunu muhakkak kurtaracagız

    [60] Ama karısını (kurtaracaklarımız) dısında tuttuk, o, geride kalanlardandır

    [61] Boylelikle elciler Lut ailesine geldiklerinde

    [62] (Lut) Dedi ki: "Sizler gercekten munker bir kavimsiniz

    [63] Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuskuya kapıldıkları seyle geldik

    [64] Sana gercegi getirdik, Biz suphesiz dogru soyleyenleriz

    [65] Hemen ehlini (aileni) gecenin bir bolumunde yola cıkar, sen de onların ardından git ve sizden hic kimse arkasına bakmasın; buyruldugunuz yere gidin

    [66] Ve onlara su buyrugu verdik (kaza): "Sabaha cıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

    [67] Sehir ehli birbirlerine mujdeler vererek geldi

    [68] (Lut onlara) "Bunlar benim konugumdur, beni utandırıp dillere dusurmeyin" dedi

    [69] Tanrı´dan korkup sakının ve beni kucuk dusurmeyin

    [70] Dediler ki: "Biz seni ´herkes(in isin)e karısmaktan´ alıkoymamıs mıydık

    [71] Dedi ki: "Eger yapmak istiyorsanız, iste bunlar benim kızlarım

    [72] Omrune andolsun ki, onlar, sarhoslukları icinde kor sersemdiler

    [73] Derken, tan yerinin agarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunc ve dayanılmaz) cıglık yakalayıverdi

    [74] Anında (yurtlarının) ustunu altına cevirdik ve uzerlerine balcıktan pisirilmis tas yagdırdık

    [75] Elbette bunda ´derin bir kavrayısa sahip olanlar´ icin gercekten ayetler vardır

    [76] O (sehir de) gercekten bir yol ustunde (hala) durmaktadır

    [77] Elbette, bunda inanclılar icin gercekten bir ayet vardır

    [78] Eyke halkı da gercekten zalim kimselerdi

    [79] Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de acıkca (gozler) on(un)dedir (lebi imamin) / her ikisi de Levh-i Mahfuz´dadır

    [80] Andolsun, Hicr halkı da gonderilen(elci)leri yalanlamıslardı

    [81] Onlara ayetlerimizi vermistik de ondan yuz cevirmislerdi

    [82] Daglardan guvenli (aminiyn) evler yontuyorlardı

    [83] Derken, sabah vaktine girdiklerinde onları o dayanılmaz cıglık yakalayıverdi

    [84] Buna ragmen kazandıkları seyler, (ugrayacakları sondan kurtulmak icin) onlara yetmedi

    [85] Biz, gokleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dısında (herhangi bir amacla) yaratmadık. Hic suphesiz o saat de yaklasarak gelmektedir; oyleyse (onlara karsı) guzel davranıslarla davran

    [86] Cunku rabbin, yaratan ve bilenin ta kendisidir

    [87] Andolsun, sana ciftlerden yediyi ve buyuk Kuran´ı verdik

    [88] Sakın onlardan bazılarını yararlandırdıgımız seylere gozunu dikme, onlara karsı huzne kapılma, inanclılar icin de (sefkat) kanatlarını ger

    [89] Ve de ki: "Suphe yok, ben apacık bir uyarıcıyım

    [90] Parca ayırıcılarına indirdigimiz gibi

    [91] Ki onlar Kuranı parca parca kıldılar

    [92] Rabbine andolsun, onların tumune (bunu) soracagız

    [93] Yapmakta oldukları seyleri

    [94] Oyleyse sana buyrulanı acıkca soyle ve musriklere aldırıs etme

    [95] Suphesiz o alay edenlere (karsı) biz sana yeteriz

    [96] Ki onlar, Tanrı ile beraber baska tanrıları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip ogreneceklerdir

    [97] Andolsun, onların soylemekte olduklarına karsı senin gogsunun daraldıgını biliyoruz

    [98] Sen rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

    [99] Ve yakin sana gelinceye kadar rabbine ibadet et

    Nahl

    Surah 16

    [1] Tanrı´nın buyrugu geldi, artık onda acele etmeyin. O (Tanrı), sirk kostukları seylerden munezzeh ve yucedir

    [2] Kullarından diledigine buyrugundan bir ruh ile melekleri indirir: "Benden baska tanrı yoktur, su halde benden korkup sakının" diye uyarın

    [3] Gokleri ve yeri hak ile yarattı: O, sirk kostukları seylerden yucedir

    [4] Insanı bir damla sudan yarattı, buna ragmen o, apacık bir dusmandır

    [5] Ve hayvanları da yarattı; sizin icin onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz

    [6] Aksamları getirir, sabahları gotururken onlarda sizin icin bir guzellik vardır

    [7] Kendisine ulasmadan canlarınızın yarısının telef olacagı sehirlere onlar, agırlıklarınızı tasımaktadırlar. Suphesiz sizin rabbiniz sefkatli ve merhametlidir

    [8] Onlara binmeniz ve sus icin atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediginiz neleri yaratmaktadır

    [9] Yolu dogrultmak Tanrı´ya aittir, kimi (yollar) ise egridir. Eger o dileseydi, sizin tumunuzu elbette hidayete erdirirdi

    [10] Sizin icin gokten su indiren O´dur; icecek ondan, agac ondandır (ki) hayvanlarınizı onda otlatmaktasınız

    [11] Onunla sizin icin ekin, zeytin, hurmalıklar, uzumler ve meyvelerin her turlusunderı bitirir. Suphesiz bunda, dusunen (yetefekkerun) bir kavim icin bir ayet vardır

    [12] Geceyi, gunduzu, gunesi ve ayı sizin hizmetinize verdi / size boyun egdirdi; yıldızlar da O´nun buyruguyla boyun egdirilmistir. Suphesiz bunda, akleden bir kavim icin ayetler vardır

    [13] Yerde sizin icin uretip turettigi cesitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Suphesiz bunda, ogut alıp dusunen bir topluluk icin bir ayet vardır

    [14] Denizi de sizin emrinize veren O´dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan sus esyaları cıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittigini goruyorsun. (Butun bunlar) O´nun fazlından aramanız ve sukretmeniz icindir

    [15] Sizi sarsıntıya ugratır diye yerde sarsılmaz daglar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki dogru yolu bulursunuz

    [16] Ve (baska) isaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da dogru yolu bulabilirler

    [17] Yaratan, hic yaratmayan gibi midir? Artık ogut alıp dusunmez misiniz

    [18] Eger Tanrı´nın nimetini saymaya kalkısacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gercekten Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [19] Tanrı, saklı tuttuklarınızı ve acıga vurduklarınızı bilir

    [20] Tanrı´dan baska yakardıkları hic bir sey yaratamazlar, ustelik onlar yaratılıp durmaktadırlar

    [21] Oludurler, diri degildirler; ne zaman dirileceklerinin suuruna varamazlar

    [22] Sizin tanrınız tek bir tanrıdır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar mustekbir (buyuklenmekte) olanlardır

    [23] Suphesiz Tanrı, onların saklı tuttuklarını ve acıga vurduklarını bilir; gercekten O, mustekbirleri sevmez

    [24] Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiginde, "Eskilerin masalları" dediler

    [25] Kıyamet gununde kendi gunahlarının tumunu ve bilgisizce saptırdıklarının gunahlarının bir kısmını yuklenmeleri icin. Bak, ne kotu yuk yukleniyorlar

    [26] Onlardan oncekiler, hileli duzenler kurmuslardı da, Tanrı(nın azab emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, boylece ustlerindeki tavan tepelerine coktu; azab onlara suurunda olmadıkları yerden gelmisti

    [27] Sonra (Tanrı) kıyamet gunu onları asagılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (muminlere karsı) dusman kesildiginiz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler dediler ki: "Bugun, gercekten asagılanma ve kotuluk kafirlerin ustunedir

    [28] Ki melekler, kendi nefslerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hic bir kotuluk yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, suphesiz Tanrı, sizin neler yaptıgınızı bilendir

    [29] Oyleyse icinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Buyukluk taslayanların konaklama yeri ne kotudur

    [30] (Tanrı´dan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiginde, "Hayır" dediler. Bu dunyada guzel davranıslarda bulunanlara guzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne guzeldir

    [31] Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, icinde onların her diledikleri sey vardır. Iste Tanrı, takva sahiplerini boyle odullendirir

    [32] Ki melekler, guzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karsılık olmak uzere cennete girin

    [33] (Kufre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya rabbinin buyrugunun gelmesinden baska bir sey mi gozluyorlar? Onlardan oncekiler de oyle yapmıstı. Tanrı onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı

    [34] Boylece isledikleri kotulukleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları sey kendilerini sarıp kusatıverdi

    [35] Sirk kosmakta olanlar dediler ki: "Eger Tanrı dileseydi O´nun dısında hic bir seye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O´nsuz hic bir seyi haram kılmazdık." Onlardan oncekiler de boyle yapmıstı. Su halde elcilere dusen apacık bir tebligden baskası mı

    [36] Andolsun, biz her ummete: "Tanrı´ya kulluk edin ve taguttan kacının" (diye teblig etmesi icin) bir elci gonderdik. Boylelikle, onlardan kimine Tanrı hidayet verdi, onlardan kiminin uzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryuzunde dolasın da yalanlayanların ugradıkları sonucu gorun

    [37] Sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar tutkuyla istesen de, Tanrı, suphesiz saptırdıgına hidayet vermez, onlar icin yardım edecek yoktur

    [38] Olanca yeminleriyle: "Oleni Tanrı diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O´nun uzerinde hak olan bir vaaddir, ancak insanların cogu bilmezler

    [39] Hakkında ihtilafa dustukleri seyi onlara acıklaması ve kufredenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi icin (diriltecektir)

    [40] Onu istedigimizde herhangi birsey icin sozumuz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir

    [41] Zulme ugratıldıktan sonra, Tanrı yolunda hicret edenleri dunyada suphesiz guzel bir bicimde yerlestirecegiz; ahiret karsılıgı ise daha buyuktur. Bilmis olsalardı

    [42] Onlar sabredenler ve rablerine tevekkul edenlerdir

    [43] Biz senden evvel kendilerine vahyettigimiz adamlardan baska (peygamberler) gondermedik. Eger bilmiyorsanız zikir ehline sorun

    [44] (Onları) Apacık deliller ve kitaplarla (gonderdik). Sana da zikri (Kuran´ı) indirdik ki insanlara kendileri icin indirileni acıklayasın ve onlar da dusunsunler (yetefekkerun)

    [45] Artık ´kotulugu orgutleyip duzenleyenler´ Tanrı´nın kendilerini yerin dibine gecirmeyeceginden veya suuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceginden guvencede (emin) midirler

    [46] Ya da onlar, donup dolasmaktalarken (tekallubihim), onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar [bu konuda Tanrı´yı] aciz bırakacak degildirler

    [47] Veya onları bir korku uzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Oyleyse rabbin, gercekten sefkatli ve merhamet sahibidir

    [48] Tanrı´nın herhangi bir seyden yarattıgına bakmıyorlar mı? Onun golgeleri kuculerek sagdan ve soldan Tanrı´ya secde eder vaziyette doner

    [49] Goklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Tanrı´ya secde ederler ve onlar buyukluk taslamazlar

    [50] Ustlerinden (her an bir azab gondermeye kadir olan) rablerinden korkarlar ve buyrulduklarını yaparlar / yerine getirirler

    [51] Tanrı dedi ki: "Iki tanrı edinmeyin: O, ancak tek bir tanrıdır. Oyleyse benden, yalnızca benden korkun

    [52] Goklerde ve yerde ne varsa O´nundur, itaat, kulluk da (din de) surekli olarak O´nundur. Boyleyken Tanrı´dan baskasından mı korkup sakınıyorsunuz

    [53] Nimet olarak size ulasan ne varsa, Tanrı´dandır, sonra size bir zarar dokundugunda (yine) ancak O´na yalvarmaktasınız

    [54] Sonra sizden zararı kaldırdıgında, sizden bir grup (hemen) rablerine sirk kosar

    [55] Kendilerine verdiklerimize kufretmek icin. Oyleyse yararlanın, ilerde bileceksiniz

    [56] Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, hic bir sey bilmeyenlere paylar ayırıyorlar. Andolsun Tanrı´ya karsı duzmekte olduklarınızdan dolayı mutlaka sorguya cekileceksiniz

    [57] Ve Tanrı´ya kızlar isnad ediyorlar, (hasa) O yucedir. Hoslandıkları (erkek cocuklar) da kendilerinindir

    [58] Onlardan birine kız (cocuk) mujdelendigi zaman ici ofkeyle tasarak yuzu simsiyah kesilir

    [59] Kendisine verilen mujdenin kotulugunden dolayı topluluktan gizlenir; onu asagılanarak tutacak mı, yoksa topraga gomecek mi? Bak, verdikleri hukum ne kotudur

    [60] Ahirete inanmayanların kotu ornekleri vardır, en yuce ornekler ise Tanrı´ya aittir. O guc sahibi olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [61] Eger Tanrı, insanları zulumleri nedeniyle sorguya cekecek olsaydı, onun ustunde (yeryuzunde) canlılardan hic bir sey bırakmazdı; ancak onları adı konulmus bir ecele kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de one alınabilirler

    [62] Onlar, Tanrı´ya, hoslarına gitmeyen seyleri uygun gorurler, dilleri de yalan olarak en guzel olanın ´kendilerinin oldugunu´ duzmektedir. Hic suphesiz ates onlar icindir ve hic suphesiz onlar, (cehennemde) onculerdir

    [63] Andolsun Tanrı´ya, senden onceki ummetlere de (elciler) gonderdik, fakat seytan onlara yapıp ettiklerini suslu gostermistir; bugun de onların velisi odur ve onlar icin acı bir azab vardır

    [64] Biz Kitabı ancak hakkında ihtilafa dustukleri seyi onlara acıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dısında (baska bir amacla) indirmedik

    [65] Tanrı gokten su indirdi, olumunden sonra yeri onunla diriltti; isitebilen bir topluluk icin bunda gercekten bir ayet vardır

    [66] Sizin icin hayvanlarda da elbette ibretler vardır; size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmis gıdalar) ile kan arasından, icenlerin bogazından kolaylıkla kayan dupduru bir sut icirmekteyiz

    [67] Hurmalıkların ve uzumluklerin meyvelerinden kurdukları cardaklarda hem sarhosluk verici icki, hem guzel bir rızık edinmektesiniz. Suphesiz akleden bir topluluk icin gercekten bunda bir ayet vardır

    [68] Rabbin bal arısına vahyetti: Daglarda, agaclarda ve onların kurdukları cardaklarda kendine evler edin

    [69] Sonra meyvelerin tumunden ye, boylece rabbinin sana kolaylastırdıgı yollarda yuru, ucuver. Onların karınlarından turlu renklerde serbetler cıkar, onda insanlar icin bir sifa vardır. Suphesiz dusunen (yetefekkerun) bir kavim icin gercekten bunda bir ayet vardır

    [70] Tanrı sizi yarattı, sonra sizi olduruyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir sey bilmesin diye, omrun en asagı ucuna (yaslılıga) geri cevrilir. Suphesiz, Tanrı bilendir, her seye guc yetirendir

    [71] Tanrı rızıkta kiminizi kiminize ustun kıldı; ustun kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda esit olacak sekilde cevirip verici degildirler. Simdi Tanrı´nın nimetini inkar mı ediyorlar

    [72] Tanrı size kendi nefslerinizden esler yarattı ve size eslerinizden cocuklar ve torunlar yarattı ve sizi guzel seylerden rızıklandırdı. Simdi onlar batıla mı inanıyorlar ve Tanrı´nın nimetine kufur mu ediyorlar

    [73] Tanrı´nın dısında, kendileri icin goklerden ve yerden hic bir rızka, hic bir seye malik olmayan ve buna gucleri yetmeyen seylere mi tapıyorlar

    [74] Artık Tanrı´ya benzerler aramaya kalkısmayın; cunku Tanrı bilir, siz ise bilmezsiniz

    [75] Tanrı, (kendisine ortak kostugunuz tanrılar konusunda) hic bir seye gucu yetmeyen ve baskasının mulkunde olan ile, tarafımızdan kendisine guzel bir rızık verdigimiz, boylelikle ondan gizli ve acık infak eden kimseyi ornek olarak gosterdi; bunlar hic esit olur mu? Hamd Tanrı´nındır fakat onların cogu bilmezler

    [76] Tanrı su ornegi verdi: Iki kisi; bunlardan birisi dilsiz, hic bir seye gucu yetmez ve her seyiyle efendisinin ustunde (bir yuk), o, onu hangi yone gonderse bir hayır getirmez; simdi bu, adaletle buyuran ve dosdogru yol uzerinde bulunanla esit olabilir mi

    [77] Goklerin ve yerin gaybı Tanrı´ya aittir. (Kıyamet) Saatin(in) buyrugu da yalnızca (suratli) goz acıp kapama gibidir veya daha yakındır. Suphesiz, Tanrı her seye guc yetirendir

    [78] Tanrı, sizi annelerinizin karnından hic bir sey bilmezken cıkardı ve umulur ki sukredersiniz diye isitme, gorme [duyularını] ve yurekler (efidete) verdi

    [79] Gogun boslugunda boyun egdirilmis (musahhar kılınmıs) kusları gormuyorlar mı? Onları (boyle boslukta) Tanrı´dan baskası tutmuyor. Suphesiz inanan bir topluluk icin bunda ayetler vardır

    [80] Tanrı, size evlerinizi (icinde) ´guvenlik ve huzur bulacagınız yerler´ kıldı; ve size hayvan derilerinden hem goc gununde, hem yerlesme gununde kolaylıkla tasıyabileceginiz evler; yunlerinden, yapagılarından ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler, dosemelikler ve (ticaret icin) bir meta kıldı

    [81] Tanrı, sizin icin yarattıgı seylerden golgeler kıldı. Daglarda da sizin icin barınaklar, siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savasınızda (zorluklara karsı) koruyacak giyimlikler de var etti. Iste O, uzerinizdeki nimetini boyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz

    [82] Fakat onlar yuz cevirirlerse, sana dusen yalnızca apacık bir tebligdir

    [83] Onlar, Tanrı´nın nimetini biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar; onların cogu kafirdir

    [84] Her ummetten bir sahid gonderecegimiz gun; (artık ondan) sonra ne kufredenlere [ozur dilemeleri icin] izin verilecek, ne (Tanrı´dan) hosnutluk dilekleri kabul edilecek

    [85] O zulmedenler, azabı gorduklerinde, onlara ne (azab) hafifletilecek, ne sure tanınacak

    [86] O sirk kosanlar, sirk kostuklarını gordukleri zaman: "Rabbimiz, seni bırakıp bizim taptıgımız ortaklarımız bunlardır" diyecekler. (Onlar da bunlara:) "Siz gercekten yalan soyleyenlersiniz" diye sozu (geri cevirip) fırlatacaklar

    [87] O gun (artık) Tanrı´ya teslim olmuslardır ve uydurdukları (yalancı tanrılar) da onlardan cekilip uzaklasmıstır

    [88] Kufredip de Tanrı´nın yolundan alıkoyanlar; biz, isledikleri bozgunculuga karsılık, onlara azab ustune azab ilave ettik

    [89] Her ummet icinde kendi nefslerinden onların uzerine bir sahid getirdigimiz gun, seni de onlar uzerinde bir sahid olarak getirecegiz. Biz Kitabı sana her seyin acıklayıcısı, muslumanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir mujde olarak indirdik

    [90] Suphesiz Tanrı, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi buyurur; cirkin utanmazlıklardan (fahsadan), munkerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size ogut vermektedir, umulur ki ogut alıp dusunursunuz

    [91] Ahidlestiginiz zaman, Tanrı´nın ahdini yerine getirin, pekistirdikten sonra yeminleri bozmayın; cunku Tanrı´yı uzerinize kefil kılmıssınızdır. Suphesiz Tanrı, yaptıklarınızı bilir

    [92] Bir ummet diger bir ummetten [sayıca ve malca] daha geliskindir diye yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle egirdikten sonra bozup cozen (kadın) gibi olmayın. Suphesiz, Tanrı sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet gunu hakkında ihtilafa dustugunuz seyi size muhakkak acıklayacaktır

    [93] Eger Tanrı dileseydi sizi tek bir ummet kılardı; ancak diledigini saptırır, diledigini hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız

    [94] Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasaglam basan ayak kayar ve Tanrı´nın yolundan alıkoydugunuz icin kotulugu tadarsınız. (Ayrıca) Buyuk azab da sizin icindir

    [95] Tanrı´nın ahdini ucuz bir degere karsılık satmayın. Eger bilirseniz, Tanrı katında olan sizin icin daha hayırlıdır

    [96] Sizin yanınızda olan tukenir, Tanrı´nın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karsılıgını yaptıklarının en guzeliyle biz muhakkak verecegiz

    [97] Erkek olsun, kadın olsun, (bir) inanclı olarak kim salih bir amelde bulunursa, hic suphesiz biz onu guzel bir hayatla yasatırız ve onların karsılıgını, yaptıklarının en guzeliyle muhakkak veririz

    [98] Oyleyse Kuran okudugun zaman, kovulmus seytandan Tanrı´ya sıgın

    [99] Gercek su ki, inananlar ve rablerine tevekkul edenler uzerinde onun (seytanın) hic bir zorlayıcı gucu yoktur

    [100] Onun zorlayıcı gucu ancak onu veli edinenlere, onunla O´na (Tanrı´ya) ortak kosanlar uzerindedir

    [101] Biz bir ayeti, bir (baska) ayetin yeriyle degistirdigimiz zaman, Tanrı neyi indirdigini daha iyi bilir... "Sen yalnızca iftira edicisin" dediler. Hayır onların cogu bilmezler

    [102] De ki: "Inananları saglamlastırmak, muslumanlara bir mujde ve hidayet olmak uzere, onu (Kuran´ı) hak olarak rabbinden Ruhu´l-Kudus indirmistir

    [103] Andolsun ki biz onların: "Bunu kendisine ancak bir beser ogretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yoneldikleri (kimse)nin dili acemidir, bu ise acıkca Arapca olan bir dildir

    [104] Tanrı´nın ayetlerine inanmayanları Tanrı hidayete ulastırmaz ve onlar icin acı bir azab vardır

    [105] Yalanı, yalnızca Tanrı´nın ayetlerine inanmayanlar uydurur. Iste asıl yalancılar onlardır

    [106] Kim inancından sonra Tanrı´ya kufredip de, -kalbi inancla tatmin bulmus oldugu halde baskı altında zorlanan haric- kufre gogus acarsa, iste onların ustunde Tanrı´dan bir gazab vardır ve buyuk azab onlarındır

    [107] Bu, onların dunya hayatını ahirete gore daha sevimli bulmalarından ve suphesiz Tanrı´nın da kafir bir kavmi hidayete erdirmemesi nedeniyledir

    [108] Onlar, Tanrı´nın, kalplerini, kulaklarını ve gozlerini muhurledigi kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir

    [109] Suphesiz, onlar ahirette ziyana ugrayanlardır

    [110] Sonra gercekten rabbin, iskenceye ugratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip sabredenlerin (destekcisidir). Suphesiz senin rabbin, bundan sonra da gercekten bagıslayandır, esirgeyendir

    [111] O gun, herkes kendi nefsi adına mucadele eder ve herkese yaptıgının karsılıgı eksiksiz odenir. Onlar zulme ugratılmazlar

    [112] Tanrı bir sehri ornek verdi: (Halkı) Guvenlik (amineten) ve huzur icindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Tanrı´nın nimetlerine kufretti, boylece Tanrı yaptıklarına karsılık olarak, ona aclık ve korku elbisesini tattırdı

    [113] Andolsun, onlara kendi iclerinden bir elci gelmisti, fakat onu yalanladılar; boylece onlar, zulumlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi

    [114] Oyleyse Tanrı´nın sizi rızıklandırdıgı seylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eger O´na kulluk ediyorsanız Tanrı´nın nimetine sukredin

    [115] O, size ancak oluyu, kanı, domuz etini ve Tanrı´dan baskası adına kesilmis olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa saldırmamak ve sınırı asmamak uzere (yiyebilir). Cunku gercekten Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [116] Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla suna helal buna haram demeyin. Cunku Tanrı´ya karsı yalan uydurmus olursunuz. Suphesiz Tanrı´ya karsı yalan uyduranlar kurtulusa ermezler

    [117] (Bu dunyada olup biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azab vardır

    [118] Yahudi olanlara da, bundan once sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefslerine zulmediyodardı

    [119] Sonra gercekten rabbin, cehalet sonucu kotuluk isleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Suphesiz rabbin bundan sonra bagıslayandır, esirgeyendir

    [120] Gercek su ki, Ibrahim (tek basına) bir ummetti; Tanrı´ya gonulden yonelip itaat eden bir muvahiddi ve o musriklerden degildi

    [121] O´nun nimetlerine sukrediciydi. (Tanrı) Onu secti ve dogru yola iletti

    [122] Ve biz ona dunyada bir guzellik verdik; suphesiz o, ahirette de salih olanlardandır

    [123] Sonra sana vahyettik: "Hanif olan Ibrahim´in dinine uy. O, musriklerden degildi

    [124] Cumartesi, ancak onda ihtilafa dusenlere (farz) kılındı. Suphesiz rabbin, onların ihtilaf ettikleri seyler hakkında kıyamet gunu aralarında hukmedecektir

    [125] Rabbinin yoluna hikmetle ve guzel ogutle cagır ve onlarla en guzel bir bicimde mucadele et. Suphesiz senin rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir

    [126] Eger ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eger sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler icin daha hayırlıdır

    [127] Sabret; senin sabrın ancak Tanrı(nın yardımı) iledir. Onlar icin huzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli duzenlerden dolayı sıkıntıya dusme

    [128] Suphesiz Tanrı korkup sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir

    İsrâ

    Surah 17

    [1] Bir kısım ayetlerimizi kendisine gostermek icin kulunu bir gece Mescid-i Haram´dan, cevresini bereketlendirdigimiz Mescid-i Aksa´ya goturen O (Tanrı) yucedir. Gercekten O isitendir, gorendir

    [2] Musa´ya kitap verdik ve "Benden baska vekil edinmeyin" diye onu Israilogullarına kılavuz kıldık

    [3] (Ey) Nuh ile birlikte tasıdıklarımızın cocukları! Suphesiz o, sukreden bir kuldu

    [4] Kitapta Israilogullarına su hukmu verdik: "Muhakkak siz yer(yuzun)de iki defa bozgunculuk cıkaracaksınız ve muhakkak buyuk bir kibirlenis, yukselisle kibirlenecek, yukseleceksiniz

    [5] Nitekim o ikiden ilk vaad geldigi zaman, oldukca zorlu olan kullarımızı uzerinize gonderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip arastırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sozdu

    [6] Sonra onlara karsı size tekrar ´guc ve kuvvet verdik´, size mallar ve cocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca cok kıldık

    [7] Eger iyilik ederseniz kendinize iyilik etmis olursunuz ve eger kotuluk ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldigi zaman, (yine oyle kullar gondeririz ki) yuzlerinizi ´kotu duruma soksunlar´, birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudus)e girsinler ve ele gecirdiklerini ´darmadagın edip mahvetsinler´

    [8] Umulur ki, rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuga) donerseniz biz de (sizi asagılık kılmaya ve cezalandırmaya) doneriz. Biz, cehennemi kafirler icin bir kusatma yeri kıldık

    [9] Suphesiz, bu Kuran, en dogru yola iletir ve salih amellerde bulunan inanclılara onlar icin gercekten buyuk bir ecir oldugunu mujde verir

    [10] Ve suphesiz ahirete inanmayanlar icin de acı bir azab hazırlamısızdır

    [11] Insan hayra dua ettigi gibi, serre de dua etmektedir. Insan pek acelecidir

    [12] Biz geceyi ve gunduzu iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı ogrenmeniz icin gunduzun ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, her seyi yeterince acıkladık

    [13] Biz, her insanın kusunu (islediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gununde onun icin acılmıs olarak onune konacak bir kitap cıkarırız

    [14] Kendi kitabını oku; bugun nefsin hesap sorucu olarak sana yeter

    [15] Kim hidayete ererse, kendi nefsi icin hidayete erer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hic bir gunahkar, bir baskasının gunah yukunu yuklenmez. Biz, bir elci gonderinceye kadar (hic bir topluma) azab edecek degiliz

    [16] Biz bir ulkeyi helak etmek istedigimiz zaman, onun ´varlık ve guc sahibi onde gelenlerine´ buyururuz, boylelikle onlar onda fasıklıklık yaparlar / fısk cıkarırlar. Artık onun uzerine soz hak olur da onu kokunden darmadagın ederiz

    [17] Biz, Nuh´tan sonra nice kusakları yıkıma ugrattık. Kullarının gunahlarını haber alıcı, gorucu olarak rabbin yeter

    [18] Kim carcabuk olanı (gecici dunya arzularını) isterse, orada istedigimiz kimseye diledigimizi cabuklastırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmıs ve kovulmus olarak gider

    [19] Kim de ahireti ister ve bir inanclı olarak ciddi bir caba gostererek ona calısırsa, iste boylelerinin cabası sukre sayandır

    [20] Hepsine, onlara da, bunlara da rabbinin ihsanından ´arttırarak veririz.´ Rabbinin ihsanı kesilmis degildir

    [21] Onlardan kimini kimine nasıl ustun tuttugumuzu gor. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha buyuktur, ustunluk bakımından da daha buyuktur

    [22] Tanrı ile beraber baska tanrılar edinme, yoksa kınanmıs ve kendi basına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmıs olursun

    [23] Rabbin, O´ndan baskasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Sayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaslılıga ulasırsa, onlara: "Of" bile deme ve onları azarlama; onlara guzel soz soyle

    [24] Onlara acıyarak alcakgonulluluk kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni kucukken nasıl terbiye ettilerse sen de onları esirge

    [25] Rabbiniz nefslerinizdekini (daha iyi) bilir. Eger siz salih olursanız, suphesiz O da, [kendisine] yonelenleri / donenleri (evvab) bagıslayıcıdır

    [26] Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmısa da. Israf ederek sacıp savurma

    [27] Cunku sacıp savuranlar, seytanın kardesleri olmuslardır; seytan ise rabbine karsı (cok) kafirdir

    [28] Eger rabbinden ummakta oldugun bir rahmeti beklerken (darlıkta oldugundan) onlara sırt cevirecek olursan, bu durumda onlara yumusak soz soyle

    [29] Elini boynunda baglanmıs olarak kılma, busbutun de acık tutma. Sonra kınanır, hasret (pismanlık) icinde kalakalırsın

    [30] Kuskusuz senin rabbin, rızkı diledigine genisletir / yayar veya daraltır / kısar / kısıtlar. Gercekten O, kullarından haberi olandır, gorendir

    [31] Yoksulluk endisesiyle cocuklarınızı oldurmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Suphesiz, onları oldurmek buyuk bir hata (suc ve gunah)dır

    [32] Zinaya yaklasmayın, gercekten o, ´cirkin bir hayasızlık´ ve kotu bir yoldur

    [33] Haklı bir neden olmaksızın Tanrı´nın haram kıldıgı bir kimseyi oldurmeyin. Kim mazlum olarak oldurulurse onun velisine yetki vermisizdir; o da oldurmede olcuyu asmasın. Cunku o, gercekten yardım gormustur

    [34] Erginlik cagına erisinceye kadar, -o da en guzel bir tarz olması dısında- yetimin malına yaklasmayın. Ahde vefa gosterin. Cunku ahid bir sorumluluktur

    [35] Olctugunuz zaman olcuyu tam tutun ve dosdogru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuc bakımından daha guzeldir

    [36] Hakkında bilgin olmayan seyin ardına dusme; cunku kulak, goz ve yurek (fuade), bunların hepsi ondan sorumludur

    [37] Yeryuzunde boburlenerek yurume; cunku sen ne yeri yarabilirsin, ne daglara boyca ulasabilirsin

    [38] Butun bunlar, kotulugu olan, rabbinin katında da hos olmayanlardır

    [39] Bunlar, rabbinin sana hikmet olarak vahyettigi seylerdir. Rabbin ile beraber baska tanrılar kılma, yoksa yerilmis, kovulmus olarak cehenneme bırakılırsın

    [40] Rabbiniz size erkekleri secti de meleklerden disileri mi (kendine) edindi? Gercekten siz buyuk bir soz soylemektesiniz

    [41] Andolsun, biz bu Kuran´da cesitli acıklamalar yaptık, ogut alıp dusunsunler diye. Oysa bu, onların daha uzaklasmalarından baskasını arttırmıyor

    [42] De ki: "Eger soyledikleri gibi O´nunla beraber tanrılar olsaydı, onlar arsın sahibine mutlaka bir yol ararlardı

    [43] O, onların dediklerinden munezzeh, yuce ve buyuk bir yukseklikle yuksektir

    [44] Yedi gok, yer ve bunların icindekiler O´nu tesbih eder; O´nu ovgu ile tesbih etmeyen hic bir sey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Suphesiz O halim olandır, bagıslayandır

    [45] Kuran okudugun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında gorunmez bir perde kıldık

    [46] Ve onların kalpleri uzerine, onu kavramalarını (yefkahuhu) engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir agırlık koyduk. Sen Kuran´da sadece rabbini ´bir ve tek´ (tanrı olarak) andıgın zaman, ´nefretle kacar vaziyette´ gerisin geriye giderler

    [47] Biz onların seni dinlediklerinde ne icin dinlediklerini, gizli konusmalarında da o zalimlerin: "Siz buyulenmis bir adamdan baskasına uymuyorsunuz" dediklerini cok iyi biliriz

    [48] Sana nasıl ornekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola gucleri yetmemektedir

    [49] Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gercekten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecegiz

    [50] De ki: "Ister tas olun ister demir

    [51] Ya da goguslerinizde buyumekte olan (veya buyuttugunuz) bir yaratık (olun)." "Bizi kim (hayata) geri cevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan (fatarakum)." Bu durumda sana baslarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmıs o?" De ki: "Umulur ki pek yakında

    [52] Sizi cagıracagı gun, O´na ovguyle icabet edecek ve (dunyada) pek az bir sure kaldıgınızı sanacaksınız

    [53] Kullarıma, sozun en guzel olanını soylemelerini soyle. Cunku seytan aralarını acıp bozmaktadır. Suphesiz seytan insanın acıkca bir dusmanıdır

    [54] Sizi en iyi rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azablandırır. Biz seni onların uzerine bir vekil olarak gondermedik

    [55] Rabbin, goklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına ustun kıldık ve Davud´a da Zebur verdik

    [56] De ki: "O´nun dısında (tanrı olarak) one surduklerinizi cagırın, onlar sizden ne zararı uzaklastırabilirler, ne de (onu yararınıza) donusturebilirler

    [57] Onların taptıkları da, -hangisi daha yakındır diye- rablerine (yaklasmak icin) bir vesile arıyorlar. O´nun rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. Suphesiz senin rabbinin azabı korkunctur

    [58] Hic bir ulke (veya sehir) olmasın ki, kıyamet gununden once biz onu (ya) bir yıkıma ugratacagız veya onu siddetli bir azabla azablandıracagız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır

    [59] Bizi ayetler gondermekten, oncekilerin onu yalanlamasından baska bir sey alıkoymadı. Semud´a disi deveyi gorunur (bir mucize) olarak gonderdik; fakat onlar bununla (onu bogazlamakla) zulmetmis oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak icin gondeririz

    [60] Hani biz sana: "Muhakkak rabbin insanları cepecevre kusatmıstır" demistik. Sana gosterdigimiz o ruyayı insanları denemek icin yaptık, Kuran´da lanetlenmis agacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda buyuk bir azgınlıktan baska bir sey arttırmıyor

    [61] Hani meleklere: "Adem´e secde edin" demistik. Iblis´in dısında (hepsi) secde etmislerdi. Demisti ki: "Bir camur olarak yarattıgın kimseye ben secde eder miyim

    [62] Demisti ki: "Su bana karsı yucelttigine bir bak; andolsun, eger bana kıyamet gunune kadar sure tanırsan, onun soyunu -pek azı dısında- kuskusuz kendime baglı kılacagım

    [63] Demisti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, suphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza

    [64] Onlardan guc yetirdiklerini sesinle sarsıntıya ugrat, atlıların ve yayalarınla onların ustune yaygarayı kopar. Mallarda ve cocuklarda onlara ortak ol ve onlara cesitli vaadlerde bulun." Seytan, onlara aldatmadan baska bir sey vadetmez

    [65] Benim kullarım; senin onlar uzerinde hic bir zorlayıcı gucun (hakimiyetin) yoktur." Vekil olarak rabbin yeter

    [66] Sizin rabbiniz, fazlından aramanız icin denizde gemileri sizin icin yurutur. Gercekten O, size karsı merhametli olandır

    [67] Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokundugu zaman, O´nun dısında taptıklarınız kaybolur gider; fakat karaya (cıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt cevirirsiniz. Insan (pek) kafirdir

    [68] Kara tarafında sizi yerin dibine gecirmeyeceginden veya uzerinize tas yıgınları yuklu bir kasırga gondermeyeceginden guvencede (emin) misiniz? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız

    [69] Veya sizi bir kere daha ona (denize) gonderip uzerinize kırıp geciren bir fırtına salarak kufretmeniz nedeniyle sizi batırmasına karsı guvencede (emin) misiniz? Sonra onun ocunu bize karsı alacak (kimseyi de) bulamazsınız

    [70] Andolsun, biz Ademoglunu yucelttik; onları karada ve denizde (cesitli araclarla) tasıdık, temiz, guzel seylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir cogundan ustun kıldık

    [71] Her insan grubunu imamlarıyla cagıracagımız gun artık kimin kitabı sag eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar bir ´hurma cekirdegindeki iplikcik´ kadar bile haksızlıga ugratılmazlar

    [72] Kim bunda (dunyada) kor ise, o, ahirette de kordur ve yol bakımından daha ´saskın bir sapıktır.´

    [73] Onlar neredeyse, sana vahyettigimizden baskasını bize karsı duzup uydurman icir seni fitneye dusureceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi

    [74] Eger biz seni saglamlastırmasaydık, andolsun, onlara az bir sey (de olsa) egilim gosterecektin

    [75] Bu durumda, biz sana, hayatında kat kat, olumun de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karsı bir yardımcı bulamazdın

    [76] Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) cıkarmak icin tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir sureden baska kalamazlar

    [77] (Bu,) Senden once gonderdigimiz resullerimizin bir sunnetidir. Sunnetimizde bir degisiklik bulamazsın

    [78] Gunesin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl ve fecir (vakti) Kuran´ı (sabah namazını) da (unutma); iste o, fecir (vakti) Kuran´ı sahid olunandır. (Cesitli ceviriler)

    [79] Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kuran´la) namaz kıl. Umulur ki rabbin seni ovulmus bir makama ulastırır

    [80] Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) dogru bir girdirisle girdir ve (cıkarılacak yerden) dogru bir cıkarısla cıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver

    [81] De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hic suphesiz batıl yok olucudur

    [82] Kuran´dan inanclılar icin sifa ve rahmet olan seyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan baskasını arttırmaz

    [83] Insana bir nimet verdigimizde sırt cevirir ve yan cizer, ona bir ser dokundugu zaman da umutsuzluga kapılır

    [84] De ki: "Herkes kendi yaratılısına (fitrat tarzına) gore davranır. Su halde kimin daha dogru yolda oldugunu rabbin daha iyi bilir

    [85] Sana ruhtan sorarlar; de ki: "Ruh, rabbimin buyrugundandır, size ilimden yalnızca az bir sey verilmistir

    [86] Andolsun, eger dilersek, sana vahyettiklerimizi gercekten gideriveririz, sonra bunun icin bize karsı bir vekil bulamazsın

    [87] (Vahyi sende bırakan) rabbin rahmetinden baska(sı degildir). Suphesiz O´nun lutfu senin uzerinde cok buyuktur

    [88] De ki: "Eger butun ins ve cin (toplulukları), bu Kuran´ın bir benzerini getirmek uzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekci olsa bile- onun bir benzerini getiremezler

    [89] Andolsun, bu Kuran´da her ornekten insanlar icin cesitli acıklamalarda bulunduk. Insanların cogu ise ancak kufurde ayak direttiler

    [90] Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fıskırtmadıkca (tefcurelena) sana kesinlikle / asla inanmayız

    [91] Ya da sana ait hurmalıklardan ve uzumlerden bir bahce olup aralarından sarıl sarıl akan ırmaklar fıskırtmalısın

    [92] Veya one surdugun gibi, gokyuzunu ustumuze parca parca dusurmeli ya da Tanrı´yı ve melekleri karsımıza (sahid olarak) getirmelisin

    [93] Yahut altından bir evin olmalı veya gokyuzune yukselmelisin. Uzerimize bizim okuyabilecegimiz bir kitap indirinceye kadar senin yukselisine de inanmayız" De ki: "Rabbimi yuceltirim; ben elci olan bir beserden baskası mıyım

    [94] Kendilerine hidayet geldigi zaman insanları inanmaktan alıkoyan sey, onların: "Tanrı, elci olarak bir beseri mi gonderdi?" demelerinden baskası degildir

    [95] De ki: "Eger yeryuzunde (insan degil de) tatmin bulmus yuruyen melekler olsaydı, biz de onlara gokten elci olarak elbette melek gonderirdik

    [96] De ki: "Benimle aranızda sahid olarak Tanrı yeter; kuskusuz O, kullarından gercegiyle haberdardır, gorendir

    [97] Tanrı, kimi hidayete erdirirse, iste o, hidayet bulmustur, kimi saptırırsa onlar icin O´nun dısında asla veliler bulamazsın. Kıyamet gunu, biz onları yuzukoyun korler, dilsizler ve sagırlar olarak hasrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; atesi sukun buldukca, cılgın alevini onlara arttırırız

    [98] Bu, suphesiz, onların ayetlerimize kufretmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gercekten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecegiz?" demelerine karsılık cezalarıdır

    [99] Gormuyorlar mı, gokleri ve yeri yaratan Tanrı, onların benzerini yaratmaya gucu yeter ve onlar icin kendisinde suphe olmayan bir ecel kılmıstır. Zulmedenler ise ancak kufurde ayak direttiler

    [100] De ki: "Eger siz rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama endisesiyle gercekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız." insan pek cimridir

    [101] Andolsun, biz Musa´ya apacık dokuz ayet vermistik; iste Israilogullarına sor; onlara geldigi zaman Firavun ona: "Gercekten ben seni buyulenmis sanıyorum" demisti

    [102] O da: "Andolsun, bunları gorulecek belgeler olarak goklerin ve yerin rabbinden baskasının indirmedigini sen de bilmissin; gercekten ben de seni yıkılmıs, harab olmus sanıyorum" demisti

    [103] Boylelikle, onları o yerden surup sarsıntıya ugratmayı istedi, biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boguverdik

    [104] Ve onun ardından Israilogullarına soyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret vaadi geldiginde hepinizi derleyip toplayacagız

    [105] Biz onu (Kuran´ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir mujde verici ve uyarıp korkutucu olarak gonderdik

    [106] Onu bir Kuran olarak, insanlara dura dura okuman icin (bolum bolum) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik

    [107] De ki: "Ister ona inanın, ister inanmayın. O, daha once kendilerine ilim verilenlere okundugu zaman, cenelerinin ustune kapanarak secde ederler

    [108] Ve derler ki: "Rabbimiz yucedir, rabbimizin vaadi gercekten gerceklesmis bulunuyor

    [109] Ceneleri ustune kapanıp aglıyorlar ve (Kuran) onların husu (saygı dolu korku)larını arttırıyor

    [110] De ki: "Tanrı", diye cagırın, "Rahman" diye cagırın, ne ile cagırırsanız; sonunda en guzel isimler O´nundur. Namazında sesini cok yukseltme, cok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse

    [111] Ve de ki: "Ovgu (hamd), cocuk edinmeyen, mulkte ortagı olmayan ve duskunlukten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Tanrı´yadır." Ve O´nu tekbir edebildikce tekbir et

    Kehf

    Surah 18

    [1] Hamd, Kitabı kulu uzerine indiren ve onda hic bir carpıklık kılmayan Tanrı´ya aittir

    [2] Dosdogru (bir Kitaptır) ki, kendi katından siddetli bir azabla uyarıp korkutmak ve salih amellerde bulunan inanclılara mujde vermek icin (onu indirdi); suphesiz onlara guzel bir ecir vardır

    [3] (Onlar) Orada ebediyen kalıcıdırlar

    [4] (Bu Kuran) "Tanrı cocuk edindi" diyenleri uyarıp korkutur

    [5] Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hic bir bilgisi yoktur. Agızlarından cıkan soz ne (kadar da) buyuk. Onlar yalandan baskasını soylemiyorlar

    [6] Simdi onlar bu soze (Kuran´a) inanmayacak olurlarsa, sen onların pesi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (oyle mi)

    [7] Suphesiz biz, yeryuzu uzerindeki seyleri ona bir sus kıldık; onların hangisinin daha guzel davranısta bulundugunu deneyelim diye

    [8] Biz gercekten yeryuzu uzerinde olanları kupkuru, corak bir toprak yapabiliriz

    [9] Sen yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim sasılacak ayetlerimizden mi sandın

    [10] O gencler, magaraya sıgındıkları zaman demislerdi ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve buyrugumuzdan / buyrultumuzdan (istegimizden, istediklerimizden) bize dogruyu kolaylastır (bizi basarılı kıl)

    [11] Boylelikle magarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik)

    [12] Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları muddeti daha iyi hesap ettigini belirtmek icin onları uyandırdık

    [13] Biz sana onların haberlerini bir gercek (olay) olarak aktarıyoruz. Gercekten onlar rablerine inanmıs genclerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıstık

    [14] Onların kalpleri uzerinde (sabrı ve kararlılıgı) rabtetmistik; (Krala karsı) Kıyam ettiklerinde demislerdi ki: "Bizim rabbimiz, goklerin ve yerin rabbidir; tanrı olarak biz O´ndan baskasına kesinlikle tapmayız, (eger tersini) soyleyecek olursak, andolsun gercegin dısına cıkarız

    [15] Sunlar, bizim kavmimizdir; O´ndan baskasını tanrılar edindiler onlara apacık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Oyleyse Tanrı´ya karsı yalan uydurup iftira duzenden daha zalim kimdir

    [16] (Iclerinden biri demisti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Tanrı´dan baska taptıklarından kopup ayrıldınız, o halde (daglara cekilip) magaraya sıgının da rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve buyrugunuzdan / buyrultunuzdan (isteginizden, istediklerinizden) size bir yarar kolaylastırsın

    [17] (Onlara baktıgında) Gorursun ki, gunes dogdugunda magaralarına sag yandan yonelir, battıgında onları sol yandan keser gecerdi ve onlar da onun (magaranın) genis boslugundalardı. Bu, Tanrı´nın ayetlerindendir. Tanrı, kime hidayet verirse, iste hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun icin asla dogru yolu gosterici bir veli bulamazsın

    [18] Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyusmuslardır. Biz onları sag yana ve sol yana ceviriyorduk (nukallibuhum). Kopekleri de iki kolunu uzatmıs yatıyordu. Onları gormus olsaydın, geri donup onlardan kacardın, onlardan icini korku kaplardı

    [19] Boylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). Iclerinden bir sozcu dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gun veya gunun bir (kac saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldıgınızı rabbiniz daha iyi bilir; simdi birinizi bu paranızla sehre gonderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukca nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin

    [20] Cunku onlar uzerinize cıkıp gelirlerse, sizi tasa tutarlar veya dinlerine geri cevirirler; bu durumda ebediyen kurtulus bulamazsınız

    [21] Boylece, Tanrı´nın vaadinin hak oldugunu ve gercekten kıyametin, kendisinde suphe bulunmadıgını bilmeleri icin (sehir halkına ve sonraki insan kusaklarına) onları buldurmus olduk. (Onları gorenler) Kendi aralarında buyruklarını / buyrultularını (isteklerini) tartısıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların ustune bir bina insa edin, rableri onları daha iyi bilir." Onların buyrultularına galip gelen (sozleri gecen)ler ise: "Ustlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler

    [22] (Sonra gelen kusaklar) Diyecekler ki: "Uctuler, onların dorduncusu kopekleridir." Ve: "Bestiler, onların altıncısı kopekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) tas atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi kopekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dısında kimse bilemez." Oyleyse onlar konusunda acıkta olan bir tartısmadan baska tartısma ve onlar hakkında bunlardan hic kimseye bir sey sorma

    [23] Hic bir sey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacagım" deme

    [24] Ancak: "Tanrı dilerse" [insallah yapacagım de]. Unuttugun zaman rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki rabbim beni bundan daha yakın bir basarıya yoneltip iletir

    [25] Onlar magaralarında uc yuz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar

    [26] De ki: "Ne kadar kaldıklarını Tanrı daha iyi bilir. Goklerin ve yerin gaybı O´nundur. O, ne guzel gormekte ve ne guzel isitmektedir. O´nun dısında onların bir velisi yoktur. Kendi hukmunde hic kimseyi ortak kılmaz

    [27] Sana rabbinin Kitabından vahyedileni oku. O´nun sozlerini degistirici yoktur ve O´nun dısında kesin olarak bir sıgınacak (makam) bulamazsın

    [28] Sen de sabah aksam O´nun rızasını isteyerek rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dunya hayatının (aldatıcı) susunu isteyerek gozlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete dusurdugumuz, kendi hevasına uyan ve buyrultusunda (isteklerinde) asırı olana uyma

    [29] Ve de ki: "Hak rabbinizdendir; artık dileyen inansın, dileyen kufretsin. Suphesiz biz zalimlere bir ates hazırlamısız, onun duvarları kendilerini cepecevre kusatmıstır. Eger onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yuzleri kavurup yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kotu bir ickidir o ve ne kotu bir destektir

    [30] Suphesiz inanıp salih amellerde bulunanlar ise; biz gercekten en guzel davranısta bulunanın ecrini kayba ugratmayız

    [31] Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle suslenirler, hafif ipekten ve agır islenmis atlastan yesil elbiseler giyerler ve tahtlar uzerinde kurulup dayanırlar. (Bu) Ne guzel sevap ve ne guzel destek

    [32] Onlara iki adamın ornegini ver; onlardan birine iki uzum bagı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmistik

    [33] Iki bag da yemislerini vermis, ondan (verim bakımından) hic bir seyi noksan bırakmamıs ve aralarında bir nehir fıskırtmıstık (feccerna)

    [34] (Ikisinden) Birinin baska urun (veren yer)leri de vardı. Boylelikle onunla konusurken arkadasına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha gucluyum

    [35] Kendi nefsinin zalimi olarak (boylece) bagına girdi (ve): "Bunun ebediyen kuruyup yok olacagını sanmıyorum" dedi

    [36] Kıyamet saatinin kopacagını da sanmıyorum. Buna ragmen rabbime cevrilip dondurulecek (munkaleba) olursam, suphesiz bundan daha hayırlı bir sonuc bulacagım

    [37] Kendisiyle konusmakta olan arkadası ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni duzgun (eli ayagı tutan, gucu kuvveti yerinde) bir adam kılana (Tanrı´ya) kufrediyorsun

    [38] Fakat, O Tanrı benim rabbimdir ve ben rabbime hic kimseyi ortak kosmam

    [39] Bagına girdigin zaman, ´Maasallah, Tanrı´dan baska kuvvet yoktur´ demen gerekmez miydi? Eger beni mal ve cocuk bakımından senden daha az (gucte) goruyorsan

    [40] Belki rabbim senin bagından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) ustune gokten ´yakıp yıkan bir afet´ gonderir de kaygan bir toprak kesiliverir

    [41] Veya onun suyu dibe gocuverir de boylelikle onu arayıp bulmaya kesinlikle guc yetiremezsin

    [42] (Derken) Onun urunleri (afetlerle) kusatılıverdi. Artık o, ugrunda harcadıklarına karsı avuclarını (esefle) ogusturuyordu (yukallibu). O (bagın) cardakları yıkılmıs durumdaydı, kendisi de soyle diyordu: "Keske rabbime hic kimseyi ortak kosmasaydım

    [43] Tanrı´nın dısında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi

    [44] Iste burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Tanrı´ya aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuc bakımından hayırlıdır

    [45] Onlara, dunya hayatının ornegini ver; gokten indirdigimiz suya benzer, onunla yeryuzunun bitkileri birbirine karıstı, boylece ruzgarların savurdugu calı cırpı oluverdi. Tanrı, her seyin uzerinde guc yetirendir

    [46] Mal ve cocuklar, dunya hayatının cekici susudur; surekli olan ´salih davranıslar´ ise, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır

    [47] Dagları yurutecegimiz gun, yeri cırılcıplak (dumduz olmus) gorursun; onları bir arada toplamısız da, iclerinden hic birini dısarda bırakmamısızdır

    [48] Onlar senin rabbine sıra sıra sunulmuslardır. Andolsun, siz ilk defa yarattıgımız gibi bize gelmis oldunuz. Hayır, bizim size bir kavusma zamanı tesbit etmedigimizi sanmıstınız degil mi

    [49] (Onlerine) Kitap konulmustur; artık suclu gunahkarların, onda olanlardan dolayı dehsetle korkuya kapıldıklarını gorursun. Derler ki: "Eyvahlar Bize, bu kitaba ne oluyor ki, kucuk buyuk bırakmayıp her seyi sayıp dokuyor?" Yapıp ettiklerini (onlerinde) hazır bulmuslardır. Rabbin hic kimseye zulmetmez

    [50] Hani meleklere: "Adem´e secde edin" demistik; Iblis´in dısında (digerleri) secde etmislerdi. O cinlerdendi, (boylelikle) rabbinin buyrugundan dısarı cıkmıstı (fefeseka). Bu durumda beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin dusmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler icin ne kadar kotu bir (tercih) degistirmedir

    [51] Goklerin ve yerin yaratılısında da, kendi nefslerinin yaratılısında da ben onları sahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı guc de edinmedim

    [52] (Kafirlere) "Benim ortaklarım sandıgınız seyleri cagırın" diyecegi gun; iste onları cagırmıslardır, ama onlar, kendilerine cevap vermemislerdir. Biz onların aralarında bir ucurum koyduk

    [53] Suclu gunahkarlar atesi gormuslerdir, artık icine kendilerinin gireceklerini de anlamıslardır; ancak ondan bir kacıs yolu bulamamıslardır

    [54] Andolsun, bu Kuran´da insanlar icin biz her ornekten cesitli acıklamalarda bulunduk. Insan, her seyden cok tartısmacıdır

    [55] Kendilerine hidayet geldigi zaman insanları inanmaktan ve rablerinden bagıslanma dilemelerinden alıkoyan sey, ancak evvelkilerin sunnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karsılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir

    [56] Biz elcileri, mujde vericiler ve uyarıcılar olmak dısında (baska bir amacla) gondermeyiz. Kufredenler ise, hakkı batıl ile gecersiz kılmak icin mucadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler

    [57] Kendisine rabbinin ayetleri ogutle hatırlatıldıgı zaman sırt ceviren ve ellerinin onden gonderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gercekten, kalpleri uzerine onu kavramalarını (yefkahuhu) engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir agırlık koyduk. Sen onları hidayete cagırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar

    [58] Senin rabbin rahmet sahibi (ve) bagıslayıcıdır. Eger, kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı, suphesiz onlara azabı (bir an once) cabuklastırırdı. Hayır, onlar icin bir bulusma zamanı vardır, onun dısında asla baska bir sıgınak bulamayacaklardır

    [59] Iste ulkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma ugrattık; ve yıkımları icin bir bulusma zamanı tesbit ettik

    [60] Hani Musa genc yardımcısına demisti: "Iki denizin birlestigi yere ulasıncaya kadar gidecegim ya da uzun zamanlar gecirecegim

    [61] Boylece ikisi, iki (deniz)in birlestigi yere ulasınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya dogru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu

    [62] (Varmaları gereken yere gelip) Gectiklerinde (Musa) genc yardımcısına dedi ki: "Yemegimizi getir bize, andolsun, bu yaptıgımız yolculuktan gercekten yorulduk

    [63] (Genc yardımcısı) dedi ki: "Gordun mu, kayaya sıgındıgımızda, ben balıgı unuttum. Onu hatırlamamı Seytan´dan baskası bana unutturmadı; o da sasılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu

    [64] (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradıgımız buydu." Boylelikle ikisi izleri uzerinde geriye dogru gittiler

    [65] Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdigimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim ogrettigimiz kullarımızdan bir kulu buldular

    [66] Musa ona dedi ki: "Dogru yol (rusd) olarak sana ogretilenden bana ogretmen icin sana tabi olabilir miyim

    [67] Dedi ki: "Gercekten sen, benimle birlikte olma sabrını gostermeye guc yetiremezsin

    [68] (Boyleyken) "Ozunu kavramaya kusatıcı olamadıgın seye nasıl sabredebilirsin

    [69] (Musa:) "Insallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hic bir buyrukta sana karsı gelmeyecegim" dedi

    [70] Dedi ki: "Eger bana uyacak olursan, hic bir sey hakkında bana soru sorma, ben sana ogutle anlatıp soz edinceye kadar

    [71] Boylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "Ehlini (icindekilerini) batırmak icin mi onu deldin? Andolsun, sen sasırtıcı / acayip / tuhaf (imra) (bir is) yaptın

    [72] Dedi ki: "Gercekten benimle birlikte olma sabrını gostermeye kesinlikle guc yetiremeyecegini ben sana soylemedim mi

    [73] (Musa:) "Beni, unuttugumdan dolayı sorgulama ve bu buyrultumdan (istegimden, tasarrufumdan, irademden) dolayı bana zorluk cıkarma" dedi

    [74] Boylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir cocukla karsılastılar, o hemen tutup onu olduruverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karsılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı oldurdun? Andolsun, sen benzeri gorulmedik (nukra) bir sey yaptın

    [75] Dedi ki: "Gercekte benimle birlikte olma sabrını gostermeye kesinlikle guc yetiremeyecegini ben sana soylemedim mi

    [76] (Musa:) "Bundan sonra sana bir sey soracak olursam, artık benimle arkadaslık etme. Benden yana bir ozure ulasmıs olursun" dedi

    [77] (Yine) Boylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasaba ehline gelip yemek istediler, fakat kasaba ehli onları konuklamaktan kacındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yuz tutmus bir duvar buldular, hemen onu insa etti. (Musa) Dedi ki: "Eger isteseydin gercekten buna karsılık bir ucret alabilirdin

    [78] Dedi ki: "Iste bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, uzerinde sabır gostermeye guc yetiremeyecegin bir yorumu haber verecegim

    [79] Gemi, denizde calısan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (cunku) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geciren bir kral vardı

    [80] Cocuga gelince, onun anne ve babası inanclı kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve kufur zorunu kullanmasından endise edip korktuk

    [81] Boylece, onlara rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik

    [82] Duvar ise sehirde iki oksuz cocugundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik cagına erissinler ve kendi definelerini cıkarsınlar; (bu) rabbinden bir rahmettir. Bunları ben kendi buyrultum [ozel gorusum] ile yapmadım. Iste, senin sabır gostermeye guc yetiremedigin seylerin yorumu

    [83] Sana (Ey Muhammed,) Zu´l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan ´ogut ve hatırlatma olarak´ (bazı bilgiler) verecegim

    [84] Gercekten, biz ona yeryuzunde sapasaglam bir iktidar verdik ve ona her seyden bir yol (sebep) verdik

    [85] O da, bir yol tuttu

    [86] Sonunda gunesin battıgı yere kadar ulastı ve onu kara camurlu bir gozede batmakta buldu, yanında bir kavim gordu. Dedik ki: "Ey Zu´l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba ugratırsın veya iclerinde guzeligi (gecerli ilke) edinirsin

    [87] Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azablandıracagız, sonra rabbine dondurulur, O da onu kotu (nukra) bir azabla azablandırır

    [88] Kim inanır ve salih amellerde bulunursa, onun icin guzel bir karsılık vardır. Ona buyrugumuzdan bir kolaylık soyleyecegiz

    [89] Sonra (yine) bir yol tuttu

    [90] Sonunda gunesin dogdugu yere kadar ulastı ve onu (gunesi), kendileri icin bir siper kılmadıgımız bir kavim uzerine dogmakta iken buldu

    [91] Iste boyle, onun yanında "ozu kapsayan bilgi oldugunu" (veya yanında olup biten her seyi) biz (ilmimizle) busbutun kusatmıstık

    [92] Sonra bir yol (daha) tuttu

    [93] Iki seddin arasına kadar ulastı, onların (sedlerin) onunde hemen hemen hic bir sozu kavramayan (yefkahune) bir kavim buldu

    [94] Dediler ki: "Ey Zu´l-Karneyn, gercekten Yecuc ve Mecuc yeryuzunde bozgunculuk cıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed insa etmen icin sana vergi verelim mi

    [95] Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde saglam bir iktidarla yerlesik kıldıgı (guc, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem oyle, bana (insani) gucle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasaglam bir engel kılayım

    [96] Bana demir kutleleri getirin"; iki dagın arası esit duzeye gelince "Korukleyin" dedi. Onu ates haline getirinceye kadar (bu isi yaptı, sonra) dedi ki: "Bana getirin, uzerine eritilmis bakır dokeyim

    [97] Boylelikle, ne onu asabildiler, ne onu delmeye guc yetirebildiler

    [98] Dedi ki: "Bu benim rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldigi zaman, O, bunu dumduz eder; rabbimin vaadi haktır

    [99] Biz o gun, bir kısmını bir kısmı icinde dalgalanırcasına bırakıvermisiz. Sura da ufurulmustur, artık onların tumunu bir arada toparlamısız

    [100] Ve o gun, cehennemi, kafirlere tam bir sunusla sunmusuz

    [101] Ki onlar, beni zikretme (konusun)da gozleri bir perde icindeydi. (Kuran´ı) dinlemeye katlanamazlardı

    [102] Kufredenler, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gercekten biz cehennemi kafirler icin bir durak olarak hazırlamısız

    [103] De ki: "Davranıs (ameller) bakımından en cok husrana ugrayacak olanları size haber vereyim mi

    [104] Onların, dunya hayatındaki butun cabaları bosa gitmisken, kendilerini gercekte guzel is yapmakta sanıyorlar

    [105] Iste onlar, rablerinin ayetlerine ve O´na kavusmaya kufredenlerdir. Artık onların yapıp ettikleri bosa cıkmıstır, kıyamet gununde onlar icin bir tartı tutmayacagız

    [106] Iste, kufretmeleri, ayetlerimi ve elcilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir

    [107] Inanıp salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar icin bir ´konaklama yeridir.´

    [108] Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler

    [109] De ki: "Rabbimin sozleri(ni yazmak) icin deniz murekkep olsa ve yardım icin bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, rabbimin sozleri tukenmeden once, elbette deniz tukeniverirdi

    [110] De ki: "Suphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beserim; yalnızca bana sizin tanrınızın tek bir tanrı oldugu vahyolunuyor. Kim rabbine kavusmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve rabbine ibadette hic kimseyi ortak tutmasın

    Meryem

    Surah 19

    [1] Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad

    [2] (Bu,) rabbinin, kulu Zekeriya´ya rahmetinin zikridir

    [3] Hani o, rabbine gizlice seslendigi zaman

    [4] Demisti ki: "Rabbim, suphesiz benim kemiklerim gevsedi ve bas, yaslılık aleviyle tutustu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım

    [5] Dogrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armagan et

    [6] Bana mirascı olsun. Yakup ogullarına da mirascı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl

    [7] (Tanrı:) "Ey Zekeriya, suphesiz biz seni, adı Yahya olan bir cocukla mujdelemekteyiz; biz bundan once ona hic bir adas kılmamısız

    [8] Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oglum olabilir? Ben de yaslılıgın son basamagındayım

    [9] (Ona gelen melek:) "iste boyle" dedi. "Rabbin dedi ki: -Bu benim icin kolaydır, daha once sen hic bir sey degil iken, seni yaratmıstım

    [10] Dedi ki: "Rabbim, bana bir ayet ver." Dedi ki: "Senin ayetin, sapasaglam iken uc tam gece insanlarla konusmamandır

    [11] Boylelikle (Zekeriya) mescidden kavminin karsısına cıkıp onlara (su anlamları) isaret etti: "Sabah aksam tesbih edin

    [12] (Cocugun dogup buyumesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut." Daha cocuk iken ona hikmet verdik

    [13] Katımızdan ona bir sevgi duyarlılıgı ve temizlik (de verdik). O, cok takva sahibi biriydi

    [14] Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba degildi

    [15] Ona selam olsun; dogdugu gun, olecegi gun ve diri olarak yeniden kaldırılacagı gun de

    [16] Kitap´ta Meryem´i de zikret. Hani o, ehlinden (ailesinden) kopup dogu tarafında bir yere cekilmisti

    [17] Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde cekmisti. Boylece ona ruhumuz (Cibril´i) gondermistik, o da, duzgun bir beser kılıgında gorunmustu

    [18] Demisti ki: "Gercekten ben, senden Rahmana sıgınırım. Eger takva sahibiysen (bana yaklasma)

    [19] Demisti ki: "Ben, yalnızca rabbinden (gelen) bir elciyim; sana tertemiz bir erkek cocuk armagan etmek icin (buradayım)

    [20] O: "Benim nasıl bir erkek cocugum olabilir? Bana hic bir beser dokunmamısken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) degilken" dedi

    [21] Iste boyle" dedi. Rabbin dedi ki: "Bu benim icin kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak icin (bu cocuk olacaktır)." Ve buyruk da yerine getirilmisti (kaza)

    [22] Boylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere cekildi

    [23] Derken dogum sancısı onu bir hurma dalına surukledi. Dedi ki: "Keske bundan once olseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim

    [24] Altından (bir ses) ona seslendi: "Huzne kapılma, rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıstır

    [25] Hurma dalını kendine dogru salla, uzerine henuz olusmus taze hurma dokuluversin

    [26] Artık, ye, ic, gozun aydın olsun. Eger herhangi bir beser gorecek olursan, de ki: "Ben Rahmana oruc adadım, bugun hic kimseyle konusmayacagım

    [27] Boylece onu tasıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gercekten sasırtıcı bir sey yaptın

    [28] Ey Harun´un kız kardesi, senin baban kotu bir kisi degildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) degildi

    [29] Bunun uzerine ona (cocuga) isaret etti. Dediler ki: "Henuz besikte olan bir cocukla biz nasıl konusabiliriz

    [30] (Isa) Dedi ki: "Suphesiz ben Tanrı´nın kuluyum. (Tanrı) bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı

    [31] Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat surdugum muddetce, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti

    [32] Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı

    [33] Selam uzerimedir; dogdugum gun, olecegim gun ve diri olarak yeniden kaldırılacagım gun de

    [34] Iste Meryem oglu Isa; hakkında kuskuya dustukleri "Hak Soz

    [35] Tanrı´nın cocuk edinmesi olacak sey degil. O yucedir. Bir buyrugun olmasına karar verirse ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir

    [36] Gercek su ki, Tanrı benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. Oyleyse O´na kulluk edin. Dosdogru yol budur

    [37] Iclerinden (birtakım) gruplar ayrılıga dustuler. Artık buyuk bir gunu gormekten dolayı, vay kufredenlere

    [38] Bize gelecekleri gun, neler isitecekler, neler gorecekler. Ama bugun o zalimler apacık bir sapıklık icindedirler

    [39] Buyrugun bitirilecegi / yerine getirilecegi (kaza), hasret gunune karsı onları uyar. Onlar bir gaflet icindedirler ve onlar inanmıyorlar

    [40] Elbette, yeryuzunde ve onun uzerindekilere biz varis olacagız ve onlar bize dondurulecekler

    [41] Kitap´ta Ibrahim´i de zikret. Gercekten o, dogruyu soyleyen bir peygamberdi

    [42] Hani babasına demisti: "Babacıgım, isitmeyen, gormeyen ve seni herhangi bir seyden bagımsızlastırmayan seylere niye tapıyorsun

    [43] Babacıgım, gercek su ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni duzgun bir yola ulastırayım

    [44] Babacıgım, seytana kulluk etme, kuskusuz seytan, Rahmana baskaldırandır

    [45] Babacıgım, gercekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacagından korkuyorum, o zaman seytanın velisi olursun

    [46] (Babası) Demisti ki: "Ibrahim, sen benim tanrılarımdan yuz mu ceviriyorsun? Eger (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni tasa tutarım; uzun bir sure benden uzaklas, (bir yerlere) git

    [47] (Ibrahim:) "Selam uzerine olsun, senin icin rabbimden bagıslanma dileyecegim, cunku, O, bana pek lutufkardır" dedi

    [48] Sizden ve Tanrı´dan baska taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve rabbime dua ediyorum. Umulur ki, rabbime dua etmekle mutsuz olmayacagım

    [49] Boylelikle, onlardan ve Tanrı´dan baska taptıklarından kopup ayrılınca ona Ishak´ı ve (oglu) Yakup´u armagan ettik ve her birini peygamber kıldık

    [50] Onlara rahmetimizden armagan(lar) bagısladık ve onlar icin yuce bir dogruluk dili verdik

    [51] Kitap´ta Musa´yı da zikret. Cunku o, ihlasa erdirilmis ve gonderilmis (Resul) bir peygamberdi

    [52] Ona, Tur´un sag yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice soylesmek icin yakınlastırdık

    [53] Ona rahmetimizden kardesi Harun´u da bir peygamber olarak armagan ettik

    [54] Kitap´ta Ismail´i de zikret. Cunku o, vaadinde dogruydu ve gonderilmis (Resul) bir peygamberdi

    [55] Ehline, namazı ve zekatı buyuruyordu ve o, rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı

    [56] Kitap´ta Idris´i de zikret. Cunku o, dogru olan bir peygamberdi

    [57] Biz onu yuce bir mekan (makam)a yukseltmistik

    [58] Iste bunlar; kendilerine Tanrı´nın nimet verdigi peygamberlerdendir; Adem´in soyundan, Nuh ile birlikte tasıdıklarımız (insan nesillerin)den, Ibrahim ve Israil (Yakup)in soyundan, dogru yola eristirdiklerimizden ve sectiklerimizdendirler. Onlara Rahmanın ayetleri okundugunda aglayarak secdeye kapanırlar

    [59] Sonra onların arkasından oyle nesiller turedi ki, namaz (kılma duyarlılıgın)ı kaybettiler ve sehvetlerine kapılıp uydular. Boylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karsılasacaklardır

    [60] Ancak tevbe eden, inanan ve salih amellerde bulunanlar (onların dısındadır); iste bunlar, cennete girecekler ve hic bir seyle zulme ugratılmayacaklar

    [61] Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Tanrı, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmistir. Suphesiz O´nun vaadi yerine gelecektir

    [62] Onda ´bos bir soz´ isitmezler; sadece selam(ı isitirler). Sabah aksam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır

    [63] O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varis kılacagız

    [64] Biz (elciler) ancak rabbinin buyruguyla ineriz. Onumuzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her sey O´nundur. Senin rabbin kesinlikle unutkan degildir

    [65] Goklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin rabbidir; su halde O´na ibadet et ve O´na ibadetle kararlı ol. Hic O´nun adası olan birini biliyor musun

    [66] Insan demektedir ki: "Ben oldukten sonra mı, gercekten diri olarak cıkarılacagım

    [67] Insan onceden, hic bir sey degilken, gercekten bizim onu yaratmıs bulundugumuzu (hic) dusunmuyor mu

    [68] Andolsun rabbine, biz onları da, seytanları da mutlaka hasredecegiz, sonra onları cehennemin cevresinde diz ustu cokmus olarak hazır bulunduracagız

    [69] Sonra, her bir gruptan Rahmana karsı azgınlık gostermek bakımından en siddetli olanını ayıracagız

    [70] Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en cok uygun oldugunu iyi biliriz

    [71] Sizden ona girmeyecek hic kimse yoktur. Bu, rabbinin kesin olarak uzerine aldıgı bir karardır

    [72] Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz ustu cokmus olarak bırakıveririz

    [73] Onlara apacık ayetlerimiz okundugunda, o kufredenler, inananlara derler ki: "Iki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha guzeldir

    [74] Onlardan once nice insan nesillerini yıkıma ugrattık, onlar mal (giyim kusam ve tefris) bakımından da, gosteris bakımından da daha guzeldiler

    [75] De ki: "Kim sapıklık icindeyse, Rahman, ona sure tanıdıkca tanır; kendilerine vaadedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gordukleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kotu, kimin askeri gucu daha zayıfmıs, ogreneceklerdir

    [76] Tanrı, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Surekli olan salih davranıslar, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuc bakımından da daha hayırlıdır

    [77] Ayetlerimize kufredip "bana elbette mal ve cocuklar verilecektir" diyeni gordun mu

    [78] O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahmanın katında(n) bir ahid mi aldı

    [79] Asla; demekte oldugunu yazacagız ve onun icin azabta(n) da sure tanıdıkca tanıyacagız

    [80] Onun soylemekte olduguna biz mirascı olacagız; o bize, ´yapayalnız tek basına´ gelecektir

    [81] Kendilerine guc (izzet) saglasınlar diye, Tanrı´dan baska tanrılar edindiler

    [82] Hayır; (o yalancı tanrılar) onların tapınıslarına kufredecekler ve onlara karsı celiskiye dusecekler

    [83] Gormedin mi, biz gercekten seytanları, kafirlerin uzerine gonderdik, onları tahrik edip kıskırtıyorlar

    [84] Onlara karsı acele davranma; biz onlar icin ancak saydıkca sayıyoruz

    [85] Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahmana toplayacagımız gun

    [86] Suclu gunahkarları susamıslar olarak cehenneme surecegiz

    [87] Rahmanın katında ahid almısların dısında (onlar) sefaate malik olmayacaklardır

    [88] Rahman cocuk edinmistir" dediler

    [89] Andolsun, siz oldukca cirkin bir cesarette bulunup geldiniz

    [90] Neredeyse bundan dolayı, gokler yarılacak (yetefattarne), yer catlayacak ve daglar yıkılıp gocuverecekti

    [91] Rahman adına cocuk one surduklerinden (oturu bunlar olacaktı)

    [92] Rahmana cocuk edinmek yarasmaz

    [93] Goklerde ve yerde olan (herkesin ve her seyin) tumu Rahmana, yalnızca kul olarak gelecektir

    [94] Andolsun, onların tumunu kusatmıs ve onları sayı olarak saymıs bulunmaktadır

    [95] Ve onların hepsi, kıyamet gunu O´na, ´yapayalnız, tek baslarına´ geleceklerdir

    [96] Inananlar ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman onlar icin bir sevgi kılacaktır

    [97] Biz bunu (Kuran´ı) senin dilinle kolaylastırdık, takva sahiplerine mujde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman icin

    [98] Biz, onlardan once nice insan nesillerini yıkıma ugrattık; (simdiyse) onlardan hic birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun

    Tâhâ

    Surah 20

    [1] Ta, Ha

    [2] Biz sana bu Kuran´ı gucluk cekmen icin indirmedik

    [3] ´Ici titreyerek korku duyanlara´ ancak ogutle hatırlatma (olsun diye indirdik)

    [4] Yeri ve yuksek gokleri yaratan tarafından bir indirmedir

    [5] Rahman (olan Tanrı) arsa istiva etmistir

    [6] Goklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli topragın altında olanların tumu O´nundur

    [7] Sozu acıga vursan da, (gizlesen de birdir). Cunku suphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir

    [8] Tanrı; O´ndan baska tanrı yoktur. En guzel isimler O´nundur

    [9] Sana Musa´nın haberi geldi mi

    [10] Hani bir ates gormustu de, ehline (ailesine) soyle demisti: "Durun, bir ates gordum; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya atesin yanında bir yol gosterici bulurum

    [11] Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa

    [12] Gercekten ben, ben senin rabbinim. Ayakkabılarını cıkar; cunku sen, kutsal vadi olan Tuva´dasın

    [13] Ben seni secmis bulunuyorum; bundan boyle vahyolunanı dinle

    [14] Gercekten ben, ben Tanrı´yım, benden baska tanrı yoktur; su halde bana ibadet et ve beni zikretmek icin dosdogru namaz kıl

    [15] Suphesiz, kıyamet saati yaklasarak gelmektedir. Herkesin harcadıgı cabanın karsılıgını alması icin, onun (kosup haberini) neredeyse gizleyecegim

    [16] Oyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma ugrarsın

    [17] Sag elindeki nedir ey Musa

    [18] Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım icin agaclardan yaprak dusurmekteyim, onda benim icin daha baska yararlar da var

    [19] Dedi ki: "Onu at, ey Musa

    [20] Boylece, onu attı; (bir de ne gorsun) o hemen hızla kosan (kocaman) bir yılan (oluvermis)

    [21] Dedi ki: "Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna cevirecegiz

    [22] Elini koltuguna sok, bir hastalık olmadan, baska bir ayet olarak bembeyaz bir durumda cıksın

    [23] Oyle ki, sana buyuk ayetlerimizden (birini) gostermis olalım

    [24] Firavun´a git, cunku o azmıs bulunuyor

    [25] Dedi ki: "Rabbim, benim gogsumu ac

    [26] Bana / benim buyrugumu / (isimi) kolaylastır

    [27] Dilimden dugumu coz

    [28] Ki soyleyeceklerimi kavrasınlar (yefkahu)

    [29] Ehlimden (ailemden) bana bir yardımcı kıl

    [30] Kardesim Harun´u

    [31] Onunla arkamı kuvvetlendir

    [32] Onu buyrugumda / (isimde) ortak kıl

    [33] Boylece seni cok tesbih edelim

    [34] Ve seni cok zikredelim

    [35] Suphesiz sen bizi goruyorsun

    [36] (Tanrı ) Dedi ki: "Ey Musa istedigin sana verilmistir

    [37] Andolsun, biz sana bir defa daha lutufta bulunmustuk

    [38] Hani, annene vahyolunan seyi vahyetmistik (soyle ki)

    [39] Onu sandıgın icine koy, suya bırak, boylece su onu sahile bıraksın; onu benim de dusmanım, onun da dusmanı olan biri alacaktır. Gozumun onunde yetistirilmen icin, kendimden sana bir sevgi yonelttim

    [40] Hani kız kardesin gezinip; "Onu(n bakımını) ustlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Boylece, seni annene geri cevirmis olduk ki, gozu aydın olsun ve huzne kapılmasın. Sen bir insan oldurmustun de, biz seni tasadan kurtarmıs ve seni ´esaslı bir denemeden gecirip denemistik´. Medyen ehli arasında da yıllarca kalmıstın, sonra bir kader uzerine (buraya) geldin ey Musa

    [41] Seni kendim icin sectim

    [42] Sen ve kardesin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevsek davranmayın

    [43] Ikiniz Firavuna gidin, cunku o azmıs bulunuyor

    [44] Ona yumusak soz soyleyin, umulur ki ogut alıp dusunur veya ici titrer, korkar

    [45] Dediler ki: "Rabbimiz, gercekten, onun bize karsı ´taskın bir tutum takınmasından´ ya da ´azgın davranmasından´ korkuyoruz

    [46] Dedi ki: "Korkmayın, cunku ben sizinle birlikteyim; isitiyorum ve goruyorum

    [47] Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin rabbinin elcileriyiz, Israilogullarını bizimle birtikte gonder ve onlara (artık) azab verme. Sana rabbinden bir ayet ile geldik. Selam, hidayete tabi olanların uzerine olsun

    [48] Gercekten bize vahyolundu ki: Dogrusu azab, yalanlayan ve yuz cevirenlerin ustunedir

    [49] (Ona gidip aynı seyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin rabbiniz kim ey Musa

    [50] Dedi ki: "Bizim rabbimiz, her seye yaratılısını veren, sonra dogru yolunu gosterendir

    [51] (Firavun) Dedi ki: "Ilk caglardaki nesillerin durumu nedir oyleyse

    [52] Dedi ki: "Bunun bilgisi rabbimin katında bir kitaptadır. Benim rabbim sasırmaz ve unutmaz

    [53] Ki (rabbim), yeryuzunu sizin icin bir besik kıldı, onda sizin icin yollar dosedi ve gokten su indirdi; boylelikle bununla her tur bitkiden ciftler cıkardık

    [54] Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Suphesiz, bunda sagduyu sahipleri icin elbette ayetler vardır

    [55] Sizi ondan yarattık, ona geri verecegiz ve sizi bir kere daha ondan cıkaracagız

    [56] Andolsun, biz ona ayetlerimizin tumunu gosterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti

    [57] Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan surup cıkarmaya mı gelmis bulunuyorsun

    [58] Madem boyle, biz de sana buna benzer bir sihirle gelecegiz; simdi sen, bir ´bulusma zamanı ve yeri´ tesbit et, bizim de, senin de karsı olamayacagımız acık, genis bir yer olsun" dedi

    [59] (Musa) Dedi ki: "Bulusma zamanımız, (ulkenin ulusal) bayram gunu ve insanların toplanacagı kusluk vakti (olsun)

    [60] Boylelikle Firavun arkasını donup gitti, hileli duzenini (yurutecek buyuculeri) bir araya getirdi, sonra geldi

    [61] Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Tanrı´ya karsı yalan duzup uydurmayın, sonra bir azab ile kokunuzu kurutur. Yalan duzup uyduran gercekten yok olup gitmistir

    [62] Bunun uzerine, kendi aralarında buyruklarını / (islerini) tartısmaya basladılar ve gizli konusmalara gectiler

    [63] Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan surup cıkarmak ve ornek olarak tutturdugunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler

    [64] Bundan oturu, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugun ustunluk saglayan, gercekten kurtulusu bulmustur

    [65] Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya once biz atalım

    [66] Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne gorsun), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gercekten kosuyormus gibi gorundu

    [67] Musa, bu yuzden kendi icinde bir tur korku duymaya basladı

    [68] Korkma" dedik. "Muhakkak sen ustun geleceksin

    [69] Sag elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; cunku onların yaptıkları yalnızca bir buyucu hilesidir. Buyucu ise nereye varsa kurtulamaz

    [70] Bunun uzerine buyuculer secdeye kapandılar: "Harun´un ve Musa´nın rabbine inandık" dediler

    [71] (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden once O´na inandınız, oyle mi? Suphesiz o, size buyuyu ogreten buyugunuzdur. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı capraz olarak kesecegim ve sizi hurma dallarında sallandıracagım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha siddetliymis ve daha surekliymis ogrenmis olacaksınız

    [72] Dediler ki: "Bize gelen apacık delillere ve bizi yaratana (fetarena) seni asla ´tercih edip secmeyiz´." Neyde hukmunu yurutebileceksen, durmaksızın hukmunu yurut; sen, yalnızca bu dunya hayatında hukmunu yurutebilirsin

    [73] Gercekten biz rabbimize inandık. Gunahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karsı zorlayarak surukledigin (sucumuzu) bagıslasın. Tanrı, daha hayırlıdır ve daha sureklidir

    [74] Gercek su ki, kim rabbine suclu gunahkar olarak gelirse hic suphe yok, onun icin cehennem vardır. Onun icinde ise ne olebilir, ne dirilebilir

    [75] Kim O´na salih ameller islemis bir inanclı olarak gelirse, iste onlar, onlar icin de yuksek dereceler vardır

    [76] Iclerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve iste bu arınmıs olanın karsılıgıdır

    [77] Andolsun, biz Musa´ya vahyetmistik: "Kullarımı geceleyin yuruyuse gecir, onlara denizde kuru bir yol ac, yetisilmekten korkmadan ve endiseye kapılmadan

    [78] Firavun ise, ordularıyla peslerine dustu; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi

    [79] Firavun kendi kavmini sasırtıp saptırdı ve onları dogruya yoneltmedi

    [80] Ey Israilogulları, andolsun, sizi dusmanlarınızdan kurtardık. Tur´un sag yanında sizinle vaadlestik ve uzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik

    [81] Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım uzerinize kacınılmaz olarak iner; benim gazabım, kimin uzerine inerse, muhakkak o tepetaklak duser

    [82] Gercekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra dogru yola erisen kimseyi suphesiz bagıslayıcıyım

    [83] Seni kavminden ´carcabuk ayrılmaya iten´ nedir ey Musa

    [84] Dedi ki: "Onlar arkamda izim uzerindedirler, hosnut kalman icin, sana gelmekte acele ettim rabbim

    [85] Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den gecirdik, Samiri onları sasırtıp saptırdı

    [86] Bunun uzerine Musa, kavmine oldukca kızgın, uzgun olarak dondu. Dedi ki: "Ey kavmim, rabbiniz size guzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) soz (ya da sure) pek uzun mu geldi? Yoksa rabbinizden uzerinize kacınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiginiz sozden caydınız

    [87] Dediler ki: "Biz sana verdigimiz sozden kendiligimizden donmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) sus esyalarından birtakım yukler yuklenmistik, onları (atese) attık, boylece Samiri de attı

    [88] Boylece onlara boguren bir buzagı heykeli dokup cıkardı, "iste, sizin de tanrınız Musa´nın da tanrısı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler

    [89] Onun kendilerine bir sozle cevap vermedigini ve onlara bir zarar veya fayda saglamaya gucu olmadıgını gormuyorlar mı

    [90] Andolsun, Harun bundan once onlara: "Ey kavmim, gercekten siz bununla fitneye dusuruldunuz (denendiniz). Sizin asıl rabbiniz Rahmandır; su halde bana uyun ve buyruguma uyun" demisti

    [91] Demislerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzagıya) karsı bel bukup onunde egilmekten kesinlikle ayrılmayacagız

    [92] (Musa da gelince:) "Ey Harun" demisti. "Onların saptıklarını gordugun zaman seni (onlara mudahale etmekten) alıkoyan neydi

    [93] Niye bana uymadın, buyruguma bas mı kaldırdın

    [94] Dedi ki: "Ey annemin oglu, sakalımı ve basımı tutup yolma. Ben, senin: "Israilogulları arasında ayrılık cıkardın, sozumu onemsemedin" demenden endise edip korktum

    [95] (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri

    [96] Dedi ki: "Ben onların gormediklerini gordum, boylece elcinin izinden bir avuc alıp atıverdim; boylelikle bana bunu nefsim hosa giden (bir sey) gosterdi

    [97] Dedi ki: "Haydi cekip git, artık senin hayatta (hakettigin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve suphesiz senin icin kendisinden asla kacınamayacagın (azab dolu) bir bulusma zamanı vardır. Ustune kapanıp bel bukerek onunde egildigin tanrına bir bak; biz onu mutlaka yakacagız, sonra darmadagın edip denizde savuracagız

    [98] Sizin tanrınız yalnızca Tanrı´dır ki, O´nun dısında tanrı yoktur. O, ilim bakımından her seyi kusatmıstır

    [99] Sana gecmislerin haberlerinden bir bolumunu boylece aktarıyoruz. Gercekten, sana katımızdan bir zikir verdik

    [100] Kim bundan yuz cevirirse, suphesiz kıyamet gunu o, bir gunah yuku yuklenecektir

    [101] O (yukun altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet gunu onlar icin ne kotu bir yuktur

    [102] Sur´a ufurulecegi gun, biz suclu gunahkarları o gun, (yuzleri kara, gozleri) gomgok (kaskatı ve kor) olarak toplayacagız

    [103] (Dunyada) Yalnızca on (gun) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldasacaklar

    [104] Onların sozunu ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha ust olanları ise: "Siz yalnızca bir gun kaldınız" derler

    [105] Sana daglar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim rabbim, onları darmadagın edip savuracak

    [106] Yerlerini bombos, cırcıplak bırakacaktır

    [107] Orada ne bir egrilik goreceksin, ne de bir tumsek

    [108] O gun, kendisinden sapma imkanı olamayan cagırıcıya uyacaklar. Rahmana karsı sesler kısılmıstır; artık bir hırıltıdan baska bir sey isitemezsin

    [109] O gun, Rahmanın kendisine izin verdigi ve sozunden hosnut oldugu kimseden baskasının sefaati bir yarar saglamaz

    [110] O, onlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O´nu kavrayıp kusatamazlar

    [111] (Artık butun) Yuzler, diri, kaim olanın onunde egik durmustur ve zulum yuklenen ise yok olup gitmistir

    [112] Kim de (bir) inanclı olarak salih amellerde bulunursa, artık o ne zulumden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından

    [113] Boylece biz onu, Arapca bir Kuran olarak indirdik ve onda korkulacak seyleri turlu sekillerde acıkladık; umulur ki korkup sakınırlar ya da onlar icin dusunme (yetenegini) olusturur

    [114] Hak olan, biricik hukumdar olan Tanrı yucedir. Onun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kuran´ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim ilmimi arttır

    [115] Andolsun, biz bundan once Adem´e ahid vermistik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık

    [116] Hani biz meleklere: "Adem´e secde edin" demistik, Iblis"in dısında (digerleri) secde etmislerdi, o ayak diremisti

    [117] Bunun uzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gercekten sana ve esine dusmandır; sakın sizi cennetten surup cıkarmasın, sonra mutsuz olursun

    [118] Suphesiz ki, senin acıkmaman ve cıplak kalmaman orda (cennette kalmana baglı)dır

    [119] Ve gercekten sen burada susamayacaksın ve gunes altında yanmayacaksın da

    [120] Sonunda seytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk agacını ve yok olmayacak bir mulku haber vereyim mi

    [121] Boylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine acılıverdi, uzerlerini cennet yapraklarından yamayıp ortmeye basladılar. Adem, rabbine karsı gelmis oldu da sasırıp kaldı

    [122] Sonra rabbi onu secti, tevbesini kabul etti ve dogru yola iletti

    [123] Dedi ki: "Kiminiz kiminize dusman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size benden bir yol gosterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o sasırıp sapmaz ve mutsuz olmaz

    [124] Kim de benim zikrimden yuz cevirirse, artık onun icin sıkıntılı bir gecim vardır ve biz onu kıyamet gunu kor olarak hasredecegiz

    [125] O da (soyle) demis olur: "Ben gormekte olan biriyken, beni niye kor olarak hasrettin rabbim

    [126] (Tanrı da) Der ki: "Iste boyle, sana ayetlerimiz gelmisti, fakat sen onları unuttun, bugun de sen iste boyle unutulmaktasın

    [127] Iste biz olcusuzce davrananları ve rabbinin ayetlerine inanmayanları boyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gercekten daha siddetli ve daha sureklidir

    [128] Kendilerinden onceki nesillerden nicelerini yıkıma ugratmamız, onları dogruya yoneltmedi mi? (Oysa bugun kendileri) onların kaldıkları yerlerde [tarihi kalıntıları uzerinde] gezinip duruyorlar. Suphesiz bunda sagduyu sahipleri icin ayetler vardır

    [129] Eger rabbinden gecmis bir soz ve adı konulmus bir ecel olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kacınılmaz olurdu

    [130] Su halde onların soylediklerine karsı sabırlı ol, gunesin dogusundan ve batısından once rabbini hamd ile tesbih et (yucelt). Gecenin bir bolumunde ve gunduzun uclarında da tesbihte bulun ki hosnut olabilesin

    [131] Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek icin yararlandırdıgımız dunya hayatının susune gozunu dikme. Senin rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha sureklidir

    [132] Ehline namazı buyur ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. Sonuc da takvanındır

    [133] Dediler ki: "Bize kendi rabbinden bir ayet getirmesi gerekmez miydi?" Onlara onceki kitaplarda acık belgeler gelmedi mi

    [134] Eger biz onları bundan onceki bir azab ile yıkıma ugratmıs olsaydık, suphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elci gonderseydin de, kuculmeden ve asagılanmadan once senin ayetlerine tabi olsaydık

    [135] De ki: "Herkes gozetlemektedir; siz de gozleyip durun. Sonunda, dumduz (dosdogru) yolun sahipleri kimlermis ve dogru yola ulasan kimlermis, pek yakında ogreneceksiniz

    Enbiyâ

    Surah 21

    [1] Insanları sorgulama (zamanı) yaklastı, kendileri ise gaflet icinde yuz ceviriyorlar

    [2] Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar

    [3] Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldastılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beser degil mi"? Oyleyse, goz gore gore buyuye mi geleceksiniz

    [4] Dedi ki: "Benim rabbim, gokte ve yerde soylenen sozu bilir; O, isitendir, bilendir

    [5] Hayır" dediler. "(Bunlar) Karmakarısık duslerdir; hayır, onu kendisi uydurmustur; hayır, o bir sairdir. Boyle degilse, oncekilere gonderildigi gibi bize de bir ayet getirsin

    [6] Kendilerinden evvel yıkıma ugrattıgımız hic bir ulke (halkı) inanmamıstı; simdi bunlar mı inanacak

    [7] Biz senden once de kendilerine vahyettigimiz erkekler dısında elci gondermedik. Eger bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun

    [8] Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar olumsuz degillerdi

    [9] Sonra onlara verdigimiz soze sadık kaldık, boylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da olcusuz davrananları yıkıma ugrattık

    [10] Andolsun, size (butun durumlarınızı kapsayan) zikrinizin icinde bulundugu bir Kitap indirdik. Yine de akletmeyecek misiniz

    [11] Biz, zulmeden ulkelerden nicesini kırıp gecirdik ve bunun ardından bir baska kavmi meydana getirdik

    [12] Bizim zorlu azabımızı hissettikleri zaman, oradan buyuk bir hızla uzaklasıp kacıyorlardı

    [13] Uzaklasıp kacmayın, icinde sımarıp azdıgınız refaha ve yurtlarınıza donun; cunku sorguya cekileceksiniz

    [14] Yazıklar bize" dediler. "Gercekten biz, zalimmisiz

    [15] Onların bu yakınmaları, biz onları bicilmis ekin, sonmus ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı

    [16] Biz, bir ´oyun ve oyalanma konusu´ olsun diye gogu, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık

    [17] Eger bir ´oyun ve oyalanma´ edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, boyle yapardık

    [18] Hayır, biz hakkı batılın ustune fırlatırız, o da onun beynini darmadagın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmistir. (Tanrı´ya karsı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size

    [19] Goklerde ve yerde kim varsa O´nundur. O´nun yanında olanlar, O´na ibadet etmekte buyukluge kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar

    [20] Gece ve gunduz, hic durmaksızın tesbih ederler

    [21] Yoksa onlar, yerden bir takım tanrılar edindiler de, onlar mı (oluleri) diriltecekler

    [22] Eger her ikisinde (gokte ve yerde) Tanrı´nın dısında tanrılar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmisti. Arsın rabbi olan Tanrı onların nitelendiregeldikleri seylerden yucedir

    [23] O, yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya cekilirler

    [24] Yoksa O´ndan baska tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin kanıt (burhan)ınızı getirin. Iste benimle birtikte olanların zikri (Kitabı) ve benden oncekilerin de zikri." Hayır, onların cogu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yuz ceviriyorlar

    [25] Senden once hic bir elci gondermedik ki, ona sunu vahyetmis olmayalım: "Benden baska tanrı yoktur, oyleyse bana ibadet edin

    [26] Rahman cocuk edindi" dediler. O, (bu yakıstırmadan) yucedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık gorulmus kullardır

    [27] Onlar sozle (bile olsa) O´nun onune gecmezler ve onlar O´nun buyruguyla yapıp etmektedirler

    [28] O, onlerindekini ve arkalarındakini bilir onlar sefaat etmezler (kendisinden) hosnut olunandan baska. Ve onlar, O´nun hasmetinden icleri titremekte olanlardır

    [29] Onlardan her kim: "Gercekten ben, O´nun dısında bir tanrıyım" diyecek olsa, bu durumda biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz boyle cezalandırırız

    [30] O kufredenler gormuyorlar mı ki, (baslangıcta) goklerle yer, birbiriyle bitisik iken biz onları ayırdık ve her canlı seyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı

    [31] Yeryuzunde, onları sarsmasın diye, sabit daglar yarattık ve dogru gidebilsinler diye genis yollar actık

    [32] Gokyuzunu korunmus bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yuz ceviriyorlar

    [33] Geceyi, gunduzu, gunesi ve ayı yaratan O´dur her biri bir yorungede yuzup gidiyor

    [34] Senden once hic bir besere olumsuzlugu vermedik; simdi sen olursen onlar olumsuz mu kalacaklar

    [35] Her nefs olumu tadıcıdır. Biz sizi, serle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize donduruleceksiniz

    [36] Kufredenler seni gorduklerinde, seni yalnızca alay konusu ediyorlar (ve:) "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.) Oysa Rahmanın zikrine kufredenler kendileridir

    [37] Insan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında gosterecegim. Simdi hemen acele etmeyin

    [38] Eger dogruyu soyluyor iseniz, bu vaid (edilen gunun sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler

    [39] O kufredenler, yuzlerinden ve sırtlarından atesi puskurtemeyecekleri ve hic yardım alamayacakları zamanı bir bilselerdi

    [40] Hayır, onlara apansız gelecek de, boylece onları saskına cevirecek; artık ne onu geri cevirmeye gucleri yetecek ve ne onlara sure tanınacak

    [41] Andolsun, senden onceki elcilerle de alay edildi, fakat iclerinden kucuk dusurenleri, o alaya aldıkları (azap) sarıp kusatıverdi

    [42] De ki: "Gece ve gunduz sizi Rahman´dan kim koruyabilir?" Hayır, onlar rablerini zikirden yuz cevirenlerdir

    [43] Yoksa bize karsı kendilerini, engelleyerek koruyabilecek tanrıları mı var? Onların kendi nefslerine bile yardıma gucleri yetmez ve onlar bizden yakınlık bulamazlar

    [44] Evet, biz onları ve atalarını yararlandırdık; oyle ki, omur onlara (hic bitmeyecekmis gibi) uzun geldi. Fakat simdi, bizim gercekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte oldugumuzu gormuyorlar mı? Su halde, ustun gelenler onlar mı

    [45] De ki: "Ben sizi yalnızca vahiy ile uyarıp korkutuyorum. Ancak sagır olanlar, uyarıldıklarında cagrıyı isitmezler

    [46] Andolsun, onlara rabbinin azabından "bir ufak esinti" dokunacak olsa hic tartısmasız; "Eyvahlar bize, gercekten bizler zulme sapanlarmısız" diyecekler

    [47] Biz ise, kıyamet gunune ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hic bir nefis hic bir seyle haksızlıga ugramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap goruculer olarak biz yeteriz

    [48] Andolsun, biz Musa´ya ve Harun´a, takva sahipleri icin bir aydınlık ve bir ogut (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik

    [49] Onlar rablerine karsı gayb ile (O´nu gormedikleri halde) bir hasyet icindedirler ve onlar, kıyamet saatinden ´icleri titremekte olanlardır.´

    [50] Bu, bizim ona indirdigimiz mubarek bir zikirdir. Su halde onu inkar edecek olanlar siz misiniz

    [51] Andolsun, bundan once Ibrahim´e rusdunu vermistik ve biz onu (dogruyu secme yeteneginde oldugunu) bilenlerdik

    [52] Hani babasına ve kavmine demisti ki: "Sizin, karsılarında bel bukup egilmekte oldugunuz bu temsili heykeller nedir

    [53] Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler

    [54] Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apacık bir sapıklık icindesiniz

    [55] Sen bize gercegi mi getirdin, yoksa (benimle) oyun oynayanlardan mısın

    [56] Hayır dedi. "Sizin rabbiniz goklerin ve yerin rabbidir, onları kendisi yaratmıstır (fatarahunne) ve ben de buna sehadet edenlerdenim

    [57] Andolsun Tanrı´ya, sizler arkanızı donup gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracagım

    [58] Boylece o, yalnızca buyukleri haric olmak uzere onları paramparca etti; belki ona basvururlar diye

    [59] Bizim tanrılarımıza bunu kim yaptı? Suphesiz o, zalimlerden biridir" dediler

    [60] Kendisine Ibrahim denilen bir gencin bunları diline doladıgını isittik" dediler

    [61] Dediler ki: "Oyleyse, onu insanların gozu onune getirin ki ona (nasıl bir ceza verecegimize) sahid olsunlar

    [62] Dediler ki: "Ey Ibrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın

    [63] Hayır" dedi. "Bu yapmıstır, bu onların buyukleridir; eger konusabiliyorsa, siz onlara soruverin

    [64] Bunun uzerine kendi vicdanlarına basvurdular da; "Gercek su ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler

    [65] Sonra yine tepeleri ustune ters donduler: "Andolsun, bunların konusamayacaklarını sen de bilmektesin

    [66] Dedi ki: "O halde, Tanrı´yı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan seylere mi tapıyorsunuz

    [67] Yuh size ve Tanrı´dan baska taptıklarınıza. Siz yine de akletmeyecek misiniz

    [68] Dediler ki: "Eger (bir sey) yapacaksanız, onu yakın ve tanrılarınıza yardımda bulunun

    [69] Biz de dedik ki: "Ey ates, Ibrahim´e karsı soguk ve esenlik ol

    [70] Ona bir duzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha cok husrana ugrayanlar kıldık

    [71] Onu ve Lut´u kurtarıp icinde, alemler (insanlık) icin bereketler kıldıgımız yere (ulkeye) cıkardık

    [72] Ona Ishak´ı armagan ettik, ustune de Yakub´u; her birini salihler kıldık

    [73] Ve onları kendi buyrugumuzla hidayete yonelten imamlar kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi

    [74] Lut´a da bir hukum ve ilim verdik ve onu cirkin isler yapmakta olan sehirden kurtardık, suphesiz onlar, bozulmaya ugrayan fasıklar kavmi olmuslardı

    [75] Onu rahmetimize soktuk, cunku o, salihlerdendi

    [76] Nuh da; daha once cagrıda bulundugu zaman, biz onun cagrısına cevap verdik, onu ve ehlini (ailesini) buyuk bir uzuntuden kurtardık

    [77] Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden ´ona yardım edip ocunu aldık.´ Suphesiz onlar kotu bir kavimdi, biz de onların tumunu suya batırıp bogduk

    [78] Davud ve Suleyman da; hani kavmin hayvanlarının icine girip yayıldıgı ekin tarlaları konusunda hukum yurutuyorlardı. Biz onların hukmune sahid idik

    [79] Biz bunu (hukmu) Suleyman´a kavrattık (fefehhemnaha), her birine hukum ve ilim verdik. Davud ile birtikte tesbih etsinler diye, daglara ve kuslara boyun egdirdik. (Bunları ) Yapanlar biz idik

    [80] Ve sizin icin ona, zorlu savasınızda sizi korusun diye, ´(madeni) giyim sanatını´ ogrettik. Buna ragmen siz sukredenler misiniz

    [81] Suleyman icin de fırtına biciminde esen ruzgara (boyun egdirdik) ki, kendi buyruguyla icinde bereketler kıldıgımız yere akıp giderdi. Biz her seyi bilenleriz

    [82] Onun icin denizde dalgıclık yapan ve bundan baska is(ler) de goren seytanlardan kimseleri de (emrine verdik) Biz onların koruyucuları idik

    [83] Eyup de; hani o rabbine cagrıda bulunmustu: "Suphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın

    [84] Boylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik, ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler icin bir zikir olmak uzere ehlini (ailesini) ve onlarla birlikte bir katını daha verdik

    [85] Ismail, Idris ve Zulkifl, hepsi sabredenlerdendi

    [86] Onları rahmetimize soktuk, suphesiz onlar salih kimselerdi

    [87] Balık sahibi (Yunus´u da); hani o, kızmıs vaziyette gitmisti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya dusurmeyecegimizi / sıkıstırmayacagımızı / ele gecirmeyecegimizi sanmıstı. (Balıgın karnındaki) Karanlıklar icinde: "Senden baska tanrı yoktur, sen yucesin, gercekten ben zulmedenlerden oldum" diye cagrıda bulunmustu

    [88] Bunun uzerine duasına icabet ettik ve onu uzuntuden kurtardık. Iste biz inanclıları da boyle kurtarırız

    [89] Zekeriya da; hani rabbine cagrıda bulunmustu: "Rabbim, beni yalnız basıma bırakma, sen mirascıların en hayırlısısın

    [90] Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya´yı armagan ettik, esini de dogurmaya elverisli kıldık. Gercekten onlar hayırlarda yarısırlardı. Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gosterirlerdi

    [91] Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan ufledik, onu ve cocugunu insanlıga bir ayet kıldık

    [92] Gercekten, sizin bu ummetiniz tek bir ummettir. Ben de sizin rabbinizim, oyleyse bana ibadet ediniz

    [93] Onlar, buyruklarını kendi aralarında parca parca dagıttılar [dinlerinde bolunmeler yaptılar]; hepsi bize doneceklerdir

    [94] Artık kim inanclı olarak salih amellerde bulunursa, onun cabası icin (karsılık olarak) kufran yoktur. Suphesiz biz onun yazıcılarıyız

    [95] Yıkıma ugrattıgımız bir ulkeye (tekrar dunya hayatı) imkansız (haram)dır; hic suphesiz onlar, (dunyaya) bir daha geri donmeyecekler

    [96] Yecuc ve Mecuc(un sedleri) acıldıgında, onlar her bir tepeden akın ederler. Gercek olan vaad yaklasmıstır, iste o zaman, kufredenlerin gozleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet icindeydik hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler)

    [97] Yecuc ve Mecuc(un sedleri) acıldıgında, onlar her bir tepeden akın ederler. Gercek olan vaad yaklasmıstır, iste o zaman, kufredenlerin gozleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet icindeydik hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler)

    [98] Gercekten siz de, Tanrı´nın dısında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz; siz ona varacaksınız

    [99] Eger onlar (gercek) tanrılar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tumu icinde temelli kalıcıdırlar

    [100] Orda kendileri icin ´kemikleri catırdatan inlemeler´ vardır. Onlar orda isitmezler de

    [101] Ama bizden kendilerine guzellik gecmis bulunanlar; iste, onlar, ondan uzaklastırılmıslardır

    [102] Onun ugultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladıgı (sayısız nimet) icinde ebedi kalıcıdırlar

    [103] Onları, o en buyuk korku huzne kaptırmaz ve: "Iste bu sizin gununuzdur, size vaadedilmisti" diye melekler onları karsılayacaklardır

    [104] Bizim, gogu kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacagımız gun, ilk yaratmaya basladıgımız gibi yine onu (eski durumuna) iade edecegiz. Bu, bizim uzerimizde bir vaaddir. Elbette, biz yapıcılarız

    [105] Andolsun biz zikirden sonra Zebur´da da: "Suphesiz arza salih kullarım varisci olacaktır" diye yazdık

    [106] Gercek su ki, kulluk eden bir topluluk icin bunda (Kuran´da) ´acık bir mesaj´ (veya gercek bir cıkıs yolu) vardır

    [107] Biz seni alemler icin yalnızca bir rahmet olarak gonderdik

    [108] De ki: "Gercekten bana: "Sizin tanrınız yalnızca bir tek tanrıdır diye vahyolunuyor; artık siz musluman olacak mısınız

    [109] Buna ragmen yuz cevirecek olurlarsa, de ki: "Size esitlik uzere acıklamada bulundum. Tehdit edildiginiz (sorgu ve azab) gunu yakın mı, uzak mı, bilemem

    [110] Suphesiz O, sozun acıkta soylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir

    [111] Bilemem belki bu (surenin acıklanmaması), sizin icin bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır

    [112] (Tanrı Elcisi) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hukmet. Bizim rabbimiz, sizin her turlu nitelendirmelerinize karsı yardımına sıgınılan Rahmandır

    Hac

    Surah 22

    [1] Ey insanlar, rabbinizden korkup sakının, cunku kıyamet saatinin sarsıntısı buyuk bir seydir

    [2] Onu gordugunuz gun, her emzikli kendi emzirdigini unutup gececek ve her gebe kendi yukunu dusurecektir. Insanları da sarhos olmus gorursun, oysa onlar sarhos degillerdir. Ancak Tanrı´nın azabı pek siddetlidir

    [3] Insanlardan kimi, Tanrı hakkında bilgisi olmaksızın tartısır durur ve her azgın kaypak seytanının pesine duser

    [4] Ona yazılmıstır: "Kim onu veli edinirse, suphesiz o (seytan) onu sasırtıp saptırır ve onu cılgın atesin azabına yoneltir

    [5] Ey insanlar, eger dirilisten yana bir kusku icindeyseniz, gercek su ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, sonra yaratılıs bicimi belli belirsiz bir cignem et parcasından; size (kudretimizi) acıkca gostermek icin. Diledigimizi, adı konulmus bir ecele kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak cıkarıyoruz, sonra da erginlik cagına erismeniz icin (sizi buyutuyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hic bir sey bilmeme durumuna gelmesi icin omrun en asagı ucuna (yaslılıga) geri cevrilmektedir. Yeryuzunu kupkuru olu gibi gorursun, fakat biz onun uzerine suyu indirdigimiz zaman titresir, kabarır ve her guzel ciftten (urunler) bitirir

    [6] Iste boyle; suphesiz Tanrı, hakkın kendisidir ve suphesiz oluleri diriltir ve gercekten her seye guc yetirendir

    [7] Gercek su ki, kıyamet saati yaklasarak gelmektedir, onda suphe yoktur. Gercekten Tanrı kabirlerde olanları diriltecektir

    [8] Insanlardan kimi, hic bir bilgisi, yol gostericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Tanrı hakkında tartısır durur

    [9] Tanrı´nın yolundan saptırmak amacıyla ´gururla salınıp kasılarak´ (bunu yapar); dunyada onun icin asagılanma vardır, kıyamet gunu de yakıcı azabı ona tattıracagız

    [10] (Ey insan) Bu, senin ellerinin onden takdim ettikleridir. Suphesiz Tanrı, kullar icin zulmedici degildir

    [11] Insanlardan kimi, Tanrı´ya bir ucundan ibadet eder, eger kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eger kendisine bir fitne isabet edecek olursa yuzu ustu donuverir (kalebe). O, dunyayı kaybetmistir, ahireti de. Iste bu, apacık bir kayıptır

    [12] Tanrı´dan baska, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan seylere yakarır. Iste bu, en uzak bir sapıklıktır

    [13] (Ya da) Zararı, yararından daha yakın olana tapar; ne kotu yardımcı ve ne kotu yoldastır

    [14] Suphesiz Tanrı, inanıp salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gercekten Tanrı her istedigini yapar

    [15] Kim, Tanrı´nın ona, dunyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyecegini sanıyorsa, goge bir arac uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurdugu duzen, onun ofkesini giderebilecek mi

    [16] Iste biz onu (Kuran´ı) apacık ayetler olarak indirdik; suphesiz Tanrı, diledigini hidayete yoneltir

    [17] Gercekten inananlar, Yahudiler, Sabiiler, Hristiyanlar, Mecusiler ve sirk kosanlar; suphesiz Tanrı, kıyamet gunu aralarını ayıracaktır. Dogrusu Tanrı her seyin uzerinde sahid olandır

    [18] Gormedin mi ki, gercekten goklerde ve yerde olanlar, gunes, ay, yıldızlar, daglar, agaclar, hayvanlar ve insanlardan bircogu Tanrı´ya secde etmektedirler. Bircogu uzerine azab hak olmustur. Tanrı kimi asagılık kılarsa, artık onun icin bir yuceltici yoktur. Suphesiz Tanrı diledigini yapar

    [19] Iste bunlar cekisen iki gruptur, rableri konusunda cekistiler. Iste o kufredenler, onlar icin atesten elbiseler bicilmistir; basları ustunden de kaynar su dokulur

    [20] Bununla karınları icinde olanlar ve derileri eritilmis olur

    [21] Onlar icin demirden kamcılar vardır

    [22] Ne zaman oradan, sarsıcı uzuntuden cıkmak isterlerse, oraya geri cevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın" (denir)

    [23] Hic kuskusuz Tanrı, inananları ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle suslenirler; oradaki elbiseleri ipek(ten)dir

    [24] Onlar sozun en guzeline iletilmislerdir ve ovulen dogru yola iletilmislerdir

    [25] Gercek su ki, kufredip Tanrı yolundan ve yerlilerle dısarıdan gelenler icin esit olarak (haram ve kıble) kıldıgımız Mescid-i Haram´dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab tattırırız

    [26] Hani biz Ibrahim´e Evin (Kabe´nin) yerini belirtip hazrladıgımız zaman (soyle emretmistik:) "Bana hic bir seyi ortak kosma, tavaf edenler, kıyam edenler, rukua ve sucuda varanlar icin Evimi tertemiz tut

    [27] Insanlar icinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun dusmus develer ustunde sana gelsinler

    [28] Kendileri icin bir takım yararlara sahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdigi (kurbanlık) hayvanlar uzerine belli gunlerde (kurban adarken) Tanrı´nın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk ceken yoksulu da doyurun

    [29] Sonra kirlerini gidersinler ve adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik´i tavaf etsinler

    [30] Iste boyle; kim Tanrı´nın haram kıldıklarını (gozetip hukumlerini) yuceltirse Rabbinin katında kendisi icin hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dısındaki hayvanlar helal kılındı. Oyleyse igrenc bir pislik olan putlardan kacının; yalan soz soylemekten de kacının

    [31] Hanifler olarak O´na (hic bir) ortak kosmaksızın. Kim Tanrı´ya ortak kosarsa, sanki o gokten dusmus de onu bir kus kapıvermis veya ruzgar onu ıssız bir yere surukleyip atmıs gibidir

    [32] Iste boyle; kim Tanrı´nın siarlarını yuceltirse, suphesiz bu, kalplerin takvasındandır

    [33] Onlarda sizin icin adı konulmus bir ecele kadar yararlar vardır. Sonra onların yerleri Beyt-i Atik´tir

    [34] Biz her ummet icin bir ´mensek´ kıldık, O´nun kendilerine rızık olarak verdigi (kurbanlık) hayvanlar uzerine Tanrı´nın adını ansınlar diye. Iste sizin tanrınız bir tek tanrıdır; artık yalnızca O´na teslim olun. Sen alcak gonullu olanlara mujde ver

    [35] Onlar ki, Tanrı anıldıgı zaman kalpleri urperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdogru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir

    [36] Iri cusseli develeri size Tanrı´nın isaretlerinden kıldık, sizler icin onlarda bir hayır vardır. Oyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuscasına ayakta durup) bogazlanırken Tanrı´nın adını anın; yanları uzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. Iste boyle, onlara sizin icin boyun egdirdik, umulur ki sukredersiniz

    [37] Onların etleri ve kanları kesin olarak Tanrı´ya ulasmaz, ancak O´na sizden takva ulasır. Iste boyle, onlara sizin icin boyun egdirmistir; O´nun size hidayet vermesine karsılık Tanrı´yı tekbir etmeniz icin. Guzellikte bulunanlara mujde ver

    [38] Suphesiz Tanrı, (musriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) inananlardan uzaklastırmaktadır. Gercekten Tanrı hain ve (pek) kafir olan kimseyi sevmez

    [39] Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karsı savas acılana (muminlere, savasma) izni verildi. Suphesiz Tanrı, onlara yardım etmeye guc yetirendir

    [40] Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Tanrı´dır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından surgun edilip cıkarıldılar. Eger Tanrı´nın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye ugratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve icinde Tanrı´ın isminin cokca anıldıgı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Tanrı kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Suphesiz Tanrı, guclu olandır, aziz olandır

    [41] Onlar ki, yeryuzunde kendilerini yerlestirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdogru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu buyururlar, munkerden sakındırırlar. Butun buyrukların sonu Tanrı´yadır / Tanrı´ya aittir

    [42] Eger seni yalanlıyorlarsa, onlardan once Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıstı

    [43] Ibrahim´in kavmi ve Lut´un kavmi de

    [44] Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıstı). Musa da yalanlanmıstı. Boylelikle ben, o kafirlere bir sure tanıdım sonra onları yakalayıverdim. Nasılmıs benim inkarım

    [45] (Halkı) Zulmediyorken yıkıma ugrattıgımız nice ulkeler vardır ki, simdi onların altları ustlerine gelmis ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmis bulunmakta), yuksek sarayları (cın cın otmektedir)

    [46] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı, boylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve isitebilecek kulakları oluversin? Cunku dogrusu, gozler kor olmaz ancak sinelerdeki kalpler korelir

    [47] Onlar senden, azabın carcabuk getirilmesini istiyorlar. Tanrı vaadine kesin olarak muhalefet etmez. Gercekten, senin rabbinin katında bir gun sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir

    [48] Nice ulkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken ben ona bir sure tanıdım, sonra yakalayıverdim; donus yalnızca banadır

    [49] De ki: "Ey insanlar, gercekten ben sizin icin yalnızca bir uyarıcıyım

    [50] Buna gore, inanıp salih amellerde bulunanlar, onlar icin bir bagıslanma (magrifet) ve ustun bir rızık vardır

    [51] Ayetlerimiz konusunda acze dusurucu cabalar harcayanlar, alevli atesin halkıdır

    [52] Biz senden once hic bir resul ve nebi gondermis olmayalım ki, o bir dilekte bulundugu zaman, seytan, onun diledigine (bir kusku vaya sapma unsuru) katıp bırakmıs olmasın. Ama Tanrı, seytanın katıp bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini saglamlastırıp pekistirir. Tanrı, gercekten bilendir hukum ve hikmet sahibidir

    [53] Seytanın (bu tur) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her turlu) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Tanrı´nın) bir deneme kılması icindir. Suphesiz zalimler, (gercegin kendisinden) uzak bir ayrılık icindedirler

    [54] (Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kuran´ın) hic tartısmasız rablerinden olan bir gercek oldugunu bilmeleri icin; boylelikle ona, inansınlar ve kalpleri ona tatmin bulmus olarak baglansın. Suphesiz Tanrı inananları dosdogru yola yoneltir

    [55] Kufredenler ise, kıyamet saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye ugramıs (akim, verimsiz) bir gunun azabı onlara yetisinceye kadar ondan (Kuran´dan) yana suphe icinde surgit kalacaklardır

    [56] Mulk, o gun yalnızca Tanrı´nındır. O, aralarında hukmedecektir. Artık inanıp salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmıs cennetler icindedirler

    [57] Kufredip ayetlerimizi yalanlayanlar; artık onlar icin asagılatıcı bir azab vardır

    [58] Tanrı yolunda hicret edip oldurulen veya olenlere gelince muhakkak Tanrı, onları guzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Suphesiz Tanrı, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [59] Onları, kendisinden gercekten hosnut kalacakları bir yere sokacaktır. Suphesiz Tanrı, bilendir, halimdir

    [60] Iste boyle; her kim kendisine yapılan haksızlıgın benzeriyle karsılık verir, sonra aleyhine ´azgınlık ve saldırıda´ bulunulursa, Tanrı, mutlaka ona yardım eder. Suphesiz Tanrı, affedicidir, bagıslayıcıdır

    [61] Iste boyle; cunku Tanrı geceyi gunduze baglayıp katar ve gunduzu geceye baglayıp katar. Suphesiz Tanrı, isitendir, gorendir

    [62] Iste boyle; cunku Tanrı, hakkın ta kendisidir. O´nun dısında, onların taptıkları ise, suphesiz batılın ta kendisidir. Gercekten Tanrı, yucedir, buyuktur

    [63] Gormedin mi, Tanrı, gokten su indirdi, boylece yeryuzu yemyesil donatıldı. Suphesiz Tanrı, lutfedicidir, her seyden haberdardır

    [64] Goklerde ve yerde her ne varsa O´nundur. Suphesiz Tanrı, hic bir seye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, ovulmeye layık olandır

    [65] Gormedin mi, Tanrı, yerdekileri ve denizde onun buyruguyla akıp giden gemileri sizin yararınıza / kullanımınıza verdi. Ve izni olmadıkca, gogu yerin ustune dusmekten alıkoyar. Suphesiz Tanrı, insanlara karsı sefkatlidir, cok merhametlidir

    [66] Sizi diri tutan, sonra oldurecek, sonra da diriltecek olan O´dur. Gercekten insan (pek) kafirdir

    [67] Biz her ummete bir ´ibadet tarzı´ (mensek) kıldık, onlar bu tarz uzere ibadet etmektedirler. Oyleyse, buyrukta seninle cekismesinler. Sen rabbine cagır. Suphesiz sen dosdogru bir hidayet uzerindesin

    [68] Eger seninle mucadeleye girisirlerse de ki: "Tanrı yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir

    [69] Tanrı, kıyamet gunu, kendisinde ihtilafa dustugunuz sey hakkında aranızda hukmedecektir

    [70] Tanrı´nın, gokte ve yerde olanların hepsini bilmekte oldugunu bilmiyor musun? Gercekten bunlar bir kitaptadır. Hic suphesiz bunlar(ı bilmek), Tanrı icin pek kolaydır

    [71] Onlar, Tanrı´yı bırakıp da (Tanrı´nın) kendisine bir delil indirmedigi ve haklarında (hic bir) bilgileri olmayan seylere tapıyorlar. Zulmedenler icin hic bir yardımcı yoktur

    [72] Onlara karsı apacık olan ayetlerimiz okundugu zaman, sen o kufredenlerin yuzlerindeki inkarı tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karsı ayetlerimizi okuyanın uzerine cullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kotu olanını haber vereyim mi? Ates... Tanrı, onu kufredenlere vaadetmis bulunmaktadır; ne kotu bir duraktır

    [73] Ey insanlar, (size) bir ornek verildi; simdi onu dinleyin. Sizin, Tanrı´nın dısında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun icin bir araya gelseler dahi- gercekten bir sinek bile yaratamazlar. Eger sinek onlardan bir sey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. Isteyen de gucsuz, istenen de

    [74] Onlar, Tanrı´nın gercek gucunu olcemediler / degerlendiremediler veya onlar Tanrı´nın gucunu gercekten / gerektigi gibi degerlendiremediler. De ki: Kuskusuz Tanrı guc sahibidir, azizdir

    [75] Tanrı, meleklerden elciler secer ve insanlardan da. Suphesiz Tanrı isitendir, gorendir

    [76] O onlerindekini ve arkalarındakini bilir ve (butun) buyruklar Tanrı´ya dondurulur

    [77] Ey inananlar, ruku edin, secdeye varın, rabbinize ibadet edin ve hayır isleyin, umulur ki kurtulus bulursunuz

    [78] Tanrı adına gerektigi gibi cihad edin. O, sizleri secmis ve din konusunda size bir gucluk yuklememistir, atanız Ibrahim´in dini(nde oldugu gibi). O (Tanrı ) bundan daha once de, bunda (Kuran´da) da sizi "muslumanlar" olarak isimlendirdi; elci sizin uzerinize sahid olsun, siz de insanlar uzerine sahidler olasınız diye. Artık dosdogru namazı kılın, zekatı verin ve Tanrı´ya sarılın; sizin Mevlanız O´dur. Iste, ne guzel mevla ve ne guzel yardımcı

    Mü'minûn

    Surah 23

    [1] Inanclılar gercekten felah bulmustur

    [2] Onlar namazlarında husu icinde olanlardır

    [3] Onlar, ´tumuyle bos´ seylerden yuz cevirenlerdir

    [4] Onlar, zekata iliskin (soz ve gorevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir

    [5] Ve onlar ırzlarını koruyanlardır

    [6] Ancak esleri ya da sag ellerinin sahip olduklarına karsı (tutumları) haric; bu konuda kınanmıs degillerdir

    [7] Fakat kim bundan otesini ararsa, artık onlar sınırı cigneyenlerdir

    [8] (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir

    [9] Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır

    [10] Iste (yeryuzunun hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır

    [11] Ki onlar Firdevs (cennetlerine) de varis olacaklardır; icinde de ebedi olarak kalacaklardır

    [12] Andolsun, biz insanı, suzme bir camurdan yarattık

    [13] Sonra onu bir su damlası olarak, savunması saglam bir karar yerine yerlestirdik

    [14] Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alakı bir cignem et parcası olarak yarattık; daha sonra o cignem et parcasını kemik olarak yarattık; boylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir baska yaratısla onu insa ettik. Yaratıcıların en guzeli olan Tanrı, ne yucedir

    [15] Sonra bunun ardından siz gercekten olecek olanlarsınız

    [16] Sonra siz gercekten kıyamet gunu diriltileceksiniz

    [17] Andolsun, biz sizin ustunuzde yedi yol yarattık; biz yaratmada gafiller degiliz

    [18] Biz gokten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryuzunde yerlestirdik; suphesiz biz onu (kurutup) giderme gucune de sahibiz

    [19] Boylelikle bununla size hurmalıklardan, uzumluklerden bahceler, baglar getistirdik, iclerinde cok sayıda yemisler vardır; sizler onlardan yemektesiniz

    [20] Ve (daha cok) Tur-i Sina´da cıkan bir agac (turu de yarattık); o yaglı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (urun vermekte)dir

    [21] Gercekten hayvanlarda da sizin icin bir ders (ibret) vardır; karınlarının icinde olanlardan size icirmekteyiz ve onlarda sizin icin daha bircok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz

    [22] Onların uzerinde ve gemilerde tasınmaktasınız

    [23] Andolsun biz Nuh´u kendi kavmine (elci olarak) gonderdik. Boylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Tanrı´ya kulluk edin. Onun dısında sizin baska tanrınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız

    [24] Bunun uzerine, kavminden kufreden onde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beserden baskası degildir. Size karsı ustunluk elde etmek istiyor. Eger Tanrı (one surduklerini) dilemis olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz gecmis atalarımızdan da bunu isitmis degiliz

    [25] O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan baskası degildir, onu belli bir sure gozetleyin

    [26] Rabbim" dedi (Nuh) "Beni yalanlamalarına karsılık, bana yardım et

    [27] Boylelikle biz ona: "Gozetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim buyrugumuz gelip de tandır kızısınca, onun icine her (tur hayvandan) ikiser cift ile, iclerinden aleyhlerine soz gecmis olanlar dısında ehlini (aileni) de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, cunku onlar bogulacaklardır" diye vahyettik

    [28] Boylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiginde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Tanrı´ya hamdolsun

    [29] Ve de ki: "Rabbim. Beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın

    [30] Hic suphesiz bunda ayetler vardır ve biz gercekten denemeden geciririz

    [31] Sonra onların ardından bir baska insan nesli yaratıp insa ettik

    [32] Onlara da kendi iclerinden: "Tanrı´ya ibadet edin. O´nun dısında sizin baska tanrınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye iclerinden bir elci gonderdik

    [33] Kendi kavminden, kufredip ahirete kavusmayı yalanlayan ve kendilerine dunya hayatında refah verdigimiz onde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beserden baskası degildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve ictiklerinizden icmektedir

    [34] Eger sizin benzeriniz olan bir besere boyun egecek olursanız, andolsun, siz gercekten husrana ugrayanlar olursunuz

    [35] O, oldugunuz, toprak ve kemik haline geldiginiz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) cıkarılacagınızı mı vaadediyor

    [36] Heyhat, size vaadedilen seye heyhat

    [37] O (butun gercek), yalnızca bizim (yasamakta oldugumuz bu) dunya hayatımızdan ibarettir; oluruz ve yasarız, biz diriltilecekler degiliz

    [38] O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Tanrı´ya karsı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanclı (olacak) degiliz

    [39] (Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karsı bana yardım et

    [40] (Tanrı) Dedi ki: "Az bir sure (bekle), onlar gerceklen pisman olacaklar

    [41] Derken, hak (ettikleri cezaya karsılık) olmak uzere, o korkunc cıglık onları yakalayıverdi. Boylece onları bir supruntu kılıverdik. Zulmeden kavim icin yıkım olsun

    [42] Sonra onların ardından baska nesiller yaratıp insa ettik

    [43] Ummetlerden hicbiri, kendisine tesbit edilmis eceli ne one alabilir, ne erteleyebilir

    [44] Sonra birbiri pesi sıra elcilerimizi gonderdik; her ummete kendi elcisi geldiginde onu yalanladılar. Boylece biz de onları [yıkıma ugratıp yok etmede] kimini kiminin izinde yuruttuk ve onları [tarihin anlatıp aktardıgı] bir olay kıldık. Inanmayan kavim icin yıkım olsun

    [45] Sonra Musa ve kardesi Harun´u ayetlerimizle ve apacık bir delille gonderdik

    [46] Firavun´a ve ileri gelen cevresine; fakat onlar buyuklendiler. Onlar, ´buyuklenen, zorba´ bir topluluktu

    [47] Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki besere mi inanacakmısız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kolelikte) bulunmaktadırlar

    [48] Boylece onları yalanladılar ve yıkıma ugrayanlardan oldular

    [49] Andolsun, biz Musa´ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye

    [50] Biz, Meryem´in oglunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverisli ve akar suyu olan bir tepede yerlestirdik

    [51] Ey elciler, guzel ve temiz olan seylerden yiyin ve salih amellerde bulunun, cunku gercekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum

    [52] Iste sizin ummetiniz bir tek ummettir ve ben de sizin rabbinizim; oyleyse benden korkup sakının

    [53] Ancak onlar, buyruklarını kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde bolduler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir

    [54] Artık sen onları, belli bir sureye kadar kendi gafletleri icinde bırak

    [55] Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdigimiz mal ve cocuklarla

    [56] Biz onların hayırlarına kosuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar suurunda degiller

    [57] Gercekten, rablerine olan hasyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar

    [58] Rablerinin ayetlerine inananlar

    [59] Rablerine ortak kosmayanlar

    [60] Ve gercekten rablerine donecekler diye vermekte olduklarını kalpleri urpererek verenler

    [61] Iste onlar, hayırlarda yarısmaktadırlar ve onlar bundan dolayı one gecmektedirler

    [62] Hic kimseye guc yetireceginden fazlasını yuklemeyiz; elimizde hakkı soylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hic bir haksızlıga ugratılmazlar

    [63] Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet icindedir. Ustelik onların, bunun dısında yapmakta oldukları (birtakım seyler) vardır onlar bunun icin calısmaktadırlar

    [64] Nihayet, onların refahtan sımaran onde gelenlerini azab ile yakalayıverdigimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar

    [65] Bugun feryad etmeyin, cunku bizden yardım goremezsiniz

    [66] Gercekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız uzerinde geri donuyordunuz

    [67] Buna (ayetlerime) karsı buyukluk taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz

    [68] Onlar, yine de o sozu (Kuran´ı) geregi gibi dusunmediler mi, yoksa onlara, gecmisteki atalarına gelmeyen bir sey mi geldi

    [69] Ya da kendi elcilerini tanımadılar mı ki, simdi onu inkar ediyorlar

    [70] Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmis bulunmaktadır ve onların cogu hakkı cirkin karsılıyorlar

    [71] Eger hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hic tartısmasız, gokler, yer ve bunların icinde olan herkes (ve her sey) bozulmaya ugrardı. Hayır, biz onlara kendi ´san ve seref´ (zikir)lerini getirmis bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yuz ceviriyorlar

    [72] Yoksa sen onlardan harac mı istiyorsun? Iste rabbinin haracı (dunya ve ahiret armaganı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [73] Gercekten sen onları dosdogru olan bir yola cagırıyorsun

    [74] Ancak ahirete inanmayanlar kuskusuz yoldan sapanlardır

    [75] Eger onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taskınlıkları icinde saskınca dolasmalarını surdurecekler

    [76] Andolsun, biz onları azabla yakalayıverdik, fakat yine de rablerine boyun egmediler ve yakarıp yalvarmadılar

    [77] Sonunda, uzerlerine azabı siddetli olan bir kapı actıgımızda, onlar bunun icinde saskına donup umutlarını kaybettiler

    [78] O, sizin icin kulakları, gozleri ve yurekleri (efideh) insa edendir; ne az sukrediyorsunuz

    [79] O, sizi yeryuzunde yaratıp turetendir ve hepiniz yalnızca O´na (dondurulup) toplanacaksınız

    [80] O, yasatan ve oldurendir; gece ile gunduzun aykırılıgı (veya ardarda gelisi) da O´nun (kanunu)dur. Yine de akletmeyecek misiniz

    [81] Hayır; onlar gecmistekilerin soylediklerinin benzerini soylediler

    [82] Dediler ki: "Oldugumuz, bir toprak ve bir kemik oldugumuz zaman, gercekten biz mi diriltilecek misiz

    [83] Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden onceki atalarımıza yapılmıstı; bu, gecmislerin uydurma masallarından baska bir sey degildir

    [84] De ki: "Eger biliyorsanız (soyleyin:) "Yeryuzu ve onun icinde olanlar kimindir

    [85] Tanrı´nındır" diyecekler. De ki: "Yine de ogut alıp dusunmeyecek misiniz

    [86] De ki: "Yedi gogun rabbi ve buyuk arsın rabbi kimdir

    [87] Tanrı´dır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız

    [88] De ki: "Eger biliyorsanız (soyleyin:) Her seyin melekutu (mulk ve yonetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor

    [89] Tanrı´nındır" diyecekler. De ki: "Oyleyse nasıl oluyor da boyle buyuleniyorsunuz

    [90] Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gercekten yalancıdırlar

    [91] Tanrı, hic bir cocuk edinmemistir ve O´nunla birlikte hic bir tanrı yoktur; eger olsaydı, her bir tanrı elbette kendi yarattıgını goturuverirdi ve (tanrıların) bir kısmına karsı ustunluk saglardı. Tanrı, onların nitelendiregeldiklerinden yucedir

    [92] Gaybı ve musahede edilebileni bilendir; onların ortak kostuklarından yucedir

    [93] De ki: "Rabbim, eger onlara vaadolunan (azab)ı mutlaka bana gostereceksen

    [94] Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin icinde bırakma

    [95] Gercek su ki biz, onları tehdit ettigimiz seyi suphesiz sana gosterme gucune sahibiz

    [96] Kotulugu en guzel olanla uzaklastır; biz onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz

    [97] Ve de ki: "Rabbim, seytanın kıskırtmalarından sana sıgınırım

    [98] Ve onların benim yanımda bulunmalarından da sana sıgınırım rabbim

    [99] Sonunda, onlardan birine olum geldigi zaman, der ki: "Rabbim, beni geri cevirin

    [100] Ki, geride bıraktıgım (dunya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gercekten bu, yalnızca bir sozdur, bunu da kendisi soylemektedir. Onların onlerinde diriltilip kaldırılacaklan gune kadar bir engel (berzah) vardır

    [101] Boylece Sur´a ufuruldugu zaman artık o gun aralarında soylar (veya soybagları) yoktur ve (ustunluk unsuru olarak soylulugu veya birbirlerine durumlarını) sorusturmazlar da

    [102] Artık kimin tartısı agır basarsa, iste onlar kurtulusa erenlerin ta kendileridir

    [103] Kimin tartısı hafif gelirse, iste onlar da kendi nefslerini husrana ugratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır

    [104] Ates, onların yuzlerini yalayarak yakar da onun icinde onlar, (etleri sıyrılmıs olarak sırıtan) disleriyle kalıverirler

    [105] Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler degil miydiniz

    [106] Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzlugumuz bize karsı ustun geldi, biz sapan bir topluluk imisiz

    [107] Rabbimiz, bizi (atesin) icinden cıkar, eger yine (inkara) donersek, artık gercekten zalim kimseler oluruz

    [108] Der ki: "Onun icine sinin ve benimle soylesmeyin

    [109] Cunku gercekten benim kullarımdan bir grup: "Rabbimiz, inandık, sen artık bizi bagısla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" derlerdi de

    [110] Siz onları alay konusu edinmistiniz; oyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gulup duruyordunuz

    [111] Bugun ben, gercekten onların sabretmelerinin karsılıgını verdim. Suphesiz onlar ´kurtulusa ve mutluluga´ erenlerdir

    [112] Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryuzunde ne kadar kaldınız

    [113] Dediler ki: "Bir gun ya da bir gunun birazı kadar kaldık, sayanlara sor

    [114] Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gercekten bir bilseydiniz

    [115] Bizim, sizi bos bir amac ugruna yarattıgımızı ve gercekten bize dondurulup getirilmeyeceginizi mi sanmıstınız

    [116] Hak melik olan Tanrı pek yucedir, O´ndan baska tanrı yoktur; Kerim olan arsın rabbidir

    [117] Kim Tanrı ile beraber ona iliskin gecerli ´kesin bir kanıtı´ (burhan) olmaksızın baska bir tanrıya taparsa, artık onun hesabı rabbinin katındadır. Suphesiz kafirler kurtulusa eremezler

    [118] Ve de ki: "Rabbim, bagısla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın

    Nûr

    Surah 24

    [1] (Bu,) Indirdigimiz ve (hukumlerini) farz kıldıgımız bir suredir. Icinde umulur ki ogut alıp dusunursunuz diye apacık ayetler indirdik

    [2] Zina eden kadın ve zina eden erkegin her birine yuzer degnek (celde) vurun. Eger Tanrı´ya ve ahiret gunune inanıyorsanız, onlara Tanrı´nın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya inanclılardan bir grup da sahit bulunsun

    [3] Zina eden erkek, zina eden ya da musrik olan bir kadından baskasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da musrik olan bir erkekten baskası nikahlayamaz. Bu, inanclılara haram kılınmıstır

    [4] Korunan (iffetli) kadınlara (zina sucu) atan, sonra dort sahid getirmeyenlere de seksen degnek vurun ve onların sahidliklerini ebediyen kabul etmeyin. Onlar fasıktır

    [5] Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihce davrananlar haric. Cunku gercekten Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [6] Kendi eslerine (zina sucu) atan ve kendileri dısında sahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin sahidligi Tanrı adına dort (kere yemin) ile kendisinin hic suphesiz dogru soyleyenlerden olduguna sahidlik etmektir

    [7] Besinci (yemini) ise, eger yalan soyleyenlerdense, Tanrı´nın lanetinin muhakkak kendi uzerinde olması(nı kabul etmesi)dir

    [8] Onun (kadının) da dort kere Tanrı adına (yeminle) onun (kocasının) hic suphesiz yalan soyleyenlerden olduguna sahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklastırır

    [9] Besinci (yemini) ise, eger o (koca) dogru soyluyor ise, Tanrı´nın gazabının muhakkak kendi uzerinde olması(nı kabul etmesi)dir

    [10] Eger Tanrı´nın sizin uzerinizde fazl ve rahmeti olmasaydı ve Tanrı gercekten tevbeleri kabul eden hukum ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)

    [11] Dogrusu, uydurulmus bir yalanla gelenler, sizin icinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz icin bir ser saymayın, aksine o sizin icin bir hayırdır. Onlardan herbir kisiye kazandıgı gunahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) buyugunu yuklenene ise buyuk bir azab vardır

    [12] Onu isittiginiz zaman, inanclı(erkek)ler ile inanclı(kadın)ların kendi nefsleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, acıkca uydurulmus iftira bir sozdur" demeleri gerekmez miydi

    [13] Ona karsı dort sahitle gelmeleri gerekmez miydi? Sahitleri getirmediklerine gore, artık onlar Tanrı katında yalancıların ta kendileridir

    [14] Eger Tanrı´nın dunyada ve ahirette sizin uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, icine daldıgınız dedikodudan dolayı size buyuk bir azab dokunurdu

    [15] O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan seyi agızlarınızla soylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Tanrı katında cok buyuk (bir suc)tur

    [16] Onu isittiginiz zaman: "Bu konuda soz soylemek bize yakısmaz. (Tanrım) Sen yucesin; bu, buyuk bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi

    [17] Eger inanclılar iseniz, bunun gibisine ebediyen donmemeniz icin Tanrı size ogut vermektedir

    [18] Tanrı size ayetleri acıklıyor; Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [19] Cirkin utanmazlıkların (fuhsun) inananlar icinde yaygınlasmasından hoslananlara, dunyada ve ahirette acıklı bir azab vardır. Tanrı bilir, siz ise bilmiyorsunuz

    [20] Eger Tanrı´nın sizin uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Tanrı gercekten Rauf (sefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)

    [21] Ey inananlar, seytanın adımlarına uymayın. Kim seytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gercekten o (seytan) cirkin utanmazlıkları ve munkeri buyurur. Eger Tanrı´nın uzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hic biri ebediyen temize cıkamazdı. Ancak Tanrı, diledigini temize cıkarır. Tanrı, isitendir, bilendir

    [22] Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Tanrı yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hosgorsunler. Tanrı´nın sizi bagıslamasını sevmez misiniz? Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [23] Namus sahibi, bir seyden habersiz, inanclılara (zina sucu) atanlar dunyada ve ahirette lanetlenmislerdir. Ve onlar icin buyuk bir azab vardır

    [24] O gun, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair sahitlikte bulunacaklardır

    [25] O gun, Tanrı hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Tanrı´nın hic suphesiz hak oldugunu bileceklerdir

    [26] Kotu kadınlar, kotu erkeklere; kotu erkekler, kotu kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yarasır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar icin bir bagıslanma ve kerim (ustun) bir rızık vardır

    [27] Ey inananlar, evlerinizden baska evlere yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev) ehline (halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin icin daha hayırlıdır; umulur ki ogut alıp dusunursunuz

    [28] Eger orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eger "donun" denirse, siz de donun, bu sizin icin daha temizdir. Tanrı yaptıklarınızı bilendir

    [29] Icinde oturulmayan ve sizin icin bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Tanrı, acıga vurduklarınızı da, sakladıklarınızı da bilir

    [30] Inanclılara soyle: "Gozlerini (harama cevirmekten) kacındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar icin daha temizdir. Gercekten Tanrı, yaptıklarından haberdardır

    [31] Inanclı kadınlara da soyle: "Gozlerini (harama cevirmekten) kacındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, suslerini acıga vurmasınlar; ancak kendiliginden goruneni haric. Basortulerini yakalarının ustunu (kapatacak sekilde) koysunlar. Suslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da ogullarından ya da kocalarının ogullarından ya da kendi kardeslerinden ya da kardeslerinin ogullarından ya da kız kardeslerinin ogullarından ya da kendi kadınlarından ya da sag ellerinin altında bulunan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetcilerden ya da kadınların henuz mahrem yerlerini tanımayan cocuklardan baskasına gostermesinler. Gizledikleri susleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah´a tevbe edin ey mu´minler, umulur ki felah bulursunuz

    [32] Icinizde evli olmayanları (eyama), kolelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları ile evlendirin. Eger fakir iseler, Tanrı kendi fazlından onları zengin eder. Tanrı genis (nimet sahibi)dir, bilendir

    [33] Nikah (imkanı) bulamayanlar, Tanrı onları kendi fazlından zenginlestirinceye kadar iffetli davransınlar. Sag ellerinizin malik oldugu (kole ve cariyelerden) mukatebe isteyenlere -eger onlarda bir hayır goruyorsanız- mukatebe yapın. Ve Tanrı´nın size verdigi malından onlara verin. Dunya hayatının gecici metaını elde etmek icin -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhsa zorlamayın. Kim onları (fuhsa) zorlarsa, suphesiz, onların fuhsa zorlanmalarından sonra Tanrı (onları) bagıslayandır, esirgeyendir

    [34] Andolsun, size acıklayıcı ayetler, sizden once gelip gecenlerden bir ornek ve takva sahipleri icin bir ogut indirdik

    [35] Tanrı, goklerin ve yerin nurudur. O´nun nurunun misali, icinde cerag bulunan bir kandil gibidir; cerag bir sırca icerisindedir, sırca, sanki incimsi bir yıldızdır ki doguya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin agacından yakılır; (bu oyle bir agac ki) neredeyse ates ona dokunmasa da yagı ısık verir. (Bu,) Nur ustune nurdur. Tanrı, kimi dilerse onu kendi nuruna yoneltip iletir. Tanrı insanlar icin ornekler verir. Tanrı, her seyi bilendir

    [36] (Bu nur,) Tanrı´nın, onların yuceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdigi evlerdedir; onların icinde sabah aksam O´nu tesbih ederler

    [37] (Oyle) Erkekler ki, ne ticaret, ne alısveris onları Tanrı´yı zikretmekten, dosdogru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ´tutkuya kaptırıp alıkoymaz´; onlar kalplerin ve gozlerin cevrilecegi (tetekallebu )[dehsetten allak bullak olacagı] gunden korkarlar

    [38] Cunku Tanrı, yaptıklarının en guzeliyle karsılık verecek ve onlara kendi fazlından arttıracaktır. Tanrı, diledigini hesapsız rızıklandırır

    [39] Kufredenler ise; onların amelleri dumduz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulastıgında bir sey bulamaz ve yanında Tanrı´yı bulur. (Tanrı da) Onun hesabını tam olarak verir. Tanrı, hesabı cok seri gorendir

    [40] Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun ustunu bir dalga kaplar, onun ustunde bir dalga, onun da ustunde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı uzerinde olan karanlıklar; elini cıkardıgında onu bile neredeyse goremeyecek. Tanrı kime nur vermemisse, artık onun icin nur yoktur

    [41] Gormedin mi ki, goklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi ucan kuslar, gercekten Tanrı´yı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini suphesiz bilmistir. Tanrı, onların islediklerini bilendir

    [42] Goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır ve donus yalnızca O´nadır

    [43] Gormedin mi ki, Tanrı bulutları surmekte, sonra aralarını birlestirmekte, sonra da onları ust uste yıgmaktadır; boylece, yagmurun bunların arasından akıp cıktıgını gorursun. Gokten icinde dolu bulunan daglar (gibi bulutlar) indiriverir, onu diledigine isabet ettirir de, dilediginden onu cevirir; simseginin parıltısı neredeyse gozleri kamastırıp goturuverecektir

    [44] Tanrı, gece ile gunduzu evirip cevirir (kallibu). Gercekten bunda basiret sahipleri icin birer ibret vardır

    [45] Tanrı her canlıyı sudan yarattı. Iste bunlardan kimi karnı uzerinde yurumekte, kimi iki ayagı uzerinde yurumekte, kimi de dort (ayagı) uzerinde yurumektedir. Tanrı, diledigini yaratır. Hic suphesiz Tanrı, her seye guc yetirendir

    [46] Andolsun, biz acıklayıcı ayetler indirdik. Tanrı, diledigini dogru yola yoneltip iletir

    [47] Onlar derler ki: "Tanrı´ya ve elcisine inandık ve itaat ettik". Sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt cevirir. Bunlar inanclı degildirler

    [48] Aralarında hukmetmesi icin Tanrı´ya ve Resulune cagrıldıkları zaman, onlardan bir grup yuz cevirir

    [49] Eger hak lehlerinde ise, ona boyun egerek gelirler

    [50] Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuskuya mı kapıldılar? Yoksa Tanrı´nın ve elcisinin kendilerine karsı haksızlık yapacagından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir

    [51] Aralarında hukmetmesi icin Tanrı´ya ve elcisine cagırıldıkları zaman inanclıların sozu: "Isittik ve itaat ettik" demeleridir. Iste felaha kavusanlar bunlardır

    [52] Kim Tanrı´ya ve Resulune itaat ederse ve Tanrı´dan korkup O´ndan sakınırsa, iste ´kurtulusa ve mutluluga´ erenler bunlardır

    [53] Yeminlerinin olanca gucuyle Tanrı´ya and ictiler; eger sen onlara buyurursan (savasa) cıkacaklar diye. De ki: "And icmeyin, bu bilinen (orf uzere) bir itaattır. Tanrı, yaptıklarınızdan haberdardır

    [54] De ki: "Tanrı´ya itaat edin. Resul´e itaat edin. Eger yine yuz cevirirseniz, artık onun (peygamberin) sorumlulugu kendisine yuklenen, sizin sorumlulugunuz da size yuklenendir. Eger ona itaat ederseniz, hidayet bulmus olursunuz. Elciye dusen, apacık bir tebligden baskası degildir

    [55] Tanrı, icinizden inananlara ve salih amellerde bulunanlara vaadetmistir: Hic suphesiz onlardan oncekileri nasıl ´guc ve iktidar sahibi´ kıldıysa, onları da yeryuzunde ´guc ve iktidar sahibi´ kılacak, kendileri icin secip begendigi dinlerini kendilerine yerlesik kılıp saglamlastıracak ve onları korkularından sonra guvenlige (emna) cevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hic bir seyi ortak kosmazlar. Kim bunlara sonra kufrederse iste onlar fasıktır

    [56] Dosdogru namazı kılın, zekatı verin ve elciye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavusturulmus olursunuz

    [57] Kufredenlerin, yeryuzunde (Tanrı´yı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri atestir. Ne kotu bir donustur o

    [58] Ey inananlar, sag ellerinizin malik oldugu ile sizden olup da henuz erginlik cagına ermemis olan (cocuk)lar (odalarınıza girmek icin su) uc vakitte izin istesinler: Sabah (fecr) namazından once, ogleyin ustunuzu cıkardıgınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Ucu sizin icin mahrem (vakitleri)dir. Bunların dısında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolasabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. Iste Tanrı size ayetleri boyle acıklamaktadır. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [59] Sizden olan cocuklar, erginlik cagına erdikleri zaman, kendilerinden oncekilerin izin istedigi gibi, bundan boyle izin istesinler. Iste Tanrı ayetlerini size boyle acıklar. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [60] Kadınlardan evliligi ummayıp da oturmakta olanlar, suslerini acıga vurmaksızın (dıs) elbiselerini cıkarmalarında kendileri icin bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri icin daha hayırlıdır. Tanrı, isitendir, bilendir

    [61] Kor olana gucluk yoktur, topal olana gucluk yoktur, hasta olana da gucluk yoktur; sizin icin de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeslerinizin evlerinden, kız kardeslerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik oldugunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir gucluk yoktur. Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir gunah yoktur. Evlere girdiginiz vakit Tanrı tarafından kutlu, guzel bir yasama dilegi olarak birbirinize selam verin. Iste Tanrı size ayetleri boyle acıklar; umulur ki akledersiniz

    [62] Inanclılar o kimselerdir ki, Tanrı´ya ve elcisine inananlar, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir buyruk uzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp gitmeyenlerdir. Gercekten, senden izin alanlar, iste onlar Tanrı´ya ve elcisine inananlardır. Boylelikle, senden kendi bazı isleri icin izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar icin Tanrı´dan bagıslanma dile. Suphesiz Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [63] Elcinin cagırmasını kendi aranızda kiminizin kimini cagırması gibi saymayın. Tanrı, sizden bir digerinizi siper ederek kacanları gercekten bilir. Boylece onun buyruguna aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın carpmasından sakınsınlar

    [64] Dikkatli olun; goklerde ve yerde olanların hepsi Tanrı´nındır. O, uzerinde bulundugunuz seyi elbette bilir. Ve O´na dondurulecekleri gun yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Tanrı, her seyi bilendir

    Furkan

    Surah 25

    [1] Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna furkanı indiren (Tanrı) ne yucedir

    [2] Goklerin ve yerin mulku O´nundur; cocuk edinmemistir. O´na mulkunde ortak yoktur, her seyi yaratmıs, ona bir duzen vermis, belli bir olcuyle takdir etmistir

    [3] O´nun dısında, hic bir seyi yaratmayan, ustelik kendileri yaratılmıs olan, kendi nefslerine bile ne zarar, ne yarar saglayamayan, oldurmeye, yasatmaya ve yeniden diriltip yaymaya gucleri yetmeyen bir takım tanrılar edindiler

    [4] Kufredenler dediler ki: "Bu (Kuran) olsa olsa ancak onun uydurdugu bir yalandır, kendisi duzup uydurmus ve ona bir baska topluluk da yardımda bulunmustur." Boylelikle onlar, hic suphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler

    [5] Ve dediler ki: "Bu, gecmislerin uydurdugu masallardır, bir baskasına yazdırmıs olup kendisine sabah aksam okunmaktadır

    [6] De ki: "Onu, goklerde ve yerde gizli olanı bilen (Tanrı) indirmistir. Dogrusu O, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [7] Dediler ki: "Bu elciye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolasmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi

    [8] Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (urunlerinden) yemekte oldugu bir bahcesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak buyulenmis birisine (erkege) uyuyorsunuz

    [9] Bir bak; senin icin nasıl ornekler verdiler de boylece saptılar. Artık onlar hic bir yol bulamazlar

    [10] Diledigi takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin icin koskler kılan (Tanrı) ne yucedir

    [11] Hayır, onlar kıyamet saatini yalanladılar; biz kıyamet saatini yalan sayanlara cılgınca yanan bir ates hazırladık

    [12] (Ates,) Onları uzak bir yerden gordugunde, onlar bunun gazablı ofkesini ve ugultusunu isitirler

    [13] Elleri boyunlarına baglı olarak, sıkısık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok olusu isteyip cagırırlar

    [14] Bugun bir yok olusu cagırmayın, bir cok (kere) yok olusu isteyip cagırın

    [15] De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine vaadedilen ebedi cennet mi? Ki onlar icin bir mukafat ve son duraktır

    [16] Icinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, rabbinin uzerine aldıgı, istenen bir vaaddir

    [17] Onları ve Tanrı´dan baska taptıklarını bir araya getirip toplayacagı ve: "Su kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" diyecegi gun

    [18] Derler ki: "Sen yucesin; senin dısında baska veliler edinmemiz bize yakısmaz, ancak onları ve atalarını sen meta verip yararlandırdın, oyle ki (senin ) zikri(ni) unuttular ve boylece yıkıma ugrayan bir kavim oldular

    [19] Iste (tanrılarınız) sizin soylediklerinizi yalanladılar; bundan boyle (azabı) ne geri cevirmeye gucunuz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona buyuk bir azab tattırırız

    [20] Senden once gonderdiklerimizden, gercekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elci)lerden baskasını gondermis degiliz. Biz, sizin kiminizi kimi icin deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin rabbin gorendir

    [21] Bize kavusmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da rabbimizi gormemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefslerinde buyukluge kapıldılar ve buyuk bir azgınlıkla bas kaldırdılar

    [22] Melekleri gorecekleri gun, suclu gunahkarlara bir mujde yoktur. Ve o gun (melekler onlara) derler ki: "(Size sevincli haber) Yasaktır, yasak

    [23] Onların yaptıkları her isin onune gectik, boylece onu savurulmus toz zerreleri kılıverdik

    [24] O gun, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer cok daha guzeldir

    [25] Gogun bulutlarla parcalanacagı ve meleklerin bir indirilme ile indirilecegi gun

    [26] Iste o gun, gercek mulk Rahmanındır. Kafirler icin oldukca zorlu bir gundur

    [27] O gun, zulmeden, ellerini (hıncla) ısırarak (soyle) der: "Ah keske, elciyle birlikte bir yol edinmis olsaydım

    [28] Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim

    [29] Cunku o, gercekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kuran´dan) saptırmıs oldu. Seytan da insanı ´yapayalnız ve yardımsız´ bırakandır

    [30] Ve elci dedi ki: "Rabbim gercekten benim kavmim, bu Kuran´ı terkedilmis (bir kitap) olarak bıraktılar

    [31] Iste boyle; biz, her peygambere suclu gunahkarlardan bir dusman kıldık. Yol gosterici ve yardımcı olarak rabbin yeter

    [32] Kufredenler dediler ki: "Kuran ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli degil miydi?" Biz onunla yuregini (fuadeke) saglamlastırıp pekistirmek icin boylece (ayet ayet indirdik) ve onu ´belli bir okuma duzeniyle (tertil uzere) duzene koyup´ okuduk

    [33] Onların sana getirdikleri hic bir ornek yoktur ki, biz (ona karsı) sana hakkı ve en guzel acıklama tarzını getirmis olmayalım

    [34] O yuzukoyun cehenneme dogru surulup toplanacak olanlar; iste onlar, yer bakımından cok kotu, yol bakımından sapmıs olanlardır

    [35] Andolsun, biz Musa´ya kitabı verdik ve onunla birlikte kardesi Harun´u yardımcı kıldık

    [36] Boylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve cevresini) kokunden darmadagın ettik

    [37] Nuh´un kavmi de, elcileri yalanladıklarında onları suda bogduk ve insanlar icin bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık

    [38] Ad´ı, Semud´u, Ress halkını ve bunlar arasında bir cok nesilleri yok ettik

    [39] Biz (onlardan) her birine ornekler verdik ve her birini darmadagın edip mahvettik

    [40] Andolsun, onlar, ustune felaket yagmuru yagdırılmıs bulunan o ulkeye ugramıslardır; yine de onu gormuyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı

    [41] Seni gordukleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Tanrı´nın elci olarak gonderdigi bu mu

    [42] Eger onlara karsı kararlılık gostermeseydik, neredeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı." Azabı gorecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmıs ogreneceklerdir

    [43] Kendi istek ve tutkularını (hevasını) tanrı edineni gordun mu? Simdi ona karsı sen mi vekil olacaksın

    [44] Yoksa sen, onların cogunu (soz) isitir ya da akleder mi sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha saskın (ve asagı)dırlar

    [45] Rabbini gormedin mi, golgeyi nasıl uzatıvermistir? Eger dilemis olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz gunesi ona bir delil kılmısızdır

    [46] Sonra da onu tutup kendimize agır agır cekmisizdir

    [47] O, geceyi sızin icin bir elbise; uykuyu bir dinlenme ve gunduzu de yayılıp calısma (zamanı) kılandır

    [48] Ve kendi rahmetinin onunde ruzgarları mujdeciler olarak gonderen O´dur. Biz, gokten tertemiz su indirdik

    [49] Onunla olu bir beldeyi (topragı) canlandırmak ve yarattıgımız hayvanlardan ve insanlardan bir cogunu onunla sulamak icin

    [50] Andolsun bunu, onların arasında ogut alıp dusunsunler diye cesitli bicimlerde acıkladık. Ama insanların cogu kufredip ayak direttiler

    [51] Eger dilemıs olsaydık her kasabaya bir uyarıcı gonderirdik

    [52] Oyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kuranla) buyuk bir cihad ver

    [53] Iki denizi (birbirine) salıp katan O´dur; bu, tatlı, susuzlugu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. Ikisinin arasında (birbirlerine karısmalarını onleyen) bir engel (berzah) ve asılmayan bir sınır koymustur

    [54] Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O´dur. Senin rabbin guc yetirendir

    [55] Tanrı´yı bırakıp kendilerine yarar ve zarar saglayamayacak seylere ibadet ediyorlar. Kafirler, (asıl) kendi rabbine karsı (seytana) arka cıkandır

    [56] Biz seni yalnızca bir mujde verici ve uyarıp korkutucu olarak gonderdik

    [57] De ki: "Ben buna karsılık, rabbine dogru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dısında sizden biz ucret istemiyorum

    [58] Sen, asla olmeyen ve daima diri olan (Tanrı)ya tevekkul et ve O´nu hamd ile tesbih et. Kullarının gunahlarından O´nun haberdar olması yeter

    [59] O, gokleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı gunde yaratan ve sonra arsa istiva edendir. Rahmandır. Bunu (bundan) haberi olana sor

    [60] Onlara: "Rahmana secde edin" denildigi zaman "Rahman da neymis? Biz senin bize buyurduguna mı secde edecek misiz?" derler ve (bu) onların nefretini arttırır

    [61] Gokte burclar kılan, onların icinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Tanrı) ne yucedir

    [62] O, gece ile gunduzu birbiri ardınca kılandır; ogut alıp dusunmek isteyenler ya da sukretmek isteyenler icin

    [63] O Rahmanın kulları, yeıyuzu uzerinde alcak gonullu olarak yururler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler

    [64] Onlar rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler

    [65] Onlar: "Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri cevir; gercekten, onun azabı odenmesi kacınılmaz biz borc (veya surekli bir acıdır)" derler

    [66] Suphesiz o, ne kotu bir karargah ve ne kotu bir konaklama yeridir

    [67] Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur

    [68] Ve onlar, Tanrı ile beraber baska bir tanrıya tapmazlar. Tanrı´nın haram kıldıgı canı haksız yere oldumezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ´agır bir ceza ile´ karsılasır

    [69] Kıyamet gunu, azab ona kat kat arttırılır ve icinde asagılanmıs olarak temelli kalır

    [70] Ancak tevbe eden, inanan ve salih amellerde bulunup davranan baska; iste onların gunahlarını Tanrı iyiliklere cevirir. Tanrı, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [71] Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gercekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmis olarak Tanrı´ya doner

    [72] Ki onlar, yalan sahidlikte bulunmayanlar, bos ve yararsız sozle karsılastıkları zaman onurlu olarak gecenlerdir

    [73] Onlar, kendilerine rablerinin ayetleri hatırlatıldıgı zaman, onun ustunde sagır ve korler olarak kapanıp kalmayanlardır

    [74] Ve onlar: "Rabbimiz, bize eslerimizden ve soyumuzdan, gozler aydınlıgı olacak (cocuk)lar armagan et ve bizi takva sahiplerine imam kıl" diyenlerdir

    [75] Iste onlar, sabretmelerine karsılık (cennetin en gozde yerinde) odalarla odullendirilirler ve orada esenlik dilegi ve selamla karsılanırlar

    [76] Orada ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne guzel bir karargah ve ne guzel bir konaklama yeridir

    [77] De ki: "Sizin duanız olmasaydı rabbim size deger verir miydi? Fakat siz gercekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kacınılmaz olacaktır

    Şuarâ

    Surah 26

    [1] Ta, Sin, Mim

    [2] Bunlar, apacık olan Kitabın ayetleridir

    [3] Onlar inanclı olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (oyle mi)

    [4] Dilersek, onların uzerine gokten bir ayet indiririz de, ona boyunları egilmis kalıverir

    [5] Onlara Rahmandan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hic tartısmasız ondan yuz cevirirler

    [6] Gercekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları seyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir

    [7] Yeryuzune bir bakmadılar mı ki, biz onda her guzel (kerim) ciftten nice urunler bitirdik

    [8] Suphesiz, bunda bir ayet vardır ancak onların cogu inanclı olmamıslardır

    [9] Suphesiz, senin rabbin, gercekten O, ustun ve gucludur, merhamet sahibidir

    [10] Hani senin rabbin Musa´ya seslenmisti: "Zulmetmekte olan kavme git

    [11] Firavunun kavmine, hala sakınmıyorlar mı

    [12] Dedi ki: "Rabbim, gercekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum

    [13] Gogsum sıkısıyor, dilim donmuyor bundan dolayı Harun´a da (elcilik gorevini bildirmesi icin Cibril´i) gonder

    [14] Ustelik, onların bana karsı (davasını savunacakları bir cinayet) sucu(m) var bundan dolayı beni oldurmelerinden korkuyorum

    [15] (Tanrı:) "Hayır" dedi. "Ikiniz de ayetlerimle gidin, suphesiz sizinle birlikteyiz (ve) isitmekteyiz

    [16] Gecikmeksizin Firavuna giderek deyin ki: Gercekten biz, alemlerin rabbinin elcisiyiz

    [17] Israilogullarını bizimle birlikte gondermen icin (sana geldik)

    [18] (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni icimizde daha cocukken yetistirip buyutmedik mi? Sen omrunun nice yıllarını aramızda gecirmedin mi

    [19] Ve sen, yapacagın isi (cinayeti) de isledin; sen kafirlerdensin

    [20] (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptıgım zaman saskınlardandım

    [21] Sizden korkunca da hemen aranızdan kactım; sonra rabbim bana hukum (ve hikmet) verdi ve beni gonderilen (elcilerden) kıldı

    [22] Bana karsı lutuf dedigin nimet de, Israilogullarını kole kılmandan dolayıdır

    [23] Firavun dedi ki: "Alemlerin rabbi nedir

    [24] Dedi ki: "Goklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her seyin rabbidir. Eger ´kesin bilgiyle inanıyorsanız´ (boyledir)

    [25] Cevresindekilere dedi ki: "Isitiyor musunuz

    [26] (Musa:) Dedi ki: "O sizin de rabbiniz, gecmisteki atalarınızın da rabbidir

    [27] (Firavun) Dedi ki: "Suphesiz size gonderilmis bulunan elciniz, gercekten bir delidir

    [28] Eger aklediyorsanız , O, dogunun da, batının da ve bunlar arasında olan her seyin de rabbidir" dedi (Musa)

    [29] (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dısımda bir tanrı edinecek olursan seni mutlaka hapse atacagım

    [30] (Musa) Dedi ki: "Sana apacık bir sey getirmis olsam da mı

    [31] (Firavun) Dedi ki: "Eger dogru sozlu isen, onu getir

    [32] Bunun uzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne gorsunler) o, acıkca bir ejderha oluverdi

    [33] Elini de cekip cıkardı, bir de (ne gorsun) o, bakanlar icin ´parlayıp aydınlanıvermis´

    [34] (Firavun,) Cevresindeki onde gelenlere: "Bu" dedi "Dogrusu bilgin bir buyucudur

    [35] Buyusuyle sizi yurdunuzdan surup cıkarmak istiyor; ne buyurursunuz

    [36] Dediler ki: "Bunu ve kardesini oyala, sehirlere de toplayıcılar gonder

    [37] Butun uzman, bilgin buyuculeri sana getirsinler

    [38] Boylelikle buyuculer, bilinen bir gunun belli vaktinde bir araya getirildi

    [39] Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz?" dendi

    [40] Umarız ki, eger galip gelirse biz de buyuculere uyarız

    [41] Buyuculer geldiklerinde, Firavun´a: "Sayet biz galip gelirsek, bize bir ucret var gercekten, degil mi?" dediler

    [42] Evet" dedi. "Ustelik suphesiz siz en yakınlarım kılınanlardan olacaksınız

    [43] Musa onlara dedi ki: "Atacagınızı atın

    [44] Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun´un ustunlugu adına, hic tartısmasız, ustun olanlar gercekten bizleriz" dediler

    [45] Boylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne gorsunler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor

    [46] Anında buyuculer secdeye kapandılar

    [47] (Ve:) "Alemlerin rabbine inandık" dediler

    [48] Musa´nın ve Harun´un rabbine

    [49] (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden once mi inandınız? Suphesiz, o, size buyuyu ogreten buyugunuzdur; oyleyse yakında bileceksiniz. Suphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kestirecegim ve sizin hepinizi gercekten asıp sallandıracagım

    [50] Hic zararı yok" dediler. Cunku biz gercekten rabbimize cevrilip donecegiz (munkalibun)

    [51] Dogrusu biz, inanclıların ilki oldugumuzdan dolayı rabbimizin bizim hatalarımızı bagıslayacagını umuyoruz

    [52] Musa´ya: "Kullarımı gece yuruyuse gecir, cunku izleneceksiniz" diye vahyettik

    [53] Bunun uzerine Firavun sehirlere (asker) toplayıcılar gonderdi

    [54] Gercek su ki bunlar azınlık olan bir topluluktur

    [55] Ve elbette bize karsı da buyuk bir ofke beslemektedirler

    [56] Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)

    [57] Boylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahcelerden ve pınarlardan surup cıkardık

    [58] Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da

    [59] Iste boyle; bunlara Israilogullarını mirascı kıldık

    [60] Boylece (Firavun ve ordusu) gunesin dogus vakti onları izlemeye koyuldular

    [61] Iki topluluk birbirini gordukleri zaman Musa´nın adamları: "Gercekten yakalandık" dediler

    [62] (Musa:) "Hayır" dedi. "Suphesiz rabbim benimle beraberdir; bana yol gosterecektir

    [63] Bunun uzerine Musa´ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parcası kocaman bir dag gibi oldu

    [64] Otekileri de buraya yaklastırdık

    [65] Musa´yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmıs olduk

    [66] Sonra otekileri suda bogduk

    [67] Suphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların cogu inanclı olmamıstır

    [68] Ve hic suphesiz, senin rabbin guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [69] Onlara Ibrahim´in haberini de aktar / oku

    [70] Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demisti

    [71] Demislerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun icin surekli onların onunde bel bukup egiliyoruz

    [72] Dedi ki: "Peki, dua ettiginiz zaman onlar sizi isitiyorlar mı

    [73] Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu

    [74] Hayır" dediler. "Biz atalarımızı boyle yaparlarken bulduk

    [75] (Ibrahim) Dedi ki: "Simdi, neye tapmakta oldugunuzu gordunuz mu

    [76] Hem siz, hem de eski atalarınız

    [77] iste bunlar, gercekten benim dusmanımdır; yalnızca alemlerin rabbi haric

    [78] Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O´dur

    [79] Bana yediren ve iciren O´dur

    [80] Hastalandıgım zaman bana sifa veren O´dur

    [81] Beni oldurecek, sonra diriltecek olan da O´dur

    [82] Din (ceza) gunu hatalarımı bagıslayacagını umdugum da O´dur

    [83] Rabbim, bana hukum (ve hikmet) bagısla ve beni salih olanlara kat

    [84] Sonra gelecekler arasında bana bir dogruluk dili (lisan-ı sıdk) ver

    [85] Beni nimetlerle donatılmıs cennetin mirascılarından kıl

    [86] Babamı da bagısla, cunku o sasırıp sapanlardandır

    [87] Ve beni (inananların) diriltilecekleri gun kucuk dusurme

    [88] Malın da, cocukların da bir yarar saglayamadıgı gunde

    [89] Ancak Tanrı´ya selim bir kalp ile gelenler baska

    [90] (O gun) Cennet takva sahiplerine yaklastırılır

    [91] Cehennem de azgınlar icin sergilenir

    [92] Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir

    [93] Tanrı´nın dısında olan tanrılar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu

    [94] Artık onlar ve azgınlar onun icine dokuluverilmistir

    [95] Ve Iblisin butun orduları da

    [96] Orada birbirleriyle cekisip tartısarak derler ki

    [97] Andolsun Tanrı´ya, biz gercekten apacık bir sapıklık icindeymisiz

    [98] Cunku sizi (yalancı olanları) alemlerin rabbiyle esit tutuyorduk

    [99] Bizi suclu gunahkarlardan baska saptıran olmadı

    [100] Artık bizim icin ne bir sefaatci var

    [101] Ne de candan, yakın bir dost

    [102] Bizim bir kere daha (dunyaya donusumuz mumkun) olsaydı da inanclılardan olabilseydik

    [103] Gercekten bunda bir ayet vardır, ama onların cogu inanclı olmamıstır

    [104] Ve suphesiz senin rabbin guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [105] Nuh kavmi de gonderilen (peygamber)leri yalanladı

    [106] Hani onlara kardesleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [107] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir (emiyn)bir elciyim

    [108] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [109] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin rabbine aittir

    [110] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [111] Dediler ki: "Sana sıradan asagılık insanlar uymusken inanır mıyız

    [112] Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur

    [113] Onların hesabı yalnızca rabbime aittir, eger suurundaysanız (anlarsınız)

    [114] Ve ben inanclıları kovacak degilim

    [115] Ben, yalnızca apacık bir uyarıcıyım

    [116] Dediler ki: "Eger (bu soylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gercekten tasa tutulup kovulacaksın

    [117] Dedi ki: "Rabbim, suphesiz kavmim beni yalanladı

    [118] Bundan boyle, benimle onların arasını acık bir hukumle ayır ve beni ve benimle birlikte olan inanclıları kurtar

    [119] Bunun uzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yuklu gemi icinde kurtardık

    [120] Sonra bunun ardından geride kalanları da suda bogduk

    [121] Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu inanclı olmamıstır

    [122] Ve suphesiz senin rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [123] Ad (kavmi) de gonderilen (elci)leri yalanladı

    [124] Hani onlara kardesleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [125] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir (emiyn) bir elciyim

    [126] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [127] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin rabbine aittir

    [128] Siz, her tepeye bir ayet insa edip [yararsız bir seyle] oyalanıp egleniyor musunuz

    [129] Olumsuz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz

    [130] Tutup yakaladıgınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz

    [131] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [132] Bildiginiz seylerle size yardım edenden korkup sakının

    [133] Size hayvanlar, cocuklar (vererek) yardım etti

    [134] Bahceler ve pınarlar da

    [135] Dogrusu, ben sizin icin buyuk bir gunun azabından korkuyorum

    [136] Dediler ki: "Bizim icin farketmez; ogut versen de, ogut verenlerden olmasan da

    [137] Bu, gecmistekilerin ´geleneksel tutumundan´ baskası degildir

    [138] Ve biz azab gorecek de degiliz

    [139] Boylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma ugrattık. Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu inanclı olmamıstır

    [140] Ve suphesiz, senin rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [141] Semud (kavmi) de, gonderilen (elci)leri yalanladı

    [142] Hani onlara kardesleri Salih: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [143] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir (emiyn) bir elciyim

    [144] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [145] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin rabbine aittir

    [146] Siz burada guvenlik (aminiyne) icinde mi bırakılacaksınız

    [147] Bahcelerin, pınarların icinde

    [148] Ekinler ve yumusak tomurcuklu goz alıcı hurmalıklar arasında

    [149] Daglardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz

    [150] Artık Tanrı´dan sakının ve bana itaat edin

    [151] Ve olcusuzce davrananların buyruguna uymayın

    [152] Ki onlar, yeryuzunde bozgunculuk cıkarıyor ve dirlik duzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)

    [153] Dediler ki: "Sen ancak buyulenmislerdensin

    [154] Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beserden baskası degilsin; eger dogru sozlu isen bu durumda bir ayet getir gorelim

    [155] Dedi ki: "Iste, bu bir disi devedir; su icme hakkı (bir gun) onun, belli bir gunun su icme hakkı da sizindir

    [156] Ona bir kotulukle dokunmayın, sonra buyuk bir gunun azabı sizi yakalar

    [157] Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pisman oldular

    [158] Boylece azab onları yakaladı. Gercekten, bunda bir ayet vardır, ama onların cogu inanclı olmamıstır / degildir

    [159] Ve suphesiz, senin rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [160] Lut (kavmi) de, gonderilen (elci)leri yalanladı

    [161] Hani onlara kardesleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [162] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir (emiyn) bir elciyim

    [163] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [164] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin rabbine aittir

    [165] Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz

    [166] Rabbinizin sizler icin yaratmıs bulundugu eslerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı cigneyen bir kavimsiniz

    [167] Dediler ki: "Ey Lut, eger (bu soylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gercekten (burdan) surulup cıkarılanlardan olacaksın

    [168] Dedi ki: "Gercekten ben, sizin bu yaptıklarınıza ofke ile karsı olanlardanım

    [169] Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi) bunların yaptıklarından kurtar

    [170] Bunun uzerine onu ve butun ehlini (ailesini) kurtardık

    [171] Yalnızca geri kalanlar icinde bir kocakarı haric

    [172] Sonra geride kalanları yerle bir ettik

    [173] Ve uzerlerine bir yagmur yagdırdık; uyarılıp korkutulanların yagmuru ne kotu

    [174] Gercekten bunda bir ayet vardır, ama onların cogu inanclı olmamıstır

    [175] Ve suphesiz, senin rabbin, guclu ve ustun olandır esirgeyendir

    [176] Eyke halkı da, gonderilen (peygamber)leri yalanladı

    [177] Hani onlara Suayb: "Sakınmaz mısınız?" demisti

    [178] Gercek su ki, ben size gonderilmis guvenilir (emiyn) bir elciyim

    [179] Artık Tanrı´dan korkup sakının ve bana itaat edin

    [180] Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum; ucretim yalnızca alemlerin rabbine aittir

    [181] Olcuyu tam tutun ve eksiltenlerden olmayın

    [182] Dosdogru olan terazi ile tartın

    [183] Insanların esyasını degerden dusurup eksiltmeyin ve yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [184] Sizi ve onceki yaratılmısları yaratandan sakının

    [185] Dediler ki: "Sen ancak buyulenmislerdensin

    [186] Siz, yalnızca benzerimiz olan bir beserden baskası degilsin ve biz senin gercekte yalancılardan oldugunu sanıyoruz

    [187] Eger dogru sozlu isen, bu durumda gokten ustumuze bir parca dusuruver

    [188] Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir

    [189] Sonunda onu yalanladılar, boylece onları o golgelik gununun azabı yakaladı. Gercekten o, buyuk bir gunun azabıydı

    [190] Gercekten bunda bir ayet vardır, ama onların cogu inanclı olmamıstır

    [191] Ve suphesiz, senin rabbin, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [192] Gercekten o (Kuran), alemlerin rabbinin (bir) indirmesidir

    [193] Onu Ruhu´l-Emin indirdi

    [194] Uyarıcılardan olman icin, senin kalbinin uzerine (indirmistir)

    [195] Apacık Arapca bir dille

    [196] Ve hic suphesiz, o (Kuran), gecmislerin kitaplarında da vardır

    [197] Israilogulları bilginlerinin onu bilmesi onlar icin bir ayet degil mi

    [198] Onu Arapca bilmeyen birine indirmis olsaydık

    [199] Boylece onlara okusaydı, yine ona inanclı olmayacaklardı

    [200] Biz onu, suclu gunahkarların kalbine iste boyle islettik

    [201] Onlar, o pek acı azabı gorunceye kadar ona inanmazlar

    [202] Artık o (azab), kendileri suurunda olmadan onlara apansız gelecektir

    [203] Derler ki: "Bize bir sure tanınır mı

    [204] Onlar yine de azabımızı cabuklastırmak mı istiyorlar

    [205] Gordun mu; biz onları yıllarca yararlandırsak

    [206] Sonra kendilerine vaadolunan (azab gunu) geliverse

    [207] Onların ´meta ile yararlandıkları´ sey, kendilerini (gorecekleri azabtan) bagımsız kılamaz

    [208] Kendisi icin bir uyarıcı olmaksızın biz hic bir ulkeyı yıkıma ugratmıs degiliz

    [209] (Onlara) Hatırlatma (yapılmıstır); biz zulmedici degiliz

    [210] Onu, (Kuran´ı) seytanlar indirmemistir

    [211] Bu, onlara yarasmaz ve guc de yetiremezler

    [212] Cunku onlar, (vahyedileni) isitmekten kesin olarak uzak tutulmuslardır

    [213] Tanrı ile beraber baska bir tanrıya yalvarıp yakarma, sonra azaba ugratılanlardan olursun

    [214] (Oncelikle) En yakın hısımlarını (asiretini) uyar

    [215] Ve inanclılardan sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger

    [216] Eger sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gercekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzagım

    [217] Sen, O guclu ve ustun, esirgeyici olana tevekkul et

    [218] O, kıyam ettigin zaman seni goruyor

    [219] Secde edenler arasında donup dolasmanı (tekallubeke) da

    [220] Hic suphesiz, O, isitendir, bilendir

    [221] Seytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi

    [222] Onlar, ´gercegi ters yuz eden´, gunaha duskun olan her yalancıya inerler

    [223] Bunlar (seytanlara) kulak verirler ve cogu yalan soylemektedirler

    [224] Sairler ise; gercekten onlara azgın sapıklar uyar

    [225] Gormedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar

    [226] Ve gercekten onlar, yapmayacakları seyleri soyluyorlar

    [227] Ancak inananlar, salih amellerde bulunanlar ve Tanrı´yı cokca zikredenler ile zulme ugratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya oclerini alanlar) baska. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir devrilisle devrileceklerini / cevrilisle cevrileceklerini (munkalebin yenkalibun) pek yakında bileceklerdir

    Neml

    Surah 27

    [1] Ta, sin. Bunlar Kuran´ın ve apacık olan kitabın ayetleridir

    [2] Inanclılar icin bir hidayet ve bir mujdedir

    [3] Ki onlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler

    [4] Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yaptıklarını suslemisiz, boylece onlar, ´korluk icinde saskınca dolasırlar´

    [5] Iste onlar; en kotu azab onlarındır ve ahirette de en buyuk kayba ugrayanlardır

    [6] Hic suphesiz, bu Kuran, sana, hukum ve hikmet sahibi olan, (ve her seyi gercegiyle) bilen (Tanrı´nın) katından ilka edilmektedir

    [7] Hani Musa ehline (ailesine): "Suphesiz ben bir ates gordum" demisti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız icin bir kor ates getirecegim

    [8] Oraya gittiginde, kendisine seslenildi: "Ates (yerin)de olanlar da, cevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıstır. Alemlerin rabbi olan Tanrı yucedir

    [9] Ey Musa, gercekten ben, guclu ve ustun, hukum ve hikmet sahibi olan Tanrı´yım

    [10] Asanı bırak." (Bıraktı ve) onun cevik bir yılan gibi hareket etttigini gorunce, geriye dogru kactı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma; suphesiz ben(im); benim yanımda gonderilen (elciler) korkmaz

    [11] Ancak zulmeden baska; sonra kotulugun ardından iyilige cevirirse, artık suphesiz ben, bagıslayanım, esirgeyenim

    [12] Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz cıkıversin; (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet icinde(n biri)dir. Gercekten onlar, fasıklar kavmidir

    [13] Ayetlerimiz onlara gozler onunde sergilenmis olarak gelince dediler ki: "Bu apacık olan bir buyudur

    [14] Vicdanları kabul ettigi halde zulum ve buyuklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona ugratıldıklarına bir bak

    [15] Andolsun, Davud´a ve Suleyman´a bir ilim verdik: "Bizi inanclı kullarından bircoguna gore ustun kılan Tanrı´ya hamdolsun" dediler

    [16] Suleyman, Davud´a mirascı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kusların konusma dili ogretildi ve bize her seyden (bol bir nimet) verildi. Gercekten bu, apacık bir ustunluktur

    [17] Suleyman´a cinlerden, insanlardan ve kuslardan orduları toplandı ve bunlar bolukler halinde dagıtıldı

    [18] Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir disi karınca dedi ki: "Ey karınca toplulugu, kendi yuvalarınıza girin, Suleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp gecmesin

    [19] (Suleyman) Bu sozu uzerine tebessum edip guldu ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdigin nimete sukretmemi ve hosnut olacagın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat

    [20] Kusları denetledikten sonra dedi ki: "Hudhud´u neden goremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu

    [21] Onu gercekten siddetli bir azabla azablandıracagım, ya da onu bogazlayacagım veya o, bana apacık olan bir delil getirmelidir

    [22] Derken uzun zaman gecmeden geldi ve dedi ki: "Senin kusatamadıgın (ogrenemedigin) seyi, ben kusattım ve sana Saba´dan kesin bir haber getirdim

    [23] Gercekten ben, onlara hukmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her seyden (bolca) verilmistir ve buyuk bir tahtı var

    [24] Onu ve kavmini, Tanrı´yı bırakıp da gunese secde etmektelerken buldum, seytan onlara yaptıklarını suslemistir, boylece onları (dogru) yoldan alıkoymustur bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar

    [25] Ki onlar, goklerde ve yerde saklı olanı ortaya cıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve acıga vurduklarınızı bilen Tanrı´ya secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)

    [26] O Tanrı, O´ndan baska tanrı yoktur, buyuk arsın rabbidir

    [27] (Suleyman:) "Durup bekleyecegiz, dogruyu mu soyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi

    [28] Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklas boylelikle bir bakıver, neye basvuracaklar

    [29] (Hudhud´un mektubu goturup bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey onde gelenler gercekten bana oldukca onemli bir mektup bırakıldı

    [30] Gercek su ki, bu, Suleyman´dandır ve "Suphesiz Rahman ve Rahim Olan Tanrı´nın Adıyla" (baslamakta)dır

    [31] (Icinde de:) "Bana karsı buyukluk gostermeyin ve bana musluman olarak gelin" diye (yazılmaktadır)

    [32] Dedi ki: "Ey onde gelenler, bu buyrugumda bana gorus belirtin, siz (her seye) sahidlik etmedikce ben hic bir buyrukta kesin (karar veren biri) degilim

    [33] Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savascılarız. Buyruk konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi buyurursan (biz uygularız)

    [34] Dedi ki: "Gercekten hukumdarlar bir ulkeye girdikleri zaman orasını bozguna ugratırlar ve ehlinden (halkından) onur sahibi olanları hor ve asagılık kılarlar; iste onlar boyle yaparlar

    [35] Ben onlara bir hediye gondereyim de, bir bakayım elciler neyle donerler

    [36] (Elci hediyelerle) Suleyman´a geldigi zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Tanrı´nın bana verdigi, size verdiginden daha hayırlıdır; hayır, siz hediyenizle sevinip ogunebilirsiniz" dedi

    [37] Sen onlara don, biz onlara oyle ordularla geliriz ki, onların karsı koymaları mumkun degil ve biz onları ordan horlanmıs, asagılanmıs ve kucuk dusurulmusler olarak surup cıkarırız

    [38] (Elcinin gitmesinden sonra Suleyman:) "Ey onde gelenler, onlar bana teslim olmus (musluman)lar olarak gelmeden once, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi

    [39] Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gercekten buna karsı kesin olarak guvenilir (emiyn) bir guce sahibim" dedi

    [40] Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gozunu acıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Suleyman) onu kendi yanında durur vaziyette gorunce dedi ki: "Bu rabbimin fazlındandır, O´na sukur mu, yoksa kufur mu edecegim diye beni denemekte oldugu icin (bu olaganustu olay gerceklesti). Kim sukrederse, artık o kendisi icin sukretmistir, kim de kufrederse, gercekten benim rabbim ganidir, kerimdir

    [41] Dedi ki: "Onun tahtını degisiklige ugratın / seklini degistirin / tanınmaz hale getirin (nekkiru), bir bakalım dogru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak

    [42] Boylece (Belkıs) geldigi zaman ona: "Senin tahtın boyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan once ilim verilmisti ve biz musluman olmustuk

    [43] Tanrı´dan baska tapmakta oldugu seyler onu (musluman olmaktan) alıkoymustu. Gercekte o, kafir bir kavimdendi

    [44] Ona: "Koske gir" denildi. Onu gorunce derin bir su sandı ve (etegini cekerek ayaklarını actı. (Suleyman:) Dedi ki: "Gercekte bu, saydam camdan olma duzeltilmis bir kosk / zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gercekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Suleyman´la birlikte alemlerin rabbi olan Tanrı´ya teslim oldum

    [45] Andolsun, biz Semud (kavmine de) kardesleri Salih´i: "Yalnızca Tanrı´ya kulluk edin" diye (demek uzere) gonderdik. Bir de ne gorsun, onlar birbirlerine dusman kesilmis iki gruptur

    [46] Dedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten once kotuluk konusunda acele davranıyorsunuz? Tanrı´dan bagıslanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz

    [47] Dediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yuzunden ugursuzluga ugradık." Dedi ki: "Sizin ugursuzlugunuz (basınıza gelenler) Tanrı katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz

    [48] Sehirde dokuzlu bir cete vardı, yeryuzunde bozgun cıkarıyorlar ve dirlik duzenlik bırakmıyorlardı

    [49] Kendi aralarında Tanrı adına and icerek dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ehline (ailesine) bir baskın duzenleyelim, sonra velisine: ´Ehlinin (ailesinin) yok olusuna biz sahid olmadık ve gercekten bizler dogruyu soyleyenleriz´ diyelim

    [50] Onlar hileli bir duzen kurdu. Biz de (onların hilesine karsı) onların farkında olmadıgı bir duzen kurduk

    [51] Artık sen, onların kurdukları hileli duzenin ugradıgı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik

    [52] Iste zulmetmeleri dolayısıyla enkaza donusmus ıpıssız evleri. Suphesiz bilen bir kavim icin bunda bir ayet vardır

    [53] Inananları ve sakınanları da kurtardık

    [54] Lut da; hani kavmine demisti ki: "Siz acıkca gordugunuz halde, yine de o cirkin utanmazlıgı yapacak mısınız

    [55] Siz gercekten, kadınları bırakıp sehvetle erkeklere mi yaklasıyorsunuz? Hayır, siz (yaptıgı seyi) bilmeyen bir kavimsiniz

    [56] Kavminin cevabı: "Lut ailesini sehrinizden surup cıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmıs" demekten baska olmadı

    [57] Biz de, onu ve ehlini (ailesini) kurtardık, Yalnızca karısı haric; onu geride (azab icinde kalanlar arasında) takdir ettik

    [58] Ve uzerlerine bir yagmur yagdırdık. Uyarılanların yagmuru ne kotudur

    [59] De ki: "Hamd Tanrı´nındır ve selam O´nun sectigi kullarının uzerinedir. Tanrı mı daha hayırlı yoksa onların ortak kostukları mı

    [60] (Onlar mı) Yoksa, gokleri ve yeri yaratan ve size gokten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gonul alıcı bahceler bitirdik, sizin icinse bir agacını bitirmek (bile) mumkun degildir. Tanrı ile beraber baska bir tanrı mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir

    [61] Ya da yeryuzunu bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryuzu icin) sarsılmaz daglar yaratan ve iki deniz arasında bir ara / engel (haciz) koyan mı? Tanrı ile beraber baska bir tanrı mı? Hayır onların cogu bilmiyorlar

    [62] Ya da sıkıntı ve ihtiyac icinde olana, kendisine dua ettigi zaman icabet eden, kotulugu acıp gideren ve sizi yeryuzunun halifeleri kılan mı? Tanrı ile beraber baska bir tanrı mı? Ne az ogut alıp dusunuyorsunuz

    [63] Ya da karanın ve denizin karanlıkları icinde size yol gosteren ve rahmetinin onunde ruzgarları mujde vericiler olarak gonderen mi? Tanrı ile beraber baska bir tanrı mı? Tanrı onların sirk kostuklarından yucedir

    [64] Ya da halkı surekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gokten ve yerden rızıklandıran mı? Tanrı ile beraber baska bir tanrı mı? De ki: "Eger dogru soyluyor iseniz, kesin kanıt (burhan)ınızı getirin

    [65] De ki: "Goklerde ve yerde gaybı Tanrı´dan baska kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin suuruna varmıyorlar

    [66] Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ´ard arda toplanıp pekistirildi´, hayır, onlar bundan bir kusku icindedirler; hayır, onlar bundan yana kordurler

    [67] Kufredenler dedi ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gercekten biz mi dirilip cıkartılacakmısız

    [68] Andolsun, bu (azab ve dirilme tehdidi) bize ve daha once atalarımıza vaadolunmustur. Bu, olsa olsa gecmislerin uydurma masallarından baskası degildir

    [69] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın da, suclu gunahkarların nasıl bir sona ugradıklarını gorun

    [70] Sen, onlara karsı huzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı icinde olma

    [71] Derler ki: "Eger dogruyu soyluyor iseniz, bu vaadolunan (azab) ne zaman

    [72] De ki: "Belki de acele etmekte oldugunuzun (azabın) bir kısmı size yetismistir bile

    [73] Suphesiz, senin rabbin, insanlara karsı buyuk lutuf (fazl) sahibidir; ancak insanların cogu sukretmiyorlar

    [74] Ve suphesiz, senin rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve acıga vurduklarını kesin olarak bilmekledir

    [75] Gokte ve yerde gizli olan hic bir sey yoktur ki, apacık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz´da) olmasın

    [76] Gercek su ki, bu Kuran, Israilogullarına hakkında ayrılıga dustukleri seylerin bir cogunu aktarıp anlatıyor

    [77] Ve gercekten o, inanclılar icin bir hidayet ve bir rahmettir

    [78] Suphesiz senin rabbin, onların arasında kendi hukmunu verecektir. O, guclu ve ustun olandır, bilendir

    [79] Sen, artık Tanrı´ya tevekkul et; cunku sen apacık olan hak uzerindesin

    [80] Cunku gercekten sen, olulere (soz) dinletemezsin ve arkasını donup kacan sagırlara da cagrıyı isittiremezsin

    [81] Ve sen korleri dustukleri sapıklıktan cekip hidayete erdirici degilsin; sen ancak, ayetlerimize inananlara (soz) dinletebilirsin; iste musluman olanlar bunlardır

    [82] O soz baslarına geldigi zaman, onlara yerden bir dabbe cıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara soyler

    [83] Ve her ummetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacagımız gun, artık onlar ´tutuklanıp (azab yerine) dagıtılırlar´

    [84] Nihayet geldikleri zaman, (Tanrı) der ki: "Siz benim ayetlerimi bilgi bakımından kavramadıgınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz

    [85] Zulmetmelerine karsılık, soz, kendi aleyhlerine gelmis bulunmaktadır, artık konusmazlar

    [86] Gormediler mi, biz geceyi onda sukun bulmaları icin, gunduzu de aydınlık(la gorsunler) diye yarattık. Suphesiz, inanan bir kavim icin bunda ayetler vardır

    [87] Sur´a ufurulecegi gun, Tanrı´nın diledigi kimseler dısında, goklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıstır ve her biri ´boyun bukmus´ olarak O´na gelmislerdir

    [88] Dagları gorursun de donmus sanırsın; oysa onlar bulutların suruklenmesi gibi suruklenirler. Her seyi ´sapasaglam ve yerli yerinde yapan´ Tanrı´nın sanatı (yapısı)dır (bu). Suphesiz O, islediklerinizden haberdardır

    [89] Kim bir iyilikle gelirse artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar o gunun korkusuna karsı guvenlik (aminun) icindedirler

    [90] Kim bir kotulukle gelirse, artık onlar da atese yuzukoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan baskasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?" denir

    [91] (De ki:) "Bana, ancak bu sehrin rabbine kulluk etmem buyruldu ki O, burasını kutlu ve saygıdeger kıldı. Her sey O´nundur. Ve muslumanlardan olmam buyruldu

    [92] Ve Kuran´ı okumam da (buyruldu). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi icin hidayete gelmistir, kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım

    [93] Ve de ki: "Tanrı´ya hamdolsun, O size ayetlerini gosterecektir, siz de bilip tanıyacaksınız." Senin rabbin, yaptıklarınızdan gafil degildir

    Kasas

    Surah 28

    [1] Ta, Sin, Mim

    [2] Bunlar, apacık Kitabın ayetleridir

    [3] Inanmıs bir kavim icin hak olmak uzere, Musa ve Firavunun haberinden (bir bolumunu) sana okuyacagız

    [4] Gercek su ki Firavun yeryuzunde buyuklenmis ve oranın ehlini (halkını) birtakım fırkalara ayırıp bolmustu; onlardan bir bolumunu gucten dusuruyor, erkek cocuklarını bogazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu; cunku o, bozgunculardandı

    [5] Biz ise, yeryuzunde gucten dusurulenlere lutufta bulunmak, onları imamlar yapmak ve mirascılar kılmak istiyoruz

    [6] Ve (istiyoruz ki) onları yeryuzunde ´iktidar sahipleri olarak yerlesik kılalım´, Firavuna, Haman´a ve askerlerine, onlardan sakındıkları seyi gosterelim

    [7] Musa´nın annesine: "Onu emzir, sayet onun icin korkacak olursan onu suya bırak, korkma ve uzulme, cunku onu biz sana tekrar geri verecegiz ve onu gonderilen (elci)lerden kılacagız diye vahyettik

    [8] Nihayet Firavunun ailesi, onu (ileride bilmeksizin) bir dusman ve uzuntu konusu olsun diye sahipsiz gorup aldılar. Gercekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı icindeydi

    [9] Firavunun karısı dedi ki: "Benim icin de, senin icin de bir goz bebegi; onu oldurmeyin; umulur ki bize yararı dokunur ve onu evlat ediniriz." Oysa onlar (baslarına geleceklerin) suurunda degillerdi

    [10] Musa´nın annesi ise, yuregi (fuadu) bosluk icinde sabahladı. Eger inanclılardan olması icin kalbi uzerinde (sabrı ve dayanıklılıgı) pekistirmemis olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) acıga vuracaktı

    [11] Ve onun kız kardesine: "Onu izle" dedi. Boylece o da, kendileri farkında degilken onu uzaktan gozetledi

    [12] Biz, daha once ona sut analarını haram etmistik. (Kız kardesi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını ustlenecek ve ona ogut verecek (veya egitecek) bir ehl-i beyti (aileyi) size bildireyim mi?" dedi

    [13] Boylelikle, gozunun aydın olması, uzulmemesi ve gercekten Tanrı´nın vaadinin hak oldugunu bilmesi icin onu annesine geri vermis olduk. Ancak onların cogu bilmezler

    [14] O, erginlik cagına ulasıp olgunlasınca, ona bir ´hukum ve hikmet´ ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları iste boyle odullendiririz

    [15] (Musa) Ehlinin (halkının) haberi olmadıgı bir zamanda sehre girdi, orda kavga etmekte olan iki erkek buldu; bu kendi taraftarlarından, su da dusmanlarından. Derken taraftarlarından olan, dusmanlarından olana karsı ondan yardım istedi. Bunun uzerine ona bir yumruk attı ve isini bitiriverdi. (Sonra da) "Bu seytanın isindendir; o, gercekten acıkca saptırıcı bir dusmandır" dedi

    [16] Dedi ki: "Rabbim, gercekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bagısla" Boylece (Tanrı) onu bagısladı. Suphesiz, O bagıslayandır, esirgeyendir

    [17] Dedi ki: "Rabbim, bana verdigin nimetler adına, artık suclu gunahkarlara destekci olmayacagım

    [18] Boylece sehirde korku icinde (cevreyi) gozetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki dun kendisinden yardım isteyen (kisi bugun de) kendisine yardım icin bagırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen acıkca bir azgınsın

    [19] Sonunda ikisinin de dusmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dun birini oldurdugun gibi, bugun de beni mi oldurmek istiyorsun? Sen yeryuzunde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun

    [20] Sehrin obur yakasından bir adam kosarak gelip dedi ki: "Ey Musa, onde gelenler seni oldurmeyi buyuruyorlar, artık sen cık git; gercekten ben sana ogut verenlerdenim

    [21] Boylece oradan korku icinde (cevreyi) gozetleyerek cıkıp gitti: "Rabbim, zalimler toplulugundan beni kurtar" dedi

    [22] Medyen´e dogru yoneldiginde de: "Umarım rabbim, beni dogru bir yola yoneltip iletir" dedi

    [23] Medyen suyuna vardıgı zaman, su almakta olan bir insan ummeti buldu. Onların gerisinde de [hayvanları su basına goturmekten cekinen] iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Cobanlar surulerini sulamadıkca biz surulerimizi sulayamayız; babamız, yası ilerlemis bir ihtiyardır" dediler

    [24] Hemencecik onların surulerini suladı, sonra yine golgeye cekilerek dedi ki: "Rabbim, dogrusu bana indirdigin her hayra muhtacım

    [25] Cok gecmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yuruyerek ona geldi. "Babam, bizim icin suruleri sulamana karsılık sana mukafaat vermek uzere seni davet etmektedir" dedi. Bunun uzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler toplulugundan kurtulmus oldun

    [26] O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacıgım, onu ucretli olarak tut; cunku ucretle tuttuklarının en hayırlısı gercekten o kuvvetli (ve) guvenilirdir (emiyn)

    [27] (Babaları) Dedi ki: "Dogrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karsılık olmak uzere, su iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; sayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk cıkarmak istemem; beni de insallah salih olanlardan bulacaksın

    [28] (Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlasma)dır. Bu durumda iki ecelden (sure) hangisini yerine getirirsem, artık bana karsı bir haksızlık soz konusu olamaz. Tanrı, soylediklerimize vekildir

    [29] Boylelikle Musa, eceli (sureyi) tamamlayıp ehliyle (ailesiyle) birlikte yola koyulunca Tur tarafında bir ates gordu. Ehline (ailesine): "Siz durun, gercekten bir ates gordum; umarım ondan ya bir haber ya da ısınmanız icin bir kor parcası getiririm" dedi

    [30] Derken oraya geldiginde, o kutlu yerdeki vadinin sag yanında olan bir agactan "Ey Musa, Alemlerin rabbi olan Tanrı benim" diye seslenildi

    [31] Asanı bırak." [Attıktan hemen sonra] Onun simdi bir yılan gibi hareket ettigini gorunce arkasına donup bakmaksızın kacmaya basladı. "Ey Musa, don ve korkuya kapılma. Suphesiz guvendesin (aminiyn)

    [32] Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz cıksın. Ve (her turlu) dehsetten yana kanatlarını kendine dogru cek. Iste bunlar, senin rabbinden Firavun ve onde gelen adamlarına iki kesin kanıt (mucize)dir. Gercekten onlar fasıklar kavmidir

    [33] Dedi ki: "Rabbim, gercekten onlardan bir kisi oldurdum, beni oldurmelerinden korkuyorum

    [34] Ve kardesim Harun; dil bakımından o benden daha duzgun konusmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gonder, beni dogrulasın. Cunku onların beni yalanlamalarından korkuyorum

    [35] (Tanrı) Dedi ki: "Pazunu kardesinle pekistirip guclendirecegiz; sizin ikinize de oyle bir ´guc ve yetki´ verecegiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erisemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız

    [36] Musa, onlara apacık olan ayetlerimizle geldigi zaman: "Bu, duzup uydurulmus bir buyuden baskası degildir. Biz gecmis atalarımızdan bunu isitmedik" dediler

    [37] Musa dedi ki: "Rabbim, kimin kendisinden bir hidayetle geldigini ve bu (dunya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacagını daha iyi bilir. Gercekten zulmedenler, felah bulmazlar

    [38] Firavun dedi ki: "Ey onde gelenler, sizin icin benden baska tanrı oldugunu bilmiyorum. Ey Haman, camurun ustunde bir ates yak da, bana yuksekce bir kule insa et, belki Musa´nın tanrısına cıkarım cunku gercekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum

    [39] O ve askerleri, yeryuzunde haksız yere buyuklendiler ve gercekten bize dondurulmeyeceklerini sandılar

    [40] Bunun uzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık. Boylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona ugradıklarına bir bak

    [41] Biz onları atese cagıran imamlar kıldık; kıyamet gunu yardım gormezler

    [42] Bu dunya hayatında, onların arkasına lanet dusurduk; kıyamet gununde ise, onlar cirkinlestirilmis olanlardır

    [43] Andolsun, ilk nesilleri yıkıma ugrattıktan sonra, Musa´ya, insanlar icin (gozleri hikmetle acıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak uzere Kitap verdik. Umulur ki, ogut alıp dusunurler diye

    [44] Musa´ya o buyrugu gerceklestirdigimiz (kaza) zaman, sen (Tur´un) batı yanında degildin ve (buna) sahid olanlardan da degildin

    [45] Ancak biz bircok nesiller insa ettik de onların uzerinde (nice) omur(ler) uzayıp gecti. Ve sen Medyen ehli icinde yasayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak ogrenmis degilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gonderen biziz

    [46] (Musa´ya) Seslendigimiz zaman da, sen Tur´un yanında degildin. Ancak rabbinden bir rahmet olmak uzere senden once kendilerine bir uyarıcı gelmemis olan bir kavmi uyarman icin (gonderildin). Umulur ki, ogut alıp dusunurler diye

    [47] Kendi ellerinin one surdukleri dolayısıyla onlara bir musibet isabet ettiginde: "Rabbimiz, bize de bir elci gonderseydin de boylece senin ayetlerine uysaydık ve inanclılardan olsaydık" diyecek olmasalardı (seni gondermezdik)

    [48] Fakat onlara kendi katımızdan hak geldigi zaman: "Musa´ya verilenlerin bir benzeri buna verilmeli degil miydi?" dediler. Onlar, daha once Musa´ya verilenlere kufretmemisler miydi? "Iki buyu birbirine arka cıktı" dediler. Ve: "Gercekten biz hepsine kafir olanlarız" dediler

    [49] De ki: "Eger dogruysanız, bu durumda Tanrı katından bu ikisinden (Musa´ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kuran´dan) daha dogru olan bir kitap getirin de, ona uymus olayım

    [50] Buna ragmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gercekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Tanrı´dan bir kılavuz (dogru yol gosterici ) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Suphesiz Tanrı, zulmeden bir kavme hidayet vermez

    [51] Andolsun, biz ogut alıp dusunsunler diye, sozu birbiri ardınca dizip indirdik

    [52] Bu (Kuran)dan once, kitap verdiklerimiz buna inanmaktadırlar

    [53] Onlara okundugu zaman: "Biz ona inandık, gercekten o, rabbimizden olan bir haktır, suphesiz biz bundan once de muslumanlar idik" derler

    [54] Iste onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kotulugu iyilikle uzaklastırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

    [55] ´Bos ve yararsız olan sozu´ isittikteri zaman ondan yuz cevirirler ve: "Bizim yapıp ettiklerimiz bizim, sizin yapıp ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler

    [56] Gercek su ki, sen, sevdigini hidayete erdiremezsin, ancak Tanrı, diledigini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir

    [57] Dediler ki: "Eger seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden [yurdumuzdan ve konumumuzdan] cekilip kopartılırız." Oysa biz onları kendi katımızdan bir rızık olarak her seyin urununun aktarılıp toplandıgı, guvenli (aminen) bir haremde yerlesik kılmadık mı? Fakat onların cogu bilmiyorlar

    [58] Biz, yasama bicimleriyle ´refah icinde sımarıp azmıs´ nice sehri yıkıma ugrattık. Iste meskenleri; cok az (bir zaman) dısında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmis degildir. (Onlara) Varis olanlar biziz

    [59] Senin rabbin ´ana yerlesim merkezlerine´ (ummiha) onlara ayetlerimizi okuyan bir elci gondermedikce sehirleri yıkıma ugratıcı degildir. Ve biz ehli (halkı) zulmeden sehirlerden baskasını da yıkıma ugratıcı degiliz

    [60] Size verilen her sey, yalnızca dunya hayatının metaı ve susudur. Tanrı katında olan ise daha hayırlı ve daha sureklidir. Yine de, akletmeyecek misiniz

    [61] Simdi, kendisine guzel bir vaadde bulundugumuz, dolayısıyla ona kavusan kisi, dunya hayatının metaı ile metalandırdıgımız sonra kıyamet gunu (azaba ugramak icin) hazır bulundurulan kisi gibi midir

    [62] O gun (Tanrı) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak one surdukleriniz nerede?" der

    [63] Uzerlerine (azab) sozu hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, iste bizim azdırıp saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptıgımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Simdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklasmıs bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da degillerdi

    [64] Denir ki: "Ortaklarınızı cagırın." Boylelikle cagırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı gorurler. Hidayet bulmus olsalardı ne olurdu

    [65] O gun (Tanrı) onlara seslenerek: "Gonderilen (elcilere) ne cevab verdiniz?" der

    [66] Artık o gun, haberler onlar icin korelmistir; birbirlerine de soramazlar

    [67] Ancak kim tevbe edip inanır ve salih amellerde bulunursa artık kurtulusa erenlerden olmayı umabilir

    [68] Rabbin, diledigini yaratır ve secer; secim onlara ait degildir. Tanrı, onların ortak kostuklarından munezzehtir, yucedir

    [69] Rabbin onların goguslerinin sakladıklarını ve acıga vurduklarını bilir

    [70] O, Tanrı´dır, kendisinden baska tanrı yoktur. Ilkte de, sonda da hamd O´nundur. Hukum O´nundur ve O´na donduruleceksiniz

    [71] De ki: "Gordunuz mu soyleyin; Tanrı, kıyamet gunune kadar geceyi sizin uzerinizde kesintisizce surdurecek olsa Tanrı´nın dısında size aydınlık verecek tanrı kimdir? Yine de dinlemeyecek misınız

    [72] De ki: "Gordunuz mu soyleyin, Tanrı kıyamet gunune kadar gunduzu sizin uzerinizde kesintisizce surdurecek olsa Tanrı´nın dısında size icinde dinleneceginiz geceyi getirecek tanrı kimdir? Yine de gormeyecek misiniz

    [73] Kendi rahmetinden olmak uzere O, sizin icin, dinlenmeniz ve O´nun fazlından (geciminizi) aramanız icin geceyi ve gunduzu var etti. Umulur ki sukredersiniz

    [74] O gun (Tanrı) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak one surdukleriniz nerede" der

    [75] Her ummetten bir sahid ayırıp cıkardık da: "Kesin kanıt (burhan)ınızı getirin" dedik. Artık ogrenmis oldular ki, hak gercekten Tanrı´nındır ve duzup uydurdukları kendilerinden uzaklasıp kaybolmustur

    [76] Gercek su ki, Karun, Musa´nın kavmindendi, ancak onlara karsı azgınlastı. Biz, ona oyle hazineler vermistik ki, anahtarları birlikte (tasımaya) davranan guclu bir topluluga agır geliyordu. Hani kavmi ona demisti ki: "Sımararak sevinme cunku Tanrı sımararak sevince kapılanları sevmez

    [77] Tanrı´nın sana verdigiyle ahiret yurdunu ara, dunyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Tanrı´nın sana ihsan ettigi gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryuzunde bozgunculuk arama. Cunku Tanrı, bozgunculuk yapanları sevmez

    [78] Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmistir." Bilmez mi ki gercekten Tanrı, kendisinden onceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha guclu ve insan sayısı bakımından daha cok olan kimseleri yıkıma ugratmıstır. Suclu gunahkarlardan kendi gunahları sorulmaz

    [79] Boylelikle kendi ihtisamlı susu icinde kavminin karsısına cıktı. Dunya hayatını istemekte olanlar: "Ah keske, Karun´a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gercekten o, buyuk bir pay sahibidir" dediler

    [80] Kendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Tanrı´nın sevabı inanan ve salih amellerde bulunan kimse icin daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden baskası kavusturulmaz" dediler

    [81] Sonunda onu da, konagını da yerin dibine gecirdik. Boylece Tanrı´ya karsı ona yardım edecek bir toplulugu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de degildi

    [82] Dun, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Tanrı kullarından dilediginin rızkını genisletip / yaymakta veya kısıp / daraltmaktadır. Eger Tanrı bize lutfetmis olmasaydı, bizi de suphesiz batırırdı. Vay, demek gercekten kafirler kurtulusa eremezler" demeye basladılar

    [83] Iste ahiret yurdu; biz onu, yeryuzunde buyuklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armagan) kılarız. (Guzel) Sonuc takva sahiplerinindir

    [84] Kim bir iyilikle gelirse, artık onun icin daha hayırlısı vardır; kim bir kotulukle gelirse, artık kotulukleri yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla karsılık gorurler

    [85] Suphesiz sana Kuran´ı farz kılan, seni donulecek yere elbette dondurecektir. De ki: "Rabbim, hidayetle geleni de, acıkca bir sapıklık icinde olanı da daha iyi bilmektedir

    [86] Kitabın sana (kalbine vahy ile) bırakılacagını umud etmezdin; (bu) rabbinden ancak bir rahmettir. Oyleyse sakın kafirlere arka olma

    [87] Sana indirildikten sonra, sakın seni Tanrı´nın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen rabbine cagır ve sakın musriklerden olma

    [88] Ve Tanrı ile beraber baska bir tanrıya tapma. O´ndan baska tanrı yoktur. O´nun yuzunden (zatından) baska her sey helak olucudur. Hukum O´nundur ve siz O´na donduruleceksiniz

    Ankebût

    Surah 29

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Insanlar, (sadece) "inandık" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar

    [3] Andolsun, onlardan oncekileri sınadık; Tanrı, gercekten dogruları da bilmekte ve gercekten yalancıları da bilmektedir

    [4] Yoksa kotulukleri yapanlar, bizi (asıp) gececeklerini mi sandılar? Ne kotu hukmediyorlar

    [5] Kim Tanrı´ya kavusmayı umuyorsa hic suphesiz Tanrı´nın eceli yaklasarak gelmektedir. O, isitendir, bilendir

    [6] Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi icin cihad etmis olur. Suphesiz Tanrı, alemlerden mustagnidir

    [7] Inanıp salih amellerde bulunanlar ise; biz suphesiz onların kotuluklerini ortecegiz (keffirenne) ve suphesiz yaptıklarının en guzeliyle karsılık verecegiz

    [8] Biz insana, anne ve babasına (karsı) guzelligi (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eger onlar, hakkında bilgin olmayan seyle bana ortak kosman icin sana karsı caba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Donusunuz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber verecegim

    [9] Inanıp salih amellerde bulunanlar ise; elbette onları salihlerin arasına katacagız

    [10] Insanlardan oylesi vardır ki "Tanrı´ya inandık" der fakat Tanrı ugruna eziyet gordugu zaman, insanların (kendisine yonelttikleri iskence ve) fitnesini Tanrı´nın azabıymıs gibi sayar; ama rabbinden bir ´yardım ve zafer´ gelirse, andolsun: "Biz gercekten sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Tanrı, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen degil midir

    [11] Tanrı muhakkak inananları da bilmekte ve muhakkak munafıkları da bilmektedir

    [12] Kufredenler inananlara dedi ki: "Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yuklenelim." Oysa kendileri onların hatalarından hic bir seyi yuklenecek degildir. Gercekten onlar, elbette yalancıdırlar

    [13] Suphesiz onlar, hem kendi yuklerini, hem kendi yukleriyle birlikte baska yukleri de yuklenecekler ve kıyamet gunu, duzup uydurduklarına karsı sorguya cekileceklerdir

    [14] Andolsun, biz Nuh´u kendi kavmine (elci olarak) gonderdik, iclerinde elli yılı eksik olmak uzere bin sene yasadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi

    [15] Boylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet kılmıs olduk

    [16] Ibrahim de; hani kavmine demisti ki: "Tanrı´ya kulluk edin ve O´ndan sakının, eger bilirseniz bu sizin icin daha hayırlıdır

    [17] Siz yalnızca Tanrı´dan baska birtakım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz. Gercek su ki, sizin Tanrı´dan baska taptıklarınız, size rızık vermeye guc yetiremezler; oyleyse rızkı Tanrı´nın katında arayın, O´na kulluk edin ve O´na sukredin. Siz O´na donduruleceksiniz

    [18] Eger yalanlarsanız, sizden onceki ummetler de [elcilerin cagrısını] yalanlamıslardır. Elciye dusen ise yalnızca acık bir tebligdir

    [19] Onlar gormediler mi ki, Tanrı yaratmaya nasıl baslıyor, sonra onu iade ediyor? Suphesiz, bu Tanrı´ya gore kolaydır

    [20] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın da, boylelikle yaratmaya nasıl basladıgına bir bakın, sonra Tanrı ahiret yaratmasını (VEYA son yaratmayı) da insa edip yaratacaktır. Suphesiz, Tanrı her seye guc yetirendir

    [21] Diledigini azablandırır, diledigine merhamet eder. O´na cevrilip goturuleceksiniz (tuklebun)

    [22] Siz yerde ve gokte (Tanrı´yı) aciz bırakamazsınız. Sizin Tanrı´nın dısında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur

    [23] Tanrı´nın ayetlerine ve O´na kavusmaya kufredenler; iste onlar, benim rahmetimden umut kesmislerdir; ve iste onlar, acı azab onlarındır

    [24] Bunun uzerine kavminin (Ibrahim´e) cevabı yalnızca: "Onu oldurun ya da yakın" demek oldu. Boylece Tanrı onu atesten kurtardı. Suphesiz bunda inanan bir kavim icin ayetler vardır

    [25] (Ibrahim) Dedi ki: "Siz gercekten, Tanrı´yı bırakıp dunya hayatında aranızda bir sevgi bagı olarak putları (tanrılar) edindiniz. Sonra kıyamet gunu, kiminiz kiminizi tanımayacak (yekfuru) ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz atestir ve hic bir yardımcınız yoktur

    [26] Bunun uzerine Lut ona inandı ve dedi ki: "Gercekten ben, rabbime hicret edecegim. Cunku suphesiz O, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [27] Biz ona Ishak´ı ve Yakub´u armagan ettik ve onun soyunda (sectiklerimize) peygamberligi ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dunyada verdik. Suphesiz o, ahirette salih olanlardandır

    [28] Lut da; hani kavmine demisti: "Siz gercekten, sizden once alemlerden hic kimsenin yapmadıgı ´cirkin bir utanmazlıgı´ yapıyorsunuz

    [29] Siz, (yine de) erkeklere yaklasacak, yol kesecek ve bir araya gelislerinizde munker yapıp / isleyip duracak mısınız?" Bunun uzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eger dogru soyluyor isen, bize Tanrı´nın azabını getir" demek oldu

    [30] Dedi ki: "Rabbim fesat cıkaran (bu) kavme karsı bana yardım et

    [31] Bizim elcilerimiz Ibrahim´e bir mujde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gercek su ki, biz bu ulkenin ehlini yıkıma ugratacagız. Cunku onun ehli zalim oldular

    [32] Dedi ki: "Onun icinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun icinde kimin oldugunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dısında, onu ve ehlini (ailesini) muhakkak kurtaracagız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır

    [33] Elcilerimiz Lut´a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kotulesti ve ici daraldı. Dediler ki: "Korkuya dusme ve huzne kapılma. Karın dısında, seni ve ehlini (aileni) muhakkak kurtaracagız. O ise, arkada kalacaktır

    [34] Suphesiz biz f(a)sık(lık yapma)larından dolayı bu ulke ehlinin ustune gokten igrenc bir azab indirecegiz

    [35] Andolsun, biz akledebilecek bir kavim icin orada apacık bir ayet bırakmısızdır

    [36] Medyen´e de kardesleri Suayb´ı (gonderdik). Boylece dedi ki: "Ey kavmim, Tanrı´ya kulluk edin ve ahiret gununu umud edin ve yeryuzunde bozguncular olarak karısıklık cıkarmayın

    [37] Ancak onu yalanladılar; bunun uzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, boylelikle kendi yurtlarında diz ustu cokmus olarak sabahladılar

    [38] Ad´ı ve Semud´u da (yıkıma ugrattık). Gercek su ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını seytan susleyip cekici kıldı, boylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar gorebilen kimselerdi

    [39] Karun´u, Firavun´u ve Haman´ı da (yıkıma ugrattık). Andolsun, Musa onlara apacık delillerle gelmisti, ancak yeryuzunde buyuklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup) gececek degillerdi

    [40] Iste biz, onların her birini kendi gunahıyla yakalayıverdik. Boylece onlardan kiminin ustune tas fırtınası gonderdik, kimini siddetli bir cıglık sarıverdi, kimini yerin dibine gecirdik, kimini de suda bogduk. Tanrı onlara zulmedici degildi, ancak onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı

    [41] Tanrı´nın dısında baska veliler edinenlerin ornegi, kendine ev edinen orumcek ornegine benzer. Gercek su ki, evlerin en dayanıksız olanı orumcek evidir; bir bilselerdi

    [42] Tanrı, kendi dısında hangi seye taptıklarını suphesiz bilir. O, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [43] Iste bu ornekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden baskası bunları akletmez

    [44] Tanrı gokleri ve yeri hak olarak yarattı. Suphesiz, bunda inanclılar icin bir ayet vardır

    [45] Sana Kitap´tan vahyedileni oku ve namazı dosdogru kıl. Gercekten namaz, cirkin utanmazlıklar (fahsa)dan ve munkerden alıkoyar. Tanrı´yı zikretmek ise muhakkak en buyuk (ibadet)tir. Tanrı yaptıklarınızı bilir

    [46] Iclerinde zulmedenleri haric olmak uzere, Kitap ehliyle en guzel olan bir tarzın dısında mucadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene inandık; bizim tanrımız da, sizin tanrınız da birdir ve biz O´na teslim olmusuz

    [47] Iste biz sana boyle bir Kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanmaktadırlar. Bunlar [putatapıcılar]dan da ona inanacak olanlar vardır. Kafirlerden baskası bizim ayetlerimizi (bile bile) reddetmez / kafa tutmaz (cehade)

    [48] Bundan once sen hic kitap okuyan degildin ve onu sag elinle de yazmıyordun. Boyle olsaydı, batılda olanlar kuskuya kapılırlardı

    [49] Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin goguslerinde apacık olan ayetlerdir. Zulmedenlerden baskası bizim ayetlerimizi inkar etmez

    [50] Dediler ki: "Ona rabbinden ayetler indirilmeli degil miydi?" De ki: "Ayetler Yalnızca Tanrı´nın katındadır. Ben ise, ancak apacık bir uyarıcıyım

    [51] Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Suphesiz, bunda inanan bir kavim icin gercekten bir rahmet ve bir ogut (zikir) vardır

    [52] De ki: "Benimle sizin aranızda sahid olarak Tanrı yeter. O, goklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Tanrı´ya kufredenler ise, iste onlar husrana ugrayanlardır

    [53] Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eger adı konulmus bir ecel olmasaydı, herhalde onlara azab gelmis olurdu. Fakat kendileri suurunda olmadan, onlara kuskusuz apansız geliverecektir

    [54] Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o kafirleri gercekten kusatıp durmaktadır

    [55] Azabın onları ustlerinden ve ayaklarının altından kaplayacagı gun (Tanrı): "Yaptıklarınızı tadın" der

    [56] Ey inanan kullarım, kuskusuz benim yeryuzum genistir; artık yalnızca bana kulluk edin

    [57] Her nefis olumu tadıcıdır; sonra bize donduruleceksiniz

    [58] Inanıp salih amellerde bulunanlar; onları, icinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yuksek kosklerine muhakkak yerlestirecegiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne guzeldir

    [59] Ki onlar, sabredenler ve rablerine tevekkul edenlerdir

    [60] Kendi rızkını tasıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Tanrı rızıklandırır. O, isitendir, bilendir

    [61] Andolsun, onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı, gunesi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, suphesiz: "Tanrı" diyecekler. Su halde nasıl oluyor da cevriliyorlar

    [62] Tanrı kullarından diledigine rızkı yayıp genisletir veya kısar / daraltır / kısıtlar. Suphesiz Tanrı, her seyi bilendir

    [63] Andolsun onlara: "Gokten su indirip de olumunden sonra yeryuzunu dirilten kimdir?" diye soracak olursan, suphesiz: "Tanrı" diyecekler. De ki: "Hamd Tanrı´nındır." Hayır, onların cogu akletmiyorlar

    [64] Bu dunya hayatı, yalnızca bir oyun ve ´(eglence turunden) tutkulu bir oyalanmadır´. Gercekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi

    [65] Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O´na ´halis kılan gonulden baglılar´ olarak, Tanrı´ya yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya cıkarıp kurtarınca, hemen sirk kosarlar

    [66] Kendilerine verdigimiz (nimetler)e kufretsinler ve yararlanıp metalansınlar diye. Ancak onlar yakında bileceklerdir

    [67] Gormediler mi ki, cevrelerinde insanlar kapılıp yagma edilirken, biz Harem´i (Mekke) guvenilir (aminen) kıldık? Yine de onlar, batıla inanıp Tanrı´nın nimetlerine kufur mu ediyorlar

    [68] Tanrı hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldigi zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? Kafirlere cehennem icinde bir konaklama yeri mi yok

    [69] Bizim ugrumuzda cihad edenlere, suphesiz yollarımızı gosteririz. Gercekten Tanrı, ihsan edenlerle beraberdir

    Rûm

    Surah 30

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Rum (orduları) yenilgiye ugradı

    [3] Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir

    [4] Birkac yıl icinde. Bundan once de, sonra da buyruk Tanrı´nındır. Ve o gun inanclılar sevineceklerdir

    [5] Tanrı´nın yardımıyla. O, diledigine yardım eder. O, guclu ve ustun olandır, esirgeyendir

    [6] (Bu,) Tanrı´nın vaadidir. Tanrı, vaadinden geri donmez. Ancak insanların cogu bilmezler

    [7] Onlar, dunya hayatından (yalnızca) dısta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır

    [8] Kendi nefsleri konusunda dusunmuyorlar mı (yetefekkeru)? Tanrı, gokleri yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ve ecel ile yaratmıstır. Gercekten, insanlardan cogu rablerine kavusmaya kufrediyorlar

    [9] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı? Boylece kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorsunler. Onlar, guc bakımından kendilerinden daha ustun idiler, topragı alt ust etmisler (ekmisler, madenler, sular arayıp cıkarmıslar) ve onu, kendilerinin imar ettiginden daha cok imar etmislerdi. Elcileri de, onlara acık delillerle gelmisti. Demek ki Tanrı onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı

    [10] Sonra, kotuluk yapanların ugradıkları son, Tanrı´nın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla cok kotu oldu

    [11] Tanrı, yaratmayı baslatır, sonra onu iade eder, sonra da siz O´na dondurulursunuz

    [12] Kıyamet saatinin kopacagı gun, suclu gunahkarlar umutsuzca yıkılırlar

    [13] (Tanrı´ya es kostukları) Ortaklarından kendilerine sefaatcı olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar

    [14] Kıyamet saatinin kopacagı gun, (muminlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar

    [15] Boylece inanıp salih amellerde bulunanlar artık onlar ´bir cennet bahcesinde´ ´sevinc icinde agırlanırlar´

    [16] Ancak kufredip ayetlerimizi ve ahirete kavusmayı yalanlayanlar ise, artık onlar da azab icin hazır bulundurulurlar

    [17] Oyleyse aksama girdıginiz vakit de, sabaha erdiginiz vakit de Tanrı´yı tesbih edip (yuceltin)

    [18] Hamd O´nundur; goklerde ve yerde, gunun sonunda ve ogleye erdiginiz vakit de

    [19] O oluden diriyi cıkarır ve diriden oluyu cıkarır, olumunden sonra da yeri diriltir. Iste siz de boyle cıkarılacaksınız

    [20] Sizi topraktan yaratmıs bulunması, O´nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryuzunun her yanına) yayılmakta olan bir beser (turu) oldunuz

    [21] Onda ´sukun bulup durulmanız´ icin, size kendi nefislerinizden esler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da O´nun ayetlerindendir. Suphesiz bunda dusunen (yetefekkerun) bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [22] Goklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O´nun ayetlerindendir. Suphesiz bunda alimler icin gercekten ayetler vardır

    [23] Geceleyin ve gunduzun uyumanız ile O´nun fazlından (geciminizi temin icin rızkınızı) aramanız, O´nun ayetlerindendir. Suphesiz isitebilen bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [24] Size bir korku ve umut (unsuru) olarak simsegi gostermesi ile gokten su indirmek suretiyle olumunden sonra yeri onunla diriltmesi de, O´nun ayetlerindendir. Suphesiz bunda, akleden bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [25] Gogun ve yerin O´nun buyruguyla [hareketten kesilip oldugu yerde veya bu duzen icinde] durması da O´nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (topragın altından) bir (kere) cagırma ile cagırdıgı zaman, hemencecik siz [bir de bakarsınız ki] cıkarılmıssınız

    [26] Goklerde ve yerde bulunanlar O´nundur; hepsi O´na ´gonulden boyun egmis´ bulunuyorlar

    [27] Yaratmayı baslatan, sonra onu iade edecek olan O´dur; bu O´na gore pek kolaydır. Goklerde ve yerde en yuce misal O´nundur. O, guclu ve ustun olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [28] Size kendi nefslerinizden bir ornek verdi: "Size rızık olarak verdigimiz seylerde, sag ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle esit olup kendi kendinizden korktugunuz gibi kendilerinden de korktugunuz (veya cekinip saygı duydugunuz) ortaklar var mıdır? Iste biz, akleden bir kavim icin ayetleri boyle birer birer acıklarız

    [29] Hayır, zulmedenler, hic bir bilgiye dayanmaksızın kendi hevalarına uymuslardır. Tanrı´nın saptırdıgını kim hidayete erdirebilir? Onların hic bir yardımcıları yoktur

    [30] Oyleyse sen yuzunu hanif olarak dine cevir; Tanrı´nın o fıtratına ki insanları bunun uzerine yaratmıstır (fatara). Tanrı´nın yaratısı icin hic bir degistirme yoktur. Iste dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların cogu bilmezler

    [31] ´Gonulden katıksız baglılar´ olarak, O´na yonelin ve O´ndan korkup sakının, dosdogru namazı kılın ve musriklerden olmayın

    [32] (O musrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmıs ve kendileri de parca parca olmuslardır; ki her grup kendi elindekiyle ovunup sevinc duymaktadır

    [33] Insanlara bir zarar dokundugu zaman, ´gonulden katıksız baglılar´ olarak, rablerine dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet tattırınca hemencecik bir grup rablerine sirk kosarlar

    [34] Kendilerine (nimet olarak) verdiklerimize kufretsinler diye. Oyleyse metalanıp yararlanın, artık yakında bileceksiniz

    [35] Yoksa biz onlara ispatlı bir delil indirdik de, o mu O´na ortak kosmalarını soyluyor

    [36] Biz insanlara bir rahmet tattırdıgımız zaman, onunla sevinirler; kendi ellerinin takdim ettigi dolayısıyla onlara bir kotuluk isabet ettiginde, hemen umutsuzluga kapılırlar

    [37] Gormuyorlar mı ki, Tanrı diledigine rızkı yayar / genisletir veya kısar / daraltır / kısıtlar. Suphesiz bunda inanan bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [38] Oyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Tanrı´nın yuzunu (rızasını) isteyenler icin bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır

    [39] Insanların mallarından artsın diye, verdiginiz faiz Tanrı katında artmaz. Ama Tanrı´nın yuzunu (rızasını) isteyerek verdiginiz zekat ise, iste (sevablarını ve gelirlerini) kat kat arttıranlar onlardır

    [40] Tanrı; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi oldurmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, sirk kostuklarından munezzeh ve yucedir

    [41] Insanların kendi ellerinin kazandıgı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya cıktı. Umulur ki, donerler diye (Tanrı) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır

    [42] De ki: "Yeryuzunde gezip dolasın, boylece daha oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorun. Onların cogu musrik kimselerdi

    [43] Oyleyse sen, Tanrı´dan (bir takdir olarak) geri cevrilmesi mumkun olmayan gun gelmeden once, yuzunu dimdik ayakta duran dine cevir. O gun parca parca bolunecekler

    [44] Kim kufrederse, artık onun kufru kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa, artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini) doseyip hazırlamaktadırlar

    [45] (Bu, Tanrı´nın) Kendi fazlından inanıp salih amellerde bulunanları odullendirmesi icindir. Suphesiz O, kafirleri sevmez

    [46] Size kendi rahmetinden tattırması, buyruguyla gemileri yurutmesi ve O´nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile umulur ki sukretmeniz icin, ruzgarları mujde vericiler olarak gondermesi O´nun ayetlerindendir

    [47] Andolsun, biz senden once kendi kavimlerine elciler gonderdik de onlara apacık belgeler getirdiler; boylece biz de suclu gunahkarlardan intikam aldık. Inanclılara yardım etmek ise bizim uzerimizde bir haktır

    [48] Tanrı, ruzgarları gonderir, boylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gokte yayıp dagıtır ve onu parca parca kılar; nihayet onun arasından yagmurun akıp cıktıgını gorursun. Sonunda kendi kullarından diledigine verince, hemen sevince kapılıverirler

    [49] Oysa onlar, bundan once (yagmurun) uzerine inmesinden evvel umutlarını kesmislerdi

    [50] Simdi Tanrı´nın rahmetinin eserlerine bak; olumunden sonra yeryuzunu nasıl diriltmektedir? Suphesiz O, oluleri de gercekten diriltecektir. O, her seye guc yetirendir

    [51] Andolsun, biz bir ruzgar gondersek de onu(n ekinini) sararmıs gorseler, mutlaka ardından kufrederler

    [52] Simdi sen, olulere (soz) duyuramazsın ve arkalarını donup giden sagırlara da cagrıyı duyuramazsın

    [53] Ve sen kendi sapıklıkları icinde kor olanları da dogruya iletici degilsin. Sen yalnızca bizim ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ki onlar muslumanlardır

    [54] Tanrı, sizi bir za´ftan yarattı, sonra (bu) za´fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra bu kuvvetin ardından da bir za´f ve yaslılık verdi. Diledigini yaratır. O, bilendir, guc yetirendir

    [55] Kıyamet saatinin kopacagı gun, suclu gunahkarlar tek bir saatin dısında (dunya hayatı) yasamadıklarına and icerler. Iste onlar boyle cevriliyorlardı

    [56] Kendilerine ilim ve inanc verilenler ise dediler ki: "Andolsun, siz Tanrı´nın Kitabında [yazılı sure boyunca] dirilis gunune kadar yasadınız; iste bu dirilme gunudur. Ancak siz bilmiyordunuz

    [57] Artık o gun, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar saglayacak, ne (Tanrı´dan) hosnutluk dilekleri kabul edilecektir

    [58] Andolsun, biz bu Kuran´da insanlar icin her ornegi gosterdik. Suphesiz, sen onlara bir ayet ile geldigin zaman, o kufredenler mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan baskası degilsiniz" derler

    [59] Iste Tanrı, bilmeyenlerin kalplerini boyle muhurler

    [60] Oyleyse sen sabret; suphesiz Tanrı´nın vaadi haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telasa kaptırıp hafiflige (veya gevseklige) suruklemesinler

    Lokman

    Surah 31

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Bunlar hikmetli Kitabın ayetleridir

    [3] Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir

    [4] Onlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete (iman ederler)

    [5] Iste onlar, rablerinden bir hidayet uzerindedirler ve felah bulanlar da onlardır

    [6] Insanlardan oyleleri vardır ki, bilgisizce Tanrı´nın yolundan saptırmak ve onu bir eglence konusu edinmek icin sozun ´bos ve amacsız olanını´ satın alırlar. Iste onlar icin asagılatıcı bir azab vardır

    [7] Ona ayetlerimiz okundugunda sanki isitmiyormus ve kulaklarında bir agırlık varmıs gibi, buyukluk taslayarak (mustekbirce) sırtını cevirir. Artık sen ona acı bir azap ile mujde ver

    [8] (Ancak) Gercekten inanıp salih amellerde bulunanlar ise; onlar icin nimetlerle donatılmıs cennetler vardır

    [9] Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Tanrı´nın vaadi haktır. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [10] O, gokleri dayanak olmaksızın yaratmıstır, bunu gormektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya ugratır diye sarsılmaz daglar bıraktı ve orada her canlıdan turetip yayıverdi. Biz gokten su indirdik, boylelikle orada her guzel olan ciftten bir bitki bitirdik

    [11] Bu, Tanrı´nın yaratmasıdır. Su halde, O´nun dısında olanların yarattıklarını bana gosterin. Hayır, zulmedenler, acıkca bir sapıklık icindedirler

    [12] Andolsun, Lokman´a "Tanrı´ya sukret" diye hikmet verdik. Kim sukrederse, artık o kendi lehine sukreder. Kim kufrederse, dogrusu Tanrı ganidir, hamiddir

    [13] Hani Lokman ogluna -ogut vererek- demisti ki; "Ey oglum, Tanrı´ya sirk kosma. Suphesiz sirk, gercekten buyuk bir zulumdur

    [14] Biz insana anne ve babasını [onlara iyilikle davranmayı] tavsiye ettik. Annesi onu zorluk ustune zorlukla (karnında) tasımıstır. Onun (sutten) ayrılması iki yıl icindedir. "Hem bana, hem anne ve babana sukret, donus yalnız banadır

    [15] Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban), hakkında bir bilgin olmayan seyi bana sirk kosman icin sana karsı caba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dunya (hayatın)da onlara iyilikle (maruf uzere) sahiplen (onlarla gecin) ve bana ´gonulden, katıksız olarak yonelenin´ yoluna tabi ol. Sonra donusunuz yalnızca banadır, boylece ben de size yaptıklarınızı haber verecegim

    [16] Ey oglum, (yaptıgın is) gercekten bir hardal tanesi agırlıgında olsa da, (bu,) ister bir kaya parcasından ya da goklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Tanrı onu getirir (acıga cıkarır). Suphesiz Tanrı, latif olandır, (her seyden) haberdardır

    [17] Ey oglum, namazı dosdogru kıl, marufu buyur, munkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karsı sabret. Cunku bunlar azmedilmesi gereken buyruklardandır

    [18] Insanlara yanagını cevirip (buyuklenme) ve boburlenmis olarak yeryuzunde yurume. Cunku Tanrı, buyukluk taslayıp boburleneni sevmez

    [19] Yuruyusunde orta bir yol tut, sesinden de [yuksek perdeleri] eksilt. Cunku, seslerin en cirkin olanı gercekten eseklerin sesidir

    [20] Gormuyor musunuz ki, suphesiz Tanrı, goklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmıs, acık ve gizli sizin uzerinizdeki nimetlerini genisletip tamamlamıstır. (Buna ragmen) insanlardan oyleleri vardır ki, hic bir ilme dayanmadan, bir yol gosterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Tanrı hakkında mucadele edip durur

    [21] Onlara: "Tanrı´nın indirdiklerine uyun" denildiginde derler ki: "Hayır, biz atalarımızı uzerinde buldugumuz seye uyarız." Sayet seytan onları cılgınca yanan atesin azabına cagırmıssa da mı (buna uyacaklar)

    [22] Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yuzunu (kendini) Tanrı´ya teslim ederse, artık gercekten o kopmayan bir kulpa yapısmıstır. Butun buyrukların sonu Tanrı´ya varır / Tanrı´yadır

    [23] Kim de kufrederse, artık onun kufru seni huzne kaptırmasın. Onların donusu bizedir, artık biz de onlara yaptıklarını haber verecegiz. Suphesiz Tanrı, sinelerin ozunde saklı olanı bilendir

    [24] Biz onları az (bir sey ve zaman) olarak metalandırıp yararlandırırız, sonra onları agır bir azaba katlandırırız

    [25] Andolsun onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartısmasız "Tanrı" diyecekler. De ki: "Hamd Tanrı´nındır." Hayır, onların cogu bilmezler

    [26] Goklerde ve yerde olanlar Tanrı´nındır. Suphesiz Tanrı, Ganidir, Hamiddir

    [27] Eger yeryuzundeki agacların tumu kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (murekkep) olsa, yine de Tanrı´nın kelimeleri (yazmakla) tukenmez. Suphesiz Tanrı ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [28] Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz yalnızca tek bir kisi(yi yaratıp sonra diriltmek) gibidir. Suphesiz Tanrı isitendir, gorendir

    [29] Gormuyor musun ki, gercekten Tanrı geceyi gunduze baglayıp katar, gunduzu de geceye baglayıp katar. Gunes ile ayı emre amade kılmıstır. Her biri, adı konulmus bir ecele kadar akıp gider. Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır

    [30] Iste boyle; suphesiz Tanrı, O, Hak olandır ve suphesiz O´nun dısında taptıkları (tanrılar) ise batıldır. Suphesiz Tanrı yucedir, buyuktur

    [31] Gormuyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) gostermesi icin, gemiler Tanrı´nın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Hic suphesiz bunda cok sabreden, cok sukreden icin gercekten ayetler vardır

    [32] Onları kara golgeler gibi dalgalar sarıverdigi zaman dini yalnızca O´na ´halis kılan gonulden baglılar´ olarak Tanrı´ya yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Boylece onları karaya cıkarıp kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimize gaddar ve (cok) kafirlerden baskası kafa tutmaz (cehadu)

    [33] Ey insanlar, rabbinizden korkup sakının ve oyle bir gunun azabından cekinip korkun ki, (o gun hic)bir baba, cocugu icin bir karsılık veremez ve (hic)bir cocuk da babası icin bir seyi verebilecek (durumda) degildir. Suphesiz Tanrı´nın vaadi haktır. Artık dunya hayatı sizi aldatmaya suruklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Tanrı ile aldatmasın

    [34] Kıyamet saatinin bilgisi, suphesiz Tanrı´nın katındadır. Yagmuru yagdırır, rahimlerde olanı bilir. Hic kimse, yarın ne kazanacagını bilmez. Hic kimse de, hangi yerde olecegini bilmez. Hic suphesiz Tanrı bilendir, haberdardır

    Secde

    Surah 32

    [1] Elif. Lam. Mim

    [2] Kendisinde suphe olmayan bu Kitabın indirilisi alemlerin rabbi tarafındandır

    [3] Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır; o, rabbinden olan bir haktır; senden once kendilerine bir uyarıcı gelmemis bir kavmi uyarman icin (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar

    [4] Tanrı, gokleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı gunde yarattı; sonra arsa istiva etti. Sizin O´nun dısında bir yardımcınız ve sefaatciniz yoktur. Yine de ogut alıp dusunmeyecek misiniz

    [5] Gokten yere her buyrugu O evirip duzene koyar. Sonra (buyruklar) sizin saymakta oldugunuz bin yıl sureli bir gunde yine O´na yukselir

    [6] Iste gaybı da, musahede edilebileni de bilen, ustun ve guclu olan, esirgeyen O´dur

    [7] Ki O, yarattıgı her seyi en guzel yapan ve insanı yaratmaya bir camurdan baslayandır

    [8] Sonra onun soyunu bir ozden (sulale), basbayagı bir sudan yapmıstır

    [9] Sonra onu ´duzeltip bir bicime soktu´ ve ona ruhundan ufledi. Sizin icin de kulak, gozler ve yurekler (efideh) var etti. Ne az sukrediyorsunuz

    [10] Dediler ki: "Biz yer (topragın icin)de yok olup gittikten sonra, gercekten biz mi yeniden yaratılmıs olacagız?" Hayır, onlar rablerine kavusmaya kufredenlerdir

    [11] De ki: "Size vekil kılınan olum melegi, hayatınıza son verecek, sonra rabbinize dondurulmus olacaksınız

    [12] Suclu gunahkarları, rableri huzurunda basları one egilmis olarak: "Rabbimiz, gorduk ve isittik; simdi bizi (bir kere daha dunyaya) geri cevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gercekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir gorsen

    [13] Eger biz dilemis olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden cıkan su soz gerceklesecektir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (inkar edenlerle) tamamıyla dolduracagım

    [14] Oyleyse bu (azab) gununuzle karsılasmayı unutmanıza karsılık azabı tadın. Biz de sizi gercekten unuttuk; yaptıklarınıza karsılık ebedi azabı tadın

    [15] Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldıgı zaman, hemen secdeye kapananlar, rablerini hamd ile tesbih edenler ve buyukluk taslamayan (mustekbir olmayan)lar inanır

    [16] Onların yanları (gece namazına kalkmak icin) yataklarından uzaklasır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

    [17] Artık hicbir nefs, yaptıklarına karsılık olmak uzere kendileri icin gozler aydınlıgı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandıgını bilmez

    [18] Oyleyse, inanclı olan kimse fasık olan gibi olur mu? Bunlar esit olmazlar

    [19] Inanan ve salih amellerde bulunanlar ise, artık onlar icin, yaptıklarına karsılık olmak uzere, bir agırlanma konagı olarak barınma cennetleri vardır

    [20] Fasık kimseler icinse, artık onların da barınma yeri atestir. Oradan her cıkmak istediklerinde, geri cevrilirler ve onlara: "Kendisini yalanladıgınız ates azabını tadın" denir

    [21] Andolsun, biz onlara belki (inkarcılıktan) donerler diye o buyuk (uhrevi) azabdan once, yakın (dunyevi) azabtan da tattıracagız

    [22] Kendisine rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra yuz cevirenden daha zalim kimdir? Gercekten biz, suclu gunahkarlardan intikam alıcılarız

    [23] Andolsun, biz Musa´ya kitabı vermistik; boylece sen ona kavusmaktan kusku icinde olma. Biz onu Israilogullarına bir yol gosterici kılmıstık

    [24] Ve onların icinden, sabrettikleri zaman buyrugumuzla dogru yola iletip yonelten imamlar kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı

    [25] Suphesiz, senin rabbin, ihtilafa dustukleri seyler konusunda kıyamet gunu aralarında ´hukmunu verip ayıracaktır´

    [26] Yurtlarında gezip dolastıkları nice nesilleri kendilerinden once yıkıma ugratmıs olmamız, hala onları dogru yola iletip yoneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de isitmiyorlar mı

    [27] Gormuyorlar mı; biz, suyu corak topraga suruyoruz da onunla ekin bitiryoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de gormuyorlar mı

    [28] Derler ki: "Eger dogru soyluyor iseniz, su fetih ne zamanmıs

    [29] De ki: "Fetih gunu, kufredenlere (o gun) inanmaları bir yarar saglamaz ve onlara bir sure tanınmaz

    [30] Oyleyse sen onlardan yuz cevir ve bekleyedur; gercekten onlar da beklemektedirler

    Ahzâb

    Surah 33

    [1] Ey Peygamber, Tanrı´dan sakın, kafirlere ve munafıklara itaat etme. Suphesiz Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Sana rabbinden vahyedilene uy. Suphesiz Tanrı, yaptıklarınızdan haberdardır

    [3] Tanrı´ya tevekkul et; vekil olarak Tanrı yeter

    [4] Tanrı, bir adamın kendi (gogus) boslugu icinde iki kalp yapmadı ve kendilerine zıharda bulundugunuz eslerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (oz) cocuklarınız saymadı. Bu sizin (yalnızca) agzınızla soylemenizdir. Tanrı ise hakkı soyler ve (dogru olan) yola yoneltip iletir

    [5] Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek cagırın; bu, Tanrı katında daha adildir. Eger babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardesleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin icin bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gozeterek (taammuden) yaptıklarınızda vardır. Tanrı, bagıslayandır, esirgeyendir

    [6] Peygamber, inanclılar icin kendi nefslerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de Tanrı´nın Kitabında birbirlerine oteki inanclılardan ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf uzere yapacaklarınız baska; bunlar Kitapta yazılmıs bulunmaktadır

    [7] Hani biz peygamberlerden kesin sozlerini almıstık; senden, Nuh´tan, Ibrahim´den, Musa´dan ve Meryem oglu Isa´dan. Biz onlardan sapasaglam bir soz almıstık

    [8] Dogru olanlara dogruluk (ve baglılık)larını (Tanrı´nın) sorması icin. Kafirlere ise acı bir azab hazırlamıstır

    [9] Ey inananlar, Tanrı´nın uzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmisti; boylece biz de onların uzerine bir ruzgar ve sizin gormediginiz ordular gondermistik. Tanrı, yaptıklarınızı gorendir

    [10] Hani onlar size hem ustunuzden, hem alt tarafınızdan gelmislerdi; gozler kaymıs, kalpler hancereye gelip dayanmıstı ve siz Tanrı hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz

    [11] Iste orada, inanclılar sınanmıs ve siddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya ugratılmıslardı

    [12] Hani, munafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Tanrı ve Resulu bize bos bir aldanıstan baska bir sey vadetmedi" diyorlardı

    [13] Onlardan bir grup da hani soyle demisti: "Ey Yesrib (Medine) ehli, artık sizin icin (burada) kalacak yer yok, su halde donun." Onlardan bir topluluk da: "Gercekten evlerimiz acıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) acık degildi. Onlar yalnızca kacmak istiyorlardı

    [14] Eger onlara (sehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karısıklık cıkarmaları) istenmis olsaydı, hic suphesiz buna yanasır ve bunda pek az (zaman) dısında (kararsız) kalmazlardı

    [15] Oysa andolsun, daha once ´arkalarını donup kacmayacaklarına´ dair Tanrı´ya soz vermislerdi; Tanrı´ya verilen soz (ahid) ise, (agır bir) sorumluluktur

    [16] De ki: "Eger olumden veya oldurulmekten kacıyorsanız, kacıs size kesin olarak bir yarar saglamaz; boyle olsa bile, pek az (bir zaman) dısında metalanıp yararlandırılmazsınız

    [17] De ki: "Size bir kotuluk isteyecek olsa sizi Tanrı´dan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri icin Tanrı´nın dısında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar

    [18] Gercekten Tanrı, icinizden alıkoyanları ve kardeslerine: "Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dısında zorlu savaslara gelmezler

    [19] (Geldiklerinde de) Size karsı ´cimri ve bencildirler´. Sayet korku gelecek olsa, olumden dolayı ustune baygınlık cokmus kimseler gibi, gozleri donerek sana bakmakta olduklarını gorursun. Korku gidince, hayra karsı oldukca duskunluk gostererek sizi keskin dilleriyle (elestirip inciterek) karsılarlar. Iste onlar inanmamıslardır, boylece Tanrı onların yaptıklarını bosa cıkarmıstır. Bu Tanrı´ya gore pek kolaydır

    [20] Onlar (munafıklar, dusman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eger (askeri) birlikler gelecek olsa, colde bedevi araplar arasında olup sizin haberlerinizi (oradan) sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat icinizde olsalardı ancak pek az savasırlardı

    [21] Andolsun, sizin icin, Tanrı´yı ve ahiret gununu umanlar ve Tanrı´yı cokca zikredenler icin Tanrı´nın Resulu´nde guzel bir ornek vardır

    [22] Inanclılar (dusman) birliklerini gordukleri zaman ise [korkuya kapılmadan] dediler ki: "Bu, Tanrı´nın ve Resulu´nun bize vaadettigi seydir; Tanrı ve Resulu dogru soylemistir." Ve (bu,) yalnızca onların inanclarını ve teslimiyetlerini arttırdı

    [23] Inanclılardan oyle erkekler vardır ki, Tanrı ile yaptıktarı ahide sadakat gosterdiler; boylece onlardan kimi adagını gerceklestirdi, kimi beklemektedir. Onlar hic bir degistirme ile (sozlerini) degistirmediler

    [24] Cunku Tanrı, (sozune baglı kalıp dogru olan) sadıkları sadakatlerinden dolayı mukafatlandıracak, munafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Suphesiz Tanrı, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [25] Tanrı, kufredenleri kin ve ofkeleriyle geri cevirdi, onlar hicbir hayra varamadılar. Savasta Tanrı (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) inanclılara yetti. Tanrı cok gucludur, ustun ve galib olandır

    [26] Kitap ehlinden onlara arka cıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine korku dusurdu. Siz (onlardan) bir kısmını olduruyordunuz, bir kısmını ise esir alıyordunuz

    [27] Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadıgınız bir yere mirascı kıldı. Tanrı, her seye guc yetirendir

    [28] Ey peygamber, eslerine soyle: "Eger siz dunya hayatını ve onun suslu cekiciligini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve guzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim

    [29] Eger siz Tanrı´yı, Resulu´nu ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hic suphesiz Tanrı, icinizden guzellikte bulunanlar icin buyuk bir ecir hazırlamıstır

    [30] Ey peygamberin kadınları, sizden kim acık bir cirkin utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Tanrı´ya gore pek kolaydır

    [31] Ama sizden kim Tanrı´ya ve Resulu´ne gonulden itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona ustun bir rızık da hazırlamısızdır

    [32] Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) degilsiniz; eger sakınıyorsanız, artık sozu cekicilikle soylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sozu maruf bir tarzda soyleyin

    [33] Evlerinizde vakarla oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın suslerini acıga vurması gibi, siz de suslerinizi acıga vurmayın; namazı dosdogru kılın, zekatı verin, Tanrı´ya ve elcisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Gercekten Tanrı sizden kiri (gunah ve cirkinligi) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister

    [34] Evlerinizde okunmakta olan Tanrı´nın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Suphesiz Tanrı latiftir, haberdar olandır

    [35] Suphesiz, musluman erkekler ve musluman kadınlar, inanclı (erkek)ler ve inanclı (kadın)lar, gonulden (Tanrı´ya) itaat eden erkekler ve gonulden (Tanrı´ya) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Tanrı´dan) korkan erkekler ve saygıyla (Tanrı´dan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruc tutan erkekler ve oruc tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Tanrı´yı cokca zikreden erkekler ve (Tanrı´yı cokca) zikreden kadınlar; (iste) bunlar icin Tanrı bir bagıslanma ve buyuk bir ecir hazırlamıstır

    [36] Tanrı ve Resulu, bir buyruga hukmettigi (kada) zaman, inanclı bir erkek ve inanclı bir kadın icin o buyrukta kendi isteklerine gore secme hakkı yoktur. Kim Tanrı´ya ve Resulu´ne isyan ederse, artık gercekten o apacık bir sapıklıkla sapmıstır

    [37] Hani sen, Tanrı´nın kendisine nimet verdigi ve senin de kendisine nimet verdigin kisiye: "Esini yanında tut ve Tanrı´dan sakın" diyordun; insanlardan cekinerek Tanrı´nın acıga vuracagı seyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Tanrı, kendisinden cekinmene cok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan iliskisini kesince, biz onu seninle evlendirdik ki boylelikle evlatlıklarının kendilerinden iliskilerini kestikleri (kadından bosandıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda inanclılar uzerine bir gucluk olmasın. Tanrı´nın buyrugu yerine getirilmistir

    [38] Tanrı´nın kendisine farz kıldıgı bir sey(i yerine getrrme)de peygamber uzerine hicbir gucluk yoktur. (Bu,) daha once gelip gecen (ummet)lerde Tanrı´nın bir sunnetidir. Tanrı´nın buyrugu takdir edilmis bir kaderdir

    [39] Ki onlar (o peygamberler) Tanrı´nın risaletini teblig edenler, O´ndan icleri titreyerek korkanlar ve Tanrı´nın dısında hic kimseden korkmayanlardır. Hesap gorucu olarak Tanrı yeter

    [40] Muhammed, sizin erkeklerinizden hicbirinin babası degildir, ancak o, Tanrı´nın Resulu ve peygamberlerin sonuncusudur. Tanrı, her seyi bilendir

    [41] Ey inananlar, Tanrı´yı cokca zikredin

    [42] Ve O´nu sabah ve aksam tesbih edin

    [43] O´dur ki sizi karanlıklardan nura cıkarmak icin size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, inanclıları cok esirgeyicidir

    [44] O´na kavusacakları gun, onların dirlik temennileri: "Selam"dır. Ve O, onlara ustun bir ecir hazırlamıstır

    [45] Ey Peygamber, gercekten biz seni bir sahid, bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak gonderdik

    [46] Ve kendi izniyle Tanrı´ya cagıran ve nur sacan bir cerag olarak (gonderdik)

    [47] Muminlere mujde ver, gercekten onlar icin Tanrı´dan buyuk bir fazl vardır

    [48] Kafirlere ve munafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Tanrı´ya tevekkul et. Vekil olarak Tanrı yeter

    [49] Ey inananlar, inanclı (kadın)ları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan bosarsanız, bu durumda sizin icin uzerlerine sayacagınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve guzel bir salma tarzıyla onları salıverin

    [50] Ey Peygamber, gercekten biz sana ucretlerini (mehirlerini) verdigin eslerini ve Tanrı´nın sana ganimet olarak verdikleri (savas esirleri)nden sag elinin malik oldugu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istedigi inanclı (kadın)ı da, inanclı (erkek)ler icin olmaksızın yalnızca sana has olmak uzere, (senin icin helal kıldık). Biz, kendi esleri ve sag ellerinin malik oldugu (cariyeler) konusunda onlar (muminler) uzerine neyi farz kıldıgımızı bildik (size bildirdik). Boylelikle senin icin hic bir gucluk olmasın. Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [51] Onlardan diledigini geri bırakır, diledigini de yanına alıp barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (donmende) senin icin bir sakınca yoktur. Onların gozlerinin aydınlanıp huzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiginle hepsinin hosnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Tanrı, kalplerinizde olanı bilir. Tanrı bilendir, halimdir

    [52] Bundan sonra (baska) kadınlar ve bunları baska eslerle degistirmek -guzellikleri senin hosuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sag elinin malik oldugu (cariyeler) baska. Tanrı her seyi gozetleyip denetleyendir

    [53] Ey inananlar! (Rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (bir baska is icin girmisseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemege) cagırıldıgınız zaman girin, yemegi yiyince dagılın ve (uzun) soze dalmayın. Gercekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Tanrı, hak(kı acıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eslerinden) bir sey isteyeceginiz zaman, perde arkasından isteyin. Bu sizin kalpleriniz icin de, onların kalpleri icin de daha temizdir. Tanrı´nın Resulune eziyet vermeniz ve ondan sonra eslerini nikahlamanız size ebediyen (helal) olmaz. Cunku boyle yapmanız, Tanrı katında cok buyuk (bir gunah)tır

    [54] Bir seyi acıga vursanız da, saklı tutsanız da; suphesiz Tanrı, her seyi bilici olandır

    [55] Onlar icin babaları, ogulları, kardesleri, erkek kardeslerinin ogulları, kız kardeslerinin ogulları, kadınları ve sag ellerinin malik oldugu (cariyeler) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey musluman kadınlar) Tanrı´dan sakının. Suphesiz Tanrı, her seye sahid olandır

    [56] Suphesiz, Tanrı ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey inananlar siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin

    [57] Gercek su ki, Tanrı´ya ve elcisine eziyet edenler; Tanrı, onlara dunyada ve ahirette lanet etmis ve onlar icin asagılatıcı bir azab hazırlanmıstır

    [58] Inanclı (erkek)lere ve inanclı (kadın)lara irtikab etmedikleri (bir suc) sebebiyle eziyet edenler ise gercekten bir iftira ve acık bir gunah yuklenmislerdir

    [59] Ey Peygamber, eslerine, kızlarına ve inanclıların kadınlarına dıs elbiselerinden (cilbablarından) ustlerine giymelerini soyle; onların (ozgur ve iffetli) tanınması ve eziyet gormemeleri icin en uygun olan budur. Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [60] Andolsun, eger munafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve sehirde kıskırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gercekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir sure) komsu kalabilirler

    [61] Lanete ugratılmıslar olarak; nerede ele gecirilseler yakalanırlar ve olduruldukce (surekli) oldurulurler

    [62] (Bu,) Daha onceden gelip gecenler hakkında (uygulanan) Tanrı´nın sunnetidir. Tanrı´nın sunnetinde kesin olarak bir degisiklik bulamazsın

    [63] Insanlar, sana kıyamet saatini sorarlar, de ki: "Onun bilgisi yalnızca Tanrı´nın katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet saati pek yakın da olabilir

    [64] Gercekten Tanrı, kafirleri lanetlemis ve onlar icin ´cılgın bir ates´ hazırlamıstır

    [65] Orada ebediyen kalıcıdırlar. Onlar ne bir veli, ne bir yardımcı bulamayacaklardır

    [66] Yuzlerinin ateste evrilip cevrilecegi (tukallebu) gun derler ki: "Eyvahlar bize, keske Tanrı´ya itaat etseydik ve Resul´e itaat etseydik

    [67] Ve dediler ki: "Rabbimiz, gercekten biz, efendilerimize ve buyuklerimize itaat ettik, boylece onlar bizi yoldan saptırmıs oldular

    [68] Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve buyuk bir lanet ile lanet et

    [69] Ey inananlar, Musa´ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Tanrı onu demekte olduklarından temize cıkardı. O Tanrı katında vecihti

    [70] Ey inananlar, Tanrı´dan sakının ve sozu dogru soyleyin

    [71] Ki O (Tanrı ), amellerinizi ıslah etsin ve gunahlarınızı bagıslasın. Kim Tanrı´ya ve elcisine itaat ederse, artık o en buyuk kurtulusla kurtulmustur

    [72] Gercek su ki, biz emanetleri goklere, yere ve daglara sunduk da onlar bunu yuklenmekten kacındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yuklendi. Cunku o, cok zalim cok cahildir

    [73] Sundan ki: Tanrı, munafık erkekleri ve munafık kadınları, musrik erkekleri ve musrik kadınları azablandıracak; inanclı (erkek)lerin ve inanclı (kadın)ların tevbesini kabul edecektir. Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    Sebe'

    Surah 34

    [1] Hamd, goklerde ve yerde olanların tumu kendisine ait olan Tanrı´nındır; ahirette de hamd O´nundur. O, hukum ve hikmet sahibidir, haber alandır

    [2] Yerin icine gireni, ondan cıkanı; gokten ineni ve oraya cıkanı bilir. O. esirgeyendir, bagıslayandır

    [3] Kufredenler dediler ki: "Kıyamet saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Goklerde ve yerde zerre agırlıgınca hic bir sey O´ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha kucuk olanı da, daha buyuk olanı da, istisnasız, mutlaka apacık bir kitapta (yazılı)dır

    [4] (Cunku O) Inanıp salih amellerde bulunanları odullendirecek. Iste magfiret ve ustun rızık onlarındır

    [5] (Sozde) Aciz bırakmak icin ayetlerimiz hakkında caba harcamıs olanlar, iste onlar; onlar icin de (en) igrenc olanından acı bir azab vardır

    [6] Kendilerine ilim verilenler ise, rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi oldugunu ve ustun, guclu, ovulmeye layık olan (Tanrı)nın yoluna yoneltip ilettigini goruyorlar

    [7] Kufredenler dediler ki: "Siz darmadagın olup dagıldıgınızda, gercekten sizin yeni bir yaratılısta bulunacagınızı size haber veren bir adamı gosterelim mi size

    [8] Tanrı´ya karsı yalan mı duzup uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık icindedirler

    [9] Onlar, gokten ve yerden onlerinde ve arkalarında olanı gormuyorlar mı? Eger biz dilersek, onları yerin dibine gecirir ya da gokten uzerlerine parcalar dusururuz. Hic suphesiz, bunda ´gonulden (Tanrı´ya) yonelen´ her kul icin bir ayet vardır

    [10] Andolsun, biz Davud´a tarafımızdan bir fazl (ustunluk) verdik. "Ey daglar, onunla birlikte [benim tesbihimi] donderin / tekrarlayın (evvibiy)" (dedik) ve kuslara da [aynısını emrettik]. Ve ona demiri yumusattık

    [11] Genis zırhlar yap, (onları) duzenli bir bicime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gercekten ben, sizin yaptıklarınızı gorenim" diye (vahyettik)

    [12] Suleyman icin de, sabah gidisi bir ay, aksam donusu bir ay (mesafe) olan ruzgara boyun egdirdik); erimis bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında rabbinin izniyle is goren bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim buyrugumuzdan cıkıp sapacak olsa, ona cılgın atesin azabından tattırırdık

    [13] Ona diledigi sekilde kaleler, heykeller, havuz buyuklugunde canaklar ve yerinden sokulmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, sukrederek calısın." Kullarımdan sukredenler azdır

    [14] Boylece onun (Suleyman´ın) olumune karar verdigimiz zaman, olumunu, onlara, asasını yemekte olan bir agac kurdundan baskası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp dusunce, acıkca ortaya cıktı ki, sayet cinler gaybı bilmis olsalardı boylesine asagılayıcı bir azab icinde kalıp yasamazlardı

    [15] Andolsun, Sebe (halkı)nın oturdugu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sagdan ve soldan iki bahceliydi. (Onlara demistik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O´na sukredin. Guzel bir sehir ve bagıslayan bir rabb(iniz var)

    [16] Ancak onlar yuz cevirdiler, boylece biz de onlara Arim selini gonderdik. Ve onların iki bahcesini, buruk yemisli, acı ılgınlı ve icinde az bir sey de sedir agacı olan iki bahceye donusturduk

    [17] Boylelikle kufretmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (cok) kafirlerden baskasını cezalandırır mıyız

    [18] Kendileriyle, iclerinde bereketler kıldıgımız memleketler arasında (biri digerinden) gorunebilen sehirler var ettik ve orada yurume (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gunduzleri guvenlik (aminiyn) icinde gezip dolasın" (dedik)

    [19] Onlar ise: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını ac [sehirlerimiz birbirine cok yakındır]" dediler ve kendi nefslerine zulmetmis oldular. Boylece biz de onları efsaneler[e konu olan bir halk] kıldık ve onları darmadagın edip dagıttık. Suphesiz bunda, cok sabreden ve cok sukreden herkes icin gercekten ayetler vardır

    [20] Andolsun, Iblis, kendileri hakkında zannını dogrulamıs oldu; boylelikle inanclılardan bir grup dısında, ona uymus oldular

    [21] Oysa onun kendilerine karsı hic bir zorlayıcı gucu yoktu ancak biz ahirete inananı, ondan kusku icinde olandan ayırdetmek icin [ona bu imkanı verdik]. Senin rabbin her seyin uzerinde gozetici, koruyucudur

    [22] De ki: "Tanrı´nın dısında (zann diye) one surduklerinizi cagırın. Onların goklerde ve yerde bir zerre agırlıgınca bile (hicbir seye) gucleri yetmez, onların bu ikisinde hicbir ortaklıgı olmadıgı gibi, O´nun bunlardan hicbir destekci olanı da yoktur

    [23] O´nun katında izin verdiginin dısında (hic kimsenin) sefaati yarar saglamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, cok yucedir, cok buyuktur

    [24] De ki: "Sizi goklerden ve yerden rızıklandıran kim?" De ki: "Tanrı. Gercekten ya biz, ya da siz her halde bir hidayet uzerindeyiz veya apacık bir sapıklıkta

    [25] De ki: "Siz, bizim islemis bulundugumuz suctan sorulacak degilsiniz ve biz de sizin yapmakta olduklarınızdan sorulacak degiliz

    [26] De ki: "Rabbimiz (kıyamet gunu) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gercek hukmunu vererek hak ile batılın arasını) acandır, (her seyi hakkıyla) bilendir

    [27] De ki: "O´na (kulluk etmede) eklemekte oldugunuz ortakları bana gosterin. Asla (onlar ona gercek ortak olamazlar); hayır, O, guclu ve ustun olan, hukum ve hikmet sahibi olan Tanrı´dır

    [28] Biz seni ancak butun insanlara bir mujde verici ve uyarıcı olarak gonderdik. Ancak insanların cogu bilmiyorlar

    [29] Onlar: "Eger dogru sozlu iseniz, bu vaad (ettiginiz azab) ne zamanmıs?" derler

    [30] De ki: "Sizin icin belirlenmis bir gun vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) one alınabilirsiniz

    [31] Kufredenler dedi ki: "Biz kesin olarak ne bu Kuran´a inanırız, ne ondan onceki (indirile)ne." Sen o zulmedenleri rableri huzurunda tutuklanmıs olarak gorsen. Sozu (suclamaları) birbirlerine karsı evirip cevirir (birbirlerine yoneltirler). Zaafa ugratılan (mustazaf)lar, buyukluk taslayanlara derler ki: "Eger sizler olmasaydınız, gercekten bizler inanclılar olurduk

    [32] Buyukluk taslayanlar, zaafa ugratılan (mustezaf)lara dediler ki: "Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suclu, gunahkarlardınız

    [33] Za´fa ugatılanlar da buyukluk taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gunduz hileli duzenler (kurup) bizim Tanrı´ya kufretmemizi ve O´na esler kosmamızı bize buyuruyordunuz" dediler. Azabı gorduklerinde pismanlıklarını saklarlar. Biz de kufredenlerin boyunlarına halkalar gecirdik. Onlar yaptıklarından baskasıyla mı cezalandırılacaklardı

    [34] Biz hangi ulkeye bir uyarıcı gonderdikse, mutlaka oranın ´refah icinde sımaran onde gelenleri´: "Gercekten biz, sizin kendisiyle gonderildiginiz seye kafir olanlarız" demislerdir

    [35] Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha cogunluktayız ve bir azaba ugratılacak da degiliz" de demislerdir

    [36] De ki: "Suphesiz benim rabbim rızkı diledigine genisletir / yayar veya kısar / daraltır / kısıtlar. Ancak insanların cogu bilmiyorlar

    [37] Bizim katımızda sizi (bize) yaklastıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır; ancak inanıp salih amellerde bulunanlar baska. Iste onlar; onlar icin yaptıklarına karsılık olmak uzere kat kat mukafaat vardır ve onlar yuksek kosklerinde guven (aminun) icindedirler

    [38] Ayetlerimizi etkisiz bırakmak icin caba harcayanlar, iste onlar da azabın icine getirilmislerdir

    [39] De ki: "Suphesiz benim rabbim, rızkı kullarından diledigine genisletip / yayar veya kısar / daraltır / kısıtlar. Her neyi infak ederseniz, O (Tanrı), yerine bir baskasını verir O, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    [40] O gun, onların hepsini bir arada toplayacak (hasredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı

    [41] (Melekler) Derler ki: "Sen yucesin, bizim velimiz sensin, onlar degil. Hayır onlar cinlere tapıyordu ve cogu onlara inanclılardı

    [42] Artık bugun bir kısmınızın bir kısmınıza yarar ve zarar saglamaya gucu yetmez. Biz de o zulmedenlere deriz ki: "Yalanlamakta oldugunuz atesin azabını tadın

    [43] Onlara, apacık olan ayetlerimiz okundugunda: "Bu, sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymak isteyen bir adamdan baskası degildir" dediler. Ve dediler ki: "Bu duzulup uydurulmus bir yalan (iftira)dan baska bir sey de degildir." Kufredenler de, kendilerine geldigi zaman hak icin: "Bu apacık bir buyuden baska bir sey degildir" dediler

    [44] Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemistik ve kendilerine senden once bir uyarıcı da gondermemistik

    [45] Kendilerinden oncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, oburlerine verdiklerimizin onda birine bile ulasamamıslardı. Buna ragmen (sımararak) elcilerimi yalanladılar; ancak benim de (onları) inkarım nasıl oldu

    [46] De ki: "Size bir tek ogut veriyorum: Tanrı icin ikiser ikiser ve teker teker kıyam etmeniz, sonra dusunmeniz (tetefekkeru). Sizin arkadasınız (olan Peygamber)de hic bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, siddetli bir azabın oncesinde uyarandır

    [47] De ki: "Ben sizden bir ucret istemissem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ucretim) yalnızca Tanrı´ya aittir. O, her seye sahid olandır

    [48] De ki: "Suphesiz rabbim hakkı (batılın yerine veya diledigi kimsenin kalbine) koyar. O gaybleri bilendir

    [49] De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir sey) ortaya cıkarabilir, ne geri getirebilir

    [50] De ki: "Eger ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmıs olurum; eger hidayeti bulacak olsam, bu da rabbimin bana vahyetmekte oldugu (Kuran) sayesindedir. Suphesiz O isitendir, yakın olandır

    [51] Sen onları korkuya kapıldıklarında bir gorsen. Artık hicbir kacıs yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermislerdir

    [52] Biz O´na inandık" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede

    [53] Oysa daha once ona kufretmislerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı)

    [54] (Simdi) Kendileriyle istek duydukları seyler arasında perde cekilmistir; daha once benzerlerine yapıldıgı gibi. Cunku onlar, kusku verici bir tereddut icinde idiler

    Fâtır

    Surah 35

    [1] Hamd, gokleri ve yeri yaratan (fatır), ikiser, ucer ve dorder kanatlı melekleri elciler kılan Tanrı´nındır; O, yaratmada diledigini arttırır. Suphesiz Tanrı, her seye guc yetirendir

    [2] Tanrı, insanlar icin rahmetinden her neyi acacak olsa, artık onu kısıp tutacak yoktur; her neyi kısar / tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek yoktur. O, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [3] Ey insanlar, Tanrı´nın uzerinizdeki nimetini anın. Gokten ve yerden sizi rızıklandıran Tanrı´nın dısında bir baska yaratıcı var mı? O´ndan baska tanrı yoktur. Oyleyse nasıl olur da cevriliyorsunuz

    [4] Eger seni yalanlıyorlarsa, senden onceki elciler de yalanlandı. (En sonunda butun) Buyruklar Tanrı´ya dondurulur

    [5] Ey insanlar, hic suphesiz Tanrı´nın vaadi haktır; oyleyse dunya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Tanrı ile (Tanrı´nın adını kullanarak) aldatmasın

    [6] Gercek su ki, seytan sizin dusmanınızdır, oyleyse siz de onu dusman edinin. O, kendi grubunu, ancak cılgınca yanan atesin halkından olmaga cagırır

    [7] O kufredenler; onlar icin siddetli bir azab vardır. Inanıp salih amellerde bulunanlar ise, onlar icin de bir bagıslanma ve buyuk bir ecir vardır

    [8] Kotu olarak isledikleri kendisine cekici, suslu kılınıp da onu guzel goren mi (Tanrı katında kabul gorecek)? Artık suphesiz Tanrı, diledigini saptırır, diledigini hidayete eristirir. Oyleyse, onlara karsı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin. Gercekten Tanrı, yaptıklarını bilendir

    [9] Tanrı, ruzgarları gonderir, onlar da bulutu kaldırır, boylece biz onu olu bir beldeye surukleriz, onunla, yeri olumunden sonra diriltiriz. Iste (olumden sonra) dirilip yayılma da boyledir

    [10] Kim izzeti istiyorsa, artık butun izzet Tanrı´nındır. Guzel soz O´na yukselir, salih amel de onu yukseltir. Kotulukleri tasarlayıp duzenleyenler ise, onlar icin siddetli bir azab vardır. Onların tasarladıkları ´bosa cıkıp bozulur´

    [11] Tanrı sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi cift cift kıldı. O´nun bilgisi olmaksızın, hic bir disi gebe kalmaz ve dogurmaz da. Omur surene, omur verilmesi ve onun omrunden kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gercekten bu, Tanrı´ya gore kolaydır

    [12] Iki deniz bir degildir. Su, tatlı, susuzlugu keser ve icimi kolay; su da tuzlu ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta oldugunuz sus esyalarını cıkarırsınız. O´nun fazlından aramanız ve umulur ki sukretmeniz icin gemilerin onda (denizde) suları yara yara akıp gittigini gorursun

    [13] (Tanrı) Geceyi gunduze baglayıp katar, gunduzu de geceye baglayıp katar, gunesi ve ayı emre amade kılmıstır, her biri adı konulmus bir ecele kadar akıp gitmektedir. Iste bunları (yaratıp duzene koyan) Tanrı sizin rabbinizdir; mulk O´nundur. O´ndan baska taptıklarınız ise, ´bir cekirdegin incecik zarına´ bile malik olamazlar

    [14] Eger onlara dua ederseniz, duanızı isitmezler, isitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gununde ise, sizin sirk kosmanızı tanımayacaklardır (yekfurune). (Bunu her seyden) Haberi olan Tanrı gibi sana (hic kimse) haber vermez

    [15] Ey insanlar, siz Tanrı´ya (karsı fakir olan) muhtaclarsınız; Tanrı ise, ganiy (hic bir seye ihtiyacı olmayan)dır. Hamid (ovulmeye layık)tır

    [16] Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir

    [17] Bu, Tanrı´ya gore guc degildir

    [18] Hicbir gunahkar bir baska gunahkarın gunahını yuklenemez. Eger yuku agır olan kimse (bir baskasını) onu tasımaya cagırsa, bu, yakın akrabası da olsa, kendisine ondan hic bir sey yukletilmez. Sen, yalnızca gayb ile rablerinden ´icleri titreyerek korkmakta´ olanları ve dosdogru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip arınırsa, artık o, kendi nefsi icin temizlenip arınmıstır. Sonunda donus Tanrı´yadır

    [19] Kor olanla (basiretle) goren bir degildir

    [20] Karanlıklarla aydınlık

    [21] Golge ile sıcaklık da

    [22] Diri olanlarla oluler de bir degildir. Gercekten Tanrı, diledigine isittirir; sen ise kabirlerde olanlara isittirecek degilsin

    [23] Sen, yalnızca bir uyarıcısın

    [24] Suphesiz, biz seni hak ile bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak gonderdik. Hic bir ummet yoktur ki icinde bir uyarıcı gelip gecmis olmasın

    [25] Eger seni yalanlıyorlarsa, senden oncekiler de yalanlandı; elcileri ise, kendilerine apacık ayetler, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getirmislerdi

    [26] Sonra ben de o kufredenleri yakalayıverdim. Benim inkarım nasıl oldu

    [27] Tanrı´nın gokyuzunden su indirdigini gormedin mi? Boylece biz onunla renkleri degisik olan meyveler cıkardık. Daglardan da beyaz, kırmızı, renkleri degisik ve siyah yollar (kıldık)

    [28] Insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri boyle degisik olanlar vardır. Kulları icinde ise Tanrı´dan ancak alim olanlar ´icleri titreyerek korkar´. Suphesiz Tanrı, ustun ve guclu olandır, bagıslayandır

    [29] Gercekten Tanrı´nın Kitabını okuyanlar, namazı dosdogru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve acık infak edenler; kesin olarak zarara ugramayacak bir ticareti umabilirler

    [30] Cunku (Tanrı,) ecirlerini noksansız olarak oder ve kendi fazlından onlara arttırır. Suphesiz O, bagıslayandır, sukru kabul edendir

    [31] Kendinden oncekini dogrulayıcı olarak sana Kitap´tan vahyettigimiz gercegin ta kendisidir. Suphesiz Tanrı, elbette haber alandır, gorendir

    [32] Sonra Kitabı kullarımızdan sectiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Tanrı´nın izniyle hayırlarda yarısır, one gecer. Iste bu, buyuk fazlın kendisidir

    [33] Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle suslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir

    [34] Derler ki: "Bizden huznu giderip yok eden Tanrı´ya hamdolsun; suphesiz rabbimiz, gercekten bagıslayandır, sukru kabul edendir

    [35] Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerlestirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz

    [36] Kufredenlere gelince, onlar icin de cehennem atesi vardır. Onlar icin ne, karar verilir, ki boylece oluversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir sey) hafifletilir. Iste biz, her (cok) kafiri (mubala sigası) boyle cezalandırırız

    [37] Icinde onlar (soyle) cıglık atarlar: "Rabbimiz, bizi cıkar, yaptıgımızdan baska salih bir amelde bulunalım." Size orada (dunyada), ogut alabilecek olanın ogut alabilecegi kadar omur vermedik mi? Size uyaran da gelmisti. Oyleyse (azabı) tadın; artık zalimler icin bir yardımcı yoktur

    [38] Suphesiz Tanrı, goklerin ve yerin gaybını bilendir. Gercek su ki O, sinelerin ozunde (saklı) olanı bilir

    [39] Yeryuzunde sizi halifeler kılan O´dur. Oyleyse kim kufrederse, artık kufru kendi aleyhinedir. Rableri katında kafirlere kendi kufurleri gazabtan baskasını arttırmaz ve kafirlere kendi kufurleri kayıptan baskasını arttırmaz

    [40] De ki: "Siz, Tanrı´nın dısında taptıgınız ortaklarınızı gordunuz mu? Bana haber verin; yerden neyi yaratmıslardır?" Ya da onların goklerde bir ortaklıgı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermisiz de onlar bundan (dolayı) apacık bir belge uzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan baskasını vadetmiyorlar

    [41] Suphesiz Tanrı, gokleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eger zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Dogrusu O, halimdir, bagıslayandır

    [42] Yeminlerinin olanca gucleriyle, kendilerine bir uyarıcı, korkutucu gelecek olsa, ummetlerinin herhangi birinden mutlaka daha dogru olacaklarına dair Tanrı´ya and ictiler. Ancak onlara bir uyarıcı, korkutucu geldiginde (bu) nefretlerinden baskasını arttırmadı

    [43] (Hem de) Yeryuzunde buyukluk taslayarak ve kotulugu tasarlayıp duzenleyerek. Oysa hileli duzen, kendi ehlinden baskasını sarıp kusatmaz. Artık onlar oncekilerin sunnetinden baskasını mı gozlemektedirler. Sen, Tanrı´nın sunnetinde kesinlikle bir degisiklik bulamazsın ve sen, Tanrı´nın sunnetinde kesinlikle bir donusum de bulamazsın

    [44] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki, kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorsunler; ustelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha gucluyduler. Goklerde ve yerde Tanrı´yı aciz bırakacak hicbir sey yoktur. Suphesiz O, bilendir, guc yetirendir

    [45] Eger Tanrı kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı uzerinde hicbir canlıyı bırakmazdı; ancak onları, adı konulmus bir ecele kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldigi zaman, artık suphesiz Tanrı kendi kullarını gorendir

    Yâsîn

    Surah 36

    [1] Ya. Sin

    [2] Andolsun hikmetli Kuran´a

    [3] Gercekten sen, gonderilen (elci)lerdensin

    [4] Dosdogru bir yol uzerinde(sin)

    [5] (Kuran) Guclu ve ustun olan, esirgeyenin indirmesidir

    [6] Babaları uyarılmamıs, boylece kendileri de gafil kalmıs bir kavmi uyarman icin (gonderildin)

    [7] Andolsun, onların cogu uzerine o soz hak olmustur, artık inanmazlar

    [8] Gercekten biz onların boyunlarına, cenelere kadar (dayanan) halkalar gecirdik; bu yuzden basları yukarı kalkıktır

    [9] Biz onlerinde bir sed, arkalarında bir sed cektik. Boylelikle onları ortuverdik, artık gormezler

    [10] Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar icin birdir; inanmazlar

    [11] Sen ancak, zikre (Kuran´a) uyan ve gayb ile Rahmana (karsı) ici titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. Iste boylesini, bir bagıslanma ve ustun bir ecirle mujdele

    [12] Suphesiz biz, oluleri biz diriltiriz; onların onden takdim ettiklerini ve eserlerini biz yazarız. Biz her seyi apacık bir kitapta / Levh-i Mahfuz´da tesbit edip korumusuz

    [13] Sen onlara, o sehir halkının ornegini ver, hani oraya elciler gelmisti

    [14] Hani onlara iki (elci) gondermistik, fakat ikisini yalanlamıslardı. Biz de (iki elciyi) bir ucuncuyle guclendirdik; boylece dediler ki: "Suphesiz biz, size, gonderilmis elcileriz

    [15] Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beserden baskası degilsiniz, Rahman da herhangi bir sey indirmis degildir. Siz, yalnızca yalan soyluyorsunuz

    [16] Dediler ki: "Rabbimiz, gercekten size gonderilmis elciler oldugumuzu bilir

    [17] Bizim uzerimizde de (sorumluluk ve gorev olarak) apacık bir tebligden baskası yoktur

    [18] Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı ugursuzluga ugradık. Eger (bu soylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi tasa tutacagız ve mutlaka bizden yana size acı bir azab dokunacaktır

    [19] Dediler ki: "Ugursuzlugunuz sizinledir. Size ogut verildi diye mi (ugursuzluga ugradınız)? Hayır, siz olcuyu tasıran bir kavimsiniz

    [20] Sehrin en uzak yerinden bir adam kosarak geldi: "Ey kavmim, elcilere uyun" dedi

    [21] Sizden ucret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmus kimselerdir

    [22] Bana ne oluyor ki, beni yaratana (fetaraniy) kulluk etmeyecekmisim? Siz O´na donduruleceksiniz

    [23] Ben, O´ndan baska tanrılar edinir miyim ki, Rahman bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların sefaati bana bir seyle yarar saglar, ne de onlar beni kurtarabilirler

    [24] O durumda ise, gercekten ben apacık bir sapıklık icinde olurum

    [25] Suphesiz ben, sizin rabbinize inandım; iste beni isitin

    [26] Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keske benim kavmim de bir bilseydi" dedi

    [27] Rabbimin beni bagısladıgını ve agırlananlardan kıldıgını

    [28] Kendisinden sonra ise, kavminin uzerine gokten bir ordu indirmedik; indirecek de degildik

    [29] (Ancak onlara) yalnızca bir tek cıglık (yetti); anında sonuverdiler

    [30] Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elci gelmeyegorsun, mutlaka onunla alay ederlerdi

    [31] Gormuyorlar mı, kendilerinden once nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine donmemektedirler

    [32] Ancak onların hepsi, toplanmıs olarak huzurumuza getirilmislerdir

    [33] Olu toprak kendileri icin bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler cıkarttık, boylelikle ondan yemektedirler

    [34] Biz, orada hurmalıklardan ve uzum baglarından bahceler kıldık ve iclerinde pınarlar fıskırttık

    [35] Onun urunlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri icin. Yine de sukretmiyorlar mı

    [36] Yerin bitirdiklerinden, kendi nefslerinden ve daha bilmedikleri nice seylerden butun ciftleri yaratan (Tanrı cok) yucedir

    [37] Gece de kendileri icin bir ayettir. Gunduzu ondan sıyırıp yuzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermislerdir

    [38] Gunes de kendisi icin (tesbit edilmis) olan bir mustakarra dogru akıp gitmektedir. Bu, ustun ve guclu olan, bilenin takdiridir

    [39] Aya gelince, biz onun icin de birtakım ugrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi dondu (doner)

    [40] Ne gunesin aya erisip yetismesi gerekir, ne de gecenin gunduzun onune gecmesi. Her biri bir yorungede yuzup gitmektedirler

    [41] Onların soylarını dolu gemilerde tasımamız da kendileri icin bir ayettir

    [42] Ve onlar icin binmekte oldukları bunun benzeri (nice) seyleri yaratmamız da

    [43] Eger dilersek onları batırır bogarız; bu durumda ne onların imdadına yetisen olur, ne de kurtulabilirler

    [44] Ancak bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız baska

    [45] Onlara: "Onunuzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiginde, (dinlemeyip inkara devam ederler)

    [46] Onlara, rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeye gorsun, mutlaka ondan yuz cevirirler

    [47] Ve onlara: "Size Tanrı´nın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildigi zaman, o kufredenler inananlara dediler ki: "Tanrı´nın, eger dilemis olsaydı yedirecegi kimseyi biz mi yedirecek misiz? Gercekten siz apacık bir saskınlık icindesiniz

    [48] Ve derler ki: "Eger dogru soyluyorsanız bu tehdit (etmekte oldugunuz yıkım ve azab) ne zamanmıs

    [49] Onlar, yalnızca tek bir cıglıktan baskasını gozetmezler, onlar birbirleriyle cekisip dururken o kendilerini yakalayıverir

    [50] Artık ne bir tavsiyede bulunmaga guc yetirebilirler, ne ailelerine donebilirler

    [51] Sur´a ufurulmustur; boylece onlar kabirlerinden (diriltilip) rablerine dogru (dalgalar halinde) suzulup giderler

    [52] Demislerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya bırakıldıgımız yerden bizi kim diriltip kaldırdı? Bu, Rahmanın vaadettigidir, (demek ki) gonderilen (elci)ler dogru soylemis

    [53] O, yalnızca bir tek cıglıktan baskası degildir; artık onların hepsi toplanmıs olarak huzurumuza getirilmislerdir

    [54] Iste bugun hic kimseye (hic)bir seyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan baskasıyla karsılık gormezsiniz

    [55] Gercek su ki, bugun cennet halkı, ´sevinc ve mutluluk dolu´ bir mesguliyet icindedirler

    [56] Kendileri ve esleri, golgeliklerde, tahtlar uzerinde yaslanmıslardır

    [57] Orada taptaze meyveler, onların ve istek duydukları her sey onlarındır

    [58] Cok esirgeyen rabden onlara bir de sozlu "Selam" (vardır)

    [59] Ey suclu gunahkarlar, bugun siz bir yana cekilin

    [60] Ey adem ogulları, ben size and vermedim mi ki: Seytana kulluk etmeyin, cunku, o, sizin icin apacık bir dusmandır

    [61] Bana kulluk edin, dogru yol budur

    [62] Andolsun o, sizden bircok insan neslini saptırmıstı. Yine de akletmez misiniz

    [63] Iste bu, size vadedilmis cehennemdir

    [64] Kufretmenize karsılık olmak uzere bugun oraya girin

    [65] Bugun biz onların agızlarını muhurleriz; (gunahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri bize soylemekte, ayakları (aleyhlerinde) sahitlik etmektedir

    [66] Eger dilemis olsaydık, gozlerinin ustune bastırır kor ederdik, boylece yola dokulup kosusurlardı. Fakat nasıl goreceklerdi ki

    [67] Eger dilemis olsaydık, oldukları yerde (en gorkemli caglarında) onları bir baska kalıba sokardık; boylece ne ileri gitmeye, ne geri donmeye guc yetirebilirlerdi

    [68] Kime uzun omur verirsek, yaratılısta onu tersine ceviririz. Yine de akletmezler mi

    [69] Biz ona (Peygambere) siir ogretmedik; (bu,) ona yakısmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir ogut ve apacık bir Kuran´dır

    [70] (Kuran,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin uzerine sozun hak olması icin (indirilmistir)

    [71] Ellerimizin yaptıklarından kendileri icin nice hayvanları yarattıgımızı gormuyorlar mı? Boylece bunlara malik oluyorlar

    [72] Biz onlara kendileri icin boyun egdirdik; iste bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar

    [73] Onlarda kendileri icin daha nice yararlar ve icecekler vardır. Yine de sukretmeyecekler mi

    [74] Yardım gorurler umuduyla, Tanrı´dan baska tanrılar edindiler

    [75] Onların (o tanrıların) kendilerine yardım etmeye gucleri yetmez; oysa kendileri onlar icin hazır bulundurulmus askerlerdir

    [76] Oyleyse onların sozleri seni huzne kaptırmasın. Gercekten biz, sakladıklarını da, acıga vurduklarını da biliyoruz

    [77] Insan, bizim kendisini bir damla sudan yarattıgımızı gormuyor mu? Simdi o apacık bir dusman kesilmistir

    [78] Kendi yaratılısını unutarak bize bir ornek verdi; dedi ki: "Curumus bozulmusken, bu kemikleri kim diriltecekmis

    [79] De ki: "Onları, ilk defa yaratıp insa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir

    [80] Ki O, size yesil agactan bir ates kılandır siz de ondan yakıyorsunuz

    [81] Gokleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaga kadir degil mi? Elbette (oyledir); O, yaratandır, bilendir

    [82] Bir seyi diledigi zaman O´nun buyrugu yalnızca "ol" demesidir; o da hemen oluverir

    [83] Her seyin melekutu (hukumranlık ve mulku) elinde bulunan (Tanrı) ne yucedir. Siz O´na donduruleceksiniz

    Saffât

    Surah 37

    [1] Saflar halinde dizilenlere andolsun

    [2] Haykırıp surukleyenlere

    [3] Zikir okuyanlara

    [4] Tartısmasız, sizin tanrınız gercekten birdir

    [5] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbidir, doguların da rabbidir

    [6] Suphesiz biz dunya gogunu ´cekici bir susle´, yıldızlarla susleyip donattık

    [7] Ve itaatten cıkmıs her azgın seytandan koruduk

    [8] Ki onlar, Mele-i A´la´ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar

    [9] Uzaklastırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır

    [10] Ancak (sozu hırsızlama) calıp kapan olursa, artık onu da delip gecen ´yakıcı bir alev´ izler (ve yok eder)

    [11] Simdi onlara sor: Yaratılıs bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Dogrusu biz onları, cıvık, yapıskan bir camurdan yarattık

    [12] Hayır, sen (bu muhtesem yaratısa ve onların inkarına) sasırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar

    [13] Kendilerine ogut verildiginde, ogut almıyorlar

    [14] Bir ayet gorduklerinde de, alay konusu edinip egleniyorlar

    [15] Bu, acıkca bir buyuden baskası degildir" dediler

    [16] Biz oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuzda mı, gercekten biz mi diriltilecekmisiz

    [17] Veya onceki atalarımız da mı

    [18] De ki: "Evet, ustelik boyun bukmus kimseler olarak (diriltileceksiniz)

    [19] Iste o, yalnızca bir tek cıglıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmis olarak) bakıp duruyorlar

    [20] Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din gunudur

    [21] Bu, sizin yalanladıgınız (mumini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma gunudur

    [22] Zulmedenleri, eslerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın

    [23] Tanrı´dan baska (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yoneltip goturun

    [24] Ve onları durdurup tutuklayın, cunku sorguya cekileceklerdir

    [25] (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dunyada oldugu gibi) yardımlasmıyorsunuz

    [26] Hayır, bugun onlar teslim olmuslardır

    [27] Kimi kimine yonelmis olarak birbirlerine soruyorlar

    [28] Gercekten sizler bize sagdan (sagduyudan ve haktan) yana gelip yanasıyordunuz" derler

    [29] (Digerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler inanclılar / inanclı olmuslar degildiniz

    [30] Bizim uzerinizde zorlayıcı hicbir gucumuz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz

    [31] Boylece rabbimizin sozu (yıkım ve azab vaadi) uzerimize hak oldu. Suphesiz, (azabı) tadıcılarız

    [32] Evet, sizi azdırdık, cunku biz de azgın kimselerdik

    [33] Artık o gun onlar azabda ortaktırlar

    [34] Dogrusu biz, suclu, gunahkarlara boyle yaparız

    [35] Cunku onlara: "Tanrı´dan baska tanrı yoktur" denildigi zaman buyukluk taslarlardı

    [36] Ve derlerdi ki: "Biz, unlenmis bir sair icin tanrılarımızı terk mi edecegiz

    [37] Hayır, o, hakkı getirmis ve gonderilen (elci)leri de dogrulamıstı

    [38] Suphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız

    [39] Yaptıklarınızdan baskasıyla cezalandırılmayacaksınız

    [40] Ancak muhlis olan kullar baska

    [41] Iste onlar; onlar icin bilinen bir rızık vardır

    [42] Cesitli meyveler. Onlar ikram gorenlerdir

    [43] Nimetlerle donatılmıs (naim) cennetlerde

    [44] Birbirlerine karsı, tahtlar uzerinde (otururlar)

    [45] Kaynaktan (doldurulmus) kadehlerle cevrelerinde dolasılır

    [46] Bembeyaz; icenlere lezzet (veren bir icki)

    [47] Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden gecip, akılları celinir

    [48] Ve yanlarında bakıslarını yalnızca eslerine cevirmis iri gozlu kadınlar vardır

    [49] Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (carpıcı ve puruzsuz)

    [50] Boyleyken, kimi kimine yonelmis olarak, birbirlerine soruyorlar

    [51] Bir sozcu der ki: "Benim bir yakınım vardı

    [52] Derdi ki: Sen de gercekten (dirilisi) dogrulayanlardan mısın

    [53] Bizler oldugumuz, toprak ve kemikler oldugumuzda mı, gercekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya cekilecekmisiz

    [54] (Konusan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun simdi ne durumda oldugunu) biliyor musunuz

    [55] Derken, bakıverdi, onu ´cılgınca yanan atesin´ tam ortasında gordu

    [56] Dedi ki: "Andolsun Tanrı´ya, neredeyse beni de (su bulundugun yere) dusurecektin

    [57] Eger rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım

    [58] Nasıl, biz olecek olanlar degil miymisiz

    [59] Yalnızca birinci olumumuzden baska (oyle mi)? Ve biz azaba ugratılacak olanlar degil miymisiz

    [60] Suphesiz, bu, asıl buyuk ´kurtulus ve mutlulugun´ ta kendisidir

    [61] Boylece calısanlar da bunun bir benzeri icin calısmalıdır

    [62] Nasıl, boyle bir konaklanma mı daha hayırlı, yoksa zakkum agacı mı

    [63] Dogrusu biz, onu kafirler icin bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık

    [64] Suphesiz o, ´cılgınca yanan atesin´ dibinde bitip cıkar

    [65] Onun tomurcukları, seytanların basları gibidir

    [66] Artık gercekten, ondan yiyecekler, boylelikle karınlarını ondan dolduracaklar

    [67] Sonra kendileri icin onun uzerinde kaynar su karıstırılmıs bir ickileri de vardır

    [68] Sonra onların donecekleri yer, elbette (yine) cılgınca yanan atestir

    [69] Cunku onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuslardı

    [70] Kendileri de onların izleri uzerinde kosturup duruyorlardı

    [71] Andolsun, onlardan once, evvelkilerin cogu da sapmıstı

    [72] Andolsun, biz onlara uyarıcılar gondermistik

    [73] Uyarılanların nasıl bir sona ugradıklarına bir bak

    [74] Ancak muhlis olan kullar baska

    [75] Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmisti de, ne guzel icabet etmistik

    [76] Onu ve ehlini (ailesini) o buyuk uzuntuden kurtarmıstık

    [77] Ve onun soyunu, (dunyada) onları da baki kıldık

    [78] Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [79] Alemler icinde selam olsun Nuh´a

    [80] Gercekten biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [81] Suphesiz o, bizim inanclı kullarımızdandı

    [82] Sonra digerlerini suda bogduk

    [83] Dogrusu Ibrahim de onun (soyunun) bir kolundandır

    [84] Hani o, rabbine arınmıs (selim) bir kalp ile gelmisti

    [85] Hani babasına ve kavmine demisti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz

    [86] Birtakım uydurma yalanlar icin mi Tanrı´dan baska tanrılar istiyorsunuz

    [87] Alemlerin rabbi hakkındaki zannınız nedir

    [88] Sonra yıldızlara bir goz attı

    [89] Ben, dogrusu hastayım" dedi

    [90] Boylelikle arkalarını cevirip ondan kacmaya basladılar

    [91] Bunun uzerine onların tanrılarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi

    [92] Size ne oluyor ki konusmuyorsunuz

    [93] Derken onların ustune yuruyup sag eliyle bir darbe indirdi

    [94] Cok gecmeden (halkı) birbirine girmis durumda kendisine yonelip geldiler

    [95] Dedi ki: "Yontmakta oldugunuz seylere mi tapıyorsunuz

    [96] Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Tanrı yaratmıstır

    [97] Dediler ki: "Onun icin (yuksekce) bir bina insa edin de onu cılgınca yanan atesin icine atın

    [98] Boylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alcaltılmıslar kıldık

    [99] (Ibrahim) Dedi ki: "Suphesiz ben, rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir

    [100] Rabbim, bana salihlerden (olan bir cocuk) armagan et

    [101] Biz de onu halim bir cocukla mujdeledik

    [102] Boylece (cocuk) onun yanında kosabilecek caga erisince (Ibrahim ona): "Oglum" dedi. "Gercekten ben seni ruyamda bogazlıyorken gordum. Bir bak, sen ne dusunuyorsun." (Oglu Ismail) Dedi ki: "Babacıgım, (sana) buyrulanı yap / yerine getir. Insallah, beni sabredenlerden bulacaksın

    [103] Sonunda ikisi de (Tanrı´nın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, Ismail´i kurban etmek icin) onu alnı uzerine yatırdı

    [104] Biz ona: "Ey Ibrahim" diye seslendik

    [105] Gercekten sen, ruyayı dogruladın. Suphesiz biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [106] Dogrusu bu, apacık bir imtihandı

    [107] Ve ona buyuk bir kurbanı fidye olarak verdik

    [108] Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [109] Ibrahim´e selam olsun

    [110] Biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [111] Suphesiz o, bizim inanclı kullarımızdandır

    [112] Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak Ishak´ı da mujdeledik

    [113] Ona ve Ishak´a bereketler verdik. Ikisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, acıkca kendi nefsine zulmeden de

    [114] Andolsun, biz Musa´ya ve Harun´a lutufta bulunduk

    [115] Onları ve kavimlerini o buyuk uzuntuden kurtardık

    [116] Onlara yardım ettik, boylece ustun gelenler oldular

    [117] Ve ikisine anlatımı acık kitabı verdik

    [118] Onları dosdogru yola yoneltip ilettik

    [119] Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [120] Musa´ya ve Harun´a selam olsun

    [121] Suphesiz biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [122] Suphesiz ikisi, bizim inanclı kullarımızdandılar

    [123] Gercekten Ilyas da gonderilmis (peygamber)lerdendi

    [124] Hani kendi kavmine demisti ki: "Siz korkup sakınmaz mısınız

    [125] Siz Ba´l´e tapıp da yaratıcıların en guzeli (olan Tanrı´yı) mı bırakıyorsunuz

    [126] Tanrı ki, sizin de rabbiniz, onceki atalarınızın da rabbidir

    [127] Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gercekten onlar, (azab icin getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır

    [128] Ancak, muhlis olan kullar baska

    [129] Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve serefli bir isim) bıraktık

    [130] Ilyas´a selam olsun

    [131] Suphesiz biz, ihsanda bulunanları boyle odullendiririz

    [132] Suphesiz o, bizim inanclı kullarımızdandı

    [133] Gercekten Lut da gonderilmis (elci)lerdendi

    [134] Hani biz onu ve ehlini (ailesini) topluca kurtarmıstık

    [135] Geride bırakılanlar arasında bir yaslı kadın dısında

    [136] Sonra geride kalanları yerle bir ettik

    [137] Siz onların ustunden muhakkak gecip gidiyorsunuz; sabah vakti

    [138] Ve geceleyin. Yine de akletmeyecek misiniz

    [139] Suphesiz Yunus da gonderilmis (elci)lerdendi

    [140] Hani o, dolu bir gemiye kacmıstı

    [141] Boylece kuraya katılmıstı da, kaybedenlerden olmustu

    [142] Derken onu balık yutmustu, oysa o kınanmıstı

    [143] Eger (Tanrı´yı cokca) tesbih edenlerden olmasaydı

    [144] Onun karnında (insanların) dirilip kaldırılacakları gune kadar kalakalmıstı

    [145] Sonunda o hasta bir durumdayken cıplak bir yere (sahile) attık

    [146] Ve uzerine, sık genis yaprakla (kabaga benzer) turden bir agac bitirdik

    [147] Onu yuz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gonderdik

    [148] Sonunda ona inandılar, biz de onları bir sureye kadar yararlandırdık

    [149] Simdi sen onlara sor: "Kızlar senin rabbinin, erkek cocuklar onların mı

    [150] Yoksa onlar, sahidlik etmekteyken biz melekleri disiler olarak mı yarattık

    [151] Dikkat edin; gercekten onlar, duzdukleri yalanlardan dolayı derler ki

    [152] Tanrı dogurdu." Onlar, hic suphesiz, muhakkak yalan soyleyenlerdir

    [153] (Tanrı,) Kızları, erkek cocuklara tercih mi etmis

    [154] Size ne oluyor, nasıl hukum veriyorsunuz

    [155] Hic mi ogut alıp dusunmuyorsunuz

    [156] Yoksa sizin apacık olan bir deliliniz mi var

    [157] Eger dogru soyluyorsanız, oyleyse getirin kitabınızı

    [158] Onlar, kendisiyle (Tanrı ile) cinler arasında bir soy bagı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gercekten (azab icin getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmislerdir

    [159] Onların nitelendirdiklerinden Tanrı yucedir

    [160] Ancak muhlis olan kullar baska

    [161] Artık siz de, tapmakta olduklarınız da

    [162] O´na karsı kimseyi fitneye surukleyecek degilsiniz

    [163] Ancak kendisi cılgınca yanan atese girecek olan baska (onu suruklersiniz)

    [164] (Melekler der ki:) "Bizden her birimiz icin belli bir makam vardır

    [165] Biziz, o saflar halinde dizilmis olanlar, gercekten biziz

    [166] Biziz, o tesbih edenler de, gercekten biziz

    [167] Onlar (putatapıcılar), her ne kadar soyle diyor idiyseler de

    [168] Eger yanımızda oncekilerden bir zikir (kitap) bulunmus olsaydı

    [169] Gercekten bizler de, Tanrı´nın muhlis olan kullarından olurduk

    [170] Fakat (kitap gelince) ona kufrettiler; yakında bileceklerdir

    [171] Andolsun, (peygamber olarak) gonderilen kullarımıza (su) sozumuz gecmistir

    [172] Gercekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır

    [173] Ve hic suphesiz; bizim ordularımız, ustun gelecek olanlar onlardır

    [174] Oyleyse sen, bir sureye kadar onlardan yuz cevir

    [175] Ve onları seyret; (azabı) yakında goreceklerdir

    [176] Simdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar

    [177] Fakat (azab) onların sahasına indigi zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kotu olur

    [178] Sen bir sureye kadar onlardan yuz cevir

    [179] Ve seyret; (azabı) yakında goreceklerdir

    [180] Ustunluk ve guc (izzet) sahibi olan senin rabbin, onların nitelendirdiklerinden yucedir

    [181] Gonderilmis (peygamber)lere selam olsun

    [182] Ve alemlerin rabbi olan Tanrı´ya hamd olsun

    Sâd

    Surah 38

    [1] Sad, zikir dolu Kuran´a andolsun

    [2] Hayır; o kufredenler (bos) bir gurur ve bir parcalanma icindedirler

    [3] Biz kendilerinden once, nice kusakları yıkıma ugrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı degildi

    [4] Iclerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine sastılar. Kafirler dedi ki: "Bu yalan soyleyen bir buyucudur

    [5] Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Dogrusu bu sasırtıcı bir sey

    [6] Onlardan onde gelen bir grup: "Yuruyun, tanrılarınıza karsı (baglılıkta) kararlı olun; cunku asıl istenen budur" diye cekip gitti

    [7] Biz bunu, diger dinde isitmedik; bu, ici bos bir uydurmadan baskası degildir

    [8] Zikir (Kuran), icimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar benim zikrimden bir kusku icindedirler. Hayır onlar henuz benim azabımı tatmamıslardır

    [9] Yoksa, guclu ve ustun olan, karsılıksız bagıslayan rabbinin hazineleri onların yanında mıdır

    [10] Yoksa goklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mulku onların mı? Oyleyse, sebepler icinde (bir imkan ve guc bularak) goge yukselsinler

    [11] Onlar burada (cesitli) fırkalardan olma bozguna ugratılmıs bir ordu(durlar)

    [12] Onlardan once Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıstı

    [13] Semud, Lut kavmi ile Eyke halkı da. Iste onlar (Tanrı´ya karsı isyanda birlesen ve guc toplayan) fırkalar(dı)

    [14] Hepsi de elcileri yalanladılar, boylece azabla sonuclandırmam (onlara) hak oldu

    [15] Bunlar da, (geldiginde) bir anlık gecikmesi bile olmayan bir tek cıglıktan baskasını gozetlemiyorlar

    [16] (Alaylı alaylı) Dediler ki: "Rabbimiz, hesap gununden once (azabdan bize vadettigin) payımızı cabuklastırıver

    [17] Sen onların soylediklerine karsı sabret ve bizim guc sahibi kulumuz Davud´u hatırla; o [her tutum ve davranısında Tanrı´ya] donen / yonelen (evvab) biriydi

    [18] Dogrusu biz daglara boyun egdirdik, aksam ve sabah kendisiyle birlikte (Tanrı´yı) tesbih ederlerdi

    [19] Ve toplanıp gelen kusları da. Onların hepsi [Tanrı´yı tesbih etmede uyum icinde] yonelip donmekte (evvab) idiler

    [20] Onun mulkunu guclendirmistik. Ona hikmet ve anlatım carpıcılıgını vermistik

    [21] Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud´un bulundugu yere girmek icin) yuksek duvardan tırmanmıslardı

    [22] Davud´a girdiklerinde, o, onlardan urkmustu; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz digerimize haksızlıkta bulundu. Simdi sen aramızda hak ile hukmet, kararında zulme sapma ve bizi dogru yolun ortasına yoneltip ilet

    [23] Bu benim kardesimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna ragmen "onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konusmada ustun geldi

    [24] (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmistir. Dogrusu, (emek ve mali guclerini) birlestirip katan (ortak)lardan cogu, birbirlerine karsı tecavuz ederler; ancak inanıp salih amellerde bulunanlar baska. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gercekten bizim onu imtihan ettigimizi sandı, boylece rabbinden bagıslanma diledi ve ruku ederek yere kapandı ve (bize gonulden) yonelip dondu

    [25] Boylece onu bagısladık. Suphesiz onun bizim katımızda gercekten bir yakınlıgı ve guzel bir donus yeri (meab) vardı

    [26] Ey Davud, gercek su ki, biz seni yeryuzunde bir halife kıldık. Oyleyse insanlar arasında hak ile hukmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seri Tanrı´nın yolundan saptırır. Suphesiz Tanrı´nın yolundan sapanlara, hesap gununu unutmalarından dolayı siddetli bir azab vardır

    [27] Biz gokyuzunu, yeryuzunu ve ikisi arasında bulunan seyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, kufredenlerin zannıdır. Atesten (gorecekleri azabtan) dolayı vay o kufredenlere

    [28] Yoksa biz, inanıp salih amellerde bulunanları yeryuzunde bozgunculuk cıkaranlar gibi (bir) mi tutacagız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacagız

    [29] (Bu Kuran,) Ayetlerini, iyiden iyiye dusunsunler ve temiz akıl sahipleri ogut alsınlar diye sana indirdigimiz mubarek bir kitaptır

    [30] Biz Davud´a Suleyman´ı armagan ettik. O ne guzel kuldu. Cunku o, [Tanrı´ya] yonelen / donen (evvab) biriydi

    [31] Hani ona aksama yakın, bir ayagını tırnagı ustune diken, obur uc ayagıyla topragı kazıyan yagız atlar sunulmustu

    [32] O da demisti ki: "Gercekten ben, mal (veya at) sevgisini rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (kostular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar

    [33] Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını oksamaya basladı

    [34] Andolsun, biz Suleyman´ı imtihan ettik, tahtının ustunde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) dondu

    [35] Rabbim, beni bagısla ve benden sonra hic kimseye nasib olmayan bir mulku bana armagan et. Suphesiz sen, karsılıksız armagan edensin

    [36] Boylece ruzgarı onun kullanımına / boyunduruguna verdik. Onun buyruguyla diledigi yone yumusakca eserdi

    [37] Seytanları da; her bina ustasını ve dalgıc olanı

    [38] Ve (kotuluk yapmamaları icin) saglam kementlerle birbirine baglanmıs digerlerini

    [39] Iste bu, bizim vergimizdir. (Ey Suleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut

    [40] Suphesiz, onun bizim katımızda gercekten bir yakınlıgı ve guzel bir donus yeri (meab) vardır

    [41] Kulumuz Eyyub´u da hatırla. Hani o: "Herhalde seytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye rabbine seslenmisti

    [42] Ayagını depret. Iste yıkanacak ve icecek soguk (su, diye vahyettik)

    [43] Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir ogut olmak uzere ehlini (ailesini) ve onlarla birlikte bir benzerini de bagısladık

    [44] Ve eline bir deste (sap) al boylece onunla vur ve andını bozma." Gercekten, biz onu sabredici bulduk. O, ne guzel kuldu. O [Tanrı´ya] yonelen / donen (evvab) biriydi

    [45] Guc ve basiret sahibi olan kullarımız Ibrahim´i, Ishak´ı ve Yakub´u da hatırla

    [46] Gercekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu dusunup anan ihlas sahipleri kıldık

    [47] Ve gercekten onlar, bizim katımızda seckinlerden ve hayırlı olanlardandır

    [48] Ismail´i, Elyesa´ı ve Zulkifl´i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır

    [49] Bu bir zikirdir. Suphesiz muttakiler icin, elbette guzel bir donus yeri (meab) vardır

    [50] Adn cennetleri; kapılar onlara acılmıstır

    [51] Icinde yaslanıp dayanmıslardır; orada bircok meyve ve sarap istemektedirler

    [52] Ve yanlarında bakıslarını yalnızca eslerine cevirmis yasıt kadınlar vardır

    [53] Iste hesap gunu size vaadedilen budur

    [54] Suphesiz bu, bizim rızkımızdır, bitip tukenmesi de yok

    [55] Bu (boyle iste); gercekten azgınlar icin de muhakkak kotu bir donus yeri (meab) vardır

    [56] Cehennem; onlar oraya girerler, ne kotu bir yataktır o

    [57] Iste bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin

    [58] Ve onun seklinden baska, cift cift (olan daha beter azablar) vardır

    [59] (Musrik olan hakim guclere:) "iste bu(nlar) da sizinle birlikte (kufur ve zulumde) gogus gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Cunku onlar atese gireceklerdir." (denilir)

    [60] (Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim onumuze surdunuz. Ne kotu bir durak

    [61] Derler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim onumuze surduyse, atesteki azabını kat kat arttır

    [62] Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini serir (kotu)lerden saydıgımız adamları goremiyoruz

    [63] Biz onları bir alay konusu edinmistik; yoksa gozler mi onlardan kaydı

    [64] Bu -ates ehlinin birbiriyle cekismesi (husumeti)- kesin bir gercektir

    [65] De ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Tanrı´dan baska bir tanrı yoktur

    [66] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbidir, ustun ve guclu olan, bagıslayandır

    [67] De ki: "Bu (Kuran) buyuk bir haberdir

    [68] Sizler ise ondan yuz ceviriyorsunuz

    [69] Mele-i Ala (yuce topluluk) tartısıp dururken benim hic bir bilgim yoktur

    [70] Bana ancak, yalnızca apacık bir uyarıcı oldugum vahyolunmaktadır

    [71] Hani rabbin meleklere: "Gercekten ben, camurdan bir beser yaratacagım" demisti

    [72] Onu bir bicime sokup ona ruhumdan ufledigim zaman siz onun icin hemen secdeye kapanın

    [73] Meleklerin hepsi topluca secde etti

    [74] Yalnız Iblis haric. O buyukluk tasladı ve kafirlerden oldu

    [75] (Tanrı) Dedi ki: "Ey Iblis, iki elimle yarattıgıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Buyuklendin mi, yoksa yuksekte olanlardan mı oldun

    [76] Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni atesten yarattın, onu ise camurdan yarattın

    [77] (Tanrı) Dedi ki: "Oyleyse ordan (cennetten) cık, artık sen kovulmus bulunmaktasın

    [78] Ve suphesiz, din (kıyametteki hesap) gunune kadar benim lanetim senin uzerinedir

    [79] Dedi ki: "Rabbim, oyleyse onların dirilecekleri gune kadar bana sure tanı

    [80] Dedi ki: "O halde sure tanınanlardansın

    [81] Bilinen vaktin gunune kadar

    [82] Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tumunu mutlaka azdırıp kıskırtacagım

    [83] Ancak onlardan, muhlis olan kulların haric

    [84] (Tanrı) "Iste bu haktır ve ben hakkı soylerim" dedi

    [85] Andolsun, senden ve iclerinde sana tabi olacak olanlardan tumuyle cehennemi dolduracagım

    [86] (Ey Peygamber) De ki: "Ben, buna karsı sizden bir ucret istemiyorum ve (kendiliginden) bir yukumluluk getirenlerden de degilim

    [87] O (Kuran), alemler icin yalnızca bir zikir (ogut ve hatırlatma)dır

    [88] Gercekten onun haberini bir zaman sonra ogreneceksiniz

    Zümer

    Surah 39

    [1] (Bu) Kitabın indirilmesi, ustun ve guclu olan, hukum ve hikmet sahibi Tanrı (katın)dandır

    [2] Suphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; oyleyse sen de dini yalnızca O´na halis kılarak Tanrı´ya ibadet et

    [3] Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Tanrı´nındır. O´ndan baska veliler edinenler (soyle derler:) "Biz bunlara bizi Tanrı´ya daha fazla yaklastırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Tanrı, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri seylerden hukum verecektir. Gercekten Tanrı, yalancı kafirleri hidayete erdirmez

    [4] Eger Tanrı, cocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından diledigini elbette secerdi. O, yucedir; O, bir olan kahredici olan Tanrı´dır

    [5] Gokleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gunduzun ustune sarıp ortuyor, gunduzu de gecenin ustune sarıp ortuyor. Gunese ve aya boyun egdirdi. Her biri adı-konulmus bir ecele kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun ustun ve guclu olan, bagıslayan O´dur

    [6] Sizi tek bir nefsten yarattı, sonra ondan kendi esini var etti ve sizin icin davarlardan sekiz cift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, uc karanlık icinde, bir yaratılıstan sonra (bir baska) yaratılısa (donusturup) yaratmaktadır. Iste rabbiniz olan Tanrı budur, mulk O´nundur. O´ndan baska tanrı yoktur. Buna ragmen nasıl cevriliyorsunuz

    [7] Eger kufrederseniz, artık kuskusuz Tanrı size karsı hicbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları icin inkara rıza gostermez. Ve eger sukrederseniz, sizin (yararınız) icin ondan razı olur. Hicbir gunahkar, bir baskasının gunah yukunu yuklenmez. Sonra rabbinize donduruleceksiniz, boylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Suphesiz O, sinelerin ozunde saklı olanı bilendir

    [8] Insana bir zarar dokundugu zaman gonulden katıksızca yonelmis olarak rabbine dua eder. Sonra ona kendinden bir nimet verdigi zaman, daha once O´na dua ettigini unutur ve O´nun yolundan saptırmak amacıyla Tanrı´ya esler kosmaya baslar. De ki: "Kufrunle biraz (dunya zevklerinden) yararlan; cunku sen, atesin halkındansın

    [9] Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gonulden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hic bilenlerle bilmeyenler bir olur mu. Suphesiz, temiz akıl sahipleri ogut alıp dusunurler

    [10] De ki: "Ey inanan kullarım, rabbinizden sakının. Bu dunyada iyilik edenler icin bir iyilik vardır. Tanrı´nın arzı genistir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca odenir

    [11] De ki: "Bana, dini yalnızca O´na halis kılarak Tanrı´ya ibadet etmem buyruldu

    [12] Ve bana muslumanların ilki olmam da buyruldu

    [13] De ki: "Ben, rabbime isyan ettigim takdirde, buyuk bir gunun azabından korkarım

    [14] De ki: "Ben dinimi yalnızca O´na halis kılarak Tanrı´ya ibadet ederim

    [15] Siz, O´nun dısında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gercekten husrana ugrayanlar, kıyamet gunu hem kendilerini, hem ehlini (yakınlarını) husrana ugratanlardır. Haberiniz olsun, bu apacık olan husranın kendisidir

    [16] Onların ustlerinde atesten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. Iste Tanrı, kendi kullarını bununla tehdit edip korkutuyor. Ey kullarım oyleyse benden sakının

    [17] Tagut´a kulluk etmekten kacınan ve Tanrı´ya icten yonelenler ise; onlar icin bir mujde vardır, oyleyse kullarıma mujde ver

    [18] Ki onlar, sozu isitirler ve en guzeline uyarlar. Iste onlar, Tanrı´nın kendilerini hidayete erdirdigi kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir

    [19] Azab sozu kendisi uzerinde hak olmus kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateste olanı artık sen mi kurtaracaksın

    [20] Ancak rablerinden korkup sakınanlar ise; onlara yuksek koskler vardır onların ustunde de yuksek koskler bina edilmistir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Tanrı´nın vaadidir. Tanrı, vaadinden donmez

    [21] Gormuyor musun; gercekten Tanrı, gokyuzunden su indirdi de onu yerin icindeki kaynaklara yurutup gecirdi. Sonra onunla cesitli renklerde ekinler cıkarıyor. Sonra kurumaya baslar, boylece onu sararmıs gorursun. Sonra da onu kurumus kırıntılar kılıyor. Suphesiz bunda, temiz akıl sahipleri icin gercekten ogut alınacak bir ders (zikr) vardır

    [22] Tanrı, kimin gogsunu Islam´a acmıssa, artık o, rabbinden bir nur uzerinedir, (oyle) degil mi? Fakat Tanrı´nın zikrinden (yana) kalpleri katılasmıs olanların vay haline. Iste onlar, apacık bir sapıklık icindedirler

    [23] Tanrı, mutesabih (benzesmeli), ikiserli bir kitap olarak sozun en guzelini indirdi. Rablerine karsı icleri titreyerek korkanların O´ndan derileri urperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Tanrı´nın zikrine (karsı) yumusar yatısır. Iste bu, Tanrı´nın yol gostermesidir, onunla diledigini hidayete erdirir. Tanrı, kimi saptırırsa, artık onun icin de bir yol gosterici yoktur

    [24] Kıyamet gunu o kotu azabtan kendini yuzu ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "kazandıgınızı tadın" denmistir

    [25] Onlardan oncekiler de yalanladı; boylece azab onlara hic suurunda olmadıkları bir yerden gelip cattı

    [26] Artık Tanrı, onlara dunya hayatında ´horlugu ve asagılanmayı´ tattırdı. Eger bilmis olsalardı, ahiretin azabı gercekten daha buyuktur

    [27] Andolsun, biz bu Kuran´da, belki ogut alıp dusunurler diye, insanlar icin her bir ornekten verdik

    [28] Carpıklıgı olmayan Arapca bir Kuran´dır (bu). Umulur ki sakınırlar

    [29] Tanrı (ortak kosanlar icin) bir ornek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve gecimsiz bulunan, sahipleri de cok ortaklı olan (kole) bir adam ile yalnızca bir kisiye teslim olmus bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Tanrı´nındır. Hayır onların cogu bilmiyorlar

    [30] Gercek su ki, sen de oleceksin, onlar da oleceklerdir

    [31] Sonra suphesiz sizler, kıyamet gunu rabbinizin huzurunda davalasacaksınız

    [32] Tanrı´ya karsı yalan soyleyenden ve kendisine geldiginde dogruyu (Kuran´ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler icin cehennemde bir konaklama yeri mi yok

    [33] Dogruyu getiren ve dogrulayanlara gelince; iste onlar muttaki olanlardır

    [34] Rableri katında dileyecekleri her sey onlarındır. Iste bu, ihsanda bulunanların oduludur

    [35] Cunku Tanrı, onların (dunyada) yaptıklarının en kotusunu ortecek ve yaptıklarının en guzeliyle ecirlerini verecektir

    [36] Tanrı, kuluna yeterli degil mi? Seni O´ndan baskalarıyla korkutuyorlar. Tanrı, kimi saptırırsa, artık onun icin bir yol gosterici yoktur

    [37] Tanrı, kimi hidayete erdirirse onun icin bir saptırıcı yoktur. Tanrı, intikam sahibi, guclu ve ustun olan degil midir

    [38] Andolsun, onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Tanrı" diyecekler. De ki: "Gordunuz mu, haber verin; Tanrı´dan baska taptıklarınız, eger Tanrı bana bir zarar dileyecek olsa, O´nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O´nun rahmetini tutup onleyebilecekler mi?" De ki: "Tanrı, bana yeter. Tevekkul edecek olanlar, O´na tevekkul etsinler

    [39] De ki: "Ey kavmim, uzerinde bulundugunuz duruma gore yapın edin; elbette ben de yapıp ederim. Artık yakında ogreneceksiniz

    [40] Kendisini asagılık kılan azab kime geliyor ve kesintisiz azab kimin uzerine cokup kacınılmaz oluyor

    [41] Suphesiz, sana biz Kitabı insanlar icin hak olmak uzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmıs olur. Sen onların uzerinde vekil degilsin

    [42] Tanrı, olecekleri zaman canlarını alır; olmeyeni de uykusunda (bir tur olume sokar). Boylece, kendisi hakkında olum kararı verilmis olanı(n ruhunu) tutar, oburunu ise adı konulmus bir ecele kadar salıverir. Suphesiz bunda, dusunen bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [43] Yoksa Tanrı´dan baska sefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hicbir seye malik degillerse ve akledemiyorlarsa

    [44] De ki: "Sefaatin tumu Tanrı´nındır. Goklerin ve yerin mulku O´nundur. Sonra O´na donduruleceksiniz

    [45] Tanrı bir olarak anıldıgı zaman ahirete inanmayanların kalbi ofkeyle kabarır. Oysa O´ndan baskaları anıldıgında hemen sevince kapılırlar

    [46] De ki: "Ey gokleri ve yeri yaratan (fatır), gaybı ve musahede edilebileni bilen Tanrım. Anlasmazlıga dustukleri seylerde, kullarının arasında sen hukum vereceksin

    [47] Eger yeryuzunde olanların tumu ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmus olsaydı, kıyamet gunu o kotu azabtan (kurtulmak amacıyla) gercekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hic hesaba katmadıkları seyler, Tanrı´dan kendileri icin acıga cıkmıstır

    [48] Kazandıkları kotulukler, kendileri icin acıga cıkmıstır ve alay konusu edindikleri sey de kendilerini cepecevre kusatmıstır

    [49] Insana bir zarar dokundugu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettigimizde der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak cogu bilmiyorlar

    [50] Bunu kendilerinden oncekiler de soylemisti; ama kazandıkları seyler onlara hicbir yarar saglamadı

    [51] Boylece, kazandıkları kotulukler(in acı sonucu) onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmis olanlara da, kazandıkları kotulukler isabet edecektir. Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Tanrı´yı) aciz bırakabilecekler degildirler

    [52] Onlar bilmiyorlar mı ki, gercekten Tanrı diledigine rızkı genisletir / yayar veya kısar / daraltır / kısıtlar. Kuskusuz bunda inanan bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [53] (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak uzere olcuyu tasıran kullarım. Tanrı´nın rahmetinden umut kesmeyin. Suphesiz Tanrı, butun gunahları bagıslar. Cunku O, bagıslayandır, esirgeyendir

    [54] Azab size gelip catmadan evvel, rabbinize yonelip donun ve O´na teslim olun. Sonra size yardım edilmez

    [55] Rabbinizden, size indirilenin en guzeline uyun; siz hic suurunda degilken, azab apansız size gelip catmadan evvel

    [56] Kisinin (yana yakıla) soyle diyecegi (gun): "Tanrı yanında (kullukta) yaptıgım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana), dogrusu ben, (Tanrı´nın diniyle) alay edenlerdendim

    [57] Veya: "Gercekten Tanrı bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyecegi

    [58] Ya da azabı gordugu zaman: "Benim icin bir kere daha (dunyaya donme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyecegi gunden sakının)

    [59] Hayır, benim ayetlerim sana gelmisti, fakat sen onları yalanladın, buyukluge kapıldın ve kafirlerden oldun

    [60] Kıyamet gunu, Tanrı´ya karsı yalan soyleyenlerin yuzlerinin kapkara oldugunu gorursun. Buyuklenenler icin cehennemde bir konaklama yeri mi yok

    [61] Tanrı, takva sahiplerini (inanarak ve inanclarını uygulayarak) zafere ulasmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kotuluk dokunmaz ve onlar huzne kapılmayacaklardır

    [62] Tanrı, her seyin yaratıcısıdır. O, her sey uzerinde vekildir

    [63] Goklerin ve yerin anahtarları O´nundur. Tanrı´nın ayetlerine kufredenler ise; iste onlar, husrana ugrayanlardır

    [64] De ki: "Ey cahiller, bana Tanrı´nın dısında bir baskasına mı kulluk etmemi buyuruyorsunuz

    [65] Andolsun, sana ve senden oncekilere vahyolundu (ki): "Eger sirk kosacak olursan, suphesiz amellerin bosa cıkacak ve elbette sen, husrana ugrayanlardan olacaksın

    [66] Hayır, artık (yalnızca) Tanrı´ya kulluk et ve sukredenlerden ol

    [67] Onlar Tanrı´nın gercek gucunu olcemediler / degerlendiremediler veya Tanrı´nın gucunu gercekten / gerektigi gibi degerlendiremediler (bence ilki). Oysa kıyamet gunu yer, butunuyle O´nun avucu (kabzası)ndadır; gokler de sag eliyle durulup bukulmustur. O, sirk kostuklarından munezzeh ve yucedir

    [68] Sur´a ufuruldu; boylece Tanrı´nın diledikleri dısında, goklerde ve yerde olanlar carpılıp yıkılıverdi. Sonra bir daha ona ufuruldu, artık onlar ayaga kalkmıs durumda gozetliyorlar

    [69] Yer, rabbinin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve sahidler getirildi ve aralarında hak ile hukum verildi, onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [70] Her bir nefse yaptıgının tam karsılıgı verildi. O, onların islediklerini daha iyi bilendir

    [71] Kufredenler, cehenneme boluk boluk sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları acıldı ve onlara (cehennemin) bekcileri dedi ki: "Size rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugun ile karsılasacagınızı (soyleyip) sizi uyaran elciler gelmedi mi?" Onlar: "Evet" dediler. Ancak azab kelimesi kafirlerin uzerine hak oldu

    [72] Dediler ki: "Icinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (iceri) girin. Buyukluge kapılanların konaklama yeri ne kotudur

    [73] Rablerinden korkup sakınanlar da, cennete boluk boluk sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları acıldı ve onlara (cennetin) bekcileri dedi ki: "Selam uzerinizde olsun, hos ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin

    [74] (Onlar da) Dediler ki: "Bize olan vaadinde sadık kalan ve bizi bu yere mirascı kılan Tanrı´ya hamd olsun ki, cennetten diledigimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne guzeldir

    [75] Melekleri de arsın etrafını cevirmisler olarak rablerini hamd ile tesbih ettiklerini gorursun. Aralarında hak ile hukum verilmistir ve: "Alemlerin rabbine hamdolsun" denilmistir

    Ğâfir

    Surah 40

    [1] Ha. Mim

    [2] Bu Kitabın indirilmesi, Aziz, Alim olan Tanrı´dandır

    [3] Gunahı bagıslayan, tevbeyi kabul eden cezası pek siddetli olan ve lutuf sahibi (Tanrı´dan). O´ndan baska tanrı yoktur. Donus O´nadır

    [4] Tanrı´nın ayetleri konusunda kufredenlerden baskası mucadele etmez. Oyleyse onların sehirlerde donup dolasması (tekallubuhum) seni aldatmasın

    [5] Kendilerinden once Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı cok) fırkalar da. Her ummet kendi elcilerini [susturmak icin] yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yururlukten kaldırmak icin, ´batıla dayanarak´ mucadeleye giristiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık benim cezalandırmam nasılmıs

    [6] Senin rabbinin kufredenler uzerindeki: "Gercekten onlar atesin halkıdır" sozu boylece hak oldu

    [7] Arsı yuklenmekte olanlar ve cevresinde bulunanlar rablerini hamd ile tesbih etmekte, O´na inanmakta ve inananlara magfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her seyi kusatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara magfiret et ve onları cehennem azabından koru

    [8] Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) vaadettin; babalarından, eslerinden ve soylarından salih olanları da. Gercekten sen, ustun ve guclu olansın, hukum ve hikmet sahibisin

    [9] Ve onları kotuluklerden koru. O gun sen, kimi kotuluklerden korumussan, gercekten ona rahmet etmissin. Iste buyuk ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [10] Suphesiz kufredenlere de (soyle) seslenilir: "Tanrı´nın gazablanması elbette sizin kendi nefslerinize gazablanmanızdan daha buyuktur. Cunku siz inanca cagrıldıgınız zaman kufrediyordunuz

    [11] Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere oldurdun ve iki kere dirilttin; biz de gunahlarımızı itiraf ettik. Simdi cıkıs icin bir yol var mı

    [12] Sizin (durumunuz) boyledir. Cunku bir olan Tanrı´ya cagırıldıgınız zaman kufrettiniz. O´na ortak kosuldugunda inandınız. Artık hukum, yuce, buyuk olan Tanrı´nındır

    [13] O size ayetlerini gosteriyor ve sizin icin gokten rızık indiriyor; icten (Tanrı´ya) yonelenden baskası ogut alıp dusunmez

    [14] Oyleyse, dini yalnızca O´na halis kılanlar olarak Tanrı´ya dua (kulluk) edin; kafirler hos gormese de

    [15] Dereceleri yukselten arsın sahibi (Tanrı), ´toplanma ve bulusma´ gunu ile uyarıp korkutmak icin, kendi buyrugundan olan ruhu kullarından diledigine indirir

    [16] O gun orta yere cıkarlar. Onlardan hicbir sey Tanrı´ya karsı gizli kalmaz. (Tanrı sorar:) "Bugun mulk kimindir? Bir olan, kahhar olan Tanrı´nındır

    [17] Bugun her bir nefis, kendi kazandıgıyla karsılık gorur. Bugun zulum yoktur. Suphesiz Tanrı, hesabı seri gorendir

    [18] Onları, yaklasmakta olan gune karsı uyar; o zaman kalpler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler icin ne koruyucu bir dost, ne sozu yerine getirebilir bir sefaatci yoktur

    [19] (Tanrı,) Gozlerin hainliklerini ve goguslerin sakladıklarını bilir

    [20] Tanrı hak ile hukmeder. Oysa O´nu bırakıp taptıkları hicbir seye hukmedemezler. Suphesiz Tanrı, isitendir, gorendir

    [21] Onlar, yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki, boylece kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını bir gorsunler. Onlar, kuvvet ve yeryuzundeki eserleri bakımından kendilerinden daha ustun idiler. Fakat Tanrı, onları gunahları dolayısıyla (azabla) yakalayıverdi. Onları Tanrı´dan koruyacak kimse olmadı

    [22] Cunku gercekten onlar Resulleri kendilerine apacık belgeler getirirdi; fakat onlar kufrederlerdi. Bu yuzden Tanrı, onları (azabla) yakalayıverdi. Suphesiz O, kuvvetli olandır, cezalandırması siddetlidir

    [23] Andolsun, biz Musa´yı ayetlerimizle ve apacık bir delille gonderdik

    [24] Firavun´a, Haman´a ve Karun´a. Ama onlar: "(Bu,) Yalan soyleyen bir buyucudur" dediler

    [25] Boylece o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldigi zaman dediler ki: "Onunla birlikte inananların erkek cocuklarını oldurun, kadınlarını ise sag bırakın." Ancak kafirlerin hileli duzeni bosa cıkmakta olandan baskası degildir

    [26] Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa´yı oldureyim de o (gitsin) rabbine yalvarıp yakarsın. Cunku ben sizin dininizi degistirmesinden ya da yeryuzunde fesat cıkarmasından korkuyorum

    [27] Musa dedi ki: "Gercekten ben, hesap gunune inanmayan her mutekebbirden, benim de rabbim, sizin de rabbiniz (olana) sıgınırım

    [28] Firavun ailesinden inancını gizlemekte olan inanclı bir adam dedi ki: "Siz, benim rabbim Tanrı´dır diyen bir adamı olduruyor musunuz? Oysa o, size rabbinizden apacık belgelerle gelmis bulunuyor. Buna ragmen o eger bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eger dogru sozlu ise (o zaman da) size vaadettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Suphesiz Tanrı, olcuyu tasıran, cok yalan soyleyen kimseyi hidayete erdirmez

    [29] Ey kavmim, bugun mulk sizindir, yeryuzunde hukum sahibi kimselersiniz. Fakat bize Tanrı´dan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gordugumu (kendi gorusumu) gosteriyorum ve ben sizi dogru yoldan da baskasına yoneltmiyorum

    [30] Inanan (adam) dedi ki: "Ey kavmim ben o fırkaların gunune benzer [bir gunun felaketine ugrarsınız] diye korkuyorum

    [31] Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gun). Tanrı, kullar icin zulum istemez

    [32] Ve ey kavmim, dogrusu ben sizin icin o feryat (edeceginiz kıyamet) gununden korkuyorum

    [33] Arkanızı donup kacacagınız gun; sizi Tanrı´dan koruyacak yoktur. Tanrı kimi saptırırsa artık onu dogruya yoneltecek bulunmaz

    [34] Andolsun, daha once Yusuf da size apacık belgeler getirmisti. O zaman size getirdikleri hakkında kuskuya kapılıp durmustunuz. Sonunda o vefat edince, demistiniz ki; "Tanrı, ondan sonra kesin olarak bir elci gondermez." Iste Tanrı, olcuyu tasıran, supheci kimseyi boyle saptırır

    [35] Ki onlar, Tanrı´nın ayetleri konusunda kendilerine gelmis bir delil bulunmaksızın mucadele edip dururlar. (Bu) Tanrı katında da, inananlar katında da buyuk bir ofke (sebebi)dir. Iste Tanrı, her mutekebbir zorbanın kalbini boyle muhurler

    [36] Firavun (alayla) dedi ki: "Ey Haman, bana yuksek bir kule bina et; belki o yollara ulasabilirim

    [37] Goklerin yollarına. Boylelikle Musa´nın tanrısına cıkabilirim. Cunku ben, onun yalancı oldugunu sanıyorum." Iste Firavun´a kotu ameli boyle cekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun´un hileli duzeni, ´yıkım ve kayıpta´ olmaktan baska (bir sey) olmadı

    [38] Inanan (adam) dedi ki: "Ey kavmim, siz bana tabi olun, ben sizi dogru yola iletip yonelteyim

    [39] Ey kavmim, gercekten bu dunya hayatı yalnızca bir meta (kısa sureli bir yararlanma)dır. Suphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur

    [40] Kim bir kotuluk islerse, kendi mislinden baskasıyla ceza gormez; kim de -erkek olsun, disi olsun- Bir inanclı olarak salih bir amelde bulunursa, iste onlar, icinde hesapsız olarak rızıklandırılmak uzere cennete girerler

    [41] Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtulusa cagırıyorken, siz beni atese cagırıyorsunuz

    [42] Siz beni Tanrı´ya (karsı) kufretmeye ve hakkında bilgim olmayan seyleri O´na sirk kosmaya cagırıyorsunuz. Ben ise sizi, ustun ve guclu olan, bagıslayana cagırıyorum

    [43] Imkanı yok; gercekten sizin beni kendisine cagırmakta oldugunuz seyin, dunyada da, ahirette de cagrıda bulunma (yetkisi, gucu, degeri ve bagıslama)sı yoktur. Suphesiz, bizim donusumuz Tanrı´yadır. Olcuyu tasıranlar, onlar atesin halkıdırlar

    [44] Iste size soylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de buyrugumu Tanrı´ya bırakıyorum. Suphesiz Tanrı, kulları pek iyi gorendir

    [45] Sonunda Tanrı, onların kurdukları hileli duzenlerinin kotuluklerinden onu korudu ve Firavun´un cevresini de azabın en kotusu kusatıverdi

    [46] Ates; sabah aksam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacagı gun: "Firavun cevresini, azabın en siddetli olanına sokun" (denecek)

    [47] Atesin icinde, iddialar one surup karsılıklı tartısırlarken zayıf olanlar buyuklenen (mustekbir)lere derler ki: "Gercekten biz, size uymus (tebanız) olan kimselerdik. Simdi siz, atesten bir parcasını olsun, bizden uzaklastırabilir misiniz

    [48] Buyuklenen (mustekbir)ler derler ki: "Biz hepimiz (atesin) icindeyiz; gercekten Tanrı, kullar arasında hukum verdi (artık)

    [49] Atesin icinde olanlar, cehennem bekcilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azabtan bir gunu (olsun) bize hafifletsin

    [50] (Bekciler:) "Size kendi Resulleriniz acık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekciler:) "Su halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası, cıkmazda olmaktan baskası degildir

    [51] Suphesiz biz elcilerimize ve inananlara, dunya hayatında ve sahidlerin (sahidlik icin) duracakları gun elbette yardım edecegiz

    [52] Zalimlere kendi mazeretlerinin hicbir yarar saglamayacagı gun; lanet de onlarındır, yurdun en kotusu de

    [53] Andolsun biz Musa´ya hidayeti verdik ve Israilogullarına kitabı miras bıraktık

    [54] (Ki o,) Temiz akıl sahipleri icin bir hidayet rehberi ve bir zikirdir

    [55] Su halde sen sabret. Gercekten Tanrı´nın vaadi haktır. Gunahın icin magfiret dile; aksam ve sabah rabbini hamd ile tesbih et

    [56] Suphesiz, kendilerine gelmis bulunan hicbir delil olmaksızın, Tanrı´nın ayetleri konusunda mucadele edenlere gelince; onların goguslerinde kendisine ulasamayacakları bir buyukluk (istegin)den baskası yoktur. Artık sen Tanrı´ya sıgın. Suphesiz O hakkıyla isiten, hakkıyla gorendir

    [57] Elbette goklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha buyuktur. Ancak insanların cogu bilmezler

    [58] Kor olanla (basiretle) goren bir olmaz; inanıp salih amellerde bulunanlarla kotuluk yapan da. Ne az ogut alıp dusunuyorsunuz

    [59] Suphesiz kıyamet saati yaklasarak gelmektedir; bunda hic bir kusku yok. Ancak insanların cogu inanmıyorlar

    [60] Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Dogrusu bana ibadet etmekten buyuklenenler; cehenneme boyun bukmus kimseler olarak gireceklerdir

    [61] Tanrı, kendisinde sukun bulmanız icin geceyi, aydınlık olarak da gunduzu sizin icin var etti. Suphesiz Tanrı, insanlara karsı bir fazl sahibidir. Ancak insanların cogu sukretmiyorlar

    [62] Iste bu, sizin rabbiniz Tanrı´dır; her seyin yaratıcısıdır. O´ndan baska tanrı yoktur. Oyleyse nasıl olur da cevriliyorsunuz

    [63] Iste, Tanrı´nın ayetlerini inkar edenler boyle cevriliyorlar

    [64] Tanrı, yeryuzunu sizin icin bir karar, gokyuzunu bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en guzel (bir bicim ve incelikte) kıldı ve size guzel, temiz seylerden rızık verdi. Iste sizin rabbiniz Tanrı budur. Alemlerin rabbi Tanrı ne yucedir

    [65] O, Hayy (diri) olandır. O´ndan baska tanrı yoktur; oyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O´na dua edin. Alemlerin rabbine hamdolsun

    [66] De ki: "Bana apacık belgeler gelince, sizin Tanrı´dan baska taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim ve alemlerin rabbine teslim olmam buyruldu

    [67] O´dur ki sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan yarattı; sonra sizi bir bebek olarak cıkarmakta, sonra guclu (erginlik) cagınıza erismeniz, sonra da yaslanmanız icin size (belli bir omur vermekteyiz). Sizden kiminin daha once hayatına son verilmektedir; adı konulmus bir ecele erismeniz ve belki akletmeniz icin (Tanrı sizi boyle yasatır)

    [68] Dirilten ve olduren O´dur. Bir buyrugun olmasına hukmetti mi, ona yalnızca "ol" der, o da hemen oluverir

    [69] Tanrı´nın ayetleri hakkında mucadele edenleri gormuyor musun; nasıl da donduruluyorlar

    [70] Ki onlar, Kitabı ve elcilerimizle gonderdigimiz seyleri yalanladılar. Artık yakında bileceklerdir

    [71] Boyunlarında demir halkalar ve (ayaklarında) zincirler oldugu halde suruklenecekler

    [72] Kaynar suyun icinde; sonra ateste tutusturulacaklar

    [73] Sonra onlara denilecek: "Sizin sirk kostuklarınız nerede

    [74] Tanrı´nın dısında (taptıklarınız)." Dediler ki: "Bizi bırakıp kayboluverdiler. Hayır, biz onceleri (meger) hicbir seye tapar degilmisiz." Iste Tanrı, kafirleri boyle sasırtıp saptırır

    [75] Iste bu, sizin yeryuzunde haksız yere sımarıp azmaniz ve azgınca olcuyu tasırmanız dolayısıyladır

    [76] Icinde ebedi kalıcılar olarek cehennemin kapılarından girin. Artık mutekebbirlerin konaklama yeri ne kotudur

    [77] Su halde sen sabret, hic suphesiz Tanrı´nın vaadi haktır. Sonunda ya onlara vaad ettigimiz (azab)ın bir kısmını sana gosterecegiz ya da senin hayatına son verecegiz. Nihayet onlar bize dondurulecekler

    [78] Andolsun, biz senden once elciler gonderdik; onlardan kimini sana aktarıp anlattık, kimini de anlatmadık. Herhangi bir elciye, Tanrı´nın izni olmaksızın bir ayet getirmek olacak sey degildir. Tanrı´nın buyrugu geldigi zaman hak ile hukum verilir ve iste burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar husrana ugramıslardır

    [79] Tanrı O´dur ki, kimine binmeniz, kiminden yemeniz icin size (bir yarar olmak uzere) davarları var etti

    [80] Onlarda sizin icin yararlar vardır. Onların ustunde goguslerinizde olan bir hacete (ihtiyaca ve arzuya) ulasırsınız; onların ve gemilerin ustunde tasınırsınız

    [81] Size kendi ayetlerini gosteriyor; artık Tanrı´nın ayetlerinden hangisini inkar ediyorsunuz

    [82] Yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki, kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını bir gorsunler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha coktu ve yeryuzunde kuvvet ve eserler bakımından daha ustunduler. Fakat kazandıkları seyler, (azaba karsı) onlara hicbir sey saglayamadı

    [83] Resulleri kendilerine apacık belgeler getirdigi zaman onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip boburlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri sey, onları sarıp kusatıverdi

    [84] Bizim dayanılmaz azabımızı gordukleri zaman dediler ki: "Bir olan Tanrı´ya inandık ve O´na sirk kostugumuz seylere de kufrettik

    [85] Ama bizim dayanılmaz azabımızı gordukleri zaman inancları kendilerine hicbir yarar saglamadı. (Bu,) Tanrı´nın kulları arasında surup giden sunnetidir. Iste kafirler burada husrana ugramıslardır

    Fussilet

    Surah 41

    [1] Ha, Mim

    [2] (Bu Kuran,) Rahman ve Rahimden indirilmistir

    [3] Bilen bir kavim icin, ayetleri (cesitli bicimlerde, birer birer) ´fasıllar halinde acıklanmıs´ Arapca Kuran (veya okunan) kitaptır

    [4] Bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama cogu yuz cevirdiler. Artık onlar dinlemezler

    [5] Dediler ki: "Bizi kendisine cagırdıgın seye karsı kalplerimiz bir ortu icindedir, kulaklarımızda bir agırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabilecegini) yap, biz de gercekten yapıyoruz

    [6] De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beserim. Bana yalnızca, sizin tanrınızın bir tek tanrı oldugu vahyolunur. Oyleyse O´na yonelin ve O´ndan magfiret dileyin. Vay haline o musriklerin

    [7] Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahirete kufredenlerdir

    [8] Suphesiz, inanıp salih amellerde bulunanlar, onlar icin kesintisiz bir ecir vardır

    [9] De ki: "Gercekten siz mi yeri iki gunde yaratana kufrediyor ve O´na birtakım esler kılıyorsunuz? O, alemlerin rabbidir

    [10] Orda (yerde) onun ustunde sarsılmaz daglar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip arayanlar icin esit olmak uzere oradaki rızıkları dort gunde takdir etti

    [11] Sonra, duman halinde olan goge yoneldi; boylece ona ve yere dedi ki: "Isteyerek veya istemeyerek gelin." Ikisi de: "Isteyerek (itaat ederek) geldik" dediler

    [12] Boylece onları iki gun icinde yedi gok olarak tamamladı ve her bir goge buyrugunu vahyetti. Biz dunya gogunu de kandillerle susleyip donattık ve bir koruma (altına aldık). Iste bu, ustun ve guclu olan, bilenin takdiridir

    [13] Bu durumda eger onlar yuz cevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım

    [14] Onlara "yalnızca Tanrı´ya kulluk edin" diye onlerinden ve arkalarından elciler gelince, dediler ki: "Eger dileseydi rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gonderildiginiz seye kafir olanlarız

    [15] Ad (kavmin)e gelince; onlar yeryuzunde haksız yere buyuklendiler ve dediler ki: "Kuvvet bakımından bizden daha ustunu kimmis?" Onlar, gercekten kendilerini yaratan Tanrı´yı gormediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha ustundur. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı

    [16] Boylece biz de onlara dunya hayatında asagılanma azabını tattırmak icin, o ugursuz (felaketler yuklu) gunlerde uzerlerine ´kulakları patlatan bir kasırga´ gonderdik. Ahiret azabı ise daha (buyuk) bir asagılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir

    [17] Semud´a gelince; biz onlara dogru yolu gosterdik, fakat onlar korlugu hidayete tercih ettiler. Boylece kazandıkları seyler yuzunden onları alcaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi

    [18] Inananları ve sakınanları ise kurtardık

    [19] Tanrı´nın dusmanlarının bir araya getirilip toplanacakları gun, iste onlar atese bolukler halinde dagıtılırlar

    [20] Sonunda oraya geldikleri zaman, isitme, gorme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine sahitlik edecektir

    [21] Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde sahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Her seye nutku verip konusturan Tanrı, bizi konusturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O´na donduruluyorsunuz

    [22] Siz, isitme, gorme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize sahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın bircogunu Tanrı´nın bilmeyecegini sanıyordunuz

    [23] Iste bu sizin zannınız, rabbiniz hakkında beslediginiz zannınız, sizi bir yıkıma ugrattı, boylelikle husrana ugrayan kimseler olarak sabahladınız

    [24] Simdi eger sabredebilirlerse, artık onlar icin konaklama yeri atestir. Ve eger onlar hosnut olma (dunya)ya donmek isterlerse, artık hosnut olacaklardan degildirler

    [25] Biz onlara birtakım yakın kimseleri ´kabuk gibi uzerlerine kaplattık´, onlar da, onlerinde ve arkalarında olanları kendilerine suslu gosterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden once gelip gecmis ummetlerde [yururlukte tutulan azab] sozu onların uzerine hak oldu. Cunku onlar husrana ugrayan kimselerdi

    [26] Kufredenler dediler ki: "Bu Kuran´ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki ustun gelirsiniz

    [27] Artık gercekten o kufredenlere siddetli bir azap tattıracagız ve yaptıklarının en kotusuyle cezalandıracagız

    [28] Bu, Tanrı´nın dusmanlarının cezası olan atestir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar icin ebedilik yurdu vardır

    [29] Kufredenler dediler ki: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptımıs olanları bize goster, ayaklarımızın altına alalım, en asagılarda bulunanlardan olsunlar

    [30] Suphesiz: "Bizim rabbimiz Tanrı´dır" deyip sonra dosdogru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların uzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve huzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin

    [31] Biz, dunya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefslerinizin arzuladıgı her sey sizindir ve istediginiz her sey de sizindir

    [32] Cok bagıslayan, cok esirgeyenden bir agırlanma olarak

    [33] Tanrı´ya cagıran, salih amelde bulunan ve: "Gercekten ben muslumanlardanım" diyenden daha guzel sozlu kimdir

    [34] Iyilikle kotuluk esit olmaz. Sen, en guzel olan bir tarzda (kotulugu) uzaklastır; o zaman, (gorursun ki) seninle onun arasında dusmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermistir

    [35] Buna da sabredenlerden baskası kavusturulamaz. Ve buna, buyuk bir pay sahibi olanlardan baskası da kavusturulamaz

    [36] Sayet sana seytandan bir kıskırtma gelecek olursa, hemen Tanrı´ya sıgın. Cunku O, isitendir, bilendir

    [37] Gece, gunduz, gunes ve ay O´nun ayetlerindendir. Siz gunese de, aya da secde etmeyin. Tanrı´ya secde edin ki bunları kendisi yaratmıstır. Eger O´na ibadet edecekseniz

    [38] Sayet onlar buyuklenecek olurlarsa, rabbinin katında bulunanlar, O´nu gece ve gunduz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar

    [39] O´nun ayetlerinden biri de senin gercekten yeryuzunu husu icinde [solmus, boynu bukulmus ve kupkuru] gormendir. Ama biz onun uzerine suyu indirdigimiz zaman deprenir ve kabarır. Suphesiz onu dirilten, oluleri de elbette dirilticidir. Cunku O, her seye guc yetirendir

    [40] Bizim ayetlerimiz konusunda carpıtma yapanlar bize gizli kalmazlar. Oyleyse atesin icine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet gunu guvenle (aminen) gelen mi? Siz dilediginizi yapın. Cunku O yaptıklarınızı gercekten gorendir

    [41] Suphesiz, kendilerine zikir gelince ona kufredenler (atesin icine bırakılırlar); oysa o, aziz (serefi yuksek, ustun) bir Kitaptır

    [42] Batıl ona onunden de, ardından da gelemez. (Cunku Kuran) Hukum ve hikmet sahibi, cok ovulenden indirilmedir

    [43] Sana soylenen seyler, senden onceki elcilere soylenenden baskası degildir. Suphesiz, rabbin, hem elbette magrifet sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir

    [44] Eger biz onu acemi [Arapca olmayan bir dilde] olan bir Kuran kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri acıklanmalı degil miydi? Arap olana, acemi [Arapca olmayan bir dil] mi?" De ki: "O, inananlar icin bir hidayet ve bir sifadır. Inanmayanların ise kulaklarında bir agırlık vardır ve o (Kuran), onlara karsı bir korluktur. Iste onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir

    [45] Andolsun, Musa´ya kitabı verdik, fakat onda anlasmazlıga dusuldu. Eger rabbinden (daha once) bir soz gecmis (verilmis) olmasaydı, mutlaka aralarında hukum verilmis (is bitirilmis)ti. Gercekten onlar, bundan yana kusku verici bir tereddut icindedirler

    [46] Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kotuluk ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin rabbin, kullara zulmedici degildir

    [47] Kıyamet saatinin ilmi O´na dondurulur. O´nun ilmi olmaksızın, hicbir meyve tomurcugundan cıkmaz, hicbir disi gebe kalmaz ve dogurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede" diye seslenecegi gun, dediler ki: "Sana arzettik ki, bizden hicbir sahid yok

    [48] Onceden kendilerine taptıkları (bugun) onlardan kaybolup gitti ve onlar kacacak hicbir yerleri olmadıgını anlamıslardır

    [49] Insan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir ser dokundu mu, artık o, yeise dusen bir umutsuzdur

    [50] Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet saatinin kopacagını da sanmıyorum eger rabbime dondurulsem bile, muhakkak O´nun katında benim icin daha guzel olanı vardır." der. Ama andolsun biz, o kufredenlere yaptıklarını haber verecegiz ve andolsun onlara, en kaba bir azabtan tattıracagız

    [51] Insana nimet verdigimiz zaman, yuz cevirir ve yan cizer; ona bir ser dokundugu zaman ise, artık o, genis (kapsamlı ve derinlemesine) bir dua sahibidir

    [52] De ki: "Gordunuz mu haber verin; eger o (Kuran) Tanrı katından ise, sonra siz ona kufretmisseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık icinde olandan daha sapık kimdir

    [53] Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara gosterecegiz; oyle ki, suphesiz onun hak oldugu kendilerine acıkca belli olsun. Her seyin uzerinde rabbinin sahid olması yetmez mi

    [54] Dikkatli olun; gercekten onlar, rablerine kavusmaktan yana derin bir kusku icindedirler. Dikkatli olun; gercekten O, her seyi sarıp kusatandır

    Şûrâ

    Surah 42

    [1] Ha, Mim

    [2] Ayn, Sin Kaf

    [3] O Aziz ve Hakim olan Tanrı, sana ve senden oncekilere boyle vahyetmektedir

    [4] Goklerde ve yerde olanlar O´nundur. O, yucedir, buyuktur

    [5] Gokler, neredeyse ustlerinden yarılacaklar (yetefettarne); melekler de rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara magfiret dilerler. Haberiniz olsun; gercekten Tanrı, bagıslayan ve esirgeyen O´dur

    [6] Tanrı´nın dısında birtakım veliler edinenler ise; Tanrı, onların uzerinde gozetleyicidir. Sen onların uzerinde bir vekil degilsin

    [7] Iste biz sana boyle Arapca bir Kuran vahyettik; sehirlerin anası (ummelkur´a) (olan Mekke halkı)nı ve cevresinde olanları uyarman icin ve kendisinde suphe olmayan toplanma gununu (haber verip onları) uyarman icin de. (O gun onların) bir bolumu cennette, bir bolumu cılgınca yanan atesin icerisindedirler

    [8] Eger Tanrı dileseydi, onları her halde tek bir ummet kılardı. Ancak O, diledigini kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar icin ne bir veli vardır, ne bir yardımcı

    [9] Yoksa O´nun dısında bir takım veliler mi edindiler? Iste Tanrı; veli O´dur, oluleri dirilten O´dur. O, her seye guc yetirendir

    [10] Hakkında ihtilafa dustugunuz herhangi bir sey; artık O´nun hukmu Tanrı´nındır. Iste rabbim olan Tanrı. Ben O´na tevekkul ettim ve yalnızca O´na donup yonelirim

    [11] O goklerin ve yerin yaratıcısıdır (fatır). Size kendi nefislerinizden esler, davarlardan da ciftler var etti. Sizleri bu tarzda turetip yayıyor. O´nun benzeri gibi olan hicbir sey yoktur. O, isitendir, gorendir

    [12] Goklerin ve yerin anahtarları O´nundur. O, diledigine rızkı genisletir / yayar veya kısar / daraltır / kısıtlar. Cunku O her seyi bilendir

    [13] O: "Dini dosdogru ayakta tutun ve onda ayrılıga dusmeyin" diye dinden Nuh´a vasiyet ettigini ve sana vahyettigimizi, Ibrahim´e, Musa´ya ve Isa´ya vasiyet ettigimizi sizin icin de tesri etti (bir seriat kıldı). Senin kendilerini cagırdıgın sey, musriklere agır geldi. Tanrı, diledigini buna secer ve icten kendisine yoneleni hidayete erdirir

    [14] Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki ´tecavuz ve haksızlık´ dolayısıyla ayrılıga dustuler. Eger rabbinden adı konulmus bir ecele kadar gecmis (verilmis) bir soz olmasaydı, muhakkak aralarında hukum verilmis (is bitirilmis)ti. Suphesiz onların ardından Kitaba mirascı olanlar ise, her halde ona karsı kusku verici bir tereddut icindedirler

    [15] Su halde, sen bundan dolayı davet et ve buyruldugun gibi dogru bir yon tuttur. Onların hevalarına uyma. Ve de ki: "Tanrı´nın indirdigi her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmam buyruldu. Tanrı, bizim de rabbimiz, sizin de rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda ´deliller getirerek tartısma(ya, huccete gerek)´ yoktur. Tanrı bizi bir araya getirip toplayacaktır. Donus O´nadır

    [16] O´na icabet olunduktan sonra, Tanrı hakkında (sozde) ´deliller one surup tartısanların´ delilleri, rableri katında gecersizdir. Onların uzerinde bir gazab vardır ve siddetli azab onlaradır

    [17] Ki Tanrı, hak olmak uzere Kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet saati pek yakındır

    [18] Onda acele edenler, (gercekte) ona inanmayanlardır. Inananlar ise ona karsı bir korku icindedirler ve onun gercekten hak oldugunu bilirler. Haberiniz olsun, kıyamet saati konusunda tartısanlar gercekte uzak bir sapıklık icindedirler

    [19] Tanrı, kullarına karsı lutuf sahibidir; diledigini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, azizdir

    [20] Kim ahiret ekinini isterse, biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dunya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur

    [21] Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Tanrı´nın izin vermedigi seyleri, dinden kendilerine tesri ettiler (bir seriat kıldılar)? Eger o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hukum (karar) verilirdi. Gercekten zalimler icin acı bir azap vardır

    [22] (O gun) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken gorursun; o (yaptıkları) da ustlerine cokuvermistir. Inanıp salih amellerde bulunanlar ise cennet bahcelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onlarındır. Iste buyuk fazl budur

    [23] Iste Tanrı, inanıp salih amellerde bulunan kullarına boyle mujde vermektedir. De ki: "Ben buna karsı yakınlıkta sevgi dısında sizden hicbir ucret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa biz ondaki iyiligi arttırırız. Gercekten Tanrı bagıslayandır, sukredene karsılıgını verendir

    [24] Yoksa onlar: "Tanrı´ya karsı yalan duzup uydurdu" mu diyorlar? Oysa eger Tanrı dilerse senin de kalbini muhurler. Tanrı, batılı yok edip ortadan kaldırır ve kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekistirir (gerceklestirir). Cunku O, sinelerin ozunde olanı bilendir

    [25] Kullarından tevbeyi kabul eden, kotulukleri affeden ve islediklerinizi bilen O´dur

    [26] O, inanıp salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Kafirlere gelince; onlara siddetli bir azap vardır

    [27] Eger Tanrı, kulları icin rızkı (sınırsızca) genis tutup yaysaydı, gercekten yeryuzunde azarlardı. Ancak O, diledigi miktar ile indirir. Cunku O, kullarından haberi olandır, gorendir

    [28] O´dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yagmuru indirir ve rahmetini serip yayar. O, Velidir, Hamiddir

    [29] Goklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan turetip yayması O´nun ayetlerindendir. Ve O, dileyecegi zaman onların hepsini toplamaya guc yetirendir

    [30] Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandıgı dolayısıyladır. (Tanrı,) Cogunu da affeder

    [31] Siz yeryuzunde (O´nu) aciz bırakacak degilsiniz. Ve sizin Tanrı´nın dısında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız

    [32] Denizde yuksek daglar gibi seyreden gemiler O´nun ayetlerindendir

    [33] Eger dileyecek olsa, ruzgarı durdurur, boylece onun ustunde kalakalırlar. Suphesiz, bunda cokca sabreden, cokca sukreden kimse icin gercekten ayetler vardır

    [34] Ya da kazandıkları dolayısıyla onları yok eder, bir cogunu da affeder

    [35] (Oyle ki) Ayetlerimiz hakkında mucadele edenler, kendileri icin hicbir kacacak yer olmadıgını bilip ogrensinler

    [36] Size verilen herhangi bir sey, dunya hayatının metaı (kısa sureli faydalanması)dır. Tanrı katında olan ise, daha hayırlı ve daha sureklidir. (Bu da) Inanıp rablerine tevekkul edenler icindir

    [37] (Bunlar,) Buyuk gunahlardan ve cirkin, utanmazlıklardan kacınanlar ve gazablandıkları zaman bagıslayanlar

    [38] Rablerine icabet edenler, namazı dosdogru kılanlar, buyrukları kendi aralarında sura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler

    [39] Ve haklarına tecavuz edildigi zaman, birlik olup karsı koyanlardır

    [40] Kotulugun karsılıgı, onun misli (benzeri) olan kotuluktur. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirligi kurup saglarsa) artık onun ecri Tanrı´ya aittir. Gercekten O, zalimleri sevmez

    [41] Kim zulme ugradıktan sonra nusret bulur (hakkını alır)sa, artık onlar icin aleyhlerinde bir yol yoktur

    [42] Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryuzunde haksız yere ´tecavuz ve haksızlıkta bulunanların´ aleyhinedir. Iste bunlara acıklı bir azab vardır

    [43] Kim sabreder ve bagıslarsa, suphesiz bu, azme deger buyruklardandır

    [44] Tanrı, kimi saptırırsa, artık bundan sonra onun hicbir velisi yoktur. Azabı gordukleri zaman, o zalimleri bir gorsen; "Geri donmeye bir yol var mı?" derler

    [45] Onları gorursun; zilletten basları onlerine dusmus bir halde, ona (atese) sunulurlarken goz ucuyla sezdirmeden bakarlar. Inananlar da: "Gercekten husrana ugrayanlar, kıyamet gunu hem kendi nefslerini, hem de ehlini (yakınlarını) husrana ugratmıslardır" dediler. Haberiniz olsun; gercekten zalimler kalıcı bir azab icindedirler

    [46] Onların Tanrı´nın dısında kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Tanrı kimi saptırırsa, artık onun icin hicbir (cıkıs) yolu yoktur

    [47] Tanrı´dan, geri cevrilmesi olmayan bir gun gelmeden evvel, rabbinize icabet edin. O gun, sizin icin ne sıgınılacak bir yer var, ne de inkar [etmeye bir imkan]

    [48] Sayet onlar, sırt cevirecek olurlarsa, artık biz seni onların uzerine bir gozetleyici olarak gondermis degiliz. Sana dusen, yalnızca tebligdir. Gercek su ki, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdıgımız zaman, ona sevinir. Eger onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kotuluk isabet ederse, bu durumda insan (pek) kafir kesiliverir

    [49] Goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır. Diledigini yaratır. Diledigine disiler armagan eder, diledigine de erkek armagan eder

    [50] Veya erkekler ve disiler olarak cift (ikiz) verir. Diledigini kısır bırakır. Gercekten O, bilendir, guc yetirendir

    [51] Kendisiyle Tanrı´nın konusması, bir beser icin olacak (sey) degildir; ancak bir vahy ile yada perde arkasından veya bir elci gonderip kendi izniyle diledigine vahyetmesi (durumu) baska. Gercekten O, yuce olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [52] Boylece sana buyrugumuzdan bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, inanc nedir bilmiyordun. Ancak biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Suphesiz sen, dosdogru olan bir yola yoneltip iletiyorsun

    [53] Goklerde ve yerde bulunanların tumu kendisine ait olan Tanrı´nın yoluna. Haberiniz olsun, buyruklar Tanrı´ya doner

    Zuhruf

    Surah 43

    [1] Ha, Mim

    [2] Apacık Kitaba andolsun

    [3] Gercekten biz onu Arapca bir Kuran kıldık ki akledesiniz

    [4] Suphesiz o bizim katımızda olan ana kitaptadır (ummulkitab); cok yucedir, hukum ve hikmet doludur

    [5] Siz olcuyu tasıran bir kavimsiniz diye, simdi o zikri sizden (uzaklastırıp) bir yana mı bırakalım

    [6] Oysa biz, oncekiler icinde nice peygamber(ler) gonderdik

    [7] Onlara bir peygamber gelmeyiversin, mutlaka onunla alay ederlerdi

    [8] Biz de, kuvvet bakımından onlardan daha ustun olan (toplum)ları yıkıma ugrattık. Oncekilerin ornegi gecti

    [9] Andolsun, onlara: "Gokleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartısmasız: "Onları ustun ve guclu (aziz) olan, bilen (Tanrı) yarattı" diyecekler

    [10] Ki O, yeri sizin icin bir besik kıldı ve dogru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti

    [11] Ki O, belli bir miktar ile gokten su indirdi de, onunla olu bir memleketi dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık; siz de boyle (kabirlerinizden diriltilip) cıkarılacaksınız

    [12] Ki O, butun ciftleri yarattı ve sizin icin gemilerden ve hayvanlardan bineceginiz seyleri var etti

    [13] Onların sırtlarına binip dogrulmanız, sonra dogruldugunuz zaman, rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: "Bunlara bizim icin boyun egdiren (Tanrı) ne yucedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanastıramazdık" demeniz icin

    [14] Ve biz elbette, rabbimize cevrilip donecegiz (lemunkalibun)

    [15] (Buna ragmen) Kendi kullarından O´na bir parca kılıp yakıstırdılar. Dogrusu insan acıkca bir kafirdir

    [16] Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı

    [17] Oysa onlardan biri, O, Rahman icin verdigi ornek ile (kız cocugunun dogumuyla) mujdelendigi zaman, yuzu simsiyah kesilmis olarak kahrından yutkundukca yutkunur

    [18] Onlar, sus icinde buyutulup de mucadelede acık olmayan (kızlar)ı mı (Tanrı´ya yakıstırıyorlar)

    [19] Onlar, ki Rahmanın kulları olan melekleri disiler kıldılar. Kendileri yaratılıslarına sahit mi oldular? Onların sahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar

    [20] Dediler ki: "Eger Rahman dilemis olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik." Onların bundan yana hic bir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca ´zan ve tahminle yalan soyluyorlar´

    [21] Yoksa biz, bundan once kendilerine bir kitap verdik de simdi ona mı tutunuyorlar

    [22] Hayır, dediler ki: "Gercekten atalarımızı bir ummet uzerinde bulduk ve dogrusu biz onların izleri (eserleri) ustunde dogru olana (hidayete) yonelmis (kimse)leriz

    [23] Iste boyle, senden once de (herhangi) bir memlekete bir elci gondermis olmayalım, mutlaka onun ´refah icinde sımarıp azan onde gelenleri´ (soyle) demislerdir: "Gercekten biz, atalarımızı bir ummet (din) uzerinde bulduk ve dogrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymus kimseleriz

    [24] (O peygamberlerden her biri de soyle) Demistir: "Ben size atalarınızı ustunde buldugunuz seyden daha dogru olanını getirmis olsam da mı?" Onlar da demislerdi ki: "Dogrusu biz, kendisiyle gonderildiginiz seye kafir olanlarız

    [25] Boylece onlardan intikam aldık. Oyleyse, bir bak; yalan sayanların sonu nasıl oldu

    [26] Hani Ibrahim babasına ve kendi kavmine demisti ki: "Suphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzagım

    [27] (Ancak) Beni yaratan (fetareniy) baska. Iste O beni hidayete yoneltip iletecektir

    [28] Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Tanrı´ya) donerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı / bıraktı

    [29] Hayır; ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve acıklayan bir elci gelinceye kadar metalandırdım, yasattım

    [30] Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir buyudur, dogrusu biz ona kafir (olanlar)ız

    [31] Ve dediler ki: "Bu Kuran, iki sehirden birinin buyuk bir adamına indirilmeli degil miydi

    [32] Senin rabbinin rahmetini onlar mı paylastırıyorlar? Dunya hayatında maisetlerini aralarında biz paylastırdık ve onlardan bir bolumu (diger) bir bolumunu ´teshir etmesi´ icin, bir bolumunu bir bolumu uzerinde derecelerle yukselttik. Rabbinin rahmeti, toplayıp yıgdıklarından daha hayırlıdır

    [33] Eger insanlar [Tanrı´ya karsı isyanda birlesip] tek bir ummet olacak olmasaydı, Rahmana kufredenlerin evlerine gumusten tavanlar ve uzerinde cıkıp yukselecekleri merdivenler yapardık

    [34] Evlerine kapılar ve uzerinde yaslanıp dayanacakları koltuklar

    [35] Ve (daha nice) cekici susler (de verirdik). Butun bunlar, yalnızca dunya hayatının metaıdır. Ahiret ise, rabbinin katında muttakiler icindir

    [36] Kim Rahmanın zikrini gormezlikten gelirse, biz bir seytana onun ´uzerini kabukla baglattırırız´; artık bu, onun bir yakın dostudur

    [37] Gercekten bunlar (bu seytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gercekten hidayette olduklarını sanırlar

    [38] Sonunda bize geldigi zaman, der ki: "Keske benimle senin aranda iki dogu (dogu ile batı) uzaklıgı olsaydı. Meger ne kotu yakın dost(mussun sen)

    [39] (Bu soylenmeleriniz,) Bugun size kesin olarak bir yarar saglamaz. Cunku zulmettiniz. Suphesiz azabta da ortaksınız

    [40] Oyleyse sagır olanlara sen mi dinleteceksin veya kor olan ve acıkca bir sapıklık icinde bulunanı hidayete erdireceksin

    [41] Su halde biz seni alıp goturursek, elbette onlardan intikam alacagız

    [42] Ya da kendilerine vaadettigimiz seyi onlara gosteririz ki, biz gercekten onların ustunde guc yetirenleriz

    [43] Su halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun; cunku sen dosdogru bir yol uzerindesin

    [44] Ve suphesiz o (Kuran), senin ve kavmin icin gercekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız

    [45] Senden once gonderdigimiz elcilerimizden sor: Biz, Rahmanın dısında tapılacak birtakım tanrılar kıldık mı (hic)

    [46] Andolsun, biz Musa´yı, Firavun´a ve onun ´onde gelen cevresine´ ayetlerimizle gonderdik. O da dedi ki: "Gercekten ben, alemlerin rabbinin elcisiyim

    [47] Fakat onlara ayetlerimizle geldigi zaman bir de ne gorsun, onlar bunlara (alay edip) guluyorlar

    [48] Biz onlara biri otekinden daha buyuk olmayan hicbir ayet gostermedik. Belki donerler diye onları azabla yakalayıverdik

    [49] Ve onlar dediler ki: "Ey buyucu, sende olan ahdi (sana verdigi sozu) adına bizim icin rabbine dua et; gercekten biz hidayete gelmis olacagız

    [50] Fakat onlardan azabı cekip giderince, bir de gorursun ki onlar andlarını bozuyorlar

    [51] Firavun, kendi kavmi icinde bagırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır´ın mulku ve su altımda akmakta olan nehirler benim degil mi? Yine de gormeyecek misiniz

    [52] Yoksa ben sundan daha hayırlı degil miyim ki o, asagı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sozu) acıklamadan yoksun olan (biri)dir

    [53] Bu durumda (eger dogruysa), uzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almıs vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli degil miydi

    [54] Boylelikle kendi kavmini kucumsedi, onlar da ona boyun egdiler. Gercekten onlar fasıklar kavmiydi

    [55] Sonunda bizi ofkelendirince, biz de onlardan intikam aldık, boylece onları toplu olarak suda bogduk

    [56] Bu suretle onları, sonradan gelecekler icin bir selef ve bir ornek kıldık

    [57] Meryem oglu (Isa) bir ornek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle soz edip) kahkahalarla guluyorlar

    [58] Dediler ki: "Bizim tanrılarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartısma konusu olsun diye (ornek) verdiler. Hayır, onlar ´tartısmacı ve dusman´ bir kavimdir

    [59] O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu Israilogulları´na bir ornek kıldık

    [60] Eger biz dilemis olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryuzunde (size) halef (yerinize gecenler) olurlardı

    [61] Suphesiz o, kıyamet saati icin bir ilimdir. Oyleyse ondan (kıyametten) yana hicbir kuskuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdogru yol budur

    [62] Seytan sakın sizi (Tanrı´nın yolundan) alıkoymasın. Gercekten o, sizin icin acıkca bir dusmandır

    [63] Isa, acık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa dustuklerinizin bir kısmını size acıklamak icin de. Oyleyse Tanrı´dan sakının ve bana itaat edin

    [64] Suphesiz Tanrı, O, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir; su halde O´na kulluk edin. Dosdogru yol budur

    [65] Sonra, iclerinden birtakım fırkalar ihtilafa dustu. Artık, acı bir gunun azabından vay o zulmetmis olanlara

    [66] Onlar, hic suurunda degilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet saatinden baskasını mı gozluyorlar

    [67] Muttakiler haric olmak uzere, o gun, dostların kimi kimine dusmandır

    [68] Ey kullarım, bugun sizin icin korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız

    [69] Ki onlar benim ayetlerime inananlar ve musluman olanlardır

    [70] Siz ve esleriniz cennete girin; sevinc icinde agırlanacaksınız

    [71] Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolasılır; orada nefislerin arzu ettigi ve gozlerin lezzet (zevk) aldıgı her sey var. Ve siz orada suresiz kalacaksınız

    [72] Iste, yaptıklarınız dolayısıyla mirascı kılındıgınız cennet budur

    [73] Orda sizin icin bircok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz

    [74] Suphesiz suclu gunahkarlar, cehennem azabı icinde suresiz kalacaklardır

    [75] Onlardan (azab) hafifletilmeyecek ve orada onlar umutlarını kaybetmis kimselerdir

    [76] Biz onlara zulmetmedik; ancak onların kendileri zalimlerdir

    [77] (Cehennem bekcisine:) "Ey Malik (bekci), rabbin bizim isimizi bitirsin!" diye haykırdılar. O: "Gercek su ki siz, (burada) kalacak kimselersiniz" dedi

    [78] Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir cogunuz hakkı cirkin gorup tiksinenlerdiniz

    [79] Yoksa onlar, buyrugu sıkı mı tuttular? Suphesiz biz de (buyrugu) sıkı tutanlarız

    [80] Yoksa onlar; gercekten bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldasmalarını isitmedigimizi mi sanıyorlar? Hayır, (isitiyoruz) ve onların yanlarındaki elcilerimiz de (her seyi) yazıyorlar

    [81] De ki: "Eger Rahmanın cocugu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum

    [82] Goklerin ve yerin rabbi, Arsın rabbi (olan Tanrı), onların nitelendirdiklerinden yucedir

    [83] Artık onları bırak; onlara vadedilen gunlerine kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar

    [84] Goklerde tanrı ve yerde tanrı O´dur. O, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [85] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mulku kendisinin olan (Tanrı) ne yucedir. Kıyamet saatinin ilmi O´nun katındadır ve O´na donduruleceksiniz

    [86] O´nun dısında taptıkları sefaatte bulunmaya malik degildirler; ancak kendileri bilerek hakka sahidlik edenler baska

    [87] Andolsun onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: "Tanrı" diyecekler. Oyleyse nasıl olur da cevriliyorlar

    [88] Onun: "Ya rab" demesi hakkı icin suphesiz onlar inanmaz bir kavimdirler

    [89] Simdi sen ´aldırıs etmeksizin onlardan yuz cevir´ ve "selam" de. Artık onlar bileceklerdir

    Duhân

    Surah 44

    [1] Ha, Mim

    [2] Apacık Kitaba andolsun

    [3] Gercekten biz onu mubarek bir gecede indirdik, gercekten biz uyaranlarız

    [4] Ki onda (o gecede) her hikmetli buyruk ayrılır

    [5] Katımızdan bir buyruk ile; dogrusu biz, (insanlara elci) gonderenleriz

    [6] Rabbinden bir rahmet olarak. Suphesiz O, isitendir, bilendir

    [7] Eger kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Tanrı), goklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların rabbidir

    [8] O´ndan baska tanrı yoktur; diriltir ve oldurur. Sizin de rabbinizdir, gecmis atalarınızın da rabbidir

    [9] Hayır, onlar suphe icindedirler; oynayıp yalanlıyorlar

    [10] Oyleyse sen, gogun acıkca bir duman getirecegi gunu gozle

    [11] (Bu duman) insanları sarıp kusatıverir. Iste bu, acı bir azabtır

    [12] Rabbimiz, azabı ustumuzden acıp gider cunku biz (artık) inanclılarız

    [13] Onlar icin ogut alıp dusunmek nerede? Onlara, acıklayan bir elci gelmisti

    [14] Sonra, ondan yuz cevirdiler ve dediler ki: "(Bu) Ogretilmistir, bir delidir

    [15] Biz sizden bu azabı biraz acıp giderecegiz; (ama yine) donecek olanlarsınız siz

    [16] Buyuk bir siddetle yakalayacagımız gun, elbette biz intikam alacagız

    [17] Andolsun, biz kendilerinden once, Firavun´un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elci gelmisti

    [18] Tanrı´nın kullarını bana teslim edin; gercekten ben sizin icin guvenilir (emiyn) bir elciyim" (demisti)

    [19] Tanrı´ya karsı buyuklenmeyin; suphesiz size apacık bir delil getiriyorum

    [20] Ve dogrusu ben, sizin tasa tutmanızdan benim de rabbim, sizin de rabbiniz olana sıgındım

    [21] Eger bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın

    [22] Sonunda rabbine: "Gercekten bunlar, suclu gunahkar bir kavimdirler" diye dua etti

    [23] (Tanrı da:) "Oyleyse, kullarımı geceleyin yuruyuse gecir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi)

    [24] Denizi durgun ve acık bırak. Cunku suda bogulacak bir ordudur

    [25] Onlar nice bahceler ve pınarlar terketmislerdi

    [26] (Nice) Ekinler, guzel konaklar

    [27] Ve iclerinde ´sevinc ve mutluluk icinde´ yasadıkları nimetler

    [28] Iste boyle; biz bunları baska bir kavme miras olarak verdik

    [29] Onlar icin ne gok, ne yer aglamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi

    [30] Andolsun, biz Israilogulları´nı o alcaltıcı azabtan kurtardık

    [31] Firavun´dan. Cunku, o, olcuyu tasıran bir mutekebbirdi

    [32] Andolsun, biz onları bir ilim uzere alemlere ustun kıldık

    [33] Ve onlara, her birinde acık birer imtihan bulunan ayetler verdik

    [34] Muhakkak, bunlar da diyorlar ki

    [35] (Butun her sey) bizim yalnızca ilk olumumuzdur; biz yeniden diriltilip kaldırılacak degiliz

    [36] Eger dogru sozluyseniz, su halde atalarımızı getirin bakalım

    [37] Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba´ kavmi ve onlardan oncekiler mi? Biz onları yıkıma ugrattık. Cunku onlar, suclu gunahkardı

    [38] Biz, gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ´oyun ve oyalanma konusu´ olsun diye yaratmadık

    [39] Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların cogu bilmezler

    [40] Suphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma gunu, hepsinin (hesaba cekilecekleri) vakitleridir

    [41] O gun, bir dost dosttan herhangi bir seyle yarar saglayamaz. Ve onlara yardım edilmez

    [42] Ancak Tanrı´nın rahmet ettigi baska. Suphesiz O, ustun ve guclu olandır, esirgeyendir

    [43] Dogrusu, o zakkum agacı

    [44] Gunahkar olanın yemegidir

    [45] Pota gibi; karınlarda kaynar durur

    [46] Kaynar suyun kaynaması gibi

    [47] Onu tutun da cehennemin orta yerine surukleyin

    [48] Sonra kaynar suyun azabından basının ustune dokun

    [49] (Azabı) Tad; cunku sen, (kendince) ustun, onurluydun

    [50] Gercekten bu sizin kuskuya kapıldıgınız seydir

    [51] Muttakilere gelince; muhakkak onlar guvenli (emiyn) bir makamdadırlar

    [52] Cennetlerde ve pınarlarda

    [53] Hafif ipekten ve agır islenmis atlastan (elbiseler) giyinirler, karsılıklı (otururlar)

    [54] Iste boyle; ve biz onları iri gozlu hurilerle evlendirmisizdir

    [55] Orada, guvenlik (aminiyn) icinde her turlu meyveyi istiyorlar

    [56] Orada, ilk olumun dısında baska olum tatmazlar. Ve (Tanrı da) onları cehennem azabından korumustur

    [57] Senin rabbinden, bir fazl ve (lutuf) olarak. Iste buyuk ´mutluluk ve kurtulus´ budur

    [58] Belki onlar ogut alıp dusunurler diye, biz onu (Kuran´ı), senin dilinle kolaylastırdık

    [59] Oyleyse sen gozleyip bekle; elbette onlar da gozleyip bekliyorlar

    Câsiye

    Surah 45

    [1] Ha, Mim

    [2] Kitabın indirilmesi, ustun ve guclu olan, hukum ve hikmet sahibi Tanrı´dandır

    [3] Suphesiz, inanclılar icin goklerde ve yerde ayetler vardır

    [4] Sizin yaratılısınızda ve turetip yaydıgı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim icin ayetler vardır

    [5] Gece ile gunduzun ardarda gelisinde (veya aykırılıgında), Tanrı´nın gokten rızık indirip olumunden sonra yeryuzunu diriltmesinde ve ruzgarları (belli bir duzen icinde) yonetmesinde akleden bir kavim icin ayetler vardır

    [6] Iste bunlar Tanrı´nın ayetleridir, sana bunları hak olmak uzere okuyoruz. Oyleyse onlar, Tanrı´dan ve O´nun ayetlerinden sonra hangi soze inanacaklar

    [7] Gercegi surekli ters yuz eden, gunaha duskun olan herkesin vay haline

    [8] Kendisine Tanrı´nın ayetleri okunurken isitir, sonra mustekbirce (inatla buyukluk taslayarak) sanki isitmemis gibi israr eder. Artık sen onu acı bir azabla mujdele

    [9] Ayetlerimizden bir sey ogrendigi zaman, alay konusu edinir. Iste onlar icin asagılatıcı bir azab vardır

    [10] Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazandıkları seyler, onlara hicbir yarar saglamaz. Tanrı´dan baska edindikleri veliler de. Onlar icin buyuk bir azab vardır

    [11] Iste bu (Kuran) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerine kufredenler ise, onlar icin, (en) igrenc olanından acı bir azab vardır

    [12] Tanrı, kendi buyruguyla gemiler akıp gitsin ve O´nun fazlından ararsınız diye sizin icin denize boyun egdirdi. Umulur ki sukredersiniz

    [13] Kendinden (bir nimet olarak) goklerde ve yerde olanların tumune sizin icin boyun egdirdi. Suphesiz bunda dusunen (yetefekkerun) bir kavim icin gercekten ayetler vardır

    [14] Inananlara de ki: "(Tanrı´nın) Onları kazandıklarıyla cezalandırması icin, Tanrı´nın gunlerini ummayanları (simdilik) bagıslasınlar

    [15] Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim kotuluk yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Sonra siz rabbinize donduruleceksiniz

    [16] Andolsun, biz Israilogullarına Kitap, hukum ve peygamberlik verdik, onları temiz ve guzel seylerle rızıklandırdık ve onları alemlere ustun kıldık

    [17] Ve onlara bu buyruktan acık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki ´hakka tecavuz ve azgınlıktan´ dolayı ihtilafa dustuler. Suphesiz rabbin, hakkında ihtilafa dustukleri seyde kıyamet gunu aralarında hukum verecektir

    [18] Sonra seni de bu buyruktan bir seriat uzerine kıldık; oyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin hevalarına uyma

    [19] Cunku onlar, Tanrı´dan (gelecek) hicbir seyi senden savamazlar. Suphesiz zalimler, birbirlerinin velisidirler. Tanrı ise, muttakilerin velisidir

    [20] Bu (Kuran), insanlar icin basiret (nuruyla Tanrı´ya yonelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim icin de bir hidayet ve bir rahmettir

    [21] Yoksa kotuluklere batıp yara alanlar, kendilerini inanıp salih amellerde bulunanlar gibi kılacagımızı mı sandılar? Hayatları ve olumleri bir mi (olacak)? Ne kotu hukum veriyorlar

    [22] Tanrı, gokleri ve yeri hak olarak yarattı; oyle ki, her nefis kazandıklarıyla karsılık gorsun. Onlara zulmedilmez

    [23] Simdi sen, kendi hevasını tanrı edinen ve Tanrı´nın bir ilim uzere kendisini saptırdıgı, kulagını ve kalbini muhurledigi ve gozu ustune bir perde cektigi kimseyi gordun mu? Artık Tanrı´dan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de ogut alıp dusunmuyor musunuz

    [24] Dediler ki: "(Butun olup biten,) Bu dunya hayatımızdan baskası degildir, oluruz ve diriliriz; bizi ´kesintisi olmayan zaman´ (dehrin akısın)dan baskası yıkıma (helake) ugratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hicbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar

    [25] Onlara acık belgeler olarak ayetlerimiz okundugu zaman, onların (sozde) delilleri: "Eger dogru sozluler iseniz, atalarımızı (diriltip) getirin" demekten baskası degildir

    [26] De ki: "Tanrı sizi diriltiyor, sonra sizi olduruyor, sonra kendisinde hicbir kusku olmayan kıyamet gunu O sizi bir araya getirip toplayacaktır. Ancak insanların cogu bilmezler

    [27] Goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır. Kıyamet saatinin kopacagı gun, (iste) o gun, batılda olanlar husrana ugrayacaklardır

    [28] O gun sen her ummeti diz ustu cokmus (veya toplanmıs) olarak gorursun. Her ummet kendi kitabına cagrılır. "Bugun yaptıklarınızla karsılık goreceksiniz

    [29] Bu bizim kitabımızdır, sizin aleyhinizde hak ile konusuyor. Gercekten biz, sizin yaptıklarınızı yazıyorduk

    [30] Artık inanıp salih amellerde bulunanlara gelince; rableri onları kendi rahmetine sokar. Iste apacık olan ´buyuk mutluluk ve kurtulus´ budur

    [31] Kufredenlere gelince; "Size karsı ayetlerim okundugunda buyukluk taslayanlar ve suclu gunahkar bir kavim olanlar sizler degil miydiniz

    [32] Gercekten Tanrı´nın vaadi haktır, kıyamet saatinde hicbir kusku yoktur" denildigi zaman, siz: "Kıyamet saati de neymis, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)de bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar degiliz" demistiniz

    [33] Onların yaptıkları seylerin kotulugu kendileri icin acıga cıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp kusattı

    [34] Denildi ki: "Bugununuzle karsılasmayı unuttugunuz gibi, biz de sizi bugun unutuyoruz. Barınma yeriniz atestir. Ve sizin icin hicbir yardımcı yoktur

    [35] Bunun nedeni sudur: Cunku siz Tanrı´nın ayetlerini alay konusu edindiniz; dunya hayatı da sizi aldattı." Boylece ne oradan (atesten) cıkarılırlar ne (Tanrı´dan) hosnutluk dilekleri kabul edilir

    [36] Su halde hamd, goklerin rabbi, yerin rabbi ve alemlerin rabbi Tanrı´nındır

    [37] Goklerde ve yerde buyukluk O´nundur. O, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    Ahkaf

    Surah 46

    [1] Ha. Mim

    [2] Kitabın indirilmesi, ustun ve guclu, hukum ve hikmet sahibi Tanrı´dandır

    [3] Biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmus bir ecel ile yarattık. Kufredenler ise, uyarıldıkları seyden yuz ceviren (kimseler)dir

    [4] De ki: "Gordunuz mu haber verin, Tanrı´dan baska taptıklarınız, yerden neyi yaratmıslar, bana gosterin? Yoksa onların goklerde bir ortaklıgı mı var? Eger dogru sozluler iseniz, bundan once bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin

    [5] Tanrı´yı bırakıp kıyamet gunune kadar kendisine icabet etmeyecek seylere tapandan daha sapmıs kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler

    [6] Insanlar hasrolundugu (bir araya getirildigi) zaman, (Tanrı´dan baska taptıkları) onlara dusman kesilirler ve (kendilerine) ibadet etmelerine de kafir olurlar

    [7] Onlara acık belgeler olarak ayetlerimiz okundugu zaman, o kufredenler kendilerine gelmis olan hak icin dediler ki: "Bu, apacık bir buyudur

    [8] Yoksa: "Kendisi onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eger ben uydurdumsa, bu durumda siz, Tanrı´dan bana (gelecek) hicbir seye malik (engel) olamazsınız. Sizin kendisi (Kuran) hakkında ne taskınlıklar yaptıgınızı O daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda sahid olarak O yeter. O, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [9] De ki: "Ben elcilerden bir turedi degilim, bana ve size ne yapılacagını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apacık bir uyarıcıdan baskası degilim

    [10] De ki: "Gordunuz mu, haber verin; eger (bu Kuran,) Tanrı katından ise, siz de ona kufretmisseniz ve Israilogulları´ndan bir sahid bunun bir benzerine sahidlik edip inanmıssa ve siz de buyukluk taslamıssanız [bunun sonucu ne olacak]? Suphesiz Tanrı, zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez

    [11] Kufredenler inananlar icin dediler ki: "Eger O (Kuran veya iman) hayırlı bir sey olsaydı, ona bizden once kosup yetisemezlerdi." Oysa onlar onunla hidayete ermediklerinden: "Bu, eski bir yalandır" diyecekler

    [12] Bundan once de bir imam ve bir rahmet olarak Musa´nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir mujde olmak uzere (kendinden onceki kitapları) dogrulayıcı ve Arapca bir dil ile olan bir kitaptır

    [13] Suphesiz: "Bizim rabbimiz Tanrı´dır" deyip sonra dogru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar icin korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

    [14] Iste onlar, cennet halkıdır; yaptıklarına karsılık olmak uzere, icinde ebedi olarak kalacaklardır

    [15] Biz insana, anne ve babasına iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu guclukle tasıdı ve onu guclukle dogurdu. Onun (hamilelikte) tasınması ve sutten kesilmesi otuz aydır. Nihayet guclu (erginlik) cagına erip kırk yıl (yasın)a ulasınca dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdigin nimete sukretmemi ve senin razı olacagın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim icin soyumda salahı ver. Gercekten ben tevbe edip sana yoneldim ve gercekten ben muslumanlardanım

    [16] Iste bunlar; yaptıklarının en guzelini kabul ederiz ve kotuluklerinden geceriz; (bunlar) cennet halkı icindedirler. (Iste bu,) Onlara vaadolunan dogru bir vaaddir

    [17] O kimse ki, anne ve babasına: "Of size, benden once nice nesiller gelip gecmisken, beni (diriltilip) cıkarılacagımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Tanrı´ya yakararak: "Yazıklar sana, inan, suphesiz Tanrı´nın vaadi haktır" (derler; fakat) O: "Bu, gecmislerin masallarından baskası degildir" der

    [18] Iste bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip gecmis ummetler icinde (azab) sozu uzerlerine hak olmus kimselerdir. Gercekten onlar, ziyana ugrayanlardır

    [19] Her biri icin yaptıklarından dolayı dereceler vardır; oyle ki amelleri kendilerine eksiksizce odensin ve onlar zulme de ugratılmazlar

    [20] Kufredenler atese sunulacakları gun, (onlara soyle denir:) "Siz dunya hayatınızda butun ´guzellikleriniz ve zevklerinizi´ tuketip yok ettiniz, onlarla yasayıp zevk surdunuz. Iste yeryuzunde haksız yere buyuklenmeniz ve fasıklık yapmanızdan dolayı bugun alcaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız

    [21] Ad´ın kardesini hatırla; onun onunden ve ardından nice uyarıcılar gelip gecmisti; hani o, Ahkaf´taki kavmini: "Tanrı´dan baskasına kulluk etmeyin, gercekten ben, sizin icin buyuk bir gunun azabından korkarım" diye uyarmıstı

    [22] Dediler ki: "Sen, bizi tanrılarımızdan cevirmek icin mi bize geldin? Su halde eger dogru soyluyorsan, tehdit ettigin seyi, bize getir

    [23] Dedi ki: "Ilim ancak Tanrı katındadır. Ben size gonderildigim seyi teblig ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak goruyorum

    [24] Derken, onu (azabı) vadilerine dogru yonelerek gelen bir bulut seklinde gordukleri zaman, "Bu bize yagmur yagdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi icin acele ettiginiz seydir. Bir ruzgar; onda acı bir azab vardır

    [25] Rabbinin buyruguyla her seyi yerle bir eder. Boylece meskenlerinden baska, hicbir sey(leri) gorunemez duruma dustuler. Iste biz, suclu gunahkar bir kavmi boyle cezalandırırız

    [26] Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerlesik kılmadıgımız yerlerde (size vermedigimiz guc ve iktidar imkanlarıyla) yerlesik kıldık ve onlara isitme, gorme (duyularını) ve yurekler (efideten) verdik. Ancak ne isitme, ne gorme (duyuları) ve ne yurekleri (efidetuhum) kendilerine herhangi bir sey saglamadı. Cunku onlar, Tanrı´nın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri sey onları sarıp kusattı

    [27] Andolsun, biz cevrenizde bulunan sehirlerden (bir cogunu) yıkıma ugrattık ve belki donerler diye ayetleri cesitli sekillerde acıkladık

    [28] Bu durumda, Tanrı´yı bırakıp yakınlık (saglamak) icin edindikleri tanrılar, onlara yardım etselerdi ya. Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (yalancı tanrılar ve onlara yukledikleri), onların yalanları ve uydurduklarıdır

    [29] Hani cinlerden birkacını, Kuran dinlemek uzere sana yoneltmistik. Boylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak donduler

    [30] Dediler ki: "Ey kavmimiz, gercekten biz, Musa´dan sonra indirilen, kendinden oncekileri dogrulayan bir kitap dinledik; hakka ve dogru olan yola yoneltip iletmektedir

    [31] Ey kavmimiz, Tanrı´ya davet edene icabet edin ve O´na inanın; gunahlarınızdan bir kısmını bagıslasın ve sizi acı bir azabtan korusun

    [32] Kim Tanrı´ya davet edene icabet etmezse, artık o, yeryuzunde (Tanrı´yı aciz bırakacak degildir ve onun O´ndan baska) velileri yoktur. Iste onlar, apacık bir sapıklık icindedirler

    [33] Onlar gormuyorlar mı ki, gokleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Tanrı), oluleri de diriltmeye guc yetirir. Hayır, gercekten O, her seye guc yetirendir

    [34] Kufredenler atese sunulacakları gun, (onlara soyle denir:) "Bu gercek degil miymis?" Onlar: "Rabbimize andolsun, evet (oyledir)" derler. (Tanrı da:) "Oyleyse kufrettiklerinizden dolayı / kufrettiginiz icin (tekfurun) azabı tadın" dedi

    [35] Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, onlar icin de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri seyi (azabı) gordukleri gun sanki gunduzun yalnızca bir saati kadar yasamıs(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebligdir. Artık fasıklar kavminden baskası yıkıma ugratılır mı

    Muhammed

    Surah 47

    [1] Onlar ki kufrettiler ve Tanrı´nın yolundan alıkoydular, (iste Tanrı da) onların amellerini giderip bosa cıkarmıstır

    [2] Inanıp salih amellerde bulunan ve Muhammed´e indirilen (Kuran)a -ki o rablerinden bir haktır- inananların (Tanrı), kotuluklerini ortmus (keffere), durumlarını duzeltip ıslah etmistir

    [3] Iste boyle; hic suphesiz, kufredenler batıl olana uymuslar; ve hic suphesiz, inananlar rablerinden olan hakka uymuslardır. Iste Tanrı, insanlara kendi orneklerini boyle vererek gosteriyor

    [4] Oyleyse, kufredenlerle (savas sırasında) karsı karsıya geldiginiz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları ´iyice bozguna ugratıp zafer kazanınca da´ artık (esirler icin) bagı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lutuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karsılıgı salıverin). Oyle ki savas agırlıklarını bıraksın (sona ersin). Iste boyle; eger Tanrı dilemis olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savas,) sizleri birbirinizle denemesi icindir. Tanrı yolunda oldurulenlerin ise; kesin olarak (Tanrı) amellerini giderip bosa cıkarmaz

    [5] Onları hidayete erdirecek ve durumlarını duzeltip ıslah edecektir

    [6] Ve onları, kendilerine tarif edip tanıttıgı cennete sokacaktır

    [7] Ey inananlar, eger siz Tanrı´ya (Tanrı adına Islama ve muslumanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı saglamlastırır

    [8] Kufredenler ise, yuzukoyun dusus onlara olsun! (Tanrı,) amellerini giderip bosa cıkarmıstır

    [9] Iste boyle; cunku onlar, Tanrı´nın indirdigini cirkin (kerih) gorduler, bundan dolayı, O da, onların amellerini bosa cıkardı

    [10] Onlar, yeryuzunde gezip dolasmıyorlar mı ki kendilerinden oncekilerin nasıl bir sona ugradıklarını gorsunler. Tanrı, onları yerle bir etti. O kafirler icin de bunun bir benzeri vardır

    [11] Iste boyle; cunku Tanrı, inananların velisidir; kafirlerin ise velisi yoktur

    [12] Suphesiz Tanrı, inanıp salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kufredenler ise metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler; ates, onlar icin bir konaklama yeridir

    [13] Seni surup cıkaran memleketinden kuvvet bakımından daha ustun nice memleketler vardı ki, biz onları yıkıma ugrattık da kendileri icin hicbir yardımcı yoktu

    [14] Simdi rabbinden apacık bir belge uzerinde bulunan kimse, kotu ameli kendisine ´suslu ve cekici gosterilmis´ ve kendi hevalarına uyan kimseler gibi midir

    [15] Takva sahiplerine vaadedilen cennetin misali (sudur): Icinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı degismeyen sutten ırmaklar, icenler icin lezzet veren saraptan ırmaklar ve suzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar icin meyvelerin her turlusunden ve rablerinden bir magfiret vardır. Hic (boyle mukafaatlanan bir kisi), atesin icinde ebedi olarak kalan ve bagırsaklarını ´parca parca koparan´ kaynar sudan icirilen kimseler gibi olur mu

    [16] Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından cıkıp gittikleri zaman ilim verilenlere derler ki: "O biraz once ne soyledi?" Iste onlar; Tanrı, onların kalplerini muhurlemistir ve onlar kendi hevalarına uymuslardır

    [17] Hidayeti bulmus olanlara gelince; (Tanrı,) hidayetlerini arttırmıs ve takvalarını vermistir

    [18] Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine apansız gelmesinden baskasını mı gozluyorlar? Iste onun isaretleri gelmistir. Fakat kendilerine geldikten sonra ogut alıp dusunmeleri onlara neyi saglar

    [19] Su halde bil; gercekten, Tanrı´dan baska tanrı yoktur. Hem kendi gunahın, hem inanclı (erkek)ler hem de inanclı (kadın)lar icin magfiret dile! Tanrı, sizin donup dolasacagınız (mutekallebekum) yeri bilir, konaklama yerinizi de

    [20] Inananlar derler ki: "(Savas izni icin) Bir sure indirilmeli degil miydi?" Fakat, icinde savas (kıtal) zikri gecen muhkem bir sure indirildigi zaman, kalplerinde hastalık olanların, uzerine olum baygınlıgı cokmus olanların bakısı gibi sana baktıklarını gordun. Oysa onlara evla (olan)

    [21] Itaat ve maruf (guzel) sozdu. Fakat buyruk kesinlik ve kararlılık gerektirdigi zaman, sayet Tanrı´ya sadakat gosterselerdi, suphesiz onlar icin daha hayırlı olurdu

    [22] Demek, ´is basına gelip yonetimi ele alırsanız´ hemen yeryuzunde fesad (bozgunculuk) cıkaracak ve akrabalık baglarınızı koparıp parcalayacaksınız, oyle mi

    [23] Iste bunlar; Tanrı onları lanetlemis, boylece (kulaklarını) sagırlastırmıs ve basiret (goz)lerini de kor etmistir

    [24] Oyle olmasa, Kuran´ı iyiden iyiye dusunmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler uzerinde kilitler mi vurulmus

    [25] Suphesiz, kendilerine hidayet acıkca belli olduktan sonra, gerisin geri (kufre) donenleri seytan kıskırtmıs ve uzun emellere kaptırmıstır

    [26] Iste boyle; cunku gercekten onlar, Tanrı´nın indirdigini cirkin karsılayanlara dediler ki: "Size bazı buyruklarda itaat edecegiz." Oysa Tanrı, sakladıkları seyleri (sır olarak konustuklarını) biliyor

    [27] Oyleyse melekler, yuzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak

    [28] Iste boyle; cunku gercekten onlar, Tanrı´yı gazablandıran seye uydular ve O´nu razı edecek seyleri cirkin karsıladılar; bundan dolayı (Tanrı,) amellerini bosa cıkardı

    [29] Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Tanrı´nın kinlerini hic (ortaya) cıkarmayacagını mı sandılar

    [30] Eger biz dilersek, sana onları elbette gosteririz, boylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sozlerin soylenis tarzından da tanırsın. Tanrı, amellerinizi bilir

    [31] Andolsun, biz sizden mucahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya cıkarıncaya) kadar, deneyecegiz ve haberlerinizi sınayacagız (acıklayacagız)

    [32] Suphesiz kufredenler, Tanrı´nın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet acıkca belli olduktan sonra ´elciye karsı gelip zorluk cıkaranlar´, kesin olarak Tanrı´ya hicbir seyle zarar veremezler. (Tanrı,) Onların amellerini bosa cıkaracaktır

    [33] Ey inananlar, Tanrı´ya itaat edin, Resule itaat edin ve kendi amellerinizi gecersiz kılmayın

    [34] Suphesiz, kufredenler Tanrı´nın yolundan alıkoyanlar, sonra da kafir (olarak) olenler; iste Tanrı, onlara kesinlikle magrifet etmeyecektir

    [35] Oyleyse, siz ustun (bir durumda) iken, barısa cagırmak suretiyle gevseklige dusmeyin. Tanrı, sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla eksiltmez

    [36] Gercekten dunya hayatı ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eger inanırsanız ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez

    [37] Eger sizden onları(n tumunu) isteyip sizi cıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya cıkarmıs olur

    [38] Iste sizler boylesiniz; Tanrı yolunda infak etmeye cagrılıyorsunuz; buna ragmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Tanrı ise, ganiy (hicbir seye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eger siz yuz cevirecek olursanız, sizden baska bir kavmi getirip degistirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar

    Fetih

    Surah 48

    [1] Suphesiz, biz sana apacık bir fetih verdik

    [2] Oyle ki Tanrı, senin gecmis ve gelecek (her) gunahını bagıslasın, uzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdogru bir yola yoneltsin

    [3] Ve Tanrı, sana ´ustun ve onurlu´ bir zaferle yardım etsin

    [4] Inanclıların kalplerine, inanclarına inanc katıp arttırsınlar diye ´guven duygusu ve huzur´ indiren O´dur. Goklerin ve yerin orduları Tanrı´nındır. Tanrı bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [5] (Butun bunlar,) Inanclı (erkek)leri ve inanclı (kadın)ları, icinde ebedi kalıcılar olmak uzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kotuluklerini ortmesi (yukeffire) icindir. Iste bu, Tanrı katında ´buyuk kurtulus ve mutluluk´tur

    [6] Bir de; kotu bir zan ile zanda bulunan munafık erkeklerle munafık kadınları ve musrik erkeklerle musrik kadınları azablandırmak icin. O kotuluk cemberi tepelerine insin. Tanrı, onlara karsı gazablanmıs, onları lanetlemis ve onlara cehennemi hazırlamıstır. Varacakları yer ne kotudur

    [7] Goklerin ve yerin orduları Tanrı´nındır. Tanrı, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [8] Suphesiz, biz seni bir sahid, bir mujde verici ve bir uyarıcı olarak gonderdik

    [9] Ki Tanrı´ya ve Resulu´ne inanmanız, O´nu savunup desteklemeniz, O´nu en icten bir saygıyla yuceltmeniz ve sabah aksam O´nu (Tanrı´yı) tesbih etmeniz icin

    [10] Suphesiz sana biat edenler ancak Tanrı´ya biat etmislerdir. Tanrı´nın eli, onların ellerinin uzerindedir. Su halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmus olur. Kim de Tanrı´ya verdigi ahdine vefa gosterirse, artık O da, ona buyuk bir ecir verecektir

    [11] Bedevilerden geride bırakılanlar sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ehlimiz (ailelerimiz) mesgul etti. Bundan dolayı bizim icin magfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan seyi dilleriyle soyluyorlar. De ki: "Simdi Tanrı, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin icin Tanrı´ya karsı kim herhangi bir seyle guc yetirebilir? Hayır, Tanrı yaptıklarınızı haber alandır

    [12] Hayır, siz Peygamberin ve inanclıların ehline (ailelerine) ebediyen donmeyeceklerini (yenkalib) zannettiniz; bu, kalplerinizde cekici kılındı ve kotu bir zan ile zanda bulundunuz da yıkıma ugramıs bir topluluk oldunuz

    [13] Kim Tanrı´ya ve Resulu´ne inanmazsa, (bilsin ki) gercekten biz kafirler icin cılgınca yanan bir ates hazırlamısızdır

    [14] Goklerin ve yerin mulku Tanrı´nındır; diledigine magfiret eder, diledigini azablandırır. Tanrı, cok bagıslayan, cok esirgeyendir

    [15] (Savastan) Geride bırakılanlar siz ganimetleri almaya gittiginiz zaman diyeceklerdir ki: "Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar, Tanrı´nın kelamını degistirmek istiyorlar. De ki: "Siz, kesin olarak bizim izimizden gelemezsiniz. Tanrı, daha evvel boyle buyurdu." Bunun uzerine: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az kavrayan (la yefkahune) kimselerdir

    [16] Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: "Siz yakında zorlu savascı olan bir kavme cagrılacaksınız; onlarla (ya) savasırsınız ya da (onlar) musluman olurlar. Bu durumda eger itaat ederseniz, Tanrı, size guzel bir ecir verir; eger bundan once sırt cevirdiginiz gibi (yine) sırt cevirirseniz, sizi acı bir azab ile azablandırır

    [17] Kor olana gucluk (sorumluluk) yoktur, topal olana gucluk yoktur, hasta olana da gucluk yoktur. Kim Tanrı´ya ve Resulu´ne itaat ederse, (Tanrı) onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt cevirirse, onu acı bir azab ile azablandırır

    [18] Andolsun, Tanrı, sana o agacın altında biat ederlerken inanclılardan razı olmustur, kalplerinde olanı bilmis ve boylece uzerlerine ´guven duygusu ve huzur´ indirmistir ve onlara yakın bir fethi sevap (karsılık) olarak vermistir

    [19] Ve alacakları bircok ganimetleri de. Tanrı, ustun ve guclu olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [20] Tanrı, alacagınız daha bircok ganimeti size vaadetti, bunu size hemencecik verdi ve insanların ellerini sizden cekti ki, (bu) inanclılar icin bir ayet olsun ve sizi dosdogru bir yola yoneltsin

    [21] Ve (daha) baska (nice nimetler de, ki) siz henuz onlara guc yetirmis degilsiniz (ama) gercekten Tanrı onları kusatmıstır. Tanrı, her seye guc yetirendir/yetkindir

    [22] Kufredenler sizinle savasmıs olsalardı, arkalarını donup kacarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı

    [23] (Bu,) Tanrı´nın oteden beri surup giden sunnetidir. Sen Tanrı´nın sunnetinde kesinlikle bir degisiklik bulamazsın

    [24] Onlara karsı size zafer verdikten sonra, Mekke´nin gobeginde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan ceken O´dur. Tanrı, yaptıklarınızı hakkıyla gorendir

    [25] Ki onlar, kufrettiler, sizi Mescid-i Haram´dan ve durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları) yerlerine varmaktan alıkoydular. Eger kendilerini bilmediginiz inanclı erkekleri ve inanclı kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadagın edip de bu yuzden size ´dayanılmaz bir sıkıntı´ dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu. Durumunun boyle olması) Tanrı´nın diledigini rahmetine sokması icindir. Eger (karısık yasayan muminler) secilip ayrılmıs olsalardı, muhakkak iclerinden kufredenleri acı bir azab ile azablandırırdık

    [26] Hani o kufredenler, kendi kalplerinde, ´ofkeli soy koruyuculugu´nu (hamiyeti), cahiliyenin ´ofkeli soy koruyuculugunu´ kılıp kıskırttıkları zaman, hemen Tanrı, elcisinin ve inanclıların uzerine ´guven ve yatısma duygusunu´ indirdi ve onları ´takva sozu´ uzerinde ´kararlılıkla ayakta tuttu´. Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Tanrı, her seyi hakkıyla bilendir

    [27] Andolsun Tanrı, elcisinin gordugu ruyanın hak oldugunu dogruladı. Eger Tanrı dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram´a guven (aminiyne) icinde, saclarınızı tıras etmis, (kiminiz de) kısaltmıs olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Tanrı, sizin bilmediginizi bildi, boylece bundan once size yakın bir fetih (nasib) kıldı

    [28] Ki O, elcilerini hidayetle ve hak din ile, diger butun dinlere karsı ustun kılmak icin gonderdi. Sahid olarak Tanrı yeter

    [29] Muhammed Tanrı´nın elcisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karsı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, ruku edenler, secde edenler olarak gorursun; onlar, Tanrı´dan bir fazl (lutuf ve ihsan) ve hosnutluk arayıp isterler. Belirtileri, secde izinden yuzlerindedir. Iste onların Tevrat´daki vasıfları budur. Incil´deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini cıkarmıs, derken onu kuvvetlendirmis, derken kalınlasmıs, sonra sapları uzerinde dogrulup boy atmıs (ki bu) ekicilerin hosuna gider. (Bu ornek,) Onunla kafirleri ofkelendirmek icindir. Tanrı, iclerinden inanıp salih amellerde bulunanlara bir magfiret ve buyuk bir ecir vaad etmistir

    Hucurât

    Surah 49

    [1] Ey inananlar, Tanrı´nın Resulunun huzurunda one gecmeyin ve Tanrı´dan sakının. Suphesiz Tanrı isitendir, bilendir

    [2] Ey inananlar, seslerinizi peygamberin sesi ustunde yukseltmeyin ve birbirinize bagırdıgınız gibi, ona sozle bagırıp soylemeyin; yoksa siz suurunda degilken amelleriniz bosa gider

    [3] Suphesiz, Tanrı´nın Resulunun yanında seslerini alcak tutanlar; iste onlar, Tanrı kalplerini takva icin imtihan etmistir. Onlar icin bir magfiret ve buyuk bir ecir vardır

    [4] Suphesiz, hucrelerin ardından sana seslenenler de, onların cogu, akletmiyor

    [5] Eger gercekten, yanlarına cıkıncaya kadar sabretmis olsalardı, herhalde (bu,) kendileri icin daha hayırlı olurdu. Tanrı, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [6] Ey inananlar, eger bir fasık size bir haber getirirse, onu ´etraflıca arastırın´. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kotulukte bulunursunuz da sonra islediklerinize pisman olursunuz

    [7] Ve bilin ki Tanrı´nın Resulu icinizdedir. Eger o size bircok buyrukta uysaydı elbette sıkıntıya duserdiniz. Ancak Tanrı size inancı sevdirdi, onu kalplerinizde susleyip cekici kıldı ve size kufru, fıskı ve isyanı cirkin gosterdi. Iste onlar, dogru yolu bulmus (irsad) olanlardır

    [8] Tanrı´dan bir fazl (bir ihsan ve lutuf) ve bir nimet olarak. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [9] Inanclılardan iki topluluk carpısacak olursa aralarını bulup duzeltin. Sayet biri digerine tecavuzde bulunacak olursa, artık tecavuzde bulunanla, Tanrı´nın buyruguna donunceye kadar savasın; eger sonunda (Tanrı´nın emrini kabul edip) donerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Suphesiz Tanrı adil olanları sever

    [10] Inanclılar ancak kardestirler. Oyleyse kardeslerinizin arasını bulup duzeltin ve Tanrı´dan korkup sakının; umulur ki esirgenirsiniz

    [11] Ey inananlar, bir kavim (bir baska) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefslerinizi yadırgayıp kucuk dusurmeyin ve birbirinizi ´olmadık kotu lakablarla´ cagırmayın. Inanctan sonra fasıklık ne kotu bir isimdir. Kim tevbe etmezse, iste onlar zalim olanların ta kendileridir

    [12] Ey inananlar, zandan cok kacının; cunku zannın bir kısmı gunahtır. Tecessus etmeyin (birbirinizin gizli yonlerini arastırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından cekistirmesin). Sizden biriniz, olu kardesinin etini yemeyi sever mi? Iste, bundan tiksindiniz. Tanrı´dan korkup sakının. Suphesiz Tanrı tevbeleri kabul edendir, cok esirgeyendir

    [13] Ey insanlar, gercekten, biz sizi bir erkek ve bir disiden yarattık ve birbirinizle tanısmanız icin sizi halklar ve kabileler (seklinde) kıldık. Suphesiz, Tanrı katında sizin en ustun (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca degil) takvaca en ileride olanınızdır. Suphesiz Tanrı, bilendir, haber alandır

    [14] Bedeviler dedi ki: "Inandık." De ki: "Siz inanmadınız"; ancak "islam (musluman veya teslim) olduk" deyin. Inanc henuz kalplerinize girmis degildir. Eger Tanrı´ya ve Resulu´ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hicbir seyi eksiltmez. Suphesiz Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [15] Inanclılar ancak o kimselerdir ki onlar Tanrı´ya ve Resulu´ne inandılar, sonra hicbir kuskuya kapılmadan Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. Iste onlar sadık (dogru) olanların ta kendileridir

    [16] De ki: "Siz Tanrı´ya dininizi mi ogreteceksiniz? Oysa Tanrı, goklerde ve yerde olanları bilir. Tanrı, her seyi bilendir

    [17] Musluman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Muslumanlıgınızı bana karsı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi inanca yonelttigi icin Tanrı size minnet etmektedir. Eger dogru sozluler iseniz (bunu boyle kabullenmeniz gerekir)

    [18] Suphesiz Tanrı, goklerin ve yerin gaybını bilir. Tanrı, yaptıklarınızı gorendir

    Kâf

    Surah 50

    [1] Kaf. ´Serefli ustun´ Kuran´a andolsun

    [2] Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine sastılar da, o kafirler: "Bu sasılacak bir sey" dediler

    [3] Biz oldugumuz ve toprak oldugumuz zaman mı (yeniden diriltilecek misiz)? Bu uzak bir donus (iddiasıdır)

    [4] Dogrusu biz, yerin onlardan ne eksilttigini bilmisizdir. Katımızda (butun bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır

    [5] Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Simdi onlar, derin bir sarsıntı (emrin meriyc) icinde bulunuyorlar

    [6] Uzerlerindeki goge bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl susledik? Onda hicbir catlak yok

    [7] Yeri de (nasıl) doseyip yaydık? Onda sarsılmaz daglar bıraktık ve onda ´goz alıcı ve ic acıcı´ her ciftten (nice bitkiler) bitirdik

    [8] (Bunlar,) ´icten Tanrı´ya yonelen´ her kul icin ´hikmetle bakan bir ic goz´ ve bir zikirdir

    [9] Ve gokten mubarek (bereket ve rahmet yuklu) su indirdik; boylece onunla bahceler ve bicilecek taneler bitirdik

    [10] Ve birbiri ustune dizilmis tomurcuk yuklu yuksek hurma agacları da

    [11] Kullara rızık olmak uzere. Ve onunla (o suyla) olu bir sehri dirilttik. Iste (olumden sonra) dirilis de boyledir

    [12] Onlardan once Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı

    [13] Ad, Firavun ve Lut´un kardesleri

    [14] Eyke halkı ve Tubba kavmi de. Hepsi elcileri yalanladı; boylece benim tehdidim (onların uzerine) hak oldu

    [15] Ya, biz ilk yaratılısta gucsuz mu dustuk? Hayır, onlar ´karmasık bir kusku´ icindedirler

    [16] Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte oldugunu biliriz. Biz ona sahdamarından daha yakınız

    [17] Onun sagında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken

    [18] O, soz olarak (herhangi bir sey) soylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gozetleyici vardır

    [19] O, olum sarhoslugu, bir gercek olarak gelip de, (insana) "iste bu, senin yan cizip kacmakta oldugun seydir" (denildigi zaman da)

    [20] Sura da ufurulmustur. Iste bu, tehdidin (gerceklestigi) gundur

    [21] (Artık) Her bir nefis, yanında bir surucu ve bir sahid ile gelmistir

    [22] Andolsun, sen bundan gaflet icindeydin. Iste biz de senin uzerindeki ortuyu acıp kaldırdık. Artık bugun gorus gucun keskindir

    [23] Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "Iste bu, yanımda hazır durumda olan sey

    [24] Siz ikiniz (ey melekler), her inatcı kafiri atın cehennemin icine

    [25] Hayra engel olan, saldırgan supheciyi

    [26] Ki o Tanrı´yla beraber baska bir tanrı edinmisti. Artık ikiniz, onu en siddetli olan azabın icine atın

    [27] Onun yakın dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kıskırtıp azdırmadım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık icindeydi

    [28] (Tanrı:) "Benim huzurumda cekisip durmayın. Ben size daha once ´kesin bir uyarı´ gondermistim

    [29] Huzurumda soz degisiklige ugratılmaz ve ben kullara zulmedici degilim

    [30] O gun cehenneme diyecegiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek

    [31] Cennet de, muttakiler icin, uzakta degildir, (o gun) yakınlastırılmıstır

    [32] Bu size vaadolunandır; (Tanrı´ya) yonelen/donen (evvab), (Islam´ın hukumlerini) koruyan

    [33] Gormedigi halde Rahmana karsı ´ici titreyerek korku duyan´ ve ´icten Tanrı´ya yonelmis´ bir kalp ile gelen icindir

    [34] Ona ´esenlik ve barıs (selam)la´ girin. Bu, ebedilik gunudur

    [35] Orada diledikleri her sey onlarındır; katımızda daha fazlası da var

    [36] Biz bunlardan once nice nesiller yıkıma ugrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp yıkmak, baskı ve siddetle yonetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha ustunduler; sehirlerde (yerin ustunu altına getirip, sayısız kazı, insaat ve arastırmalarla her yanı) delik desik etmislerdi. (Ama) kacacak bir yer var mı

    [37] Hic suphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir sahid olarak kulak veren kimse icin elbette bir ogut (zikir) vardır

    [38] Andolsun, biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı gunde yarattık. Bize hicbir yorgunluk dokunmadı

    [39] Oyleyse sen, onların dediklerine karsılık sabret ve rabbini gunesin dogusundan once ve batısından once hamd ile tesbih et

    [40] Gecenin bir bolumunde ve secdelerin arkasından da O´nu tesbih et

    [41] Cagırıcının, yakın bir yerden cagrıda bulunacagı gune kulak ver

    [42] O gun, o cıglıgı bir gercek (hak) olarak isitirler. Iste bu, (dirilip kabirlerden) cıkıs gunudur

    [43] Gercek su ki, dirilten ve olduren biziz, biz. Ve donus de bizedir

    [44] O gun yer, onlardan catlayıp ayrılır da (onlar,) hızla kosarlar. Iste bu, bize gore oldukca kolay olan bir hasir (sizi bir arada toplama)dır

    [45] Biz onların neler soylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların uzerinde bir zorba degilsin; su halde, benim kesin tehdidimden korkanlara Kuran ile ogut ver

    Zâriyât

    Surah 51

    [1] Tozu dumana katıp savuran (ruzgar)lara

    [2] Derken, agır yuk tasıyan (bulut)lara

    [3] Sonra kolaylıkla akıp gidenlere

    [4] Sonra buyrugu taksim edenlere andolsun

    [5] Size vaad edilmekte olan hic tartısmasız dogrudur

    [6] Suphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerceklesecektir

    [7] ´Ozen icinde yollar ve yorungelerle donatılmıs´ goge andolsun

    [8] Siz, gercekten birbirini tutmaz bir soz (celiskili ve aykırı gorusler) icindesiniz

    [9] Ondan cevrilen cevrilir

    [10] Kahrolsun, o ´zan ve tahminle yalan soyleyenler´

    [11] Ki onlar, ´bilgisizligin kusatması´ icinde habersizdirler

    [12] Hesap ve ceza (din) gunu ne zaman?" diye sorarlar

    [13] O gun onlar, atesin ustunde tutulup eritilecekler

    [14] Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durdugunuz seydir

    [15] Suphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar

    [16] Rablerinin kendilerine verdigini alanlar olarak. Cunku onlar, bundan once ihsanda (guzel davranısta) bulunanlardı

    [17] Gece boyunca da pek az uyurlardı

    [18] Onlar, seher vakitlerinde istigfar ederlerdi

    [19] Onların mallarında dilenip isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan icin de bir hak vardı

    [20] Yeryuzunde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar icin ayetler vardır

    [21] Ve kendi nefslerinizde de. Yine de gormuyor musunuz

    [22] Gokte rızkınız vardır ve size vaadolunmakta olan da

    [23] Iste, gogun ve yerin rabbine andolsun ki suphesiz, o (size vaad edilen) sizin (aranızda) konustuklarınız kadar, elbette kesin bir gercektir

    [24] Sana Ibrahim´in agırlanan konuklarının haberi geldi mi

    [25] Hani yanına girdiklerinde: "Selam" demislerdi. O da: "Selam" demisti. "Munker bir kavim

    [26] Hemen (onlara) sezdirmeden ehline (ailesine) gidip, cok gecmeden semiz bir buzagı ile (geri) geldi

    [27] Derken onlara yaklastırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi

    [28] (Onlar yemeyince) Bunun uzerine icine bir tur korku dustu. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek cocuk mujdesini verdiler

    [29] Boylece karısı cıglıklar kopararak geldi ve yuzune vurarak: "Kısır, yaslı bir kadın (mı dogum yapacakmıs)?" dedi

    [30] Dediler ki: "Oyle. (Bunu) Senin rabbin buyurdu. Cunku O, hukum ve hikmet sahibidir, bilendir

    [31] (Ibrahim) dedi ki: "Su halde sizin asıl isteginiz nedir, ey elciler

    [32] Dogrusu biz, suclu gunahkar bir kavme gonderildik" dediler

    [33] Uzerlerine camurdan (iyice sertlesip kaskatı kesilmis) taslar yagdırmak icin

    [34] (Ki bu tasların her biri,) rabbinin katında olcuyu tasıranlar icin (herkese ayrı ayrı) isaretlenmistir

    [35] Bu arada, inanclılardan orda kim varsa cıkardık

    [36] Ne var ki, orda muslumanlardan olan bir evden baskasını bulmadık

    [37] Ve orada, acı bir azabtan korkanlar icin bir ayet bıraktık

    [38] Musa (olayın)da da (dusundurucu ayetler vardır). Hani biz onu acık bir delille Firavun´a gondermistik

    [39] Fakat o, ´Butun kisisel ve askeri gucuyle´ yuz cevirdi ve: "(Bu,) Ya bir buyucu veya bir delidir" dedi

    [40] Bunun uzerine, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,), ´kınanacak isler yapıyordu´

    [41] Hani onların uzerine kokleri kesen (akim) bir ruzgar gonderdik

    [42] Uzerinden gectigi hicbir seyi bırakmıyor, mutlaka curutup kul gibi dagıtıyordu

    [43] Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir sureye kadar yararlanın" denmisti

    [44] Ancak rablerinin buyruguna bas kaldırdılar; boylece bakıp dururlarken, onları yıldırım carpıp yakaladı

    [45] Artık ne ayaga kalkmaya guc yetirebildiler, ne yardım bulabildiler

    [46] Bundan once Nuh kavmini de (yıkıma ugrattık). Cunku onlar da fasıklar kavmiydi

    [47] Biz gogu ´buyuk bir kudretle´ bina ettik ve suphesiz biz, (onu) genisleticiyiz

    [48] Yeri de biz doseyip yaydık; ne guzel doseyici(yiz)

    [49] Ve biz, her seyi iki cift yarattık. Umulur ki, ogut alıp dusunursunuz

    [50] Oyleyse, Tanrı´ya dogru (yonelip, sirkten ve bozulmalardan) kacın. Gercekten ben sizi, O´ndan yana acıkca uyarıyorum

    [51] Tanrı ile beraber baska bir tanrı(yı ortak) kılmayın. Gercekten sizi, O´ndan yana acıkca uyarıyorum

    [52] Iste boyle; onlardan oncekiler de bir elci gelmeyiversin, mutlaka: "Buyucu ve cinlenmis" demislerdir

    [53] Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, ´azgın ve taskın (tagiy)´ bir kavimdirler

    [54] Oyleyse sen, onlardan yuz cevir; artık kınanacak degilsin

    [55] Sen ogut verip hatırlat! Cunku gercekten ogutle hatırlatma, inanclılara yarar saglar

    [56] Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım

    [57] Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum

    [58] Hic suphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Tanrı´dır

    [59] Artık gercekten, zulmedenler icin, (gecmisteki) arkadaslarının gunahlarına benzer bir gunah vardır. Su halde acele etmesinler

    [60] Kendilerine vaadedilen o (azab) gunlerinden dolayı vay o kufredenlere

    Tûr

    Surah 52

    [1] Tur´a andolsun

    [2] Satır (satır) dizili kitaba

    [3] Yayılmıs ince deri uzerine

    [4] Ma´mur eve

    [5] Yukseltilmis tavana

    [6] Kabarıp, tutusan denize

    [7] Suphesiz senin rabbinin azabı kesin olarak gerceklesecektir

    [8] Onu uzaklastırıp engel olacak yoktur

    [9] O gun gok sarsılıp calkalanır

    [10] Ve daglar (yerlerinden oynatan) bir yuruyusle yurur

    [11] Iste o gun yalanlayanların vay haline

    [12] Ki onlar, ´daldıkları sacma bir ugrası´ icinde oynayan, oyalananlardır

    [13] Cehennem atesine, ´kucultucu bir suruklenme ile´ suruklenecekleri gun

    [14] (Onlara soyle denir:) "Iste sizin yalanladıgınız ates budur

    [15] Bu da bir buyu mu, yoksa siz mi gormuyorsunuz

    [16] Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin icin birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

    [17] Hic suphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet icindedirler

    [18] Rablerinin verdikleriyle ´sevincli ve mutludurlar´. Rableri, kendilerini ´cılgınca yanan cehennemin´ azabından korumustur

    [19] Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve icin

    [20] Ozenle dizilmis tahtlar uzerinde yaslanmıslardır. Ve biz onları iri ceylan gozlu hurilerle evlendirmisiz

    [21] Inananlar ve soyları kendilerini inancta izleyenler; biz onların soylarını da kendilerine katıp ekledik. Onların amellerinden hicbir seyi eksiltmedik. Her kisi, kendi kazandıgına karsılık bir rehindir

    [22] Onlara, istek duyup arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik

    [23] Orada bir kadeh kapısır cekisirler ki, onda ne ´bos ve sacma bir soz´ ne gunaha sokma vardır

    [24] Kendileri icin (hizmet eden) civanlar, etrafında donup dolasırlar; sanki (her biri) ´sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl´

    [25] Kimi kimine donup sorarlar

    [26] Dediler ki: "Biz dogrusu daha once ehlimiz (yakın akrabalarımız) icinde (iken) endise edip korkardık

    [27] Simdi Tanrı, bize lutufta bulundu ve ´hucrelere kadar isleyen kavurucu´ azabdan korudu

    [28] Suphesiz, biz bundan once O´na dua (kulluk) ederdik. Gercekten O, iyiligi bol, esirgemesi cok olanın ta kendisidir

    [29] Su halde sen, ogut verip hatırlat; cunku sen, rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun

    [30] Yoksa onlar: "Bir sairdir, biz ona zamanın (getirecegi) felaketleri gozluyoruz" mu diyorlar

    [31] De ki: "Siz gozetleyedurun; cunku ben de sizinle birlikte gozetleyenlerdenim

    [32] Yoksa bunu kendilerine sacma akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir

    [33] Yoksa: "Onu kendisi uydurup soyledi" mi diyorlar. Hayır; onlar inanmıyorlar

    [34] Su halde, eger dogru sozluler iseler, benzeri bir soz getirsinler

    [35] Yoksa onlar, hicbir sey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi

    [36] Yoksa gokleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar

    [37] Yoksa rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa ustun guc (her seyin denetim ve yonetim) sahipleri kendileri midir

    [38] Yoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yukselip en yuce makamda konusulanları) dinliyorlar? Oyleyse, dinleyenleri acık bir delil getirsin

    [39] Yoksa kızlar O´nun da, erkek cocuklar sizin mi

    [40] Yoksa sen onlardan bir ucret mi istiyorsun ki, haksız bir borctan dolayı agır bir yuk altındalar

    [41] Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, boylece yazıp duruyorlar

    [42] Yoksa hileli bir duzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) o kufredenler hileli duzene dusecek olanlardır

    [43] Yoksa onların, Tanrı´nın dısında baska bir tanrıları mı var? Tanrı, onların sirk kostuklarından yucedir

    [44] Eger gokten bir parcanın dusmekte oldugunu gorseler bile: "Ust uste yıgılmıs bir buluttur." derler

    [45] Oyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) carpılacakları gunlerine kavusuncaya kadar bırak

    [46] O gun, ne hileli duzenleri kendilerine herhangi bir seyle yarar saglayacak, ne de yardım gorecekler

    [47] Suphesiz zulmedenlere bundan once de bir azab vardır; ancak onların cogu bilmiyorlar

    [48] Artık, rabbinin hukmune sabret; cunku gercekten sen, bizim gozlerimizin onundesin. Ve her kalkısında rabbini hamd ile tesbih et

    [49] Gecenin bir bolumunde ve yıldızların batısının ardında da O´nu tesbih et

    Necm

    Surah 53

    [1] Battıgı zaman yıldıza andolsun

    [2] Arkadasınız (olan peygamber) sapmadı ve azmadı

    [3] O, hevadan (kendi istek, dusunce ve tutkularına gore) konusmaz

    [4] O (soyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir

    [5] Ona (bu Kuran´ı) ustun (oldukca cetin) bir guc sahibi (Cebrail) ogretmistir

    [6] (Ki O,) Gorunumuyle carpıcı bir guzellige sahiptir. Hemen dogruldu

    [7] O, en yuksek bir ufuktaydı

    [8] Sonra yaklastı, derken sarkıverdi

    [9] Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlastı

    [10] Boylece O´nun kuluna vahyettigini vahyetti

    [11] Onun gordugunu yurek (fuadu) yalanlamadı

    [12] Yine de siz gordugu (sey) uzerinde onunla tartısacak mısınız

    [13] Andolsun onu bir de diger iniste gormustu

    [14] Sidretu´l-Munteha´nın yanında

    [15] Ki Cennetu´l-Me´va onun yanındadır

    [16] Sidreyi orten ortmekte iken

    [17] Goz kayıp sasmadı ve (sınırı) asmadı

    [18] Andolsun, o, rabbinin en buyuk ayetlerinden olanı gordu

    [19] Gordunuz mu? Haber verin; Lat ve Uzza´yı

    [20] Ve ucuncu (put) olan Menat´ı(n herhangi bir gucleri var mı)

    [21] Erkek (evlat) sizin, disi O´nun mu

    [22] Eger boyleyse, bu, carpık bir paylasma

    [23] Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve ongorunuze gore) isimlendirdiginiz (keyfi) isimlerden baskası degildir. Tanrı, onlarla ilgili ´hicbir delil´ indirmemistir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alcak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa, andolsun onlara rablerinden yol gosterici gelmistir

    [24] Yoksa insana ´her arzu edip dilekte bulundugu´ sey mi var

    [25] Iste son da, ilk de (ahiret ve dunya) Tanrı´nındır

    [26] Goklerde nice melekler vardır ki, onların sefaatleri hicbir seyle yarar saglamaz; ancak Tanrı´nın dileyip razı oldugu kimseye izin verdikten sonra baska

    [27] Gercek su ki, ahirete inanmayanlar melekleri disi isimlerle isimlendiriyorlar

    [28] Oysa onların bununla ilgili hicbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gercekte zan, haktan yana hicbir yarar saglamaz

    [29] Su halde sen, bizim zikrimize sırt ceviren ve dunya hayatından baskasını istemeyenden yuz cevir

    [30] Iste onların ilimden yana ulasabildikleri (son sınır) budur. Suphesiz, senin rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O´dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O´dur

    [31] Goklerde ve yerde olanlar Tanrı´nındır; oyle ki, kotulukte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, guzel davranısta bulunanları da daha guzeliyle odullendirir

    [32] Ki onlar, ufak tefek gunahlar dısında, gunahın buyuk olanından ve cirkin utanmazlıklardan kacınırlar. Suphesiz senin rabbin, magfireti genis olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan insa ettigi (yarattıgı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulundugunuz zaman da. Oyleyse kendinizi temize cıkarıp durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir

    [33] Simdi, o yuz cevireni gordun mu

    [34] Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu

    [35] Gaybın ilmi onun yanında da o mu goruyor

    [36] Yoksa Musa´nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi

    [37] Ve vefa eden Ibrahim´in (sahifelerinde) olan

    [38] Dogrusu, hicbir gunahkar, bir baskasının gunah yukunu yuklenmez

    [39] Suphesiz insana kendi emeginden baskası yoktur

    [40] Suphesiz kendi emegi (veya cabası) gorulecektir

    [41] Sonra ona en eksiksiz karsılık verilecektir

    [42] Elbette son varıs rabbine olacaktır

    [43] Dogrusu, gulduren ve aglatan O´dur

    [44] Dogrusu, olduren ve dirilten O´dur

    [45] Dogrusu, ciftleri; erkek ve disiyi, yaratan O´dur

    [46] Bir damla sudan (dol yatagına) meni dokuldugu zaman

    [47] Gercek su ki, diger diriltme (yeniden neset) de O´na aittir

    [48] Dogrusu, muhtac olmaktan O kurtardı ve sermaye verip hosnut kıldı

    [49] Dogrusu, Si´ra (yıldızı)nın rabbi O´dur

    [50] Dogrusu, once gelen Ad (halkın)ı O yıkıma ugrattı

    [51] Semud´u da. Boylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı

    [52] Daha once Nuh kavmini de. Cunku onlar, daha zalim ve daha azgındılar

    [53] Altı ustune gelen (Lut kavminin) sehirlerini de O yerin dibine gecirdi

    [54] Boylece ona (o toplumun basına) sardırdıgını sardırdı

    [55] Oyleyse, rabbinin hangi nimetlerinden suphe ediyorsun

    [56] Bu onceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır

    [57] O yaklasmakta olan yaklastı

    [58] Onu Tanrı´nın dısında ortaya cıkaracak baska (hicbir guc yoktur)

    [59] Simdi siz, bu sozden mi saskınlıga dusuyorsunuz

    [60] (Alayla) Guluyorsunuz ve aglamıyorsunuz

    [61] Ve suursuzca bas kaldırıyorsunuz

    [62] Hemen, Tanrı´ya secde edin ve (yalnızca O´na) kulluk edin

    Kamer

    Surah 54

    [1] Saat (kıyamet vakti) yakınlastı ve ay yarıldı

    [2] Onlar bir ayet gorseler sırt cevirirler ve: "(Bu) Suregelen bir buyudur" derler

    [3] Yalanladılar ve kendi hevalarına uydular; oysa her buyruk ´sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır´

    [4] Andolsun, onlara (kendilerini sirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgecirtecek nice haberler geldi

    [5] (Ki her biri) Dorugunda, olgunlasmıs hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar saglamıyor

    [6] Oyleyse sen onlardan yuz cevir. O cagırıcının benzeri gorulmedik (nukur) bir seye cagıracagı gun

    [7] Gozleri ´zillet ve dehsetten dusmus olarak´, sanki ´yayılan´ cekirgeler gibi kabirlerinden cıkarlar

    [8] Boyunlarını cagırana dogru uzatmıs olarak kosarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gun

    [9] Kendilerinden once Nuh kavmi de yalanlamıstı; boylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O ´baskı altına alınıp engellenmisti´

    [10] Sonunda rabbine dua etti: "Gercekten ben, yenik dusmus durumdayım. Artık sen (bu kafir toplumdan) intikam al

    [11] Biz de ´bardaktan bosanırcasına akan´ bir su ile gogun kapılarını actık

    [12] Yeri de ´coskun kaynaklar´ halinde fıskırttık (feccerne). Derken su, takdir edilmis bir buyruga karsı (hukmumuzu gerceklestirmek uzere) birlesti

    [13] Ve onu da tahtalar ve civiler(le insa edilmis gemi) uzerinde tasıdık

    [14] Gozlerimiz onunde akıp gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) kufredilmis olan (Nuh)´a bir mukafaat olmak uzere

    [15] Andolsun, biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat ogut alıp dusunen var mı

    [16] Su halde benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmıs

    [17] Andolsun biz Kuran´ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp dusunen var mı

    [18] Ad (kavmi) de yalanladı. Su halde Benim azabım ve uyarmam nasılmıs

    [19] Biz, o ugursuz (felaket yuklu ve) surekli bir gunde uzerlerine ´kulakları patlatan bir kasırga´ gonderdik

    [20] Insanları sokup atıyordu; sanki onlar, kokunden sokulup kopmus hurma kutukleriymis gibi

    [21] Su halde benim azabım ve uyarmam nasılmıs

    [22] Andolsun biz Kuran´ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp dusunen var mı

    [23] Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı

    [24] Dediler ki: "Bizden biri olan bir besere mi uyacagız? Bu durumda gercekten biz bir sapıklık (delalet) ve cılgınlık icinde kalmıs oluruz

    [25] Zikr (vahy) icimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o cok yalan soyleyen, kendini begenmis bir sımarıktır

    [26] Onlar yarın, kimin cok yalan soyleyen, kendini begenmis bir sımarık oldugunu bilip ogreneceklerdir

    [27] Gercek su ki biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o disi deveyi kendilerine gondereniz. Su halde sen onları gozleyip bekle ve sabret

    [28] Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildigini haber ver. Su alıs sırası (kiminse, o) hazır bulunsun

    [29] Derken arkadaslarını cagırdılar, o da bıcagını kapıp ´hayvanı ayagından bicip yere devirdi´

    [30] Su halde benim azabım ve uyarmam nasılmıs

    [31] Cunku biz onların uzerine bir tek cıglık gonderdik. Boylece onlar, agıldaki calı cırpı olan kuru ot gibi oluverdiler

    [32] Andolsun biz Kuran´ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp dusunen var mı

    [33] Lut kavmi de uyarıları yalanladı

    [34] Biz de onların uzerine tas yagdıran bir kasırga gonderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk), onları seher vakti kurtardık

    [35] Tarafımızdan bir nimet olarak. Iste biz, sukredenleri boyle odullendiririz

    [36] Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karsı onları uyarmıstı. Fakat onlar, bu uyarıları kuskuyla karsılayıp yalanlamakta direttiler

    [37] Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak icin baskı, yaptılar. Biz de onların gozlerini silip kor ettik. "Iste azabımı ve uyarmamı tadın

    [38] Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, uzerlerinde kararını kılmıs bir azab yakalayıp bastırıverdi

    [39] Simdi azabımı ve uyarmamı tadın

    [40] Andolsun biz Kuran´ı zikr (ogut alıp dusunmek) icin kolaylastırdık. Fakat ogut alıp dusunen var mı

    [41] Andolsun Firavun ailesi (ve cevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi

    [42] Onlar bizim ayetlerimizin tumunu yalanladılar. Biz de onları ustun ve guclu, kudretli olanın yakalayısıyla yakalayıverdik

    [43] Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin icin Kitaplarda bir beraat mi var

    [44] Biz, ´birbiriyle yardımlasıp ocunu alan´ bir toplumuz" mu diyorlar

    [45] Yakında o toplum bozguna ugratılacak ve arkalarını donup kacacaklardır

    [46] Daha dogrusu onlara vaadedilen (asıl azab) (kıyamet) saatidir. O saat, ´kurtulus olmayan daha korkunc bir bela´ ve daha acıdır

    [47] Hic suphesiz suclular gunahkarlar, bir sapmıslık (dalalet) ve cılgınlık icindedirler

    [48] Atesin icinde yuzukoyun suruklenecekleri gun; "cehennemin dokunusunu tadın" (denecek)

    [49] Hic suphesiz, biz her seyi kader ile yarattık

    [50] Bizim buyrugumuz bir goz kırpma gibi yalnızca ´bir keredir´

    [51] Andolsun biz sizin benzerlerinizi yıkıma ugrattık. Fakat ogut alıp dusunen var mı

    [52] Onların islemis oldukları her sey kitaplarda (yazılı)dır

    [53] Kucuk, buyuk her sey satır satır (yazılı)dır

    [54] Hic suphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (cevresin)dedirler

    [55] Cok kudretli, mulkunun sonu olmayan (Tanrı)nın yanında dogruluk makamındadırlar

    Rahmân

    Surah 55

    [1] Rahman

    [2] Kuran´ı ogretti

    [3] Insanı yarattı

    [4] Ona beyanı ogretti

    [5] Gunes ve ay (belli) bir hesap iledir

    [6] Bitki ve agac (O´na) secde etmektedirler

    [7] Gokyuzu, onu da yukseltti ve mizanı koydu

    [8] Sakın mizanda ´haksızlık ve taskınlık yapmayın.´

    [9] Tartıyı adaletle tutup dogrultun ve tartıyı noksan tutmayın

    [10] Yere gelince, onu da (yaratılmıs butun) varlıklar (enam) icin alcalttı/koydu

    [11] Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var

    [12] Yapraklı taneler ve guzel kokulu bitkiler

    [13] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [14] Insanı, ateste pismis gibi kuru bir camurdan yarattı

    [15] Cannı (cinni) da ´yalın/dumansız bir atesten´ yarattı

    [16] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [17] O, iki dogunun da rabbidir, iki batının da rabbidir

    [18] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [19] Birbirleriyle kavusmak uzere iki denizi salıverdi

    [20] Ikisi arasında bir engel (berzah) vardır, birbirlerinin sınırını gecmezler

    [21] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [22] Ikisinden de inci ve mercan cıkar

    [23] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [24] Denizde koca daglar gibi yukselen gemiler O´nundur

    [25] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [26] (Yer) Uzerindeki her sey yok olucudur

    [27] Celal ve ikram sahibi olan rabbinin yuzu (kendisi) baki kalacaktır

    [28] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [29] Goklerde ve yerde olan ne varsa O´ndan ister. O, her gun bir istedir

    [30] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [31] Ey (yeryuzune yukletilmis) iki agırlık (olan ins ve cin), yakında (ahirette hesabınızı gormek uzere) sizin icin de vakit bulacagız

    [32] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [33] Ey cin ve ins toplulukları, eger goklerin ve yerin bucaklarından asıp gecmeye guc yetirebilirseniz, hemen asın; ancak ´ustun bir guc (sultan)´ olmaksızın asamazsınız

    [34] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [35] Ikinizin de uzerine atesten yalın bir alev ve (bakır gibi erimis) kıpkızıl bir duman salıverilir de ´kurtulup basaramazsınız´

    [36] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [37] Sonra gok yarılıp yag gibi erimis olarak kıpkırmızı bir gul oldugu zaman

    [38] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [39] Iste o gun, ne insana, ne cinne gunahından sorulmaz

    [40] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [41] (Cunku o gun) Suclu gunahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar

    [42] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [43] Iste bu, suclu gunahkarların kendisini yalanladıkları cehennemdir

    [44] Onlar, kendisiyle alabildigine kaynar hale getirilmis su arasında donup dolasırlar

    [45] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [46] Rabbin makamından korkan kimse icin ise iki cennet vardır

    [47] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [48] Cesit cesit ´inceliklere ve guzelliklere´ (veya her turden sık agaclara) sahiptirler

    [49] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [50] Ikisinde de akmakta olan iki pınar vardır

    [51] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [52] Ikisinde de her meyveden iki cift vardır

    [53] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [54] Astarları, agır islenmis atlastan yataklar uzerinde yaslanırlar. Iki cennetin de meyve devsirmesi (oradakilere) yakın (kolay)dır

    [55] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [56] Orada bakıslarını yalnızca eslerine cevirmis kadınlar vardır ki, bunlardan once kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmustur

    [57] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [58] Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler

    [59] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [60] Ihsanın karsılıgı ihsandan baskası mıdır

    [61] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [62] Bu ikisinin otesinde iki cennet daha var

    [63] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [64] Alabildigine yemyesildirler

    [65] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [66] Iclerinde durmaksızın fıskırıp akan iki pınar vardır

    [67] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [68] Iclerinde (her turden) meyve, essiz hurma ve essiz nar vardır

    [69] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [70] Orada huyları guzel, yuzleri guzel kadınlar vardır

    [71] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [72] Otaglar icinde korunmus huri kadınlar

    [73] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [74] Bunlardan once kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmustur

    [75] Su halde rabbinizin hangi nimetlerirıi yalanlayabilirsiniz

    [76] Yesil yastıklara ve carpıcı guzellikteki doseklere yaslanırlar

    [77] Su halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz

    [78] Celal ve ikram sahibi olan rabbinin adı ne yucedir

    Vâkıa

    Surah 56

    [1] Vakıa (kesin bir gercek olan kıyamet) vuku buldugu zaman

    [2] Onun vukuuna (gerceklesmesine artık) yalan diyecek yoktur

    [3] O asagılatıcı, yucelticidir

    [4] Yer, siddetli bir sarsıntıyla sarsıldıgı

    [5] Ve daglar darmadagın olup ufalandıgı

    [6] Derken toz duman halinde dagılıp savruldugu

    [7] Ve sizler de uc sınıf oldugunuz zaman

    [8] Iste o ´Ashab-ı Meymene´, ne (kutludur o) ´Ashab-ı Meymene´

    [9] ´Ashab-ı Mes´eme´ ne (mutsuz ve ugursuzdur o) ´Ashab-ı Mes´eme´

    [10] Yarısıp one gecenler de, one gecmis onculerdir

    [11] Iste onlar, yakınlastırılmıs (mukarreb) olanlardır

    [12] Nimetlerle donatılmıs cennetler icinde

    [13] Bir cogu gecmis (ummet)lerden

    [14] Birazı da sonrakilerden

    [15] ´Ozenle islenmis mucevher´ tahtlar uzerindedirler

    [16] Karsılıklı yaslanmıslardır

    [17] Cevrelerinde olumsuzluge ulasmıs gencler donup dolasır

    [18] Kaynagından (doldurulmus) testiler, ibrikler ve kadehler

    [19] Ki bundan ne baslarını bir agrı tutar, ne de kendilerinden gecip akılları celinir

    [20] Arzulayıp sececekleri meyveler

    [21] Canlarının cektigi kus eti

    [22] Ve iri gozlu huriler

    [23] Sanki saklı inciler gibi

    [24] Yaptıklarına bir karsılık olmak uzere (onlara sunulur)

    [25] Orada, ne ´sacma ve bos bir soz´ isitirler, ne gunaha sokma

    [26] Yalnızca bir soz (isitirler:) "Selam, selam

    [27] ´Ashab-ı Yemin´, ne (kutludur o) ´Ashab-ı Yemin´

    [28] Yuklu dalları bukulmus kiraz (agacları)

    [29] Ustuste dizili meyveleri sarkmıs muz agacları

    [30] Yayılıp uzanmıs golgeler

    [31] Durmaksızın akan su(lar)

    [32] Ve (daha) bircok meyveler arasında

    [33] Kesilip eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)

    [34] Yukseklere kurulmus dosekler (sedirler)

    [35] Gercek su ki, biz onları yeni bir insa (yaratma) ile insa edip yarattık

    [36] Onları hep bakireler olarak kıldık

    [37] Eslerine sevgiyle tutkun (ve) hep yasıt

    [38] ´Ashab-ı Yemin´ olanlar icin

    [39] (Bunların) Bircogu gecmis (ummet)lerden

    [40] Bircogu da sonrakilerdendir

    [41] ´Ashab-ı Simal´, ne (mutsuzdur o) ´Ashab-ı Simal´

    [42] Hucrelere isleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su

    [43] Ve kapkara dumandan bir golge icindedirler

    [44] Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)

    [45] Cunku onlar, bundan once varlık icinde sımartılmıs olanlardı

    [46] Onlar, buyuk gunah uzerinde ısrarlı davrananlardı

    [47] Ve derlerdi ki: "Biz oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuzda mı, gercekten biz mi diriltilecekmisiz

    [48] Onceden gelip gecmis atalarımız da mı

    [49] De ki: "Suphesiz, oncekiler de ve sonrakiler de

    [50] Bilinen bir gunun belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır

    [51] Sonra gercekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar

    [52] Suphesiz zakkum olan bir agactan yiyeceksiniz

    [53] Boylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız

    [54] Onun uzerine de alabildigine kaynar sudan iceceksiniz

    [55] Ustelik ´ictikce susayan hasta develerin´ icisi gibi iceceksiniz

    [56] Iste bu, onların din (hesap ve ceza) gununde solenleridir

    [57] Sizleri biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz

    [58] Simdi (rahimlere) dokmekte oldugunuz meniyi gordunuz mu

    [59] Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı biz miyiz

    [60] Sizin aranızda olumu takdir eden biziz ve bizim onumuze gecilmis degildir

    [61] (Yerinize) Benzerlerinizi getirip degistirme ve sizi simdi bilemeyeceginiz bir sekilde insa etme konusunda

    [62] Andolsun, ilk insa (yaratma)yı bildiniz; ama ogut alıp dusunmeniz gerekmez mi

    [63] Simdi ekmekte oldugunuz (tohum)u gordunuz mu

    [64] Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz

    [65] Eger dilemis olsaydık, gercekten onu bir ot kırıntısı kılardık; boylelikle sasar kalırdınız

    [66] (Soyle de sızlanırdınız:) "Dogrusu biz, agır bir borc altına girip zorlandık

    [67] Hayır, biz busbutun yoksun bırakıldık

    [68] Simdi siz, icmekte oldugunuz suyu gordunuz mu

    [69] Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz

    [70] Eger dilemis olsaydık onu tuzlu kılardık; sukretmeniz gerekmez mi

    [71] Simdi yakmakta oldugunuz atesi gordunuz mu

    [72] Onun agacını sizler mi insa ettiniz (yarattınız), yoksa onu insa eden biz miyiz

    [73] Biz onu hem bir ogut ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık

    [74] Su halde buyuk rabbini ismiyle tesbih et

    [75] Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim

    [76] Suphesiz bu, eger bilirseniz gercekten buyuk bir yemindir

    [77] Elbette bu, bir Kuran-ı Kerim´dir

    [78] Saklanmıs/korunmus bir kitapta (yazılı)dır

    [79] Ona temizlenip arınmıs olanlardan baskası dokunamaz

    [80] Alemlerin rabbinden indirilmedir

    [81] Simdi siz bu sozu mu hor gorup kucumsuyorsunuz

    [82] Ve rızkınız (Kuran´dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz

    [83] Hele can bogaza gelip dayandıgında

    [84] Ki o sırada siz (sadece) bakıp durursunuz

    [85] Biz ona sizden daha yakınız; ancak gormezsiniz

    [86] Iste o vakit, eger ceza gormeyecek iseniz

    [87] Eger dogru soyluyorsanız, onu, (cıkmakta olan canı) geri cevirsenize

    [88] Eger o (olecek kisi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise

    [89] Bu durumda rahatlık, guzel rızık ve nimetlerle donatılmıs cennet (onundur)

    [90] Ve eger ´Ashab-ı Yemin´den ise

    [91] Artık, ´Ashab-ı Yemin´den selam sana

    [92] Ve eger o, yalanlayan sapıklardan ise

    [93] Artık (onun icin) alabildigine kaynar sudan bir solen vardır

    [94] Ve cılgınca yanan atese bir atılma da

    [95] Suphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gercektir (Hakku´l Yakin)

    [96] Oyleyse buyuk rabbini ismiyle tesbih et

    Hadîd

    Surah 57

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Tanrı´yı tesbih etmistir. O, ustun ve guclu (aziz) olandır, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Goklerin ve yerin mulku O´nundur. Diriltir ve oldurur. O her seye guc yetirendir

    [3] O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her seyi bilendir

    [4] Gokleri ve yeri altı gunde yaratan, sonra arsa istiva eden O´dur. Yere gireni, ondan cıkanı, gokten ineni ve ona cıkanı bilir. Her nerede iseniz. O sizinle beraberdir. Tanrı, yaptıklarınızı gorendir

    [5] Goklerin ve yerin mulku O´nundur. (Sonunda butun) buyruklar Tanrı´ya dondurulur

    [6] Geceyi gunduze baglayıp katar, gunduzu de geceye baglayıp katar. O, goguslerin ozunde (saklı) olanı bilendir

    [7] Tanrı´ya ve Resulune inanın. ´Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdigi´ seylerden infak edin. Artık sizden kim inanıp infak ederse, onlara buyuk bir ecir vardır

    [8] Size ne oluyor ki, elci sizi rabbinize inanmaya cagırıp dururken Tanrı´ya inanmıyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir soz almıstı. Eger inanclı iseniz (inanıp sozunuzu gerceklestirin)

    [9] Sizi karanlıklardan nura cıkarması icin kuluna apacık ayetler indiren O´dur. Suphesiz Tanrı, size karsı elbette sefkatli olandır, esirgeyendir

    [10] Size ne oluyor ki, Tanrı yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa goklerin ve yerin mirası Tanrı´nındır. Icinizden, fetihten once infak eden ve savasanlar (baskasıyla) bir olmaz. Iste onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savasanlardan daha buyuktur. Tanrı, her birine en guzel olanı vaadetmistir. Tanrı, yaptıklarınızdan haberdardır

    [11] Tanrı´ya guzel bir borc verecek olan kimdir? Artık Tanrı, bunu onun icin kat kat arttırır. Onun icin kerim (ustun ve onurlu) bir ecir vardır

    [12] O gun, inanclı (erkek)ler ile inanclı (kadın)ları nurları onlerinde ve saglarında kosarken gorursun. "Bugun sizin mujdeniz, icinde ebedi kalıcılar (oldugunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." Iste ´buyuk kurtulus ve mutluluk´ budur

    [13] O gun, munafık erkekler ile munafık kadınlar, inananlara derler ki: "(Ne olur) bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dunyaya) donun de bir nur arayıp bulmaya calısın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur cekilmistir; onun ic yanında rahmet, dıs yanında o yonden azab vardır

    [14] (Munafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte degil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye dusurdunuz, (muslumanları acıların ve yıkımların sarmasını) gozetip beklediniz, (Tanrı´ya ve Islama karsı) kuskulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda Tanrı´nın buyrugu geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Tanrı ile aldatmıs oldu

    [15] Artık bugun sizden herhangi bir fidye alınmaz ve kufredenlerden de... Barınma yeriniz atestir, sizin veliniz (size yarasan dost) odur; o ne kotu bir gidis yeridir

    [16] Inananların, Tanrı´nın ve haktan inmis olanın zikri icin kalplerinin ´saygı ve korku ile yumusaması´ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan once kendilerine kitap verilmis, sonra uzerlerinden (uzun) bir muddet gecmis, boylece kalpleri de katılasmıs bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan cogu fasıktı

    [17] Bilin ki gercekten Tanrı olumunden sonra yeryuzune hayat verir. Suphesiz biz size ayetleri acıkladık; umulur ki akledersiniz

    [18] Gercek su ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Tanrı´ya guzel bir borc verenler; onlar icin kat kat arttırılır ve kerim olan ecir de onlarındır

    [19] Tanrı´ya ve O´nun Resulu´ne inananlar; iste onlar rableri katında sıddıklar ve sehidler (veya sahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. Kufredip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; iste onlar da cehennem halkıdır

    [20] Bilin ki, dunya hayatı ancak bir oyun, ´(eglence turunden) tutkulu bir oyalama´, bir sus, kendi aranızda bir ovunme (suresi ve konusu), mal ve cocuklarda bir ´cogalma tutkusu´dur. Bir yagmur ornegi gibi; onun bitirdigi ekin ekicilerin / ciftcilerin (veya kafirlerin) hosuna gitmistir, sonra kuruyuverir bir de bakarlar ki sapsarı kesilmis, sonra o, bir cer cop oluvermistir. Ahirette ise siddetli bir azab; Tanrı´dan bir magfiret ve bir hosnutluk (rıza) vardır. Dunya hayatı aldanıs olan bir metadan baska bir sey degildir

    [21] Rabbinizden olan bir magfirete ve cennete (kavusmak icin) ´caba gosterip yarısın´, ki (o cennet) genisligi gok ile yerin genisligi gibi olup Tanrı´ya ve Resulu´ne inananlar icin hazırlanmıstır. Iste bu, Tanrı´nın fazlıdır ki onu diledigine verir. Tanrı buyuk fazl sahibidir

    [22] Yeryuzunde olan ve sizin nefslerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan once, bir kitapta (yazılı) olmasın. Suphesiz bu, Tanrı´ya gore pek kolaydır

    [23] Oyle ki, elinizden cıkana karsı uzuntu duymayasınız ve size (Tanrı´nın) verdikleri dolayısıyla sevinip sımarmayasınız. Tanrı, buyukluk taslayıp boburleneni sevmez

    [24] Ki onlar, cimrilik ederler ve insanlara cimriligi buyururlar. Her kim yuz cevirirse, artık suphesiz Tanrı ganiy, hamid O´dur

    [25] Andolsun, biz elcilerimizi apacık belgelerle gonderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine cetin bir sertlik ve insanlar icin (cesitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; oyle ki Tanrı, kendisine ve elcilerine gayb ile (gormedikleri halde) kimlerin yardım edecegini bilsin (ortaya cıkarsın). Suphesiz Tanrı buyuk kuvvet sahibidir, ustun olandır

    [26] Andolsun, biz Nuh´u ve Ibrahim´i (elci olarak) gonderdik, peygamberligi ve kitabı onların soylarında kıldık. Oyle iken, iclerinde hidayeti kabul edenler vardır; onlardan cogu da fasıktır

    [27] Sonra onların izleri uzerinde elcilerimizi birbiri ardınca gonderdik. Meryem oglu Isa´yı da arkalarından gonderdik; ona Incil´i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir sefkat ve merhamet kıldık. (Bir bidat olarak) turettikleri ruhbanlıgı ise, biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Tanrı´nın rızasını aramak icin (turettiler) ama buna da gerektigi gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan inananlara ecirlerini verdik, onlardan cogu da fasıktı

    [28] Ey inananlar, Tanrı´dan sakınıp korkun ve O´nun elcisine inanın, size kendi rahmetinden iki kat (guzel karsılık) versin. Size kendisiyle yuruyeceginiz bir nur kılsın ve size magrifet etsin. Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [29] Oyle ki, Kitap ehli Tanrı´nın fazlından hicbir seye ´guc yetirip sahip olmadıklarını´ ve fazlın muhakkak Tanrı´nın elinde oldugunu, onu diledigine verdigini bilip ogrensin. Tanrı buyuk fazl sahibidir

    Mücâdele

    Surah 58

    [1] Gercekten Tanrı esi konusunda seninle tartısan ve Tanrı´ya sikayette bulunan (kadın)ın sozunu isitti. Tanrı, aranızda gecen konusmaları isitiyordu. Suphesiz Tanrı, isitendir, gorendir

    [2] Sizden kadınlarına zıharda bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri degildir. Anneleri yalnızca kendilerini doguranlardır. Suphesiz onlar munker bir soz ve bos laf soylemektedirler. Gercekten Tanrı cok affeden, cok bagıslayandır

    [3] Kadınlarına ´zıhar´da bulunanlar, sonra soylediklerinden geri donenlerin, birbirleriyle temas etmeden once bir koleyi ozgurlugune kavusturmaları gerekir. Iste size bununla ogut verilmektedir. Tanrı, yaptıklarınızı haber alandır

    [4] Ancak buna (imkan) bulamayanlar (icin de) birbirleriyle temas etmeden once kesintisiz iki ay oruc (yuklenmistir); buna guc yetiremeyenler altmıs yoksulu doyursun. Bu (kolaylık), Tanrı´ya ve O´nun Resulune inanmanız dolayısıyladır. Bunlar, Tanrı´nın sınırlarıdır. Kafirler icinse acı bir azab vardır

    [5] Gercekten Tanrı´ya ve Resulu´ne karsı [onların koydukları sınırlan tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkısmakla] baskaldıranlar, kendilerinden oncekilerin alcaltılması gibi alcaltılmıslardır. Oysa biz apacık ayetler indirdik. Kafirler icin kucultucu bir azap vardır

    [6] Tanrı, hepsini diriltecegi gun, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Tanrı, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıstır; onlar ise onu unutmuslardır. Tanrı, her seye sahid olandır

    [7] Tanrı´ın goklerde ve yerde olanların tumunu gercekten bilmekte oldugunu gormuyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar duzenleyip) Fısıldasmakta olan uc kisiden dordunculeri mutlaka O´dur; besin altıncısı da mutlaka O´dur. Bundan az veya cok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet gunu kendilerine haber verecektir. Suphesiz Tanrı, her seyi bilendir

    [8] ´Gizli toplantıların fısıldasmalarından´ (kulis) men edilip sonra men edildikleri seye donenleri; gunah, dusmanlık ve Peygambere isyanı (aralarında) fısıldasanları gormuyor musun? Onlar sana geldikleri zaman seni Tanrı´nın selamladıgı bicimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Soylediklerimiz dolayısıyla Tanrı bize azab etse ya" derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kotu bir gidis yeridir

    [9] Ey inananlar, kendi aranızda gizli konusmalarda bulunacagınız zaman, bundan boyle gunah, dusmanlık ve Peygambere isyanı fısıldasıp konusmayın; birri (iyiligi) ve takvayı konusun ve huzurunda toplanacagınız Tanrı´dan sakının

    [10] Suphesiz ´gizli toplantıların fısıldasmaları´ (kulis), inananları uzuntuye dusurmek icin ancak seytan (urunu olan isler)dendir. Oysa Tanrı´nın izni olmaksızın o, onlara hicbir seyle zarar verecek degildir. Su halde inanclılar yalnızca Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [11] Ey inananlar, size meclislerde "yer acın" dendigi zaman, yer acın. Tanrı size genislik versin. Size: "Kalkın" denildigi zaman da kalkın. Tanrı, sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yukseltsin. Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır

    [12] Ey inananlar, Peygambere gizli bir sey arzedeceginiz zaman, gizli konusmanızdan once bir sadaka verin. Bu, sizin icin daha hayırlı ve daha temizdir. Sayet (buna imkan) bulamazsanız, artık suphesiz Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [13] Gizli konusmanızdan once sadaka vermekten urktunuz mu? Cunku yapmadınız, Tanrı sizin tevbelerinizi kabul etti. Su halde namazı dosdogru kılın, zekatı verin ve Tanrı´ya ve O´nun Resulu´ne itaat edin. Tanrı, yaptıklarınızdan haberdardır

    [14] Tanrı´nın kendilerine karsı gazablandıgı bir kavmi veli (dost ve muttefik) edinenleri gormedin mi? Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan. Kendileri de (acıkca gercegi) bildikleri halde, yalan uzere yemin ediyorlar

    [15] Tanrı, onlara siddetli bir azab hazırlamıstır. Dogrusu onların yaptıkları ne kotudur

    [16] Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, boylece Tanrı´nın yolundan alıkoydular. Artık onlar icin alcaltıcı bir azab vardır

    [17] Ne malları, ne cocukları onlara Tanrı´ya karsı hicbir seyle yarar saglamaz. Onlar, atesin halkıdır, icinde suresiz kalacaklardır

    [18] Onların tumunu Tanrı´nın diriltecegi gun, sizlere yemin ettikleri gibi O´na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir sey uzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gercekten onlar, yalan soyleyenlerin ta kendileridir

    [19] Seytan onları sarıp kusatmıstır, boylelikle onlara Tanrı´nın zikrini unutturmustur. Iste onlar, seytanın fırkasıdır. Dikkat edin; suphesiz seytanın fırkası, husrana ugrayanların ta kendileridir

    [20] Hic suphesiz Tanrı´ya ve Resulu´ne karsı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkısmakla) baskaldıranlar; iste onlar, en cok zillete dusenler arasında olanlardır

    [21] Tanrı, yazmıstır: "Andolsun, ben galip gelecegim ve elcilerim de." Gercekten Tanrı, en buyuk kuvvet sahibidir, guclu ve ustun olandır

    [22] Tanrı´ya ve ahiret gunune inanan hicbir kavim bulamazsın ki, Tanrı´ya ve elcisine baskaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bagı kurmus olsunlar; bunlar, ister babaları, ister cocukları, ister kardesleri, isterse kendi asiretleri (soyları) olsun. Onlar, oyle kimselerdir ki, (Tanrı) kalplerine inancı yazmıs ve onları kendinden bir ruh ile desteklemistir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada suresiz olarak kalacaklardır. Tanrı, onlardan razı olmus, onlar da O´ndan razı olmuslardır. Iste onlar Tanrı´nın fırkasıdır. Dikkat edin; suphesiz Tanrı´nın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerceklestirip kurtulus) bulanların ta kendileridir

    Haşr

    Surah 59

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Tanrı´yı tesbih etmistir. O, ustun ve guclu olandır hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Kitap ehlinden kufredenleri ilk surgunde yurtlarından cıkaran O´dur. Onların cıkacaklarını siz sanmamıstınız, onlar da kalelerinin kendilerini Tanrı´dan koruyacagını sanmıslardı. Boylece Tanrı(nın azabı) da, onlara hesaba katmadıkları bir yonden geldi, kalplerine korku saldı; oyle ki evlerini kendi elleriyle ve inanclıların elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın

    [3] Eger Tanrı, onlara surgunu yazmamıs olsaydı, muhakkak onları (yine) dunyada azablandırırdı. Ahirette ise onlar icin ates azabı vardır

    [4] Bu, onların Tanrı´ya ve Onun Resulu´ne ´baskaldırıp ayrılık cıkarmaları´ dolayısıyladır. Kim Tanrı´ya baskaldırıp ayrılık cıkarırsa, muhakkak Tanrı, cezası (ikabı) pek siddetli olandır

    [5] Hurma agaclarından her neyi kesmisseniz veya kokleri uzerinde dimdik bırakmıssanız, (bu) Tanrı´nın izniyledir ve fasıkları alcaltması icindir

    [6] Onlardan Tanrı´nın elcisine verdigi feye gelince, ki siz buna karsı (bunu elde etmek icin) ne at ne deve surdunuz. Ancak Tanrı, elcilerini dilediklerinin ustune musallat kılar. Tanrı, her seye guc yetirendir

    [7] Tanrı´nın o (fethedilen) sehir ehlinden Resulu´ne verdigi fey, Tanrı´ya, Resule (ve Resule) yakın akrabalıgı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmıslara aittir. Oyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında donup dolasan bir devlet olmasın. Resul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Tanrı´dan korkun. Suphesiz Tanrı cezası (ikabı) pek siddetli olandır

    [8] (Bundan baska bu mallar) Hicret eden fakirleredir ki, onlar, Tanrı´dan bir fazl arayıp, Tanrı´ya ve O´nun Resulu´ne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından surulup cıkarılmıslardır. Iste bunlar, sadık olanlar bunlardır

    [9] Kendilerinden once o yurdu (Medine´yi) hazırlayıp inancı (gonullerine) yerlestirenler ise hicret edenleri severler ve onlara verilen seylerden dolayı iclerinde bir ihtiyac (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir acıklık (ihtiyac) olsa bile (kardeslerini) oz nefslerine tercih ederler. Kim nefsini ´cimri ve bencil tutkularından´ korumussa iste onlar felah (kurtulus) bulanlardır

    [10] Bir de onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden once inanmıs olan kardeslerimizi bagısla ve kalplerimizde inananlara karsı bir kin bırakma rabbimiz; gercekten sen cok sefkatlisin, cok esirgeyicisin

    [11] Munafıklık edenleri gormez misin, Kitap ehlinden kufreden kardeslerine derler ki: "Andolsun, eger siz (yurtlarınızdan) cıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte cıkarız ve size karsı olan hic kimseye ebediyen itaat etmeyiz. Eger size karsı savasılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Tanrı, sahidlik etmektedir ki onlar gercekten yalancıdırlar

    [12] Andolsun, (yurtlarından) cıkarılacak olurlarsa onlarla birlikte cıkmazlar. Onlara karsı savasılırsa da, kendilerine yardımda bulunmazlar; yardım etseler bile (arkalarına) donup kacarlar. Sonra kendilerine yardım edilmez

    [13] Herhalde iclerinde ´dehset ve yılgınlık uyandırma bakımından´ siz Tanrı´dan daha cetinsiniz. Bu suphesiz boyledir (cunku) onlar kavrayamayan (la yefkahun) bir kavimdir

    [14] Onlar, iyice korunmus sehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savasmazlar. Kendi aralarındaki carpısmaları ise pek siddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparcadır. Bu, suphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla boyledir

    [15] Kendilerinden once yakın gecmiste olanların durumu gibi; onlar, buyruklarının / buyrultularının sonucunu tatmıslardır. Onlara acı bir azab vardır

    [16] Seytanın durumu gibi; cunku insana "kufret" dedi; kufredince de: "Gercek su ki, ben senden uzagım. Dogrusu ben, alemlerin rabbi olan Tanrı´dan korkarım" dedi

    [17] Sonunda onların akibetleri, suphesiz atesin icinde ikisinin de suresiz olarak kalıcı olmalarıdır. Iste zalim olanların cezası budur

    [18] Ey inananlar, Tanrı´dan korkun. Herkes yarın icin neyi takdim ettigine baksın. Tanrı´dan korkun. Hic suphesiz Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır

    [19] Kendileri Tanrı´yı unutmus, boylece O da onlara kendi nefslerini unutturmus olanlar gibi olmayın. Iste onlar fasıktır

    [20] Ates halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı ´umduklarına kavusup mutluluk icinde olanlardır´

    [21] Sayet biz bu Kuran´ı bir dagın uzerine indirmis olsaydık, andolsun onu Tanrı korkusundan saygı ile bas egmis, parca parca olmus gorurdun. Iste biz belki dusunurler (yetefekkerun) diye insanlara boyle ornekler veririz

    [22] O Tanrı ki, O´ndan baska tanrı yoktur. Gaybı da, musahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O´dur

    [23] O Tanrı ki, O´ndan baska tanrı yoktur. Meliktir, Kuddustur, Selamdır, Mumindir, Muheymindir, Azizdir, Cebbardır, Mutekebbirdir. Tanrı, (musriklerin) sirk kostuklarından cok yucedir

    [24] O Tanrı ki, yaratandır, (en guzel bir bicimde) kusursuzca var edendir, ´sekil ve suret´ verendir. En guzel isimler O´nundur. Goklerde ve yerde olanların tumu O´nu tesbih etmektedir. O, Azizdir, Hakimdir

    Mümtehine

    Surah 60

    [1] Ey inananlar, benim de dusmanım, sizin de dusmanınız olanları veliler edinmeyin! Siz onlara karsı sevgi yoneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size gelene kufretmisler, rabbiniz olan Tanrı´ya inanmanızdan dolayı elciyi de, sizi de (yurtlarınızdan) surup cıkarmıslardır. Eger siz, benim yolumda cihad etmek ve benim rızamı aramak amacıyla cıkmıssanız (nasıl) onlara karsı hala sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve acıga vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o elbette yolun ortasından sasırıp sapmıs olur

    [2] Eger sizi ele gecirecek olurlarsa, size dusman kesilirler, ellerini ve dillerini kotulukle size uzatırlar. Onlar sizin kufretmenizi icten arzu etmislerdir

    [3] Ne yakın akrabalarınız, ne cocuklarınız kıyamet gunu size bir yarar saglayamaz. (Tanrı) Sizin aranızı ayıracaktır. Tanrı, yaptıklarınızı gorendir

    [4] Ibrahim ve onunla birlikte olanlarda size guzel bir ornek vardır. Hani kendi kavimlerine demislerdi ki: "Biz, sizlerden ve Tanrı´nın dısında taptıklarınızdan gercekten uzagız. Sizi tanımıyoruz / yadsıyoruz (keferna). Sizinle aramızda, siz Tanrı´ya bir olarak inanıncaya kadar ebediyen bir dusmanlık ve bir kin bas gostermistir." Ancak Ibrahim´in babasına: "Sana bagıslanma dileyecegim, ama Tanrı´dan gelecek herhangi bir seye karsı senin icin gucum yetmez." demesi haric. "Ey rabbimiz, biz sana tevekkul ettik ve ´icten sana yoneldik´. Donus sanadır

    [5] Rabbimiz, bizi kufredenler icin bir fitne (deneme konusu) kılma ve bizi bagısla rabbimiz. Suphesiz sen, ustun ve guclusun, hukum ve hikmet sahibisin

    [6] Andolsun, onlarda sizlere, Tanrı´yı ve ahiret gununu umud edenlere guzel bir ornek vardır. Kim yuz cevirecek olursa, artık suphesiz Tanrı, Ganiydir, Hamiddir

    [7] Belki Tanrı, sizlerle onlardan kendilerine karsı dusmanlık besledikleriniz arasında bir sevgi bagı kılar. Tanrı, guc yetirendir. Tanrı, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [8] Tanrı, sizinle din konusunda savasmayan, sizi yurtlarınızdan surup cıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Cunku Tanrı, adalet yapanları sever

    [9] Tanrı, ancak din konusunda sizinle savasanları, sizi yurtlarınızdan surup cıkaranları ve surulup cıkarılmanız icin arka cıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir

    [10] Ey inananlar, inanclı (kadın)lar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Tanrı, onların inanclarını daha iyi bilendir. Sayet (gercekten) inanclı (kadın)lar olduklarını bilip ogrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri cevirmeyin. (Cunku) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri icin) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mumin kadınlara) ucretlerini (mehirlerini) verdiginiz takdirde onları nikahlamanızda size bir gucluk yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar icin) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mumin kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Tanrı´nın hukmudur; sizin aranızda hukmeder. Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [11] Ve eger eslerinizden (kafirlere kacmalarından dolayı) herhangi bir sey kafirlere gecer, boylece siz de (savasta onları yenip) ganimete kavusursanız, esleri (kacıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisine inanclı oldugunuz Tanrı´dan sakının

    [12] Ey Peygamber, inanclı (kadın)lar, Tanrı´ya hicbir seyi ortak kosmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, cocuklarını oldurmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira duzup uydurmamak (gayri mesru olan bir cocugu kocalarına dayandırmamak), maruf (iyi, guzel ve yararlı bir is) konusunda isyan etmemek uzere sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar icin Tanrı´dan magrifet iste! Suphesiz Tanrı cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [13] Ey inananlar, Tanrı´nın kendilerine karsı gazablandıgı bir kavmi veli edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri gibi ahiretten umut kesmislerdir

    Saff

    Surah 61

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Tanrı´yı tesbih etmistir. O, ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [2] Ey inananlar, yapmayacagınız seyi neden soylersiniz

    [3] Yapmayacagınız seyi soylemeniz Tanrı katında bir gazab (konusu olması) bakımından buyudu (buyuk bir suc teskil etti)

    [4] Suphesiz Tanrı, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmis bir bina gibi saf baglayarak carpısanları sever

    [5] Hani Musa kavmine demisti ki: "Ey kavmim gercekten benim sizin icin Tanrı´dan gonderilmis bir elci oldugumu bildiginiz halde, nicin bana eziyet ediyorsunuz?" Iste onlar egrilip sapınca Tanrı da onların kalplerini egriltip saptırmıs oldu. Tanrı, fasıklar kavmini hidayete erdirmez

    [6] Hani Meryem oglu Isa da: "Ey Israilogulları, gercekten ben, sizin icin Tanrı´dan gonderilmis bir elciyim; benden onceki Tevrat´ın dogrulayıcısı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elcinin de mujdeleyicisiyim. Fakat o, onlara apacık belgelerle gelince: "Bu, acıkca bir buyudur" dediler

    [7] Islama cagrıldıgı halde, Tanrı´ya karsı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Tanrı, zalim bir kavmi hidayete erdirmez

    [8] Onlar, Tanrı´nın nurunu agızlarıyla sondurmek istiyorlar. Oysa Tanrı, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hos gormese bile

    [9] Elcilerini hidayet ve hak din uzere gonderen O´dur. Oyle ki onu (islamı) butun dinlere karsı ustun kılacaktır; musrikler hos gormese bile

    [10] Ey inananlar, sizi acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi

    [11] Tanrı´ya ve O´nun Resulu´ne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Tanrı yolunda cihad edersiniz. Bu sizin icin daha hayırlıdır; eger bilirseniz

    [12] O da sizin gunahlarınızı bagıslar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki guzel konaklara yerlestirir. Iste ´buyuk mutluluk ve kurtulus´ budur

    [13] Ve seveceginiz bir baska (nimet) daha var: Tanrı´dan ´yardım ve zafer (nusret)´ ve yakın bir fetih. Inanclıları mujdele

    [14] Ey inananlar, Tanrı´nın yardımcıları olun. Meryem oglu Isa´nın havarilere: "Tanrı´ya (yonelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demislerdi ki: "Tanrı´nın yardımcıları bizleriz." Boylece Israilogullarından bir topluluk inanmıs, bir topluluk da kufretmisti. Sonunda biz inananları dusmanlarına karsı destekledik, onlar da ustun geldiler

    Cum'a

    Surah 62

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu, Melik, Kuddus, Aziz, Hakim olan Tanrı´yı tesbih eder

    [2] O, ummiler icinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti ogreten bir elci gonderendir. Oysa onlar, bundan once gercekten acıkca bir sapıklık icinde idiler

    [3] Ve henuz kendilerine ulasıp katılmamıs olan digerlerine de (peygamber gonderilmistir). O (Tanrı) ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir

    [4] Bu, Tanrı´nın diledigine verdigi fazl (lutuf ve ihsan)dır. Tanrı, buyuk fazl sahibidir

    [5] Kendilerine Tevrat yukletilip de sonra onu (icindeki derin anlamları, hikmet ve hukumleriyle geregi gibi) yuklenmemis olanların durumu, koskoca kitap yuku tasıyan esegin durumu gibidir. Tanrı´nın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kotudur. Tanrı, zalim bir kavmi hidayete erdirmez

    [6] De ki: "Ey Yahudi olanlar, eger siz, (butun) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gercekten Tanrı´nın velileri (dost ve sevgili kulları) oldugunuzu one suruyorsanız, su halde olumu temenni edin; eger dogru sozlu iseniz (bunu cekinmeden yapın)

    [7] Oysa onlar ellerinin one takdim ettikleri dolayısıyla bunu ebediyen temenni edemezler. Tanrı, zalimleri bilendir

    [8] De ki: "Elbette sizin kendisinden kactıgınız olum, suphesiz sizinle karsılasıp bulusacaktır. Sonra gaybı da, musahede edilebileni de bilen (Tanrı)ya donduruleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir

    [9] Ey inananlar, cuma gunu namaz icin cagrı yapıldıgı zaman, hemen Tanrı´yı zikretmeye kosun ve alısverisi bırakın. Eger bilirseniz, bu sizin icin daha hayırlıdır

    [10] Artık namazı kılınca, yeryuzunde dagılın. Tanrı´nın fazlını isteyip arayın ve Tanrı´yı cokca zikredin; umulur ki felaha (kurtulusa ve umduklarınıza) kavusmus olursunuz

    [11] Oysa onlar (kendilerini tumuyle Tanrı´ya ve Islama teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eglence gordukleri zaman, (hemen) ona sokun ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Tanrı´nın katında bulunan, eglenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Tanrı, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    Münâfikûn

    Surah 63

    [1] Munafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gercekten sehadet ederiz ki, sen kesin olarak Tanrı´nın elcisisin" dediler. Tanrı da bilir ki sen elbette O´nun elcisisin. Tanrı, suphesiz munafıkların yalan soylediklerine sahidlik eder

    [2] Onlar, yeminlerini bir siper edinip Tanrı´nın yolundan alıkoydular. Dogrusu ne kotu sey yapıyorlar

    [3] Bu, onların inanmaları, sonra kufretmeleri dolayısıyla boyledir. Boylece kalplerinin uzerini muhurlemistir, artık onlar kavrayamazlar (la yefkahun)

    [4] Sen onları gordugun zaman cusseli yapıları begenini kazanmaktadır. Konustukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sutun gibi) dayandırılmıs ahsap kutuk gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) her cagrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar dusmandırlar, bu yuzden onlardan kacınıp sakının. Tanrı onları kahretsin; nasıl da cevriliyorlar

    [5] Onlara: "Gelin Tanrı´nın Resulu sizin icin magfiret (bagıslanma) dilesin" denildigi zaman baslarını yana cevirdiler. Sen, onların buyukluk taslamıslar olarak yuz cevirmekte olduklarını gorursun

    [6] Senin onlar adına magfiret dilemen ile magfiret dilememen onlar icin birdir. Tanrı, onlara kesin olarak magfiret etmeyecektir. Suphesiz Tanrı fasıklar kavmine hidayet vermez

    [7] Onlar ki: "Tanrı´nın Resulu yanında bulunanlara hicbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dagılıp gitsinler" derler. Oysa goklerin ve yerin hazineleri Tanrı´nındır. Ancak munafıklar kavramazlar (la yefkahun)

    [8] Derler ki: "Andolsun, Medine´ye bir donecek olursak, gucu ve onuru cok olan, duskun ve zayıf olanı elbette oradan surup cıkaracaktır. Oysa izzet (guc, onur ve ustunluk) Tanrı´nın, O´nun Resulu´nun ve inanclılarındır. Ancak munafıklar bilmiyorlar

    [9] Ey inananlar, ne mallarınız, ne cocuklarınız sizi Tanrı´yı zikretmekten ´tutkuya kaptırarak alıkoymasın´; kim boyle yaparsa, artık onlar husrana ugrayanların ta kendileridir

    [10] Sizden birinize olum gelip de: "Rabbim, beni yakın bir ecele kadar geciktirsen, ben de boylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden once size rızık olarak verdiklerimizden infak edin

    [11] Oysa Tanrı, kendi eceli gelmis bulunan hicbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Tanrı, yaptıklarınızdan haberdardır

    Teğâbün

    Surah 64

    [1] Goklerde ve yerde olanların tumu Tanrı´yı tesbih eder. Mulk O´nundur, hamd (ovgu) de O´nundur. O, her seye guc yetirendir

    [2] Sizi yaratan O´dur; buna ragmen sizden kiminiz kafirdir, kiminiz inanclı. Tanrı yaptıklarınızı gorendir

    [3] Gokleri ve yeri hak olmak uzere yarattı ve size duzenli bir bicim (suret) verdi; suretlerinizi de guzel yaptı. Donus O´nadır

    [4] Goklerde ve yerde olanların tumunu bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, acıga vurduklarınızı da bilir. Tanrı, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [5] Bundan once kufredenlerin haberi size gelmedi mi? Iste onlar, buyruklarının / buyrultularının vebalini tattılar. Onlara acı bir azab vardır

    [6] Bu, kendilerine apacık belgelerle elciler geldigi halde "Bizi bir beser mi hidayete ulastıracak?" demeleri ve bu yuzden kufredip yuz cevirmeleri nedeniyledir. Tanrı da (onlara karsı) mustagni oldugunu gosterdi. Tanrı ganidir, hamiddir

    [7] Kufredenler kesin olarak diriltilmeyeceklerini one surduler. De ki: "Hayır, rabbim adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Tanrı´ya gore oldukca kolaydır

    [8] Su halde Tanrı´ya, O´nun Resulu´ne ve indirdigimiz nur (Kuran)a inanın. Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır

    [9] Sizi toplanma gunu icin bir arada toplayacagı gun; iste bu aldanma (tegabun) gunudur. Kim Tanrı´ya inanıp salih bir amelde bulunursa (Tanrı) onun kotuluklerini orter (yukeffir) ve icinde ebedi kalıcılar olmak uzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Iste buyuk ´mutluluk ve kurtulus´ (fevz) budur

    [10] Kufredip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar da icinde surekli kalıcılar olmak uzere atesin halkıdırlar. Iste kotu bir donus yeridir o

    [11] Tanrı´nın izni olmaksızın hicbir musibet (hic kimseye) isabet etmez. Kim Tanrı´ya inanırsa, onun kalbini hidayete yoneltir. Tanrı her seyi bilendir

    [12] Tanrı´ya itaat edin ve Resule de itaat edin. Sayet yuz cevirecek olursanız artık elcimiz uzerine dusen (yalnızca) apacık bir teblig (gercegi en yalın bicimde size iletme)dir

    [13] Tanrı; O´ndan baska tanrı yoktur. Oyleyse inanclılar (yalnızca) Tanrı´ya tevekkul etsinler

    [14] Ey inananlar! Gercek su ki, sizin eslerinizden ve cocuklarınızdan bir kısmı sizler icin (birer) dusmandırlar. Su halde onlardan sakının. Yine de affeder, hos gorur (kusurlarını yuzlerine vurmaz) ve bagıslarsanız, artık elbette Tanrı bagıslayandır, esirgeyendir

    [15] Mallarınız ve cocuklarınız sizin icin ancak bir fitne (bir deneme)dir. Tanrı ise, buyuk ecir (en guzel karsılık) O´nun katında olandır

    [16] Oyleyse guc yetirebildiginiz kadar Tanrı´dan korkup sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en buyuk yarar) olmak uzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; iste onlar, felah (kurtulus) bulanlardır

    [17] Eger Tanrı´ya guzel bir borc verecek olursanız, onu sizin icin kat kat arttırır ve sizi bagıslar. Tanrı Sekur´dur (sukru kabul edip cok ihsan eden), Halimdir (cezayı vermekte acele etmeyendir)

    [18] Gaybı da, musahede edilebileni de bilen, Aziz (ustun ve guclu), Hakim (hukum ve hikmet sahibi)dir

    Talâk

    Surah 65

    [1] Ey Peygamber! Kadınları bosadıgınız zaman, iddetleri suresinde (temizlendiklerinde) bosayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Tanrı´dan korkun. Onları evlerinden cıkarmayın, onlar da cıkmasınlar ancak acık ´cirkin bir hayasızlık´ gostermeleri durumu baska. Bunlar Tanrı´nın sınırlarıdır. Kim Tanrı´nın sınırlarını cignerse, gercekte o, kendi nefsine zulmetmis olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Tanrı, bunun arkasından bir buyruk olusturur/cıkarır

    [2] Sonra (uc iddet bekleme) surelerine (ecel) ulastıkları zaman, artık onları maruf (bilinen guzel bir tarz) uzere tutun, ya da maruf uzere onlardan ayrılın. Icinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid tutun. Sahidligi Tanrı icin dosdogru yerine getirin. Iste bununla Tanrı´ya ve ahiret gunune inananlara ogut verilir. Kim Tanrı´dan korkup sakınırsa, (Tanrı) ona bir cıkıs yolu gosterir

    [3] Ve onu hesaba katmadıgı bir yonden rızıklandırır. Kim de Tanrı´ya tevekkul ederse, O ona yeter. Elbette Tanrı kendi buyrugunu yerine getirip gerceklestirendir. Tanrı her sey icin bir olcu kılmıstır

    [4] Kadınlarınızdan artık adetten kesilmis olanlarla henuz adet gormemis bulunanların iddet (bekleme sure)leri, -eger supheye dusecek olursanız (bilin ki)- uc aydır. Hamile kadınların bekleme suresi (ecel) ise, yuklerini bırakmaları (ile biter). Kim Tanrı´dan korkup sakınırsa (Tanrı) ona buyrugunda bir kolaylık gosterir

    [5] Bu, Tanrı´nın size indirdigi buyruktur. Kim Tanrı´dan korkup sakınırsa, Tanrı kotuluklerini orter (yukeffir) ve onun ecrini buyutur

    [6] (Bosadıgınız) Kadınları, gucunuz oranında oturmakta oldugunuz yerin bir yanında oturtun, onlara ´darlık ve sıkıntıya dusurmek amacıyla´ zarar vermeyin. Eger onlar hamile iseler, yuklerini bırakıncaya (dogumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Sayet sizler icin (cocugu) emzirirlerse, onlara ucretlerini odeyin. (Durum ve iliskilerinizi) Kendi aranızda maruf (guzellikle ve islama uygun bir tarz) uzere gorusup konusun. Eger gucluk icine girerseniz bu durumda (cocugu) onun (babası) icin bir baskası emzirebilir

    [7] Genis imkanları olan, nafakayı genis imkanlarına gore versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Tanrı´nın kendisine verdigi kadarıyla versin. Tanrı, hicbir nefse ona verdiginden baskasıyla yukumluluk koymaz. Tanrı, bir guclugun ardından bir kolaylıgı kılıp verecektir

    [8] Ulkelerden niceleri vardır ki, rablerinin ve O´nun elcilerinin buyruguna karsı gelip azmıslar, boylece biz de onları cetin bir hesaba cekmisiz ve onları benzeri gorulmedik (nukra) bir azabla azablandırmısız

    [9] Artık o (ulkelerin halkı), buyrugunun karsılıgını tattı ve buyrugunun sonucu bir husran oldu

    [10] Tanrı onlar icin siddetli bir azab hazırlamıstır; oyleyse ey inanan temiz akıl sahipleri, Tanrı´dan korkun. Dogrusu Tanrı, size bir zikir indirmistir

    [11] Inanıp salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura cıkarması icin Tanrı´nın apacık ayetlerini size okuyan bir elci de (gonderdik). Kim inanıp salih bir amelde bulunursa, (Tanrı) onu icinde ebedi kalıcılar olmak uzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Tanrı, gercekten ona ne guzel bir rızık vermistir

    [12] Tanrı, yedi gogu ve yerden de onların benzerini yarattı. Buyruk bunların arasında durmadan iner; sizin gercekten Tanrı´nın her seye guc yetirdigini ve gercekten Tanrı´nın ilmiyle her seyi kusattıgını bilmeniz, ogrenmeniz icin

    Tahrîm

    Surah 66

    [1] Ey Peygamber, eslerinin hosnutlugunu isteyerek, Tanrı´nın sana helal kıldıklarını nicin haram kılıyorsun? Tanrı, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    [2] Tanrı, yeminlerinizin (keffaretle) cozulmesini size farz (veya mesru) kıldı. Tanrı, sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [3] Hani Peygamber, eslerinden bazılarına gizli bir soz soylemisti. Derken o (eslerinden biri), bunu haber verip Tanrı da ona bunu acıga vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını acıklamıs bir kısmını (soylemekten) vazgecmisti. Sonunda haberi verince (esi) demisti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herseyden) haberdar olan (Tanrı) haber verdi" demisti

    [4] Eger sizler (Peygamberin iki esi) Tanrı´ya tevbe ederseniz (ne guzel); cunku kalpleriniz egrilik gosterdi. Yok eger ona karsı birbirinize destekci olmaya kalkısırsanız, artık Tanrı onun mevlasıdır; Cibril ve inanclıların salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekcisidirler

    [5] Belki onun rabbi, -eger o sizi bosayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı musluman, inanclı, gonulden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruc tutan, dul ve bakire esler verir

    [6] Ey inananlar, kendinizi ve ehlinizi (yakınlarınızı) atesten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taslardır; uzerinde oldukca sert, guclu melekler vardır. Tanrı kendilerine neyi buyurmussa ona isyan etmezler ve buyrulduklarını yerine getirirler

    [7] Ey kufredenler, bugun ozur beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

    [8] Ey inananlar, Tanrı´ya kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Tanrı sizin kotuluklerinizi orter (yukeffire) ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gun Tanrı, Peygamberi ve onunla birlikte inananları kucuk dusurmeyecektir. Nurları, onlerinde ve sag yanlarında kosar parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bagısla. Suphesiz sen her seye guc yetirensin

    [9] Ey Peygamber, kafirlere ve munafıklara karsı cihad et ve onlara karsı ´sert ve caydırıcı´ davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kotu bir donus yeridir o

    [10] Tanrı, kufredenlere Nuh´un esini ve Lut´un esini ornek verdi. Ikisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Tanrı´dan gelen hicbir seyle yarar saglamadılar. Ikisine de: "Atese diger girenlerle birlikte girin!" denildi

    [11] Tanrı, inananlara da Firavun´un karısını ornek verdi. Hani demisti ki: "Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun´dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler toplulugundan da kurtar

    [12] Imran´ın kızı Meryem´i de. Ki o kendi ırzını korumustu. Boylece biz ona ruhumuzdan ufledik. O da rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (rabbine) gonulden baglı olanlardandı

    Mülk

    Surah 67

    [1] Mulk elinde bulunan (Tanrı) ne yucedir. O, her seye guc yetirendir

    [2] O, amel bakımından hanginizin daha iyi (ve guzel) olacagını denemek icin olumu ve hayatı yarattı. O, ustun ve guclu olandır, cok bagıslayandır

    [3] O, biri digeriyle ´tam bir uyum´ (mutabakat) icinde yedi gok yaratmıs olandır. Rahmanın yaratmasında hicbir ´celiski ve uygunsuzluk´ (tefavut) goremezsin. Iste gozu(nu) cevirip gezdir; herhangi bir catlaklık (futur) goruyor musun

    [4] Sonra gozunu iki kere daha cevirip gezdir (yenkalib); o goz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmis bir halde bitkin olarak sana donecektir

    [5] Andolsun, biz en yakın olan gogu (dunya gogunu) kandillerle susleyip donattık ve bunları, seytanlar icin taslama birimleri (rucum) kıldık. Onlar icin cılgınca yanan atesin azabını hazırladık

    [6] Rablerine kufredenler icin cehennem azabı vardır. Ne kotu donus yeridir o

    [7] Icine atıldıkları zaman, kaynayıp feveran ederken onun korkunc homurtusunu isitirler

    [8] Ofkesinin siddetinden neredeyse patlayıp parcalanacak. Her bir grup icine atıldıgında, bekcileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi

    [9] Onlar: "Evet" derler. "Bize gercekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: "Tanrı hicbir sey indirmedi, siz yalnızca buyuk bir sapmıslık icindesiniz, dedik

    [10] Ve derler ki: "Eger dinlemis olsaydık ya da akletseydik, su cılgınca yanan atesin halkı arasında olmayacaktık

    [11] Boylece kendi gunahlarını itiraf ettiler. Cılgınca yanan atesin halkına (Tanrı´nın rahmetinden) uzaklık olsun

    [12] Gercek su ki, rablerinden gayb ile (O´nu gormedikleri halde) icleri titreyerek korkanlara gelince; onlar icin bir magfiret (bagıslanma) ve buyuk bir ecir vardır

    [13] Sozunuzu ister gizleyin, ister acıga vurun. Suphesiz O, sinelerin ozunde saklı duranı bilendir

    [14] O, yarattıgını bilmez mi? O, Latiftir, Habirdir

    [15] Sizin icin, yeryuzune boyun egdiren O´dur. Su halde onun omuzlarında yuruyun ve O´nun rızkından yiyin. Sonunda gidis O´nadır

    [16] Gokte olanın sizi yere gecirmeyeceginden guvencede (emin) misiniz? Bir bakmıssınız ki, o (yeryuzu) sallanıp calkalanmaktadır

    [17] Yoksa gokte olanın uzerinize ´tas yagdıran (fırtınalı) bir ruzgar´ gondermeyeceginden guvencede (emin) misiniz? Siz o takdirde benim uyarmam nasılmıs bilip ogreneceksiniz

    [18] Andolsun, kendilerinden oncekiler de yalanladı. Fakat benim inkarım nasılmıs

    [19] Onlar, ustlerinde dizi dizi kanat acıp kapayarak ucan kusları gormuyorlar mı? Onları Rahmandan baskası (boslukta) tutmuyor. Suphesiz O, her seyi hakkıyla gorendir

    [20] Rahmana karsı size yardım edecek olan kimmis? Su sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanıs) icindedirler

    [21] Eger O rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmis? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret icinde inatla direniyorlar

    [22] Su halde yuzukoyun surunerek yuruyen mi daha cok hidayete erer, yoksa dosdogru yol uzerinde dumduz yurumekte olan mı

    [23] De ki: "Sizi insa eden (yaratan), size kulak, gozler ve yurekler (efideh) veren O´dur. Ne az sukrediyorsunuz

    [24] De ki: "Sizi yeryuzunde uretip tureten O´dur. Siz O´na toplanıp goturuleceksiniz

    [25] Derler ki: "Eger dogru soyluyorsanız, su tehdit (ettiginiz azab) ne zamanmıs

    [26] De ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Tanrı´nın katındadır. Ben ancak apacık bir uyarıcıyım

    [27] Nihayet onu pek yakında gorduklerinde, o kufredenlerin yuzleri kotulesip karardı. Ve: "Iste bu, sizin (gerceklesmeyecek diye) one surup durdugunuz seydir" denildi

    [28] De ki: "Haber verir misiniz; eger Tanrı, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma ugratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azabtan kurtaracak olan kimdir

    [29] De ki: "O (Tanrı) Rahman olandır; biz O´na inandık ve O´na tevekkul ettik. Artık siz kimin acık bir sapmıslık icinde oldugunu pek yakında bileceksiniz

    [30] De ki: "Haber verin; eger suyunuz yerin dibine gocuverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynagı getirebilir

    Kalem

    Surah 68

    [1] Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun

    [2] Sen, rabbinin nimetiyle bir mecnun degilsin

    [3] Gercekten senin icin kesintisi olmayan bir ecir vardır

    [4] Ve kuskusuz sen, pek buyuk bir ahlak uzerindesin

    [5] Artık yakında goreceksin ve onlar da gorecekler

    [6] Sizden, hanginizin ´fitneye tutulup cıldırdıgını´

    [7] Elbette senin rabbin, kimin kendi yolundan sasırıp saptıgını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdigini de daha iyi bilendir

    [8] Su halde yalanlayanlara itaat etme

    [9] Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlasmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp uzlasacaklardı

    [10] Sunların hicbirine itaat etme: Yemin edip duran, asagılık

    [11] Alabildigine ayıplayıp kotuleyen, soz getirip goturen (gizlilik icinde soz ve haber tasıyan)

    [12] Hayrı engelleyip surduren, saldırgan, alabildigince gunahkar

    [13] Zorba, saygısız, sonra da kulagı kesik

    [14] Mal (servet) ve cocuklar sahibi oldu diye

    [15] Kendisine ayetlerimiz okundugu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen

    [16] Yakında biz onun hortumu (burnu) uzerine damga vuracagız

    [17] Gercek su ki, biz o bahce sahiplerine bela verdigimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahceyi) mutlaka devsireceklerine dair and icmislerdi

    [18] (Bu konuda) Hicbir istisna yapmıyorlardı

    [19] Fakat onlar, uyuyorlarken, rabbin tarafından dolasıp gelen bir bela onun ustunu sarıp kusatıverdi

    [20] Sonunda (bahce) kokunden kuruyup kapkara kesildi

    [21] Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler

    [22] Eger urununuzu devsirecekseniz erkence kalkıp cıkın

    [23] Derken, aralarında fısıldasarak cıkıp gittiler

    [24] Bugun sakın oraya hicbir yoksul girip de karsınıza cıkmasın

    [25] (Yoksulları) Engellemeye gucleri yetebilirmis gibi erkenden gittiler

    [26] Ama onu gorunce: "Muhakkak biz (gidecegimiz yeri) sasırmısız" dediler

    [27] Hayır, biz (her seyden ve butun servetimizden) yoksun bırakıldık

    [28] (Iclerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememis miydim? (Tanrı´yı) Tesbih edip yuceltmeniz gerekmez miydi

    [29] Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih eder, yuceltiriz; gercekten bizler zalim imisiz

    [30] Simdi birbirlerine karsı kendilerini kınamaya basladılar

    [31] Yazıklar bize, gercekten bizler azgınmısız" dediler

    [32] Belki rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; suphesiz biz, yalnızca rabbimize ragbet eden kimseleriz

    [33] Iste azab boyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak cok daha buyuktur; bir bilseler

    [34] Dogrusu, muttaki olanlar icin rableri katında nimetlerle donatılmıs cennetler vardır

    [35] Oyleyse, muslumanları suclu gunahkar olanlar gibi (esit) kılar mıyız

    [36] Size ne oluyor? Nasıl hukum veriyorsunuz

    [37] Yoksa (elinizde) ders okumakta oldugunuz bir kitap mı var

    [38] Icinde, neyi secip begenirseniz, mutlaka sizin olacak diye

    [39] Yoksa sizin icin uzerimizde kıyamete kadar surup gidecek bir yemin mi var ki siz ne hukum verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye

    [40] Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculugunu yapacak

    [41] Yoksa onların ortakları mı var? Su halde eger dogru sozlu kimselerse, ortaklarını getirsinler

    [42] Ayagın ustunden (ortunun) acılacagı ve onların secdeye cagrılacakları gun, artık guc yetiremezler

    [43] Gozleri ´korkudan ve dehsetten dusuk´, kendilerini de zillet sarıp kusatmıs. Oysa onlar, (daha once) sapasaglam iken secdeye davet edilirlerdi

    [44] Artık bu sozu yalan sayanı sen bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yonden derece derece (azaba) yaklastıracagız

    [45] Ben, onlara sure tanıyorum. Elbette benim duzenim (cezalandırmam) sapasaglamdır

    [46] Sen, onlardan bir ucret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borctan dolayı agır bir yuk altında kalmıslar

    [47] Yoksa gayb (gorunmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar

    [48] Simdi sen, rabbinin hukmune sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, ici kahır dolu olarak (rabbine) cagrıda bulunmustu

    [49] Eger rabbinden bir nimet ona ulasmasaydı, mutlaka yerilmis ve cıplak bir durumda (karaya) atılmıs olacaktı

    [50] Fakat rabbi onu secti ve onu salih olanlardan kıldı

    [51] O kufredenler zikri (Kuran´ı) isittikleri zaman, seni neredeyse gozleriyle devireceklerdi. "O, gercekten bir delidir" diyorlar

    [52] Oysa o (Kuran), alemlere bir zikr (ogut, hatırlatma, hukum ve ustun bir seref)den baska bir sey degildir

    Hâkka

    Surah 69

    [1] ´Elbette gerceklesecek olan´ (kıyamet)

    [2] Nedir o ´muhakkak gerceklesecek olan?´

    [3] O gerceklesecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir

    [4] Semud ve Ad (toplumları), karia´yı yalan saydılar

    [5] Bu nedenle Semud (halkı), korkunc bir sesle helak edildi

    [6] Ad (halkın)a gelince; onlar da, ugultu yuklu, azgın bir kasırga ile helak edildiler

    [7] (Tanrı) Onu, yedi gece ve sekiz gun, aralık vermeksizin uzerlerine musallat etti. Oyle ki, o kavmin, orada sanki ici kof hurma kutukleriymis gibi carpılıp yere yıkıldıgını gorursun

    [8] Simdi onlardan hic arta kalan (bir sey) goruyor musun

    [9] Firavun (kavmi), ondan oncekiler ve yerle bir olan sehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler

    [10] Boylece rablerinin elcisine isyan ettiler. Bu yuzden onları, siddeti gittikce artan bir yakalayısla yakaladı

    [11] Gercek su ki, su tastıgı zaman, o gemide biz sizi tasıdık

    [12] Oyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve ogut) kılalım. ´Gercegi belleyip kavrayabilen´ kullar da onu ´belleyip kavrasın´

    [13] Artık Sur´a tek bir ufururulusle ufurulecegi

    [14] Yeryuzu ve daglar yerlerinden oynatılıp kaldırılacagı, ardından tek bir carpma ile birbirlerine carpılıp parca parca olacagı zaman

    [15] Iste o gun, vakıa (bir gercek olan kıyamet) artık vukubulmus (gerceklesmis)tir

    [16] Gok yarılıp catlamıstır; artık o gun ´sarkmıs/za´fa ugramıstır´

    [17] Melek(ler) ise, onun cevresi uzerindedir. O gun rabbinin arsını onların da ustunde sekiz (melek) tasır

    [18] Siz o gun arzolunursunuz; sizden yana hicbir gizli (sey) gizli kalmaz

    [19] Artık kitabı sag eline verilen kisi der ki: "Alın, kitabımı okuyun

    [20] Cunku ben, gercekten hesabıma kavusacagımı sanmıs (anlamıs)tım

    [21] Artık o, hosnut bir yasama icindedir

    [22] Yuksek bir cennette

    [23] Devsirilecek (meyve ve essiz urun)leri pek yakındır

    [24] Geride kalan gunlerde, ´pesin olarak sunduklarınıza karsılık olmak uzere´ afiyetle yiyin ve icin

    [25] Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keske kitabım verilmeseydi

    [26] Hesabımı hic bilmeseydim

    [27] Keske o (olum her seyi) kesip bitirseydi

    [28] Malım bana hicbir yarar saglayamadı

    [29] Guc ve kudretim yok olup gitti

    [30] (Tanrı buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen baglayın

    [31] Sonra cılgın alevlerin icine atın

    [32] Daha sonra onu, uzunlugu yetmis arsın olan bir zincire vurup gonderin

    [33] Cunku o, buyuk olan Tanrı´ya inanmıyordu

    [34] Yoksula yemek vermeye destekci olmazdı

    [35] Bundan dolayı bugun kendisine hicbir sıcak dost yoktur

    [36] Irin ve kan karısımından baska bir yemek yoktur

    [37] Bunu da, hata edenlerden baskası yemez

    [38] Hayır; gorduklerinize yemin ederim

    [39] Gormediklerinize de

    [40] Hic suphesiz o (Kuran) Serefli bir elcinin kesin sozudur

    [41] O, bir sairin sozu degildir. Ne kadar az inanıyorsunuz

    [42] Bir kahinin de sozu degildir. Ne az ogut alıp dusunuyorsunuz

    [43] Alemlerin rabbinden bir indirilmedir

    [44] Eger o bize karsı bazı sozleri uydurup soylemis olsaydı

    [45] Muhakkak onun sag elini (butun guc ve kudretini) cekip alıverirdik

    [46] Sonra onun can damarını elbette keserdik

    [47] O zaman, sizden hic kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklastıramazdı

    [48] Cunku o (Kuran, Tanrı´dan sakınan) muttakiler icin bir oguttur

    [49] Elbette biz, icinizde yalanlayanların bulundugunu biliyoruz

    [50] Gercekten o (Kuran), kafirler icin bir hasrettir

    [51] Ve suphesiz o, kesin bir gercektir (hakku´l yakin)

    [52] Oyleyse, buyuk rabbini ismiyle tesbih et

    Me'âric

    Surah 70

    [1] Istekte bulunan biri, (muhakkak) gerceklesecek olan bir azabı istedi

    [2] Kafirler icin olan bu (azabı) geri cevirecek yoktur

    [3] (Bu azab) Yuce makamlar sahibi olan Tanrı´dandır

    [4] Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, suresi elli bin yıl olan bir gunde cıkabilmektedir

    [5] Su halde, guzel bir sabır (gostererek) sabret

    [6] Cunku, gercekten onlar, bunu uzak goruyorlar

    [7] Biz ise, onu pek yakın goruyoruz

    [8] Gokyuzunun erimis maden gibi olacagı gun

    [9] Daglar da (etrafa ucusmus) rengarenk yun gibi olacak

    [10] (Boyle bir gunde) Hicbir yakın dost bir yakın dostu sormaz

    [11] Onlar birbirlerine gosterilirler. Bir suclu gunahkar, o gunun azabına karsılık olmak uzere, ogullarını fidye olarak vermek ister

    [12] Kendi esini ve kardesini

    [13] Ve onu barındıran asiretini de

    [14] Yeryuzunde bulunanların tumunu (verse de); sonra bir kurtulsa

    [15] Hayır; (hicbiri kabul edilmez). Dogrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan atestir

    [16] Basın derisini kavurup soyar

    [17] Yuz cevirip arkasını doneni cagırır durur

    [18] (Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (ustuste) yıgmakta olanı

    [19] Gercekten, insan, ´bencil ve haris´ olarak yaratıldı

    [20] Kendisine bir ser (kotuluk) dokundugu zaman feryadı basar

    [21] Ona bir hayır dokundugunda engelleyici olur (veya cimrilik eder)

    [22] Ancak namaz kılanlar haric

    [23] Ki onlar, namazlarında sureklidirler

    [24] Ve onların mallarında belirli bir hak vardır

    [25] Yoksul ve yoksun olan(lar) icin

    [26] Onlar, din gununu tasdik etmektedirler

    [27] Rablerinin azabına karsı (daimi) bir korku duymaktadırlar

    [28] Suphesiz rablerinin azabından guvencede (emin) olunamaz

    [29] Ve onlar, ırzlarını (ferc) korurlar

    [30] Ancak kendi esleri ya da sag ellerinin malik oldugu baska; cunku onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar

    [31] Fakat bunun otesini arayanlar, artık onlar sınırı cigneyenlerdir

    [32] (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir

    [33] Sahidliklerinde dosdogru davrananlardır

    [34] Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır

    [35] Iste onlar cennetler icinde agırlananlardır

    [36] Simdi kufredenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp kosuyorlar

    [37] Sag yandan ve sol yandan bolukler halinde

    [38] Onlardan her biri, nimetlerle donatılmıs cennete girecegini mi umuyor (tamah ediyor)

    [39] Hayır; dogrusu biz onları bildikleri seyden yarattık

    [40] Artık, doguların ve batıların rabbine yemin ederim; biz gercekten guc yetireniz

    [41] Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarını getirip degistirmeye. Ustelik bizim onumuze gecilemez

    [42] Su halde sen kendilerine vadedilen (azab) gunlerine kavusuncaya kadar onları bırak; dalıp oynasınlar, oyalansınlar

    [43] Kabirlerinden kosarcasına cıkarılacakları gun, sanki onlar dikili bir seye yonelmis gibidirler

    [44] Gozleri ´korkudan ve dehsetten dusuk´, yuzlerini de bir zillet kaplamıs; iste bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) gunudur

    Nûh

    Surah 71

    [1] Suphesiz biz Nuh´u; "Kavmini onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gonderdik

    [2] O da dedi ki: "Ey Kavmim, gercek su ki, ben size (gonderilmis) apacık bir uyarıcıyım

    [3] Tanrı´ya kulluk edin, O´ndan korkun ve bana itaat edin

    [4] Ki gunahlarınızı bagıslasın ve sizi adı konulmus bir ecele kadar ertelesin. Elbette Tanrı´nın eceli geldigi zaman, o ertelenmez. Bir bilmis olsaydınız

    [5] Dedi ki: "Rabbim, gercekten kavmimi gece ve gunduz davet edip durdum

    [6] Fakat davet etmem, bir kacıstan baskasını arttırmadı

    [7] Dogrusu ben, onları bagıslaman icin her davet edisimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, ortulerini baslarına cektiler ve buyukluk tasladıkca buyukluk gosterip direttiler

    [8] Sonra onları acıktan acıga davet ettim

    [9] Daha sonra (davamı) onlara acıkca ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanasmak istedim

    [10] Bundan boyle" dedim. "Rabbinizden magfiret isteyin; cunku gercekten O cok bagıslayandır

    [11] (Oyle yapın ki,) Uzerinize gokten saganak (bol miktarda yagmur) yagdırsın

    [12] Size mallar ve cocuklarla yardımda bulunsun. Size (urun yuklu) baglar, bahceler versin, ırmaklar da versin

    [13] Size ne oluyor ki, Tanrı´dan bir vakarı ummuyorsunuz

    [14] Oysa O, sizi gercekten tavır tavır yaratmıstır

    [15] Gormuyor musunuz; Tanrı, yedi gogu birbirleriyle bir uyum (mutabakat) icinde yaratmıstır

    [16] Ve ayı bunlar icinde bir nur kılmıs, gunesi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıstır

    [17] Tanrı, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi

    [18] Sonra sizi yine oraya geri cevirecek ve sizi (diriltici) bir cıkarısla diriltip cıkaracaktır

    [19] Tanrı, yeri sizin icin bir yaygı kıldı

    [20] Oyle ki, onun icinde genis yollarında gezip dolasırsınız diye

    [21] Nuh: "Rabbim, gercekten onlar bana isyan ettiler; mal ve cocukları kendisine ziyandan baska bir seyi arttırmayan kimselere uydular

    [22] Ve buyuk buyuk hileli duzenler kurdular

    [23] Ve dediler ki: "Kendi tanrılarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Veddi, ne Suvayı, ne Yegusu, ne Yeuku ve ne de Nesri

    [24] Boylece onlar, cogu kimseyi sasırtıp saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan baskasını arttırma

    [25] Bunlar, hataları dolayısıyla suda boguldular, sonra atese sokuldular. O zaman da Tanrı´nın dısında hicbir yardımcı bulamadılar

    [26] Nuh: "Rabbim, yeryuzunde kafirlerden yurt edinen hic kimseyi bırakma!" dedi

    [27] Cunku sen onları bırakacak olursan, senin kullarını sasırtıp saptırırlar ve onlar facir kafirlerden baskasını dogurmazlar

    [28] Rabbim, beni, annemi, babamı, inanclı olarak evime gireni, inanclı (erkek)leri ve inanclı (kadın)ları bagısla. Zalimlere yıkımdan baskasını arttırma

    Cinn

    Surah 72

    [1] De ki: "Bana gercekten su vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de soyle demisler: "Dogrusu biz, (buyuk) hayranlık uyandıran bir Kuran dinledik

    [2] O (Kuran), ´gercege ve dogruya´ yoneltip iletiyor. Bu yuzden ona inandık. Bundan boyle rabbimize hic kimseyi ortak kosmayacagız

    [3] Elbette, rabbimizin sanı yucedir. O, ne bir es edinmistir, ne de bir cocuk

    [4] Dogrusu su: bizim beyinsizlerimiz, Tanrı´ya karsı ´bir suru sacma seyler´ soylemisler

    [5] Oysa biz, insanların ve cinlerin Tanrı´ya karsı asla yalan soylemeyeceklerini sanmıstık

    [6] Bir de su gercek var: Insanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sıgınırlardı. Oyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı

    [7] Ve onlar, sizin de sandıgınız gibi Tanrı´nın hic kimseyi kesin olarak diriltmeyecegini sanmıslardı

    [8] Dogrusu biz gogu yokladık; fakat onu guclu koruyucular ve sihablarla kaplı (doldurulmus) bulduk

    [9] Oysa gercekte biz, dinlemek icin onun oturma yerlerinde otururduk. Ama simdi kim dinleyecek olsa, hemen kendisini izleyen bir sihab bulur

    [10] Dogrusu bilmiyoruz; yeryuzunde olanlara bir kotuluk mu istendi, yoksa rableri kendileri icin (dogruya iletici) bir hayır mı diledi

    [11] Gercek su ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dısında (ya da asagısında) olanlar da. Biz turlu turlu yolların fırkaları olmusuz

    [12] Biz suphesiz, Tanrı´yı yeryuzunde asla aciz bırakamayacagımızı, kacmak suretiyle de O´nu hicbir sekilde aciz bırakamayacagımızı anladık

    [13] Elbette biz, o yol gosterici (Kuran´ı) isitince, ona inandık. Artık kim rabbine inanırsa, o ne (ecrinin) eksileceginden korkar ve ne de haksızlıga ugrayacagından

    [14] Ve elbette bizden musluman olanlar da var, zulmedenler de. Iste (Tanrı´ya) teslim olanlar, artık onlar ´gercegi ve dogruyu´ arastırıp bulanlardır

    [15] Zulmedenler ise, onlar da cehennem icin odun olmuslardır

    [16] Eger onlar (insanlar ve cinler) yol uzerinde ´dosdogru bir istikamet tuttursalardı´, mutlaka biz onlara bol miktarda su icirir (tukenmez bir rızık ve nimet verir)dik

    [17] Ki, kendilerini bununla denemek icin. Kim rabbinin zikrinden yuz cevirirse, (Tanrı), onu ´gittikce siddeti artan´ bir azaba surukler

    [18] Suphesiz mescidler (yalnızca) Tanrı´ya aittir. Oyleyse, Tanrı ile beraber baska hicbir seye (ve kimseye) kulluk etmeyin

    [19] Su bir gercek ki, Tanrı´nın kulu (olan Muhammed), O´na dua icin kalktıgında, onlar (musrikler) neredeyse cevresinde keceleseceklerdi

    [20] De ki: "Ben gercekten, yalnızca rabbime dua ediyorum ve O´na hic kimseyi (ve hicbir seyi) ortak kosmuyorum

    [21] De ki: "Dogrusu ben, sizin icin ne bir zarar, ne de bir yarar (irsad) saglayabilirim

    [22] De ki: "Muhakkak beni Tanrı´dan (gelebilecek bir azaba karsı) hic kimse asla kurtaramaz ve O´nun dısında asla bir sıgınak da bulamam

    [23] (Benim gorevim ) yalnızca Tanrı´dan olanı ve O´nun gonderdiklerini teblig etmektir. Kim Tanrı´ya ve O´nun elcisine isyan ederse icinde ebedi kalıcılar olmak uzere onun icin cehennem atesi vardır

    [24] Sonunda onlar, kendilerine vadedileni gordukleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmıs ve sayı bakımından kim daha azmıs artık ogrenmis olacaklardır

    [25] De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa rabbim onun icin (uzun) bir muddet mi koymustur

    [26] O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye acık tutmaz (ona muttali kılmaz)

    [27] Ancak elcileri (peygamberleri) icinde razı oldugu (sectikleri kimseler) baska. Cunku O, bunun onune ve arkasına izleyici (gozetleyici)ler dizer

    [28] Oyle ki onların, rablerinden gelen risaleti (insanlara gonderilenleri) teblig ettiklerini bilsin. (Tanrı,) onların nezdinde olanları sarıp kusatmıs ve her seyi sayı olarak da sayıp tesbit etmistir

    Müzzemmil

    Surah 73

    [1] Ey ortusune burunen

    [2] Az bir kısmı haric olmak uzere, geceleyin kalk

    [3] (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt

    [4] Veya uzerine ilave et. Ve Kuran´ı belli bir duzen icinde (tertil uzere) oku

    [5] Gercek su ki, biz senin uzerine ´oldukca agır´ bir soz (vahy) bırakacagız

    [6] Dogrusu gece nesesi (gece ibadeti, insanın ic dunyasında uyandırdıgı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha saglamdır

    [7] Cunku gunduz, senin icin uzun ugrasılar vardır

    [8] Rabbinin ismini zikret ve her seyden kendini cekerek yalnızca O´na yonel

    [9] (Tanrı,) Dogunun ve batının rabbidir. O´ndan baska tanrı yoktur. Su halde (yalnızca) O´nu vekil tut

    [10] Onların demelerine karsı sen sabret ve onlardan guzel bir ayrılma tarzıyla (dusunce ve eylem bakımından koklu bir tutum) ile kopup ayrıl

    [11] Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az bir sure tanı

    [12] Cunku bizim yanımızda bukagılar ve cayır cayır yanan bir ates vardır

    [13] Bogazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azab vardır

    [14] (Oyle) Bir gun ki, yeryuzu ve daglar titremeye tutulur ve daglar gocuveren bir kum yıgını olur

    [15] Suphesiz size, uzerinize sahid olacak bir elci gonderdik; Firavun´a bir elci gonderdigimiz gibi

    [16] Fakat Firavun elciye isyan etti, biz de onu pek vahim bir tarzda (azabla) yakalayıverdik

    [17] Eger kufredecek olursanız, cocukların saclarını agartan bir gunde kendinizi nasıl koruyacaksınız

    [18] Bu nedenle gok bile yarılmıstır; (artık) O´nun vaadi gerceklestirilip yerine getirilmistir

    [19] Suphesiz, bu bir oguttur. Artık dileyen rabbine bir yol bulabilir

    [20] Gercekten rabbin, senin gecenin ucte ikisinden biraz eksiginde, yarısında ve ucte birinde (namaz icin) kalktıgını bilir; seninle birlikte olanlardan bir toplulugun da (boyle yaptıgını bilir). Geceyi ve gunduzu Tanrı takdir eder. Sizin bunu sayamayacagınızı bildi, boylece tevbenizi (O´na donusunuzu) kabul etti. Su halde Kuran´dan kolay geleni okuyun. Tanrı sizden hastalar oldugunu, baskalarının Tanrı´nın fazlından aramak icin yeryuzunde gezip dolasacaklarını ve digerlerinin Tanrı yolunda carpısacaklarını bilmistir. Oyleyse ondan (Kuran´dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdogru kılın, zekatı verin ve Tanrı´ya guzel bir borc verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz icin onceden takdim ettiginiz seyleri daha hayırlı ve daha buyuk bir ecir (karsılık) olarak Tanrı katında bulursunuz. Tanrı´dan magfiret dileyin. Suphesiz Tanrı, cok bagıslayandır, cok esirgeyendir

    Müddessir

    Surah 74

    [1] Ey burunup ortunen

    [2] Kalk (ve) bundan boyle uyar

    [3] Rabbini tekbir et (yucelt)

    [4] Elbiseni temizle

    [5] Pislikten kacınıp uzaklas

    [6] Daha cok istekte bulunmak icin iyilik yapma

    [7] Rabbin icin sabret

    [8] Cunku o boruya (Sur´a) ufuruldugu zaman

    [9] Iste o gun, zorlu bir gundur

    [10] Kafirler icinse hic kolay degildir

    [11] Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattıgım (su adam)ı bana bırak

    [12] Ki ben ona, ´alabildigine genis kapsamlı bir mal´ (servet) verdim

    [13] Goz onunde hazır cocuklar (verdim)

    [14] Ve sayısız imkan ve fırsatları onune serdim

    [15] Sonra, daha arttırmam icin tamah eder (doyumsuz istekte bulunur)

    [16] Hayır; cunku o, bizim ayetlerimize karsı ´kesin bir inatcıdır´

    [17] Onu alabildigine sarp bir yokusa surecegim

    [18] Cunku o, dusundu (fekkere) ve bir olcu tesbit etti

    [19] Kahrolası, nasıl bir olcu koydu

    [20] Yine kahrolası, nasıl bir olcu koydu

    [21] Sonra bir baktı

    [22] Sonra kaslarını cattı ve yuzunu eksitti

    [23] Sonra da sırt cevirdi ve buyukluk tasladı (istikbar)

    [24] Boylece: "Bu, yalnızca ´aktarılarak ogrenilen´ bir buyudur" dedi

    [25] Bu, bir beser sozunden baskası degildir

    [26] Onu Ben, cehenneme surukleyip atacagım

    [27] Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin

    [28] Ne alıkoyar, ne bırakır

    [29] Besere delicesine susamıstır

    [30] Onun uzerinde ondokuz vardır

    [31] Biz o atesin koruyucularını meleklerden baskasını kılmadık. Ve onların sayısını kufredenler icin yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, inananların da inancları artsın; kendilerine kitap verilenler ve inanclılar (boylece) kuskuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de soyle desin: "Tanrı bu ornekle neyi anlatmak istedi?" Iste Tanrı diledigini boyle sasırtıp saptırır, diledigini boyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden baska (hic kimse) bilmez. Bu ise, beser (insan) icin yalnızca bir oguttur

    [32] Hayır; aya andolsun

    [33] Donup gittigi zaman geceye

    [34] Agardıgı zaman sabaha

    [35] Gercekten o, buyuk (musibet)lerden biridir

    [36] Beser (insan) icin bir uyarıdır

    [37] Sizlerden one gecmek veya geride kalmak isteyenler icin

    [38] Her nefis, kazandıklarına karsılık bir rehinedir

    [39] Ancak Ashab-ı Yemin (sag ehli) haric

    [40] Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar

    [41] Suclu gunahkarları

    [42] Sizi su cehenneme surukleyip iten nedir

    [43] Onlar: "Biz namaz kılanlardan degildik" dediler

    [44] Yoksula yedirmezdik

    [45] (Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik

    [46] Din (hesap ve ceza) gununu yalan sayıyorduk

    [47] Sonunda yakin (kesin bir gercek olan olum) gelip bize cattı

    [48] Artık, sefaat edenlerin sefaati onlara bir yarar saglamaz

    [49] Buna ragmen, bunlara ne oluyor ki ogutten yuz cevirip duruyorlar

    [50] Sanki onlar, urkmus yaban esekleri gibidirler

    [51] Arslandan korkup kacmıslar

    [52] Hayır; her biri, kendisine acılmıs sahifelerin verilmesini ister

    [53] Hayır; onlar suphesiz ahiretten korkmuyorlar

    [54] Gercek (su ki), o (Kuran,) elbette bir oguttur

    [55] Artık kim dilerse, ogut alıp dusunur

    [56] Tanrı dilemedikce onlar ogut almazlar; takva ehli ve magrifet ehli (olan) O´dur

    Kıyâme

    Surah 75

    [1] Hayır, kalkıs (kıyamet) gunune and ederim

    [2] Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim

    [3] Insan, onun kemiklerini bizim kesin olarak bir araya getirmeyecegimizi mi sanıyor

    [4] Evet onun parmak uclarını dahi derleyip (yeniden) duzene koymaya guc yetırenleriz

    [5] Ancak insan, gelecekte de suc islemek/fucura devam etsin ister´

    [6] Kıyamet gunu ne zamanmıs" diye sorar

    [7] Ama goz ´kamasıp da kaydıgı´

    [8] Ay karardıgı

    [9] Gunes ve ay birlestirildigi zaman

    [10] Insan o gun: "Kacıs nereye?" der

    [11] Hayır, sıgınacak herhangi bir yer yok

    [12] O gun, ´sonunda varılıp karar kılınacak yer (mustakar)´ yalnızca rabbinin katıdır

    [13] Insana o gun, onceden takdim ettikleri ve erteledikleri seylerle haber verilir

    [14] Hayır; insan, kendi nefsine karsı bir basirettir

    [15] Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile

    [16] Onu (Kuran´ı, kavrayıp belletmek icin) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip durma

    [17] Suphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize ait (bir is)tir

    [18] Su halde, biz onu okudugumuz zaman, sen de onun okunusunu izle

    [19] Sonra muhakkak onu acıklamak bize ait (bir is)tir

    [20] Hayır; siz carcabuk gecmekte olanı (dunyayı) seviyorsunuz

    [21] Ve ahireti terkedip bırakıyorsunuz

    [22] O gun yuzler ısıl ısıl parlar

    [23] Rablerine bakıp durur

    [24] O gun, oyle yuzler vardır ki kararmıs, eksimistir

    [25] Kendisine, beli buken islerin yapılacagını anlamaktadır

    [26] Hayır; can, koprucuk kemigine gelip dayandıgı zaman

    [27] Son mudahaleyi yapacak kim" denir

    [28] Artık gercekten, kendisi de bir ayrılık oldugunu anlamıstır

    [29] (Olum korkusundan) Ayaklar birbirine dolastıgında

    [30] O gun sevk yalnızca rabbinedir

    [31] Fakat o, ne dogrulamıs ne de namaz kılmıstı

    [32] Ancak o, yalanlamıs ve yuz cevirmisti

    [33] Sonra calım satarak ehline (yakınlarına) gitmisti

    [34] Sen buna mustahaksın, dahasına mustahaksın

    [35] Yine mustahaksın, dahasına da mustahaksın

    [36] Insan, ´kendi basına ve sorumsuz´ bırakılacagını mı sanıyor

    [37] Kendisi akıtılan meniden bir damla su degil miydi

    [38] Sonra bir alak oldu, derken (Tanrı, onu) yarattı ve bir ´duzen icinde bicim verdi´

    [39] Boylece ondan, erkek ve disi olmak uzere cift kıldı

    [40] (Oyleyse Tanrı) Oluleri diriltmeye guc yetiren degil midir

    İnsan

    Surah 76

    [1] Gercek su ki, insanın uzerinden, daha kendisi anılmaya deger bir sey degilken, uzun zamanlardan (dehr) bir sure (hin) gelip gecti

    [2] Suphesiz biz insanı, karmasık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu isiten ve goren yaptık

    [3] Biz ona yolu gosterdik; (artık o) ya sukredici olur ya da (pek) kafir

    [4] Dogrusu biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve cılgınca yanan bir ates hazırladık

    [5] Suphesiz ki iyiler (ebrar), karısımı kafur olan bir kadehten icerler

    [6] Tanrı´nın kullarının kendisinden ictikleri bir kaynak; onu fıskırttıkca fıskırtıp (yufecciruneha) akıtırlar (tefciyra)

    [7] Adaklarını yerine getirirler ve serri (kotulugu) yaygın olan bir gunden korkarlar

    [8] Kendileri, ona duydukları sevgiye ragmen yemegi, yoksula, yetime ve esire yedirirler

    [9] Biz size, ancak Tanrı´nın yuzu (rızası) icin yediriyoruz; sizden ne bir karsılık istiyoruz, ne bir tesekkur

    [10] Cunku biz, asık suratlı, zorlu bir gun nedeniyle rabbimizden korkuyoruz

    [11] Artık Tanrı, onları boyle bir gunun serrinden korumus ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinc vermistir

    [12] Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle odullendirmistir

    [13] Orada tahtlar uzerinde yaslanıp dayanmıslardır. Orada ne (yakıcı) bir gunes ve ne de dondurucu bir soguk gorurler

    [14] (Meyvelerin) Golgeleri onlara pek yakın ve devsirilmeleri kolaylastırıldıkca kolaylastırılmıs

    [15] Cevrelerinde gumusten billur kablar, kupalar dolastırılır

    [16] Gumusten billur kaplar ki, onları belli bir olcuyle tesbit etmislerdir

    [17] Orada onlara bir kadeh icirilir ki, karısımı zencefildir

    [18] Bir pınar ki orada ´selsebil´ olarak adlandırılır

    [19] Cevrelerinde (genclikleri ve dinclikleri) ebedi kılınmıs civanlar dolasır durur; sen onları gordugun zaman sacılmıs birer inci sanırsın

    [20] Her nereye baksan, bir nimet ve buyuk bir mulk gorursun

    [21] Onların uzerinde hafif ipek ve agır islenmis atlastan yesil elbiseler vardır. Gumusten bileziklerle bezenmislerdir. Rableri onlara tertemiz bir sarab icirmistir

    [22] Suphesiz, bu, sizin icin bir mukafaattır. Sizin caba harcamanız sukre deger (meskur/makbul) gorulmustur

    [23] Gercek su ki, Kuran´ı senin uzerine ´safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)´ indiren biziz, biz

    [24] Oyleyse, rabbinin hukmune sabır goster. Onlardan gunahkar veya (cok) kafirlere itaat etme

    [25] Ve sabah, aksam rabbinin adını zikret

    [26] Gecenin bir bolumunde O´na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O´nu tesbih et

    [27] Gercek su ki bunlar, carcabuk gecmekte olan (dunyay)ı seviyorlar. Onlerinde bulunan agır bir gunu bırakıyorlar

    [28] Onları biz yarattık ve baglarını sımsıkı bagladık. Diledigimiz zaman da onları benzerleriyle degistiririz

    [29] Suphesiz, bu bir oguttur. Artık dileyen rabbine bir yol bulabilir

    [30] Tanrı dilemedikce siz dileyemezsiniz. Gercekten Tanrı, bilendir, hukum ve hikmet sahibidir

    [31] Diledigini kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar icin acı bir azab hazırlamıstır

    Mürselât

    Surah 77

    [1] Birbiri ardınca gonderilenlere andolsun

    [2] Derken kokunden koparıp savuranlara

    [3] Yaydıkca yayanlara

    [4] Boylece ayırdıkca ayıranlara

    [5] Zikr (vahy, ogut) bırakanlara

    [6] Ozur (sucu, eksikligi ortadan kaldırmak) veya uyarmak icin

    [7] Suphesiz, size vaadedilen gerceklesecektir

    [8] Yıldızlar ´ortulup (ısıkları) silindigi´ zaman

    [9] Gok yarıldıgı zaman

    [10] Daglar, kokunden sokulup savuruldugu zaman

    [11] Ve resuller de (sahitlik icin) belli bir vakitte getirildigi zaman

    [12] (Bu,) Hangi gun icin ertelenmisti (uccilet)

    [13] (Mumini musrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma gunu icin

    [14] Bu ayırma gununu sana ne bildirdi

    [15] O gun, yalanlayanların vay haline

    [16] Biz, oncekileri helak etmedik mi

    [17] Sonra, arkadan gelenleri onların izinde yurutecegiz

    [18] Iste biz, suclu gunahkarlara boyle yapıyoruz

    [19] O gun, yalanlayanların vay haline

    [20] Sizi basbayagı bir sudan yaratmadık mı

    [21] Sonra onu savunması saglam bir karar yerine yerlestirdik

    [22] Belli bir sureye kadar

    [23] Iste (buna) guc yetirdik. Biz ne guzel guc yetirenleriz

    [24] O gun, yalanlayanların vay haline

    [25] Biz yeryuzunu bir toplanma yeri kılmadık mı

    [26] Dirilere ve olulere

    [27] Ve onda sabit yuksek daglar var etmedik mi? Size tatlı bir su icirmedik mi

    [28] O gun, yalanlayanların vay haline

    [29] Kendisini yalanladıgınız (azab)a gidin

    [30] Uc dala ayrılmıs bir golgeye gidin

    [31] Ne golge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur

    [32] Gercekten o sanki her biri saray olan bir kıvılcım sacar

    [33] Her biri, sanki sapsarı erkek deve suruleri gibidir

    [34] O gun, yalanlayanların vay haline

    [35] Bu, onların konusamayacakları bir gundur

    [36] Ve onlara ozur beyan etmeleri icin izin verilmez

    [37] O gun, yalanlayanların vay haline

    [38] Bu, hukum gunudur; sizi ve oncekileri ´bir arada topladık´

    [39] Sayet kurabileceginiz hileli bir duzeniniz varsa, durmaksızın bana karsı kurun

    [40] O gun, yalanlayanların vay haline

    [41] Suphesiz muttaki olanlar, golgeliklerde ve pınar baslarındadır

    [42] Ve canlarının cekip arzu ettigi meyveler (arasındadırlar)

    [43] Yaptıklarınıza karsılık olmak uzere, afiyetle yiyin ve icin

    [44] Elbette biz, ´iyi ve guzel´ davrananları iste boyle odullendiririz

    [45] O gun, yalanlayanların vay haline

    [46] (Sizler de dunyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Cunku siz, suclu gunahkar kimselersiniz

    [47] O gun, yalanlayanların vay haline

    [48] Onlara: "Ruku edin" denildigi zaman, ruku etmezler

    [49] O gun, yalanlayanların vay haline

    [50] Artık onlar, bundan sonra hangi soze inanacaklar

    Nebe'

    Surah 78

    [1] Birbirlerine hangi seyi sorup duruyorlar

    [2] O buyuk haberi mi

    [3] Ki kendileri hakkında anlasmazlık icindedirler

    [4] Hayır; yakında bileceklerdir

    [5] Yine hayır; yakında bileceklerdir

    [6] Biz, yeryuzunu bir dosek kılmadık mı

    [7] Dagları da birer kazık

    [8] Sizi cift cift yarattık

    [9] Uykunuzu bir dinlenme yaptık

    [10] Geceyi bir ortu yaptık

    [11] Gunduzu bir gecim vakti kıldık

    [12] Sizin ustunuze sapasaglam yedi gok bina ettik

    [13] Parıldadıkca parıldayan bir kandil (gunes) kıldık

    [14] Sıkıp suyu cıkaran (bulut)lardan ´bardaktan bosanırcasına su´ indirdik

    [15] Bununla taneler ve bitkiler bitirip cıkaralım diye

    [16] Ve birbirine sarmas dolas bahceleri de

    [17] Suphesiz o hukum (fasl) gunu, belirlenmis bir vakittir

    [18] Sur´a ufurulecegi gun, artık siz dalga dalga geleceksiniz

    [19] O sırada gok acılmıs ve kapı kapı olmustur

    [20] Daglar yurutulmus, artık bir serab oluvermistir

    [21] Gercekten cehennem, bir gozetleme yeridir

    [22] Taskınlık edip azanlar icin son donus yeridir

    [23] Butun zamanlar boyunca icinde kalacaklardır

    [24] Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir icecek

    [25] Kaynar sudan ve irinden baska

    [26] (Islediklerine) Uygun olan bir ceza olarak

    [27] Dogrusu onlar, hesaba cekileceklerini ummuyorlardı

    [28] Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı

    [29] Oysa biz her seyi yazıp saymısızdır

    [30] Simdi tadın. Size artık azabtan baskasını arttırmayacagız

    [31] Gercek su ki, muttakiler icin ´bir kurtulus ve mutluluk´ vardır

    [32] Nice bahceler ve uzum bagları

    [33] Gogusleri henuz tomurcuklanmıs yasıt kızlar

    [34] Dopdolu kadehler

    [35] Icinde, ne ´bos ve sacma bir soz´ isitirler ne bir yalan

    [36] Rabbinden bir karsılık olmak uzere yeterli bir bagıstır bu

    [37] Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbi Rahman; O´na hitap etmeye guc yetiremezler

    [38] Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gun, Rahmanın kendilerine izin verdikleri dısında olanlar konusmazlar. (Konusacak olan da) Dogruyu soyleyecektir

    [39] Iste bu, hak gundur. Su halde dileyen rabbine bir donus yeri edinsin

    [40] Gercekten biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kisinin kendi ellerinin onceden takdim ettiklerine bakacagı gun, kafir olan da: "Ah, keske ben bir toprak oluverseydim" diyecek

    Nâziât

    Surah 79

    [1] Ta en derinden acıyla sokerek cıkaranlara andolsun

    [2] Yumusacık cekip alanlara

    [3] Yuzdukce yuzerek gidenlere

    [4] Oncu olarak yarısıp gecenlere

    [5] Derken buyrugu bir duzen icinde evirip cevirenlere

    [6] O sarsıntının sarsacagı gun

    [7] Arkasından onu diger bir sarsıntı izleyecek

    [8] O gun kalpler (dehset icinde) hoplayacak

    [9] Gozler zillet icinde dusecek

    [10] Derler ki: "Biz cukurda iken, gercekten biz mi yeniden (diriltilip) dondurulecegiz

    [11] Biz curuyup dagılmıs kemikler oldugumuz zaman mı

    [12] Derler ki: "Su durumda, zararına bir donustur bu

    [13] Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıstır

    [14] Bir de bakarsın ki, onlar, yerin ustundedirler

    [15] Musa´nın haberi sana geldi mi

    [16] Hani rabbi ona, kutsal vadi Tuva´da seslenmisti

    [17] Firavun´a git; cunku o azdı

    [18] Ona de ki: "Temizlenmek ister misin

    [19] Seni rabbine yonelteyim, boylece (O´ndan) korkmus olursun

    [20] (Musa) Ona buyuk ayeti gosterdi

    [21] Fakat o, yalanladı ve isyan etti

    [22] Sonra (karsı yonde) caba harcayıp sırtını dondu

    [23] Sonunda (yardımcı guclerini) topladı, seslendi

    [24] Dedi ki: "Sizin en yuce rabbiniz benim

    [25] Boylelikle Tanrı onu, ahiret ve dunya azabıyla yakaladı

    [26] Gercekten bundan ´ici titreyerek korkacak´ kimse icin elbette bir ibret (ders) vardır

    [27] Yaratmak bakımından siz mi daha gucsunuz yoksa gok mu? (Tanrı) Onu bina etti

    [28] Boyunu yukseltti, ona belli bir duzen verdi

    [29] Gecesini kararttı, kuslugunu acıga cıkardı

    [30] Bundan sonra yeryuzunu serip dosedi

    [31] Ondan da suyunu ve otlagını cıkardı

    [32] Daglarını dikip oturttu

    [33] Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak uzere

    [34] Ancak o, ´her seyi batırıp gomen buyuk felaket´ (kıyamet) geldigi zaman

    [35] O gun, insan, neye caba harcadıgını dusunup anlar

    [36] Gorebilenler icin cehennem de sergilenmistir

    [37] Artık kim taskınlık edip azarsa

    [38] Ve dunya hayatını secerse

    [39] Suphesiz cehennem, (onun icin) bir barınma yeridir

    [40] Kim rabbinin makamından korkar ve nefsi hevadan sakındırırsa

    [41] Artık suphesiz cennet, (onun icin) bir barınma yeridir

    [42] O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet saatini soruyorlar

    [43] Onunla ilgili bilgi vermekten yana sende ne var ki

    [44] En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi) rabbine aittir

    [45] Sen, yalnızca ondan ´ici titreyerek korkanlar´ icin bir uyarıcısın

    [46] Onu gordukleri gun sanki, bir aksam veya bir kusluk vaktinden baskasını yasamamıs gibidirler

    Abese

    Surah 80

    [1] Surat astı ve yuz cevirdi

    [2] Kendisine o kor geldi diye

    [3] Nerden biliyorsun; belki o temizlenip arınacak

    [4] Veya ogut alacak; boylelikle bu ogut kendisine yarar saglayacak

    [5] Fakat kendini mustagni goren ise

    [6] Iste sen, onda ´yankı uyandırmaya´ calısıyorsun

    [7] Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne

    [8] Ama kosarak sana gelen ise

    [9] Ki o, ´ici titreyerek korkar´ bir durumdadır

    [10] Sen ona aldırıs etmeden oyalanıyorsun

    [11] Hayır; cunku o (Kuran), bir oguttur

    [12] Artık dileyen, onu ´dusunup ogut alsın´

    [13] O (Kuran), ´serefli/ustun´ sahifelerdedir

    [14] Yuceltilmis, tertemiz (mutahhar) kılınmıs

    [15] Katiplerin ellerinde

    [16] (Ki onlar,) Ustun degerli, ´iyilik ve durustluk sembolu´

    [17] Kahrolası insan, ne kadar kufretmektedir

    [18] (Tanrı) Onu hangi seyden yarattı

    [19] Bir damla sudan yarattı da onu ´bir olcuyle bicime soktu´

    [20] Sonra ona yolu kolaylastırdı

    [21] Sonra onu oldurdu, boylece kabre gomdurdu

    [22] Sonra diledigi zaman onu diriltir

    [23] Hayır; ona (Tanrı´nın) buyurdugunu yerine getirmedi

    [24] Bir de insan, yedigine bir bakıversin

    [25] Biz suphesiz, suyu akıttıkca akıttık

    [26] Sonra yeri yardıkca yardık

    [27] Soylece onda taneler bitirdik

    [28] Uzumler, yoncalar

    [29] Zeytinler, hurmalar

    [30] Boyları birbiriyle yarısan ve icice girmis agaclı bahceler

    [31] Meyveler ve otlaklıklar

    [32] Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak uzere

    [33] Fakat ´kulakları patlatırcasına olan o gurleme´ geldigi zaman

    [34] Kisi o gun, kendi kardesinden kacar

    [35] Annesinden ve babasından

    [36] Esinden ve cocuklarından

    [37] O gun, onlardan her birisinin kendine yetecek bir isi vardır

    [38] O gun, oyle yuzler vardır ki apaydınlıktır

    [39] Guler ve sevinc icindedir

    [40] Ve o gun, oyle yuzler de vardır ki uzerini toz burumustur

    [41] Bir karartı sarıp kaplamıstır

    [42] Iste onlar da, kafir ve facir (keferetulfecereh) olanlardır

    Tekvîr

    Surah 81

    [1] Gunes, koreltildigi zaman

    [2] Yıldızlar, bulanıklasıp dokuldugu zaman

    [3] Daglar, yurutuldugu zaman

    [4] Gebe develer, kendi basına terkedildigi zaman

    [5] Vahsi hayvanlar, toplandıgı zaman

    [6] Denizler tutusturuldugu zaman

    [7] Nefisler, birlestigi zaman

    [8] Ve ´diri diri topraga gomulen kızcagıza´ soruldugu zaman

    [9] Hangi suctan dolayı olduruldu

    [10] Sahifeler (amel defterleri) acıldıgı zaman

    [11] Gok sıyrılıp yuzuldugu zaman

    [12] Cehennem atesi cılgınca kızıstırıldıgı zaman

    [13] Cennet de yakınlastırıldıgı zaman

    [14] (Artık her) Nefs, neyi hazırladıgını bilip ogrenmistir

    [15] Artık hayır; yemin ederim (gunduz) sinip (gece) donen (gezegen)lere

    [16] Bir akıs icinde yerini alanlara

    [17] Kararmaya ilk basladıgı zaman, geceye andolsun

    [18] Ve nefes almaya basladıgı zaman, sabaha

    [19] Suphesiz o (Kuran), ustun onur sahibi bir elcinin gercekten (Tanrı´dan getirdigi) sozudur

    [20] (Bu elci,) Bir guc sahibidir, arsın sahibi katında sereflidir

    [21] Ona itaat edilir, sonra guvenilirdir (emiyn)

    [22] Sizin arkadasınız bir deli degildir

    [23] Andolsun o (peygamber), onu apacık bir ufukta gormustur

    [24] O, gayb (haberlerin)e karsı (soylediklerinden dolayı) suclanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskanclık yapmaz)

    [25] O (Kuran) da kovulmus seytanın sozu degildir

    [26] Su halde, siz nereye kacıp gidiyorsunuz

    [27] O (Kuran), alemler icin yalnızca bir zikirdir

    [28] Sizden dosdogru bir yon (istikamet) tutturmak dileyenler icin

    [29] Alemlerin rabbi olan Tanrı dilemedikce siz dileyemezsiniz

    İnfitâr

    Surah 82

    [1] Gok, yarıldıgı (fetaret) zaman

    [2] Yıldızlar, dagılıp yayıldıgı zaman

    [3] Denizler, fıskırtılıp tasırıldıgı zaman

    [4] Ve kabirlerin ici ´desilip dısa atıldıgı´ zaman

    [5] (Artık her) nefs onceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip ogrenmistir

    [6] Ey insan, ´ustun kerem sahibi´ olan rabbine karsı seni aldatıp yanıltan nedir

    [7] Ki O, seni yarattı, ´sana bir duzen icinde bicim verdi´ ve seni bir itidal uzere kıldı

    [8] Diledigi bir surette seni tertib etti

    [9] Asla, hayır; siz dini yalanlıyorsunuz

    [10] Oysa gercekten sizin uzerinizde koruyucular var

    [11] ´Serefli ustun´ yazıcılar

    [12] Her yapmakta oldugunuzu bilirler

    [13] Suphesiz ebrar olanlar, elbette nimetter(le donanmıs cennetler) icindedirler

    [14] Ve facirler de elbette ´cılgınca yanan atesin´ icindedirler

    [15] Onlar, din gunu oraya yollanırlar

    [16] Ve ondan ayrılıp kaybolacak degildirler

    [17] Din gununu sana bildiren sey nedir

    [18] Ve yine din gununu sana bildiren sey nedir

    [19] Hicbir nefsin bir baska nefse herhangi bir seye guc yetiremeyecegi gundur; o gun buyruk yalnızca Tanrı´nındır

    Mutaffifîn

    Surah 83

    [1] Eksik olcup tartanların vay haline

    [2] Ki onlar, insanlardan olcerek aldıklarında noksansız alırlar

    [3] Kendileri onlara olctuklerinde veya tarttıklarında eksiltirler

    [4] Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyor mu

    [5] Buyuk bir gunde

    [6] Insanların, alemlerin rabbi icin kalkacagı gunde

    [7] Hayır, facirlerin kitabı suphesiz ´siccin´dedir

    [8] Siccin"in ne oldugunu sana ogreten nedir

    [9] Yazılı bir kitaptır

    [10] O gun, yalanlayanların vay haline

    [11] Ki onlar, din gununu yalanlıyorlar

    [12] Oysa onu, ´sınır tanımaz, saldırgan´, gunahkar olandan baskası yalanlamaz

    [13] Ona ayetlerimiz okundugu zaman: "Gecmislerin masallarıdır" dedi

    [14] Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri uzerinde pas tutmustur

    [15] Hayır; gercekten onlar, rablerinden perdelenerek yoksun tutulmuslardır

    [16] Sonra onlar, kuskusuz cehenneme yollanacaklardır

    [17] Sonra onlara: "Iste sizin yalanladıgınız (sey) budur" denir

    [18] Hayır; ebrar olanların kitabı, ´illiyin´dedir

    [19] Illiyin"in ne oldugunu sana ogreten nedir

    [20] Yazılı bir kitaptır

    [21] Ona yakınlastırılmıs (mukarreb) olanlar sahid olurlar

    [22] Gercek su ki, ebrar olanlar, elbette nimetler icindedirler

    [23] Tahtlar uzerinde bakıp seyretmektedirler

    [24] Nimetin parıltılı sevincini sen onların yuzlerinde tanırsın

    [25] Onlara muhurlu, katıksız bir saraptan icirilir

    [26] Ki onun sonu misktir. Su halde yarısmak isteyenler, bunun icin yarıssınlar

    [27] Onun karısımı ´tesnim´dendir

    [28] Bir kaynak ki, yakınlastırılmıs (mukarreb) olanlar ondan icer

    [29] Dogrusu, ´suc ve gunah isleyenler´ kimi inananlara gulup gecerlerdi

    [30] Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kas goz ederlerdi

    [31] Kendi ehillerine (yakınlarına) dondukleri (kalebu) zaman neseyle donerlerdi

    [32] Onları gordukleri zaman ise: "Bunlar elbette saskın sapıklardır" derlerdi

    [33] Oysa kendileri onların uzerine gozcu olarak gonderilmemislerdi

    [34] Artık bugun inananlar, kafirlere gulmektedirler

    [35] Tahtlar uzerinde bakıp seyretmek suretiyle

    [36] Nasıl, kafirler islediklerinin ´feci karsılıgını´ gorduler mi

    İnşikâk

    Surah 84

    [1] Gok, yarılıp parcalandıgı

    [2] Ve ´kendi yaratılısına uygun´ rabbine boyun egdigi zaman

    [3] Yer, duzlendigi

    [4] Icinde olanları dısa atıp bosaldıgı

    [5] Ve ´kendi yaratılısına uygun´ rabbine boyun egdigi zaman

    [6] Ey insan, gercekten sen, hic durmaksızın rabbine dogru bir caba harcayıp durmaktasın; sonunda O´na varacaksın

    [7] Artık kimin kitabı sag yanından verilirse

    [8] O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya cekilecek

    [9] Ve kendi ehline (yakınlarına) sevinc icinde donecektir (yenkalibu)

    [10] Kimin de kitabı ardından verilirse

    [11] O da, helak (yok olmay)ı cagıracak

    [12] Cılgın alevli atese girecek

    [13] Cunku o, (dunyada) kendi ehli (yakınları) arasında sevincliydi

    [14] Dogrusu o, (rabbine) bir daha donmeyecegini sanmıstı

    [15] Hayır; gercekten rabbi, kendisini cok iyi gorendi

    [16] Yoo, safak vaktine yemin ederim

    [17] Geceye ve toplayıp tasıdıgı seylere

    [18] Ondordune girdigi zaman aya

    [19] Siz, gercekten tabakadan tabakaya bineceksiniz

    [20] Su halde onlara ne oluyor ki inanmıyorlar

    [21] Kendilerine Kuran okundugunda secde etmiyorlar

    [22] Tersine, o kufredenler yalanlıyorlar

    [23] Oysa Tanrı, onların iclerinde sakladıklarını daha iyi bilendir

    [24] Bu durumda sen, onlara acı bir azab ile mujde ver

    [25] Ancak inanıp salih amellerde bulunanlar baska; onlar icin kesintisi olmayan bir ecir (mukafaat) vardır

    Bürûc

    Surah 85

    [1] Burcları olan goge andolsun

    [2] O vadedilen gune

    [3] Sahid olana (gorene) ve sahit olunana (gorulene)

    [4] Kahrolsun Ashab-ı Uhdud

    [5] ´Tutusturucu yakıt dolu o ates´

    [6] Hani kendileri (ates hendeginin) cevresinde oturmuslardı

    [7] Ve inanclılara yaptıklarını seyrediyorlardı

    [8] Onlardan, yalnızca ´ustun ve guclu olan´, ogulen Tanrı´ya inandıklarından dolayı intikam alıyorlardı

    [9] Ki O (Tanrı), goklerin ve yerin mulku O´nundur. Tanrı, her seyin uzerinde sahid olandır

    [10] Gercek su ki, inanclı (erkek)lerle inanclı (kadın)lara iskence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; iste onlar icin cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlaradır

    [11] Suphesiz inanıp salih amellerde bulunanlara gelince; onlar icin altından ırmaklar akan cennetler vardır. Iste buyuk ´kurtulus ve mutluluk´ budur

    [12] Dogrusu, rabbinin ´zorlu yakalayısı´ siddetlidir

    [13] Cunku O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) dondurecek olandır

    [14] O, cok bagıslayandır cok sevendir

    [15] Arsın sahibidir; Mecid (pek yuce)dir

    [16] Her diledigini yapıp gerceklestirendir

    [17] Orduların haberi sana geldi mi

    [18] Firavun ve Semud (ordularının)

    [19] Hayır, kufredenler (kesintisiz) bir yalanlama icindedirler

    [20] Tanrı ise, onları arkalarından sarıp kusatmıstır

    [21] Hayır; o (Kitap), ´serefli ustun´ olan bir Kurandır

    [22] Levh-i Mahfuz´dadır

    Târık

    Surah 86

    [1] Goge ve Tarık´a andolsun

    [2] Tarık´ın ne oldugunu sana bildiren nedir

    [3] (Karanlıgı) Delen yıldızdır

    [4] Uzerinde gozetleyici koruyucu bulunmayan hicbir nefs (kimse) yoktur

    [5] Insan bir baksın, hangi seyden yaratıldı

    [6] Dokulup atılan bir sudan yaratıldı

    [7] (Bu su,) Bel kemigi ile kaburgalar arasında(ki organlar)dan cıkar

    [8] Suphesiz (Tanrı), onu yeniden dondurmeye guc yetirendir

    [9] Sırların orta yere cıkarılacagı gun

    [10] Artık onun ne gucu vardır, ne yardımcısı

    [11] Donuslu olan goge andolsun

    [12] Yarılan yere de

    [13] Suphesiz o (Kuran), ayırdeden bir sozdur

    [14] O, bir saka degildir

    [15] Dogrusu onlar, hileli bir duzen planlayıp kuruyorlar

    [16] Ben de bir duzen kurup hazırlıyorum

    [17] Sen kafirlere bir muhlet ver, az bir sure tanı

    A'lâ

    Surah 87

    [1] Rabbinin yuce ismini tesbih et

    [2] Ki O, yarattı, ´bir duzen icinde bicim verdi´

    [3] Takdir etti, boylece yol gosterdi

    [4] ´Yemyesil otlagı´ cıkardı

    [5] Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu

    [6] Sana okutacagız, sen de unutmayacaksın

    [7] Ancak Tanrı´nın diledigi baska. Cunku O, acıkta olanı da bilir, saklı duranı da

    [8] Ve seni kolay olan icin basarılı kılacagız

    [9] Su halde, eger ´ogut ve hatırlatma´ bir yarar saglayacaksa, ´ogut verip hatırlat´

    [10] Tanrı´dan ´ici titreyerek korkan´ ogut alır dusunur

    [11] ´Mutsuz, bedbaht´ olan ondan kacınır

    [12] Ki o, en buyuk atese yollanacaktır

    [13] Sonra onun icinde o ne olur ne yasar

    [14] Dogrusu, temizlenip arınan felah bulmustur

    [15] Ve rabbinin ismini zikredip namaz kılan

    [16] Hayır siz, dunya hayatını secip ustun tutuyorsunuz

    [17] Ahiret ise daha hayırlı ve daha sureklidir

    [18] Suphesiz bu, onceki sahifelerde vardır

    [19] Ibrahim´in ve Musa´nın sahifelerinde

    Ğâşiye

    Surah 88

    [1] Kıyametin haberi sana geldi mi

    [2] O gun, oyle yuzler vardır ki ´zillet icinde asagılanmıstır´

    [3] Calısmıs, bosuna yorulmustur

    [4] Kızgın bir atese yollanırlar

    [5] Kaynar bir kaynaktan icirilirler

    [6] Onlar icin (zehirli olan) darı dikeninden baska bir yiyecek yoktur

    [7] Ne doyurup semirtir, ne aclıktan korur

    [8] O gun, oyle yuzler de vardır ki, nimettedirler

    [9] Harcadıgı cabadan dolayı hosnuttur

    [10] Yuksek bir cennettedir

    [11] Orada anlamsız bir soz isitmez

    [12] Orada ´durmaksızın akan´ bir kaynak vardır

    [13] Orada ´yukseklerde kurulmus´ tahtlar da vardır

    [14] Konulmus (icecek dolu) kaplar

    [15] Dizi dizi yastıklar

    [16] Ve serilmis yaygılar

    [17] Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı

    [18] Goge, nasıl yukseltildi

    [19] Daglara; nasıl oturtulup kuruldu

    [20] Yere; nasıl yayılıp dosendi

    [21] Artık sen, ogut verip hatırlat. Sen, yalnızca bir ogut verici, bir hatırlatıcısın

    [22] Onlara ´zor ve baskı´ kullanacak degilsin

    [23] Ancak kim yuz cevirir ve kufrederse

    [24] Tanrı, onu en buyuk azab ile azablandırır

    [25] Suphesiz onların donusleri (iyabehum) bizedir

    [26] Sonra onları hesaba cekmek de elbette bize aittir

    Fecr

    Surah 89

    [1] Fecre andolsun

    [2] On geceye

    [3] Cifte ve teke

    [4] Akıp gittigi zaman geceye

    [5] Bunlarda, akıl sahibi olan icin bir yemin var, degil mi

    [6] Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptıgını gormedin mi

    [7] ´Yuksek sutunlar´ sahibi Irem´e

    [8] Ki sehirler icinde onun bir benzeri yaratılmıs degildi

    [9] Ve vadilerde kayaları oyup bicen Semud´a

    [10] Ve kazıklar (ehramlar) sahibi Firavun´a

    [11] Ki onlar, sehirlerde azgınlasmıslardı

    [12] Boylece oralarda fesadı yaygınlastırmıs, arttırmıslardı

    [13] Bundan dolayı, rabbin, onların uzerine bir azab kamcısı carpıverdi

    [14] Cunku senin rabbin, gercekten gozetleme yerindedir

    [15] Fakat insan; ne zaman rabbi kendisini bir denemeden gecirse, ona bir keremde bulunsa, nimetler verse: "Rabbim bana ikram etti" der

    [16] Ama ne zaman onu deneyerek uzerindeki rızkını kıssa / kısıtlasa / daraltsa , hemen: "Rabbim bana ihanet etti" der

    [17] Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz

    [18] Yoksula yedirmek icin birbirinizi tesvik etmiyorsunuz

    [19] Mirası, sınır tanımaz (helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz

    [20] Malı ´bir yıgma tutkusu ve hırsıyla´ seviyorsunuz

    [21] Hayır; yer, parca parca yıkılıp darmadagın oldugu

    [22] Rabbin(in buyrugu) geldigi ve melekler dizi dizi durdugu zaman

    [23] O gun, cehennem de getirilmistir. Insan o gun dusunup hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda

    [24] Der ki: "Keske hayatım icin, (onceden bir seyler) takdim edebilseydim

    [25] Artık o gun hic kimse (Tanrı´nın) verecegi azab gibi azablandıramaz

    [26] Onun vuracagı bagı hic kimse vuramaz

    [27] Ey mutmain (tatmin bulmus) nefis

    [28] Rabbine, hosnut edici ve hosnut edilmis olarak don

    [29] Artık kullarımın arasına gir

    [30] Cennetime gir

    Beled

    Surah 90

    [1] Hayır; bu sehre yemin ederim

    [2] Ki sen, bu sehirde oturmakta iken

    [3] Babaya ve dogan cocuga da

    [4] Andolsun, biz insanı bir zorluk icinde yarattık

    [5] O, hic kimsenin kendisine asla guc yetiremeyecegini mi sanıyor

    [6] O: "Yıgınla mal tuketip yok ettim" diyor

    [7] Kendisini hic kimsenin gormedigini mi sanıyor

    [8] Biz ona iki goz vermedik mi

    [9] Bir dil ve iki dudak

    [10] Biz ona ´iki yol/iki amac´ gosterdik

    [11] Ancak o, sarp yokusa gogus germedi

    [12] Sarp yokusun ne oldugunu sana ogreten nedir

    [13] Bir boynu cozmek (bir koleye ozgurluk vermek)tir

    [14] Ya da aclık gununde doyurmaktır

    [15] Yakın olan bir yetimi

    [16] Veya surunen bir yoksulu

    [17] Sonra inananlardan, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak

    [18] Iste bunlar, sag yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene)

    [19] Ayetlerimize kufredenler ise sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meseme)

    [20] ´Kapıları kilitlenmis´ bir ates onların uzerinedir

    Şems

    Surah 91

    [1] Gunese ve onun parıltısına andolsun

    [2] Onu izledigi zaman aya

    [3] Onu (gunes) parıldattıgı zaman gunduze

    [4] Onu sarıp orttugu zaman geceye

    [5] Goge ve onu bina edene

    [6] Yere ve onu yayıp doseyene

    [7] Nefse ve ona ´bir duzen icinde bicim verene´

    [8] Sonra ona fucurunu ve takvasını ilham edene (andolsun)

    [9] Onu arındırıp temizleyen gercekten felah bulmustur

    [10] Ve onu (isyanla, gunahla, bozulmalarla) ortup saran da elbette yıkıma ugramıstır

    [11] Semud (halkı) azgınlıgı dolayısıyla yalanladı

    [12] En ´zorlu bedbahtları´ ayaklandıgında

    [13] Tanrı´nın elcisi onlara dedi ki: "Tanrı´nın (deneme icin size gonderdigi) devesine ve onun su icme sırasına dikkat edin

    [14] Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp oldurduler. Rableri de gunahları dolayısıyla ´onları yerle bir etti, kırıp gecirdi´; orasını da dumduz etti

    [15] (Tanrı, asla) Bunun sonucundan korkmaz

    Leyl

    Surah 92

    [1] Sarıp orttugu zaman geceye andolsun

    [2] Parıldayıp aydınlandıgı zaman gunduze

    [3] Erkegi ve disiyi yaratana

    [4] Gercekten sizin cabalarınız (celiskili, parca parca) darmadagınıktır

    [5] Fakat kim verir ve korkup sakınırsa

    [6] Ve en guzel olanı dogrularsa

    [7] Biz de onu kolay olan icin basarılı kılacagız

    [8] Kim de cimrilik eder, kendini mustagni gorurse

    [9] Ve en guzel olanı yalan sayarsa

    [10] Biz de ona en zorlu olanı (azaba ugramasını) kolaylastıracagız

    [11] Tereddi edecegi (basasagı dususe ugrayacagı) zaman, malı ona hic yarar saglamaz

    [12] Suphesiz, bize ait olan, yol gostermektir

    [13] Gercekten, son da, ilk de (ahiret ve dunya) bizimdir

    [14] Artık sizi, ´alevleri kabardıkca kabaran´ bir atesle uyardım

    [15] Ona, ancak en bedbaht olandan baskası yollanmaz

    [16] Ki o, yalanlamıs ve yuz cevirmisti

    [17] Sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır

    [18] Ki o, malını vererek temizlenip arınır

    [19] Onun yanında hic kimsenin karsılıgı verilecek bir nimeti (borcu) yoktur

    [20] Ancak yuce rabbinin rızasını aramak icin (verir)

    [21] Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır

    Duhâ

    Surah 93

    [1] Kusluk vaktine andolsun

    [2] ´Karanlıgı iyice coktugu´ zaman geceye

    [3] Rabbin seni terketmedi ve darılmadı

    [4] Suphesiz senin icin son olan, ilk olandan (ahiret dunyadan) daha hayırlıdır

    [5] Elbette rabbin sana verecek, boylece sen hosnut kalacaksın

    [6] Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı

    [7] Ve seni yol bilmez iken, dogru yola yoneltip iletmedi mi

    [8] Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi

    [9] Oyleyse, sakın yetimi uzup kahretme

    [10] Isteyip dileneni azarlayıp cıkısma

    [11] Rabbinin nimetini durmaksızın anlat

    İnşirâh

    Surah 94

    [1] Biz, senin gogsunu yarıp genisletmedik mi

    [2] Ve yukunu indirip atmadık mı

    [3] Ki o, senin belini bukmustu

    [4] Senin zikrini (sanını) yuceltmedik mi

    [5] Demek ki, gercekten zorlukla beraber kolaylık vardır

    [6] Gercekten guclukle beraber kolaylık vardır

    [7] Su halde bos kaldıgın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya devam et

    [8] Ve yalnızca rabbine ragbet et

    Tîn

    Surah 95

    [1] Incire ve zeytine andolsun

    [2] Sina dagına

    [3] Ve su guvenli (emin) beldeye (guvenilir sehre)

    [4] Dogrusu, biz insanı en guzel bir bicimde yarattık

    [5] Sonra asagıların asagısına cevirdik

    [6] Ancak inanıp salih amellerde bulunanlar baska; onlar icin kesintisi olmayan bir ecir vardır

    [7] Oyleyse bundan sonra, hangi sey sana dini yalanlatabilir

    [8] Tanrı hukmedenlerin hakimi degil midir

    Alak

    Surah 96

    [1] Yaratan rabbin adıyla oku

    [2] O insanı bir alaktan yarattı

    [3] Oku, rabbin en buyuk kerem sahibidir

    [4] Ki O, kalemle (yazmayı) ogretendir

    [5] Insana bilmedigini ogretti

    [6] Hayır gercekten insan, azar

    [7] Kendini mustagni gordugunden

    [8] Suphesiz, donus yalnızca rabbinedir

    [9] Engellemekte olanı gordun mu

    [10] Namaz kıldıgı zaman bir kulu

    [11] Gordun mu? Ya o (kul) dogru yol uzerinde ise

    [12] Ya da takvayı buyurduysa

    [13] Gordun mu? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yuz ceviriyor ise

    [14] O, Tanrı´nın gordugunu bilmiyor mu

    [15] Hayır; eger o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perceminden tutup surukleyecegiz

    [16] O yalancı, gunahkar olan alnından

    [17] O zaman da meclisini (yakın cevresini ve yandaslarını) cagırsın

    [18] Biz de zebanileri cagıracagız

    [19] Hayır; ona boyun egme (rabbine) secde et ve yakınlas

    Kadir

    Surah 97

    [1] Gercek su ki, biz onu kadir gecesinde indirdik

    [2] Kadir gecesinin ne oldugunu sana bildiren nedir

    [3] Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır

    [4] Melekler ve ruh, onda rablerinin izniyle inerler; hepsi buyruktandır

    [5] Fecrin cıkısına kadar bir esenliktir (selamdır) o

    Beyyine

    Surah 98

    [1] Kitap ehlinden ve musriklerden kufredenler kendilerine apacık bir delil gelinceye kadar (bulundukları durumdan) kopup ayrılacak degillerdi

    [2] (O delil de) Tanrı´dan gonderilmis bir elci (ki) tertemiz sahifeleri okumaktadır

    [3] Onların icinde dosdogru ´yazılı hukumler´ vardır

    [4] Kitap ehlinden olanlar, ancak kendilerine apacık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar

    [5] Oysa onlara, dini yalnızca O´na halis kılan hanifler olarak sadece Tanrı´ya kulluk etmek, namazı dosdogru kılmak ve zekatı vermekten baskası buyrulmadı. Iste en dogru (dimdik ve sapasaglam) din budur

    [6] Suphesiz, kitap ehlinden ve musriklerden kufredenler icinde surekli kalıcılar olmak uzere cehennem atesindedirler. Iste onlar, yaratılmısların en kotuleridir

    [7] Inanıp salih amellerde bulunanlar ise; iste onlar da yaratılmısların en hayırlılarıdır

    [8] Rableri katında onların odulleri, icinde ebedi kalıcılar olmak uzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Tanrı, onlardan razı olmustur, kendileri de O´ndan razı (hosnut, memnun) kalmıslardır. Iste bu, rabbinden ´ici titreyerek korku duyan kimse´ icindir

    Zilzâl

    Surah 99

    [1] Yer, o siddetli sarsıntısıyla sarsıldıgı

    [2] Yer, agırlıklarını dısa atıp cıkardıgı

    [3] Ve insan: "Buna ne oluyor?" dedigi zaman

    [4] O gun (yer), haberlerini anlatacaktır

    [5] Cunku senin rabbin, ona vahyetmistir

    [6] O gun insanlar, amelleri kendilerine gosterilsin diye, boluk boluk fırlayıp cıkarlar

    [7] Artık kim zerre agırlıgınca hayır islerse, onu gorur

    [8] Artık kim zerre agırlıgınca bir ser (kotuluk) islerse, onu gorur

    Âdiyât

    Surah 100

    [1] Soluk soluga kosan (at)lara andolsun

    [2] (Tırnaklarıyla) Ates sacanlara

    [3] Sabah vakti baskın yapanlara

    [4] Derken, orada tozu dumana katanlara

    [5] Bununla bir (dusman) toplulugun orta yerine kadar dalanlara

    [6] Gercekten insan, rabbine karsı nankordur

    [7] Ve gercekten, kendisi buna sahiddir

    [8] Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) cok katıdır

    [9] Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların desilip dısa atıldıgı

    [10] Goguslerde olanların derlenip devsirildigi zamanı

    [11] Suphesiz, o gun rableri, kendilerinden gercekten haberdardır

    Kâria

    Surah 101

    [1] Kaaria

    [2] Nedir kaaria

    [3] Sana o kaariayı bildiren nedir

    [4] Insanların, ´her yana dagılmıs´ pervaneler gibi olacakları gun

    [5] Ve dagların ´etrafa sacılmıs´ renkli yunler gibi olacakları (gun)

    [6] Iste, kimin tartıları agır basarsa

    [7] Artık o, hosnut olunan bir hayat icindedir

    [8] Kimin tartıları hafif kalırsa

    [9] Artık onun da anası (ummuhu) (barınagı, son duragı) ´haviye´dir (ucurum)

    [10] Onun ne oldugunu (mahiyetini) sana bildiren nedir

    [11] O, kızgın bir atestir

    Tekâsür

    Surah 102

    [1] (Mal, mulk ve servetle) Coklukla ovunmek, sizi ´tutkuyla oyalayıp, kendinizden gecirdi´

    [2] Oyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidisinize, olumunuze) kadar surdu

    [3] Hayır; ileride bileceksiniz

    [4] Yine hayır ileride bileceksiniz

    [5] Hayır; eger siz kesin bir bilgiyle bilmis olsaydınız

    [6] Andolsun, o cılgınca yanan atesi de elbette gorecektiniz

    [7] Sonra onu, gercekten yakin gozuyle (Ayne´l Yakin) gormus olacaksınız

    [8] Sonra o gun, nimetten sorguya cekileceksiniz

    Asr

    Surah 103

    [1] Asr´a andolsun

    [2] Gercekten insan, ziyandadır

    [3] Ancak inanıp salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler baska

    Hümeze

    Surah 104

    [1] Arkadan cekistirip duran, kas goz hareketleriyle alay eden her kisinin vay haline

    [2] Ki o, mal yıgıp biriktiren ve onu saydıkca sayandır

    [3] Gercekten malının kendisini ebedi kılacagını sanıyor

    [4] Hayır; andolsun o, ´hutame´ye atılacaktır

    [5] ´Hutame´nin ne oldugunu sana bildiren nedir

    [6] Tanrı´nın tutusturulmus atesidir

    [7] Ki o, yureklerin (efide) ustune tırmanıp cıkar

    [8] O, onların uzerine kilitlenecektir

    [9] (Kendileri de) Dikilip yukseltilmis sutunlarda (baglanacaklardır)

    Fîl

    Surah 105

    [1] Rabbinin fil sahiplerine neler yaptıgını gormedin mi

    [2] Onların ´tasarladıkları planlarını´ bosa cıkarmadı mı

    [3] Onların uzerine ebabil (suru suru) kuslarını gonderdi

    [4] Onlara ´pisirilip sertlestirilmis balcık tasları´ atıyorlardı

    [5] Sonunda onları, yenik ekin yapragı gibi kıldı

    Kureyş

    Surah 106

    [1] (Hic degilse kendilerini) Kureys´i ´bir araya getirip anlastırdıgı´

    [2] Yaz ve kıs yolculugunda onları (guvenlige kavusturdugu ya da baskalarıyla) ısındırıp yakınlastırdıgı icin

    [3] Su Ev (Ka´be´n)in rabbine kulluk etsinler

    [4] Ki O, kendilerini aclıktan (kurtarıp) doyuran ve korkudan guvenlige kavusturandır (amenehum)

    Mâûn

    Surah 107

    [1] Dini yalanlayanı gordun mu

    [2] Iste yetimi itip kakan

    [3] Yoksulu doyurmayı tesvik etmeyen odur

    [4] Vay o namaz kılanların haline ki

    [5] Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar

    [6] Onlar gosteris yapmaktadırlar

    [7] Ve ´ufacık bir yardımı (veya zekatı) da´ engellemektedirler

    Kevser

    Surah 108

    [1] Suphesiz, biz sana Kevser´i verdik

    [2] Su halde rabbin icin namaz kıl ve kurban kes

    [3] Dogrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır

    Kâfirûn

    Surah 109

    [1] De ki: "Ey kafirler

    [2] Ben sizin taptıklarınıza tapmam

    [3] Benim taptıgıma siz tapacak degilsiniz

    [4] Ben de sizin taptıklarınıza tapacak degilim

    [5] Benim taptıgıma da siz tapmıyorsunuz

    [6] Sizin dininiz size, benim dinim bana

    Nasr

    Surah 110

    [1] Tanrı´nın yardımı ve fetih geldigi zaman

    [2] Ve insanların Tanrı´nın dinine dalga dalga girdiklerini gordugunde

    [3] Hemen rabbini hamd ile tesbih et ve O´ndan magfiret dile. Cunku O, tevbeleri cok kabul edendir

    Tebbet

    Surah 111

    [1] Ebu Leheb´in iki eli kurusun; kurudu ya

    [2] Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar saglamadı

    [3] Alevi olan bir atese girecektir

    [4] Esi de; odun hamalı (ve)

    [5] Boynuna bukulmus bir ip (baglanmıs) olarak

    İhlâs

    Surah 112

    [1] De ki: O Tanrı, birdir

    [2] Tanrı, Sameddir

    [3] O, dogurmamıstır ve dogurulmamıstır

    [4] Ve hicbir sey O´nun dengi degildir

    Felak

    Surah 113

    [1] De ki: Sabahın rabbine sıgınırım

    [2] Yarattıgı seylerin serrinden

    [3] Karanlıgı coktugu zaman gecenin serrinden

    [4] Dugumlere ufuren kadınların serrinden

    [5] Ve hased ettigi zaman, hasetcinin serrinden

    Nâs

    Surah 114

    [1] De ki: Insanların rabbine sıgınırım

    [2] Insanların malikine

    [3] Insanların tanrısına

    [4] ´Sinsice kalplere vesvese ve suphe dusurup duran´ vesvesecinin serrinden

    [5] Ki o, insanların goguslerine vesvese verir

    [6] Gerek cinlerden, gerekse insanlardan