[2] Bu, o kitab´dır ki kendisinde (Allah katından gonderilmis oldugunda) hic subhe yokdur. (O) takvaa sahibleri icin dogru yolun ta kendisidir
[3] (O takvaa saahibleri ki) onlar gaybe inanırlar, namazı dosdogru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdigimizden de (Allah yolunda) harcarlar
[4] (O takvaa saahibleri ki Habibim) onlar sana indirilene de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete ise onlar subhesiz bir bilgi ve inan beslerler
[5] Iste onlar Rablerinden (gelen) Hidayetin tam uzerindedirler. Asıl muradlarına kavusanlar da iste onlar
[6] Su muhakkak ki kufr edenleri inzar etsen de onlarca bir, kendilerini inzar etmesen de inanmazlar
[7] Allah onların kalblerine de, kulaklarına da muhur basmısdır. Gozlerinin uzerinde bir de perde var. En buyuk azab onlarındır
[8] Insanlardan oyle kimseler vardır ki kendileri iman etmis olmadıkları halde, «Allaha ve ahiret gunune inandık» derler. Halbuki onlar inanıcı (insan) lar degildir
[9] Allahı da, iman edenleri de (guya) aldatırlar. Halbuki onlar kendilerinden baskasını aldatmazlar da yine farkına varmazlar
[10] Kalblerinde bir maraz vardır onların. Allah da marazlarını artırdı. Yalan soylemekde oldukları icin de onlara acıklı bir azab vardır
[11] Kendilerine «Yer (yuzun) de fesad yapmayın» denildigi zaman «Biz ancak islah edicileriz» derler
[12] Gozunu ac, onlar muhakkak ki fesadcıların ta kendileridir. Fakat suurlarını isletmezler
[13] Onlara «insanların (muslumanların) inandıgı gibi inanın» denilince «Biz de o beyinsizlerin inandıgı gibi mi inanacagız?» derler. Dikkat et ki (asıl) beyinsizler hic suphesiz kendileridir. Fakat bilmezler
[14] Onlar iman edenlere kavusdukları zaman «inandık» derler. Seytanlariyle yalınızca (basbasa) kalınca ise «Emin olun, biz sizinle beraberiz. Biz ancak istihza edicileriz» derler
[15] (Asıl) Allah onlarla istihza eder ve taskınlıkları, azgınlıkları icinde serseri dolasmalarına muhlet verir
[16] Onlar o kimselerdir ki dogru yolu bırakıp sapkınlıgı (egri yolu) satın almıslardır. Demek, alıs verisleri onlara kazanc saglamamıs, onlar dogru yolu da bulmamıslardır
[17] Onların haali bir ates yakanın haali gibidir ki o (ates) cevresindekileri aydınlatınca Allah ısıklarını giderib (sondurub) kendilerini karanlıklar icinde, gormez (ve saskın kimse) ler haalinde bırakıvermisdir
[18] (Onlar) sagırlar, dilsizler, korlerdir. Artık (Hakka) donmezler
[19] Yahud (onların haali) gokden (bulutdan bosanan) yagmur (a tutulmusun haali) gibidir ki onda (o yagmurda) karanlıklar, gok gurultusu ve simsek cakısı vardır. Olum korkusiyle yıldırımlardan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kafirleri cepcevre kusatandır
[20] O simsek hemen hemen gozlerini kapıp alıverecek. Onları aydınlatınca (ısıgı) icinde yururler, baslarına karanlık cokunce ise dikilib kalırlar. Allah dileseydi onların isitmelerini, gozlerini de giderirdi. Subhe yok ki Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir
[21] Ey insanlar, siz de, sizden oncekileri de yaratan Rabbinize ibadet (kulluk) edin. Taki takvaa saahibi olasınız
[22] O (Rab) ki yer yuzunu sizin (ikaamet ve istirahatiniz) icin bir dosek, gogu (yuksek tavan ve kubbe gibi) bir bina yapdı. O gokden su indirib onunla durlu, durlu semerelerden (meyvalardan, mahsullerden) sizin icin rızk cıkardı. O halde, kendiniz bilib dururken (yaratılan o seylerle) Allaha esler kosmayın
[23] Eger kulumuz (Muhammed) in uzerine parca parca (sure sure, ayet ayet) indirdigimiz (Kur´anın Allah katından geldigin) den subhe ediyorsanız haydi onun benzerinden siz de (meydana) bir sure getirin. Allahdan baska sahicilerinizi (tapdıgınız putları ve bilginlerinizi) de (yardıma) cagırın, eger (iddianızda) dogru (insan) lar iseniz
[24] Fakat bunu yapmazsanız ki hic bir zaman yapamayacaksınız artık sakının o atesden ki onun tutaragı (odunu, cırası, ocaktası) insanla o tasdır. O (ates) kafirler icin hazırlanmısdır
[25] (Habibim) iman eden, bir de guzel guzel amel (ve hareketlerde bulunan kimselere mustula ki altlarından ırmaklar akan cennetler onların. Kendilerine ne zaman onlardan bir meyva rızk olarak yedirilse her defasında «ha, bu, evvelce de (dunyada) rızıklandıgımız (yedigimiz) seydi» diyecekler Ve o rızk (renkde, sekilde) birbirinin benzeri, (fakat tatda, keyfiyyetde baska baska ve cok yuksek ve mustesna kıymetlerde) olmak uzere kendilerine sunulacak. Orada cok temiz zevceler de onların. Hem orada onlar daim de kalıcıdırlar
[26] Hakıykat bir sivri sinek olsun, daha ustundeki (buyugu) olsun her hangi bir sey´i Allah mesel (ve misal) getirmekden cekinmez. Artık iman edenler onun Rablerinden (gelen) bir gercek oldugunu bilirler. Kafirler ise «Allah bu misal ile ne murad etmisdir» derler. Allah onunla bir cogunu sasırtır, yine onunla bir cogunu yola getirir. Onunla fasıklardan baskasını sasırtmaz
[27] O (fasıklar) ki Allanın, (Kitablarında Muhammede iman etmeleri hakkındaki ahid (ve emr) ini onu te´kid de etdikden sonra bozarlar, Allah´ın birlestirilmesini emretdigi sey´i (hısımlık rabıtalarını, cem´iyyet birligini, peygambere imanda birlesmeyi) keserler, yer yuzunde bozgunculuk yaparlar. Iste onlar husrane (maddi ve manevi en buyuk zarara) ugrayanların ta kendileridir
[28] Allaha nasıl olub da kufrediyor (Onun varlıgını ve birligini inkar ediyor) sunuz? Halbuki siz oluler iken (henuz babalarınızın sulbunde bir nutfe iken annelerinizin rahminde, sonra da dunyada sizi) O diriltdi. Sonra sizi yine O oldurecek, tekrar sizi (kabirde ve nesirde) O diriltecek ve nihayet (Hasirden sonra) yine yalınız ona donduruleceksiniz
[29] Yerde ne varsa hepsini sizin (faideniz) icin yaratan, sonra (iradesi) goge yonelib de onları yedi gok haalinde tesviye (ve tanzim) eden (sapasaglam yapan) Odur ve O her sey´i hakkıyle bilendir
[30] Hani Rabbin meleklere: «Muhakkak ben yer yuzunde (benim emirlerimi teblig ve infaza me´mur) bir halife (bir insan, adem) yaratacagım» demisdi. (Melekler) de: «Biz seni hamdinle tesbih ve seni takdis (ayıblardan, es kosmakdan, eksikliklerden tenzih) edib dururken (yerde) orada bozgunculuk edecek, kanlar dokecek kimse mi yaratacaksın?» demislerdi. Allah (da) : «Sizin bilemeyeceginizi her halde ben bilirim» demisdi
[31] Ademe butun isimleri ogretmisdi. Sonra onları (onların delalet etdikleri alemleri, esyayi) meleklere gosterib: «Dogrucular iseniz (her seyin ic yuzunu biliyorsanız) bunları adlarıyle bana haber verin» demisdi
[32] (Melekler) de: «Seni tenzih ederiz. Senin bize ogretdiginden baska bizim hic bir bilgimiz yok. Cunku (her sey´i) hakkıyle bilen, hukum ve hikmet sahibi olan subhesiz ki sensin Sen» demislerdi
[33] (Allah) : «Ey Adem, onları adlariyle kendilerine haber ver» deyib de o da onları isimleriyle soyleyiverince (soyle) dedi: «Size demedim mi ki goklerin ve yerin gaybını subhesiz ben bilirim. Neyi acıklarsanız, neyi de gizlemisseniz ben biliyorum.»
[34] Hani meleklere: «Ademe (yahud: Adem icin Allaha) secde edin» demisdik de (seytanların reisi olan) iblisden baskası hemen secde etmislerdi. O ise dayatmıs, kibirlenmek istemisdi. (Zaten de) o kafirlerdendi
[35] Ve demisdik ki: «Ey Adem, sen esinle beraber Cennetde yerles, Ondan (Cennetin yiyeceklerinden), neresinden isterseniz, ikiniz de bol bol yeyin. (Fakat) su agaca yaklasmayın. Yoksa ikiniz de (nefsine) zulmedenlerden olursunuz»
[36] Bunun uzerine Seytan onları (n ayagını) oradan kaydırıp icinde bulunduklarından (onun ni´metlerinden) onları cıkarıvermis (mahrum edivermis) di. Biz de: «Kiminiz kiminize dusman olarak inin. Yer yuzunde sizin icin bir vakta (omrunuzun sonuna) kadar durak ve faidelenecek sey vardır» demisdik
[37] Derken Adem Rabbinden kelimeler belleyip aldı (Ona yalvardı). O da Tevbesini kabul etdi. Cunku tevbeyi en cok kabul eden, asıl esirgeyen odur
[38] (Evet, oyle) Dedik: Hepiniz oradan inin. Sonra size benden bir hidayet (ci rehber) gelir de kim benim hidayetimin izince giderse artık onlara hicbir korku (ve tehlike) yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir
[39] O kufredenler, ayetlerimizi yalan sayanlar (Yok mu?), onlar atesin (cehennemin) arkadaslarıdır. Onlar orada bir daha cıkmamak uzere kalıcıdırlar
[40] Ey Israil (Ya´kub) ogulları, size (atalarınıza) ihsanetdigim bunca ni´metlerimi hatırlayın (Peygambere iman hususundaki) tavsiyemi yerine getirin, ben de size karsı olan ahdimi yapayım. Bir de (vefayı terk hususunda) benden korkun
[41] Nezdinizdekini (Tevratı) tasdik edici (ve dogrultucu) olarak indirdigim (Kur´an) a iman edin, onu inkaredenlerin ilki siz olmayın, ayetlerimi az bir baha ile (bayagı bir menfaat mukaabilinde) degismeyin. Ancak benden korkun
[42] Kendiniz bilib dururken Hakkı baatıla karıstırıb da gercegi gizlemeyin
[43] Dosdogru namaz kılın, zekat verin, ruku´ eden (mumin) lerle birlikde ruku´ edin (cemaate devam edin)
[44] (Ey Yahudi bilginleri) siz, insanlara iyiligi (gercegi ve peygambere iman etmegi) emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Halbuki Kitab (Tevrat) da okursunuz. Haala aklınızı basınıza almayacak mısınız
[45] Hem sabır (ve sebat) ile, hem namazla (Hakdan) yardım isteyin. (Gerci) bu, elbette buyuk (agır ve cetin bir sey) dir. Ancak (Allaha karsı) yuksek saygı gosterenlere gore oyle degil
[46] O (yuksek saygı gostere) nler ki onlar hakıykaten Rablerine kavusucu ve hakıykaten ancak ona donucu olduklarını bilirler (de namazlarını o vech ile kılarlar)
[47] Ey Israil ogulları, size ihsan etdigim bunca ni´metimi ve sizi (bir zaman) alemlerin ustune gecirdigimi hatırlayın
[48] Ve oyle bir gunden korkun ki (o gunde) hicbir kimse, hicbir kimse namına bir sey odeyemez. Ondan her hangi bir sefaat kabul olunmaz. Ondan bir fidye (bedel) alınmaz, onlara (Allahın azabından kurtulmak hususunda) yardım da edilmez
[49] Yine hatırlayın o zamanı ki (yeni dogan) ogullarınızı bogazlayıp kızlarınızı sag bırakmak (yahud kadınlarınıza utanılacak durlu fenalıklar yapmak) suretiyle size (atalarınıza) iskencenin en kotusunu yuklemekde devameden Fir´avun haanedanından sizi kurtarmısdık. Bunda (bu azabda ve kurtarmada) Rabbinizden (gelen) buyuk bir imtihan vardı sizin icin
[50] Hem hatırlayın o demleri ki sizin sebebinize denizi yarıb da hepinizi kurtarmıs, Fir´avun haanedanını ise, kendiniz de gozlerinizle bakıb dururken, (suda) bogmusduk
[51] Hani Musa ile kırk gece («Tur» da kalmak ve ondan sonra kendisine Tevrat verilmek uzere) vaidlesmisdik. Yine siz onun arkasından (nefsinizin) zaalimler (i) olarak («Samiri» nin tanrı diye gosterdigi) buzagıya tutunmus (onu tanrı edinmis) diniz
[52] Bil´ahare sizi bundan sonra da afvetmisdik. Gerekdi ki subedesiniz
[53] Hani Musaya, (sapıklıkdan ayrılıb) dogru yola gelesiniz diye, («Tur» da) o kitabı (Tevratı) ve Furkaanı (Hak ile batılı ayırd eden hukumleri) vermisdik
[54] Ve hani Musa, kavmine: «Ey kavmim, siz buzagıya tutunmakla (onu tanrı edinmekle) subhesiz kendinize yazık etmissiniz. Hemen Yaradanınıza tevbe edip nefislerinizi oldurun (ıslah edin), boyle yapmanız Yaradanınız katında, sizin icin cok hayırlıdır» demisdi de (Allah da) tevbelerinizi kabul etmisdi. Cunku o, tevbeleri en cok kabul edenin, en cok esirgeyenin, ta kendisidir
[55] Bir de hatırlayın o zamanı ki siz (Musa ile birlikde Allaha karsı ozur dilemek, onun emirlerini dinlemek uzere cıkdıgınız vakit) «Ey Musa, biz Allahı apasikar gorunceye kadar sana kat´iyyen iman etmeyiz» demisdiniz de gozunuz bakıb dururken sizi o yıldırım (sayha) carpmısdı
[56] Sonra olumunuzun arkasından sizi yine diriltmisdik. Gerekdi ki sukredesiniz
[57] Ve («Tih» de gunesin sıcaklıgından korunmanız icin) ustunuze (ince bir) bulutu golge yapmıs, size (orada) kudret helvasiyle yelve kusunu indirmis, «Size rızk olarak verdigimiz seylerin iyilerinden, guzellerinden (en temiz ve halal olanlarından) yeyin» (onları gizlice saklayıb ve biriktirib de nankorluk ve tama´karlık etmeyin demisdik). Onlar (o nankorlukleriyle) bize zulmetmemisler, fakat kendi kendilerine zulmetmislerdi
[58] Hani: («Tih» den cıkdıkdan sonra) su kasabaya girib dilediginiz yerde istediginizi bol bol yeyin, kapısından secde ederek (egilerek, saygı gostererek) girin ve (dilegimiz) hıtta (dır, gunahlarımızın dokulup dusmesidir) deyin, (tevbe edin de o sayede) kusurlarınızı ortelim, iyilik (ve itaat) edenler (in ecrin) i ise daha artıracagız» demisdik
[59] (Evet, oyle demisdik de iclerinden nefislerine) zulmedenler sozu kendilerine soylenenden baskasına cevirmislerdi, biz de o zaalimlerin ustune gokden etdikleri fıskın karsılıgı olmak uzere murdar bir azab indirmisdik
[60] Bir de hani Musa, («Tih» de susayan) kavmi icin su arayınca: «Asaanı tasa vur demisdik de ondan (on iki sıbt adedince) on iki pınar kaynamıs ve her sınıf, su alacagı yeri ogrenmisdi. (Demisdik ki) «Allanın rızkından yeyin, icin. (Fakat) yer yuzunde fesadcılar olarak taskınlık yapmayın»
[61] Hani siz : «Ey Musa, bir cesid yemege (kudret helvasiyle bıldırcın etine), mumkin degil, dayanamayız. O halde bizim icin Rabbine dua et de yerin bitirdigi seylerden, sebze, acur, sarımsak, mercimek ve sogan cıkarsın» demisdiniz. (Musa da): «O hayırlı olanı su daha asagı olanla degisdirmek mi istiyorsunuz? (oyle ise) bir sehre inin, cunku (orada) size istediginiz (sebzeler) var» demisdi. Onların uzerine horluk ve yoksulluk vuruldu. Allahdan bir gazaba da ugradılar. Bu, onların Allahın ayetlerini inkar etdiklerinden, Peygamberlerini haksız yere oldurduklerindendi. Bu, isyan eylediklerinden ve (meaaside) asırı gitdiklerindendi
[62] Subhe yok ki (senden evvel peygamberlere) iman edenler (olsun, Musa dinini kabul eden) Yahudiler (olsun), Nasrani (Hiristiyan) ve Sabiiler (olsun) kim (peygamberin seriatine gore) Allaha ve ahiret gunune inanır, bununla beraber (o seriatin emri vech ile) saalih (iyi) amel (ve hareket) de bulunursa elbette onların Rableri katında ecirleri (mukafatları) vardır. Hem onlara bir korku da yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir
[63] Hani sizden (Tevrat ile amil olacagınıza dair) sapasaglam soz almısdık, «Tur» u da (tepenize iniverecek bir durumda) ustunuze kaldırmısdık, (ve demisdik ki:) «Size verdigimiz (Kitab) ı (n hukumlerini) kuvvetle tutun, onda onlar (la amel etmek luzumun) u hatırlayın. Ta ki (cehennemden, gunahlardan) sakınmıs olasınız»
[64] Sonra onun (Tevratı kabul edisinizin) arkasından yine yuz cevirmisdiniz. Iste eger uzerinizde Allanın fazl-u rahmeti olmasaydı elbette maddi ve ma´nevi en buyuk zarara ugrayanlardan olacakdınız (mahvolacakdınız)
[65] Andolsun, icinizden Cumartesi gunu (ne saygı gostermek) hakkında (ki dini hududu balık avlamak suretiyle) cigneyib gecen («eyle» li) ler (in hallerini, baslarına gelenler) i de her halde bil (ib ogren) missinizdir. Iste biz onlara (Davud lisaniyle) : «Hor ve zelil maymunlar olun» dedik, (uc gun sonra hepsi helak oldu)
[66] Binaen´aleyh onu hem onundekilere (o zaman hazır olanlara), hem ardındakilere (sonradan geleceklere) ibret verici ceza ve (mu´minlerden) takvaaye erenler de bir ogud yaptık
[67] Bir zaman da Musa, kavmine: «Allah size her halde bir inek bogazlamanızı emrediyor» demisdi. Onlar: «Bizi eglence mi ediniyorsun?» demisdi. Musa da: «Ben cahillerden olmakdan Allaha sıgınrım» demisdi
[68] (Yine) demislerdi ki: «Bizim icin Rabbine dua et de onun (o inegin) ne oldugunu (kac yasında olacagını) bize iyice acıklasın». (Musa da): «Allah diyor ki o, ne cok yaslı, ne de pek gene degil, ikisi ortası bir dine (inek) dir. Artık emrolundugunuz sey´i yapın» demisdi
[69] (Tekrar) soyle soyledilerdi: «Bizim icin Rabbine dua et de onun donu (rengi) nedir, bize tam acıklasın». O da : («Rabbim) diyor ki: o, bakanlara ferahlık verecek sapsarı bir inekdir» demisdi
[70] (Yine) demislerdi: «Bizim icin Rabbine dua et de o nedir? Apacık anlatsın bize. Cunku bizce bir cok inekler birbirine benziyor. Allah dilerse (istenen inegi bulmıya) muvaffak oluruz (yahud hidayete erdirilmis bulunuruz)
[71] Musa soyle dedi: «Rabbim buyuruyor ki: O, ne boyunduruga kosulub arazi surecek, ne ekin sulayacak bir inek degildir. Salmadır (yahud ayıbdan salimdir). Hicbir alacası da yokdur». Onlar: «Iste simdi hakikati getirdin (vasfını tastamam bildirdin)» dediler. Bunun uzerine o inegi (bulub) bogazladılar ki az kaldı (bunu) yapmayacaklardı
[72] Hani siz bir kimse oldurmusdunuz de onun (kaatili) hakkında birbirinizle atısmısdınız (her biriniz sucu ustunuzden atmısdınız). Halbuki Allah sizin gizleyecek oldugunuz sey´i acıga vurandı
[73] Onun icin biz «Ona (oldurulen o adama, kesilen o inegin) bir parcasiyle vurun» demisdik. Iste Allah boylece oluleri diriltir, size ayetlerini (kudretini acıklayan delilleri, alametleri, mu´cizeleri) gosterir. Gerek ki aklınızı basınıza alasınız
[74] Sonra, bunun arkasından yine kalbleriniz katılasdı. Simdi o, tas gibi, yahud daha katı. Cunku tasın oylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar, oylesi vardır ki yarılıb ondan su fıskırır, oylesi de vardır ki Allah korkusiyle yukardan asagı duser (yuksekden asagı yuvarlanır). Allah, ne yaparsanız (hic birinden) gaafil degildir
[75] Artık (ey mu´minler) onların (Yahudilerin) size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan (hahamlık eden) bir zumre vardır ki Allanın kelamını (Tevratı) dinlerlerdi de akılları aldıkdan sonra onlar bunu bile bile tahrif (ve tagyir) ederlerdi
[76] (Yahudi munafıklar) iman edenlere kavusdukları zaman «Inandık» derler. Birbirine (donub) halvet oldukları vakit ise (aralarındaki ileri gelenler, munafıklık eden arkadaslarına) : «Allahın size acdıgı sey´i (Resulullahın sıfatlarına ve saireye dair Tevratda ogretdiklerini) mu´minler onunla Rabbiniz katında (aleyhinizde) kuvvetli delil getirsinler diye mi onlara soyleyib duruyorsunuz? Buna aklınız ermiyor mu?» derler
[77] Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, ne gizlerlerse, ne acıklarlarsa (hepsini) bilir
[78] Onların icinde ummi ler de var ki Kitabı (Tevratı) bilmezler. (Butun bildikleri yalınız reislerinin telkin etdikleri) bir suru kuruntu ve yalandan baskası degil. Onlar baska degil, yalınız zanda (ve cehaletde) kalmıs bulunuyorlar
[79] Artık, elleriyle Kitabı (Tevratı yalan yanlıs) yazıb da sonra onu az bir baha ile satabilmek icin «Bu, Allah karındadır» diyegelenlerin vay haaline!.. Vay ellerinin yazdıklarından baslarına geleceklere! Vay su kazanmakda oldukları (risvet, gunah) yuzunden onlara
[80] (Peygamber onları Cehennemle korkutdugu zaman da : «Atalarımızın buzagıye tapdıkları) sayılı (ve mahdud) gunlerden (kırk gunden) baska (fazla) bize kat´iyyen Cehennem (azabı) dokunmayacak» dediler. Soyle (Habibim) ki: «Allah katından (bu hususda) bir ahdi mi elde etdiniz? (Ondan boyle bir sozu mu aldınız?) ki Allah ahdinden asla caymaz yoksa Allaha karsı bilmeyeceginiz bir sey´i mi soyluyorsunuz?»
[81] Hayır (is oyle degil). Kim bir kotuluk (gunah) kazanır da sucu kendisini cepcevre kusatırsa onlar cehennemin saahibleridirler. Onlar orada, bir daha cıkmamak uzere, kalıcıdırlar
[82] Iman edib guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince) : onlar da cennetin arkadaslarıdırlar. Onlar orada muhalleddirler (ebedi kalacaklardır)
[83] Hani Israil ogullarından: «Allahdan baskasına ibadet etmeyin, anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın, insanlara guzellikle soyleyin, dosdogru namaz kılın, zekat verin» diye (emretmis), te´minatlı soz almısdık. Sonra (bu saglam sozunuze karsı) icinizden birazınız hark olmak uzere arka dondunuz ve siz (de atalarınız gibi) haala yuz cevirmekde berdevamsınız
[84] Hani sizden (ey Yahudiler,) : «(Birbirinizin) kanlarını (haksız) yere) akıtmayın, kendinizi kendi yurdlarınızdan cıkarmayın» diye kat´i soz almısdık. Sonra siz de (buna karsı) ikraar vermisdiniz ve haala (bu yolda aleyhinizde) sahidlik edib duruyorsunuz da
[85] (Oyle oldukdan) sonra sizler, yine onlarsınız ki (iste) kendilerinizi olduruyor, icinizden bir fırkayı yurdlarından cıkarıyor, aleyhlerinde gunah ile, dusmanlıkla birlesib yardımlasıyorsunuz. Eger size esir olub gelirlerse kendileriyle fidyelesir (esir mubadelesi yapar, Yine onların; yurdlarında kalmasına musaade etmez) siniz. Halbuki onların cıkarılması size haram kılınmısdı. Yoksa siz Kitabın (fidyeye aid) bir kısmına inanıyorsunuz da (Katl-i nefsi, nefyi, kotulukde yardımlasmayı men´ eden) bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Su halde icinizden boyle yapan (lar) ın cezası dunya hayaatında bir rusvaylıkdan (esir ve makhur yasamakdan) baska (bir sey) degildir. Kıyamet gununde de onlar azabın en cetinine itileceklerdir. Allah, ne yaparsanız (hic birinden) gaafil degildir
[86] Onlar ahirete bedel dunya hayatını satın almıs kimselerdir. Bundan dolayı kendilerinden azab kaldırılıb hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecekdir
[87] Andolsun, Musaya o Kitabı verdik, ondan (Musadan) sonra da birbiri ardınca (ayni seriatle memur) peygamberler gonderdik. Meryemin oglu Isaye de beyyineler (gaayet acık burhanlar, mu´cizeler) verdik ve onu Ruuh-ul kuds ile destekledik. Demek, size ne vakit bir peygamber gonullerinizin hoslanmadıgı bir sey´i getirirse kibirlenmek isteyeceksiniz de kiminiz yalanlayacak, kiminiz de oldureceksiniz, oyle mi
[88] (Yahudiler, Peygamberle istihza yolunda) dediler: «Kalblerimiz perdelidir (kaserlenmisdir. Bize ne soylersen karetmez)». Oyle degil. Allah onları kufurleri yuzunden rahmetinden kogmusdur. Onun icin ancak birazı iman edeceklerdir
[89] Vaktaki onlara Allah katından nezdlerinde bulunan (Tevrat) ı tasdıyk edici (ve dogrultucu) bir Kitab (Kur´an) geldi, ki daha evvel kufredenlerin (Arab musriklerinin) aleyhine (Allahdan boyle bir) feth istiyorlardı, iste (Tevratın sehadet ve saraahatiyle) tanıdıkları o sey (Kur´an) kendilerine gelince ona (hasedlerinden ve mevki´ hırsından dolayı) kufretdiler. Artık Allahın la´neti o kafirlerin tepesine
[90] Onlar Allahın, kullarından kimi dilerse ona fazi (u kerem) inden (vahyi, peygamberligi) indirmesini (oteden beri) gunuledikleri (hased etdikleri) icin Allahın (bu kerre) indirdigi sey´i (Kur´an)ı da inkar etmek (suretiy) le nefslerini ne kotu sey´e degisib satdılar da gazab ustune gazaba donduler. O kafirler icin (kendilerini) hor ve hakir edici bir azab vardır
[91] Bir de onlara (Yahudilere) : «Allahın indirdigi sey´e (Kur´ana) iman edin» denildigi zaman: «Biz, bize indirilen (Tevrat) a inanırız» der bir de ondan baskasına kufrederler. Halbuki o (gonderilen kitab) nezdlerindeki (Tevrat) ı dogrultan (bir) gercekdir. De ki: (Habibim) : «Oyle ise mu´minler idiniz de (Tevrata inanıyordunuz da) daha evvel Allahın peygamberlerini neye olduruyordunuz
[92] Andolsun, Musa size en acık delilleri getirdi. Sonra siz onun ardından (gıyaabında) o buzagıye tutundunuz (onu tanrı edindiniz). Siz (oyle) zaalimlersiniz
[93] Bir vakit «Size verdigimiz (Tevrat) ı kuvvetle tutun (ona sımsıkı yapısın, soz) dinleyin» (diye) «Tur» u tepenizin ustune kaldırıb sizden te´minatlı va´d almısdık. «(Kulagımızla) dinledik, (kalbimizle) isyan etdik» demislerdi. (Cunku) kufurleri yuzunden ozlerine buzagı (bir su gibi) icirilmis (iyice islemis) di. De ki: «Eger mu´min (kimse) ler iseniz inancınız size ne kotu sey emrediyor.»
[94] (Habibim) soyle : «Allah yanında ahiret yurdu (cennet, diger) insanların degil de yalınız sizinse (ve bu da´vanızda) dogruculardan iseniz haydi olumu temenni edin. (Bunu canınıza minnet bilin)»
[95] (Fakat) onlar onceden elleriyle islediklerinden (kotu amellerinden, Tevratı tahrif etdiklerinden) oturu onu (olumu) hicbir zaman arzuu edemezler. Allah o zaalimleri hakkıyle bilendir
[96] Andolsun, sen onları (Yahudileri) insanlardan, (hatta) musrik olanlardan ziyade hayaata duskun bulacaksın. Onlardan her biri arzuu eder ki (kendisine) bin yıl omur verilsin. Halbuki onun cok yasatılması kendisini azabdan uzaklasdırıcı degildir. Allah, onlar ne islerlerse, hakkıyle gorucudur
[97] (Habibim) de ki: «Kim Cebraile dusman olursa» (kahrından gebersin!). Cunku kendinden evvelki (Kitab) ları tasdik edici (ve dogrultucu) ve mu´minler icin ayn-ı hidayet ve mujde olan (Kuran) ı Allahın izni ile senin kalbinin ustune o indirmisdir
[98] Kim Allaha, meleklerine, peygamberlerine, Cebraile, Mikaile dusman olursa subhesiz Allah da o (gibi) kafirlerin dusmanıdır
[99] Andolsun, biz sana apacık ayetler indirdik. Onları faasıklardan baskası inkar etmez
[100] Onlar ne zaman bir ahid ile baglandılarsa iclerinden bir guruh onu bozub atıvermedi mi? Hayır, (bir guruh degil), onların cogu (ahid tanımazlar), iman etmezler
[101] Onlara ne zaman Allah katından nezdlerindeki (Kitabı) tasdik edici (ve dogrultucu) bir peygamber geldiyse kendilerine Kitab verilen (o kimse) lerden bir guruh sanki onlar (hakıykati) bilmiyorlarmıs gibi Allahın Kitabını sırtlarının arkasına atmıs (ondan yuz cevirmisidir)
[102] Seytanların; Suleymanın mulk (-u saltanat ve nubuvvet) i aleyhine uydurub ta´kib etdikleri seylere (yalanlara) uydular. Halbuki Suleyman asla kafir olmadı. Fakat o seytanlar kafirdiler ki insanlara sihri (buyuculugu) ve Babildeki iki melege, Harur ve Maruta indirilen seyleri ogretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek) : «Biz ancak fitneyiz (imtihan icin gonderilmisizdir). «sakın (sihir, buyu yapıb da) kafir olma» demedikce hic bir kimseye (sihir) ogretmezlerdi. Iste onlardan (o iki melekden) koca ile karısının arasını ayıracak seyler ogrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allahın izni olmadıkca onunla hic bir kimseye zarar verici degillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara faide vermeyecek seyleri ogreniyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satın alan (ona revac veren) kimsenin ahiretden hic bir nasibi yokdur. Onların kendilerini cidden ne kotu sey mukaabilinde satdıklarını bilmis olsalardı
[103] Eger onlar (Yahudiler, Peygambere ve Kurana) iman edib de (sihir yapmak gibi gunahlardan) sakınmıs olsalardı Allah katından (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eger bunu bilselerdi
[104] Ey iman edenler, «Raina» demeyin, «Unzurna» deyin (Soze iyi) kulak verin. Kafirler icin cok acıklı bir azab vardır
[105] Ehl-i Kitabdan olan kafirler de, (Allaha es kosan) musriklerde size Rabbinizden hic bir hayır indirilmesini istemez (ler) Allah ise rahmetiyle kimi dilerse onu mumtaz kılar. Allah en buyuk lutf-u inayet saahibidir
[106] Biz neshetdigimiz (hukmunu diger bir ayetle degistirdigimiz) veya unutdurdugumuz (geri bırakdırdıgımız) bir ayetin (yerine) ya ondan daha hayırlısını, yahud onun benzerini getiririz. Allanın her sey´e kemaliyle kaadir oldugunu bilmedin mi? (Elbette bildin)
[107] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarrufu) hakıykaten Allahın oldugunu ve sizin Allahdan baska ne bir yar, ne de hakıyki bir yardımcı bulunmadıgını bilmedin mi
[108] Yoksa siz de (ey Yahudiler) evvelce Musaya soruldugu gibi Peygamberinizi sorguya mı cekmek istiyorsunuz? Kim imanı (nı) kufr ile degisirse dumduz yolu sapıtmıs olur
[109] Ehl-i Kitabdan bir cogu, Hak kendilerince besbelli oldukdan sonra, ruhlarındaki hasedden oturu sizi imanınızdan sonra kufre dondurmek hevesine dusdu. Allanın emri gelinceye kada simdilik onları bırakın, serzenis de etmeyin. Subhesiz ki Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir
[110] Namazı dosdogru kılın, zekat verin, kendiniz icin onden ne hayır yollarsanız Allah katında onu bulacaksınız. Suphesiz Allah ne yaparsanız kemaliyle gorucu (ve ona gore mukafatını verici) dir
[111] (Yahudiler ve Hıristiyanlar) dediler ki: «Yahudi veya Nasrani olanlardan baskası asla cennete girmeyecek.» Bu, onların kuruntularıdır. (Habibim, onlara) soyle: «Eger (bu iddianızda) dogrucu kimseler iseniz burhanınızı getirin.»
[112] Hayır, kim (taat ve amelinde) «ihsan» mertebesine yukselerek yuzunu (kendini) tastamam Allaha teslim ederse iste ona Rabbi katında (amelinin) ecri (olarak cennet) vardır. Onlara hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olmazlar
[113] Yahudiler: «Hıristiyan (saymıya deger) bir sey´e saahib degil» dedi (ler). Hıristiyanlar da: «Yahudiler (saymıya deger) bir sey´e saahib degil» dedi (ler). Halbuki hepsi de (kendilerine indirilen) Kitabı (sozde) okuyorlar. (Okumak) bilmeyenler de tıbkı onların dediklerini soyledi. Artık Allah ihtilafa dusmekde oldukları bu (davada) kıyamet gunu aralarında hukmunu verecekdir
[114] Allahın mescidlerinde (secde edilen ibadet yerlerinde) onun adının anılmasını men´edenlerden, onların harab olmasına kosandan daha zaalim kimdir? Onların (hakkı) oralara korkak korkak girmekden baskası degildir. Dunyada rusvaylık onlarındır. Ahiretde en buyuk azab da yine onların
[115] Mesrık da Allahındır. Magrıb da. Onun icin nereye (hangi semte) doner, yonelirseniz Allahın yuzu (kıblesi) oradadır. Subhe yok ki Allah vaasi´dir, hakkıyle bilicidir
[116] Onlar (Yahudiler ve Hıristiyanlar) : «Allah kendine cocuk edindi» dediler. (Haasa!) O, (bu gibi seylerden) pak ve munezzehidir. Bil´akis goklerde ve yerde ne varsa hepsi onun. Hepsi de onun emrine ramdırlar
[117] Goklerin ve yerin Yaratıcısıdır o. O bir sey´e hukmetdi mi ona ancak «o!» der, o da oluverir
[118] (Hakıykati) bilmeyenler (veya bilib de bilmezlenenler): «Ne olur, Allah bizimle (senin hak peygamber olduguna dair yuz yuze bir) soylese, konussa, yahud (bu babda) bize bir ayet (mucize) gelse» dedi (ler). Onlardan evvelkiler de tıpkı onların soyledikleri gibi soylemis (ler) di. Kalbleri birbirine ne kadar da benzemis!. Biz hakıykatleri iyice bilmek isteyenlere ayetlerimizi apacık gostermisizdir
[119] (Habibim) subhe yok ki biz seni (rahmetimizin) kamil bir mujdeci (si) ve (azabımızın) gercek korkutucu (su ve habercisi) olarak o Hak (Kur´an) ile gonderdik. Sen cehennemin arkadaslarından (cehennemlik olanların kufurde ayak diremelerinden) mes´ul olacak degilsin
[120] Ne Yahudiler, ne Hıristiyanlar sen onların dinine uyuncaya kadar asla senden hosnud olmaz (lar). De ki: «Allahın hidayet (yolu olan Islam yok mu? Iste) dogru yolun ta kendisi odur». Eger (vahy ile) sana gelen (bunca) ilimden sonra (bilfarz) onların heva (ve heves) lerine uyacak olursan, andolsun, senin icin Allahdan (baska koruyacak) ne hakıyki, bir dost, ne de hakıyki bir yardımcı yokdur
[121] Kendilerine kitab verdigimiz kimseler onu tilavet hakkını tam gozeterek okurlar. Iste ona iman edenler bunlardır. Kim ona kufrederse onlar da (maddi ve manevi) en buyuk zarara ugrayanların ta kendileridir
[122] Ey Israil ogulları, size ihsan etdigim (bunca) ni´metimi ve sizi (bir zaman) alemler uzerine hakıykaten mumtaz kılmıs oldugumu hatırlayın
[123] O gunden sakının ki hic bir kimse kimseden yana birsey odeyemez. Kimseden bedel kabul olunmaz. Kimseye de sefaat faide vermez ve onlara (baska her hangi bir) yardım da edilmez
[124] Ve hatırlayın o zaman ki Rabbi, Ibrahimi bir takım kelimelerle (emirleriyle) imtihan edib de o, bunları tamamen yerine getirince: «Seni insanlara imam (rehber) yapacagım» buyurmus, (Ibrahim). «Zur-riyyetimden de» demis, Allah ise: «Zaalimler ahdime (rahmetime, imametime, taatıma) eremez» demisdi
[125] Hani Beyt (-i serifi, Kabey) i insanlar icin bir toplantı yeri ve emin bir mahal yapmısdık (hatırlayın). «Siz de Ibrahimin makamından bir namazgah edinin», Ibrahim ile Ismaile de: «Evimi tavaf edenler, (ibadet kasdıyle orada) kalanlar, ruku ve sucud eyleyenler (namaz kılanlar) icin titizlikle temizleyin» diye kuvvetli emir vermisdik
[126] Hani Ibrahim: «Ya Rab, burasını emniyyetli bir sehir yap ve ehalisinden Allaha ve ahiret gunune inananları (yemis, hububat gibi) mahsullerle rızıklandır» demisdi. (Allah da:) «Kafir olanı dahi kısa bir zaman icin (yasadıgı muddetce) faidelendirecegim, sonra onu cehennem azabına icbar edecegim. Varacagı yer ne kotudur» buyurmusdu
[127] Hani Ibrahim o Beytin temellerini (yahud: divarlarını), Ismail ile birlikde, yukseltiyordu (da ikisi de soyle dua etmislerdi:) «Ey Rabbimiz, bizden (su hizmeti) kabul buyur. Subhesiz hakkıyle isiden, kemaliyle bilen sensin Sen»
[128] «Ey Rabbimiz, ikimizi de sana teslimiyyetde sabit kıl. Soyumuzdan da (yalınız Sana boyun egen) musluman bir ummet (yetisdir), Bize ibadet edecegimiz yerleri (Hac amellerini) goster (ogret), tevbemizi kabul et. Cunku tevbeleri en cok kabul eden, ve (mu´minleri) hakkıyle esirgeyen Sensin Sen»
[129] «Ey Rabbimiz, onların (muslim olan o soyumuzun) icinden onlara Senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı (Kur´anı), hikmeti (ondan hukumleri) ogretecek, onları (sirkden) iyice temizleyecek bir peygamber gonder. Subhesiz yegane gaalib, (sun´unda) tam hikmet saahibi Sensin Sen»
[130] Kendini bilmeyenden baska kim Ibrahimin dininden yuz cevirir? Andolsun ki biz onu dunyada begenip secmisizdir. O, suphe yok ahiretde de muhakkak saalihlerden (yuksek derece erbabından) dır
[131] Rabbi ona: «(Kendini Hakka) teslim et» dedigi zaman o, «Alemlerin Rabbine teslim oldum» demisdi
[132] Ibrahim, bunu (ayni sey´i) ogullarına da tavsiye etdi. (Torunu) Ya´kub da (oyle yapdi:) «Ey ogullarım, Allah sizin icin (Islam) dini (ni) begenib secdi. O halde siz de (baska degil) ancak muslumanlar olarak can verin (dedi)»
[133] Yoksa (Ey Yahudiler), olum Yakubun onune geldigi vakit siz de orada haazır mı idiniz? (Hayır) o, ogullarına: «Benden (olumumden) sonra neye ibadet edeceksiniz?» dedigi zaman onlar: «Senin Tanrına ve babaların Ibrahimin, Ismailin, Ishakın birtek Tanrı olan Allahına ibadet edecegiz. Biz, ona teslim olmusuzdur» demislerdi
[134] Onlar birer ummetdi (gelib) gecdi. (o ummetlerin) kazandıgı kendilerinin, sizin kazandıgınız da (ey Yahudiler) sizin ve siz, onların islemis olduklarından mes´ul olacak degilsiniz
[135] (Yahudi ve Hıristiyanlar Muslumanlara:) «Yahudi veya Nasraani olun ki dogru yolu bulasınız» dediler. De ki (Habibim): «Hayır, (biz) muvahhid (Allah´ı bir tanıyarak ve muslim) olarak Ibrahimin dini (n deyiz). O, Allaha es tutanlardan degildi»
[136] (Ey mu´minler) deyin ki: «Biz Allaha, bize indirilene (Kur´an-ı Kerime), Ibrahime, Ismaile, Ishaka, Yakuba ve torunlarına (esbaata) indirilenlere, Musaya, Isaye verilenlere ve (butun) peygamberlere Rableri katından verilen (Kitab ve ayetler) e iman etdik. Onlardan hicbirini (kimine inanmak, kimini inkaretmek suretiyle) digerinden ayırd etmeyiz. Biz (Allaha) teslim olmus (muslumanlar) ız»
[137] Artık, eger onlar da sizin bu iman etdiginiz gibi iman ederlerse muhakkak dogru yolu bulmuslardır. Sayed yuz cevirirlerse onlar (size karsı) ancak muhaalefetdedirler. (Habibim) o suretde onlara karsı Allah (sana) yeter (Allah seni sıyanet edecekdir). O, hakkıyle isiden hakkıyla bilendir
[138] (Biz) Allahın boyasıyle (boyanmısızdır). Allahdan daha guzel boyası olan kim? Biz ona kulluk edenleriz
[139] De ki (Habibim) : «Siz (Arabdan bir peygamber geldi diye) bizimle Allah hakkında cekisiyor musunuz? Halbuki o bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. (Diledigini O secer) Bizim yapdıklarımız (ın mukafatı) bize, sizin yapdıklarınız (ın mucazatı) size aid. Biz ona butun samimiyyetimizle baglanmısızdır»
[140] Yoksa siz: «Gercek, Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya´kub ve ogulları Yahudi, yahud Hıristiyanlar mı idi» diyorsunuz? De ki: «(Bunu) siz mi daha iyi bilensiniz, yoksa Allah mı? Nezdinde Allahdan (gelen) bir sahidligi (insanlardan) saklayandan daha zaalim kimdir ki? Allah, sizin yapmakda olduklarınızdan gaafil degil»
[141] Onlar birer ummetdi, (gelib) gecdi. (O ummetlerin) kazandıgı kendilerinin, sizin kazandıgınız da sizindir ve siz onların islemis olduklarından mes´ul de olacak degilsiniz
[142] Insanlardan (Yahudi ve musriklerden) bir takım beyinsizler: «(Muslumanların namazda kıble edinib) uzerinde durdukları (devam etdikleri eski) Kıblesinden ceviren (sebeb) nedir?» diyecekler. De ki (Habibim): «Dogu da Allahın, batı da. O, kimi dilerse onu dogru yola iletir.»
[143] Boylece sizi (Ey Muhammed ummeti) vasat (orta) bir ummet yapmısızdır, insanlara karsı (hakıykatın) sahidler (i) olasınız, bu peygamber de sizin uzerinize tam bir sahidi olsun diye. (Habibim) senin haala ustunde durageldigin (Ka´beyi tekrar) kıble yapmamız; o peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayagının iki okcesi uzerinde geri doneceklerden (irtidad edeceklerden ve munafıklardan) ayırd etmemiz icindir. Gerci (Kıblenin bu suretle cevrilmesi) elbette buyuk bir (mesele) dir. Ancak bu, Allanın, dogru yola iletdigi kimseler hakkında (asla varid) degil. Allah imanınızı zaayi edecek degildir. Cunku Allah insanları cok esirgeyendir, (onlara) rahmet (ve inayet) ini rayigan edendir
[144] Biz, yuzunu (vahye intizaar ve istiyakından) cok kerre goge dogru evirib cevirdigini muhakkak goruyoruz. Simdi seni herhalde hosnud olacagın bir kıbleye donduruyoruz. (Namazda) yuzunu artık Mescid-i haram tarafına (Ka´be semtine) cevir. (Ey Muminler,) siz de nerede bulunursanız (namazda) yuzlerinizi o yana dondurun. Suphe yok ki kendilerine Kitab verilenler bunun Rablerinden gelen bir gercek oldugunu pek iyi bilirler. Allah onların yapacaklarından gaafil degildir
[145] Andolsun ki (Habibim) sen, kendilerine Kıble verilenlere (kıble mes´elesine dair) her ayeti (burhanı, mu´cizeyi) getirmis olsan onlar (inadiarmdan) yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine tabi´ olucu degilsin. (Hatta) onların kimi kiminin (Yahudiler Hıristiyanların, Hıristiyanlar Yahudilerin) kıblesine uyucu degildir. Andolsun (Habibim) sana gelen bunca ilim (ve vahy) den sonra (bilfarz) onların heva (ve heves) terine uyacak olursan, o takdirde subhesiz ve muhakkak (kendilerine) yazık etmislerden (sayılır) sın
[146] Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (o peygamberi) Oz ogulları gibi tanırlar, oyle iken iclerinden bir guruh, kendileri bilib durdukları halde, yine mutlakaa Hakkı gizlerler
[147] Hak, Rabbindendir. O halde sakın suphecilerden olma
[148] Herkesin (ve her kavm ve milletin) yuzunu kendine dondurucu oldugu bir yoneti vardır, oyle ise siz de (ey mu´minler) hayır islerine kosun, birbirinizle yarıs edin. Nerede bulunursanız (bulunun), Allah hepinizi (bir araya) getirecekdir. Subhesiz ki Allah hersey´e hakkıyle kaadirdir
[149] Hangi yerden (sefere) cıkarsan (namazda) yuzunu Mescid-i haram tarafına dondur. Bu (emir de) Rabbinden (gelen) mutlak bir Hak dır. Allah, yapacaklarınızdan gaafil degildir
[150] (Evet habibim) hangi yerden cıkarsan (namazda) yuzunu Mescid-i haraama dogru cevir. (Siz de ey mu´minler) nerede olursanız (olun) yuzlerinizi o yana dondurun. Taki aleyhinizde, insanların, iclerindeki zaalim olanlarından baskasının (tutunabitacegi) bir huccet (bir vesika ve bir i´tiraz mevzuu) kalmasın. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Taki size karsı olan ni´metimi tamamlayayım. (Bu sayede) siz de hidayete kavusmayı umid edebilirsiniz
[151] Nitekim icinizde kendinizden bir peygamber gonderdik ki o, size ayetlerimizi okuyor, sizi (Allaha es tutmakdan, gunahlardan, maddi ve ma´nevi kotuluklerden kurtarıb) tertemiz yapıyor, size Kitab (Kur´anı) ve hikmeti (icinde bulunan hukumleri) ogretiyor, bilmediginiz seyleri size bildiriyor
[152] Oyle ise siz beni (taatle, ibadetle) anın, ben de sizi (sevab ile, magfiretle) anayım. Bir de bana sukredin, bana nankorluk etmeyin
[153] Ey iman edenler, (taate ve belaye) sabr ile, bir de namazla (Hakdan) yardım isteyin. Subhesiz ki Allah (ın yardımı) sabredenlerle beraberdir
[154] Allah yolunda oldurulmus olanlar icin «oluler» demeyin. Bil´akis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlamazsınız
[155] Andolsun, sizi biraz korku, (biraz) aclık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edecegiz. Sabredenlere (lutf-u keremimi) mujdele
[156] Ki onlar kendilerine bir bela geldigi zaman «Biz (dunyada) Allanın (teslim olmus kulları) yız ve biz (ahiretde de) ancak ona donuculeriz» diyenlerdir
[157] Onlar (o teslimiyyet ve istircaı gosterenler yok mu?) Rablerinden magfiretler ve rahmet hep onların uzerindedir ve onlar dogru yola erdirilenlerin ta kendileridir
[158] Subhe yok ki «Safaa» ile «Merve» Allahın seairindendir. Iste kim o «Beyt» i (Ka´beyi) hacc veya Umre (kasdı) ile ziyaret ederse bunları guzelce tavaf etmesinde uzerine bir beis yokdur. Kim gonlunden koparak (vacib olmayan amellerden) bir hayır islerse (mukafatını gorur). Cunku Allah taatlerin ecrini veren, (her sey´i de) hakkıyle bilendir
[159] Hakıykat, indirdigimiz o acık acık ayetlerimizi ve dogruyu biz kitabda insanlara onu pek asikar bir suretde bildirdikden sonra gizleyenler (yok mu?) iste onlar (ın haali:) onlara hem Allah la´net eder ve hem la´net etmek sanından olanlar la´net eder
[160] Ancak tevbe (ve rucu) edenler, (hareketlerini) duzeltenler ve (hakıykatı gizlemeyib) iyice acıklayanlar baska. Ben artık onların gunahlarından gecerim. Ben en cok tevbeyi kabul edenim, en cok esirgeyenim
[161] Hakıykat, kufredib de kendileri kafirler olarak olenler (yok mu?) iste onlar: Allanın, meleklerine ve butun insanlarına la´neti onların ustundedir
[162] Onun (o la´netin, yahud cehennemin) icinde ebedi kalıcıdırlar onlar. Onlardan azab da hafifletilmez. Kendilerinin yuzlerine de bakılmaz
[163] Hepinizin Tanrısı (zatinde ve sıfatlarında asla benzeri bulunmayan) bir tek Tanrıdır. Ondan baska hic bir Tanrı yokdur. O, hem Rahmandır, hem rahimdir
[164] Subhesiz goklerin ve yerin yaradılısında, gece ile gunduzun birbiri ardınca gelisinde, insanlara yarar seyleri denizde akıt (ıb tasıy) an o gemilerde, Allahın yukarıdan indirib onunla yer yuzunu, olumunden sonra, diriltdigi suda, deprenen her hayvanı orada uretib yaymasında, gokle yer arasında (Hakkın emrine) boyun egmis olan ruzgarları ve bulutları evirib cevirmesinde aklı ile dusunen bir kavm icin nice ayetler (Allahın varlıgına, birligine ve kemal-i kudretine delalet eden bir cok alametler) vardır
[165] Insanlar icinde Allahdan gayrisini (Ona) emsal edinen adamlar da vardır ki onlara Allaha olan sevgi gibi muhabbet beslerler. Iman edenlerin Allaha sevgisi ise (her seyden) saglamdır. (Allaha es tutarak nefislerine) zulmedenler azabı gorecekleri zaman butun kuvvet (ve kudret) in hakıykaten Allahın oldugunu ve Allahın hakıykaten pek cetin azablı bulundugunu (gozleriyle gorur gibi) bilselerdi
[166] O zaman (gorecekler ki) arkalarından uyulub gidilenler kendilerine uyanlardan hızla uzaklasmısdır. (Hepsi) o azabı gormuslerdir. Aralarındaki ipler (munasebetler) de parcalanıb kopmusdur
[167] Ve tabi´ olanlar soyle demisdir: «Bizim icin (dunyaye) bir donus olsaydı da (bugun) bizden uzaklasdıkları gibi biz de (o gun) onlardan uzaklassaydık». Boylece Allah onlara butun yapdıklarını hasret (ve nedamet) ler haalinde kendilerine gosterecekdir ve onlar cehennemden akıcılar da degildirler
[168] Ey insanlar, yerdeki seylerden, halal ve temiz olmak sartıyle, yeyin. Seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, size hakıykaten apacık bir dusmandır
[169] O, size ancak kotulugu, hayasızlıgı ve Allaha karsı bilmeyeceginiz seyleri soylemenizi emreder
[170] Onların (musriklere); «Allahın indirdigine uyun» denildigi zaman onlar: «Hayır, biz atalarımızı uzerinde bulundugumuz sey´e uyarız» derler. Ya ataları birsey anlamamıs, dogruyu da bulamamıs idiyseler
[171] O kufredenlerin haali bagırıb cagırısdan baska bir sey duymayan (anlamayan hayvanlara durmayıb) haykıran (bir coban) ın haaline (ne kadar da) benziyor. (Onlar bir suru) sagırlar, dilsizler ve korlerdir. Onun icin dusunmezler
[172] Ey iman edenler, size rızk olarak verdigimiz seylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyin, Allaha sukredin, eger (hakıykaten) ona kulluk ediyorsanız
[173] O, size oluyu (murdar hayvanı), kanı, domuz etini, bir de Allahdan baskası icin kesileni kat´iyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemiye muztar kalırsa (kimseye) saldırmamak ve haddi (olmeyecek mikdarı) gecmemek sartıyle onun uzerine gunah yokdur. Subhesiz ki Allah cok yargılayıcıdır, hakkıyle esirgeyicidir
[174] Allanın indirdigi Kitabdan (Peygamberin vasıflarına dair) bir sey´i gizleyib de onunla az bir bahayi (hasis, bir menfaati) satın alanlar (yok mu?) Onlar karınlarına atesden baska (bir sey) yemis olamazlar. Kıyaamet gunu Allah onlarla konusmaz, onları temize de cıkarmaz. Onlar icin pek acıklı bir azab vardır
[175] Onlar dogru yolu bırakıb sapıklıgı, magfirete bedel azaabı satın almıs kimselerdir. Onlar atese karsı ne de sabırlıdırlar
[176] Bu (azabın) sebebi sudur: Cunku Allah Kitabı subhesiz hak olarak indirmisdir. O kitab (ın inzal, tasdıyk ve sıhhatin) da ihtilafa dusenler elbette (Hakdan) uzak bir ayrılık icindedirler
[177] (Namazda) yuzlerinizi dogu ve batı yonune dondurmeniz; birr (taat bu) degildir. Fakat birr, Allaha, ahiret gunune, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, malı (nı Allah) sevgisiyle (yahud: mala olan sevgisine ragmen) akrabaye, yetimlere, yoksullara, yol ogluna (Yolda kalmıs musafırlere), dilenenlere ve kole ve esirler (i kurtarmıy) a veren, namazı (nı) dosdogru kılan, zekatı (nı) veren (kimselerin), ahidlesdikleri zaman sozlerini yerine getirenler (in), sıkıntıda ve hastalıkda ve muhaarebenin kızısdıgı zamanlarda sabr-u metanet gosterenler (in birridir). Onlar (yok mu? imanlarında ve birr-u taat iddiasında) saadık olanlar onlardır ve onlar takvaaya erenlerin de ta kendileridir
[178] Ey iman edenler, maktuller hakkında size kısas (misilleme) yazıldı (farzedildi). Hur, hur ile, kole, kole ile, disi, disi ile (kısas olunur). Fakat kimin (hangi kaatilin) lehinde maktulun kardesi (velisi) tarafından cuz´i birsey afvolunursa (hemen kısas duser). Artık orfe uymak (ser´in ve aklın iyi gordugunu yapmak, borcu) ona (maktulun velisine) guzellikle odemek (lazımdır). Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve esirgemedir. O halde kim bu (afivden ve edadan) sonra (kaatile veya taraflarına muhaasame ve) tecavuzde bulunursa onun icin pek acıklı bir azab vardır
[179] Ey salim akıl saahibleri, kısasda sizin icin (umumi) bir hayaat vardır. Taki (katilden) sokmasınız
[180] Sizden birinize olum gelib catdıgı vakit eger mal bırakacaksa anaya, babaya, yakın akrabaya mesru´ bir suretde vasıyyetde bulunmak takvaa sahihleri uzerinde bir hak olarak farzedildi
[181] Artık kim bunu (olunun bu vasıyyetini) isitdikden sonra onu tebdil ederse her halde vebali onu degisdirenlerin uzerinedir. Subhesiz ki Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir
[182] Bununla beraber, kim vasıyyet edenin haksızlıga meylinden, yahud gunaha gireceginden endise edib de (alakalıların) aralarını bulursa ona da hic bir gunah yokdur. Subhesiz ki Allah cok yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir
[183] Ey iman edenler sizden evvelki (ummet) lere yazıldıgı gibi sizin uzerinize de oruc yazıldı (farz edildi). Taki korunasınız
[184] sayılı gunler (dir). Artık sizden kim (o gunlerde) hasta, yahud sefer uzerinde olur (ve orucunu yemis bulunur) sa tutamadıgı gunler sayısınca baska gunlerde (tutar. Ihtiyarlıgından, yahud sifa bulması umid edilmeyen bir hastalıkdan dolayı oruc tutmıya) gucu yetmeyenler uzerine de bir yoksul doyumu fidye (lazımdır). Bununla beraber kim gonul istegiyle bir hayır yaparsa iste bu, onun icin daha hayırlıdır. Oruc tutmanız sizin hakkınızda (yemenizden ve fidye vermenizden) hayırlıdır, bilirseniz
[185] (O sayılı gunler) Ramazan ayıdır ki Kur´an onda (ki Kadir gecesinde levh-i mahfuzdan sema-i dunyaye) indirilmisdir. (O Kur´an ki) insanlara (mahz-ı) hidayetdir, dogru yolun ve Hak ile baatılı ayırd eden hukumlerin nice acık delilleridir. Oyleyse icinizden kim o aya erisirse (hazır olur, musafir olmazsa) onu (orucunu) tutsun, kim de hasta olur, yahud bir sefer uzerinde bulunursa o halde baska gunlerde, oruc tutamadıgı gunler sayısınca (orucunu kazaa etsin). Allah size kolaylık diler, size guduk istemez. (Bu kolaylıgı istemesi;) o sayıyı (kazaa borcunuzu) ikmal etmeniz, Allahı sizi muvaffak buyurdugu o seyden dolayı da buyuk tanımanız icindir. Olur ki sukr edersiniz
[186] Kullarım (Habibim) sana beni sorunca (haber ver ki) iste ben muhakkak yakınımdır. Bana dua edince ben o dua edenin da´vetine icabet ederim. O halde onlar da benim da´vetime (itaatle) icabet ve bana Iman (da devam) etsinler. Taki (o sayede) dogru yola ulasmıs olalar
[187] Oruc (gunlerinizin) gecesinde kadınlarınıza yaklasmak size halal edildi. Onlar sizin icin, siz de onlar icin birer libassınız. Allah nefislerinize karsı za´f gostermekde oldugunuzu bildi de tevbenizi kabul etdi, sizi bagısladı. Artık (bundan sonra geceleri) onlara yaklasın ve Allahın hakkınızda yazdıgını isteyin. (Butun gece) fecr (-I saadık) olan ak iplik kara iplikden size secilinceye kadar yeyin, icin, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde i´tikafda bulundugunuz zaman kadınlarınıza (geceleri de) yaklasmayın. Bu (hukumler) Allahın sınırlarıdır. Sakın onlara (o sınırlara) yaklasmayın, iste Allah ayetlerini boylece insanlara acıklar. Taki korunsunlar
[188] Aranızda (birbirinizin) mallarınızı haksız sebeblerle yemeyin ve kendiniz bilib dururken insanların mallarından bir kısmını gunah (ı mucip suretler) le yemeniz icin onları (o malları) haakimlere aktarma etmeyin
[189] Sana yeni dogan ayları sorarlar. De ki: «O, insanların faidesi icin, bir de hacc icin vakit olculeridir, iyilik ve taat, evlere arkalarından gelmeniz degildir. Fakat iyilik (eden; Allaha muhalefetden) sakınandır. Evlere kapılarından gelin. Allahdan korkun. Taki muraadınıza kavusasınız
[190] Size harb acanlarla, Allah yolunda, sizde dogusun (mudafaa harbi yapın. Ancak) asırı gitmeyin. Subhesiz ki Allah asırı gidenleri sevmez
[191] Onları (size harb acanları) nerede yakalarsanız oldurun, onları sizi cıkardıkları yerden (Mekkeden) cıkarın. Fitne katilden beterdir. Onlar Mescid-i haram yanında, orada sizinle dogusunceye kadar, (ya´ni dogusmedikce) siz de orada kendileriyle dogusmeyin. Fakat (Orada) sizi. oldururlerse siz de onları oldurun. Kafirlerin cezası boyledir
[192] Bununla beraber (Muhaarebeden) vazgecerlerse (siz de bırakın), subhesiz ki Allah cok yarlıgayıcı, hakkiyle esirgeyicidir
[193] Fitne (den eser) kalmayıncaya, din de (sunun bunun degil) yalınız Allahın (dini diye tanılmıs) oluncaya kadar onlarla savasın. Vaz gecerlerse artık zaalimlerden baskasına hic bir husumet yokdur
[194] Haram ay, haram aya bedeldir. Hurmetler karsılıklıdır. Onun icin kim sizin uzerinize saldırırsa siz de, tıbkı onların ustunuze saldırdıkları gibi, ona saldırın. (Fakat daima) Allahdan korkun ve bilin ki subhesiz Allah takvaa saahibleriyle beraberdir
[195] Allah yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi tehlikeye atmayın. (Daima da) iyilik edin. Allah muhakkak iyilik edenleri sever
[196] Haccı da, umreyi de Allah icin, tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeble bunlardan) alıkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban (ı gonderin. Bununla beraber) kurban yerine (Minaya) varıncaya kadar baslarınızı tıras etmeyin. Artık icinizden kim hasta olur, yahud basından bir eziyyeti bulunursa ona orucdan, ya sadakadan yahud da kurbandan (biriyle) fidye (vacip olur). Emin oldugunuz vakit ise kim hacca kadar umre ile faidelenmek (sevaba girmek) isterse kolayına gelen bir kurban (ı kesmek vacip olur). Fakat (onu) bulamazsa hacc gunlerinden (ihramlı olarak) uc, dondugunuz vakit yedi gun olmak uzere oruc tutmak (vacip olur ki) bunlar tam on (gun eder). Bu, ailesi (ikametgahı) Mescid-i haramda bulunmayanlara aiddir. Allahdan korkun ve bilin ki Allah, cezası cidden cetin olandır
[197] Hacc (ayları) bilinen aylardır, iste kim onlarda (o aylarda) haccı (kendine) farz eder (ihrama girer) se artık hacda kadına yaklasmak, gunah yapmak, kavga etmek yokdur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de (Hacc seferinize yetecek mikdarda) azıklanın. Muhakkak ki azıgın en hayırlısı (dilenmekden, insanlara yuk olmakdan) kacınmakdır. Ey kamil akıl saahibleri, benden korkun
[198] (Hacc mevsiminde ticaretle) Rabbinizden rızık istemenizde bir gunah yokdur. Arafatdan (orada «vakfe» den sonra, seller gibi) bosanıp (elbirlik) akdıgınız zaman «Mes´ar-i haraam» ın yanında Allahı zikredin, O, size nasıl hidayet etdiyse siz de Onu oylece anın. (Bilirsiniz ya) siz bundan evvel gercek sapıklardandınız
[199] Sonra insanların (elbirlik) dondugu yerden siz de donun. Allahdan (gunahlarınızı) magfiret (buyurmasını) isteyin. Suphesiz ki Allah cok yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir
[200] Menasikinizi (hacca ait ibadetlerinizi) bitirince (cahiliyyetde) atalarınızı (boburlenerek) andıgınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anısla Allahı anın. Artık o insanlardan kimi «Ey Rabbimiz, bize (nasibimizi) dunyada ver» der ki onun ahiretden nasibi yokdur
[201] Kimi de «Ey Rabbimiz bize dunyada da iyi hal ver, ahiretde de iyi hal ver ve bizi o ates (cehennem) azabından koru» der
[202] Iste onların (o her iki kısmın hacda) kazandıklarından nasib (ler) i vardır. Allah hesabı pek cabuk gorendir
[203] Bir de sayılı gunlerde Allahı zikredin (tekbir alın). Kim iki gunde («Mina» dan donmek icin) acele ederse ustune gunah yokdur. Kim de geri kalırsa ona da gunah yokdur. (Fakat bu,) takva saahibi icin (dir). Allahdan korkun ve bilin ki muhakkak (hepiniz) ancak Ona (varıb) toplanacaksınız
[204] Insanlardan oyle kimse vardır ki, onun (bu) dunya hayaatına aid sozu hosuna gider ve o, kalbinde olana Allahı sahid getirir. Halbuki o, dusmanların en yamanıdır
[205] O, yer yuzunde is basına gecdi mi orada fesad cıkarmıya, ekini ve zurriyeti kokunden kurutmıya kosar. Allah fesadı sevmez
[206] Ona: «Allahdan kork» denildigi zaman izzet (-i nefsi, cahilane kibr) i kendisini (daha ziyade) gunah islemeye goturur. Iste oylesine cehennem yetisir. O, hakıykat ne kotu yatakdır
[207] Insanlardan oyle kimse de vardır ki Allahın rızasını isteyerek nefsini satın alır. Allah kullarına cok merhametlidir
[208] Ey iman edenler, hep birden sulh-u selama girin. Seytanın adımları ardına dusmeyin. Cunku o, sizin apacık bir dusmanınızdır
[209] Size bunca asikar deliller geldikten sonra yine kayarsanız bilin ki subhesiz Allah mutlak gaalibdir. (Sununda) tam hikmet saahibidir
[210] Onlar (Islama girmeyenler) ille Allanın, bulutdan golgeler icinde meleklerle birlikde kendilerine gelivermesine ve islerinin bitirilivermesine mi bakıyorlar? Halbuki (butun) isler Allah´a dondurulur
[211] Sor israil ogullarına; Onlara nice acık ayet (ler) verdik. Kim Allahın ni´metini, o (nimet) kendisine geldikten sonra, (kufr ile) degisdirirse subhesiz Allah, cezası pek cetin olandır
[212] Kufredenler dunya hayaatı pek suslendi. iman edenlerden kimiyle (Bilal, Ammar, Suheyb gibi fakirlerle) egleniyorlar. Halbuki takvaaya eren (o mu´min) ler kıyaamet gununde onların ustundedirler. Allah kimi dilerse ona hesabsız rızık verir
[213] Insanlar bir tek ummetdi (kimi iman etmek, kimi kufre sapmak suretiyle ihtilafa dusduler). Binaen´aleyh Allah (rahmetinin) mujdeciler (i, azabının) haberciler (i) olmak uzere (onlara) peygamberler gonderdi ve beraberlerinde — insanların ihtilafa dusdukleri seyler hakkında aralarında hukum vermek icin — hak (ve gercek) kitablar da indirdi. Halbuki kendilerine apacık deliller geldikden sonra birbirine karsı olan ihtiras ve hasedden oturu ihtilafa dusenler; o (Kitab) verilenlerden baskası degildir. Iste Allah (boylece) iman edenleri, kendi iradesiyle; hakkında ihtilafa dusdukleri hakka (gercege) ulasdırdı. Allah kimi dilerse onu dogru yola iletir
[214] (Ey mu´minler) yoksa siz, sizden evvel gecenlerin haali basınıza gelmeden cennete girivereceginizi mi sandınız? Onlara oyle yoksulluk (lar), ve sıkıntı (lar) gelib catdı ve (cesidli belalarla) sarsıldılar ki, hatta peygamber (leri) maiyyetindeki mu´minlerle birlikde: «Allahın yardımı ne zaman?» diyordu. Gozunuzu acın: Allahın yardımı yakındır muhakkak
[215] Onlar, hangi sey´i nafaka olarak vereceklerini sana sorarlar. De ki: «Maldan vereceginiz sey (evleviyyetle) ananın, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yol oglunun (musafirin hakkı) dır. Her ne hayır islerseniz subhesiz Allah onu cok iyi bilen (mukafatını veren) dir
[216] (Ey mu´minler, tab´an) sizin hosunuza gitmedigi halde uhdenize, kıtal (dusmanlarla savas) yazıldı (farz edildi). Olur ki´bir sey hosunuza gitmezken o, sizin icin hayırlı olur, bir sey´i de sevdiginiz halde o da hakkınızda ser olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz
[217] Sana haram olan o ayı, ondaki muhaarebeyi sorarlar. De ki: «Onda (o ayda) muhaarebe etmek buyuk (gunah) dır, (insanları) Allah yolundan men´ etmek, onu inkar etmek, (ziyaretcilerin) Mescid-i haraama gitmelerine mani´ olmak, Onun halkını oradan cıkarmak ise Allah katında daha buyuk (gunah) dır. Fitne katilden de beterdir. Kafirler, gucleri yetse, sizi dininizden dondurunceye kadar sizinle savasmalarında devam edeceklerdir. Icinizden kim dininden doner de o, kafir olarak olurse onların (o gibilerin) yaptıgı (iyi) isler dunyada da, ahiretde de bosa gitmisdir. Onlar o atesin (cehennemin) arkadaslarıdır. Onlar orada (bir daha cıkmamak uzere) ebedi kalıcıdırlar
[218] Hakıykat, iman edenler, bir de Allah yolunda (yurdlarından) hicret edib de savasanlar (yok mu?) iste onlar Allahın rahmetini umarlar. Allah (mu´minleri) hakkıyle yarlıgayıcı, (onları) cidden esirgeyicidir
[219] Sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: «Onlarda hem buyuk gunah, hem insanlar icin faideler vardır. Gunahları ise faidelerinden daha buyukdur.» (Yine) sana hangi sey´i nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: «Ihtiyacınızdan artanı (verin)». Allah size boylece ayetlerini (pek guzel) acıklar. Olur ki dunya hususunda da, ahiret isinde de iyice dusunursunuz. Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki: «Onları yarar ve iyi bir haale getirmek hayırlıdır. Sayet kendileriyle bir arada yasarsanız onlar sizin kardesierinizdir. Allah, (yetimlerin) salahına calısanlarla (onların mal ve haalinde) fesad (ve fenalık) yapanları bilir. Eger Allah dileseydi sizi muhakkak zahmete sokardı. Subhesiz Allah mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir
[220] Sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: «Onlarda hem buyuk gunah, hem insanlar icin faideler vardır. Gunahları ise faidelerinden daha buyukdur.» (Yine) sana hangi sey´i nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: «Ihtiyacınızdan artanı (verin)». Allah size boylece ayetlerini (pek guzel) acıklar. Olur ki dunya hususunda da, ahiret isinde de iyice dusunursunuz. Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki: «Onları yarar ve iyi bir haale getirmek hayırlıdır. Sayet kendileriyle bir arada yasarsanız onlar sizin kardesierinizdir. Allah, (yetimlerin) salahına calısanlarla (onların mal ve haalinde) fesad (ve fenalık) yapanları bilir. Eger Allah dileseydi sizi muhakkak zahmete sokardı. Subhesiz Allah mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir
[221] (Ey mu´minler) Allaha es tanıyan kadınlarla (musriklerle), onlar imana gelinceye kadar, evlenmeyin. Iman eden bir cariye, musrik bir kadından — bu, sizin hosunuza gitse de — elbet daha hayırlıdır. Musrik erkeklere de, onlar iman edinceye kadar, (mu´min kadınları) nikahlamayın. Mu´min bir kul musrikden — o, sizin hosunuza gitse de — elbette hayırlıdır. Onlar sizi cehenneme cagırırlar, Allah ise, kendi iradesiyle, cennete ve magfirete cagırır. O, insanlara ayetlerini apacık soyler. Taki iyice dusunub ibret alsınlar
[222] Sana kadınların ay haalini de sorarlar. De ki: «O bir ezadır (pislikdir). Onun icin hayız zamanında kadınlar (ınızla cinsi munasebet) den ayrılın, temizlendikleri vakta kadar kendilerine yaklasmayın. Iyice temizlendiler mi o zaman Allahın size emretdigi yerden onlara gidin. Her halde Allah hem cok tevbe edenleri sever, hem cok temizlenenleri sever
[223] Kadınlarınız sizin (evlad yetisdiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediginiz gibi, gelin. Kendiniz icin onden (iyi ameller) gonderin (hayırlı evladlar yetisdirin). Bir de Allahdan korkun ve bilin ki her halde siz ona kavusacaksınız. iman edenlere mujdele
[224] Allahı, yeminlerinizden dolayı, iyilik etmenize, (fenalıkdan) sakınmanıza, insanların arasını bulmıya engel yapmayın. Allah (her sey´i) hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir
[225] Allah, sizi yeminlerinizdeki «lagv» dan dolayı sorumlu tutmaz. Fakat sizi kalplerinizin azmetdigi yeminler yuzunden muaahaze eder. Allah cok yarlıgayıcıdır, halimdir (kullarının gunahı sebebiyle azıklarını da kesici degildir)
[226] Kadınlarına yaklasmamıya yemin edenler icin dort ay beklemek vardır. Eger erkekler (o muddet icinde keffaret yaparak zevcelerine) donerlerse suphe yok ki Allah cidden yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir
[227] Eger (o suretle yemin edenler ric´at etmeyib de kadınlarını) bosamıya karar verirlerse (ayrılırlar). Subhesiz Allah (onların sozlerini) hakkıyle isidici, (niyyetlerini) gercekden bilicidir
[228] Bosanmıs kadınlar kendi kendilerine uc hayız ve temizlenme muddeti beklerler (beklesinler). Eger onlar Allaha ve ahiret gunune inanıyorlarsa Allahın, kendi rahimlerinde yaratdıgını (soylemeyerek) gizlemeleri onlara halal olmaz. Kocaları bu bekleme muddeti icinde barısmak isterlerse onları geri almıya (herkesden) cok layıkdırlar. Erkeklerin mesru´ suretde kadınlar uzerindeki (hakları) gibi kadınların da onlar uzerinde (hakları) vardır. (Yalnız) erkekler onlar uzerinde (daha ustun) bir dereceye malikdirler. Allah mutlak gaalibdir, gercek hukum ve hikmet saahibidir
[229] Bosama iki defadır. (Ondan sonrası) ya iyilikle tutmak, ya guzellikle salmakdır. (Ey zevcler) onlara (kadınlara) verdiginiz bir sey´i (mehri geri) almanız size halal olmaz. Meger ki erkekle kadın Allahın sınırlarını (evlilik haklarını) ayakda tutamayacaklarından korkmus (umidlerini kesmis) olsunlar. Eger bu suretle siz de onların (zevc ve zevcenin), Allahın sınırlarını hakkıyle muhaafaza ve ifa edemeyeceklerinden korkarsanız o halde (kadının serbest bosanması icin) fidye vermesinde (hakkından vaz gecmesinde) ikisi uzerinde de vebal yokdur. Bunlar Allahın sınırlarıdır. Onları (cigneyib) gecmeyin. Kim Allahın sınırlarını asarsa, iste onlar zaalimlerin ta kendileridir
[230] Yine erkek, zevcesini (ucuncu defa olarak) bosarsa ondan sonra kadın kendinden baska bir ere nikahlanıp varıncaya kadar ona (o birinci zevcine) halal olmaz. Bununla beraber, eger bu (yeni) koca da onu bosar da onlar (birinci zevc ile aynı zevce) Allahın sınırlarını ayakda tutacaklarını (tatbik edeceklerini) zannederlerse (ıddet bitdikten sonra) tekrar birbirine donmelerinde (evlenmelerinde) her ikisi hakkında da vebal yokdur. Bunlar bilir, anlar bir kavm icin Allahın acıkladıgı sınırlardır
[231] Hem kadınları bosadınız da ıddetlerini bitirdiler mi, artık onları ya (kendilerine ric´atle) iyilikle tutun, ya iyilikle bırakın. (Fakat) onları, sırf zulmedebilmeniz icin, zararlarına olarak, tutmayın. Kim boyle yaparsa muhakkak kendine yazık etmis olur. Allahın ayetlerini (muhalefetle) oyuncak yerine koymayın. Allahın uzerinizdeki ni´metini ve size ogud vermek icin indirdigi kitabı (Kur´anı) ve (ondaki) hikmeti dusunun. Allahdan korkun ve bilin ki Allah her sey´i hakkıyle bilendir
[232] Kadınları bosadınız da ıddetlerini bitirdiler mi, aralarında mesru´ bir suretde anlasdıkları takdirde, artık kendilerini kocalarına nikah etmelerine engel olmayın, iste icinizden Allaha ve ahiret gunune iman etmekde olan (lar) a bununla ogud veriliyor. Bu sizin icin daha fazıyletli ve daha temizdir. (Ondaki maslahatı) Allah bilir, siz bilmezsiniz
[233] Anneler cocuklarını iki butun yıl emzirirler. (Bu hukum) emmeyi tamam yapdırmak isteyen (ler) icindir. Onların (annelerin) ma´ruf vech ile yiyecegi, giyecegi; cocuk kendisinin olan (babaya) aiddir. Kimse taakatınden ziyadesiyle mukellef tutulmaz. Ne bir anne cocugu yuzunden, ne de bir cocuk kendisinin olan (bir baba) cocugu sebebiyle zarara sokulmasın. Mirascıya dusen (vazıyfe) de bunun gibidir. Eger (ana ve baba) aralarında rızaa ve musavere ile (bil´ittifak cocugu iki sene dolmadan) memeden kesmeyi arzu ederlerse ikisinin uzerine de vebal yokdur. Cocuklarınızı (baskalarına) emzirtmek isterseniz mesru´ suretde verdiginiz (emzirme ucretin) i teslim etmek (odemek) sartıyle yine uhdenize vebal yokdur. Allahdan korkun ve bilin ki subhesiz Allah, ne yaparsanız hakkıyle gorendir
[234] Icinizden olenlerin (geride) bırakdıkları zevceler kendi kendilerine dort ay on (gun) beklerler. Iste bu muddeti bitirdikleri zaman artık onların kendileri hakkında mesru´ vech ile yapdıkları seyden dolayı size gunah yokdur, Allah ne islerseniz (hepsinden) hakkıyle haberdardır
[235] (Vefat ıddetini bekleyen) kadınları nikahla isteyeceginizi cıtlatmanızda, yahud boyle bir arzuyu gonullerinizde saklamanızda uzerinize bir vebal yokdur, Allah bilmisdir ki siz onları mutlakaa hatırlayacaksınız. Ancak kendileriyle gizlice va´dlesmeyin. (Cıtlatma suretinde) mesru´ bir soz soylemeniz ise baska. (Farz olan ıddet), sonunu buluncaya kadar da nikah bagını baglamıya azmetmeyin ve bilin ki Allah kalblerinizde olanı muhakkak biliyor. Artık ondan sakının ve yine bilin ki subhesiz Allah cok yarlıgayıcıdır, gercek hilm saahibidir (cezada acele edici degildir)
[236] Kendileriyle temas etmediginiz, yahud kendilerine bir mehir ta´yin eylemediginiz kadınları bosamıssanız (bunda) uzerinize vebal yokdur. Onları — zengin olan (ınız) kudretince, darda bulunan (ınız) da haalince (olmak uzere) — ma´ruf bir faide ile faidelendiriniz. Bu, iyilik etmek siaarında bulunanların uzerine bir borcdur
[237] Eger siz onları kendilerine temas etmeden once bosar, (fakat daha evvelden) onlara bir mehir ta´yin etmis bulunursanız, o halde ta´yin etdiginiz (o mehr) in yarısı onlarındır. Meger ki kendileri vazgecmis olsunlar, yahud nikah dugumu elinde bulunan kimse bagıs yapmıs olsun. (Ey erkekler) sizin bagıslamanız takvaaya daha yakındır. Aranızdaki ustunlugu unutmayın. Subhesiz Allah, ne yaparsanız hakkıyle gorucudur
[238] Namazlara ve orta namaza (vakıflarında rukunleri ve sartları ile) devam edin. Allahın (divanına) tam husu´ ve taatle durun
[239] Fakat (muhaarebe, su baskını ve benzerleri gibi bir tehlikeden) korkar (ak hakkın divanına tam husu´ ve taatle durmak imkanını bulamaz) sanız o halde (namazı) yuruyerek, yahud suvari olarak (Kıbleye veya her hangi bir semte karsı) kılın (bırakmayın). (Tehlikeden) emin (ve salim) oldugunuz vakit ise yine Allahı, size bilmediginiz seyleri nasıl ogretdi ise, o vech ile, anın
[240] Sizden zevceler (ini geride) bırakıb olecek olanlar eslerinin (kendi evlerinden) cıkarılmayarak yılına kadar faidelenmesini (bakılmasını) vasıyyet (etsinler). Bunun uzerine onlar (kendiliklerinden) cıkarlarsa artık onların bizzat yapdıkları mesru´ islerden dolayı size mes´uliyyet yokdur. Allah (emr-u nehyine muhaalefet ve ilahi hududunu tecavuz edenlerden intikam almakda) mutlak gaalibdir, (tesri´de ve hukumleri acıklamada da) yuce hikmet saahibidir
[241] Bosanan kadınların da mesru´ suretde faidelenmeleri haklarıdır ki bu, Allahdan korkanlar icin bir vazifedir
[242] Iste Allah akıllarınız ersin diye size ayetlerini boyle acıklar
[243] (Habibim, sayıları) binlerce oldugu halde olum korkusiyle yurdlarından (bırakıb) cıkanları gor (mus gibi bil) medin mi? Allah onlara «Olum!» dedi, sonrada kendilerini diriltdi. Her halde Allah insanlara karsı fazl (-u ınayet) saahibidir. Fakat insanların pek cogu sukretmezler
[244] Allah yolunda muhaarebe edin. Bilin ki subhesiz Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir
[245] Kimdir o ki Allaha guzel bir odunc versin de (Allah da) onu katkat, bir cok artırsın? Allah (kimini) daraltır, (kimini) genisletir. Siz (hepiniz) ancak ona donduru (lup goturu) leceksiniz
[246] Musadan sonra Israil ogullarının ileri gelenlerine bakmadın mı? Hani onlar, peygamberlerine : «Bize bir hukumdar gonder (ta´yin et) de Allah yolunda savasalım» demislerdi. O (da): «Ya uzerinize bir muhaarebe yazılıb (farz edilib) de savası tutmayıverirseniz?» demisdi. Onlar (soyle) soylemislerdi: «Allah yolunda neye savasmayalım? Hem hakıykaten yurdlarımızdan cıkarıldık, hem evladlarımızdan (mahrum edildik)». Fakat vakta ki uhdelerine savas yazıldı, iclerinden birazı mustesna olmak uzere, (muhaarebeden) yuz cevirdiler. Allah cok iyi bilicidir o zaalimleri
[247] Onlara peygamberleri: «Hakıykat, Allah size bir padisah olarak Taalut´u gondermisdir» dedi. Dediler ki: «Biz hukumdarlıga ondan daha layık iken ve ona maldan da bir bolluk verilmemisken nasıl olur da bizim basımızda padisahlık onun olabilir?» (Peygamber) dedi: «Subhesiz Allah onu sizin ustunuze begenib secmisdir. Ona bilgice, vucudca (kuvvetce) de bir ustunluk vermisdir. Allah mulkunu kime dilerse ona verir. Allah (in rahmeti, ilmi her sey´e yaygın ve lutf-u keremi) boldur. Gercek bilicidir
[248] Peygamberleri onlara (soyle de) soyledi: «Gercek, onun hukumdarlıgının acık alameti size o Tabutun gelmesi olacakdır ki icinde Rabbinizden bir sekinet ve Musa haanedaniyle Harun ailesinin metrukatından bir bakiyye vardır. Meleklere onu yuklen (ib getir) ecekdir. Elbette bunda size kafi bir alamet (ve ibret) vardır, eger iman etmis (kimse) lerseniz
[249] Vaktaki Taalut ordusiyle ayrılıb cıkdı, dedi ki: «Subhesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan edicidir, iste kim ondan (kana kana) icerse benden degil, kim onu tutmazsa artık o benden. Eliyle bir avuc alanlar baska (onlara musaade var)». Derken (ırmaga varır varmaz), iclerinden birazı mustesna olmak uzere ondan (bol bol) icdiler. Nihayet o (Taalut) ve mahiyyetindeki mu´minler vaktaki onu (ırmagı) gecdiler, (beri yanda kalanlar) dediler ki: «Bugun bizim Caluta ve ordusuna karsı (duracak) takatimiz yokdur». (Ahiretde) muhakkak Allaha kavusacaklarını bilenler (ve itaatle ırmagı gecenler) ise «Nice az bir cem´iyyet, daha cok bir cem´iyyete Allanın izniyle galebe etmisdir. Allah sabır (ve sebat) edenlerle beraberdir» dediler
[250] Onlar (Taaluta itaat eden mu´minler), Calut ile askerlerine karsı cıkdıkları zaman (niyaz edib) dediler ki: «Ey Rabbimiz, uzerimize (yagmur gibi) sabır yagdır. Ayaklarımıza sebat ver (er meydanından kaydırma). Bu kafirler guruhuna karsı bize yardım et»
[251] Derken (dusmanla karsılasır karsılasmaz) Allahın izniyle onları (dusmanlarını) bozguna ugratdılar (Mu´minlerin arasında bulunan) Davud da Calutu oldurdu. Allah da ona (Esmuilin ve Taalutun vefatından sonra, bir arada) saltanat ve hikmeti (peygamberligi) verdi ve daha dilemekde oldugundan da ba´zı seyler ogretdi. Eger Allah insanların bir kısmını diger bir kısmı ile onleyib savmasaydı yer (yuzu) muhakkak fesada ugrardı. Fakat Allah, alemlere karsı buyuk fazi (-u inayet) saahibidir
[252] Bunlar Allahın ayetleridir ki onları (Habibim) sana Hak olarak okuyoruz. Sen subhesiz, muhakkak gonderilen peygamberlerdensin
[253] (Bu surede zikredilen) o peygamberler (yok mu?) biz onların kimine kiminden ustun meziyyetler verdik. Allah onlardan biri ile soylesmis, birini de bircok derecelerle yukseltmisdir. Meryem´in oglu Isa´ya o beyyineleri (acık ayetleri, burhanları, mu´cizeleri) biz verdik ve onu Ruhul kuds (Cebrail) ile destekledik. Eger Allah dileseydi onların arkasındaki (ummet) ler, kendilerine o apacık burhanlar geldikten sonra, birbirini oldurmez (ler) di. Fakat ihtilafa dusduler. Binnetice onlardan kimi iman etdi, kimi kufre sapdı. Eger Allah dileseydi birbirini oldurmezlerdi. Su var ki Allah ne dilerse yapar
[254] Ey iman edenler, icinde ne bir alıs veris, ne bir dostluk, ne de bir sefaat (imkanı) bulunmayan bir gun gelmezden evvel size verdigimiz rızıkdan (Hak yolunda) harcayın. Kafirler zulmedenlerin ta kendileridir
[255] Allah (o Allahdır ki) kendinden baska hic bir Tanrı yokdur. (O, zati, ezeli ve ebedi hayaat ile) diridir (baakıydir). Zatiyle ve kemaliyle kaaimdir. (Yaratdıklarının heran tedbir-u hıfzında yegane haakimdir, her sey onunla kaaimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onun. Onun izni olmadıkca nezdinde sefaat edecek kim mis. O (yaratdıklarının) onlerindekini, arkalarındakini, (yapdıklarını, yapacaklarını, bildiklerini, bilmediklerini, acıkladıklarını, gizlediklerini, dunyalarını, ahiretlerini, hulasa her sey´ini, her sey´ini) bilir. (Mahlukatı) onun ilminden yalnız kendisinin dilediginden baska hic bir sey´i (kaabil degil) kavrayamazlar. Onun kursusu gokleri ve yeri (kucaklamısdır, o kadar) vasi´dir. Bunların nigehbanlıgı Ona agır da gelmez. O, cok yuce, cok buyukdur
[256] Dinde zorlama yokdur. Hakıykat, iman ile kufr apacık meydana cıkmısdır. Artık kim seytanı tanımayıp da Allaha iman ederse o, muhakkak ki kopması (mumkin) olmayan en saglam kulpa yapısmısdır. Allah hakkıyle isidici, (her sey´i) kemaliyle bilicidir
[257] Allah iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan (kurtarıp) nura cıkarır. Kufredenlerin dostları ise seytandır. O da kendilerini nurdan (ayırıb) karanlıklara cıkarır. Onlar cehennemin arkadaslarıdır. Onlar orada, bir daha cıkmamak uzere, ebedi kalıcıdırlar
[258] Allah kendisine mulk (-u saltanat) verdigi icin (sımararak) Ibrahim ile, Rabbi hakkında, cekiseni gormedin mi? Hani Ibrahim: «Benim Rabbim hem diriltir, hem oldurur» deyince o: «Ben de diriltir, oldururum» demisdi. Ibrahim: «Allah gunesi dogudan getiriyor. Haydi sen de onu batıdan getir» deyince ise o kafir sasırıb (ve tutulub) kalmısdı. Allah zaalimler guruhunu muvaffak etmez
[259] Yahud o kimse gibisini (gormedin mi) ki (binalarının) catıları cokmus, dıvarları ustune yıkılmıs (kimsecikleri de kalmamıs bir kasabaya ugramıs. (Kendi kendine) : «Allah burasını olumden sonra acaba nasıl diriltecek?» demis. Allah da onu yuz yıl olu bırakmıs, sonra diriltmis (kendisine) : «Ne kadar eglendin?» demis o da: «Bir gun, yahud bir gunden az» diye soylemisdi. Allah (ona) : «Hayır, yuz yıl (olu) kaldın, iste yiyecegine, icecegine bak, henuz bozulmamısdır. Bir de merkebine bak. (Boyle yapmamız) seni insanlara ibret nisanesi kılmamız icindir. (Merkebin) kemikler (ine) de bak, onları nasıl birlesdirib yerli yerine koyuyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz» dedi. O — (merkeb dirilib eski haaline geldigi ve her sey) kendisine apacık belli oldugu zaman — (soyle) soyledi: «(Artık su musahedemle de) biliyorum ki Allah subhesiz her sey´e hakkıyle gucuyetendir»
[260] Hani Ibrahim: «Ey Rabbim, oluleri nasıl diriltecegini bana goster» demis, (Allah, «Buna) inanmadın mı yoksa» demis, o da «Inandım. Fakat kalbimin (gozumle de gorerek) yatısması icin (istedim» diye) soylemisdi. (Allah) dedi ki «Dort kus tut. Onları kendine alısdır, sonra (kesib, hamur yapıp) her parcasını bir dagın uzerine bırak. Sonra da onları cagır. Kosarak sana geleceklerdir». Bil ki subhesiz Allah bir kaadir-i mutlakdır, tam bir hukum ve hikmet saahibidir
[261] Mallarını Allah yolunda harcayanların haali yedi basak bitiren, her basakda yuz «tane» bulunan bir tek tohumun haali gibidir Allah kime dilerse ona katkat verir. Allah, ihsanı bol olan, hakkıyle bilendir
[262] Mallarını (Allah yolunda) harcayıb da sonra o harcadıklarının arkasından bir basa kakıs ve bir eziyyet takıb katmayanlar (yok mu?) Onların Rableri yanında mukafatları vardır. Onlara hic bir korku yokdur, mahzun da olacak degillerdir onlar
[263] Iyi (guzel ve tatlı) bir soz ve bir ayıb ortme; ardından eziyyet gelen bir sadakadan hayırlıdır. Allah (kullarının sadakalarından) mustagnidir, halimdir (ukuubetde acele edici degildir)
[264] Ey iman edenler, sadakalarınızı — malını insanlara gosteris icin harcayan, Allaha ve ahiret gunune inanmayan bir kimse gibi — basa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin. Cunku onun haali, uzerinde bir toprak bulunub da kendine siddetli bir yagmur isaabet eden, bu suretle o, kendisini kaskatı bir tas haaline bırakmıs olan kaypak bir kayanın haali gibidir. Onlar (dunyada) isledikleri hic bir seyden (sevab kazanmıya) muktedir olmazlar. Allah, kafirler guruhuna hidayet vermez
[265] Allahın rızasını istemek ve ruhlarında olan (iman) ı koklesdirib takviye etmek icin mallarını harcayanların hali de bir tepenin uzerinde bulunan guzel bir bagcenin haline benzer ki ona bir yagmur isaabet etmis de meyvelerini iki kat vermisdir, ona bol bir yagmur dusmese de (hic olmazsa onda) bir cisinti (bulunur) Allah, ne yaparsanız (hepsini) hakkıyle gorucudur
[266] Sizden her hangi biriniz arzu eder mi ki hurmalardan, uzumlerden onun bir bagcesi olsun, altından ırmaklar aksın, orada kendisinin her cesit meyveleri bulunsun, (fakat) ona ihtiyarlık coksun, aciz ve kucuk cocukları da olsun, derken (onun ve yavrularının biricik gecim vasıtaları olan) ona (o bagceye) icinde bir ates bulunan bir bora isaabet etsin de o, yanıversin? Iste Allah size ayetlerini boyle apacık bildirir. Olur ki iyi dusunursunuz
[267] Ey iman edenler, (Hak yolunda) infaakı (harcamayı) kazandıklarınızın en guzellerinden ve sizin icin yerden cıkardıklarımızdan yapın. Kendinizin goz yummadan alıcısı olmadıgınız pek adi, bayagı seyleri vermiye yellenmeyin. Bilin ki subhesiz Allah her seyden mustagnidir, asıl hamde layık olan Odur
[268] Seytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur. Size cimriligi emreder. Allah ise (nafaka hususunda) size kendisinden bir yarlıgama ve bir bolluk va´d ediyor. Allah (ihsanı) genis olan, (her sey´i) hakkıyle bilendir
[269] (Allah) hikmeti kime dilerse ona verir. Kime de hikmet verilirse muhakkak ki ona cok hayır verilmisdir. Salim akıl saahiblerinden baskası iyi dusunmez
[270] Nafakadan ne harcadınız, yahud adakdan ne adadınızsa muhakkak Allah onu bilir. Zaalimlerin hic bir yardımcıları yokdur
[271] Eger sadakaları asikare verirseniz o, ne guzel. Eger onları gizler, onları (bu suretle) fakirlere verirseniz iste bu, sizin icin daha hayırlıdır. (Allah o sebeble) gunahlarınızdan bir kısmını yarlıgar. Allah ne yaparsanız ondan hakkıyle haberdardır
[272] (Habibim) onları (Insanları) hidayete erdirmek senin ustune borc degil. Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verir (nasıyb eder). Infak edeceginiz hayır (mal) kendi faidenizedir. Zaten siz, (Ey mu´minler) Allahın rızaasını aramakdan baska bir suretle infak da etmezsiniz ya. (Allah yolunda) maldan harcedeceginiz (in mukafatı) size fazlasıyle odenecekdir. Siz (bu hususda da) haksızlıga ugratılmayacaksınız
[273] (Sadakalar) Allah yolunda kendilerini vakfetmis fakirler icindir ki onlar yer yuzunde dolasmıya muktedir olmazlar. (Hallerini) bilmeyen; iffet ve istignalarından dolayı onları zengin (kimse) ler sanır. Sen (Habibim) o gibileri sımalarından tanırsın. Onlar insanlardan yuzsuzluk edib de (bir sey) istemezler. Siz (Hak yolunda) ne mal harcarsanız subhesiz Allah onu hakkıyle bilicidir
[274] Mallarını gece gunduz, gizli asikar (Hak yolunda) harcayanlar (yok mu?), Iste onların, Rableri katında mukafatları vardır, Onlara hic bir korku da yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir
[275] Riba (faiz) yiyenler kendilerini seytan carpmıs (birer mecnun) dan baska bir halde (kabirlerinden) kalkmazlar. Boyle olması da onların: «Alım satım da ancak riba gibidir» demelerindendir. Halbuki Allah, alıs verisi halal, ribayı (faizi) haram kılmısdır. (Bundan boyle) kim Rabbinden kendisine bir ogut gelib de (faizden) vaz gecerse gecmisi ona, ve isi (hakkındaki hukum) de Allaha aiddir. Kim de tekrar (faize) donerse onlar o atesin yaranıdırlar ki orada onlar (bir daha cıkmamak uzere) ebedi kalıcıdırlar
[276] Allah rıbanın bereketini tamaamen giderir, sadaka (sı verilen mal) lan ise artırır, Allah (haramı halal tanımakda ısrar eden) cok kafir, cok gunahkar hic bir kimseyi sevmez
[277] Iman eden, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunan, namazı (nı) dosdogru kılan, bir de zekatı (nı) veren kimseler (in, evet), onların Rableri indinde mukafatları vardır. Onlara hic bir korku yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir
[278] Ey iman edenler, (gercek) mu´minler iseniz Allahdan korkun, faizden (henuz alınmamıs olub da) kalanı bırakın (almayın)
[279] Iste (boyle) yapmazsanız Allaha ve Peygamberine karsı harb (e girmis oldugunuzu) bilin. Eger (tefecilige, murabehacılıga) tevbe ederseniz mallarınızın basları (sermayeleriniz) yine sizindir. (Bu suretle) ne haksızlık yapmıs, ne de haksızlıga ugratılmıs olmazsınız
[280] Eger (borclu) darlık icinde bulunuyorsa ona genis bir zamana kadar muhlet (verin). Sadaka oiarak bagıslamanız ise sizi nicin daha hayırlıdır. Eger bilirseniz
[281] Oyle bir gunden sakının ki (hepiniz) o gun Allaha donduruleceksiniz. Sonra herkese kazandıgı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmeyecekdir
[282] Ey iman edenler, ta´yin edilmis bir vakta kadar birbirinize borclandıgınız zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı da dogrulukla (onu) yazsın. Katib, Allahın kendisine ogretdigi gibi yazmakdan cekinmesin, yazsın. Uzerinde hak olan (borclu) da yazdırsın (borcunu ıkraar etsin). Rabbi olan Allahdan korksun, ondan (borcundan) hic bir sey´i eksik bırakmasın. Eger ustunde hak bulunan (bordu) bir beyinsiz veya bir zaif olur, yahud da bizzat yazdırmıya (ve ıkraara) gucu yetmezse velisi dosdogru yazdırsın (ıkraar etsin). Erkeklerinizden iki de sahid yapın. Eger iki erkek bulunmazsa o halde raazi (ve dogruluguna emin) olacagınız sahidlerden bir erkekle iki kadın (yeter. Bu suretle) kadınlardan biri unutursa oburunun hatırlatması (kolay olur). Sahidler (sehadeti edaye) cagırıldıkları vakit kacınmasın. Az olsun, cok olsun, onu va´desiyle beraber yazmakdan usenmeyin. Bu, Allah yanında adalete daha uygun, sahidlik icin daha saglam, subheye dusmemenize de daha yakındır. Meger ki aranızda (elden ele) devredeceginiz ve pesin yaptıgınız bir ticaret olsun. O zaman bunu yazmamanızda size bir vebal yokdur. Alısveris erdiginiz vakit da sahid tutun. Yazana da, sahidlik edene de asla zarar verilmesin. (Bunu) yaparsanız o, kendinize (dokunacak) bir fısk (ve isyan olur). Allahdan korkun. Allah size ogretiyor. Allah her sey´i hakkıyle bilendir
[283] Eger bir sefer uzerinde iseniz, bir yazıcı da bulamadınızsa o vakit (borcludan) alınmıs rehinler (de yeter). Eger birbirinize emin olmussanız kendisine inanılan adam (borclu) Rabbi olan Allahdan korksun da emanetini tastamam odesin. Sahidligi gizlemeyin. Kim onu gizlerse hakıykat sudur ki onun kalbi bir gunahkardır. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir
[284] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahındır. Eger siz icinizdekini acıklar, yahud, gizlerseniz Allah onunla sizi hesaba ceker. Sonra kimi dilerse onu yarlıgar, kimi dilerse onu da azablandırır. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir
[285] O peygamber de kentlisine Rabbinden indirilene iman etdi, muminler de. (Onlardan) her biri Allaha, onun meleklerine, Kitablarına, peygamberlerine inandı. «Onun (Allanın) peygamberlerinden hic birini digerlerinin arasından ayırmayız (hepsine inanırız), dinledik (kabul etdik; emrine) itaat etdik. Ey Rabbimiz, magfiretini (isteriz). Son varıs (ımız) ancak Sanadır» dediler
[286] Allah hic bir kimseye gucunun yeteceginden baskasını yuklemez. (Herkesin) kazandıgı (hayır) kendi faidesine, yapdıgı (Ser) kendi zararınadır. «Ey Rabbimiz, unutduk, yahud yanıldıysak bizi tutub sorguya cekme. Ey Rabbimiz, bizden evvelki (ummet) lere yukledigin gibi ustumuze agır bir yuk yukleme. Ey Rabbimiz, taakat getiremeyecegimizi bize tasıtma. Bizden (saadır olan gunahları) sil, bagısla, bizi yarlıga, bizi esirge. Sen mevlamızsın bizim. Artık kafirler guruhuna karsı da bize yardım et»