Turkish

    Translation: tur-hasanbasricanta-la

    Author: Hasan Basri Cantay

    Fâtiha

    Surah 1

    [1] Hamd olsun Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din gunu´nun (tek) sahibi ve mutasarrıfı Allaha

    [2] Hamd olsun Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din gunu´nun (tek) sahibi ve mutasarrıfı Allaha

    [3] Hamd olsun Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din gunu´nun (tek) sahibi ve mutasarrıfı Allaha

    [4] Yalınız sana ibadet (kulluk) ederiz, yalınız senden yardım isteriz

    [5] Bizi dogru yola, kendilerine ni´met verdiklerinin yoluna ilet, gazaba ugrayanlarınkine, sapıklarınkine degil

    [6] Bizi dogru yola, kendilerine ni´met verdiklerinin yoluna ilet, gazaba ugrayanlarınkine, sapıklarınkine degil

    [7] Bizi dogru yola, kendilerine ni´met verdiklerinin yoluna ilet, gazaba ugrayanlarınkine, sapıklarınkine degil

    Bakara

    Surah 2

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Bu, o kitab´dır ki kendisinde (Allah katından gonderilmis oldugunda) hic subhe yokdur. (O) takvaa sahibleri icin dogru yolun ta kendisidir

    [3] (O takvaa saahibleri ki) onlar gaybe inanırlar, namazı dosdogru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdigimizden de (Allah yolunda) harcarlar

    [4] (O takvaa saahibleri ki Habibim) onlar sana indirilene de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete ise onlar subhesiz bir bilgi ve inan beslerler

    [5] Iste onlar Rablerinden (gelen) Hidayetin tam uzerindedirler. Asıl muradlarına kavusanlar da iste onlar

    [6] Su muhakkak ki kufr edenleri inzar etsen de onlarca bir, kendilerini inzar etmesen de inanmazlar

    [7] Allah onların kalblerine de, kulaklarına da muhur basmısdır. Gozlerinin uzerinde bir de perde var. En buyuk azab onlarındır

    [8] Insanlardan oyle kimseler vardır ki kendileri iman etmis olmadıkları halde, «Allaha ve ahiret gunune inandık» derler. Halbuki onlar inanıcı (insan) lar degildir

    [9] Allahı da, iman edenleri de (guya) aldatırlar. Halbuki onlar kendilerinden baskasını aldatmazlar da yine farkına varmazlar

    [10] Kalblerinde bir maraz vardır onların. Allah da marazlarını artırdı. Yalan soylemekde oldukları icin de onlara acıklı bir azab vardır

    [11] Kendilerine «Yer (yuzun) de fesad yapmayın» denildigi zaman «Biz ancak islah edicileriz» derler

    [12] Gozunu ac, onlar muhakkak ki fesadcıların ta kendileridir. Fakat suurlarını isletmezler

    [13] Onlara «insanların (muslumanların) inandıgı gibi inanın» denilince «Biz de o beyinsizlerin inandıgı gibi mi inanacagız?» derler. Dikkat et ki (asıl) beyinsizler hic suphesiz kendileridir. Fakat bilmezler

    [14] Onlar iman edenlere kavusdukları zaman «inandık» derler. Seytanlariyle yalınızca (basbasa) kalınca ise «Emin olun, biz sizinle beraberiz. Biz ancak istihza edicileriz» derler

    [15] (Asıl) Allah onlarla istihza eder ve taskınlıkları, azgınlıkları icinde serseri dolasmalarına muhlet verir

    [16] Onlar o kimselerdir ki dogru yolu bırakıp sapkınlıgı (egri yolu) satın almıslardır. Demek, alıs verisleri onlara kazanc saglamamıs, onlar dogru yolu da bulmamıslardır

    [17] Onların haali bir ates yakanın haali gibidir ki o (ates) cevresindekileri aydınlatınca Allah ısıklarını giderib (sondurub) kendilerini karanlıklar icinde, gormez (ve saskın kimse) ler haalinde bırakıvermisdir

    [18] (Onlar) sagırlar, dilsizler, korlerdir. Artık (Hakka) donmezler

    [19] Yahud (onların haali) gokden (bulutdan bosanan) yagmur (a tutulmusun haali) gibidir ki onda (o yagmurda) karanlıklar, gok gurultusu ve simsek cakısı vardır. Olum korkusiyle yıldırımlardan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kafirleri cepcevre kusatandır

    [20] O simsek hemen hemen gozlerini kapıp alıverecek. Onları aydınlatınca (ısıgı) icinde yururler, baslarına karanlık cokunce ise dikilib kalırlar. Allah dileseydi onların isitmelerini, gozlerini de giderirdi. Subhe yok ki Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [21] Ey insanlar, siz de, sizden oncekileri de yaratan Rabbinize ibadet (kulluk) edin. Taki takvaa saahibi olasınız

    [22] O (Rab) ki yer yuzunu sizin (ikaamet ve istirahatiniz) icin bir dosek, gogu (yuksek tavan ve kubbe gibi) bir bina yapdı. O gokden su indirib onunla durlu, durlu semerelerden (meyvalardan, mahsullerden) sizin icin rızk cıkardı. O halde, kendiniz bilib dururken (yaratılan o seylerle) Allaha esler kosmayın

    [23] Eger kulumuz (Muhammed) in uzerine parca parca (sure sure, ayet ayet) indirdigimiz (Kur´anın Allah katından geldigin) den subhe ediyorsanız haydi onun benzerinden siz de (meydana) bir sure getirin. Allahdan baska sahicilerinizi (tapdıgınız putları ve bilginlerinizi) de (yardıma) cagırın, eger (iddianızda) dogru (insan) lar iseniz

    [24] Fakat bunu yapmazsanız ki hic bir zaman yapamayacaksınız artık sakının o atesden ki onun tutaragı (odunu, cırası, ocaktası) insanla o tasdır. O (ates) kafirler icin hazırlanmısdır

    [25] (Habibim) iman eden, bir de guzel guzel amel (ve hareketlerde bulunan kimselere mustula ki altlarından ırmaklar akan cennetler onların. Kendilerine ne zaman onlardan bir meyva rızk olarak yedirilse her defasında «ha, bu, evvelce de (dunyada) rızıklandıgımız (yedigimiz) seydi» diyecekler Ve o rızk (renkde, sekilde) birbirinin benzeri, (fakat tatda, keyfiyyetde baska baska ve cok yuksek ve mustesna kıymetlerde) olmak uzere kendilerine sunulacak. Orada cok temiz zevceler de onların. Hem orada onlar daim de kalıcıdırlar

    [26] Hakıykat bir sivri sinek olsun, daha ustundeki (buyugu) olsun her hangi bir sey´i Allah mesel (ve misal) getirmekden cekinmez. Artık iman edenler onun Rablerinden (gelen) bir gercek oldugunu bilirler. Kafirler ise «Allah bu misal ile ne murad etmisdir» derler. Allah onunla bir cogunu sasırtır, yine onunla bir cogunu yola getirir. Onunla fasıklardan baskasını sasırtmaz

    [27] O (fasıklar) ki Allanın, (Kitablarında Muhammede iman etmeleri hakkındaki ahid (ve emr) ini onu te´kid de etdikden sonra bozarlar, Allah´ın birlestirilmesini emretdigi sey´i (hısımlık rabıtalarını, cem´iyyet birligini, peygambere imanda birlesmeyi) keserler, yer yuzunde bozgunculuk yaparlar. Iste onlar husrane (maddi ve manevi en buyuk zarara) ugrayanların ta kendileridir

    [28] Allaha nasıl olub da kufrediyor (Onun varlıgını ve birligini inkar ediyor) sunuz? Halbuki siz oluler iken (henuz babalarınızın sulbunde bir nutfe iken annelerinizin rahminde, sonra da dunyada sizi) O diriltdi. Sonra sizi yine O oldurecek, tekrar sizi (kabirde ve nesirde) O diriltecek ve nihayet (Hasirden sonra) yine yalınız ona donduruleceksiniz

    [29] Yerde ne varsa hepsini sizin (faideniz) icin yaratan, sonra (iradesi) goge yonelib de onları yedi gok haalinde tesviye (ve tanzim) eden (sapasaglam yapan) Odur ve O her sey´i hakkıyle bilendir

    [30] Hani Rabbin meleklere: «Muhakkak ben yer yuzunde (benim emirlerimi teblig ve infaza me´mur) bir halife (bir insan, adem) yaratacagım» demisdi. (Melekler) de: «Biz seni hamdinle tesbih ve seni takdis (ayıblardan, es kosmakdan, eksikliklerden tenzih) edib dururken (yerde) orada bozgunculuk edecek, kanlar dokecek kimse mi yaratacaksın?» demislerdi. Allah (da) : «Sizin bilemeyeceginizi her halde ben bilirim» demisdi

    [31] Ademe butun isimleri ogretmisdi. Sonra onları (onların delalet etdikleri alemleri, esyayi) meleklere gosterib: «Dogrucular iseniz (her seyin ic yuzunu biliyorsanız) bunları adlarıyle bana haber verin» demisdi

    [32] (Melekler) de: «Seni tenzih ederiz. Senin bize ogretdiginden baska bizim hic bir bilgimiz yok. Cunku (her sey´i) hakkıyle bilen, hukum ve hikmet sahibi olan subhesiz ki sensin Sen» demislerdi

    [33] (Allah) : «Ey Adem, onları adlariyle kendilerine haber ver» deyib de o da onları isimleriyle soyleyiverince (soyle) dedi: «Size demedim mi ki goklerin ve yerin gaybını subhesiz ben bilirim. Neyi acıklarsanız, neyi de gizlemisseniz ben biliyorum.»

    [34] Hani meleklere: «Ademe (yahud: Adem icin Allaha) secde edin» demisdik de (seytanların reisi olan) iblisden baskası hemen secde etmislerdi. O ise dayatmıs, kibirlenmek istemisdi. (Zaten de) o kafirlerdendi

    [35] Ve demisdik ki: «Ey Adem, sen esinle beraber Cennetde yerles, Ondan (Cennetin yiyeceklerinden), neresinden isterseniz, ikiniz de bol bol yeyin. (Fakat) su agaca yaklasmayın. Yoksa ikiniz de (nefsine) zulmedenlerden olursunuz»

    [36] Bunun uzerine Seytan onları (n ayagını) oradan kaydırıp icinde bulunduklarından (onun ni´metlerinden) onları cıkarıvermis (mahrum edivermis) di. Biz de: «Kiminiz kiminize dusman olarak inin. Yer yuzunde sizin icin bir vakta (omrunuzun sonuna) kadar durak ve faidelenecek sey vardır» demisdik

    [37] Derken Adem Rabbinden kelimeler belleyip aldı (Ona yalvardı). O da Tevbesini kabul etdi. Cunku tevbeyi en cok kabul eden, asıl esirgeyen odur

    [38] (Evet, oyle) Dedik: Hepiniz oradan inin. Sonra size benden bir hidayet (ci rehber) gelir de kim benim hidayetimin izince giderse artık onlara hicbir korku (ve tehlike) yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir

    [39] O kufredenler, ayetlerimizi yalan sayanlar (Yok mu?), onlar atesin (cehennemin) arkadaslarıdır. Onlar orada bir daha cıkmamak uzere kalıcıdırlar

    [40] Ey Israil (Ya´kub) ogulları, size (atalarınıza) ihsanetdigim bunca ni´metlerimi hatırlayın (Peygambere iman hususundaki) tavsiyemi yerine getirin, ben de size karsı olan ahdimi yapayım. Bir de (vefayı terk hususunda) benden korkun

    [41] Nezdinizdekini (Tevratı) tasdik edici (ve dogrultucu) olarak indirdigim (Kur´an) a iman edin, onu inkaredenlerin ilki siz olmayın, ayetlerimi az bir baha ile (bayagı bir menfaat mukaabilinde) degismeyin. Ancak benden korkun

    [42] Kendiniz bilib dururken Hakkı baatıla karıstırıb da gercegi gizlemeyin

    [43] Dosdogru namaz kılın, zekat verin, ruku´ eden (mumin) lerle birlikde ruku´ edin (cemaate devam edin)

    [44] (Ey Yahudi bilginleri) siz, insanlara iyiligi (gercegi ve peygambere iman etmegi) emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Halbuki Kitab (Tevrat) da okursunuz. Haala aklınızı basınıza almayacak mısınız

    [45] Hem sabır (ve sebat) ile, hem namazla (Hakdan) yardım isteyin. (Gerci) bu, elbette buyuk (agır ve cetin bir sey) dir. Ancak (Allaha karsı) yuksek saygı gosterenlere gore oyle degil

    [46] O (yuksek saygı gostere) nler ki onlar hakıykaten Rablerine kavusucu ve hakıykaten ancak ona donucu olduklarını bilirler (de namazlarını o vech ile kılarlar)

    [47] Ey Israil ogulları, size ihsan etdigim bunca ni´metimi ve sizi (bir zaman) alemlerin ustune gecirdigimi hatırlayın

    [48] Ve oyle bir gunden korkun ki (o gunde) hicbir kimse, hicbir kimse namına bir sey odeyemez. Ondan her hangi bir sefaat kabul olunmaz. Ondan bir fidye (bedel) alınmaz, onlara (Allahın azabından kurtulmak hususunda) yardım da edilmez

    [49] Yine hatırlayın o zamanı ki (yeni dogan) ogullarınızı bogazlayıp kızlarınızı sag bırakmak (yahud kadınlarınıza utanılacak durlu fenalıklar yapmak) suretiyle size (atalarınıza) iskencenin en kotusunu yuklemekde devameden Fir´avun haanedanından sizi kurtarmısdık. Bunda (bu azabda ve kurtarmada) Rabbinizden (gelen) buyuk bir imtihan vardı sizin icin

    [50] Hem hatırlayın o demleri ki sizin sebebinize denizi yarıb da hepinizi kurtarmıs, Fir´avun haanedanını ise, kendiniz de gozlerinizle bakıb dururken, (suda) bogmusduk

    [51] Hani Musa ile kırk gece («Tur» da kalmak ve ondan sonra kendisine Tevrat verilmek uzere) vaidlesmisdik. Yine siz onun arkasından (nefsinizin) zaalimler (i) olarak («Samiri» nin tanrı diye gosterdigi) buzagıya tutunmus (onu tanrı edinmis) diniz

    [52] Bil´ahare sizi bundan sonra da afvetmisdik. Gerekdi ki subedesiniz

    [53] Hani Musaya, (sapıklıkdan ayrılıb) dogru yola gelesiniz diye, («Tur» da) o kitabı (Tevratı) ve Furkaanı (Hak ile batılı ayırd eden hukumleri) vermisdik

    [54] Ve hani Musa, kavmine: «Ey kavmim, siz buzagıya tutunmakla (onu tanrı edinmekle) subhesiz kendinize yazık etmissiniz. Hemen Yaradanınıza tevbe edip nefislerinizi oldurun (ıslah edin), boyle yapmanız Yaradanınız katında, sizin icin cok hayırlıdır» demisdi de (Allah da) tevbelerinizi kabul etmisdi. Cunku o, tevbeleri en cok kabul edenin, en cok esirgeyenin, ta kendisidir

    [55] Bir de hatırlayın o zamanı ki siz (Musa ile birlikde Allaha karsı ozur dilemek, onun emirlerini dinlemek uzere cıkdıgınız vakit) «Ey Musa, biz Allahı apasikar gorunceye kadar sana kat´iyyen iman etmeyiz» demisdiniz de gozunuz bakıb dururken sizi o yıldırım (sayha) carpmısdı

    [56] Sonra olumunuzun arkasından sizi yine diriltmisdik. Gerekdi ki sukredesiniz

    [57] Ve («Tih» de gunesin sıcaklıgından korunmanız icin) ustunuze (ince bir) bulutu golge yapmıs, size (orada) kudret helvasiyle yelve kusunu indirmis, «Size rızk olarak verdigimiz seylerin iyilerinden, guzellerinden (en temiz ve halal olanlarından) yeyin» (onları gizlice saklayıb ve biriktirib de nankorluk ve tama´karlık etmeyin demisdik). Onlar (o nankorlukleriyle) bize zulmetmemisler, fakat kendi kendilerine zulmetmislerdi

    [58] Hani: («Tih» den cıkdıkdan sonra) su kasabaya girib dilediginiz yerde istediginizi bol bol yeyin, kapısından secde ederek (egilerek, saygı gostererek) girin ve (dilegimiz) hıtta (dır, gunahlarımızın dokulup dusmesidir) deyin, (tevbe edin de o sayede) kusurlarınızı ortelim, iyilik (ve itaat) edenler (in ecrin) i ise daha artıracagız» demisdik

    [59] (Evet, oyle demisdik de iclerinden nefislerine) zulmedenler sozu kendilerine soylenenden baskasına cevirmislerdi, biz de o zaalimlerin ustune gokden etdikleri fıskın karsılıgı olmak uzere murdar bir azab indirmisdik

    [60] Bir de hani Musa, («Tih» de susayan) kavmi icin su arayınca: «Asaanı tasa vur demisdik de ondan (on iki sıbt adedince) on iki pınar kaynamıs ve her sınıf, su alacagı yeri ogrenmisdi. (Demisdik ki) «Allanın rızkından yeyin, icin. (Fakat) yer yuzunde fesadcılar olarak taskınlık yapmayın»

    [61] Hani siz : «Ey Musa, bir cesid yemege (kudret helvasiyle bıldırcın etine), mumkin degil, dayanamayız. O halde bizim icin Rabbine dua et de yerin bitirdigi seylerden, sebze, acur, sarımsak, mercimek ve sogan cıkarsın» demisdiniz. (Musa da): «O hayırlı olanı su daha asagı olanla degisdirmek mi istiyorsunuz? (oyle ise) bir sehre inin, cunku (orada) size istediginiz (sebzeler) var» demisdi. Onların uzerine horluk ve yoksulluk vuruldu. Allahdan bir gazaba da ugradılar. Bu, onların Allahın ayetlerini inkar etdiklerinden, Peygamberlerini haksız yere oldurduklerindendi. Bu, isyan eylediklerinden ve (meaaside) asırı gitdiklerindendi

    [62] Subhe yok ki (senden evvel peygamberlere) iman edenler (olsun, Musa dinini kabul eden) Yahudiler (olsun), Nasrani (Hiristiyan) ve Sabiiler (olsun) kim (peygamberin seriatine gore) Allaha ve ahiret gunune inanır, bununla beraber (o seriatin emri vech ile) saalih (iyi) amel (ve hareket) de bulunursa elbette onların Rableri katında ecirleri (mukafatları) vardır. Hem onlara bir korku da yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir

    [63] Hani sizden (Tevrat ile amil olacagınıza dair) sapasaglam soz almısdık, «Tur» u da (tepenize iniverecek bir durumda) ustunuze kaldırmısdık, (ve demisdik ki:) «Size verdigimiz (Kitab) ı (n hukumlerini) kuvvetle tutun, onda onlar (la amel etmek luzumun) u hatırlayın. Ta ki (cehennemden, gunahlardan) sakınmıs olasınız»

    [64] Sonra onun (Tevratı kabul edisinizin) arkasından yine yuz cevirmisdiniz. Iste eger uzerinizde Allanın fazl-u rahmeti olmasaydı elbette maddi ve ma´nevi en buyuk zarara ugrayanlardan olacakdınız (mahvolacakdınız)

    [65] Andolsun, icinizden Cumartesi gunu (ne saygı gostermek) hakkında (ki dini hududu balık avlamak suretiyle) cigneyib gecen («eyle» li) ler (in hallerini, baslarına gelenler) i de her halde bil (ib ogren) missinizdir. Iste biz onlara (Davud lisaniyle) : «Hor ve zelil maymunlar olun» dedik, (uc gun sonra hepsi helak oldu)

    [66] Binaen´aleyh onu hem onundekilere (o zaman hazır olanlara), hem ardındakilere (sonradan geleceklere) ibret verici ceza ve (mu´minlerden) takvaaye erenler de bir ogud yaptık

    [67] Bir zaman da Musa, kavmine: «Allah size her halde bir inek bogazlamanızı emrediyor» demisdi. Onlar: «Bizi eglence mi ediniyorsun?» demisdi. Musa da: «Ben cahillerden olmakdan Allaha sıgınrım» demisdi

    [68] (Yine) demislerdi ki: «Bizim icin Rabbine dua et de onun (o inegin) ne oldugunu (kac yasında olacagını) bize iyice acıklasın». (Musa da): «Allah diyor ki o, ne cok yaslı, ne de pek gene degil, ikisi ortası bir dine (inek) dir. Artık emrolundugunuz sey´i yapın» demisdi

    [69] (Tekrar) soyle soyledilerdi: «Bizim icin Rabbine dua et de onun donu (rengi) nedir, bize tam acıklasın». O da : («Rabbim) diyor ki: o, bakanlara ferahlık verecek sapsarı bir inekdir» demisdi

    [70] (Yine) demislerdi: «Bizim icin Rabbine dua et de o nedir? Apacık anlatsın bize. Cunku bizce bir cok inekler birbirine benziyor. Allah dilerse (istenen inegi bulmıya) muvaffak oluruz (yahud hidayete erdirilmis bulunuruz)

    [71] Musa soyle dedi: «Rabbim buyuruyor ki: O, ne boyunduruga kosulub arazi surecek, ne ekin sulayacak bir inek degildir. Salmadır (yahud ayıbdan salimdir). Hicbir alacası da yokdur». Onlar: «Iste simdi hakikati getirdin (vasfını tastamam bildirdin)» dediler. Bunun uzerine o inegi (bulub) bogazladılar ki az kaldı (bunu) yapmayacaklardı

    [72] Hani siz bir kimse oldurmusdunuz de onun (kaatili) hakkında birbirinizle atısmısdınız (her biriniz sucu ustunuzden atmısdınız). Halbuki Allah sizin gizleyecek oldugunuz sey´i acıga vurandı

    [73] Onun icin biz «Ona (oldurulen o adama, kesilen o inegin) bir parcasiyle vurun» demisdik. Iste Allah boylece oluleri diriltir, size ayetlerini (kudretini acıklayan delilleri, alametleri, mu´cizeleri) gosterir. Gerek ki aklınızı basınıza alasınız

    [74] Sonra, bunun arkasından yine kalbleriniz katılasdı. Simdi o, tas gibi, yahud daha katı. Cunku tasın oylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar, oylesi vardır ki yarılıb ondan su fıskırır, oylesi de vardır ki Allah korkusiyle yukardan asagı duser (yuksekden asagı yuvarlanır). Allah, ne yaparsanız (hic birinden) gaafil degildir

    [75] Artık (ey mu´minler) onların (Yahudilerin) size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan (hahamlık eden) bir zumre vardır ki Allanın kelamını (Tevratı) dinlerlerdi de akılları aldıkdan sonra onlar bunu bile bile tahrif (ve tagyir) ederlerdi

    [76] (Yahudi munafıklar) iman edenlere kavusdukları zaman «Inandık» derler. Birbirine (donub) halvet oldukları vakit ise (aralarındaki ileri gelenler, munafıklık eden arkadaslarına) : «Allahın size acdıgı sey´i (Resulullahın sıfatlarına ve saireye dair Tevratda ogretdiklerini) mu´minler onunla Rabbiniz katında (aleyhinizde) kuvvetli delil getirsinler diye mi onlara soyleyib duruyorsunuz? Buna aklınız ermiyor mu?» derler

    [77] Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, ne gizlerlerse, ne acıklarlarsa (hepsini) bilir

    [78] Onların icinde ummi ler de var ki Kitabı (Tevratı) bilmezler. (Butun bildikleri yalınız reislerinin telkin etdikleri) bir suru kuruntu ve yalandan baskası degil. Onlar baska degil, yalınız zanda (ve cehaletde) kalmıs bulunuyorlar

    [79] Artık, elleriyle Kitabı (Tevratı yalan yanlıs) yazıb da sonra onu az bir baha ile satabilmek icin «Bu, Allah karındadır» diyegelenlerin vay haaline!.. Vay ellerinin yazdıklarından baslarına geleceklere! Vay su kazanmakda oldukları (risvet, gunah) yuzunden onlara

    [80] (Peygamber onları Cehennemle korkutdugu zaman da : «Atalarımızın buzagıye tapdıkları) sayılı (ve mahdud) gunlerden (kırk gunden) baska (fazla) bize kat´iyyen Cehennem (azabı) dokunmayacak» dediler. Soyle (Habibim) ki: «Allah katından (bu hususda) bir ahdi mi elde etdiniz? (Ondan boyle bir sozu mu aldınız?) ki Allah ahdinden asla caymaz yoksa Allaha karsı bilmeyeceginiz bir sey´i mi soyluyorsunuz?»

    [81] Hayır (is oyle degil). Kim bir kotuluk (gunah) kazanır da sucu kendisini cepcevre kusatırsa onlar cehennemin saahibleridirler. Onlar orada, bir daha cıkmamak uzere, kalıcıdırlar

    [82] Iman edib guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince) : onlar da cennetin arkadaslarıdırlar. Onlar orada muhalleddirler (ebedi kalacaklardır)

    [83] Hani Israil ogullarından: «Allahdan baskasına ibadet etmeyin, anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın, insanlara guzellikle soyleyin, dosdogru namaz kılın, zekat verin» diye (emretmis), te´minatlı soz almısdık. Sonra (bu saglam sozunuze karsı) icinizden birazınız hark olmak uzere arka dondunuz ve siz (de atalarınız gibi) haala yuz cevirmekde berdevamsınız

    [84] Hani sizden (ey Yahudiler,) : «(Birbirinizin) kanlarını (haksız) yere) akıtmayın, kendinizi kendi yurdlarınızdan cıkarmayın» diye kat´i soz almısdık. Sonra siz de (buna karsı) ikraar vermisdiniz ve haala (bu yolda aleyhinizde) sahidlik edib duruyorsunuz da

    [85] (Oyle oldukdan) sonra sizler, yine onlarsınız ki (iste) kendilerinizi olduruyor, icinizden bir fırkayı yurdlarından cıkarıyor, aleyhlerinde gunah ile, dusmanlıkla birlesib yardımlasıyorsunuz. Eger size esir olub gelirlerse kendileriyle fidyelesir (esir mubadelesi yapar, Yine onların; yurdlarında kalmasına musaade etmez) siniz. Halbuki onların cıkarılması size haram kılınmısdı. Yoksa siz Kitabın (fidyeye aid) bir kısmına inanıyorsunuz da (Katl-i nefsi, nefyi, kotulukde yardımlasmayı men´ eden) bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Su halde icinizden boyle yapan (lar) ın cezası dunya hayaatında bir rusvaylıkdan (esir ve makhur yasamakdan) baska (bir sey) degildir. Kıyamet gununde de onlar azabın en cetinine itileceklerdir. Allah, ne yaparsanız (hic birinden) gaafil degildir

    [86] Onlar ahirete bedel dunya hayatını satın almıs kimselerdir. Bundan dolayı kendilerinden azab kaldırılıb hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecekdir

    [87] Andolsun, Musaya o Kitabı verdik, ondan (Musadan) sonra da birbiri ardınca (ayni seriatle memur) peygamberler gonderdik. Meryemin oglu Isaye de beyyineler (gaayet acık burhanlar, mu´cizeler) verdik ve onu Ruuh-ul kuds ile destekledik. Demek, size ne vakit bir peygamber gonullerinizin hoslanmadıgı bir sey´i getirirse kibirlenmek isteyeceksiniz de kiminiz yalanlayacak, kiminiz de oldureceksiniz, oyle mi

    [88] (Yahudiler, Peygamberle istihza yolunda) dediler: «Kalblerimiz perdelidir (kaserlenmisdir. Bize ne soylersen karetmez)». Oyle degil. Allah onları kufurleri yuzunden rahmetinden kogmusdur. Onun icin ancak birazı iman edeceklerdir

    [89] Vaktaki onlara Allah katından nezdlerinde bulunan (Tevrat) ı tasdıyk edici (ve dogrultucu) bir Kitab (Kur´an) geldi, ki daha evvel kufredenlerin (Arab musriklerinin) aleyhine (Allahdan boyle bir) feth istiyorlardı, iste (Tevratın sehadet ve saraahatiyle) tanıdıkları o sey (Kur´an) kendilerine gelince ona (hasedlerinden ve mevki´ hırsından dolayı) kufretdiler. Artık Allahın la´neti o kafirlerin tepesine

    [90] Onlar Allahın, kullarından kimi dilerse ona fazi (u kerem) inden (vahyi, peygamberligi) indirmesini (oteden beri) gunuledikleri (hased etdikleri) icin Allahın (bu kerre) indirdigi sey´i (Kur´an)ı da inkar etmek (suretiy) le nefslerini ne kotu sey´e degisib satdılar da gazab ustune gazaba donduler. O kafirler icin (kendilerini) hor ve hakir edici bir azab vardır

    [91] Bir de onlara (Yahudilere) : «Allahın indirdigi sey´e (Kur´ana) iman edin» denildigi zaman: «Biz, bize indirilen (Tevrat) a inanırız» der bir de ondan baskasına kufrederler. Halbuki o (gonderilen kitab) nezdlerindeki (Tevrat) ı dogrultan (bir) gercekdir. De ki: (Habibim) : «Oyle ise mu´minler idiniz de (Tevrata inanıyordunuz da) daha evvel Allahın peygamberlerini neye olduruyordunuz

    [92] Andolsun, Musa size en acık delilleri getirdi. Sonra siz onun ardından (gıyaabında) o buzagıye tutundunuz (onu tanrı edindiniz). Siz (oyle) zaalimlersiniz

    [93] Bir vakit «Size verdigimiz (Tevrat) ı kuvvetle tutun (ona sımsıkı yapısın, soz) dinleyin» (diye) «Tur» u tepenizin ustune kaldırıb sizden te´minatlı va´d almısdık. «(Kulagımızla) dinledik, (kalbimizle) isyan etdik» demislerdi. (Cunku) kufurleri yuzunden ozlerine buzagı (bir su gibi) icirilmis (iyice islemis) di. De ki: «Eger mu´min (kimse) ler iseniz inancınız size ne kotu sey emrediyor.»

    [94] (Habibim) soyle : «Allah yanında ahiret yurdu (cennet, diger) insanların degil de yalınız sizinse (ve bu da´vanızda) dogruculardan iseniz haydi olumu temenni edin. (Bunu canınıza minnet bilin)»

    [95] (Fakat) onlar onceden elleriyle islediklerinden (kotu amellerinden, Tevratı tahrif etdiklerinden) oturu onu (olumu) hicbir zaman arzuu edemezler. Allah o zaalimleri hakkıyle bilendir

    [96] Andolsun, sen onları (Yahudileri) insanlardan, (hatta) musrik olanlardan ziyade hayaata duskun bulacaksın. Onlardan her biri arzuu eder ki (kendisine) bin yıl omur verilsin. Halbuki onun cok yasatılması kendisini azabdan uzaklasdırıcı degildir. Allah, onlar ne islerlerse, hakkıyle gorucudur

    [97] (Habibim) de ki: «Kim Cebraile dusman olursa» (kahrından gebersin!). Cunku kendinden evvelki (Kitab) ları tasdik edici (ve dogrultucu) ve mu´minler icin ayn-ı hidayet ve mujde olan (Kuran) ı Allahın izni ile senin kalbinin ustune o indirmisdir

    [98] Kim Allaha, meleklerine, peygamberlerine, Cebraile, Mikaile dusman olursa subhesiz Allah da o (gibi) kafirlerin dusmanıdır

    [99] Andolsun, biz sana apacık ayetler indirdik. Onları faasıklardan baskası inkar etmez

    [100] Onlar ne zaman bir ahid ile baglandılarsa iclerinden bir guruh onu bozub atıvermedi mi? Hayır, (bir guruh degil), onların cogu (ahid tanımazlar), iman etmezler

    [101] Onlara ne zaman Allah katından nezdlerindeki (Kitabı) tasdik edici (ve dogrultucu) bir peygamber geldiyse kendilerine Kitab verilen (o kimse) lerden bir guruh sanki onlar (hakıykati) bilmiyorlarmıs gibi Allahın Kitabını sırtlarının arkasına atmıs (ondan yuz cevirmisidir)

    [102] Seytanların; Suleymanın mulk (-u saltanat ve nubuvvet) i aleyhine uydurub ta´kib etdikleri seylere (yalanlara) uydular. Halbuki Suleyman asla kafir olmadı. Fakat o seytanlar kafirdiler ki insanlara sihri (buyuculugu) ve Babildeki iki melege, Harur ve Maruta indirilen seyleri ogretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek) : «Biz ancak fitneyiz (imtihan icin gonderilmisizdir). «sakın (sihir, buyu yapıb da) kafir olma» demedikce hic bir kimseye (sihir) ogretmezlerdi. Iste onlardan (o iki melekden) koca ile karısının arasını ayıracak seyler ogrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allahın izni olmadıkca onunla hic bir kimseye zarar verici degillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara faide vermeyecek seyleri ogreniyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satın alan (ona revac veren) kimsenin ahiretden hic bir nasibi yokdur. Onların kendilerini cidden ne kotu sey mukaabilinde satdıklarını bilmis olsalardı

    [103] Eger onlar (Yahudiler, Peygambere ve Kurana) iman edib de (sihir yapmak gibi gunahlardan) sakınmıs olsalardı Allah katından (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eger bunu bilselerdi

    [104] Ey iman edenler, «Raina» demeyin, «Unzurna» deyin (Soze iyi) kulak verin. Kafirler icin cok acıklı bir azab vardır

    [105] Ehl-i Kitabdan olan kafirler de, (Allaha es kosan) musriklerde size Rabbinizden hic bir hayır indirilmesini istemez (ler) Allah ise rahmetiyle kimi dilerse onu mumtaz kılar. Allah en buyuk lutf-u inayet saahibidir

    [106] Biz neshetdigimiz (hukmunu diger bir ayetle degistirdigimiz) veya unutdurdugumuz (geri bırakdırdıgımız) bir ayetin (yerine) ya ondan daha hayırlısını, yahud onun benzerini getiririz. Allanın her sey´e kemaliyle kaadir oldugunu bilmedin mi? (Elbette bildin)

    [107] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarrufu) hakıykaten Allahın oldugunu ve sizin Allahdan baska ne bir yar, ne de hakıyki bir yardımcı bulunmadıgını bilmedin mi

    [108] Yoksa siz de (ey Yahudiler) evvelce Musaya soruldugu gibi Peygamberinizi sorguya mı cekmek istiyorsunuz? Kim imanı (nı) kufr ile degisirse dumduz yolu sapıtmıs olur

    [109] Ehl-i Kitabdan bir cogu, Hak kendilerince besbelli oldukdan sonra, ruhlarındaki hasedden oturu sizi imanınızdan sonra kufre dondurmek hevesine dusdu. Allanın emri gelinceye kada simdilik onları bırakın, serzenis de etmeyin. Subhesiz ki Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [110] Namazı dosdogru kılın, zekat verin, kendiniz icin onden ne hayır yollarsanız Allah katında onu bulacaksınız. Suphesiz Allah ne yaparsanız kemaliyle gorucu (ve ona gore mukafatını verici) dir

    [111] (Yahudiler ve Hıristiyanlar) dediler ki: «Yahudi veya Nasrani olanlardan baskası asla cennete girmeyecek.» Bu, onların kuruntularıdır. (Habibim, onlara) soyle: «Eger (bu iddianızda) dogrucu kimseler iseniz burhanınızı getirin.»

    [112] Hayır, kim (taat ve amelinde) «ihsan» mertebesine yukselerek yuzunu (kendini) tastamam Allaha teslim ederse iste ona Rabbi katında (amelinin) ecri (olarak cennet) vardır. Onlara hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olmazlar

    [113] Yahudiler: «Hıristiyan (saymıya deger) bir sey´e saahib degil» dedi (ler). Hıristiyanlar da: «Yahudiler (saymıya deger) bir sey´e saahib degil» dedi (ler). Halbuki hepsi de (kendilerine indirilen) Kitabı (sozde) okuyorlar. (Okumak) bilmeyenler de tıbkı onların dediklerini soyledi. Artık Allah ihtilafa dusmekde oldukları bu (davada) kıyamet gunu aralarında hukmunu verecekdir

    [114] Allahın mescidlerinde (secde edilen ibadet yerlerinde) onun adının anılmasını men´edenlerden, onların harab olmasına kosandan daha zaalim kimdir? Onların (hakkı) oralara korkak korkak girmekden baskası degildir. Dunyada rusvaylık onlarındır. Ahiretde en buyuk azab da yine onların

    [115] Mesrık da Allahındır. Magrıb da. Onun icin nereye (hangi semte) doner, yonelirseniz Allahın yuzu (kıblesi) oradadır. Subhe yok ki Allah vaasi´dir, hakkıyle bilicidir

    [116] Onlar (Yahudiler ve Hıristiyanlar) : «Allah kendine cocuk edindi» dediler. (Haasa!) O, (bu gibi seylerden) pak ve munezzehidir. Bil´akis goklerde ve yerde ne varsa hepsi onun. Hepsi de onun emrine ramdırlar

    [117] Goklerin ve yerin Yaratıcısıdır o. O bir sey´e hukmetdi mi ona ancak «o!» der, o da oluverir

    [118] (Hakıykati) bilmeyenler (veya bilib de bilmezlenenler): «Ne olur, Allah bizimle (senin hak peygamber olduguna dair yuz yuze bir) soylese, konussa, yahud (bu babda) bize bir ayet (mucize) gelse» dedi (ler). Onlardan evvelkiler de tıpkı onların soyledikleri gibi soylemis (ler) di. Kalbleri birbirine ne kadar da benzemis!. Biz hakıykatleri iyice bilmek isteyenlere ayetlerimizi apacık gostermisizdir

    [119] (Habibim) subhe yok ki biz seni (rahmetimizin) kamil bir mujdeci (si) ve (azabımızın) gercek korkutucu (su ve habercisi) olarak o Hak (Kur´an) ile gonderdik. Sen cehennemin arkadaslarından (cehennemlik olanların kufurde ayak diremelerinden) mes´ul olacak degilsin

    [120] Ne Yahudiler, ne Hıristiyanlar sen onların dinine uyuncaya kadar asla senden hosnud olmaz (lar). De ki: «Allahın hidayet (yolu olan Islam yok mu? Iste) dogru yolun ta kendisi odur». Eger (vahy ile) sana gelen (bunca) ilimden sonra (bilfarz) onların heva (ve heves) lerine uyacak olursan, andolsun, senin icin Allahdan (baska koruyacak) ne hakıyki, bir dost, ne de hakıyki bir yardımcı yokdur

    [121] Kendilerine kitab verdigimiz kimseler onu tilavet hakkını tam gozeterek okurlar. Iste ona iman edenler bunlardır. Kim ona kufrederse onlar da (maddi ve manevi) en buyuk zarara ugrayanların ta kendileridir

    [122] Ey Israil ogulları, size ihsan etdigim (bunca) ni´metimi ve sizi (bir zaman) alemler uzerine hakıykaten mumtaz kılmıs oldugumu hatırlayın

    [123] O gunden sakının ki hic bir kimse kimseden yana birsey odeyemez. Kimseden bedel kabul olunmaz. Kimseye de sefaat faide vermez ve onlara (baska her hangi bir) yardım da edilmez

    [124] Ve hatırlayın o zaman ki Rabbi, Ibrahimi bir takım kelimelerle (emirleriyle) imtihan edib de o, bunları tamamen yerine getirince: «Seni insanlara imam (rehber) yapacagım» buyurmus, (Ibrahim). «Zur-riyyetimden de» demis, Allah ise: «Zaalimler ahdime (rahmetime, imametime, taatıma) eremez» demisdi

    [125] Hani Beyt (-i serifi, Kabey) i insanlar icin bir toplantı yeri ve emin bir mahal yapmısdık (hatırlayın). «Siz de Ibrahimin makamından bir namazgah edinin», Ibrahim ile Ismaile de: «Evimi tavaf edenler, (ibadet kasdıyle orada) kalanlar, ruku ve sucud eyleyenler (namaz kılanlar) icin titizlikle temizleyin» diye kuvvetli emir vermisdik

    [126] Hani Ibrahim: «Ya Rab, burasını emniyyetli bir sehir yap ve ehalisinden Allaha ve ahiret gunune inananları (yemis, hububat gibi) mahsullerle rızıklandır» demisdi. (Allah da:) «Kafir olanı dahi kısa bir zaman icin (yasadıgı muddetce) faidelendirecegim, sonra onu cehennem azabına icbar edecegim. Varacagı yer ne kotudur» buyurmusdu

    [127] Hani Ibrahim o Beytin temellerini (yahud: divarlarını), Ismail ile birlikde, yukseltiyordu (da ikisi de soyle dua etmislerdi:) «Ey Rabbimiz, bizden (su hizmeti) kabul buyur. Subhesiz hakkıyle isiden, kemaliyle bilen sensin Sen»

    [128] «Ey Rabbimiz, ikimizi de sana teslimiyyetde sabit kıl. Soyumuzdan da (yalınız Sana boyun egen) musluman bir ummet (yetisdir), Bize ibadet edecegimiz yerleri (Hac amellerini) goster (ogret), tevbemizi kabul et. Cunku tevbeleri en cok kabul eden, ve (mu´minleri) hakkıyle esirgeyen Sensin Sen»

    [129] «Ey Rabbimiz, onların (muslim olan o soyumuzun) icinden onlara Senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı (Kur´anı), hikmeti (ondan hukumleri) ogretecek, onları (sirkden) iyice temizleyecek bir peygamber gonder. Subhesiz yegane gaalib, (sun´unda) tam hikmet saahibi Sensin Sen»

    [130] Kendini bilmeyenden baska kim Ibrahimin dininden yuz cevirir? Andolsun ki biz onu dunyada begenip secmisizdir. O, suphe yok ahiretde de muhakkak saalihlerden (yuksek derece erbabından) dır

    [131] Rabbi ona: «(Kendini Hakka) teslim et» dedigi zaman o, «Alemlerin Rabbine teslim oldum» demisdi

    [132] Ibrahim, bunu (ayni sey´i) ogullarına da tavsiye etdi. (Torunu) Ya´kub da (oyle yapdi:) «Ey ogullarım, Allah sizin icin (Islam) dini (ni) begenib secdi. O halde siz de (baska degil) ancak muslumanlar olarak can verin (dedi)»

    [133] Yoksa (Ey Yahudiler), olum Yakubun onune geldigi vakit siz de orada haazır mı idiniz? (Hayır) o, ogullarına: «Benden (olumumden) sonra neye ibadet edeceksiniz?» dedigi zaman onlar: «Senin Tanrına ve babaların Ibrahimin, Ismailin, Ishakın birtek Tanrı olan Allahına ibadet edecegiz. Biz, ona teslim olmusuzdur» demislerdi

    [134] Onlar birer ummetdi (gelib) gecdi. (o ummetlerin) kazandıgı kendilerinin, sizin kazandıgınız da (ey Yahudiler) sizin ve siz, onların islemis olduklarından mes´ul olacak degilsiniz

    [135] (Yahudi ve Hıristiyanlar Muslumanlara:) «Yahudi veya Nasraani olun ki dogru yolu bulasınız» dediler. De ki (Habibim): «Hayır, (biz) muvahhid (Allah´ı bir tanıyarak ve muslim) olarak Ibrahimin dini (n deyiz). O, Allaha es tutanlardan degildi»

    [136] (Ey mu´minler) deyin ki: «Biz Allaha, bize indirilene (Kur´an-ı Kerime), Ibrahime, Ismaile, Ishaka, Yakuba ve torunlarına (esbaata) indirilenlere, Musaya, Isaye verilenlere ve (butun) peygamberlere Rableri katından verilen (Kitab ve ayetler) e iman etdik. Onlardan hicbirini (kimine inanmak, kimini inkaretmek suretiyle) digerinden ayırd etmeyiz. Biz (Allaha) teslim olmus (muslumanlar) ız»

    [137] Artık, eger onlar da sizin bu iman etdiginiz gibi iman ederlerse muhakkak dogru yolu bulmuslardır. Sayed yuz cevirirlerse onlar (size karsı) ancak muhaalefetdedirler. (Habibim) o suretde onlara karsı Allah (sana) yeter (Allah seni sıyanet edecekdir). O, hakkıyle isiden hakkıyla bilendir

    [138] (Biz) Allahın boyasıyle (boyanmısızdır). Allahdan daha guzel boyası olan kim? Biz ona kulluk edenleriz

    [139] De ki (Habibim) : «Siz (Arabdan bir peygamber geldi diye) bizimle Allah hakkında cekisiyor musunuz? Halbuki o bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. (Diledigini O secer) Bizim yapdıklarımız (ın mukafatı) bize, sizin yapdıklarınız (ın mucazatı) size aid. Biz ona butun samimiyyetimizle baglanmısızdır»

    [140] Yoksa siz: «Gercek, Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya´kub ve ogulları Yahudi, yahud Hıristiyanlar mı idi» diyorsunuz? De ki: «(Bunu) siz mi daha iyi bilensiniz, yoksa Allah mı? Nezdinde Allahdan (gelen) bir sahidligi (insanlardan) saklayandan daha zaalim kimdir ki? Allah, sizin yapmakda olduklarınızdan gaafil degil»

    [141] Onlar birer ummetdi, (gelib) gecdi. (O ummetlerin) kazandıgı kendilerinin, sizin kazandıgınız da sizindir ve siz onların islemis olduklarından mes´ul de olacak degilsiniz

    [142] Insanlardan (Yahudi ve musriklerden) bir takım beyinsizler: «(Muslumanların namazda kıble edinib) uzerinde durdukları (devam etdikleri eski) Kıblesinden ceviren (sebeb) nedir?» diyecekler. De ki (Habibim): «Dogu da Allahın, batı da. O, kimi dilerse onu dogru yola iletir.»

    [143] Boylece sizi (Ey Muhammed ummeti) vasat (orta) bir ummet yapmısızdır, insanlara karsı (hakıykatın) sahidler (i) olasınız, bu peygamber de sizin uzerinize tam bir sahidi olsun diye. (Habibim) senin haala ustunde durageldigin (Ka´beyi tekrar) kıble yapmamız; o peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayagının iki okcesi uzerinde geri doneceklerden (irtidad edeceklerden ve munafıklardan) ayırd etmemiz icindir. Gerci (Kıblenin bu suretle cevrilmesi) elbette buyuk bir (mesele) dir. Ancak bu, Allanın, dogru yola iletdigi kimseler hakkında (asla varid) degil. Allah imanınızı zaayi edecek degildir. Cunku Allah insanları cok esirgeyendir, (onlara) rahmet (ve inayet) ini rayigan edendir

    [144] Biz, yuzunu (vahye intizaar ve istiyakından) cok kerre goge dogru evirib cevirdigini muhakkak goruyoruz. Simdi seni herhalde hosnud olacagın bir kıbleye donduruyoruz. (Namazda) yuzunu artık Mescid-i haram tarafına (Ka´be semtine) cevir. (Ey Muminler,) siz de nerede bulunursanız (namazda) yuzlerinizi o yana dondurun. Suphe yok ki kendilerine Kitab verilenler bunun Rablerinden gelen bir gercek oldugunu pek iyi bilirler. Allah onların yapacaklarından gaafil degildir

    [145] Andolsun ki (Habibim) sen, kendilerine Kıble verilenlere (kıble mes´elesine dair) her ayeti (burhanı, mu´cizeyi) getirmis olsan onlar (inadiarmdan) yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine tabi´ olucu degilsin. (Hatta) onların kimi kiminin (Yahudiler Hıristiyanların, Hıristiyanlar Yahudilerin) kıblesine uyucu degildir. Andolsun (Habibim) sana gelen bunca ilim (ve vahy) den sonra (bilfarz) onların heva (ve heves) terine uyacak olursan, o takdirde subhesiz ve muhakkak (kendilerine) yazık etmislerden (sayılır) sın

    [146] Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (o peygamberi) Oz ogulları gibi tanırlar, oyle iken iclerinden bir guruh, kendileri bilib durdukları halde, yine mutlakaa Hakkı gizlerler

    [147] Hak, Rabbindendir. O halde sakın suphecilerden olma

    [148] Herkesin (ve her kavm ve milletin) yuzunu kendine dondurucu oldugu bir yoneti vardır, oyle ise siz de (ey mu´minler) hayır islerine kosun, birbirinizle yarıs edin. Nerede bulunursanız (bulunun), Allah hepinizi (bir araya) getirecekdir. Subhesiz ki Allah hersey´e hakkıyle kaadirdir

    [149] Hangi yerden (sefere) cıkarsan (namazda) yuzunu Mescid-i haram tarafına dondur. Bu (emir de) Rabbinden (gelen) mutlak bir Hak dır. Allah, yapacaklarınızdan gaafil degildir

    [150] (Evet habibim) hangi yerden cıkarsan (namazda) yuzunu Mescid-i haraama dogru cevir. (Siz de ey mu´minler) nerede olursanız (olun) yuzlerinizi o yana dondurun. Taki aleyhinizde, insanların, iclerindeki zaalim olanlarından baskasının (tutunabitacegi) bir huccet (bir vesika ve bir i´tiraz mevzuu) kalmasın. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Taki size karsı olan ni´metimi tamamlayayım. (Bu sayede) siz de hidayete kavusmayı umid edebilirsiniz

    [151] Nitekim icinizde kendinizden bir peygamber gonderdik ki o, size ayetlerimizi okuyor, sizi (Allaha es tutmakdan, gunahlardan, maddi ve ma´nevi kotuluklerden kurtarıb) tertemiz yapıyor, size Kitab (Kur´anı) ve hikmeti (icinde bulunan hukumleri) ogretiyor, bilmediginiz seyleri size bildiriyor

    [152] Oyle ise siz beni (taatle, ibadetle) anın, ben de sizi (sevab ile, magfiretle) anayım. Bir de bana sukredin, bana nankorluk etmeyin

    [153] Ey iman edenler, (taate ve belaye) sabr ile, bir de namazla (Hakdan) yardım isteyin. Subhesiz ki Allah (ın yardımı) sabredenlerle beraberdir

    [154] Allah yolunda oldurulmus olanlar icin «oluler» demeyin. Bil´akis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlamazsınız

    [155] Andolsun, sizi biraz korku, (biraz) aclık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edecegiz. Sabredenlere (lutf-u keremimi) mujdele

    [156] Ki onlar kendilerine bir bela geldigi zaman «Biz (dunyada) Allanın (teslim olmus kulları) yız ve biz (ahiretde de) ancak ona donuculeriz» diyenlerdir

    [157] Onlar (o teslimiyyet ve istircaı gosterenler yok mu?) Rablerinden magfiretler ve rahmet hep onların uzerindedir ve onlar dogru yola erdirilenlerin ta kendileridir

    [158] Subhe yok ki «Safaa» ile «Merve» Allahın seairindendir. Iste kim o «Beyt» i (Ka´beyi) hacc veya Umre (kasdı) ile ziyaret ederse bunları guzelce tavaf etmesinde uzerine bir beis yokdur. Kim gonlunden koparak (vacib olmayan amellerden) bir hayır islerse (mukafatını gorur). Cunku Allah taatlerin ecrini veren, (her sey´i de) hakkıyle bilendir

    [159] Hakıykat, indirdigimiz o acık acık ayetlerimizi ve dogruyu biz kitabda insanlara onu pek asikar bir suretde bildirdikden sonra gizleyenler (yok mu?) iste onlar (ın haali:) onlara hem Allah la´net eder ve hem la´net etmek sanından olanlar la´net eder

    [160] Ancak tevbe (ve rucu) edenler, (hareketlerini) duzeltenler ve (hakıykatı gizlemeyib) iyice acıklayanlar baska. Ben artık onların gunahlarından gecerim. Ben en cok tevbeyi kabul edenim, en cok esirgeyenim

    [161] Hakıykat, kufredib de kendileri kafirler olarak olenler (yok mu?) iste onlar: Allanın, meleklerine ve butun insanlarına la´neti onların ustundedir

    [162] Onun (o la´netin, yahud cehennemin) icinde ebedi kalıcıdırlar onlar. Onlardan azab da hafifletilmez. Kendilerinin yuzlerine de bakılmaz

    [163] Hepinizin Tanrısı (zatinde ve sıfatlarında asla benzeri bulunmayan) bir tek Tanrıdır. Ondan baska hic bir Tanrı yokdur. O, hem Rahmandır, hem rahimdir

    [164] Subhesiz goklerin ve yerin yaradılısında, gece ile gunduzun birbiri ardınca gelisinde, insanlara yarar seyleri denizde akıt (ıb tasıy) an o gemilerde, Allahın yukarıdan indirib onunla yer yuzunu, olumunden sonra, diriltdigi suda, deprenen her hayvanı orada uretib yaymasında, gokle yer arasında (Hakkın emrine) boyun egmis olan ruzgarları ve bulutları evirib cevirmesinde aklı ile dusunen bir kavm icin nice ayetler (Allahın varlıgına, birligine ve kemal-i kudretine delalet eden bir cok alametler) vardır

    [165] Insanlar icinde Allahdan gayrisini (Ona) emsal edinen adamlar da vardır ki onlara Allaha olan sevgi gibi muhabbet beslerler. Iman edenlerin Allaha sevgisi ise (her seyden) saglamdır. (Allaha es tutarak nefislerine) zulmedenler azabı gorecekleri zaman butun kuvvet (ve kudret) in hakıykaten Allahın oldugunu ve Allahın hakıykaten pek cetin azablı bulundugunu (gozleriyle gorur gibi) bilselerdi

    [166] O zaman (gorecekler ki) arkalarından uyulub gidilenler kendilerine uyanlardan hızla uzaklasmısdır. (Hepsi) o azabı gormuslerdir. Aralarındaki ipler (munasebetler) de parcalanıb kopmusdur

    [167] Ve tabi´ olanlar soyle demisdir: «Bizim icin (dunyaye) bir donus olsaydı da (bugun) bizden uzaklasdıkları gibi biz de (o gun) onlardan uzaklassaydık». Boylece Allah onlara butun yapdıklarını hasret (ve nedamet) ler haalinde kendilerine gosterecekdir ve onlar cehennemden akıcılar da degildirler

    [168] Ey insanlar, yerdeki seylerden, halal ve temiz olmak sartıyle, yeyin. Seytanın adımlarına uymayın. Cunku o, size hakıykaten apacık bir dusmandır

    [169] O, size ancak kotulugu, hayasızlıgı ve Allaha karsı bilmeyeceginiz seyleri soylemenizi emreder

    [170] Onların (musriklere); «Allahın indirdigine uyun» denildigi zaman onlar: «Hayır, biz atalarımızı uzerinde bulundugumuz sey´e uyarız» derler. Ya ataları birsey anlamamıs, dogruyu da bulamamıs idiyseler

    [171] O kufredenlerin haali bagırıb cagırısdan baska bir sey duymayan (anlamayan hayvanlara durmayıb) haykıran (bir coban) ın haaline (ne kadar da) benziyor. (Onlar bir suru) sagırlar, dilsizler ve korlerdir. Onun icin dusunmezler

    [172] Ey iman edenler, size rızk olarak verdigimiz seylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyin, Allaha sukredin, eger (hakıykaten) ona kulluk ediyorsanız

    [173] O, size oluyu (murdar hayvanı), kanı, domuz etini, bir de Allahdan baskası icin kesileni kat´iyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemiye muztar kalırsa (kimseye) saldırmamak ve haddi (olmeyecek mikdarı) gecmemek sartıyle onun uzerine gunah yokdur. Subhesiz ki Allah cok yargılayıcıdır, hakkıyle esirgeyicidir

    [174] Allanın indirdigi Kitabdan (Peygamberin vasıflarına dair) bir sey´i gizleyib de onunla az bir bahayi (hasis, bir menfaati) satın alanlar (yok mu?) Onlar karınlarına atesden baska (bir sey) yemis olamazlar. Kıyaamet gunu Allah onlarla konusmaz, onları temize de cıkarmaz. Onlar icin pek acıklı bir azab vardır

    [175] Onlar dogru yolu bırakıb sapıklıgı, magfirete bedel azaabı satın almıs kimselerdir. Onlar atese karsı ne de sabırlıdırlar

    [176] Bu (azabın) sebebi sudur: Cunku Allah Kitabı subhesiz hak olarak indirmisdir. O kitab (ın inzal, tasdıyk ve sıhhatin) da ihtilafa dusenler elbette (Hakdan) uzak bir ayrılık icindedirler

    [177] (Namazda) yuzlerinizi dogu ve batı yonune dondurmeniz; birr (taat bu) degildir. Fakat birr, Allaha, ahiret gunune, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, malı (nı Allah) sevgisiyle (yahud: mala olan sevgisine ragmen) akrabaye, yetimlere, yoksullara, yol ogluna (Yolda kalmıs musafırlere), dilenenlere ve kole ve esirler (i kurtarmıy) a veren, namazı (nı) dosdogru kılan, zekatı (nı) veren (kimselerin), ahidlesdikleri zaman sozlerini yerine getirenler (in), sıkıntıda ve hastalıkda ve muhaarebenin kızısdıgı zamanlarda sabr-u metanet gosterenler (in birridir). Onlar (yok mu? imanlarında ve birr-u taat iddiasında) saadık olanlar onlardır ve onlar takvaaya erenlerin de ta kendileridir

    [178] Ey iman edenler, maktuller hakkında size kısas (misilleme) yazıldı (farzedildi). Hur, hur ile, kole, kole ile, disi, disi ile (kısas olunur). Fakat kimin (hangi kaatilin) lehinde maktulun kardesi (velisi) tarafından cuz´i birsey afvolunursa (hemen kısas duser). Artık orfe uymak (ser´in ve aklın iyi gordugunu yapmak, borcu) ona (maktulun velisine) guzellikle odemek (lazımdır). Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve esirgemedir. O halde kim bu (afivden ve edadan) sonra (kaatile veya taraflarına muhaasame ve) tecavuzde bulunursa onun icin pek acıklı bir azab vardır

    [179] Ey salim akıl saahibleri, kısasda sizin icin (umumi) bir hayaat vardır. Taki (katilden) sokmasınız

    [180] Sizden birinize olum gelib catdıgı vakit eger mal bırakacaksa anaya, babaya, yakın akrabaya mesru´ bir suretde vasıyyetde bulunmak takvaa sahihleri uzerinde bir hak olarak farzedildi

    [181] Artık kim bunu (olunun bu vasıyyetini) isitdikden sonra onu tebdil ederse her halde vebali onu degisdirenlerin uzerinedir. Subhesiz ki Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [182] Bununla beraber, kim vasıyyet edenin haksızlıga meylinden, yahud gunaha gireceginden endise edib de (alakalıların) aralarını bulursa ona da hic bir gunah yokdur. Subhesiz ki Allah cok yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir

    [183] Ey iman edenler sizden evvelki (ummet) lere yazıldıgı gibi sizin uzerinize de oruc yazıldı (farz edildi). Taki korunasınız

    [184] sayılı gunler (dir). Artık sizden kim (o gunlerde) hasta, yahud sefer uzerinde olur (ve orucunu yemis bulunur) sa tutamadıgı gunler sayısınca baska gunlerde (tutar. Ihtiyarlıgından, yahud sifa bulması umid edilmeyen bir hastalıkdan dolayı oruc tutmıya) gucu yetmeyenler uzerine de bir yoksul doyumu fidye (lazımdır). Bununla beraber kim gonul istegiyle bir hayır yaparsa iste bu, onun icin daha hayırlıdır. Oruc tutmanız sizin hakkınızda (yemenizden ve fidye vermenizden) hayırlıdır, bilirseniz

    [185] (O sayılı gunler) Ramazan ayıdır ki Kur´an onda (ki Kadir gecesinde levh-i mahfuzdan sema-i dunyaye) indirilmisdir. (O Kur´an ki) insanlara (mahz-ı) hidayetdir, dogru yolun ve Hak ile baatılı ayırd eden hukumlerin nice acık delilleridir. Oyleyse icinizden kim o aya erisirse (hazır olur, musafir olmazsa) onu (orucunu) tutsun, kim de hasta olur, yahud bir sefer uzerinde bulunursa o halde baska gunlerde, oruc tutamadıgı gunler sayısınca (orucunu kazaa etsin). Allah size kolaylık diler, size guduk istemez. (Bu kolaylıgı istemesi;) o sayıyı (kazaa borcunuzu) ikmal etmeniz, Allahı sizi muvaffak buyurdugu o seyden dolayı da buyuk tanımanız icindir. Olur ki sukr edersiniz

    [186] Kullarım (Habibim) sana beni sorunca (haber ver ki) iste ben muhakkak yakınımdır. Bana dua edince ben o dua edenin da´vetine icabet ederim. O halde onlar da benim da´vetime (itaatle) icabet ve bana Iman (da devam) etsinler. Taki (o sayede) dogru yola ulasmıs olalar

    [187] Oruc (gunlerinizin) gecesinde kadınlarınıza yaklasmak size halal edildi. Onlar sizin icin, siz de onlar icin birer libassınız. Allah nefislerinize karsı za´f gostermekde oldugunuzu bildi de tevbenizi kabul etdi, sizi bagısladı. Artık (bundan sonra geceleri) onlara yaklasın ve Allahın hakkınızda yazdıgını isteyin. (Butun gece) fecr (-I saadık) olan ak iplik kara iplikden size secilinceye kadar yeyin, icin, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde i´tikafda bulundugunuz zaman kadınlarınıza (geceleri de) yaklasmayın. Bu (hukumler) Allahın sınırlarıdır. Sakın onlara (o sınırlara) yaklasmayın, iste Allah ayetlerini boylece insanlara acıklar. Taki korunsunlar

    [188] Aranızda (birbirinizin) mallarınızı haksız sebeblerle yemeyin ve kendiniz bilib dururken insanların mallarından bir kısmını gunah (ı mucip suretler) le yemeniz icin onları (o malları) haakimlere aktarma etmeyin

    [189] Sana yeni dogan ayları sorarlar. De ki: «O, insanların faidesi icin, bir de hacc icin vakit olculeridir, iyilik ve taat, evlere arkalarından gelmeniz degildir. Fakat iyilik (eden; Allaha muhalefetden) sakınandır. Evlere kapılarından gelin. Allahdan korkun. Taki muraadınıza kavusasınız

    [190] Size harb acanlarla, Allah yolunda, sizde dogusun (mudafaa harbi yapın. Ancak) asırı gitmeyin. Subhesiz ki Allah asırı gidenleri sevmez

    [191] Onları (size harb acanları) nerede yakalarsanız oldurun, onları sizi cıkardıkları yerden (Mekkeden) cıkarın. Fitne katilden beterdir. Onlar Mescid-i haram yanında, orada sizinle dogusunceye kadar, (ya´ni dogusmedikce) siz de orada kendileriyle dogusmeyin. Fakat (Orada) sizi. oldururlerse siz de onları oldurun. Kafirlerin cezası boyledir

    [192] Bununla beraber (Muhaarebeden) vazgecerlerse (siz de bırakın), subhesiz ki Allah cok yarlıgayıcı, hakkiyle esirgeyicidir

    [193] Fitne (den eser) kalmayıncaya, din de (sunun bunun degil) yalınız Allahın (dini diye tanılmıs) oluncaya kadar onlarla savasın. Vaz gecerlerse artık zaalimlerden baskasına hic bir husumet yokdur

    [194] Haram ay, haram aya bedeldir. Hurmetler karsılıklıdır. Onun icin kim sizin uzerinize saldırırsa siz de, tıbkı onların ustunuze saldırdıkları gibi, ona saldırın. (Fakat daima) Allahdan korkun ve bilin ki subhesiz Allah takvaa saahibleriyle beraberdir

    [195] Allah yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi tehlikeye atmayın. (Daima da) iyilik edin. Allah muhakkak iyilik edenleri sever

    [196] Haccı da, umreyi de Allah icin, tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeble bunlardan) alıkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban (ı gonderin. Bununla beraber) kurban yerine (Minaya) varıncaya kadar baslarınızı tıras etmeyin. Artık icinizden kim hasta olur, yahud basından bir eziyyeti bulunursa ona orucdan, ya sadakadan yahud da kurbandan (biriyle) fidye (vacip olur). Emin oldugunuz vakit ise kim hacca kadar umre ile faidelenmek (sevaba girmek) isterse kolayına gelen bir kurban (ı kesmek vacip olur). Fakat (onu) bulamazsa hacc gunlerinden (ihramlı olarak) uc, dondugunuz vakit yedi gun olmak uzere oruc tutmak (vacip olur ki) bunlar tam on (gun eder). Bu, ailesi (ikametgahı) Mescid-i haramda bulunmayanlara aiddir. Allahdan korkun ve bilin ki Allah, cezası cidden cetin olandır

    [197] Hacc (ayları) bilinen aylardır, iste kim onlarda (o aylarda) haccı (kendine) farz eder (ihrama girer) se artık hacda kadına yaklasmak, gunah yapmak, kavga etmek yokdur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de (Hacc seferinize yetecek mikdarda) azıklanın. Muhakkak ki azıgın en hayırlısı (dilenmekden, insanlara yuk olmakdan) kacınmakdır. Ey kamil akıl saahibleri, benden korkun

    [198] (Hacc mevsiminde ticaretle) Rabbinizden rızık istemenizde bir gunah yokdur. Arafatdan (orada «vakfe» den sonra, seller gibi) bosanıp (elbirlik) akdıgınız zaman «Mes´ar-i haraam» ın yanında Allahı zikredin, O, size nasıl hidayet etdiyse siz de Onu oylece anın. (Bilirsiniz ya) siz bundan evvel gercek sapıklardandınız

    [199] Sonra insanların (elbirlik) dondugu yerden siz de donun. Allahdan (gunahlarınızı) magfiret (buyurmasını) isteyin. Suphesiz ki Allah cok yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir

    [200] Menasikinizi (hacca ait ibadetlerinizi) bitirince (cahiliyyetde) atalarınızı (boburlenerek) andıgınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anısla Allahı anın. Artık o insanlardan kimi «Ey Rabbimiz, bize (nasibimizi) dunyada ver» der ki onun ahiretden nasibi yokdur

    [201] Kimi de «Ey Rabbimiz bize dunyada da iyi hal ver, ahiretde de iyi hal ver ve bizi o ates (cehennem) azabından koru» der

    [202] Iste onların (o her iki kısmın hacda) kazandıklarından nasib (ler) i vardır. Allah hesabı pek cabuk gorendir

    [203] Bir de sayılı gunlerde Allahı zikredin (tekbir alın). Kim iki gunde («Mina» dan donmek icin) acele ederse ustune gunah yokdur. Kim de geri kalırsa ona da gunah yokdur. (Fakat bu,) takva saahibi icin (dir). Allahdan korkun ve bilin ki muhakkak (hepiniz) ancak Ona (varıb) toplanacaksınız

    [204] Insanlardan oyle kimse vardır ki, onun (bu) dunya hayaatına aid sozu hosuna gider ve o, kalbinde olana Allahı sahid getirir. Halbuki o, dusmanların en yamanıdır

    [205] O, yer yuzunde is basına gecdi mi orada fesad cıkarmıya, ekini ve zurriyeti kokunden kurutmıya kosar. Allah fesadı sevmez

    [206] Ona: «Allahdan kork» denildigi zaman izzet (-i nefsi, cahilane kibr) i kendisini (daha ziyade) gunah islemeye goturur. Iste oylesine cehennem yetisir. O, hakıykat ne kotu yatakdır

    [207] Insanlardan oyle kimse de vardır ki Allahın rızasını isteyerek nefsini satın alır. Allah kullarına cok merhametlidir

    [208] Ey iman edenler, hep birden sulh-u selama girin. Seytanın adımları ardına dusmeyin. Cunku o, sizin apacık bir dusmanınızdır

    [209] Size bunca asikar deliller geldikten sonra yine kayarsanız bilin ki subhesiz Allah mutlak gaalibdir. (Sununda) tam hikmet saahibidir

    [210] Onlar (Islama girmeyenler) ille Allanın, bulutdan golgeler icinde meleklerle birlikde kendilerine gelivermesine ve islerinin bitirilivermesine mi bakıyorlar? Halbuki (butun) isler Allah´a dondurulur

    [211] Sor israil ogullarına; Onlara nice acık ayet (ler) verdik. Kim Allahın ni´metini, o (nimet) kendisine geldikten sonra, (kufr ile) degisdirirse subhesiz Allah, cezası pek cetin olandır

    [212] Kufredenler dunya hayaatı pek suslendi. iman edenlerden kimiyle (Bilal, Ammar, Suheyb gibi fakirlerle) egleniyorlar. Halbuki takvaaya eren (o mu´min) ler kıyaamet gununde onların ustundedirler. Allah kimi dilerse ona hesabsız rızık verir

    [213] Insanlar bir tek ummetdi (kimi iman etmek, kimi kufre sapmak suretiyle ihtilafa dusduler). Binaen´aleyh Allah (rahmetinin) mujdeciler (i, azabının) haberciler (i) olmak uzere (onlara) peygamberler gonderdi ve beraberlerinde — insanların ihtilafa dusdukleri seyler hakkında aralarında hukum vermek icin — hak (ve gercek) kitablar da indirdi. Halbuki kendilerine apacık deliller geldikden sonra birbirine karsı olan ihtiras ve hasedden oturu ihtilafa dusenler; o (Kitab) verilenlerden baskası degildir. Iste Allah (boylece) iman edenleri, kendi iradesiyle; hakkında ihtilafa dusdukleri hakka (gercege) ulasdırdı. Allah kimi dilerse onu dogru yola iletir

    [214] (Ey mu´minler) yoksa siz, sizden evvel gecenlerin haali basınıza gelmeden cennete girivereceginizi mi sandınız? Onlara oyle yoksulluk (lar), ve sıkıntı (lar) gelib catdı ve (cesidli belalarla) sarsıldılar ki, hatta peygamber (leri) maiyyetindeki mu´minlerle birlikde: «Allahın yardımı ne zaman?» diyordu. Gozunuzu acın: Allahın yardımı yakındır muhakkak

    [215] Onlar, hangi sey´i nafaka olarak vereceklerini sana sorarlar. De ki: «Maldan vereceginiz sey (evleviyyetle) ananın, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yol oglunun (musafirin hakkı) dır. Her ne hayır islerseniz subhesiz Allah onu cok iyi bilen (mukafatını veren) dir

    [216] (Ey mu´minler, tab´an) sizin hosunuza gitmedigi halde uhdenize, kıtal (dusmanlarla savas) yazıldı (farz edildi). Olur ki´bir sey hosunuza gitmezken o, sizin icin hayırlı olur, bir sey´i de sevdiginiz halde o da hakkınızda ser olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz

    [217] Sana haram olan o ayı, ondaki muhaarebeyi sorarlar. De ki: «Onda (o ayda) muhaarebe etmek buyuk (gunah) dır, (insanları) Allah yolundan men´ etmek, onu inkar etmek, (ziyaretcilerin) Mescid-i haraama gitmelerine mani´ olmak, Onun halkını oradan cıkarmak ise Allah katında daha buyuk (gunah) dır. Fitne katilden de beterdir. Kafirler, gucleri yetse, sizi dininizden dondurunceye kadar sizinle savasmalarında devam edeceklerdir. Icinizden kim dininden doner de o, kafir olarak olurse onların (o gibilerin) yaptıgı (iyi) isler dunyada da, ahiretde de bosa gitmisdir. Onlar o atesin (cehennemin) arkadaslarıdır. Onlar orada (bir daha cıkmamak uzere) ebedi kalıcıdırlar

    [218] Hakıykat, iman edenler, bir de Allah yolunda (yurdlarından) hicret edib de savasanlar (yok mu?) iste onlar Allahın rahmetini umarlar. Allah (mu´minleri) hakkıyle yarlıgayıcı, (onları) cidden esirgeyicidir

    [219] Sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: «Onlarda hem buyuk gunah, hem insanlar icin faideler vardır. Gunahları ise faidelerinden daha buyukdur.» (Yine) sana hangi sey´i nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: «Ihtiyacınızdan artanı (verin)». Allah size boylece ayetlerini (pek guzel) acıklar. Olur ki dunya hususunda da, ahiret isinde de iyice dusunursunuz. Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki: «Onları yarar ve iyi bir haale getirmek hayırlıdır. Sayet kendileriyle bir arada yasarsanız onlar sizin kardesierinizdir. Allah, (yetimlerin) salahına calısanlarla (onların mal ve haalinde) fesad (ve fenalık) yapanları bilir. Eger Allah dileseydi sizi muhakkak zahmete sokardı. Subhesiz Allah mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [220] Sana ickiyi ve kumarı sorarlar. De ki: «Onlarda hem buyuk gunah, hem insanlar icin faideler vardır. Gunahları ise faidelerinden daha buyukdur.» (Yine) sana hangi sey´i nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: «Ihtiyacınızdan artanı (verin)». Allah size boylece ayetlerini (pek guzel) acıklar. Olur ki dunya hususunda da, ahiret isinde de iyice dusunursunuz. Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki: «Onları yarar ve iyi bir haale getirmek hayırlıdır. Sayet kendileriyle bir arada yasarsanız onlar sizin kardesierinizdir. Allah, (yetimlerin) salahına calısanlarla (onların mal ve haalinde) fesad (ve fenalık) yapanları bilir. Eger Allah dileseydi sizi muhakkak zahmete sokardı. Subhesiz Allah mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [221] (Ey mu´minler) Allaha es tanıyan kadınlarla (musriklerle), onlar imana gelinceye kadar, evlenmeyin. Iman eden bir cariye, musrik bir kadından — bu, sizin hosunuza gitse de — elbet daha hayırlıdır. Musrik erkeklere de, onlar iman edinceye kadar, (mu´min kadınları) nikahlamayın. Mu´min bir kul musrikden — o, sizin hosunuza gitse de — elbette hayırlıdır. Onlar sizi cehenneme cagırırlar, Allah ise, kendi iradesiyle, cennete ve magfirete cagırır. O, insanlara ayetlerini apacık soyler. Taki iyice dusunub ibret alsınlar

    [222] Sana kadınların ay haalini de sorarlar. De ki: «O bir ezadır (pislikdir). Onun icin hayız zamanında kadınlar (ınızla cinsi munasebet) den ayrılın, temizlendikleri vakta kadar kendilerine yaklasmayın. Iyice temizlendiler mi o zaman Allahın size emretdigi yerden onlara gidin. Her halde Allah hem cok tevbe edenleri sever, hem cok temizlenenleri sever

    [223] Kadınlarınız sizin (evlad yetisdiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediginiz gibi, gelin. Kendiniz icin onden (iyi ameller) gonderin (hayırlı evladlar yetisdirin). Bir de Allahdan korkun ve bilin ki her halde siz ona kavusacaksınız. iman edenlere mujdele

    [224] Allahı, yeminlerinizden dolayı, iyilik etmenize, (fenalıkdan) sakınmanıza, insanların arasını bulmıya engel yapmayın. Allah (her sey´i) hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [225] Allah, sizi yeminlerinizdeki «lagv» dan dolayı sorumlu tutmaz. Fakat sizi kalplerinizin azmetdigi yeminler yuzunden muaahaze eder. Allah cok yarlıgayıcıdır, halimdir (kullarının gunahı sebebiyle azıklarını da kesici degildir)

    [226] Kadınlarına yaklasmamıya yemin edenler icin dort ay beklemek vardır. Eger erkekler (o muddet icinde keffaret yaparak zevcelerine) donerlerse suphe yok ki Allah cidden yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir

    [227] Eger (o suretle yemin edenler ric´at etmeyib de kadınlarını) bosamıya karar verirlerse (ayrılırlar). Subhesiz Allah (onların sozlerini) hakkıyle isidici, (niyyetlerini) gercekden bilicidir

    [228] Bosanmıs kadınlar kendi kendilerine uc hayız ve temizlenme muddeti beklerler (beklesinler). Eger onlar Allaha ve ahiret gunune inanıyorlarsa Allahın, kendi rahimlerinde yaratdıgını (soylemeyerek) gizlemeleri onlara halal olmaz. Kocaları bu bekleme muddeti icinde barısmak isterlerse onları geri almıya (herkesden) cok layıkdırlar. Erkeklerin mesru´ suretde kadınlar uzerindeki (hakları) gibi kadınların da onlar uzerinde (hakları) vardır. (Yalnız) erkekler onlar uzerinde (daha ustun) bir dereceye malikdirler. Allah mutlak gaalibdir, gercek hukum ve hikmet saahibidir

    [229] Bosama iki defadır. (Ondan sonrası) ya iyilikle tutmak, ya guzellikle salmakdır. (Ey zevcler) onlara (kadınlara) verdiginiz bir sey´i (mehri geri) almanız size halal olmaz. Meger ki erkekle kadın Allahın sınırlarını (evlilik haklarını) ayakda tutamayacaklarından korkmus (umidlerini kesmis) olsunlar. Eger bu suretle siz de onların (zevc ve zevcenin), Allahın sınırlarını hakkıyle muhaafaza ve ifa edemeyeceklerinden korkarsanız o halde (kadının serbest bosanması icin) fidye vermesinde (hakkından vaz gecmesinde) ikisi uzerinde de vebal yokdur. Bunlar Allahın sınırlarıdır. Onları (cigneyib) gecmeyin. Kim Allahın sınırlarını asarsa, iste onlar zaalimlerin ta kendileridir

    [230] Yine erkek, zevcesini (ucuncu defa olarak) bosarsa ondan sonra kadın kendinden baska bir ere nikahlanıp varıncaya kadar ona (o birinci zevcine) halal olmaz. Bununla beraber, eger bu (yeni) koca da onu bosar da onlar (birinci zevc ile aynı zevce) Allahın sınırlarını ayakda tutacaklarını (tatbik edeceklerini) zannederlerse (ıddet bitdikten sonra) tekrar birbirine donmelerinde (evlenmelerinde) her ikisi hakkında da vebal yokdur. Bunlar bilir, anlar bir kavm icin Allahın acıkladıgı sınırlardır

    [231] Hem kadınları bosadınız da ıddetlerini bitirdiler mi, artık onları ya (kendilerine ric´atle) iyilikle tutun, ya iyilikle bırakın. (Fakat) onları, sırf zulmedebilmeniz icin, zararlarına olarak, tutmayın. Kim boyle yaparsa muhakkak kendine yazık etmis olur. Allahın ayetlerini (muhalefetle) oyuncak yerine koymayın. Allahın uzerinizdeki ni´metini ve size ogud vermek icin indirdigi kitabı (Kur´anı) ve (ondaki) hikmeti dusunun. Allahdan korkun ve bilin ki Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [232] Kadınları bosadınız da ıddetlerini bitirdiler mi, aralarında mesru´ bir suretde anlasdıkları takdirde, artık kendilerini kocalarına nikah etmelerine engel olmayın, iste icinizden Allaha ve ahiret gunune iman etmekde olan (lar) a bununla ogud veriliyor. Bu sizin icin daha fazıyletli ve daha temizdir. (Ondaki maslahatı) Allah bilir, siz bilmezsiniz

    [233] Anneler cocuklarını iki butun yıl emzirirler. (Bu hukum) emmeyi tamam yapdırmak isteyen (ler) icindir. Onların (annelerin) ma´ruf vech ile yiyecegi, giyecegi; cocuk kendisinin olan (babaya) aiddir. Kimse taakatınden ziyadesiyle mukellef tutulmaz. Ne bir anne cocugu yuzunden, ne de bir cocuk kendisinin olan (bir baba) cocugu sebebiyle zarara sokulmasın. Mirascıya dusen (vazıyfe) de bunun gibidir. Eger (ana ve baba) aralarında rızaa ve musavere ile (bil´ittifak cocugu iki sene dolmadan) memeden kesmeyi arzu ederlerse ikisinin uzerine de vebal yokdur. Cocuklarınızı (baskalarına) emzirtmek isterseniz mesru´ suretde verdiginiz (emzirme ucretin) i teslim etmek (odemek) sartıyle yine uhdenize vebal yokdur. Allahdan korkun ve bilin ki subhesiz Allah, ne yaparsanız hakkıyle gorendir

    [234] Icinizden olenlerin (geride) bırakdıkları zevceler kendi kendilerine dort ay on (gun) beklerler. Iste bu muddeti bitirdikleri zaman artık onların kendileri hakkında mesru´ vech ile yapdıkları seyden dolayı size gunah yokdur, Allah ne islerseniz (hepsinden) hakkıyle haberdardır

    [235] (Vefat ıddetini bekleyen) kadınları nikahla isteyeceginizi cıtlatmanızda, yahud boyle bir arzuyu gonullerinizde saklamanızda uzerinize bir vebal yokdur, Allah bilmisdir ki siz onları mutlakaa hatırlayacaksınız. Ancak kendileriyle gizlice va´dlesmeyin. (Cıtlatma suretinde) mesru´ bir soz soylemeniz ise baska. (Farz olan ıddet), sonunu buluncaya kadar da nikah bagını baglamıya azmetmeyin ve bilin ki Allah kalblerinizde olanı muhakkak biliyor. Artık ondan sakının ve yine bilin ki subhesiz Allah cok yarlıgayıcıdır, gercek hilm saahibidir (cezada acele edici degildir)

    [236] Kendileriyle temas etmediginiz, yahud kendilerine bir mehir ta´yin eylemediginiz kadınları bosamıssanız (bunda) uzerinize vebal yokdur. Onları — zengin olan (ınız) kudretince, darda bulunan (ınız) da haalince (olmak uzere) — ma´ruf bir faide ile faidelendiriniz. Bu, iyilik etmek siaarında bulunanların uzerine bir borcdur

    [237] Eger siz onları kendilerine temas etmeden once bosar, (fakat daha evvelden) onlara bir mehir ta´yin etmis bulunursanız, o halde ta´yin etdiginiz (o mehr) in yarısı onlarındır. Meger ki kendileri vazgecmis olsunlar, yahud nikah dugumu elinde bulunan kimse bagıs yapmıs olsun. (Ey erkekler) sizin bagıslamanız takvaaya daha yakındır. Aranızdaki ustunlugu unutmayın. Subhesiz Allah, ne yaparsanız hakkıyle gorucudur

    [238] Namazlara ve orta namaza (vakıflarında rukunleri ve sartları ile) devam edin. Allahın (divanına) tam husu´ ve taatle durun

    [239] Fakat (muhaarebe, su baskını ve benzerleri gibi bir tehlikeden) korkar (ak hakkın divanına tam husu´ ve taatle durmak imkanını bulamaz) sanız o halde (namazı) yuruyerek, yahud suvari olarak (Kıbleye veya her hangi bir semte karsı) kılın (bırakmayın). (Tehlikeden) emin (ve salim) oldugunuz vakit ise yine Allahı, size bilmediginiz seyleri nasıl ogretdi ise, o vech ile, anın

    [240] Sizden zevceler (ini geride) bırakıb olecek olanlar eslerinin (kendi evlerinden) cıkarılmayarak yılına kadar faidelenmesini (bakılmasını) vasıyyet (etsinler). Bunun uzerine onlar (kendiliklerinden) cıkarlarsa artık onların bizzat yapdıkları mesru´ islerden dolayı size mes´uliyyet yokdur. Allah (emr-u nehyine muhaalefet ve ilahi hududunu tecavuz edenlerden intikam almakda) mutlak gaalibdir, (tesri´de ve hukumleri acıklamada da) yuce hikmet saahibidir

    [241] Bosanan kadınların da mesru´ suretde faidelenmeleri haklarıdır ki bu, Allahdan korkanlar icin bir vazifedir

    [242] Iste Allah akıllarınız ersin diye size ayetlerini boyle acıklar

    [243] (Habibim, sayıları) binlerce oldugu halde olum korkusiyle yurdlarından (bırakıb) cıkanları gor (mus gibi bil) medin mi? Allah onlara «Olum!» dedi, sonrada kendilerini diriltdi. Her halde Allah insanlara karsı fazl (-u ınayet) saahibidir. Fakat insanların pek cogu sukretmezler

    [244] Allah yolunda muhaarebe edin. Bilin ki subhesiz Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [245] Kimdir o ki Allaha guzel bir odunc versin de (Allah da) onu katkat, bir cok artırsın? Allah (kimini) daraltır, (kimini) genisletir. Siz (hepiniz) ancak ona donduru (lup goturu) leceksiniz

    [246] Musadan sonra Israil ogullarının ileri gelenlerine bakmadın mı? Hani onlar, peygamberlerine : «Bize bir hukumdar gonder (ta´yin et) de Allah yolunda savasalım» demislerdi. O (da): «Ya uzerinize bir muhaarebe yazılıb (farz edilib) de savası tutmayıverirseniz?» demisdi. Onlar (soyle) soylemislerdi: «Allah yolunda neye savasmayalım? Hem hakıykaten yurdlarımızdan cıkarıldık, hem evladlarımızdan (mahrum edildik)». Fakat vakta ki uhdelerine savas yazıldı, iclerinden birazı mustesna olmak uzere, (muhaarebeden) yuz cevirdiler. Allah cok iyi bilicidir o zaalimleri

    [247] Onlara peygamberleri: «Hakıykat, Allah size bir padisah olarak Taalut´u gondermisdir» dedi. Dediler ki: «Biz hukumdarlıga ondan daha layık iken ve ona maldan da bir bolluk verilmemisken nasıl olur da bizim basımızda padisahlık onun olabilir?» (Peygamber) dedi: «Subhesiz Allah onu sizin ustunuze begenib secmisdir. Ona bilgice, vucudca (kuvvetce) de bir ustunluk vermisdir. Allah mulkunu kime dilerse ona verir. Allah (in rahmeti, ilmi her sey´e yaygın ve lutf-u keremi) boldur. Gercek bilicidir

    [248] Peygamberleri onlara (soyle de) soyledi: «Gercek, onun hukumdarlıgının acık alameti size o Tabutun gelmesi olacakdır ki icinde Rabbinizden bir sekinet ve Musa haanedaniyle Harun ailesinin metrukatından bir bakiyye vardır. Meleklere onu yuklen (ib getir) ecekdir. Elbette bunda size kafi bir alamet (ve ibret) vardır, eger iman etmis (kimse) lerseniz

    [249] Vaktaki Taalut ordusiyle ayrılıb cıkdı, dedi ki: «Subhesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan edicidir, iste kim ondan (kana kana) icerse benden degil, kim onu tutmazsa artık o benden. Eliyle bir avuc alanlar baska (onlara musaade var)». Derken (ırmaga varır varmaz), iclerinden birazı mustesna olmak uzere ondan (bol bol) icdiler. Nihayet o (Taalut) ve mahiyyetindeki mu´minler vaktaki onu (ırmagı) gecdiler, (beri yanda kalanlar) dediler ki: «Bugun bizim Caluta ve ordusuna karsı (duracak) takatimiz yokdur». (Ahiretde) muhakkak Allaha kavusacaklarını bilenler (ve itaatle ırmagı gecenler) ise «Nice az bir cem´iyyet, daha cok bir cem´iyyete Allanın izniyle galebe etmisdir. Allah sabır (ve sebat) edenlerle beraberdir» dediler

    [250] Onlar (Taaluta itaat eden mu´minler), Calut ile askerlerine karsı cıkdıkları zaman (niyaz edib) dediler ki: «Ey Rabbimiz, uzerimize (yagmur gibi) sabır yagdır. Ayaklarımıza sebat ver (er meydanından kaydırma). Bu kafirler guruhuna karsı bize yardım et»

    [251] Derken (dusmanla karsılasır karsılasmaz) Allahın izniyle onları (dusmanlarını) bozguna ugratdılar (Mu´minlerin arasında bulunan) Davud da Calutu oldurdu. Allah da ona (Esmuilin ve Taalutun vefatından sonra, bir arada) saltanat ve hikmeti (peygamberligi) verdi ve daha dilemekde oldugundan da ba´zı seyler ogretdi. Eger Allah insanların bir kısmını diger bir kısmı ile onleyib savmasaydı yer (yuzu) muhakkak fesada ugrardı. Fakat Allah, alemlere karsı buyuk fazi (-u inayet) saahibidir

    [252] Bunlar Allahın ayetleridir ki onları (Habibim) sana Hak olarak okuyoruz. Sen subhesiz, muhakkak gonderilen peygamberlerdensin

    [253] (Bu surede zikredilen) o peygamberler (yok mu?) biz onların kimine kiminden ustun meziyyetler verdik. Allah onlardan biri ile soylesmis, birini de bircok derecelerle yukseltmisdir. Meryem´in oglu Isa´ya o beyyineleri (acık ayetleri, burhanları, mu´cizeleri) biz verdik ve onu Ruhul kuds (Cebrail) ile destekledik. Eger Allah dileseydi onların arkasındaki (ummet) ler, kendilerine o apacık burhanlar geldikten sonra, birbirini oldurmez (ler) di. Fakat ihtilafa dusduler. Binnetice onlardan kimi iman etdi, kimi kufre sapdı. Eger Allah dileseydi birbirini oldurmezlerdi. Su var ki Allah ne dilerse yapar

    [254] Ey iman edenler, icinde ne bir alıs veris, ne bir dostluk, ne de bir sefaat (imkanı) bulunmayan bir gun gelmezden evvel size verdigimiz rızıkdan (Hak yolunda) harcayın. Kafirler zulmedenlerin ta kendileridir

    [255] Allah (o Allahdır ki) kendinden baska hic bir Tanrı yokdur. (O, zati, ezeli ve ebedi hayaat ile) diridir (baakıydir). Zatiyle ve kemaliyle kaaimdir. (Yaratdıklarının heran tedbir-u hıfzında yegane haakimdir, her sey onunla kaaimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onun. Onun izni olmadıkca nezdinde sefaat edecek kim mis. O (yaratdıklarının) onlerindekini, arkalarındakini, (yapdıklarını, yapacaklarını, bildiklerini, bilmediklerini, acıkladıklarını, gizlediklerini, dunyalarını, ahiretlerini, hulasa her sey´ini, her sey´ini) bilir. (Mahlukatı) onun ilminden yalnız kendisinin dilediginden baska hic bir sey´i (kaabil degil) kavrayamazlar. Onun kursusu gokleri ve yeri (kucaklamısdır, o kadar) vasi´dir. Bunların nigehbanlıgı Ona agır da gelmez. O, cok yuce, cok buyukdur

    [256] Dinde zorlama yokdur. Hakıykat, iman ile kufr apacık meydana cıkmısdır. Artık kim seytanı tanımayıp da Allaha iman ederse o, muhakkak ki kopması (mumkin) olmayan en saglam kulpa yapısmısdır. Allah hakkıyle isidici, (her sey´i) kemaliyle bilicidir

    [257] Allah iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan (kurtarıp) nura cıkarır. Kufredenlerin dostları ise seytandır. O da kendilerini nurdan (ayırıb) karanlıklara cıkarır. Onlar cehennemin arkadaslarıdır. Onlar orada, bir daha cıkmamak uzere, ebedi kalıcıdırlar

    [258] Allah kendisine mulk (-u saltanat) verdigi icin (sımararak) Ibrahim ile, Rabbi hakkında, cekiseni gormedin mi? Hani Ibrahim: «Benim Rabbim hem diriltir, hem oldurur» deyince o: «Ben de diriltir, oldururum» demisdi. Ibrahim: «Allah gunesi dogudan getiriyor. Haydi sen de onu batıdan getir» deyince ise o kafir sasırıb (ve tutulub) kalmısdı. Allah zaalimler guruhunu muvaffak etmez

    [259] Yahud o kimse gibisini (gormedin mi) ki (binalarının) catıları cokmus, dıvarları ustune yıkılmıs (kimsecikleri de kalmamıs bir kasabaya ugramıs. (Kendi kendine) : «Allah burasını olumden sonra acaba nasıl diriltecek?» demis. Allah da onu yuz yıl olu bırakmıs, sonra diriltmis (kendisine) : «Ne kadar eglendin?» demis o da: «Bir gun, yahud bir gunden az» diye soylemisdi. Allah (ona) : «Hayır, yuz yıl (olu) kaldın, iste yiyecegine, icecegine bak, henuz bozulmamısdır. Bir de merkebine bak. (Boyle yapmamız) seni insanlara ibret nisanesi kılmamız icindir. (Merkebin) kemikler (ine) de bak, onları nasıl birlesdirib yerli yerine koyuyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz» dedi. O — (merkeb dirilib eski haaline geldigi ve her sey) kendisine apacık belli oldugu zaman — (soyle) soyledi: «(Artık su musahedemle de) biliyorum ki Allah subhesiz her sey´e hakkıyle gucuyetendir»

    [260] Hani Ibrahim: «Ey Rabbim, oluleri nasıl diriltecegini bana goster» demis, (Allah, «Buna) inanmadın mı yoksa» demis, o da «Inandım. Fakat kalbimin (gozumle de gorerek) yatısması icin (istedim» diye) soylemisdi. (Allah) dedi ki «Dort kus tut. Onları kendine alısdır, sonra (kesib, hamur yapıp) her parcasını bir dagın uzerine bırak. Sonra da onları cagır. Kosarak sana geleceklerdir». Bil ki subhesiz Allah bir kaadir-i mutlakdır, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [261] Mallarını Allah yolunda harcayanların haali yedi basak bitiren, her basakda yuz «tane» bulunan bir tek tohumun haali gibidir Allah kime dilerse ona katkat verir. Allah, ihsanı bol olan, hakkıyle bilendir

    [262] Mallarını (Allah yolunda) harcayıb da sonra o harcadıklarının arkasından bir basa kakıs ve bir eziyyet takıb katmayanlar (yok mu?) Onların Rableri yanında mukafatları vardır. Onlara hic bir korku yokdur, mahzun da olacak degillerdir onlar

    [263] Iyi (guzel ve tatlı) bir soz ve bir ayıb ortme; ardından eziyyet gelen bir sadakadan hayırlıdır. Allah (kullarının sadakalarından) mustagnidir, halimdir (ukuubetde acele edici degildir)

    [264] Ey iman edenler, sadakalarınızı — malını insanlara gosteris icin harcayan, Allaha ve ahiret gunune inanmayan bir kimse gibi — basa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin. Cunku onun haali, uzerinde bir toprak bulunub da kendine siddetli bir yagmur isaabet eden, bu suretle o, kendisini kaskatı bir tas haaline bırakmıs olan kaypak bir kayanın haali gibidir. Onlar (dunyada) isledikleri hic bir seyden (sevab kazanmıya) muktedir olmazlar. Allah, kafirler guruhuna hidayet vermez

    [265] Allahın rızasını istemek ve ruhlarında olan (iman) ı koklesdirib takviye etmek icin mallarını harcayanların hali de bir tepenin uzerinde bulunan guzel bir bagcenin haline benzer ki ona bir yagmur isaabet etmis de meyvelerini iki kat vermisdir, ona bol bir yagmur dusmese de (hic olmazsa onda) bir cisinti (bulunur) Allah, ne yaparsanız (hepsini) hakkıyle gorucudur

    [266] Sizden her hangi biriniz arzu eder mi ki hurmalardan, uzumlerden onun bir bagcesi olsun, altından ırmaklar aksın, orada kendisinin her cesit meyveleri bulunsun, (fakat) ona ihtiyarlık coksun, aciz ve kucuk cocukları da olsun, derken (onun ve yavrularının biricik gecim vasıtaları olan) ona (o bagceye) icinde bir ates bulunan bir bora isaabet etsin de o, yanıversin? Iste Allah size ayetlerini boyle apacık bildirir. Olur ki iyi dusunursunuz

    [267] Ey iman edenler, (Hak yolunda) infaakı (harcamayı) kazandıklarınızın en guzellerinden ve sizin icin yerden cıkardıklarımızdan yapın. Kendinizin goz yummadan alıcısı olmadıgınız pek adi, bayagı seyleri vermiye yellenmeyin. Bilin ki subhesiz Allah her seyden mustagnidir, asıl hamde layık olan Odur

    [268] Seytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur. Size cimriligi emreder. Allah ise (nafaka hususunda) size kendisinden bir yarlıgama ve bir bolluk va´d ediyor. Allah (ihsanı) genis olan, (her sey´i) hakkıyle bilendir

    [269] (Allah) hikmeti kime dilerse ona verir. Kime de hikmet verilirse muhakkak ki ona cok hayır verilmisdir. Salim akıl saahiblerinden baskası iyi dusunmez

    [270] Nafakadan ne harcadınız, yahud adakdan ne adadınızsa muhakkak Allah onu bilir. Zaalimlerin hic bir yardımcıları yokdur

    [271] Eger sadakaları asikare verirseniz o, ne guzel. Eger onları gizler, onları (bu suretle) fakirlere verirseniz iste bu, sizin icin daha hayırlıdır. (Allah o sebeble) gunahlarınızdan bir kısmını yarlıgar. Allah ne yaparsanız ondan hakkıyle haberdardır

    [272] (Habibim) onları (Insanları) hidayete erdirmek senin ustune borc degil. Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verir (nasıyb eder). Infak edeceginiz hayır (mal) kendi faidenizedir. Zaten siz, (Ey mu´minler) Allahın rızaasını aramakdan baska bir suretle infak da etmezsiniz ya. (Allah yolunda) maldan harcedeceginiz (in mukafatı) size fazlasıyle odenecekdir. Siz (bu hususda da) haksızlıga ugratılmayacaksınız

    [273] (Sadakalar) Allah yolunda kendilerini vakfetmis fakirler icindir ki onlar yer yuzunde dolasmıya muktedir olmazlar. (Hallerini) bilmeyen; iffet ve istignalarından dolayı onları zengin (kimse) ler sanır. Sen (Habibim) o gibileri sımalarından tanırsın. Onlar insanlardan yuzsuzluk edib de (bir sey) istemezler. Siz (Hak yolunda) ne mal harcarsanız subhesiz Allah onu hakkıyle bilicidir

    [274] Mallarını gece gunduz, gizli asikar (Hak yolunda) harcayanlar (yok mu?), Iste onların, Rableri katında mukafatları vardır, Onlara hic bir korku da yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir

    [275] Riba (faiz) yiyenler kendilerini seytan carpmıs (birer mecnun) dan baska bir halde (kabirlerinden) kalkmazlar. Boyle olması da onların: «Alım satım da ancak riba gibidir» demelerindendir. Halbuki Allah, alıs verisi halal, ribayı (faizi) haram kılmısdır. (Bundan boyle) kim Rabbinden kendisine bir ogut gelib de (faizden) vaz gecerse gecmisi ona, ve isi (hakkındaki hukum) de Allaha aiddir. Kim de tekrar (faize) donerse onlar o atesin yaranıdırlar ki orada onlar (bir daha cıkmamak uzere) ebedi kalıcıdırlar

    [276] Allah rıbanın bereketini tamaamen giderir, sadaka (sı verilen mal) lan ise artırır, Allah (haramı halal tanımakda ısrar eden) cok kafir, cok gunahkar hic bir kimseyi sevmez

    [277] Iman eden, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunan, namazı (nı) dosdogru kılan, bir de zekatı (nı) veren kimseler (in, evet), onların Rableri indinde mukafatları vardır. Onlara hic bir korku yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir

    [278] Ey iman edenler, (gercek) mu´minler iseniz Allahdan korkun, faizden (henuz alınmamıs olub da) kalanı bırakın (almayın)

    [279] Iste (boyle) yapmazsanız Allaha ve Peygamberine karsı harb (e girmis oldugunuzu) bilin. Eger (tefecilige, murabehacılıga) tevbe ederseniz mallarınızın basları (sermayeleriniz) yine sizindir. (Bu suretle) ne haksızlık yapmıs, ne de haksızlıga ugratılmıs olmazsınız

    [280] Eger (borclu) darlık icinde bulunuyorsa ona genis bir zamana kadar muhlet (verin). Sadaka oiarak bagıslamanız ise sizi nicin daha hayırlıdır. Eger bilirseniz

    [281] Oyle bir gunden sakının ki (hepiniz) o gun Allaha donduruleceksiniz. Sonra herkese kazandıgı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmeyecekdir

    [282] Ey iman edenler, ta´yin edilmis bir vakta kadar birbirinize borclandıgınız zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı da dogrulukla (onu) yazsın. Katib, Allahın kendisine ogretdigi gibi yazmakdan cekinmesin, yazsın. Uzerinde hak olan (borclu) da yazdırsın (borcunu ıkraar etsin). Rabbi olan Allahdan korksun, ondan (borcundan) hic bir sey´i eksik bırakmasın. Eger ustunde hak bulunan (bordu) bir beyinsiz veya bir zaif olur, yahud da bizzat yazdırmıya (ve ıkraara) gucu yetmezse velisi dosdogru yazdırsın (ıkraar etsin). Erkeklerinizden iki de sahid yapın. Eger iki erkek bulunmazsa o halde raazi (ve dogruluguna emin) olacagınız sahidlerden bir erkekle iki kadın (yeter. Bu suretle) kadınlardan biri unutursa oburunun hatırlatması (kolay olur). Sahidler (sehadeti edaye) cagırıldıkları vakit kacınmasın. Az olsun, cok olsun, onu va´desiyle beraber yazmakdan usenmeyin. Bu, Allah yanında adalete daha uygun, sahidlik icin daha saglam, subheye dusmemenize de daha yakındır. Meger ki aranızda (elden ele) devredeceginiz ve pesin yaptıgınız bir ticaret olsun. O zaman bunu yazmamanızda size bir vebal yokdur. Alısveris erdiginiz vakit da sahid tutun. Yazana da, sahidlik edene de asla zarar verilmesin. (Bunu) yaparsanız o, kendinize (dokunacak) bir fısk (ve isyan olur). Allahdan korkun. Allah size ogretiyor. Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [283] Eger bir sefer uzerinde iseniz, bir yazıcı da bulamadınızsa o vakit (borcludan) alınmıs rehinler (de yeter). Eger birbirinize emin olmussanız kendisine inanılan adam (borclu) Rabbi olan Allahdan korksun da emanetini tastamam odesin. Sahidligi gizlemeyin. Kim onu gizlerse hakıykat sudur ki onun kalbi bir gunahkardır. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir

    [284] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahındır. Eger siz icinizdekini acıklar, yahud, gizlerseniz Allah onunla sizi hesaba ceker. Sonra kimi dilerse onu yarlıgar, kimi dilerse onu da azablandırır. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [285] O peygamber de kentlisine Rabbinden indirilene iman etdi, muminler de. (Onlardan) her biri Allaha, onun meleklerine, Kitablarına, peygamberlerine inandı. «Onun (Allanın) peygamberlerinden hic birini digerlerinin arasından ayırmayız (hepsine inanırız), dinledik (kabul etdik; emrine) itaat etdik. Ey Rabbimiz, magfiretini (isteriz). Son varıs (ımız) ancak Sanadır» dediler

    [286] Allah hic bir kimseye gucunun yeteceginden baskasını yuklemez. (Herkesin) kazandıgı (hayır) kendi faidesine, yapdıgı (Ser) kendi zararınadır. «Ey Rabbimiz, unutduk, yahud yanıldıysak bizi tutub sorguya cekme. Ey Rabbimiz, bizden evvelki (ummet) lere yukledigin gibi ustumuze agır bir yuk yukleme. Ey Rabbimiz, taakat getiremeyecegimizi bize tasıtma. Bizden (saadır olan gunahları) sil, bagısla, bizi yarlıga, bizi esirge. Sen mevlamızsın bizim. Artık kafirler guruhuna karsı da bize yardım et»

    Âl-i İmrân

    Surah 3

    [1] Elif. Lam. Mim

    [2] Allah o Allahdır ki kendinden baska hic bir Tanrı yokdur, (O, zati, ezeli ve ebedi haayat ile) diri (ve baakıy) dir. Zatiyle, kemaliyle kaaimdir. (Yaratdıklarının her an tedbir-u hıfzında yegane haakimdir,her sey onunla kaaimdir)

    [3] (Habibim) O, sana Kitabı hak (ve) kendinden evvelkileri (de) tasdıyk edici olarak (tedricen) indirdi. Bundan evvel de Tevrat ile Incili indirmisdi (ki onlar) insanlar icin birer hidayetdi. Hak ile baatılı ayırd eden (hukum) leri de indirdi. Allanın (hak olan, mahz-ı hidayet olan) ayetlerine kufredenler (yok mu?) onlar icin pek cetin bir azab vardır. Allah cezada amansız bir gaalib-i mutlakdır

    [4] (Habibim) O, sana Kitabı hak (ve) kendinden evvelkileri (de) tasdıyk edici olarak (tedricen) indirdi. Bundan evvel de Tevrat ile Incili indirmisdi (ki onlar) insanlar icin birer hidayetdi. Hak ile baatılı ayırd eden (hukum) leri de indirdi. Allanın (hak olan, mahz-ı hidayet olan) ayetlerine kufredenler (yok mu?) onlar icin pek cetin bir azab vardır. Allah cezada amansız bir gaalib-i mutlakdır

    [5] Subhe yok ki ne yerde, ne gokde hic bir sey Allaha gizli kalmaz

    [6] Dol yataklarında size nasıl dilerse oyle kılık veren Odur. Ondan baska hic bir Tanrı yokdur. (O), mutlak gaalibdir. Yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [7] (Habibim) sana Kitabı indiren odur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki bunlar Kitabın anası (temeli) dir. Diger bir kısmı da mutesabihlerdir. Iste kalblerinde egrilik bulunanlar sırf fitne aramak (otekini berikini sapdırmak) ve (kendi arzularına gore) onun te´viline yeltenmek icin onun mutesabih olanına tabi olurlar. Halbuki onun te´vilini Allahdan baskası bilmez, ilimde yuksek payeye erenler ise: Biz Ona inandık. Hepsi Rabbimiz katındandır» derler. (Bunları) salim akıllardan baskası iyice dusunmez

    [8] Ey Rabbimiz, bizi dogru yola iletdikden sonra kalblerimizi (Hakdan) sapdırma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver. Subhesiz bagısı en cok olan Sensin Sen

    [9] Ey Rabbimiz, muhakkak ki Sen, (vukuunda) hic bir subhe olmayan bir gunde insanları toplayacak olansın. Subhesiz Allah sozunden caymaz

    [10] O kufredenler (yok mu?), ne malları, ne evladları Allah yanında onları hic bir seyden asla kurtaramaz, iste onlar, (evet) onlar atesin yakacagıdır

    [11] (Onların gidisi) tıbkı Fir´avn haanedanının ve onlardan evvel gelenlerin gidisi gibidir. Onlar bizim ayetlerimizi yalanladılar da Allah da kendilerini gunahları yuzunden yakalayıverdi. Allah, cezası pek cetin olandır

    [12] (Habibim) o kufreden (Yahudi) lere de ki: «Yakında maglub olacaksınız ve (topdan) cehenneme suruleceksiniz». O, ne kotu yatakdır

    [13] (Bedir muhaarebesinde) karsılasan iki cem´iyyet hakkında sizin icin muhakkak bir ibret vardı. (Onlardan) bir cem´iyyet Allah yolunda dogusuyordu, digeri ise kafirdi. Onlar oburlerini (muslumanları) dıs gozleriyle kendilerinin iki katı olarak goruyorlardı. Allah, kimi dilerse onu yardımıyle destekler. Subhesiz bunda kalb gozleri acık olanlar icin kat´i bir ibret vardır

    [14] Kadınlara, ogullara, yıgın yıgın birikdirilmis altın ve gumuse, salma guzel atlara, (deve, sıgır, koyun, keci gibi) hayvanlara, ekinlere olan ihtiraskarane sevgi insanlar icin bezenib suslenmisdir. Bunlar, dunya hayaatının (gecici) birer faidesidir. Allah (a gelince) nihayet donub varılacak yerin butun guzelligi Onun nezdindedir

    [15] (Habibim) de ki: «Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvaaya erenler icin Rableri katında altlarından ırmaklar akan cennetler — ki orada ebedi kalıcıdırlar —, (her seyden) temizlenmis zevceler, Allahdan da bir rızaa vardır. Allah kullarını hakkıyle gorucudur

    [16] (O takvaaya erenler): «Ey Rabbimiz, biz iman etdik. Artık bizim gunahlarımızı yarlıga ve bizi o atesin azabından koru» diyenler, sabredenler, (imanlarında) gercek olanlar, (Allaha) itaatle boyun egenler, infaak edenler, seharlarda Allahdan magfiret isteyenlerdir

    [17] (O takvaaya erenler): «Ey Rabbimiz, biz iman etdik. Artık bizim gunahlarımızı yarlıga ve bizi o atesin azabından koru» diyenler, sabredenler, (imanlarında) gercek olanlar, (Allaha) itaatle boyun egenler, infaak edenler, seharlarda Allahdan magfiret isteyenlerdir

    [18] Allah, su hakıykatı: Kendinden baska hic bir Tanrı olmadıgını, adaleti ayakda tutarak (delilleriyle, ayetleriyle) acıkladı. Melekler (bunu ikrar etdi, hakıyki) ilim saahibleri (nebiler, alimler) de (boylece inandı). Ondan baska hic bir Tanrı yokdur. (O), mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [19] Hak din, Allah indinde Islamdır (muslumanlıkdır). Kitab verilenler (baska suretle degil) ancak kendilerine ilim geldikden sonra, aralarındaki ihtirasdan dolayı, ihtilafa dusdu. Kim Allanın ayetlerini inkarederse subhesiz ki Allah hesabı pek cabuk gorendir

    [20] (Habibim) seninle mucadele ederlerse (soyle) de: «Ben, bana tabi olanlarla birlikde, kendimi Allaha teslim etmisimdir», Kendilerine Kitab verilenlerle ummilere (Arab musriklerine) de deki: «Siz de Islamı (Allaha teslim olmayı) kabul etdiniz mi»? Eger Islama girerlerse muhakkak dogru yolu bulurlar. Eger yuz cevirirlerse artık sana dusen (vazife) ancak tebligdir. Allah kulları (nı) layıkıyle gorucudur

    [21] Allahın ayetlerini inkar ile kafir olanlar, haksız yere peygamberleri oldurenler ve insanların icinden adaleti emredenlerin canına kıyanlar (yok mu?) onları (Habibim) pek acıklı bir azab ile mustula

    [22] Onlar oyle kimselerdir ki (butun) yapdıkları dunyada da, ahiretde de hosa gitmisdir. Onların (azabına maani olacak) hic bir yardımcıları da yokdur

    [23] Kitabdan (Tevratdan) kendilerine bir nasıyb verilmis olanları gormedin mi ki Allahın Kitabı — aralarında hakem olmak icin — cagırılıyorlar da sonra onlardan bir zumre (o Kitaba) arkasını ceviriyor. Onlar boyle (hakıykatlerden) yuz cevirmeyi adet edinmis kimselerdir

    [24] Bunun sebebi sudur: Onlar «Sayılı gunlerden baska bize asla ates dokunmayacak» dediler. Onların uydurdukları bu sey, dinleri hususunda da (kendilerini) aldatmısdır

    [25] Onları (vukuunda) hicbir subhe olmayan bir gunde topladıgımız ve herkesin — kendilerine haksızlık edilmeyecek — (dunyada) kazandıgı tastamam odendigi zaman artık halleri nice olur

    [26] (Habibim) de ki: «Ey mulkun saahibi Allah, Sen mulku kime dilersen ona verirsin, mulku kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onun kadrini yukseltir, kimi dilersen onu alcaltırsın. Hayr, yalınız Senin elindedir. Subhesiz ki Sen her sey´e hakkıyle kaadirsin

    [27] Geceyi gunduzun icine koyarsın. Gunduzu geceye sokarsın, oluden diri cıkarırsın, diriden olu cıkarırsın. Sen kimi dilersen ona sayısız rızk verirsin

    [28] Mu´minler, mu´minleri bırakıb da kafirleri dostlar edinmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Allahdan hic bir sey (hic bir yardım) yokdur. Meger ki onlardan, gelebilecek bir tehlikeden dolayı, sakınmıs olasınız. Allah size (asıl) kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet gidis de ancak Allahadır

    [29] De ki: Goguslerinizin icinde olanı gizleseniz de, onu acıklasanız da Allah bilir onu. Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsini) O bilir. Allah hersey´e hakkıyle gucu yetendir

    [30] (Hatırlayın) o gunu ki herkes (dunyada) ne hayr islediyse karsısında (onu) hazırlanmıs bulacak, ne de kotuluk yapdıysa onunla kendi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu edecek. Allah size (asıl) kendinden korkmanızı emreder. Allah kullarını pek cok esirgeyendir

    [31] (Habibim) de ki: «Eger Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suclarınızı ortsun. Cunku Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir»

    [32] De ki: «Allaha ve o peygambere itaat edin». Eger yuz cevirirlerse subhesiz ki Allah da o kafirleri sevmez

    [33] Gercek, Allah Ademi, Nuhu, Ibrahim haanedanını, Imran ailesini — hepsi de birbirinden (gelme) tek bir zurriyyet olarak — alemlerin uzerine mumtaz kıldı. Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [34] Gercek, Allah Ademi, Nuhu, Ibrahim haanedanını, Imran ailesini — hepsi de birbirinden (gelme) tek bir zurriyyet olarak — alemlerin uzerine mumtaz kıldı. Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [35] Hani Imran´ın karısı: «Rabbim, karnımdakini azadlı bir kul olarak sana adadım. Benden olan bu (adag) ı kabul et. Subhesiz (niyazımı) hakkıyle isiden, (niyyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen» demisdi

    [36] Fakat onu (kız cocugunu) dogurunca, Allah onun ne dogurdugunu daha iyi bilici iken: «Rabbim, hakıykat, ben onu kız olarak dogurdum. Erkek, kız gibi degildir. Gercek ben adını Meryem koydum. Ben onu da, zurriyyetini de o taslanmıs (kogulmus) seytandan Sana sıgınır (Sana ısmarlar) ım» dedi

    [37] Bunun uzerine Rabbi onu iyi bir rızaa ile kabul etdi. Onu guzel bir nebat gibi buyutdu. Zekeriyyayi de ona (bakmıya) me´mur etdi. Zekeriyya ne zaman (kızın bulundugu) mihraaba girdiyse onun yanında bir yiyecek buldu: «Meryem, bu sana nereden (geliyor?)» dedi. O da: Bu, Allah tarafından. Subhe yokdur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir» dedi

    [38] Orada Zekeriyya Rabbine dua etdi: «Rabbim, bana senin tarafından cok temiz bir zurriyyet ihsan et. Muhakkak Sen duayı hakkıyla isidensin»

    [39] O, mihrabda durub namaz kılarken melekler ona (soyle) nida ettir «Gercek, Allah sana kendisinden bir kelimeyi tasdıyk edici, bir efendi, nefsine haakim ve saalihlerden bir peygamber olmak uzere Yahyayi mujdeler»

    [40] (Zekeriyya) dedi: «Rabbim, kendime hakıykaten ihtiyarlık catmıs iken, karım da bir kısır iken benim nasıl bir oglum olabilir»? (Allah): «oyle, dedi, (fakat) Allah ne dilerse yapar»

    [41] (Zekeriyya) soyledi: «Rabbim, bana (bu hususda) bir nisan ver». (Allah) dedi ki: «Senin nisanın sade bir isaretden baska insanlara uc gun soz soyleyememendir. Bununla beraber Rabbini cok an ve aksam sabah onu tesbih et»

    [42] Hani melekler: «Ey Meryem, subhesiz ki Allah sana secgin bir hususiyyet verdi. Seni tertemiz (buyutdu), Seni alemlerin kadınları uzerine mumtaz kıldı» demisdi

    [43] «Ey Meryem husu ile Rabbin divanına dur, secdeye kapan. (Allaha) ruku edenlerle beraber egil (cemaatle namaz kıl)

    [44] (Habibim) bunlar sana vahyetmekde oldugumuz gayb haberlerindendir. Meryem´i onlardan hangisi himaayesine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında degildin. (Bu hususda) cekisirlerken de yine yanlarında yokdun

    [45] Melekler: «Ey Meryem. Allah, kendinden bir kelimeyi sana mujdeliyor: Adı Isa, (lakabı) Mesih, (sıfatı) Meryem ogludur. Dunyada da, ahiretde de sanı yucedir. (Allaha) cok yakınlardandır da»

    [46] «Besiginde de, yetisginlik haalinde de insanlara soz soyleyecekdir. (O), saalihlerdendir» dedigi zaman da (sen yanlarında degildin)

    [47] (Meryem) dedi ki: «Hey Rabbim, bana bir beser dokunmamısken benim nasıl cocugum olabilir?». (Allah) dedi «oyle, (Fakat) Allah ne dilerse yaratır. Bir ise hukmedince ona ancak ol der, o da oluverir»

    [48] «(Allah) ona yazmayı, hikmeti, Tevratı, Incili ogretecek»

    [49] «Onu israil ogullarına peygamber gonderecek», (Onlara diyecek ki): «Hakıykat, ben size Rabbinizden bir ayet (mucize) getirdim. Hakıykat, ben size camurdan kus bicimi gibi bir sey yapar, ona ufururum de Allahın izniyle derhal (canlı) bir kus olur. (Yine) Allanın izniyle anadan dogma koru ve abrası iyi eder, oluleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor, ne birikdiriyorsanız size haber veririm. Elbette bunlarda sizin icin, eger iman edicilerseniz, kat´i bir (er) ibret vardır»

    [50] «Onumuzdeki Tevratı tasdıyk edici olarak ve aleyhinize haram edilen ba´zı seyleri faidenize halal kılmaklıgım icin (geldim). Size Rabbinizden (peygamberligimi isbat eder) ayet (alamet, mu´cize) getirdim. Artık Allahdan korkun, bana da itaat edin»

    [51] «Subhe yok ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz. Oyleyse ona kulluk edin. (Iste) dogru yol budur»

    [52] Vaktaki Isa onlardan (ısraar ile tasan) kufru hissetdi. Dedi: Allaha (dogru giden yolda) bana yardım edecekler kim?» Havaariler: «Biziz Allahın yardımcıları. Allaha inandık. Sen de (Ey Isa) sahid ol ki biz muhakkak muslumanlarız.» dedi (ler)

    [53] «Ey Rabbimiz, Senin indirdigin (o Kitaba) inandık o peygambere de tabi´ olduk. Artık bizi (birligini ve peygamberlerini tanıyan) sahidlerle beraber yaz»

    [54] (Yahudiler gizli) hıyleye sapdılar, (Isayı ansızın oldurmiye adam ta´yin etdiler), Allah da onların o hıylekarlıklarına (oldurmek isteyeni Isaye benzetmek, kendilerine onu oldurtmek, Isayı yukarıya kaldırmak suretiyle) mukabele etdi. Allah, butun hıylekarları hakkıyle bilendir

    [55] O zaman Allah soyle de (mis) di: «Ey Isa, subhesiz ki seni oldurecek olan (onlar degil) benim, seni kendime yukseltib kaldıracak, seni kufredenlerin icinden tertemiz (kurtarıb) cıkaracak ve sana tabi olanları kıyaamet gunune kadar kufredenlerin ustunde tutacak da (benim). Sonra donusunuz (de) yalınız bana (olacak) dır. Iste (o zaman) aranızda, hakkında ihtilaf etmekde oldugunuz seylerin hukmunu ben verecegim»

    [56] (Fakat) o kufredenlere gelince: Ben onları dunyada da, ahiretde de en cetin bir azab ile azablandıracagım. Onların hic bir yardımcıları da yokdur

    [57] Iman edip iyi iyi isler yapanlara gelince (Allah) onların mukafatlarını tastamam verecekdir. Allah zaalimleri sevmez

    [58] (Bu hukumler, bu vak´alar yok mu?) biz bunları sana ayetlerden, hikmet dolu Kur´andan okuyoruz

    [59] Muhakkak ki Isanın haali de, (ya´ni babasız dunyaya gelisi de) Allah indinde, Ademin haali gibidir. (Allah) onu (Ademi) toprakdan yaratdı. Sonra ona «Ol» dedi, o da (can gelib) oluverdi

    [60] (Bu) Hak (ve hakıykat) Rabbinden (gelen bir gercek) dir. oyle ise subhecilerden olma

    [61] Artık sana (bu) ilim geldikden sonra kim seninle onun hakkında cekisirse de ki: «Gelin, ogullarımızı ve ogullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimiz ve kendinizi cagıralım, sonra (hepimiz bir arada olarak) dua ve niyaz edelim de Allahın lanetini yalancıların ustune okuyalım»

    [62] Iste (Isaya dair sana anlatılan) bu (haber) elbette en dogru bir haberin beyanıdır. Allahdan baska hic bir Tanrı yokdur. Allah hic subhesiz yegane gaalibdir. Mutlak hukum ve hikmet saahibidir O

    [63] Eger (Hakdan, imandan) yine yuz cevirirlerse muhakkak Allah o fesadcıları hakkıyle bilendir

    [64] De ki: «Ey Kitablılar (Yahudiler, Hıristiyanlar), hepiniz bizimle sizin aranızda musavi (ve adil) bir kelimeye gelin, (soyle) diyerek: «Allahdan baskasına tapmayalım. Ona hic bir sey´i es tutmayalım, Allahı bırakıb da kimimiz kimimizi Rabler (diye) tanımıyalım». (Buna ragmen) eger yine yuz cevirirlerse (o halde) deyin ki: «Sahid olun, biz muhakkak muslumanlarız»

    [65] Ey ehl-i Kitab, Ibrahim hakkında neye cekisib duruyorsunuz? Tevrat da Incil de (daha evvel degil) ancak ondan sonra indirilmisdir. (Buna da) aklınız ermiyor mu

    [66] Iste sizler onlarsınız ki hakkında (biraz) bilginiz olan seyde (haydi) cekisdiniz (diyelim, ya) hic bilgi (niz) olmayanlar hakkında haala neye cekisib duruyorsunuz? Halbuki (her sey´i) Allah bilir, siz bilmezsiniz

    [67] Ibrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyandır. Fakat o, Allahı bir tanıyan dosdogru bir muslumandı. Musriklerden de degildi o

    [68] Hakıykat, Ibrahime insanların en yakıyni, her halde (zamanında) ona tabi olanlarla su Peygamber ve (su) iman edenlerdir. Allah, o iman edenlerin yari (yardımcısı) dır

    [69] Kitablılardan bir zumre arzu etdi ki sizi bir sasırtsalar. Halbuki onlar kendilerinden baskasını sasırtıb sapıtamazlar da farkına bile varmazlar

    [70] Ey Kitablılar, kendiniz (Tevratda ve Indide) gorub ve bilib dururken Allahın ayetlerini neye inkar ediyorsunuz

    [71] Ey Kitablılar, neye Hakkı baatıl ile karısdırıyor, gercegi gizliyorsunuz? Halbuki (bunu) bilib duruyorsunuz da

    [72] Kitablılardan bir guruh (soyle) dedi: «Kendilerine indirilen (Kur´an-ı kerim) e iman edenlere gunduzun evvelinde inanın, ahirinde kufr (-u inkar) edin. Olur ki (mu´minler dinlerinden) donerler»

    [73] «Ve dininize tabi olandan baskasına aman vermeyin» (Habibim onlara) de ki: «Subhesiz dogru yol Allahın yoludur» (O guruh aralarında da soyle derler:) «Size verilenin benzeri hic bir kimseye verilmis olduguna, yahud onların (muslumanların) Rabbiniz indinde size karsı deliller, huccetler getireceklerine (inanmayın)». De ki: «Lutf-u inayet muhakkak Allahın elindedir. Onu kime dilerse ona verir. Allah, rahmeti bol olan, her sey´i hakkıyle bilendir»

    [74] O, kime dilerse rahmetiyle ona imtiyaz verir. Allah en buyuk fazl-u inayet saahibidir

    [75] Kitablılardan oyle kimse vardır ki kendisine bir kantar (altın) emanet etsen onu sana eksiksiz oder. oyle kimse de vardır ki ona emaneten tek bir altın versen onu — sen uzerinde ayak direyib durmadıkca — sana odemez. Bunun sebebi sudur: Onlar «Ummiler hakkında bize karsı (mes´uliyyete) bir yol yokdur» demisler (oyle fikir beslemisler) dir. Onlar Allaha karsı, kendileri de bilib durdukları halde, yalan soylerler

    [76] Hayır, kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa subhesiz Allah da o sakınanları sever

    [77] Hakıykat, Allaha olan ahidlerine ve yeminlerine bedel az bir bahayı (hasis bir menfeati) satın alanlar (yok mu?) Iste onlar: Onlar icin ahiretde hic bir nasıyb yokdur. Allah kıyaamet gunu onlarla konusmaz, onlara bakmaz, onları temize cıkarmaz. Onlar icin pek acıklı bir azab vardır

    [78] Ehl-i Kitabdan oyle bir guruh da vardır ki (bir sey okuyorlarmıs gibi) dillerini Kitaba dogru egib bukerler, siz onu Kitabdan sanasınız diye. Halbuki o, Kitabdan degildir. «Bu, Allah katındandır» derler, o ise, Allah katından degildir. Allaha karsı, kendileri bilib dururken, yalan soylerler

    [79] Beserden hic bir kimseye yakısmaz ki Allah kendisine Kitabı, hukmu ve peygamberligi versin de sonra o, insanlara: «Allahı bırakıb da (gelin) bana kul olun.» desin. Fakat o, «ogretmekde ve okuyub okutmakda oldugunuz Kitab sayesinde Rabbaniler olun» (der)

    [80] Sizin, melekleri ve peygamberleri Tanrılar edinmenizi de emretmez O. Ya size, siz muslumanlar oldukdan sonra, hic kafirligi emreder mi

    [81] Allah, (gecmis) peygamberler (in) den — and olsun ki size Kitab ve hikmet verdim. Sonra da size nezdinizdeki (o Kitab ve hikmeti) tasdik eden bir peygamber gelmisdir (gelecekdir). Ona kat´iyyen iman ve ona her halde yardım edeceksiniz diye — (ahd ve) misak aldıgı zaman dedi ki «Ikraar etdiniz ve uhdenize bu agır yukumu (vecibemi) alıb kabul eylediniz mi»? Onlar (cevaben): «Ikraar etdik» dediler. (Allah) dedi ki: «Oyleyse (birbirinize ve ummetlerinize karsı) sahid olun, ben de sizinle beraber (bu ıkraarınıza) sahidlik edenlerdenim

    [82] Artık kim bu (ikrardan) sonra (hakıykatden) yuz cevirirse iste o gibiler faasıkların (imandan cıkanların) ta kendileridir

    [83] Simdi onlar Allanın dininden baskasını mı arıyorlar? Halbuki goklerde ve yerde ne varsa (hepsi) ister istemez Ona boyun egmisdir, Nihayet de Ona dondurulup goturuleceklerdir

    [84] De ki: «Allaha iman etdik. Bize indirilen (Kur´an-ı kerim) e, Ibrahime, Ismaile, Ishaaka, Ya´kuba ve ogullarına indirilenlere, Musaya, isaya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere de (inandık) Onlardan hic biri arasında (peygamber olmaları bakımından) fark gozetmeyiz. Biz Ona (Allaha) teslim olmuslarız»

    [85] Kim Islamdan baska bir din ararsa onda (bu din) asla kabul olunmaz ve o, ahiretde de en buyuk zarara ugrayanlardandır

    [86] Kendilerine apacık deliller gelmis, o peygamberin subhesiz bir hak olduguna sahidlik de etmisler iken imanlarının arkasından kufre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir (Muvaffak eder)? Allah zaalimler guruhunu hidayete goturmez

    [87] Muhakkak, Allahın, meleklerin, butun insanların la´neti onların tepesine. Iste onlar, onların cezaları

    [88] Onlar bunun (bu la´netin ve cehennemin) icinde ebedi kalıcıdırlar. Kendilerinden ne azab hafifletilir, ne de onlara (yuzlerine, suratlarına) bakılır

    [89] Bundan sonra tevbe (ve rucu) ve (nefslerini) ıslah edenler mustesna. Cunku Allah cidden (kusurları) orten, cok esirgeyendir

    [90] Hakıykat, imanlarının arkasından kufretmis, sonra da kufrunu artırmıs olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. Iste onlar sapıkların ta kendileridir

    [91] Hakıykat, kufredenler ve kendileri kafir olarak olenler (yok mu?) onlardan hic birinin (bilfarz) yer yuzunu dolduracak mıkdardaki altını dahi — onu feda etse — kat´iyyen makbul olmaz. Iste onlar! Pek acıklı bir azab onların (hakkı) dır. Kendilerinin hic bir yardımcıları da yokdur

    [92] Siz, sevdiginiz seylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyilige ermis (birr-u taat etmis) olmazsınız. Her ne infak ederseniz subhesiz Allah onu bilicidir

    [93] Tevrat indirilmezden evvel — Ya´kubun kendisine haram kıldıgı seylerden baska — yiyecegin her turlusu Israil ogulları icin helal idi. De ki: «Eger dogrucular iseniz Tevratı getirin de onu okuyun»

    [94] Artık kim bundan (ya´ni Tevratı getirib okudukdan) sonra Allaha karsı yalan uydurursa iste onlar zaalimlerin ta kendileridir

    [95] De ki: «Allah, (sozun) dogru (sunu) soylemisdir. Onun icin Allahı birleyici olarak Ibrahimin dinine uyun. O, musriklerden degildi»

    [96] Subhesiz alemler icin, cok feyizli ve ayn-ı hidayet olmak uzere, konulan ilk ev (ma´bed) elbette Mekkede olandır

    [97] Orada apacık alametler, Ibrahimin makaamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gucu yetenlerin) Beyti hacc (ve ziyaret) etmesi Allahın insanlar uzerinde bir hakkıdır. Kim kufrederse subhesiz ki Allah alemlerden gani (mustagni) dir

    [98] De ki: «Ey kitaplılar, Allah ne yaparsanız hepsine hakkıyle sahid iken nicin Allahın ayetlerini inkar ediyorsunuz?»

    [99] De ki: «Ey Kitablılar, kendiniz (Islam dininin hak oldugunu Kitablarınızda okuyan) sahidler oldugunuz halde, neye iman edenleri Allah yolundan, kendiniz onda bir egrilik aramıya yellenerek, dondurmiye calısıyorsunuz? Allah ne yaparsanız gaafil degil»

    [100] Ey iman edenler, eger kendilerine Kitab verilenlerin icinden her hangi bir zumreye boyun egecek olursanız sizi imanınızdan sonra dondurub kafirler yaparlar

    [101] Halbuki siz Allaha nasıl kufreder (Onu inkar eder) siniz ki karsınızda Allanın ayetleri okunub durmakdadır. Onun peygamberi de icinizde, Kim Allaha sımsıkı tutunursa muhakkak ki dogru bir yola ile tilmisdir o

    [102] Ey iman edenler, Allahdan nasıl korkmak lazımsa oylece korkun. Sakın siz, muslumanlar (olmak)dan baska (bir sıfatla) can vermeyin

    [103] Hepiniz, topdan sımsıkı Allanın ipine sarılın. Parcalanıb ayrılmayın. Allahın, uzerinizdeki nimetini dusunun. Hani siz (birbirinizin) dusmanlar (ı) idiniz de O, kalblerinizi (Islama ısındırıb) birlesdirmisdi. Iste Onun (bu) nimeti sayesinde (din) kardesler (i) olmusdunuz ve yine siz, bir ates cukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmısdı. Iste Allah size ayetlerini boylece apacık bildiriyor. Taki dogru yola eresiniz

    [104] Sizden oyle bir cemaat bulunmalıdır ki (Onlar herkesi) hayra cagırsınlar, iyiligi emretsinler, kotulukden vaz gecirmiye calıssınlar. Iste onlar muraadına erenlerin ta kendileridir

    [105] Siz kendilerine apacık deliller, ayetler geldikten sonra parcalanıb ayrılanlar, ihtilafa dusenler gibi olmayın: iste onlar (ın haali): En buyuk azab onlarındır

    [106] O gunde ki nice yuzler bembeyaz olacak, nice yuzler de kapkara kesilecek. Yuzleri simsiyah olanlara gelince (onlara): Imanınızdan sonra kufretdiniz ha!. Iste o kufretmenize mukaabil tadın azabı» (denilir)

    [107] Yuzleri bembeyaz olanlar ise Allahın rahmeti icindedirler. Onlar bunun icerisinde ebedi kalıcıdırlar

    [108] (Butun) bunlar Allahın — Hak (kın ikaamesine sebeb) olarak sana okuyageldigimiz — ayetlerdir. Allah alemlere hicbir haksızlık etmek istemez

    [109] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahın. (Butun) isler ancak Allaha dondurulur

    [110] Siz insanlar icin (insanlıgın faidesi icin gaybdan, yahud levh-i mahfuzdan secilib) cıkarılmıs en hayırlı bir ummetsiniz. Iyiligi emreder, kotulukden vaz gecirmiye calısırsınız. (Cunku) Allaha inanıyorsunuz. Kitablılar (Hıristiyanlar ve Yahudiler) de inansaydı kendileri icin elbette hayırlı olurdu. Iclerinden (vakı´aa) iman edenler vardır. (Fakat) onların pek cogu (Hak dinden cıkmıs) faasıklardır

    [111] Onlar size ezadan baska asla bir zarar yapamazlar. Eger sizinle muhaarebe ederlerse size arkalarını donub kacarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez

    [112] Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar uzerlerine zillet (damgası) vurulmusdur (kurtulamazlar) Meger ki Allahın ipine ve insanların (mu´minlerin) ahdine (sıgınmıs) olsunlar. Onlar done dolasa Allahın hısmına ugradılar. Uzerlerine de bir miskinlik vuruldu. Bunun sebebi sudur: Cunku onlar Allahın ayetlerini inkar ile kafir olmuslar, peygamberleri haksız yere oldurmuslerdi. (Biz de) sudur: Cunku onlar isyan etmisler ve asırı gitmislerdi

    [113] Hepsi bir degildirler. Kitablıların icinde ayakda dikilen bir ummet vardır ki gecenin saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allahın ayetlerini okurlar

    [114] Allaha ve ahiret gunune inanırlar, iyiligi emrederler, kotulukden vaz gecirmiye calısırlar, hayır islerinde de birbirleriyle yarıs yaparlar. Iste onlar saalihlerdendirler

    [115] Onlar ne hayır islerlerse elbette On (un mukafatların) dan mahrum bırakılmayacaklar. Allah, takvaa saahiblerini pek iyi bilendir

    [116] Hakıykat, o kufredenler (yok mu?) onların ne malları, ne evladları kendilerinden, Allanın azabından hicbir sey´i, kaabil degil, gideremezler. Onlar cehennemin yar-u hemdemidirler. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar

    [117] Onların bu dunya hayaatında harc-u sarf edegeldiklerinin misali, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerini vurub da mahveden, kavurucu ve soguk bir ruzgarın haali gibidir. Onlara Allah zulmetmedi. Fakat kendileri kendilerine zulmediyorlar

    [118] Ey iman edenler, kendi (din kardes) ferinizden baskasını (dost ve) sırdas edinmeyin. (Cunku) onlar size ser ve fesad yapmakda hic kusur etmezler, size sıkıntı verecek sey (ler) i arzu ederler. Hakikat, onların (kin ve) bugzları agızlarından (tasıb) meydana vurmusdur. Goguslerinde gizlemekde oldukları (dusmanlık) ise daha buyukdur. Size ayetlerimizi (kat´i suretde) acıkladık, eger dusunurseniz

    [119] Iste siz o kimselersiniz ki onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, Siz Kitab (lar) ın hepsine inanırsınız, onlarsa (yalınız) sizinle bulusdukları zaman «inandık» derler. Aralarında basbasa kaldıkları vakit da (size karsı olan) kin (lerin) den dolayı parmaklarının uclarını ısırırlar. De ki «Kininizle geberin». Subhesiz ki Allah onların sinelerindeki butun ozu hakkıyle bilicidir

    [120] Eger size bir iyilik dokunursa onları tasaya dusurur. Sayet size bir fenalık gelirse onunla sevinirler. Eger gogus gerer, sakınırsanız onların hıylekarlıkları size hic bir seyle zarar veremez. Subhe yok ki Allah, ne yaparlarsa hepsini (ilmiyle) cepcevre kusatıcıdır

    [121] Hani sen, mu´minleri muhaarebeye elverisli yerlerde ta´biye etmek uzere erkenden ailenden (Medineden) ayrılmısdın, Allah hakkıyle isidendi, (her sey´i) kemaliyle bilendi

    [122] O zaman icinizden iki zumre za´f goster (mek iste) misdi. Halbuki onların yardımcısı Allahdı. Mu´minler ancak Allaha guvenib dayanmalıdır

    [123] Andolsun ki siz (adedce, silahca, binekce dusmandan daha) zaif ve dun iken Allah size «Bedir» de kafi bir zafer verdi. Allahdan sakının, taki sukretmis olasınız

    [124] O vakit sen mu´minlere: «Indirilen ucbin melekle Rabbinizin size imdad etmesi yetismez mi size?» diyordun

    [125] Evet, siz sabr (-u sebat) eder, (itaatsizlikden) sakınırsanız, bu (nlar, ya´ni dusmanlar) da ansızın ustunuze gelecek olurlarsa Rabbiniz size nisanlı bes bin melekle imdad edecekdir

    [126] Allah bu (imdadı) size, baska degil, sırf (zaferin) bir mujde (si) olsun, kalbleriniz onunla yatıssın diye yapdı. (Yoksa) nusret (ve zafer) ancak yegane gaalib ve yegane hukm ve hikmet saahibi olan Allah canibindendir

    [127] (Bir de Allah bu imdadı) kufredenlerden ileri gelenleri (n kafasını) kessin, yahud onları tepesi asagı getirsin de (geri kalanlarda) emellerine kavusamayan (bedbaht) lar olarak donub gitsinler diye (yapdı)

    [128] (Kullarımın) is (in) den hic bir sey sana aid degildir. (Allah) ya onların tevbesini kabul eder, yahud onları, kendileri zalim (kimse) ler oldukları icin, azablandırır

    [129] Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allahın. O kimi dilerse yarlıgar, kimi dilerse azablandırır. Allah cok yarlıgayıcı, gercekden esirgeyicidir

    [130] Ey iman edenler, ribayı (faizi) oyle kat kat artırılmıs olarak yemeyin Allahdan korkun. Taki muraadınıza eresiniz

    [131] Kafirler icin hazırlanmıs olan o atesden sakının

    [132] Allaha ve Peygambere itaat edin. Taki rahmete kavusdurulasınız

    [133] Rabbinizin magfiretine ve takvaa saahibleri icin hazırlanmıs olan cennete — ki en goklerle yer (kadardır) — kosusun

    [134] Onlar (O takvaa sahipleri) bollukda ve darlıkda infaak edenler, ofkelerini yutanlar, insanlar (ın kusurların) dan, afv ile, gecenlerdir. Allah iyilik edenleri sever

    [135] Ve cirkin bir gunah isledikleri, yahud nefslerine zulmetdikleri vakit Allahı hatırlayarak hemen gunahlarının yarlıganmasını isteyenlerdir. Gunahları Allahtan baska kim yarlıgar? Bir de onlar isledikleri (gunah) uzerinde, bilib dururlarken ısrar etmeyenlerdir

    [136] Iste onlar (boyle). Onların mukafatı Rablerinden bir yarlıgama ve altından ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedi kalıcıdırlar. (Boyle) yapanların mukafatı ne guzeldir

    [137] Gercek sizden evvel bir cok vak´alar, seriatler gelib gecmisdir. Onun icin yer yuzunde gezin, dolasın da (peygamberleri) yalan sayanların akıbeti nice oldu gorun

    [138] Bu (Kuran) insanlar icin bir beyandır, (fenalıkdan) sakınanlar icin de bir hidayet bir oguddur

    [139] (Ey mu´minler), gevsemeyin, mahzun olmayın, Siz eger (gercekden) mu´min iseniz (dusmanlarınıza gaalib ve onlardan) cok ustunsunuzdur

    [140] Eger size («Uhud» de) bir yara degmis bulunuyorsa («Bedir»de) o kavme de o kadar yara degmisdir. O gunler (oyle gunlerdir ki) biz onları insanlar arasında (gah lehlerine, gah aleyhlerine olmak uzere elden ele ve nobetlese nobetlese) dondurur dururuz. (Bu da) Allahın (ezeldeki) ilmini iman edenlere acıklaması, icinizden sehidler edinmesi, mu´minleri tertemiz yapıb kafirleri (murdar olumle) helak etmesi icindir. Allah zalimleri sevmez

    [141] Eger size («Uhud» de) bir yara degmis bulunuyorsa («Bedir»de) o kavme de o kadar yara degmisdir. O gunler (oyle gunlerdir ki) biz onları insanlar arasında (gah lehlerine, gah aleyhlerine olmak uzere elden ele ve nobetlese nobetlese) dondurur dururuz. (Bu da) Allahın (ezeldeki) ilmini iman edenlere acıklaması, icinizden sehidler edinmesi, mu´minleri tertemiz yapıb kafirleri (murdar olumle) helak etmesi icindir. Allah zalimleri sevmez

    [142] Yoksa siz - Allah icinizden savasanlar (la savasmayanlar) ı belli etmeden - sebat edenler (le etmeyenler) i belli etmeden cennete girivereceginizi mi sandınız

    [143] Andolsun ki siz olumle karsılasmadan once onu arzulamısdınız. Iste onu gercekden gordunuz de. (Fakat) siz (seyirciler gibi) bakıyordunuz

    [144] Muhammed bir peygamberden baska (bir sey) degildir. Ondan evvel daha nice peygamberler gelib gecmisdir. Simdi o, olur yahud oldurulurse okcelerinizin ustunde (gerisin geri) mi doneceksiniz? Kim (boyle) iki okcesi uzerinde (ardına) donerse elbette Allaha hic bir seyle zarar yapmıs olmaz. Allah sukur (ve sebat) edenlere mukafat verecekdir

    [145] Allahın izni (emri ve kazaası) olmadıkca hic bir kimseye olmek yokdur. O, va´desiyle yazılmıs bir yazıdır. Kim dunya menfaatini dilerse kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da bundan veririz. Biz sukredenleri mukafatlandıracagız

    [146] Nice peygamber (gelib gecmisdi ki) maiyyetinde bir cok alimler muhaarebe etdi de Allah yolunda kendilerine gelen (belalar) dan dolayı ne gevseklik, ne za´f gostermediler, (dusmana) boyun da egmediler. Allah sabr (-u sebat) edenleri sever

    [147] Iste onların sozu : «Ey Rabbimiz, bizim gunahlarımızı ve isimizdeki taskınlıgımızı yarlıga. (Muharebede) ayaklarımızı iyice diret. Kafirler guruhuna karsı bize yardım et» demelerinden baska bir sey degildi

    [148] Nihayet Allah onlara hem dunya ni´metini, hem ahiret sevabının guzelligini verdi. Allah iyi hareket edenleri sever

    [149] Ey iman edenler, eger kufr (-u inkar) edenlere itaat ederseniz sizi okcelerinizin ustunde (gerisin geri kufre) cevirirler de (dunyada da, ahiretde de) buyuk zarara ugrayanların haaline donersiniz

    [150] Hayır, sizin yariniz, yardımcınız Allahdır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır

    [151] Hakkında Allanın hic bir huccet indirmedigi seyleri Ona es tanıdıklarından dolayı kufr (ve inkar) edenlerin kalblerine korku salacagız. Onların yurdları atesdir. Zalimlerin donub varacagı yer ne kotudur

    [152] Andolsun ki Allahın size olan va´di Onun izn (-u keremi) ile onları (dusmanları kolayca) olduregeldiginiz, hatta sevmekde oldugunuz (zafer) i de size gosterdigi zamana kadar — yerine gelmisdi. (Sonra) siz yılgınlık gosterdiniz, isyan etdiniz, (verilen) emir hakkında cekisdiniz. Icinizden kimi dunyayı istiyor, (yine) icinizden kimi ahireti diliyordu. Sonra Allah size ibtila vermek icin sizi onlardan geri cevirdi. (Bununla beraber) sizi muhakkak bagısladı da. Zaten Allah mu´minlere bol lutf-u inayet saahibidir

    [153] O vakit siz, (harb meydanından) boyuna uzaklasıyor, bir kimseye donub bakmıyordunuz. Peygamber ise arkanızdan sizi cagırıyordu. Bunun uzerine (Allah) sizi keder ustune kederle cezalandırdı. (Allahın sizi afvetmesi) ne elinizden gidene, ne de basınıza gelene esef etmemeniz icindir. Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [154] Sonra o kederin ardından (Allah) uzerinize oyle bir eminlik, oyle bir uyku indirdi ki o, icinizden bir zumreyi ortub buruyordu. Bir zumre de canları sevdasına dusmusdu. Allaha karsı cahiliyyet zannı gibi hakka aykırı bir zan besliyorlar ve: «Bu isden bize ne?» diyorlardı. De ki: (Habibim), «Butun is Allahındır». Onlar sana acıklamayacaklarını iclerinde saklıyorlar, diyorlar ki: «Bize bu isden bir sey (bir pay) olsaydı burada oldurulmezdik». Soyle de: «Siz evlerinizde olsaydınız bile uzerlerine oldurulmesi yazılmıs (takdir edilmis) olanlar yine muhakkak yatacakları (oldurulecekleri) yerlere cıkıb gidecekdi. (Allah bunu) goguslerinizin icindekini yoklamak, yureklerinizdekini temizlemek icin (yapdı). Allah, siynelerdeki ozu hakkıyle bilendir

    [155] Hakıykat, iki ordu karsılasdıgı gun icinizden geri donenler (yok mu?), onları, irtikab etdikleri ba´zı seyler yuzunden, ancak seytan kaydırmak istedi. Andolsun Allah (yine) onları afvetdi. Cunku Allah subhesiz cok yarlıgayıcıdır, halimdir (Ukuubetde, cezada acele edici degildir)

    [156] Ey iman edenler, siz, o kufredib de yer yuzunde seyaahat ve seferde, yahud gazada bulundukları zaman (olen) kardesleri hakkında: «Bizim nezdimizde olsalardı olmezler, oldurulmezlerdi» diyenler gibi olmayın. Allah bunu onların yureklerinde akıbet, dag-ı derun yapdı. Allah hem diriltir, hem oldurur. Allah ne yaparsanız, hakkıyla gorendir

    [157] Andolsun, eger Allah yolunda oldurulur veya olurseniz Allanın bir yarlıgaması ve esirgemesi onların toplayacakları (butun) seylerden (dunyalıklarından) elbet daha hayırlıdır

    [158] Andolsun, olseniz de, yahud oldurulseniz de muhakkak ki hepiniz Allah (ın huzuruna gidib) toplanacaksınız

    [159] (O vakit) sen Allahdan bir esirgeme sayesindedir ki onlara yumusak davrandın. Eger (bilfarz) kaba, katı yurekli olsaydın onlar etraafından her halde dagılıb gitmislerdi bile. Artık onları bagısla (Allahdan da) gunahlarının yarlıganmasını iste. Is hususunda onlarla musavere et. Bir kerre de azmetdin mi artık Allaha guvenib dayan. Cunku Allah kendine guvenib dayananları sever

    [160] Allah size yardım ederse artık sizi yenecek yokdur. Sizi yardımsız bırakırsa ondan sonra size yardım edebilecek kimdir? Mu´minler ancak Allaha guvenib dayanmalıdır

    [161] Bir peygamber icin emanete (yahud ganimet malına) hainlik etmek? (Bu) olur sey degil. Kim boyle hainlik eder (ganimet ve ammeye aid hasılatdan bir sey asırır, gizler) se kıyaamet gunu hainlik etdigi o sey (in gunahını) yuklenerek gelir. Sonra herkes ne etdi, ne kazandıysa (mucazat veya mukafatı) eksiksiz odenir. Onlar haksızlıga ugratılmazlar

    [162] Ya Allahın rızaasına tabi olan kimse; Allahın hısmına ugrayan ve duragı cehennem olan (adam) gibi mi (olacaktı)? O, ne kotu donus yeridir

    [163] Onlar (Allahın rızasına tabi olanlar) ise Allah indinde derece derecedir. Allah, (Emin olanları da, hainlik edenleri de) ne yaparlarsa hakkıyle gorucudur

    [164] Andolsun ki mu´minler daha evvel apacık ve kat´i bir sapıklık icinde bulunuyorlarken Allah, iclerinden ve kendilerinden onlara — ayetlerini okur, onları tertemiz yapar, onlara Kitab ve hikmeti ogretir —bir peygamber gondermis oldugu icin buyuk bir lutufda bulunmusdur

    [165] Size (Bedirde) onlara iki katını baslarına getirdiginiz bir bela (Uhudde) kendinize catmıs oldugu icin mi «Bu, nereden (geldi)» dediniz? De ki: «O, kendi katınızdandır». Suphesiz ki Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [166] Iki ordu karsılasdıgı gun size gelen musıybet Allahın emriyle idi. (Bu, Allahın) mu´minleri ayırd etmesi

    [167] Munafık olanları da acıga vurması icindi, Berikilere: «Gelin. Allah yolunda muhaarebe edin, yahud (hic olmazsa dusmanın kendinize ve ailelerinize saldırmasını) onleyin» denildi, de: «Biz muharebe etmeyi bilseydik elbette arkanızdan gelirdik» dediler. Onlar o gun imandan ziyade kufre yakındılar. Agızlarıyle kalblerinde olmayanı soyluyorlardı. Onlar ne gizlerlerse Allah cok iyi bilicidir

    [168] Kendileri (evlerinde) oturarak kardeslerine: «Eger bizi dinleselerdi olmeyeceklerdi» diyen o adamlara de ki: «oyle ise kendi nefislerinizden olumu geri cevirin, eger dogrucu (adam) larsanız»

    [169] Allah yolunda oldurulenleri sakın oluler sanma. Bil´akis onlar Rableri kafında diridirler. (Oyle ki Allahın) lutf-u inayetinden, kendilerine verdigi (sehidlik mertebesi) ile hepsi de sad olarak (cennet ni´metleriyle) rızıklanırlar.. Arkalarından henuz onlara katılamayan (sehid dindas) lar (ı) hakkında da: «Onlara hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir» diye mujde vermek isterler

    [170] Allah yolunda oldurulenleri sakın oluler sanma. Bil´akis onlar Rableri kafında diridirler. (Oyle ki Allanın) lutf-u inayetinden, kendilerine verdigi (sehidlik mertebesi) ile hepsi de sad olarak (cennet ni´metleriyle) rızıklanırlar.. Arkalarından henuz onlara katılamayan (sehid dindas) lar (ı) hakkında da: «Onlara hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir» diye mujde vermek isterler

    [171] Onlar Allahdan (gelen) bir ni´metle, (hatta) daha fazlasıyle ve Allanın, mu´minlere olan mukafatını zaayi etmeyecegi mujdesiyle de sevinirler

    [172] Kendilerine yara isaabet etdikden sonra yine Allanın ve Peygamberin da´vetine icabet edenler, (hele) iclerinden iyilik yapanlar ve (fenalıkdan) sakınanlar icin pek buyuk mukafat vardır

    [173] Onlar oyle kimselerdir ki halk kendilerine: («dusmanlarınız olan) insanlar size karsı ordu hazırladılar, o halde onlardan korkun» dedi de bu (soz) onların imaanını artırdı ve: «Allah bize yeter. O, ne guzel vekildir dediler

    [174] Bunun uzerine kendilerine hic bir fenalık dokunmadan Allahdan ni´met (afiyet ve selamet) ve fazl (-u ticaret) ile geri geldiler. (Bu suretle) Allanın rızaasına da uymus bulundular. Allah, cok buyuk lutf-u inayet saahibidir

    [175] (Size o haberi getiren adam) mutlakaa (sizi) kendi dostlarından korkutmakda olan o seytandır. Oyle ise siz onlardan (onun dostlarından) korkmayın, benden korkun, eger iman etmis (kimse) lerseniz

    [176] (Habibim) o kufre kosusanlar seni mahzun etmesin. Cunku onlar Allaha hic bir seyle zarar veremezler. Allah onlara ahiretde bir nasıyp vermemeyi irade eder, Onlar icin pek buyuk bir azap vardır

    [177] Imanı bırakıb kufru satın alan onlar, Allaha hic bir seyle zarar yapamazlar. Onlar icin pek acıklı bir azab vardır

    [178] O kufredenler kendilerine zaman (ve meydan) vermenizi nefisleri icin zinhar hayırlı sanmasın (lar). Onlara fırsat verisimiz, ancak gunah (larm) ı artırmaları icindir. Onlara hor ve hakıyr edici bir azab vardır

    [179] Allah mu´minleri sizin uzerinde bulundugunuz (su halde) bırakacak degildir. Nihayet murdarı temizden ayıracakdır. (Bununla beraber) Allah size gaybı da bildirecek degildir. Fakat Allah, peygamberlerinden kimi dilerse onu secer (gaybe onu muttali´ kılar). Onun icin siz Allaha ve peygamberlerine inanın. Eger inanır ve (gunahlardan) sakınırsanız size de cok buyuk mukafat vardır

    [180] Allahın fazl (-u kereminden) kendilerine verdigini (sarf-u infakda) cimrilik edenler zinhar bunun, kendileri icin bir hayır oldugunu sanmasın (lar). Bilakis bu, onlar icin bir serdir. Onların cimrilik etdikleri sey kıyaamet gunu boyunlarına dolanacakdır. Goklerin ve yerin mirası Allahındır. Allah ne yaparsanız (hepsinden) hakkıyle haberdardır

    [181] «Hakıykat, Allah fakirdir. Biz zenginleriz» diyenlerin lafını andolsun ki Allah isitmisdir, Soyledikleri (o sozu) haksız yere peygamberleri oldurmeleriyle beraber yazacagız ve diyecegiz ki: «Tadın o yangın azabını»

    [182] Bu, ellerinizin one surdugunun (yapdıgınız gunahların) karsılıgıdır. Suphesiz ki Allah kullarına haksızlık edici degildir

    [183] «Hakıykaten, Allah hic bir peygambere — o, (gokden inecek) atesin yiyecegi bir kurban getirinceye kadar — iman etmememizi bize emretdi» diyen (Yahudi) ler (e) de ki: «Size benden evvel nice peygamberler apacık deliller ve mu´cizelerle beraber o dediginizi de elbet getirmisdi. O halde (sozu) dogru (insan) lar idiniz de onları neye oldurdunuz»

    [184] (Habibim) onlar seni (n tebliglerini) yalan sayarlarsa senden evvel o apacık mu´cizeleri, Sahifeleri ve nur verici Kitab (lar) ı getiren peygamberler de yalana cıkarılmısdır

    [185] Her can olumu tadıcıdır. Ecirleriniz (yapdıklarınızın karsılıkları) muhakkak kıyaamet gunu tastamam verilecekdir. (O vakit) kim o atesden uzaklasdırılıp cennete sokulursa artık o, muhakkak muraadına ermis olur. (Bu) dunya hayaatı aldanma metaından baska (bir sey) degildir

    [186] Andolsun ki mallarınız ve canlarınız hususunda imtihaana cekileceksiniz. Sizden evvel kendilerine Kitab verilenlerden ve Allaha es tanıyanlardan da her halde incitici bircok (laflar) isideceksiniz. Eger katlanır, sakınırsanız iste bu, haadiselere karsı (gosterilmis) bir azm (-u metanet) dendir

    [187] Allah bir zaman kendilerine Kitab verilenlerden «Onu (Celalim hakkı icin) behemehal insanlara acıklayıb anlatacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diye te´minat almısdı. Onlar ise o sozu sırtlarının arkasına atdılar. Onun mukaabilinde az bir menfeati satın aldılar. Musteri oldukları o sey ne kotudur

    [188] Getirdikleriyle (etdikleri kotuluklerle) kıvanan, yapmadıkları ile de ogutmelerini arzu eden o kimseler (yok mu?) onların azabdan kurtulacak (selamet) bir yerde bulunacaklarını zinhar sanma, zinhar sanma. Onlara pek acıklı bir azab vardır

    [189] Goklerin ve yerin hukumranlıgı Allahındır. Allah, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [190] Hakıykat, goklerin ve yerin yaratılısında, gece ile gunduzun birbiri ardınca gelisinde (ve uzayıb kısalmasında) temiz akıl saahibleri icin elbet ibret verici deliller vardır

    [191] Onlar (o salim akıl saahibleri oyle insanlardır ki) ayakda iken, otururken, yanları ustunde (yatar) iken (hep) Allahı hatırlayıp anarlar ve goklerin, yerin yaradılısı hakkında inceden inceye dusunurler. (Imal-i fikr edenler ve soyle derler:) «Ey Rabbimiz. Sen bunları bosuna yaratmadın. Sen (bundan) pak ve munezzehsin. Bizi atesin azabından koru»

    [192] «Ey Rabbimiz, hakıykat Sen kimi o atese sokarsan subhesiz onu hor ve hakir edersin. (Orada) zaalimlerin hic bir yardımcıları da yokdur»

    [193] «Ey Rabbimiz, dogrusu biz «Rabbinize inanın» diye (insanları) imaana cagıran bir da´vetciyi isidib hemen imaana geldik. Ey Rabbimiz, artık bizim gunahlarımızı yarlıga. Kusurlarımızı ort, canımızı da iyilerle beraber al»

    [194] «Ey Rabbimiz, senin peygamberlerine karsı bize va´d etdiklerini ver bize. Kıyaamet gunu yuzumuzu kara cıkarma. Subhe yok ki Sen asla sozunden donmezsin»

    [195] Nihayet Rableri onlar (ın duaların) a (soyle) icabet etdi: «icinizden gerek erkek, gerek kadın — ki kiminiz kiminizden (haasıl olmadır) — (hayırlı) bir is yapanın amelini ben elbette bosa cıkarmayacagım, iste hicret edenlerin, yurdlarından cıkarılanların, benim yolumda iskenceye, hakaarete, ziyana ugrayanların, muhaarebe edenlerin ve oldurulenlerin de, andolsun suclarını ortecegim ve andolsun, Allah canibinden bir mukafat olmak uzere, onları altından ırmaklar akar cennetlere de sokacagım. (Daha buyuk ve) guzel mukafat ise Allanın yanındadır

    [196] (Allahı ve Peygamberi) tanımayanların (refah icinde) diyar diyar donub dolasması zinhar seni aldatmasın

    [197] Azıcık bir faidedir (o). Sonunda varıb sıgınacakları yer cehennemdir. O, ne kotu yatakdır

    [198] Fakat Rablerinden korkanlar (oyle mi ya)? Altlarından ırmaklar akan cennetler — kendileri icinde ebedi kalmak, Rableri katından verilecek nice ziyafetlere de konmak uzere — hep onların. Allahın nezdinde olan (ni´metler) iyiler icin daha hayırlıdır

    [199] Hakıykat, Kitablılar icinde Allaha ve hem size indirilene hem kendilerine indirilene — Allaha buyuk saygı gosteren (kimse) ler olarak — inananlar da vardır elbet. Onlar Allahın ayetlerine mukabil az bir bahayı (hasis bir menfaati) satın almazlar. Iste onlar (oyle). Onlara Rableri indinde (nice) ecirler vardır. Allah, hesabını pek cabık gorendir, muhakkak

    [200] Ey iman edenler, sabr (-u sebat) edin. (Dusmanlarınızla) sabır yarısı edin (onlara galebe calın. Sınırlarda) nevbet beklesin (yurdunuzu cignetmeyin.) Allah´dan korkun (Bu sayede) felah bulacagınızı umabilirsiniz

    Nisâ

    Surah 4

    [1] Ey insanlar, sizi bir tek candan yaratan, ondan da yine onun zevcesini vucude getiren ve ikisinden bir cok erkekler ve kadınlar tureten Rabbiniz (e karsı gelmek) den cekinin. Kendisi (nin adını one surmek suretiy) le birbirinize dileklerde bulundugunuz Allahdan ve akrabalık (baglarını kırmak) dan sakının. Cunku Allah sizin uzerinizde tam bir gozeticidir

    [2] Yetimlere (rusdune gelince) mallarını verin. Temizi murdara degismeyin, Onların mallarını kendi mallarınıza (katarak) yemeyin. Cunku bu, muhakkak buyuk bir gunahdır

    [3] Eger yetim kızlar hakkında (adaleti yerine getiremeyeceginizden) korkarsanız sizin icin helal olan (diger) kadınlardan ikiser, ucer, dorder olmak uzere nikah edin. Sayed (bu suretle de) adalet yapamayacagınızdan endise ederseniz o zaman bir (dane ile), yahud malik oldugunuz cariye (ile iktifa edin). Bu (tek zevce veya cariye) sizin (Hakdan) egrilib sapmamanıza daha yakındır

    [4] (Aldıgınız) kadınların mehirlerini yurekden isteyerek ve (Allahın) bir atiyye (si) olarak verin. Bununla beraber eger ondan birazını gonul hoslugu ile size bagıslamıs olurlarsa onu da icinize sine sine yeyin

    [5] Allahın sizi basına dikdigi mallarınızı beyinsizlere vermeyin. Kendilerine bunlardan yedirin, giydirin, onlara guzel soyleyin (iyi nasıyhatlar edin)

    [6] Yetimleri nikah (cagın) a erdikleri zamana kadar (gozetib) deneyin. O vakit kendilerinde bir akıl ve salah gordunuz mu mallarını onlara teslim edin. Buyuyecekler (de ellerine alacaklar) diye bunları israf ile tez elden yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetimin malını yemiye tenezzul etmesin) kacınsın. Kim de fakir ise o halde orfe gore (bir sey) yesin. Artık onlara mallarını teslim etdiginiz vakit karsılarında sahid bulundurun. Tam bir hesab sorucu olmak bakımından ise Allah yeter

    [7] Ana ve baba ile yakın hısımların bırakdıklarından erkeklere, ana ve baba ile yakın hısımların bırakdıklarından kadınlara — azından da, cogundan da — farz edilmis birer nasıyb olarak, hisseler vardır

    [8] Miras taksim olunurken (mirascı olmayan) hısımlar, yetimler, yoksullar da hazır bulunursa kendilerini ondan (bir sey vererek) rızıklandırın, (gonullerini alarak) guzel sozler de soyleyin

    [9] Arkalarında aciz ve kucuk evladlar bırakdıkları takdirde onlara karsı (halleri ne olacak diye dusunub) endise edenler, (himayeleri altındaki yetimler ve diger mirascılar hakkında da aynı hissi tasımamakdan) saygı ile korksun (lar), Allahdan sakınsınlar, (gerek vasıyler, gerek onların nezdinde bulunanlar hatıra gonule bakmayarak) sozu dosdogru soylesinler

    [10] Gercek, yetimlerin mallarını haksız (ve haraam) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ates yemis olurlar. Onlar cılgın bir atese (cehenneme) gireceklerdir

    [11] Allah size (miras hukumlerini soylece) tavsiye (ve emr) eder: Evladlarınız hakkında (ki hukum) erkege, iki disinin payı mıkdarıdır. Fakat onlar (o evladlar) ikiden fazla kadınlar ise (olunun) bırakdıgının (terikenin) ucde ikisi onlarındır. (Disi evlad) bir tek ise o zaman (bunun) yarısı onundur. (Olenin) cocugu varsa ana ve babadan her birine terikenin altıda biri (verilir). Cocugu olmayıp da ona ana ve babası mirascı olduysa ucde biri anasınındır. (Erkek, disi) kardesleri varsa o vakit altıda biri anasınındır. (Fakat butun bu hukumler olenin) edecegi vasıyyet (in tenfizin) den veya borc (unun odenmesin) den sonradır. Siz babalarınızdan ve ogullarınızdan hangisinin, faide cihetinden, size daha yakın oldugunu bilmezsiniz. (Bu hukumler ve hisseler) Allahdan birer ferizadır. Subhesiz ki Allah hakkıyle bilicidir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [12] Zevcelerinizin cocugu yoksa terikesinin yarısı sizindir. Eger onların cocugu varsa size terikesinden (dusecek hisse) dortde birdir. (Fakat bu da) onların (zevcelerinizin) edecekleri vasıyyet (i) ve borc (u eda) dan sonradır. Eger cocugunuz yoksa bırakdıgınızdan dortde biri onların (zevcelerinizin) dir. Sayed cocugunuz varsa terikenizden sekizde biri — edeceginiz vasıyyet ve borc (un edasın) dan sonra — yine onlarındır. Eger mirası aranan erkek veya kadın, cocugu ve babası olmayan bir kimse olur ve onun erkek veya kız kardesi bulunursa bunlardan her birinin (hakkı) altıda birdir. Eger onlar bu (mıkdardan) cok iseler o halde onlar (olunun) edecegi vasıyyet ve borc (un edasın) dan sonra ucde birde ortakdırlar. (Gerek vasıyyetde ve gerek borc ikrarında mirascılara asla) zarar verici olmamalıdır. (Bu emirler ve hukumler) Allahdan (size) bir vasıyyetdir. Allah (her sey´i) hakkıyle bilendir, halimdir (Cezayı gecikdirirse de ihmal etmez)

    [13] Iste bunlar Allahın sınırlarıdır. Kim Allaha ve peygamberine itaat ederse (Allah) onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar ki onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu, en buyuk bir kurtulus (ve seadet) dir

    [14] Kim de Allaha ve Peygamberine isyan eder, (Allahın) sınırlarını (cigneyip) gecerse onu da — icinde kaim kalıcı olarak — atese koyar. Onun icin hor ve hakir edici bir azab vardır

    [15] Kadınlarınızdan fuhusu irtikab edenlere karsı icinizden dort sahid getirin. Eger sehadet ederlerse — onları olum alıb goturunceye, yahud Allah onlara bir yol acıncaya kadar — kendilerini evlerde alıkoyun (insanlarla ihtilatdan men´ edin)

    [16] Sizlerden fuhusu irtikab edenlerin her ikisini de eziyyete kosun. Eger tevbe edib (nefislerini) Islah ederlerse artık onlar (a eziyyet) den vaz gecin. Cunku Allah tevbeleri en cok kabul eden, en cok esirgeyendir

    [17] Allah indinde (makbul olan) tevbe, kotulugu ancak cahillik sebebiyle yapacakların, sonra da carcabuk (vaz gecip) tevbe edecek olanların (tevbesi) dir. Iste Allahın, tevbelerini kabul edecegi kimseler bunlardır. Allah (herkesin icini dısını) hakkıyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [18] (Yoksa makbul olan o tevbe), kotulukleri yapıb yapıb da onlardan (ya´ni boyle yapanlardan) her hangi birine ta olum gelince: «Ben simdi hakıykaten tevbe etdim» diyenlerin tevbesi degil. Kendileri kafir olarak oleceklerin (tevbesi) de degil. Onlar (oyle iste). Biz onlar icin pek acıklı bir azab hazırlamısızdır

    [19] Ey iman edenler, kadınlara zorla mirascı olmanız ve onların — kendilerine verdiginiz (mehir) den birazını gider (ib elinize gecire) bilmeniz icin — tazyik etmeniz size halal olmaz. Meger ki arayı acacak bir fuhus irtikab etmis olsunlar. Onlarla (kadınlarınızla) iyi gecinin. Eger kendilerinden hoslanmadınızsa olabilir ki bir sey sizin hosunuza gitmez de Allah onda bir cok hayır takdir etmis bulunur

    [20] Eger bir zevceyi bırakıb da yerine baska bir zevce almak isterseniz oburune yuklerle (mehir) vermis olsanız bile icinden bir sey almayın. (Kendisine hem) bir iftira, ve acık bir gunah (yukler, hem) alır mısınız onu

    [21] Onu nasıl alırsınız ki birbirinize karılıb katıldınız. Onlar sizden kuvvetli te´minat da aldılar

    [22] Babalarınızla evlenmis olan kadınlarla evlenmeyin. Ancak (cahiliyyet devrinde gecen) gecmisdir. Subhe yok ki o, bir hayaasızlıkdı, (Allahın en buyuk) hısmı (na bir sebeb) di. O, ne kotu bir yoldu

    [23] Analarınız, kızlarınız, kız kardesleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, birader kızları, hemsire kızları, sizi emziren (sut) analarınız sut hemsireleriniz, karılarınızın anaları, kendileriyle (zifafa) girdiginiz karılarınızdan olub himayelerinizde bulunan uvey kızlarınız (la evlenmeniz) size haram edildi. Eger onlarla (uvey kızlarınızın analarıyle) zifafa girmemisseniz (onlarla evlenmenizde) size bir beis yok. Kendi sulbunuzden (gelmis) ogullarınızın karıları (ile evlenmeniz) ve iki kız kardesi birlikde almanız da (keza haram edildi). Ancak (cahiliyyet devrinde) gecen gecmisdir. Cunku Allah hakıykaten yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [24] (Harb esiri olarak) sag ellerinizin malik oldugu kadınlar (mulk-i yemininiz olan cariyeler) mustesna olmak uzere diger butun kocalı kadınlar (la evlenmeniz de size haram edildi. Bu hurmetler) uzerinize Allanın farzı olarak (yazılmısdır). Onlardan maadası ise — namuskar ve zinaya sapmamıs (insanlar) haalinde (yasamanız sartiyle) mallarınızla (mehir vermek veya satın almak suretiyle) ara (yıb nikahla) manız icin — size halal edildi. O halde onlardan hangisiyle faidelendiyseniz ucretini takdir edildigi vech ile verin. O mehrin mıkdarını ta´yin etdikden sonra aranızda gonul hoslugu ile uyusdugunuz sey (mıkdar) hakkında ustunuze bir vebal yokdur. Subhesiz ki Allah hakkıyle bilicidir, mutlak hukum ve hikmet saahibidir

    [25] Sizden kim hur ve musluman kadınları nikahla alacak bir bolluga guc yetisdiremezse o halde sag ellerinizin malik oldugu mu´min cariyelerinizden (alsın). Allah sizin imanınızı cok iyi bilendir. Kiminiz kiminizden (haasıl olmussunuz) dur. O halde — fuhusda bulunmayan, gizli dostlar da edinmeyen namuslu kadınlar olmak uzere — onları, saahiblerinin izniyle, kendinize nikahlayın. Ucretlerini (mehirlerini) de guzellikle onlara verin. Onlar evlendikden sonra bir fuhus irtikab eldiler mi o vakit uzerlerine hur kadınlar uzerindeki cezanın yarısı (verilir. Cariyeleri almak hususundaki) bu (musaade) icinizden sıkıntıya dusmekden (zinaya sapmakdan) korkanlar icindir. Sabretmeniz ise sizin icin daha hayırlıdır. Allah hakkıyle yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [26] Allah size (bilmediklerinizi) acıkca bildirmek, sizi sizden evvelkilerin (Ibrahim ve Ismailin) yollarına iletmek, sizin tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah hakkıyle bilicidir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [27] (Evet) Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek ister. Sehvetlerine uyanlar ise sizin buyuk bir meyi ile (yoldan) sapmanızı dilerler

    [28] Allah (agır teklifleri) sizden hafifletmek ister. (Zaten) insan da zaif olarak yaratılmısdır

    [29] Ey iman edenler, birbirinizin mallarınızı haram sebeblerle yemeyin. Meger ki (o mallar) sizden karsılıklı bir rızaadan (dogan) bir ticaret (malı) ola. Kendilerinizi oldurmeyin. Subhe yok ki Allah sizi cok esirgeyicidir

    [30] Kim (halalın sınırlarını) asarak ve haksızlık ederek bunu yaparsa biz onu atese sokacagız. Bu da Allaha gore pek kolaydır

    [31] Eger yasak edildiginiz buyuk (gunah) lardan kacınırsanız sizin (obur) kabahatlerinizi orteriz ve sizi serefli bir mevkia (getirib) sokarız

    [32] Allahın, kiminizi kiminizden ustun kılmıya vesile yapdıgı seyleri ummayın. Erkeklerin, kendi kazandıklarından bir payı oldugu gibi kadınların da yine kendi kazandıklarından bir hissesi vardır. Allahdan, Onun lutf-u inayetinden isteyin. Subhesiz ki Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [33] (Erkek ve disiden) her biri icin baba ve ananın, yakın hısımların terikelerinden de varisler yapdık (Akd ile) yeminlerinizin bagladıgı kimselere dahi hisselerini verin. Allah, her sey´in ustunde hakiyki sahiddir

    [34] Erkekler kadınlar uzerine haakimdirler. O sebeble ki Allah onlardan kimini (erkekleri) kiminden (kadınlardan) ustun kılmısdır. Bir de (erkekler onları) mallarından infaak etmektedirler. Iyi kadınlar itaatli olanlardır. Allah kendi (hak) larını nasıl koruduysa onlar da oylece goze gorunmeyeni koruyanlardır. Serlerinden, serkesliklerinden yıldıgınız kadınlara gelince: Onlara (evvela) ogut verin (vaz gecmezlerse) kendilerini yataklar (ın) da yalınız bırakın. (Yine kar etmezse) dogun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Cunku Allah cok yucedir. Cok buyukdur

    [35] (Eger karı ile kocanın) aralarının acılmasından endiseye duserseniz o vakit (kendilerine erkegin) ailesinden bir hakem, (kadının) ailesinden bir hakem gonderin. Bunlar barısdırmak isterlerse Allah aralarında (ki dargınlık yerine gecime), onları (uyusmıya) muvaffak buyurur. Subhesiz ki Allah hakkıyle bilicidir, (her seyin kunhunden) haberdardır

    [36] Allaha ibadet edin, ona hic bir sey´i es tutmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komsuya, uzak komsuya, yanınızdaki arkadasa, yolda kalmısa, sag ellerinizin malik oldugu kimselere (memluklerinize) iyilik edin. Allah, kendini begenen ve daima boburlenen kimseyi sevmez

    [37] Onlar, hem (binnefs) cimrilik yapan, hem insanlara cimriligi emredenler, Allahın lutf-u inayetinden kendilerine verdigini gizleyenlerdir. Biz o nankorlere hor ve hakir edici bir azab hazırlamısadır

    [38] Allaha ve ahiret gunune inanmadıkları halde mallarını insanlara gosteris icin sarfedenler (i de Allah sevmez). Seytan kime arkadas olursa, o, ne kotu bir arkadasdır

    [39] Allaha ve ahiret gunune iman edib de Allanın kendilerine verdiginden harcamıs olsalardı bu, onlara zarar mı idi? Allah onları cok iyi bilendir

    [40] Subhesiz ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Zerre mıkdarı) bir iyilik olursa onu (n sevabını) kat kat artırır. Kendi canibinden (baskaca da) pek buyuk bir mukafat verir

    [41] Her ummetden (leh ve aleyhlerinde soyleyecek) birer sahid, onların uzerine de (Habibim) seni bir sahid olarak getirdigimiz zaman (o Yahudilerin, kafirlerin, munafıkların halleri) nice (olur)

    [42] (Allahın birligini inkar ve) kufr edenlerle o peygambere asi olanlar o gun hak ile yeksan edilselerdi de Allahdan bir sozu gizlememis olsalardı temennisinde bulunacakdır

    [43] Ey iman edenler, siz, serhosken, ne soyleyeceginizi bitinceye ve cunub iken de - yolcu olmanız mustesna - gusul edinceye kadar namaza yaklasmayın. Eger hasta olur, ya bir sefer uzerinde bulunursanız, yahud sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahud da kadınlara dokunub da bir su bulamazsanız o vakit temiz bir topraga teyemmum edin; yuzlerinize ve ellerinize surun. Subhesiz Allah cok afvedici, cok yarlıgayıcıdır

    [44] Kendilerine kitabdan (okuyup yazmakdan) bir nasıyb verilmis olanlara bakmadın mı? Onlar sapıklıgı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar

    [45] Allah, sizin dusmanlarınızı cok iyi bilendir. Gercek bir dost olarak Allah elverir, hakıyki yardımcı olarak da Allah yeter

    [46] Yahudi olanlardan kimi kelimeleri (Allah tarafından) konuldukları yerlerinden (kaldırıb) degistirirler, dillerini egerek, bukerek, dine de saldırarak (sana) derler ki: «(Sozunu zaahiren) dinledik, (fakat kalbimizle) isyan etdik. Isit, isitmez olası. Raina». Eger onlar: «Dinledik, itaat etdik. Isit, bize bak» deselerdi kendileri icin elbet daha hayırlı ve daha dogru olurdu. Fakat Allah, kendi kufurleri yuzunden onları rahmetinden kogmusdur. Artık onlar, birazı mustesna olmak uzere, iman etmezler

    [47] Ey kendilerine kitab verilenler, nezdinizdeki (kitab) ları tasdıyk edici (dogrultucu) olmak uzere indirdigimiz (Kur´an-ı kerim) e — biz bir takım yuzleri silib ve belirsiz edip de enselerine cevirmezden, yahud cumartesi yaranına etdigimiz la´net gibi kendilerini de la´netlemezden evvel — iman edin. Allahın emri yerine gelecekdir

    [48] Subhesiz ki Allah, kendisine es tanımasını yarlıgamaz. Ondan baskasını, dileyecegi kimseler icin, yarlıgar. Kim Allaha es tutarsa muhakkak pek buyuk bir gunah ile iftira etmis olur

    [49] Kendilerini temize cıkaranlara bakmadın mı? oyle degil, Allah kimi dilerse onu temize cıkarır. Onlar hurma cekirdeginin ince ipligi kadar bile haksızlık gormezler

    [50] Bak, Allaha karsı nasıl olmadık yalan duzuyorlar? Bu, apacık bir gunah olmak bakımından, (onlara) yeter

    [51] Bakmadın mı su kendilerine kitabdan biraz nasıyb verilenlere? kendileri haca, seytana inanıyorlar, diger kufredenler icin de: «Bunlar iman edenlerden daha dogru bir yoldadır» diyorlar

    [52] Bunlar Allahın kendilerine la´net etdigi kimselerdir. Allah kime la´net ederse artık ona hakıyki hic bir yardımcı bulamazsın

    [53] Yoksa onların (yer yuzunun) mulk (-u saltanatın) dan bir hissesi mi var? Fakat oyle olsaydı insanlara cekirdegin arkasındaki minik bir tomurcugu bile vermezlerdi

    [54] Yoksa onlar Allahın fazl (-u kerem) inden insanlara verdigi seylere (ni´metlere) karsı hased mi ediyorlar? Biz, hakıykat, Ibrahim haanedanına da kitab ve hikmet vermisizdir. Onlara (baskaca) buyuk bir mulk (-u saltanat) da bahsetdik

    [55] Iste onlardan kimi ona (Muhammed «sallellahu aleyhi ve sellem» e) iman etdi, kimi de ondan yuz cevirdi. Cılgın bir ates olarak cehennem yeter (bunlara)

    [56] Ayetlerimizi inkar ile kafir olanlar (var ya) onları muhakkak ki atese atacagız. Derileri pisdikce, azabı tadıb durmaları icin, onları baska derilerle (yenileyib) degisdirecegiz. Subhesiz ki Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [57] Iman edib de guzel amel (ve Hareket) lerde bulunanları ise — icinde ebedi kalıcılar olmak uzere — altından ırmaklar akan cennetlere sokacagız. Orada (her seyden) temizlenmis zevceler onların. Onları bir koyu golgeye sokacagız

    [58] Subhesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbab) ına vermenizi, insanlar arasında hukmetdiginiz zaman adaletle hukmeylemenizi emreder. Allah bununla size, gercek, ne guzel ogud veriyor! Subhe yok ki Allah (sozlerinizi, hukumlerinizi) hakkıyle isidici, (butun yapdıklarınızı) hakkıyle gorucudur

    [59] Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir saahiblerine de itaat edin. Eger bir sey hakkında cekisirseniz onu Allaha ve peygambere dondurun, eger Allah ve ahiret gunune inanıyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netice i´tibariyle daha guzeldir

    [60] Sana indirilen (Kur´an-ı kerim) e de, senden evvel indirilmis olan (kitab) lara da her halde iman etdiklerini bos yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki — onu inkar etmeleriyle emrolundukları halde — yine sihirbazın huzurunda muhaakeme olunmalarını isterler. Seytan da onları (bir daha donemiyecekleri kadar) uzak bir sapkınlıkla busbutun sapıtmak ister

    [61] Onlara: «Allanın indirdigi (hakeme, Kur´an-ı kerim) ve o peygambere gelin» denilince, gordun ya, munafıklar senden cekindikce cekiniyorlar

    [62] Once elleriyle (ihtiyarlariyle) yapdıkları (fenalıklar) yuzunden onlara bir bela catdıgı zaman (halleri) nice olur? (Onlar boyle bir felakete ugradıkdan) sonra «Biz iyilikden ve ara bulmakdan baska bir sey arzu etmedik» diye, Allaha andederek, sana geleceklerdir

    [63] Iste bunlar! Allah oyle kimselerin kalblerinde olanı bilir. Artık onlardan yuz cevir, onlara ogud ver, onlara kendilerine dair cok muessir soz (ler) soyle

    [64] Biz hic bir peygamberi, Allahın izniyle kendisine itaat edilmesinden baska bir hikmetle, gondermedik. Onlar kendilerine zulmetdikleri vakit sana gelib de Allahdan magfiret dileselerdi onlara (sen) peygamber de magfiret isteyiverseydi (n) elbette Allahı tevbeleri hakkıyle kabul edici, cok esirgeyici bulacaklardı

    [65] Oyle degil, Rabbine andolsun ki onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya cekdikleri (kavga etdikleri) seylerde seni hakem yapıb sonra da verdigin hukumden yurekleri hic bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkca iman etmis olmazlar

    [66] Hakıykat, biz onlara: «Kendinizi oldurun, yahud yurdlarınızdan cıkın» diye yazsaydık, iclerinden birazı mustesna olmak uzere, bunu yapmazlardı. Onlar ogud verildikleri seyleri hakkıyle icra etselerdi bu, kendileri icin elbet hem daha hayırlı, hem (imanlarını) saglamca koklesdirmis olurdu

    [67] Ve o zaman biz de onlara tarafımızdan pek buyuk bir mukafat verirdik

    [68] Onları elbet dogru yola iletirdik

    [69] Kim Allaha ve peygambere itaat ederse iste onlar, Allahın, kendilerine ni´metler verdigi peygamberlerle, sıddıyklarla, sehidlerle, iyi adamlarla beraberdirler. Onlar ne iyi arkadasdır

    [70] Bu, Allahdan bir lutf-u inayetdir. (Her sey´i) hakkıyle bilici olarak Allah yeter

    [71] Ey iman edenler, (dusmanlarınıza karsı) korunma tedbirinizi alın da kucuk kıt´alar haalinde harbe cıkın, yahud topdan seferber olun

    [72] Icinizden (oylesi vardır ki) muhakkak agır davranacakdır. Eger size bir musiybet gelib catarsa diyecek ki: «Allah bana cidden lutfetdi. Cunku onlarla beraber bulunmadım»

    [73] Eger size Allahdan bir lutf-u inayet gelirse (o vakit da), sanki sizinle kendisi arasında hic bir tanısıklık olmamıs gibi, muhakkak soyle diyecekdir: «Keski ben de onlarla beraber olaydım da buyuk bir muraada (ganimete) ereydim»

    [74] Artık ahiret (seadeti) yerine (gecici) dunya hayaatını satacak olanlar Allah yolunda muhaarebe etsin. Kim Allah yolunda vurusub da oldurulur, yahud (dusmanına) galebe ederse ona pek buyuk bir ecir verecegiz

    [75] Size ne oluyor ki Allah yolunda - ve acz-u ıztırab icinde bırakılıb: «Ey Rabbimiz, bizi ahalisi zaalim olan su memleketden (kurtarıb) cıkar, bize tarafından bir saahib gonder, bize katından bir yardımcı yolla» diyen erkekler, kadınlar ve cocuklar ugrunda dusmanla carpısmıyorsunuz

    [76] Iman edenler Allah yolunda harb edenler, Kufredenler de seytan yolunda savasırlar. Oyle ise o seytanın dostlarıyle dogusun. Subhesiz ki seytanın hıylekarlıgı zaifdir

    [77] (Evvelce) kendilerine «Ellerinizi (muhaarebeden) cekin, dosdogru namazı kılın, zekatı verin» denilen kimselere bakmaz mısın? Simdi onların uzerine muhaarebe yazılınca (farzedilince) iclerinden bir zumre, insan (dan baska bir sey olmayan dusman) lardan Allahdan korkar gibi, hatta daha siddetli bir korku ile korkuyorlar. Onlar: «Ey Rabbimiz uzerimize (su) muhaarebeyi neye yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar gecikdirmeli degil miydin» dediler. (Onlara) de ki: «Dunyanın faidesi pek azdır, Ahiret ise sakınanlar icin elbet daha hayırlıdır. Siz hurma cekirdeginin ince ipligi kadar bile haksızlıga ugratılmayacaksınız»

    [78] «Nerede olursanız olun velev tahkim edilmis yuksek kafalarda bulunun, olum size catıb yetisir». Eger onlara bir iyilik dokunursa: «Bu, Allah katındandır» derler. Sayet onlara bir fenalık dokunursa. «Bu, senin katından (senin yuzunden) dir» derler. De ki: «Hepsi Allah tarafındandır». Boyle iken onlara, o kavme ne oluyor ki (kendilerine soylenen) hic bir sozu anlamıya yanasmıyorlar

    [79] Sana gelen her iyilik Allahdandır. Sana gelen her fenalık da kendindendir. Seni (Habibim) insanlara bir peygamber olarak gonderdik. (Buna) hakkıyle sahid olarak da Allah yeter

    [80] Kim o peygambere itaat ederse muhakkak Allaha itaat etmisdir. Kim de yuz cevirirse... Zaten seni onların basına bekci gondermedik ya

    [81] (Sana) «Hayhay» derler. Fakat senin yanından ayrıldıkları zaman da onlardan bir guruh geceleyin senin soyleyegeldiginden baskasını kurar (lar). Allah onların gizlice ne planlar kurduklarını yazıyor. Onun icin sen onlardan yuz cevir (aldırıs etme). Allaha guvenib dayan, Allah, bir vekil olarak, yeter

    [82] Onlar haala Kur´anı geregi gibi dusunmeyecekler mi? Eger o, Allahdan baskası tarafından olsaydı elbet icinde birbirini tutmayan bir cok (seyler) bulurlardı

    [83] Onlara eminlik veya korku haberi geldigi zaman onu yayıverirler. Halbuki bunu peygambere ve onlardan (muminlerden) emir saahiblerine dondurmus (onlara muracaat etmis) olsalardı o (haberi) arayıb yayanlar bunu elbet onlardan ogrenirlerdi. Allahın uzerinizdeki lutf-u inayeti ve esirgemesi olmasaydı, birazınız mustesna olmak uzere, muhakkak ki seytana uymus gitmisdiniz

    [84] Artık Allah yolunda savas. Sen kendinden baskasıyle mukellef (sorumlu) tutulmayacksın. Iman edenleri de tesvik et. Olur ki Allah o kufredenlerin savletini defeder. Allah, satvetce de cok cetindir, kahr-u ceza bakımından da cok cetindir

    [85] Kim guzel bir sefaatle sefaatde bulunursa ondan kendisine bir hisse (sevab) vardır. Kim de kotu bir sefaatle sefaatde bulunursa ondan kendisine bir (gunah) pay (ı) vardır. Allah her sey´e hakkıyle kaadir ve nazırdır

    [86] Bir selam ile selamlandıgınız vakit siz ondan daha guzeli ile selamı alın veya onu ayniyle karsılayın. Subhesiz ki Allah her sey´in hesabını hakkıyle arayandır

    [87] Allah (oyle Allahdır ki) kendinden baska hicbir Tanrı yokdur. (Vukuunda) hicbir subhe olmayan kıyaamet gunu elbette hepinizi toplayacakdır. O Allahdan daha dogru sozlu kimdir

    [88] Siz haala nicin munafıklar hakkında — Allah onları kazandıkları (bunca gunahlar) yuzunden tepesi asagı getirdigi halde — iki zumre (taraf) oluyorsunuz? Allahın sapdırdıgını siz mi dogru yola getirmek istiyorsunuz? Allah kimi sapdırırsa artık onun icin hic bir yol bulamazsın

    [89] Onlar, kendilerinin kufretdikleri gibi sizin de kufredib onlarla beraber olmanızı arzu etdiler. O halde, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar iclerinden dostlar edinmeyin. Eger (aldırıs etmeyib) yuz cevirirlerse onları nerede bulursanız yakalayıb, tutun, onları oldurun. Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin

    [90] Sizinle aralarında andlasma bulunan bir kavme iltica edenler, yahud ne sizinle, ne de kendi kavmleriyle muhaarebe etmekden gogusleri daralıb (dogruca) size gelenler mustesnadır. Allah dileseydi elbette onları sizin basınıza musallat eder de sizinle her halde savasırlardı: Artık onlar sizi bırakıb bir tarafa cekilirler de sizinle vurusmazlar ve barısı size bırakırlarsa o halde Allah onların aleyhinde sizin icin (tecavuze) bir yol bırakmamısdır

    [91] Diger bir takımını da su halde bulacaksınız: Onlar hem sizden emin olmak, hem kendi kavmlerinden emin olmak isterler. Ne zaman fitneye dondurulurler (sevk-u davet edilirler) se onun icine bas asagı atılırlar. Oyle ise onlar sizi bırakıb bir tarafa cekilmezler, barısı size bırakmazlar, ellerini cekmezlerse onları nerede bulursanız yakalayıb tutun, onları oldurun. Iste size onlar, hakkında apacık bir huccet (ve salahiyyet) verdik

    [92] Bir mu´minin diger bir mu´mini, yanlıslık eseri olmayarak, oldurmesi yakısmaz. Kim bir mu´mini yanlıslıkla oldururse mu´min bir koleyi azadetmesi ve (olenin) ailesine (mirascılarına) teslim edilecek bir diyet (kan bahası) vermesi lazımdır. Meger ki onlar (o diyeti) sadaka olarak bagıslamıs olsunlar. Eger (oldurulen) mu´min olmakla beraber size dusman bir kavmden ise o zaman (oldurenin) mu´min bir kole azadetmesi lazımdır. Sayet kendileriyle aranızda andlasma olan bir kavmden ise o vakit mirascılarına bir diyet vermek ve bir de mu´min bir kole azadetmek gerekdir. Kim (bunları) bulamazsa (bulmakdan aciz ise) Allah (tarafın) dan tevbesi (nin kabulu) icin birbiri ardınca iki ay oruc tutması icab eder. Allah, her (seyi) bilendir, gercek hukum ve hikmet saahibidir

    [93] Kim bir mu´mini kasden oldururse cezası, icinde ebedi kalıcı olmak uzere, cehennemdir. Allah ona gazabetmisdir, ona la´net etmisdir ve ona cok buyuk bir azab hazırlamısdır

    [94] Ey imanedenler, Allah yolunda harbe cıkdıgınız zaman (mes´elelerin) tam acıklanmasını bekleyin. Size (muslumanca) selam verene, dunya hayaatının (gecici) menfeatini arayarak, «Sen mu´min degilsin» demeyin. Iste Allahın katında bir cok ganimetler vardır. Evvelce siz de boyle iken Allah size lutfetdi. O halde (mes´elelerin) iyice acıklanmasını bekleyin. Subhesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [95] Mu´minlerden ozur saahibi olmaksızın (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mallariyle, canlariyle savasanlar bir olamaz. Allah, mallariyle, canlariyle savasanları, derece i´tibariyle, oturanlardan cok ustun kıldı. (Gerci) Allah hepsine de cenneti va´d etmisdir. (Fakat) Allah, savasanlara oturanların ustunde daha buyuk bir ecir vermisdir

    [96] Kendi (canibi) nden dereceler, magfiret ve esirgeme (vermisdir). Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [97] Oz nefislerinin zaalimleri olarak canlarını alacagı kimselere melekler derler ki «Ne isde idiniz?». Onlar: «Biz yer (yuzun) de (dinin emirlerini tatbikden) aciz (kimse) lerdik» derler. Melekler de: «Allahın arzı (yeryuzu) genis degil miydi? Siz de orada hicret edeydiniz ya» derler. Iste onlar (boyle). Onların barınakları cehennemdir. O ne kotu bir yerdir

    [98] Erkeklerden, kadınlardan, cocuklardan za´f ve acz icinde bırakılıb da hic bir careye gucu yetmeyen ve (hicrete) bir yol bulamayanlar mustesna

    [99] Iste onlar (boyle). Allahın onları afvedecegini umabilir (ler). Allah cok afvedici, cok yarlıgayıcıdır

    [100] Kim Allah yolunda hicret ederse yer (yuzun) de gidecek, barınacak bir cok yerler de bulur, genislik de bulur. Kim evinden, Allaha ve onun peygamberine muhacir olarak cıkıb da sonra kendisine olum yetisirse muhakkak ki onun mukafatı Allaha dusmusdur. Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [101] Yer yuzunde sefere cıkdıgınız zaman, eger kafirlerin size fenalık yapacagından endise ederseniz, namazdan kısaltmanızda uzerinize bir vebal yokdur. Subhesiz ki kafirler sizin apacık dusmanınızdır

    [102] Sen de iclerinde bulunub da kendilerine namaz kıldırdıgın vakit onlardan bir kısmı seninle birlikde dursun, silahlarını (yanlarına) alsınlar. Bu suretle secde etdikleri zaman da arka tarafınızda bulun (ub dusmana karsı dur) sunlar. (Bundan sonra) henuz namazını kılmamıs olan diger kısmı gelib seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kufredenler arzu eder ki siz silahlarınızdan ve esyanızdan gaafil olsanız da ustunuze derhal bir baskın yapsınlar. Eger size yagmurdan bir eziyyet olursa, yahud hasta bulunursanız silahlarınızı koymanızda uzerinize vebal yokdur. (Fakat yine) butun ihtiyat tedbirlerini alın. Subhe yokdur ki Allah kafirlere hor ve hakir edici bir azab hazırlamısdır

    [103] Artık namazı bitirdiginiz vakit ayakda iken, otururken ve yanlarınız uzerindeyken Allahı anın. Sukun ve emniyyet haaline geldiginiz vakit ise namazı dosdogru kılın.. Cunku namaz mu´minler uzerine vakitleri belli bir farz olmusdur

    [104] (Dusmanlarınız olan) kavmi aramakda (ta´kib etmekde) gevsek davranmayın. Siz acı duyuyorsanız, subhesiz ki onlar da sizin duydugunuz o acı gibi acı duyuyorlar. Halbuki siz Allahdan onların umid edemeyecekleri seyleri umuyorsunuz. Allah gercek bilicidir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [105] Hakıykat, biz sana kitabı — Allahın sana gosterdigi vech ile insanlar arasında hukmetmen icin — hak olarak indirdik, Haainlere bir mudafaacı olma

    [106] Ve Allahdan magfiret iste. Cunku Allah cok yarlıgayıcı cok esirgeyicidir

    [107] Nefislerine haainlik etmis kimselerden yana mucadele etme. Cunku Allah haainlikde ileri gitmis gunahkarları sevmez

    [108] Insanlardan gizlerler de Allahdan gizlemezler. Halbuki onlar onun (Allahın) raazi olmayacagı sozu geceleyin konusub duzdukleri zaman da O, beraberlerinde idi. Allah (ın ilmi) yapacakları her sey´i kusatıcıdır

    [109] Iste siz oyle kimselersiniz ki dunya hayaatı ugrunda onlardan yana mucadeleye atılmıssınızdır. Ya kıyaamet gunu onlar hesabına Allahla kim savasacak? Yahud onlara kim vekil olacak

    [110] Kim bir kotuluk yapar, yahud nefsine zulmeder de sonra Allahdan magfiret isterse o, Allahı cok yarlıgayıcı, cok esirgeyici bulur

    [111] Kim bir gunah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmıs olur. Allah her sey´i bilicidir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [112] Kim bir hataa veya bir gunah kazanır da sonra onu bir sucsuz (un ustune) atarsa muhakkak ki o, bir iftirayı ve apacık bir gunahı da sırtına yuklemisdir

    [113] Uzerinde Allahın lutf-u inayeti ve rahmeti olmasaydı onlardan bir guruh muhakkak seni bile (hukumde) sasırtmayı kurmusdu. Onlar kendilerinden baskasını sapdıramazlar ve sana hic bir seyden zarar da yapamazlar. (Nasıl yapabilirler ki) Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi ve (evvelce) bilmediklerini sana ogretdi. Allahın senin uzerindeki lutf-u inayeti cok buyukdur

    [114] Onların fısıldasmalarının bir cogunda hayır yokdur. Meger ki bir sadaka vermeyi, ya bir iyilik yapmayı veya insanların arasını duzeltmeyi emredenler (inki) ola. Kim Allahın rızasını arayarak boyle yaparsa biz ona cok buyuk bir mukafat verecegiz

    [115] Kim kendisine dogru yol besbelli oldukdan sonra peygambere muhalefet eder, mu´minlerin yolundan baskasına uyub giderse onu dondugu o yolda bırakırız. (Fakat ahiret de) kendisini cehenneme koyarız. O, ne kotu bir yerdir

    [116] Subhesiz ki Allah, kendisine es tanıtması (nın gunahını) yarlıgamaz. Ondan baskasını, dileyecegi kimse icin, yarlıgar. Kim Allaha es tanırsa muhakkak ki o, (dogru yoldan) uzak bir sapıklıkla sapmısdır

    [117] Onlar Onu (Allahı) bırakırlar da yalınız disilere taparlar. (Boylece) o cok inadcı bir seytandan baskasına tapmıs olmazlar

    [118] Allah onu rahmetinden kogdu. O da (soyle) dedi: «Celalin hakkı icin, kullarından muayyen bir nasıyb edinecegim, onları behemehal sapdıracagım, onları mutlakaa olmayacak kuruntulara bogacagım, onlara kat´iyyen emredecegim de davarların kulaklarını yaracaklar, onlara muhakkak emredecegim de Allahın yaratdıgını degistirecekler». Kim Allahı bırakarak seytanı bir yar edinirse subhesiz acıkdan acıga buyuk bir ziyana dusmusdur o

    [119] Allah onu rahmetinden kogdu. O da (soyle) dedi: «Celalin hakkı icin, kullarından muayyen bir nasıyb edinecegim, onları behemehal sapdıracagım, onları mutlakaa olmayacak kuruntulara bogacagım, onlara kat´iyyen emredecegim de davarların kulaklarını yaracaklar, onlara muhakkak emredecegim de Allahm yaratdıgını degistirecekler». Kim Allahı bırakarak seytanı bir yar edinirse subhesiz acıkdan acıga buyuk bir ziyana dusmusdur o

    [120] (Seytan) onlara va´d eder, onları olmayacak kuruntulara dusurur. Seytanın kendilerine va´d etdigi seyler ise aldatmadan baskası degildir

    [121] Iste onlar (boyle). Onların yurdları cehennemdir. Oradan kacacak bir yer de bulamayacaklardır onlar

    [122] Iman edib de iyi iyi isler yapanlar (a gelince:) Biz onları altlarından ırmaklar akan cennetlere — iclerinde temelli temelli kalıcı oldukları halde — sokacagız, Iste Allahın dosdogru bir va´di! Allahdan daha dogru sozlu kim olabilir

    [123] (Is) ne sizin kuruntularınızla, ne de kitablıların kuruntularıyle (olub bitmis) degildir. Kim bir kotuluk yaparsa onunla cezalanır ve o, kendisine Allahdan baska ne bir yar, ne bir mededkar da bulamaz

    [124] Erkekden veya kadından kim de mu´min olarak guzel guzel islerden (bir sey) yaparsa iste onlar cennete girerler. Bir cekirdegin cukurcugu kadar bile haksızlıga ugratılmazlar

    [125] Iyilik yapan (bir insan) olarak, (tam bir hulus ile) kendisini Allaha teslim eden, Ibrahim´in Allahı bir tanıyıcı dinine tabi´ olan kimseden daha guzel dinli kimdir? Allah Ibrahim´i bir dost edinmisdir

    [126] Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allahındır. Allah (ın ilm-u kudreti cepcevre) her sey´i kusatıcıdır

    [127] Senden kadınlar hakkında fetva isterler. De ki: «Onlara dair fetvayı size Allah veriyor: Kendileri icin yazılmıs (farz edilmis) olan (miras) ı onlara vermediginiz ve nikahlamalarını da begenib istemediginiz yetim kızlar ve (henuz ergin olmayan) kucuk cocuklar hakkında, bir de yetimlere karsı adaleti ayakda tutmanız (onlara iyi bakmanız) hususunda (iste) kitabda okunub duran (ayet) ler! Hayırdan daha ne yaparsanız subhesiz Allah onu da hakkıyle bilicidir

    [128] Eger bir kadın, kocasının uzaklasmasından (yatagını terk etmesinden, nafakasında ihmal gostermesinden), yahud (her hangi bir suretle kendisinden) yuz cevirmesinden endise ederse sulh ile aralarını duzeltmekde ikisine de vebal yokdur. Sulh daha hayırlıdır. Zaten nefislerde kıskanclık hazırlanmısdır. Eger iyi gecinir, (kadınlara cefadan) sakınırsanız subhesiz ki Allah, yapacagınız her seyden tamamen haberdardır

    [129] Kadınlar arasında adalet (ve musavatı tatbik) etmenize ne kadar hırs gosterseniz, asla guc yetiremezsiniz. Bari (birine) busbutun meyledib de otekini (ne dul, ne kocalı bir durumda) askılı gibi bırakmayın. Eger (nefsinizi) Islah eder, (haksızlıkdan) sakınırsanız subhe yok ki Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [130] Eger (karı koca) birbirinden (bosanıb) ayrılacak olurlarsa Allah her birini fazl-u keremiyle ihtiyacdan vareste kılar. Allah (ın) lutf-u inayeti genisdir, (O) tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [131] Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allahındır. Andolsun ki biz sizden evvel kendilerine kitab verilenlere de, size de, «Allahdan korkun» diye tavsiye etmisizdir. Eger tanımayıb kufrederseniz subhesiz ki goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allahındır. Allah, her seyden mustagnidir, asıl hamd-u sena da Onadır

    [132] Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allahındır. (Guvenilib dayanılacak) bir vekil olarak da Allah yeter

    [133] Eger o dilerse, ey insanlar, sizi giderir de (yerinize) digerlerini getirir. Allah buna hakkıyle kaadirdir

    [134] Kim dunya mukafatını isterse (bilsin ki) dunyanın, da, ahiretin de mukafatı Allahın nezdindedir. Allah hakkıyle isidici, kemaliyle gorucudur

    [135] Ey iman edenler, adaleti titizlikle ayakda tutan (haakim) ler ve Allah icin sahidiik eden (insan) lar olun. (O hukmunuz veya sahidliginiz) velev ki kendinizin veya ana ve babalar (ınız) ın ve yakın hısımlar (ınız) ın aleyhinde olsun, (isterse onlar) zengin veya fakir bulunsun. Cunku Allah ikisine de (sizden daha) yakındır (ve hallerini sizden iyi bilicidir). Artık siz (hakdan) donerek (keyf-u) hevanıza uymayın. Eger dilinizi egib buker (hakkı oldugu gibi soylemekden cekinir) veya (busbutun ondan) yuz cevirseniz subhe yok ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [136] Ey iman edenler, Allaha, Onun peygamberine ve gerek o peygamberine ayet ayet indirdigi kitaba, gerek daha evvel indirdigi kitaba iman (da sebat) edin. Kim Allahı, meleklerini, kitablarını, peygamberlerini, ahiret gununu inkarederek kafir olursa o, muhakkak ki (dogru yoldan) uzak bir sapıklıkla sapıb gitmisdir

    [137] Hakıykat, iman edib de sonra kufre sapanlar, sonra yine iman ederek kufre donenler, sonra da kufurlerinden ileri gidenler (yok mu?) Allah onları yarlıgayacak degildir. Onları (dogru) bir yola iletecek de degildir

    [138] Munafıklara mujdele (haber ver) ki onlara pek acıklı bir azab vardır

    [139] Onlar mu´minleri bırakıb kafirleri dost edinenlerdir. Izzet (-u sevket) i onların yanında mı arıyorlar? Hakıyki butun ululuk ve kudret Allahındır

    [140] O, size kitabda «Allahın ayetlerine kufredildigini ve onlarla eglenildigini isitdiginiz zaman onlar bundan baska bir soze dalıncaya kadar, yanlarında oturmayın. Cunku o zaman siz de subhesiz ki onlar gibi (olursunuz)» diye (bir ayet) indirmisdir. Allah muhakkak ki munafıkları da, kafirleri de cehennemde topdan bir araya getirecek olandır

    [141] Onlar hep sizi gozetleyib duranlardır. Onun icin eger Allahdan size bir feth (-u zafer) olursa: «Biz de sizinle beraber degil miydik?» derler. Sayet kafirlere bir (zafer) hisse (si) duserse (o vakit da kafirlere donerek): «Biz size (yardım ederek) galebenizi te´min etmedik mi? Size mu´minlerden (gelecek felaketi) onlemedik mi?» derler. Artık Allah, kıyaamet gunu (onlarla sizin) aranızda hukmunu verecekdir. Allah, kafirlere mu´minlerin aleyhinde (galebeye) asla bir yol (ve imkan) bahsetmez

    [142] Hakıykat, munafıklar (akıllarınca) Allaha oyun etmek isterler. Halbuki O, kendi oyunlarını baslarına gecirendir. Onlar namaza kalkdıkları vakit usene usene kalkarlar, insanlara gosteris yaparlar. Allahı (baska degil) ancak birazcık hatıra getirirler

    [143] Onlar (kufr ile iman) arasında bucalayan bir sure kararsızlardır. Ne onlara, ne bunlara (mal olurlar). Allah kimi sasırtırsa artık ona bir yol bulamazsın, asla

    [144] Ey iman edenler, mu´minleri bırakıb da kafirleri dostlar edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allaha apacık bir huccet vermek ister misiniz

    [145] Subhesiz munafıklar cehennemin en asagı tabakasındadırlar. Kaabil degil, onları (kurtarmıya) bir yardım edici de bulamazsın

    [146] Ancak (etdiklerine pesiman olarak) tevbe edenler, (hallerini) duzeltenler, Allaha sımsıkı sarılanlar, dinlerinde Allah icin halis (ve samimi) bulunanlar baska. Cunku bunlar mu´minlerle beraberdirler, mu´minlere Allah cok buyuk bir ecir verecekdir

    [147] Eger sukreder, iman ederseniz Allah sizi neye azaba ugratsın? Allah sukredenlerin mukafatını verici, (onların ne yapdıklarını) hakkıyle bilicidir

    [148] Allah cirkin sozun alenen soylenmesini sevmez. Zulme ugrayanlar baska. Allah her sey´i isidici, hakkıyle bilicidir

    [149] Eger bir hayrı acıklar veya onu gizlerseniz, yahud fenalıgı da afvederseniz subhe yok ki Allah cok bagıslayıcıdır. Her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [150] Allahı ve peygamberlerini inkar ederek kafir olan, bir de Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak istiyen (Allaha inanıb peygamberlerine inanmayan), «(Bunlardan) kimine inanırız, kimini inkar ederiz» diyen ve boylece (kufr ile iman) arasında bir yol tutmıya yeltenen kimseler (yok mu?) iste onlar gercek kafirlerin ta kendileridir. Biz o kafirlere hor ve hakir edici bir azab hazırlamısızdır

    [151] Allahı ve peygamberlerini inkarederek kafir olan,bir de Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak istiyen (Allaha inanıb peygamberlerine inanmayan), «(Bunlardan) kimine inanırız, kimini inkar ederiz» diyen ve boylece (kufr ile iman) arasında bir yol tutmıya yeltenen kimseler (yok mu?) iste onlar gercek kafirlerin ta kendileridir. Biz o kafirlere hor ve hakir edici bir azab hazırlamısızdır

    [152] Allaha ve peygamberlerine iman edib onlardan birini digerinden ayırmayanlar (a gelince): Onlar da mukafatları kendilerine verilecek olanlardır. Allah cok bagıslayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [153] Ehl-i kitab, senin uzerlerine gokten bir kitab indirmeni isterler. Hakıykat, onlar Musadan daha buyugunu istemisler de «Allahı acıkdan bize goster» demislerdi. Iste zulumleri yuzunden onları yıldırım carpmısdı. Bil´ahare kendilerine bunca acık ayetler ve deliller geldikden sonra da (Tanrı diye) buzagıya tutunmuslardı. Nihayet biz (tevbe etdikleri icin) bunları afvetmisdik. Biz Musaya apacık (nice) huccet (ler) verdik

    [154] (Ahd-u) misaka baglanmaları icin «Tuur» u ustlerine kaldırmıs, onlara: «O (sehrin) kapı (sından) hepiniz secdeye kapanır halde girin» demis, cumartesi gunu hakkında da «(Av yaparak haddi) asmayın» (diye) soylemis, kendilerinden (bu hususlarda) agır te´minat almısdık

    [155] (Fakat) onların (verdikleri) o saglam sozleri bozmaları, Allahın ayetlerini inkar ederek kafir olmaları, peygamberleri haksız yere oldurmeleri ve «Kalblerimiz perdelidir» demeleri sebebiyle (dir ki biz kendilerine lanet etdik.) Hayır, Allah onların kalbleri uzerine, kufurleri yuzunden, muhur basmısdır. Artık onlar, birazı mustesna olmak uzere, iman etmezler

    [156] Bir de onların (Isayı) inkar ile kafir olmaları, Meryemin aleyhhinde buyuk iftira atıb soylemeleri

    [157] Ve: «Biz Allahın peygamberi, Meryem oglu Mesih Isayı oldurduk» demeleri sebebiyle (dir ki kendilerini rahmetimizden kogduk). Halbuki onlar onu oldurmediler, onu asmadılar da. Fakat (oldurulen ve asılan adam) kendilerine (Isa) gibi gosterildi. (Zaten ve) hakıykaten (isa ve onun katli) hakkında kendileri de ihtilafa dusduler. (Bu babda) kat´i bir sek ve subhe icindedirler. Onların buna (onun katline) aid hic bir bilgileri yokdur. Ancak (kupkuru bir) zanna uymak (dadırlar). Onu yakıynen oldurmemislerdir

    [158] Bil´akis Allah onu yukseltib kendisine kaldırmısdır. Allah, mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [159] Ehl-i kitabdan hic biri haaric olmamak uzere, olumunden evvel, andolsun, ona (Isaya) mutlakaa iman edecek, o da kıyaamet gunu kendileri aleyhine bir sahid olacakdır

    [160] Yahudilerden (tasan) bir zulum, onların (insanlardan) bir cogunu Allah yolundan alıkoymaları, (Tevratda) nehy edilmelerine ragmen riba (faiz) almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebebleriyledir ki biz, (evvelce) kendileri icin halal kılınan temiz ve guzel seyleri uzerlerine haram etdik. Iclerinden kafirlere pek acıklı bir azab hazırladık

    [161] Yahudilerden (tasan) bir zulum, onların (insanlardan) bir cogunu Allah yolundan alıkoymaları, (Tevratda) nehy edilmelerine ragmen riba (faiz) almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebebleriyledir ki biz, (evvelce) kendileri icin halal kılınan temiz ve guzel seyleri uzerlerine haram etdik. Iclerinden kafirlere pek acıklı bir azab hazırladık

    [162] Su kadar ki onlardan ilimde yuksek payeye erenlerle mu´minler, (gerek) sana indirilen (Kur´an-ı Kerim) e, (gerek) senden evvel indirilen (kitab) lara iman ederler. (Onlar) namazı dosdogru kılanlar, zekatı verenler, Allaha ve ahiret gunune inananlardır. Iste onlar (boyle) Biz onlara cok buyuk bir ecir verecegiz

    [163] Nuuha, ondan sonraki peygamberlere vahy etdigimiz ve Ibrahime, Ismaile, Ishaaka, Ya´kuba, evladlarına, Isaya, Eyyuba, Yunusa, Haruna ve Suleymana vahy eyledigimiz ve Davuda Zebur verdigimiz gibi (Habibim) subhesiz sana da vahyetdik biz

    [164] Oyle peygamberler (gonderdik ki) kıssalarını hakıykat onceden sana bildirdik. (Yine) oyle peygamberler (Yolladık ki) sana onların kıssalarını haber vermedik. Allah Musaya da hıtaab ile konusdu

    [165] (Biz) peygamberler (i rahmet) mujdeciler (i) ve azab haberciler (i) olarak (gonderdik). Ta ki peygamberlerden sonra insanların Allaha karsı (ozur diye ileri surebilecekleri) bir behaneleri olmasın. Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet sahibidir

    [166] Bununla beraber Allah sana indirdigi (Kur´an-ı Kerim) ile sahidlik eder ki O, bunu kendi ilmiyle indirmisdir. Melekler de sahidlik ederler. Hakıyki sahid olmak bakımından sa (yalnız) Allah yeter

    [167] Hakıykat, o inkar edip kafir olanlar ve (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar subhesiz (hakdan uzak) bir sapıklıkla sapmıslardır

    [168] Hakıykat, o inkar edib kafir olanlar ve zulm edenler (yok mu) Allah onları asla yarlıgayacak degildir. Onları cehennemin yolundan baska bir yola da iletecek degildir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu ise Allaha gore pek kolaydır

    [169] Hakıykat, o inkar edib kafir olanlar ve zulm edenler (yok mu) Allah onları asla yarlıgayacak degildir. Onları cehennemin yolundan baska bir yola da iletecek degildir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu ise Allaha gore pek kolaydır

    [170] Ey insanlar, hic subhesiz, Rabbinizden size hak bir peygamber gelmisdir. O halde kendi hayrınıza olarak (ona) iman edin. Eger inkar edib kafir olursanız (biliniz ki) goklerde ve yerde ne varsa (hepsi) Allahındır. Allah hakkıyle bilicidir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [171] Ey ehl-i kitab, dininiz hususunda haddi asmayın. Allaha karsı hak olandan baskasını soylemeyin. Meryem oglu Mesih Isa yalınız Allahın peygamberi ve kelimesidir ki onu Meryeme bırakmısdır. O, Allah tarafından (gelen) bir ruhdur. Artık Allaha ve peygamberlerine inanın da (Allah) «uc» (dur) demeyin. Kendiniz icin hayırlı olmak uzere (bundan) vazgecin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir cocugu bulunmakdan munezzehdir. Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onundur. Hakıyki vekil (ve sahid) olmak bakımından da (bizzat) Allah yeter

    [172] Ne Mesih, ne en yakın melekler Allahın kulu olmakdan asla cekinmez. Kim Ona kullukdan cekinir ve kibirlenmek isterse (dusunsun ki Allah) onların hepsini huzurunda toplayacakdır

    [173] Fakat iman edip guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince: Allah) hem onların mukafatlarını tastamam odeyecek, hem kendi fazl (-u kerem) inden onlara ziyadesini verecekdir. Amma o kibirlenib cekinenleri pek acıklı bir azaba ugratacak, onlar kendileri icin Allahdan baska ne bir yar, ne bir mededkar bulamayacaklardır

    [174] Ey insanlar, size Rabbinizden hakıyki bir burhan gelmisdir. Size apacık bir nur gondermisizdir

    [175] Iste Allaha iman edib de Ona sarılanlar (yok mu?) Onları (Allah) kendisinden bir rahmetin ve lutf-u inayetin icine sokacak ve onları kendisine (giden) dogru bir yola goturecekdir

    [176] (Habibim) senden fetva isterler. De ki: «Allah, babası ve cocugu olmayanın mirası hakkındaki hukmu (soylece) acıklar: Eger (erkek veya kız) evladı (ve babası) olmayan bir erkek olur, onun (ana baba bir veya sadece baba bir) bir tek kız kardesi kalırsa terikesinin yarısı onundur. Eger (mirascı) erkek kardes ise cocuksuz (ve babasız) olen kız kardesinin (vefatıyle) bırakdıgı (nın tamamını alır). Eger (aynı sartlarla kalan) kız kardes iki (veya daha ziyade) ise oglan kardesinin bırakdıgının ucde ikisi (ni alırlar). Eger (yine aynı sartlarla mirascılar) erkek ve disi kardesler ise o zaman erkek icin disinin iki hissesi (vardır), Allah size — sasırırsınız diye — (dininizin hukumlerini) acıklıyor. Allah her sey´i hakkıyla bilendi

    Mâide

    Surah 5

    [1] Ey iman edenler, baglandıgınız ahidleri yerine getirin. Siz ihramlı oldugunuz halde avlanmayı halal saymamak ve size (asagıda) okunacak olanlar haaric kalmak sartiyle davarlar (ın etleri) size halal edildi. Subhesiz ki Allah ne dilerse onu hukmeder

    [2] Ey iman edenler, Allahın seairine, haram olan aya, kurbanlık hediyyelere, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden hem bir ticaret, hem bir rızaa arayarak Beyt-i haraamı kasdedib gelenlere sakın hurmetsizlik etmeyin, ihramdan cıkdıgınız vakit (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i haramdan men´ etdiler diye bir kavme karsı beslediginiz kin, sakın sizi tecavuze sevk etmesin. Iyilik etmek, fenalıkdan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlasın. Gunah islemek ve haddi asmak uzerinde yardımlasmayın Allahdan korkun. Subhesiz ki Allah, cezası cok cetin olandır

    [3] Olu, kan, domuz eti, Allahdan baskası adına bogazlanan, — (henuz canı ustunde iken yetisib) kesdikleriniz mustesna olmak uzere — bogulmus, vurulmus, yukarıdan yuvarlanmıs, susulmus, canavar yırtmıs olub da olenler, dikili taslar uzerinde (onlar adına) bogazlanan (hayvanlar), fal oklarıyle kısmet (ve hukum) aramanız uzerinize haram edilmisdir. (Butun) bunlar yoldan cıkısdır. Bu gun kafirler dininizden umudlarını kesdiler. Artık onlardan korkmayın. Benden korkun. Bugun sizin dininizi kemale erdirdim, uzerinizdeki ni´metimi tamamladım ve size din olarak muslumanlıgı (verib ondan) hosnud oldum. Kim son derece aclık haalinde caresiz kalırsa, gunaha meyil maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir). Cunku Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [4] Kendilerine hangi sey´in halal edildigini sana sorarlar. De ki: «Butun iyi ve temiz (nimetler) size halal edilmisdir». Allahın size ogretdiginden ogretib (terbiye ederek) yetistirdiginiz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve uzerine besmele cekin. Allahdan korkun. Cunku Allah, hesabı pek cabuk gorendir

    [5] Bugun size butun iyi ve temiz (nimetler) halal kılındı. Kendilerine kitab verilenlerin yiyecegi sizin icin halal oldugu gibi sizin yiyeceginiz de onlar icin halaldır. Namuskar, zinaya sapmamıs ve gizli dostlar da edinmemis (insanlar) haalinde (yasamanız sartiyle) mu´minlerden hur ve iffetli kadınlarla kendilerine sizden evvel kitab verilenlerden yine hur ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerini ver (ib nikah ed) ince (size halaldır). Kim imanı tanımayıb kafir olursa her halde butun yapdıgı bosuna gitmisdir ve o, ahıretde en cok ziyana ugrayanlardandır

    [6] Ey iman edenler, namaza kalkacagınız zaman yuzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve baslarınıza meshedib, her iki topuga kadar ayaklarınızı yıkayın. Eger cunub olduysanız boy abdesti alın. Eger hasta olmussanız, yahud bir sefer uzerindeyseniz veya icinizden biri ayak yolundan gelmisse, yahud da kadınlara dokunmussanız ve bu halde su da bulamamıssanız o vakit tertemiz bir toprakla teyemmum edin, binaenaleyh (niyyetle) ondan yuzlerinize ve ellerinize surun. Allah, sizin uzerinize bir guduk yapmayı dilemez, fakat iyice temizlenmenizi ve ustunuzdeki ni´metinin tamamlanmasını diler. Taki sukredersiniz

    [7] Allahın, uzerinizdeki ni´metini ve: «Dinledik, itaat etdik» dediginiz zaman ona andınızı — ki O, sizi onunla baglamısdır — (unutmayıb) hatırlayın. Allahdan korkun. Subhe yok ki Allah goguslerde olan sırrı dahi bilicidir

    [8] Ey iman edenler, Allah icin hakkı ayakda tutan (haakimler, insan) lar, adaletle sahidlik eden (kimse) ler olun. Bir kavme olan kininiz, sizi adalet yapmamanıza sevk etmesin. Adalet yapın ki o, takvaaya cok yakın olandır. Allahdan korkun. Suphesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [9] Allah iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlara va´d etdi: Onlar icin bir magfiret ve cok buyuk bir mukafat vardır

    [10] Kufredib de ayetlerimizi yalanlayanlar (a gelince:) Onlar da alevli atesin (cehennemin) yar-u hemdemidirler

    [11] Ey iman edenler, Allahın, uzerinizdeki ni´metini dusunun. Hani bir guruh size ellerini uzatmayı kurmusdu da o, bunların ellerini sizden itib cekmisdi. Allahdan korkun. Mu´minler ancak Allaha guvenib dayanmalıdır

    [12] Andolsun ki Allah Israil ogullarından sapasaglam soz almısdı. Biz iclerinden (ve nakıyblerinden) on iki de kefil dikmisdik. Allah (onlara) demisdi ki: «Ben muhakkak sizinle beraberim. Celalim hakkı icin eger namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onlara kuvvetle yardım eder, Allaha guzel bir odune ile ikraz ederseniz elbette sizden (saadır olan) kusurları orterim. Her halde sizi altından ırmaklar akar cennetlere sokarım. Artık icinizden kim bu (misakdan) sonra nankorluk ederse o, muhakkak dumduz bir yolun ortasından sapmısdır»

    [13] (Buna ragmen) onlar (verdikleri) o kat´i te´minatı cozub bozmus oldukları icindir ki biz kendilerini rahmetimizden kogduk, kalblerini kaskatı yapdık. Onlar kelimeleri (Allah tarafından) konulan yerlerinden (kaldırıb) degisdirirler. Onlar nasıyhat ve ihtaar edildikleri seylerden (hakıykatlerden) bir nasıyb almayı da unutdular. Iclerinden birazı mustesna olmak uzere sen, onlardan daima bir haainlige muttali olub duracaksın. Sen yine onların sucundan gec, aldırıs etme. Subhe yok ki Allah, iyilik edenleri sever

    [14] «Biz Nasraniyiz» diyenlerin de saglam te´minatını almısdık. Neticede onlar da va´z-u ihtaar edildikleri seylerden bir hıssa almayı unutuverdiler. Biz de aralarına kıyamet gunune kadar dusmanlıgı ve kin-u bugzu yapısdırdık. Allah onların ne (san´at) ler yapacaklarını ileride kendilerine (gosterib) haber verecekdir

    [15] Ey ehl-i kitab, size — kitabdan gizlemekde oldugunuz seylerin bir cogunu meydana vuran, bir cogundan da geciveren — peygamberimiz gelmisdir. Size Allahdan hakıyki bir nur ve apacık bir kitab gelmisdir

    [16] Ki Allah, rızaasına uyanları onun sebebiyle selamet yollarına dogrultur, onları, iradesiyle, karanlıklardan aydınlıga cıkarıb kendilerini dosdogru bir yola iletir

    [17] «Hakıykat, Allah Meryem oglu Mesih in kendisidir» diyenler andolsun ki kafir olmusdur. De ki: «O halde Allah, Meryem oglu Mesihi, anası (Meryem) i ve yer yuzunde bulunanların hepsini oldurmek isterse kim Allahın her hangi bir sey´ine (saahib ve) malik olabilir? Goklerin, yerin ve aralarındaki her sey´in hukumranlıgı Allahındır. O, ne dilerse yaratır. Allah, her sey´in ustunde tam bir kudret saahibidir

    [18] Yahudilerle Nasraniler (soyle) dedi (ler): «Biz Allahın ogulları ve sevgilileriyiz». De ki: «oyle de nicin (Allah) sizi gunahlarınız yuzunden azablandırıyor?» Bil´akis, siz onun yaratdıgından bir besersiniz. O, kimi dilerse yarlıgar, kimi dilerse azaba ugratır. Goklerin, yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mulk-u tasarrufu Allahındır. Son donus de ancak onadır

    [19] Ey ehl-i kitab, peygamberlerin arası kesildigi zamanda size (hakıykatleri) apacık soyleyip duran elcimiz (Muhammed) gelmisdir. Taki «Bize ne bir rahmet mujdecisi, ne de bir azab habercisi gelmedi» demenize (meydan kalmasın), Iste size rahmet mujdecisi de, azab habercisi de geldi artık. Allah, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [20] Bir zaman Musa, kavmine (soyle) demisdi: «Ey kavmim, Allahın, sizin uzerinizdeki ni´metini dusunun ki icinizden peygamberler gonderdi, sizi hukumdarlar yapdı, size kainatdan hic birine vermedigini verdi

    [21] (Soyle de soylemisdi:) «Ey kavmim, Allahın size takdir etdigi mukaddes yere girin, arkalarınıza donmeyin. Sonra nice zararlara ugrayanlar (ın haalin) e donmus olursunuz»

    [22] Dediler ki: «Ey Musa, dogrusu orada zorbalar guruhu var. Dogrusu, onlar oradan cıkıncaya kadar biz kat´iyyen giremeyiz. Eger oradan cıkarlarsa biz de muhakkak giricileriz»

    [23] (Peygamberlerine muhaalefetden) korkmakda olan kimselerden Allahın, kendilerine (Islam) ni´met (ini) ihsan etdigi iki er. «Onların uzerine (sehrin) kapı (sın) dan girin. (Bir kerre) ona girdiniz mi hic subhesiz ki siz gaalibsiniz. Artık ancak Allaha guvenib dayanın, (gercekden) iman etmis kimselerseniz» dedi

    [24] Onlar da (soyle) soylediler: «Ya Musa, onlar orada bulundukca biz oraya ilel´ebed giremeyiz. Artık sen Rabbinle beraber git! Bu suretle ikiniz harb edin! Biz mutlakaa oturucularız»

    [25] (Musa) : «Yarab, ben kendimle kardesimden baskasına malik olmuyorum. Artık bizim aramızla o faasıklar guruhunun arasını sen ayır» dedi

    [26] (Allah) buyurdu ki: «Muhakkak orası kendilerine kırk yıl haram edilmisdir. Onlar (oldukları) yerde sersem sersem dolasacaklardır. Artık o faasıklar guruhuna karsı tasalanma»

    [27] Onlara Ademin iki oglunun gercek olan haberini oku: Hani onlar (Allaha) yaklastıracak birer kurban takdim etmislerdi de ikisinden birininki kabul olunmus, oburununku kabul olunmamısdı. O (evvelkisi, kardesine): «Seni elbette oldurecegim» demisdi (Beriki de soyle) soylemisdi: «Allah, ancak (kendisinden) korkanları (nkini) kabul eder»

    [28] «Andolsun ki beni oldurmen icin elini bana uzatırsan ben seni oldurmem icin elimi sana uzatıcı degilim. Cunku ben kainatın Rabbi olan Allahdan korkarım»

    [29] «Subhesiz dilerim ki sen kendi gunahınla birlikde benim gunahımı da yuklenesin de o atesin yaranından olasın. Iste zaalimlerin cezası budur»

    [30] Nihayet nefsi, kardesini oldurmiye (isteyerek) uymus da onu oldurmusdu, bu yuzden (maddi, manevi) ziyana ugrayanlardan olmusdu

    [31] Sonra Allah bir karga gonderdi. O, yeri esiyordu ki Ona kardesinin olu cesedini nasıl ortecegini gostersin. «Yazıklar olsun bana, dedi, ben su karga gibi bile olub da kardesimin cesedini ortmekden aciz mi oldum?» Artık o, (etdigine) pesimanlıga dusenlerden olmusdu

    [32] Bundan dolayıdır ki Israil ogullarına su hakıykatı hukmetdik: Kim bir canı, bir can mukaabilinde veya yer yuzunde bir fesad cıkarmakdan dolayı olmayarak, oldururse butun insanları oldurmus gibi olur. Kim de onu kurtarırsa butun insanları diriltmis gibi olur. Andolsun ki peygamberimiz onlara beyyineler (apacık ayetler, deliller, mucizeler) getirmisdi. Sonra hakıykaten yine iclerinden bir cogudur ki bunların arkasından, (haala) yer yuzunde (fesad ve cinayet hususunda) muhakkak haddi asanlardır

    [33] Allaha ve Resulune (muminlere) harb acanların, yer yuzunde (yol kesmek suretiyle) fesadcılıga kosanların cezası, ancak oldurulmeleri, ya asılmaları, yahud (sag) elleriyle (sol) ayaklarının caprazvari kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden surulmeleridir. Bu onların dunyadaki rusvaylıgıdır. Ahıretde ise onlara (baskaca) pek buyuk bir azab da vardır

    [34] Su kadar ki siz kendileri uzerine kaadir olmazdan (kendilerini ele gecirmezden) evvel tevbe eden (muhariblerle yol kesen) ler mustesnadırlar. Bilin ki subhesiz Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [35] Ey iman edenler, Allahdan korkun, Ona (yaklasmıya) vesiyle arayın ve onun yolunda savasın. Taki muradınıza eresiniz

    [36] O inkar edib kafir olanlar (yok mu?) eger yer yuzunde bulunan her sey ve onun bir o kadarı daha onların olsa da kıyaamet gununun azabından (kurtulmak icin) onu feda etseler yine kendilerinden kabul olunmaz. Onlar icin pek acıklı bir azab vardır

    [37] Onlar atesden cıkmalarını dilerler. Halbuki onlar bundan cıkıcılar degildir. Onlar icin kendilerini tutub durduracak (salıvermeyecek) bir azab vardır

    [38] Erkek hırsızla kadın hırsızın — o irtikab etdiklerine bir karsılık ve ceza ve Allahdan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak uzere — ellerini kesin. Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [39] Fakat yapdıgı o haksız hareketinden sonra tevbe (ve rucu) eder, kendisini duzeltirse subhesiz ki Allah onun tevbesini kabul eder. Cunku Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [40] Hakıykatde goklerin ve yerin mulk (-u saltanat) ı Allahın oldugunu bilmedin mi? (Elbette bildin). O, kimi dilerse azaba ceker, kimi dilerse yarlıgar. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [41] Ey peygamber, kalbleriyle inanmadıkları halde agızlariyle «Inandık» diyen (munafık) larla Yahudilerden o kufr icinde (alabildigine) kosusanlar seni mahzun etmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelmeyen diger bir kavm hesabına casusluk eden (kimse) lerdir. Kelimeleri (Allah tarafından) yerlerine konuldukdan sonra (tutub) bir tarafa atarlar onlar, «Eger size su (fetva) verilirse onu alın, sayet o verilmezse onu (kabul etmekden) cekinin» derler, Allah kimin sapıklıgını irade ederse artık sen Allahın ona aid (mesiyyetini) onlemiye hic bir vech ile muktedir olamazsın. Onlar oyle kimselerdir ki Allah, kalblerini temizlemek dilememisdir. Dunyada hor ve hakıyr olmak onların hakkıdır. Ahiretde de onlara pek buyuk bir azab vardır

    [42] Alabildigine yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir onlar. Eger sana gelirlerse ister aralarında hukmet, ister onlardan yuz cevir. Sayet kendilerinden yuz cevirirsen sana hic bir seyle zarar yapamazlar, Eger hukmedersen aralarında adaletle hukmet. Cunku Allah adalet saahiblerini sever

    [43] Hem icinde Allahın hukmu (yazılı) olan Tevrat yanlarında bulunub dururken nasıl oluyor da senin hukmune, hakemligine muracaat ediyorlar ve sonra da bunun (bu hukmunun) arkasından yine yuz cevirib gidiyorlar? Onlar (hic bir sey´e) inanan kimseler degildir

    [44] Subhesiz ki Tevratı biz indirdik ki Onda bir hidayet, bir nur vardır. Kendisini (Allaha) teslim etmis olan (Israil) peygamberler (i), Yahudiler (e aid da´valarda) onunla hukmeder (ler) di. Alimler, fakıyhler de Allahın (o) kitabını hıfza me´mur oldukları icin (yine hukumlerini onunla verirlerdi). Hepsi de onun (Allah tarafından gonderilmis oldugu) uzerinde (bil´ittifak) sahid idiler. O halde (ey Yahudiler) siz insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim ayetlerimi az bir bahaya (hasis menfaatlere) satmayın. Kim Allahın indirdigi (hukumler) le hukmetmezse iste onlar kafirlerin ta kendileridir

    [45] Biz onda (Tevratda) onların uzerine (sunu da) yazdık: Cana can, goze goz, buruna burun, kulaga kulak, dise dis (karsılıkdır. Hulasa butun) yaralar birbirine kısasdır. Fakat kim bunu (bu hakkını) sadaka olarak bagıslarsa o, kendisine (gunahına) keffaret (onun yarlıganmasına vesile) dir. Kim Allahın indirdigi (ahkam) ile hukmetmezse onlar zaalimlerin ta kendileridir

    [46] Arkadan da (bu peygamberlerin) izlerince Meryem oglu Isayı — kendinden evvelki Tevrahn bir tasdikcisi olarak — gonderdik. Ona da icinde bir hidayet, bir nur bulunan Incili — ondan evvelki Tevratın bir tasdikcisi ve takvaa saahibleri icin bir hidayet ve ogud olmak uzere — verdik

    [47] (Ve dedik ki:) «Incil saahibleri Allahın, onun icinde indirdigi (hukumler) le hukmetsin. Kim Allahın indirdigi (ahkam) ile hukmetmezse onlar faasıkların ta kendileridir»

    [48] (Habibim) sana da hak olarak kitabı (Kur´anı) — kendinden evvelki kitab (lar) ı tasdıyk edici (ve dogrultucu) ve ona karsı bir sahid olmak uzere — gonderdik. O halde (butun ehl-i kitab) aralarında Allahın (sana) indirdigi ile hukmet, sana gelen hakıykatden (donub de) onların heva (ve heves) lerine uyma. (Ey Musanın, Isanın, Muhammedin, ummetleri) sizden her biriniz icin bir seriat, bir yol ta´yin etdik. Eger Allah dileseydi (topunuzu bir seriata tabi) bir tek ummet yapardı. Fakat O, size verdigi (Muhtelif seriatlar dairesi) nde sizi imtihan etmek icin (ayırdı.) oyle ise (hepiniz) hayırlı islerde birbirinizle yarıs edin. Zaten topunuzun en son donub gelisi Allahadır. Artık O, hakkında ihtilaf etmekde oldugunuz seyleri size (orada) haber verecekdir

    [49] (Ve su emri indirdik:) Aralarında Allahın indirdigi (vech) ile hukmet, onların keyflerine uyma, Allahın sana indirdigi (hukumlerin) bir kısmından seni sapıtacaklar diye kacın onlardan. Eger onlar (indirilen hukumleri kabulden) yuz cevirirlerse bil ki Allah, gunahlarının (yalınız (su) biri (veya su yuz cevirmeleri) sebebiyle bile kendilerini mutlakaa musıybete ugratmak istiyordur. Insanlardan bir cogu muhakkak ki Allahın emrinden dısarı cıkanlar (guruhu) dur

    [50] Onlar haala cahillik (devri) nin (o kotu)hukmunu mu arıyorlar? Subhesiz bir kanaata sahib olacak bir kavm indinde hukmu Allahdan daha guzel olan da kimdir

    [51] Ey iman edenler, Yahudileri de, Nasranileri de kendinize yar (ve ustunuze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar icinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Subhesiz Allah o zaalimler guruhuna muvaffakıyyet vermez

    [52] Iste kalblerinde bir (nifak) maraz (ı) bulunan kimselerin «Felaketin bize (donub) carpmasından korkuyoruz» diyerek aralarında kosusduklarını goruyorsun. Belki Allah feth (-u zafer) veya kendi katından bir emir getirecek de onlar, yureklerinde gizledikleri sey´e karsı pesiman kimseler olacaklardır

    [53] Iman edenler de diyecek (ler) ki: «Her halde sizinle berabe olduklarına dair (zaman zaman) yeminlerini te´kide calısarak Allaha and icenler bunlar mı? Onların butun yapdıkları bosuna gitmis, bu suretle onlar en buyuk zarara ugrayan (insan) lar olmuslardır»

    [54] Ey iman edenler, icinizden kim dininden donerse Allah — mu´ minlere karsı alcak gonullu, kafirlere karsı onurlu ve zorlu, kendisinin onları sevecegi, onların da kendisini sevecegi — bir kavm getirir ki onlar Allah yolunda savasırlar ve hic bir kınayanın kınamasından (dedi kodusundan) cekinmezler. Bu, Allahın lutf-u inayetidir ki onu kime dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en cok bilendir

    [55] Sizin yariniz ancak Allahdır, Onun peygamberidir, Allahın emirlerine boyun egici olarak namazı dosdogru kılan, zekatı veren o mu minlerdir

    [56] Kim Allahdan, peygamberinden ve iman edenlerden yuz cevirirse. Hic suphe yok ki galebeyi kazanacak olanlar Allahın yardımcılarının ta kendileridir

    [57] Ey iman edenler, sizden evvel kendilerine kitab verilenlerle kafirlerden dininizi bir eglence ve bir oyun (yerine) tutanları dostlar (ve uzerinize haakimler) edinmeyin. Allahdan korkun, eger (Ona) inanmıs kimselerseniz

    [58] (Ezanla) birbirinizi namaza cagırdıgınız zaman (onu) bir eglence ve bir oyun (mevzuu) edinirler. Bu, kendilerinin hakıykaten akıllarını kullanmaz bir gunuh olmalarındandır

    [59] De ki: «Ey ehl-i kitab, sizin bizden hoslanmayısınız (ın sebebi) Allaha (inandıgımızdan) ve bize indirilenlerle daha evvel indirilenlere iman etdigimizden ve sizin bir cogunuzun da faasık kimseler oldugunuzdan baska (bir sey) degildir»

    [60] De ki: «Allah katında bir ceza olmak bakımından bundan daha kotusunu size haber vereyim mi? Allahın la´net ve aleyhinde gazab etdigi, iclerinden maymunlar, domuzlar yaptıgı kimselerle seytana tapanlardır ki iste bunların mevkii daha kotu ve dumduz yoldan daha sapıkdır»

    [61] Size geldikleri zaman «iman etdik» derler. Halbuki onlar muhakkak kufr ile girmisler, yine muhakkak onunla cıkmıslardır. Allah onların neler gizlemekde olduklarını cok iyi bilendir

    [62] Onlardan bir cogunu gorursun ki gunah (islemek) de, dusmanlık (yapmak) da ve haram yemeklerinde birbiriyle sur´at kosusu yaparlar. Islemekde oldukları sey elbet ne kadar kotu

    [63] Bari bilginleri, fakıyhleri onları gunah soylemelerinden ve haram yemelerinden vaz gecirmiye calıssalardı ya. Her halde yapmakda oldukları bu (san´at) ne kadar kotu

    [64] Yahudiler: «Allahın eli baglıdır (sıkıdır)» dediler. Hay kendi elleri baglanası ve soyledikleri (bu soz) den dolayı mel´un olası (insanlar)! Hayır, (Allahın) iki eli de acıkdır. Nasıl dilerse oyle infaak eder O. Rabbinden sana indirilen (ayetler), onlardan bir cogunun, andolsun ki, azgınlıgını, gavurlugunu artıracak. (Bununla beraber) biz onların arasına kıyaamet gunune kadar (surecek) dusmanlık ve kin bırakdık. Onlar ne zaman harb icin bir ates tutusdurdularsa Allah onu sondurdu (kendilerini daima yeniltiye ugratdı). Yer yuzunde hep fesadcılıga kosarlar onlar. Allah ise fesada olanları sevmez

    [65] Eger ehl-i kitab iman edip de (fesadcılıkdan, bozgunculukdan) sakınalardı onların kotuluklerini her halde orter ve onları her halde ni´meti bol cennetlere sokardık

    [66] Bir de eger onlar Tevratı, Incili ve Rablerinden kendilerine indirilen (Kur´anın hukumlerin) i dosdogru tutsalar (tatbik ve icra etseler) di muhakkak ki hem ustlerinden, hem ayaklarının altından yiyeceklerdi. (Her taraflarından Allahın ni´metlerine gark olacaklardı). Iclerinde iktisatcı (mutedil, tarafsız, yahud iktisad bilgisine vakıf) bir zumre de vardır. Onlardan bir cogunun yapmakda oldukları ise ne kadar kotudur

    [67] Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni teblig et. Eger yapmazsan (Allahın) elciligini teblig (ve ifa) etmis olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacakdır. Subhesiz ki Allah kafirler guruhunu muvaffak etmez

    [68] De ki: «Ey ehl-i kitab, Tevratı (n), Incili (n) ve Rabbinizden size indirilen (Kur´anı Kerim) i (n hukumlerini) dosdogru tatbıyk ve icra edilinceye kadar siz hic bir sey (hic bir kanaat) uzerinde degilsinizdir». Andolsun, sana Rabbinden indirilen (bu Kur´an) onlardan bir cogunun taskınlıgını ve gavurlugunu artıracakdır. O halde, o kafirler guruhuna karsı gam yeme

    [69] Suphe yok ki iman edenlerle Yahudi olanlar (dan), Saabiiler (den), Nasraniler (den) kim, Allaha ve ahiret gunune iman edib de iyi amel (ve hareket) de bulunursa artık onların uzerinde hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir

    [70] Andolsun ki biz Israil ogullarından sapasaglam te´minat almıs, onlara peygamberler gondermisizdir. Ne zaman bir peygamber, kendilerine canlarının hoslanmayacagı bir sey´i getirdiyse bir takımını yalana cıkardılar, bir takımını da oldurduler

    [71] Ve oyle sandılar ki (o yapdıkları, baslarına) bir bela olmayacakdır. Kor kesildiler, sagır kesildiler onlar. Sonra Allah kendilerine tevbe nasıyb etdi (amma) sonra yine iclerinden bir cogu kor ve sagır oldular. Allah, ne yaparlarsa hakkıyle gorucudur

    [72] «Meryem oglu Mesih (Isa) hakıykat Allahın kendisidir» diyenler, and olsun, kafir olmus (lar) dır. Halbuki (bizzat) Mesih (soyle) demisdi: «Ey Israil ogulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Zira kim Allaha es katarsa hic suphesiz Allah ona cenneti haram kılar. Onun varacagı yer atesdir. Zalimlerin hic bir yardımcıları da yokdur»

    [73] «Allah hakıykaten ucun (uc Tanrının) biridir» diyenler andolsun, kafir olmusdur. Halbuki bir tek Tanrıdan baska hic bir tanrı yokdur. Eger diyegeldikleri (bu sozden) vaz gecmezlerse iclerinden o kafir olanlara her halde pek acıklı bir azab dokunacakdır

    [74] Haala Allaha donub Onun magfiretini istemeyecekler mi onlar? Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [75] Meryem oglu Mesih (Isa) bir peygamberden baska (bir sey) degildir. Ondan evvel de peygamberler gelib gecmisdir. Anası cok saadık bir kadındı. Ikisi de (birer kul ve beser olarak) yemek yerlerdi. Bak, biz ayetleri onlara nasıl apacık bildiriyoruz. Sonra da bak onlar nasıl (hakıykatden) cevriliyorlar

    [76] De ki: «Allahı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir faide yapmıya gucu yetmeyen seylere mi tapıyorsunuz? Halbuki (her sey´i) isiden, (her sey´i) bilen Allahın kendisidir»

    [77] De ki: «Ey ehl-i kitab, dininizde haksız yere haddi asmayın. Bundan evvel hakikaten hem kendileri sapmıs, hem bir cogunu sapdırmıs ve (haala da) dumduz yoldan ayrılıb sapagelmis bir kavmin heva (ve heve) sine uymayın»

    [78] Israil ogullarından olub da kufredenlere Davudun da, Meryem oglu Isanın da diliyle la´net olunmusdur. Bunun sebebi isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi

    [79] Onlar isledikleri her hangi fenalıkdan birbirini vazgecirmiye calısmazlardı. Hakıykat, yapmakda devam etdikleri (o hal) ne kotu idi

    [80] Iclerinden bir cogunu gorursun ki (peygambere, muminlere olan buguzlarından dolayı) kafirlere dostluk ederler. Nefislerinin kendileri icin (ahretleri hesabına) one surdugu (o kotu haberler), andolsun, ne cirkin seylerdir. (Cunku onların kazancı) Allahın kendilerine gazab etmesi ve onların o azab icinde ebedi kalıcı olmalarıdır

    [81] Eger Allaha, peygambere ve ona indirilene iman etmis olsalardı onları (kafirleri) dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan bir cogu faasık kimselerdir

    [82] Insanların, iman edenlere dusmanlık bakımından, en siddetlisi, andolsun ki, Yahudilerle Allaha es kosanları bulacaksın. Onların, iman edenlere sevgisi bakımından, daha yakınını da, andolsun, «Biz Nasranileriz» diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi sudur: Cunku onların icinde kesisler, rahibler vardır. Subhe yok ki onlar (hakkı i´tiraf hususunda o derecede) buyuklenmek istemezler

    [83] Peygambere indirilen (Kur´an-ı kerim) i dinledikleri vakit da hakkı tanıdıklarından dolayı gozlerinin yasla dolub tasdıgını gorursun onların. (Soyle) derler: «Ey Rabbimiz, iman etdik. Artık bizi (hakka) sahid olanlarla beraber yaz»

    [84] «Zaten biz, Rabbimizin bizi de saalihler katarına katıb koymasını unutub dururken ne diye Allaha ve bize gelen hakıykata iman etmeyelim?»

    [85] Iste Allahın onların (bu) soylediklerinden dolayı altından ırmaklar akan cennetleri — kendileri icin ebedi kalıcı olmak uzere — onlara mukafat olarak ihsan etdi. Bu, iyi hareket edenlerin mukafatıdır

    [86] O inanmayıb kafir olanlar (a), Allahın ayetlerini yalan sayanlar (a gelince:) onlar da o cılgın atesin yaranıdırlar

    [87] Ey iman edenler, Allahın size helal etdigi o en temiz ve guzel seyleri (nefsinize) haram kılmayın. Haddi asmayın. Cunku Allah haddi asanları sevmez

    [88] Allahın size rızk olmak uzere verdigi seylerden halal ve tertemiz olarak yeyin. Siz, kendisine iman etmis oldugunuz Allahdan korkun

    [89] Allah, sizi yeminlerinizdeki lagvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat kalblerinizin azmetdigi yeminler yuzunden muahaze eder. Bunun da keffareti ailenize yedirmekde oldugunuzun orta (derece) sinden on yoksulu doyurmak, ya onları giydirmek, yahud bir kul azad etmekdir. Fakat kim (bunları) bulamaz (bulmıya muktedir olamaz) sa uc gun oruc (tutması lazımdır), Iste bu andetdiginiz vakit yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi muhaafaza edin. Allah ayetlerini size boylece acıklıyor. Taki sukredesiniz

    [90] Ey iman edenler, icki, kumar, (tapmıya mahsus) dikili taslar, fal okları ancak seytanın amelinden birer murdardır. Onun icin bun (lardan kacının ki muradınıza eresiniz)

    [91] Seytan, ickide ve kumarda ancak aranıza dusmanlık ve kin dusurmek, sizi Allahı anmakdan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vaz gecdiniz degil mi

    [92] Allaha ve Resulune itaat edin, sakının. Eger yuz cevirirseniz bilin ki peygamberimizin ustune dusen, yalnız apacık tebligden ibaretdir

    [93] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar — (Bundan sonra haram olan seylerden de) sakındıkları, iman (larında sebat ile) iyi iyi islere devam etdikleri, sonra (haram edilen seylerden daima) sakınıb (haram olduklarına iyice) inandıkları ve yine sakınmakda devam ve ısrar ile guzel isler (i arayıb onlar) la istigal eyledikleri takdirde — (haram kılınmazdan evvel) tatdıklarında uzerlerine hic bir suc yokdur. Allah, iyi hareket edenleri sever

    [94] Ey iman edenler, Allah, gormeksizin kendisinden korkanları ayırd etmek icin av (nev´in) den ellerinizin, mızraklarınızın erisebilecegi bir seyle, andolsun ki, sizi imtihan edecekdir. Kim bundan sonra asırı giderse ona pek acıklı bir azab vardır

    [95] Ey iman edenler, siz (hac veya umre icin) ihramlı bulunurken av oldurmeyin, icinizden kim onu bilerek oldururse (uzerine) oldurdugu o hayvanın benzeri bir ceza vardır ki Ka´beye ulasmıs bir kurbanlık olmak uzere bunu icinizden adalet sahibi iki adam hukum (ve takdir) edecekdir. Yahud bir keffaret vardır ki (o nisbetde) yoksulu doyurmak, yahud onun dengi oruc tutmakdır. Taki bu suretle o, etdiginin vebalini tatmıs olsun. Allah gecmisi bagısladı. (Fakat) kim bir daha boyle yaparsa Allah ondan intikaamını alır. Allah mutlak gaalibdir, intikam saahibidir

    [96] Deniz avı yapmak ve onu yemek — kendinize de, musafire de faide olmak uzere — sizin icin halal edildi. Ihramda bulundugunuz muddetce ise kara avı haram kılındı. Huzuruna varıp toplanacagınız Allahdan korkun

    [97] Allah Ka´beyi, o Beyt-i haraamı, o haraam olan ay (lar) ı, (Mekkeye hediye edilecek) kurbanı ve (onların) boyunlarındaki gerdanlıkları insanlar (ın din ve dunyaları) icin bir nizam yapdı. Bu da Allahın, goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsini) bildigi, Allahın (zaten her sey´i) hakkıyle bilici oldugunu sizin de bilmeniz icindir

    [98] Bilin ki Allah, muhakkak cezası pek cetindir. (Bununla beraber) Allah hakıykaten cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir de

    [99] Peygamberin uzerinde tebligden baska (hic bir vazife) yokdur. Allah ne acıklar, ne gizlerseniz (hepsini) bilir

    [100] De ki: «Murdarla temiz — murdarın coklugu hosunuza gitse de — (hic bir zaman) bir olmaz. Onun icin, ey selim akıl saahibleri, (murdarı ihtiyar etmek hususunda) Allahdan korkun (temizi alın). Olur ki kurtulusa erersiniz

    [101] Ey iman edenler, Allahın afvetdigi seyleri — ki eger size acıklanırsa ve siz bunları Kur´an inerken sorub da hukmu kendinize izhar edilirse fenanıza gidecekdir — sormayın. Allah cok yarlıgayıcıdır, cezada da aceleci degildir

    [102] Sizden evvel de bir kavm onları sordu da sonra o yuzden kafirler oldular

    [103] Allah ne «Bahıyre den, ne «Sabibe» den, ne «Vasiyle den, ne de «Ham» dan hic birini (mesru) kılmamısdır. Fakat o kufredenler Allaha karsı («Bize bunları o emretmisdir» diye) yalan duzerler. Onların cogunun (avamının) ise akılları ermez

    [104] Onlara: «Allahın indirdigine ve o peygambere gelin» denildigi zaman «Atalarımızı ustunde buldugumuz seyler bize yeter» dediler. Ya ataları hic bir sey bilmiyorlar ve dogru yola gitmiyorlar idiyse

    [105] Ey iman edenler, siz nefisleriniz (i ıslah etmiy) e bakın. Kendiniz dogru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez. Hepinizin donub varacagı nihayet Allahdır. Artık O, neler yapıyordunuz, size haber verecekdir

    [106] Ey iman edenler, olum (un sebebleri) her hangi birinizin karsısına gelib catdıgı zaman, (edeceginiz) vasıyyet vakfında aranızda ya icinizden adalet saahibi iki sahid (tutun), yahud yer yuzunde sefer etdiniz de basınıza olum musıybeti gelmisse sizden olmayan diger iki kisiyi (sahid yapın). (Sizden olmayan oyle iki kisi ki) onları, (haklarında) subheye dusmusseniz, namazdan sonra alıkoyarsanız da Allaha su suretle yemin ederler: «(Sahidlik etdigimiz bu isin icinde) akraba (mızdan kimse) dahi bulunsa (Allahı bırakıb da yerine dunyaya aid) hic bir behayı (ve menfeati) satın almayacagız. Allahın (emretdigi) sahidligi gizlemeyecegiz. Bu (nu gizledigimiz) takdirde elbette gunahkarlardanızdır»

    [107] Eger o iki (sahid) aleyhinde — (bu hususda) muhakkak bir vebale hak kazanmıs (sahidlikde hıyanet etmis) olduklarına (dair — bir) ıttıla haasıl edilirse o vakit, kendilerine hak terettub eden (haksızlıga ugrayan mirascılar) dan iki kisi ki onlar buna daha layık, (oluye de) daha yakındırlar — oburlerinin yerlerine gecerler. Binaen´aleyh «Vallahi bizim sahidligimiz (yeminimiz) o iki kisinin sahidliginden (yemininden) daha dogrudur. Biz (hakıykatı cigneyib) asmadık. Cunku bu takdirde muhakkak ki zaalimlerden oluruz» diye Allaha yemin ederler

    [108] (Yeminin mirascılara reddi hakkındaki) bu (hukum) sahidligi (ustunuze aldıgınız) vech ile (dosdogru) ifa etmelerine, yahud yeminlerinden sonra yeminlerin (mirascılara tevcih ve) reddedileceginden korkmalarına daha yakındır. Allahdan korkun, (emirlerini) dinleyin. Allah, faasıklar guruhunu muvaffak etmez

    [109] O gunde ki Allah butun peygamberleri toplayıb da: «Size verilen o cevab nedir?» diyecek, onlar da: «Bizim hic bir bilgimiz yok. Subhesiz gaybları hakkıyle bilen Sensin Sen» diyeceklerdir

    [110] Allah o zaman soyle diyecek: «Ey Meryem oglu Isa, hem senin uzerindeki, hem ananın uzerindeki (bunca) ni´metimi hatırla. Hani ben seni Cebrail ile desteklemisdim. Besikde iken de, yetisgin iken de sen insanlara soz soyluyordun. Hani sana kitabı (yazı yazmayı), hikmeti, Tevratı, Incili ogretmisdim. Hani benim iznimle camırdan bir kus suretinin benzerini tasarlıyordun, icine ufuruyordun da benim iznimle bir kus oluveriyordu. Hem anadan dogma koru, abrası da yine benim iznimle iyi ediyordun. Hani oluleri benim iznimle (hayaata) cıkarıyordun, hani Israil ogulları (nın elini) senden cekmisdim (de seni oldurememislerdi). Kendilerine apacık mu´cizeler getirdigin zaman da iclerinden o kufredenler: «Bu, asikar bir buyuden baskası degildir» demisdi

    [111] Hani havarilere : «Bana ve resulume iman edin» diye ilham etmisdim. «Iman etdik. Hakıyki muslumanlar oldugumuza Sen de sahid ol» demislerdi

    [112] O vakit havariler: «Ey Meryem oglu Isa, Rabbin bizim ustumuze gokden bir sofra indirebilir mi?» demis, O (da): «Eger inanmıs (adam) larsanız Allah (ın kudretinden ve benim peygamberligimden subheye sapmakdan) korkun» demisdi

    [113] (Soyle) dediler: «Diliyoruz ki biz de ondan yiyelim, kalblerimiz yatıssın, senin bize hakıykaten dogru soyledigini bilelim ve biz de bunun uzerine sahidlerden olalım»

    [114] Meryem oglu Isa (dua ederek) dedi ki: «Hey Allah, hey bizim Rabbimiz, ustumuze gokden bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem ahirimiz icin bir bayram ve senden bir ayet (mu´cize) olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızk verenlerin en hayırlısısın»

    [115] Allah dedi ki: «Ben onu sizin uzerinize subhesiz indiriciyim. Artık (ondan) sonra icinizden kim nankorluk eder (kufre doner) se ben onu muhakkak ki kainatdan hic birini azarlandırmayacagım bir azab ile azablandırırım »

    [116] Allah: «Ey Meryem oglu Isa, insanlara Allahı bırakıb da beni ve anamı iki tanrı edininiz diyen sen misin?» dedigi zaman o, (soyle) soyledi: «Seni tenzih ederim (ya Rab), hakkım olmadık bir sozu soylemekligim bana yakısmaz. Eger onu soyledimse elbette bunu bilmissindir. Benim icimde olan (her) sey´i Sen bilirsin. Ben ise Senin zatinde olanı bilmem. Subhesiz ki gaybları hakkıyle bilen Sensin Sen»

    [117] Ben onlara senin bana emretdiginden baskasını soylemedim, (dedigim hep su idi:) «Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Ben iclerinde bulundugum muddetce uzerlerinde bir kontrolcu idim. Fakat vakta ki Sen beni (iclerinden) aldın, ustlerinde nigehban yalınız Sen oldun. (Zaten) Sen (her zaman) her sey´e hakkıyle sahidsin»

    [118] «Eger kendilerine azab edersen subhe yok ki onlar Senin kullarındır. Eger onları yarlıgarsan mutlak gaalib (ve) yegane hukum ve hikmet saahibi olan da hakıykaten Sensin Sen»

    [119] (Bu sual ve cevablardan sonra) Allah dedi (diyecek) ki: «Bu (gun) dogru soyleyenlerin sadakatları kendilerine faide verecegi bir gundur. Altından ırmaklar akan cennetler — ki orada ebedi ve daimi kalıcıdırlar — Onlarındır. Allah kendilerinden raazi olmusdur, kendileri de Ondan raazi olmuslardır ve iste bu, en buyuk kurtulus ve seadetdir»

    [120] Goklerin, yerin ve iclerinde ne varsa (hepsinin) mulk (-u tasarruf) u Allahındır. O her sey´e hakkıyle kaadirdir

    En'âm

    Surah 6

    [1] Hamd olsun — O gokleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlıgı var eden — Allaha. Kafir olanlar (bunca ayet ve delillerin zuhurundan) sonra (bunları veya bunlardan bir kısmını) haala Rableriyle denk tutuyorlar

    [2] O, sizi bir camırdan yaratan, sonra olum zamanını hukm-u takdir edendir. Bir de Onun katında ma´lum (baska) bir ecel vardır. (Ey kafirler, bunu bilib durdukdan) sonra da haala (ba´s hakkında) subhe edersiniz ha

    [3] O, goklerde de, yerde de (ibadete mustehık olan) Allahdır. Sizin icinizi de bilir O, dısınızı da. (Hayr ve ser) ne kazanacagınızı da bilir O

    [4] Onlara (Mekkelilere) Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyedursun, onlar ille bundan yuz ceviricilerdir

    [5] Iste onlar hak (olan Kur´an) ı, kendilerine gelince, yalanlamıslardır. Fakat yakında onlara ne ile alay etmekde olduklarının (mudhis) haberleri gelecekdir

    [6] Biz, kendilerinden evvel nice nesil (ler) i helak etdik, gormediler mi? (Ey Mekkeliler) biz onlara yer (yuzun) de size vermedigimiz (butun) imkanları verdik, gokden ustlerine bol bol (yagmurlar) gonderdik, (evlerinin) altlarından akar ırmaklar yapdık da gunahları yuzunden yine onları yok edib arkalarından baska nesil (ler) peyda etdik

    [7] (Habibim) eger sana kagıd icinde (yazılı) bir kitab gondermis olsaydık da kendileri de elleriyle onu tutmus bulunsalardı o kufredenler yine behemehal: «Bu, apacık bir buyuden baskası degildir» derlerdi

    [8] Ona (peygambere «Bizim de gorebilecegimiz) bir melek gonderilmeli degil miydi?» dediler. Eger biz (oyle) bir melek gonderseydik elbette (helakleri) is (i) bitirilmis olur, sonra (tevbe etmeleri de beklenmez,) kendilerine goz bile acdırılmazdı

    [9] Eger onu (peygamberi) bir melek yapsaydık onu (o melegi) de her halde bir adam (suretinde) gosterir ve her halde onları yine dusmekde oldukları supheye dusururduk

    [10] (Habibim) andolsun, senden evvelki peygamberlerle de istihza (alay) edildi de eglenmekde oldukları sey (ler, ya´ni hak), iclerinden o maskaralık edenleri cepecevre kusatıverdi

    [11] De ki: «Yer (yuzun) de gezib dolasın, sonra da bakın ki (peygamberleri) yalanlayanların sonu nice olmusdur»

    [12] De ki: «Goklerde ve yerde olan her sey kimin?» De ki: «Allahındır». O, rahmeti kendi ustune yazmısdır. Hepinizi, hakkında hic bir subhe olmayan kıyamet gunune (goturub) toplayacakdır. Nefislerini sen buyuk ziyana ugratanlar (yok mu?). Iste iman etmeyecek olanlar onlardı

    [13] Gecenin ve gunduzun icinde barınan her sey Onundur. O, hakkıyle isidendir, gercek bilendir

    [14] De ki: «Gokleri, yeri yokdan var eden —ki O yedir (ib besl) iyor, kendisi yediril (ib beslen) miyor (ve bundan munezzeh bulunuyor) Allahdan baskasını mı Tanrı edinecekmisim ben»? De ki: «Bana hakıykaten musluman olanların birincisi olmaklıgım emredildi. Sakın Allaha es tutanlardan olma (denildi)»

    [15] De ki: «Eger ben Rabbime isyan edersem o buyuk gunun azabından elbette korkarım»

    [16] «O gun kim azabdan dondurulur (kurtarılır) sa muhakkak ki (Allah) onu esirgemisdir. Apacık kurtulus (ve seadet) de iste budur»

    [17] Eger Allah sana bir bela dokundurursa onu kendisinden baska hic bir giderici yokdur. Eger sana bir hayır (ve ni´met) de dokundurursa... Iste O, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [18] O, kullarının ustunde (essiz) kahr (galebe ve tasarruf) saahibidir. O, yegane hukum ve hikmet saahibidir, her seyden hakkıyle haberdardır

    [19] De ki: «Sahid olmak bakımından hangi sey daha buyuk?» De ki: «Benimle sizin aranızda (hak peygamber olduguma) Allah hakkıyle sahiddir. Su Kur´an bana — sizi de, (sizden sonra) erisen (ler) i de inzar etmekligim icin — vahyolundu. Allahla beraber baska tanrılar da olduguna gercekden siz mi sahidlik ediyorsunuz»? De ki: «Ben (buna) sahidlik etmem». De ki: «O, ancak bir tek Tanrıdır ve sizin es tutmakda oldugunuz nesnelerle muhakkak ki benim bir ilisigim yokdur»

    [20] Kendilerine kitab verdigimiz kimseler onu (o hak peygamberi) oz ogullarını nasıl tanıyorlarsa oyle tanırlar. Nefislerini husrana ugratanlar (yok mu?) iste onlardır ki (peygambere) inanmazlar

    [21] Allaha karsı bir yalan uydurandan, yahud onun ayetlerini yalan sayandan daha zaalim de kimdir? Su muhakkak ki o zaalimler muradlarına ermeyecekdir

    [22] Hele onları hep birden toplayacagımız ve (bundan) sonra Allaha es tutanlara: «Nerde (tapındıgınız ve) bos yere da´vasını gutdugunuz ortaklarınız? diyecegimiz gun

    [23] (Bu sualden) sonra (guya kurtulabilmeleri icin) onların (bas vuracakları) fitne: «Rabbimiz olan (Sen) Allaha andederiz ki biz es tutanlardan degildik» dedelerinden baska (bir sey) olmadı (olmayacakdır)

    [24] Bak, vicdanlarına karsı nasıl yalan soylediler, duzmekde» oldukları seyler (o yapma tanrılar) da (nasıl) kendilerinden ayrılıb gaaib oldu

    [25] Iclerinden sana kulak verib de (okudugun Kur´anı) dinleyenler vardır. Halbuki biz, onu iyice anlayabilmelerine mani olmak icin yureklerinin ustune perdeler, kulaklarının icine de agırlık koyduk. Onlar (istedikleri) her mu´cizeyi gorseler yine ona inanmazlar. Hatta o kufredenler sana geldikleri zaman seninle cekismiye kalkısarak: «Bu (Kur´an), eskilerin masallarından baska (bir sey) degildir der (ler)

    [26] Onlar, hem (insanları) bundan (peygambere yaklasmakdan) vaz gecirmiye calısırlar, hem kendileri ondan uzaklasırlar. Onlar bilmeyerek kendilerinden baskasını helake suruklemis olmuyorlar

    [27] Onlar atesin karsısında durdurulub da: «Ah bize ne olurdu, (dunyaya) bir geri dondurulseydik, Rabbimizin ayetlerini yalan saymasaydık, iman edenlerden olsaydık» dedikleri zaman (onları) bir gorsen

    [28] Hayır, oteden beri gizleyegeldikleri, seyler acıkca karsılarına dikilib cıkdı (gından boyle soyluyorlar. Yoksa) geri gonderilseler bile yine vaz gecirilmek istendikleri seylere doneceklerdir. Cunku onlar, subhesiz yalancıdırlar

    [29] Dediler ki: (Bu) dunya hayatımızdan baska bir hayat yokdur. Biz bir daha diriltilecekler degiliz»

    [30] Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman sen (onları) bir gorsen! (O vakit Allah) «Su (alem) hak degil miymis?» demis, onlar da «Rabbimize andolsun, evet» demislerdir (diyeceklerdir). «Oyle ise, dedi (diyecek), kufur (ve inkar) edegeldiginiz seyler yuzunden tadın azabı»

    [31] Allahın huzuruna cıkmayı yalan sayanlar gercek en buyuk ziyana ugramısdır. Nihayet kendilerine ansızın kıyamet gunu catdıgı zaman, onlar (gunah) yuklerini sırtlarının ustune yukleyerek, demisler (diyecekler) ki: «orada (Hayatda) yapdıgımız taksirlerden dolayı eyvah bize!.. Dikkat edin, ne kotudur o yuklenib tasıyacakları seyler

    [32] Dunya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan baska bir sey degildir. Ahiret yurdu ise sakınacaklar (takvaaya erecekler) icin elbet daha hayırlıdır. Haala aklınız basınıza gelmeyecek mi

    [33] (Habibim) su hakıykatı cok iyi biliyoruz ki onların soyleyegeldikleri (sozler) seni her halde tasaya dusuruyor. Onlar hakıykatde seni yalanlamıyorlar, fakat o zaalimler bile bile Allahın ayetlerini inkar ediyorlar

    [34] Andolsun, senden evvelki peygamberler (in kendileri) yalanlanmadı da tekzib edildikleri ve ezaya ugratıldıkları seylere karsı sabr etmislerdi. Nihayet onlara yardımımız gelib yetisdi. Allahın kelimelerini (katlananlar hakkındaki nusret va´dini) degisdirebilecek (hic bir ferd ve kuvvet) yokdur. Andolsun, (tarafımdan) gonderilen (o peygamber) lerin haberinden bir kısmı sana da geldi

    [35] Eger onların yuz cevirmesi sana agır gelmis olub da kendilerine bir ayet (bir mu´cize) getirmen icin yerde bir baca veya gokde bir merdiven araman (gibi ham ve icabsız tekliflere) uymak istersen (sunu bil ki) eger Allah dileseydi onların hepsini muhakkak hidayet uzerinde toplardı. O halde sakın bilmeyenlerden olma

    [36] Ancak seni (can kulagıyle) dinleyenlerdir ki (da´ vetine) icabet eder. Oluler (e gelince:) Onları da Allah diriltir. Sonra yine ancak Ona dondurulurler

    [37] (Soyle) dediler: «Ona Rabbinden bir ayet (mu´cize) indirilmeli degil miydi?». De ki: «Subhesiz Allah ayet (mu´cize) indirmiye kaadirdir». Fakat onların cogu bilmezler

    [38] Yerde yuruyen hic bir hayvan ve iki kanadıyle ucan hic bir kus haric olmamak uzere hepsi sizin gibi ummetlerdir. Biz o kitabda hic bir sey´i eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi de) ancak Rablerine toplanıb getirilirler

    [39] Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda (kalmıs) sagırlar, dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu sasırtır, kimi de dilerse onu dogru yol ustunde tutar

    [40] De ki: «Bana haber verir misin: Eger size Allahın azabı gelir, yahud size kıyamet gelib catarsa Allahdan baskasını mı cagıracaksınız? Eger (putlarınızın sefaatci oldugunu soylemekde) saadık (adamlar) iseniz (cagırın onları bakayım)»

    [41] Hayır, (putlarınızı degil) ancak Onu (Allahı) cagırır (Ona dua ve iltica eder) siniz. O da kendisine cagırdıgınız her hangi bir sey´i (belayı), dilerse, acar (onler, giderir) ve (o vakit) siz (Allaha) es tutmakda oldugunuz seyleri (putları hatırınıza bile getirmeyerek) unutursunuz

    [42] Andolsun ki biz, senden evvelki ummetlere de peygamberler gonderdik de (kufr-u inkarlarından dolayı) kendilerini cetin bir yoksullukla, cesitli hastalıkla yakaladık, olur ki yalvarırlar, (tevbe ederler diye)

    [43] Iste onlar kendilerine (oyle) bir azabımız gelib catdıgı zaman olsun yalvarmalı degil miydiler? Fakat yurekleri katılasmıs, seytan da yapmakda oldukları (ma´siyetleri) susleyib puslemisdi

    [44] Onun icin bunlar kendilerine ne hatırlatıldı, ogud verildiyse onları unutunca uzerlerine her sey´in (her zevkin, her nimetin) kapılarını acdık, nihayet kendilerine verilen o seyler (o genislik ve o serbestlik) yuzunden (tam sımarıb) ferahlandıkları vakit da onları ansızın tutub yakalayıverdik ve artık o anda onlar butun umidlerinden mahrum kaldılar

    [45] Iste bu suretle, zulm edenler guruhunun ardı arkası kesilmisdi. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allahındır

    [46] (Habibim, Mekkelilere) de ki: «Bana haber verin: Eger Allah kulagınızı, gozlerinizi al (ıb sizi sagır ve kor bırak) ırsa, kalblerinizin ustune bir de muhur vurursa Allahdan baska onları size getirecek tanrı kimdir»? Bak, ayetlerimizi turlu turlu nasıl acıklıyoruz da onlar yine (bu ayetlerimizden) yuz ceviriyorlar

    [47] De ki: «Bana haber verin: Eger Allahın azabı ansızın (habersizce), yahud acıkdan acıga gelib size catarsa zaalimler guruhundan baskası helake ugratılmıs olur mu»

    [48] Biz peygamberleri rahmetimizin mujdecileri ve azabımızın habercileri olmakdan baska (hal ve sıfatlarla) gondermeyiz. O halde kim iman eder ve (kendini) duzeltirse onların uzerine hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir

    [49] Ayetlerimizi yalan sayanlar (a gelince:) Onlara da, sapmıs oldukları fısk yuzunden, azab dokunacakdır

    [50] De ki: «Size benim yanımda Allahın hazineleri var demiyorum. Ben gaybı bilmem. Size hakıykat ben bir melegim de demiyorum. Ben, bana vahyolunmakda olan (Kur´an) dan baskasına uymam. De ki: «Gormeyenle goren bir olur mu? Hic dusunmuyor musunuz»

    [51] Rablerine (goturulub) toplanacaklarından korkanları sen onunla (Kur´an ile) inzar et ki onların Ondan (Rablerinden) baska ne bir yari, ne de bir sefaatcisi yokdur. (Senin bu inzarın) onların sakınmaları icindir

    [52] Sabah, aksam Rablerine, sırf Onun cemalini dileyerek, dua edenleri (huzurundan) kogma. Onların (kafirlerin) hesabından hic bir sey sana, senin hesabından hic bir sey de onlara aid degildir. Onları (fakirleri) kogarsın (amma) zaalimlerden olursun

    [53] Biz, onlardan (insanlardan) kimini kimi ile — (sırf) «Allah (buldu buldu da) aramızdan bunlara, bunların uzerine mi lutfunu reva gordu»? desinler diye — iste boyle imtihan etdik. Allah sukredenleri daha iyi bilen degil mi

    [54] Ayetlerimize iman (da sebat) edenler sana geldigi zaman de ki: «Selam sizlere. Rabbiniz kendi uzerine (su) rahmeti yazdı: Icinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıb da sonra arkasından tevbe etmis ve duzelmis ise subhesiz ki O, cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [55] Gunah isleyenlerin yolu secilib sana belli olsun diye boylece ayetleri acıklıyoruz

    [56] De ki: «Allahı bırakıb da tapdıgınız seylere tapmam bana yasak edildi». De ki: «Ben sizin heva (ve heves) lerinize asla uymam. Bu takdirde muhakkak sapmıs ve ben dogru yola erenlerden olmamıs bulunurum»

    [57] De ki: «Subhesiz ben Rabbinden apacık bir huccetin (tam) ustundeyim. Siz ise onu yalan saydınız. Sizin carcabık (gelmesini) istemekde oldugunuz (azab) benim yanımda degildir. Hukum de Allahdan baskasının degildir ki dogruyu O haber verir ve O, ayırd edenlerin en hayırlısıdır»

    [58] De ki: «Eger o acele isteyegeldiginiz sey benim yanımda (elimde) olsaydı is benimle sizin aranızda elbette olub bitirilmis olurdu». (Bununla beraber) Allah zaalimleri cok iyi bilendir

    [59] Gaybın anahtarları Onun yanındadır. Kendinden baskası bunları bilmez. Karada ve denizde varsa hepsini O bilir. Onun ilmi dısında bir yaprak dahi dusmez. Yerin karanlıkları icindeki tek bir tane, yas ve kuru (hic bir sey) mustesna olmamak uzere hepsi apacık bir kitabdadır

    [60] Geceleyin sizi olduren (oldurur gibi uyutan), gunduzun ne elde etdiginizi bilen, sonra sizi o zaman (diriltircesine) uyandıran Odur. Taki (boyle boyle) muayyen olan bir ecelin (bir omrun) hukmu icra ve itmam edilmis olsun. Yine donusunuz ancak Onadır. (Bundan) sonra ise O, size (dunyada) ne yapardınız haber verecekdir

    [61] O, kullarının uzerine (yegane) kahr-u galebe (ve tasarruf) saahibidir. Size bekci (melek) ler yolluyor. Nihayet her hangi birinize olum geldi mi (o) elcilerimiz, onlar artık ve eksik bir sey yapmaksızın, onun ruhunu alırlar

    [62] Sonra (gorursunuz ki) bunlar, butun islerine hak ve adl ile malik olan Allaha, (Allahın hukmune ve cezasına) donduru (lub goturu) lmuslerdir. Gozunuzu acın ki butun hukum Onundur. O, hesab goruculerin en sur´atlisidir

    [63] De ki: «Karanın ve denizin karanlıkları icinden sizi kim kurtarıyor ki ona (asikar ve) gizli yalvararak (soyle) dua edersiniz: Eger bizi bundan selamete erdirirsen andolsun sukredenlerden olacagız»

    [64] De ki: «Sizi ondan ve her sıkıntıdan Allah kurtarır da sonra siz yine (Ona) es katarsınız»

    [65] De ki: «O, size ustunuzden, yahud ayaklarınızın altından bir azab gondermiye veya sizi birbirinize katıb kiminizden kiminin hıncını tatdırmıya kaadirdir». Bak, ayetleri, onlar iyice anlasınlar diye, nasıl turlu turlu acıklıyoruz

    [66] O (Kur´an) hak iken kavmin onu yalan saydı. De ki: «Ben sizin uzerinize (gonderilmis) bir vekil degilim»

    [67] «Her bir haberin kararlasmıs bir zamanı vardır. Siz de yakında ogrenirsiniz»

    [68] Ayetlerimiz hakkında (munasebetsizlige) dalanları gordugun zaman — onlar Kur´andan baska bir sozle mesgul oluncaya kadar — kendilerinden yuz cevir. Eger seytan seni unutdurursa, o halde hatırladıkdan sonra artık o zalimler guruhu ile beraber oturma

    [69] Onların hesabından hic bir sey takvaada sebat edenlerin ustune (lazım) degil. Fakat (uhdelerine dusen) bir nasıyhatdir. Olur ki sakınırlar

    [70] Dinlerini bir oyuncak ve bir eglence edinen, kendilerini dunya hayaatı aldatmıs bulunan kimseleri (oylece haaline) bırak. Sen yalınız onunla (Kur´an ile) va´z et ki hic bir kimse kazandıgı (gunah) yuzunden helake suruklenib atılmasın. Ona Allahdan ne bir yar, ne de bir sefaatci yokdur. O, butun varını fidye olarak verse yine ondan alın (ıb kabul olun) maz. Onlar (dunyada) kazandıkları (gunahlar) yuzunden helake suruklenmis kimselerdir. Kufr-u inkar etmekde oldukları (hakıykatler) den dolayı kaynar su ve acıklı azab onlar icindir

    [71] De ki: «Allahı bırakıb da bize ne faide, ne zarar yapamayacak olan seylere (putlara) mı tapalım? Allah bizi dogru yola iletdikden sonra — seytanların sapdırıp saskın bir halde cole dusurmek istedikleri, arkadaslarının ise «Bize gel» diye yola cagırdıkları kimse gibi — okcelerimizin uzerine gerisin geri mi (sirke) dondurulelim»? De ki: «Allahın hidayet yolu subhesiz ki dogru yolun ta kendisidir ve biz (kendimizi) kainatın Rabbine teslim etmemizle emrolunmusuzdur

    [72] Bir de «Namaz kılın, Ondan (Allahdan) korkun» (diye emrolunmusuzdur). Huzuruna varıb toplanacagınız (Zat-i kibriya) Odur

    [73] O, gokleri ve yeri hak (ve hikmet) le yaratandır. Onun «ol» diyecegi gun (her sey) oluverir. Sozu hakdır. «Suur» ufurulecegi gun de mulk Onun. Gorunmeyeni de, goruneni de bilendir. O, yegane hikmet saahibi, (her seyden) hakkıyle haberdar olandır

    [74] Bir zaman Ibrahim, atası Azere: «Sen putları tanrı mı ediniyorsun? Dogrusu ben seni de, kavmini de apacık bir sapıklık icinde goruyorum» demisdi

    [75] Biz Ibrahime (hakıykatı nasıl ogretdiysek, istidlalde bulunması ve) kesin ilme erenlerden olması icin goklerin ve yerin buyuk mulkunu de oylece gosteriyorduk

    [76] Iste o, ustune gece buruyub ortunce bir yıldız gormus, «Bu mu benim Rabbim?!» demis, o sonub gidince ise soyle demisdi: «Ben boyle sonub batanları (Tanrı diye) sevmem»

    [77] Sonra ayı dogar halde gorunce de: «Bu mu benim Rabbim?!» demis, fakat o da batıb gidince: «Andolsun, demisdi, eger Rabbim bana hidayet etmemis olsaymıs muhakkak sapanlar guruhundan olacakmısım»

    [78] Sonra gunesi dogar vaz´iyyetde gorunce de: «Bu mu imis benim Rabbim?! Bu, hepsinden de buyuk!» demis, batınca da (soyle) soylemisdi: «Ey kavmim, (Gordunuz ya, bunların hepsi fani ve mahlukdur) Ben sizin (Allaha) es katageldiginiz nesnelerden kat´iyyen uzagım»

    [79] «Subhesiz ki ben, bir muvahhid (Allahı bir tanıyıcı) olarak, yuzumu o gokleri ve yeri yaratmıs olan Allaha yoneltelim. Ben musriklerden degilim»

    [80] Kavmi ona (dusmanca ve cahilce) huccet getirmiye kalkısdı. O dedi ki: «Allah beni dogru yola iletmisken siz benimle Onun hakkında haala cekisiyor musunuz? Ben Ona es tanıdıgınız seylerden (hic bir zaman) korkmam. Meger ki Rabbim (hakkımda) bir sey (bir felaket) dilemis olsun. Rabbimin ilmi her sey´e sargın ve taskındır. Haala dusunub ogud almayacak mısınız»

    [81] «Hem Allahın size (haklarında) hic bir delil ve burhan indirmedigi seyleri siz (Ona) es tanıdıgınızdan korkmazken ben es tutdugunuz o nesnelerden nasıl korkarım? Simdi biliyorsanız (soyleyin) iki zumreden hangisi (korkudan) emin olmıya daha layıkdır?»

    [82] Iman edenler, bununla beraber imanlarını haksızlıkla da bulasdırmayanlar, iste (ancak) onlardır ki (korkudan) emin olmak hakkı kendilerinindir. Onlar dogru yolu bulmus kimselerdir

    [83] Iste bunlar kavmine karsı Ibrahime ver (ib ogret) digimiz huccetlerdi. Biz kimi dilersek onu derece derece yukseltiriz. Subhe yok ki Rabbin tam hikmet saahibidir, hakkıyle bilendir

    [84] Biz ona Ishak ile Ya´kubu ihsan etdik ve her birini hidayete (nubuvvete) erdirdik. Daha evvel de Nuhu ve onun neslinden Davudu, Suleymanı, Eyyubu, Yusufu, Musayı ve Harunu hidayete (nubuvvete) kavusdurduk. Biz iyi hareket edenleri iste boyle mukafatlandırırız

    [85] Zekeriyyaya, Yahyaya, Isaya, Ilyasa da (boyle hidayet verdik). (Onların) hepsi saalihlerdendi

    [86] Ismaili, Elyasa´ı, Yunusu, Lutu da (hidayete iletdik). Her birine alemlerin ustunde yuksek meziyyetler verdik

    [87] Onların babalarından, zurriyyetlerinden, biraderlerinden kimini de (yine ustun imtiyazlara mazhar etdik), onları secdik, onları dogru bir yola goturduk

    [88] Iste o (yol), Allahın hidayet yoludur ki O, bunu kullarından kime dilerse ona nasıyb eder. Eger onlar da (Allaha) es kossalardı yapageldikleri her sey kendi hesablarına elbette bosa gitmisdi

    [89] Onlar, kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizde. Simidi bunlar (Kureys kavmi) bunları (bu delilleri) tanımayıb da kafir olurlarsa (zaten) biz ona, bunu inkar etmeyen bir kavmi vekil (ve me´mur) kılmısızdır

    [90] Onlar (o peygamberler) Allahın hidayet etdigi kimselerdir. O halde sen de onların gitdigi dogru yolu tutub ona uy. De ki: «Ben buna karsı (bu risalet vazifesini ifa etmeme mukaabil) sizden hic bir ucret istemiyorum. O (Kur´an), alemler icin ogudden baska bir sey degildir»

    [91] (Yahudiler de) Allahın kadrini, ona layık olacak bir suretde, hakkıyle takdir etmediler. Cunku «Allah hic bir besere hic bir sey indirmedi» dediler. Soyle (onlara) ki: «Musanın insanlara bir nur ve hidayet olmak uzere getirdigi ve sizin de parca parca kagıdlar haaline koyub (isinize geleni gosterib) acıkladıgınız, (fakat) cogunu gizlediginiz o´ kitabı kim indirdi? Sizin de, atalarınızın da bilmediginiz seyler (Kuranda) size ogretilmisdir». (Habibim) sen «Allah» de (gec) ve sonra onları bırak ki daldıkları batakda oynaya dursunlar

    [92] Iste bir kitab ki onu — bir feyz kaynagı ve elleri arasındaki (Tevrat ve Incili) tasdıyk edici (ve dogrultucu) olarak, bir de sehirlerin anası (bulunan Mekke) ile butun cevresindeki (insanları) azab ile korkutman icin — indirdik. Ahirete inanmakda olanlar — onlar namazlarına devam (ve ihtimam) ederek — ona (Kur´ana) inanırlar

    [93] Allaha karsı yalan duzub atandan, yahud kendisine hic bir sey vahy edilmemisken «Bana da (kitab) vahy olundu» diyenden, bir de «Allahın indirdigi (ayetler) gibi ben de indirecegim» diye soyleyenden daha zaalim kimdir? Olumun siddetleri icinde, meleklerin de pencelerini uzatarak kendilerine «(Haydi bakalım), canlarınızı kurtarın! Allaha karsı haksız olanı soyleyegeldiginiz, Allahın ayetlerinden kibirlenerek uzaklasmıs oldugunuz icindir ki bugun hakaaret azabıyle cezalandırılacaksınız» (dedikleri zaman) sen o zaalimleri bir gormelisin

    [94] Andolsun, sizi ilk defa (dogumunuzda) yaratdıgımız gibi (ahıretde de) yapayalınız, teker teker (cırılcıplak) huzurumuza gelmissinizdir (geleceksiniz). Size ihsan etdigimiz seyleri (malları) da sırtlarınızın arkasına bırakmıssınızdır. Icinizde, kendileri hakıykaten (Allahın) ortakları oldugunu bos yere iddia etdiginiz sefaatcilerinizi de simdi yanınızda gormuyoruz. Andolsun, aranızdaki (bag) parca parca kopmusdur. Haklarında kuru zan besler oldugunuz seyler (putlar) sizden gaaib olub gitmisdir

    [95] Subhesizki Allah (ot bitirmek icin) taneleri, (agac cıkarmak icin) cekirdekleri yaratandır. Oluden diriyi O cıkarır, diriden oluyu cıkaran da Odur. Iste Allah bu. O halde (bunca burhanlara ragmen) nasıl olub da (imandan) cevriliyorsunuz

    [96] Sabahı (gecenin karanlıgından) yarıb cıkarandır O. Geceyi (halkın) bir sukun (u, dinlenmesi), gunesi ve ayı (vakıtların) bir hesab(ı) olarak yaratandır O. Iste butun bunlar (mulkunde) mutlak gaalib, (her sey´i) hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir

    [97] O, karanın ve denizin karanlıkları icinde kendileriyle yollarınızı dogrultmanız icin, sizin faidenize, yıldızları yaratandır. Biz ayetlerimizi bilir kimseler icin, hakıykat, acıkca bildirdik

    [98] O, sizi bir tek candan yaratandır. Sonra (sizin icin) bir karaar yeri, bir de emanet yeri (vardır). Biz iyi ve ince anlayacak zumrelere ayetlerimizi hakıykaten acıkca bildirdik

    [99] O, gokden (bulutla) su indirendir. Sonra biz onunla bir sey´in (her nevin) nebatını (bitirib) cıkardık, iclerinden de taze ve yesil (fidanlar) meydana getirdik ki ondan da (buyutub) birbirinin ustune binmis tane (ler), hurma domurcugundan (el ile tutulabilecek derecede) yakın salkımlar, birbirine hem benzeyen, hem benzemeyen uzumlerden, zeytinden ve nardan bagceler yapıb cıkarıyoruz. (Her birinin) meyvesine, bir meyve verdigi zaman, bir de kemale erisdigi vakit bakın. Subhesiz ki butun bunlarda iman edecekler icin bir cok ibretler vardır

    [100] Cinleri Ona (Allaha) ortak yapdılar. Halbuki bunları da O yaratmısdır. Bundan baska (ne dediklerini) bilmeden Onun ogulları ve kızları oldugunu da uydurub soylediler. Onun zati ise vasfedegeldiklerinden cok uzakdır, cok yucedir

    [101] O, gokleri ve yeri yokdan var edendir. Onun nasıl cocugu olabilir? (Bu, nasıl dusunulebilir?) Onun bir esi de yokdur. Her sey´i O yaratmıs ve O, her sey´i hakkıyle bilendir

    [102] Iste Rabbiniz olan Allah! Ondan baska hic bir Tanrı yokdur. O, her sey´i yaratandır. O halde Ona kulluk edin. O, her sey´in ustunde (guvenilib dayanılacak mutlak) bir vekildir

    [103] Ona gozler erisemez. O (nun ilmi) ise butun gozleri ihaata eder. O, (kulları hakkında) gercek rıfk-u lutf saahibidir. (Her seyden de) haberdardır

    [104] Size Rabbinizden muhakkak basıyretler gelmisdir. Artık kim (onlarla hakkı) gorur (ve iman eder) se kendi lehine, kim (ondan) kor kalırsa o da kendi aleyhinedir. Ben sizin uzerinizde bir bekci degilim

    [105] Iste biz ayetleri boylece turlu turlu beyan ederiz. Taki onlar: «Sen okumussun» desinler ve biz onu (Kur´anı) bilecek zumrelere besbelli edelim

    [106] Kendisinden baska hic bir Tanrı bulunmayan Rabbinden sana vahy olunana uy. (Allaha) ortak tutanlardan yuz cevir

    [107] Eger Allah dileseydi onlar (boyle Allaha) ortak katmazlardı. Biz seni onların basına bir gozcu yapmadık. Sen onların uzerine bir vekil de degilsin

    [108] Allahdan baskasını (Tanrı edinerek) cagıranlara sovmeyin. Sonra onlar da haddi asarak nadanlıkta Allaha soverler. Biz her ummetin yapdıklarını (kendilerine) oylece hos gosterdik. Sonunda, donusleri yalınız Rablerinedir. Artık O, ne yapıyor idiyseler kendilerine haber verecekdir

    [109] Allaha yeminlerinin butun hızıyla andetdiler ki eger kendilerine (istedikleri gibi) bir ayet (bir mu´cize) gelirse her halde ona inanacaklar. De ki: «Ayetler ancak Allahın nezdindedir». O (ayet) geldigi zaman da onların yine iman etmeyeceklerinin siz farkında degil misiniz

    [110] Onlar, evvelce indirilen (ayet) lere iman etmedikleri gibi (bundan sonra da iman etmeyeceklerdir). Biz, onların gonullerini ve gozlerini (ters) cevirmis, kendilerini azgınlıkları, taskınlıkları icinde serseri ve sasırmıs oldukları halde terketmis bulunuyoruz

    [111] Eger hakıykaten biz onlara melekleri indirseydik, oluler kendileriyle konussaydı, her sey´i de onlara karsı (senin soylediklerine) kefiller (ve sahidler) olmak uzere bir araya getirib toplasaydık onlar, Allah dilemedikce, yine iman edecek degillerdi. Fakat onların cogu (bunu) bilmezler

    [112] Biz, (sana yapdıgımız gibi) her peygambere de insan ve cin seytanlarını boylece dusman yapdık. Onlardan kimi kimine, aldatmak icin, yaldızlı bir takım soz (ler ve vesveseler) telkıyn eder. Eger Rabbin dileseydi bunu (bu telkıyni) yapmazlardı. Oyle ise onları duzmekde oldukları yalanlarıyla beraber (bas basa) bırak

    [113] Bir de (bu telkıyni) ahirete inanmazların gonulleri ona agsın, ondan hoslansınlar, kazanmakda oldukları (gunahı) onlar ko-kazana dursunlar diye (yapar)

    [114] (Habibim, de ki:) «O, size o kitabı (kendinde hak ile baatıl tamamen) acıklanmıs (ayırd edilmis) bir halde indirmisken (benimle sizin aranızda tutub da) Allahdan baska bir hakem mi arayacak mısım»? Kendilerine kitab verdigimiz o kimseler de bilirler ki o (Kur´an) hic subhesiz Rabbinden hak olarak indirilmisdir. Oyle ise sakın supheye dusenlerden olma

    [115] Rabbinin sozu dogruluk ve adalet bakımından tam kemalindedir. Onun kelimelerini degisdirici (hic bir sey ve hic bir kuvvet) yokdur. O, (dedikoduları) hakkıyle isiden (kufr edenlerin iclerini) kemaliyle bilendir

    [116] Eger yer (yuzun) de bulunan (insan) ların coguna uyarsan seni Allah yolundan sapdırırlar. Onlar tereddudden gayri bir sey´e uymazlar, onlar yalan soyler (adam) lardan baska da (bir sey) degildirler

    [117] Subhe yok ki Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilenin ta kendisidir

    [118] Artık (o sapanların sozlerine bakmayın da) uzerine Allahın ismi anılan (besmele cekilen hayvan) lardan yeyin, eger Onun ayetlerine iman edenler (den) seniz

    [119] O, size — kendisine kat´i suretde muztar ve muhtac bulunduklarınız mustesna olmak uzere — neleri haram kıldıgını ayrı ayrı bildirmisken uzerlerine Allahın adı anılmıs olanlardan yememeniz de ne oluyor ya? Muhakkak ki bir cokları ilim (ifade edebilecek deliller) ile (hic bir munasebeti) olmayarak heva (ve heves) leriyle (halkı) her halde sapdıracaklardır. Subhesiz ki Rabbin haddi asanları en cok bilenin ta kendisidir

    [120] Gunahın acıga cıkanını da, gizli kalanını da bırakın. Cunku gunahı irtikab edenler kazanmakda oldukları (o gunah) yuzunden cezalandırılacaklardır

    [121] Uzerlerine Allahın ismi anılmayanlardan yemeyin. Cunku bu, muhakkak ki bir fıskdır. Filhakıyka seytanlar, sizinle mucadele etmeleri icin kendi dostlarına mutlakaa telkinlerde bulunurlar. Eger onlara itaat ederseniz subhesiz ki siz de Allaha es tanıyanlarsınızdır

    [122] Bir olu iken kendisini diriltdigimiz, ona insanların arasında yuruyecegi bir nur verdigimiz kimse; icinden cıkamaz bir halde karanlıklarda kalan kisi gibi olur mu hic? Kafirlerin yapmakda oldukları seyler kendilerine oyle suslu gorundu

    [123] (Mekkede oldugu gibi) her sehir ve kasabada da oraların gunahkarlarını, o yerlerde hıylekarlık etsinler diye, buyuk (tanınmıs) adamlar (dan) yapdık. Halbuki onlar hıylekarlıgı (baskasına degil) ancak kendilerine yaparlarda farkında olmazlar

    [124] Onlara bir ayet gel (ib teblig edil) digi zaman derler ki: «Allahın peygamberlerine verilenler gibi bize de verilinceye kadar asla iman etmeyecegiz». Allah, elciligini nereye verecegini cok iyi bilendir. Curum isleyen onları, yapageldikleri hıylekarlıklar sebebiyle, Allah katından bir horluk ve cetin bir azab carpacakdır

    [125] Allah kime dogru yolu gosterir, imana muvaffak ederse onun goksunu islam icin acar (genisletir). Kimi de sapıklıkda bırakmak dilerse onun da kalbini son derece daraltır, sıkar. O, (Islamı kabul hususunda) guya zorla goge cıkacakmıs gibi (kendinde bir imkansızlık ve) zahmet (gorur). Allah iman etmeyeceklerin ustune iste boyle murdarlık cokertir

    [126] Bu (Islam ve Kur´an) Rabbinin dosdogru yoludur. Biz ayetleri aklını basına alıb dusunecek bir cem´iyyet icin apacık gosterdik

    [127] Rableri katındaki selam yurdu onlarındır ve O, yapmakda devam etdikleri (hayırlı islerden) dolayı kendilerinin yarıdır

    [128] (Hatırlayın) o gun (u) ki (Allah) onların hepsini (huzurunda) toplayacakdır. «Ey cin (seytanlar) cemaati, (denilecek) insanlardan bir cogunu (basdan cıkarıb) almak (kendinize maletmek) kaydına dusdunuz ha»! Onların dostları olan insanlar da soyle diyecek: «Ey Rabbimiz, kimimiz kimimizden faide gorduk, bizim icin takdir etdigin va´deye erdik». Buyuracak ki: «Allahın diledikleri mustesna olmak uzere, icinde ebedi kalıcı oldugunuz ates karargahınızdır sizin». Subhesiz ki Rabbin tam hukum ve hikmet saahibidir, hakkıyle bilendir

    [129] Iste biz zaalimlerden kimini kimine, irtikab etmekde oldukları (gunahlar) yuzunden, boylece musallat ederiz

    [130] Ey cin ve ins cemaati, icinizden size ayetlerimi nakleder, bu gununuzun gelib catacagını inzar ile haber verir peygamberler gelmedi mi size? «Ey Rabbimiz, diyecekler, nefslerimize karsı (kendi aleyhimizde) sahidlik ederiz». Dunya haayatı onları aldatdı da gercek kafir kimseler olduklarına, kendileri de kendi aleyhlerinde, sahid oldular

    [131] Bu (vech ile peygamberler gonderilmesi ve onların feci akıbetlerini vaktiyle haber vermeleri) memleketleri — halkı gaafil bulunurlarken — zulum (leri) yuzunden Rabbinin (mahv-u) helak edici olmadıgındandır

    [132] Herkesin (hayır ve ser) yapdıkları seylere gore dereceleri vardır. Onlar (kafirler) ne yaparlarsa Rabbin onlardan gaafil degildir

    [133] Rabbin (her seyden) mustagnidir, rahmet saahibidir. Eger dilerse sizi (ey musrikler) giderir (ortadan kaldırır), arkanızdan da yerinize dileyecegini getirir. Nitekim sizi de baska baska bir kavmin neslinden peyda etmisdir

    [134] Hakıykat, size (basınıza gelecegi) va´d olunan seyler elbette gelib catacakdır. Siz, onune gecebilecekler degilsiniz

    [135] De ki: «Ey kavmim, elinizden geleni (komayın) yapın. Ben (vazifemi) hakkıyle yapanım. Artık (dunya) evin (in) sonu (olan cennet) kimin olacakdır, (bunu) bileceksiniz. Su muhakkakdır ki zaalimler muradlarına ermeyecek

    [136] Onlar Allah icin, onun yaratdıgı ekin ve meyvelerle hayvanlardan, bir hisse ayırdılar da kendi bos zanlarınca «Su Allahın, dediler, su da ortaklarımız (olan putlar) ın. Ortaklarına aid olanlar Allaha ulasmaz amma, Allaha aid olanlar, (evet) onlar ortaklarına gider! Hukm edegeldikleri bu seyler ne kotudur

    [137] Bunun gibi onların ortakları (olan o putların hizmetcileri), musriklerden bir coguna — hem onları helake dusurmek, hem kendilerine karsı dinlerini karmakarısık etmek icin — oz evladlarını (kendi elleriyle) oldurmesini hos gostermisdir. Eger Allah dileseydi bunu yapmazlardı. Artık sen onları duzmekde devam etdikleri o yalanlarla basbasa bırak

    [138] Onlar baatıl zanlarıyle dediler ki: «Bu davarlarla ekinler haramdır. Onları bizim dilediklerimizden baskası yiyemez. Su davarların da sırtları (na binmek) haram edilmisdir». Bir takım davarlar da vardır ki uzerlerine Allahın ismini anmazlar onlar. (Besmelesiz oldurub veya olu olarak yerler. Butun bunları) Ona (Allaha) karsı (boyle emrediyor diye) iftira ederek (uydurdular). O, (Allah) bunları, yapmakda oldukları iftiraları yuzunden, cezalandıracakdır

    [139] Bir de (soyle) dediler: «Su davarların karınlarında bulunan (yavru) lar (canlı dogarsa) sade erkeklerimiz icin (halaldır), kadınlarımıza haram kılınmısdır. Eger o, olu (dogar) sa onlar bunda ortakdırlar». (Allah) onların (bu halaldır, bu haramdır yollu) vasıflarının cezasını verecekdir. Subhesiz ki O, yegane hukum ve hikmet saahibidir, hakkıyle bilendir

    [140] llimsizlik yuzunden cocuklarını beyinsizce oldurenlerle Allahın kendilerine ihsan etdigi (halal) rızkı, Allaha iftira ederek, haram sayanlar muhakkak ki maddi ve ma´nevi en buyuk zarara ugramısdır. Onlar subhesiz ki sapmıslardır ve (ondan sonra) dogru yolu da bulamamıslardır

    [141] O cardaklı ve cardaksız cennet (gibi uzum) bag (larını), o meyveleri ve tadları cesidli hurmaları, mezruatı, zeytinleri, narları — birbirine hem benzer, hem benzemez bir halde — yaratıb yetisdiren Odur (Allahdır). Her biri mahsul verdigi zaman mahsulunden yeyin. Devsirildigi ve toplandıgı gun de hakkını (sadakasını) verin. Israf etmeyin. Cunku O (Allah) israf edenleri sevmez

    [142] Davarlardan yuk tasıyacak (tuyunden) dosek yapılan (hayvan) ları yaratan da Odur. Allahın size (halal kılıb) rızık yapdıgı seylerden yeyin. Seytanın izleri ardınca gitmeyin. Cunku o sizin apacık bir dusmanınızdır

    [143] (Allah) sekiz cift (yaratdı): Koyundan iki cift, keciden de iki cift. De ki: «(Allah) iki erkegi mi, yahud iki disiyi mi, yoksa bu iki disinin rahimlerine sarınıb burunen (erkek ve disi yavruları) mı, (hangisini) haram etdi? (Da´vanızda) dogrucular iseniz bana ilme dayanarak haber verin»

    [144] Deveden de iki, sıgırdan da iki (cift yaratdı). De ki: «(Allah) iki erkegi mi, yahud iki disiyi mi, yoksa bu iki disinin rahimlerine sarınıb burunen (erkek ve disi yavrular) ı mı, (hangisini) haram etdi? Yoksa Allah size bunu (haram kılmayı) tavsiye etdigi zaman siz hazır mıydınız»? Insanları ilme dayanmadan sapdırmak icin yalan duzub de Allahın ustune atanlardan daha zaalim kimdir? Subhesiz ki Allah o zaalimler guruhuna hidayet vermez

    [145] De ki: «Bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kimsenin yiyecegi icinde (sizin haram dediklerinizden boyle) haram edilmis bir sey bulmuyorum. Yalnız gerek olu, gerek dokulen kan, gerek domuz eti — ki bu, subhesiz bir murdardır —, yahud Allahdan baskasının adına bogazlanmıs bir fısk olmak mustesnadır. (Bunlar haramdır. Bununla beraber) kim (bunlardan bir sey´i yemiye) muztar kalırsa (kendisi gibi zaruret haalindeki bir kimseye) tecavuz etmemek ve (zaruret mıkdarını) asmamak uzere (yiyebilir). Cunku Rabbin cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [146] Biz, Yahudilere butun tırnaklı (hayvan) ları haram etdik. Sıgır ve koyunun ic yaglarını da uzerlerine haram kıldık. Bunların sırtlarına veya barsaklarına yapısan, yahud kemige karısan (yaglar bu hukumden) mustesnadır. Bu (fahrimi) onlara, zulumlerinden dolayı, ceza olarak yapdık. Biz elbette dogrucularız

    [147] Eger (bunun uzerine) seni tekzib ederlerse de ki: «Rabbiniz genis bir rahmet saahibidir. Onun satvet (-u kudret) i ise gunahkarlar guruhundan (uzaklasdırılıb) dondurulemez»

    [148] (Allaha) es katanlar (sana) diyecekler ki: «Eger Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız (Allaha) es kosmazdık. (Kendi kendimize) hicbir sey´i haram da kılmazdık». Onlardan evvelkiler de (peygamberlerini) iste boyle tekzib etdiler de nihayet bizim azabımızı tatdılar. De ki: «Nezdinizde (kitab ve huccetden) herhangi bir ilim varsa hemen onu bize cıkarın. Siz (kuru) bir zandan baska (bir sey´e) uymuyorsunuz ve siz yalan soyleyenlerden gayri kimseler degilsiniz»

    [149] Soyle (onlara): «(Madem ki oyle bir ilminiz yokdur) o halde tam ve kamil huccet Allahın (hucceti) dir. Iste eger O, dileseydi topunuzu birden elbette hidayete kavusdururdu»

    [150] «(Haydin), de, muhakkak Allah bunu haram etdi diye bildigini soyleyecek sahidlerinizi getirin». Eger onlar (yalan yere) sahidlik ederlerse sen onlarla beraber olub da (sozlerini) tasdıyk etme. Ayetlerimizi yalan sayanların, ahirete de inanmayanların heva (ve heves) ine uyma. Onlar (putlarını) Rableriyle bir sayarlar

    [151] De ki: «Gelin, uzerinize Rabbinizin neleri haram etdigini ben okuyayım: Ona hic bir sey´i ortak yapmayın. Anaya babaya iyilik edin. Fakirlik endisesiyle cocuklarınızı oldurmeyin. Sizin de, onların da rızkını biz verecegiz. Kotuluklerin acıgına da, gizlisine de yaklasmayın. (Kısas ve zina gibi seylerden dolayı mesru) bir hak olmadıkca Allahın haram etdigi cana kıymayın. Iste (Allah) size, aklınızı basınıza alasınız diye, bunları emretdi»

    [152] Yetimin malına, rusdune erisinceye kadar, o en guzel olanından baska bir suretle, yaklasmayın. Olcuyu, tartıyı tam ve dogru tartın. Biz bir kimseye gucunun yetdiginden baskasını teklif etmeyiz. Soz soylediginiz vakit — (leh ve aleyhinde soyleyeceginiz kimse) hısım dahi olsa — adaleti gozetin. Allahın ahdini (verdiginiz sozu) yerine getirin. Iste (Allah) size, iyice dusunesiniz diye, bunları emretdi

    [153] Subhesiz ki (emrettigim) bu (yol) benim dosdogru yolumdur. O halde ona uyun. (Baska aykırı) yollara tabi olmayın. Sonra sizi Onun (Allahın) yolundan ayırır. Iste (Allah) size bunları emretdi ki (kotulukden sakınasınız)

    [154] Yine biz Musaya — (hukumlerini) iyi tatbıyk edenlere karsı (ni´metimizi) tamamlamak, (dinde ihtiyac haasıl olan) her sey´i (icinde) ayrı ayrı acıklamak ve bir hidayet, bir rahmet olmak uzere — o kitabı (Tevratı) verdik. Taki onlar (Israil ogulları) Rablerine kavusacaklarına iman etsinler

    [155] Iste bu (Kur´an) da indirdigimiz feyz kaynagı bir kitabdır. Artık buna tabi olun ve kotulukden kacının. Taki esirgenmis olasınız

    [156] (O kitabı indirmemiz) «Bizden evvel kitab yalınız iki taaifeye (Yahudi ve Nasranilere) indirdi, biz ise onların okuduklarından kat´iyyen gaafillerdik» dememeniz icin

    [157] Yahud «Bize de kitab indirilseydi muhakkak onlardan fazla hidayete ererdik» dememeniz icindir. Iste size Rabbinizden apacık bir huccet, bir hidayet, bir rahmet gelmisdir. Artık Allahın ayetlerini yalan sayandan, onlardan yuz cevirenden daha zaalim kimdir? Biz ayetlerimizden yuz cevirenleri bu sebeble, yaman bir azab ile cezalandıracagız

    [158] Onlar haala kendilerine ille (azab yapacak) meleklerin gelmesini, yahud (bizzat) Rabbinin gelmesini veya Rabbinin ayet (ve mu´cize) lerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden biri geldigi gun, daha evvelden iman etmis veya imanında bir hayır kazanmıs olmayan hic bir kimseye (o gunku) imanı asla faide vermez. De ki: «Bekleyin! Cunku biz (de) subhesiz bekleyicileriz»

    [159] Dinlerini (bir kısmına inanıb bir kısmını inkar etmek suretiyle) parca parca edenler, ayrı ayrı fırkalar olanlar (yok mu?) sen hic bir vech ile onlardan degilsin. Onların isi (cezası) ancak Allaha aiddir. Sonra O, ne yapıyorlardı, kendilerine haber verecekdir

    [160] Kim (Allaha) bir iyilikle, guzellikle gelirse iste ona bunun on katı. Kim de bir kotulukle gelirse bu, o mıkdardan baskasıyle cezalanmaz. Onlar (yani iyilik edenler de, fenalık yapanlar da) haksızlıga ugratılmazlar

    [161] (Soyle) de: «Subhesiz ben (oyum ki) Rabbim beni dosdogru bir yola, dimdik ayakda duran bir dine, Ibrahimin Hakka yonelmis (tevhid) dinine iletmisdir. O, (hic bir zaman Allaha) es kosanlardan degildi»

    [162] De ki: «Subhesiz benim namazım da, ibadetlerim de, dirimim de, olumum de hic bir ortagı olmayan, alemlerin Rabbi Allahındır. Ben boylece emrolundum. Ben (bu ummetde) musluman olanların ilkiyim»

    [163] De ki: «Subhesiz benim namazım da, ibadetlerim de, dirimim de, olumum de hic bir ortagı olmayan, alemlerin Rabbi Allahındır. Ben boylece emrolundum. Ben (bu ummetde) musluman olanların ilkiyim»

    [164] De ki: «O her sey´in Rabbi iken ben Allahdan baska bir Rab mi arayacagım? Herkesin kazanacagı kendisinden baskasına aid degildir. Gunahkar hicbir nefs digerinin (gunah) yukunu tasımaz. Nihayet donusunuz ancak Rabbinizedir. Artık O, size hakkında ihtilafa dusmus oldugunuz seyleri haber verecekdir»

    [165] O, sizi (ey peygamberin ummeti) yer (yuzun) un halifeleri yapan, size verdigi seylerde sizi imtihaana cekmek icin kiminizi derecelerle kiminizin ustune cıkarandır. Subhe yok ki Rabbin, cezası pek cabuk olandır ve muhakkak ki O, hakkıyle yarlıgayıcı, hakkıyle esirgeyicidir

    A'râf

    Surah 7

    [1] Elif, lam, Mim, Saad

    [2] (Bu sure, yahud Kur´an) — onunla (halkı) inzar etmekligim icin, mu´minlere de bir ogud olmak uzere — sana indirilen bir kitabdır. Artık bundan dolayı goksunde bir sıkıntı olmasın

    [3] Rabbinizden size indirilen (Kur´an-ı kerim) e uyun, ondan baska (larını) veliler (edinib de kendilerin) e uymayın. Ne kadar az ogud tutuyorsunuz

    [4] Biz nice memleketler (ehalisin) i helak etdik. Oyle ki (kah) geceleyin, kah onlar kaylule ederlerken azabımız gelib catdı onlara

    [5] Kendilerine azabımız geldigi zaman cagrısları «Biz hakikaten zaalimlerdendik» demelerinden baska (bir sey) olmadı

    [6] Kendilerine (peygamber) gonderilenlere de mutlak soracagız, onlara gonderilen (peygamber) lere de her halde soracagız

    [7] (Soracagız da) kendilerine karsı (olub biteni mutlak) bir ilim ile her halde anlatacagız. (Cunku) biz (onlardan hic bir zaman) gaaib degildik

    [8] (Herkesin dunyada yapıb etdigini) tartmak da o gun hakdır. Artık kim (ler) in terazileri agır basarsa iste onlar murada erenlerin ta kendileridir

    [9] Kimin de tartıları hafif gelirse bunlar da, ayetlerimize zulmeder oldukları icin, kendilerine cok yazık etmis kimselerdir

    [10] Andolsun, sizi yer (yuzun) de yerlesdirmisiz, size orada bir cok gecim vasıtaları yaratmısızdır. Ne az sukredersiniz

    [11] Andolsun, sizi (evvela), yaratdık, sonra size suuret verdik, sonra da meleklere: «Ademe (yahud Adem icin Allaha) secde edin» dedik. Hemen secde etdiler. Fakat Iblis dayatdı, secde edicilerden olmadı

    [12] (Allah) dedi: «Sana emretdigim zaman secde etmemen (i mu-cib olan, seni secde etmek) den men´eden (sebeb) neydi?» (Iblis) dedi: «Ben ondan (Ademden) hayırlıyım. (Cunku) beni atesden yaratdın, onu camurdan yaratdın»

    [13] (Allah) oyleyse, dedi, hemen in oradan. Artık senin orada kibirlenmen, kafa tutman gerekmez. Hemen cık (git). Cunku sen alcaklardansın

    [14] (Iblis) dedi: «Bana (halkın) dirilib kaldırılacakları gune kadar muhlet ver

    [15] (Allah) dedi ki: «Sen muhlet verilmislerdensin»

    [16] «(Iblis) oyleyse, dedi, (madem ki) Sen beni azgınlıga mahkum etdin, ben de bu sebeble, andolsun ki, onlar (ı sapdırmak) icin senin dogru yolunda (pusu kurub) oturacagım»

    [17] «Sonra, andolsun, onların onlerinden, arkalarından, saglarından, sollarından kendilerine gelecegim (musallat olacagım). Sen de onların cogunu sukredici (kimse) ler bulmayacaksın»

    [18] (Allah) dedi ki: «(Her yonden) zem ve tahkıyre ugramıs ve (rahmetimden) kogulmus olarak cık oradan. Yemin ederim ki, onlardan kim sana uyarsa cehennemi butun sizden dolduracagım»

    [19] Ey Adem, sen, zevcenle birlikde, cennetde yerles (in) de ikiniz de dilediginiz yerden yeyin. (Ancak) su agaca yaklasmayın. Sonra (kendilerine) yazık etmislerden olursunuz

    [20] Derken seytan, onlardan gizli bırakılmıs o cirkin yerlerini kendilerine acıklamak (gostermek) icin ikisine de vesvese verdi: «Rabbiniz size bu agacı baska bir sey icin degil, ancak iki melek olacagınız, yahud (olumden azade ve) ebedi kalıcılardan bulunacagınız icin (ya´ni boyle olmayasınız diye) yasak etdi» dedi

    [21] Bir de onlara: «Subhesiz ki ben sizin iyiliginizi isteyenlerdenim» diye yemin etdi

    [22] Iste bu suuretle ikisini de aldatarak (o agacdan yemiye) tenezzul ettirdi Agac (in meyvesin) i tatdıkları anda ise o cirkin yerleri kendilerine acılıverdi ve uzerlerine cennet yapragından ust uste yamayıb ortmiye basladılar. Rableri de: «Ben size bu agacı yasak etmedim mi? Seytan size muhakkak apacık bir dusmandır demedim mi?» diye nida etdi

    [23] Dediler: «Ey Rabbimiz, kendimize yazık etdik. Eger bizi bagıslamaz, bizi esirgemezsen her halde (maddi ve ma´nevi en buyuk) zarara ugrayanlardan olacagız»

    [24] (Allah) dedi ki: «Kiminiz kiminize dusman olarak inin. Yer (yuzun) de sizin icin bir zamana kadar yerlesib kalmak ve gecinmek (mukadderdir)»

    [25] Dedi ki: «Orada yasayacaksınız, orada oleceksiniz, yine oradan (dirilib) cıkarılacaksınız»

    [26] Ey Adem ogulları, size (seytanın acmak istedigi) cirkin yerlerinizi ortecek bir libas, bir de giyib susleneceginiz bir libas indirdik. Takvaa libası ise, o, daha hayırlıdır. Bu (libasların indirilmesi) Allahın (fazl-u rahmetine delalet eden) ayetlerinden (alametlerinden) dir. Taki (insanlar) iyice dusunsunler (nimetlerinin kadrini bilsinler)

    [27] Ey Adem ogulları seytan ana ve babanızı fena, yerlerini kendilerine gostermek icin, elbiselerini soyarak nasıl cennetden cıkardıysa sakın size de bir fitne (bela) yapmasın. Cunku o da, kabiylesinden olan (lar) da sizi, sizin kendilerini goremeyeceginiz yer (ler) den muhakkak gorur (ler). Biz seytanları iman etmeyeceklerin velileri yapdık

    [28] Onlar (o iman etmeyenler) bir hayaasızlık yapdıkları zaman «Biz atalarımızı da bunun uzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretdi» dediler. (Onlara) soyle: «Allah hic bir zaman kotulugu emretmez. Bilmeyeceginiz seyleri Allahın uzerine mi (atıb) soyluyorsunuz»

    [29] De ki: «Rabbim adaleti emretdi. Her secde yerinde yuzlerinizi (kıbleye) dogrultun. Ona — dinde ancak kendine (baglı, gosterisden bayagı emellerden uzak haalis ve) muhlis (insan) lar olarak — ibadet edin. ilkin sizi yaratdıgı gibi yine (Ona) doneceksiniz

    [30] (Allah) bir kısmına hidayet verdi, bir kısmına da sapıklık hak oldu. Cunku bunlar Allahı bırakıb seytanları kendilerine dostlar ve amirler edindiler, oyle sanıyorlar ki onlar hakıykaten dogru yolu bulmuslardır

    [31] Ey Adem ogulları, her mescid huzurunda zinetinizi alın (giyin). Yeyin, icin, israf etmeyin. Cunku O (Allah) israf edenleri sevmez

    [32] De ki: «Allahın kulları icin cıkardıgı zineti, temiz ve hos rızıkları kim haram etmis»? De ki: «O (nlar), dunya hayatında iman edenler icindir. Kıyamet gunu ise yalınız (ve yalınız) onlara mahsusdur». Iste biz ayetleri, bilirler icin, boylece tafsıyl ederiz

    [33] De ki: «Rabbim ancak hayasızlıkları, onların acıgını, gizlisini, bununla beraber (her turlu) gunahı, haksız isyanı, Allaha — hic bir zaman bir burhan indirmedigi — her hangi bir sey´i es tutmanızı, Allaha bilmeyeceginiz seyleri isnad etmenizi haram etmisdir»

    [34] Her ummetin (mukadder) bir eceli vardır. Binaen´aleyh o muddetleri gelince bir saat ne geri bırakabilirler, ne one alabilirler

    [35] Ey Adem ogulları, eger size icinizden ayetlerimi kendinize anlatacak peygamberler gelir ve artık kim (onlara muhaalefetden) sakınır ve (nefsini) ıslah ederse onlar icin bir korku yokdur, onlar mahzun da olacak degillerdir

    [36] Ayetlerimizi yalan sayanlar (a) ve onları kibirlerine yediremiyenler (e gelince:) Onlar da o atesin yaranıdırlar. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar

    [37] O halde Allaha karsı (demedigini soyledi diye) yalan uydurub atandan, yahud Onun ayetlerini yalan sayandan daha zaalim kimdir? Onların kitabdan nasıybleri (ne ise) kendilerine erisecekdir. Nihayet elci (melek) lerimiz, canlarını almak uzere onlara geldikleri vakit diyecekler ki: «Allahı bırakıb da tapa geldiginiz (tanrılarınız) nerede»? (Cevaben soyle) diyecekler: «Onlar bizi bırakıb gaaib oldular». Kendileri kendi aleyhlerine, muhakkak kufredenler olduklarına, sahidlik edeceklerdir

    [38] (Allah) diyecek: «Ins ve cinden sizden evvel gecmis ummetler arasında siz de girin bu atesin icine». Her ummet girdikce (kendisine uyub saydıgı) hemsiresine la´net edecek. Nihayet hepsi birbiri ardınca oraya girib toplanınca da sonrakiler evvelkiler icin: «Ey Rabbimiz, diyecek, iste bizi bunlar saptırdılar. Onun icin bunlara atesden katmerli azab ver». Buyuracak ki: «Herkes icin katmerli. Su kadar ki siz (bunu) bilmezsiniz»

    [39] Onların evvelkileri de sonrakilerine: «Sizin bize karsı hicbir ustunlug (unuz) yokdur. O halde ne kazanmıs idiyseniz karsılıgı olan azabı tadın» dedi (diyecek)

    [40] Bizim ayetlerimizi yalan sayıb da onlara karsı kibirlenmek isteyenler (yok mu?) onlar icin gok kapıları acılmayacak, onlar, deve igne deligine girinceye kadar, cennete girmeyeceklerdir. Biz gunahkarları boyle cezalandırırız

    [41] Onlara cehennem (de, altlarında ates) den dosekler, ustlerinde (yine atesden) ortuler vardır. Biz zaalimleri boyle cezalandırırız

    [42] Iman edip de guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince:) — ki biz hic bir kimseye gucu yeteceginden baskasını yuklemeyiz— onlar cennetin yaranıdırlar. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar

    [43] Kinden goguslerinde (dunyadan kalma) ne varsa sokub atacagız. Altlarından ırmaklar akacakdır. «Hamd olsun Allaha ki, derler, bizi hidayetiyle buna kavusdurdu. Eger Allah bize hidayet etmeseydi kendiligimizden bunun yolunu bulmus olamazdık. Andolsun ki, Rabbimizin peygamberleri gercegi getirmislerdir». Onlara: «Iste (dunyada) yapmakda devam etdiginiz (iyi isler) sayesinde mirascı edildiginiz cennet budur» diye nida edilecekdir

    [44] Cennet yaranı, ates yaranına (cehennemliklere): «Rabbimizin bize va´detdigini hak bulduk. Siz de Rabbinizin (tehdid olarak) bildirdigini (cezayı) gercek buldunuz mu?» diye nida eder (ler). Onlar da: «Evet (oyle bulduk)» derler. Bunun uzerine aralarında bir munadi: «Allahın la´neti zaalimlerin tepesine» diye unler

    [45] Ki Onlar, Allahın yolundan (insanları) men´ edegelenler, onu egri (hakka aykırı) bir haale getirmek isteyenlerdi. Onlar ahireti de inkar edicilerdi»

    [46] Iki (taraf) arasında (surdan) bir perde ve «A´raaf» uzerinde de (cennetlik ve cehennemliklerin) her birini simalarıyle tanıyacak (muvahhid) rical vardır ki onlar henuz oraya (cennete) girmemis, fakat onlar girmeyi siddetle arzu eder olarak cennet yaranına: «Selamun aleykum» diye nida ederler

    [47] Gozleri ehl-i cehennem tarafına cevrildigi zaman da: «Ey Rabbimiz, bizi zaalimler guruhu ile beraber bulundurma» derler

    [48] (Yine) a´raaf yaranı (kafirlerden) simalarıyla tanıdıkları (elebası) birtakım adamlara soyle nida ederek derler: «Ne coklugunuz (yahut topladıgınız mallar), ne de (hakka karsı) yeltenmekde devam etdiginiz o kibr (-u azamet) size hic bir faide vermedi»

    [49] «Kendilerini Allahın, rahmetine erdirmeyecegine yemin etdiginiz kimseler bunlar (bu ehl-i cennet) mi idi? Girin cennete. Size hic bir korku yokdur ve siz mahzun da olacak degilsiniz»

    [50] Ates yaranı, cennet yaranına: «Su (yunuz) dan veya Allahın size verdigi rızıkdan biraz da bize akıtın» diye feryad ederler. Onlar da: «Dogrusu, derler, Allah bunları kafirlere haram etdi»

    [51] (O kafirler) ki onlar dinlerini bir eglence ve bir oyun edinmislerdi. Onları dunya hayaatı aldatmısdı. Iste onlar nasıl su gunlerine kavusmayı unutdular, ayetlerimizi nasıl bilerek inkar etdiler idiyse biz de bugun onları oylece unutacagız

    [52] Andolsun, biz onlara oyle bir kitab getirmisizdir ki iman edecek herhangi bir kavme (mahz-ı) hidayet ve rahmet olmak icin onu tam bir ilim uzere tafsıyl etmisizdir

    [53] Onlar (kafirler) onun te´vilinden baskasını bekler mi? (Hayır). Onun haber verdigi akıbetin (baslarına) geldigi gun ise daha evvelden onu (o akıbeti) unutanlar diyecek (ler) ki; «Cidden Rabbimizin Peygamberleri hakkı (gercegi) getirmisdir. Simdi bizim icin sefaatcilerden (kimse) var mıdır ki bize sefaat etsinler, yahud (dunyaye) dondurulur muyuz ki (evvelce) yapmıs oldugumuzdan baskasını yapalım». Onlar kendilerine cidden yazık etmislerdir. Uydurmakda devam etdikleri seyler (putlar) da kendilerinden uzaklasıb gaaib olmusdur

    [54] Subhesiz ki Rabbiniz, gokleri ve yeri altı gunde yaratan, sonra (emri) ars uzerinde hukumran olan Allahdır. Kendisini durmayıb kogalayan gunduze geceyi O buruyub orter. Gunesi, ayı, yıldızları — hepsi de emrine ram olarak — (yaratan O). Haberin olsun ki yaratmak da, emretmek de Ona mahsus. Alemlerin Rabbi olan Allahın sanı ne kadar yucedir

    [55] Rabbinize yalvara yakara, gizlice dua edin. Su bir hakıykatdır ki: Allah haddi asanları sevmez

    [56] Yer (yuzun) de — o, iyi bir haale getirildikden sonra da — fesadcılık etmeyin. Ona (Cenab- Hakka), korkarak ve umarak, dua edin. Subhe yok ki iyi hareket edenlere Allahın rahmeti cok yakındır

    [57] O, rahmetinin onunden ruzgarı mujdeci gonderendir. Nihayet bunlar (su ile yuklu) agır agır bulutları kaldırıb yuklendigi zaman (gorursun ki) biz on (lar) ı olmus bir memlekete sevketmisizdir. Derken ona su indirmisizdir de orada her (turlusunden) meyveler (mahsuller) cıkarmısızdır. Iste oluleri de (diriltib kabirlerinden) boyle cıkaracagız biz. Gerek ki (bunları) iyi dusunub ibret alasınız

    [58] (Topragı verimli) guzel memleketin nebatı, Rabbinin izniyle (bol) cıkar. Fena olandan ise faidesi pek az bir seyden baskası cıkmaz. Iste sukredecek bir kavm icin ayetleri boyle cesidli olarak acıklarız

    [59] Andolsun, Nuhu kavmine peygamber gonderdik de: «Ey kavmim, dedi, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hic bir Tanrınız yokdur. Ben buyuk bir gunun ustunuze (gelecek) azabından cidden korkuyorum»

    [60] Kavminden ileri gelenler de soyle dedi: «Biz seni hic subhesiz apacık bir sapıklık icinde goruyoruz»

    [61] (Bunun uzerine Nuh) dedi ki: «Ey kavmim, bende hic bir sapıklık yokdur. Fakat ben kainatın Rabbinden (gonderilmis) bir peygamberim»

    [62] «Size Rabbimin vahyetdiklerini teblig ediyorum, sizin iyiliginizi istiyorum. Ben sizin bilmeyeceklerinizi de Allahdan (gelen vahy ile) biliyorum»

    [63] «Size o korkunc akıbeti haber vermek icin, korunmanız icin ve belki (o sayede) rahmete kavusdurulmanız icin kendinizden bir adam (vasıtasiyle) Rabbinizden size bir ihtaar geldi diye teaccub mu etdiniz»

    [64] Bunun uzerine onu yalanladılar. Biz de kendisini ve beraberinde gemide bulunanları selamete erdirdik, ayetlerimizi yalan sayanları (tuufan ile) dogduk. Cunku onlar (kalb gozleri) kor (olan) bir kavm idiler

    [65] Ad (kavmine) de kardesleri Hudu (gonderdik). O, (kavmine soyle) dedi: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hic bir Tanrınız yokdur. (Hala Allahdan) korkmayacak mısınız»

    [66] Kavminin ileri gelenlerinden kafir bir cemaat de: «Biz seni muhakkak bir beyinsizlik icinde goruyoruz, seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz» dedi

    [67] (Bunun uzerine Hud): «Ey kavmim, dedi, bende hic bir beyinsizlik yokdur. Fakat ben alemlerin Rabbinden (gonderilmis) bir peygamberim»

    [68] «Size Rabbimin vahyetdiklerini teblig ediyorum, ben sizin emin bir hayrhaahınızım»

    [69] «Size o korkunc akıbeti haber vermek icin icinizden bir adam (vasıtasiyle) Rabbinizden size bir ihtaar gelmesi tuhafınıza mı gitdi? Dusunun ki O, sizi Nuh kavminden sonra hukumdarlar yapdı, size yaratılısda onlardan ziyade boy bos (ve kuvvet) verdi. O halde Allahın ni´metlerini (unutmayıb) hatırlayın ki kurtulusa erdirilesiniz»

    [70] Dediler: «Sen bize yalınız Allaha kulluk etmemiz, atalarımızın tapmakda olduklarını bırakmamız icin mi geldin? O halde dogruculardan isen bizi tehdid etmekde oldugun sey´i (azabı) getir bize»

    [71] (Hud) dedi: «Rabbinizden uzerinize bir azab, bir gazab hak oldu muhakkak. Kendinizin ve atalarınızın takdıgınız (duzme) bir takım adlar (tanrılar) hakkında, Allah onlara bir huccet indirmemisken, benimle mucadele mi ediyorsunuz? Artık bekleyin. Subhesiz ben de sizinle beraber (onu) bekleyenlerdenim»

    [72] Bunun uzerine kendisini de, onunla beraber olanları da, katımızdan bir rahmet ile, kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayıb iman etmemis olanların ise kokunu kesdik

    [73] Semud (kavmine) de kardesleri Saalihi (gonderdik). De ki: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hic bir Tanrınız yokdur. Size Rabbinizden apacık bir mu´cize gelmisdir. Iste size bir alamet olmak uzere Allahın su disi devesi! Onu (kendi haaline) bırakın, Allahın arzında otlasın. Ona bir fenalıkla dokunmayın. Sonra sizi acıklı bir azab yakalar»

    [74] «Dusunun ki (Allah) sizi Ad´den sonra hukumdarlar yapdı. Yer yuzunde sizi yerlesdirdi. Ovalarından koskler yapıyor, daglarından evler yontuyorsunuz. Artık (hepiniz) Allahın lutuflarını anın, yer yuzunde fesadcılar olub taskınlık yapmayın

    [75] Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri de kendilerince hor gorunenlere, onların icinden iman edenlere soyle dedi (ler): «Siz, Saalihin gercekden Rabbi katından gonderilmis bir peygamber oldugunu biliyor musunuz»? Onlar da: «Biz, dediler, dogrusu onunla ne gonderildiyse ona iman edicileriz»

    [76] (Yine) o kibirlenen kimseler: «Biz, dogrusu o sizin iman etdiginizi inkar ile kafir olanlarız» dedi (ler)

    [77] Derken o disi deveyi, ayaklarını keserek, oldurduler. Rablerinin emrinden (uzaklasıb) isyan etdiler ve: «Saalih, eger sen gonderilmis peygamberlerden isen bizi tehdid edib durdugun azabı getir bize» dediler

    [78] Bunun uzerine onları siddetli bir sarsıntı tutuverdi de yurtlarında diz ustu coken (helake ugrayan) kimseler oldular

    [79] O da onlardan yuz cevirdi ve (kendi kendine) soyle dedi: «Ey kavmim, andolsun ki ben size Rabbimin elcilerini teblig etmisimdir. Size hayrhahlık gostermisimdir. Fakat siz hayrhahları sevmezsiniz ki»

    [80] Lutu (gonderdik). Hani o, kavmine: «Sizden evvel, demisdi, alemlerden hic birinin yapmadıgı hayasızlıgı mı yapıyorsunuz»

    [81] «Cunku siz kadınları bırakıb da sehvetle erkeklere yanasıyorsunuz. Meger siz haddi asan bir kavm imissiniz»

    [82] Kavminin cevabı «Cıkarın onları memleketinizden. Cunku onlar fazla temizlik yapar insanlardır» demelerinden baska (bir sey) olmadı

    [83] Bunun uzerine biz de hem onu, hem geride kalanlardan olan karısından baska butun ehlini kurtardık

    [84] Onların uzerine bir (azab) yagmur (u) yagdırdık. Iste bak gunahkarların sonu nice olmusdur

    [85] Medyen (evladlarına) da kardesleri Suaybı (gonderdik). Dedi ki: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hic bir Tanrınız yokdur. Rabbinizden size apacık bir burhan gelmisdir. Artık kileyi, teraziyi tam tutun, insanların esyasına (karsı) haksızlık etmeyin. Yer yuzunu — o, ıslah edildikden sonra — fesada vermeyin. (Bana) inanıcı iseniz (bu soylediklerim) sizin icin hayırlıdır»

    [86] «Ve siz, Allaha iman edenleri tehdid ederek, (onları) Allahın yolundan men´ederek, onun (o yolun) egriligini arayarak, oyle her caddenin basını tutub oturmayın. Dusunun ki vaktiyle siz, pek az idiniz de (Allah) sizi cogaltdı. Bakın ki fesad cıkaranların sonu nice olmusdur»

    [87] «Eger icinizden bir kısmı benimle gonderilen sey´e (hakıykate) iman etmis, bir kısmı da inanmamıssa, Allah aramızda hukmunu verinceye kadar, sabredin. O, haakimlerin en hayırlısıdır»

    [88] Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen kodamanlar soyle dedi: «Ey Suayb, seni ve beraberindeki iman edenleri ya muhakkak memleketimizden cıkaracagız, yahud mutlaka bizim dinimize doneceksiniz». O: «Ya istemesek de mi?» dedi

    [89] «(Oyle amma) Allah bizi ondan kurtardıkdan sonra yine sizin dininize donersek Allaha karsı muhakkak yalan dusmus, iftira etmisizdir (demekdir). Ona donmemiz bizim icin olacak sey degildir, Meger ki Rabbimiz olan Allah dileye. Rabbimizin ilmi her sey´i kaplamısdır. Biz ancak Allaha guvenib dayandık. Ey Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasında Sen hak olanı hukmet. Sen hukmedenlerin en hayırlısısın»

    [90] Onun kavminden kafir olan ileri gelirler: «(Dininizi terk ile) Suaybe uyarsanız, andolsun ki, o takdirde muhakkak en buyuk zarara ugramıs kimseler olacaksınız» dedi

    [91] Bunun uzerine onları o mudhis zelzele yakalayıverdi de yurdlarında diz ustu coken (helake ugrayan) kimseler oldular

    [92] Suaybı yalanlayanlar zaten (yurdlarında) oturmuslar gibi oldular. Suaybı yalanlayanlardır ki en buyuk zarara ugrayanlar onlar olmuslardır

    [93] Bunun uzerine (Suayb) onlardan yuz cevirib (kendi kendine) dedi ki: «Andolsun, ey kavmim, ben size Rabbimin gonderdigi (hukumleri) ulasdırdım, sizin iyiliginizi istedim. Simdi ben o kafirler guruhuna karsı nasıl tasalanırım»

    [94] Biz hangi memlekete bir peygamber gonderdi isek onun halkını (peygamberlerini tanımamaları yuzunden) yalvarıb yakarsınlar diye mutlakaa fakirlikle, siddetle, hastalıkla (sıkıb) yakaladık

    [95] Sonra bu sıkıntının yerine iyilik (selamet, bolluk) verdik. Nihayet cogaldılar, «Atalarımıza da (gah boyle) fakirlik, siddet, hastalık, (gah) iyilik, genislik dokunmusdur» dediler. Bunun uzerine biz de kendileri farkına varmadan, onları ansızın tutub yakalayıverdik

    [96] Eger o memleketler halkı iman edib de (kufur ve isyandan) sakınmıs olsalardı elbette uzerlerine gokden ve yerden nice bereket (hazine) ler (ini) acardık. Fakat onlar (peygamberlerini) yalanladılar da biz de kazanmakda oldukları (kufur ve isyan) yuzunden onları tutub yakaladık

    [97] O memleketlerin halkı, kendileri geceleyin uyurlarken, azabımızın onlara gelib catmasından (korkmayıb) emin mi oldu (lar)

    [98] Yoksa o memleketlerin ehalisi, kendileri gupegunduz oynarlarken, azabımızın onlara gelib catmasından mı (korkmayıb) emin oldu (lar)

    [99] Onlar artık Allahın (kendilerini) ihmal (etdigi) inden mi emin oldular? Fakat buyuk zararı goze alanlar guruhundan baskası Allahın imhalinden emin olmaz

    [100] (Evvelki) saahiblerinden sonra yer yuzune varis olanlara haala su (hakıykat) belli olmadı mı ki eger biz dileseydik onları da gunahlarından dolayı musıybetlere ugratırdık. Biz onların kalbleri uzerine muhur basarız. Binaen´aleyh (hakıykatı) isitmezler

    [101] Iste o memleketler (in haali! Habibim) sana onların haberlerinden bir kısmını naklediyoruz. Andolsun ki peygamberleri onlara apacık alametler (mu´cizeler) getirmisdir. Fakat daha evvelden yalanlamıs oldukları seylere iman etmediler. Iste kafirlerin yureklerine Allah boyle muhur basar

    [102] Biz onların cogunda ahd (e vefa) bulmadık, onların cogunu muhakkak ki itaatden cıkmıs kimseler bulduk

    [103] Sonra onların (o peygamberlerin) ardından Musayi ayetlerimizle Fir´avne ve onun cem´iyyetine (peygamber olarak) gonderdik de (o ayetlere) zulm etdiler. Bak ki fesadcıların sonu nice oldu

    [104] Musa: «Ey Fir´avn, dedi, ben hic subhesiz ki alemlerin Rabbi katından gonderilmis bir peygamberim»

    [105] «Allaha karsı hakdan baskasını soylememekligim (uzerime) borcdur. Size Rabbinizden acık bir alametle gelmisimdir. Artık Israil ogullarını benimle beraber gonder»

    [106] (Fir´avn soyle) dedi: «Eger sen bir ayet (mu´cize) getirdiysen goster onu, eger sadıklardan isen»

    [107] Bunun uzerine (Musa) asasını bırakdı, bir de ne gorsunler: O, apacık bir ejderhadır

    [108] Elini cıkardı. Ne gorsunler: O da temasa edenlere (ısıklar sacan) bembeyaz (bir el)

    [109] Fir´avnın kavminden ileri gelenler dedi ki: «Bu sizi yurdunuzdan cıkarmak isteyen bilgin bir buyucudur muhakkak». (Fir´avn sordu:) «O halde ne buyurursunuz»

    [110] Fir´avnın kavminden ileri gelenler dedi ki: «Bu sizi yurdunuzdan cıkarmak isteyen bilgin bir buyucudur muhakkak». (Fir´avn sordu:) «O halde ne buyurursunuz»

    [111] Dediler ki: «Onunla kardesini alıkoy, sehirlere toplayıcılar yolla da bilgic sihirbaz (lar) in hepsini getirsinler sana»

    [112] Dediler ki: «Onunla kardesini alıkoy, sehirlere toplayıcılar yolla da bilgic sihirbaz (lar) in hepsini getirsinler sana»

    [113] Sihirbazlar Fir´avna geldi. Dediler ki: «Eger galebeyi kazananlar biz olursak elbet bize bir mukafat var, degil mi»

    [114] (Fir´avn): «Var ya, dedi, hem siz (benim) en yakınlar (ım) dan da olacaksınız muhakkak»

    [115] (Sihirbazlar) dediler: «Musa, sen mi (ilkin hunerini ortaya) atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım»

    [116] (Musa): «Siz atın» dedi. Vaktaki atdılar, halkın gozlerini buyulediler, onlara korku saldılar, buyuk bir sihir (meydana) getirmis oldular

    [117] Biz de Musaya: «Bırak asaanı» diye vahyetdik. Bir de ne gorsunler: Bu, onların butun uydurub duzduklerini yakalayıb yutuyor

    [118] Iste, bu suretle hak yerini buldu, onların yapmakda oldukları seyler de bir hic olub gitdi

    [119] Artık orada yenildiler, zelil ve makhur geri donduler

    [120] Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar

    [121] «Alemlerin Rabbine, Musa ve Harunun Rabbine iman etdik» dediler

    [122] «Alemlerin Rabbine, Musa ve Harunun Rabbine iman etdik» dediler

    [123] Fir´avn «Ben size izin vermeden, dedi, Ona iman mı etdiniz? Bu, hic subhesiz ki sehirde — onun halkını icinden cıkarmanız icin — kurdugunuz bir hıylekarlıkdır. Yakında (basınıza ne gelecegini) bilirsiniz siz»

    [124] «Elbet ve elbet ellerinizi, ayaklarınızı caprazına kesdirecegim. (Bundan) sonra da elbet ve elbet topunuzu asdıracagım»

    [125] «Biz, dediler, subhesiz ki nihayet (olerek) Rabbimize donuculeriz»

    [126] «Sen bizden, baska bir sebeble degil, ancak Rabbimizin ayetlerine —onlar bize geldigi zaman — iman etdik diye intikam alacaksın». (Sonra soyle niyaz etdiler:) «Ey Rabbimiz, ustumuze sabır yagdır, bizi muslumanlar olarak oldur»

    [127] Fir´avn kavminden olan ileri gelenler soyle dedi: «Musayi ve kavmini — fesadcılık etmeleri, seni de, Tanrılarını da terk etmesi icin mi — bu toprakda (Mısırda) bırakacaksın? O da: «(Eskiden oldugu gibi yine) ogullarını oldurturuz, yalınız kadınlarını sag bırakırız. Subhesiz ki biz onların tepesinde kahredicileriz» dedi

    [128] Musa, kavmine: «Allahdan yardım isteyin. Katlanın. Subhesiz ki yer, Allahındır. Ona kullarından biri dilerse onu mirascı yapar. Sonuc ise (fenalıklardan) sakınanlarındır» dedi

    [129] (Israil ogulları): «Biz, dediler, sen bize (peygamber olarak) gelmezden evvel de, bize geldiginden sonra da iskenceye ducar edildik». (Musa soyle) dedi: «Umulur ki Rabbiniz dusmanınızı helak edecek, sizi bu yerde hukumdar yapacak da sizin nasıl hareket edeceginize bakacakdır»

    [130] Andolsun ki biz Fir´avn hanedanını, dusunub ibret alsınlar diye, yıllarca kuraklıkla, mahsullerin kıtlıgıyle tutub sıkdık

    [131] Fakat onlara iyilik gelince: «Bu, bizim hakkımızdır» dediler. Eger kendilerine bir fenalık da gelirse Musa ile onun beraberindekilere ugursuzluk yuklerlerdi. Gozunuzu acın ki onların ugursuzlugu ancak Allah tarafındandır. Fakat cokları bilmezler

    [132] Dediler: «Bizi buyulemek icin her ne mu´cize getirsen sana iman ediciler degiliz biz»

    [133] Bunun uzerine biz de, ayrı ayrı alametler olmak uzere, baslarına tuufan, cekirge, haserat, kurbagalar ve kan gonderdik. (Boyle iken) yine (iman etmeyi) kibirlerine yediremediler. Onlar oyle gunahkarlar guruhu idiler

    [134] Uzerlerine o azab cokunce: «Ya Musa, dediler bizim icin Rabbine — sana olan ahdi hurmetine —dua et. Eger bu azabı bizden ayırıb sıyırırsan, andolsun, sana kat´iyyen iman edecegiz. Andolsun, Israil ogullarını da seninle beraber mutlak gonderecegiz»

    [135] Vaktaki biz, kendilerinin erisecekleri bir muddete kadar, onlardan azabı giderdik, bir de ne bakarsın: Onlar yeminlerini bozuyorlar bile

    [136] Artık biz de bunca ayetlerimizi yalanladıkları, onları umursanmadıkları icin kendilerinden intikam almak istedik de hepsini denizde bogduk

    [137] Hakaaretlere ma´ruz bırakılmıs olan o kavmi de kendisine feyz ve bereket verdigimiz yerin dogularına ve batılarına mirascı kıldık. (Bu suretle) Rabbinin Israil ogullarına olan o pek guzel va´di, (sedaide) katlandıkları sebebiyle, tam yerine geldi. Fir´avnın ve kavminin yapmakda oldukları seylerle yukseltmekde devam etdikleri (binaları) ise hep harab etdik

    [138] Israil ogullarını denizden gecirdik. Simdi putlarının onunde tapagelen bir kavme rast geldiler. Dediler ki: «Ya Musa, onların nasıl Tanrıları varsa sen de bize oyle bir Tanrı yap»! «Siz, dedi, cidden ne cahillik eder bir kavmsiniz»

    [139] «Subhe yok ki bunların, icinde bulundukları (din) helake mahkumdur. (Ibadet diye) yapmakda oldukları nesne de bosunadır»

    [140] Dedi: «Tanrı olarak Allahdan baskasını mı arayacakmısım size? Halbuki O, sizi alemlerin ustune gecirmisdir»

    [141] Hani sizi Fir´avn haanedanından kurtarmısdık. Onlar ki size azabın kotusunu yukluyorlardı. Ogullarınızı olduruyorlar, yalınız kızlarınızı sag bırakıyorlardı. Bunda size Rabbinizden buyuk bir imtihan vardı

    [142] Musa ile otuz gece (bize munacatda bulunması icin) sozlesdik ve ona bir on (gece) daha katdık. Bu suretle Rabbinin ta´yin buyurdugu vakit kırk gece olarak tamamlandı. Musa, biraderi Haruna dedi ki: «Kavmimin icinde benim yerime gec, (onları) ıslah et, fesadcıların yoluna uyma

    [143] Vaktaki Musa (ibadeti icin) ta´yin etdigimiz vakıtda geldi, Rabbi ona (ilahi sozunu) soyledi. (Musa) dedi ki: «Rabbim, (cemalini) goster bana, (ne olur) seni goreyim». Buyurdu: «Beni kat´iyyen goremezsin. Fakat su daga bak. Eger o, yerinde durabilirse sen de beni gorursun». Derken Rabbi o daga tecelli edince onu param parca ediverdi. Musa da baygın yere dusdu. Ayılınca dedi ki: «Seni tenzih ederim. Tevbe etdim Sana. Ben iman edenlerin ilkiyim»

    [144] Buyurdu ki: «Ey Musa, ben seni risaletlerimle, kelamımla (butun) insanlardan mumtaz kıldım. Simdi su sana verdigimi al ve sukredenlerden ol»

    [145] Biz onun icin levhalarda her bir sey´i, mev´ızaya ve (hukumlerin) tafsiline aid her sey´i yazdık. «Haydi bunları kuvvetle (ciddiyetle, azm ile) tut, kavmine de onun en guzel (hukumler) ini tutmalarını emret. Size ileride faasıkların yurdunu gosterecegim»

    [146] Yer yuzunde haksızlıkla kibirlenenleri ayetlerim (i idrak) den cevirecegim. Onlar her ayeti gorseler ona inanmazlar, akl-ı selimin yolunu (dogru yolu) gorseler de onu bir yol edinmezler. (Fakat) azgınlıgın yolunu gorurlerse (yol diye iste) onu edinirler! Bu, ayetlerimizi yalan saydıklarından, onlardan gaafil olmalarındandır

    [147] Halbuki ayetlerimizi ve ahirete kavusmayı yalan sayanların butun isledikleri bosa gitmisdir. Onlar yapmakda olduklarından baskasıyle mi cezalandırılacaklardı ya

    [148] («Tuur» a giden) Musanın arkasından kavmi zinet takımlarından bir buzagı heykel (i yapıb onu Tanrı) edindiler ki onun (inek gibi) bir bogurmesi de vardı. Onun kendileriyle konusmayacagını, onlara bir yol da gosteremeyecegini gormediler mi ki ona tutundular, kendilerine yazık ediciler oldular

    [149] Vaktaki (buzagıya tapmakdan) cok pesiman oldular ve kendilerinin muhakkak sapdıklarını gorduler: «Eger Rabbimiz bize acımaz, bizi bagıslamazsa her halde en buyuk ziyana ugrayanlardan olacagız» dediler

    [150] Musa, kavmine ofkeli, kederli dondugu zaman dedi ki: «Size bırakdıgım su makaamımda arkamdan ne kotu isler yapmıssınız! Rabbinizin emrini (beklemeyib) acele etdiniz ha»? (Tevrat) levhaları (nı) bırakıverib kardesinin basından tutdu, onu kendine dogru cekiyordu. (Harun) «Anam oglu», dedi, bu kavm (bu adamlar) beni cidden zaif gorduler (hırpaladılar). Az kaldı ki beni oldureceklerdi. Sen de bana dusmanları sevindirecek hareketde bulunma boyle. Beni zalimler guruhiyle beraber, tutma»

    [151] (Musa) dedi ki: «Ya Rab, beni de, biraderimi de yarlıga. Bizi rahmetinin icine sal. Sen esirgeyenlerden daha esirgeyensin»

    [152] Subhe yok ki buzagıya (Tanrı diye) tutunanlara Rablerinden bir gazab, dunya hayaatında da bir horluk erisecekdir. Iste biz (Allaha karsı) yalan duzenleri boyle cezalandırırız

    [153] Kotulukler isleyib de sonra ardından tevbe ve bununla beraber iman edenler (e gelince): Subhesiz ki Rabbin bunun ardından (o tevbe ve imanlarından sonra) elbette (kendilerini) yarlıgayıcıdır, hakkıyle esirgeyicidir

    [154] Vaktaki Musadan o ofke uzaklasıb sukun haasıl oldu, (bırakdıgı) levhaları aldı. Onun bir nushasında (su da yazılı idi: «Sapıklıkdan kurtulub) hidayet (e), (azabdan sıyrılıb) rahmet (e kavusmak) o kimselere mahsusdur ki onlar Rablerinden korkarlar»

    [155] Musa, ta´yin etdigimiz vakıtda (tevbe icin beraberinde goturmek uzere) kavminden yetmis adam ayırdı. Vaktaki onları mudhis bir sarsıntı tuttu, dedi ki: «Ya Rab, eger dileseydin onları da, beni de daha evvel helak ederdin, icimizden bir takım beyinsizlerin isledigi (gunah) yuzunden hepimizi helak mı edeceksin? Zaten o da Senin imtihaanından baska (bir sey) degildi. Sen onunla kimi dilersen sapıklıga goturur, yine onunla kimi dilersen (bunu da) dogru yola iletirsin. Sen bizim velimizsin. O halde bizi yarlıga, bizi esirge. Sen yarlıgayıcıların en hayırlısısın»

    [156] «Dunyada da, ahiretde de bize iyilik yaz. Biz hic subhesiz (tevbe ederek) sana donduk». Buyurdu: «Ben azabıma kimi dilersem onu ducar ederim. Benim rahmetim ise her sey´i kusatmısdır. Onu (rahmetimi, kufurden, masıyetden) sakınmakda, zekatı vermekde, bir de ayetlerimize iman etmekde olanlar (yok mu?) iste onlara has olmak uzere tesbit edecegim»

    [157] (Onlar) nezdlerindeki Tevrat ve Incilde (ismini ve sıfatını) yazılı bulacakları ummi nebiy olan o resule tabi´ olanlardır. O, kendi terine iyiligi emrediyor, onları kotulukden nehyediyor, onlara (nefislerine haram kıldıkları) temiz seyleri halal, (halal kıldıkları) murdar seyleri de uzerlerine haram kılıyor. Onların agır yuklerini, sırtlarında olan zincirleri indiriyor o. Iste ona iman edenler, onu ta´zim edenler, ona yardım edenler ve onunla (onun nubuvvetiyle) birlikde indirilen nura tabi´ olanlar! Onlar selamete erenlerin ta kendileridir

    [158] (Habibim) de ki: «Ey insanlar, subhesiz ben goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) una malik olan, kendisinden baska hic bir Tanrı bulunmayan, hem dirilten, hem olduren Allahın size, hepinize gonderdigi peygamberim. O halde Allaha ve Onun ummi nebiy olan resulune — ki kendisi de o Allaha ve Onun sozlerine iman etmekde olandır — iman edin, ona tabi´ olun. Taki dogru yolu bulmus olasınız»

    [159] Musanın kavminden bir cemaat vardır ki (halkı) hakka irsad ederler, onunla (hukumde) adalet yaparlar

    [160] Biz onları on ikiye, (o kadar) torunlara (kabileye), ummetlere ayırdık. («Tih» de susayan) kavmi, (Musadan) su istedigi zaman «Asaanı tasa vur» diye (vahyetdik de) ondan on iki pınar kaynayıb akdı. Insanların her kısmı su icecekleri yeri iyice belledi; Onları ustlerindeki bulutla golgelendirdik, onlara kudret helvasıyle bıldırcın indirdik. «Size rızk olarak verdigimiz en temiz ve guzellerinden yeyin» (dedik) Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı

    [161] O zaman onlara: «Su sehirde yerlesin. Onun dilediginiz yerinden yeyin. «Hıtta» deyin. Kapısından hepiniz secde edici olarak girin ki suclarınızı yarlıgayalım. Iyi hareket edenlere ileride daha fazlasıyle verecegiz» denilmisdi

    [162] Fakat iclerinden o zulmedenler sozu kendilerine soylenenden baska bir seyle koydu. Biz de ustlerine, zulmeder oldukları icin, gokden murdar bir azab indirdik

    [163] (Habibim), onlara denizin yakınında, (sahilde) ki o kasabayı (onun haalini ve ehalisinin basına gelenleri) sor. Hani onlar cumartesi gununun hurmetini ihlal ederek haddi asmıslardı. Cunku cumartesi ta´tili yapdıkları gun balıklar akın akın meydana cıkarak yanlarına geliyordu. Cumartesi ta´tili yapmayacakları gun ise gelmiyordu, iste biz, itaatdan cıkmakda olduklarından dolayı kendilerini boylece imtihan ediyorduk

    [164] Hani iclerinden bir ummet: «Allahın kendilerini (dunyada) helak edecegi veya (ahiretde) cetin bir azab ile cezalandıracagı bir kavme ne diye ogud veriyorsunuz?» dedigi zaman onlar (o va´z edenler) de: «Rabbinize ozur (dilemiye yuzumuz olsun) icin. Umulur ki sakınırlar» demislerdi

    [165] Vaktaki onlar artık edilen va´zları unutdular: Biz de kotulukden vaz gecirmekde sebat edenleri selamete cıkardık. Zulmedenleri ise yapmakda oldukları Asıklar yuzunden siddetli bir azab ile yakaladık

    [166] Bu suretle onlar serkeslik ederek yasak edileni yapmakda ısraar edince kendilerine: «Hor ve zelil maymunlar olun» dedik

    [167] O vakit Rabbin (Habibim) kıyaamet gunune kadar onların uzerine kendilerini en kotu azaba ducar edecek kimseler gonderecegini yeminle i´lam (ve Hukm) etdi. Subhe yok ki Rabbin cezayı cabuk verendir. Muhakkak ki O, cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir de

    [168] Onları — kimi salah erbabı, kimi bu (salandan) asagı ummetler olmak uzere — perisan bir suretde yer yuzune dagıtdık. Onları hem iyi, hem fena hallerle imtihaana cekdik ki (gozlerini acıb iyilige) donsunler

    [169] Onlardan sonra — (bir tarafdan) bu dunyanın gecici metaını kapıb: «Biz (nasıl olsa) ileride yarlıganırız» demek, (bir tarafdan) kendilerine ona benzer bir meta´ gelirse onu da (kacırmayıb) almak (da devam etmek) ozere o kitaba varis olan — kotu kimseler gelib onların yerine gecmisdir. Allaha Icardı hakdan baskasını soylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın (hukmu vech ile) te´minat alınmadı mıydı? Halbuki onda olanı durmayıp okumuslardır da. Halbuki ahiret yurdu (oyle kotu hallerden) sakınanlar icin (mahz-ı) hayırdır. Daha aklınızı basınıza almayacak mısınız

    [170] Bir de (ahiret yurdu) kitaba sımsıkı sarılanlar ve namaz; dosdogru kılanlar (icin mahz-ı hayırdır). Subhesiz ki biz iyilige calısanların mukafatını zayi´ etmeyiz

    [171] Biz bir zaman dagı, sanki o bir golgelik imis gibi, cekib (Israil ogullarının) ustlerine kaldırmısdık. Onlar hakıykaten bu, kendilerine dusecek sanmıslardı. (Iste o vakit): «Size verdigimiz (kitab) ı kuvvetle (ciddiyetle, azm ile) tutun. Onda olanı dusunun. Taki (kotulukden) sakınmıs olasınız» (demisdik)

    [172] Hani Rabbin Adem ogullarından, onların sırtlarından zurriyyetlerini cıkarıb kendilerini nefslerine sahid tutmus, «Ben sizin Rabbiniz degil miyim?» (demisdi). Onlar da: «Evet, (Rabbimizsin), sahid olduk» demislerdi. (Iste bu sahidlendirme) kıyamet gunu «Bizim bundan haberimiz yokdu» dememeniz icindi

    [173] Yahud «Daha evvel ancak atalarımız (Allaha) sirk kosmusdu. Biz de onların ardından (gelen) bir nesliz Simdi o baatılı kuranların isledigi (gunahlar) yuzunden bizi helak mı edeceksin?» dememeniz icindi

    [174] Iste biz ayetleri boyle acıklarız. Olur ki (kufurlerinden) donerler

    [175] (Habibim) onlara o kimsenin haberini de oku ki biz kendisine ayetlerimizi vermisdik de, o bunlardan sıyrılıb cıkmıs, derken seytan onu arkasına takmıs, nihayet azgınlardan olmusdu

    [176] Eger dileseydik onu bu (ayetler) le yukseltirdik. Fakat o, yere saplandı, hevasına uydu. Artık onun sıfatı o kopegin haali gibidir ki ustune varsan dilini sarkıtıb solur, yahud kendi haaline bıraksan yine dilini uzatıb solur. Iste ayetlerimizi yalan sayanlar guruhunun sıfatı budur. Artık sen (Habibim) kıssayı (onlara) anlat. Belki iyice dusunurler

    [177] Ayetlerimizi yalanlayarak sırf kendilerine zulm etmekde olanlar guruhunun haali ne kotudur

    [178] Allah kime hidayet ederse o dogru yolu bulmusdur. Kimi de sapdırırsa onlar en buyuk zarara ugrayanların ta kendileridir

    [179] Andolsun ki biz cin ve insden bir cogunu cehennem icin yaratmısızdır. Onların kalbleri vardır, bunlarla idrak etmezler; gozleri vardır, bunlarla gormezler; kulakları vardır, bunlarla isitmezler. Onlar dort ayaklı hayvanlar gibidir. Hatta daha sapıkdırlar. Onlar gaflete dusenlerin ta kendileridir

    [180] En guzel isimler Allahındır. O halde Ona bunlarla dua edin. Onun isimlerinden egri (ve aykırı) yola gidenleri bırakın. Onlar, yapmakda olduklarının cezasına ugratılacaklardır

    [181] Yaratdıklarımızdan oyle bir ummet de vardır ki onlar hakka rehberlik ederler, adaleti de onunla (o dairede) tatbıyk ederler

    [182] Ayetlerimizi yalan sayanları biz bilmeyecekleri nokta (lardan derece derece (yavas yavas) helake yaklasdırırız

    [183] Ben onlara muhlet veririm. (Onların iplerini uzatıveririm!) Benim lutuf yuzunden kahrım (tahammul edilemeyecek kadar) cetindir

    [184] Onlar dusunmediler mi ki kendilerinin saahibinde delilik den hic bir (eser) yokdur. O, ilerideki tehlikeyi apacık haber verenden baska (bir zat) degildir

    [185] Onlar (Allahın) goklerde ve yerdeki o muazzam mulk-u saltanat (ın) a, Allahın yaratdıgı her hangi bir sey´e, belki ecellerinin yaklasmıs olduguna da hic bakmadılar mı? Artık bundan sonra hangi bir soze inanacaklar ki

    [186] Allah kimi sapdırırsa artık onu yola getirecek yokdur. O, bunları taskınlıgı icinde, ve serseri bir halde, bırakıverir

    [187] Kıyaametin subut (ve vukuu) nun ne zaman oldugunu sana sorarlar. De ki: «Onun ilmi ancak Rabbimin nezdindedir. Onun vaktini kendisinden baskası acıklayamaz. Goklere de, yere de agır basmısdır o. O, size (baska suretle degil) ancak ansızın gelir. Tam ma´nasiyle biliyormussun gibi sana (tekrar) onu sorarlar (Yine) de ki: «Onun ilmi ancak Allah karındadır. Fakat insanların cogu (bunu) bilmezler»

    [188] De ki: «Ben kendim icin, Allahın dilediginden baska, ne bir faide (yi celb etmi) ye, ne de bir zarar (ı savmıy) a muktedir degilim. Eger ben gaybı bilseydim elbet daha cok hayır yapmak isterdim ve bana hic bir fenalık da dokunmazdı. Ben iman edecek her hangi bir kavme (Baslarına gelecek) azabın habercisi, (Cennetin) mujdeci (si) olmakdan baska (bir sey) degilim»

    [189] O, sizi bir candan (Ademden) yaratan, bundan da, (gonlu) kendisine (yatıb) ısınsın diye, esini yapan Odur (Allahdır). Vakta ki o, (esini) ortub burudu, o da hafif bir yuk yuklendi de (bir muddet) bununla gidip geldi. Nihayet (gebeligi) agırlasınca ikisi de Rablerine soyle dua etdiler: «Eger bize duzgun (hilkati tam) bir cocuk verirsen andolsun ki her halde sukredenlerden olacagız»

    [190] Fakat (Allah) onlara duzgun (bir cocuk) verince kendilerine verdigi bu (cocuk) hakkında ona esler tutmıya basladılar. Onlar neyi es tutuyorlarsa Allah onlardan (munezzehdir) yucedir

    [191] Kendileri yaratılıb durmakda oldukları halde (bizzat) hic bir sey´i yaratamayan (putlar) ı (O yaradan Allaha) es mi kosuyorlar onlar

    [192] Halbuki bunlar o (tapanlara) hic bir suretle yardım edemeyecekler gibi kendi kendilerine bile yardım edemezler

    [193] Eger bunları (putları) dogru yolu gostermiye cagırırsanız size uymazlar. Onları (musrikleri) ha da´vet etmissiniz, ha (etmeyib) susmussunuz, size karsı (durumları) birdir

    [194] (Ey kafirler) Allahı bırakıp tapdıgınız (putlar) da sizin gibi kullardır. Eger (davanızda) dogrucu iseniz haydi onları cagırın da size icabet etsinler

    [195] Onların yuruyecekleri ayakları mı, yoksa tutacakları elleri mi, yahud gorecekleri gozleri mi, yoksa isidecekleri kulakları mı, (nesi) var? (Habibim) de ki: «Cagırın ortaklarınızı, sonra bana (istediginiz) tuzagı kurun da soyle bir goz bile acdırmayın bana»

    [196] Cunku benim velim, o kitabı indiren Allahdır ve O, butun saalihlere de velilik ediyor

    [197] Sizi Onu (Allahı) bırakıb tapdıklarınızın ise sizin imdadınıza yetismiye gucleri yetmedigi gibi (hatta) kendilerine de mededleri dokunmaz

    [198] Eger onları dogru yolu gostermiye cagırsanız duymazlar. Onları sana bakar gorursun. Halbuki gormezler de onlar

    [199] (Habibim) sen (gudugu degil) kolaylıgı (saglayan yolu) tut. Iyiligi emret. Cahillerden yuz cevir

    [200] Eger seytandan bir fit (gelib) seni durterse hemen Allaha sıgın. Cunku O, hakkıyle isidici, tam bilicidir

    [201] Takvaya erenler (yok mu?) onlara seytandan her hangi bir arıza ilisdigi zaman (Allahın emr veya nehy etdigi seyleri) iyice dusunurler, bir de bakarsın ki onlar (hakıykatı) gorup bilmislerdir bile

    [202] (Seytanların) kardesleri (olan kafirleri) ise bunlar sapıklıga surerler, sonra da (bir daha yakalarını) bırakmazlar

    [203] Onlara (istedikleri) bir ayet gelmedigi vakit derler ki: «(Kendinden derib) onları toplasaydın ya!». De ki: «Rabbimden bana ne vahy olunursa ben ancak ona uyarım. Bu (Kur´an ayetleri, kalblerinize) Rabbinizden (acılan) gozlerdir, iman edecek bir kavm icin (mahz-ı) hidayet ve rahmetdir»

    [204] Kur´an okundugu zaman derhal onu dinleyin, susun. Taki (Allahın rahmetiyle) esirgenmis olasınız

    [205] Rabbini, icinden, yalvararak, ve korkarak, (fakat) yuksek olmayan bir sesle sabah ve aksam an. Gaafillerden olma

    [206] Subhe yok ki Rabbinin katındaklier ona kulluk etmekden asla kibirlenmezler, onu tesbih ve yalınız ona secde ederler

    Enfâl

    Surah 8

    [1] (Habibim) sana harb ganimetleri (nin hukmunu) sorarlar. De ki: «(Bu) ganimetler Allahın ve Resulunundur. O halele (tam) mu´minlerseniz Allahdan korkun, (ihtilafa dusmeyib) aranızı duzeltin, Allaha ve peygamberine Itaat edin

    [2] Mu´minler ancak onlardır ki Allah anıldıgı zaman yurekleri titrer, karsılarında ayetleri okununca (bu), onların imanını artırır, onlar ancak Rablerine dayanıb guvenirler

    [3] (Mu´minler) onlardır ki namazı dosdogru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdigimizden (Allah yolunda) harcarlar

    [4] Iste onlar gercek mu´minlerin ta kendileridir. Rableri katında dereceler, yarlıganma ve sayısı bitmez, muddeti tukenmez rızk (hep) onlarındır

    [5] («Bedir» ganimetlerinin taksiminden ba´zıları nasıl hoslanmadılarsa) Rabbin seni hak ugrunda evinden (harbe) cıkardıgı zaman da (hal boyle idi.) Cunku mu´minlerden bir zumre muhakkak ki isteksizdirler

    [6] Hak apacık meydana cıkdıkdan sonra bile onlar bu hususda, sanki gozleri gore gore olume suruluyorlarmıs gibi, seninle mucadele ediyorlardı

    [7] Hani Allah size iki taaifeden birinin muhakkak sizin oldugunu va´dediyordu, siz ise kuvvetli ve silahı bulunmayanın kendinizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da emirleriyle hakkı acıga vurmayı, kafirlerin arkasını kesmeyi irade buyuruyordu

    [8] Bunun hikmeti su idi: (Allah) o gunahkar (musrik) ler istemese de hak (olan muslumanlıg) ı paydar edecek, baatıl (olan sirk) i de ibtal buyuracakdı

    [9] Hani siz Rabbinizden imdad istiyordunuz da O da: «Muhakkak ki ben size meleklerden birbiri ardınca bin (lercesi) ile imdad ediciyim» diyerek duanızı kabul buyurmusdu

    [10] Allah bunu (baska sebeble degil) ancak bir mujde (olsun), kalbleriniz o sayede oturaklassın diye yapmısdı. (Yoksa) Allahın katından baskasından hic bir yardım yokdur. Subhesiz ki Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [11] O, size o vakit kendisinden bir eminlik olmak uzere hafif bir uyku buruyordu. Sizi tertemiz yapmak, sizden seytanın murdarlıgını gidermek, kalblerinize rabıta vermek, ayakları (nızı) pekisdirmek icin de gokden ustunuze bir su indiriyordu

    [12] Hani Rabbin meleklere: «Subhesiz ki ben sizinle beraberim. Haydi iman eden (o mucahid) lere sebat ilham edin» diye vahyediyordu. «Ben, kafirlerin yureklerine korku salacagım. (Ey mu´minler) hemen vurun boyunlarının ustune, vurun onların her bir parmagına» (diyordu)

    [13] Bunun sebebi sudur: Cunku onlar Allaha ve Resulune karsı geldiler. Kim Allaha ve Resulune karsı gelirse Allahın cezası cidden cetindir

    [14] Iste bunu gordunuz ya: Simdi tadın onu! Kafirlere bir de (cehennem) ates (in) in azabı vardır

    [15] Ey iman edenler, toplu bir halde kafirlerle karsılasdıgınız zaman onlara arkalarınızı donmeyin (kacmayın)

    [16] Tekrar muhaarebe icin bir tarafa cekilenin, yahud diger bir fırkaya ulasıb mevki´ tutanın haali mustesna olmak uzere kim oyle bir gunde onlara arka cevirirse o, muhakkak ki Allahın gazabına ugramısdır. Onun yurdu cehennemdir. O, ne kotu bir sonucdur

    [17] Onları siz oldurmediniz, fakat Allah oldurdu onları. Atdıgın zaman da (Habibim) sen atmadın, ancak Allah atdı. (Ve bunu) mu´minleri kendinden guzel bir (ni´met) imtihan (ı) ile denemek icin (yapdı). Subhesiz ki Allah hakkıyle isiden, kemaliyle bilendir

    [18] Bu boyledir. Subhesiz ki Allah kafirlerin tuzaklarını yıpratıcıdır

    [19] Eger siz (ey kafirler) feth (-u zafer) istiyor idiyseniz iste o feth size gelmisdir. Eger (bundan) vaz gecerseniz bu, sizin icin daha hayırlıdır. Eger (tekrar muhaarebeye) donerseniz biz de doneriz. Cemaatiniz cok da olsa sizden hic bir sey´i asla def´edemez. Cunku Allah mu´minlerle beraberdir

    [20] Ey iman edenler, Allaha ve Resulune itaat edin. Kendiniz (Kur´anı) dinleyib dururken ondan yuz cevirmeyin

    [21] Ve kendileri dinlemedikleri halde «Dinledik» diyenler gibi olmayın

    [22] Cunku yerde yuruyen hayvanların Allah katında en kotusu (hakkı) akıllarına sokmaz (ve hakkı duyup soylemez olan) sagırlar ve dilsizlerdir

    [23] Eger Allah onlarda bir hayır gorseydi elbette onlara duyurur (hayrı kulaklarına sokar) dı. (Bu hallerinde) kulaklarına soksaydı bile yine onlar muhakkak ki (hakdan) yuz cevirici olarak arkalarına donerlerdi

    [24] Ey iman edenler, sizi, size hayaat verecek seylere da´vet etdigi zaman Allaha ve Resuline icabet edin. Bilin ki subhesiz Allah kisi ile kalbi arasına girer ve siz hakıykaten yalınız Ona donub toplanacaksınızdır

    [25] Bir de oyle bir fitneden sakının ki o, icinizden yalınız zulmedenlere catmaz (ammeye de sirayet ve hepsini perisan eder). Hem bilin ki Allah, subhesiz azabı cetin olandır

    [26] O zamanı da hatırlayın ki siz yer yuzunde azlıkdınız, aciz tanıtanlardınız. Halkın sizi tutup kapmasından korkuyordunuz. (Iste bu halde iken Allah) sizi, ev bark saahibi yapdı, yardımıyle kuvvetlendirdi, size en temiz ve guzel seylerden rızık verdi. Taki sukredesiniz

    [27] Ey iman edenler, Allaha ve o peygambere haainlik etmeyin. Siz, kendiniz bilib dururken, kendi emanetlerinize haainlik eder misiniz

    [28] Bilin ki mallarınız da, evladlarınız da ancak birer imtihandır, (asıl) buyuk mukafat ise subhesiz Allah kalındadır

    [29] Ey iman edenler, eger Allahdan korkarsanız O, size iyi ile kotuyu ayırd edecek (bir marifet ve nur) verir, suclarınızı orter, sizi yarlıgar. Allah buyuk lutf-u inayet saahibidir

    [30] Hani bir zaman o kufredenler seni tutub baglamaları, ya seni oldurmeleri, yahud seni (yurdundan zorla) cıkarmaları icin sana tuzak kuruyor (lar) di. Onlar bu tuzagı kurarlarken Allah da onun karsılıgını yapıyordu. Allah tuzak kuranlara mukaabele edenlerin en hayırlısıdır

    [31] Onlara ayetlerimiz okunurken soyle dedilerdi: «Isitdik. Eger dilersek biz de elbet bunun benzerini soyleriz! Bu, eskilerin masallarından barka (bir sey) degildir!»

    [32] Hani bir zaman da: «Ey Allah, eger bu, Senin katından (gelmis) hak (kitab) ın kendisi ise durma bizim ustumuze gokden tas yagdır, yahud bize (daha) acıklı bir azab getir» demislerdi

    [33] Halbuki sen iclerinde iken (Habibim), Allah onları azablandırıcı degildi. Onlar istigfar ederlerken de Allah yine onları azablandırıcı degildir

    [34] (Sen iclerinden cıkdıkdan sonra) Allah onlara ne diye azab etmeyecek? Onlar mescid-i haramdan, kendileri ona (onun hizmetine) ehil olmadıkları halde, men´edib duranlardır. O (hizmete) takvaaye erenlerden baskaları onun ehilleri degildir. Fakat onların pek cogu (bunu) bilmezler

    [35] Onların Beyt (-i serif) huzurundaki duaları ıslık calmakdan, el cırpmakdan baska bir sey degildir. (Ey kafirler) devam edegeldiginiz o kufrunuzden dolayı tadın artık azabı

    [36] Kufredenler, subhe yok ki, mallarını (halkı) Allah yolundan alıkoymaları icin harcarlar. Ko harcasınlar onları! Nihayet bu, onlara bir yurek acısı olacakdır. Sonra da maglub olacaklardır. Kufr (unde inad) edenler (ise) en son cehenneme suruleceklerdir

    [37] ki Allah, murdarı (kafiri) temizden (mu´minden) ayırd etsin, murdarı birbiri ustune koyub topunu birden yıgsın da onu cehenneme atsın. Onlar, en buyuk zarara ugrayanların ta kendileridir

    [38] (Habibim), o kufredenlere soyle ki eger (sana dusmanlıkdan) vazgecerlerse gecmis (gunahları) yarlıganacakdır, eger (muhaarebeye) donerlerse (kendilerinden) evvelki (ummet) ler (e tatbıyk edilen ilahi) kaanun (un hukmu) muhakkak suretde devam etmis olacakdır

    [39] (Yer yuzunde) bir fitne kalmayıncaya ve din tamamiyle Allahın oluncaya kadar onlarla muhaarebe edin. Eger vaz gecerlerse (onları bırakın). Subhesiz ki Allah, ne yapacaklarını hakkıyle gorucudur

    [40] Eger yuz cevirirlerse (korkmayın). Bilin ki Allah sizin mevlanızdır. Ne guzel mevladır, ne guzel yardımcıdır O

    [41] Eger Allaha (iman etmis), hak ile baatılın ayrıldıgı gun, iki ordunun birbirine kavusdugu (Bedir) gun (u) kulumuz (Muhammed) e indirdigimiz (ayetler) e inanmıssanız, bilin ki, ganimet olarak aldıgınız her hangi bir sey´in mutlakaa besde biri Allahın, Resulunun, hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcunundur. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [42] O vakit siz vadinin yakın bir kenarında idiniz, onlar (dusmanlar, aynı yerin) en uzak bir kıyısında, (Mekkelilerin) kervan (ı) ise (sizin) daha asagı (nız) da (ki sahil tarafında) idiler. Eger boyle muayyen bir yerde bulusmak hususunda sozlesmis olsaydınız muhakkak ki ihtilaf ederdiniz. Fakat islenmesi gerekli olan emri yerine getirmek icin (Allah boyle yapdı). Taki helak olan kisi apacık bir delil (i gaziyle gorduk) den sonra helak olsun, diri kalan kisi de yine apacık delili (gozuyle) gorerek hayatda kalsın. Subhesiz ki Allah hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [43] Hani Allah onları uykunda sana az gosteriyordu. Eger onları sana cok gosterseydi elbette cekinecekdiniz ve is hakkında elbette cekisirdiniz. Fakat Allah (bundan sizi) kurtardı. Cunku O, hic subhesiz goguslerin icini ve ozunu bilendir

    [44] Hani karsılasdıgınız zaman (Allah) onları gozlerinizde az gosteriyor, sizi de onların gozlerinde azaltıyordu. Cunku Allah islenmesi gereken emri yerine getirecekdi. (Butun) isler ancak Allaha dondurulur

    [45] Ey iman edenler, (harbeden) bir (dusman) topluluguna caldıgınız vakit sebat edin ve Allahı cok anın. Taki umdugunuza kavusasınız

    [46] Allaha ve Onun Resulune itaat edin. Birbirinizle cekinmeyin. Sonra korku ile za´fa dusersiniz, ruzgarınız (kesilib) gider. Bir de sabr(-u sebat) edin (katlanın). Cunku Allah sabredenlerle beraberdir

    [47] Yurdlarından calım satarak, insanlara gosteris yaparak cıkanlar (halkı) Allahın yolundan (hak dininden) men´edenler gibi olmayın. Onlar ne yaparlarsa (hepsini) Allah (ilmi ve kudreti ile) cepcevre kusatıcıdır

    [48] O zaman seytan onların yapdıklarını suslemis ve soyle demisdi: «Bugun insanlardan size galebe edecek (hic bir kuvvet) yokdur. Ben de sizin muhakkak yardımcınızım». Vaktaki iki ordu (karsı karsıya) gorundu, «Ben sizden kat´iyyen uzagım. Gercek ben sizin goremeyeceginizi goruyorum. Ben Allahdan korkarım elbet! Allah ukuubetinde cok siddetlidir» dedi, iki topugu ustune (tabana kuvvet) kacdı

    [49] O zaman munafıklarla yureklerinde maraz bulunanlar soyle diyordu: «Bunları (muslumanları) dinleri aldatdı». Halbuki kim Allaha dayanıb guvenirse hic subhesiz Allah mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [50] Melekler, o kafirlerin yuzlerine ve arkalarına vura vura ve «Tadın cehennem azabını» (diye diye) canlarını alırken gormeliydin

    [51] Bunun sebebi, ellerinizin once yapdıgıdır, bir de Allahın, kullarına hakikaten zulumkar olmadıgıdır

    [52] (Bunların gidisi) Fir´avn haanedaniyle onlardan evvelkilerin gidisi gibidir. Onlar Allahın ayetlerini (inkar ile) kafir olmuslardı da O da kendilerini, gunahları yuzunden, yakalamısdı. Cunku Allah en buyuk kuvvetin saahibidir, cezası pek cetindir

    [53] Bunun hikmeti sudur: Bir kavm nefislerinde olan (iyi haali) degistirinceye kadar Allah onlara ihsan ettigi ni´meti degisdirici degildir ve subhesiz ki O, (her sey´i) hakkıyle isidicidir, kemaliyle bilicidir

    [54] (Evet bunların Haali) Fir´avn haanedaniyle onlardan evvelkilerin gidisi gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalan saymıslardı da biz de, gunahları yuzunden, kendilerini helak etmis, Fir´avn haanedanını suda bogmusduk. (Bunların) hepsi zaalimdiler

    [55] Yer yuzunde yuruyen hayvanların Allah katında en kotusu subhesiz ki kafir olanlardır. Artık onlar iman etmezler

    [56] Onlar, iclerinden kendileriyle muaahede etdigin kimselerdir ki (muaahededen) sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar da

    [57] Onun icin eger bunları harbde muhakkak yakalarsan onlar (a yapacagın ceza) ile arkalarında (ahdi bozacak) kimseleri de urkut. Me´muldur ki (onlar da) iyice ibret alırlar

    [58] Eger (muaahede eden) bir kavmin haainligini (ahdine sadakatsizligini anlayarak bu cihetden) kat´i endiseye dusersen (evvela) hak ve adalet uzere (keyfiyyeti) kendilerine (bildir ve ahidlerini) at. Cunku Allah haainleri sevmez

    [59] O kufredenler (yakalarını kurtarıb) gecdiklerini ve (sizi) aciz bırakacaklarını asla zannetmesin (ler)

    [60] Siz de onlara (dusmanlara) karsı gucunuzun yetdigi kadar kuvvet ve (cihad icin) baglanıb beslenen atlar hazırlayın ki bununla (bu hazırlanma ile) Allahın dusmanı ve sizin dusmanınız (olanlar) ı ve bunlardan baska sizin bilemeyib de Allahın bildigi digerlerini korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız (ecri) size eksiksiz odenir ve siz asla haksızlıga ugratılmazsınız

    [61] Eger (dusmanlar) barısa meylederlerse sen de ona yanas ve Allaha guvenib dayan. Cunku her sey´i hakkıyle isiden, kemaliyle bilen bizzat Odur

    [62] Eger sana hıylekarlık yapacakları (tutarsa, bunu) dilerse muhakkak ki sana Allah yetisir. O, seni yardımıyle ve mu´minlerle destekleyen

    [63] ve onların gonullerine sevgi verib birlesdirendir. Sen yer yuzunde olan (her) sey´i topdan harcamıs olsan yine onların gonullerini (boyle) birlesdiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulub kaynasdırdı. Cunku O, mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [64] Ey peygamber, sana da, mu´minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter

    [65] Ey peygamber, mu´minleri harbe tesvik et. Eger icinizden sabr-u sebata malik yirmi (kisi) bulunursa onlar iki yuze galebe ederler. Eger sizden yuz (kisi) olursa kafirlerden binini yener. Cunku onlar anlamazlar guruhudur

    [66] Simdi Allah sizden (yuku) hafifletdi. Bildi ki size muhakkak bir za´f vardır. O halde eger icinizden (azimli) sabırlı yuz (kisi) olursa iki yuzu yenerler, eger, sizden bin (kisi) olursa iki bine galebe calarlar, Allahın izniyle. Allah sabr-u sebat edenlerle beraberdir

    [67] Hic bir peygamberin yer yuzunde agır basıb (harb edib) zaferler kazanıncaya kadar (muhaarib dusmandan) esirler alması (vaaki) olmamısdır. Siz gecici dunya malını arzu ediyorsunuz. Halbuki Allah ahireti (daha cok ahiret sevabını kazanmanızı, ahireti dusunmenizi) ister. Allah azizdir (dostlarını dusmanları uzerine gaalib kılandır), hakimdir (her haale layık olanı hakkıyle ve hikmetiyle bilendir)

    [68] Eger Allahın gecmis bir yazısı olmasaydı aldıgınız (fidye) de size her halde buyuk bir azab dokunurdu

    [69] Artık elde etdiginiz ganimetden halal ve hos olarak yeyin. Allahdan korkun. Subhesiz ki Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [70] Ey peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: «Eger Allahın ezeli ilmine gore yureklerinizde bir hayır (iman ve ihlas) varsa O, size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi yarlıgar da. Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [71] Eger sana haainlik etmek isterlerse... Onlar daha evvel Allaha da haainlik etmislerdir de O, sana kendilerine karsı imkan ve kudret vermisdi. Allah (her sey´i) hakkıyle bilicidir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [72] Iman edib hicret edenler, Allah yolunda bulunanlar, canlariyle cihadda bulunanlar, (muhacirleri) barındırıb yardım edenler (yok mu?), iste onlar birbirinin (mirasda) velileridir iman getirib de hicret etmeyenlere ise, hicret edecekleri zamana kadar, sizin onlara hic bir sey ile velayetiniz yokdur. (Bununla beraber) eger onlar din hususunda sizden yardım isterlerse yardım etmek ustunuze borcdur. Su kadar ki sizinle aralarında muaahede bulunan bir kavm aleyhinde degil. Allah yapacaklarınızı hakkıyle gorucudur

    [73] Kafir olanlar bile birbirinin yardımcılarıdır. Eger siz bunu yapmazsanız yer yuzunde bir fitne ve buyuk fesad olur

    [74] Iman edib de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, barındıranlar, yardım edenler: Iste gercek mu´min olanlar bunlardır. Magfiret ve ucsuz bucaksız rızık da onlarındır

    [75] Henuz iman edin de hicret ve sizinle beraber cihad edenler (e gelince): Onlar da sizdendir. Hısımlar Allahın kitabınca birbirine daha yakındırlar. Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    Tevbe

    Surah 9

    [1] Musriklerin icinden (kendileriyle) muaahede etdiklerinize Allahdan ve Resulunden bir ultumatomdur (bu)

    [2] (Ey musrikler, haydi) yer yuzunde dort ay daha (guvenlikle) dolasın. Bilin ki siz Allahı aaciz bırakabilecekler degilsiniz. Allah her halde kafirleri (diledigi zaman) rusvay edicidir

    [3] Ve (bu), hacc-ı ekber gunu Allahdan ve Resulunden insanlara (soyle) bir i´lamdır: Allah ve Resulu musrikler (i himaye etmek) den artık kat´iyyen uzakdır. (Bununla beraber) eger (kufurden ve muaahedelere haainlik etmekden) tevbe ve rucu ederseniz bu, sizin icin hayırlıdır. Eger (yine) yuz cevirirseniz, (sunu) bilin ki, subhesiz, siz Allahı aaciz bırakabilecek degilsiniz. O kufredenlere (Allahı ve peygamberi tanımayanlara) acıklı bir azabı mujdele

    [4] Muaahede yapdıgınız musriklerden size (ahidierinin sartlarında) hicbir sey eksiklik yapmamıs, aleyhinizde (dusmanlarınızdan) hic bir kimseye yardım etmemis olanlar (bu hukumden) mustesnadır. O halde onların muddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamamlayın. Cunku Allah (haksızlıkdan) sakınanları sever

    [5] (Dokunulması) haram olan o aylar cıkdıgı zaman artık o musrikleri, onları nerede bulursanız, oldurun, onları (esir olarak) yakalayın, onları habsedin, onların butun gecid yerlerini tutun. Eger tevbe ederler, (tevbelerini ve imanlarını tasdıyk icin) namaz kılarlar, zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Cunku Allah cor yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [6] Eger (kendilerine tearruz edilmesi emrolunan) musriklerden biri senden aman dilerse ona aman ver. Taki Allahın kelamını dinlesin. Sonra onu emin oldugu yere kadar (selametle) ulasdır. Cunku onlar (hakıykatı) bilmeyen bir kavmdir

    [7] O musriklerin Allah yanında, resulu yanında nasıl bir ahdi olabilir? Mescid-i haraamın yanında muaahede etdikleriniz mustesnadır. O halde bunlar size karsı (ahidlerine sadakat hususunda) dogrulukla haraket ederlerse siz de kendilerine oylece dogrulukla muamele edin. Subhesiz ki Allah (ahde vefasızlıkdan) sakınanları sever

    [8] (Onların) nasıl (ahdi olabilir) ki eger size galebe ederlerse hakkınızda ne bir yemin, ne de bir vecibe gozetib tanımazlar. Sizi agızlariyle (guya) hosnud ederler, (fakat) kalbleri dayatır. Onların cogu faasık (adam) lardır

    [9] Onlar Allahın ayetleri mukaabilinde az bir bahayı satın aldılar da onun yolundan (halkı zorla) men´etdiler. Hakıykat, onların yapa geldikleri seyler ne kotudur

    [10] Onlar bir mu´min hakkında ne bir yemin, ne de bir vecibe gozetib tanımazlar. Onlar taskınların ta kendileridir

    [11] (Bununla beraber) eger tevbe ve rucu ederler, namaz kılarlar, zekat verirlerse artık dinde kardeslerinizdir onlar. Biz ayetleri bilecek bir kavm icin acıklarız

    [12] Eger ahidlerinden sonra yine andlarını bozarlar ve dininize saldırırlarsa kufrun onderlerini hemen oldurun. Cunku onlar (hakıykatda) andları olmayan adamlardır. (Bu suretle) umabilirsiniz ki (onlara tabi olanlar) vaz gecerler

    [13] (Ey mu´minler,) andlarını bozan, o peygamberi surub cıkarmayı kuran ve bununla beraber ilk defa da sizinle kendileri (muhaarebeye) baslayan bir kavm ile dogusmez misiniz? Onlardan korkacak mısınız? Eger (gercekden) inanmıs kimselerseniz kendisinden korkmanıza daha cok layık olan bir Allah vardır

    [14] Onlarla muhaarebe edin ki Allah sizin ellerinizle onları azablandırsın, onları rusvay etsin, size onlara karsı nusret versin, mu´minler zumresinin goguslerini ferahlandırsın

    [15] Ve kalblerindeki gazabı gidersin. Allah kimi dilerse ona tevbe nasıyb eder. Allah hakkıyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir O

    [16] Yoksa siz (kendi haalinize) bırakılıvereceginizi, icinizden cihad edenleri, Allahdan, Resulunden ve mu´minlerden baskasını sır dostu edinmeyenleri Allahın bilmedigi (Onun ugrundaki fedakarlıklarınızın mukafatsız kalacagını) mı sandınız? Allah, ne yaparsanız (hepsinden) haberdardır

    [17] Allaha es kosanların, kendi kufurlerine bizzat kendileri sahid iken, Allahın mescidlerini i´mar etmelerine (ehliyyetleri) yokdur. Onların (hayır namına) butun yapdıkları bosa gitmisdir ve onlar atesde ebedi kalıcıdırlar

    [18] Allahın mescidlerini ancak Allaha ve ahiret gunune iman eden, namazı dosdogru kılan, zekatı veren ve Allahdan baskasından korkmayan kimseler i´mareder. iste dogru yola ermislerden olmaları umulanlar bunlardır

    [19] Siz hacı sakalıgını, mescid-i haraamın i´marını Allaha, ahiret gunune inanan, Allah yolunda cihad eden kimse (lerin amelleri) gibi mi tutdunuz? Bunlar (bu iki sınıf) Allah yanında bir olmazlar. Allah zaalimler guruhuna hidayet vermez

    [20] Iman edenlerin, hicret edenlerin, Allah yolunda mallariyle, canlariyle savasanların Allah yanında derecesi cok buyukdur. Kurtulusa (dunya ve ahiret seaadetine) erenler de iste onların ta kendileridir

    [21] Rableri onlara rahmetini, rızaasını, onlara iclerinde tukenmez ve ebedi bir naim (ni´met) bulunan cennetleri mujdeler

    [22] Onlar orada ebedi ve sermedi kalıcıdırlar. Cunku Allah katında buyuk ecir (ve mukafatlar) vardır muhakkak

    [23] Ey iman edenler, babalarınızı, kardeslerinizi — eger kufru sevib Onu iman uzerine tercih ediyorlarsa — veliler edinmeyin. Icinizden kim onların velilikleri altına girerse onlar zaalimlerin ta kendileridir

    [24] De ki: «Eger babalarınız, ogullarınız, kardesleriniz, esleriniz, kabileniz, elinize gecirdiginiz mallar, kesad (a ugramasın) dan korka geldiginiz bir ticaret ve hosunuza gitmekte olan meskenler size Allahdan, Onun peygamberinden ve Onun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allahın emri gelinceye kadar bekleye durun. Allah faasıklar guruhunu hidayete erdirmez

    [25] Andolsun ki Allah bir cok (savas) yerler (in) de ve Huneyn gununde size yardım etmisdir. (O Huneyn gununde ki) coklugunuz o zaman size ucub vermisdi de bu, size (gelecek kazaadan) bir sey´i gidermiye yaramamısdı. Yer yuzu, o genisligine ragmen, basınıza dar gelmisdi. Nihayet (bozularak) gerisin geri donub gitmisdiniz

    [26] Sonra Allah; resulu ile mu´minlerin uzerine sekinetini (kuvve-i ma´neviyyesini) indirdi, gormediginiz (melek) orduları (nı) indirdi ve kafirleri azablandırdı. Bu, o kafirlerin cezası idi

    [27] Sonra Allah bunun ardından kimi dilerse onun tevbesini kabul eder. Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [28] Ey iman edenler, musrikler ancak bir necisdir. Onun icin bu yıllarından sonra onlar mescid-i haraama yaklasmasınlar. Eger fakirlikden korkarsanız, Allah dilerse, sizi yakında kendi fazlından zenginlesdirir. Cunku Allah, gercek bilicidir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [29] Kendilerine kitab verilenlerden ne Allaha, ne ahiret gunune inanmayan, Allahın ve peygamberinin haraam etdigi seyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle, zelil ve hakıyr kendi el (ler) iyle cizye verecekleri zamana kadar, muhaarebe edin

    [30] Yahudiler «Uzeyr Allahın ogludur» dedi (ler), Hıristiyanlar da «Mesih» (isa) Allahın ogludur» dedi (ler). Bu, onların agızlariyle (geveledikleri cahilce) sozleridir ki (bununla guya) daha evvel kufredenlerin sozlerini taklid ediyorlar. Hay Allah kahredesi adamlar! (Hakdan baatıla) nasıl da donduruluyorlar

    [31] Onlar, Allahı bırakıb bilginlerini, rahiblerini, Meryemin oglu Mesihi Tanrılar edindiler. Halbuki bunlar da ancak bir olan Allaha ibadet etmelerinden baskasıyle emr olunmamıslardır. Ondan baska hic bir Tanrı yok. O, bunların es tutageldikleri her seyden munezzehdir

    [32] Dilerler ki Allahın nuurunu agızlariyle (puf deyib) sondursunler. Halbuki Allah kendi nuurunu kendisi tamamlamakdan (ila etmekden) baskasına raazi olmaz. Isterse kafirler hos gormesin

    [33] O, resulunu hidayetle, hak din ile — (sırf) o dini her dine gaalib kılmak icin — gonderendir, isterse musrikler hos gormesin

    [34] Ey iman edenler, su muhakkak ki, (Yahud) bilginleri (ni) n ve (Hıristiyan) rahibleri (ni) n bir cogu baatıl (sebebleri) le insanların mallarını yerler, (onları) Allahın yolundan men ederler. Altını ve gumusu yıgıb ve birikdirib de onları Allah yolunda harcamayanlar (yok mu?) iste bunlara pek acıklı bir azabı mustula

    [35] O gun ki bunlar, uzerlerinde (yakılacak) cehennem atesinin icinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, bogurleri ve sırtları bunlarla daglanacak, «Iste bu, (denilecek), nefisleriniz icin toblayıb sakladıklarınız! Artık saklayıb istifcilik etdiginiz bu nesneleri (n acısını haydi) tadın!»

    [36] Hakıykatde ayların sayısı Allah yanında, Allahın kitabında — ta gokleri ve yeri yaratdıgı gunden beri — on iki aydır. Onlardan dordu haraam olanlardır, iste bu en dogru hesabdır. O halde (bilhassa) bunlarda (o haram aylarda) nefislerinize zulmetmeyin. (Bununla beraber) musrikler sizinle nasıl topyekun harb ederlerse siz de onlarla topyekun harb edin. Bilin ki Allah, (fenalıkdan) sakınanlarla beraberdir

    [37] (Haram ayları) gecikdirmek ancak kufurde bir artıs (sebebedir. Onunla kafirler sasırtılır, onlar bunu bir yıl halal, bir yıl haram sayarlar ki Allahın haram kıldıgına sayıca uysunlar da (varsın) Allahın haram etdigini halal kılmıs olsunlar! Bu suretle de onların amellerinin kotulugu kendilerine suslenib guzel gosterildi. Allah o kafirler guruhunu hidayete erdirmez

    [38] Ey iman edenler, ne oldunuz ki size: «Allah yolunda elbirlik gazaye cıkın» denildigi zaman yere (mıhlanıb) agırlasdınız? Ahiretden (vaz gecib yalınız) dunya hayaatına mı raazi oldunuz? Fakat bu dunya hayaatının faidesi ahiretin yanında pek azdır

    [39] Eger (emrolundugunuz bu cihada) elbirlik cıkmazsanız (Allah) sizi pek acıklı bir azaba ducar eder, yerinize sizden baska (itaatli) bir kavmi getirir. Siz Ona hic bir seyle zarar yapamazsınız. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [40] Eger siz ona (Resulume) yardım etmezseniz (hatırlayın o demleri ki) kafirler onu (Mekkeden) cıkardıkları (hicretine sebeb oldukları) zaman bizzat Allah ona yardım etmisdi. (Yine de O, nusretini esirgemez. O demler oyle demlerdi ki Resulullah ancak) ikinin ikincisinden ibaretdi (Hakdan baska mededkar! yokdu. O zaman onlar («Sevr» dagının tepesindeki) magaradaydılar. Peygamber, o vakit arkadasına (Ebu Bekir-is Sıddıyka): «Tasalanma. Allah, hic subhe yok, bizimle beraberdir» diyordu. Allah o (arkadası) nın uzerine (kalbine) sekinetini (kuvve-i ma´neviyyesini) indirmis, onu (Habibini) gormediginiz (ma´nevi) ordularla te´yid etmis, kafirlerin kelimesini (kufurlerini) alcaltmısdı. Allahın kelimesi (tevhid kelimesi) ise, o cok yucedir. Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [41] (Ey mu´minler) sizler gerek hafif, gerek agırlıklı olarak elbirlik (savasa) cıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihadedin. Eger bilirseniz bu, sizin icin cok hayırlıdır

    [42] Eger (davet olundukları sey) yakın (ve dunyevi) bir menfeat, orta bir sefer olsaydı elbette senin arkana duserlerdi. Fakat mesakkatle kat edilecek olan mesafe) onlara uzak geldi. (Bununla beraber) onlar (sen «Tebuk» den donunce): «Eger gucumuz yetseydi her halde biz de sizinle beraber cıkardık» (diye) Allaha yemin edeceklerdir. Bunlar (bu suretle) kendilerini helake suruklerler. Allah biliyor ki onlar hic subhesiz ve muhakkak yalancıdırlar

    [43] Hay Allah aafiyet veresice, su (ozrunde) saadık olanlar sana besbelli oluncaya ve sen o yalancıları bilinceye kadar, neden izin verdin onlara

    [44] Allaha ve ahiret gunune iman etmekde olanlar mallariyle, canlariyle cihad etmeleri hususunda senden izin istemez (ler). Allah takvaa saahiblerini cok iyi bilendir

    [45] Senden ancak Allaha ve ahiret gunune inanmaz, kalbleri sek ve subheye dusub de kendilerini o subhelerinin icinde sasırıb bocalar kimseler izin isterler

    [46] Eger onlar (harbe) cıkmak isteselerdi elbet bunun icin bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranmalarını cirkin gordu de kendilerini (korkaklıkları ve tenbellikleri yuzunden evlerinde) alıkoydu. Onlara: «Oturun oturanlarla beraber» denildi

    [47] Eger icinizde onlar da (savasa) cıksalardı sizde ser ve fesadı artırmakdan baska bir sey yapmazlar, aranıza muhakkak ki fitne sokmak isteyerek (bozgunculuga) kosarlardı. Icinizde onlara iyice kulak verecekler de vardır. Allah o zaalimleri cok guzel bilendir

    [48] Andolsun ki onlar bundan evvel de fitne (ve fesad) aramıslar, senin hakkında bir takım isler (dolablar) cevirmislerdi. Nihayet Hak (nusret ve te´yid-i ilahi) geldi. Allahın emri (dini), onların fenalarına gitmesine ragmen, zuhur ve galebe etdi

    [49] Onlardan kimi de: «Bana izin ver, beni fitneye (isyana ve muhaalefete) dusurme» diyeceklerdir. Haberin olsun ki onlar zaten fitne cukuruna dusmuslerdir. Cehennem ise o kafirleri her halde ve her halde cepcevre kusatıcıdır

    [50] Eger sana bir iyilik isaabet ederse bu, (mudhis hasedlerinden dolayı) onların fenasına gider. Sayed sana bir musiybet erisirse «Biz derler, daha onceden (ihtiyat) tedbirimizi almısızdır» ve onlar boburlene boburlene donub giderler

    [51] De ki: «Allahın bizim icin yazdıgından baskası asla bize erismez. O, bizim mevlamızdır. Onun icin mu´minler yalınız Allaha guvenib dayanmalıdır»

    [52] De ki: «Siz bizde iki guzelligin birinden baskasını mı gozetiyorsunuz? Halbuki biz Allahın size ya kendi katından, yahud bizim elimizle bir azab getirecegini bekliyoruz. Haydi siz (bizim akıbetimizi) gozetleye durun, biz de sizinle beraber (kendi feci´ akıbetlerinizi) bekleyiciyiz»

    [53] De ki: «Gerek gonul rızaasıyla harcedin, gerek istemeyerek (verin). Sizden (cıkan) hic bir (nafaka) kat´iyyen kabul olunmayacakdır. Cunku siz (Allah yolunda cihaddan geri kalmak suretiyle) faasıklar guruhu (na iltihak etmis) oldunuz»

    [54] Nafakalarının onlardan kabul edilmesini men´eden de (baskası degil) onların Allaha ve resulune kufretmeleri, namaza ancak usene usene gelmeleridir. Onlar istahsız olmadıkca da harcamazlar

    [55] Artık (Habibim) onların ne malları, ne evladları seni imrendirmesin. Allah bunlar sebebiyle ancak kendilerini dunya hayatında azaba carpdırmayı ve canlarının, kendileri kafir olarak, guclukle cıkmasını irade eder

    [56] Hakikat, onlar muhakkak sizden olduklarına (dair) Allaha and de ederler. Halbuki onlar sizden degildir. Fakat onlar oyle bir kavmdir ki daima korkarlar

    [57] Eger sıgınacak bir yer, yahud (barınabilecekleri) magaralar, veya (sokulacak soyle) bir delik bulsalardı yuzlerini kosa kosa o tarafa cevirirdi onlar

    [58] Iclerinden sadakalar (ın taksimi) hususunda seni ayıblayacaklar da var. Cunku eger iclerinden kendilerine (diledikleri bir sey) verilirse hoslanırlar. Sayed yine kendilerinden olanlara (diledikleri sey) verilmezse derhal kızarlar

    [59] Eger onlar — Allah ve Resulu kendilerine ne verdiyse — buna raazi olsalardı da «Bize Allah yeter, yakında bize lutf-u kereminden Allah da verir, Resulu de. Biz ancak Allaha ragbet edicileriz (umidimiz hep Ona baglıdır)» deselerdi (ne olurdu)

    [60] Sadakalar, Allahdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, (sadakaların) uzerine me´mur olanlara, kalbleri (muslumanlıga) alısdırılmak istenenlere, kolelere, esirlere, (borcundan fazla nisaabı olmayan) borclulara, Allah yolunda (harcamıya) ve yol ogluna (ya´ni memleketinde zengin bile olsa mesru´ bir maksadla seyr-u sefer ederken muhtac kalmıs olan yolculara) mahsusdur. Allah hakkıyle bilendir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [61] (Yine o munafıkların) iclerinde oyle kimseler vardır ki peygambere eza ederler (onu incitirler) ve: «O, (her soyleyeni dinleyen) bir kulakdır» derler. De ki: «O, sizin icin bir hayır kulagıdır, Allaha inanır, mu´minler (in sozun) e inanır. Icinizden iman edenler icin de bir rahmetdir o. Allahın Resulunu incitenler (yok mu? Iste) en acıklı azab onlarındır

    [62] Size (gelirler) gonlunuzu hos etmek icin Allaha andederler. Eger bunlar mu´min iseler Allahı ve Resulunu raazi etmeleri daha dogrudur

    [63] Haala su hakıykatı anlamadılar mı ki: Kim Allaha ve Resulune karsı yan cizerse ona, icinde ebedi kalıcı olmak uzere, cehennem atesi vardır. Bu (ebedi kalıs) ise en buyuk rusvaylıkdır

    [64] Munafıklar, kalblerinde olanı kendilerine acıkca haber verecek bir surenin tepelerine indirilmesinden daima endise ederler. De ki: «Siz maskaralık yapadurun, Allah kocunageldiginiz sey´i (zaten) meydana cıkarandır»

    [65] Sayet onlara (seninle birlikde «Tebuk» e giderlerken nicin alay etdiklerini) sorsan, andolsun ki, «Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek icin lafa) dalmıs bulunuyor, sakalasıyorduk» derler. De ki: «Allah ile, Onun ayetleriyle, Onun Resulu ile mi egleniyordunuz»

    [66] (Bihude) ozur dilemiye kalkmayın. Siz iman (etdiginizi ikramdan sonra kufretdiniz. icinizden bir zumreyi afvetsek bile (diger) bir guruhunu — onlar mucrim (curumlerinde musir) kimseler oldukları icin — azablandıracagız

    [67] Munafık erkekler de, munafık kadınlar da birbirinin (tamamlayıcı) parcasıdırlar (hepsi birbirine benzer). Onlar kotulugu (kufru, meaasiyi) emrederler, iyilikden (imandan, taatden) vaz gecirmiye ugrasırlar, ellerini (cimrilikle sımsıkı) yumarlar. Onlar Allahı unutdular (Ona taati bırakdılar), O da onları unutdu (onlara lutfunu terketdi). Subhesiz ki munafıklar faasıkların ta kendileridir

    [68] Allah, erkek munafıklara da, kadın munafıklara da, kafirlere de — kendileri icin ebedi kalıcı olmak uzere — cehennem atesini va´d etdi. Bu, onlara yeter. Allah, onları rahmetinden kogdu. Onlara bitib tukenmeyen bir azab vardır

    [69] (Ey munafıklar) siz de tıbkı kendinizden evvelkiler gibisiniz. (Halbuki) onlar kuvvetce sizden daha yamandı, malları, evladları daha cokdu. (Bu dunyadaki) nasıybleri kadar (zevkden) faidelenmek istediler. Iste sizden evvelkiler nasıl oyle nasıyblerince yasamak istedilerse siz de yine kısmetinizce (zevkden) faide aradınız. Siz de (o bataga) dalanlar gibi daldınız. Onların dunyada da, ahiretde de yapdıkları bosa gitdi. Iste bunlar da husran icinde kalanların ta kendileridir

    [70] Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Ad, Semud kavm (lerinin, Ibrahim kavminin, Medyen saahiblerinin, Mu´tefikelerin haberi de gelmedi mi? Peygamberleri onlara apacık mu´cizeler getirmisdi. (Inanmadıkları icin tamamen helak oldular). Demek ki Allah onlara zulmediyor degildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı

    [71] Mu´min erkekler de, mu´min kadınlar da birbirinin velileri (dostları ve yardımcıları) dir. Bunlar (insanlara) iyiligi emrederler, (onları) kotulukten vaz gecirmeye calısırlar, namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler, Allaha ve Resulune itaat ederler. Iste bunlar. Allah onları rahmetiyle yarlıgayacakdır. Cunku azizdir (va´d ve vaidini yerine getirmekden hic bir sey Onu acze dusuremez), hakimdir (her sey´i yerli yerinde, hikmetle yapandır)

    [72] Allah, mu´min erkeklere de, mu´min kadınlara da — kendileri icinde ebedi kalıcı olmak uzere — altından ırmaklar akan Adn cennetlerini ve cok guzel meskenler va´detdi. Allahın bir rıdvaanı (rızaası) ise daha buyukdur. Iste bu, asıl bu, en buyuk seadetdir

    [73] Ey peygamber, kafirlerle ve munafıklarla savas. Karsılarında cetin ol. Onların yurdu cehennemdir. O, ne kotu bir donus yeridir

    [74] (Munafıklar, o kotu sozu) soylemediklerine (dair) Allaha yemin ediyorlar. Andolsun, o kufur kelimesini soylemislerdir. Onlar muslumanlıklarından sonra yine kafir oldular. Basaramadıkları bir sey´e (cinayete) de yeltendiler onlar. Halbuki (peygambere ve mu´minlere karsı kin besleyib) intikaam olmıya yeltenmeleri icin Allah ile peygamberinin lutf-u inayeti Ile onları zenginlesdirmis oldugundan baska (meydanda bir sebeb) de yokdu. Eger (nifakdan) tevbe ederlerse onlar icin hayırlı olur. Eger yuz cevirirlerse Allah onları dunyada da, ahiretde de pek acıklı bir azaba ugratır, yer yuzunde onlar icin ne bir yar, ne bir mededkar da yokdur artık

    [75] Iclerinden kimi de Allaha (soyle) ahdetmisdi: «eger bize lutf-u, kereminden ihsan ederse, andolsun, zekatını verecegiz, muhakkak saalihlerden olacagız»

    [76] Allah, kendilerine fazl-u inayetinden verince de onunla cimrilik edib (taat-i ilahiyyeye) arka cevirdiler. Onlar oyle donekdirler

    [77] Nihayet, Allaha va´d etdiklerini tutmadıkları, yalan soyledikleri icin O da (bu fiillerinin) akıbetini kalblerinde, kendisinin huzuruna cıkacakları gune kadar (surecek), bir nifak yapdı

    [78] (Munafıklar) hala bitmediler mi ki Allah, subhesiz onların iclerinde gizlediklerini de, fısıltılarını da biliyor ve muhakkak ki Allah, gayıbları cok iyi bilendir

    [79] Sadakalarda (farz olan zekatdan fazla olarak ve gonullerinden koparak) bagıslarda bulunan mu´minlerle (bir turlu), guclerinin yetebildiginden baskasını bulamayan (fakir) lerle (diger turlu laf atarak ve kas goz oynatarak) eglenenler (yok mu?) Allah onları maskaraya cevirmisdir. Onlar icin pek acıklı bir azab vardır

    [80] (Habibim) onlar icin (diler) Istigfaar et (Allahdan magfiret iste, diler) istigfaar etme. Eger onlar icin yetmis defa, istigfaar dahi etsen yine Allah kendilerini kat´iyyen yarlıgayacak degildir. Bu, boyledir. Cunku Allahı ve resulunu inkar ile kafir olmuslardır. Allah ise (oyle imandan ve itaatden cıkmıs) faasıklar guruhuna hidayet etmez

    [81] Allahın peygamberine muhaalefet icin (savasdan) geri kalan (munafık) lar (memleketlerinden cıkmayıb) oturmalarıyle sevindi (ler), Allah yolunda mallariyle, canlariyle cihad etmeyi cirkin gorduler ve: «Bu sıcakda harbe cıkmayın» dediler. De ki: «Cehennemin atesi daha sıcak». Iyice bilmis olsalardı

    [82] Artık irtikab etmekde oldukları (gunahın) cezası olmak uzere az gulsunler, cok aglasınlar onlar

    [83] Eger Allah seni (Tebukden Medineye), onlardan (orada kalmıs olanlardan) bir zumrenin (munafıkların) yanına dondurur de (baska bir savasa) cıkmıya senden izin isterlerse de ki: «Bundan sonra benimle birlikde kat´iyyen ve ebedi (sefere) cıkamazsınız. Benimle beraber hic bir dusmanla muhaarebe edemezsiniz. Cunku siz ilk defa (Tebuk seferinden geri kalıb) oturmayı hos gordunuz. (Artık bundan boyle) siz geri kalan (kadın ve cocuk) larla beraber oturun

    [84] Onlardan olen hic bir kimseye ebedi dua etme (Defn veya ziyaret icin) kabrinin basında da durma. Cunku onlar Allahı ve Resulunu inkar ile kafir oldular, onlar faasık (adam) lar olarak olduler

    [85] Onların ne malları, ne evladları seni imrendirmesin. Allah bunlar (bu varlıkları) sebebiyle ancak kendilerini dunyada azaba carpdırmayı ve canlarının, onlar kafir oldukları halde, guclukle cıkmasını diler

    [86] «Allaha iman edin, Resulunun maiyyetinde cihada gidin» diye bir sure indirildigi zaman iclerinden servet saahibi olanlar senden izin isteyib: «Bırak bizi, (harbe gidemeyib) oturanlarla beraber olalım» dediler

    [87] Onlar oturanlarla beraber olmalarını hos gorduler. Kalblerine muhur vurulmus onların. Bundan dolayı onlar (cihadda olan hikmeti, gaayeyi, Resule muvaafakatdaki seadeti, ondan geri kalmanın sekaavetini) iyice anlamazlar

    [88] Fakat o peygamber ve onun maiyyetinde bulunan mu´minler mallariyle, canlariyle savasdılar. Iste onlar! Butun hayırlar onlarındır. Onlar umduklarına kavusanların da ta kendileridir

    [89] Allah onlar icin — kendileri icinde ebedi kalıcı olmak uzere — altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. Iste bu, en buyuk seadetdir

    [90] (Bedevilerden ozur dermiyan edenler kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allaha ve Resulune yalan soyleyenler de oturub kaldılar). Iclerinden kafir olanları pek acıklı bir azab carpacakdır

    [91] Allaha ve Resulune hayrhah olmak sartiyle ne zaiflere, ne hastalara, ne de (fakirliklerinden dolayı seferde) harcayacaklarını bulamayanlara (geri kalmakda) bir gunah (ve mes´uliyyet) yokdur. (Onlar geri kalmakla beraber memleketde iyilik ediyorlar), iyilik edenlere karsı (da muahazeye) bir yol yokdur. Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [92] Bir de sunlara gunah (ve mes´uliyyet) yokdur ki: Kendilerini bindir (ib sevk et) men icin ne zaman sana geldilerse, «Size bir binek bulamıyorum» dedin ve (bu ugurda kendileri) harcayacak bir sey bulamadılar da kederlerinden gozleri yas doke doke donduler

    [93] (Muahazeye) yol ancak o kimselerdir ki zengin oldukları halde (yurdlarında kalmak icin) senden izin isterler. Bunlar geri kalanlarla beraber olmıya rızaa gosterdiler. Allah da kalblerini muhurledi. Artık onlar (akıbetlerindeki acılıgı) bilmezler

    [94] (Seferden) onlara dondugunuz vakit size ozur dermiyan edeceklerdir. De ki: (Bihude) ozur dilemeyin. Size kat´iyyen inanmıyoruz. Allah, bize (hallerinizden bir cok) haberler vermisdir. (Bundan sonraki) hareketinizi de Allah, Resulu ile beraber, gorecekdir. (En) sonra gizliyi ve asikarı bilen (Allah) a donduruleceksiniz de O, size, neler yapıyordunuz, (hepsini) haber verecekdir

    [95] Onlar (ın yanın) a dondugunuz zaman kendilerin (i muahaze) den vaz gecmeniz icin Allaha andedecekler. O halde onlardan yuz cevirin. Cunku onlar murdardır. Irtikab edegeldiklerinin cezası olarak varacakları yer de cehennemdir onların

    [96] Kendilerinden hosnud olmanız icin size yemin edecekler. (Fakat) eger siz onlardan raazi olursanız subhesiz Allah o faasıklar guruhundan raazi olmaz

    [97] Bedeviler kufur ve nifak bakımından (sehirlilerden) daha beterdir. Allahın, Resulu uzerine indirdigi (hukumler) in sınırlarını bilmemeleri de daha cok onlara layıkdır. Allah kemaliyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [98] Bedevilerden oyle kimse vardır ki (Allah yolunda) harcayacagını bir angarye sayar ve (ondan kurtulmak icin) sizin ustunuze belalar gelmesini bekler durur. O belalar kendi baslarına olsun! Allah hakkıyle isiden, kemaliyle bilendir

    [99] Bedevilerden oyle adam da vardır ki Allaha ve ahiret gunune inanır, harcedecegini Allah yanında yakınlıklara ve o peygamberin dualarına (vesile) edinir. Haberiniz olsun ki bu, onlar icin gercek bir yakınlıkdır. Allah, onları rahmetine koyacakdır. Subhesiz ki Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [100] (Islamda) birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve ensar ile onlara guzellikle tabi olanlar (yok mu?) Allah onlardan raazi olmusdur. Onlar da Allahdan raazi olmuslardır. (Allah) bunlar icin — kendileri icinde ebedi kalıcı olmak uzere — altlarından ırmaklar akar cennetler hazırladı. Iste bu, en buyuk bahtiyarlıkdır

    [101] Cevrenizdeki bedevilerden ve Medine ahalisinden bir takım munafıklar vardır ki onlar nifak uzerinde idman yapmıslardır! Sen bunları bilmezsin. Onları biz biliriz. Biz onları iki kerre azaba ugratacagız. Sonra da daha buyuk bir azaba donduruleceklerdir onlar

    [102] (Onlardan) diger bir kısmı da gunahlarını i´tiraf etdiler. Onlar iyi bir ameli baska bir kotu ile karısdırmıslardır. Olur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Cunku Allah hic subhesiz ki yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [103] Onların mallarından sadaka al ki bununla kendilerini (gunahlarından) temizlemis, bununla onları (n hasenatını) bereketlendirmis, (kendilerini muhlisler mertebesine yukseltmis) olasın. Onlara dua et. Cunku senin duan onlar icin (onların yurekleri icin medar-ı) sukunetdir. Allah (onların itiraflarını) hakkıyle isiden, (pesimanlıklarını) cok iyi bilendir

    [104] Onlar bilmediler mi ki subhesiz Allah, kullarından (saadır olan) tevbeyi kabul edecek, sadakaları alacak olan ancak kendisidir ve hakıykatde tevvab ve rahıym yalınız Odur (Tevbeleri kabul etmek ve kendilerine fazliyle, rahmetiyle muamele eylemek ancak Onun sanındandır)

    [105] De ki: «(Dilediginizi) yapın. Cunku hareketinizi Allah da, Resulu de, mu´minler de gorecekdir. (Bir gun de olub) gizli ve asikarı bilene donduruleceksiniz de. O, size ne yapar idiginizi haber verecekdir»

    [106] (Savasa gitmeyenlerden) diger bir takımı da Allahın emrine (intizaren) gecikdirilmislerdir. O, bunları ya azaba ugratacak, yahud tevbelerini kabul edecekdir. Allah (onların hallerini) cok iyi bilen, (her sey´i) tam bir hikmetle yapandır

    [107] Bir de (muslumanlar) zarar vermek icin, kufr icin, mu´minlerin arasına ayrılık sokmak icin ve daha evvel Allah ve Resulu ile harb eden (in gelmesini istiyaak ile) beklemek ve gozetmek icin bir (bina yapıb onu) mescid edinenler ve: «(Bununla) iyilikden baska bir sey kasdetmedik» diye muhakkak yemin edecek olanlar vardır. Allah, sahidlik eder ki onlar seksiz, subhesiz yalancıdırlar

    [108] (Habibim) onun icerisinde hic bir vakit (namaza durma). Ta ilk gununde temeli takvaa uzerine te´sis edilen mescid, senin icinde kıyaamına elbet daha layıkdır. Orada tertemiz olmalarını arzu etmekde olan rical vardır. Allah da cok temizlenenleri sever

    [109] Binasını Allah korkusu ve rızaası uzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurub da onunla beraber kendisini de cehennem atesine cokub giden kimse mi? Allah, zaalimler guruhuna hidayet vermez

    [110] Onların kurdukları bina, kalblerinde daimi bir sek (ve nifaaka sebeb) olacakdır. Meger ki kalbleri (olumle) parcalanmıs olsun. Allah (her sey´i) cok iyi bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [111] Subhesiz ki Allah hak yolunda (muhaarebe ederek dusmanları) oldurmekde, kendileri de oldurulmekte olan mu´minlerin canlarını ve mallarını — kendilerine cennet (vermek) mukaabilinde — satın almısdık (Onun) Tevratda, Incilde ve Kur´anda (zikr olunan bu va´di) kendi uzerinde hak (ve kat´i) bir va´ddir. Allah kadar ahdine vefa eden kimdir? O halde (ey mu´minler) yapmıs oldugunuz bu alıs verisden dolayı sevinin. Bu, en buyuk seadetdir

    [112] Tevbe edenler, ibadet edenler, Hamd edenler, seyaahat edenler, ruku´ edenler, secde edenler, (insanlara) iyiligi emredenler ve (onları) kotulukden vaz gecirmiye calısanlar ve Allahın sınırlarını koruyanlar (yok mu? Iste onlar da cennet ehlidirler. Habibim) sen o mu´minlere dahi (cenneti) mujdele

    [113] Musriklerin, o cılgın atesin yaranı (cehennemlik) oldukları muhakkak meydana cıkdıkdan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin, ne de mu´min olanların istigfaar etmeleri dogru degildir

    [114] Ibrahimin, babasına olan istigfaarı ancak ona etdigi bir va´dden dolayı idi. Yoksa onun Allahın bir dusmanı oldugu kendisince besbelli olunca o, (bu istigfaarını kesdi ve) ondan uzaklasdı. Ibrahim cidden pek cok tezarru´ ve niyaz eden, (kalbi yufka ve ezaya karsı) gercekden sabırlı (bir zat) idi

    [115] Allah bir kavme hidayet etdikden sonra sakınacakları seyleri kendilerine apacık bildirinceye kadar onları (n) sapıklıgına (hukm) edecek degildir. Suphesiz ki Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [116] Goklerin ve yerin mulk (-u saltanat) ı hakıykaten Allahındır, Onundur. O, hem diriltir, hem oldurur. Sizin Allahdan baska ne bir yariniz, ne de bir yardımcınız yokdur

    [117] Andolsun ki Allah, peygamberini (muhaarebeden geri kalanlara izin verildiginden dolayı afvetdigi gibi) iclerinden bir takımının gonulleri hemen hemen egrilmek uzere iken guduk zamanında ona (o peygambere) ta´bi´ olan Muhacirlerle ensaarı da tevbeye muvaffak buyurdu ve sonra onların (bu) tevbelerini kabul eyledi. Cunku O cok esirgeyici, cok bagıslayıcıdır

    [118] (Savasdan) geri bırakılan (ve haklarındaki hukum geciken) uc (kisin) in (tevbelerini de kabul etdi. Cunku) yer yuzu bunca genisligine ragmen onlara dar gelmis, vicdanları kendilerini sıkdıkca sıkmısdı. Nihayet Allah (ın hısmın) dan yine Allahdan baska sıgınacak hic bir yer olmadıgını anladılar (da bundan) sonra (Allah) onları da eski hallerine donsunler diye, tevbeye muvaffak buyurdu. Subhesiz ki Allah, (ancak) O, tevbeyi en cok kabul eden, hakkıyle esirgeyendir

    [119] Ey iman edenler, Allahdan korkun. Bir de saadık olanlarla beraber olun

    [120] Gerek Medineliler icin, gerek cevrelerindeki bedeviler icin (savasda ve diger hususlarda) Allahın Resulunden geri kalmaları, (onun emirlerine muhaalefetde bulunmaları) ve bizzat kendisine (katlandıgı zahmetlerde) onların da canla basla (katlanmıya) ragbet etmemeleri yasakdır. Bunun sebebi sudur: (Cunku onların) Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir aclık (cekmeleri), kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir dusmana karsı muvaffakiyyete erismeleri (gibi hic bir hal ve hareket) yokdur ki mukaabilinde kendileri icin bu sebeble iyi bir amel yazılmıs olmasın. Cunku Allah, iyi hareket edenlerin mukafatını zaayi etmez

    [121] Onlar (hak yolunda) gerek kucuk, gerek buyuk herhangi bir masraf yapmaya dursunlar, bir vadiyi gecmeye dursunlar ille Allah o yapar olduklarının daha guzeliyle onlara mukafat etmek icin, (butun onlar) hesablarına yazılmısdır

    [122] (Bununla beraber) mu´minlerin hepsinin (topyekun) savasa cıkmaları layık degildir. O halde (onların her sınıfından yalınız birer zumre savasa gitmeli), kimi de — din ve seriat ilimlerini iyice ogrenmeleri ve kavmleri (savasdan) donup kendilerine geldikleri zaman onları Allah azabıyle korkutmaları icin — (gitmeyip kalmalıdırlar). Olur ki (bu suretle mu´minler aykırı hareketlerden) kacınırlar

    [123] Ey iman edenler, kafirlerden size yakın olanlarla muhaarebe edin. Onlar sizde buyuk bir azm-u siddet bulsunlar. Bilin ki Allah muhakkak takvaa saahibleriyle beraberdir

    [124] Bir sure indirildigi zaman iclerinden kimi: «Bu (sure) hanginizin imaanını artırdı?» der. Iman etmis olanlara gelince: (Her inen sure) daima onların imanını artırmısdır ve onlar (Kur´an indikce sevinclerinden) birbiriyle mujdelesirler

    [125] Fakat (o sureler) kalblerinde maraz (kufur ve nifaak) bulunanların kufurlerine kufur katıb artırdı ve onlar kafir kafir olduler

    [126] (Munafıklar) gormuyorlar mı ki onlar her yıl ya bir, ya iki kerre cesidli belalara carpılıyorlar da yine (nifaklarından) tevbe etmiyorlar ve onlar (bundan) ibret de almıyorlar

    [127] (Aleyhlerinde) bir sure indirilince birbirine bakarlar da «Sizi bir kimse gormuyor mu?» (diye de endise ederler) ve sonra (rusvay olmakdan korkarak sıvısıb) giderler. Allah onların gonullerini ters cevirmis. Cunku onlar oyle bir kavmdir ki ince anlamazlar

    [128] Andolsun, size kendinizden oyle bir peygamber gelmisdir ki sizin sıkıntıya ugramanız ona cok agır ve guc gelir. Ustunuze cok duskundur. Mu´minleri cidden esirgeyicidir, bagıslayıcıdır o

    [129] (Habibim, sana iman etmekden) yuz cevirirlerse de ki: «Bana Allah yeter. Ondan baska hicbir Tanrı yok. Ben ancak Ona guvenib dayandım. O, buyuk arsın saahibidir»

    Yûnus

    Surah 10

    [1] Elif, lam, raa. Iste bunlar hikmet dolu kitabın (Kur´anın) ayetleridir

    [2] «Insanları (hakkın ukubetleriyle) korkut, iman edenlere Rableri indinde kendileri icin muhakkak bir kademi sıdk oldugunu mujdele» diye iclerinden bir ere (peygambere) etdigimiz vahy insanlar icin sasılacak bir sey mi oldu ki o kafirler: «Bu, seksiz, subhesiz ve apacık bir sihirbazdır» dedi (ler)

    [3] Subhesiz ki sizin Rabbiniz gokleri ve yeri altı gunde yaratan, sonra (emri) ars uzerinde hukumran olan (her) isi (yerli yerinde) tedbir (ve idare) edegelendir. (Onun indinde) hic bir kimse sefaatci olamaz. Meger ki kendisinin izninden sonra ola. Iste sizin Rabbiniz olan Allah budur (Baskası degil). O halde (birligini tanıyarak) Ona kulluk edin. (Bunca delillere ragmen) artık iyice dusunub ibret almaz mısınız

    [4] Hepimizin donusu ancak Onadır. Allah (bunu size) bir gercek olarak va´d etmisdir. Halkı ibtida dirilten, sonra iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlara adaletiyle mukafat etmek icin (yine kendisine) geri cevirecek olan subhesiz ki Odur. Kafirler icin ise, kufurlerinde ayak dayar olmaları yuzunden, kaynar sudan bir icki ve acıklı bir azab vardır

    [5] Gunesi ziya (lı), ayı nur (lu) yapan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz icin ona (ayın seyr-u hareketine muhtelif) menziller ta´yin eden Odur. Allah, bunları (bos yere degil) sabit bir gercek (bir vaakıa, bir faide) olarak yaratmısdır. O, bilecek bir kavm icin ayetlerini birer birer acıklar

    [6] Gece ile gunduzun birbiri ardınca (artarak, eksilerek) gelmesinde goklerde ve yerde Allahın yaratdıgı seylerde (butun kainatda, kotulukden) sakın (ıb inan) acak bir kavm icin, elbet nice ayetler (ibretler) vardır

    [7] (Oldukden sonra dirilib) bize kavusacagını ummayan, (ahirete inanmayarak sadece) dunya hayaatına raazi olan ve onunla sukun (ve istirahat) e dalan kimselerle (varlıgımıza, birligimize ve kemal-i kudretimize delalet eden) bunca ayetlerimizden gaafil olanlar (yok mu?) iste onların, irtikab etmekde oldukları (sirk ve ma´siyetler) yuzunden varacakları yer, atesdir

    [8] (Oldukden sonra dirilib) bize kavusacagını ummayan, (ahirete inanmayarak sadece) dunya hayaatına raazi olan ve onunla sukun (ve istirahat) e dalan kimselerle (varlıgımıza, birligimize ve kemal-i kudretimize delalet eden) bunca ayetlerimizden gaafil olanlar (yok mu?) iste onların, irtikab etmekde oldukları (sirk ve ma´siyetler) yuzunden varacakları yer, atesdir

    [9] (Fakat) iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince:) Onların Rabbi, imanları sebebiyle, kendilerini altlarından ırmaklar akan o ni´met dolu cennetlerdeki (seadetlere) erdirir

    [10] Bunların oradaki duaları «Ya Allah, seni tesbih ve tenzih ederiz» (sozudur). Orada (aralarında) ki tahıyyetleri (saglık temennileri, iltifatları) selamdır. Dualarının sonu da «Elhamdu lillahi rabbil aalemin = Hamd olsun kainatın Rabbi olan Allaha» (demekdir)

    [11] Eger Allah, insanlara hayrı carcabuk istedikleri gibi serri de alel´acele verseydi elbette onlara ecelleri hukmedilir, (hepsi helak olub gider) di. Iste biz, bize kavusmayı ummayanları boyle azgınlıkları icinde serseri serseri dolasmalarına meydan veriyoruz

    [12] Insana sıkıntı dokundugu zaman yanı ustu, yahud otururken veya ayakda iken (her haalinde, o sıkıntının giderilmesi icin) bize dua eder. Fakat biz onun sıkıntısını acıp giderdik mi, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıya bizi cagırmamıs gibi (yine eski yoluna doner) gider. Iste haddi asanların yapar oldukları ameller boyle suslenmis (kendilerine hos gosterilmis) dir

    [13] Andolsun ki (ey Mekkeliler) sizden evvelki devirler (de gecmis ummetler) i — peygamberleri kendilerine apacık deliller (ve mu´cizeler) getirdikleri halde (onları yalana cıkarmak, hakka karsı daima kuvvet istimal etmek suretiyle) zulm etdikleri, imana gelmeyecekleri (sabit oldugu) icin — helak etmisizdir. Iste gunahkarlar guruhunu biz boyle cezalandırırız

    [14] (Onlardan) sonra, arkalarından sizi yer yuzunde halifeler yapdık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye

    [15] Ayetlerimiz onlara, apacık deliller (i muhtevi) olarak, okundugu zaman (oldukden sonra) bize kavusmayı ummayan onlar (o musrikler): «Ya (bize) bundan baska bir Kur´an getir, yahud onu degisdirl» dedi (ler). Deki: «Onu kendiligimden degisdirmem benim icin olmayacak seydir. Ben, vahy olunagelenden baskasına tabi olmam. Eger Rabbime isyan edersem subhesiz buyuk gunun azabından korkarım»

    [16] De ki: «Eger Allah dileseydi (bana bu Kur´anı indirmezdi. Ben de) onu size okumazdım. (Allah) onu (benim lisanımla) size bildirmezdi de. Ben ondan (o Kur´andan) evvel (bu gune kadar) icinizde bir omur durmusum (yasamısım) dır. Siz haala aklınızı kullanmaz mısınız»

    [17] Oyle ya, Allaha karsı (kendiliginden) yalan uydurandan, yahud Onun ayetlerini yalan sayandan daha zaalim kimdir? Su muhakkak ki gunahkarlar asla onmaz (lar)

    [18] Onlar Allahı bırakıb, kendilerine ne bir zarar, kendilerine ne bir faide veremeyecek olan seylere taparlar. Bir de: «bunlar (bu putlar) Allah yanında bizim sefaatcılarımızdır» derler. De ki: «Siz, Allaha goklerde ve yerde bilmeyecegi bir sey mi haber veriyorsunuz»? Haasa, O, es tutmakda oldukları her seyden cok uzakdır, cok yucedir

    [19] Insanlar bir tek ummetden baska (bir sey) degildi. Sonra ihtilafa dusduler. Eger Rabbinden bir soz (ezeli bir takdir) gecmis olmasaydı hakkında ihtilaf edegeldikleri seylere dair aralarında (simdiye kadar) muhakkak hukum verilmis, bitmisdi bile

    [20] (Musrikler) «Ona (peygambere) Rabbinden (Kur´andan baska) bir (azab) mu´cize (si) indirilse ya» derler. De ki «Gayb ancak Allahındır. Bekleyin. Hakıykat, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim»

    [21] Insanlara, kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) sıkıntı (lar) dan sonra, bir rahmet (bir bolluk, bir sıhhat zevkini) tatdırdıgımız zaman bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların yine kotu bir fikri vardır. De ki: «Allahın (o kotu fikirlerine karsı olan) mukaabelesi, ıkaabı daha cabukdur. Elcilerimiz sizin beslemekde oldugunuz o kotu fikirleri subhesiz yazıyorlar

    [22] O, sizi karada ve denizde gezdiren, (sebeblerini ıhzaar eden) dir. Hatta siz gemilerde bulundugunuz, onlar, bunları guzel bir hava ile akar gibi goturdukleri, (yolcular da) bununla sevindikleri zaman ona siddetli bir fırtına gelib catar. (Denizin) her yer (in) den kendilerine dalgalar hucum eder. Sanırlar ki onlar cepcevre kusatılmıslardır. (Halasa bir zerre imkan yokdur. Iste bu sırada) onlar Allahın dininde halis ve samimi kimseler olarak Ona dua ederler: «Andolsun, (derler), eger bizi bundan kurtarırsan seksiz, subhesiz sukredenlerden olacagız»

    [23] Fakat (Allah) onları selamete erdirince bakarsın ki yer (yuzun) de yine haksız yere taskınlıklarda bulunuyorlar! Ey insanlar, sizin taskınlıgınız ancak kendinize karsıdır. (Kendi aleyhinizedir. Bu da) dunya hayaatının (o fani) menfaati gibi (sureksiz) dir. Nihayet donusunuz ancak bizedir. O vakit neler yapıyor oldugunuzu size biz haber verecegiz

    [24] Dunya yasayısının haali gokden indirdigimiz bir su gibidir ki onunla yer yuzunun — gerek insanların, gerek davarların yiyecegi — nebat (lar) ı (ag gibi birbirine orulub) karısmısdır. Tam yer, zinet ve ihtisamını takınıb suslendigi, saahibleri de ona (bicmiye, yemislerini, mahsullerini toplamıya) herhalde kaadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya gunduzun ona emrimiz (don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir afetimiz) gelivermisdir ki sanki dun de yerinde yokmus gibi onu ta kokunden koparılıb bicilmis bir haale getirmisizdir. Iste biz iyi dusunecek bir kavm icin ayetleri boyle acıklarız

    [25] Allah selam evine (cennete) cagırır ve O, kimi dilerse onu dogru yola iletir

    [26] Iyi is, guzel amel yapanlara («ihsan» mertebesine erenlere) daha guzel iyilik, bir de ziyade vardır. Onların yuzlerine ne bir toz (karalık) bulasır, ne de bir horluk kaplar. Onlar cennetin yaranıdırlar ki kendileri onun icin ebedi kalıcıdırlar

    [27] Kotulukler kazanmıs olanlar (a gelince: Onların) bir kotulugunu) n cezası bir misliyledir. Kendilerini bir horlukdur kaplayacak. Onları Allahdan hic bir kurtarıcı da yokdur. Sanki yuzleri karanlık geceden bir parcaya burunmusdur onların. Iste bunlar da atesin yaranıdırlar ki kendileri onun icin ebedi kalıcıdırlar

    [28] O gun onların hepsini bir araya toplayacagız. Sonra o (Allaha) es tutanlara: «Siz de, ortaklarınız (olan putlar) da, diyecegiz, durun yerinizde». Artık onları birbirinden tamamen ayırımsızdır. Ortakları oyle dedi (diyecek): «Siz (dunyada) bize tapmıyordunuz»

    [29] «Bizimle sizin aranızda sahid olarak Allah yeter. Biz sizin tapmanızdan subhesiz ki gaafildik (habersizdik)»

    [30] Orada herkes evvelden ne gonderdiyse onun imtihaanını verecek. (Artık) hepsi hakıyki mevlaları olan Allaha (Allahın cezasına) dondurulmuslerdir. (Kendi hayallerinden) Uydurmakda oldukları seyler (baatıl Tanrılar) da onlardan ayrılıb ve gaaib olub gitmisdir

    [31] (Habibim) de ki: «Size gokden ve yerden rızık veren kim? O kulaklara ve gozlere (onların hilkat ve hizmetlerine) malik (ve haakim) olan kim? Oluden diriyi kim cıkarıyor, diriden oluyu kim cıkarıyor? (Hulasa) isi (kainatın ve hilkatin butun umurunu) kim tedbir (ve idare) ediyor»? Derhal diyecekler ki: «Allah». De ki: «O halde (onun ıkaabından) sakınmaz mısınız

    [32] Iste bu (nları yapan) sizin gercek Rabbiniz olan Allahdır. Artık hakdan (ayrıldıkdan) sonra Sapıklıkdan baska ne kalır O halde nasıl olub da (bunca burhanlara ragmen imandan) donduruluyorsunuz

    [33] (Onlar imandan nice donduruldulerse hakdan) cık (ıb sap) mıs olanlara karsı Rabbinin (ezeldeki) su sozu de oylece sabit olmusdur: «Hakıykat onlar iman etmezler»

    [34] (Habibim) de ki: «(Tanrı edindiginiz) ortaklarınızın icinden ilkin yaratıb da (oldukden) sonra (yine) onu (dirilterek evvelki hey´etiyle) iade edecek kimdir»? De ki: «ilkin yaratıb sonra (diriltecek ve) onu iade edecek olan Allahdır. Oyle ise (dogru yoldan) nasıl donduruluyorsunuz»

    [35] De ki: «Sizi ortaklarınızın icinden hakkı (dogru yolu) gosterecek bir kimse var mıdır»? De: «Hakkı gosterecek ve ona iletecek Allahdır. O halde hakka hidayet edecek (Allah) mı (kendisine) uyulmıya daha layıkdır, yoksa (hayat ve) hidayet verilmedikce kendi kendine dogru yolu bulamayan (o uydurma Tanrılar) mı? Ne oluyor size? Nasıl (boyle yanlıs) hukmediyorsunuz»

    [36] Onların cogu (kupkuru bir) zandan baskasına tabi´ olmaz. Hakıykatde zan ise hakdan hic bir sey´in yerini tutmaz. Subhesiz ki Allah, onlar ne islerlerse kemaliyle bilendir

    [37] Bu Kur´an Allah (ındır. On) dan baskasının uydurması degildir. O, ancak kendinden evvelki (kitab) lan tasdıyk ve o kitabı (Allahın levh-i mahfuzda yazdıgını) tafsıyl eder. Onda subhe edilecek hicbir sey yokdur. Alemlerin Rabbindendir o

    [38] Yoksa onu (peygamber) kendiliginden uydurdu mu diyorlar? De ki: «Oyleyse, eger (iddianızda) dogru soyleyiciler iseniz siz de onun benzeri bir sure (meydana) getirin. (Bu hususda) Allahdan baska gucunuzun yetdigi (guvendiginiz) kim varsa onları da (yardıma) cagırın

    [39] Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları sey´i yalan saydılar. Kendilerine te´vili (hakkında bir idrak) gelmedi. Onlardan evvelki (ummetler) de (peygamberlerini) boyle tekzib etdiler iste. Bak, o zaalimlerin sonucu nice olmusdur

    [40] Iclerinden ona (Kur´ana) inanan kimseler vardır, ona inanmayanlar vardır. Rabbin fesadcıları cok iyi bilendir

    [41] Eger onlar seni yalana cıkarırlar, (ilzam-ı huccetden sonra da tekzibde ısraar ederler) se de ki: «Benim isim bana, sizin isiniz,size aiddir. Benim yapdıgımdan siz uzaksınız, sizin yapmakda oldugunuzdan da ben uzagım»

    [42] Onlardan sana kulak verenler vardır. Fakat sagırlara sen mi duyuracaksın? Hele akılları da olmazsa

    [43] Iclerinden sana bakanlar da vardır. Fakat korlere sen mi dogru yolu gostereceksin? Hele (kalb gozlerinden de) gormez olurlarsa

    [44] Subhesiz ki Allah insanlara hic bir seyle zulmetmez. Lakin insanlar kendi kendilerine zulmederler

    [45] O gun (kıyamet gunu, Allah) hepsini bir araya toplayacak. Sanki onlar gunduzun bir saatinden baska (bir muddet) eglenmemislerdir. Birbirini tanıyacaklardır. Allahın karsılarına cıkacaklarını yalan sayıb da dogru yolu tutmamıs bulunanlar muhakkak en buyuk zarara ugramısdır

    [46] Onlara vad´ (kendilerini tehdid) etdigimiz (akıbet) in bir kısmını eger sana gostersek de, yahud seni (dunyadan tamamen) alsak da nihayet onların donusu ancak bizedir. Yine Allah, kendilerinin ne yapacaklarına sahiddir

    [47] Her ummetin bir peygamberi vardır. Resulleri geldigi zaman aralarında adaletle hukm edilir ve onlar asla haksızlıga ugratılmazlar

    [48] «Eger (Iddianızda) dogrucu iseniz bu va´d (ve tehdidin tehakkuku) ne zaman? (Soyleyin)» derler

    [49] De ki: «Ben kendi kendime Allahın dilediginden baska ne bir zarar, ne de bir faide (yapmıya) muktedir degilim. Her ummetin (helakleri icin mukadder) bir eceli vardır. Ecelleri geldigi zaman artık bir saat geri de kalamazlar, one de gecemezler»

    [50] De ki: «Ya Onun (Allahın) azabı geceleyin, yahud gunduzun size gelib catarsa (ne yapacaksınız?) soyleyin bana. Gunahkarların ona olan isti´cali (ne sebeb) nedir»

    [51] Bu (azab) vaaki olduktan sonra mı Ona (Allaha) iman edeceksiniz? (O vakit size:) «Simdi mi (iman ediyorsunuz? denecek), halbuki siz onun mutlakaa gelmesini isteyib duruyordunuz»

    [52] Sonra, o zulmedenlere «Ebedi azabı tadın, denilecek, (vaktiyle) ne kazanıyor idiyseniz ondan baskasıyle mi cezalandırılacakdınız ya»

    [53] «O (azab) bir gercek mi?» diye senden haber isterler. De ki «Evet, Rabbime andederim ki, o elbet ve elbet bir hakıykatdır. Siz (bundan Allahı) aciz bırakıcılar degilsiniz»

    [54] Zulmeden herkes, eger yerde bulunan (butun) esyaye malik olsaydı, (azabdan kurtulmak icin) onu behemehal feda ederdi. Onlar azabı gorunce pesimanlıklarını acıklarlar. (Ne care ki) aralarında, kendilerine haksızlık yapılmaksızın, adaletle hukum olunmusdur

    [55] Haberiniz olsun ki goklerde ve yerde ne varsa hepsi suphesiz Allahındır. Haberiniz olsun ki Allahın va´di seksiz bir hakdır. Fakat onların cogu (bunu) bilmezler

    [56] O, hem diriltir, hem oldurur. (Hepiniz) ancak Ona donduruleceksiniz

    [57] Ey insanlar, size Rabbinizden bir ogud, gonullerde olan (derd) lere bir sifa, mu´minler icin bir hidayet ve rahmet gelmisdir

    [58] De ki: «Ancak Allahın fazl (-u keremi) ile, rahmetiyle, iste yalınız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıb durdukları (butun dunyalıklar) ından hayırlıdır»

    [59] De ki: «Allahın size indirib de (kendi kendinize) ondan (kimini) haram, (kimini) halal yapdıgınız rızıkdan ne haber? Soyleyin bana?» De ki: «Allah mı size izin verdi de (oyle yapdınız), yoksa Allaha iftira mı ediyorsunuz?»

    [60] Allaha karsı yalan Uydurmakda devam edenlerin kıyamet gunu (hakkındaki) zanları nedir? Subhesiz ki Allah insanlara fazl (-u kerem) saahibidir. Fakat onların cogu (bu nimete) sukretmezler

    [61] Sen her hangi bir isde bulunmaya dur, onun hakkında Kur´andan bir sey okumayadur ve sizler de hic bir is islemeye durun ki onun icine daldıgınız vakit biz basınızda sahidizdir. Ne yerde, ne gokde zerre agırlıgınca bir sey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha kucugu ve daha buyugu de haaric olmamak uzere (hepsi) muhakkak apacık bir kitabda (yazılı) dır

    [62] Haberiniz olsun ki Allahın veli (kul) lan icin hic bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak degillerdir

    [63] Onlar iman edib takvaaya ermis olanlardır

    [64] Dunya hayaatında da, ahiretde de onlar icin mujde (ler) vardır. Allahın sozlerinde asla degisme (imkanı) yokdur. Bu, en buyuk seadetin ta kendisidir

    [65] (Habibim) onların (musriklerin) lakırdıları seni tasaya dusurmesin. Cunku butun izzet ve galebe Allahındır. O, (hepsini) hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir

    [66] Haberiniz olsun ki goklerde kim var, yerde kim varsa (hepsi) subhesiz Allahındır. Allahdan baskasına tapanlar dahi (hakıykatde) Allaha katdıkları ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar (kuru) zandan baskasına uymuyorlar ve onlar ancak yalandan baskasını soylemiyorlar

    [67] O, geceyi — icinde sukun ve istirahat etmeniz icin — (karanlık), gunduzu ise (calısıp kazanmanız icin) zıyadar olarak yaratandır. Subhe yok ki bunda kulak verecek bir kavm icin ibretler vardır

    [68] Dediler ki: «Allah kendine evlad edindi». Haasa, Allah bundan munezzehdir, O, mustagnidir. Goklerde ne varsa, yerde ne varsa (hepsi) Onundur. Nezdinizde buna (o iddianıza) aid hic bir delil de yokdur. Siz Allaha karsı bilmeyeceginiz (ilim ile isbat edemeyeceginiz) bir sey´i mi soyluyorsunuz

    [69] De ki: «Allaha karsı yalan uyduranlar hic subhesiz felah bulmayacaklardır»

    [70] (Onların bu yalanları kendilerine belki) dunyada (cuz´i) bir faide (saglayabilir). En son donusleri ise ancak bizedir. (Bundan) sonra da kufr (-u inkar) da ısraar etmekde olduklarına mukaabil onlara cetin azabı (mızı) tatdıracagız

    [71] Onlara Nuhun kıssasını oku. Hani o, kavmine: «Ey kavmim, demisdi, eger benim (aranızda) durusum, Allahın ayetleriyle ogud verisim size agır geliyorsa (ne diyeyim), ben ancak Allaha dayanıb guvenmisimdIr. Siz ve ortaklarınız da artık toplanıb ne yapacagınızı kararlasdırın. (O suretde ki) bil´ahare bu isiniz (yapacagınız) size hic bir tasa (ve pesimanlık vermis) olmasın. Sonra hukmunuzu bana icra edin. (Hatta) bana muhlet de vermeyin»

    [72] «Eger (benim ogudlerimden) yuz ceviriyorsanız ben sizden (bu hususda zaten) hic bir mukafat istemedim. Benim mukafatım Allahdan baskasına aid degildir. Ben (Onun hukmune boyun egen, emrine muhaalefet etmeyen, Ondan baskasından hic bir umid beslemeyen) muslumanlardan olmamla emr olundum»

    [73] Yine onlar kendisini tekzib etdiler. Biz de hem onu, hem gemide beraberinde bulunan kimseleri selamete erdirdik ve bunları (yer yuzunun) halifeler (i) yapdık. Ayetlerimizi yalan sayanları ise (suda) bogduk. Bak, (Allahın azabiyle) korkutul (ub da dogru yolu tutmay) anların sonu nice olmusdur

    [74] Sonra onun arkasından kendi kavmlerine (bir cok) peygamberler gonderdik de bunlar, onlara (da´valarını isbat eden) apacık mu´cizeler getirdiler. Fakat onceden (hakkı) yalan say (mıya alıs) dıkları icin, (kaabil degil) inanmadılar. Iste haddi asanların gonulleri uzerine biz boyle muhur basarız

    [75] Sonra bunların (o peygamberlerin) ardından da Musayı ve Harunu ayetlerimizle Fir´avne ve onun ileri gelenlerine gonderdik. Fakat (imanı) kibirlerine yediremediler. Onlar boyle gunahkar bir kavm idiler

    [76] Tarafımızdan kendilerine hak (mu´cize) geldigi vakit: «Her halde bu, apacık bir sihirdir» dediler

    [77] Musa: «Siz, hak icin, o size gelince (boyle) mi soylersiniz? Bu, bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar umduklarına eremezler» dedi

    [78] Dediler: «Sen atalarımızı uzerinde buldugumuz (yoldan) bizi donduresin de bu yerde devlet ikinizin (elinde) olsun diye mi bize geldiniz? Biz ikinize de inanıcılar degiliz»

    [79] Fir´avn: «Usta butun sihirbazları bana getirin» dedi

    [80] Nihayet sihirbazlar geldigi zaman Musa onlara (ortaya) ne atacaksanız atın» dedi

    [81] Vaktaki onlar atdılar. Musa dedi ki: «Bu sizin (meydana) getirdiginiz (yapdıgınız) sey sihirdir. Allah subhesiz ki onun boslugunu, asılsızlıgını meydana cıkaracakdır. Allah elbette fesadcıların isini duzenlemez

    [82] Allah, gunahkarların hosuna gitmese de, hakkın hak oldugunu kelimeleriyle isbat eder

    [83] Neticede (ve bidayetde) Musaya kavminin bir zurriyyetinden baskası — Fir´avn ile elebaslarının kendilerine acacagı beladan korkusuna — iman etmedi. Cunku Fir´avn o yerde (Mısırda) cidden gaalibdi ve cidden asırı gidenlerdendi

    [84] Musa dedi: «Ey kavmim, eger siz (gercekden) Allaha iman etdiyseniz, Ona (ıhlas ile) teslim olmus muslumanlar iseniz artık ancak Ona guvenib dayanın»

    [85] Onlar da soyle dediler: «Biz yalınız Allaha guvenib dayandık. Ey Rabbimiz, bizi o zaalimler guruhuna bir fitne (mevzuu) yapma»

    [86] «Ve bizi rahmetinle o kafirler guruhundan kurtar»

    [87] Musaya ve biraderine: «Mısırda kavminiz icin evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın. (Oralarda) dosdogru namaz kılın. (Ey Musa) mu´minleri (dunyada nusret ve ahiretde cennetle) mujdele» diye vahyetdik

    [88] Musa: «Ey Rabbimiz, dedi, hakıykaten Sen Fir´avne ve ileri gelenlerine dunya hayaatında zinet (-u hasmet) ve (nice) mallar verdin, Senin yolundan sapdırsınlar diye mi hey Rabbimiz?! Sen onların mallarını yok et Rabbimiz, kalblerini siddetle sık ki onlar o cetin azabı gorecekleri zamana kadar iman etmeyeceklerdir»

    [89] (Allah) dedi ki: «ikinizin de duası kabul olunmusdur. O halde yine istikaametde (dogru hareketinizde) devam edin. Sakın bilmezlerin yoluna uymayın»

    [90] Israil ogullarını denizden (selametle) gecirdik. Hemen Fir´avn, askerleriyle beraber, zulmederek ve saldırarak, arkalarına dusdu. Nihayet su onu bogmıya baslayınca (soyle) dedi: «Inandım. Hakıykat Israil ogullarının iman etdiginden baska Tanrı yokmus. Ben de muslumanlardanım»

    [91] Simdi mi (iman ediyorsun)?! Halbuki sen bundan evvel (omrun boyunca) isyan etmis, daima fesadcılardan olmusdun

    [92] Biz de bu gun seni (cansız bir) beden olarak (karada yuksek bir yere atıb) bırakacagız ki arkandan geleceklere bir ibret olasın. (Bununla beraber) insanlardan bir cogu bizim ayetlerimizden cidden gaafildirler

    [93] Andolsun ki biz, Israil ogullarını cok guzel bir yurda yerlesdirmisizdir. Onlara en temiz (ni´met) lerimizden rızıklar vermisizdir. Fakat kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa dusmediler (de ondan sonra ihtilafa basladılar). Suphesiz Rabbin, aralarında ihtilaf etmekde oldukları seyler hakkında kıyaamet gunu hukmunu verecekdir

    [94] Eger sana indirdigimiz (kıssaların her hangi birin) den (bilfarz) subhede isen senden evvel kitab okuyanlara sor. Andolsun ki hak sana Rabbinden gelmisdir. O halde sakın subhecilerden olma

    [95] Sakın Allahın ayetlerini yalan sayanlardan olma. Sonra maddi ve ma´nevi zarara ugramıslardan olursun

    [96] Uzerlerine Rabbinin kesilmesi hak olmus bulunanlar (yok mu?) onlar, velev kendilerine her (hangi bir) ayet gelmis olsun, acıklı bir azab gorecekleri (zama) na kadar iman etmezler

    [97] Uzerlerine Rabbinin kesilmesi hak olmus bulunanlar (yok mu?) onlar, velev kendilerine her (hangi bir) ayet gelmis olsun, acıklı bir azab gorecekleri (zama) na kadar iman etmezler

    [98] (Azabımız gelib catdıgı zaman) iman edib de bu imanı kendisine faide vermis bir memleket (halkı) bulunsaydı ya! (Bu, asla vaaki´ olmamısdır). Ancak Yunus´un kavmi mustesnadır ki bunlar iman edince kendilerinden dunya hayaatındaki rusvaylık azabını uzaklasdırıb giderdik ve onları daha bir zamama kadar (yasatıb) faidelendirdik

    [99] Eger Rabbin dileseydi yer yuzundeki kimselerin hepsi, topyekun elbette iman ederdi. Boyle iken sen hepsi mu´min olsunlar diye insanları zorlayıb duracak mısın

    [100] Allahın izni olmadan hic bir kimsenin iman etmesi mumkun degildir. O, akılları iyi kullanmazlara murdarlık (azab) verir

    [101] De ki: «Goklerde ve yerde neler var, bakın». (Fakat) bunca ayetler (ibretler) ve inzarlar iman etmeyecekler guruhune faide vermez

    [102] Onlar, kendilerinden evvel (gelib) gecmis (kavm) lerin (o acıklı) gunleri gibi (bir gun) den baskasını mı bekliyorlar?. De ki: «Haydi (o gunu) bekleyin. Subhesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.»

    [103] Nihayet biz resullerimizi ve iman edenleri selamete erdiririz. (Musriklere azab catdıgı zaman) boylece mu´minleri de, ustumuzde bir hak olarak, kurtaracagız

    [104] De ki: «Ey insanlar, eger benim dinimden bir subhede iseniz (iyice bilin ki) ben Allahı bırakıb da sizin tapar olduklarınıza tapmam. Ancak sizin canınızı alacak olan Allaha kulluk ederiz. Bana mu´minlerden olmaklıgım emredilmisdir»

    [105] Ve: «Yuzunu tevhid dinine dondur, sakın musriklerden olma» (denilmisdir)

    [106] (Bana:) «Allahı bırakıb da sana ne faide, ne de zarar yapamayacak olan nesnelere tapma. Eger (boyle) yaparsan o takdirde subhesiz ki sen (kendine) yazık etmislerden olursun (diye emr edilmisdir)

    [107] Eger Allah sana (her hangi yuzden bir keder,) bir zarar dokundurursa onu kendinden baska hic bir acıcı (giderici) yokdur. Eger sana bir hayır da dilerse Onun fazl (-u kerem) ini geri cevirici hic bir (kuvvet) de yokdur. O, bunu kullarından diledigine erisdirir. O, cok yarlıgayıcı cok esirgeyicidir

    [108] De ki: «Ey insanlar, size Rabbinizden hak gelmisdir. Artık kim hidayeti kabul ederse o, ancak kendi faidesi icin hidayete ermis, kim de saparsa o da yalınız kendi zararına sapmıs olur. Ben sizin basınızda bir bekci de degilim a»

    [109] (Habibim) sana her ne vahy ediliyorsa ona tabi ol. Allah (ın) hukm (u zuhur) edinceye kadar sabr (u sebat) et. O, haakimlerin en hayırlısıdır

    Hûd

    Surah 11

    [1] Elif, lam, raa. (Bu) oyle bir kitabdır ki ayetleri (en kat´i burhanlarla) desteklenmis, sonra da apacık bildirilmis, (her isi) hikmetle yapan, (her seyden) kemaliyle haberdar olan (Allah) tarafından (indirilmisdir)

    [2] Taki Allahdan baskasına ibadet etmeyin. Subhesiz, ben sizi Onun tarafından (egri yolun akıbetinden) korkutan, (mu´minlere) mujde veren (bir peygamber) im

    [3] Ve taki Rabbinizden magfiret isteyin, sonra (ıhlas ile) ona donun ki sizi adı konmus (ta´yin ve takdir edilmis) bir muddete kadar guzel ni´metleriyle faidelendirsin, her fazıylet saahibine kendi fazl (-u kerem) ini versin. (Habibim onlara de ki:) «Eger (imandan) yuz cevirirseniz ben sizin basınıza (gelecek) buyuk bir gunun azabından korkarım»

    [4] Donusunuz ancak Allaha dır. O her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [5] Haberiniz olsun ki ondan (o peygamberden dusmanlıklarını) gizlemeleri icin goguslerini durub bukerler. (Hakkı isitmemek icin) elbiseleriyle ortundukleri zaman da (hallerine) dikkat et. (Halbuki) Allah Onların gizleyeceklerini de, acıga vuracaklarını da biliyor. Cunku O, sinelerin ta ozunu bilendir

    [6] (Yerde yuruyen hic bir canlı haaric olmamak uzere rızıklar) Allahın ustunedir. Onların duracak yerlerini de, emanet edilen yerlerini de O bilir. (Bunların) hepsi (ve butun halleri) o apacık kitabdadır

    [7] O, hanginizin ameli (haal-u hareketi) daha guzel oldugu (hususunda) sizi imtihan etmek icin gokleri ve yeri altı gunde yaratandır. (Bundan evvel ise) arsı su ustunde idi. And olsun ki «Olumden sonra muhakkak yine diriltileceksiniz» desen kafir olanlar mutlakaa «Bu, apacık bir aldatmadan baska (bir sey) degildir» derler

    [8] Andolsun ki biz kendilerinden azabı sayılı bir muddete kadar gecikdirsek mutlakaa diyeceklerdir ki: «Bunu alıkoyan (sebeb) de ne»? Haberiniz olsun ki, o bunlara gelecegi gun kendilerinden dondurulecek degildir. Eglenceye alageldikleri sey (azab) onları cepcevre kusatacakdır

    [9] Insana bizden bir rahmet (ve ni´met) tatdırıb da sonra bunu kendisinden soyub alıversek, andolsun, (o anda) o, (Allahın fazlından) umidini kesen bir adam, (evvelki ni´metleri tamamen unutan) bir nankordur

    [10] Sayed kendisine dokunan bir derdden sonra ona ni´meti tatdırırsak andolsun diyecek ki: «Benden kotulukler (bir daha gelmemek uzere) uzaklasıb gitdi». Cunku o (bu anda) sımarıkdır, (halka karsı) boburlenendir

    [11] (Derdlere, sıkıntılara) gogus gerib de guzel guzel amel (ve hareketler) de bulunanlar boyle degil. (Gunahlarını) yarlıgamak ve buyuk mukafat iste bunlar, bunlar icindir

    [12] Simdi sen (musriklerin belki): «Ona (gokden) bir hazine indirilseydi, yahud maiyyetinde bir de melek gelseydi ya» demelerinden (nasi) sana vahy olunandan bir kısmını, bu yuzden yuregin daralarak, hemen terk mi edivereceksin? Sen ancak bir nezirsin (Allahın azabiyle korkutan bir peygambersin). Allah ise her sey´e hakkıyle vekildir

    [13] Yoksa onu (Kur´anı) kendisi mi uydurdu diyorlar? De ki: «O halde haydi siz de onun gibi on sure getirin duzme ve uydurma olarak. Allahdan baska kime gucunuz yetiyorsa (kime guveniyorsanız) onları da (yardıma) cagırın, eger (iddianızda) dogrucular iseniz

    [14] Eger bunun uzerine (ey musrikler) onlar da (o yardıma cagırdıklarınız da ızhaar-ı acz edib) size cevab veremediler, (bu isi beceremediler) se bilin ki, demek, o (Kur´an) ancak Allahın ilmiyle indirilmisdir. (O Allah ki) hakikaten kendinden baska hic bir Tanrı yokdur. Artık siz musluman oluyor musunuz

    [15] Kim (yalınız) dunya hayaatını ve onun zinet (ve ihtisam) ını arzu ederse onların yapdıklarının (calısdıklarının) karsılıgını burada tamamen oderiz. Onlar bu hususda bir eksiklige de ugratılmazlar

    [16] Onlar oyle kimselerdir ki ahiretde kendilerine atesden baskası yokdur. (Dunyada) isledikleri seyler (hatta iyilikler) orada bosa gitmisdir. Zaten yapageldikleri hep bosdur (onların)

    [17] (Yalınız dunya hayaatını arzu eden kimse); Rabbinin acık bir delil? uzerinde bulunub da ardınca yine Ondan bir sahid gelen, ondan once de bir rehber ve bir rahmet olmak uzere Musanın hitabı (ile tasdıyk edilmis) olan kimse gibi midir ki boyle olanlar ona (Kur´ana) inanırlar. Her hangi bir guruh onu tanımazsa ates onun va´d edilen yeridir. Sen de bundan subhe icinde olma. Cunku o, hakdır, Rabbindendir. Fakat insanların cogu iman etmezler

    [18] Allaha karsı (kendiliginden) yalan duzenden daha zaalim kimdir? Onlar Rablerine arzedilecekler, sahidler de «Iste bunlar Rablerine karsı yalan soyleyenlerdir» diyecek. Haberiniz olsun ki Allahın la´neti zaalimlerin tepesindedir

    [19] Oyle (zaalimler) ki (insanları) Allahın yolundan dondururler, onu egriltmek isterler. Onlar ahireti inkar edenlerin ta kendileridir

    [20] Onlar yer yuzunde (Allahı) aciz bırakabilecek degillerdir. Kendilerini Allahdan (kurtaracak) hic bir haamileri de yokdur. Onların azabı kat kat olacakdır. (Cunku) onlar (hakkı) isitmiye tehammul edemezlerdi, (onu) gormezlerdi de

    [21] Onlar nefislerine ziyan edenlerdir. Uydurmakda oldukları seyler (putlar) da kendilerinden uzaklasıb gaybolmusdur

    [22] Subhesiz onlar ahiretde en cok zarar gorenlerin ta kendileridir

    [23] Iman edib de guzel isler yapanlar (a) ve husu ve tevaazu´la Rablerine baglananlar (a gelince) onlar cennetin yaranıdırlar. Onun icinde ebedi kalıcıdırlar onlar

    [24] Bu iki zumrenin haali kor ve sagırla goren ve isiden (in haali) gibidir. Bunlar birbirine denk olurlar mı hic? Haala iyi dusunmeyecek misiniz

    [25] Andolsun ki biz Nuhu kavmine (peygamber olarak) gondermisizdir. (O, oyle demisdi:) «Subhesiz ki ben sizi Allahın azabından apacık korkutanım. Allahdan baskasına ibadet etmeyin. Hakıykat, ben sizi basınıza acıklı bir gunun azabı (gelib catması) ndan endiyse ediyorum»

    [26] Andolsun ki biz Nuhu kavmine (peygamber olarak) gondermisizdir. (O, oyle demisdi:) «Subhesiz ki ben sizi Allahın azabından apacık korkutanım. Allahdan baskasına ibadet etmeyin. Hakıykat, ben sizi basınıza acıklı bir gunun azabı (gelib catması) ndan endiyse ediyorum»

    [27] Bunun uzerine kavminden kufredenlerin elebasları «Biz seni kendimiz gibi bir insandan baska olarak gormuyoruz. Basıyt ve zaahiri bir gorusle (uyan) en asagı tabakalarımızdan baskasının sana tabi oldugunu da gormuyoruz. Sizin bize karsı bir ustunlugunuzu dahi gormuyoruz. Biz sizi bil´akis yalancılar sanıyoruz» dedi (ler)

    [28] (Nuh) dedi ki: «Ya ben (da´vamın sıdkına sahid olmak uzere) Rabbimden (gelen) apacık bir burhan uzerinde isem? O, bana kendi katından bir rahmet vermis de bunlar siz (in kor gozleriniz) den gizli bırakılmıssa? Soyleyin bana ey kavmim? Sizi ona, kendiniz hos gormeyib dururken de zorlayacak mıyız (sanki)»

    [29] Ey kavmim, bundan (bu tebliglerimden) dolayı sizden hic bir mal istemiyorum. Benim mukafatım Allahdan baskasına aid degildir ve ben iman edenleri tardedici de degilim. Cunku onlar muhakkak ki Rablerine kavusanlardır. Ancak ben sizi cahillik eder bir kavm goruyorum»

    [30] «Ey kavmim, ben onları kogarsam Allahdan (Allahın intikaamından) beni kim (kurtarabilir, bana kim) yardım eder? Hic de dusunmez misiniz?»

    [31] «Ben size: Allahın hazineleri benim nezdimdedir demiyorum. Ben gaybı bilmem. Ben hakıykatde bir melek´im de demiyorum. Bununla beraber gozlerinizin hor gordugu kimseler (mu´minler) hakkında Allah onlara asla bir hayr vermeyecekdir dahi diyemem. Allah, onların ozlerindekini encok bilendir. (Eger bunları tard edersem) o takdirde subhesiz ki ben zaalimlerdenimdir»

    [32] Dediler: «Ey Nuh, bizimle cidden ugrasdın. Bizimle olan bu mucadelende ileri de gitdin. Eger sen dogruculardan isen bizi tehdid edib durdugun (azab) ı haydi getir bize»

    [33] (Nuh da): «Dilerse onu size ancak Allah getirir. Siz (Onu) aciz bırakabilecekler degilsiniz» dedi

    [34] «Eger Allah sizi helak etmek dilemisse, ben sizin iyiliginizi arzu etmis olsam bile, bu hayırhahlıgım size faide vermez. O, sizin Rabbinizdir ve nihayet ancak Ona donduruleceksiniz»

    [35] (Habibim) belki «Onu (Kur´anı) kendiliginden uydurdu» derler. De ki: «Eger ben onu kendim uydurdumsa gunahı benim ustume olsun. Halbuki ben sizin (boyle bir iftira ile) irtikab edegeldiginiz (gunah) dan tamamen uzagım»

    [36] Nuha su hakıykat vahy olundu: «Kavminden gercek iman etmis olanlardan baskası asla iman etmeyecekdir. O halde (bihude uzulub de) isleyegeldikleri seylerden (tecavuzlerden) dolayı tasalanma»

    [37] «Bizim nezaretimiz ve vahyimiz ile gemi yap. Zulmedenler hakkında bana bir sey soyleme. Cunku onlar suda bogulmuslardır (bogulacaklardır)»

    [38] (Nuh) gemiyi yapıyordu. Kavminden her hangi bir guruh yanından gecdikce onunla egleniyorlardı. Dedi ki: «Eger bizimle eglenirseniz biz de sizinle, bu eglendiginiz gibi, eglenecegiz»

    [39] «Artık kendisini rusvay edecek azabın kime gelib catacagını (bundan baska ahiretdeki) daim? azabın da kimin basına gelecegini ileride bileceksiniz»

    [40] Nihayet emrimiz gelib de fırın kaynadıgı zaman (Nuha) dedik ki: «Her birinden (her bir neviden erkek ve disi) ikiser cift ile — aleyhinde soz gecmis (helakleri takdir edilmis) olanlar mustesna — aileni ve iman edenleri icine yukle». Zaten onun maiyyetindeki az kimselerden baskası da iman etmemisdi

    [41] (Nuh) dedi ki: «Binin icerisine. Onun akması da, durması da Allahın adıyladır. Seksiz subhesiz Rabbim cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir»

    [42] O (gemi) bunları daglar gibi dalga (lar) icinden akıtıb goturuyordu. Nuh ayrı bir yere cekilmis olan ogluna bagırdı: «Ogulcagızım, (gel) bizim yanımıza sen de bin, kafirlerden olma»

    [43] O, dedi ki: «Bir daga sıgınırım, o beni sudan korur». (Nuh da soyle) dedi: «Bu gun Allahın emrinden, esirgeyen kendinden baska, hic bir koruyucu yokdur», ikisinin arasına dalga girdi, o da bogulanlardan oldu

    [44] (Taraf-ı ilahiden) denildi ki: «Ey arz suyunu yut, ey gok sen de tut». Su kesildi, is olub bitirildi, (gemi de) Cudi (dagının) uzerinde durdu. O zaalimler guruhuna «Uzak olsunlar» denildi

    [45] Nuh Rabbine dua edib dedi ki: «Ey Rabbim, benim oglum da subhesiz benim ailemdendir. Senin va´din elbette hakdır ve Sen haakimlerin haakimisin»

    [46] (Allah da soyle) buyurdu: «Ey Nuh, o kat´iyyen senin ailenden degildir. Cunku o (nun isledigi) Saalih olmayan (kotu) bir isdir. O halde bilgin olmadıgı bir sey´i benden isteme. Seni bilmezlerden olmakdan bihakkın men ederim»

    [47] (Nuh) «Ey Rabbim, dedi, ben bilgimin olmadıgı sey´i Senden istemekden Sana sıgınırım. Eger beni yarlıgamazsan, beni esirgemezsen husrane dusmuslerden olurum»

    [48] Denildi ki: «Ya Nuh, sana ve (gemide) maiyyetinde bulunanlardan (gelecek mu´min) ummetlere bizden selam (-u selamet) ve bereketlerle in (gemiden. Onlardan tureyecek diger kafir) ummetler de vardır ki biz onları dahi (dunyada bol rızıklarla) faidelendirecegiz. Sonra ise (ahiretde) onları bizden acıklı bir azab carpacakdır

    [49] Bunlar gayb haberlerindendir ki sana onları vahyediyoruz. Onları bundan evvel ne sen biliyordun, ne kavmin. O halde (Habibim) sen de (Nuh gibi her cefaye) katlan. Akıbet hic subhesiz takvaaye erenlerindir

    [50] Ad´e biraderleri Hud´u (gonderdik). «Ey kavmim, dedi, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hic bir Tanrınız yok. Siz (Allaha karsı) yalan duzenlerden baska (kimseler) degilsiniz»

    [51] «Ey kavmim, ben buna (bu tebligıma) mukaabil sizden hic bir ucret istemiyorum. Benim mukafatım, beni yaradandan baskasına aid degildir. Haala akıllanmayacak mısınız?»

    [52] «Ey kavmim, Rabbinden magfiret isteyin. Sonra yine Ona tevbe (ve rucu) edin ki ustunuze gokden bol bol (feyzini) gondersin, kuvvetinize daha fazla kuvvet katsın. Gunahkarlar olarak yuz cevirmeyin»

    [53] Dediler ki: «Ey Hud, sen bize acık bir mu´cize getirmedin. Biz de senin sozunle Tanrılarımızı bırakıcı degiliz. Sana inanıcılar da degiliz»

    [54] Biz «Tanrılarımızdan kimi seni fena carpmıs» (demekden) baska (bir sey) soylemeyiz. (Hud) dedi: «Allahı hakıyki sahid gosteririm ve siz de sahid olun ki ben sizin Allahı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiginiz seylerden kat´iyyen uzagım. Artık bana topyekun istediginiz tuzagı kurun, sonra bana muhlet de vermeyin»

    [55] Biz «Tanrılarımızdan kimi seni fena carpmıs» (demekden) baska (bir sey) soylemeyiz. (Hud) dedi: «Allahı hakıyki sahid gosteririm ve siz de sahid olun ki ben sizin Allahı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiginiz seylerden kat´iyyen uzagım. Artık bana topyekun istediginiz tuzagı kurun, sonra bana muhlet de vermeyin»

    [56] «Subhesiz ki ben, kendimin de, sizin de Rabbiniz olan Allaha guvenib dayandım. Yurur hic bir mahluk haaric olmamak uzere (hepsinin) alnından tutan Odur. Benim Rabbim hakıykaten dogru bir yol uzerindedir»

    [57] «Eger simdi yuz cevirirseniz (ne diyeyim). Ben size ne ile gonderilmissem iste size onu teblig etdim. Rabbim size yerinize diger bir kavmi getirir de Ona hic bir seyle zarar yapamazsınız. Subhesiz ki benim Rabbim her sey´in ustunde bir nigehbandır»

    [58] Vaktaki (azab) emrimiz geldi. Hud´u de, maiyyetindeki mu´minleri de, bizden bir rahmet olarak, selamete erdirdik, onları agır azabdan kurtardık

    [59] Iste Ad (kavmi)! Onlar Rablerinin ayetlerini bilerek inkar etdiler, peygamberlerine aasi oldular, inadcı her zorbanın emri ardınca gitdiler

    [60] Onlar bu dunyada da, kıyaamet gununde de la´net (cezasına) tabi´ tutuldular. Haberiniz olsun ki Ad (kavmi) Rablerine kufretdiler. Gozunuzu acın ki Hud´un kavmi olan Ad´e (rahmet-i ilahiyyeden ebedi) uzaklık (verildi)

    [61] Semuud´a biraderleri Saalih´i (gonderdik). Dedi ki: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hic bir Tanrınız yokdur. O, sizi toprakdan meydana getirdi, sizi orada omur gecirmiye (yahud: i´maara) me´mur etdi. O halde Ondan magfiret isteyin, sonra Ona tevbe edin (hep Ona donun). Subhesiz ki Rabbim (in rahmeti) cok yakındır; O, (duaları da) kabul edendir»

    [62] «Ey Saalih, dediler, sen bundan evvel icimizde umid beslenen bir (zat) din. (Simdi) atalarımızın tapdıgı seylere tapmamızdan bizi vaz gecirmek mi istiyorsun? Senin bizi (kulluguna) da´vet etdigin (Rab) den hakıykaten sek icindeyiz, subheleniciyiz»

    [63] (Saalih) dedi ki: «Ey kavmim, ya ben Rabbimden (gelen) apacık bir mu´cizenin uzerinde isem ve O, kendinden bana bir rahmet (bir peygamberlik) vermisse? (Buna) ne dersiniz? O halde Allah (ın intikaamın) dan, eger Ona isyan edersem, (kurtarmak hususunda) bana kim yardım eder? Demek, siz beni ziyana ugratmakdan, (bunu) bana karsı artırmakdan baska, bir sey yapmayacaksınız»

    [64] «Ey kavmim, iste size bir ayet (bir mu´cize) olmak uzere Allahın su disi devesi! Artık onu (serbest) bırakın. Allahın arzında yesin. Ona fenalık edib dokunmayın. Binnetice sizi yakın bir azab yakalar»

    [65] Derken, onu, ayaklarını keserek oldurduler. Bunun uzerine (Saalih) dedi ki: «Memleketinizde uc gun daha yasayın. Iste bu, yalanı cıkarılamayacak bir tehdiddir»

    [66] Vaktaki (azab) emrimiz geldi, Saalihi de, onun maiyyetinde iman etmis olanları da tarafımızdan bir esirgeme olarak (azabdan ve) o gunun rusvaylıgından kurtardık. Subhesiz ki senin Rabbin, O, cok kuvvetlidir, mutlak gaalibdir

    [67] O zaalimleri ise korkunc bir ses alıb goturdu de yurdlarına diz ustu coken (canları cıkan) kimseler oluverdiler

    [68] Sanki orada (zaten) oturmamıslardı. Haberiniz olsun ki Semud (kavmi) hakıykaten Rablerine kufretdiler, gozunuzu acın ki Semuda (rahmet-i ilahiyyeden) uzaklık (verilmisdir)

    [69] Andolsun, elcilerimiz, Ibrahime mujde ile gelib «Selam» dediler. O da «Selam» dedi ve eglenmeden gidib (onlara) kızartılmıs bir buzagı getirdi

    [70] (Ibrahim), ellerinin buna uzanmadıgını gorunce onları (n durumundan) hoslanmadı, onlardan kalbine bir nev´i korku gizledi. Onlar: «Korkma, dediler, cunku biz Luut kavmine gonderildik»

    [71] (Ibrahimin) karısı (hizmet icin) ayakda idi. (Bu soz uzerine) guldu. Biz de ona Ishakı, Ishakın ardından da (torunu) Ya´kubu mujdeledik

    [72] «(Kadın) vay, dedi, kendim bir koca karı, su zevcim de bir ihtiyar iken ben mi doguracak mısım? Bu, cidden pek sasılacak bir sey»

    [73] (Elci melekler): «Allahın emrine mi sasıyorsun? Ey ehl-i beyt, Allahın rahmeti, bereketleri sizin uzerinizdedir. Subhe yok ki, O, asıl hamde layık, hayr-u ihsanı cok olandır» dediler

    [74] Vaktaki Ibrahimden o korku gitdi, kendisine bir de mujde geldi. (Simdi o) Lut kavmi hakkında (adeta) bizimle mucadele ediyordu

    [75] Cunku Ibrahim cidden yumusak huylu, yuregi yanık, kendisini tamamen Allaha vermis biri idi

    [76] «Ey Ibrahim, (dediler), bundan (bu mucadeleden) vaz gec. Zira hakıykat sudur: Rabbinin emri gelmisdir. Onlara muhakkak reddolunamıyacak bir azab gelib catıcıdır»

    [77] Vaktaki elcilerimiz Luta geldi. O, bunlar yuzunden kaygıya dusdu, bunlar yuzunden gogsu daraldı ve: «Bu cetin bir gundur» dedi

    [78] (Lutun) kavmi, kendisine dogru (soluk soluga) kosarak yanına geldi. Onlar daha evvelden kotulukleri islemiye alısmıs kimselerdi. (Lut): «Ey kavmim, dedi, iste kızlarım. Sizin icin onlar daha temizdir. Artık Allahdan korkun, beni musafirlerimin icinde kucuk dusurmeyin. Icinizde aklı basında bir adam da yok mu sizin»

    [79] Dediler: «Andolsun, senin de bildigin vech ile bizim senin kızlarınla hic bir hak (ve alaka) mız yokdur. Sen bizim ne diledigimizi elbette bilirsin»

    [80] (Lut: «Ah), dedi, size (yetecek) bir kuvvetim olsaydı, yahud sarp bir kal´aya sıgınabilseydim»

    [81] (Elci melekler): «Ya Lut, emin ol, biz Rabbinin elcileriyiz. Onlar sana kat´iyyen dokunamazlar. Sen hemen gecenin bir kısmında ailenle yuru (yola cık). Icinizden hic biri geri kalmasın. Yalınız karın mustesna. Cunku onlara (kavmine) isaabet edecek (azab) hic subhesiz ona da carpacakdır. Onlara va´d olunan (helak) zamanı sabah vaktidir. Sabah vaktı da yakın degil mi?» dediler

    [82] Vaktaki (azab) emrimiz geldi, (o memleketin) ustunu altına getirdik ve tepelerine balcıkdan pisirilmis, istif edilmis taslar yagdırdik ki onlar Rabbinin katında hep damgalanmıslardı. Onlar zaalimlerden uzak degildir

    [83] Vaktaki (azab) emrimiz geldi, (o memleketin) ustunu altına getirdik ve tepelerine balcıkdan pisirilmis, istif edilmis taslar yagdırdik ki onlar Rabbinin katında hep damgalanmıslardı. Onlar zaalimlerden uzak degildir

    [84] Medyen´e de biraderleri Suaybı (gonderdik). Dedi ki: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin ondan baska hic bir Tanrınız yokdur. Olcegi, tartıya eksik tutmayın. Ben sizi hakıykat bir ni´met (ve refah) icinde goruyorum. Subhesiz ki ben bir gun (hepinizi) cepcevre kusatıcı bir azabdan korkmakdayım»

    [85] «Ey kavmim olcekde ve tartıda adaleti yerine getirin. Nasin esyasını (mallarını, hakkını) eksiltmeyin. Yer yuzunde fesadcılar olarak fenalık yapmayın»

    [86] «Eger mu´min kimseler iseniz Allah´ın (halalınden) bırakdıgı (kar) sizin icin daha hayırlıdır. (Bununla beraber) ben sizin uzerinizde bir bekci de degilim»

    [87] Dediler ki: «Ey Suayb, atalarımızın tapdıgı seylerden, yahud mallarımızdan ne dilersek onu yapmamızdan vaz gecmemizi sana namazın mı emrediyor? Cunku sen, muhakkak ki sen (biliyoruz) yumusak huylu, aklı basında (bir adam) sın»

    [88] «Ey kavmim, dedi, ya ben Rabbimden (gelen) apacık bir burhanın uzerinde isem ve O, bana kendisinden guzel bir rızk ihsan etmis ise? (Buna) ne dersiniz? Size etdigim yasaga ragmen, kendim size muhaalefet etmek istemiyorum ki. Ben gucumun yetdigi kadar ıslahdan baska bir sey arzu etmem. Benim muvaffakıyyetim ancak Allahın yardımıyledir. Ben yalınız Ona guvenib dayandım ve yalınız Ona donerim»

    [89] «Ey kavmim, bana olan dusmanlıgınız, Nuh kavminin, ya Hud kavminin, yahud Saalih kavminin baslarına gelenler gibi size bir musiybet yuklemesin. Lut kavmi de sizden uzak degil»

    [90] «Rabbinizden magfiret dileyin. Sonra Ona tevbe ile rucu edin. Cunku Rabbim cok esirgeyendir, (mu´minleri) cok sevendir»

    [91] Dediler ki: «Ey Suayb, biz senin soylemekde oldugundan bir cogunu iyice anlamıyoruz. Seni de icimizden cidden zaif goruyoruz. Eger kabilen olmasaydı muhakkak ki seni tasla oldururduk. Sen bizden ustun bir seref saahibi degilsin ki...»

    [92] (Suayb): «Ey kavmim, dedi, size gore benim kabilem mi Allahdan daha sereflidir ki Onu (tutub) arkanıza atılmıs (degersiz) bir sey edindiniz? Benim Rabbim (in ilmi) subhesiz ne yaparsanız (hepsini) cepcevre kusatıcıdır»

    [93] «Ey kavmim, elinizden geleni yapın. Ben de (vazifemi) yapıcıyım: Yakında bileceksiniz ki kendisini rusvay edecek azab kime gelecekdir ve o yalancı kimdir? (O azabı) gozetleyin, ben de sizinle beraber (onu) gozetleyiciyim»

    [94] Vaktaki (azab) emrimiz geldi. Hem Suaybı, hem onun maiyyetinde iman etmis olanları, bizden bir esirgeme olarak, kurtardık. Zulmedenleri ise korkunc bir ses yakaladı da yurdlarında diz ustu coke kaldılar (helak oldular)

    [95] Sanki onlar zaten orada oturmamıslardı. Haberiniz olsun ki Semud (kavmi) rahmet-i ilahiyyeden nasıl uzaklasdıysa Medyen (kavmi) ne de oylece bir uzaklık (verildi)

    [96] Andolsun ki biz Musayı da Fir´avna ve onun ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apacık bir huccetle gonderdik de yine onlar Fir´avnın emrine tabi oldular. Halbuki Fir´avn´ın emri hic de salahiyyetli ve durust degildi

    [97] Andolsun ki biz Musayı da Fir´avna ve onun ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apacık bir huccetle gonderdik de yine onlar Fir´avnın emrine tabi oldular. Halbuki Fir´avn´ın emri hic de salahiyyetli ve durust degildi

    [98] O, kıyaamet gunu kavminin onune dusecekdir. Artık o, bunları (suya goturur gibi) atese goturmusdur. Vardıkları o yer ne kotu yerdir

    [99] Burada da, kıyaamet gununde de la´nete tabi tutuldular onlar. (Kendilerine) verilen bu vergi ne kotu vergidir

    [100] Sana kıssa olarak bildirmekde oldugumuz bu (haberler, helak olmus) memleketlerin haberlerindendir ki onların kimi (nin izleri) ayakda kalmıs, (kimi de) bicilmis ekin (gibi yok olmusdur)

    [101] Onlara biz zulmetmedik, fakat onlar kendi nefislerine zulmetdiler. Binaen´aleyh Allahı bırakıb tapdıkları (yalancı) Tanrılar, Rabbinin (azab) emri geldigi zaman, onlara hic bir faide vermedi, ziyanlarını artırmakdan baska bir sey´e yaramadı

    [102] Rabbinin yakalayısı — (ahalisi) zulmeder halde bulunan memleketleri yakaladıgı zaman — iste boyle (olur). Subhesiz ki Onun carpması (cezası) pek acıklıdır, pek cetindir

    [103] Bunda (bu kıssalarda) ahiret azabından korkanlar icin kat´i birer ibret vardır. O, butun insanların bir arada toplanmıs olacakları bir gundur. O, (istisnasız butun halkın) haazır olacakları bir gundur

    [104] Biz onu (kıyaamet gununu) ancak sayılı bir muddet icin gecikdiririz

    [105] Gelecek olan o gunde Allahdan izinsiz hic bir kimse konusmaz. Artık onlardan kimi sakıy (bedbaht), kimi de said (bahtiyar) dir

    [106] Sakıy olanlara gelince: Onlar atesdedirler ki orada (cok feci) bir nefes alıb vermeleri vardır onların

    [107] Gokler ve yer durdukca orada ebedi kalıcıdırlar. Rabbinin diledigi (muddet) baska. Cunku Rabbin ne dilerse hakkıyle onu yapandır

    [108] Mes´ud olanlara gelince: Onlar da cennetdedirler. Rabbinin diledigi (muddet) mustesna olmak uzere gokler ve yer durdukca onlar orada ebedi kalıcıdırlar. (Bu), bir lutf-u ihsandır ki (tukenib) kesilmesi yokdur

    [109] Artık onların tapmakda oldukları seyler (in kendilerini ne feci akıbetlere surukleyecegin) den subhe icinde olma. Onlar, daha evvelden ataları nasıl tapıyorlar idiyse (baska suretle degil) tıbkı onun gibi tapıyorlar. Biz de elbet nasıyblerini (cezalarını) eksiksiz vericiyiz

    [110] Andolsun ki biz Musaya o kitabı (Tevratı) verdik de onun hakkında da ihtilaf edildi. Eger Rabbinden bir soz gecmis olmasaydı elbette aralarında (simdiye kadar) hukum verilmis bitmisdi bile. Hakıykat onlar (senin kavmin) bu (Kur´an) dan yana siddetli bir tereddud ve subhe icindedirler

    [111] Subhesiz Rabbin, her birinin amellerini (amellerinin karsılıgını) onlara tam olarak verecekdir. Cunku O, ne yapıyorlarsa (hepsinden) hakkıyle haberdardır

    [112] O halde sen [habibim), maiyyetindeki tevbe edenlerle beraber, emr olundugun vech ile, dosdogru hareket et. Asırı gitmeyin. Cunku O, ne yaparsanız (hepsini) hakkıyle gorucudur

    [113] Bir de zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ates carpar. Zaten sizin Allahdan baska yardımcılarınız yokdur. Sonra (Ondan da) yardım goremezsiniz

    [114] Gunduzun iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde dosdogru namaz kıl. Cunku guzellikler kotulukleri (gunahları) giderir. Bu, iyi dusunenlere bir oguddur

    [115] Sabr-u sebat et. Zira Allah iyi hareket edenlerin mukafatını zaayi etmez

    [116] Sizden onceki devirlerde (insanları) yer yuzunde fesad (cıkarmak) dan vaz gecirmiye calısacak (bu suretle onları helakden kurtaracak) fazilet saahibleri bulunmalı degil miydi? (O devirlerin insanları) icinden (vazifelerini yapdıkları icin) kurtardıgımız (kimseler) ancak (pek) azdır. Zaalim olanlar ise yalınız kendilerine verilen (dunyevi) refahın ardına dusduler, gunahkar insanlardı onlar

    [117] Senin Rabbin — ehalisi (hem nefislerini, hem yekdigerini) ıslaahedib dururken de — O memleketleri (sırf) sirk yuzunden helak edecek degildi ya

    [118] Eger Rabbin dileseydi butun insanları muhakkak ki bir tek ummet yapardı. Onlar ihtilaf edici bir halde (iste boylece) devam edib gideceklerdir

    [119] Rabbinin, rahmet (ine mazhar) etdigi kimseler mustesna. (Allah) onları bunun icin yaratmısdır. Bununla beraber Rabbinin su sozu de tastamam yerine gelmisdir: «Andolsun ki ben cehennemi butun insan ve cinden (mustehık olanlarla) dolduracagım»

    [120] Peygamberlerin haberlerinden — onunla kalbini (tatmin ve) tesbiit edecegimiz — her cesidini sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda, (bu sure ile) de sana hak ve mu´minlere bir ogud ve bir muhtıra gelmisdir

    [121] Iman etmeyeceklere de ki: «Elinizden, gucunuzden geleni yapın. Biz de subhesiz calısıcılarız»

    [122] «Siz gozetleyin, biz de her halde gozetleyiciyiz»

    [123] «Goklerin ve yerin (sırr-ı) gaybı Allahındır. Her is Ona dondurulur, oyle ise Ona ibadet et, Ona guvenib dayan. Senin Rabbin yapmakda oldugunuz seylerden gaafil (ve habersiz) degildir»

    Yûsuf

    Surah 12

    [1] Elif, lam, raa. Bu (surenin ayetleri de her hakıykatı) acıklayan kitabın (Kur´anın) ayetleridir

    [2] Hakıykat biz onu, (manasına) akıl erdiresiniz diye, Arabca bir Kur´an olarak indirdik

    [3] Biz sana bu Kur´anı (bu sureyi) vahyetmek suretiyle en guzel beyanı kıssa olarak anlatacagız. Halbuki sen daha evvel bundan elbet haberdar olmayanlardandın

    [4] Bir vakit Yuusuf, babasına: «Babacıgım, demisdi, gercek ben ru´yada on bir yıldızla gunesi ve ayı gordum. Gordum ki onlar bana secde edicilerdir»

    [5] (Babası Ya´kub) dedi ki:, «Ogulcagızım, ru´yanı biraderlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Cunku seytan insanın apacık bir dusmanıdır»

    [6] «Rabbin seni oylece (ru´yada gordugun gibi) begenib sececek, sana ru´ya ta´birine aid bilgi verecek, sana karsı da, Ya´kub haanedanına karsı da ni´metlerini — daha evvelden ataların Ibrahime ve Ishaaka tamamladıgı gibi — tamamlayacakdır. Subhesiz ki Rabbin her sey´i bilendir, tam hukum ve hikmet saahibidir»

    [7] Andolsun ki Yuusufun ve biraderler (inin haberler) inde (onları) soranlar icin nice ibretler vardır

    [8] Hani onlar (o kardesler) soyle demislerdi: «Yuusufla biraderi babasının yanında muhakkak bizden daha sevgilidir. Halbuki biz. (birbirimizi destekleyen kuvvetli) bir cemaatiz. Babamız her halde acık bir yanlıslık icindedir»

    [9] «Yuusufu oldurun. Yahud onu (uzak ve ıssız) bir yere atın ki babanızın teveccuhu yalınız size munhasır olsun ve siz ondan sonra Saalih bir zumre olasınız»

    [10] Iclerinden bir sozcu: «Yuusufu oldurmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın da bir yolcu kaafilesinden biri onu (yetik olarak) alsın. Eger (mutlakaa) yapacaksanız (bari boyle yapın)» dedi

    [11] Dediler: «Ey babamız, sen bize Yuusufu neye inanmıyorsun? Halbuki biz onun elbet hayırhahlarıyız»

    [12] «Yarın onu bizimle beraber (kıra) gonder de bol bol yesin, oynasın. Subhesiz biz onun koruyucularıyız»

    [13] Dedi: «Onu goturmeniz muhakkak ki beni tasaya dusurur. Siz kendisinden gaafil, gaafil bulunurken onu kurt (gelib) yemesinden korkarım»

    [14] «Andolsun ki, dediler, bizim (kuvvetli) bir cemaat olmamıza ragmen onu kurt yerse bu takdirde muhakkak biz de husrane ugrayanlar (dan) oluruz»

    [15] Nihayet vaktaki onu goturduler, onu kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlasdırdılar. Biz de kendisine: «Andolsun ki sen onlara, hic farkında degillerken, (bir gun) bu islerini haber vereceksin» diye vahyetdik

    [16] Aksam aglaya aglaya babalarına geldiler

    [17] «Ey babamız, dediler, hakıykaten biz gitdik. Yarıs edecekdik. Yuusufu da esyamızın yanına bırakmısdık. (Bir de ne gorelim) onu kurt yemis! Biz dogru soyleyenler olsak da (biliyoruz ki) sen bize inanıcı degilsin»

    [18] Bir de ustune yalan bir kan (bulasdırılmıs olan) gomlegini getirdiler. (Ya´kub) dedi ki: «Hayır, nefisleriniz sizi aldatıb (boyle buyuk) bir ise suruklemis. Artık (bana dusen) guzel bir sabırdır. Sizin su anlatısınıza karsı yardımına sıgınılacak, (ancak) Allahdır»

    [19] Bir yolcu kaafilesi gelib sakalarını (kuyu basına) yolladılar, o da kofasını saldı. «A, mujde, dedi, iste bir civan»! Onu bir ticaret malı gibi sakladılar. Allah ise ne yapacaklarını pek a´la bilici idi

    [20] Onu degersiz bir bahaye, bir kac dirheme satdılar. Onlar bunun hakkında ragbetsizdiler

    [21] Onu satın alan bir Mısırlı, karısına dedi ki: «Bunun makaamını (indimizde) serefli tut. Umulur ki bize faidesi olur. Yahud onu evlad ediniriz», iste Yuusufu boylece arz (-ı Mısır) da yerlesdirdik ve ona ru´yaların ta´birini ogretdik. Allah emrinde (haakim ve) gaalibdir. Fakat insanların cogu (bunu) bilmezler

    [22] O, tam erginlik cagına girince kendisine hukum ve ilim verdik, iste iyi hareket eden insanları biz boyle mukafatlandırırız

    [23] Onun bulundugu evdeki (kadın) onun nefsinden murad almak istedi, kapıları sımsıkı kapadı ve: «Sana soyluyorum, beri gel» dedi. O ise: «Allaha sıgınırım, dogrusu o benim efendimdir. O, bana guzel bir mevki vermisdir. Hakıykat sudur ki zaalimler asla felah bulmaz» dedi

    [24] O (kadın), andolsun ona niyyeti kurmustu. Eger Rabbinin burhanını gormemis olsaydı (belki Yuusuf da) onu kasd etmis gitmisdi. Iste biz ondan fenalıgı ve fuhsu bertaraf edelim diye boyle (burhan gonderdik). Cunku o, (taatde) ıhlasa erdirilmis kullarımızdandı

    [25] Ikisi de kapıya kosdular. O (kadın) bunun gomlegini arkasından boylu boyunca yırtdı. Kapının yanında (kadının) efendisine rast geldiler. (Kadın) dedi ki: «Zevcene kotuluk etmek isteyenin cezası zindana atılmakdan, yahud acıklı bir azabdan baska ne olabilir»

    [26] (Yuusuf): «O, kendisi, dedi, benim nefsimden murad almak istedi». Onun (kadının) yakınlarından biri sahid de sehadet etdi ki: «Eger gomlegi onunden yırtıldıysa (kadın) dogru soylemisdir, bu ise yalancılardandır»

    [27] «(Yok), eger gomlegi arkadan yırtıldıysa (kadın) yalan soylemisdir. Bu ise dogru soyleyicilerdendir»

    [28] Vaktaki (zevci, Yuusufun gomleginin) arkadan yırtılmıs oldugunu gordu, «Subhesiz ki bu, sizin (siz kadınların) fendinizdendir. Cunku sizin fendiniz buyukdur» dedi

    [29] «Yuusuf, sen bundan (bu mes´eleyi soylemekden) vazgec. (Ey kadın) sen de gunahına istigfar et. Cunku sen cidden gunahkarlardan oldun»

    [30] Sehirdeki bir kısım kadınlar: «Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murad almak istiyormus. Sevgi, yureginin zarına islemis! Goruyoruz ki o, muhakkak apacık bir sapıklıkdadır» dedi (ler)

    [31] Vaktaki (kadın) onların gizliden gizliye yapdıkları dedi koduları isitdi, kendilerine (da´vetci) yolladı, onlar icin (rahatca) yaslanacak bir yer (bir de sofra) hazırladı, onlardan her birine birer bıcak verdi. (Yuusufa): «Cık karsılarına» dedi; simdi onlar bunu gorunce kendisini buyuk bir varlık olarak tanıdılar, (hayranlıklarından) ellerini kesdiler ve dediler ki: «Allahı tenzih ederiz. Bu, bir beser degildir. Bu, cok serefli bir melekden baskası degildir»

    [32] (Kadın) dedi: «Iste beni kendisi hakkında ayıbladıgınız su gordugunuz (zat) dir. Andederim, onun nefsinden ben murad istedim de o, namuskarlık goster (ib reddet) di. Yemin ederim, eger o, kendisine emredecegimi yapmazsa her halde zindana atılacak ve her halde zillete ugrayanlardan olacakdır»

    [33] (Yuusuf) dedi: «Ey Rabbim, zindan bana bunların da´vet edegeldikleri sey (i irtikab etmek) den daha sevgilidir. Eger sen bunların tuzaklarını benden dondurmezsen (belki) onlara meyleder, cahillerden olurum»

    [34] Bunun uzerine Rabbi onun duasını kabul etdi ve onların tuzaklarını kendisinden savdı. Cunku O, hakkıyle isidenin, her sey´i bilenin ta kendisidir

    [35] Sonra, butun o delilleri gorduklerinin ardından mutlakaa onu bir zamana kadar zindana atmaları (reyi) onlara zaahir oldu

    [36] Onunla beraber zindana iki de delikanlı girdi. Bunlardan biri: «Ben ru´yamda kendimi sarab (uzum) sıkıyor gordum» dedi. Oburu de: «Ben de ru´yamda kendimi basımda ekmek goturuyor, kuslarda ondan (kekmeleyib) yiyor gordum», dedi, «Bize bunun ta´birini haber ver. Cunku biz seni iyilik edenlerden goruyoruz»

    [37] Dedi ki: «Size rızıklanacagınız bir taam gelecek oldu mu, ben muhakkak onun ne oldugunu size daha gelmezden evvel haber veririm. Bu, Rabbimin bana ogretdigi ilimlerdendir. Cunku ben Allaha inanmaz bir kavmin dinini — ki onlar ahireti inkar edenlerin ta kendileridir — terketdim»

    [38] «Atalarım Ibrahimin, Ishaakın, Ya´kubun dinine uydum. Allaha her hangi bir sey´i ortak tutmamız bizim icin (dogru) olmaz. Bu (tevhid), bize ve insanlara Allahın lutf-u ınayetindendir. Fakat insanların cogu (buna karsı) sukretmezler»

    [39] «Ey zindan arkadaslarım, darma dagınık bir cok duzme Tanrılar mı hayırlıdır, yoksa hepsine ve her sey´e gaalib, kahha´r olan bir tek Allah mı?»

    [40] «Sizin onu bırakıb tapdıklarınız kendinizin ve atalarınızın takmıs oldukları (kuru) adlardan baskası degildir. Allah bunlara hic bir burhan indirmemisdir. Hukum Allahdan baskasının degildir. O, kendisinden gayriye ibadet etmemenizi emr eylem isdir. Dosdogru din iste budur. Fakat insanların cogu bilmezler»

    [41] «Ey zindan arkadaslarım, (ruyalarınıza gelince:) Biriniz efendisine sarab icirecek, digeri ise asılıb tepesinden kuslar yiyecekdir. iste hakkında fetvaa istemekde oldugunuz mes´ele (boylece) olub bitmisdir»

    [42] Bu ikisinden kurtulacagını bildigi kimseye dedi ki: «Beni efendinin yanında an». Fakat seytan, efendisine anmayı ona unutdurdu da (bu yuzden Yuusuf) daha nice yıllar zindanda kaldı

    [43] (Bir gun Mısır) padisah (ı) dedi ki: «Ben ru´yamda yedi arık (ineg) in yemekde oldugu yedi semiz inekle yedi yesil basak ve diger (yedi) kuru (basak) goruyorum. Ey ileri gelenler (kahinler), eger ru´ya ta´birediyorsanız benim bu ru´yamı da halledin» dedi

    [44] Onlar da dediler ki: «(Bunlar) karma karısık (ve yalancı) duslerdir. Biz boyle duslerin ta´birini bilici (kimse) ler degiliz»

    [45] (Zindandaki) iki (arkadas) dan kurtulanı, nice zaman sonra (Yuusufu) hatırladı da dedi ki: «Ben size onun ta´birini haber vereyim. Hemen beni gonderin»

    [46] (Zindana gidib): «Yuusuf, ey cok dogru sozlu (dedi) kendisini yedi arık (inek) yemekde olan yedi semiz inekle yedi yesil ve diger (yedi) kuru basak hakkında bize bir fetva ver. Umid ederim ki insanlara (isaabetli cevabınızla) donerim. Belki (bu suretle) onlar (senin yuce kadrini) bilirler»

    [47] (Yuusuf) dedi: «Yedi sene adet (iniz) vech ile ekin ekin. Yiyeceginiz az bir mıkdar haaric olmak uzere bicdiklerinizi basagında bırakın»

    [48] «Sonra bunun ardından yedi kurak (yıl) gelecek, (tohumluk icin) saklayacagınızdan az bir mıkdar haaric olmak uzere onceden birikdirdiklerinizi yeyib goturecek»

    [49] «Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki insanlar onda (ya´ni o zaman) yagmura kavusturulacak ve o anda sıkıb sagacaklar»

    [50] (Bunu duyan) padisah dedi ki: «Onu (Yuusufu) bana getirin». Bunun uzerine ona elci gelince: «Efendine don de ellerini kesen o kadınların zoru neydi, kendisine sor. Subhe yok ki benim Rabbim onların fendini hakkıyle bilicidir» dedi

    [51] (Padisah o kadınları toplayıb) dedi: «Yuusufun nefsinden kam almak istediginiz zaman ne halde idiniz»?. (Kadınlar): «Haasa, dediler, Allah icin biz onun ustunde bir fenalık bilmedik». Azizin karısı da soyle dedi: «Simdi hak meydana cıkdı. Ben onun nefsinden murad almak istedim. O ise seksiz subhesiz dogru soyleyenlerdendir»

    [52] Elci gidib de Yuusufa bu kat´i i´tirafı nakletdikden sonra o, dedi ki: «(Benim) bu (i´tirafa luzum gorusum azizin) gıyaabında kendisine hakıykaten haainlik etmedigimi ve Allahın, haainlerin hıyiesini hic subhesiz muvaffakiyyete erdirmeyecegini onun da bilmesi icindi»

    [53] «(Bununla beraber) ben nefsimi tebrie etmem. Cunku nefs, olanca siddetiyle kotulugu emredendir muhakkak. Meger ki Rabbimin esirgemis bulundugu (bir nefs) ola. Zira Rabbim cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir»

    [54] Padisah: «Getirin onu bana, dedi, onu kendime has bir (mustesar) edineyim». Onunla konusunca da soyle soyledi: «Sen bu gun (den itibaren) bizim nezdimizde muhim bir mevki saahibisin, emin (bir mustesar) sın»

    [55] (Yuusuf): «Beni memleketin hazineleri uzerine (me´mur) et. Cunku ben onları iyice korumıya muktedirim, (butun tasarruf sekillerini de) bilenim» dedi

    [56] Iste o yerde Yuusufa kudret (ve seref) verdik. O, o yerden neresini dilerse orada konaklardı. Biz rahmetimizi kime dilersek ona nasıyb ederiz, iyi hareket edenlerin mukafatını zaayi etmeyiz

    [57] Iman edib de takvaada devam edenlere haas olan ahiret mukafatı ise elbet daha hayırlıdır

    [58] Yuusufun kardesleri gelib onun huzuruna girdiler. (Yuusuf) onları tanıdı, onlar ise kendisini tanımıyorlardı

    [59] Vaktaki (Yuusuf) onların (zahire) yuklerini hazırladı. Dedi ki: «Bana baba bir erkek kardesinizi de getirin. Gormuyor musunuz (size) tam olcek veriyorum. Ben musafirperverlerin hayırlısıyım»

    [60] «Eger onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size hic bir kile yok. (Bihude) bana yaklasmayın»

    [61] Dediler: «Onu babasından istemiye calısırız ve her halde (bunu) yaparız»

    [62] (Yuusuf) usaklarına: «Sermayelerini yuklerinin icine koyuverin. Olur ki ailelerine avdet etdikleri zaman bunun farkına varırlar da belki yine (buraya) donerler» demisdi

    [63] Bu suretle babalarına dondukleri zaman: «Ey babamız, dediler, bizden olcek men olundu. (Bu sefer) kardesimizi de bizimle beraber yolla da olcek alalım. Biz her halde onu muhaafaza edicileriz»

    [64] (Ya´kub) dedi: «Ben onu size inanır mıyım? Meger ki daha evvel kardesi (Yuusufu) inandıgım gibi ola. Allah en hayırlı koruyucudur. O, esirgeyicilerin de esirgeyicisidir»

    [65] Meta´larını (zahire yuklerini) acdıkları zaman sermayelerini kendilerine geri gonderilmis buldular. «Ey babamız, dediler, daha ne istiyoruz, iste sermayemiz de bize iade edilmis. (Biz onunla tekrar) ailemize zahire getiririz. Kardesimizi koruruz. Bir deve yuku zahire de artırırız. Bu (seferki aldıgımız) az bir olcekdir (bizi idare etmez)»

    [66] (Ya´kub): «Etraafınız kusatılıb (caresiz kalmanız mustesna) onu bana behemehal getireceginize dair Allahdan bana saglam bir teahhud verilinceye kadar onu sizinle beraber, (kaabil degil) gondermem» dedi. Artık ona (babalarına) te´minatlarını verince o da: «Allah benim ve sizin bu dediklerimize vekil (sahid olsun)» dedi

    [67] (Hareketleri esnasında da,sunu) soyledi: «Ogullarım, (Mısıra) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. (Bununla beraber bu sozumle) Allah (ın kazaasından) hic bir sey´i sizden gideremem. Hukum Allahdan baskasının degildir. Ben ancak Ona guvenib dayandım. Tevekkul edenler de yalınız Ona guvenib dayanmalıdır»

    [68] Vaktaki onlar (Mısıra), babalarının kendilerine emretdigi vech ile, girdiler. Bu, Allahın (kazaasından) hic bir sey´i onlardan gidermedi. Sadece Ya´kubun nefsindeki dilegi meydana cıkarmıs oldu. Subhe yok ki (Ya´kub), kendisini (vahy ile) ogretdigimiz icin, bir ılim saahibi idi. Ancak insanların cogu (sırrı kaderi) bilmezler

    [69] (Biraderler) Yuusufun huzuruna girince o, kardesini kendi yanına aldı: «Ben senin hakiki kardesinim. Onların (gecmisde hakkımızda) yapmıs olduklarına tasalanma» dedi

    [70] Vaktaki (Yuusuf) onların (zahire) yuklerini hazırladı. Su kabını oz kardesinin yuku icine koydu! Sonra bir munadi (arkalarından) soyle bagırdı: «Ey kaafile (durun), siz seksiz subhesiz hırsızlarsınız»

    [71] (Ya´kubun ogulları) onlara donerek: «Ne gaaib etdiniz (Ne arıyorsunuz)?» dediler

    [72] Dediler ki: «Padisahın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yuku (bahsis) var. Ben de buna kefilim»

    [73] (Ya´kub ogulları): «Allah Allah! (Huviyyetimizi, ahlakımızı) siz de ogrenmissinizdir. Biz bu yere, andolsun ki, fesad cıkarmak icin gelmedik. Hırsız kimseler de degiliz biz» dediler

    [74] «Simdi, dediler, yalancılar iseniz (calanın) cezası nedir»

    [75] «Onun cezası yukunde (hırsızlık mal) bulunan kimsenin kendisidir. Iste o kimse (sahsan) bunun cezasıdır. Biz (memleketimizde) zaalimleri (hırsızları) boyle cezalandırırız» dediler

    [76] Bunun uzerine (Yuusuf), kardesinin kabından evvel onların kafalarını (aramıya) basladı. Nihayet onu kardesinin kabından cıkardı. Iste biz Yuusuf icin boyle bir tedbir kullandık. Yoksa o, padisahın dinine gore kardesini (esir olarak) tutabilecek degildi: Meger ki Allahın iradesi ola. Biz kimi dilersek onu nice derecelerle yukseltiriz. Her ilim saahibinin ustunde daha iyi bilen vardır

    [77] Dediler: «Eger o calmıs bulunuyorsa onun daha evvel bir kardesi de calmısdı»! O vakit Yuusuf bu (sozu) icinde gizledi, bu (nun hakıykatını) onlara acıklamadı. (Kendi kendine) dedi ki «Sizin durumunuz daha kotudur. Allah sizin anlatmakta oldugunuzun mahiyyetini cok iyi bilendir»

    [78] «Ey aziz, dediler, hakıykat bunun ihtiyar bir babası var. Binaen´aleyh onun yerine (bizden) birimizi alıkoy. Seni muhakkak iyilik edenlerden goruyoruz»

    [79] «Esyamızı nezdinizde buldugumuz kimseden baskasını yakalamamızdan Allaha sıgınırız. Cunku o takdirde biz elbette zaalimler (deniz demekdir)» dedi

    [80] Vaktaki artık ondan umidlerini kesdiler, fısıldasarak bir yana cekildiler. Buyukleri dedi ki: «Babanızın sizden Allah adiyle te´minat almıs oldugunu, daha evvel de Yuusuf hakkında isledigimiz kusuuru bitmediniz mi? Artık ben, ya babam bana izin verinceye, yahud benim icin Allah hukmedinceye kadar, buradan kat´iyyen ayrılmam. O haakimlerin hayırlısıdır»

    [81] «Siz donun, babanıza da deyin ki: — Ey pederimiz, oglun, inan ki, (zaahiri emre nazaran) hırsızlık etdi. Biz bildigimizden baskasına sahidlik yapmadık. Gaybın bekcileri de degildik»

    [82] «(Istersen) icinde bulundugumuz (ve dondugumuz) sehir (ya´ni Mısır ahalisine) de, aralarında geldigimiz kervana da sor. Biz seksiz subhesiz dogru soyleyicileriz»

    [83] (Geldiler, aynı sozu soylediler. Bunun uzerine Ya´kub) dedi ki: «Hayır, sizi nefisleriniz aldatıb (boyle buyuk) bir ise suruklemis. Artık (bana dusen) guzel bir sabırdır. Allahın, onların hepsini birden bana getirmesi yakın bir umiddir. Hakıykat sudur ki: Her sey´i bilen, yegane hukum (ve hikmet) saahibi olan Odur»

    [84] (Ya´kub) onlardan yuz cevirdi: «Ey Yuusufun ustunde (titreyen) tasam, (gel, simdi tam senin gelmen zamanıdır)» dedi ve huzn-u kederinden iki gozune ak dusdu. (Bununla beraber) o, artık gamını tamamen yutmakda idi

    [85] Dediler ki: «Haala Yuusufu anıb duruyorsun. Andolsun ki sonunda ya kederinden hastalanıb eriyeceksin, yahud helake ugrayanlardan olacaksın»

    [86] (Ya´kub da): «Ben (tasan) kedirimi, mahzunlugumu yalınız Allaha sikayet ediyorum. Ben Allah tarafından sizin bilmeyeceginiz (nice) seyleri de biliyorum» dedi

    [87] «Ogullarım, gidin, Yuusufla kardesinden (butun duygularınızla) bir haber arayın. Allahın rahmetinden umidinizi kesmeyin. Zira hakıykat sudur ki kafirler guruhundan baskası Allahın rahmetinden umidini kesmez»

    [88] Bunun uzerine (Ya´kubun ogulları tekrar Mısıra gidib Yuusufun) huzuruna girdikleri zaman dediler ki: «Ey aziz, bizi de, ailemizi de darlık basdı. Pek ehemmiyyetsiz bir sermaye ile geldik. Bize yine tam olcek ver. Hakkımızda ayrıca lutufkarlık da et. Zira Allah lutufkarları mukafatlandırır»

    [89] (Yuusuf soyle) dedi: «Siz (henuz) cahil kimseler iken Yuusufa ve kardesine neler yapdıgınız) biliyor musunuz»

    [90] «A, sen, sen, saahi Yuusuf musun?» dediler. O da: «Ben, dedi, Yuusufum. Bu da kardesim. Allah bize (selamet ve kerametle) lutfetdi. Zira hakıykat sudur ki: Kim (Allahdan) korkar, (belalara) katlanırsa her halde Allah iyi hareket edenlerin mukafatını zaayi etmez»

    [91] (Kardesleri): «Allaha yemin ederiz, Allah seni hakıykat bizden ustun kılmısdır. Biz dogrusu (sana yapdıgımız hareketde) suclu idik» dediler

    [92] (Yuusufu) da: «Size, dedi, bugun hic bir basa kakma ve ayıblama yok. Sizi Allah yarlıgasın. O, esirgeyicilerden daha esirgeyicidir»

    [93] «Su benim gomlegimi goturun de onu babamın yuzune koyun. Iyice gorur (bir hale) gelir. Butun ailenizi de bana getirin»

    [94] Vaktaki kaafile (Mısırdan) ayrıldı, (oteden) babaları (Ya´kub)i dedi ki: «Bana bunak demezseniz, inanın ki, (simdi) Yuusufun kokusunu duyuyorum»

    [95] (Yanındakiler) dediler: «Allaha yemin ederiz ki sen haala eski yanlıslıgında (berdevam) sın»

    [96] Fakat mujdeci gelib de onu (Ya´kubun) yuzune koydugu, o da derhal (yeni basdan) gorur bir haale geldigi zaman dedi ki: «Ben size bilmeyeceginiz seyleri Allahdan muhakkak biliyorum demedim mi»

    [97] (Mısırdan gelen evladları) dediler: «Ey pederimiz, bizim icin (gunahlarımıza) istigfar ediver. Biz hakıykaten suclular idik»

    [98] (Ya´kub): «Sizin icin Rabbime sonra istigfar ederim. Hakıykat sudur ki O, cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir» dedi

    [99] Sonra vaktaki onlar (Yuusufun) nezdine girdiler. O, babasını ve anasını kucakladı (yanına aldı) ve: «Allahın iradesiyle,hepiniz emin emin Mısır (sehrine) girin» dedi

    [100] Babasını ve anasını tahtının ustune cıkarıb oturtdu. Hepsi onun icin (ona kavusdukları icin) secdeye kapandılar. (Yuusuf) dedi ki: Ey babam, iste bu, evvelce gordugum ru´yanın tehakkukudur. Gercek, Rabbim onu dogru cıkardı. Bana iyilik etdi. Cunku beni zindandan cıkardı. Seytan benimle kardeslerimizin arasını bozduktan sonra da O, sizi colden getirdi. Subhesiz ki Rabbim, dileyecegi seyleri cok guzel, cok ince tedbir edendir. Hakkıyle bilen, tam hikmet saahibi olan Odur»

    [101] «Ya Rab, Sen bana mulk (-u saltanat) verdin ve sozlerin te´vilini ogretdin. Ey gokleri ve yeri yaratan, sen, dunyada da, ahiretde de benim yarimsin. Benim canımı musluman olarak al. Beni saalihler (zumresin) e kat»

    [102] (Habibim), bu (kıssa), sana vahy edegeldigimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) onlar hıyle yaparak isleyecekleri isi kararlasdırdıkları zaman sen yanlarında degildin

    [103] Sen ne kadar hırs gostersen yine insanların cogu iman ediciler degildir

    [104] Halbuki sen buna (bu tebligaata) karsı onlardan hic bir ucret de istemiyorsun. O (Kur´an) alemlere nasıyhatden baska bir sey degildir

    [105] Goklerde ve yerde (Allahın varlıgını, birligini ve kemal-i kudretini isbat eden) nice ayetler (nisaneler) vardır ki (insanlar) bunlardan yuz cevirici olarak, ustune basar gecerler

    [106] Onların cogu Allaha iman etmez, ille Allaha ortak katanlardır onlar

    [107] Onlar (aammeyi) kaplayacak bir azab-ı ilahinin kendilerine gelib catmasına, yahud kendileri farkında olmayarak onlara ansızın kıyamet kopub gelmesine (karsı) kendilerini emin mi gorduler

    [108] De ki (Habibim:) «iste bu, benim yolumdur. Ben (insanları) Allaha (koru korune degil) bir basıyret uzere da´vet ediyorum. Ben de, bana tabi olanlar da (boyleyiz). Allahı (ortaklardan) tenzih ederim. Ben musriklerden degilim»

    [109] Senden evvel (peygamber olarak) gonderdiklerimiz (baska degil senin gibi) sehirler halkından kendilerine vahy eder oldugumuz erkek adamlardı. (Acaba musrikler) kendilerinden evvelkilerin akıbeti nice oldugunu gormeleri icin hic de yer yuzunde gezib dolasmadılar mı? Ahiret yurdu (sirkden ve gunahlardan) sakınanlar icin elbet daha hayırlıdır. Siz (ey musrikler) haala akıllanmayacak mısınız

    [110] Hatta o peygamberler (kavmlerinin imanından) umidlerini kesib de onların (va´d edildikleri nusret-i ilahiyye hususunda) muhakkak yalana cıkarıldıklarını zannetdikleri sırada onlara nusretimiz yetisib gelmis, biz kimi dilersek o (ya´ni peygamberler ve tabileri) kurtulusa erdirilmisdir. Gunahkarlar guruhundan ise azabımız asla dondurulmeyecekdir

    [111] Andolsun, onların kıssalarını acıklamada salim akıl saahibleri icin birer ibret vardır. (Bu Kur´an) uydurulacak bir soz degildir, ancak kendinden evvel (inen kitabların) tasdıyk), (dine aid) her sey´in tafsilidir, iman edecekler zumresi icin de bir hidayet ve rahmetdir o

    Ra'd

    Surah 13

    [1] Elif, lam, mim, raa. Bunlar kitabın (Kur´anın) ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen (bu Kur´an) hakdır. Fakat insanların cogu inanmazlar

    [2] Allah Odur ki gokleri (su) gormekde oldugunuz (sekilde) direksiz yukseltmisdir, sonra (emri) ars uzerinde hukumran olmusdur, gunesi, ayı da teshir etmisdir ki (bunların) her biri muayyen vakta kadar (seyr ve) cereyan eder. Her isi yerli yerinde O tedbir (ve idare) eder, ayetleri O acıklar. Taki Rabbinize kavusacagınızı iyice bilesiniz

    [3] O, yeri (enine boyuna) uzatıb doseyen, onda oturaklı oturaklı daglar ve ırmaklar meydana getirendir ve O, meyvelerin hepsinden, yine kendilerinin icinde, ikiser cift yaratmısdır. Geceyi gunduze O buruyor ki butun bunlarda iyi dusunecekler icin elbette ayetler (deliller, ibretler) vardır

    [4] Arzda birbirine komsu kıt´alar vardır, uzum bagları, ekinler, catallı ve catalsız hurmalıklar vardır ki hepsi bir su ile sulanıyor. (Boyle iken) biz onlardan ba´zısını, yemislerinde (ve tadlarında), ba´zısından ustun kılıyoruz, Iste bunlarda da aklını kullanacak zumreler icin elbet ayetler vardır

    [5] Eger (kafirlerin seni yalana cıkardıklarına) sasıyorsan asıl sasılacak olan onların: «Biz toprak oldukdan sonra mı ve yeniden mi muhakkak yaratılacagız?» demeleridir,Iste bunlar Rablerini tanımayanlardır, iste boyunlarında laleler bulunanlar bunlar ve iste icinde muebbed kalacakları atesin yaranı da yine bunlar, bunlardır

    [6] (Musrikler) senden iyilikden once carcabuk kotuluk isterler. Halbuki onlardan evvel nice ukuubet misalleri gelib gecmisdir. Hakıykat, Rabbin, zulumlerine ragmen, insanlar icin magfiret saahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin ıkaabı da cidden cetindir

    [7] O kufredenler: «Ona Rabbinden bir mu´cize indirilmeli degil miydi?» der (ler). Sen (Habibim) ancak bir munzirsin (egri yolun encamını insanlara haber verensin), her kavmin de bir hidayet rehberisin

    [8] Allah, her disinin neye gebe olacagını, rahimlerin neyi eksik, neyi artık yapacagını bilir. Onun nezdinde her sey olcu iledir

    [9] O, gorunmeyeni de, goruneni de bilendir, cok buyukdur, her seyden yucedir O

    [10] Sizden sozunu kim gizledi, kim onu acıkladı, gece (karanlıgında) gizlenen, gunduz yoluna giden kimdir (Onun ilminde) birdir

    [11] Onun (ve her insanın) onunde, arkasında kendisini Allahın emriyle gozetleyecek ta´kibci (melek) ler vardır. Bir kavm, ozlerindeki (guzel hal ve ahlak) ı degisdirip bozuncaya kadar Allah subhesiz ki onun (haalini) degisdirib bozmaz. Allah bir kavmin de fenalıgını (azabını) diledi mi artık onun reddine hic bir (care) yokdur: Onlar icin Ondan (Allahdan) baska bir veli (ve yardım eden) de yokdur

    [12] O, size korku ve umid salarak simsegi gosteren, (yagmurla agırlasmıs) yuklu bulutları peyda edendir

    [13] Gok gurultusu Onu (ya´ni Allahı) hamd ile, melekler de Ondan korkusuna tesbih eder (ler). O, yıldırımlar gonderib onunla kimi dilerse carpar, oldurur. Halbuki onlar Allah hakkında mucadele edib duruyorlardır. O, kudret ve azabından cetindir

    [14] Hak (olan) da´vet (ve dua) ancak Onadır. Onu bırakıb cagırdıkları (dua etdikleri putlar) ise kendilerine hic bir seyle icabet etmezler. Onlar ancak agzına gelsin diye suya dogru iki avucunu acan (adam) gibidir ki o, buna asla ulasıcı degildir. Kafirlerin duası sapıklık icinde kalmakdan baska (bir mahiyyetde) degildir

    [15] Goklerde ve yerde kim varsa onlar da, golgeleri de sabah aksam ister istemez Allaha secde eder

    [16] De ki (Habibim): «Goklerin ve yerin Rabbi kimdir»?. De: «Allahdır». Soyle: «O halde Onu bırakıb da kendilerine bile ne bir faide, ne bir zarar yapmıya malik olmayan bir takım veliler (ma´budlar) mı edindiniz»? Soyle: «Gozu gormeyenlerle goren bir olur mu? Yahud karanlıklarla nur bir olur mu»? Yoksa Allaha Onun yaratdıgı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi gorundu? De ki: «Allah her sey´i yaratandır. O, birdir. Kainatın yegane haakim ve saahibidir»

    [17] O, gokden bir su indirmisdir de vadiler kendi mıkdarlarınca sel olmusdur. Sel de yuze cıkan bir kopuk yuklenib goturmusdur. Bir zinet veya bir meta ara (yıp yap) mak icin atesde uzerine (korukleyib) yakdıkları seylerden (ma´denlerden) de bunun gibi bir kopuk (posa hasıl olur). Iste Allah, hak ile baatılı boyle carpısdırır. Amma kopuk atılır gider. Insanlara faide verecek olan sey´e (asla, cevhere) gelince: Iste bu, yer yuzunde kalır. Allah boylece misaller irad eder

    [18] Rableri (nin taati) ne icabet edenlere (o icabetin) daha guzeli vardır. Ona icabet etmeyenler (e gelince:) yeryuzunde bulunan seylerin tamamı, bir misli de beraber (olarak) kendisinin olsa, onu (kurtulusu ugrunda) muhakkak feda ederdi. Iste onlar! Hesabın kotusu onlar icindir. Barınakları da cehennemdir. O, ne fena yatakdır

    [19] Oyle ya, Rabbinden sana indirilenin ancak hak (ve gercek) oldugunu bilir kimse, o a´maa olan kisi gibi midir? Ancak selim akılların saahibleridir ki iyice dusunur (idrak eder)

    [20] Onlar ki Allahın ahdini yerine getirirler, misakı bozmazlar

    [21] Onlar ki Allahın ulasdırılmasını (idame ve riaayet edilmesini) emretdigi sey´i ulasdırırlar (ona riaayet ederler). Rablerinden korkarlar, (bilhassa) kotu hesabdan endise ederler

    [22] Onlar ki (sırf) Rablerinin rızaasını isteyerek (her zorluga) katlanırlar, namazı dos dogru kılarlar, kendilerine verdigimiz rızıkdan gizli ve asikar (hayır yoluna) harcarlar, kotulugu iyilikle savarlar, iste onlar, onlar icin bu dar (-i dunyan) ın (iyi) bir sonucu vardır

    [23] (Ki o sonuc) Adn cennetleridir. Onlar — atalarından, zevcelerinden, zurriyyetlerinden salah erbabı olanlar da beraber olmak uzere — oralara girecekler, melekler de her bir kapıdan onların yanına sokulacaklar (ve soyle diyeceklerdir)

    [24] «Sabretdiginiz seylere mukaabil sizlere selam (ve selamet). Dar (-i dunyan) ın en guzel sonucudur bu»

    [25] Allaha verdikleri sozu kuvvetli te´minat ile de destekledikden sonra bozanlar, Allahın bitisdirilmesini (idamesini) emretdigi sey´i (raabıtayı) kıranlar, yer yuzunu fesada verenler (yok mu?), iste onlar, la´net onlara, yurdun kotusu (olan cehennem) de onlara

    [26] Allah kimi dilerse onun rızkını genisletir, daraltır. Onlar (ehl-i Mekke) dunya hayatiyle boburlendiler. Halbuki dunya hayaatı ahiret yanında (gecici ve degersiz) bir meta´dan baska (bir sey) degildir

    [27] O kufredenler: «Ona (peygambere) Rabbinden bir (azab) mu´cize (si) indirilmeli degil miydi»? derler. De ki: «Subhesiz Allah kimi dilerse onu dalalete goturur, gonlunu kendine cevirdiklerini ise dogru yola iletir»

    [28] Bunlar; iman edenlerdir, Allahın zikriyle gonulleri (vicdanları) huzuur-u sukune kavusanlardır. Haberiniz olsun ki kalbler ancak zikrullah ile oturaklasır (olgunlasır)

    [29] Iman edib de guzel isler (hareketler ve ibadetler) yapanlar: Ne mutlu onlara! (Nihayet) donub gidilecek guzel yurd da (onların)

    [30] (Senden once nasıl peygamberler gonderdiysek) oylece seni de, kendilerinden evvel nice ummetler gelib gecmis olan, bir ummete — sana vahyetdigimiz (Kur´an-ı kerim) i onlara okuman icin — gonderdik. Onlar Rahmaanı tanımazlar. Sen, de ki: «O, benim Rabbimdir». Ondan baska hic bir Tanrı yokdur. Ben ancak Ona dayanıb guvendim. En son donusum de yalınız Onadır»

    [31] Bir Kur´an ki eger onunla daglar (yerlerinden koparılıb) yurutulseydi veya onunla yer parca parca edilseydi, yahud onunla oluler konusdurulsaydı (Iste o, ancak bu kitab-ı kerim olurdu). Fakat butun emir (ve kudret-i mutlaka) yalınız Allahındır. iman edenler haala su hakikati bilmediler mi ki Allah dileseydi elbette insanların hepsine birden hidayet ederdi. O kafirler (e gelince:) Allahın va´di (erisinceye) kadar kendi sun (-u taksıyrleri, kufurleri, kotu amel) leri yuzunden ya ansızın baslarına buyuk bela catıb duracak, yahud (o bela) yurdlarının yakınına konacakdır. Subhesiz ki Allah va´dinden donmez

    [32] Andolsun ki (Habibim) senden evvelki peygamberlerle de istihza edilmisdir de ben o kufredenler (e bir zaman) icin meydan vermisimdir. Sonra ise onları yakalayıverdim. Bu, benim nasıl (ve ne mudhis) bir ıkaabımdr

    [33] Her nefsin (hayır ve ser) butun kazandıgına naazır olan (zat-i ecell-u a´la boyle olmayan gibi midir?) Onlar Allaha ortaklar tanıdılar. De ki: «Bunlara ad takın (necidir, ne is yaparlar bunlar?). Yoksa siz yer yuzunde ona (Allaha) bilmeyecegi bir sey´i mi haber veriyorsunuz? Yahud (gelisi guzel) sozun dıs yuzu ile mi (kendinizi aldatıyorsunuz?) Hayır, o kafirlere (mu´minlerin aleyhindeki) tuzakları suslu (ve hos) gorundu ve onlar dogru yoldan alıkonuldular. Allah kimi sasırırsa artık onun icin hicbir hidayet veren yokdur

    [34] (Bu) dunya hayaatında onların hakkı azabdır. Ahiret azabı ise daha zorludur. Onlar icin Allahdan (Allahın azabından kurtaracak) hic bir koruyucu da yokdur

    [35] Takvaa saahiblerine va´d edilen cennetin sıfatı (sudur): Altından ırmaklar akar onun. Yemisleri ve golgeleri daimdir. Iste (fenalıkdan) sakınanların (mes´ud) aakıbeti! Kafirlerin sonucu ise atesdir

    [36] Kendilerine kitab verdigimiz kimseler sana indirilen (bu Kur´an) ile sevinirler. Fakat (peygamberlerin aleyhinde birlesen) guruh icinde onun bir kısmını inkar eden kimseler de vardır. De ki: «Ben ancak Allaha kulluk edib Ona ortak kosmamamla emrolundum. Ben ancak Ona dua ederim. Donusum de yalınız Onadır.»

    [37] Iste biz onu (Kur´anı) boyle Arabca bir hikmet olarak indirdik. Andolsun ki sana (vahy ile) gelen (bu) ilimden sonra onların heva (ve heves) lerine uyarsan Allahdan senin icin ne bir yardımcı vardır, ne de bir koruyucu

    [38] Andolsun ki biz senden once de peygamberler gondermisiz, onlara da zevceler ve evladlar vermisizdir. Allahın izni olmadıkca her hangi bir ayeti (bir mu´cizeyi) getirmek hicbir peygamberin haddi degildir. Her zamanın (kulların maslahatlarına gore) yazılmıs hukmu vardır

    [39] Allah ne dilerse (onu yapar. Ba´zısını) mahveder, (vucuda getirmez, ba´zısını da) vucuda getirir. Ana kitab Onun nezdindedir

    [40] Bizim onlara (onların basına gelib catacagına) soz verdigimiz (azab) ın bir kısmını sana gostersek de, yahud seni (ondan evvel) oldursek de ancak sana dusen (vazife, risaletini) teblig etmekdir. Hesab (ları, cezaları) da yalınız bize aiddir

    [41] (Hem onlar gozleriyle de) gormediler mi ki biz (kudretimizle) arza (kafirlerin diyarına) geliyor, onu etrafından eksiltib duruyoruz. Allah hukmeder. Onun hukmu ardına dus (ub de red ed) ebilecek de yokdur. O, hesabı pek cabuk gorendir

    [42] Onlardan evvelki (ummet) ler de (peygamberlerine) tuzaklar kurmusdu. Fakat binnetice butun tuzaklar (ın cezası) Allaha aiddir. Herkesin ne kazanacagını O bilir. Dunyanın sonu kimindir, yakında kafirler bilecekdir

    [43] O kufredenler soyle der: «Sen (Hak tarafından) gonderilmis bir peygamber degilsin». De ki: «Benim aramla sizin aranızda (hakiki) sahid olarak Allah yeter ve (bunu) nezdinde kitab ilmi bulunanlar dahi (bilirler)

    İbrâhîm

    Surah 14

    [1] Elif, lam, raa. Bu bir kitabdır ki (butun) insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlıga, o yegane gaalib, hamde layık olan (Allah) ın yoluna cıkarman icin onu sana indirdik

    [2] O (yegane gaalib, hamde layık) Allah ki goklerde ne var, yerde ne varsa hep onundur. (Ugrayacakları) cetin azabdan dolayı vay kafirlere (kafirlerin basına geleceklere)

    [3] Ki onlar dunya hayaatını ahiretden ustun (tutub) sevenler, (insanları ve birbirini) Allahın yolundan alıkoyanlar, onu (o yolu) egrilige cevirmek isteyenlerdir. Iste onlar (hakdan) uzak bir sapıklık icindedirler

    [4] Biz hicbir peygamberi kendi kavminin dilinden baskasıyle gondermedik ki (emr olunduklarını) onlara apacık anlatsın. Artık Allah kimi dilerse sapdırır, kimi de dilerse dogru yola goturur. O, (iradesinde) yegane (haakim ve) gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [5] Andolsun, biz Musayi — : «Kavmini karanlıklardan aydınlıga cıkar ve onlara Allahın gunlerini hatırlat» diye — mucizelerimizle gondermisizdir ki subhesiz bunda (belalara) cok sabır ve (ni´metlere) cok sukur eden herkes icin (ibret verici) alametler vardır

    [6] Hani Musa, kavmine: «Allahın uzerinizdeki ni´metini hatırlayın. Cunku O, sizi kotu azaba (iskenceye) surmekde olan, ogullarınızı bogazlamıya, (yalınız) kadınlarınızı (kızlarınızı) diri bırakmaya devam eden Fir´avn ailesinden sizi kurtarmısdır ve bunda Rabbinizden buyuk bir imtihan vardır» demisdi

    [7] «Hatırlayın ki Rabbiniz (size) sunu bildirmisdi: — Andolsun, sukrederseniz elbette sizi (n nimetinizi) artırırım. Andolsun, nankorluk ederseniz hic subhesiz benim azabım cidden cetindir»

    [8] Musa: «Siz de, yer yuzunde bulunanların hepsi de nankorluk etseniz yine seksiz subhesiz Allah (her seyden) mustagnidir, hakkıyle hamde ancak O layıkdır» demisdi

    [9] Sizden evvelkilerin, Nur, Ad ve Semud kavmlerinin ve onlardan sonra (gelib sayılarını) Allahdan baskasının bilmedigi (kavmlerin) haberi size gelmedi mi? Peygamberleri onlara apacık burhanlar getirmisdi de onlar ellerini agızlarına itib: «Biz size gonderileni inkar etdik ve biz sizin da´vet eder oldugunuz (din) den kat´i ve kocundurucu bir sek ve subhe icindeyiz» demislerdi

    [10] Peygamberleri de soyle demisdi: «Gokleri ve yeri yaratan, sizi gunahlarınızdan yarlıgamak, size muayyen bir vakta kadar meydan vermek icin (hak dine) da´vet etmekde olan Allah hakkında mı bir sek»? Onlar da: «Siz de bizim gibi beserden baska (bir sey) degilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmıs oldugu seylerden dondurmek istiyorsunuz. Oyleyse bize apacık bir huccet getirin» demislerdi

    [11] Peygamberleri onlara: «Biz de, demisdi, sizin gibi insandan baska (bir sey) degiliz. Fakat Allah, ni´metini kullarından kimi dilerse ona ihsan eder. Allahın izni olmaksızın bizim size (kaahir) bir huccet getirmemize imkan yokdur. Mu´minler ancak Allaha guvenib dayanmalıdır»

    [12] «Hem biz ne diye Allaha guvenib dayanmayalım ki bize dosdogru yolları O gostermisdir. Bize yapdıgınız eziyyetlere elbette katlanacagız. Tevekkul edenler dahi yalınız Allaha guvenib dayanmakda sebat etmelidir»

    [13] O kufredenler, peygamberlerine (soyle) dediler: «Elbette ve elbette sizi ya yurdumuzdan cıkaracagız, yahud mutlak ve mutlak dinimize doneceksiniz». Bunun uzerine Rableri kendilerine (o peygamberlere): «O zaalimleri muhakkak helak edecegiz» diye vahyetdi

    [14] «Ve onlardan sonra sizi behemehal, o yurda yerlesdirecegiz. Iste bu (mukafatım), benim makaamımdan korkanlara, benim tehdidimden korkanlara haasdır»

    [15] (Peygamberler hep) futuhaat istediler. (Buna kavusdular. Hakka karsı alabildigine) inad eden her zorba ise (nihayet) haaib (ve haasir) oldu

    [16] Onun onunde (ilerisinde) de cehennem vardır. Ona (orada) irinli sudan icirilecekdir

    [17] Oyle ki o, bunu zoraaki icmiye calısacak, bir turlu bogazından geciremeyecek, her yandan kendisine olum gelecek, halbuki olmeyecek de. Onunden de daha agır (zorlu ve ebedi) bir azab gelib catacak

    [18] Rablerini kufr-u inkar edenlerin misali sudur: yapdıkları isler fırtınalı bir gunde ruzgarın siddetle savurdugu bir kule benzer. Kazandıklarından hicbir sey´i ellerine geciremezler. Iste bu, (Hakdan) uzak sapıklıgın ta kendisidir

    [19] Gormedin mi ki Allah gokleri ve yeri hak (ve hikmet) le yaratmısdır. Eger dilerse sizi (n varlıgınızı) giderir (yok eder, yerinize) yepyeni bir halk getirir

    [20] Bu, Allaha gore guc degildir

    [21] Hepsi toplanıb Allahın huzuruna cıkarlar da zaifler o buyukluk taslayanlara: «Siz sizin tebeanız (aveneniz) dik. Simdi siz Allahın azabından (cuz´i) bir sey´i olsun bizden uzaklasdırıb def edebiliyor musunuz?» derler. Onlar da: «Eger, derler, Allah bize hidayet verseydi biz de size elbette dogru bir yol gosterirdik. Simdi bizler sızlansak da, katlansak da birdir. Bizim icin sıgınacak hic bir yer yokdur»

    [22] Is olub bitince seytan der ki: «Subhesiz Allah size sozun dogrusunu soyledi. Ben de size va´d etdim amma, size yalancı cıkdım. Zaten benim, sizin uzerinizde hic bir hukmum, nufuzum da yokdu. Yalınız ben sizi cagırdım, siz de bana hemen icabet etdiniz. O halde kusuru bana yuklemeyin. Kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Esasen beni evvelce (Allaha) ortak tutmanızı da muhakkak tanımamısdım ya! Zaalimlerin, (evet) onların hakkı elbette pek acıklı bir azabdır»

    [23] Iman edib de Saalih saalih ameller (guzel guzel isler ve ibadetler) yapanlar, Rablerinin izniyle icerisinde daim kalmak uzere, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulacakdır. Onların orada tahıyyeleri selamdır

    [24] Gormedin mi, Allah sana nasıl bir mesel irad etmisdir. Guzel bir kelime, koku sabit (ve saglam) ve dal (lar) ı semada (yukarıda) olan bir agac gibidir

    [25] Ki o (agac) Rabbinin izniyle her zaman yemisini verir durur. Allah insanlara (boyle) misaller irad eder. Olur ki onlar cok iyi dusunub ibret alırlar

    [26] Kotu bir kelimenin haali de (gogdesi) topragın ustunden koparılıvermis kotu bir agac gibidir ki onun hic bir sebatı (tutunma ve yerinde kalma kaabiliyyeti) yokdur

    [27] Allah, iman, edenlere dunya hayaatında da, ahiretde de, o sabit soz (ler) inde, daima sebat ihsan eder. Allah zaalimleri (kafirleri) sasırtır. Allah ne dilerse yapar

    [28] Allahın ni´metine bedel kufru (ve nankorlugu) ihtiyar edenleri, (bununla beraber) kavmlerini de helak yurduna, cehenneme (surukleyib) sokanları gormedin mi? Onlar (ın hepsi) oraya girecekler. O, ne kotu bir karar (gah) dır

    [29] Allahın ni´metine bedel kufru (ve nankorlugu) ihtiyar edenleri, (bununla beraber) kavmlerini de helak yurduna, cehenneme (surukleyib) sokanları gormedin mi? Onlar (ın hepsi) oraya girecekler. O, ne kotu bir karar (gah) dır

    [30] Onlar Allaha, (insanları) Onun yolundan sapdırmak icin, (esler), benzerler tutdular. De ki: «(Simdilik) eglenin. Cunku (nasıl olsa) donusunuz, hic subhesiz ki, atesedir»

    [31] Iman eden kullarıma de ki: «Namaz (lar) ınızı dosdogru kılın, ne bir alıs veris, ne de bir dostluk (cari ve nafiz) olmayan birgun gelmezden evvel rızk olarak size verdigimiz seylerden gizli ve asikar infaak edin»

    [32] Allah, gokleri ve yeri yaratandır, ustden (bulutlardan) su (yagmur) indirib onunla size rızk olarak turlu mahsuller, meyveler cıkarandır, emr (ve izn-i ilahis) i ile gemileri denizde yurumek icin size ram edendir, akar suları da yine size, sizin (faidenize) musehhar kılandır

    [33] Gunesi, ayı adetlerinde daim (ve hizmetlerinde kaaim) olarak, size teshıyr eden O, geceyi gunduzu sizin (faidenize) tahsis eyleyen Odur

    [34] O, size istediginiz seylerin hepsinden verdi. Eger Allahın (bunca) ni´metini birer birer saymak isterseniz (ne mumkin?) siz (onları) icmal suretiyle bile sayamazsınız. Hakıykat, insan cok zulumkardır, cok nankordur

    [35] Hatırla o zamanı ki Ibrahim: «Rabbim, demisdi, bu sehri emniyyetli kıl. Beni de, ogullarımı da putlara tapmakdan uzak tut»

    [36] «Rabbim, cunku onlar insanlardan bir cogunu basdan cıkardılar. Bundan sonra kim bana uyarsa iste o, bendendir. Kim de bana karsı gelirse... Hakıykat, sen cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicisin»

    [37] «Ey Rabbimiz, ben evladlarımdan kimini Senin mukaddes olan evinin yanında ekinsiz bir vadiye yerlesdirdim. Sebebi sudur ki, Rabbimiz, dosdogru namaz (larını) kılsınlar. Artık Sen insanlardan bir kısmının gonullerini onlara meyl etdir. Onların sukretmeleri me´mul oldugu icin kendilerini ba´zı meyvelerle rızıklandır»

    [38] «Ey Rabbimiz, ne gizlersek, ne acıklarsak subhe yok ki sen bilirsin. Zaten yerde ve gokde hic bir sey Allaha gizli kalmaz»

    [39] «Bana (su) ihtiyarlıg (ım) a ragmen Ismaili ve Ishaakı bahs eden Allaha hamd olsun. Cunku benim Rabbim duayı elbette isidendir»

    [40] «Ey Rabbim, beni dosdogru namaz kılmakda berdevam et. Zurriyetimden de (boylece namaz kılanlar yarat). Ey Rabbimiz, duamı kabul et»

    [41] «Ey Rabbimiz, (kıyaametde) hesab ayaga kalkacagı gun beni, ana ve babamı ve butun iman edenleri yarlıga»

    [42] O zaalimlerin yapacaklarından Allahı gaafil zannetme sakın. O bunları ancak oyle bir gun icin gecikdiriyor ki o (gun) gozler (saskınlıkla) belerib kalacakdır

    [43] (O haldeki) hepsi de baslarını dikerek kosacaklar. Gozleri kendilerine bile donub bakamayacak. Kalblerinin ici ise (mudhis korkularından dolayı akıldan) bombosdur

    [44] Insanlara o azabın kendilerine gelecegi gunun, tehlikesini anlat ki (o gun) o zaalimler: «Ey Rabbimiz, bizi yakın bir muddete kadar gecikdir de Senin da´vetine icabet edelim, peygamberlere tabi olalım» diyecek (ler) dir. Halbuki daha evvel siz (dunyada) kendinize «hic bir zeval yokdur» diye yemin etmediniz miydi

    [45] Siz (Ad ve Semud kavmleri gibi) nefislerine zulmedenlerin diyarında da yerlesdiniz. Onlara neler yapdıgımız sizin icin apacık meydana cıkdı. Size (bu hususta) bir cok misaller de gosterdik

    [46] Hakıykat, onlar (peygamberlere karsı) bir takım tuzaklar kurmuslardı. Halbuki onların tuzaklarından daglar yerinden oynayıb gitmis olsa bile Allah katında onlara aid (nice nice) cezalar vardır

    [47] Oyle ise zinhar Allah, peygamberlerine olan va´dinden cayar sanma. Subhesiz ki Aliah mutlak gaalibdir, intikam saahibidir

    [48] O gun ki yer baska bir yere, gokler de (baska goklere) tebdil olunacakdır. (Insanlar kabirlerinden kalkıb) bir olan, kahhar olan Allahın huzurunda toplanacaklardır

    [49] O gun gunahkarların (seytanlarıyle birlikde) bukagılara vurulmus oldugunu gorursun

    [50] Gomlekleri katrandandır. Yuzlerini de ates buruyecekdir

    [51] (Onlar kabirlerinden sundan dolayı kalkacaklardır ki:) Allah herkese kazandıgının cezasını versin. Subhesiz ki Allah, hesabı cabuk gorendir

    [52] Iste bu (Kur´an) — onunla tehlikelerden haberdar edilsinler, Onun (Allahın) ancak bir tek Tanrı oldugunu bilsinler, akl-ı selim saahibleri iyice dusunub ogud alsınlar diye — (butun) insanlara bir tebligdir

    Hicr

    Surah 15

    [1] Elif, lam, raa. Bunlar kitabın, (hakıykatları) apacık anlatan Kur´anın ayetleridir

    [2] O kufredenler zaman zaman (nedametle) temenni edecek (ler): «(Ah vaktiyle) musluman olaymıslar»

    [3] Bırak onları (kendi hallerine): Yesinler, faydalansınlar (eglensinler), onlar emel oyalaya dursun. Sonra bilecekler onlar

    [4] Biz hicbir memleketi, onun (levh-i mahfuzda) ma´lum (ve mukadder) bir yazısı olmaksızın, helak etmedik

    [5] Hicbir ummet ne ecelinin onune gecebilir, ne de onlar (bunu) gecikdirebilirler

    [6] Dediler ki: «Ey kendisine kitab indirilen (zat), mutlak ve mutlak sen bir mecnunsun»

    [7] «(Da´vanda) dogru soyleyenlerdendin de bize melekleri getirmeli degil miydin»

    [8] Biz o melekleri hak (kın, hikmet ve kaderin bir iktizası) olmadan indirmeyiz. O zaman da kendilerine (ne) muhlet, (ne aman) verilmez

    [9] Kur´anı biz indirdik, biz. Onun koruyucuları da, subhesiz ki, biziz

    [10] Andolsun, senden mukaddem (gelen) onceki ummetler icinde de (peygamberler) gondermisizdir

    [11] Onlara her hangi bir peygamber gelmeye dursun ille onunla istihza (alay) ederlerdi

    [12] Biz boylece o (istihzayi) gunahkarların kalblerine sokarız

    [13] (Kendilerinden) evvelkilerin (Imansızlıkları ve istihzaları yuzunden ma´ruz kaldıkları felaketler ma´lum iken ve o gibiler hakkında ilahi bir) sunnet (ve kanun) da gecmisken yine onlar buna (bu Kur´ana, bu peygambere) inanmazlar

    [14] Onlara gokden bir kapı acsak da oradan yukarı cıksalar (o zaman da) muhakkak ki: «Gozlerimiz (bir serhos gozu gibi) dondurulmusdur. Belki de biz buyulenmisler zumresiyiz» diyeceklerdir

    [15] Onlara gokden bir kapı acsak da oradan yukarı cıksalar (o zaman da) muhakkak ki: «Gozlerimiz (bir serhos gozu gibi) dondurulmusdur. Belki de biz buyulenmisler zumresiyiz» diyeceklerdir

    [16] Andolsun, biz gokde burclar yapmıs, onları (ibretle) temasa edenler icin suslenmisizdir

    [17] Biz onları taslanan (surulen, kogulan) her seytandan koruduk

    [18] Ancak kulak hırsızlıgı eden (seytan) vardır ki onun ardına da (bakanların) apacık (gordugu) bir ates parcası dusmekdedir

    [19] Yeri de (doseyib) yaydık. Onda sabit daglar (yaratıb) koyduk, oralarda (hikmet ve maslahatla) olculmus her seyden (munasib) nebatlar bitirdik

    [20] Orada hem sizin icin, hem rızıklarını te´min edemeyeceginiz kimseler icin bir cok gecim (sebeb) ler (i) yaratdık

    [21] Hicbir sey (haaric) olmamak uzere (hepsinin) hazineleri bizim nezdimizdedir.. Biz on (lar) ı ma´lum bir mıkdar dısında indirmeyiz

    [22] Biz asılayıcı ruzgarlar gonderdik. Gokden de su indirib onunla sizleri sıvardık. Bunların hazinedarları da siz degilsiniz

    [23] Gercek biz, mutlak biz hem diriltiriz, hem oldururuz. Biz (Hepsinin) varisleriyizdir

    [24] Andolsun, sizden one gecenleri de bilmisizdir, geri kalanları da biz bilmisizdir

    [25] Subhe yok ki Rabb´in, (evet) O, onları (kabirlerinden kaldırıb) toplayacakdır. Hakıykat O, tam bir hukum ve hikmet saahibidir, (her sey´i de) hakkıyle bilendir

    [26] Andolsun, biz insanı kuru bir camurdan, suuretlenmis bir balcıkdan yaratdık

    [27] Cann´ı da daha once cok zehirleyici atesden yaratdık

    [28] Hatırla o vakti ki Rabbin meleklere: «Ben, demisdi, kuru bir camurdan, suuretlenmis bir balcıkdan bir beser yaratacagım»

    [29] «O halde ben onun yaratılısını bitirdigim, ona ruhumdan ufledigim zaman siz derhal onun icin secdeye kapanın»

    [30] Bunun uzerine meleklerin hepsi topdan secde etdi

    [31] Ancak Iblis bu secde edenlerle beraber olmakdan (cekinerek) dayatdı

    [32] (Cenab-ı Hak): «Ey Iblis, sen neye secde edenlerle beraber olmadın?» dedi

    [33] «Ben, dedi, kuru bir camurdan, suuretlenmis bir balcıkdan yaratdıgın beser icin secde edeyim diye (var) olmadım»

    [34] (Cenab-ı Hak) soyle buyurdu: «O halde cık buradan. Cunku sen artık kogulmussundur»

    [35] «Hic subhesiz ceza gunune kadar la´net senin tependedir»

    [36] «Ey Rabbim, dedi, oyleyse bana (insanların) kabirlerinden kaldırılacakları gune kadar muhlet ver»

    [37] Buyurdu: «O halde sen (ındallah) ma´lum olan (bir) zamanın gunune kadar gecikdirilenlerdensin»

    [38] Buyurdu: «O halde sen (ındallah) ma´lum olan (bir) zamanın gunune kadar gecikdirilenlerdensin»

    [39] «Ey Rabbim, dedi, beni azdırdıgın sey´e (rahmetinden tard etmene) mukaabil ben de andolsun yer (yuzun) de onlar (ın ma´sıyetlerini) her halde susleyecegim (onları kendilerine hos gosterecegim). Onların hepsini, topdan, muhakkak ki, azdıracagım»

    [40] «Ancak onlardan ihlasa erdirilmis kulların mustesna»

    [41] Buyurdu ki: «Iste bu, bana gore (hak ve layık) olan dogru bir yoldur»

    [42] «Benim kullarımın uzerinde senin hic bir tahakkum (un) yokdur. Meger ki azıb sapanlardan sana tabi´ olanlar olsun»

    [43] «Seksiz subhesiz onların topuna va´d olunan yer cehennemdir»

    [44] «Onun yedi kapısı, onlardan her kapının (onlara) ayrılmıs birer nasıybi vardır»

    [45] Takvaa sahibleri muhakkak cennetlerde, pınar (bas) larındadır

    [46] Selametle; korkusuz korkusuz girin oraya

    [47] Biz onların goguslerindeki kini sokub atdık (atacagız. Onlar) kardesler haalinde, karsı karsıya tahtları uzerindedirler (tahtlarına dayanarak oturacaklardır)

    [48] Orada bunlara hicbir yorgunluk ve zahmet degmeyecek. Oradan bunlar cıkarılacak da degildirler

    [49] (Habibim) kullarıma haber (i) ver ki: «Hakikaten ben (evet) ben cok yarlıgayıcı, kemaliyle esirgeyiciyim»

    [50] «(Bununla beraber) benim azabım da elbette en acıklı azabın ta kendisidir o»

    [51] Onlara Ibrahimin musafirleri (olan meleklerimi) de haber ver

    [52] Hani bunlar onun karsısına girib «Selam» demislerdi. O da: «Biz, demisdi, sizden endise edicileriz»

    [53] Dediler ki: «Korkma, hakıykat biz sana cok bilgin bir ogul mujde ediyoruz»

    [54] «Bana, dedi, ihtiyarlık cokmusken (nasıl olub da) mujde verdiniz? Bu tebsiri neye istinaden yapıyorsunuz»

    [55] Dediler: «Seni hak olarak mustuluyoruz. O halde umidini kesenlerden olma»

    [56] (Ibrahim): «Rabbinin rahmetinden sapıklardan baska kim umidini keser»? dedi

    [57] «Ey gonderilenler (elciler), dedi, daha isiniz (me´muriyetiniz) ne»

    [58] Dediler: «Gercek biz gunahkarlar guruhuna gonderildik»

    [59] «Su kadar ki Lut ailesi bunların dısındadır. Biz onları, hepsini behemehal kurtarıcılarız»

    [60] «Karısı baska. Biz onun mutlakaa geride kalan kimselerden olması (luzum) unu takdir etdik»

    [61] Vaktaki elci (melek) ler Lut ailesine geldi

    [62] (Lut) dedi ki: «Herhalde siz tanınmamıs bir zumresiniz»

    [63] Onlar da: «Hayır, dediler, biz sana onların, hakkında sek etmekde oldukları sey´i (azabı) getirdik»

    [64] «Sana Hak (kın emri) ile geldik. Biz subhesiz dogru soyleyenleriz»

    [65] «O halde gecenin bir kısmında aileni yurut, sen de arkalarından git. Sizden kimse ardına (donub) bakmasın. Emr olunacagınız yere gecib gidin»

    [66] Ona su (kat´i) emri vahyetdik: «Sabaha cıkarlarken onların arkası behemehal kesilmis olacakdır»

    [67] Sehir halkı sevine sevine (musafirlerin yanına) geldi

    [68] (Lut) dedi ki: «Hakıykat bunlar benim musafirlerimdir. Binaenaleyh beni rusvay etmeyin»

    [69] «Allahdan korkun. Beni tasalandırmayın»

    [70] «Biz seni, dediler, elaleme karısmakdan, (bizim bu gibi islerimize mudahale etmekden) men etmedik mi»

    [71] (Lut) dedi: «Eger (dediginizi) yapıcılarsanız iste bunlar, (iste) kızlarım»

    [72] (Habibim) seni ebedi yad-ı cemiline yemin ederim ki onlar serhoslukları (azgınlıkları) icinde muhakkak serseri bir halde idiler

    [73] Derken onları, israk vakfına girdikleri sırada, o (korkunc) ses yakalayıverdi

    [74] Hemen (sehirlerinin) ustunu altına getirdik. Tepelerine de balcıkdan pisirilmis bir tas (yagmuru) yagdırdık

    [75] Elbette bunda fikr-u firaseti olanlar icin ibretler vardır

    [76] O (sehrin haraabeleri) hakıykat (herkesin gorecegi, Kureysin isledigi) bir yol ustunde (haala) durucudur

    [77] Bunda iman edenler icin muhakkak bir ibret vardır

    [78] Ashaab-ı Eyke de cidden zaalim (kimse) lerdi

    [79] Onun icin bunlardan da intikam aldık. (Bu yerlerin) ikisi de apacık bir yol (uzerinde) dir

    [80] Andolsun ki ashaab-ı Hicr de peygamberleri tekzib etmislerdir

    [81] Biz onlara ayetlerimizi vermisdik de bunlardan yuz cevirici idiler

    [82] Onlar daglardan emin, emin evler yontub oyarlardı

    [83] Derken onları dahi sabaha girdikleri sırada o (korkunc) ses yakalayıverdi

    [84] Binaen´aleyh kazanageldikleri (irtikab etdikleri) o seyler kendilerinden (hic bir azabı) defi edemedi

    [85] Gokleri, yeri ve aralarındaki seyleri biz hak (ve hikmete uygun) olmayarak (ser ve fesadın devam etmesi icin) yaratmadık. Elbette o saat gelecekdir. Simdilik sen aldırıs etme, (onlara karsı) guzel (ve tatlı muaamelede) bulun

    [86] Subhesiz ki senin Rabbin (seni de, onları da) hakkıyle yaratanın, (senin de, onların da haalini ve her sey´i) kemaliyle bilenin kendisidir

    [87] Andolsun ki biz sana (namazın her rek´atında) tekrarlanan yedi (ayet-i kerime) yi ve su buyuk Kur´anı verdik

    [88] Sakın (o kafirlerden) bir takımlarını faidelendirdigimiz seylere (servete ve saireye) iki gozunu dikib uzatma. Onların karsısında tasalanma. Mu´minler icin de (sefekat kanadını indir)

    [89] Ve de ki: «Subhesiz ben, (evet) ben (ustunuze inecek azab-ı ilahiyi) acıkca haber verenim»

    [90] Nitekim is bolumu yapanlara, Kur´anı parcalayanlara da (oyle azab) indirmisdik

    [91] Nitekim is bolumu yapanlara, Kur´anı parcalayanlara da (oyle azab) indirmisdik

    [92] Iste Rabbine andolsun ki onlara, topuna yapmakda oldukları seyleri elbette soracagız

    [93] Iste Rabbine andolsun ki onlara, topuna yapmakda oldukları seyleri elbette soracagız

    [94] Simdi sen ne ile emrolunuyorsan (kafalarını catlatırcasına) apacık bildir. Musriklere aldırıs etme

    [95] Allahla beraber diger bir Tanrı daha tanıyan o istihzacılara muhakkak ki biz yeteriz. Onlar yakında (ugrayacakları akıbetleri) bileceklerdir

    [96] Allahla beraber diger bir Tanrı daha tanıyan o istihzacılara muhakkak ki biz yeteriz. Onlar yakında (ugrayacakları akıbetleri) bileceklerdir

    [97] Andolsun, biliyoruz ki onların soyleyip durduklarından gogsun cidden daralıyor (habibim)

    [98] Sen hemen Rabbini, hamd ile, tesbih et ve secde edenlerden ol

    [99] Sana olum gelinceye kadar da Rabbine ibadet et

    Nahl

    Surah 16

    [1] Allahın emri geldi. Artık onu vakfından evvel istemeyin. O, onların (musriklerin) es tutmakda oldukları seylerden munezzehdir, yucedir

    [2] O, kendi emriyle kullarından kimi dilerse ona (peygamberlerine) vahy ile melekleri (Cebraili) indirir. «Benden baska hicbir Tanrı olmadıgı hakikatiyle (onları) inzar edin, benden korkun diye (bildirin)»

    [3] O, gokleri ve yeri hak (kın ikaamesine sebeb) olarak yaratdı. O, (kafirlerin) es tutmakda oldukları seylerden (munezzeh ve) yucedir

    [4] Insanı bir damla sudan yaratdı O. (Boyle iken) bakarsın ki o, apacık (yaman) bir hasım (kesilmis) dir

    [5] Davarları da (sizin faidenize) O yaratmısdır ki bunlarda sizin icin ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice menfeatler vardır. Onlardan yersiniz de

    [6] Aksamlayın getirirken, sabahlayın salıverirken onlarda sizin icin (ne) guzel bir zinet (ve zevk) vardır

    [7] Onlar sizin agırlıklarınızı yuklenir (ler), yarı canınız tukenmeden varamayacagınız bir memlekete (sizi) goturur (ler). Suphesiz ki Rabbiniz cok esirgeyicidir, cok merhamet edicidir

    [8] Hem onlara binmeniz icin, hem zinet icin de atları, katırları, merkepleri yaratdı. Sizin bilmeyeceginiz daha neler yaratıyor O

    [9] Dogru yolu bildirmek Allaha aiddir. Kimi (yol) ise egridir. (Allah) dileseydi muhakkak hepinizi topdan hidayete erdirirdi

    [10] O, sizin icin gokden (bulutdan) su (yagmur) indirendir. Icilecek (ler) bundan, icinde (hayvanlarınızı) yaymakda oldugunuz ot (lar) da bundandır

    [11] (Allah) onunla (su ile) sizin icin ekin (ler), zeytin (ler), hurma agacları, uzumler ve meyvelerin her birinden (nice rızıklar) bitiriyor. Bunların her birinde tefekkur edecek bir zumre icin elbette birer ayet vardır

    [12] Geceyi, gunduzu, gunesi, ayı siz (in hizmetiniz) e O raam etdi. Yıldızlar da Onun emrine boyun egmislerdir. Bunların her birinde aklını kullanacak bir zumre icin elbette ayetler vardır

    [13] Sizin icin yerde cesidli renklerle yaratdıgı neler varsa (onları da size musahhar kılmısdır). Bunların her birinde ogud alacak, (iyi dusunecek) bir zumre icin elbette birer ayet vardır

    [14] O, denizi — ondan taze bir et yemeniz, ondan giyeceginiz (kullanacagınız) zineti cıkarmanız icin — (hizmetinize) raam edendir. Gemilerin orada (suları) yararak gitdiklerini goruyorsun ki (bu, sırf Allahın) lutf-u kereminden (nasıyb) aramanız ve (Ona) sukr etmeniz icindir

    [15] O, sizi sallayıp calkalar diye, yer yuzune sabit ve muhkem daglar, (bundan baska da) ırmaklar, yollar koydu. Taki maksadlarınıza ulasasınız

    [16] (Yer yuzunde) daha nice alametler (peyda etdi). Yıldız (lar) la da onlar (insanlar) yollarını dogrulturlar

    [17] Yaratan (Allah), yaratmayan kisi gibi midir? Artık iyice dusunmeyecek misiniz

    [18] Allahın ni´metini birer birer saysanız (bu, ne mumkin? Onu) icmal suretiyle bile sayamazsınız. Seksiz subhesiz Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [19] Allah, neyi gizler, neyi acıklarsanız bilir

    [20] Halbuki Allahı bırakıb da cagırdıkları (tapdıkları nesneler) hic bir sey yaratmazlar. Onların kendileri yaratılıb duruyorlar

    [21] (Onlar) diriler degil, olulerdir. Ne zaman dirileceklerine suurları da yokdur

    [22] Sizin Tanrınız bir tek Tanrıdır. Ahirete inanmazların kalbleri (bunu) inkar edicidir. Onlar buyuksenen (kimse) lerdir

    [23] Subhe yok ki Allah onların gizleyecekleri seyleri de, acıklayacakları seyleri de bilir. Hakıykat O, buyuksenenleri sevmez

    [24] Onlara: «Size Rabbiniz ne indirdi?» denildigi zaman «evvelkilerin masallarını» dediler

    [25] (Boyle soylemeleri ancak su akıbete ugrayacakları icindir:) Cunku onlar kıyamet gununde kendilerinin gunah yuklerini kamilen tasıdıktan baska sapdırdıkları bilgisiz kimselerin veballerinden bir kısmını da yukleneceklerdir. Dikkat et ki onların sırtlayacakları bu yukler ne kotudur

    [26] Kendilerinden oncekiler de (tıbkı musrikler gibi peygamberleri aleyhine) faasid pilanlar kurmuslardır. Nihayet Allah, onların binalarını ta temellerinden (yıkmayı) diledi de ustlerindeki tavan tepelerine gocdu (onları helak etdi). Hem bu azab onlara suurlarının eremeyecegi tarafdan gelmisdir

    [27] Sonra kıyamet gununde de (Allah) onları rusvay edecek ve diyecek ki: «Hani sizin, ugurlarında (mu´minlere) dusman kesildiginiz ortaklarım nerede»?! Kendilerine ilim verilen (mu´min) ler: «Bu gun, (dediler), hakıykat rusvaylık, zillet ve azab kafirlerin ustundedir»

    [28] Melekler, kendilerine (kufurleri sebebiyle) zulmedenlerin canlarını alacakları Zaman onlar: «Biz hic bir fenalık yapmazdık» (diye diye) teslim (oldular). Hayır, Allah sizin neler isler oldugunuzu muhakkak ki cok iyi bilendir

    [29] O halde, icinde ebedi kalıcı olarak, girin cehennemin kapılarından. (Bak) buyukluk taslayanların mevkii ne kotudur

    [30] (Allahdan) korkan ve korunanlara: «Rabbinizin indirdigi nedir?» denildi. Onlar da: «(Mahz-ı) hayr» dediler. Bu dunyada iyi hareket edenlere guzel bir (mukafat) vardır. Ahiret evi ise elbet daha hayırlıdır. Takva sahiblerinin yurdu hakıykat ne guzel

    [31] (O yurd) And cennetleridir ki altlarından ırmaklar akan bu (cennetlere) gireceklerdir onlar. Orada ne dilerlerse onların. Iste Allah, takvaya erenleri boyle mukafatlandırır

    [32] Ki bunlar meleklerin pak ve asude olarak canlarını alacakları kimselerdir. «Selam (ve selamet) size. Islemekde oldugunuz (iyi hareketlerin, amellerin) karsılıgı olmak uzere girin cennete» derler

    [33] (Kafirler) kendilerine o meleklerin gelmesinden, yahud Rabbinin emri (erisib) catmasından baska bir sey mi beklerler? (Buna hakları var mı?) Onlardan evvelkiler de boyle yapdı (idi). Onlara Allah zulm etmedi. Fakat kendi kendilerine zulm etdiler onlar

    [34] Onun icin yapdıklarının cezası onları carpmıs, istihza edegeldikleri (hakıykat) cepcevre kendilerini kusatıvermisdir

    [35] (Allaha) es tutanlar dediler ki: «Eger Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız kendisinden baska hic bir sey´e tapmaz, Onsuz (Onun emri olmaksızın) hic bir sey´i (nefsimize) haram kılmazdık». Kendilerinden evvelkiler de boyle yapdı. Peygamberlerin, uzerinde apacık tebligden baska (bir vazife) var mıdır

    [36] Andolsun ki biz her ummete: «Allaha kulluk edin, putlar (a tapmak) dan kacının» diye (tebligat yapması icin) bir peygamber gondermisizdir. Sonra Allah iclerinden kimine hidayet vermis, kiminin uzerine de sapıklık hak olmusdur. Simdi yer yuzunde gezinin de (peygamberlerini) tekzib edenlerin sonu nice oldu, gorun

    [37] (Habibim) sen onların hidayet bulmalarına (ne kadar) hırs gostersen subhe yok ki Allah dalaletde bırakacagı kimselere (bu) hidayet (i) nasıyb etmez. Onların (azablarını onleyecek) bir yardımcıları da yokdur

    [38] Onlar: «Olecek kimseyi Allah diriltmez» diye olanca yeminleriyle Allaha andetdiler. Hayır, bu Onun uzerinde hak bir vad´dir. Fakat insanların cogu (bunu) bilmezler

    [39] (Allah diriltecek) onlara hakkında ihtilaf edegeldiklerini acıklasın, kufr (ve inkar) edenler de kendilerinin ne yalancı kimseler idiklerini bilsin (ler) diye

    [40] Bir sey´i (n olmasını) diledigimiz zaman sozumuz ancak ona «Ol» dememizden ibaretdir. O da derhal oluverir

    [41] Zulme ugratıldıklarından sonra Allah yolunda hicret edenleri biz dunyada elbette guzel bir suretde yerlesdiririz. Ahiret mukafatı ise her halde daha buyukdur. (Kafirler bunu) bilmis olsalardı

    [42] (O muhacirler hak yolunda) sabr-u sebat edenler ve ancak Rablerine guvenib dayanmakda olanlardır

    [43] Senden evvel kendilerine vahy eder oldugumuz erkeklerden baskasını biz peygamber gondermedik. Eger bilmiyorsanız zikir erbabına sorun

    [44] (O peygamberler) apacık burhanlarla (mu´cizelerle) ve kitablarla (gonderildiler. Habibim) biz sana da Kur´anı indirdik. Taki insanlara, kendilerine ne indirildigini acıkca anlatasın ve taki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar

    [45] Fesad planları hazırlayanlar Allahın kendilerini yere batıracagına, yahud suurlarının eremeyecegi cihetlerden kendilerine azab gelib catacagına karsı emin mi oldu (lar) artık

    [46] Yahud onlar donub dolasırlarken (Allahın) kendilerini yakalayıvermesinden (bir eman mı aldılar) ki onlar (hic bir suretle Allahı) aaciz bırakıcı degildirler

    [47] Yoksa onlar (Allahın) kendilerini tedricen azaltmak suretiyle cezalandıracagından (emniyyete mi girdiler)? Demek ki Rabbin hakıykat cok esirgeyici, cok merhamet edicidir

    [48] Onlar Allahın yaratdıgı her hangi bir sey´e (dikkatle) bakmadılar mı ki onların golgeleri bile zelil zelil Allaha secdekar olarak durmadan saga sola donuyor

    [49] Goklerde olan, yerde olan canlılar ve melekler, kendilerine hicbir yuksunme gelmeyerek, Allaha secde eder (ler)

    [50] (Evet) kendilerine her suretle kaahir ve haakim olan Rablerinden korkarak (daima Ona inkiyad ederler. Melekler de) ne emr olunurlarsa onu yaparlar

    [51] Allah: «Iki Tanrı edinmeyin. O, ancak bir Tanrıdır. Onun icin benden, yalınız benden korkun» dedi

    [52] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Onundur. Taat de daima Onadır. Boyle iken haala Allahdan baskasından mı korkuyorsunuz

    [53] Size ulasan her ni´met Allahdandır. Sonra size her hangi bir keder ve musiybet dokundugu zaman ancak Ona tezarru ve feryad edersiniz

    [54] Nihayet O, sizden bu keder ve musıybeti acıb giderdigi vakit ise icinizden bir takımları, bakarsınız ki, Rablerine es tutuyorlar

    [55] (Bunu) kendilerine verdigimiz (nimetler) e karsı nankorluk etmeleri icin (yaparlar). Oyle ise eglenedurun! Yakında (akıbetinizi) bileceksiniz

    [56] Kendilerine rızk olarak verdigimizden onlar, o bilmezler, (o putlar) icin hisse ayırırlar. Allaha andolsun ki duzmekde oldugunuz (bu iftiralar) dan elbette mes´ul olacaksınız

    [57] Bir de onlar Allaha kızlar isnad ederler. Haasa, O (nun sanı) munezzehdir. Kendilerinin candan isteyegeldikleri (oglan cocuguna gelince:) bu da onlarındır

    [58] Onlardan birine kız (dogumu) mujdesi verilince, kendisi pek ofkeli olarak, yuzu simsiyah kesilir

    [59] Verilen mujdenin te´siriyle kavmden gizlenir. O (doga) nı (sag bırakıb) hakaaretle mi tutacak, yoksa onu topraga mı gomecek (kendi kendine dusunur) Bak, hukmedegeldikleri (bu) sey ne kotudur

    [60] Ahirete iman etmeyenlerin (iste boyle) kotu sıfat (lar) ı vardır. En yuce mesel (vasıflar) ise Allahındır. O, mutlak kaadirdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [61] Eger Allah insanları zulumleri yuzunden muahaze edecek Olsaydı (yer) ustunde hic bir canlı mahluk bırakmazdı. Fakat O, bunları (insanları kendisince) adlandırılmıs (takdir edilmis) bir muddete kadar gecikdirir. Ecelleri (vakıfları) geldigi zaman ise onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de one gecebilirler

    [62] Onlar Allah kendilerinin bile hoslanmamakda oldukları seyleri isnad ederler, dilleri de yalan yere en guzel (aakıbet) in muhakkak kendilerine has oldugunu soyler. Hic suphe yokdur ki onların hakkı atesdir ve onlar (cehennemin) onculer (i) dir

    [63] Allaha andolsun ki biz senden evvelki ummetlere de peygamberler gondermisizdir de seytan onların yapdıklarını kendilerine susleyib hos gostermisdir. Iste o, bu gun de onların velisidir. (Butun) onlara en acıklı bir azab vardır

    [64] (Bu) kitabı sana (baska bir hikmetle degil) ancak hakkında ihtilaf etdikleri seydir acıkca anlatman icin ve iman edecek her hangi bir kavme bir hidayet ve rahmet olarak gonderdik

    [65] Allah gokden (bulutdan) su (yagmur) indirdi de onunla yer (yuzun) e, olumunden sonra, can verdi. Subhesiz ki bunda dinleyecek bir kavm icin (ibret verici) bir ayet vardır

    [66] Sagmal hayvanlarda da sizin icin elbette bir ibret vardır. Size onların karınlarındaki fıskı ile kan arasından, icenlerin bogazından kolaylıkla gecen dubduru (ve tertemiz) bir sut iciriyoruz

    [67] Hurma agaclarının meyvesinden ve uzumlerden de icki ve guzel bir rızk edinirsiniz, iste bunda da aklını kullanacak bir kavm icin hic subhesiz bir ayet vardır

    [68] Rabbin bal arısına: «Daglardan, agaclardan ve (insanların senin icin yapacakları) cardaklardan evler (kovanlar) edin, sonra meyve (ve cicek) lerin her birinden ye de Rabbinin (bal imalinde ogretdigi ve) kolaylıklar gosterdigi yaylım yollarına git» diye ilham etdi. Onların karınlarından (agızlarından) renkleri cesidli serbet (bal) cıkar ki onda insanlar icin sifa vardır. Iste bunda da tefekkur edecek bir zumre icin elbette bir ayet var

    [69] Rabbin bal arısına: «Daglardan, agaclardan ve (insanların senin icin yapacakları) cardaklardan evler (kovanlar) edin, sonra meyve (ve cicek) lerin her birinden ye de Rabbinin (bal imalinde ogretdigi ve) kolaylıklar gosterdigi yaylım yollarına git» diye ilham etdi. Onların karınlarından (agızlarından) renkleri cesidli serbet (bal) cıkar ki onda insanlar icin sifa vardır. Iste bunda da tefekkur edecek bir zumre icin elbette bir ayet var

    [70] Sizi Allah yaratdı. Sizi yine O oldurecek. Icinizden kimi — bildikden sonra (cocuk gibi) bir sey bilmesin diye — en asagı omre kadar geri goturulur. Allah (her sey´i) hakkıyle bilen, kemaliyle kaadir olandır

    [71] Allah rızk hususunda kiminizi kiminizden ustun kıldı. O ustun kılınanlar, onda hepsi esit olmak uzere, rızklarını ellerinin altındakilere verici degildirler. O halde bunlar Allahın ni´metini bilerek inkar mı ediyorlar

    [72] Allah sizin icin kendilerinizden ciftler yapdı. Size ciftlerinizden ogullar ve torunlar verdi ve sizi guzel guzel (nimetler) den rızıklandırdı. Simdi baatıla inanıyorlar da onlar, Allahın ni´metlerine nankorluk mu ediyorlar

    [73] (Musrikler) Allahı bırakıb da kendileri icin ne goklerden, ne yerden hic bir rızka, hic bir sey´e malik olmayan ve buna gucleri dahi yetmeyen seylere (putlara) taparlar

    [74] Artık Allaha benzerler kosub durmayın. Cunku Allah (her sey´i) biliyor, siz bilmiyorsunuz

    [75] Allah soyle bir mesel irad etdi: Hic bir sey´e gucu yetmeyen memluk bir kul, bir de (hur) bir zat ki kendisine tarafımızdan guzel bir rızk nasıyb etmisizde o, bundan gizli ve asikar harcayıp duruyor. Bunlar hic musavi olurlar mı? (Butun) hamd Allahındır. Hayır, onların cogu bilmezler

    [76] Allah (su) iki kisiyi de misal getirdi: Bunlardan biri dilsizdir, hic bir sey beceremez ve o, efendisinin ustunde bir yukdur. O, bunu nereye gonderse hayır getirmez. Hic bu, adaletle emreden, kendisi dosdogru bir yol uzerinde bulunan kisi ile bir olur mu

    [77] Goklerin ve yerin gaybı (nı bilmek) Allaha mahsusdur. Saat (kıyamet) haadisesi de (baska degil) ancak goz kırpma gibidir. Yahud o, daha yakındır. Cunku Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [78] Allah sizi analarınızın karınlarından, kendiniz hic bir sey bilmiyorken, cıkardı. Size, sukredesiniz diye kulaklar, gozler, gonuller verdi. Taki sukredesiniz

    [79] Yerle gok arasında (Allaha) ram (ve) musehhar ol (arak ucus) an kusları gormediler mi? Bunları (orada) Allahdan baskası tutmuyor. Bunda da iman edecek bir kavm icin nice ayetler (ibretler) vardır

    [80] Allah evlerinizden size huzur ve sukun (yeri) yapdı. Sizin icin davar derilerinden gerek goc gununuzde, gerek kondugunuz gunde hafifce tasıyacagınız (portatif) evler; yunlerinden, yapagılarından, kıllarından bir zamana kadar (kullanmanız icin) giyimlik (ler), dosemelik (ler) ve ticaret kumas (lar) ı verdi

    [81] Allah, yaratdıklarından sizin icin golgeler yaydı. Daglardan size yuvalar, siperler yapdı. Haraaretden sizi koruyacak libaslar, harbde sizi vikaaye edecek (demirden) giyimler yapdı. Iste O, bu suretle uzerinizdeki ni´metini tamamlıyor. Taki (Ona) teslimiyyetle itaat edesiniz

    [82] Eger yine yuz cevirirlerse artık senin uzerine dusen ancak apacık bir tebligden ibaretdir

    [83] Onlar hem Allahın (bu) ni´met (ler) ini i´tiraf ederler, hem yine onu (fiilleriyle) inkar ederler. Cogu (inadına) kafir kimselerdir onların

    [84] Bir gun her ummetden birer sahid gonderecegiz. Sonra o kafirlere izin verilmeyecek, onlardan tarziye de taleb (ve kabul) edilmeyecek

    [85] O zaalimler (cehennem) azabı (nı) gorunce (yalvarıb yakaracaklar. Fakat) o (azab) kendilerinden hafifletilmeyecegi gibi onlara muhlet de verilmeyecekdir

    [86] Allaha es tutanlar ortakları (olan putları) nı gorunce: «Ey Rabbimiz, bunlar Seni bırakıb tapmakda devam etdigimiz ortaklarımızdır» diyecekler, bunlar da onlar (ın suratların) a su sozu fırlatacaklardır: «Siz hic subhe yok ki kat´iyyen yalancılarsınız»

    [87] O gun (zaalimler) Allaha arz-ı teslimiyyet etmisler, duzmus oldukları yalancı (Tanrı) ları ise kendilerini bırakıb gitmisdir

    [88] Kafir olub da (insanları) Allahın yolundan men´ edenler (yok mu?) biz onların (cekdikleri) azabın ustunde, (dunyada) cıkarageldikleri fesadlara mukaabil, bir azab daha katıb artırdık

    [89] O gun her ummetin icinden kendilerinin uzerine birer sahid (-i hak) gonderecegimiz gibi seni de (Habibim) onların ustune tam bir sahid olarak getirdik. Sana (bu) kitabı her sey´in apacık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve (hele) muslumanlar icin bir mujde olmak uzere peyderpey indirdik

    [90] Subhesiz ki Allah adaleti, iyiligi, (hususiyle) akrabaya (muhtac oldukları seyleri) vermeyi emr eder. Taskın kotuluk (ler) den, munkerden, zulm ve tecebburden nehyeder. Size (bu suretle) ogud verir ki iyice dinleyib ve anlayıb tutasınız

    [91] Karsılıklı muaahede yapdıgınız vakit Allahın ahdini yerine getirin. Sapasaglam etdiginiz yeminleri bozmayın. (Nasıl otur ki) uzerinize Allahı kefil yapmıssınızdır. Subhe yok ki Allah ne yapacagınızı bilir

    [92] Ipligini saglamca bukdukden sonra sokub bozan (kadın) gibi olmayın. «Bir ummet diger bir ummetden (malca ve sayıca) daha cokdur» diye yeminlerinizi aranızda bir hıyle ve fesad (mevzuu) edinir misiniz? Her halde Allah sizi bununla imtihan eder. Hakkında ihtilafa dusmekde oldugunuz sey´i ise O, kıyamet gununde elbette size acıklayacakdır

    [93] Allah dileseydi sizi (hepinizi) bir tek ummet yapardı. Su kadar ki O, kimi dilerse onu sapıklıkda bırakır, kimi de dilerse onu hidayete iletir. Yapageldiginiz islerden elbette mes´ul olacaksınız

    [94] Yeminlerinizi aranızda hıyle ve fesad (mevzuu) edinmeyin. Cunku sapasaglam yerlesdikden sonra (oyle) bir ayak kayar (ki)! Allahın yolundan sapdıgınıza karsılık (dunyada) fena azab tadacaksınız. (Ahiretde) hakkınız (daha) buyuk bir azabdır

    [95] Allahın ahdini az bir bahaya satmayın (satıp degismeyin). Allah indindeki (nusret ve sevab yok mu?) sizin icin hayırlı olan ancak odur, eger bilirseniz

    [96] Sizin nezdinizdeki tukenir, Allahın indindeki ise baakıydir. Sabredenlerin mukafatını biz yapmakda olduklarının daha guzeliyle verecegiz muhakkak

    [97] Gerek erkekden, gerek kadından kim, o mu´min olarak, iyi amel (ve hareket) de bulunursa hic subhesiz onu (dunyada) cok guzel bir hayat ile yasatırız ve (o gibilere) her halde yapageldiklerinin daha guzeliyle ecir veririz

    [98] Haydi Kur´an okudugun (okumak istedigin) zaman o kogulmus seytandan Allaha sıgın

    [99] Hakıykat sudur ki iman edenler ve Rablerine guvenib dayananlar uzerinde onun hic bir haakimiyyeti yokdur

    [100] Onun zoru ancak onu yar edinmekde olanlara ve onu kendisine (Allaha) es kosanlara karsıdır

    [101] Biz bir ayeti diger bir ayetin yerine (bunu nesh ederek) getirdigimiz vakit — ki Allah neyi indirecegini cok iyi bilendir — dediler ki: «Sen ancak bir iftiracısın». Hayır, onların pek cogu bilmezler

    [102] De ki: «Onu (Kur´anı) — iman edenlere tam bir sebat vermek, muslumanlara bir hidayet ve bir mujde olmak icin — Rabbinden hak olarak Ruuh-ul kuds indirmisdir

    [103] Andolsun ki biz onların: «Bunu mutlakaa bir beser ogretiyor» diyeceklerini biliyoruz. Hakdan sapmak suretiyle kendisine nisbet edecekleri (o mefruz kimse) nin lisanı (olsa olsa) a´cemi (olabilir. Arabi degil). Bu (Kur´anın dili) ise (butun fesaahat ve belagati ile) apacık Arabca bir dildir

    [104] Allahın ayetlerine iman etmeyenler (yok mu?) subhesiz ki Allah onlara hidayet (nasıyb) etmez. Onlar icin cok acıklı bir azab vardır

    [105] Ancak Allahın ayetlerine iman etmeyenlerdir ki (oyle) yalan, iftira duzer (ler). Iste yalancıların ta kendileri de onlardır

    [106] Kalbi iman uzere (sabit ve bununla) mutmein (ve musterih) oldugu halde (cebr-u) ikrah e ugratılanlar mustesna olmak uzere kim imanından sonra Allahı tanımaz, fakat kufre sine (-i kabul) acarsa Allahın gazabı onların basındadır. Onlar icin en buyuk bir azab vardır

    [107] Bunun sebebi sudur: Cunku onlar dunya hayatını ahiretden daha ustun sevmislerdir ve cunku Allah kafirler guruhuna hidayet etmez

    [108] Onlar oyle kimselerdir ki Allah, kalblerinin, kulaklarının ve gozlerinin ustune muhur basmısdır. Iste gaafil olanlar da onların ta kendileridir

    [109] Hic subhesiz onlar ahiretde de husrana ugrayanların ta kendileridir

    [110] (Bundan) sonra (sunu bil ki) senin Rabbin iskencelere ugratıldıklarından sonra (yurdlarından) hicret edenlerin, (bundan) sonra da (durmayıb) savasanların, gogus gerenlerin lehinedir subhesiz. Hakıykat, senin Rabbin bunların ardından da cidden cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir. (Bu) kat´idir

    [111] O gun herkes (ancak) oz canı (nın halası) icin ugrasacak, herkes ne yaptıysa (onun karsılıgı) kendisine eksiksiz verilecek, onlar asla haksızlıga ugratılmayacaklardır

    [112] Allah o memleketi (size) bir (ibret) ornegi olarak irad etdi ki o, korkudan emin ve sakindi. Rızkı da kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat o, Allahın ni´metlerine nankorluk etdi de Allah da ona (halkının) islemekde ısrar etdikleri (kotulukler) yuzunden aclık ve korku libasını (giydirib olanca acıları) tatdırdı

    [113] Andolsun ki onlara kendilerinden bir peygamber de gelmisdir de onu tekzib etmislerdir. Derken onlar zulumlerinde berdevam iken kendilerini azab yakalayıvermisdir

    [114] Artık Allahın sizi rızıklandırdıgı seylerden halal ve temiz olarak yeyin. Allahın ni´metine sukredin, eger Ona kulluk edecekseniz

    [115] O, size ancak oluyu, kanı, domuz etini, bir de Allahdan baskası icin kesilmis olan (hayvanlar) ı haram kıldı. (Bununla beraber kim bunlardan yemiye) muztar kalırsa (kimseye) saldırmamak ve haddi (olmeyecek mıkdarı) gecmemek sartiyle (yiyebilir). Cunku Allah hakkıyle yarlıgayıcı, kemaliyle esirgeyicidir

    [116] Dillerinizin yalan yere vasıflandırageldigi seyler icin: «Su halaldır, bu haramdır» demeyin. Cunku (bu suretle) Allaha karsı yalan duzmus olursunuz. Allaha yalan duzenler ise, subhe yokdur ki felah bulmazlar

    [117] (Bu, ancak gecici ve) az bir menfeatden ibaretdir. Halbuki onlara (ahıretde) pek acıklı bir azab vardır

    [118] Biz sana anlatdıgımız seyleri Yahudilere daha evvel haram kılmısdık. (Bununla) biz onlara zulmetmemisdik. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı

    [119] (Bundan) sonra (sunu bil ki) senin Rabbin bir cehalet yuzunden kotuluk yapıb da sonra bunun ardından tevbe ve ıslah (-ı nefs) edenlerin, hic subhesiz, lehinedir. Hakıykat, senin Rabbin, (bu hallerin) arkasından elbette cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [120] Hakıykaten Ibrahim (baslı basına) bir ummetdi; Allaha itaatkardı, (baatıl dinlerden uzak ve) muvahhid bir muslumandı. O, (hicbir zaman) musriklerden olmamısdır

    [121] O, (Allahın) ni´metlerine sukredendi. (Allah) onu begenib secmis, kendisini dogru bir yola iletmisdi

    [122] Biz ona dunyada bir guzellik (iyi bir hal ve mevki) vermisdik. Subhesiz ki o, ahıretde de mutlakaa saalihlerdendir

    [123] Sonra (Habibim) sana: «Muvahhid bir musluman olarak Ibrahimin dinine uy. O, (hicbir zaman) musriklerden olmadı» diye vahyetdik

    [124] Cumartesi ta´tili ancak onda ihtilafa dusenlere (farz) edilmisdi. Subhesiz ki Rabbin onların ihtilaf edegeldikleri seyler hakkında kıyamet gunu aralarında hukmedecekdir

    [125] (Insanları) Rabbinin yoluna hikmetle, guzel ogudle da´vet et. Onlarla mucadeleni en guzel (tarıyk) hangisi ise onunla yap. Subhesiz ki Rabbin, O, yolundan sapan kimseyi en cok bilendir. O, hidayete ermisler de en iyi bilendir

    [126] Eger her hangi bir ceza ile mukaabele edecek olursanız ancak size reva gorulen ukubetin misillemesiyle ceza yapın. Sabrederseniz, andolsun ki, bu, tehammul edenler icin elbet daha hayırlıdır

    [127] Sabret. Senin sabrın Allah (ın tevfikına istinad) dan baska (bir sey) degildir. Onlara karsı tasalanma, onların kurmakda oldukları tuzaklardan dolayı (telasa ve) sıkıntıya da dusme

    [128] Cunku Allah hic suphesiz (kufr ve ma´sıyetlerden) sakınanlarla, bir de daima iyilik edenlerin kendileriyle beraberdir

    İsrâ

    Surah 17

    [1] Kulunu (Muhammed sallellahu aleyhi ve sellemi) bir gece Mescid-i haramdan (alıb) Mescid-i Aksaaya kadar goturen (Zat-i ecelle ve a´la her durlu nakıysalardan) munezzehdir. (O Mescid-i Aksaa ki) biz onun etrafına (feyz ve) bereket verdik (ve bu gece yolculugunu) ona (o peygambere) ayetlerimizden ba´zısını gosterelim diye (yapdırdık). Subhesiz ki O, (asıl) O (her sey´i) hakkıyle isiden, (her sey´i) kemaliyle gorendir

    [2] Biz Musaya kitab verdik ve o (kitabı) «Benden baska hicbir vekil tutmayın» diye israil ogulları icin bir hidayet (rehberi) kıldık

    [3] Ey Nuh ile beraber (gemide) tası (yıb selamete cıkar) dıgımız (insanlar) zurriyeti, (su) bir hakıykatdır ki (Nuh) cok sukreden bir kuldu

    [4] Biz kitabda Israil ogullarına su haberi verdik: «Siz arz (-ı mukaddes) de muhakkak iki defa fesad cıkaracak ve muhakkak (bana karsı) buyuk bir serkeslik yapıb kabaracaksınız»

    [5] Iste o ikiden birinci (fesadlarının ceza) va´de (si) gelince (muhaarebede) cok cetin bir kuvvete malik olan kullarımızı uzerinize musallat kıldık da onlar evlerin aralarına kadar girib (sizi) arasdırdılar. (Bu), yerine getirilmis bir va´d idi

    [6] Sonra bunlara karsı size tekrar devlet ve galebe verdik. Mallarla, ogullarla sizin imdadınıza yetisdik, cem´iyyetinizi de (oldugunızdan) daha fazla cogaltdık

    [7] Eger iyilik ederseniz kendinize iyilik etmis olursunuz. Eger kotuluk ederseniz (yine) kendinize kotuluk (etmis olursunuz). Artık diger (cezanın) vade (si) gelince yuzlerinizi kotulesinler, mescid (iniz) e birinci defa girdikleri gibi gir (ib tahrib et) sinler, galebe ve istila etdiklerini mahv etdikce etsinler diye (basınıza yine dusmanları musallat etdik)

    [8] (Tevbe ederseniz) Rabbinizin sizi esirgeyeceginizi umabilirsiniz. (Eger tekrar fesada) donerseniz biz de (sizi cezalandırmıya) doneriz. Biz cehennemi kafirlere bir zindan yapdık

    [9] Gercek bu Kur´an (insanları) oyle bir sey´e (yola) dogrultub goturur ki o, en aadil ve en dogru bir (yol) dur. Guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunan mu´minlere kendileri icin muhakkak bir ecr oldugunu da mujdeler o

    [10] Ahirete iman etmezler (e gelince:) onlar icin de subhesiz pek acıklı bir azab hazırladıgımızı (bildirir)

    [11] Insan, hayra olan duaası gibi, serre de duaa eder. Pek acelecidir (bu) insan

    [12] Biz gece ile gunduzu (kudretimize delalet eden) iki ayet (nisane) kıldık da gece ayetini silib (giderib yerine esyayi) gosterici (zıyadar) gunduz ayetini getirdik. Taki (gunduzun) Rabbinizden (geciminize aid) bir lutf-u inayet arayasınız, yılların sayısını, (vakıtların) hesabı (nı) bilesiniz. Iste biz (boylece) her sey´i geregi gibi anlatdık

    [13] Herkesin (dunyadaki) amel (ve hareket) ini kendi boynuna doladık. Kıyamet gunu onun icin bir kitab cıkaracagız ki nesredilmis olarak kendisine kavus (ub soyle cat) acak

    [14] «Oku kitabını, bu gun sana karsı, iyi hesab gorucu olarak kendi nefsin yeter»

    [15] Kim dogru yolu bulursa, o dogru yolu ancak kendi faidesine bulmus olur. Kim de sapıklık ederse o da yalınız kendi aleyhine sapmıs olur. Hic bir gunahkar baskasının gunah yukunu yuklenmez. Biz bir resul gonderinceye kadar (hic bir kimseye ve kavme) azab ediciler degiliz

    [16] Bir memleketi helak etmek diledigimiz vakit onun ni´met ve refahdan sımarmıs elebasılarına emrederiz de orada (bu emre ragmen) itaatden cıkarlar. Artık o (memlekete) karsı soz (azab) hak olmusdur. Iste biz onu artık kokunden mahv-u helak etmisizdir

    [17] Nuh (devrin) den sonra nice asırları (n halkını) helak etdik. Rabbin, kullarının gunahlarından hakkıyle haberdardır, (onları) hakkıyle gorucudur ya, (iste bu) yeter

    [18] Kim bu carcabuk gecen (dunyayı) dilerse biz de burada ona, (evet) kimi dilersek ona, dileyecegimiz sey´i carcabuk veririz. Sonra da onu cehenneme sokarız. O, buraya kınanmıs ve (rahmetimizden) kogulmus olarak ulasır

    [19] Kim de mu´min olarak ahireti diler, onun icin (ona gereken) bir sa´y ile calısırsa iste onların (bu) calısmaları meskur (ve makbul) olur

    [20] Her birine, onlara da, bunlara da Rabbinin vergisinden birbiri ardınca veririz. Rabbinin vergisi (kimseden) men edilmis degildir

    [21] Baksan a, biz onların kimini kiminden nasıl ustun kıldık. Elbette ahiret, dereceler (farkları) i´tibariyle de daha buyukdur, ustun kılmak bakımından da daha buyukdur

    [22] Allah ile beraber diger bir Tanrı edinme. Sonra kınanmıs ve kendi basına (yardımsız) bırakılmıs olursun

    [23] Rabbin, «Kendinden baskasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muamele edin» diye hukmetdi. Eger onlardan biri veya her. ikisi senin nezdinde ihtiyarlıga ererlerse onlara «Of» (bile) deme. Onları azarlama. Onlara cok guzel (ve tatlı) soz soyle

    [24] Onlara acıyarak tevaazu kanadını (yerlere kadar) indir ve: «Yarab, Onlar beni cocukken nasıl terbiye etdilerse Sen de kendilerini (oylece) esirge» de

    [25] Rabbiniz sizin iclerinizdekini en iyi bilendir. Eger siz iyi kimseler olursanız subhesiz ki Allah da daima kendine donenleri (ve cok tevbe edenleri) cidden yarlıgayıcıdır

    [26] Hısıma, yoksula, yolda kalmısa hak (lar) ını ver. (Malını) israf ile sacıb savurma

    [27] Cunku sacıp savuranlar seytanların biraderleri olmuslardır. Seytan ise Rabbine (karsı) cok nankordur

    [28] Sayed Rabbinden umdugun rahmeti arayarak onlardan sarf-ı nazar edersen (boyle bir mecburiyyetde kalırsan) o halde kendilerine yumusak bir soz soyle (mekle mukaabelede bulun)

    [29] Elini boynuna baglı olarak asma Onu busbutun de acıb sacma. Sonra kınanmıs, pesiman bir halde oturub kalırsın

    [30] Subhesiz ki Rabbin kimi dilerse rızkını genisletir, daraltır. Cunku O, kulları (nın her haali) nden gercekden haberdardır, (her sey´i) hakkıyle gorendir

    [31] Evladlarınızı fakirlik korkusuyla oldurmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakıykat, onları oldurmek buyuk bir sucdur

    [32] Zinaya yaklasmayın. Cunku o, subhesiz bir hayaasızlıkdı, kotu bir yoldur

    [33] Allahın haram kıldıgı cana, haklı bir sebeb olmadıkca, kıymayın. Kimi mazlum olarak oldurulurse biz onun velisine (mirascısına maktulun hakkını taleb hususunda) bir salahiyyet vermisizdir. O da katilde israf etmesin. Cunku o, cidden (ve zaten) yardıma mazhar edilmisdir

    [34] Yetimin, erginlik cagına erisinceye kadar, malına yaklasmayın. Meger ki bu, en iyi bir suretle ola. Bir de ahdi yerine getirin. Cunku ahid (den cayanlar) sorumludur

    [35] Olcdugunuz vakit da olcegi tam yapın. Dogru terazi ile tartın. Bu, hem daha hayırlıdır, hem aakıbeti i´tibariyle daha guzeldir

    [36] Senin icin hakkında bir bilgi haasıl olmayan sey´in ardına dusme. Cunku kulak, goz, kalb: Bunların her biri bundan mes´uldur

    [37] Yer (yuzun) de kibr-u azametle yurume. Cunku (ne kadar bassan) arzı cidden yaramazsın, boyca da asla daglara eremezsin

    [38] Kotu olan butun bunlar Rabbinin indinde sevilmeyen (seyler) dir

    [39] Bunlar Rabbinin sana vahyetdigi hikmet (ler) dendir. Allah ile beraber diger bir Tanrı edinme ki sonra yerinmis, kogulmus olarak cehenneme atılırsın

    [40] Ya! Rabbiniz size ogulları begenib secdi de kendisi meleklerden disiler mi edindi?! Hakıykaten siz buyuk soz soyluyorsunuz

    [41] Andolsun, bu (ihtaarı) su Kur´anda durlu durlu sekillerde acıklamısızdır. Taki iyice dusunub ibret alsınlar. Halbuki bu, onların (hakdan) nefret etmelerinden baska, bir sey´i artırmıyor

    [42] De ki: Allah ile beraber, soyleyegeldikleri gibi, (baskaca) Tanrılar da olsaydı onlar arsın saahibine elbet bir yol ararlardı

    [43] O, bunların soylemekde oldukları seylerden tamamiyle munezzehdir, yucedir, buyukdur

    [44] Yedi gokle yer ve bunların icinde bulunan (melekler, cinler, insan) lar onu tesbih (ve tenzih) eder (ler). Hic bir sey haaric degil, hepsi Ona hamd ile tesbih eder. Fakat siz, onların tesbihini iyi anlamazsınız. O, hakıykaten halimdir, gercekden yarlıgayıcıdır

    [45] Sen Kur´anı okudugun zaman seninle ahirete inanmazların arasına gizli bir perde cekeriz

    [46] (Evet) onların kalbleri uzerine, onu (Kur´anı) iyice anlamalarına (engel), perdeler gerer, kulaklarına bir agırlık veririz. Sen Kur´anda Rabbini bir tek olarak andıgın vakit onlar urkek urkek arkalarını cevirirler

    [47] Onlar seni dinleyecekleri zaman (hakıykatde) neyi dinleyeceklerini, gizli (ve sinsi) konusurlarken o zalimlerin (nasıl) «Siz buyulenmis bir kimseden baskasına tabi´ olmuyorsunuz» diyecegini biz pek iyi bileniz

    [48] Bak, sana nasıl misaller getirib sapdılar. Artık onlar bir yol (bulmıy) a guc yetiremiyeceklerdir

    [49] Dediler ki: «Biz bir suru kemik, kırıntı ve dokuntu (haalinde bir toprak) oldugumuz vakit mı, hakıykaten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecegiz»

    [50] Soyle: «Gerek bir tas (gibi cetin), gerek bir demir (gibi kuvvetli) olun

    [51] Yahud goguslerinizde (akıllarınızca) buyuyen her hangi bir halk (olun, mutlakaa diriltileceksiniz). «O halde bizi kim (dirilterek) geri cevirecek?» diyecekler. Sen de de ki: «Sizi ilk defa yaratmıs olan (kudret saahibi diriltecekdir)». O vakit sana baslarını sallayacaklar da: «(istihza ile) Ne vakit o?» diyecekler. Soyle ki: «Yakın olması me´muldur»

    [52] (Allah) sizi cagıracagı gun hemen (kabirlerinizden kalkıb) Onun emrine icabet edeceksiniz ve sanacaksınız ki (kabirlerinizde) ancak pek az bir muddet kalmıssınızdır

    [53] (Mu´min) kullarıma soyle: «(Kafirlere) en guzel (soz) ne ise, onu soylesinler». Cunku seytan aralarına fesad sokar. Zira seytan insanın apacık bir dusmanıdır

    [54] «Rabbiniz sizi cok iyi bilendir. Eger dilerse sizi esirger, yahud sayed dilerse sizi azablandırır». Biz seni onların ustune bir vekil gondermedik

    [55] Rabbin goklerde ve yerde olan kimseleri en iyi bilendir. Andolsun ki biz peygamberlerin kimini kiminden ustun kılmısızdır. Davuda da Zebur verdik

    [56] De ki: «Onu (Allahı) bırakıb bos yere (Tanrı diye) soylediklerinizi cagırın. Onlar sizden her hangi bir sıkıntı gideremeyecekleri gibi degisdiremezler de

    [57] Onların tapdıkları da — hangisi Rablerine daha yakın (olacak) diye — (bizzat) vesile arıyorlar, Onun rahmetini umuyorlar, Onun azabından korkuyorlar Cunku Rabbinin azabı korkuncdur

    [58] Hicbir memleket haaric olmamak uzere biz onları kıyamet gunundun evvel ya helak edeceyiz, yahud siddetli bir azab ile azablandıracagız. Bu, o kitabda (boylece) yazılıdır

    [59] Bizi (Kureyse) ayetler (mucizeler) gondermemizden alıkoyan (sebeb baska degil) ancak evvelki (ummet) lerin onları tekzib etmis olduklarıdır. Biz, Semuda gozleri gore gore o disi deveyi verdik de (onu oldurduler ve) bu yuzden (kendilerine) zulmetdiler. Halbuki bir ayetleri (azab ve ihlak icin degil) ancak (ahiret azabından) korkutmak icin gondeririz

    [60] Sana: «Subhesiz Rabbin insanları cepcevre kusatmısdır» demisdik, hatırla. (Geceleyin) sana gosterdigimiz o temasayı ve Kur´anda la´net edilen agacı biz (baska degil) ancak insanlara bir fitne (ve imtihan) yapdık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, onlarda buyuk bir taskınlıkdan baska bir sey artırmıyor

    [61] (Sunu da) hatırla ki biz meleklere: «Adem icin secde edin» demisdik ve onlar da secde etmislerdi de Iblis etmemis, «Ben bir camur olarak yaratdıgın kisiye secde edermiyim?» demisdi

    [62] (Yine) dedi ki: «Benden serefli kıldıgın bu (adam da) kim oluyormus, bana haber ver! Eger beni kıyamet gunune kadar gecikdirirsen, andolsun ki, onun zurriyetini, birazı mustesna olmak uzere, behemehal kendime bendederim»

    [63] (Allah da): «(Defol) git, dedi, artık onlardan kim sana uyarsa suphesiz ki cehennem hepinizin cezasıdır, tastamam bir ceza»

    [64] «Onların icinden gucunun yetdigi kimseleri sesinle yerinden oynat, onlara karsı suvarilerinle, piyadelerinle yaygara cıkar, mallarına, evladlarına ortak ol. Onlara va´d et». Seytan (bu)! Onlara bir aldatısdan baska ne va´d eder o

    [65] «Benim gercek kullarım (var ya.) Senin onlar uzerinde hic bir haakimiyyetin yokdur. (Onlara) vekil olarak Rabbin yeter»

    [66] Rabbiniz, fazl (-u kerem) inden (nasıyb) arayasınız diye, sizin icin denizde gemileri yurutendir. Subhe yok ki O sizi cok esirgeyicidir

    [67] Denizde size bir sıkıntı degdigi zaman Ondan (Allahdan) baska (butun) tapdıgınız kisiler gaaib olur (gider. Yalınız Allahdan yardım istersiniz). Fakat O, sizi kurtarıb karaya cıkarınca yine yuz cevirirsiniz. Insan cok nankordur

    [68] Onun kara tarafında sizi yere gecirmesinden, yahud uzerinize cakıllı bir (kasırga) gondermesinden (selametinize) emin mi oldunuz? (Olmayın). Sonra kendinize hic bir vekil bulamazsınız

    [69] Yoksa Onun, sizi tekrar oraya (denize) dondurub de ustunuze kırıb buken bir fırtına yollamasına ve nihayet yapdıgınız nankorluk sebebiyle sizi bogmasına karsı emniyyete mi girdiniz? (Bu suretde de) yine bize karsı onun ocunu alacak bulamazsınız

    [70] Andolsun ki biz Adem ogullarını ustun bir izzet ve serefe mazhar kılmısadır. Onlara karada, denizde tasıyacak (vaasıtalar) verdik, onlara guzel guzel rızıklar verdik, onları yaratdıgımızın bir cogundan cidden ustun kıldık

    [71] (Hatırla) o gun (u) ki insan sınıflarından her birini biz imanlarıyle cagıracagız. Artık kimin kitabı sagından verilirse onlar kitablarını en kucuk haksızlıga ugratılmaksızın (kendileri) okuyacaklardır

    [72] Kim bu (dunya) da kor olursa o, ahiretde de kordur, yolca da daha saskındır

    [73] (Akıllarınca) onlar sana vahy etdigimzden baskasını uydurub bize (atf ve) iftira edesin diye seni bile hemen hemen fitneye dusurecekler, o takdirde seni (candan) dost edineceklerdi

    [74] Eger sana sebat vermis olmasaydık, andolsun ki, sen onlara (belki) biraz meyl edecekdin

    [75] O takdirde ise biz dirimin de katmerli, olumun de katmerli (acısını) sana tatdıracakdık muhakkak. Sonra bize karsı kendin icin hic bir yardımcı da bulamayacakdın

    [76] Yakında seni, neredeyse, bu yerden cıkarmak icin her halde rahatsız edecekler, (fakat) o takdirde kendileri de arkandan pek az kalacaklardır

    [77] (Biz bunu) senden evvel gonderdigimiz peygamberler icin de sunnet (ve kaaide yapmısızdır). Sen bizim sunnetimizde (Habibim) hic bir degisiklik bulmazsın

    [78] Gunesin (zeval vakfında) kayması anından gecenin kararmasına kadar guzelce namaz kıl. Sabah namazını da (oylece eda et). Cunku sabah namazı sahidlidir

    [79] Gecenin bir kısmında da uyanıb, sırf sana mahsus fazla (bir ibadet) olmak uzere onunla (Kur´an ile) gece namazı kıl. Umid edebilirsin, Rabbin seni bir makaam-ı mahmuda gonderecekdir

    [80] Ve soyle de: «Rabbim, beni sıdk (ve selamet) girdirilisi ile girdir. Sıdk (ve selamet) cıkarısı ile cıkar ve tarafından bana hakkıyle yardım edici bir huccet (-i kaahire ve kudret-i kamile) ver»

    [81] De ki: «Hak geldi, baatıl zeval buldu. Subhesiz ki baatıl daim zeval bulucudur»

    [82] Biz Kur´andan peyderpey onu indiriyoruz ki (herbiri) mu´minler icin sifa ve rahmetdir o. Zaalimlerin ise o, (maddi ve ma´nevi) ziyanından baskasını artırmaz

    [83] Insana ni´met verdigimiz zaman (zikrullahdan) yuz cevirip yan cizer. Ona ser dokununca da pek umidsiz olur

    [84] De ki: «Her biri kendi asli tabıy´atına gore hareket eder. O halde kimin daha dogru yolda bulundugunu Rabbin daha iyi bilicidir

    [85] Sana «ruuh» u sorarlar. De ki: «Ruuh, Rabbimin emri (cumlesi) ndendir. (Zaten) size az bir ilimden baskası verilmemisdir»

    [86] Andolsun sana vahy etdigimizi de, dilersek, muhakkak gideriveririz. Sonra bize karsı onu (geri getirmek icin) kendine bir vekil de bulamazsın

    [87] Ancak Rabbinden olan bir rahmetdir (ki onu ibkaa etmisdir). Hakıykat, Onun, senin uzerindeki fazl (-u keremi) buyukdur

    [88] De ki: «Andolsun, ins-u cin su Kur´anın benzerini (meydana) getirmeleri icin bir araya toplansa, yekdigerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler»

    [89] Sanıma andolsun ki biz bu Kur´anda insanlar icin her ma´nadan nice turlusunu acıklamısızdır. Insanlardan pek cogu ise ille gavurlukda ayak dirediler

    [90] «Biz, dediler, sana kat´iyyen inanmayız. Taki bizim icin su yerden bir pınar akıtasın»

    [91] «Yahud senin hurmalık (lar) dan, uzumluk (ler) den bir bagcen olsun da aralarından sarıl sarıl ırmaklar akıtasın.»

    [92] «Yahud iddia etdigin gibi gok yuzunu ustumuze parca parca dusuresin veya Allahı ve melekleri kefil getiresin»

    [93] «Yahud altından bir evin olsun, yahud semaya cıkasın. Ona cıkdıgına da asla inanmayız a! Taki ustumuze okuyacagımız bir kitab indiresin»! (Soyle) de: «Rabbimin saanı yucedir. Ben (Allahın) resul (u) bir beserden baskası mıyım ki»

    [94] Insanların — kendilerine hidayet (rehberi) geldigi zaman iman etmelerini «Allah bir beseri mi peygamber gonderdi?» demelerinden baska bir sey men´ etmedi

    [95] De ki: «Eger (yuzun) de (insanlar gibi) sakin sakin yuruyen melekler olsaydı biz ancak onlara gokden melek bir peygamber gonderirdik»

    [96] De ki: «Benimle sizin aranızda hakıyki sahid olarak Allah yeter. Cunku O, kullarının (her seyinden) cidden haberdardır, kemaliyle gorendir»

    [97] Allah kime hidayet (nasıyb) ederse iste o, dogru yolu bulmusdur. Kimi de sasırırsa artık bunlar icin Ondan baska asla yardımcılar bulamazsın. Biz onları kıyamet gunu korler, dilsizler, sagırlar olarak yuzukoyun hasredecegiz. Onların varacagı yer cehennemdir ki atesi yavasladıkca biz onun alevini artırırız

    [98] Bu, onların cezasıdır. Cunku, onlar ayetlerimizi tanımayarak kafir oldular, «Bir yıgın kemik ve kırıntı olunca mı, hakıykaten biz mi yeni bir yaratılısla diriltilecekmisiz?» dediler

    [99] Onlar gozleri ve yeri yaratan Allahın kendileri gibilerini de yaratmıya kaadir oldugunu gormediler mi? (Allah) onlar icin bir ecel ta´yin etdi ki onda hic subhe yokdur. Boyle iken zaalimler ancak gavurlukda ayak dayamısdır

    [100] De ki: «Rabbimin rahmet hazinelerine siz malik olsaydınız o zaman harcama (kdan tukenir) korkusuyla muhakkak cimrilik ederdiniz». Cok cimridir insan

    [101] Andolsun ki biz Musaya acık acık dokuz ayet verdik. Iste Israil ogullarına sor: O, bunlara geldigi vakit Fir´avn ona: «Musa, ben seni herhalde buyulenmis sanıyorum» demisdi

    [102] O da: «Andolsun, dedi, bunları (her biri basıyretle gorulecek) birer ibret olmak uzere goklerin ve yerin Rabbinden baskasının indirmedigini bilmissindir. Ben de, Fir´avn, seni herhalde helak edilmis sanıyorum»

    [103] Derken onları o yerden surub cıkarmak istedi. Biz de hem kendisini, hem maiyyetindekileri, topdan suda boguverdik

    [104] Arkasından da Israil ogullarına (soyle) dedik: (Haydin), o yerde siz oturun. Sonra ahiret va´di geldigi vakit onları da, sizi de bir araya getirecegiz»

    [105] Biz o (Kuranı) hak olarak indirdik ve o, hak olarak indi. Seni de (sevabın) bir mujdeci (sin) den, (azabın) bir haberci (sin) den baska bir (sıfatla) gondermedik

    [106] Biz onu bir Kur´an olmak uzere (ayet ayet) ayırdık ki insanlara karsı, dura dura (agır agır, dane dane) okuyasın. Biz onu tedricen indirdik

    [107] De ki: «Ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Cunku bundan evvel ilim verilmis olanlar bile kendilerine karsı o tilavet olununca cenelerinin ustune (yuzu koyun) kapanarak secde ediyorlar»

    [108] Ve: «Rabbimizi tenzih ederiz. Hakıykat, Rabbimizin va´di kat´iyyen fi´le cıkarılmısdır» diyorlar

    [109] Aglayarak ceneleri ustune (yuzu koyun) kapanıyorlar ve bu, onlara derin saygısını artırıyor

    [110] De ki: «Gerek Allah diye (ad verib) cagırın, gerek Rahman diye (habibim) (ad verib) cagırın, hangisi ile cagırırsanız nihayet en guzel isimler Onundur». Namazında pek bagırma, sesini o kadar kısma da. Ikisinin arası bir yol tut

    [111] (Soyle) de: «Evlad edinmeyen, mulk (un) de hic bir ortagı olmayan, zull (-u aciz) den nasi yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allaha hamd olsun». Onu buyuk bil, buyuklukle an

    Kehf

    Surah 18

    [1] (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en cetin bir azab ile korkutmak, guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunan mu´minlere de icinde ebedi kalacakları guzel bir ecr (ve mukafat) ı mujdelemek, (hele) «Allah evlad edindi» diyenlere ma´ruz kalacakları kotu aakıbetleri haber vermek icin, kendisinde hic bir egrilik yapmadıgı, o dosdogru kitabı (Kur´anı) kulu (Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem) uzerine indiren Allaha hamd olsun

    [2] (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en cetin bir azab ile korkutmak, guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunan mu´minlere de icinde ebedi kalacakları guzel bir ecr (ve mukafat) ı mujdelemek, (hele) «Allah evlad edindi» diyenlere ma´ruz kalacakları kotu aakıbetleri haber vermek icin, kendisinde hic bir egrilik yapmadıgı, o dosdogru kitabı (Kur´anı) kulu (Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem) uzerine indiren Allaha hamd olsun

    [3] (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en cetin bir azab ile korkutmak, guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunan mu´minlere de icinde ebedi kalacakları guzel bir ecr (ve mukafat) ı mujdelemek, (hele) «Allah evlad edindi» diyenlere ma´ruz kalacakları kotu aakıbetleri haber vermek icin, kendisinde hic bir egrilik yapmadıgı, o dosdogru kitabı (Kur´anı) kulu (Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem) uzerine indiren Allaha hamd olsun

    [4] (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en cetin bir azab ile korkutmak, guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunan mu´minlere de icinde ebedi kalacakları guzel bir ecr (ve mukafat) ı mujdelemek, (hele) «Allah evlad edindi» diyenlere ma´ruz kalacakları kotu aakıbetleri haber vermek icin, kendisinde hic bir egrilik yapmadıgı, o dosdogru kitabı (Kur´anı) kulu (Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem) uzerine indiren Allaha hamd olsun

    [5] Ne onların, ne atalarının buna dair hic bir ilgisi yokdur. Agızlarından cıkan soz ne buyuk! Onlar yalandan baskasını soylemezler

    [6] Demek, bu soze (Kur´ana) inanmazlarsa bir uzuntu duyarak arkalarından kendini aadeta tuketeceksin

    [7] Biz yer uzerinde olan seylere, onlara mahsus, birer zinet verdik, (insanların) hangisinin ameli daha guzel, onları imtihan edelim diye

    [8] Bununla beraber biz onun ustunde olan seyleri elbet kupkuru bir toprak yapanlarız

    [9] (Habibim) sen, bizim ayetlerimiz icinde (yalınız) Kehf ve Rakıym yaranının ibrete sayan olduklarını mı sandın? (oyle degil)

    [10] O zaman o gene yegitler magaraya sıgınmıs (lar) dı da: «Ey Rabbimiz, bize tarafından bir rahmet ver ve isimizden bizim icin bir muvaffakıyyet hazırla» demislerdi

    [11] Bunun uzerine biz nice yıllar magarada onların kulaklarına (perde) vurduk

    [12] Sonra da onları uyandırdık, iki zumreden hangisi bekledikleri gayeyi daha iyi (zabt ve) hesab edicidir, ayırd edelim diye

    [13] (Simdi) sana onların kıssasını, hakıykatı vech ile, anlatalım: Dogrusu onlar Rablerine iman eden gene yegitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmısdık

    [14] Ve (zaalim hukumdarın onunde) dikilib de: «Bizim Rabbimiz goklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan baskasına Tanrı demeyiz. (Dersek) o halde, andolsun ki, hakıykatden uzaklasmıs oluruz. Sunlar, su bizim kavmimiz Ondan (Allahdan) baska Tanrılar edindiler. Bunların uzerine baari acık bir burhan getirselerdi ya. Artık Allaha karsı yalan yere iftira edenlerden daha zaalim kimdir?» dedikleri zaman onların kalblerini (sabr ve sebat ile tamamen Hakka) baglamısdık

    [15] Ve (zaalim hukumdarın onunde) dikilib de: «Bizim Rabbimiz goklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan baskasına Tanrı demeyiz. (Dersek) o halde, andolsun ki, hakıykatden uzaklasmıs oluruz. Sunlar, su bizim kavmimiz Ondan (Allahdan) baska Tanrılar edindiler. Bunların uzerine baari acık bir burhan getirselerdi ya. Artık Allaha karsı yalan yere iftira edenlerden daha zaalim kimdir?» dedikleri zaman onların kalblerini (sabr ve sebat ile tamamen Hakka) baglamısdık

    [16] (Birbirine soyle demislerdi:) «Madem ki siz onlardan ve Allahdan baska tapmakda olduklarından ayrıldınız, o halde magaraya (cekilib) sıgının ki Rabbiniz size rahmetinden genislik versin, isinizden de size faide hazırlasın»

    [17] (Onlara baksaydın) gorurdun ki gunes dogdugu zaman magaralarının sag tarafına yonelir, batdıgı vakit da onların sol yanını kesib giderdi. Kendileri ise oranın genis bir yerinde idiler. Bu, Allahın ayetlerindendir. Allah kime hidayet ederse o, dogru yola erdirilmis, kimi de sasırırsa artık onun icin hic bir zaman irsad edici bir yar bulamazsın

    [18] Sen onları uyanık kimseler sanırsın. Halbuki onlar uyuyanlardır. Biz onları (gah) sag yanına, (gah) sol yanına ceviriyorduk. Kopekleri de (magaranın) giris yerinde iki kolunu (ayagını) uzat (ıb yat) makda idi. Uzerlerine tırmanıb da (hallerini bir) gorseydin mutlakaa onlardan yuz cevirir, kacardın ve her halde icin onlardan korku ile dolardı

    [19] Bunun gibi onları aralarında sorussunlar diye uyandırdık da, iclerinden bir sozcu dedi ki: «Ne kadar eglesdiniz»?. (Ba´zıları) «Bir gun, yahud bir gunun bir parcasında eglesdik» dediler. (Digerleri de) «Ne kadar eglendiginizi Rabbiniz daha iyi bilendir. Simdi siz birinizi bu gumus para ile sehre gonderin de baksın, onun hangi yiyecegi daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Cok nazik hareket etsin, sizi hic bir kimseye sakın hissettirmesin» dediler

    [20] «Cunku onlar size galebe ederlerse sizi ya tasla oldururler, yahud sizi (zorla) kendi dinlerine dondururler. Bu takdirde ise ebedi felah bulmazsınız»

    [21] Boylece (kullarımızı ve mu´minleri) onlar (ın ahvaaline) muttali´ kıldık ki Allahın (tekrar diriltecegine dair olan) va´dinin subhesiz bir hak oldugunu, kıyamet (in vukuunda) da hic bir subhe bulunmadıgını bilmis olsunlar. O sırada onlar, bunların isini aralarında niza´lasıyorlardı. Bunun uzerine «Onların etrafına bir bina yapın» dediler. Rabları onları daha iyi bilendir. Onların isine gaalib (ve vaakıf) olanlar ise: «Mutlakaa yanlarında bir mescid edinecegiz» dedi (ler)

    [22] «(Sayıları) ucdur, dordunculeri kopekleridir» diyecekler, «Besdir, altıncıları kopekleridir» diyecekler. (Ikisi de) gaybı taslamakdır. «Yedidir sekizincileri kelbleridir» diyecekler. Soyle ki: «Rabbim onların sayısını daha iyi bilendir. Onları (insanların) birazından baskası bilemez». O halde bunlar hakkında zaahiri bir munakasadan gayrı ile mucadele etme. Bunlara dair iclerinden hic bir kimseden fetva da isteme

    [23] Hicbir sey hakkında «Ben bunu her halde yarın yapıcıyım» deme

    [24] Meger ki (ozunu) Allahın dilemesi (ne baglamıs olasın). Unutdugun zaman Rabbini an ve (soyle) de: «Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir hayra ve muvaffakiyyete erdirir»

    [25] Onlar magaralarında uc yuz sene eglesdiler. (Buna) dokuz (yıl) daha katdılar

    [26] De ki: «Allah, ne kadar eglendiklerini daha iyi bilendir. Goklerin ve yerin gaybı (nı bilmek) Ona haasdır. O, ne guzel gorendir! Ne guzel isidendir! (Butun) bunların Ondan baska hicbir yardımcısı yokdur. O, hicbir (kimseyi, hicbir sey´i) hukmune ortak da yapmaz

    [27] Rabbinin kitabından sana vahy olunanları oku. Onun sozlerini degisdirebilecek yokdur ve sen Ondan baska asla bir melce´ de bulamazsın

    [28] Sabah, aksam Rablerine, (sırf) Onun cemalini dileyerek, duaa edenlerle beraber candan sabr (u sebat) et. Dunya hayaatının zinetini arzu edib de gozlerini onlardan ayırma. Kalbine bizi anmakdan gaflet verdigimiz, heva ve hevesine uymus, isinde haddi asmıs kimselere boyun egme

    [29] De ki: «O (Kur´an) Rabbimizden (gelen bir) hakdır. Artık dileyen iman etsin, dileyen gavur olsun. Hakıykat biz, zaalimlere oyle bir ates hazırladık ki (etrafını saran) dıvar (lar) ı cepcevre kendilerini kusatmıs (kusatacak) dır. Eger onlar (susuzlukdan) feryad ve istimdad ederlerse (kaynamıs ve) kalın bir mayi´a benzeyen, yuzleri kavuran bir su ile imdad olunacaklardır. O, ne fena icecekdir! (O ates) ne kotu bir dayanakdır

    [30] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlarla gelince:) Biz, subhe yok ki, iyi amel ve hareket edenin mukafatını zaayi etmeyiz

    [31] Onlar (iste boyledir). Altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır. Orada tahtlar uzerinde kurularak, orada altın bileziklerle belertecekler, ince dibadan, kalın dibadan yesil elbiseler giyeceklerdir. Ne guzel sevab, ne guzel dayanak

    [32] Onlara iki adamı (n haalini) misal getir ki biz onlardan birine iki uzum bagı vermis, ikisinin de etrafını hurmalıklarla donatmıs, ortalarında da bir ekinlik (ve meyvelik) yapmısdık

    [33] Bu iki bag (her sene aleddevam) mahsulunu vermis, bundan bir sey´i eksik bırakmamısdı. Onların arasından bir de ırmak fıskırtmısdık

    [34] O (adamın) baskaca geliri de vardı. Derken o, arkadasına, (boburlenerek), onunla konusurken, dedi ki: «Ben malca senden zenginim. Cem´iyyetce de senden kuvvetli (ve serefli) yim»

    [35] O, nefsine (boylece) zulumde berdevam (ve kafir) olarak bagına girdi, dedi ki: «Bunun ebediyyete kadar helak olacagını zannetmiyorum»

    [36] «Kıyametin de kopacagını sanmıyorum. (Bununla beraber senin iddiana gore) eger ben Rabbime dondurulup goturulursem, andolsun, bundan daha hayırlı bir aakıbet bulurum»

    [37] Arkadası ona cevab vererek dedi ki: «Seni (evvela) bir toprakdan, sonra da bir damla sudan yaratıb, tekrar seni bir adam seviyyesine (kemaline) getiren Allahı kufr ile inkar mı etdin»

    [38] «(Sen kafirsin). Fakat ben (mu´minim). O, Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hicbir sey´i ortak tutmam

    [39] «Bagına girdigin zaman Maasaallah, Allah (ın yardımın) dan baska hicbir kuvvet yokdur demeli degil miydin? Malca ve evladca beni kendinden az (ve asagı) goruyorsan

    [40] Rabbimin bana senin bagından daha hayırlısını vermesi, (Seninkinin) ustune ise gokden yıldırımlar gondererek (bagının) kaypak (yalcın) bir toprak haaline gelivermesi me´muldur»

    [41] «Yahud olabilir ki suyu (yerin) dib (in) e cekilir de bir daha onu ara (yıb bul) mıya guc yetiremezsin»

    [42] (Nihayet) onun butun serveti istilaya ugratıldı, (bagı) ugrunda harcadıklarına karsı avuclarını ugusdurakaldı! (o bagın) cardakları yere cokmusdu. Diyordu ki: «Nolaydım, Rabbime hicbir (sey´i) ortak tutmayaydım»

    [43] Ona Allahdan baska yardım edecek bir cemaat yokdu. Kendisi de oc alabilecek degildi

    [44] Iste bu makamda (ve bu halde) nusret ve haakimiyyet, hak olan Allahındır. O, sevabca da hayırlı, aakıbetce de hayırlıdır

    [45] Onlara dunya hayaatının misalini de iradet. (O), gokden indirdigimiz bir su gibidir ki bununla yer (yuzunun) nebatı birbirine karısmıs, en nihayet (o nebat) kuru bir cop kırıntısı haaline gelib ruzgarlar onu savuruvermisdir. Allah her seyin ustunde bir kudret saahibidir

    [46] O mal, o ogullar (hep) dunya hayatının zinetidir. Bekaaya erecek iyi (amel ve hareket) ler ise Rabbinin nezdinde sevabca da hayırlıdır, amelce de hayırlı

    [47] (Dusun) o gun (u) ki biz dagları yurutecegiz ve sen yeri (cırcıplak) bir col goreceksin. Onları da mahserde toplamısızdır da iclerinden hic birini bırakmamısızdır

    [48] Hepsi saf (lar) haaline Rabbine arz edilmislerdir. Andolsun ki sizi ilk defa yaratdıgımız gibi bize geldiniz. Hayır, size va´dimizi yerine getirecek bir zaman ta´yin etmedigimizi sandınız degil mi

    [49] Kitab (meydana) konmusdur. Gorursun ki gunahkarlar onun icinde (yazılı) olanlardan (mudhis) korkudadırlar. «Eyvah bize, derler, bu kitaba ne olmus, kucuk buyuk hic bir sey bırakmayıb onları saymıs»! Onlar (butun) islediklerini hazır bulmuslardır. Rabbin hicbir (kimseye) haksızlık etmez

    [50] Hani biz meleklere: «Adem icin secde edin» demisdik de Iblisden baskası hemen secde etmislerdi. O ise, cinden oldugu icin, Rabbinin emrinden dısarı cıkmısdı. Simdi siz beni bırakıb da onu ve onun neslini (avenesini), hepsi sizin dusmanınız oldugu halde, dostlar edinir misiniz? Zaalimler icin ne kotu trampadır (bu)

    [51] Ben ne goklerin ve yerin yaradılısında, ne kendilerinin yaradılısında onları sahid tutmadım. Sapdıranları da (hic bir zaman yaratısda) yardımcı edinmis degilim

    [52] O gun (Allah) der ki: «Bana iddia edib katdıgınız serikleri cagırın». Iste onları cagırmıslar, fakat bunlar kendilerine cevap vermemislerdir. Biz onların aralarına (cehennemden) bir ucurum koymusuzdur

    [53] Gunahkarlar atesi gormusler de onun icerisine dusenlerin kendileri olduklarını anlamıslar, (fakat) ondan savusacak bir yer bulamamıslardır

    [54] Andolsun ki biz bu Kur´anda insanlar icin her (cesid) misali (tekrar tekrar) acıklamısızdır. Insanın husumeti ise her seyden fazladır

    [55] Insanlara hidayet geldigi zaman onların iman etmelerini, Rablerinden magfiret istemelerini evvelkilerin (mahv-u helakinde cari ve haakim olan ilahi) sunnetin kendilerine de yetisib catacagın (ı), yahud onlara gozleri onunde (ahiret) azab (ının) gelecegin (i beklemelerin) den baska bir sey men´etmedi

    [56] Biz, peygamberleri (mu´minlere) mujde verici, (kafirleri azabı ilahi ile) korkutucu kimseler (olmak) dan baska (bir sıfat) la gondermeyiz. Kafir olanlar ise hakkı baatıl ile yerinden kaydırmak icin mucadele eder (ler), ayetlerimizi ve tehdid edildikleri (cehennemi) bir maskaralık edindiler onlar

    [57] Kendisine Rabbinin ayetleriyle nasıyhat edilib de onlardan yuz ceviren, iki elinin one surdugunu unutan kisiden daha zaalim kimdir? Biz onların kalbleri ustune, onu iyice anlamalarına engel, perdeler, kulaklarına da bir agırlık koyduk. Sen onları dogru yola cagırsan da bu halde ebedi hidayete gelmezler

    [58] (Bununla beraber) Rabbin rahmet saahibi cok yarlıgayıcıdır. Eger onları kazandıkları (gunahlar) yuzunden yakalayacak olsaydı elbette onların azabını carcabuk verirdi. Hayır, onlar icin va´d edilen bir zaman vardır ki onun karsısında hic bir melce´ bulamayacaklardır

    [59] Iste (halkı) zulmetdikleri zaman helak etdigimiz memleketler! Biz bunların helakleri icin de bir zaman ta´yin etmisizdir

    [60] Bir zaman Musa, gene (bir adamı) na soyle demisdi: «Ben iki denizin birlesdigi yere varıncaya kadar durmayıb gidecegim, yahud (maksadıma erisinceye dek) uzun zamanlar gecirecegim»

    [61] Bunun uzerine onlar bu iki (deniz) arasının birlesik yerine ulasınca balıklarını unutdular. (Balık) denizde bir delige dogru yolunu tutmusdu

    [62] Vaktaki (oradan gecip gitdiler) Musa gene (adamın) a dedi ki: «Kusluk yemegimizi getir. Bu yolculugumuzdan, andolsun, yorgun dusduk»

    [63] (Gene): «Gordun mu, dedi, kayaya sıgındıgımız vakit ben balıgı unutmusum. Onu soylememi bana seytandan baskası unutdurmadı. O, sasılacak bir suretde deniz (e atıldı), yolunu tutub gitdi»

    [64] (Musa) «Iste, dedi, bizim arayacagımız bu idi». Simdi izlerinin uzerinde gerisin geri donduler

    [65] Derken kullarımızdan (oyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermis, kendisine nezdimizden (haas) bir ilim ogretmisdik

    [66] Musa ona: «Sana, dogru yol olarak ogretilen ilimden bana da ogretmen icin sana tabi´ olayım mı?» dedi

    [67] O da (Musaya): «Dogrusu sen benim beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın»

    [68] «(Ic yuzunu) kavrayamadıgın bir bilgiye nasıl sabr edersin?» dedi

    [69] O da: «Allah dilerse beni sabredici bulacaksın, sana hic bir isde karsı gelmeyecegim» dedi

    [70] (O: «Eger bu suretle) bana tabi´ olacaksan ben, sana anıb soyleyinceye kadar, bana hic bir sey sorma» dedi

    [71] Bunun uzerine gitdiler. Nihayet (bir) gemiye bindikleri zaman o, bunu deliverdi. (Musa) dedi ki: «Sahihlerini (suda) bogasın diye mi onu deldin? Andolsun, sen buyuk bir is yapdın»

    [72] Dedi: «Sen beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın demedim mi»

    [73] (Musa): «Unutdugum seyden dolayı, dedi, beni muaheze etme. Su isimde (arkadaslıgımızda) bana gucluk yukleme»

    [74] Yine gitdiler. Nihayet bir oglan cocuguna rast geldikleri zaman o, hemen bunu oldurdu. (Musa) dedi ki: «Tertemiz (ma´sum) bir canı, (diger) bir can karsılıgı olmaksızın, oldurdun ha! Andolsun ki sen kotu bir sey yapdın»

    [75] (O zat soyle) dedi: «Ben sana beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın demedim mi?»

    [76] (Musa): «Eger, dedi, bundan sonra sana bir sey sorarsam benimle arkadaslık etme. (O takdirde) tarafımdan muhakkak ozre ulasmıssındır (Benden ayrılmakda ma´zur sayılmısındır)

    [77] Yine gitdiler. Nihayet bir memleket halkına vardılar ki ora ehalisinden yemek istedikleri halde kendilerini musafir etmekden imtina´ etmislerdi. Derken yıkılmak isteyen bir dıvar buldular da O, bunu dogrultuverdi. (Musa) dedi ki: «Dileseydin elbet buna karsı bir ucret alırdın»

    [78] «Iste, dedi, bu benimle senin ayrılısımızdır. Sana uzerinde asla sabredemedigin seylerin ic yuzunu haber verecegim»

    [79] «Gemiye gelince: (o,) denizde is yapan yoksullarındı. Ben onu kusurlu yapmak istedim (ki) arkalarında her (saglam) gemiyi zorla almakda olan bir hukumdar vardı»

    [80] «Oglana gelince: Onun anası da, babası da iman etmis kimselerdi. Bunun icin onları bir azgınlık ve kafirlik burumesinden endise etdik de»

    [81] Diledik ki bunun yerine Rableri kendilerine temizlikce daha hayırlısını, merhametce daha yakınını versin»

    [82] «Dıvara gelince: Bu, o sehirde iki yetim oglancıgındı. Altında da onlara aid bir defiyne vardı. Babaları iyi bir adamdı. Binaen´aleyh Rabbin diledi ki ikisi de rusdlerine ersinler, definelerini cıkarsınlar. (Bu), Rabbimden bir merhametdi. Ben bunu kendi re´yimle yapmadım. Iste uzerlerinde sabredemedigin seylerin ic yuzu»

    [83] Sana Zulkarneyni sorarlar. De ki: «Size onun (haalinden) de haber soyleyeyim»

    [84] Hakıykat, biz onu yer (yuzun) de buyuk bir kudret saahibi kıldık ve ona (muhtac oldugu) her seyden bir sebeb (bir yol) verdik

    [85] Oda (batıya dogru) bir yol tutdu

    [86] Nihayet gunesin batdıgı yere ulasınca onu kara bir balcıkda batar buldu. Bunun yanında da bir kavm buldu. Dedik ki: «Zulkarneyn, (onları) ya azaba ugratmanda, yahud haklarında guzellik (tarafını) tutman (da serbestsin)»

    [87] Dedi: «Amma kim zulmederse onu azablandıracagız. Sonra da o, Rabbine dondurulur de O da kendisini siddetli bir azab (a ducar) eder»

    [88] «Amma kim iman eder, guzel de amel (ve hareket) eylerse onun icin en guzel bir mukafat vardır. Ona emrimizden kolay (taraf) ını da soyleyecegiz»

    [89] Sonra o, baska bir yol tutdu

    [90] Nihayet ustune gunesin (ilk once) dogdugu yere ulasdıgı zaman onu oyle bir kavmin uzerine doguyor buldu ki biz onlar icin buna karsı (korunacak) hic bir siper yapmamısdık

    [91] Iste (Zulkarneynin isi) boyle idi. Halbuki onun yanında (neler vardı) ki biz hepsini ilm (imiz) le kusatmısızdır

    [92] Sonra yine bir yol tutdu

    [93] Nihayet iki dag arasına ulasdıgı zaman onların onunde hemen hic bir soz anlamaz bir kavm buldu

    [94] Onlar dediler ki: «Zulkarneyn, hakıykat, Ye´cuc ve Me´cuc (bu) yerde fesad cıkaran (kabile) lerdir. Bizimle onların arasına bir sed yapman uzerine sana bir vergi verelim mi»

    [95] Dedi ki: «Rabbimin beni icinde bulundurdugu ni´met (sizin vereceginizden) daha hayırlıdır. Haydin, siz bana (bedeni) kuvvetle yardım edin de sizinle onların arasına saglam bir maania yapayım»

    [96] «Bana demir kutleleri getirin». (O karsılıklı iki dagın) iki yanı tam denklesdigi vakit «ufleyin» dedi. Nihayet onu (demiri) bir ates haaline koydugu zaman da «Getirin bana, dedi, ustune erimis bakır dokeyim»

    [97] Artık onu asmıya da guc yetiremediler, onu delmiye de muktedir olamadılar

    [98] «Bu, dedi, Rabbimden bir merhametdir. Fakat Rabbimin va´di gelince, O bunu dumduz yapar. Rabbimin va´di bir hakdır»

    [99] O gun biz onları birbiri icinde dalgalanır bir halde bırakmısızdır (bırakacagız. Artık) «Suur» da ufurulmusdur (ufurulecekdir.) Bu suretle hepsini (mahserde) derleyip toparlamısızdır (toplayacagız)

    [100] Beni anmak (hakıykatı gormek) hususunda gozleri perdeli olan, (Kur´anı) dinlemiye tahammul edemeyen kafirlere o gun cehennemi oyle bir gosterecegiz ki

    [101] Beni anmak (hakıykatı gormek) hususunda gozleri perdeli olan, (Kur´anı) dinlemiye tahammul edemeyen kafirlere o gun cehennemi oyle bir gosterecegiz ki

    [102] Kafirler beni bırakıb da kullarımı (kendilerine) dostlar edineceklerini mi sandı (lar)? Biz cehennemi o kafirler icin bir konak olarak hazırladık

    [103] De ki: «(Yapdıkları) isler bakımından en cok ziyana ugrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dunya hayaatında sa´yleri bosa gitmis olanları size haber vereyim mi»

    [104] De ki: «(Yapdıkları) isler bakımından en cok ziyana ugrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dunya hayaatında sa´yleri bosa gitmis olanları size haber vereyim mi»

    [105] Onlar Rablerinin ayetlerini ve Ona kavusmayı (inkar ile) kafir olup da (hayr namına butun) yapdıkları bosa gitmis bulunanlardır ki biz kıyamet gununde onlar icin hicbir olcu tutmayacagız

    [106] Iste boyle. Onların cezası, kufr (ve inkar) etdikleri ve benim ayetlerimi ve peygamberlerimi bir eglenceye aldıkları icin, cehennemdir

    [107] Hakıykaten iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince): Onların konakları da Firdevs cennetleridir

    [108] Bunların icerisinde ebedi kalıcıdırlar onlar. Oradan ayrılmak da istemezler

    [109] De ki: «Rabbimin sozleri (ni yazmak) icin (butun) deniz (lerin suyu) murekkeb olsa ve bir o kadar daha yardımcı olarak ilave etsek Rabbimin sozleri tukenmeden o deniz (ler) tukenir»

    [110] De ki: «Ben ancak sizin gibi bir beserim. (Su kadar ki) bana yalınız Tanrınızın bir tek Tanrı oldugu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavusmayı umid (ve arzu) ediyorsa guzel bir amel islesin ve Rabbine ibadetde (hic bir kimseyi ve hic bir sey´i) ortak tutmasın»

    Meryem

    Surah 19

    [1] Kaf, Ha, Ya, Ayn, Saad

    [2] (Bu), kulu Zekeriyyaye Rabbinin rahmetini anısdır

    [3] O, Rabbine gizlice niyaz etdigi zaman

    [4] Demisdi ki: «Ey Rabbim, hakıykat ben... Benim kemigim yıpradı. Basımın sacı tutusdu. Ey Rabbim, ben Sana dua etme (m neticesinde) etmissem bedbaht (ve mahrum) olmadım»

    [5] «Hakıykat ben, arkamdan (yerime gelecek) akrabamdan endiseye dusdum. Karım da kısırdır. Binaen´aleyh bana tarafından (ve kendi sulbumden) bir veli, ogul ihsan et»

    [6] «Ki bana da mirascı olsun, Ya´kub haanedanına da mirascı olsun. Rabbim Sen onu cok rıza saahibi kıl»

    [7] (Allah buyurdu:) «Ey Zekeriyya, hakıykaten biz sana Yahya adında bir ogul mujdeleriz ki bundan evvel biz ona hic bir (kimseyi) adas yapmamısdık»

    [8] Dedi: «Rabbim, benim nasıl oglum olur ki? Karım bir kısırdır. Ben ise ihtiyarlıgın son haddine vermisimdir»

    [9] (Melek) dedi: «Oyledir. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: — o, bana gore pek kolay. Daha evvel sen bir sey degilken seni yaratmısımdır»

    [10] Dedi: «Rabbim, bana (bu hususda) bir nisan ver». Buyurdu: «Senin nisanın sapasaglam oldugun halde uc gece insanlarla konusamamandır»

    [11] Derken (Zekeriyya) mescidinden kavminin karsısına cıkıb onlara: «Sabah aksam tesbihde bulunun» diye isaret verdi

    [12] (Yahyayi ihsan etdik ve ona cocuklugunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henuz sabi iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumusaklıgı ve (gunahlardan) temizlik (verdik). O, cok muttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkardı. Bir serkes ve aasi degildi

    [13] (Yahyayi ihsan etdik ve ona cocuklugunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henuz sabi iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumusaklıgı ve (gunahlardan) temizlik (verdik). O, cok muttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkardı. Bir serkes ve aasi degildi

    [14] (Yahyayi ihsan etdik ve ona cocuklugunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henuz sabi iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumusaklıgı ve (gunahlardan) temizlik (verdik). O, cok muttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkardı. Bir serkes ve aasi degildi

    [15] Dunyaye getirildigi gun de, olecegi gun de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacagı gun de ona selam olsun

    [16] Kitabda Meryem (kıssasını) da an. Hani o, aailesinden ayrılıb sark tarafında bir yere cekilmisdi

    [17] Sonra onların onunde bir perde edinmis (cekmis) di. Derken biz ona ruuhumuzu gondermisdik de o, kendisine hilkati tam bir beser seklinde gorunmusdu

    [18] (Meryem ona) dedi ki: «Dogrusu ben senden esirgeyici (Allaha) sıgınırım. Eger sen fenalıkdan bihakkın sakınan (bir insan) isen (cekil yanımdan)

    [19] (Ruuh da): «Ben ancak sana (gunahlardan) pak bir oglan verme (ye vesile olmak) icin (o istiaaze etdigin) Rabbinin elcisiyim» dedi

    [20] O: «Benim nasıl bir oglum olacakmıs, dedi, (evlenib de) bana bir beser dokunmamısdır. Ben bir iffetsiz de degilim.»

    [21] (Ruuh) dedi: (Evet) oyledir. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: — O, bana gore pek kolay. Cunku biz onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılacagız. Zaten is olub bitmisdir

    [22] Nihayet ona (isaya) gebe kaldıkda bununla (karnındaki bu cocugu ile ailesinden) uzak bir yere cekildi

    [23] Derken dogum sancısı onu bir hurma agacına (dayanmıya) sevk etdi. «Keski, dedi, bundan evvel oleydim, unutulub gideydim»

    [24] Asagısından ona su nida geldi: «Tasalanma, Rabbin senin alt (yan) ında bir su arkı vucuda getirmisdir. Hurma agacını kendine dogru silk, ustune derilmis taze hurma dokulecekdir. Artık ye, ic. Goz (un) aydın olsun. Eger beserden her hangi birini gorursen «ben, de, o cok esirgeyici (Allaha) oruc adadım. Onun icin bu gun hic bir kimseye kat´iyyen soz soylemeyecegim.»

    [25] Asagısından ona su nida geldi: «Tasalanma, Rabbin senin alt (yan) ında bir su arkı vucuda getirmisdir. Hurma agacını kendine dogru silk, ustune derilmis taze hurma dokulecekdir. Artık ye, ic. Goz (un) aydın olsun. Eger beserden her hangi birini gorursen «ben, de, o cok esirgeyici (Allaha) oruc adadım. Onun icin bu gun hic bir kimseye kat´iyyen soz soylemeyecegim.»

    [26] Asagısından ona su nida geldi: «Tasalanma, Rabbin senin alt (yan) ında bir su arkı vucuda getirmisdir. Hurma agacını kendine dogru silk, ustune derilmis taze hurma dokulecekdir. Artık ye, ic. Goz (un) aydın olsun. Eger beserden her hangi birini gorursen «ben, de, o cok esirgeyici (Allaha) oruc adadım. Onun icin bu gun hic bir kimseye kat´iyyen soz soylemeyecegim.»

    [27] Derken onu yuklenerek kavmine getirdi. Dediler: «Hey Meryem, andolsun sen acaib bir sey yapmıssın»

    [28] «Ey Haruunun kız kardesi, senin baban kotu bir adam degildi. Anan da iffetsiz bir kadın degildi»

    [29] Bunun uzerine (Meryem) ona (isaya) isaret etdi. «Biz, dediler, henuz besikde bulunan bir sabi ile nasıl konusuruz»

    [30] (Isa dile gelib) dedi ki: «Ben hakıykat Allahın kuluyum. O, bana kitab verdi. Beni peygamber yapdı»

    [31] «Beni her nerede olursam mubarek kıldı. Bana, hayatda bulundugum muddetce namaz (kılmam) ı, zekat (vermem) i emretdi»

    [32] «Beni anneme hurmetkar kıldı. Beni bir zorba, bir bedbaht yapmadı»

    [33] «Dogdugum gun de, olecegim gun de, diri olarak (kabrimden) kaldırılacagım gun de selam (ve selamet) benim uzerimdedir»

    [34] Iste hakkında sek (ve ihtilaf) etmekde oldukları Meryem oglu isa Hak kavlince budur

    [35] Allahın evlad edinmesi (Hic bir zaman) olmus (sey) degildir. O, munezzehdir. O, bir isi (n olmasını) dileyince ona «Ol» der, o da oluverir

    [36] «Subhesiz ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde Ona kulluk edin. Iste biricik dogru yol budur»

    [37] Sonra fıkralar kendi aralarında ihtilaf etdi. Artık gorecekleri buyuk bir gunun cetin azabı o kafirlerindir

    [38] Onlar bize gelecekleri gun neler isidecekler, neler gorecekler! Fakat o zaalimler (buna ragmen) bugun (haala) apacık sapıklık icindedirler

    [39] (Habibim) sen onları bulacagı vakt ile, emr (-i ilahi) nin yerini hasret (ve nedamet) gunu ile korkut. Onlar gaflet icindedirler, onlar haala iman etmiyorlar

    [40] Subhe yok ki (butun) arza ve onun uzerinde bulunan kimselere biz varis olacagız biz. Onlar (nihayet) ancak bize donduruleceklerdir

    [41] Kitabda Ibrahimi de an. Cunku o, sıdkı butun bir peygamberdi

    [42] Bir vakit o, babasına (soyle) demisdi: «Ey babam, isitmez, gormez, sana hic bir faidesi olmaz seylere neye tapıyorsun»

    [43] «Ey atam, bana muhakkak ki sana gelmeyen bir ilim gelmisdir. O halde bana uy da seni dumduz bir yola cıkarayım»

    [44] «Ey babam, seytana tapma. Cunku seytan, hakkıyle esirgeyen (Allah) a cok aasi olmusdur»

    [45] «Ey babam, hakıykaten korkuyorum ki cok esirgeyen (Allahdan sana bir azab gelib catar da seytana yar olmus olursun»)

    [46] (Babası) dedi ki: «Ey Ibrahim, sen benim Tanrılarımdan yuz mu ceviricisin? Andolsun ki vaz gecmezsen seni muhakkak taslarım. Uzun bir muddet benden ayrıl, git»

    [47] (Ibrahim soyle) dedi: «Ustune selamet. Senin icin Rabbime istigfar edecegim. Cunku O, bana cok lutufkardır»

    [48] «Sizi ve Allahdan baska tapdıklarınızı bırakıb cekiliyorum. Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua sayesinde (sizin gibi) bedbaht olmam»

    [49] Iste (Ibrahim) onları ve Allahdan baska tapdıklarını bırakıb cekilince biz ona Ishaakı ve Ya´kubu ihsan etdik ve her birini peygamber yapdık

    [50] Bunlara rahmetimizden (peygamberlik, mal ve evlad) lutfetdik. Onlar icin cok yuce sadakat dili de verdik

    [51] Kitabda Musayi da an. Cunku o, ihlasa erdirilmis (bir zat) di. Resul bir peygamberdi

    [52] Biz onu «Tuur» un sag yanından nida etdik. Onu cok munacat eden bir kimse olarak yaklasdırdık

    [53] Onu, rahmetimiz cumlesinden, biraderi Harunu da bir peygamber olarak ihsan etdik

    [54] Kitabda Ismaili de yadet. Cunku o, va´dinde saadıkdı, resul bir peygamberdi

    [55] Kavmine namaz (kılmayı), zekat (vermeyi) emr ederdi. Rabbi nezdinde rızaya ermisdi o

    [56] Kitabda Idrisi de an. Cunku o cok saadık bir peygamberdi

    [57] Biz onu pek yuce bir yere yukseltdik

    [58] Iste bunlar, Allahın kendilerine ni´metler verdikleri peygamberlerden, Ademin zurriyetinden, Nuuh ile beraber tasıdıklarımızdan, Ibrahim ile Israilin neslinden, hidayete erdirdigimiz ve secdigimiz kimselerdendir. Onlar cok esirgeyici (Allahın) ayetleri okundugu zaman aglayarak secdeye kapanırlardı

    [59] Sonra, arkalarından oyle kotu bir nesil geldi ki namazı bırakdılar, sehvetlerine uydular. Iste bunlar da azgınlıklarının cezasına ugrayacaklardır

    [60] Tevbe edenler ve iyi amel ve hareketde bulunanlar oyle degil. Cunku bunlar hicbir seyle haksızlıga ugratılmayarak cennete

    [61] Cok esirgeyici (Allahın) kullarına gıyaben va´d buyurdugu Adn cennetlerine gireceklerdir. Onun va´di subhesiz yerini bulacakdır

    [62] Orada selamdan baska hos bir soz isitmeyeceklerdir. Orada sabah, aksam rızıkları da (ayaklarına gelecekdir)

    [63] O, oyle cennetdir ki biz ona kullarımızdan gercekden muttakıy olan kisileri vaaris kılacagız

    [64] Biz (elciler) senin Rabbinin emri olmadıkca inmeyiz. Onumuzde, ardımızda ve ikisinin arasında ne varsa Onundur. Senin Rabbin unutgan degildir

    [65] goklerin, yerin ve onların arasında bulunan seylerin Rabbidir. O halde sen Ona kulluk et ve kullugunda da iyice sebat et. Onun bir adası oldugunu bilir misin? (Hayır, yokdur)

    [66] Insan der ki: «Ben oldugum zaman mı, her halde diri olarak cıkarılacagım»

    [67] Insan dusunmez mi ki onu daha evvel ve O, bir sey degilken kendisini hakıykaten biz yaratdık

    [68] Binaen´aleyh Rabbine andolsun ki biz onları da, seytanları da elbette ve elbette mahserde toplayacagız. Sonra onları behemehal cehennemin etrafında diz ustu haazır tutacagız

    [69] Sonra her ummetden hangisi rahman olan (Allaha) karsı daha ziyade aasi ve cur´etkar olmussa muhakkak ve muhakkak (evvela onu) ayırıb atacagız

    [70] Sonra biz ona (cehenneme) girib yanmıya daha cok layık olanları da elbet pek iyi bileniz

    [71] Sizden hic biriniz mustesna olmamak uzere ille oraya (cehenneme) ugrıyacakdır. Bu, Rabbinin uzerine kat´i olarak aldıgı, kazaa etdigi (bir sey) dir

    [72] Sonra takvaaya erenleri kurtaracagız. Zaalimleri ise orada diz ustu dusmus bir halde bırakacagız

    [73] Kendilerine acık acık ayetlerimiz okundugu zaman kufr (-u inkar) eden o adamlar mu´minlere: «Iki zumreden hangisi ikaametgah i´tibariyle daha hayırlı, meclis ve topluluk bakımından daha guzeldir?» dediler

    [74] Biz onlardan evvel nice asır (lar halkını) helak etdik ki onlar mal ve meta´ca da, gosterisce de daha guzeldiler

    [75] De ki: «Kim sapıklık icinde ise cok esirgeyici (Allah), onu (n dunyalıgını ve ipini) uzatdıkca uzatır. Nihayet va´d olunageldikleri seyleri — ya azabı, yahud kıyameti — gordukleri zaman artık kimin yeri daha kotu, kimin cemaati (ve yardımcıları) daha zaif imis, bileceklerdir

    [76] Allah, hidayeti kabul edenlerin feyzini artırır. Bekaa bulacak iyi ameller Rabbinin nezdinde sevabca da hayırlıdır, aakıbetce de hayırlıdır

    [77] (Su) ayetlerimizi (inkar ile) kafir olan ve «Bana elbette mal ve evlad verilecekdir» diyen adamı gordun mu

    [78] O, gayba mı vaakıf, yoksa cok esirgeyici (Allah) nezdinde bir ahid mi edinmis

    [79] Hayır, oyle degil. Biz onun soyleyegeldigi (sozu) yazar, azabını da uzatdıkca uzatırız

    [80] Onun soyler olduguna biz mirascı olacagız ve o, bize tek basına gelecekdir

    [81] Onlar kendileri icin bir izzet (ve kuvvet kaynagı) olsunlar diye Allahdan baska (duzme) Tanrılar edindiler

    [82] Hayır, oyle degil. O (Tanrıları) onların tapmalarına kufredecekler, onların aleyhine (yardımcı ve) dusman olacaklar

    [83] Gormedin mi biz kafirlerin basına, kendilerini alabildigine (gunaha tahrik ve) tehyic eden, seytanları gonderdik

    [84] Binaen´aleyh sen onlara karsı (azab istemekde) acele etme. Biz ancak onların (gunlerini ve nefeslerini) sayıyoruz

    [85] Muttakıyleri O cok esirgeyici (Allahın) huzuruna (suvari elciler gibi) toplayacagımız, gunahkarları ise susuz olarak cehenneme surecegimiz gun

    [86] Muttakıyleri O cok esirgeyici (Allahın) huzuruna (suvari elciler gibi) toplayacagımız, gunahkarları ise susuz olarak cehenneme surecegimiz gun

    [87] Cok esirgeyici (Allahın) nezdinde ahd edinmis olanlardan baskaları sefaat (hakkına) malik olmayacaklardır

    [88] Dediler ki: «Cok esirgeyici (Allah) bir evlad edindi»

    [89] Andolsun ki siz pek cirkin bir sey soylediniz

    [90] Onlar O cok esirgeyici (Allaha) bir evlad iddia etdiler diye, bu (sozden) dolayı nerdeyse gokler parcalanacak, yer yarılacak, daglar dagılıb cokecekdir

    [91] Onlar O cok esirgeyici (Allaha) bir evlad iddia etdiler diye, bu (sozden) dolayı nerdeyse gokler parcalanacak, yer yarılacak, daglar dagılıb cokecekdir

    [92] Halbuki O cok esirgeyen (Allah) icin bir evlad edinmek asla yakısmaz

    [93] Goklerde ve yerde olan herkes, mustesna olmamak uzere, O cok esirgeyici (Allaha) mutlakaa kul olarak gelecekdir

    [94] Andolsun ki O, bunları cem´iyyet olarak da saymıs, ferdler olarak da saymısdır

    [95] Onların her biri kıyamet gunu Ona tek basına gelecekdir

    [96] Hakıykat iman edib de iyi iyi isler yapanlar (yok mu?) cok esirgeyici (Allah) onlar icin (gonullerde) bir sevgi verecekdir

    [97] Iste biz onu (Kur´anı) ancak onunla takva saahiblerini mujdeleyesin, (baatılda) mucadele ve inad edenleri korkutasın diye senin dilinle (indirerek) kolaylasdırdık

    [98] Biz onlardan evvel nice asırlar (halkını) helak etdik. (Simdi) bunlardan hic birini hissediyor (goruyor), yahud gizli bir sesini bile isidiyor musun

    Tâhâ

    Surah 20

    [1] Taa, haa

    [2] Biz Kur´anı sana zahmet cekesin diye degil, ancak (Allahdan) korkacak kimselere bir ogud ve yerle o yuce yuce gokleri yaradanın tedricen indirdigi bir (kitab) olmak uzere indirdik

    [3] Biz Kur´anı sana zahmet cekesin diye degil, ancak (Allahdan) korkacak kimselere bir ogud ve yerle o yuce yuce gokleri yaradanın tedricen indirdigi bir (kitab) olmak uzere indirdik

    [4] Biz Kur´anı sana zahmet cekesin diye degil, ancak (Allahdan) korkacak kimselere bir ogud ve yerle o yuce yuce gokleri yaradanın tedricen indirdigi bir (kitab) olmak uzere indirdik

    [5] O cok esirgeyici (Allahın emr-u hukmu) arsı istila etmisdir

    [6] Goklerde, yerde ve bu ikisinin arasında ve nemli topragın altında ne varsa Onundur

    [7] Sen sesini yukseksen (de, yukseltmesen de birdir). Cunku O, gizliyi de, gizlinin daha gizlisini de bilir

    [8] Allah o (Allah) dır ki kendisinden baska hicbir Tanrı yokdur. En guzel isimler Onundur

    [9] Musanın haberi geldi mi sana

    [10] Hani o, bir ates gormusdu de aailesine: «Siz (burada) durun. Hakıykat ben (muunis) bir ates gordum. Belki ondan size bir kor getirir, yahud atesin yanında dogru bir yol (gosterici) bulurum» demisdi

    [11] Iste (Musa) ona gidince kendisine (soyle) nida olundu: «Ey Musa»

    [12] Subhesiz ben im ben senin Rabbin. Haydi pabuslarını cıkar. Cunku sen mukaddes vadide, «Tuvaa» dasın

    [13] Ben seni (peygamberlige) secdim. Simdi vahy olunacak seyleri dinle

    [14] Subhe yok ki Allah, ben im, ben. Benden baska hicbir Tanrı yokdur. Oyleyse bana ibadet et, beni hatırlamak ve anmak icin dosdogru namaz kıl

    [15] Cunku o saat subhesiz gelecekdir. Ben onu (n vaktini) hemen acıklayacagım geliyor ki herkes neye calısıyorsa kendisine onunla mukaabele edilmis olsun

    [16] Binaen´aleyh ona inanmaz ve heva (ve heves) ine uyar kimseler sakın seni bundan alıkoymasın (lar). Sonra helak olursun

    [17] Musa, o sag elindeki ne

    [18] (Musa) dedi: «O, benim asamdır. Ona dayanırım. Onunla davarlarıma yaprak silkerim. Onda bana mahsus baskaca haacetler de vardır»

    [19] Buyurdu: «Musa, onu (elinden) bırak»

    [20] O da bunu bırakdı. Bir de ne gorsun: Kosub duran bir yılan (olmus) dur o

    [21] Buyurdu: «Tut onu, korkma. Biz onu yine evvelki sekline cevirecegiz»

    [22] «Bir de elini koynuna sok da, diger bir mu´cize olmak uzere, o, ayıbsız ve bembeyaz bir halde cıkıversin»

    [23] «Taki sana en buyuk ayetlerimizden (birini daha) gosterelim»

    [24] «Fir´avna git. Cunku o, hakıykaten azdı»

    [25] (Musa) dedi: «Rabbim, benim gogsume genislik ver»

    [26] «Isimi kolayla»

    [27] «Dilimden de (su) dugumu coz ki»

    [28] «Sozumu iyi anlasınlar»

    [29] «Bana kendi ailemden bir de vezir ver»

    [30] «Biraderim Haruunu»

    [31] «Onunla sırtımı kuvvetlendir»

    [32] «Onu isimde ortak kıl»

    [33] «Taki Seni cok tesbih edelim»

    [34] «Seni cok analım»

    [35] «Subhe yok ki Sen bizi hakkıyle gorensin»

    [36] Buyurdu: «Ey Musa, istedigin sana verilmisdir»

    [37] «Andolsun ki biz sana diger bir zamanda, anana vahyolunacak sey´i ilham etdigimiz vakıtda da lutf etmis ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu kıyıya bıraksın, onu benim de, kendisinin de dusmanı olan biri alacak diye (emreylemisdik). Sana karsı (Ey Musa) gozumun onunde yetisdirilmen icin kendimden bir sevgi bırakmısdım

    [38] «Andolsun ki biz sana diger bir zamanda, anana vahyolunacak sey´i ilham etdigimiz vakıtda da lutf etmis ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu kıyıya bıraksın, onu benim de, kendisinin de dusmanı olan biri alacak diye (emreylemisdik). Sana karsı (Ey Musa) gozumun onunde yetisdirilmen icin kendimden bir sevgi bırakmısdım

    [39] «Andolsun ki biz sana diger bir zamanda, anana vahyolunacak sey´i ilham etdigimiz vakıtda da lutf etmis ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu kıyıya bıraksın, onu benim de, kendisinin de dusmanı olan biri alacak diye (emreylemisdik). Sana karsı (Ey Musa) gozumun onunde yetisdirilmen icin kendimden bir sevgi bırakmısdım

    [40] Hani hemsiren gidib (soyle) diyordu. «Ona bakacak bir kimse (te´min etmek uzere) size delaletde bulunayım mı»? Boylece seni tekrar annene verdik ki gozu aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam oldurmusdun de biz seni o gamdan kurtarmısdık. Seni turlu turlu ibtilalarla imtihaan etmisdik. Bunun icin yıllarca Medyen halkı icinde kaldın. Sonra da (hakkındaki) takdire gore (buraya) geldin ey Musa

    [41] Ben seni kendim icin secdim

    [42] Sen, kardesin de beraber olarak, mu´cizelerimle git. ikiniz de beni hatırlayıb anmakda gevseklik gostermeyin

    [43] Fir´avna gidin. Cunku o, hakıykaten azdı

    [44] (Gidin de) ona yumusak soz soyleyin. Olur ki nasıyhat dinler, yahud (Allahdan) korkar

    [45] Dediler: «Ey Rabbimiz, dogrusu onun bize karsı asırı gitmesinden, yahud tugyanını artırmasından endise ediyoruz biz»

    [46] Buyurdu: «Korkmayın. Cunku ben sizinle beraberim. Ben (her sey´i) isidirim, gorurum»

    [47] «Hemen gidin de ona (soyle) deyin: — Biz Rabbinin iki elcisiyiz. Artık Israil ogullarını bizimle gonder. Onlara iskence etme. Biz sana Rabbinden hakıyki bir ayet getirdik. Selam (ve selamet), dogruya tabi olanlara»

    [48] «Bize su hakıykat vahy olundu ki subhesiz azab, (peygamberleri) tekzib edenlerin ve (Hakdan) yuz cevirenlerin tepesindedir»

    [49] (Fir´avn) dedi: «O halde Musa sizin Rabbiniz kim»

    [50] O da: «Bizim Rabbimiz her sey´e hilkatini veren, sonra da dogru yolunu gosterendir» dedi

    [51] (Fir´avn) dedi: «Oyleyse evvelki (gecmis) asırlar (halkın) ın haali nedir»

    [52] (Musa): «Onların ilmi, dedi, Rabbimin nezdindeki bir kitabdadır. Benim Rabbim hataa da etmez, unutmaz da»

    [53] «O (Rab) ki yer (yuzunu) size bir dosek yapdı, orada sizin icin yollar acdı, gokden su (yagmur) indirdi, Iste biz onunla turlu nebatdan ciftler cıkardık

    [54] Hem siz yeyin, hem davarlarınıza yedirin. Subhe yok ki bunda salim akıl saahibleri icin ibretler vardır

    [55] Sizi (aslınızı) ondan (toprakdan) yaratdık. Sizi (olumunuzden sonra) yine ona dondurecegiz. (Ba´s zamanında da) sizi bir kerre daha ondan cıkaracagız

    [56] Andolsun ki biz ona ayetlerimizin hepsini gosterdik de, (Buna ragmen) o, yine tekzib etdi, dayatdı

    [57] Dedi: «Ey Musa, sen sihrinle bizi yerimizden cıkarman icin mi geldin bize»

    [58] «Simdi biz de sana onun (senin sihrin) gibi bir sihir yapacagız, simdi sen kendinle bizim aramızda bir bulusma yeri ve vakti ta´yin et ki ne senin, ne bizim caymayacagımız duz (genis) bir yer olsun» dedi

    [59] (Musa) da: «Sizinle karsılasma zamanımız, dedi, zinet gunu ve insanların toplanacagı kusluk vaktidir»

    [60] Bunun uzerine Fir´avn arkasını donub gitdi. Butun hıylesini toplayıb bil´ahare geldi

    [61] Musa onlara dedi: «Yazıklar olsun size. Allaha karsı yalan duzmeyin. Sonra azab ile sizin kokunuzu kurutur. Allaha karsı yalan uyduran (herkes) muhakkak husrana ugramısdır»

    [62] Derken (sihirbazlar) aralarında islerini cekise cekise (gorus) duler. (Sonra) gizlice musavere etdiler

    [63] Dediler ki: «Bunlar (baska degil) her halde iki sihirbazdır ki sizi buyuleriyle yerinizden cıkarmak, en serefli ve ustun olan dininizi gidermek istiyorlar»

    [64] «Onun icin butun tuzaklarınızı bir araya toplayın. Sonra saf haalinde birden gelin (hucum edin). Bu gun gaalib olan kimse muhakkak umduguna ermisdir»

    [65] Dediler; «Ey Musa, (asaanı) ya sen at (ilkin), yahud once atan kisiler biz olalım»

    [66] (Musa) dedi: «Hayır, siz atın». Bir de ne gorsun: Onların ipleri ve degnekleri, sihirleri yuzunden, kendisine hakıykat kosuyormus hayalini verdi

    [67] Onun icin Musa, icinde bir nevi´ korku hissetdi

    [68] Biz «Korkma, dedik, cunku ustun (gelecek) muhakkak sensin, sen»

    [69] «Elindekini bırakıver. Bu, onların yapdıklarını yutar. Cunku onların san´at diye ortaya atdıkları ancak bir buyucu tuzagıdır. Buyucu ise nerede olsa felah bulmaz»

    [70] Neticede sihirbazlar secdeye kapandı, «Harun ile Musanın Rabbine iman etdik» dediler

    [71] (Fir´avn) dedi: «Ben size izin vermeden ona iman mı etdiniz? Subhesiz ki o, size sihri ogreten buyugunuzdur. Oyleyse ben de elbette sizin ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kesecegim. Sizi muhakkak hurma dallarına asacagım. Siz de hangimizin azabı daha cetin ve surekli oldugunu elbet bileceksiniz»

    [72] (Sihirbazlar) dediler: «Seni bize gelen (su) apacık mucizelere, (hakıykatde ise) bizi yaratana kat´iyyen tercih edemeyiz. Artık neye haakim isen hukmunu ver. Sen hukmunu ancak bu dunya hayaatında gecirebilirsin»

    [73] «Biz gunahlarımızı ve bizi zorladıgın sihri yarlıgaması icin Rabbimize gercek iman etdik. Allah (ın sevabı seninkinden) daha hayırlı, (azabı da seninkinden) daha sureklidir»

    [74] «Hakıykat sudur: Kim Rabbine suclu olarak gelirse hic subhesiz ona cehennem var. O, orada olmez de, dirilmez de»

    [75] «Kim de Ona iman etmis, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunmus olarak gelirse iste onlar, onlar icin de en yuksek dereceler»

    [76] «Adn cennetleri vardır ki altlarından ırmaklar akar. Orada ebedi kalıcıdırlar onlar. Iste (gunahlardan) temizlenen kimselerin mukafatı»

    [77] Andolsun ki biz Musaya: «Kullarımla geceleyin yola cık da — (dusmanların) yetisme (sin) den korkmayarak, (bogulmanızdan da) endise etmeyerek — onlara denizde kuru bir yol ac» diye vahy etmisizdir

    [78] Derken (Fir´avn), ordulariyle birlikde arkalarına dusdu, deniz de kendilerini nasıl kapladıysa oylece kaplayıverdi

    [79] Fir´avn, kavmini sapdırdı (gı gibi onları) dogru yola (da) iletemedi

    [80] Ey Israil ogulları, sizi dusmanınızdan kurtardık. «Tuur» un sag yanında size va´de verdik ve sizin ustunuze kudret helvasıyle bıldırcın indirdik

    [81] Size rızklandıgımız seylerin en temizlerinden yeyin, bu hususda taskınlık (ve nankorluk) etmeyin. Sonra ustunuze gazabım vaacıb olur. Benim gazabım da kimin uzerine vaacıb olursa muhakkak ki o, (helak ucurumuna) yuvarlanmısdır

    [82] (Bununla beraber) subhesiz ki ben tevbe ve iman edenleri, iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanları, sonra da dogru yolda (olunceye kadar) sebat edenleri elbette cok yarlıgayıcıyım

    [83] Ey Musa, seni kavminden (ayırıb boyle) acele etdiren (sebeb) nedir

    [84] Dedi: Onlar, iste onlar da benim ardımca (geliyorlar). Ben sana yonelerek acele etdim ki, yarab, (benden daha cok) hosnud olasın»

    [85] Buyurdu: «Biz senden sonra kavmini imtihaan etdik. Samiriy onları sapdırdı»

    [86] Derhal Musa ofkeli ve tasalı olarak kavmine dondu: «Ey kavmim, dedi, Rabbiniz size guzel bir va´d ile soz vermedi mi? Yoksa (ayrılısımın uzerinden) sizce cok zaman mı (gecib) uzadı? Yahud Rabbinizden size bir gazab vacib olmasını mı istediniz de bana olan vadinizden caydınız»

    [87] Dediler: «Biz sana verdigimiz sozden kendimize malik olarak caymadık. Fakat biz o kavmin zinetinden bir takım agırlıklar yuklenmisdik de onları (atese) atmısdık. Samiriy de (kendi zinetini) boylece atmısdı»

    [88] Hulasa: «O, kendilerine boguren bir buzagı heykeli (dokub) cıkarmısdı. (Gerek o, gerek avenesi): «Iste sizin de, Musanın da Tanrısı budur! Fakat (Musa) unutdu» demislerdi

    [89] Bilmiyorlar mıydı ki o (buzagı) onlara hic bir sozle mukaabele edemiyor, onlara ne bir zarar, ne de bir faide vermek kudretine malik olamıyordu

    [90] Andolsun Harun onlara daha evvel: «Ey Kavmim, siz bu (buzagı) ile ancak imtihaana cekildiniz. Sizin hakıyki Rabbiniz cok esirgeyen (Allahdır). Haydi bana tabi olun. Benim emrime itaat edin» demisdi

    [91] Onlar ise: «Biz, demislerdi, Musa bize donub gelinceye kadar o (buzagı) ya (tapmakda) kaaim ve daim olmakdan kat´iyyen ayrılmayacagız»

    [92] Musa (avdetinde) dedi ki: «Ey Harun, bunların sapdıklarını gordugun zaman bana tabi olmandan seni men eden ne idi? Sen benim emrime isyan mı etdin»

    [93] Musa (avdetinde) dedi ki: «Ey Harun, bunların sapdıklarını gordugun zaman bana tabi olmandan seni men eden ne idi? Sen benim emrime isyan mı etdin»

    [94] (Harun) dedi: «Ey anamın oglu, sakalımı, basımı tutma. Hakikat, ben senin: — Israil ogulları arasında ayrılık cıkardın, sozume bakmadın, diyeceginden korkdum»

    [95] (Musa) «Ya senin zorun ne idi ey Samiriy?» dedi

    [96] O da (soyle) dedi: — «Ben onların gormediklerini gordum. Binaen´aleyh o peygamberin izinden bir avuc (toprak) alıb onu (erimis hulliyyatın icine) atdım. Bunu bana nefsim hos gosterdi boyle»

    [97] (Musa) dedi: «Haydi (defol) git. Cunku senin hayaatın boyunca (nasıybin, benimle) temas etmeyin demendir. Sana, senin icin subhesiz asla vaz gecilemeyecek bir ceza gunu dahi vardır. Ustune dusub tapdıgın tanrına bak, biz onu (cayır cayır) yakacagız, sonra onu parca parca edib denize atacagız»

    [98] Ancak sizin Tanrınız kendisinden baska hicbir Tanrı bulunmayan Allahdır. Onun ilmi her sey´i kusatmısdır

    [99] Sana gecmis (ummet) lerin haberlerinden bir kısmını iste boylece anlatıyoruz. Subhe yok ki sana tarafımızdan bir zikir vermisizdir

    [100] Kim ondan yuz cevirirse kıyamet gunu subhesiz ki agır bir gunah yukunu yuklenecekdir

    [101] O (gunah) ın (cezası) icinde ebedi kalıcıdırlar. Bu, kıyamet gununde onlar icin ne kotu bir yukdur

    [102] (Evet) «Suur» un uflenecegi gunde ki biz gunahkarları o gun gozleri gomgok bir halde, mahserde toplayacagız

    [103] Aralarında gizli gizli konusacaklar, «(Dunyada) on (gece) den fazla eglenmediniz» diye

    [104] (Aralarında) ne konusacaklarını biz daha iyi bileniz. Onların gidisi (ve aklı) daha ustun olanları da o zaman: «Bir gunden fazla eglenmediniz» diyecek

    [105] Sana dagları (n kıyamet gunundeki haalini) sorarlar. De ki: «Rabbim onları ufalayıb savuracak»

    [106] «(Savuracak) da yerlerini dumduz bir toprak haalinde bırakacak»

    [107] «Onlarda ne bir inis, ne de bir yokus gormeyeceksin»

    [108] «O gun o da´vetciye — kendisine muhaalefet etmeksizin — uyub izinden gideceklerdir. Cok esirgeyici (Allahın heybetinden) sesler kısılmısdır. Artık bir hısırtıdan baska bir sey isitmezsin»

    [109] O gun cok esirgeyici (Allahın) kendisine izin verdigi ve sozunden hosnud oldugu kimselerden baskasının sefaati faide vermez

    [110] O, onların onlerindekileri de, arkalarındakilerini de bilir. Onların ilmi ise asla bunu kavrayamaz

    [111] (Artık butun) yuzler (ezelde ve ebedde) diri ve hersey´e bihakkın haakim olan Allaha bas egmisdir. Zulum yuku tasıyanlar ise hakıykaten husrane ugramısdır

    [112] Kim, bir mu´min olarak, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunursa o, ne (seyyiatının) artırılmasından, ne (hasenatının) eksitilmesinden endise etmez

    [113] Biz onu boylece Arabca bir Kur´an olarak indirdik, onda tehdidlerden (nicesini) tekrar tekrar acıkladık. Olur ki (meaasiden) korunurlar, yahud o, kendilerinde yeni bir haatıra ve ibret canlandırır

    [114] (Oyle ya, o Hak kelamıdır. Padisahlar) padisah (ı) olan, Hak olan Allah (ın saanı) cok yucedir. Sana onun vahyi tamamlanmazdan evvel Kur´an (ı okumada) acele etme, «Rabbim, benim ilmimi artır» de

    [115] Andolsun biz bundan evvel Ademe de vahy (ve emr) etmisizdir. Fakat unutdu o. Biz onda bir azim bulmadık

    [116] Hani meleklere: «Adem icin secde edin» demisdik de Iblisden baskaları secde etmislerdi. O ise dayatmısdı

    [117] Biz de: «Ey Adem, demisdik, hic subhesiz ki bu, senin de, zevcenin de dusmanıdır. Bundan dolayı sakın sizi cennetden cıkarmasın o. Sonra zahmete dusersin»

    [118] «Cunku senin acıkmaman, cıplak kalmaman hep oradadır»

    [119] «Ve sen hakıykaten burada susamayacaksın, Gunes (in sıcagı altında da) kalmayacaksın»

    [120] Nihayet seytan onu fitledi: «Ey Adem, dedi, seni ebedilik agacına, zeval bulmayacak bir devlete (ulasdırmaya) delalet edeyim mi»

    [121] Iste bunun uzerine ikisi de ondan yediler. Hemen kotu yerleri acılıverdi. Ustlerini cennet yapragından yamamıya basladılar. Adem Rabbine karsı geldi de sasıb kaldı

    [122] (En) sonra Rabbi (yine) onu secdi de tevbesini kabul etdi, ona dogru yolu gosterdi

    [123] (Soyle) buyurdu: «Kiminiz kiminize dusman olarak hepiniz oradan inin. Artık ne zaman benden size hidayet gelir de kim benim hidayetime uyarsa o (dunyada) sapmaz, (ahiretde de) bedbaht olmaz»

    [124] Kim benim zikrimden yuz cevirirse onun hakkı da dar bir gecimdir ve biz onu kıyamet gununde kor olarak hasrederiz

    [125] (Artık o zaman) o: «Rabbim, beni nicin kor hasretdin? Halbuki ben hakıykaten gorucu idim» demisdir

    [126] (Allah da soyle) buyurmusdur: «Oyledir. Sana ayetlerimiz geldi de sen onları unutdun. Iste bugun de sen oylece unutuluyorsun»

    [127] Iste israfa sapan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları biz boyle cezalandırırız. Ahiretin azabı ise elbet daha cetin ve daha sureklidir

    [128] Biz onlardan evvel nice asırlar (halkın) ı helak etmisizdir. Bu, onları irsad etmedi mi? Halbuki kendileri de onların yurdlarında yuruyub duruyorlar. Bunda salim akıl saahibleri icin elbette ibret verici ayetler vardır

    [129] Eger Rabbinden gecmis bir soz ve ta´yin edilmis bir va´de olmasaydı her halde (onlara da azab) gelib yapısırdı

    [130] O halde sen, onlar ne derlerse, sabret. Gunesin dogmasından evvel de, batmasından evvel de Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım saatlerinde ve gunduzun etrafında dahi tesbih et ki rıza (yi ilahiye eresin)

    [131] Onlardan (kafirlerden) bir sınıfa, kendilerini fitneye dusurmemiz icin, (verdigimiz ve) faidelendirdigimiz (bu) dunya hayaatına aid zinetlere ve debdebelere sakın iki gozunu dikme. Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem daha sureklidir

    [132] Ehline (ve ummetine) namazı emret. Kendin de ona sebat ile devam eyle. Biz senden bir rızk istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. (Guzel) aakıbet takvaa (erbabı) nındır

    [133] Dediler ki: «Bize o Rabbinden bir mu´cize getirmeli degil miydi»? Evvelki kitablardakinden apacık burhan gelmedi mi onlara

    [134] Eger biz onları daha evvel azab ile helale etmis olsaydık muhakkak diyeceklerdi ki: «Hey Rabbimiz, bize bir peygamber gonderseydin de su zillete ve rusvaylıga ugramamızdan evvel ayetlerine tabi olsaydık ya»

    [135] De ki: «Hep (imiz) intizardeyiz. Siz de gozetleye durun. Cunku dumduz bir yolun saahibleri kimlermis, hidayete (ve ebedi nimete) erenler kimlermis, yakında bileceksiniz»

    Enbiyâ

    Surah 21

    [1] Insanların hesab (gunleri yaklasdı. Boyleyken onlar (haala) gaflet icindedirler, (bunu tefekkurden) yuz ceviricidirler

    [2] Rablerinden kendilerine yeni bir ihtaar gelmeye dursun, onlar bunu ille istihza ederek ve kalbleri oyuna dalarak dinlemislerdir. Zaalimler gizli fısıltı ile (soyle) konusdular: «Bu sizin gibi bir insandan baska mıdır? Kendiniz gorub (ve bilib) dururken simdi sihre mi geleceksiniz»

    [3] Rablerinden kendilerine yeni bir ihtaar gelmeye dursun, onlar bunu ille istihza ederek ve kalbleri oyuna dalarak dinlemislerdir. Zaalimler gizli fısıltı ile (soyle) konusdular: «Bu sizin gibi bir insandan baska mıdır? Kendiniz gorub (ve bilib) dururken simdi sihre mi geleceksiniz»

    [4] (Onlara) dedi ki: «Rabbim gokdeki, yerdeki (her) sozu bilir. O, hakkıyle isidici, kemaliyle bilicidir»

    [5] Dediler: «Hayır, (bunlar) sacma sapan ru´yalardır. Hayır, onu kendisi uydurmusdur. Hayır, o, bir sairdir. (Bunlar degilse) o halde evvelki (peygamber) lere gonderildigi gibi o da bize bir mu´cize getirsin»

    [6] Onlardan evvel helak etdigimiz hic bir memleket (halkı helak olub gitdi), iman etmedi de (simdi) bunlar mı iman edecekler

    [7] Biz senden evvel de kendilerine vahy etdigimiz erkeklerden baskasını (peygamber olarak) gondermedik. Eger bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun

    [8] Biz onları yemek yemez birer cesed olarak yaratmadık. Onlar (bu dunyada) ebedi de degillerdi

    [9] Sonra biz onlara olan va´d (imiz) in dogrulugunu gosterdik de hem kendilerini, hem kimleri diliyorsak onları kurtardık. Iftiracıları ise helak etdik

    [10] Andolsun, size oyle bir kitab indirmisizdir ki (butun) zikir (ve seref) iniz ondadır. Haala akıllanmıyacak mısınız

    [11] Biz (kufur ve) zulmeden nice memleketi kırıb gecirdik, sonra ardından da diger kavm (ler) i yaratdık

    [12] (Evet), onlar azabımızı his (ve musahede) etdikleri zaman hemen oralardan harıl harıl kacıyorlardı

    [13] (Onlara:) «Kacmayın, icinde bulundugunuz refaha, yurdlarında donun, cunku sorguya cekileceksiniz» (denildi)

    [14] Dediler: «Ne yazık bize! Biz hakıykaten zaalimler idik»

    [15] Nihayet biz onları bicilmis bir ot, ocakları sonmus (bir kul yıgını) haaline getirinceye kadar daima feryadları bu (soz) olmusdur

    [16] Biz gogu de, yeri de, ikisinin arasında bulunan seyleri de oyuncular (ın isi) olarak yaratmadık

    [17] Eger biz bir eglence edinmek isteseydik onu kendi canibimizden edinirdik elbet. Biz (boyle) yapanlar da degiliz

    [18] Hayır, biz hakkı baatılın tepesine (indirib) atarız da o, bunun beynini parcalar. Bir de gorursunuz ki bu, yok olub gitmisdir. (Allaha karsı) vasf (ve isnad) etmekde oldugunuz (iftiralar) dan dolayı yazıklar olsun size

    [19] Goklerde ve yerde bulunan kisiler Onundur. Onun huzuurundaki kisiler kendisine ibadet etmekden asla kibirlenmezler, yorulmazlar da

    [20] Onlar gece gunduz ara vermeyerek (Onu) tesbih (ve tenzih) ediyorlar

    [21] Yoksa onlar yerden bir takım Tanrılar edindiler de (oluleri) onları mı diriltecekler

    [22] Eger her ikisinde Allahdan baska Tanrılar olsaydı onların ikisi de muhakkak ki harab olup gitmisdi. Demek, arsın Rabbi olan Allah, onların vasf (ve isnad) edegeldikleri seylerden yucedir, munezzehdir

    [23] O, yapacagından mes´ul olmaz, fakat onlar mes´ul olurlar

    [24] Ondan baska Tanrılar edindiler ha? Sen (onlara) de ki: «(Varsa) delilinizi getirin. Iste benimle beraber olan (musluman) ların kitabı, (iste) benden evvel gelenlerin kitabı (da meydanda)». Hayır, onların cogu hakkı bilmezler de bunun icin yuz ceviricidirler onlar

    [25] Biz senden evvel hic bir peygamber gondermedik (ya´ni hic biri mustesna degildir) ki ille ona su hakikati vahy etmisizdir: «Benden baska hic bir Tanrı yok. O halde bana ibadet «din»

    [26] «O cok esirgeyici (Allah) evlad edindi» dediler. Onun saanı bundan yucedir, munezzehdir. Hayır (evlad dedikleri) onlar, ikrama mazhar edilmis kullardır (meleklerdir)

    [27] Bunlar soz (leriy) le asla Onun onune gecemezler. (Bil´akis) bunlar Onun emriyle hareket ederler

    [28] Onlerindekini de, arkalarındakini de O bilir. Bunlar, Onun rızasına ermis olandan baska kimseye sefaat etmezler. Bunlar Onun korkusundan titreyenlerdir

    [29] Bunlardan kim «Tanrı O degil, ben im» derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz o zaalimleri de boylece cezalandıracagız

    [30] Goklerle yer bitisik bir halde iken biz onları birbirinden yarıb ayırdıgımızı, her diri sey´i de sudan yaratdıgımızı o kufr (ve inkar) edenler gormedi (ler) mi? Haala inanmayacaklar mı onlar

    [31] Yer (yuzun) de, onları (insanları) calkalar diye, sabit sabit daglar yaratdık. Aralarında da bol bol yollar acdık. Taki (maksadlarına) ersinler

    [32] Biz gok yuzunu de korunmus bir tavan (gibi) yapdık. Onlar ise bunun ayetlerinden yuz ceviricidirler

    [33] O, geceyi, gunduzu, gunesi, ayı yaratandır ve butun bunlar kendi dairesi icinde yuzmekde (devr etmekde) dirler

    [34] Biz senden evvel de hicbir besere (dunyada) ebedilik vermedik. Simdi sen olursen (sanki) onlar baakıy midirler

    [35] Her can olumu tadıcıdır. Sizi bir imtihan olarak hayr ile de, ser ile de deniyoruz. (Nihayet yine) ancak bize donduruleceksiniz

    [36] O kufr (u inkar) edenler seni gordukleri zaman, seni istihza (mevzuu) ndan baska bir sey edinmezler: «Sizin Tanrılarınızı diline dolayan bu mu?» derler. Halbuki cok esirgeyici Allahın (indirdigi) Kur´anı inkar ile kafir olanlar onlardır, onların kendileridir

    [37] Insan (lar sanki) aceleden yaratılmıs. Size ayetlerimi gosterecegim. Benden onu acele istemeyin

    [38] «Eger dogrucular iseniz, derler, bu tehdid (in tahakkuku) ne zaman»

    [39] O kufredenler yuzlerinden ve arkalarından (saran) atesi hicbir suretle meni´ edemeyecekleri, kendilerinin yardım da goremeyecekleri zamaanı bir bilse (ler) di

    [40] Belki (bu), onlara ansızın gelecek de kendilerini sasırtacakdır. Artık onu redde muktedir olamayacaklar (ı gibi), onlara muhlet de verilmeyecekdir

    [41] Andolsun, senden evvelki peygamberlerle de istihza (alay) edilmisdir de alay etmekde oldukları seyler (kavmlerinin) icinden istihza eden o maskaraların kendilerini kusatmısdır

    [42] De ki: «Allah (ın) geceleyin, gunduzun (gelebilecek azabına karsı) o cok esirgeyici olan (Allahdan baska) sizi koruyabilir»? Hayır, onlar (korkmak soyle dursun) Rablerini hatırlayıb anmakdan (bile) yuz ceviricidirler

    [43] Yoksa onların bize karsı mudafaa edebilecek (baskaca) Tanrıları var mı? (Tapdıkları o nesneler) kendi nefislerine bile yardım etmiye guc yetiremezler. Bizden ise hic sahaabet goremezler onlar

    [44] Evet, biz onları da, atalarını da — (bu dunyada) omur (leri) tepelerini asıb uzayıncaya kadar — (yasatıb) gecindirdik. Fakat simdi gormuyorlar mı ki biz o arza gelib etrafından (tedricen) eksiltib duruyoruz. O halde gaalib olanlar onlar mı

    [45] De ki: «Ben ancak vahy ile sizin basınıza gelecek tehlikeleri haber veriyorum». (Fakat) sagırlar inzar (ve tehdid) edilecekleri zaman duymazlar

    [46] Andolsun ki Rabbinin azabından onlara edna bir sey dokunsa muhakkak: «Yazıklar olsun bize. Biz gercekden zaalimlermisiz» diyeceklerdir

    [47] Biz kıyamet gunune mahsus adalet terazileri koyacagız. Artık hicbir kimse hicbir seyle haksızlıga ugratılmayacakdır. (O sey) bir hardal danesi kadar bile olsa onu getiririz (mizana koyarız). Hesabcılar olarak da biz yeteriz

    [48] Andolsun ki biz Musa ile Haruunu bir zıyaa, takvaa saahibleri icin de bir seref olan furkaanı verdik

    [49] (Oyle takvaa saahibleri) ki onlar tenhada da Rablerine candan saygı gosterirler. Onlar kıyametden korkanlardır

    [50] Iste bu (Kur´an) da bizim indirdigimiz feyz kaynagı bir zikirdir. Simdi siz mi bunu inkar edicilersiniz

    [51] Andolsun ki biz daha evvel Ibrahime de rusdunu verdik ve biz onu (n buna ehil oldugunu) bilenlerdik

    [52] O zaman o, babasına ve kavmine: «Sizin tapmakda oldugunuz bu heykeller nedir?» demisdi

    [53] Onlar: «Biz atalarımızı bunların tapıcıları olarak bulduk» dediler

    [54] (Ibrahim) dedi: «Andolsun, siz de, atalarınız da apacık bir sapıklık icindesiniz»

    [55] Onlar: «Sen bize gercegi mi getirdin, yoksa sen sakacılardan mısın?» dediler

    [56] O da: «Hayır, dedi, sizin Rabbiniz hem goklerin, hem yerin Rabbidir ki bunları O yaratmısdır ve ben de buna yakıyn haasıl edenlerdenim»

    [57] «Allaha yemin ederim ki siz arkanızı donub gitdikden sonra ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracagım»

    [58] Derken o, bunları parca parca etdi. Yalınız onların buyugunu bırakdı, belki ona muracaat ederler diye

    [59] Dediler: «Bunu bizim Tanrılarımıza kim yapdı? Her halde o, zaalimlerden biri (olacak)»

    [60] Dediler: «Isitdik ki kendisine Ibrahim denilen bir gene bunları diline doluyordu»

    [61] Dediler: «O halde onu insanların gozleri onune getirin. Olur ki onlar da (aleyhinde) sahidlik ederler»

    [62] «Ey Ibrahim, dediler, sen mi Tanrılarımıza bu isi yapdın?»

    [63] Dedi: «Belki bu isi onların su buyugu yapmısdır! O halde (baslarına geleni) onlara sorun, eger soylerlerse»

    [64] Bunun uzerine vicdanlarına donub (birbirlerine) dediler ki: «Hic subhesiz (asıl) zaalimler sizsiniz, siz»

    [65] Sonra yine (eski) kafalarına dondurulduler; «Andolsun ki bunların soz soylemeyecegini sen de bilirsin» dediler

    [66] (Ibrahim) dedi: «Oyleyse Allahı bırakıb da size hicbir seyle ne faide, ne zarar yapamayacak olan (bu put) lara haala tapacak mısınız»

    [67] «Yuf size ve Allahı bırakıb tapmakda olduklarınıza! Akıllanmayacak mısınız siz»

    [68] Dediler: «Ona yakın! (bu suretle) Tanrılarınıza yardım edin, eger (bir is) yapanlarsanız»

    [69] Biz de dedik: «Ey ates, Ibrahime karsı serin ve selamet ol»

    [70] Ona (boyle) bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz kendilerini daha ziyade husrana dusenler (den) kıldık

    [71] Onu da, Lutu da — icinde alemler icin bereketler verdigimiz arza (ulasdırıb) — kurtardık

    [72] Ona (Ibrahime) Ishaakı, ustelik bir de Ya´kuubu ihsan etdik ve (bunların) her birini saalih (zat) ler yapdık

    [73] Onları emrimizle dogru yolu gosterecek rehberler kıldık, kendilerine hayırlı isler yapmayı, dosdogru namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyetdik. Onlar bize ibadet edicilerdi

    [74] Luta, (evet) ona da bir hukum, bir ilim verdik. Onu kotulukler yapmakda devam eden o memleketden kurtardık. Hakıykat onlar fena bir kavm idiler, fasıkdılar

    [75] Onu rahmetimizin ta icine koyduk. Cunku o, saalihlerdendi

    [76] Nuuhu da (hatırla). Cunku o, daha evvel dua etmisdi de biz onu kabul eylemisdik. Nihayet kendisini de, ehlini de o buyuk sıkıntıdan kurtardık

    [77] Onun, ayetlerimizi yalanlayan kavminden, biz ocunu aldık. Hakıykat onlar kotu bir kavmdiler. Biz de iste topunu birden (suda) bogduk

    [78] Davudu ve Suleymanı da (hatırla). Hani onlar ekin (yahud bag mes´elesi) hakkında hukum veriyorlardı. Hani kavmin davarı (geceleyin cobansız olarak ekinin, yahud bagın) icinde yayılmıs (zarar yapmıs) di. Onların (verdikleri) hukmun biz sahidleri idik

    [79] Biz onu (n fetvasını) hemen Suleymana anlatmısdık. (Zaten) biz, her birine hukum, ve ilim vermisdik. Dagları ve kusları, Davud ile birlikde tesbih etmek uzere, ram etmisdik. (Butun bunları) yapanlar bizdik

    [80] Biz ona sizin icin, sizin muhaarebenizin siddetinden korumak icin giyecek (zırh) san´atını ogretdik. Simdi siz (bundan dolayı) sukredenler misiniz

    [81] Suleymana da siddetli esen ruzgarı (musehhar kıldık ki) bu kendisini icerisine (feyz-u) bereket verdigimiz yere onun emriyle akar gotururdu. Biz her sey´i bilenleriz

    [82] Seytanlardan onun icin denize dalacak ve bundan baska is (ler) gorecek olan kimseleri de (teshir etdik). Biz onların nigehbanı idik

    [83] Eyyubu da (hatırla.) Hani o, Rabbine: «Hakıykat, bana (bu) derd (gelib) catdı. Sen esirgeyicilerin esirgeyicisisin» diye niyaz etmisdi

    [84] Biz de onu (n bu duasını) kabul etmis, kendisindeki o zararı gidermis, tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler icin bir haatıra olmak uzere hem ailesini, hem onlarla beraber daha bir mislini ona vermisdik

    [85] Ismaili, Idrisi, Zulfiku de (yadet. Bunların) her biri de sabr (ve sebat) edenlerdendi

    [86] Onları da rahmetimizin icerisine sokduk. Onlar hakıykaten saalihlerdendi

    [87] O balık saahibini de (hatırla). Hani o, (kavmine) ofkelenmis olarak gitmisdi de bizim kendisini hicbir zaman sıkısdırmayacagımızı sanmısdı. Derken o, karanlıklar icinde (kalıb): «Senden baska hicbir Tanrı yokdur. Seni tenzih ederim. Hakıykat ben haksızlık edenlerden oldum» diye (Allaha) niyaz etmisdi

    [88] Bunun uzerine biz de onu (n bu duasını) kabul etdik, kendisini gamdan selamete erdirdik. Iste biz iman edenleri boyle kurtarırız

    [89] Zekeriyyayi de (an). Hani o, Rabbine: «Rabbim, beni yalınız basıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın» diye niyaz etmisdi

    [90] Biz onu (n) da (bu duasını) kabul ve kendisine Yahyayi ihsan etdik. Esini (dogurmıya) saalih kıldık. Hakıykat (butun) bunlar (bu peygamberler) hayır islerinde yarısırlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bizim icin derin saygı gosterenlerdi

    [91] Irzını (bir kala gibi) koruyan o kızı da (yad et) ki biz ona ruuhumuzdan uflemis, kendisini de, oglunu da alemlere ibret kılmısdık

    [92] Hakıykat, bu sizin ummetiniz bir tek ummetdir. (Su tevhid ve Islam dini, bir tek din olarak, sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde (baskasına degil) bana kulluk edin

    [93] (Muhaatablardan ba´zıları) aralarında, (din) islerinde fırka fırka oldular. (Bununla beraber) hepsi yine ancak bize donuculerdir

    [94] O halde kim mu´min olarak iyi (amel) lerden bir (sey) yaparsa onun sa´yinin (karsılıgı sukran olacakdır), kufran (ve mahrumiyyet) degil. Biz onun hic subhesiz yazıcılarıyız

    [95] Helak etdigimiz bir memleket (ahalisinin) hakıykaten (mahsere) donmemeleri imkansızdır

    [96] Nihayet Ye´cuc ve Me´cuc (un seddi) acılıb da her tepeden saldıracakları ve gercek va´d olan (kıyamet) yaklasdıgı vakit, iste o zaman o kufr (ve inkar) edenlerin gozleri hemen belirib kalacak, «Eyvah bizlere! Dogrusu biz bundan gaflet icindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik» (diyecekler)

    [97] Nihayet Ye´cuc ve Me´cuc (un seddi) acılıb da her tepeden saldıracakları ve gercek va´d olan (kıyamet) yaklasdıgı vakit, iste o zaman o kufr (ve inkar) edenlerin gozleri hemen belirib kalacak, «Eyvah bizlere! Dogrusu biz bundan gaflet icindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik» (diyecekler)

    [98] Siz de, Allahı bırakıb tapmakda olduklarınız da hic subhesiz ki cehennem odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz

    [99] Eger onlar (tapdıgınız o yalancı Tanrılar) ma´butlar olsalardı oraya girmeyeceklerdi. (Tapanların da, tapılanların da) hepsi orada ebedi kalıcıdırlar

    [100] Orada (hakları) inim inim inlemekdir onların (tapılanların). Bunlar orada da (sagır olub bir sey) duymayacaklardır

    [101] Subhe yok ki kendileri icin bizden en guzel (bir seadet) sebk etmis (takdir edilmis) olanlar, iste bunlar oradan (cehennemden) uzaklasdırılmıslardır

    [102] Bunlar gonullerinin diledigi (ni´metler) icinde ebedi (yasamlarken onun (cehennemin) gizli sesini bile duymazlar

    [103] O en buyuk korku bunları asla tasaya dusurmez. Bunları melekler karsılayarak: «Bu, size (dunyada) va´d olunan (mutlu) gununuzdur» (diye cennet kapıları onunde tebrik ederler)

    [104] (Yadet) o gunu ki biz gogu, kitabların sahifesini durub buker gibi, durecegiz. ilk yaratısa nasıl basladıksa, uzerimizde (hak) bir va´d olarak, yine onu iade edecegiz. Hakıykatde faailler biziz

    [105] Andolsun, Tevratdan sonra Zebur da da yazmısızdır ki arza (ancak) saalih kullarım mirascı olur

    [106] Subhe yok ki bu (Kur´an) da abidler zumresi icin (umduklarına) ulasma (careleri) vardır

    [107] Biz, seni (Habibim) alemlere (baska bir sey icin degil) ancak rahmet icin gonderdik

    [108] De ki: «Bana sade Tanrınızın ancak bir Tanrı oldugu vahy olunuyor. Artık siz (bu vech ile) musluman oluyor musunuz»

    [109] Eger (Bu teklife karsı) onlar (yine) yuz cevirirlerse (o vakit da) de ki: «Size (hakıykatları) musavat uzere bildirdim. Tehdid edilmekde oldugunuz (o korkunc akıbet) yakın mı, yoksa uzak mı, ben bilmem»

    [110] «Hic subhesiz ki sozun acıgını da O biliyor, gizlemekde oldugunuzu da O biliyor»

    [111] «Ben bilmem. Belki bu (muhlet) sizin icin bir imtihandır, bir zamana kadar bir faidelenmedir, (bir gecinmedir)»

    [112] (Peygamber) dedi: «Yarab, sen (benimle o tekzib edenlerin arasını) hak ile hukmet. Bizim Rabbimiz; O cok esirgeyen (Allah) dır ki sizin vasf (-u isnad) edegeldiklerinize karsı (yegane) sıgınılan Odur»

    Hac

    Surah 22

    [1] Ey insanlar, Rabbiniz (in azabın) dan sakının. Cunku o saatin zelzelesi buyuk bir seydir

    [2] Onu goreceginiz gun emzikli her (kadın kendi basının derdiyle) emzirdigini unutup gecer, yuklu her (gebe kadın) yukunu (cocugunu) dusurur. Insanları serhos (olmus gibi) gorursun. Halbuki onlar serhos degildirler. Fakat Allahın azabı pek cetindir

    [3] Insanlardan kimi Allah (ın dini) hakkında bir bilgisi olmaksızın munakasa eder durur ve (bu hususda) her azgın seytanın ardına duser

    [4] (Oyle seytan ki) aleyhinde su (ilahi) hukum yazılmısdır: «Kim bunu dost edinirse subhesiz bu, onu sapdırır, onun o alevli atesin (cehennemin) azabına goturur»

    [5] Ey insanlar, eger siz oldukden sonra dirilmek hususunda herhangi bir subhe icinde iseniz su muhakkakdır ki biz sizi (n aslınızı) toprakdan, sonra (onun zurriyetini) insan suyundan, sonra pıhtılasmıs bir kandan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir cignem etden yaratdık (ve bunları) size (kemal-i kudretimizi) apacık gosterelim diye (yapdık). Sizi dileyecegimiz muayyen bir vakta kadar rahmlerde durduruyoruz, sonra sizi bir cocuk olarak cıkarıyoruz, daha sonra da kuvvetinize (yigitlik cagına) ermeniz icin (buyutuyoruz). Kiminiz olduruluyor, kiminiz de (evvelki) bilgi (sin) den sonra (artık) hic bir sey bilmemek uzere omrun en fena (devresine) dogru gerisin geri itiliyor. Sen yer (yuzunu) kupkuru ve olu gorursun. Fakat biz onun ustune suyu (yagmuru) indirdigimiz zaman o harekete gelir, kabarır, her guzel ciftden nice nebat bitirir

    [6] Bunun sebebi sudur: Cunku Allah Hakkın ta kendisidir. Hakıykat, oluleri O diriltiyor. O, subhesiz her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [7] Ve cunku o saat elbette gelecekdir. Onda hic bir subhe yokdur. Muhakkak Allah kabirlerde olan kimseleri de diriltib kaldıracakdır

    [8] Insanlar icinde oyle kisi vardır ki ne bir bilgisi, ne istidlal edecegi bir senedi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, (sırf insanları) Allah yolundan sapdırmak icin, (kibir ve azametle) yanını egib bukerek Allah hakkında kavga eder durur. Dunyada rusvaylık onundur. Biz ona kıyamet gununde de yangın (cehennem) azabını tatdıracagız

    [9] Insanlar icinde oyle kisi vardır ki ne bir bilgisi, ne istidlal edecegi bir senedi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, (sırf insanları) Allah yolundan sapdırmak icin, (kibir ve azametle) yanını egib bukerek Allah hakkında kavga eder durur. Dunyada rusvaylık onundur. Biz ona kıyamet gununde de yangın (cehennem) azabını tatdıracagız

    [10] Bunun sebebi iki elinin one surdugu seylerdir ve cunku Allah, subhesiz, kulları hakkında zulumkar degildir

    [11] Insanlardan kimi de Allaha, (dininin) yalınız bir taraf (ın)-dan (tutub), ibadet eder. Eger kendisine bir hayır dokunursa ona yapısır. Eger bir fitne isaabet ederse yuzu ustu doner. Dunyada da, ahiretde de husrana ugramısdır o. Bu ise apacık ziyanın ta kendisidir

    [12] O, Allahı bırakır da kendisine ne zarar, ne faide vermeyecek olan seylere tapar. Bu ise (Hakdan) en uzak sapıklıgın ta kendisidir

    [13] (Evet) o, zararı faidesinden daha yakın olana tapar. (Tapdıgı o nesne) ne kotu yardımcı, ne fena yoldasdır

    [14] Subhesiz ki Allah, iman eden ve guzel guzel amel (ve hareketlerde bulunan kimseleri altından ırmaklar akıp duran cennetlere sokar. Hakıykat, Allah ne dilerse yapar)

    [15] Kim dunyada da, ahiretde de ona (o peygambere) Allahın asla yardım etmeyecegini sanıyorsa (evinin) tavan (ın) a bir ip uzatsın, sonra kendini (yerden) kes (ib bog) sun da bir baksın, (bu) hıylesi onun ofkelenmekde oldugu sey´i behemehal giderecek mi

    [16] Iste biz onu (Kur´anı) boyle acık acık ayetler haalinde indirdik. Subhesiz ki Allah (ancak) kimi dilerse ona hidayet eder

    [17] O iman edenler, o Yahudiler, o Sabaiiler, o Nasraaniler, o Mecusiler, o (Allaha) es kosanlar (yok mu?) Allah kıyamet gunu (butun) bunların aralarını mutlakaa ayıracakdır. Cunku Allah her sey´i hakkıyle gorub bilendir

    [18] Gormedin mi, goklerde olan herkes (hersey) ve yerde bulunan herkes (hersey), gunes, ay, yıldızlar, daglar, agaclar, hayvanlar ve insanların bir cogu hakıykaten Allaha secde ediyor. Bir cogunun uzerine de azab hak olmusdur. Allah kimi (bedbahtlıkla) hor kılarsa onu seadete kavusduracak (hic bir kuvvet) yokdur. Subhesiz ki Allah ne dilerse (onu) yapar

    [19] Bu iki (sınıf, ya´ni iman edenlerle etmeyenler) Rableri (nin dini) hakkında birbiriyle da´valasan hasım iki (zumre) dir. Iste o kufredenler (yok mu?) onlar icin atesden elbiseler bicilmisdir. Baskalarının uzerine de kaynar su dokulecekdir onların

    [20] Bununla karınlarının icinde ne varsa hepsi de derileri eritilecekdir

    [21] Onlar icin demirden kamcılar da var

    [22] Ne zaman oradan, (cektigi) ıztırabdan (dolayı) cıkmak isterlerse yine icerisine iade olunurlar (ve kendilerine): «Tadın (bu) yangın azabını» (denilir)

    [23] Subhesiz ki Allah iman edib de guzel guzel amel (ve hareketlerde bulunanları altından ırmaklar akıb duran cennetlere sokacak. Orada bunlar altundan bileziklerle, incilerle bezenecekler. Orada giyecekleri de ipekdir)

    [24] Onlar sozun en guzeline irsad edilmisler, kendisine cok hamdedilen (Allah) ın dogru yoluna iletilmislerdir

    [25] Hakıykat, o kufredenler, o Allahın yolundan ve kendisi (ni ziyaret) de yerli, musafir insanları musavi kıldıgımız Mescid-i haramdan alıkoymakda olanları... Kim orada zulm ile ilhaada yeltenirse biz ona pek acıklı bir azab tatdırırız

    [26] Hatırla o zamanı ki biz Beytin yerini Ibrahime: «Bana hic bir sey´i es tutma, Beytini tavaaf edenler, kıyam edenler, ruku´ ve sucud edenler icin iyice temizle» diye merci´ yapmısdık

    [27] «Insanlar icinde haccı i´lan et. Gerek yaya, gerek her uzak yoldan gelecek arık develerin ustunde (suvari) olarak sana gelsinler»

    [28] «Taki kendilerine aid menfeatlere sahid (ve haazır) olsunlar. Allahın rızk olarak kendilerine verdigi dort ayaklı davarlar (kurbanlıklar) uzerine ma´lum olan gunlerde Allahın adını ansınlar. Iste bunlardan yeyin, yoksulu, fakiri de doyurun»

    [29] «Sonra kirlerini gidersinler. Adaklarını yerine getirsinler ve o Beyt-i atıykı tavaaf etsinler»

    [30] Iste (emir) budur. Kim Allahın hurmet (edilmesini emreyledigi sey) lere ta´zıymde bulunursa bu, Rabbi indinde kendisi icin (mahz-ı) hayırdır. Karsınızda okunagelenler mustesna olmak uzere davarlar sizin icin halal kılındı. O halde murdardan, putlardan kacının, yalan sozden cekinin

    [31] Allahın muvahhidleri, Ona es tutmayanlar olarak (kacının, cekinin). Kim Allaha es kosarsa o, yuksekden dusub de (parcalanmıs ve) kendisini kus kapmıs, yahud ruzgar onu uzak bir yere atmıs (nesne) gibidir

    [32] Bu, budur, kim Allahın seaairini buyuk tanırsa subhesiz ki bu, kalblerin takvaasındandır

    [33] Onlardan muayyen bir zamana kadar sizin icin menfeatler vardır. Sonra varacakları (kurban edilecekleri) yer Beyt-i atıyka muntehidir

    [34] Biz her ummet icin kurban kesmeyi mesru´ kıldık, kendilerini rızıklandırdıgı dort ayaklı davarlar uzerine (yalınız) Allahın adını ansınlar diye. Iste sizin Tanrınız bir tek Tanrıdır. O halde Ona teslim olun. (Habibim) sen mutıy´ ve mutevazı´ olanları mujdele

    [35] (Oyle mutıy´ ve mutevazi´ olanlar ki) Allah anılınca onların kalbleri kork (u ile oyn) ar. Onları kendilerine isaabet eden (mihnetlere, zorluklara) sabredenlerdir. Namazı dosdogru kılanlardır. Kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden (Allah icin) harcarlar

    [36] Biz, kurbanlık develeri de sizin icin Allahın seaairinden kıldık. Onlarda size hayır vardır. O halde onlar ayakda dur (ub bogazlanır) larken uzerlerine Allahın ismini anın. Yanları ustu dus (ub ol) dukleri vakit da ondan hem kendiniz yeyin, hem ihtiyacını gizleyen ve gizlemeyib dilenen fakir (ler) e yedirin. Onları, sukredesiniz diye, boylece size musahhar kıldık

    [37] Onların ne etleri, ne kanları hic bir zaman Allaha (yukselib) erismez. Fakat sizden Ona (yalınız) takvaa ulasır. Size olan hidayetine karsı Allahı buyuk tanımanız icindir ki O, bunları boylece size raam etmisdir. (Habibim) iyi hareket edenleri mujdele

    [38] Subhesiz ki Allah (musriklerin ezasını) iman edenlerden defedecekdir. Cunku Allah hıyanetkar ve nankor olan herkesi sevmez

    [39] Kendileriyle mukaatele edilen (ya´ni dusmanların hucumuna ugrayan mu´min) lere, ugradıkları o zulumden dolayı, (bilmukaabele harbe) izin verildi. Subhesiz ki Allah onlara yardım etmiye elbette kemaliyle kaadirdir

    [40] Onlar (o muminlerdir ki) haksız yere ve ancak «Rabbimiz Allahdır» diyorlar diye yurdlarından cıkarılmıslardır. Allah ba´zı insanları (n serrini diger) ba´zısı ile def etmeseydi iclerinde Allahın adı cok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler muhakkak yıkılıb giderdi. (Dinine) yardım edenlere elbet Allah da yardım eder. Subhesiz ki Allah kavidir, yegane gaalibdir

    [41] Onlar, (o muminlerdir ki) eger kendilerine yer (yuzun) de bir iktidar mevkii verirsek dosdogru namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiligi emr ederler, kotulukden vaz gecirmiye calısırlar. (Butun) umurun aakıbeti (nihayet) Allaha (raci´) dir

    [42] Eger (kafirler) seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), Ibrahim kavmi, Lut kavmi ve Medyen Yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmislerdir. Muusa dahi tekzib edilmistir. Nihayet ben o kafirlere (ukuubet hususunda) bir muhlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkarım (inkılabım) nasıl imis

    [43] Eger (kafirler) seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), Ibrahim kavmi, Lut kavmi ve Medyen Yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmislerdir. Muusa dahi tekzib edilmistir. Nihayet ben o kafirlere (ukuubet hususunda) bir muhlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkarım (inkılabım) nasıl imis

    [44] Eger (kafirler) seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), Ibrahim kavmi, Lut kavmi ve Medyen Yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmislerdir. Muusa dahi tekzib edilmistir. Nihayet ben o kafirlere (ukuubet hususunda) bir muhlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkarım (inkılabım) nasıl imis

    [45] (Evet) nice memleket (ler vardı) ki (halkı) zulumde devam edib dururlarken biz onları (mahv-u) helak etdik. Simdi dıvarlar tavanlarının ustune cokmus (ıpıssız kalmıs) dır (o yerler). Ve (biz nice) kuyu (lar) ı muattal, (nice) yuksek saray (ları bombos bırakdık)

    [46] (Hic de) yer (yuzun) de gezib dolasmadılar mı ki (bari) bu sebeble dusunecek kalblere, bu suretle isidecek kulaklara malik olsunlar). Fakat hakıykat sudur ki (yalınız maaddi) gozler kor olmaz, fakat (asıl) sinelerin icindeki kalbler kor olur

    [47] Senden (baslarına catacak) azabı (n) cabucak gelmesini isterler. Allah, tehdidinden asla caymaz. Hakıykat, Rabbinin indinde bir gun sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir

    [48] (Halkı sizin gibi) zulumde devam edib dururken kendisine muhlet verdigim nice memleket vardır ki ben onları nihayet (azabımla) yakalayıverdim. Donus ancak banadır

    [49] De ki: «Ey insanlar, ben size ancak (gelecek) tehlikeleri apacık anlatanım»

    [50] Iste hem iman edenler, hem guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar: Magfiret ve bitmez tukenmez rızık onlarındır

    [51] Ayetlerimiz (in, akıllarınca, red ve ibtaali) hususunda birbirini aciz bırakacak bir halde (fesad yarısına) kosanlar (a gelince:) onlar da cok alevli atesin (cehennemin) yaranıdırlar

    [52] Biz, senden evvel hicbir resul, hic bir nebi gondermedik ki o, (bir sey) arzu etdigi zaman seytan onun dilegi hakkında ille (bir fitne meydana) atmıs olmasın. Nihayet Allah, seytanın ilkaa edecegi (o fitneyi) giderir, ibtaal eder. Yine Allah ayetlerini sabit (ve mahfuz) kılar. Allah (her sey´i) hakkıyle bilendir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [53] (Allahın buna musaade buyurması) seytanın (meydana) atacagı (fitneyi) kalblerinde bir maraz bulunanlara, yurekleri katı olanlara bir imtihan (vesilesi) yapmak icindir. Hic suphe yok ki o zaalimler (hakdan) uzak bir ayrılık (ve muhaalefet) icindedirler

    [54] Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun (Kur´anın) muhakkak Rabbinden (gelen) bir gercek oldugunu bilib de ona (tam) iman etmeleri ve kalblerinden tam bir itmi´nan haasıl olması icindir. Subhesiz ki Allah, (o suretle) iman edenleri dogru bir yola iletir

    [55] Kuf (u inkar) edenler ise kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahud kısır bir gunun azabı catıncaya kadar ondan (Kur´andan) yana mutemadi bir sek icinde kalırlar

    [56] O gun mulk (-u saltanat yalınız) Allahındır. (Mu´minlerle kafirlerin) aralarında O hukmeder. Artık iman edenler, guzel guzel de amel (ve hareket) lerde bulunanlar Naıym cennetlerinin icindedir

    [57] Kafir olub da bizim ayetlerimizi yalan sayanlar, iste onlar, onlar icin de hor (ve zelil) edici bir azab vardır

    [58] Allah yolunda hicret edib de sonra oldurulmus veya olmus olanlar (a gelince:) Allah onları muhakkak guzel bir rızık ile rızıklandıracakdır. Cunku rızık verenlerin en hayırlısı muhakkak ki Allahdır, bizzat kendisidir

    [59] O, her halde bunları hosnud olacakları bir yere sokacakdır. Muhakkak ki Allah onlar (ın niyyetlerini) hakkıyle bilendir, (ıkaab hususundaki) hılmi cidden gaalibdir

    [60] Bu, boyledir. (Mu´minlerden) kim (musrikler tarafından) kendisine edilen ukuubete (cezaye) tıbkısıyle mukaabele eder de sonra yine aleyhine zulum ve tecavuz olunursa Allah her halde ona yardım eder. Hic subhesiz Allah cok afvedici, cok yarlıgayıcıdır

    [61] Bu, boyledir. Cunku Allah geceyi gunduzun icine sokar, gunduzu de gecenin icine sokar. Hakıykat, Allah (her sey´i) kemaliyle isidendir, hakkıyle gorendir

    [62] Bu, boyledir. Zira Allah Hakkın ta kendisidir. Onların kendisini bırakıb da tapdıkları (putlar) da hakıykaten baatılın ta kendisidir. Subhesiz ki Allah, O, (her seyden) yucedir, cok buyukdur

    [63] Gormedin mi, Allah gokden su (yagmur) indirdi de (o sayede) yer (yuzu) yemyesil olmakdadır. Subhe yok ki Allah cok lutufkardır, (her sey´e) hakkıyle agahdır

    [64] (Goklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Hakıykat, Allah zati i´tibariyle her seyden) mustagnidir. (Sıfatları, fiilleri ile de) bihakkın hamde ancak kendisi layıkdır

    [65] Gormedin mi, Allah yerde ne varsa onları ve emriyle denizde akıb gitmekde olan gemileri size ram etmisdir. Semayi, izni olmadıkca, yerin uzerine dusmekden O tutuyor. Subhe yok ki Allah insanları pek cok esirgeyicidir, cok merhametlidir

    [66] O, (once) size hayaat veren, sonra sizi oldurecek, daha sonra da sizi yine diriltecek olandır. Hakıykat, (su) insan cok nankordur

    [67] Biz her ummete bir ibadet yolu (seriat) gosterdik ki onlar bunun aamilleridir. O halde emirde seninle asla munazaa etmesinler. Sen (insanları sadece) Rabbine da´vet et. Cunku sen, subhesiz dosdogru bir hidayetin ta uzerindesin

    [68] Eger seninle (din mes´elelerinde) mucadele ederlerse de ki: «Allah, ne yapar oldugunuzu cok iyi bilendir»

    [69] Hakkında ihtilaf edegeldiginiz seylere aid hukmunu aranızda Allah kıyamet gunu verecekdir

    [70] Bilmedin mi ki Allah gokde ve yerde ne varsa (hepsini) bilir. Bu (zikr olunanların hepsi) muhakkak bir kitabdadır. Hakıykat, bu (nları bilmek) Allaha gore pek kolaydır

    [71] Onlar Allahı bırakıb da (Allahın), kendisine hicbir huccet indirmedigi, kendilerinin dahi (Tanrı olduklarına dair) bir bilgileri bulunmadıgı seylere (putlara) taparlar. O zaalimlerin (azab-ı ilahiyi men´ edici) hic bir yardımcısı yokdur

    [72] Karsılarında acık acık ayetlerimiz okundugu zaman o kafirlerin suratlarında inkar (gorub) tanırsın. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara nerdeyse saldırıverecek olurlar! De ki: «Simdi bundan daha cok kotu (bir sey) i haber vereyim mi? Atesdir! Allah bunu o kufur (ve inkar) edenlere va´d etmisdir. O, ne kotu bir merci´dir

    [73] Ey insanlar, size (soyle) bir misal getirildi. Simdi onu dinleyin: Sizin Allahı bırakıb da tapdıgınız (putlar) hakıykaten bir sinek bile yaratamazlar, hepsi bunun icin bir yere toplanmıs olsalar dahi. Eger sinek onlardan bir sey kapsa bunu ondan geri de alamazlar! Isteyen de aaciz, istenen de

    [74] Onlar Allahın kadrini hakkıyle olcemediler. Subhe yok ki Allah yegane kuvvet saahibidir, mutlak gaalibdir

    [75] Allah hem meleklerden, hem insanlardan peygamberler secer. Subhesiz Allah (her sey´i) hakkıyle isiden, kemaliyle gorendir

    [76] Onların Onlerindekini de, arkalarındakileri de bilir O. (Butun) isler ancak Allaha dondurulur

    [77] Ey iman edenler, ruku´ edin, sucud edin. (Diger suretlerle de) Rabbinize ibadet edin, hayır isleyin. Taki umdugunuza nail olasınız

    [78] Allah ugrunda (nasıl savasmak lazımsa oylece) hakkıyle cihad edin. Sizi O secdi. Din (islerin) de uzerinize hicbir guduk de yuklemedi, (tıbkı) babanız Ibrahimin (tevhıyd) din (inde oldugu) gibi. Size daha evvel (gonderdigi kitablarda) da, bu (Kur´anda) da musluman adını — peygamber sizin uzerinize sahid olsun, siz de (butun) insanların uzerine sahidler olasınız diye — (Allah) vermisdir. Artık dosdogru namazı kılın, zekatı verin, Allaha sarılın. O, sizin mevlanızdır. Iste ne guzel mevla O, ne guzel yardımcı O

    Mü'minûn

    Surah 23

    [1] Mu´minler muhakkak felah bulmusdur (korkduklarından emin, umduklarına nail olmuslardır)

    [2] (Oyle mu´minler) ki onlar namazlarında husuua riaayetkardırlar

    [3] (Oyle mu´minler) ki onlar bos (lakırdılardan) ve faidesiz seylerden yuz ceviricidirler

    [4] (Oyle mu´minler) ki onlar zekat (vazife) lerini yapanlardır

    [5] (Oyle mu´minler) ki onlar ırzlarını koruyanlardır

    [6] Su var ki zevcelerine, yahud sag ellerinin malik olduklarına (kendi cariyelerine) karsı (olan durumları) mustesnadır. Cunku onlar (bu takdirde) kınanmıslar degildir

    [7] O halde kim bunların otesini isterse subhe yok ki onlar haddi asanlardır

    [8] (Oyle mu´minler) ki onlar emanetlerine ve ahidlerine riaayetkardırlar

    [9] (Oyle mu´minler) ki onlar namazlarına devam ederler

    [10] Iste onlar varis olanların ta kendileridir

    [11] Ki onlar Firdevse varis olacaklardır. Onlar bunun icin ebedi kalıcıdırlar

    [12] Andolsun biz insanı camurdan (suzulmus) bir hulasadan yaratdık

    [13] Sonra onu sarp ve metin bir karargahda bir nutfe yapdık

    [14] Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haaline getirdik, derken o kan pıhtısını bir cignem et yapdık, o bir cignem eti de kemik (ler) e kalb etdik de o kemiklere de et giydirdik. Bil´ahare onu baska yaratılısla insa etdik. Suret yapanların en guzeli olan Allahın sanı (bak) ne yucedir

    [15] Sonra siz bunun arkasından hic subhesiz ki oluler (olacaksınız)

    [16] Sonra siz kıyamet gununde muhakkak diriltilib kaldırılacaksınız

    [17] Andolsun ki biz sizin ustunuzde yedi yol yaratdık. Biz yaratmakdan gaafiller degiliz

    [18] Gokden de yetecek kadar su indirdik de onu yerde iskan etdik. Hic subhesiz ki biz onu gidermiye de kaadiriz

    [19] Iste bununla sizin icin hurmalıklardan, uzumluklerden nice bagceler, baglar yapdık ki iclerinde sizin icin bir cok yemisler vardır, onlardan yersiniz de

    [20] (Sizin icin) Tuur-i sina´dan cıkan bir agac da (yaratdık) ki o (yerden) yagıyle ve yiyen kimselere bir katıkla beraber biter

    [21] Davarlarda da sizin icin elbette bir ibret vardır. Karınlarının icinde bulunanlardan size iciririz. Onlarda size daha bir cok faideler vardır. Onlardan yersiniz de

    [22] Hem onların uzerine, hem gemilerin ustune yukledilirsiniz

    [23] Andolsun biz Nuuhu kavmine (peygamber olarak) gonderdik de dedi ki: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hicbir Tanrınız yokdur. (Haala Onun ıkaabından) sakınmayacak mısınız»

    [24] Bunun uzerine kavminden ileri gelen kafir bir guruh (soyle) dedi: «Bu, sizin gibi bir insandan baskası degildir. Size karsı sereflenmek, ustunluk (saglamak) istiyor o. Eger Allah (peygamber gondermek) dileseydi elbette (bize) melekler indirirdi. Biz evvelki atalarımızdan bunu duymadık»

    [25] «Kendisinde delilik olan bir adamdan baskası degildir o! Binaen´aleyh bir zamana kadar onu gozetleyin»

    [26] (Nuuh): «Hey Rabbim, dedi, onların beni tekzib etmelerine mukaabil sen bana yardım et»

    [27] Biz de ona (soyle) vahyetdik: «Bizim nezaaretimiz ve vahyimizle gemi yap sen. Nihayet (helaklerine) emrimiz gelib de o fırın kaynayınca ona her (nev´i hayvanlardan erkek ve disi) ikiser cift ile aileni alıb icerisine gir. (Kavminin) icinden aleyhlerine soz gecmis (hukum giymis) olanlar mustesna. O zulmedenler (in kurtulması) hakkında bana hitabda bulunma. Cunku onlar bogul (mıya mahkum ol) muslardır»

    [28] Artık sen, maiyyetinde bulunanlarla beraber, geminin ustune dogrulunca (soyle) de: «Bizi o zaalimler guruhundan selamete erdiren Allaha hamd olsun»

    [29] (Soyle de) de: «Rabbim, beni bereketli bir menzile kondur. Sen konuklayanların en hayırlısısın»

    [30] Subhe yok ki bunda nice ibretler vardır. Biz elbette (insanları) imtihaana cekenleriz

    [31] Sonra onların ardından diger bir nesil yaratdık

    [32] Onlara da aralarında kendilerinden bir peygamber gonderdik. «Allaha kulluk edin. Sizin Ondan baska hicbir Tanrınız yokdur. (Haala azab-ı ilahiden) sakınmayacak mısınız?» (dedi)

    [33] Onun kavminden — kendilerine dunya hayatında refah verdigimiz halde kufr (-u inkar) eden, ahirete kavusmayı yalan sayan — bir guruh dedi ki: «Bu, sizin gibi bir beserden baskası degildir. Sizin yediklerinizden yiyor, icdiklerinizden iciyor»

    [34] «Eger kendiniz gibi bir insana boyun egerseniz, andolsun ki, bu takdirde siz mutlakaa husraana dusenlersinizdir»

    [35] «Oldugunuz ve bir toprak, bir kemik oldugunuz vakit sizin her halde (diri olarak kabirlerinizden) cıkarılmıs olacagınızı mı va´d (ve tehdid) ediyor o»

    [36] «Tehdid olunageldiginiz o sey ne kadar uzak, ne kadar uzak»

    [37] «O (ya´ni hayaat) bizim (su) dunya hayaatımızdan baskası degildir. Oluruz yasarız. (Fakat) biz (tekrar) diriltilecekler degiliz»

    [38] «O, Allaha karsı yalan duzen bir adamdan baskası degildir. Biz onu tasdıyk ediciler degiliz»

    [39] (O peygamber): «Rabbim, dedi, beni tekzib etmelerine mukaabil Sen bana yardım et»

    [40] Buyurdu: «Az bir (zamanda) her halde pesiman olacaklar onlar»

    [41] Iste onları o mudhis (azab) sayha (sı), (Allahın bir) adalet (i) olmak uzere, hemen yakalayıverdi de bir corcop haaline getirdik onları. Artık uzak olsun zaalimler guruhu

    [42] Sonra onların ardından da baska baska nesiller yaratdık

    [43] Hicbir ummet (helakleri icin mukadder) vaktini beriye getiremeyecegi gibi (bundan) geri de kalamazlar

    [44] Sonra peyderpey (diger) peygamberlerimizi gonderdik. Bir ummete peygamberi geldikce onu tekzib etdiler. Biz de onlardan kimini kiminin arkasına katdık (helak etdik) ve onları hikayeler yapdık. Artık uzak olsun imana gelmeyecek bir kavm

    [45] Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apacık huccetimizle Fir´avne ve onun ileri gelenlerine gonderdik de (iman etmeyi bir turlu) kibirlerine yediremediler. Onlar mutekebbir ve mustebid adamlardı

    [46] Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apacık huccetimizle Fir´avne ve onun ileri gelenlerine gonderdik de (iman etmeyi bir turlu) kibirlerine yediremediler. Onlar mutekebbir ve mustebid adamlardı

    [47] Onun icin dediler ki: «Kavmleri bize kulluk edib dururlarken bizim gibi iki besere iman mı edecek misiz»

    [48] Iste onları tekzib etdiler ve helak edilenlerden oldular

    [49] Andolsun ki biz Musaya, (kavmi) belki hidayete kavusurlar diye, o kitabı (Tevratı) verdik

    [50] Meryemin oglunu da, anasını da (kudretimize) bir ayet (ibret) kıldık. Onları duz (ya´ni oturmıya yarar) ve akar suya malik bir tepede barındırdık

    [51] Ey Resuller, temiz ve halal olan seylerden yeyin. Guzel amel (ve hareket) lerde bulunun. Cunku ben ne yaparsanız hakkıyle bilenim

    [52] Su (insanlar) birtek ummet haalinde sizin ummetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Benden korkun

    [53] Fakat (o kavmler) dinlerde (muhtelif) fırkalara ayrılmak, her fırka kendi ellerindeki (nezdlerindeki din) ile boburlenmek suretiyle parca parca oldular

    [54] Simdi sen onları bir vakta kadar sapıklıkları icinde bırak

    [55] Onlar kendilerine imdad etdigimiz (verdigimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdigimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (isin) farkına varmıyorlar

    [56] Onlar kendilerine imdad etdigimiz (verdigimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdigimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (isin) farkına varmıyorlar

    [57] Hakıykaten Rablerini buyuk tanıyıb (Onun korkusuyle) rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmekde sebat gosterenler, Rablerine es tutmaz olanlar, Rablerinin huzuruna doneceklerinden yurekleri kork (u ile carp) arak vergilerini verenler (yok mu?) Iste bunlardır ki hayırlarda sur´at yarısı yaparlar ve bunlar onun icin ta onde gidenlerdir

    [58] Hakıykaten Rablerini buyuk tanıyıb (Onun korkusuyle) rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmekde sebat gosterenler, Rablerine es tutmaz olanlar, Rablerinin huzuruna doneceklerinden yurekleri kork (u ile carp) arak vergilerini verenler (yok mu?) Iste bunlardır ki hayırlarda sur´at yarısı yaparlar ve bunlar onun icin ta onde gidenlerdir

    [59] Hakıykaten Rablerini buyuk tanıyıb (Onun korkusuyle) rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmekde sebat gosterenler, Rablerine es tutmaz olanlar, Rablerinin huzuruna doneceklerinden yurekleri kork (u ile carp) arak vergilerini verenler (yok mu?) Iste bunlardır ki hayırlarda sur´at yarısı yaparlar ve bunlar onun icin ta onde gidenlerdir

    [60] Hakıykaten Rablerini buyuk tanıyıb (Onun korkusuyle) rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmekde sebat gosterenler, Rablerine es tutmaz olanlar, Rablerinin huzuruna doneceklerinden yurekleri kork (u ile carp) arak vergilerini verenler (yok mu?) Iste bunlardır ki hayırlarda sur´at yarısı yaparlar ve bunlar onun icin ta onde gidenlerdir

    [61] Hakıykaten Rablerini buyuk tanıyıb (Onun korkusuyle) rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmekde sebat gosterenler, Rablerine es tutmaz olanlar, Rablerinin huzuruna doneceklerinden yurekleri kork (u ile carp) arak vergilerini verenler (yok mu?) Iste bunlardır ki hayırlarda sur´at yarısı yaparlar ve bunlar onun icin ta onde gidenlerdir

    [62] Biz hicbir kimseye gucunun yeteceginden baskasını teklif etmeyiz. Nezdimizde hakkı soyleyen bir kitab vardır. Onlar asla haksızlıga ugratılmazlar

    [63] Hayır, onların (kafirlerin) kalbleri bundan (derin bir) cehalet icindedirler. Hem Onların bundan baska bizzat islemekde oldukları daha nice (kotu) amel (ve hareket) leri de vardır

    [64] Nihayet refah icinde olanlarını azab ile yakaladıgımız vakit onlar hemen feryad ve istimdad edeceklerdir

    [65] Bu gun (bihude) sızlanmayın. Cunku siz bizden (kurtulmıya) yardım edilmeyeceksiniz

    [66] Karsınızda ayetlerimiz okunuyordu da siz bunu kibrinize yediremiyerek gerisin geri donuyor, geceleyin de (cemaat halinde ve Beytin etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz

    [67] Karsınızda ayetlerimiz okunuyordu da siz bunu kibrinize yediremiyerek gerisin geri donuyor, geceleyin de (cemaat halinde ve Beytin etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz

    [68] Bu (hak) sozu iyice dusunmediler mi hic? Yoksa kendilerine evvelki (atalarına) gelmeyen bir sey (bir kitab ve bir peygamber) mi geldi

    [69] Yahud kendi peygamberlerini tanımadılar da simdi onu inkar mı edicilerdir onlar

    [70] Yoksa «Onda bir delilik var» mı diyorlar? Bil´akis o (peygamber) onlara hakkı (Kur´anı) getirmisdir. (Fakat) onların cogu hakkı cirkin gorenlerdir

    [71] Eger Hak onların heva (ve heves) lerine tabi´ olsaydı goklerde, yerde ve bunların icinde bulunan kimseler muhakkak ki fesada ugrar (nizaamından cıkar) dı. Hayır, biz onlara (ancak) zikir (ve seref) lerini getirdik. Onlarsa kendilerinin (bu) zikrinden yuz ceviricidirler

    [72] Yoksa sen onlardan bir hare (ucret) mi istiyorsun?! Iste Rabbinin harcı! (O) daha hayırlıdır. O, rızk verenlerin en hayırlısıdır

    [73] Hakıykatde sen onları dogru bir yola da´vet ediyorsun

    [74] Ahirete iman etmez olanlar, mutlakaa (dogru) yoldan sapanlardır

    [75] Eger biz onlara acıyıb da kendilerindeki zararı giderecek olursak yine serseriyane azgınlıklarında muhakkak devam ve inad edeceklerdir

    [76] Andolsun ki biz onları (evvelce de aclık) azab (ı) ile yakaladık da yine Rablerine bas egmediler. Onlar yalvarıb yakarmazlar

    [77] Nihayet uzerlerine azabı cetin bir kapı acdıgımız vakit (gorursun ki) onlar bunun icinde umidsizlikle donub kalmıslardır

    [78] O, sizin icin o kulakları, o gozleri, o gonulleri yaratandır. (Boyle iken) ne az sukredersiniz

    [79] O, sizi yer (yuzun) de yaratıb turetendir. Hepiniz ancak Ona (donub) toplanacaksınız

    [80] O, hem dirilten, hem oldurendir. Gece ile gunduzun ihtilafı da Onun (eseri) dir. Haala aklınızı kullanmayacak mısınız

    [81] Hayır, onlar evvelkilerin dedigi gibi dediler

    [82] Onlar «Oldugumuz ve bir toprak ve kemik oldugumuz zaman mı, hakıykaten biz mi diriltilib kaldırılacakmısız?» demislerdi

    [83] «Andederiz ki bize de, atalarımıza da daha once bu va´d olunmusdur. Bu, evvelkilerin masallarından baska bir sey degildir»

    [84] (Sen Habibim, onlara) de ki: «Kimindir o yer ve ondaki (butun mahluk) lar, biliyor musunuz»

    [85] «Allahındır» diyecekler. «O halde iyiden iyi dusunub de ibret almaz mısınız siz? de

    [86] (Yine) de ki: «Kim o yedi gogun Rabbi ve o buyuk arsın saahibi»

    [87] (Yine bunlar) «Allahındır» diyecekler. Sen de (soyle) de: «Oyledir de (Allahdan baskasına tapmakdan) sakınmaz mısınız»

    [88] De ki: «Her sey´in mulk (-u tasarruf) u elinde bulunan kimdir, ki daima O himaaye ediyor, kendisi asla himayeye muhtac olmuyor? (Haydi soyleyin) biliyorsanız»

    [89] (Buna karsı da yine «Hepsi) Allahındır» diyecekler. De ki: «O halde nasıl olub da boyle buyuleniyorsunuz»

    [90] Hayır, biz onlara hakıykatı getirdik. Onlarsa muhakkak yalancıdırlar

    [91] Allah hicbir evlad edinmemisdir. Onunla birlikde hicbir Tanrı da yokdur. (Oyle olsaydı) bu takdirde elbette her Tanrı kendi yaratdıgını (surukler) goturur ve elbette kimi kiminin ustune cıkıb (galebe edib) yukselirdi. Allah, onların butun vasf (-u isnad) etdiklerinden munezzehdir

    [92] (Oyle Allah ki) gizliyi de, asikarı da bilendir O. Iste O, (kafirlerin kendisine) katdıkları eslerden (munezzehdir), cok yucedir

    [93] De ki: «Rabbim, eger onların tehdid edilmekde oldukları (azabı) herhalde bana gostereceksen»

    [94] «O halde, Rabbim, beni zaalimler guruhunun icinde bırakma»

    [95] Hakikat, biz onlara va´d (ve tehdid) etdigimizi sana gostermiye de elbette kaadiriz

    [96] Sen kotulugu en guzel (haslet) le defet. Biz onların neler vasf etmekde olduklarını cok iyi bileniz

    [97] Ve de ki: «Rabbim, seytanların durtusdurmelerinden (vesveselerinden) sana sıgınırım»

    [98] «Rabbim, onların huzuurumda bulunmalarından sana sıgınırım»

    [99] Nihayet onlardan her birine olum gelib catınca (tekrar tekrar soyle) diyecekdir: «Rabbim, beni (dunyaye) geri gonder»

    [100] Taki ben zaayi´ etdigim (omrum) mukaabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım». Hayır, onun soyledigi bu soz (hakıykatde) bos lafdan ibaretdir, onlerinde ise diriltilib kaldırılacakları gune kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır

    [101] Suur´a ufuruldugu zaman da artık aralarında o gun (boburlenecekleri) soyları soplar (ı) olmadıgı gibi (birbirinin haalini) de sorusmazlar onlar

    [102] Artık kimin (sevab) tartıları agır gelirse onlar korkduklarından emin, umduklarına nail olanların ta kendileridir

    [103] Kimin de tartıları hafif gelirse onlar kendilerine yazık edenlerdir. (Onlar) cehennemde ebedi kalıcıdırlar

    [104] (Cehennemin) ates (i) yuzlerine vurub yakacak, orada onlar, disleri sırıtıb, kalacakdır

    [105] (Onlara soyle denilecek:) Karsınızda ayetlerim okunurken onları tekzib eden siz degil miydiniz

    [106] Dediler (diyecekler): «Ey Rabbimiz, bedbahtlıgımız bize galebe etmisdi. Dogru yoldan sapanlar guruhu idik biz»

    [107] «Ey Rabbimiz, bizi buradan cıkar. Eger (yine kufre) donersek artık hic subhesiz ki biz zaalimlerizdir»

    [108] (Soyle) buyurdu (buyuracak): «Yıkılıb gidin icerisine! Bana (bir sey) soylemeyin»

    [109] Cunku kullarımdan bir zumre vardır ki onlar: «Ey Rabbimiz, iman etdik. Bizi yarlıga, bizi esirge. Sen esirgeyenlerin en hayırlısısın» derlerken

    [110] Siz onları eglence edindiniz. Hatta bu, beni hatırlamayı size unutdurdu. Siz onlara (istihza ile) guluyordunuz

    [111] Ben (sizin o istihza ve ezalarınıza) sabr (ve tehammul) etdiklerine mukaabil bugun onları (mu´minleri) mukafatlandırdım. Subhesiz ki onlar muradlarına erenlerin ta kendileridir

    [112] Buyurdu (buyuracak :) «Yerde kac yıl kaldınız»

    [113] Dediler (diyecekler): «Bir gun, yahud bir gunun bir kısmı (muddetle) kaldık. Sayanlara sor simdi»

    [114] Buyurdu (buyuracak) ki: «Az bir zamandan (fazla) kalmadınız! (Cehennemde kalacagınız ebedi zamanları) hakıykaten bir bilseydiniz»

    [115] «Ya sizi ancak bos yere yaratdıgımızı ve sizin hakıykaten bize dondurulmeyeceginizi mi sandınız»

    [116] (Kayıdsız sartsız) mulk (ve tasarruf) ancak kendi hakkı olan Allah (boyle abes ve zatine yakısmayacak seylerden) cok yucedir. Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. Ars-ı kerimin Rabbidir (O)

    [117] Kim Allah ile beraber diger bir Tanrıya, bunu (isbat edecek) hicbir delili olmamasına ragmen, taparsa onun hesabı (cezası) ancak Rabbi nezdindedir. Hakıykat sudur ki kafirler korkduklarından emin, umduklarına nail olamıyacaklardır

    [118] (Habibim) de ki: «Ey Rabbim, (mu´minleri) yarlıga, esirge. Sen acıyanların en hayırlısısın»

    Nûr

    Surah 24

    [1] (Bu), indirdigimiz ve (hukumlerinin tatbıykını) farz kıldıgımız bir suredir. Onda acık acık ayetler indirdik. Taki iyice belleyib ibret alasınız

    [2] Zina eden kadınla zina eden erkekden her birine yuzer degnek vurun. Eger Allaha ve ahiret gunune inanıyorsanız bunlara, Allahın dini (ni tatbıyk) hususunda, acıyacagınız tutmasın. Mu´minlerden bir zumre de bunların azabına (bu cezalarına) sahid olsun

    [3] Zina eden erkek; zina eden veya musrik olan kadından baskasını nikahlamaz. Zina eden kadını da zina eden veya musrik olan bir erkekden baskası nikahlamaz. Bu (suretle evlenmek) mu´minler uzerine haraam kılınmısdır

    [4] Namuslu ve hur kadınlara (zina isnadiyle) iftira atan, sonra (bu babda) dort sahid getirmeyen kimseler (in her birine) de seksen degnek vurun. Onların ebedi sahiciliklerini kabul etmeyin. Onlar faasıkların ta kendileridir

    [5] Meger ki bu (hareketden) sonra tevbe (ve rucu´) ve (hallerini) ıslah ederler. Cunku Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [6] Zevcelerine zina isnad eden ve kendilerinin kendilerinden baska sahidleri de bulunmayan kimseler (e gelince:) onlardan her birinin (yapacagı) sahidlik, kendisinin hakıykaten saadıklardan oldugunu Allaha yemin (ile) dort (defa ifade ve tekrar edecegi) sahidlikdir

    [7] Besinci (sehadet) de eger yalancılardan ise Allahın la´neti muhakkak kendisinin ustune (olmasını ifade etmesi) dir

    [8] O (kadın) ın billahi onun (zevcinin) muhakkak yalancılardan olduguna dort (defa) sehadet etmesi, besincide de eger o (zevci) saadıklardan ise muhakkak Allahın gazabı kendi uzerine (olmasını soylemesi) ondan (o kadından) bu azabı (cezayı) defeder

    [9] O (kadın) ın billahi onun (zevcinin) muhakkak yalancılardan olduguna dort (defa) sehadet etmesi, besincide de eger o (zevci) saadıklardan ise muhakkak Allahın gazabı kendi uzerine (olmasını soylemesi) ondan (o kadından) bu azabı (cezayı) defeder

    [10] Ya uzerinizde Allahın fazl-u rahmeti olmasaydı, ya hakıykat Allah tevbeleri kabul eden yegane hukum ve hikmet saahibi olmasaydı (haaliniz neye varırdı)

    [11] O uydurma haberi (iftirayı) getirenler icinizden (mahdud) bir zumredir. Onu (o yalanı) sizin icin bir sey sanmayın. Bil´akis o, sizin icin bir hayırdır. Onlardan herkese kazandıgı gunah (nisbetinde ceza) vardır. Onlardan (gunah) ın buyugunu der´uhde (ve irtikab) eden o adam (yok mu? iste) en buyuk azab onundur

    [12] Onu isitdiginiz vakit erkek mu´minlerle kadın mu´minlerin, kendi vicdanları (onunde), iyi bir zanda bulunub da «Bu, apacık bir iftiradır» demeleri (lazım) degil miydi

    [13] Buna karsı dort sahid getirmeli degil miydiler? Maadem ki onlar (bu) sahidleri getiremediler, o halde onlar Allah indinde yalancıların ta kendileridir

    [14] Eger dunyada ve ahiretde Allahın fazl-u rahmeti ustunuzde olmasaydı icine daldıgınız (bu) yaygaradan dolayı sizi her halde buyuk bir azab carpardı

    [15] O zaman siz o (iftirayi) dillerinizle (birbirinize) yetisdiriyordunuz, (hakkında) hic bir bilginiz olmayan sey´i agızlarınızla soyluyordunuz, ve bunu kolay sanıyordunuz. Halbuki o (nun gunahı) Allah indinde buyukdur

    [16] Onu duydugunuz zaman: «Bunu soylememiz bize yakısmaz. Haasa. Bu, buyuk bir iftiradır» demeniz (lazım) degil miydi

    [17] Eger siz iman eden (kimse) lerseniz boyle bir sey´e hayatda bulundugunuz muddetce bir daha donmenizi Allah haraam kılıyor

    [18] Ve (iste) size ayetlerini acık acık bildiriyor. Allah (her sey´i) hakkıyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [19] Kotu sozlerin iman edenlerin icinde yayılıb duyulmasını arzu edenler (yok mu?) Dunyada da, ahiretde de onlar icin pek acıklı bir azab vardır. (Onları) Allah bilir, siz bilmezsiniz

    [20] Ya uzerinizde Allahın fazl-u rahmeti olmasaydı, ya hakıykat Allah cok esirgeyici, cok merhametli olmasaydı (haaliniz neye varırdı)

    [21] Ey iman edenler, seytanın adımları ardınca gitmeyin. Kim seytanın adımlarına uyarsa subhesiz ki o, kotulugu ve gayr-i mesruu emreder. Eger uzerinizde Allahın fazl-u rahmeti olmasaydı icinizden hicbiri (niz) ebedi temize cıkmazdı. Ancak Allahdır ki kimi dilerse temize cıkarır. Allah hakkıyle isiden, (her sey´i) kemaliyle bilendir

    [22] Sizden (dinde) fazıylet ve (dunyada) servet saahibi olanlar, akrabaasına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin, afvetsin, aldırıs etmesin. Allahın sizi yarlıgamasını sevmez misiniz? Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [23] Namuslu, (kotuluklerden) habersiz mu´min kadınlara (iftira) atanlar dunyada da, ahiretde de la´netlendiler. Onlar icin buyuk de bir azab var

    [24] O gunde ki aleyhlerinde kendi dilleri, kendi elleri, kendi ayakları onların neler yapıyor idiklerine sahidlik edecekdir

    [25] O gun Allah onlara hak olan cezalarını tastamam verecek, subhesiz onlar da Allahın apasikar Hakkın ta kendisi oldugunu bileceklerdir

    [26] Kotu kadınlar (ve kotu sozler) kotu erkeklere, kotu erkekler kotu kadınlara (ve kotu sozlere), temiz kadınlar (ve temiz kelimeler) ise temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara (ve temiz kelimelere yakısır). Bunlar (o temiz kadınlar ve temiz erkekler) o (iftiracıların) diyeceklerinden cok uzakdırlar. Onlar icin magfiret ve cok serefli rızık vardır

    [27] Ey iman edenler, kendi (ev ve) odalarınızdan baska (evlere ve) odalara saahibleriyle alıskanlık peyda etmeden ve selam da vermeden girmeyin. Bu, sizin icin daha hayırlıdır. Olur ki iyice dusunur (hikmetini idrak eder) siniz

    [28] Eger orada bir kimse bulmazsanız size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Sayed size «Geri donun» denilirse donub gidin. Bu, sizin icin daha temiz (bir hareket) dir. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir

    [29] Meskun olmayan, icerisinde sizin icin bir menfaat (ve alaka) bulunan (ev ve) odalara girmenizde size bir vebal yokdur. Acıklayacagınızı da, gizleyeceginizi de Allah bilir

    [30] Mu´min erkeklere soyle: Gozlerini (harama bakmakdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri icin cok temiz (bir hareket) dir. Subhesiz ki Allah, (kullarının ne) yapacaklarından hakkıyle haberdardır

    [31] Mu´min kadınlara da soyle: gozlerini (harama bakmakdan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinetlerini acmasınlar. Bunlardan gorunen kısmı mustesna. Bas ortulerini, yakalarının ustunu (kapayacak suretde), koysunlar. Zinet (mahal) lerini kendi kocalarından, yahud kendi babalarından, yahud kocalarının babalarından, yahud kendi ogullarından, yahud kocalarının ogullarından, yahud kendi biraderlerinden, yahud kendi biraderlerinin ogullarından, yahud kız kardeslerinin ogullarından, yahud kendi kadınlarından, yahud kendi ellerindeki memlukelerden, yahud erkeklerden yana ihtiyacı olmayan (ya´ni erkeklikden kalmıs bulunan) hizmetcilerden, yahud henuz kadınların gizli yerlerine muttali´ olmayan cocuklardan baskasına gostermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Hepiniz Allaha tevbe edin ey mu´minler. Taki korkdugunuzdan emin, umdugunuza nail olasınız

    [32] Icinizden bekarları ve kolelerinizden, cariyelerinizden saalih (mu´min) olanları evlendirin. Eger fakir iseler Allah onları (evlenmeleri sayesinde) fazl (-u kerem) iyle zengin yapar. Allah (ın lutfu) boldur, (O, her sey´i) hakkıyle bilendir

    [33] Nikaha (evlenmiye care) bulamayanlar Allah kendilerini fazl (-u kerem) inden zengin kılıncaya kadar, (zinaya karsı) iffetlerini korusun. Ellerinizin malik oldugu (kole ve cariyelerden) mukatebe isteyenleri, eger onlarda bir hayır biliyorsanız, kitabete kesin, onlara Allahın size verdigi maldan verin. Dunya hayatının, gecici metaını kazanacaksınız diye cariyelerinizi, eger kendileri de iffetli olmak isterlerse, siz fuhsa mecbur etmeyin. Kim onları (buna) mecbur ederse suphesiz ki Allah onlara (o cariyelere) kendilerinin ikrahlarından sonra da cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [34] Andolsun ki biz (din hukumlerini) acık acık bildiren ayetler, sizden evvel gelib gecmis olanlardan misal (ler), takvaya erenler icin de ogud (ler) indirdik

    [35] Allah, goklerin ve yerin nuurudur. Onun nuurunun sıfatı, sanki icinde bir cerag bulunan bir hucredir. O cerag bir sırca (kandil) icindedir. O sırca (kandil) de sanki bir inci (gibi parıldayan) bir yıldızdır ki gunesin dogdugu yere de, battıgı yere de nisbeti olmayan mubarek bir agacdan, zeytinden tutusdurulub yakılır. Onun yagı, kendisine bir ates dokunmasa da, hemen hemen ısık verir. (Bu ısık da) nuur ustune nuurdur, Allah kimi dilerse onu nuruna kavusdurur. Allah insanlar icin meseller irad eder. Allah, her sey´i hakkıyle bilendir

    [36] (O kandil) o evlerde (yakılır ki) Allah, onların yuce tanılmasına ve iclerinde adının anılmasına izin vermisdir. Onlar buralarda sabah ve aksam Onu (Allahı) tesbih (ve tenzih) eder (ler)

    [37] (Oyle) adamlar (vardır ki) onları ne bir ticaret, ne bir alıs veris Allahı zikretmeliden, dosdogru namaz kılmakdan, zekatı vermekden alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gozlerin (dehsetle) donecegi gonden korkarlar

    [38] Cunku Allah, kendilerini isledikleri amellerin en guzeliyle mukafatlandıracak, onlara fazlından daha ziyadesini de verecekdir. Allah kimi dilerse onu sayısız rızıklandırır (Sevaba kavusdurur)

    [39] O kafirler (e gelince:) Onların amelleri (etrafında daglar ve tepeler gorunmeyen) dumduz ve engin collerdeki bir serab gibidir ki susayan onun bir su oldugunu sanır. Nihayet o, buna vardıgı zaman onu bir sey olarak bulamamısdır. Kendi (ameli) yanında (yalınız) Allahı bulmusdur. O da onun hesabını tastamam vermisdir. Allah, hesabı cok sur´atli olandır

    [40] Yahud (kafirlerin ameli) oyle derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu (o denizi) bir dalga kaplayıp burumekdedir. Bunun ustunde bir dalga, onun ustunde de bir bulut. (Hulasa) birbiri ustune (yıgılmıs tabaka tabaka) karanlıklar. (Hani) o (raya dusen bir kimse) elini cıkardıgı vakit hemen hemen bunu bile goremez. Allah kime nuur vermemisse artık onun icin bir ısık yokdur

    [41] Gor (mus gibi bil) medin mi, goklerde ve yerdekiler ve havada kanatlarını carpa carpa ucan kuslar hakıykatde hep Allahı tesbihy (ve tenzih) ediyor (lar. Hem) her biri duaasını da, tesbiyhini de muhakkak bilmisdir. Allah, ne yaparlarsa hakkıyle bilendir

    [42] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Allahındır. Donus ancak Allahadır

    [43] Gormedin mi su hakıykatı ki Allah bulutları (diledigi yere) suruyor, sonra aralarında bir imtizac haasıl ediyor, sonra da onu (bir biri ustune binmis) bir yıgın haaline getiriyor. Iste goruyorsun ki yagmur bunların arasından cıkıyor. (Allah), icinde dolu bulunan gokden (yukarıdan) ba´zı daglar indiriyor da bununla kimi dilerse ona musiybet veriyor, kimi de dilerse ondan bunu bertaraf ediyor. Onun simseginin parıltısı nerdeyse gozleri calıb kamasdırır

    [44] Allah gece ile gunduzu evirib ceviriyor. (Butun) bunlarda (gorur) gozlere malik olanlar icin elbette birer ibret vardır

    [45] Allah her hayvanı sudan yaratdı. Iste bunlardan kimi karnı ustunde yuruyor, kimi iki ayagı ustunde yuruyor, kimi de dort (ayagı) ustunde yuruyor. Allah ne dilerse yaratır. Cunku Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [46] Andolsun ki biz acık acık ayetler indirdik. Allah, kimi dilerse onu dogru yola iletir

    [47] (Munafıklar): «Allaha da, peygambere de inandık, itaat etdik» derler de sonra bunun arkasından iclerinden bir zumre yuz cevirirler. Bunlar mu´min adamlar degildir

    [48] Onlar, aralarında hukmetmesi icin, Allahın resulune da´vet edildikleri vakit (bakarsın ki) bir fırkası hemen yuz cevirib donucudurler

    [49] Eger hak kendilerinin lehinde ise itaatle kosa kosa ona gelirler

    [50] Kalblerinde bir (kufur) maraz (ı) mı var bunların? Yoksa (onun hak peygamberliginden) subhe mi etdiler? Yahud Allahın ve resulunun kendilerine haksızlık edeceginden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zaalimler (haksızlar) kendileridir

    [51] Mu´minlerin — aralarında hukmetmek uzere Allahın resulune da´vet olundukları vakit — sozu ancak: «Dinledik, itaat etdik» demeleridir. Iste asıl muradlarına erenler bunlardır

    [52] Kim Allaha ve resulune itaat ederse, (gecmis gunahlarından dolayı) Allahdan korkarsa, (gelecek gunahlarından nasi de) Ondan sakınırsa kurtulusu bulanlar da bunların ta kendileridir

    [53] (Munafıklar) eger kendilerine emr edersen (cihada) behemehal cıkacaklarına, olanca hızlarıyle, yemin etdiler. (Onlara) de ki: «(Bihude) yemin etmeyin. (Bu), adet (iniz) vech ile (sade dilinizin geveledigi) bir itaatdır. Subhesiz ki Allah, yapageldiginiz seylerden hakkıyle haberdardır»

    [54] De ki: «Allaha itaat edin, peygambere itaat edin». Eger yine yuz cevirib donerseniz onun (peygamberin) uhdesine dusen ancak ona yuklenilen (vazıyfe-i teblig) dir. Sizin ustunuze dusen (vazife) de size yukletilen (itaat) dir. Eger ona itaat ederseniz dogru yolu bulursunuz. Peygambere aid olan (vazife) apacık tebligden baskası degildir

    [55] Allah, icinizden iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) de bulunanlara yemin ile va´d etdi ki kendilerinden evvel gelenleri nasıl (kafirlerin) yerine getirdi (haakim kıldı) ise onları da yer (yuzun) de muhakkak (musriklerin) yerine gecir (ib hukumran ede) cek, onlara kendileri icin begendigi dini (Islamı) her halde paydar kılacak, onların korkuların (ı uzerlerinden kaldırdık) dan sonra (hallerini) kat´i bir eminlige cevirecekdir. (Taki) onlar (bu guvenlik icinde) bana ibadet etsinler, bana hicbir sey´i ortak tutmasınlar. Kim bundan sonra nankorluk ederse artık onlar faasıkların ta kendileridir

    [56] Namazı dosdogru kılın, zekatı verin, o resule itaat edin. Taki ilahi rahmete kavusdurulasınız

    [57] Sakın o kufredenlerin yer (yuzun) de (bizi) aaciz bırakıcı olduklarını sanma. Onların varacakları yer atesdir. Subhesiz o, ne kotu bir donusdur

    [58] Ey iman edenler, sag elinizin malik oldugu (kole ve cariyeler), bir de sizden olub da henuz bulug cagına girmemis (kucuk) ler (su) uc vakıtda, sabah namazından once, ogle sıcagından elbisenizi cıkaracagınız zaman, bir de yatsı namazından sonra (odanıza girecek olurlarsa) sizden izin istesin (ler. Bu) uc (vakit) sizin icin avret (ve halvet vakıfları) dir. Bunlardan sonra ise birbirinizi dolasmanızda ne sizin uzerinize, ne onların uzerine bir vebal yokdur. Allah, ayetleri size boylece acıklar. Allah (her sey´i) hakkıyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [59] Sizden olan (hur) cocuklar bulug cagına ulasdıgı zaman kendilerinden evvelkilerin izin istedigi gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini boylece beyan eder. Allah (her sey´i) hakkıyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [60] Kadınlardan hayızdan, evladdan kesilmis, artık nikaha umidleri kalmamıs (olan ihtiyarlara gelince: gizli) zinet (mahalleri) ni erkeklere gostermemeleri sartiyle (dıs) rubalarını bırakmalarında onlar icin bir gunah yokdur. (Bununla beraber bundan da) sakınmaları (ve ortunmeleri) kendileri icin daha hayırlıdır. Allah, hakkıyle isiden, hakkıyle bilendir

    [61] A´maaya gore bir harec (darlık ve gunah) yok. Topala gore bir harec yok. Hastaya gore bir harec yok. Size gore de (gerek) kendi evlerinizden gerek babalarınızın evlerinden, gerek annelerinizin evlerinden, gerek biraderlerinizin evlerinden, gerek kız kardeslerinizin evlerinden, gerek amcalarınızın evlerinden, gerek halalarınızın evlerinden, gerek dayılarınızın evlerinden, gerek teyzelerinizin evlerinden, gerek (baskasına aid olub da) anahtarlarına malik (ve hazinedarı) bulundugunuz (evler) den, yahud da saadık dostlarınız (ın evlerinden) yemenizde de (bir harec yokdur). Hep bir arada toplu olarak da, dagınık dagınık da yemenizde dahi harec yok. (Su kadar ki) evlere girdiginiz vakit Allah tarafından mubarek ve pek guzel bir saglık (dilemis) olmak uzere kendinize selam verin. Iste Allah ayetleri size boylece beyan eder. Taki anlayasınız

    [62] Mu´minler ancak Allaha ve resulune iman edenler ve onun (peygamberin) maiyyetinde cem´iyyetli bir is uzerinde bulundukları vakit ondan izin isteyib alıncaya kadar (bırakıb) gitmeyenlerdir. Hakıykat, senden izin isteyenler (yok mu?) onlar Allaha ve resulune iman edenlerdir. O halde ba´zı isleri icin senden izin istedikleri zaman sen de onlardan diledigin kimseye destur ver ve kendileri icin Allahdan magfiret iste. Cunku Allah, cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [63] Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi cagırdıgınız gibi, cagırmayın. Icinizden yekdigerini siper ederek sıvısıp gidenleri muhakkak ki Allah biliyor. Artık Onun emrinden uzaklasıb gidenler kendilerini (dunyada) bir fitne (ve bela) carpmasından, yahud (ahıretde) onlara pek acıklı bir azab (gelib) catmasından cekinsin (ler)

    [64] Gozunuzu acın: Subhesiz goklerde ve yerde ne varsa Allahındır. O, sizin ne uzerinde bulundugunuzu ve (muhaaliflerin) kendisine donduru (lub goturu) lecekleri gunu muhakkak biliyor. Onlara neler yapdıklarını haber verecekdir O. Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    Furkan

    Surah 25

    [1] Furkaanı, aalemlerin (ilahi azab ile) bir korkutucusu olsun diye, kuluna indiren (Allahın sanı) ne yucedir

    [2] (O Allah) ki goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Onundur. Hicbir evlad edinmemisdir O. Mulkunde Onun bir ortagı da yokdur. O, her sey´i yaratıb ona bir nizam vermis, onun mukadderaatını ta´yin etmisdir

    [3] (Kafirler) Onu bırakıb da bir takım Tanrılar edindiler ki bunlar hicbir sey yaratmazlar. (Bil´akis) kendileri yaratılıb durmakdadırlar. Onlar nefisleri icin bile ne bir zarar (ı gidermiye), ne de bir faide (yi celbe) muktedir olamazlar. Oldurmiye, diriltmiye, olenleri yeniden diriltib kabirden cıkarmıya ise hic guceri yetmez

    [4] O kafirler: «Bu (Kur´an) onun uydurdugu yalandan baska (bir sey) degildir. Bu hususda diger bir zumre de ona yardım etmisdir.» dediler de muhakkak bir haksızlık ve tezvir (meydana) getirdiler

    [5] (Soyle) dediler: «(Bu ayetler) onun baskasına yazdırıb da kendisine sabah aksam okunmakda olan, evvelkilere aaid masallardır»

    [6] (Onlara) de ki: «Onu goklerde ve yerdeki gaybı bilen (Allah) indirdi.» Subhesiz ki O, (bilhassa mu´minleri) cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [7] (Yine) dediler: «Bu, nasıl peygamber? (Bizim gibi) yemek yiyor, carsılarda yuruyor! Ona bir melek indirilib de (bu suretle) maiyyetinde (kendisini tasdıyk eden) bir inzarcı (yasakcı) bulunmalı degil miydi»

    [8] «Yahud ona (gokden) bir hazine atılmalı, yahud onun, (meyvelerinden) yiyecegi bir bostanı bulunmalı degil miydi»? O zaalimler (kafirler, mu´minlere) dedi ki: «Siz buyulenmis bir adamdan baskasına tabi´ olmuyorsunuz»

    [9] Bak, senin icin ne misaller (kıyaslar) getirip sapdılar. Artık onlar (hidayete) hicbir yol bulamazlar

    [10] (Allahın sanı) ne yucedir ki O, dilerse sana bunlardan daha hayırlı olmak uzere (bu dunyada dahi) altından ırmaklar akıb duran cennetler verir, senin icin saraylar yapar

    [11] Onlar (yalınız o sozleri soylemekle kalmadılar) bil´akis o saati de yalan saydılar. Biz o saati tekzib edenlere oyle cılgın bir ates hazırladık ki

    [12] O, kendilerini uzak bir yerden gordugu zaman onlar bunun o mudhis gazablanısını ve ugultusunu duyacaklardır

    [13] Elleri boyunlarına baglı olarak onun en dar yerine atıldıkları vakit orada (Yetis ey) helak (diye) bagırırlar

    [14] (Onlara denilir ki:) «Bu gun bir (kerre) helale (olmayı) cagırmayın, bircok (defalar) helak (olmayı) cagırın»

    [15] De ki: «Bu mu hayırlı, yoksa muttakıylere va´d olunan ebedilik cenneti mi? Ki bu, onlar icin bir mukafat, bir merci´dir

    [16] Orada ne dilerlerse, kendileri de muhalled olarak, onların. Bu, Rabbinin uzerinde (incazı) istenen (beklenen) bir va´ddir

    [17] (Rabbin) onları da, Allahdan gayri tapdıklarını da (mahserde) bir araya toplayıb da: «Siz mi su kullarımı sapdırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıtdılar?» diyecegi gun

    [18] (gorursun ki) onlar (soyle) demislerdir: «Seni tenzih ederiz. Seni bırakıb da baska veliler edinmemiz bize yakısmaz. Fakat (gerek) onları (n) ve (gerek) ataları (nın azab muddetlerini) kendin uzatdın da nihayet zikri unutdular ve helak (e mahkum) bir kavm oldular»

    [19] Iste (tapdıklarınız) sizi, dedikleriniz hakkında, kat´i suretde yalancı cıkarmıslardır. O halde ne (azabınızı) dondurmiye, ne de (bu hususda) herhangi bir yardıma asla muktedir olamayacaksınız. Sizden kim zulmederse ona buyuk bir azab tatdırırız

    [20] Biz senden evvel hicbir peygamber gondermedik (ve hic biri haaric degildi ki) muhakkak onlar da yemek yerlerdi, carsılarda yururlerdi. Sizin bir kısmınızı diger bir kısım icin bir ibtila (ve imtihan mevzuu) yapdık, sabredecek misiniz (diye). Rabbin (her sey´i) hakkıyle gorendir

    [21] Bize kavusmayı umid etmeyenler dedi (ler) ki: «Bizim uzerimize melekler indirmeli degil miydi, yahud Rabbimizi gormeli (degil mi) ydik»? Andolsun ki onlar nefislerinden kibir (ve azamet) saklamıslar, buyuk bir azgınlıkla haddi asmıslar (kustahlıga kalkısmıslar) dır

    [22] (Azab) melekleri (ni) gorecekleri gun, (evet) o gun gunahkarlara hicbir sevinc haberi yokdur. (Melekler onlara: «Size) mujde yasak edilmisdir, yasak!» diyeceklerdir

    [23] Biz onların herhangi bir amel (ve hareket) yapdılarsa (hepsinin) onune gecdik de bunları sacılmıs (ve hicbir degeri olmayan) zerreler yapdık

    [24] O gun cennet yaranının eglenib duracakları yer cok hayırlı, dinlenecekleri yer cok guzeldir

    [25] O gun sema, bulutlar (cıkıb), parcalanacak, melekler (ellerinde amel defterleri bulundugu halde hesab icin) indirilecek, indirilecek

    [26] O gun hak (ve sabit olan) mulk cok esirgeyen (Rabbin) dir. Kafirler icin ise o, pek yaman bir gun olmusdur

    [27] O gun (her) zaalim (nedametle) iki elini ısırıb: «Ne olurdu, ben o peygamberin maiyyetinde (Allaha) bir yol edineyim» diyecekdir

    [28] «Ne yazık bana! Keski fulanı dost tutmayaydım»

    [29] «Andolsun ki beni zikirden, hem o (bir devlet gibi) bana (Allah tarafından) geldikden sonra, o sapdırdı. Seytan insanı (basına bir bela gelince) yapayalınız ve yardımsız bırakandır»

    [30] Peygamber dedi ki «Ey Rabbim, kavmim hakıykat su Kur´anı metruk (bir sey) edindiler»

    [31] Biz her peygambere gunahkarlardan boyle dusman (lar) peyda etdik. Hidayet verici olarak da, hakıyki yardımcı olarak da senin Rabbin yeter

    [32] O kufredenler (soyle) dedi (ler): «Ona Kur´an bir (hamlede), toplu bir halde indirilmeli degil miydi»? Biz onu senin kalbine iyice yerlesdirmek icin boyle (yapdık). Onu (cok guzel bir nizaam ile) ayet ayet ayırdık (ve aheste aheste bildirdik)

    [33] Onlar sana bir misal getirmeye dursunlar, biz sana hakkı ve tefsirin daha guzelini getirdik

    [34] O yuzleri ustu cehenneme (surulub) toplanacaklar (yok mu?) Onların yeri cok kotu, yolu cok sapıkdır

    [35] Andolsun biz Musaya o kitabı verdik. Biraderi Harunu da maiyyetine vezir yapdık

    [36] «(Haydi) ayetlerimizi yalan sayan o kavme gidin» dedik, neticede onları tam bir helak ile imhaa etdik (edecegiz)

    [37] Nuuh kavmini de, (evet) peygamberleri tekzib etdikleri vakit biz onları da (tufan ile) bogduk ve kendilerini insanlara bir ibret yapdık. Biz zaalimler icin (daima) acıklı bir azab hazırladık

    [38] «Aad» i de, «Semuud» u da, «Ress ashaabı» nı da ve bunların arasında (gecen) bir cok (nesilleri) de (helak etdik)

    [39] Biz (onlardan) her birine (gecmislerden) misaller irad etdik. (Fakat peygamberlerini tekzib etdikleri icin) hepsini tam bir helak ile imhaa eyledik

    [40] Andolsun ki onlar (Mekkeliler) bela (ve felaket) yagmuruna tutulan o beldeye ugramıslardır. (Peki) onu da gormuyorlar mıydı? Hayır, onlar (oldukden sonra tekrar) dirilmeyi ummazlar

    [41] Seni gordukleri vakit «Bu mu Allahın peygamber olarak gonderdigi?» (derler), seni bir eglenceden baska bir sey edinmezler

    [42] (Soyle derler): «Hakıykat, eger uzerlerine (dusub) sebat gostermeseydik bizi az kaldı Tanrılarımızdan sapdıracakdı o». Onlar azabı gorecekleri vakit kim yolca daha sapıkdır, yakında bilecekler

    [43] Gordun mu o heva (ve heves) ini Tanrı edinen kimseyi? Simdi onun uzerine (Habibim) sen mi bekci olacaksın

    [44] Yoksa onların cogunu hakıykaten (soz) dinlerler, yahud akıllanırlar mı sanıyorsun? Onlar, baska degil, dort ayaklı hayvanlar gibidir. Belki yolca daha sapıkdır

    [45] Rabbin (in sun´un) a bir bakmadın mı? Golgeyi nasıl uzat (ıb yay) mısdır O? Eger dileseydi onu elbet sakin de kılardı. Sonra biz gunesi ona bir delil yapmısızdır

    [46] Sonra onu (uzanan o golgeyi nasıl) azar azar alıb kendimize cekdik

    [47] O, geceyi sizin icin (ortunecek) bir libas, uykuyu bir dinlenme, gunduzu de yeni bir hayaat (fa´aliyyet) yapandır

    [48] O, rahmetinin onunde ruzgarları bir mujde (ci) olarak gonderendir. Biz gokden tertemiz su indirdik

    [49] Onunla olu bir topraga can verelim, yaratdıgımız hayvanları ve bir cok insanları onunla sıvaralım diye

    [50] Andolsun bunu, (insanların) ibret almaları icin, aralarında cesid cesid suretlerde anlatmısızdır (yahud bu suyu evirib cevirmisizdir). Fakat insanların cogu, ille nankorluk olmak uzere, dayardılar (inadlarından donmediler)

    [51] Eger dileseydik muhakkak ki her kasabaya (fenalıkların aakıbetinden) korkutucu birer (peygamber) gonderirdik

    [52] (Vazife yalınız senin uzerindedir). O halde kafirlere boyun egme de bununla (bu Kur´an ile) onlara karsı olanca savasınla buyuk bir mucahede yap

    [53] O, iki denizi (birbirine) salıb katandır. Su tatlı ve susuzlugu gidericidir. Bu ise tuzlu ve acıdır. (Allah) aralarına bir perde, (ihtilafları) memnu olmak uzere bir sınır koymusdur

    [54] O, sudan bir beser yaratıb da onu soy sop yapandır. Rabbin (her sey´e) kemaliyle kaadirdir

    [55] (Boyle iken kafirler) Allahı bırakırlar da kendilerine ne faide, ne zarar yapmayacak olan seylere taparlar. Kafir, Rabbinin aleyhine (seytana) yardımcıdır

    [56] Biz seni (muminlerin) bir mujdeci (si), (kafirlerin) bir korkutucu (su) olmakdan baska (bir sıfatla) gondermedik

    [57] De ki: «Ben bu (tebligıma) karsı sizden hicbir ucret istemiyorum. Ancak Rabbine (dogru) bir yol tutmayı dileyen adamlar (istiyorum)

    [58] Olmek sanından olmayan O Baakıy (Teala) ya guvenib dayan, Ona hamd ite tesbih (ve Onu tenzih) et. Onun kullarının gunahlarından hakkıyle haberdar olması yeter

    [59] O, gokleri ve yeri aralarında olan seyleri altı gunde yaratan, sonra (emri) ars uzerinde hukumran olandır. Rahmandır (rahmeti umumidir). Bunu (Onun sıfatlarından) haberdar olana sor

    [60] Onlara: «Rahmana secde edin» denildigi zaman «Rahman da neymis? Senin bize emr edegeldigine mi secde edecegiz?» dediler ve (bu secde emri) onların (busbutun imandan) urkub uzaklasmalarını artırdı

    [61] Gokde burclar yaratan, onların icinde bir cerag ve nurlu bir ay barındıran (Allah) ın sanı ne yucedir

    [62] O, iyice dusunub ibret almak arzusunda bulunan kimseler, yahut sukretmek dileyenler icin gece ile gunduzu birbiri ardınca getirendir

    [63] O cok esirgeyen (Allah´ın haas) kulları, ki onlar yer (yuzun) de vekaar ve tevazu ile yururler, kendilerine beyinsizler (hosa gitmeyecek) laflar atdıgı zaman «Selam (etle» de (yib gece) rler

    [64] Onlar ki gecelerini Rableri icin secdekarlar ve kaaimler olarak gecirirler

    [65] Onlar ki: «Ey Rabbimiz, derler, bizden cehennem azabını sav. Gercek onun azabı daimi bir helaledir»

    [66] «Hakıykat o, ne kotu bir karargah ve ikaametgahdır»

    [67] Onlar ki harcadıkları vakit ne israf, ne de sıkılık yapmazlar; (harcamaları) ikisi arası ortalama olur

    [68] Onlar ki Allahın yanına baska bir Tanrı daha (katıb) tapmazlar. Allahın haram kıldıgı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlar (dan birini) yaparsa cezaya carpar

    [69] Kıyamet gunu de azabı katmerlesir ve o (azabın) icinde hor ve hakir ebedi bırakılır

    [70] Meger ki (sirkden) tevbe ve iman edib iyi amel (ve hareket) de bulunan kimseler ola. Iste Allah bunların kotuluklerini iyiliklere cevirir. Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [71] Kim (gunahlardan) tevbe (ve rucu´) eder, guzel amel (ve hareket) de de bulunursa muhakkak o, Allaha — tevbesi makbul ve (Allahın) rızasına erismis olarak — doner

    [72] Onlar ki yalan sahidlik etmezler, bos ve kotu lakırdıya rastladıkları vakit serefli (insanlar) olarak (ondan yuz cevirib) gecerler

    [73] Onlar ki kendilerine Rabbinin ayetleri okundugu (yahud onlara va´z ve nasıyhat edildigi) zaman bunlara karsı (munafıklar gibi) kor ve sagır (yıkılıb) dusmezler

    [74] Onlar ki «Ey Rabbimiz, derler bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gozler (imizin) bebegi olacak (saalik insanlar) ihsan et. Bizi takvaa saahiblerine rehber kıl»

    [75] Iste (butun) onlardır ki zorluklara katlanıb dayanmaları sesebebiyle gurfe (ler) le mukafatlandırılacaklar, orada saglık ve selam ile karsılanacaklardır

    [76] Orada ebedi kalıcıdırlar onlar. O, ne guzel bir karargahdır, (ne guzel) bir ikaametgahdır

    [77] De ki: «(Sedaid zamanlarında kendisine) dua ve (iltica) nız olmasaydı Rabbim size deger verir miydi? (Fakat madem ki) simdi (Onu da, resulunu de) muhakkak suretde tekzib etdiniz, O halde (bu tekzibinizden dolayı size artık) yakın bir azab lazım oluyor (demekdir)»

    Şuarâ

    Surah 26

    [1] Taa, Sin, Mim

    [2] Bunlar o hakikatleri acıklayan kitabın ayetleridir

    [3] (Habibim) Onlar mu´min olmayacaklar diye aadeta kendine kıyacaksın

    [4] Eger dilersek biz onların tepesine gokden bir ayet indiriveririz de ona boyunları egilekalır

    [5] Kendilerine O cok esirgeyici (Allah) dan (vahy ile) yeni bir ogud gelmeye dursun, ille bundan yuz ceviricidirler onlar

    [6] Simdi (kat´i suretde) tekzib etdiler. (Fakat) istihza edegeldikleri (hakıykatların muhim) haberleri yakında onlara gelecekdir

    [7] Yer (yuzun) e bir bakmadılar mı ki biz orada her guzel ciftden nice nebatlar bitirdik

    [8] Subhesiz ki bunlardan (Hakkın kemal-i kudretine) elbet birer, nisane vardır. (Fakat) onların cogu iman edici degildirler

    [9] Suphesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir

    [10] Hani Rabbin Musaya: «O zaalimler guruhuna, Fir´avnın kavmine git. Haala (fenalıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmisdi

    [11] Hani Rabbin Musaya: «O zaalimler guruhuna, Fir´avnın kavmine git. Haala (fenalıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmisdi

    [12] O, dedi ki: «Rabbim, onların beni tekzib edeceklerinden cidden korkarım»

    [13] «Benim de gogsum daralır, dilim acılmaz. Onun icin Haruuna (Cebraili) gonder (ona da peygamberlik ver)»

    [14] «Hem onların benim aleyhimde bir suc (da´vaları) da var. Bundan dolayı beni oldurmelerinden korkarım»

    [15] (Allah) dedi: «Hayır. Ikiniz de ayetlerimizle gidin. Subhesiz ki biz sizinle beraberiz, (her sey´i) isidiciyiz»

    [16] «Haydi Fir´avna gidin de: — Biz, israil ogullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gonderdigi gercek (iki) peygamberiz» deyin

    [17] «Haydi Fir´avna gidin de: — Biz, israil ogullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gonderdigi gercek (iki) peygamberiz» deyin

    [18] (Fir´avn) dedi ki: «Biz seni yeni dogmus (bir cocuk) ken icimizde buyutmedik mi? Sen omrunden bir hayli seneler bizim aramızda kalmadın mı»

    [19] «O yapdıgın fi´li de sen isledin. Sen nankorlerdensin»

    [20] (Muusa) dedi: «Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yapdım»

    [21] «Sizden korkunca da hemen icinizden (bırakıb) kacdım. Nihayet Rabbim bana bir hukum verdi ve beni peygamberlerden yapdı»

    [22] «Bana karsı imtinan etdigin (basıma kakdıgın) o ni´met, Israil ogullarını kendine kul (kole) edindigin icindi»

    [23] Fir´avn dedi ki: «Aalemlerin Rabbi (dedigin) nedir»

    [24] (Muusa): «Goklerin, yerin ve bunların arasında bulunan seylerin Rabbidir. Eger hakıykatı yakıynen bilmiye ehil kimselerseniz (Onun birligine iman edin)» dedi

    [25] (Fir´avn) etrafında bulunan kimselere dedi ki: «Isitmiyor musunuz»

    [26] (Muusa sozune devamla:) «(O) sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbidir» dedi

    [27] (Fir´avn) «Her halde size gonderilen (bu) peygamberiniz, dedi, mutlak delidir»

    [28] (Muusa yine devamla) dedi ki: «(O) Mesrıkla magribin ve ikisi arasında bulunan her seylerin Rabbidir. Eger aklınızı kullanırsanız (idrak edersiniz)»

    [29] (Fir´avn): «Andolsun, dedi, eger benden baska bir Tanrı edinirsen seni muhakkak ve muhakkak zindana girenlerden ederim»

    [30] (Muusa) dedi ki: «Sana apacık bir sey getirdimse de mi (zindana atacaksın)»

    [31] (Fir´avn): «Dogru soyleyenlerdensen haydi getir onu» dedi

    [32] Bunun uzerine (Muusa) asaasını bırakıverdi. Birde (ne gorsunler) o, apacık bir ejderha

    [33] Elini de cekib cıkardı. Bir de (ne gorsunler) bu, temasa edenler icin bembeyaz (ve nuur sacan bir el) dir

    [34] (Fir´avn), cevresindeki ileri gelenlere: «Hic subhesiz, dedi, bu mutlak cok bilen bir buyucudur»

    [35] «Ki sizi buyusiyle yerinizden (yurdunuzdan surub) cıkarmak diliyor. Simdi (buna) ne buyurursunuz»

    [36] «Bunu ve kardesini, dediler, gecikdir (egle), sehirlere toplayıcılar yolla da»

    [37] Cok bilen her buyucuyu sana getirsin (ler)»

    [38] Bu suretle muayyen bir gunun belli bir vaktında butun sihirbazlar bir araya getirildi

    [39] Ve insanlara da: «Siz de toplamalar mısınız?» denildi

    [40] «Umarız ki (bizimkiler) gaalib olurlarsa biz de (kendi) buyuculer (imiz) e uyarız»

    [41] Nihayet buyuculer gelince Fir´avna: «Muhakkak ustun gelirsek bize herhalde bir mukafat var mı?» dediler

    [42] (Fir´avn): «Evet, dedi, hem o takdirde siz elbet ve elbet (benim) en yakınlar (ım) dan (olacak) sınız»

    [43] Muusa onlara: «Ne atacaksınız (evvela) siz atın» dedi

    [44] Onlar da ipleri ve sopalarını atıb «Fir´avnın izzeti hakkı icin gaalib olanlar elbet biziz biz!» dediler

    [45] Bunun uzerine Muusa da asaasını bırakıverdi. Bir de (ne gorsunler) o, (buyuculer) in duzer olduklarını yutuyor

    [46] Buyuculer derhal secde ediciler olarak (yere) kapandı (lar)

    [47] «Aalemlerin Rabbine, Muusa ile Haruunun Rabbine iman etdik dediler

    [48] «Aalemlerin Rabbine, Muusa ile Haruunun Rabbine iman etdik dediler

    [49] (Fir´avn) dedi ki: «Ben size izin vermeden siz ona iman etdiniz ha! Hakıykat size buyuyu ogreten buyugunuzmus o! O halde yakında bileceksiniz. Herhalde sizin ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama kesdirecegim, sizin topunuzu behemehal carmıha gerdirecegim»

    [50] Dediler: «(Bunda) bize hicbir zarar yok. Biz subhesiz ki Rabbimize donuculeriz»

    [51] «Herhalde biz iman edenlerin ilki oldugumuz icin Rabbimizin bizim gunahlarımızı yarlıgayacagını umarız»

    [52] Muusaya: «Kullarımı gece yola cıkar. Cunku ta´kib edileceksiniz» diye vahyetdik

    [53] Fir´avn da sehirlere toplayıcılar gonderdi

    [54] «Subhesiz ki bunlar (Israil ogulları) azar azar birer cemaatdir»

    [55] «(Boyle iken) onlar mutlakaa bizi darıltıcıdırlar»

    [56] «Biz ise elbet uyanık bir cemaatiz»

    [57] Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazinelerden ve serefli makam (lar) dan cıkardık

    [58] Bu suretle onları bostanlardan, akar sulardan, hazinelerden ve serefli makam (lar) dan cıkardık

    [59] Iste (cıkarısımız) boyle oldu ve onlara Israil ogullarını mirascı kıldık

    [60] Derken (Fir´avncular) gunes dogarken onların arkalarına dusduler

    [61] Vaktaki artık iki ordu birbirini gormusdu. Muusanın ashaabı dedi ki: «Muhakkak erisilib yakalandık»

    [62] (Muusa) «Hayır, dedi, subhesiz ki Rabbim benimle beraberdir. O, beni (selamet) yol (una) iletecekdir»

    [63] Bunun uzerine Muusaya: «Asaanı denize vur» diye vahyetdik. (Vurunca) derhal (deniz) yarıldı, her parca (sı) kocaman dag gibi oldu

    [64] Otekileri de buraya yanasdırdık

    [65] Muusa ile maiyyetinde bulunan kimseleri topdan kurtardık

    [66] Sonra oburlerini (suda) bogduk

    [67] Bunda elbette bir ibret vardı. (Fakat) onların cogu iman etmis degillerdi

    [68] Su muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir. (Mu´minleri ise) cok esirgeyicidir

    [69] Onlara Ibrahime aaid dosdogru haberi de oku

    [70] Hani o, babasına ve kavmine: «Siz neye tapıyorsunuz?» demisdi

    [71] Dediler: «Putlara tapıyoruz. Onun icin butun gun onlara vakf-ı hizmet etmekde sabit ve daimiz»

    [72] (Ibrahim): «Siz, dedi, cagırdıgınız vakit onlar sizi duyuyorlar mı»

    [73] «Yahud size (taparsanız) bir faide veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı»

    [74] Dediler ki: «Hayır, biz babalarımızı boyle bulduk (onlar da) boyle yapıyorlar (dı)»

    [75] (Ibrahim): «Simdi gordunuz mu, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda oldugunuzu»

    [76] (Ibrahim): «Simdi gordunuz mu, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda oldugunuzu»

    [77] «iste onlar benim muhakkak dusmanımdır. Fakat aalemlerin Rabbi boyle degil»

    [78] «(O Rabb) ki beni yaratan ve bana dogru yolu gosterendir

    [79] «Bana yediren, bana iciren Odur»

    [80] «Hastalandıgım zaman bana sifa veren Odur»

    [81] «Beni oldurecek, sonra beni diriltecek olan Odur»

    [82] «Ceza gununde kusurlarımı yarlıgayacagını umdugum da Odur»

    [83] «Rabbim, bana hukum ihsan et ve beni saalihler (zumresine) kat»

    [84] «(Benden) sonrakiler icinde benim icin (bir) lisan-ı sıdk ver»

    [85] «Beni Naıym cennetinin varislerinden kıl»

    [86] «Babamı da yarlıga. Cunku o sapıklardandır»

    [87] «(Kulların) kabirlerinden kaldırılacakları gun beni rusvay etme»

    [88] «O gunde ki ne mal faide eder, ne de ogullar»

    [89] «Meger ki Allaha (kufr-u nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola»

    [90] (O gunde ki) cennet takva saahiblerine yaklasdırılmısdır

    [91] Cehennem de azgınlara acılıb gosterilmisdir

    [92] Ve anlara: «Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi baslarına yardımları dokunuyor mu?» denilmisdir

    [93] Ve anlara: «Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi baslarına yardımları dokunuyor mu?» denilmisdir

    [94] Artık onlar da, o azgınlar da, Iblis orduları da topdan yuzleri koyun, (cehennemin) icerisine atılmıslardır

    [95] Artık onlar da, o azgınlar da, Iblis orduları da topdan yuzleri koyun, (cehennemin) icerisine atılmıslardır

    [96] Orada birbiriyle cekiserek soyle dediler

    [97] «Allaha andolsun, hakıykat biz apacık bir sapıklık icinde idik»

    [98] «Cunku sizi aalemlerin Rabbi ile bir seviyyede tutuyorduk»

    [99] «Bizi o mucrimlerden baskası sapdırmadı»

    [100] Artık bizim icin ne sefaatciler (den bir kimse)

    [101] «ne de candan bir dost yok»

    [102] «Bizim icin hakıykaten bir geri donus olsaydı da biz de mu´minlerden olsaydık»

    [103] Subhesiz ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların cogu iman ediciler degildir

    [104] Senin Rabbin, muhakkak ki O, mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir

    [105] Nuuh kavmi gonderilen (peygamber) leri tekzib etdi

    [106] Hani biraderleri Nuuh onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demisdi

    [107] «Subhesiz ben size gonderilmis emin bir peygamberim»

    [108] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [109] «Ben buna karsı sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatım aalemlerin Rabbinden baskasına aaid degildir»

    [110] «O halde Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [111] Dediler ki: «Arkana hep bayagı kimseler dusmusken biz sana iman eder miyiz»

    [112] (Nuuh): «Benim onların neler yapmakda olduklarına bilgim yokdur» dedi

    [113] «Onların hesabı Rabbimden baskasına aaid degildir, eger ince dusunurseniz... »

    [114] «Ve ben o mu´minleri (sizin hatırınız icin) tardedici de degilim»

    [115] «Ben (gelecek tehlikelerle) apacık korkutandan baska (bir kimse) de degilim»

    [116] Dediler ki: «Ey Nuuh, sen (bu dediginden) vaz gecmezsen muhakkak ki taslanmıslardan olacaksın»

    [117] (Nuuh): «Rabbim, dedi, hakıykat kavmim beni tekzib etdi»

    [118] «Binaen´aleyh benimle onların arasındaki hukmu Sen ver de beni ve beraberimdeki mu´minleri kurtar»

    [119] Bunun uzerine biz onu da, beraberinde olanları da o dolu (yuklu) geminin icinde selamete erdirdik

    [120] Sonra arkalarından arta kalanları da (suda) bogduk

    [121] Subhe yok ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların cogu iman ediciler degildir

    [122] Subhesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir

    [123] Aad (kavmi de kendilerine) gonderilen (peygamber) leri tekzibetdi

    [124] Hani biraderleri Hud onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demisdi

    [125] «Subhesiz, ben size (gonderilmis) emin bir peygamberim»

    [126] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [127] «Sizden buna karsı hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatım aalemlerin Rabbinden baskasına aaid degildir»

    [128] «Siz, her yuksek yerde bir alamet bina edib eglenir misiniz»

    [129] «Ebedi kalacagınızı umarak yer altında su mahzenleri edinir misiniz»

    [130] «Tutub yakaladıgınız vakit zorbalar gibi yakalar mısınız»

    [131] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [132] «Size bilib durdugunuz seylerle (nimetlerle) yardım eden»

    [133] «Size davarlar, ogullar», «Baglar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun»

    [134] «Size davarlar, ogullar», «Baglar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun»

    [135] «Ben cidden ustunuze (gelecek) buyuk bir gunun azabından korkuyorum»

    [136] Dediler: «Va´z etsen de, yahud va´z edicilerden olmasan da bize gore birdir»

    [137] «Bu, evvelkilerin aadetinden baska (bir sey) degildir»

    [138] «Biz azaba ugratılacaklar da degiliz»

    [139] Hulasa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Subhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların cogu iman ediciler degildir

    [140] Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir O

    [141] Semud (kavmi de gonderilen) peygamberleri tekzib etmisdir

    [142] O zamanda ki biraderleri Saalih onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demisdi

    [143] «Subhesiz ben size (gonderilmis) emin bir peygamberim»

    [144] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [145] «Ben buna karsı sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatım aalemlerin Rabbinden baskasına aaid degildir»

    [146] «Siz burada (ki nimetlerin icinde) emin emin bırakılacak mısınız»

    [147] «Bagların, pınarların icinde»

    [148] «Ekinlerin ve tomurcukları nazik, yumusak hurma agaclarının icinde»

    [149] «Daglardan sımarık sımarık evler yontuyorsunuz»

    [150] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [151] «Mufritlerin emrine boyun egmeyin»

    [152] «Ki onlar yer (yuzun) de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir»

    [153] «Sen, dediler, ancak (hızlı) buyulenmislerdensin»

    [154] «Sen bizim gibi bir beserden baskası degilsin. Bununla beraber eger (peygamberlik da´vaasında) dogruculardan isen haydi bir ayet (mu´cize) getir»

    [155] (Saalih) dedi: «Iste bu disi deve. Su icme hakkı (bir gun) onundur, belli bir gunun icme hakkı da sizin»

    [156] «Ona bir kotulukle ilismeyin. Sonra sizi buyuk bir gunun azabı yakalar»

    [157] Derken onu kesdiler. Fakat pesiman oldular

    [158] Cunku kendilerini o azab yakalayıverdi. Subhesiz bunda mutlak bir ayet (ibret) vardır. Boyle iken onların cogu iman ediciler degildir

    [159] Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir O

    [160] Luut (kavmi de gonderilen) peygamberleri tekzib etdi

    [161] Hani biraderleri Luut onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demisdi

    [162] «Subhesiz ben size (gonderilmis) emin bir peygamberim»

    [163] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [164] «Ben buna karsı sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatım aalemlerin Rabbinden baskasına aaid degildir»

    [165] «Siz, Rabbinizin sizin icin yaratdıgı zevcelerinizi bırakıb da insanların icinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halalden harama) tecavuz eden bir kavmsiniz»

    [166] «Siz, Rabbinizin sizin icin yaratdıgı zevcelerinizi bırakıb da insanların icinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halalden harama) tecavuz eden bir kavmsiniz»

    [167] Dediler: «Ey Luut, sen (bu davadan) vaz gecmezsen, andolsun, mutlak (memleketimizden kogulub) cıkarılanlardan olacaksın»

    [168] (Luut) dedi: «Ben sizin bu yapdıgınıza elbette bugz edenlerdenim»

    [169] «Ey Rabbim, beni ve ehlimi onların yapageldikleri (bu kotulug) un (azab) ından kurtar»

    [170] Bunun uzerine biz onu ve ehlini kamilen kurtardık

    [171] Geri kalanların icinde yalınız bir koca karı vardı

    [172] Sonra geridekileri (tam bir suretde) helak etdik

    [173] Ustlerine oyle bir yagmur yagdırdık ki. (Bak) inzar edilenlerin yagmuru ne kotudur

    [174] Subhesiz bunda elbette bir ibret vardır. (Fakat) onların cogu iman ediciler degildir

    [175] Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir O

    [176] Eyke yaranı da (gonderilen) peygamberleri tekzib etmisdir

    [177] O zamanda ki Suayb onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demisdi

    [178] «Subhesiz ben size (gonderilmis) emin bir peygamberim»

    [179] «Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin»

    [180] «Ben buna karsı sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatım aalemlerin Rabbinden baskasına aaid degil»

    [181] Olcegi tam olcun. Eksiltenlerden olmayın»

    [182] «Dogru terazi ile tartın»

    [183] «Insanların hakkından bir sey´i kısmayın. Yer (yuzun) de fesadcılar olarak bozgunculuk etmeyin»

    [184] «(Gerek) sizi, (gerek sizden) evvelki ummetleri yaratan (Allah) dan korkun»

    [185] Dediler: «Sen ancak fazla buyulenmislerdensin»

    [186] «Sen bizim gibi bir beserden baskası degilsin. Biz senin muhakkak yalancılardan oldugunu zannediyoruz»

    [187] «Eger dogruculardan isen gokden ustumuze bir parca dusur»

    [188] (Suayb) dedi: «Ne yapıyorsanız Rabbim daha iyi bilicidir»

    [189] Hulasa: Onu tekzib etdiler de kendilerini o golge gununun azabı yakalayıverdi. Hakıykat bu, o gunun buyuk azabı idi

    [190] Subhesiz bunda mutlak bir ayet vardır. (Fakat) onların cogu iman ediciler degildir

    [191] Hakıykat, senin Rabbin mutlak gaalibdir, cok esirgeyicidir O

    [192] O (Kur´an) muhakkak ve muhakkak aalemlerin Rabbi (canibinden) indirilmedir

    [193] Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma´nası acık Arabca bir dil ile indirmisdir

    [194] Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma´nası acık Arabca bir dil ile indirmisdir

    [195] Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma´nası acık Arabca bir dil ile indirmisdir

    [196] Subhe yok ki o (Kur´an) daha evvelkilerin kitablarında da vardır

    [197] Israil ogulları bilginlerinin bunu bilmesi de onlar icin bir ayet (bir delil) degil miydi

    [198] Biz onu Arabca bilmeyenlerden birine indirseydik de

    [199] onlara karsı bunu okusaydı yine buna iman edici kimseler degillerdi onlar

    [200] Biz (kufru) o gunahkarların kalbine Oyle bir sokduk ki

    [201] o pek cetin azabı gorecekleri (ana) kadar onlar (kaabil degil) bu (Kur´ana) inanmazlar

    [202] Iste bu (azab) onlara, kendileri de farkında olmayarak, ansızın gelecekdir

    [203] (Gelecekdir de «Acaba) bize bir muhlet verilir mi?» diyeceklerdir

    [204] Onlar haala azabımızı cabuklatdırmak mı istiyorlar

    [205] Simdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yasatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) catıverse o yasayıb faidelenmis oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi

    [206] Simdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yasatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) catıverse o yasayıb faidelenmis oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi

    [207] Simdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yasatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) catıverse o yasayıb faidelenmis oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi

    [208] Biz hicbir memleketi, ona (halkına) ogud vermek uzere inzar edici (peygamber) ler (gondermis) olmadıkca helak etmedik. Biz zulmedenler degiliz

    [209] Biz hicbir memleketi, ona (halkına) ogud vermek uzere inzar edici (peygamber) ler (gondermis) olmadıkca helak etmedik. Biz zulmedenler degiliz

    [210] Onu (Kur´anı) seytanlar indirmedi

    [211] Bu, onlara hem yakısmaz, hem onlar (buna esasen) guc yetiremezler

    [212] Subhe yok ki onlar (meleklerin sozunu) isitmekden kat´i surerde azledilmislerdir

    [213] Sakın Allah ile beraber diger bir Tanrı daha cagırma. (Sonra) azablandırılanlardan olursun

    [214] Sen (ilkin) en yakın hısımlarını inzar et

    [215] Mu´minlerden sana tabi´ olanlara kanadını indir

    [216] Bunun uzerine eger sana isyan ederlerse de ki: «Ben sizin yapageldiklerinizden hakikaten uzagım»

    [217] Sen O mutlak gaalib, O cok esirgeyici (Allaha) guvenib dayan

    [218] (Oyle mutlak gaalib, oyle cok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdigin vakit seni ve secde edenler icinde dolasmanı (daima) gorendir

    [219] (Oyle mutlak gaalib, oyle cok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdigin vakit seni ve secde edenler icinde dolasmanı (daima) gorendir

    [220] Cunku hakkıyle isiden, hakkıyle bilen bizzat Odur

    [221] (Ey musrikler) seytanların kimlerin uzerine indigini size haber vereyim mi ben

    [222] Onlar her gunahkar yalancının tepesine iner (ler)

    [223] Onlar dır ki (seytanlara) kulak verirler ve onların cogu yalancıdırlar

    [224] Sairler (e gelince), onlara da sapıklar uyarlar

    [225] Onların her vadide hakıykaten ifrata (mubalagaya) dusegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları seyleri soyler (insanlar) olduklarını gormedin mi

    [226] Onların her vadide hakıykaten ifrata (mubalagaya) dusegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları seyleri soyler (insanlar) olduklarını gormedin mi

    [227] Ancak iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlar, Allahı cok zikredenler ve zulme ugratıldıklarından sonra oclerini alanlar boyle degildir. O zulmedenler yakında hangi inkılab ile sarsılacaklarını bileceklerdir

    Neml

    Surah 27

    [1] Taa, Sin. Bunlar Kur´anın, (hak ile baatılı) apacık gosteren bir kitabın ayetleridir

    [2] Mu´minler icin birer hidayet ve mujdedir (onlar)

    [3] (oyle mu´minler) ki namazı dosdogru kılarlar, zekatı verirler. Onlar ahirete kat´i kanaat edinenlerin de ta kendileridir

    [4] Biz, ahirete inanmayanların (kotu) amel (ve hareket) lerini kendileri icin suslemisizdir de (kalbleri kor olarak) sasırıb kalmakdadırlar

    [5] Onlar oyle kimselerdir ki kotu azab (iste) onlara mahsusdur. Onlar ahiretde de en cok husrana ugrayanların ta kendileridir

    [6] Subhesiz ki (bu) Kur´an sana (her sey´i) hakkıyle bilen, yegane hukum ve hikmet saahibi (Allah) tarafından veriliyor

    [7] Hani Musa, aailesine: «Ben gercek bir ates, gordum. Size ondan ya bir haber getireyim, yahud size parlak bir ates koru getireyim. Taki ısınasınız» demisdi

    [8] Vaktaki oraya gitdi, kendisine (soyle) nida olundu: «Ates (mahallin) de bulunana da, cevresinde olan kimselere de muhakkak (feyz ve) bereket verildi. Aalemlerin Rabbi olan Allah munezzehdir»

    [9] «Ey Musa, hakıykat sudur ki mutlak gaalib olan, yegane hukum ve hikmet saahibi olan Allah ben im»

    [10] «Asaanı bırak». (Muusa asaasını bırakıb da) onu cevik bir yılan gibi hareket eder gorunce arkasına donub kacdı ve geri donmedi. «Ey Muusa, korkma. Cunku ben (varım). Benim yanımda peygamber (hicbir seyden) korkmaz (lar)»

    [11] «Meger ki zulmeden kimseler ola. Sonra bir kotulugun ardından onu bir iyilige cevirirse subhesiz ki ben (yine) hakkıyle yarlıgayıcı, cok esirgeyiciyimdir»

    [12] «Elini koynuna sok da Fir´avne ve kavmine (gosterecegin) dokuz mu´cize icinde o, kusursuz, bembeyaz olarak cıkıversin. Subhesiz ki onlar fasıklar guruhudur»

    [13] Vaktaki ayetlerimiz boyle parlak (ve vazıh) olarak onlara geldi, «Bu, apacık bir buyudur» dediler

    [14] Vicdanları da bunlara tam bir kanaat haasıl etdigi halde zulm ve kibr ile yine bunları (inadlarından) inkar etdiler. (Habibim) fesadcıların encamı bak nice oldu

    [15] Andolsun ki biz Davuda ve Suleymana ilim vermisizdir. (Bundan dolayı) onlar: «Bizi mu´min kullarının bir cogundan ustun kılan. Allaha hamd olsun» dediler

    [16] Suleyman Davuda mirascı oldu. Dedi ki: «Ey insanlar, bize kusların dili ogretildi. Bize her seyden (behre) verildi. Subhesiz ki bu, apacık bir ustunlugun ta kendisidir»

    [17] Suleymanın cinlerden, insanlardan, kuslardan orduları toplandı. Iste butun bunlar (onun tarafından) zabt ve idare ediliyorlardı

    [18] Hatta Karınca Vadisi uzerine geldikleri zaman (disi) bir karınca dedi ki: «Ey karıncalar, yuvalarınıza girin. Sakın Suleyman ve ordusu, kendileri bilmeyerek, sizi kırmasın»

    [19] (Suleyman) onun bu sozunden gulercesine tebessum etdi de: «Ey Rabbim, dedi, bana ve ana ve babama lutfetdigin ni´metine sukr etmemi ve (geri kalan omrum icinde) Senin raazi olacagın iyi (isler) yapmamı bana ilham et. Rahmetinle beni de (cennetde) saalih kullarının arasına sok»

    [20] (Suleyman) kusları arasdırıb dedi ki: «Hudhudu neye gormuyorum? Yoksa gaaiblerden mi oldu»

    [21] «Onu her halde cetin bir azaba ugratacagım. Yahud onu mutlakaa kesdirecegim, yahud bana acık ve kat´i bir burhan getirir»

    [22] Derken (hudhud) cok gecmeden geldi. «Ben, dedi, senin muttan olmadıgın (bir Hakıykat) a vaakıf oldum Sebe den sana cok dogru (ve muhim) bir haber getirdim»

    [23] «Hakıykat, orada bir kadını onlara hukumdarlık eder buldum. Kendisine her sey verilmisdir. Onun bir de cok buyuk bir tahtı var»

    [24] «(Gerek )onu, (gerek) kavmini Allahı bırakıb gunese secde ediyorlarken buldum (gordum). Seytan onların yapdıklarını suslemis de kendilerini yoldan alıkoymus (sapdırmıs). Onun icin onlar dogru yola giremiyorlar»

    [25] «(Bunu) goklerdeki ve yerdeki her gizliyi (meydana) cıkaran, (kalblerinde) ne gizliyorlar, (dilleriyle) ne acıklıyorlarsa (hepsini) bilen Allaha secde etmesinler diye (yapıyorlar)»

    [26] «Allah Odur ki o buyuk arsın saahibi olan kendisinden baska hicbir tanrı yokdur»

    [27] (Suleyman) dedi: «Bakalım, dogru mu soyledin, yoksa yalancılardan mı oldun»

    [28] «Su mektubumu gotur, onu kendilerine bırak. Sonra onlardan biraz cekil de bak neye donecekler»

    [29] (Sebe´ hukumdarı) dedi ki: «Ey ileri gelenler, hakikat bana cok serefli bir mektub bırakıldı»

    [30] «O, gercek Suleymandandır ve O, hakıykaten rahman ve rahim olan Allahın adiyle»

    [31] «Bana karsı bas kaldırmayın. Muslumanlar olarak bana gelin» diye (yazılmısdır)»

    [32] (Kadın): «Ey ileri gelenler, bana (bu) isim hakkında bir re´y verin. Siz huzurumda bulununcaya kadar ben hicbir isde kat´i (bir hukum saahibi) olamadım»

    [33] Dediler: «Biz guc, kuvvet saahibleri, cetin savas erbabıyız. Emir sana aaid. Bak, sen ne emr edeceksin»

    [34] (Kadın): «Subhesiz ki hukumdarlar, dedi, bir memlekete girdikleri zaman orasını perisan ederler. Halkından serefli olanları hor ve hakıyr kılarlar. Bunlar da boyle yapacaklardır»

    [35] «Ben onlara bir hediyye gondereyim de elciler ne (cevab) ile donecek, bakayım»

    [36] Bunun uzerine vaktaki (o gonderilen hey´et) Suleymana geldi, (Suleyman) dedi ki: «Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Iste Allahın bana verdigi (ni´metler ki onlar) size verdiginden daha cok hayırlıdır. Belki siz hediyyenizle boburlenirsiniz»

    [37] «Don onlara. Andolsun onune gecemeyecekleri ordularla onlara gelir, onları, hor ve hakir oldukları halde, oradan cıkarırım»

    [38] (Suleyman) dedi: «Ey ileri gelenler, onun tahtını, kendilerinin bana musluman olarak gelmelerinden evvel, hanginiz bana getirir»

    [39] Cinden bir ifrit: «Sen makaamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Ben buna karsı her halde guvenilecek bir kuvvete malikim» dedi

    [40] Nezdinde kitabdan bir ilim olan (zat). «Ben, dedi, gozun sana donmeden (gozunu yumub acmadan) evvel onu sana getiririm». Vaktaki (Suleyman) onu yanında durur bir halde gordu, «Bu, dedi, Rabbimin fazl (-u lutf) undendir. Sukur mu edecegim, yoksa nankorluk mu edecegim, beni imtihan etdigi icindir (bu). Kim sukrederse kendi faidesinedir. Kim de nankorluk ederse subhe yok ki Rabbim (onun sukrunden) tamamen mustagnidir, (hem O) hakkıyle kerem saahibidir»

    [41] (Suleyman) dedi ki: «Onun tahtını bilinmez sekle getirin. Bakalım (tanımıya) muvaffak olacak mı, yoksa muvaffak olamayacaklardan mı bulunacak»

    [42] Artık (kadın) gelince ona (soyle) denildi: «Senin tahtın boyle mi idi»? (Kadın) dedi: «Sanki bu, odur. Ondan evvel de bize ilim verilmisdi ve biz musluman olmusduk»

    [43] (Hayır) Onun Allahı bırakıb tapmakda devam etdigi sey kendisi (nin Islam) ına mani´ olmusdu. Hakıykatde o, kafirler guruhundandı

    [44] Ona denildi ki: «Koske gir». (Kadın) onu gorunce, derin bir su sandı, iki ayagını ac (ıb sıva) dı. (Suleyman): «O, dedi, Hakıykaten sırcadan ma´mul, duzeltilmis (ve seffaf) bir acıklıkdır». (Kadın): «Ey Rabbim, hakıykat ben kendime yazık etmisim. Suleymanın maiyyetinde aalemlerin Rabbi olan Allaha teslim oldum (musluman oldum.)» dedi

    [45] Andolsun ki biz Semud (kavmin) e de, Allaha ibadet edin diye, biraderleri Saalihi gonderdik. Bir de ne gorsun, onlar birbirleriyle cekisir iki fırka (oldular)

    [46] (Saalih) dedi ki: «Ey kavmim, nicin iyiden (ve guzelden) evvel carcabuk kotuyu istiyorsunuz? Allahdan yarlıganmanızı istemeli degil misiniz? (Boyle yaparsanız) me´muldur ki esirgenirsiniz»

    [47] Dediler: «Senin yuzunden ve maiyyetinde bulunan kimseler (mu´minler) yuzunden ugursuzluga ugradık». (Saalih de:) «Sizin (butun) amel (ve hareketler) iniz Allah nezdinde (gizli degildir, yazılı) dır. Belki siz imtihaana cekilmekde olan bir kavmsiniz» dedi

    [48] O sehirde (dusman) dokuz erkek vardı ki bunlar yer (yuzun) de fesad cıkarıyorlar, iyilik tarafına hic yanasmıyorlardı

    [49] (Birbirine), Allah (adı) ile andlasarak, dediler ki: «Ona ve ehline herhalde bir gece baskın yapalım (hepsini oldurelim). Sonra da velisine: — andolsun biz o aailenin helakinde haazır degildik. Subhesiz ki biz (bu sozumuzde) elbette saadıklarız, diyelim»

    [50] Onlar boyle bir tuzak kurdular. Biz de, kendilerinin haberleri olmadan, onların planlarını altust ediverdik

    [51] Iste bak, O tuzaklarının aakıbeti nice oldu! Cunku biz onları da, kavmlerini de toptan helak etdik

    [52] Iste zulumetmeleri yuzunden cokmus, ıpıssız kalmıs evleri (nin ankaazı)! Subhe yok ki bilecek bir kavm icin bunda (ibret verici) bir nisane vardır

    [53] Iman edib de (fenalıkdan) sakınır olanları biz (daima) kurtardık

    [54] Luuta da (peygamberlik vermisdik). O zaman kavmine (oyle) demisdi: «Siz gozunuz gore gore haala o kotulugu yapacak mısınız»

    [55] «Gercek, siz kadınları bırakıb da sehvetle mutlakaa erkeklere yanasacak mısınız? Hayır, siz beyinsizlikde (ahmaklıkda) devam edegelen bir kavmsiniz»

    [56] (Buna karsı) kavminin cevabı: «Luut haanedanını memleketinizden cıkarın. Cunku onlar temizlige zorlar insanlardır» demelerinden baska (bir sey) olmadı

    [57] Bunun uzerine biz de hem onun, hem geri kalanlardan olmasını takdir etdigimiz karısından, baska butun haanedanını kurtardık

    [58] Onların ustune oyle bir yagmur yagdırdık ki... Ne kotu idi inzar edilenlerin yagmuru

    [59] De ki: «Hamd olsun Allaha, selam olsun Onun begenib secdigi kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa (kafirlerin Ona) ortak tutageldikleri nesneler mi»

    [60] «(O nesneler mi,) yoksa gokleri ve yeri yaratan, gokden sizin icin su indiren mi»? (Oyle, bir su ki) biz onunla sizin (bir) agacını (bile) bitiremeyeceginiz nice guzel bagcelerin nebatını bitirmisizdir. Allah ile beraber bir Tanrı ha? Hayır, onlar sapıklıkda devam eden bir guruhdur

    [61] (O nesneler mi,) yoksa yeri bir karargah yapan, aralarından ırmaklar akıtan, ona haas ve sabit daglar kuran, iki denizin arasına bir perde koyan mı? Allah ile beraber bir Tanrı ha? Hayır, onların cogu (tevhidi) bilmiyorlar

    [62] Yoksa bunalmısa, kendisine dua (ve iltica) etdigi zaman, icabet eden, fenalıgı gideren, sizi yer (yuzunun) hukumdarları kılan mı? Allah ile beraber bir Tanrı ha? Siz ne kıt dusunuyorsunuz

    [63] Yahud o kara ve denizlerin karanlıkları icinde sizin yolunuzu dogrultmakda, rahmetinin onunde ruzgarları mujdeci gondermekde olan mı? Allah ile beraber bir Tanrı ha? Allah onların katdıkları ortaklardan cok yuce, cok munezzehdir

    [64] Yahud halkı daima yaratmakda olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gokden ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber bir Tanrı ha? De ki: «Eger (Allaha ortak kosmada) saadık (ve samimi) kimselerseniz getirin huccetinizi»

    [65] De ki: «Goklerde ve yerde gaybı Allahdan baska kimse bilmez. Onlar da ne zaman diriltileceklerini bilmezler

    [66] Hayır, onların bilgileri ahiret hakkında (ki bilgiye kadar uzanıb) erisememisdir. Hayır, onlar bundan sek (ve subhe) icindedirler. Hayır, onlar bundan kordurler

    [67] Kufr (ve inkar) edenler dedi (ler) ki: «Biz ve atalarımız birer toprak oldukdan sonra mı, hakıykaten biz mi mutlakaa (kabirlerinden) cıkarılanlar (tekrar diriltilecekler olacagız)»

    [68] «Andolsunki (simdi) bu tehdid bize (yapıldıgı gibi) daha once atalarımıza da yapılmısdır. Bu, evvelkilerin duzme yalanlarından baska (bir sey) degildir»

    [69] De ki: «Yerde gezin (dolasın) da gunahkarların sonu nice olmusdur, gorun»

    [70] (Habibim) onlara karsı tasalanma. Kurmakda oldukları tuzaklardan dolayı da darlıkda olma

    [71] Onlar: «Bu va´d (ve tehdid) in (tahakkuku) ne zaman? Dogrucu kimselerseniz (soyleyin)» derler

    [72] De ki: «Cabucak (gelmesini) istemekde oldugunuz (o azab) ın bir kısmı ensenize binmek uzeredir»

    [73] Suphesiz ki senin Rabbin insanlara karsı (mutlak) bir fazl (-u kerem) saahibidir. Fakat onların cogu sukretmezler

    [74] Senin Rabbin, Onların sinelerinin saklamakda olduklarını da, acıklayageldiklerini de muhakkak biliyor

    [75] Yerde ve gokde (en gizli) hicbir gaaib mustesna olmamak uzere hepsi apacık bir kitabdadır

    [76] Subhesiz ki bu Kur´an Israil ogullarına, hakkında kendilerinin ihtilaf edegeldikleri seylerin pek cogunu acıklar

    [77] Hakıykaten o, mutlak bir hidayetdir, mu´minler icin de bir rahmet

    [78] Muhakkak ki senin Rabbin onların arasındaki hukmunu yerine getirecek. O, mutlak gaalibdir, hakkıyle bilendir

    [79] O halde sen Allaha guvenib dayan. Cunku sen apacık bir hak uzerindesin

    [80] Zira subhesiz ki sen olulere duyuramazsın. Arkalarını donmus kacarlarken sagırlara da da´veti (ni) isitdiremezsin

    [81] Ve sen o korleri sapıklıklarından ayırıb hidayet verici de degilsin. Sen ayetlerimize iman edecek kimselerden baskasına (soz) dinletemezsin. Iste musluman olanlar onlardır

    [82] O soz (un ma´nası) kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edib) vukuu (ve zuhuur) a geldigi zaman yerden bunlar icin bir dabbe cıkarırız ki bu, onlara insanların ayetlerimize kat´i bir kanaat beslemezler idigini (baslarına kakarak) soyler

    [83] (Hatırla) o gun (u ki) her ummetin ayetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacagız. Artık onlar (kaafilelerin ardı alınıncaya kadar) tevkıyf olunacaklardır

    [84] Nihayet (hesab yerine) geldikleri zaman (Allah) buyurur ki: «Siz benim ayetlerimi, onları hicbir bilgi ile kavramadıgınız halde (koru korune), tekzib mi etdiniz? Ne idi o ısraar ile yapdıgınız»

    [85] Zulum etdikleri sebebiyle uzerlerine o soz vukuua gelmisdir. Artık onlar soz de soyleyemeyeceklerdir

    [86] Icinde sukun (ve istiraahat) bulmaları icin geceyi, aydınlıkla gozlerini acmaları icin gunduzu yaratdıgımızı gormediler mi? Bunda iman edecek bir kavm icin elbette kat´i ibretler vardır

    [87] «Suur» a ufurulecegi gun (u) de (hatırla) ki (o gun) — Allahın diledikleri mustesna olmak uzere — artık goklerde kim var, yerde kim varsa dehsetle korkmusdur. Her biri hor ve hakıyr Ona gelmislerdir

    [88] Sen dagları gorur, onları yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulut gecer gibi gecer gider. (Bu) her sey´i sapasaglam yapan Allahın san´atıdır. Subhesiz ki O, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [89] Kim iyi (bir haalet) le gelirse ona bu sayede bir hayır vardır. Onlar o gun (azab) korku (sun) dan emniyyet icindedirler

    [90] Kim de fena (bir amel) ile gelirse yuzleri atesde surtulur. Ya siz, yapdıklarının baska (turlu) siyle mi mukaabele edileceksiniz

    [91] (De ki:) «Ben ancak bu sehrin Rabbine — ki O, bunu hurmetli kılmısdır — ibadet etmemle emr olundum. Her sey Onundur. Ben muslumanlardan olmamla emr olundum»

    [92] «Ve Kur´an okumamla (emr olundum). Kim dogru yolu bulursa o yolu kendi faidesine bulmus olur. Kim de saparsa (ona) de ki: «Ben sadece fena hareketlerin korkunc aakıbetini haber verenlerdenim»

    [93] Ve: «Allaha hamd olsun de. O, size ayetlerini gosterecek de siz de bunları tanıyacaksınız. Rabbin ne yapacagınızdan gaafil degildir

    Kasas

    Surah 28

    [1] Taa, sin, mim

    [2] Bunlar (hakıykatları) apacık bildiren kitabın ayetleridir

    [3] Muusa ile Fir´avn haberinden bir kısmını, iman edecek bir zumre (nin faidelenmesi) icin, hak olarak sana okuyacagız

    [4] Hakıykat, Fir´avn o yerde tegalube kalkdı, ora ehalisini fırkalar haaline getirdi. Onlardan bir zumreyi za´fa ugratıyor, bunların ogullarını bogazlıyor, (yalınız) kızlarını diri bırakıyordu. Cunku o fesadcılardandı

    [5] Biz ise diliyoruz ki o yerde za´fa ugratılanlara lutfedelim, onları (hayırda) muktedabihler yapalım, onları (Fir´avn mulkunun) varisler (i) kılalım

    [6] Onlara o yerde kudret (ve haakimiyyet) verelim, Fir´avna, Hamane ve bunların ordularına da onlardan kocunmakda oldukları sey´i (baslarına getirib) gosterelim

    [7] Musanın anasına: «Onu emzir, ona karsı sana bir tehlike gelirse kendisini denize bırak, (bogulacagından) korkma, (firakından) kederlenme. Cunku biz onu yine sana geri dondurecegiz. Hem onu peygamberlerden biri de yapacagız» diye vahyetdik

    [8] Bunun uzerine Fir´avnın adamları onu yetik olarak aldı (lar). Cunku o, aakıbet kendileri icin bir dusman ve bir tasa olacakdı. Cunku Fir´avn da, Haman da, bunların orduları da suclu (insan) lardı

    [9] Fir´avnın karısı dedi ki: «Benim icin de, senin icin de bir goz bebegi! Onu oldurmeyin. Olur ki bize faidesi dokunur, yahud onu bir evlad ediniriz». Halbuki onlar (isin) farkında degillerdi

    [10] Musanın anası — yuregi (evladından baska bir seyden) bombos olarak — sabahladı. Eger (Allahın vadine) inananlardan olması icin kalbine (sabr-u sukun ile) rabıta vermeseydik az daha onu mutlak acıga vuracakdı

    [11] (Musanın) kız kardesine dedi ki: «Onun izini ta´kıyb et». O da, berikiler farkında olmayarak, onu uzakdan gozetledi

    [12] Biz daha evvel ona sut analar (ın sutunu emmeyi) haram etmisdik. Bunun uzerine (hemsiresi onlara:) «Sizin icin onun bakımını te´min edecek, kendileri buna hayırhah olacak bir aaile hakkında size delaletde bulunayım mı?» dedi

    [13] Iste (boylece) onu anasına iaade etdik. Taki gozu aydın olsun, tasalanmasın, Allahın va´dinin subhesiz bir hak oldugunu bilsin. Fakat onların cogu (bunu) bilmezler

    [14] Vaktaki (Musa) civanlıgına erib olgunlasdı. Biz ona hikmet ve ilim verdik. Iyi hareket edenleri biz boyle mukafatlandırırız

    [15] (Musa), ehalisinin gaflet uzere bulundugu bir zamanda sehre girdi de (orada) birbiriyle kavga etmekde olan iki adam gordu. Su kendi tarafdarlarından, bu da dusman (lar) ındandı. Derken tarafdarlarından olan (adam), dusmanının aleyhinde imdad istedi. Bunun uzerine (Musa) onu bir yumruk vurub oldurdu. «Bu, dedi, seytanın is (ler) indendir. O, hakıykat sasırtıcı, apacık bir dusman»

    [16] Dedi: «Rabbim, ben cidden kendime yazık etdim. Artık beni yarlıga». Bunun uzerine (Allah) onu yarlıgadı. Cunku O, cok yarlıgayıcı, cok esirgeyici olanın ta kendisidir

    [17] Dedi: «Rabbim, bana in´aam etdigin seyler hakkıycin artık suclulara asla arka olmayacagım»

    [18] Hulasa sehirde korkarak (ve basına gelecek aakıbete) intizaar ederek sabahladı. Bir de ne gorsun: Dun kendisinden imdad isteyen (adam yine) ona feryad (ve ondan istimdad) ediyor! Musa ona dedi ki: «Sen hakıykat apasikar bir azgınsın»

    [19] Derken (Musa) ikisinin de dusmanı olan birini yakalamak isteyince (onun bu hareketinin kendisine muteveccih oldugunu sanan istimdada) dedi ki: «Musa, dun bir canı oldurdugun gibi (simdi) beni de mi oldurmek istiyorsun?! Ara buluculardan olmayı arzu etmiyorsun da bu yerde ille yaman bir zorba olmak istiyorsun sen»

    [20] Sehrin ote basından kosarak bir adam geldi. «Musa, dedi, (sehrin) one gelenler (i) seni oldurmek icin (toplandılar), hakkında muzakere ediyorlar. Hemen (buradan) cık (git). Subhesiz ki ben senin hayırhaahlarındanım»

    [21] Bunun uzerine (Musa) korkarak (ve etrafı) gozetleyerek oradan cıkdı. «Rabbim, dedi, beni o zaalimler guruhundan kurtar»

    [22] (Musa) Medyen tarafına yonelince dedi ki: «Umarım, Rabbim beni dogru yola iletir»

    [23] Vaktaki Medyen suyuna vardı, ust tarafında (ve kenarında) bir suru insan buldu ki (hayvanlarını) suluyorlardı. Onların gerisinde (ve alt yanında) da (surulerini) alıkoyan iki kadın gordu. Dedi: «(Bu) haaliniz ne»? Dediler: «Cobanlar sıvarıb donunceye kadar biz sıvarmayız. Babamız ise buyuk bir ihtiyardır»

    [24] Bunun uzerine (Musa) onlarınkini sıvarıverdi. Sonra golgeye donub dedi ki: «Rabbim, hakıykat ben, bana indirdigin hayırdan dolayı muhtacım»

    [25] Derken o iki (kadın) dan biri utana utana yuruyerek ona geldi. «Babam, dedi, biz (im surumuz) u sıvardıgının ucretini sana odemek icin seni cagırıyor». Bunun uzerine (Muusa) ona gidib kendisine kıssayı anlatınca o: «Korkma, dedi, o zalimler guruhunden kurtuldun»

    [26] O ikiden biri: «Babacıgım, dedi, onu ucretle (coban) tut. Cunku ucretle kullandıklarının en hayırlısı subhesiz ki o kuvvetli, emin (adamdır)»

    [27] (O zat Muusaya) dedi ki: «Ben iki kızımdan birini — sen bana sekiz yıl ecirlik etmek uzere — sana nikahlamayı arzu ediyorum. Eger (hizmetini) on (yıl) a tamamlarsan o da kendinden. (Bununla beraber) arzu etmem ki sana zorluk cekdireyim. insaallah beni saalihlerden bulacaksın»

    [28] (Muusa) dedi: «O, seninle benim aramdadır. Bu iki muddetden hangisini odersem demek ki bana karsı bir husumet yok. Allah da su dedigimizin ustunde bir vekil»

    [29] Artık Musa muddetini bitirince aailesiyle yola cıkdı. Tuur yanından bir ates hissetmisdi o. Aailesine dedi ki: «(Siz burada) eglenin. Cunku ben bir ates gordum. Olur ki size ondan bir haber, yahud (ocak yakıb) ısınmanız icin bir ates parcası getiririm»

    [30] Derken oraya gelince feyizli (ve mumtaz) bir yerdeki vadinin sag kıyısından, agacdan: «Ya Musa, aalemlerin Rabbi olan Allah ben im ben» diye. Ve «asaanı (yere) bırak» diye nida olundu. Simdi (Musa) onu bir yılan gibi deprenir gorunce arkasını donub uzaklasdı, geri donmedi. «Ya Musa, beri gel, korkma. Cunku sen emniyyetde olanlardansın»

    [31] Derken oraya gelince feyizli (ve mumtaz) bir yerdeki vadinin sag kıyısından, agacdan: «Ya Musa, aalemlerin Rabbi olan Allah ben im ben» diye. Ve «asaanı (yere) bırak» diye nida olundu. Simdi (Musa) onu bir yılan gibi deprenir gorunce arkasını donub uzaklasdı, geri donmedi. «Ya Musa, beri gel, korkma. Cunku sen emniyyetde olanlardansın»

    [32] «Elini yakanın icine sok. Afetsiz, bembeyaz olarak cıkacakdır o. Korkudan (kanad gibi acılan) ellerini kendine (birbirine) kavusdur (korkma). Iste bu iki (mu´cize) Fir´avna ve cemaatına Rabbinden iki burhandır. Cunku onlar fasıklar guruhudur» diye (buyuruldu)

    [33] (Musa) dedi: «Rabbim, hakıykat ben onlardan bir cana (kıydım), oldurdum. Onun icin beni katledeceklerinden korkarım»

    [34] «Biraderim Harun, o, lisan bakımından benden daha fasıyhdir. Binaen´aleyh onu da benimle beraber yardımcı (bir peygamber) olarak gonder ki beni tasdıyk etsin. Cunku ben, beni tekzib edeceklerinden endise ediyorum»

    [35] Buyurdu: «Senin bazunu biraderinle kuvvetlendirecegiz ve size oyle bir satvet (ve galebe) verecegiz ki onlar size erisemeyecekler. Gidin ayetlerimizle. Siz de, size tabi, olanlar da gaalib (gelecek) siniz»

    [36] Bunun uzerine (Musa) onlara acık acık ayetlerimizi getirince dediler ki: «Bu, uydurulmus bir buyuden baska bir sey degildir. Biz evvelki atalarımızdan bunu isitmedik»

    [37] Muusa: «Rabbim, dedi, canib (i ilahisi) nden kimin hidayet getirdigini, yurdun aakıbeti kimin olacagını daha iyi bilendir. Hakıykat sudur ki zaalimler asla felah bulmazlar»

    [38] Fir´avn dedi: «Ey ileri gelenler, ben sizin benden baska bir Tanrınız oldugunu bilmiyorum! Ey Haman, haydi benim icin camurun uzerinde ates yak da bana buyuk bir kule yap. Belki ben Musanın Tanrısına tırmanıb cıkarım! Maamafih ben onu mutlakaa yalancılardan sanıyorum ya!»

    [39] (Kendisi de, askerleri de o yerde haksız yere buyukluk tasladılar) ve hakıykaten bize dondurulemeyeceklerini sandılar

    [40] Bunun uzerine biz de hem onu, hem askerlerini yakalayıverdik de denizin icine atdık. Bak (Habibim) zalimlerin aakıbeti nice oldu

    [41] Biz onları (dunyada insanları) atese da´vet edegelen rehberler yapdık. Kıyamet gununde ise (azablarının def´i husuusunda) asla yardıma kavusdurulmayacaklardır

    [42] Bununla beraber bu dunyada biz onların arkalarına la´net de takdık. (Hele) kıyamet gununde onlar (suratları cirkinlesdirilen) cok menfur (adam) lordandır

    [43] Andolsun ki biz evvelki nesilleri belak etdigimizden sonra Musaya — (insanlara kalb gozlerini acacak) basıyretler (vermek) ve bir hidayet ve rahmet olmak uzere — o kitabı (Tevratı) vermisizdir. Olur ki onlar nasıyhat kabul ederler (diye)

    [44] Musaya o emri vahyetdigimiz vakit (Habibim) sen batı tarafında (haazır) degildin, gorenlerden de degildin

    [45] Fakat biz (Musadan sonra) daha bir cok nesiller yaratdık da omurleri (uzadıkca) uzadı onların. Sen Medyen ehalisi icinde ikaamet edici, olub da ayetlerimizi onlardan okuyarak ogrenmis de degilsin. Ancak (gecmislerin haberleri sana) gonderenler biziz

    [46] (Musaya) nida etdigimiz vakit da sen «Tuur» un yanında degildin. Fakat sen Rabbinden bir rahmet olarak (gonderildin). Taki senden evvel kendilerine inzar edici (bir peygamber) gelmemis olan bir kavmi sen inzar edesin. Olur ki onlar iyice dusunub nasıyhat (ını) kabul ederler

    [47] Kendi elleri (ve ihtiyarları) ile one surdukleri (kufur ve zulum) yuzunden onlara her hangi bir musiybet geldigi zaman: «Ey Rabbimiz, bize bir peygamber gondereydin de biz de ayetlerine ittiba edeydik, mu´minlerden olaydık ya» diyecek olmasalardı

    [48] (Fakat) simdi onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince: «Musaya verilenler gibi ona da verilmeli degil miydi?» dediler! Onlar (ın ataları) daha evvel Musaya verileni (inkar ile) kafir olmadılar mı (sanki)? «iki sihir birbirine destek oldu dediler, «Dogrusu biz hepsini (inkar edici) kafirleriz» dediler

    [49] De ki: «Eger (sozunuzde) saadık (adam) larsanız Allah tarafından bu ikisinden daha dogru bir katib getirin de ben ona uyayım!»

    [50] (Bu kerre de) sana icabet (senin teklifini kabul) etmek istemezlerse bil ki onlar sırf kendi hevalarının arkasında gitmekdedirler. Halbuki Allahdan dosdogru bir delil olmaksızın (dinde yalınız) kendi havasına uyandan daha sapık kimdir? Subhe yok ki Allah zaalimler guruhunu muvaffak etmez

    [51] Andolsun ki biz onlar icin, nasıyhat kabul etsinler diye, sozu birbiri ardınca inzal edib durmusuzdur

    [52] Bundan evvel kendilerine kitab verdigimiz (nice kimseler vardır ki) onlar buna (Kur´ana) inanıyorlar

    [53] Onlara (Kur´an) okundugu zaman: «Buna inandık. Subhesiz ki bu, Rabbimizden (gelen) bir hakdır. Hakıykat, biz bundan evvel de Islamı kabul etmis kimselerdik» dediler

    [54] Iste bunlara, sabr (ve sebat) etdiklerinden dolayı, mukafatları iki defa verilecekdir. Bunlar kotulugu iyilikle defederler, kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden (hayra) harcarlar

    [55] Bunlar yaramaz lakırdı (lar) isitdikleri zaman ondan yuz cevirdiler ve: «Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aaiddir. Size selam (olsun). Biz cahilleri aramayız» dediler

    [56] Hakıykat sen (Habibim, her) sevdigin kisiyi hidayete erdiremezsin. Fakat Allahdır ki kimi dilerse ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir

    [57] Dediler ki: «Biz, eger senin maiyyetinde dogru yolu (tutub) uyarsak derhal yerimizden (yurdumuzdan olub) kapılırız». Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak her sey´in mahsullerinin gelib toplanacagı korkusuz bir haremde yerlesdirmedik mi? Fakat onların cogu (bu hakıykatı) bilmezler

    [58] Biz, (bol) gecimi ile (halkı) sımarmıs nice memleket (ler) helak etdik. Iste kendilerinden sonra ancak pek az kimselerin konabilecegi (haraab) meskenleri! (Butun onlara.) biz varis olmusuzdur

    [59] Senin Rabbin memleketlerin ana merkez (ler) ine, karsılarında ayetlerimizi okuyacak bir peygamber gonderinceye kadar, o memleketleri helak edici degildir ve biz ehalisi zaalimler (den ibaret) olan memleketlerden baskasını helak edici de degiliz

    [60] Size verilen her sey dunya hayatının (gecici) metaldir, onun susudur. Allah nezdinde olan seyler ise hem daha hayırlı, hem daha devamlıdır. Haala akıllanmayacak mısınız

    [61] Simdi kendisine guzel bir vaid,ile soz verdigimiz (cenneti vad etdigimiz), binaen´aleyh ona kavusan kisi, dunya hayatının gecici zevki ile faidelendirdigimiz, sonra kıyamet gununde huzurumuza getirilmislerden olan kimse gibi midir

    [62] O gunde ki (Allah) onlara nida edib: «Hani baatıl zan ile iddia edib durdugunuz ortaklarım nerede?» diyecekdir

    [63] (O gun) aleyhlerinde soz hak olanlar (soyle) demisdir (diyecekdir): «Ey Rabbimiz, iste bunlar bizim azdırdıgımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmıssak onları da oylece azdırdık. Uzaklasdık, sana (donduk. Zaten) onlar bize tapmıyorlardı»

    [64] (O gun onlara): «Cagırın ortaklarınızı» denilmisdir (denilecekdir) de onları cagırmıslardır. Fakat bunlar kendilerine icabet etmemislerdir ve (onların ugradıkları) azabı gormuslerdir. Nolurdu (o musrikler) hidayeti kabul etmis olsalardı

    [65] O gun (Cenab-ı Hak) onlara nida edib: «(Gonderilen) peygamberlere ne cevab verdiniz?» diyecekdir

    [66] Artık o gun onlara karsı haberler kor olmusdur. Artık yekdigerine de (bir sey) soramazlar

    [67] Amma tevbe ve iman edib de iyi amel (ve hareket) de bulunan kimseler muradlarına erenlerden olacaklarını umabilir (ler)

    [68] Rabbin ne dilerse yaratır, (ne dilerse) ihtiyar eder. Onlar icin ise (Rablerine karsı boyle) muhayyerlik yokdur. Allah munezzehdir. (Onların) es tutmakda oldukları (her) seyden yucedir

    [69] Gogusleri neler saklıyorsa, neleri ne acıklıyorsa Rabbin (hepsini) bilir

    [70] O, oyle Allahdır ki kendinden baska hicbir Tanrı yokdur, onunde de, sonunda da hamd Onundur. Hukum de Onundur. Siz ancak Ona dondurul (ub goturul) eceksinız

    [71] De ki: «Eger Allah uzerinizde geceyi ta kıyamete kadar faasılasız devam etdirirse Allahdan baska size bir ziyaa getirecek Tanrı kimdir? Bana haber verin. Haala dinlemeyecek misiniz»

    [72] De ki: «Eger Allah uzerinizde gunduzu kıyamet gunune dek mutemadiyen devam etdirirse size icinde dinleneceginiz bir geceyi Allahdan baska getirecek kimdir? Bana haber verin. Haala gormeyecek misiniz»

    [73] Onun rahmeti (cumlesinde) ndir ki O, sizin faideniz icin, icinde sukun ve istiraahat etmeniz icin geceyi ve fazlu kereminden (rızkınızı) aramanız icin gunduzu yaratmısdır. Taki sukr edesiniz

    [74] (Hatırla) o gun (u ki Allah) onlara nida edib: «Hani baatıl zan ile iddia edegeldiginiz ortaklarım nerede»? diyecektir

    [75] (O gun) her ummetden birer sahid (cekib) cıkarmısızdır da «Burhanınızı getirin» demisizdir. (O vakit) bilmislerdir ki hak muhakkak Allahındır ve uydurageldikleri seyler (putlar) da kendilerinden ayrılıb gaalib olmusdur

    [76] Filhakıyka Kaarun Musanın kavmindendi. Fakat onlara karsı serkeslik etdi o. Biz ona oyle hazineler verdik ki anahtarları (nı tasımak bile) gucu kuvvetli buyuk bir cemaate agır geliyordu. O vakit kavmi ona soyle demisdi: «Sımarma. Cunku Allah sımarıkları sevmez»

    [77] «Allahın sana verdigi (maldan harcayıb) ahiret yurdunu ara. Dunyadan nasıybini de unutma. Allahın sana ihsan etdigi gibi sen de (insanlara sadaka vererek) ihsanda bulun. Yer (yuzun) de fesad arama. Cunku Allah fesadcıları sevmez»

    [78] (Kaarun) dedi ki: «Bu (servet) bana ancak bende olan ilimle (ilim sayesinde) verilmisdir». (O, madem ki aalimdi) kendisinden evvelki nesillerden kuvvetce ondan daha ustun, Cem´iyyetce daha kesretli kimseleri Allahın hakıykaten helak etmis oldugunu bilmedi mi? Mucrimlerden gunahları sorulmaz

    [79] Derken zineti (debdebesi) icinde kavminin karsısına cıkdı. Dunya hayatını arzu edenler: «Nolurdu, dediler, Kaaruna verilen (su servet) gibi bizim de (malımız) olsaydı. O, hakıykaten buyuk nasib saahibidir

    [80] Kendilerine ilim verilenler de (soyle) dedi: «Yazıklar olsun size. Allahın sevabı iman ve iyi amel (ve hareket) eden kimseler icin daha hayırlıdır. Buna da sabr (ve sebat) edenlerden baskası kavusdurulamaz»

    [81] Nihayet biz onu da, sarayını da yere geciriverdik. Artık Allaha karsı kendisine yardım edecek hicbir cemaati da yokdu onun. Bizzat kendisini mudafaa edebileceklerden de degildi o

    [82] Dun onun mevkiini temenni edenler sabahleyin (soyle) diyorlardı: «Vay, demek ki Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayıyor (genisletiyor, yahud) daraltıyor. Allah bize lutfetmeseydi bizi de muhakkak batırırdı. Vay, demek ki hakıykat sudur: Kafirler felah bulmaz»

    [83] Iste ahiret yurdu! Biz onu yer (yuzun) de ne tegallub, ne fesad arzusuna dusmeyeceklere veririz. (Iyi) sonuc (Allahın ıkaabından) sakınanlarındır

    [84] Kim iyi (haal) ile gelirse onun icin bundan daha hayırlısı vardır. Kim de kotu (haal) ile gelirse o kotulukleri isleyenler yapmıs olduklarından baskasıyle cezalandırılmaz(lar)

    [85] Her halde o Kur´anı (n tilavetini, tebligını ve mucibince amel etmeni) senin uzerine farz kılan (Allah) seni (yine) donulecek yere dondurecekdir. De ki: «Hidayetle gelen kim, o apacık bir sapıklık icinde olan kim, Rabbim cok iyi bilendir»

    [86] Sen (bu) kitabın sana vahyolunacagını ummuyordun. (Bu), ancak Rabbinden bir rahmetdir. O halde kafirlere arka olma sakın

    [87] Allahın ayetlerinden — onların sana indirildigi andan i´tibaren — sakın (musrikler) seni cevirmesinler! Sen (insanları) Allaha da´vet et. Zinhar musriklerden olma

    [88] Allah ile birlikde diger bir Tanrı daha (edinib) tapma (ona). Ondan baska hic bir Tanrı yok. Onun zatinden baska her sey helak olucudur. Hukum Onundur ve siz ancak Ona dondurul (ub goturul) eceksiniz

    Ankebût

    Surah 29

    [1] Elif, lam, mim

    [2] Insanlar (yalınız) inandık demeleriyle bırakılıvereceklerini, kendilerinin imtihaana cekilmiyeceklerini mi sandı (lar)

    [3] Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan etmisizdir. Allah elbette saadık olanları da bilir, elbette yalancı olanları da bilir

    [4] Yoksa kotulukler yapanlar bizden (kacıb) savusacaklarını mı sandı (lar)? Ne fena hukmediyorlar

    [5] Kim Allaha kavusmayı umarsa subhe yok ki Allahın ta´yin etdigi (o) vakit her halde gelecekdir. O, hakkıyle isiden, kemaliyle bilendir

    [6] Kim savasırsa ancak kendisi icin savasmıs olur. Zira Allah elbette (butun) aalemlerden gani (mustagni) dir

    [7] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanların kotuluklerini her halde (afv ile) orteriz ve her halde o islemekde olduklarının daha guzeliyle onları mukafatlandırırız

    [8] Biz insana ana ve babasına guzellik (ve iyilik yapmasını) tavsiye etdik. Eger onlar, hakkında bilgin olmayan (tanımadıgın) bir sey´i bana ortak kosman icin ugrasırlarsa kendilerine itaat etme. Donusunuz ancak banadır. Binaen´aleyh ne yapar idiyseniz size ben haber verecegim

    [9] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) de bulunanlar (yok mu?) biz onları her halde saalihler (zumresin) e (katıb) sokacagız

    [10] Insanlardan oyle adam vardır ki «Allaha inandık» der de Allah ugrunda eziyyete (ducar) edildigi zaman insanların (kendi hakkındaki) fitnesini Allahın azabı imis gibi tanır. Andolsun ki Rabbinden bir nusret gelirse onlar: «Biz de hakıykaten sizinle beraberdik» diyecekler muhakkak. Allah, aalemlerin sineleri icinde ne var, cok iyi bilen degil midir

    [11] Allah iman edenleri de elbet bilir, munafıkları da elbet bilir

    [12] O kafirler, iman edenlere dedi (ler) ki: «Bizim yolumuza uyun, sizin gunahlarınızı biz yuklenelim». Halbuki onlar bunların gunahlarından hicbir sey yuklenici degildirler. Subhesiz ki onlar kat´iyyen yalancıdırlar

    [13] Onlar her halde kendi yuklerini de, o yukleriyle beraber daha nice yukleri de bizzat yuklenecekler ve duzmekde oldukları seylerden kıyamet gunu mes´ul olacaklardır

    [14] Andolsun ki biz Nuuhu kavmine (peygamber olarak) gondermisizdir de o, aralarında, elli yılı mustesna olmak uzere, bin sene kalmısdır. Nihayet onlar zulumde devam edib dururlarken kendilerini tuufan yakalayıvermisdir

    [15] Fakat biz onu da, gemi arkadaslarını da selamete erdirmis ve bunu aalemlere bir ibret yapmısızdır

    [16] Ibrahimi de (hatırla). Hani O, kavmine (soyle) demisdi: «Allaha ibadet edin, On (un ikaabın) dan korkun. Bu, eger bilirseniz, sizin icin cok hayırlıdır»

    [17] «Siz ancak Allahı bırakıb putlara tapıyor, yalan uydurub duzuyorsunuz. Hakıykat, sizin Allahı bırakıb tapdıklarınız size bir rızık vermiye muktedir olamazlar. O halde rızkı Allah katında arayın. Ona ibadet edin. Ona sukredin. Siz ancak Ona donduru (lub goturu) leceksiniz»

    [18] «Eger siz (beni) tekzib ederseniz sizden evvelki ummetler de (peygamberlerini) tekzib etmisizdir. Peygamberin uzerine (dusen vazife) ise apacık tebligden baskası degildir»

    [19] Allah hilkate nasıl baslıyor, sonra onu (nasıl olumunden sonra) geri ceviriyor, gormediler mi? Subhesiz bu (nlar) Allaha gore kolaydır

    [20] De ki: «Yer yuzunde gezib dolasın da (Allahın) hilkate nasıl basladıgını gorun. Allah yeni bir ahiret hayaatını da tekrar yaratacakdır. Cunku Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [21] Kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse esirger O. (Hepiniz) ancak ona donduru (lup goturu) leceksiniz

    [22] Siz ne yerde, ne gokde (Onu) aaciz bırakıcı degilsiniz. Allahdan baska sizin hicbir veliniz ye yardımcınız da yokdur»

    [23] Allahın ayetlerini ve Ona kavusmayı (inkar ile) kafir olanlar (yok mu?) iste benim rahmetimden (ancak) onlar umidlerini kesdiler. Iste pek acıklı azab da onlarındır

    [24] Bundan dolayı kavminin cevabı: «Oldurun onu, yahud yakın onu» demelerinden baska (bir sey) olmadı. Aliah da onu atesden kurtardı. Subhe yok ki bunda iman edecek zumreler icin her halde ibretler vardır

    [25] Dedi ki: «Siz dunya hayaatında birbirinizle (musrikler hususunda) dost oldugunuz icin Allahı bırakıb ancak putlara tutundunuz. (Fakat) bil´ahare kıyamet gununde kiminiz kiminize kufur, kiminiz kiminize la´net edecekdir. Barınacagınız yer ise atesdir. Sizin (o vakit) hicbir yardımcınız da yokdur»

    [26] Bunun uzerine kendisine bir Luut iman etdi. (Ibrahim) dedi ki: «Hakıykat, ben Rabbime hicret edecegim. Subhe yok ki mutlak gaalib, tam hukum ve hikmet saahibi Odur, O»

    [27] Biz ona ishak ile Ya´kubu da ihsan etdik. Peygamberligi ve kitabları onun zurriyetine tahsis etdik. Dunyada ona mukafatını verdik. Hakıykat o, ahiretde de her halde saalih insanlardandır

    [28] Luutu da (hatırla). Hani o, kavmine (soyle) demisdi: «Siz hakıykat oyle hayasızlıgı (meydana) getiriyorsunuz ki sizden evvel aalemlerden hicbiri bunu yapmamısdık

    [29] «Siz her halde erkeklere gidecek, yol kesecek, toplantı yerinizde mesru olmayanı yapacak mısınız»? Kavminin cevabı: «Eger dogru soyleyenlerdensen Allahın azabını getir bize» demelerinden baskası olmadı

    [30] De ki: «Yarab, o fesadcılar guruhuna karsı buna nusret et»

    [31] Elcilerimiz Ibrahime o mujdeyi getirince dediler ki: «Biz bu memleketin ahalisini helak edecegiz. Cunku onun ahalisi zaalim oldular»

    [32] (Ibrahim) «Onların icinde, dedi, Luut da var». Dediler ki: «Biz orada kimin bulundugunu cok iyi bileniz. Onu da, ehlini de muhakkak kurtaracagız. Yalınız geride (azabda) kalacaklardan olan karısı mustesna»

    [33] Elcilerimiz Luuta gelince o, bunlar sebebiyle tasalandı, bunlar sebebiyle kolu (gogsu) daraldı. «Korkma, tasalanma, dediler, cunku biz seni de, senin ehlini de kurtaracagız. Yalnız geride (azabda) kalacaklardan olan karın mustesna»

    [34] «Muhakkak bu memleket ahalisinin ustune, yapmakda oldukları faasıklık yuzunden, gokden (feci) bir azab indirecegiz»

    [35] Andolsun, aklını kullanacak bir kavm icin biz oradan apacık bir nisane (bir ibret) bırakmısızdır

    [36] «Medyen» e de biraderleri Suaybı (gonderdik) de dedi ki: «Ey kavmim, Allaha ibadet edin. Ahiret gunune umud baglayın. Yer yuzunde fesadcılar olarak bozgunculuk yapmayın»

    [37] Fakat onu tekzib etdiler. Derken kendilerini siddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarından hepsi (olu olarak) diz ustu coke kaldılar

    [38] Aad ile Semudu da (helak etdik. Onların basına neler geldigi) hakıykat sizin icin el´an (o haraab) evleri (ciheti) nden belli olmakdadır. Uyanık (insan) lar oldukları halde seytan onların amel (ve hareket) lerini susleyib kendilerini yoldan sapdırmısdır

    [39] Kaarunu, Fir´avnı, Hamaanı da (helak etdik). Andolsun ki Musa (daha evvel) kendilerine apacık burhanlar getirmisdi de onlar yer (yuzun) de buykluk taslamıslardı. Halbuki (azabın) onune gecebilecek de degillerdi

    [40] Iste biz (onların) her birini gunahı sebebiyle yakaladık. Iste kiminin tepesine (tas yagdıran) bir kasırga gonderdik, kimini korkunc bir ses aldı, kimini yere gecirdik, kimini de suda bogduk Allah onlara zulm etmiyordu. Fakat onlar kendilerine (bizzat) kendileri zulm ediyorlardı

    [41] Allahdan baska veliler edinenlerin sıfatı kendine bir yuva yapan orumcek misali gibidir. Halbuki, eger bilmis olsalar, evlerin en curugu her halde orumcek yuvasıdır

    [42] Allah, kendinden baska hangi sey´e tapıyorlarsa subhesiz ki biliyor. O, mutlak gaalibdir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [43] Iste misaller! Biz onları insanlar icin irad ediyoruz. Aalim olanlardan baskası onları anlamaz

    [44] Allah gokleri ve yeri hak olarak yaratdı. Subhe yok ki bunda iman edenler icin (Onun kemal-i kudretine) mutlak bir delalet vardır

    [45] Sana vahyedilen kitabı oku. Namazı da dosdogru kıl (ve kıldır). Cunku namaz edebsizlikden ve akıl ve seriata uymayan her seyden alıkoyar. Allahı zikretmek elbette en buyuk (ibaret) dir. Ne yaparsanız Allah bilir

    [46] Iclerinden zulmedenler mustesna olmak uzere ehl-i kitab ile en guzel (savasdan) baska bir suretle mucadele etmeyin ve deyin ki: «Bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim Allahımız da, sizin Allanınız da birdir. (Su kadar ki) biz (ancak) Ona teslim olanlarız. (Biz Onun samimi muslumanlarıyız)»

    [47] Iste sana (Habibim boyle bir) kitab indirdik. Onun icin kendilerine kitab verdiklerimiz buna iman ediyorlar. Sunlardan da ona iman edecek nice kimseler vardır. Bizim ayetlerimizi kafirlerden baskası bilerek inkar etmez

    [48] Sen bundan evvel hicbir kitab okur degildin. Elinle de onu yazmadın. Boyle olsaydı baatıl soyleyenler elbet subhelenir (ler) di

    [49] Hayır, o (Kur´an) kendilerine ilim verilmis insanların sinelerinde (parıldayan) apacık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi zaalim olanlardan baskası bilerek inkar etmez

    [50] «Ona Rabbinden (baskaca) ayetler de indirilmeli degil miydi?» dediler. De ki: O ayetler ancak Allahın nezdindedir. Ben sade (egri yolun basınıza getirecegi fena sonucları) apasikar haber verenim»

    [51] Sana indirdigimiz o kitab — ki (mustemirren) karsılarında okunub duruyor — onlara kafi gelmedi mi? Onda iman edecek bir kavm icin elbette (buyuk) bir rahmet (ve ni´met) ve bir ogut var

    [52] De ki: «Benimle sizin aranızda Allahın hakkıyle sahid olması yeter. Goklerde, yerde ne varsa O bilir. Baatıla iman ve Allahı (inkar ile) kafir olanlar (Yok mu?) Iste onlar husranda kalanların ta kendileridir

    [53] Senden azabı carcabuk (getirmeni) isterler. Eger muayyen bir vakit olmasaydı o, elbette onlara gelib catmısdı bile. (Bununla beraber) o, kendileri farkında olmayarak, onlara ansızın gelecekdir muhakkak

    [54] (Evet) senden azabı carcabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki hakıykatde cehennem o kafirleri kusatıb durmakdadır (da haberleri yok)

    [55] O gunde azab onları hem ustlerinden, hem ayakları altından saracak, (Allah): «Islemekde oldugunuz (gunahlar)ın (cezasını) tadın» diyecek

    [56] Ey iman eden kullarım, subhesiz ki benim arzım genisdir. O halde ancak bana ibadet edin

    [57] Her can olumu tadıcıdır. (Ondan) sonra bize donduru (lub getiri) leceksiniz

    [58] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (var ya) biz onları — kendileri iclerinde ebedi kalıcı olarak — altlarından nehirler akan o cennetin yuksek mevkilerine yerlesdirecegiz. (Oyle) amel (ve hareket) edenlerin mukafatı ne guzeldir

    [59] ki onlar sabır (ve sebat) etmislerdir ve yalınız Rablerine guvenib dayanmakdadırlar

    [60] Nice canlı mahluk vardır ki rızkını kendisi tasımıyor. Onu da, sizi de Allah rızıklandırıyor. O, hakkıyle isiden, kemaliyle bilendir

    [61] Andolsun ki onlara: «O gokleri, o yeri kim yaratdı? O gunesi, o ayı kim musehhar kıldı?» diye sorarsan mutlakaa: «Allah» derler. O halde nasıl cevrilib donduruluyorlar

    [62] Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayar (genisletir). Onu kısar da. Subhesiz ki Allaha her sey´i hakkıyle bilendir

    [63] Andolsun ki onlara: «Gokden su indirib onunla yeri, olumunun ardından, canlandıran kimdir?» diye sorarsan «Elbette Allah» derler. De ki: «Hamd Allahındır». Fakat onların cogu aklını kullanmazlar

    [64] Bu dunya hayatı bir eglenceden, bir oyundan baska (sey) degildir. Ahiret yurdu (na gelince:) Subhe yok ki o, (asıl) hayatın ta kendisidir, (bunu) bilmis olsalardı

    [65] (Baksan a) gemiye bindikleri zaman — din (i) yalınız Kendisine (ya´ni Allaha) tahsıys etmek suretiyle ve (haalis ve) muhlis (insan) lar olarak — Allahı (nasıl) cagırırlar! Fakat biz onları selametle karaya cıkarınca da hemen Allaha es katanlar onlardır

    [66] Ki (bu suretle) kendilerine verdigimiz (ni´metler) e nankorluk etsinler ve (hayatdan) zevk alsınlar diye. Fakat onlar yakında bileceklerdir

    [67] Cevrelerinde insanların zorla (yakalanıb) kapılmakda olmasına ragmen (Mekkeyi) korkusuz (ve emin bir yer) yapdıgımızı onlar gormediler mi? Haala baatıla inanıyorlar da Allahın ni´metine nankorluk mu ediyorlar

    [68] Allaha karsı yalan duzen kisiden, yahud kendisine hak gelince onu yalan sayandan daha zaalim kimdir? Kafirlere cehennemde barınacak yer mi yok

    [69] Bizim ugrumuzda mucahede edenler (e gelince:) Biz onlara elbette yollarımızı gosteririz. Subhesiz ki Allah her halde ihsan erbabiyle beraberdir

    Rûm

    Surah 30

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Rum (lar) maglub oldu

    [3] Yakın bir yerde. Halbuki onlar bu yenilmelerinin ardından gaalib olacaklar

    [4] Bir kac yıl icinde. Onunde de, sonunda da emir Allahındır. O gun mu´minler de ferahlanacak

    [5] Allahın nusratıyle. O, kimi dilerse ona yardım eder. O, yegane gaalibdir, (mu´minleri) cok esirgeyicidir

    [6] (Bu) Allahın va´di. Allah va´dinden caymaz. Fakat insanların cogu (Onun va´dini) bilmezler

    [7] Onlar (bu) dunya hayatından (yalınız) bir dıs (taraf) ı bilirler. Ahiretden ise onlar gaafillerin ta kendileridir

    [8] Nefisleri hakkında (olsun) iyiden iyi dusunmediler mi? Allah o gokleri, o yeri ve ikisinin arasında bulunan seyleri hakk (ın ikaamesine) ve muayyen bir va´de (nin inkızaasına) sebeb olmakdan baska (bir hikmetle) yaratmamısdır. Hakıykat, insanlardan cogu Rablerine kavusmayı cidden inkar edicilerdir

    [9] Onlar yer (yuzun) de gezib de kendilerinden evvelkilerin aakıbetinin nice olduguna bakmadılar mı? Onlar kuvvetce kendilerinden daha siddetli idiler. Topragı ekmisler, alt ust etmisler, onu bunların i´maar etdiklerinden daha cok i´maar eylemislerdi. Peygamberleri onlara da nice acık huccetler getirmislerdi. Demek, onlara Allah zulm etmiyordu, fakat kendilerine bizzat kendileri zulm ediyorlardı

    [10] Sonra kotuluk eden (o ummet) lerin aakıbeti ates oldu. Cunku onlar Allahın ayetlerini tekzib etmislerdi. Onları eglenceye alıyorlardı

    [11] Allah ilkin mahlukunu yaratır, sonra onu (olumunun ardından diriltib) alır. Nihayet hepiniz ancak Ona dondurul (ub goturul) e ceksiniz

    [12] Kıyametin kopacagı gun gunahkarlar (huccetden umidlerini keserek) susacak (lar) dır

    [13] Ortaklarından da kendilerine sefaatcılar olmamısdır (olmayacakdır). Onlar ortaklarını da inkar edeceklerdir

    [14] Kıyametin kopacagı gun, (evet) o gun (mu´minlerle kafirler) birbirinden ayrılırlar

    [15] Artık iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince:) Onlar bir bagcede (yasayıb) mesrur olurlar

    [16] Amma kufr (ve inkar) edib de ayetlerimizi ve ahiret mulakaatını yalan sayanlar, onlar da azabda (kalmak uzere) ihzaar olunmuslardır

    [17] Haydi aksama girerken, sabaha ererken Allahı tenzih (ve tesbih) edin (namaz kılın)

    [18] Goklerde ve yerde hamd Onundur. Gunduzun nihayetinde de, ogle vakfına vardıgınız vakıtda da (Allahı tenzih ve tesbih edin, namaz kılın)

    [19] Oluden diriyi, diriden oluyu O cıkarıyor. Arzı, olumunun ardından, O canlandırıyor. Iste siz de (kabirlerinizden) boylece cıkarılacaksınız

    [20] Sizi bir toprakdan yaratmıs olması Onun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa) yayılır bir beser oldunuz

    [21] Size nefislerinizden, kendilerine ısınmanız icin, zevceler yaratmıs olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması da Onun ayetlerindendir. Subhe yok ki bunda fikrini iyi i´mal edecek bir kavm icin elbette ibretler vardır

    [22] O gokleri, o yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirine uymaması da Onun ayetlerindendir. Hakıykat, bunlarda aalimler icin elbette ibretler vardır

    [23] Gece gunduz uyumanız ve Onun fazl (-u kerem) inden (nasıyb) aramanız da yine Onun ayetlerindendir. Subhesiz ki bunda da (hakıykatlara) kulak verecek bir zumre icin mutlak ibretler vardır

    [24] Yine Onun ayetlerindendir ki O, size hem korku, hem tama (vermek) icin simsegi gosteriyor, yukarıdan bir su indiriyor da onunla arza, olumunden sonra, can veriyor. Hakıykat, bunda da aklını kullanacak bir kavm icin elbette ayetler vardır

    [25] Gogun ve yerin. Onun emriyle, durması da yine Onun ayetlerindendir. Sonra sizi bir tek da´vetle cagırdıgı zaman hemen yerden cıkacaksınız

    [26] Goklerde ve yerde kim varsa Onundur. Hepsi de Ona boyun egicidirler

    [27] O, ilkin mahluku yaratıb sonra onu (oldurdukden ve tekrar diriltdikten sonra) iaade edecek olandır ki bu, Ona gore pek kolaydır. Goklerde ve yerde en yuce sıfat (lar) Onun. O, yegane gaalib, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [28] O, size kendi nefislerinizden bir temsil getirdi: Sizi rızıklandırdıgımız seylerde sag elinizin malik oldugu (koleler) den ortaklarınız olmasını ister de bu hususda siz (onlarla) musavi olur, onları kendinizi saydıgınız gibi sayar mısınız? Iste biz ayetleri, aklını kullanacak bir kavm icin, boyle acıklarız

    [29] Hayır, o zulmedenler bilgisizce kendi nevalarına tabi´ oldu (lar). Artık Allahın sapdırdıgı kimseyi kim dogru yola iletebilir? Onlar icin yardımcılardan (hicbir sey) yokdur

    [30] O halde (Habibim) sen yuzunu bir muvahhid olarak dine, Allahın o fıtratına cevir ki O, insanları bunun uzerine yaratmısdır. Allahın yaratısına (hicbir sey) bedel olmaz. Bu, dimdik ayakda duran bir dindir. Fakat insanların cogu bilmezler

    [31] Hepiniz Ona donun, Ondan korkun. Namazı dosdogru kılın, musriklerden olmayın

    [32] (O musriklerden) ki onlar dinlerini darma dagınık etmisler, fırka fırka olmuslardır. (Bunlardan) her zumre, nezdlerinde olanla boburlenicidirler

    [33] Insanlara bir zarar isaabet etdi mi Rablerine, (yalınız) Ona, donerek, dua ederler. Sonra onlara kendi (canib) inden bir rahmet tatdırdıgı vakit da, bakarsınız ki, onlardan bir guruh Rablerine sirk kosub durmakdadırlar

    [34] Kendilerine verdigimiz (ni´metler) e nankorluk etmeleri icin. Hele zevk ede durun, yakında bileceksiniz

    [35] Yoksa biz onlara bir huccet indirdik de Ona es tutmalarını bu mu soyluyor

    [36] Ne zaman insanlara bir rahmet tatdırdı isek onunla sımarmıslardır. Kendi ellerinin one surdukleri (gunahlar) yuzunden onlara bir fenalık isaabet edince de hemen onlar umidlerini kesiverirler

    [37] Allahın kimi dilerse onun rızkını yayıb genisletmekde, (kimi de dilerse onunkini) daraltmakda oldugunu onlar gormediler mi? Subhe yok ki bunda iman edecek bir kavm icin elbette ibretler vardır

    [38] Haydi akrıbaya, yoksula, yol ogluna (yolcuya) hakkını ver. Bu, Allahın cemalini (rızaasını) dilemekde olanlar icin (her seyden) hayırlıdır ye onlar korkduklarından emin, umduklarına nail olanların ta kendileridir

    [39] Insanların mallarında artıs olması icin faiz (cinsin) den verdiginiz sey (nakd, mal, sadaka ve saire) Allah katında artmaz. Allahın rızasını dileyerek verdiginiz zekat ise, sevablarını kat kat artıranlar onlar (onu verenler) dir

    [40] Allah, sizi yaratan, sonra rızkınızı veren, sonra sizi oldurecek, daha sonra da sizi diriltecek olandır. Sizin ortaklarınız icinde bunlardan herhangi bir sey´i yapacak kim? O, cok munezzehdir, es katmakda olduklarından (muberra ve) yucedir

    [41] Insanların kendi ellerinin kazandıgı (ihtiyarlarıyle yapdıkları) seyler yuzunden karada, denizde fesad belirdi ki (Allah) yapdıklarının bir kısmını onlara tatdırsın. Olur ki rucu´ ederler onlar

    [42] De ki: «Arzda gezib dolasın da daha evvel (gecen) lerin aakıbeti nice oldu, gorun. Onların cogu musriklerdi

    [43] Allahın reddine asla imkan bulunmayan o gunu gelmezden evvel, ki o gun (butun insanlar) boluk boluk ayrılacaklardır, yuzunu haydi o dosdogru dine cevir

    [44] Kim kufrederse kufru kendi aleyhinedir. Kim de iyi bir amel (ve hareket) de bulunursa (cennetdeki konaklarını) kendileri icin hazırlamıs olurlar

    [45] Bunun hikmeti de iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) de bulunanları (Allahın) fazl (ı ilahisi) nden mukafatlandırmasıdır. Cunku O, kafirleri hakıykaten sevmez

    [46] (Allahın) — rahmetinden size tatdırması, emriyle gemilerin akması, fazlından (nasıyb) aramanız ve sukretmeniz icin — ruzgarları mujdeciler olarak gondermesi Onun ayetlerindendir

    [47] Andolsun ki biz senden evvel kendi kavmlerine (nice) peygamberler gondermisizdir de onlara acık acık burhanlar getirmislerdir. Fakat (iman etmedikleri icin) biz o gunah isleyenlerden intikaam almısızdır. Mu´minlere yardım etmek ise ustumuzde bir hakdır

    [48] (Allah Odur ki ruzgarları gonderir de onlar bir bulut kaldırırlar), derken (Allah) bunu gokde nasıl dilerse oylece serer. Onu parca parca da eder. Nihayet gorursun ki aralarından yagmur cıkıb durmakdadır. Artık onu kullarından kimi dilerse onlara nasıyb eder de onlar da hemen sevinirler

    [49] Halbuki onlar bundan evvel uzerlerine (Allahın yagmur) indireceginden kat´iyyen umidlerini kesmislerdi

    [50] Simdi bak Allahın rahmet eserlerine: Arzı, olumunun ardından, nasıl diriltiyor. Subhe yok ki O, oluleri de herhalde (tekrar) dirilticidir. O, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [51] Andolsun, biz bir ruzgar gonderir de Onu (n eserini) sararmıs gorurlerse ardından muhakkak ki kufraana baslarlar

    [52] Bunun icin sen — arkalarına donub giderlerken — o da´veti olulere de duyuramazsın, sagırlara da isitdiremezsin

    [53] Sen korleri dahi sapıklıklarından ayırıb dogru yola iletici degilsin. Sen (baskalarına degil) ancak ayetlerimize iman edib de musluman olanlara, (yalınız) onlara dinletebilirsin

    [54] Allah, sizi bir za´fdan yaratan, sonra diger bir za´fın ardından kuvvet veren, sonra kuvvetin arkasından da yine za´fa ve ihtiyarlıga getirendir. (O), ne dilerse yaratır. O, hakkıyle bilendir, kemaliyle kaadirdir

    [55] Kıyametin kopacagı gun gunahkarlar bir saatden baska kalmadıklarına yemin eder (ler). Iste onlar (dunyada da haktan) boyle donduruluyorlar (yalan soyluyorlar) dı

    [56] Kendilerine ilim ve iman verilenler (soyle) demis (ler) dir (diyeceklerdir); «Andolsun ki Allahın kitabında (ilm-i sabıkında yazdıgı) o tekrar dirilis gunune kadar kaldınız. Iste bu, ha´s gunudur. Fakat siz bilmiyordunuz»

    [57] Artık zulmedenlere o gun ma´ziretleri faide vermeyecek, onlardan (Allahın razi olacagı sey´e) rucu´ da istenmeyecekdir

    [58] Andolsun ki bu Kur´anda insanlar icin her (cesid) misal (ler) irad etmisizdir. Andolsun ki (Habibim) onlara herhalde bir ayeti getirsen kufreden (o adam) lar mutlakaa: «Siz tezvircilerden baskası degilsiniz» diyeceklerdir

    [59] Iste bilmezlerin kalblerine Allah boyle muhur basar

    [60] Sen (habibim) simdi sabret. Subhe yok ki Allahın va´di hakdır. (Buna) kat´i inan beslememekde olanlar zinhar seni (sabırsızlıkla) hafiflige goturmesin (ler)

    Lokman

    Surah 31

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Iste bunlar, o hikmet dolu kitabın ayetleridir

    [3] Ki (her biri) ihsan erbabı icin bir hidayet ve bir rahmetdir

    [4] (O ihsan erbabı) ki onlar dosdogru namazı kılanlar, zekatı verenlerdir. Onlar ahirete yakıyn (ya´ni kati insan) haasıl edenlerin de ta kendileridir

    [5] Iste onlar Rablerinden bir hidayet uzerindedirler ve iste onlar, (evet) onlar felaha erenlerdir

    [6] Insanlar icinde, bilgisizce, Allah yolundan sapdırmak, o (yolu) bir eglence edinmek icin (icad edilmis) bos lafa musteri cıkan (nice) adam vardır. Iste onların, (evet) onların (hakkı) horlayıcı bir azabdır

    [7] Ona ayetlerimiz okundugu zaman sanki bunları isitmemis, sanki iki kulagında bir sagırlık varmıs gibi buyukluk taslayarak yuz cevirir, iste onu cok acıklı bir azab ile mujdele

    [8] Hakıykat, iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (yok mu?) Naıym cennetleri — kendileri iclerinde ebedi kalıcı olmak uzere — onlarındır. Bu, Allahın gercek va´didir. O, yegane gaalib, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [9] Hakıykat, iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (yok mu?) Naıym cennetleri — kendileri iclerinde ebedi kalıcı olmak uzere — onlarındır. Bu, Allahın gercek va´didir. O, yegane gaalib, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [10] O, (su) gorub durdugunuz gokleri direksiz yaratdı. Yere, sizi sarsar diye, agır baskılar koydu. Orada (yerde) her bir canlıdan (nice cesidler) yaydı. Biz gokden de su indirdik de (yerde) her sınıf (dan) guzel nebatlar yetisdirdik

    [11] Iste bu (nlar) Allahın yaratıgıdır. Ondan baskasının ne yaratdıgını haydi gosterin bana! Hayır, o zaalimler apacık bir sapıklık icindedirler

    [12] Andolsun ki biz Lukman´a, Allaha sukret diye (rek), hikmet verdik. Kim sukrederse ancak kendi faidesi icin sukreder. Kim de nankorluk ederse hic suphe yok ki Allah ganidir (mustagnidir), her hamde o layıkdır

    [13] Hani Lukman, ogluna — o ona ogud verirken — (soyle) demisdi: «Ogulcagızım, Allaha ortak kosma. Cunku sirk elbette buyuk bir zulumdur»

    [14] Biz insana ana ve babasını tavsiye etdik. Onun anası kendisini za´f ustune za´f ile tasımısdır. Sutden ayrılması da iki yıl (surmusdur). «Bana ve ana ve babana sukret. Donusun ancak banadır» (dedik)

    [15] Eger onlar sence ilimde (yeri) olmadık her hangi bir sey´i bana es tutman uzerinde seni zorlarlarsa kendilerine itaat etme. Onlarla dunyada iyi gecin. Bana donenlerin yoluna uy. Nihayet donusunuz ancak banadır. (O vakit) ben de size ne yapıyordunuz, haber veririm

    [16] «Ogulcagızım, hakıykat (yapdıgın iyilik veya kotuluk) bir hardal tanesi kadar olsa dahi, bir kaya icinde, ya goklerde, yahud yerin icinde (gizlenmis) olsa bile Allah onu getirir, (meydana cıkarır ve hesabını gorur). Cunku Allah latıyfdir, hakkıyle haberdardır»

    [17] «Ogulcagızım, namazı dosdogru kıl. Iyiligi emret. Kotulukten vaz gecirmiye calıs. Sana (bu emir ve nehiy sebebiyle) isaabet eden seylere katlan. Cunku bunlar kat´i suretde farzedilen umurdandır»

    [18] «Insanlardan (kibirlenib) yuzunu cevirme. Yer (yuzun) de sımarık yurume. Zira Allah her kibir taslayanı, kendini begenib oguneni sevmez»

    [19] «Yuruyusunde mu´tedil ol. Sesini alcalt. Seslerin en cirkini, hakıykat, eseklerin anırısıdır»

    [20] Goklerde ne var, yerde ne varsa hepsini Allahın, muhakkak sizin icin musahhar kıldıgını, acık ve gizli bir cok ni´metlerini sizin uzerinizde bol bol tamamladıgını gormediniz mi? Insanlar icinde — hicbir ilmi, hicbir rehberi ve tenvir edici hicbir kitabı yokken — haala Allah hakkında mucadele eden kimseler vardır

    [21] Onlara: «Allahın indirdigine tabi´ olun» denildigi zaman «Hayır, dediler, biz atalarımızı uzerinde buldugumuz seylere uyarız». Ya seytan onları yalınlı (cehennem) azab (ın) a cagırıyor idiyse

    [22] Kim nefsini (bilkulliyye) Allaha, Onu gorur gibi, teslim ederse muhakkak ki o, en saglam kulpa yapısmıs olur. (Butun) islerin sonu ancak Allaha (dayanır)

    [23] Kim kufrederse (Habibim) onun kufru sana huzun vermesin. Onların donusu ancak bizedir. Biz de (o zaman) onların neler yapdıklarını haber veririz. Subhe yok ki Allah sinelerde gizli olan seyleri bile hakkıyle bilendir

    [24] Biz onları (dunyada) biraz gecindirib sonra kendilerini agır bir azaba (katlanmıya) mecbur edecegiz

    [25] Andolsun ki onlara gokleri ve yeri kimin yaratdıgını sorarsan muhakkak: «Allah» derler. Sen de «Elhamdulillah (= Hamd olsun Allaha)» de. Hayır, onların cogu bilmezler

    [26] Goklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Subhe yok ki Allah, O, ganidir (mustagnidir), her hamde layıkdır

    [27] Eger yer (yuzun) deki (herbir) agac kalemler olsa, deniz de, arkasından yedi deniz daha kendisinden yardım ederek (murekkeb) olsa yine Allahın kelimeleri tukenmez. Subhesiz ki Allah yegane gaalibdir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [28] Sizin (topunuzun) yaratılmanız da, tekrar diriltilmeniz de bir tek kisi (yi yaratmak ve diriltmek) gibidir. Hakıykat Allah hersey´i isiden, kemaliyle gorendir

    [29] Gormedin mi, Allah geceyi gunduzun icine, gunduzu de gecenin icine sokuyor. Gunesi, ayı (size) musahhar kılmısdır. Her biri muayyen bir vakta kadar akıb gidecek (vazifesinde devam edecek) dir. Hakıykat, Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [30] Bu, sundandır: Cunku Allah hakkın ta kendisidir, Ondan baska tapdıklarınız ise hic subhesiz baatıldır. Hakıykat, Allah, O, cok yuce, cok buyukdur

    [31] (Kudret) delillerinden bir kısmını size gostermek icin, Allahın ni´metiyle, denizde gemilerin akıb gitmekde oldugunu gormedin mi? Subhe yok ki bunda cok sabreden, cok sukreden (ler) icin ibretler vardır

    [32] Onları altında golgeler yapan (daglar) gibi dalga sardıgı vakit din (i) yalınız Kendisine (Ya´ni Allaha) tahsıys etmek suretiyle (ve haalis ve) muhlis (insan) lar olarak Allahı cagırırlar. Sonra (Allah) onları selametle karaya cıkardıgı zaman iclerinden bir kısmı orta yolu tutar. Ayetlerimizi gaddar, nankor olan (lar) ın her birinden baskası bilerek inkar etmez

    [33] Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Ne babanın evladına, ne de bizzat evladın babasına, hicbir seyle faide veremeyecegi gunden korkun. Subhe yok ki Allahın va´di hakdır. O halde zinhar sizi dunya hayatı aldatmasın, o cok aldatıcı (seytan) zinhar sizi Allah (ın hilmine, imhalin) e guvendirmesin

    [34] O saatin (kıyametin) ilmi subhesiz ki Allahın nezdindedir. Yagmuru (mukadder olan vakıtda ve mahalde) O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hicbir kimse yarın ne kazanacagını bilmez. Hicbir kimse hangi yerde olecegini bilmez. Subhesiz Allah (her sey´i) bilendir. Her seyden haberdardır

    Secde

    Surah 32

    [1] Elif, Lam, Mim

    [2] Bu kitabın indirilmesi, ki onda hicbir subhe yokdur, aalemlerin Rabbindendir

    [3] Yoksa o, bunu kendiliginden mi uydurdu diyorlar? Hayır, o Rabbinden (gelen bir) hakdır. (Biz onu) senden evvel kendilerine inzar edici hicbir (peygamber) gelmemis olan bir kavme, (tutdukları yolun) korkunc aakıbetlerini haber vermen icin (indirdik). Olur ki onlar hidayeti kabul ederler

    [4] Allah, gokleri ve yeri ve bunların arasında olan seyleri altı gunde yaratan, sonra hukmu arsı istila edendir. Sizin Ondan baska hicbir yariniz ve (azabınızı giderecek) hicbir yardımcınız yokdur. Artık iyice dusunmez misiniz

    [5] Gokden yere kadar her isi O tedbir eder. Sonra (o is) sizin sayageldiginizce bin sene mıkdarında olan (mesafeye) bir gunde yine Ona yukselir

    [6] Iste gorunmeyeni de, goruneni de bilen, yegane gaalib olan, (ehl-i taatini) cok esirgeyen (Haalik-ı mudebbir) budur

    [7] Ki O, yaratdıgı her sey´i guzel yapan, insanı yaratmıya da camurdan baslıyandır

    [8] Sonra O, bunun zurriyyetini hakıyr bir sudan meydana gelen nutfeden yapmısdır

    [9] Sonra onu duzeltib tamamladı. Icine ruuhundan ufurdu. Sizin icin kulaklar, gozler, gonuller yaratdı. Ne az sukredersiniz

    [10] Dediler ki: «Biz yerde (curuyub) gaalib oldugumuz vakit mı, hakıykaten biz mi yeni bir yaratılısda (bulunacagız)»? Evet, onlar Rablerine kavusmayı inkar edicidirler

    [11] De ki: Size muvekkel olan olum melegi canınızı alacak. (Ondan) sonra da Rabbinize dondurul (ub goturuleceksiniz»)

    [12] Gunahkarların, Rableri huzuurunda: «Ey Rabbimiz, gorduk, Isitdik, Simdi bizi (dunyaye) geri cevir de guzel amel (ve hareketler) de bulunalım. Cunku (artık) kat´i suretde inananlarız» (diye diye) sernugun (olacakları) zaman sen gorsen (onları)

    [13] Eger biz dileseydik herkesi elbette hidayete erdirirdik. Fakat benden (saadır olan su): «Cehennemi butun cinlerden, insanlardan muhakkak dolduracagım» sozu hak olmusdur

    [14] O halde su gununuze kavusmayı unutdugunuza mukaabil tadın (azabı)! Dogrusu (simdi) biz de sizi unutduk! Yapmakda (ısraar) etdiginiz (kotulukler) yuzunden tadın o ardı arası kesilmeyen azabı

    [15] Bizim ayetlerimize ancak oyle kimseler iman eder (ler) ki bunlarla kendilerine ogut verildigi zaman, onlar buyukluk taslamayarak, yuzu ustu secdeye kapanırlar ve Rablerini, hamd ile, tesbih (ve tenzih) ederler

    [16] Yanları yataklarından uzaklasır, korku ve umid ile Rablerine dua ederler. Kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden de (hayra) harcarlar

    [17] Artık onlar icin, yapmakda olduklarına bir mukafat olarak, gozlerin aydın olacagı (nimetlerden) kendilerine neler gizlenmis bulundugunu kimse bilmez

    [18] Oyle ya, mu´min olan kimse, imandan haaric kisi gibi midir? Onlar (hicbir zaman) musavi olmazlar

    [19] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar icin, yapmıs oldukları (iyi) amellere mukaabil, konak olmak uzere, Me´va cennetleri vardır

    [20] Fasık olanların barınacagı yer ise atesdir. Ne zaman oradan cıkmak isterlerse icerisine dondurulurler ve onlara: «Tekzib edegeldiginiz o atesin azabını tadın» denilir

    [21] Biz, o en buyuk azabdan once de onlara mutlakaa yakın azabdan tatdıracagız. Taki ric´et etsinler

    [22] Kendisine Rabbinin ayetleriyle ogut verilib de sonra onlardan yuz ceviren kimseden daha zaalim kimdir? Hic subhesiz ki biz gunahkarlardan intikaam alıcılarız

    [23] Andolsun ki biz Musaya o kitabı verdik. Simdi sen ona kavusmakdan subhede olma. Biz onu Israil ogullarına hidayet (rehberi) yapmısdık

    [24] Iclerinde de, sabır (ve sebat) etdikleri zaman emrimizle dogru yola sevk edecek rehberler ta´yin etmisdik ve onlar ayetlerimizi cok iyi biliyorlardı

    [25] Ihtilaf etmekde oldukları seyler hakkında muhakkak ki Rabbin, (evet) O, kıyamet gunu onların aralarında hukmedecekdir

    [26] Biz onlardan evvel nice nesiller helak etdik. Yurdlarında kendileri de gezib duruyorlar. (Bu), onları hidayete sevk etmedi mi? Bunlarda elbette ibretler vardır.. Haala dinlemeyecekler mi

    [27] Suyu kupkuru ve corak yere sevk etdigimizi, onunla gerek hayvanlarının, gerek kendilerinin kısmen yiyegeldikleri ekini cıkarmakda oldugumuzu da gormediler mi? Haala da gormeyecekler mi

    [28] Diyorlar ki: «Eger dogru soyleyiciler iseniz o fetih ne zaman»

    [29] Sen de soyle «Fetih gunu, o kafirlere imanları faide vermeyecek, kendileri (nin yuzlerin) e de bakılmayacak»

    [30] Artık onlardan yuz cevir, (inecek azablarını) bekle. Cunku onlar bekleyicidirler

    Ahzâb

    Surah 33

    [1] Ey peygamber, Allahdan kork. Kafirler ve munafıklara itaat etme. Subhesiz ki Allah hakkıyle bilendir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [2] Sana Rabbinden ne vahy olunuyorsa ona uy. Muhakkak ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [3] Allaha guvenib dayan. Koruyucu olarak Allah yeter

    [4] Allah bir adamın icinde iki kalb yaratmadı. Kendilerinden «zıhar» yapdıgınız karılarınızı o, sizin analarınız (yerinde) tutmadı (gı gibi) evladlıklarınızı da (oz) ogullarınız (gibi) tanımadı. Bu, sizin agızlarınızdaki lafınızdır. Allah, hakkı soyler ve O, (dogru) yolu gosterir

    [5] Onları babalarına nisbetle cagırın. Bu, Allah indinde daha dogrudur. Eger babalarını (n kim oldugunu) bilmiyorsanız o halde (esasen) dinde kardesleriniz (olmakla beraber) dostlarınızdır da. Hataa etdiklerinizde ise ustunuze bir vebal yokdur. Fakat kalblerinizin (kasd ve) teammud etdiginde (vebal) vardır. Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [6] O peygamber, mu´minlere oz nefislerinden evladır. Zevceleri (mu´minlerin) analarıdır. Akrabaa da Allahın kitabında birbirine diger mu´minlerden ve Muhacirlerden daha yakındırlar. Su kadar ki dostlarınız icin her hangi bir iyilikde bulunmanız mustesna. Bu, kitabda yazılıdır

    [7] Hatırla o zaman» ki biz peygamberlerden misaklarını almısdık. Senden de, Nuuhdan da, Ibrahimden de, Musa ile Meryemin oglu Isadan da. (Evet) biz onlardan (oyle) sapasaglam bir misaak aldık

    [8] Taki (Allah) o saadıklara sadakatları sorsun. O kafirler icin pek acıklı bir azab hazırladı

    [9] Ey iman edenler, Allahın uzerinizdeki (bunca) ni´metini hatırlayın, o zamanda ki size (dusman) ordular (ı) saldırmısdı da biz onlara karsı bir ruzgar ve sizin gormediginiz ordular gondermisdik. Allah, ne islerseniz (hepsini) hakkıyle gorendir

    [10] O vakit onlar hem ustunuzden, hem altınızdan size gelmislerdi. O zaman gozler yılmıs, yurekler gırtlaklara dayanmısdı ve siz Allaha karsı (turlu) zanlarda bulunuyordunuz

    [11] Iste orada mu´minler imtihaana ugratılmısdı. Siddetli bir sarsıntı ile sarsılmıslardı

    [12] O vakit munafıklarla kalblerinde bir maraz bulunanlar «Allah ve Resulu bize bir aldatısdan baska bir sey va´d etmemis» diyorlardı

    [13] O zaman onlardan bir guruh: «Ey Yesrib ahalisi, sizin icin burada durmak yok. Hemen donun» demis (ler) di. Onlardan bir kısmı da: «Hakıykaten evleriniz acıkdır» diyorlar, peygamberden izin istiyor (lar) dı. Halbuki onlar (ın evleri) acık degildir. Onlar kacmakdan baska bir sey arzu etmiyorlardı

    [14] Eger (Medinenin) etrafından uzerlerine girilmis olub da sonra kendilerinden fitne (cıkarmaları) istenseydi muhakkak ki bunu hemen yaparlar, bundan pek az (bir zamandan) fazla geri kalmazlardı

    [15] Halbuki onlar, andolsun, arkalarına donmeyeceklerini daha evvel Allaha karsı teahhud de etmislerdi. Allaha verilen soz (u nakz edenler) mes´uldur

    [16] (Habibim) de ki: «Eger olmekden, yahud oldurulmekden kacıyorsanız, firarınız size asla faide vermez. O takdirde bile pek az bir (zaman) dan fazla faidelenemezsiniz»

    [17] De ki: «Size bir fenalık dilerse Allahdan sizi koruyacak, yahud size bir rahmet dilerse (Ona mani´ olacak) kimdir»? Onlar kendileri icin Allahdan baska hicbir yar ve hicbir yardımcı bulamazlar

    [18] Allah, icinizden (insanları Resulullahdan) geri bırakanları, kardeslerine (yaranına): «Bize gelin» diyenleri muhakkak biliyor. Bunların pek azından baskası harbe gelmezler

    [19] (Gelseler de) size karsı (yardımda) pek cimri adamlar olarak (gelirler). Hele kendilerine korku catdı mı, onların olumden ustune baygınlık cokmus kimseler gibi gozleri donerek, sana bakdıklarını gorursun. O korku gidince ise hayra karsı pek duskun adamlar tavriyle, sizi keskin dilleriyle incitirler. Onlar (hakıykatde) iman etmemislerdir. Bundan dolayı Allah onların amellerini hice indirmisdir. Bu, Allaha gore kolaydır

    [20] Bunlar (dusman) kıt´alar (ı Mekkeden) gitmediler sanıyorlardı. Eger o kıt´alar (bir daha) gelirse collerde, bedeviler icinde bulunub size aaid haberleri sormalarını isteyecekler, sayed icinizde bulunurlarsa (cok degil), ancak pek az doguseceklerdir

    [21] Andolsun ki Resulullahda sizin icin, Allahı ve ahiret gununu umar olanlar ve Allahı cok zikredenler icin guzel bir (imtisal) numunemi) vardır

    [22] Mu´minler (dusman) orduları (nı) gorunce: «Iste bu, Allahın ve Resulunun bize va´d etdigi seydir. Allah ve peygamberi dogru soylemisdir» dediler. (Bu), onların imanlarını, teslimiyyetlerini artırmakdan baska bir sey yapmadı

    [23] Mu´minler icinde Allaha verdikleri sozde sadakat gosteren nice erler var. Iste onlardan kimi adadıgını odedi, kimi de (bunu) bekliyor. Onlar hicbir suretle (ahidlerini) degisdirmediler

    [24] Cunku Allah saadık olanları sadakatları sebebiyle mukafatlandıracak, munafıkları da dilerse azablandıracak, yahud onlara tevbe nasıyb edecekdir. Subhe yok ki Allah cok yarlıgayıcı, cidden esirgeyicidir

    [25] Allah, o kafirleri hicbir hayra eremedikleri halde ofkeleriyle red (ve def) etdi. Allah, muhaarebe (hususunda) mu´minlere elverdi. Allah kavidir, (her sey´e) gaalibdir

    [26] Kitablardan olub da onlara muzaaheretde bulunanları da, yureklerine korku dusurerek, kal´alarından indirdi. Bir kısmını olduruyordunuz, bir kısmını da esir ediyordunuz

    [27] Onların yerlerine, yurdlarına, mallarına ve henuz ayak basmadıgınız diger araziye de sizi mirascı yapdı. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [28] Ey peygamber, zevcelerine de ki: «Eger siz dunya hayatını ve onun zinet (ve ihtisam) ını arzu ediyorsanız gelin size bosanma bedellerini vereyim de hepinizi guzellikle salıvereyim

    [29] «Eger Allahı, peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız subhe yok ki Allah, icinizden guzel hareket edenler icin buyuk bir mukafat hazırlamısdır»

    [30] Ey peygamber zevceleri, icinizden kim acık bir terbiyesizlik ederse onun azabı iki kat artırılır. Bu, Allaha gore kolaydır

    [31] Sizden kim de Allaha ve peygamberine itaat eder, iyi amel (ve hareket) de bulunursa ona da mukafatını iki kerre veririz. Hem biz ona cok serefli bir rızık da hazırlamısızdır

    [32] Ey peygamber kadınları, siz (diger) kadınlardan (her hangi) biri gibi degilsiniz. Eger (Allahdan) korkuyorsanız (size yabancı olan erkeklere) yumusak soylemeyin. Sonra kalbinde bir maraz bulunanlar tamaa duser (ler). Sozu ma´ruf vech ile (ve agır baslı) soyleyin

    [33] (Vakaar ile) evlerinizde oturun. Evvelki cahiliyyet (devri kadınlarının kırıla dokule, suslerini gostere gostere) yuruyusu gibi yurumeyin. Namazı dosdogru kılın. Zekatı verin. Allaha ve Resulune itaat edin. Ey ehl-i Beyt, Allah sizden ancak kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak diler

    [34] Allah´ın evlerinizde okunub duran ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Subhesiz ki Allah her sey´in ic yuzunu bilendir, (her seyden) hakkıyle haberdardır

    [35] Subhesiz ki (Allahın emrine) ram olan erkeklerle (Allahın emrine) ram olan kadınlar, iman eden erkeklerle iman eden kadınlar, taate devam eden erkeklerle taate devam eden kadınlar, saadık erkeklerle saadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mutevazi olan erkeklerle mutevazi olan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruc tutan erkeklerle oruc tutan kadınlar, gizli yerlerini (haramdan) koruyan erkeklerle gizli yerlerini (haramdan) koruyan kadınlar, Allahı cok zikreden erkeklerle (Allahı) cok zikreden kadınlar (iste) bunlar icin Allah magfiret ve buyuk mukafat (lar) hazırlamısdır

    [36] Allah ve peygamberi bir ise hukum etdigi zaman gerek mu´min olan bir erkek, gerek mu´min olan bir kadın icin (ona aykırı olacak) islerinde kendilerine muhayyerlik yokdur. Kim Allaha ve Resulune isyan ederse muhakkak ki o, apacık bir sapıklıkla yolunu sapıtmısdır

    [37] (Habibim) hatırla o zamanı ki Allahın kendisine ni´met verdigi ve senin de yine kendisine lutufta bulundugun zate sen: «Zevceni uhdende tut. Allahdan kork» diyordun da Allahın acıga cıkarıcısı oldugu sey´i icinde gizliyor, insanlar (ın dedi kodusun) dan korkuyordun. Halbuki Allah kendisinden korkmana daha cok layıkdı. Simdi mademki Zeyd o kadından ilisigini kesdi, biz onu sana zevce yapdık. Taki ogullarının kendilerinden iliskilerini kesdikleri zevceler (ini almakda) mu´minler uzerine gunah olmasın. Allahın emri yerine getirilmisdir

    [38] Peygamberlerin ustune Allahın, farz etdigi herhangi bir sey (i ifa etmesin) de hicbir vebal olmaz. (Nitekim) daha evvel gecmis (peygamber) lerde de Allah bu aadeti (bir kanun yapmısdır). Allahın emri, behemehal yerini bulan bir kaderdir

    [39] O (Peygamberler); Allahın gonderdiklerini teblig edenler, Ondan korkanlar, Allahdan baska hicbir kimseden kocunmayanlardı. Hesab gorucu olarak Allah yeter

    [40] Muhammed, adamlarınızdan hic birinin babası degildir. Fakat Allahın Resulu ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [41] Ey iman edenler, Allahı cok zikredin

    [42] Onu sabah, aksam tesbih (ve tenzih) edin

    [43] O, sizi karanlıklardan nuura cıkarmak icin uzerinize, melekleriyle beraber, rahmet (ini rayegan) edendir. O, mu´minleri cok esirgeyicidir

    [44] Kendisine kavusacakları gun onlara edecegi saglık dilegi selamdır. (Allah) onlar icin cok serefli mukafat hazırlamısdır

    [45] Ey peygamber, biz seni hakıykaten bir sahid, bir mujdeci ve bir korkutucu ve Allaha, Onun emir (ve teysiri) ile bir da´vetci ve nuur sacan bir kandil olarak gonderdik

    [46] Ey peygamber, biz seni hakıykaten bir sahid, bir mujdeci ve bir korkutucu ve Allaha, Onun emir (ve teysiri) ile bir da´vetci ve nuur sacan bir kandil olarak gonderdik

    [47] (Habibim) Allahdan kendilerine cidden buyuk bir fazl (-u kerem inayet buyurulmus) oldugunu mu´minlere mujdele

    [48] Kafirlere de, munafıklara da itaat etme. Onların ezalarına (simdilik) aldırıs etme. Allaha guvenib dayan. Sıyanet edici olarak Allah yeter

    [49] Ey iman edenler, mu´min kadınları nikahlayıb da sonra, kendilerine dokunmadan, onları bosadıgınız zaman sizin icin uzerlerine sayacagınız bir iddet yokdur. O suretde onları faidelendirib kendilerini guzel bir sekilde salıverin

    [50] Ey peygamber, mehirlerini verdigin zevceleri ve Allahın sana ganiymet (olarak nasıyb) etdiklerinden sag elinin malik oldugu kadınları, seninle beraber (Medineye) hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını, teyzenin kızlarını, bir de eger mu´min bir kadın kendisini peygambere bagıslayıb da eger peygamber de nikahla almak isterse onu — (Fakat bu sonuncusunu) diger mu´minlere degil, yalınız sana haas olmak uzere — senin icin halal kıldık. Obur (mu´min) lerin zevceleri ve sag ellerinin malik oldukları (cariyeleri) hakkında uhdelerine ne farz etmis oldugumuzu bildirdik. (Bagıs suretiyle izdivacın sana tahsıysi) senin icin hicbir darlık olmaması icindir. Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [51] Onlardan kimi dilersen (nevbetinden) geri bırakır, kimi de dilersen yanına alabilirsin. (Nevbetinden) geri bırakdıklarından kimi istersen (nezdine almak) da da sana gucluk yokdur. Gozleri aydın olub tasalanmamalarına ve kendilerine verdiginle hepsinin hosnud olmalarına en elverisli olan budur. Allah kalblerinizde olanı bilir. Allah (her sey´i) hakkıyle bilendir, ukubetde acele etmeyendir

    [52] Bundan sonra kadınlar (ı alman) ve bunları her hangi zevcelerle degisdirmen, guzellikleri hosuna gitse de, sana halal olmaz. Sag elinin malik oldugu (cariyeler) mustesna. Allah her sey´e hakkiyle nigehbandır

    [53] Ey iman edenler, (bundan sonra) peygamberin evlerine — yemege da´vet olunmaksızın, vaktına (da) bakmaksızın — girmeyin. Fakat da´vet olundugunuz zaman girin. Yemegi yediginiz zaman dagılın. Soz dinlemek veya suhbet etmek icin de (izinsiz) girmeyin. Cunku bu, peygambere eza vermekde, o sizden utanmakdadır. Allah ise hak (kı acıklamak) dan cekinmez. Bir de onun zevcelerinden luzumlu bir sey istediginiz vakit perde ardından isteyin onlardan. Bu, hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri icin daha temizdir. Sizin, Allahın peygamberine eza vermeniz (dogru) olmadı (gı gibi) kendinden sonra zevcelerini nikahla almanız da ebedi (caiz) degildir. Bu, Allah nezdinde cok buyuk (bir gunah) dır

    [54] Eger bir sey´i acıklar veya onu gizlerseniz suphe yok ki Allah her sey´i hakkıyle bilicidir

    [55] Onlar icin ne babaları, ne ogulları, ne biraderleri, ne biraderlerinin ogulları, ne kız kardeslerinin ogulları, ne kendi kadınları, ne de sag ellerinin malik oldukları hakkında hicbir vebal yokdur. Allahdan korkun. Cunku Allah her sey´in fevkında (hakıyki) bir sahiddir

    [56] Subhesiz ki Allah ve melekleri o peygambere cok salat (ve tekrim) ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin, tam bir teslimiyyetle de selam verin

    [57] Hakıykat, Allah ve Resulune eza edenler (yok mu?) Allah onları dunyada da, ahıretde de rahmetinden kogmus, onlara horlayıcı bir azab da hazırlamısdır

    [58] Erkek mu´minlerle kadın mu´minlere islemedikleri (bir gunah) yuzunden eza edenler de muhakkak bir yalan ve apacık bir gunah yuklenmis (ler) dir

    [59] Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve mu´minlerin kadınlarına dıs elbiselerinden ustlerine giymelerini soyle. Bu, onların tanılıb eza edilmemelerine daha uygundur. Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [60] Andolsun, eger munafıklar, vicdanlarında bir maraz bulunanlar, sehirde fena haberler yayanlar (bu hallerinden) vaz gecmezler) se mutlak ve muhakkak seni kendilerine musallat ederiz. Sonra orada seninle az bir (zamandan fazla) komsu olamazlar

    [61] Hepsi de Allahın rahmetinden kogulmus olarak. Nerede ele gecirilirlerse yakalanırlar onlar ve oldurulurler de oldurulurler

    [62] Daha evvel gecenler hakkında (da) Allah bu adeti (koymusdur). Allahın adetini degisdirmiye ise asla (imkan) bulamazsın

    [63] Insanlar sana o saati (n ne zaman kopacagını) sorarlar. De ki: «Onun ilmi ancak Allahın nezdindedir. Ne bilirsin, belki de o saat yakın (bir zamanda) olacakdır»

    [64] Su muhakkak ki Allah kafirleri rahmetinden kogmus, onlara cılgın bir ates hazırlamısdır

    [65] Kendileri orada ebedi kalıcı olarak. Onlar ne bir yar, ne de bir yardımcı bulmayacaklardır

    [66] O gun yuzleri ates evrilib cevrilirken: «Eyvah bize! Keski Allaha itaat etseydik, peygambere itaat etseydik» diyeceklerdir

    [67] (Onlara tabi olanlar da o gun): «Ey Rabbimiz, hakıykat biz reislerimize ve buyuklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan sapdırdılar» demislerdir (diyeceklerdir)

    [68] «Ey Rabbimiz, onlara azabdan iki katını ver. Onları buyuk bir la´netle rahmetinden kog»

    [69] Ey iman edenler, siz de Musayi incitenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu dedikleri seyden temize cıkardı. O, Allah indinde yuzlu (i´tibarlı bir zat) idi

    [70] Ey iman edenler, Allahdan korkun ve sozu dogru soyleyin

    [71] Ki (Allah) islerinizi iyiye gotursun ve gunahlarınızı yarlıgasın. Kim Allaha ve resulune itaat ederse muhakkak ki en buyuk kurtulusla kurtulmusdur o

    [72] Biz emaneti goklere, yere ve daglara arz (ve teklif) etdik de onlar bunu yuklenmekden cekindiler, bundan endiseye dusduler. Insan (a gelince: O, tutdu) bunu sırtına yukledi. Cunku o, cok zulumkar, cok cahildir

    [73] Bunun aakıbeti sudur: Allah, erkek munafıklarla kadın munafıkları, erkek musriklerle kadın musrikleri azaba ugratacak, erkek mu´minlerle kadın mu´minlerin de tevbelerini kabul edecekdir. Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    Sebe'

    Surah 34

    [1] Goklerde ne var, yerde ne varsa kendisinin olan Allaha hamdolsun. Ahiretde de hamd Onundur. O, yegane hukum ve hikmet saahibidir, (her seyden de) hakkıyle haberdardır

    [2] Yere ne giriyor, oradan ne cıkıyor, gokden ne iniyor, oraya ne yukselib cıkıyorsa bilir O. O, cok esirgeyici, cok yarlıgayıcıdır

    [3] Kufredenler: «O saat bize gelmeyecek» dedi (ler). Sen de ki (Habibim): «Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkıycun o, size mutlakaa gelecekdir. Ne goklerde, ne yerde bir zerre mıkdarı Ondan (Onun ilminden) kacmaz. Bundan daha kucuk ve daha buyuk (hicbir sey) mustesna olmamak uzere (hepsi) muhakkak apacık bir kitabda (yazılıdır)

    [4] (Kıyametin gelib catmasının hikmeti de sudur) «Cunku (Allah) iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanları mukafatlandıracakdır. Bunlar (yok mu?) magfiret de, serefli rızık da onlarındır

    [5] Birbiriyle yarıs edercesine ayetlerimizin icinde kosanlar (a gelince.) Iste onlar, icin de pek cetin ve kotu bir azab vardır

    [6] Kendilerine ilim verilenler ise Rabbinden sana indirilen (Kur´an) in hakıykatın ta kendisi oldugunu bilir (ler) ve (onlar) her hamde layık olan Gaalib-i mutlakın (ya´ni Allahın) yolunu gosterir (ler)

    [7] O kufredenler (birbirine soyle) dedi (ler): «Siz didik didik parcalanıb dagıldıgınız vakit her halde ve muhakkak tekrar yeni bir yaratılısda (bulunacagınızı) size (ehemmiyyetle) haber vermekde olan bir adam gosterelim mi size»

    [8] O, Allaha karsı yalan yere iftira mı etdi? Yoksa onda bir delilik mi var? Hayır, ahirete inanmamakda olanlar (orada) azabda, (dunyada da hakdan) uzak (bir) sapıklık icindedirler

    [9] Gokden ve yerden onlerinde ne var, arkalarında ne var, bakmadılar mı? Eger biz dilersek onları yere geciririz, yahud gokden ustlerine parcalar dusururuz. Subhe yok ki bunda Rabbine donen her kul icin elbet bir ibret vardır

    [10] Andolsun ki biz Davuuda bizden bir imtiyaz verdik. «Ey daglar, onunla birlikde tesbih edin» (dedik), kuslara da (bunu emretdik). Ona demiri de (mum gibi) yumusatdık

    [11] «(Butun bedeni ortecek) uzun zırhlar yap, (onları) dokumada intizaamı gozet» diye (buyurduk). «(Ey Davuud haanedanı) iyi amel (ve hareketler) de bulunun. Cunku hakıykat ben, ne yaparsanız tastamam gorenim»

    [12] Suleymana da ruzgarı (musahhar kıldık) ki sabahı bir ay (lık yol), aksamı bir ay (lık yol) du. Erimis bakır ma´denini ona sel gibi, akıtdık. Onunde, Rabbinin izniyle, is goren ba´zı cinler de vardı. Iclerinden kim bizim emrimizden ayrılıb saparsa ona cılgın azabdan tatdırırdık

    [13] O, kafalardan, heykellerden, buyuk havuzlar gibi canaklardan, sabit sabit kazanlardan ne dilerse kendisine yaparlardı. Ey Davud haanedanı, siz (Allaha) sukr icin calısın. Kullarımdan (hakkıyle) sukreden azdır

    [14] Sonra biz ona olum hukmunu infaz edince (dayandıgı) asaasını yemekde olan agac kurdundan baska bir sey bunun olumunu onlara gostermedi. Bu suretle yere kapanıb yıkıldıgı zaman besbelli oldu ki eger cinler gaybı bilmis olsalardı oyle horlayıcı bir azab icinde kalıb durmazlardı

    [15] Andolsun ki «Sebe´» (kavmini) n sakin oldugu yerde (de) bir ibret vardı. (Her ev) sagdan, soldan iki (ser) cennet (bagce ile muhacir idi). (Onlara:) «Rabbinizin rızkından yeyin, Ona sukredin. Cok guzel (temiz) bir belde. Rab (sukredenleri) cidden yarlıgayıcıdır» (denilmisdi)

    [16] Fakat onlar (bu nimetin sukrunden) yuz cevirdiler. Biz de onlara Arim selini gonderdik. (O) ikiser cennetlerinin yerinde de eksi yemisli, acı ılgınlı ve az bir sey de Arabistan kirazından (olmak uzere haraab) iki (ser) bostan peyda etdik

    [17] Iste biz onları boyle nankorluk etdikleri icin cezalandırdık. Biz nankor olandan baskasını cezalandırır mıyız

    [18] Onlar (ın yurdu) ile (feyz ve) bereket verdigimiz memleketler arasında sırt sırta nice kasabalar yapmısdık. Oralarda seyr (ve sefer etmelerini) takdir etmis, (kendilerine:) «Gecelerce ve gunduzlerce oralarda korkusuz gezin, dolasın» (demisdik)

    [19] Onlar ise (buna karsı). «Ey Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklasdır» demisler, kendilerine yazık etmislerdi. Iste biz de onları masallara ceviriverdik. Onları darma dagınık etdik. Subhesiz ki bunda cok sabır (ve) cok sukreden herkes icin elbette ibretler vardır

    [20] Andolsun, Iblis onlar aleyhindeki zarınını gerceklesdirmisdi de, iman edenlerden bir zumre haaric olmak uzere, (tamamen) ona uymuslardı

    [21] Halbuki onun bunlar uzerinde (onceden) hicbir nufuzu yokdu. Ancak biz ahirete iman eden kimse ile ondan subhede bulunan kisiyi ayırd etmek icin (buna meydan vermisdik). Senin Rabbin her sey´in ustunde gercek bir nigehbandır

    [22] (Habibim onlara) de ki: «Allahı bırakıb da (Onun ortagı olduklarını) kupkuru iddia etdiklerinize (istediginiz kadar) yalvarın, onların ne goklerde, ne yerde (hayır ve serden) bir zerre mıkdarına bile gucleri yetmez. Onların, buralarda hicbir ortaklıgı olmadıgı gibi Onun (Allahın) da bunlardan bir yardımcısı yokdur

    [23] Onun nezdinde, (ahiretde) kendisine izin verdigi kimselerden baskasının sefaati faide etmez. Nihayet (ona izin cıkıb da) kalblerinden korku giderildigi zaman (birbirine): «Rabbiniz ne buyurdu»? derler, (sefaat edecekler de:) «Hakkı (soyledi)» derler. O, cok yuce, cok buyukdur

    [24] (Habibim) de ki: «Goklerden, yerden sizi rızıklandıran kim»? De ki: «Allahdır. Her halde ya biz, ya siz mutlak bir hidayet uzerindeyiz. Yahud apacık bir sapıklıkda»

    [25] De ki: «Bizim isledigimiz gunahdan siz mes´ul olmazsınız. Sizin yapmakda olduklarınızdan da biz mes´ul olmayız»

    [26] De ki: «Rabbimiz (kıyamet gunu) hepimizi bir araya toplayacak, sonra beynimizde hak ile hukmedecekdir. O, (her sey´i) kemaliyle bilen en buyuk haakimdir»

    [27] De ki: «Ona (ibadetde) kardıgınız ortakları bana gosterin. Haasa (boyle bir sey yokdur). Bil´akis (hakıykat sudur ki emrinde) mutlak gaalib, (tedbirinde yegane) hikmet saahibi olan ancak Allahdır

    [28] (Habibim) seni (rahmetimizin) mujdeci (si, azabımızın) haberci (si ve) butun insanların peygamberi olmakdan baska (bir sıfatla) gondermedik. Fakat insanların cogu (bunu) bilmezler

    [29] Onlar: «Eger (sozunuzde) gercek soyleyenlerseniz bu va´d (in tehakkuku) ne zaman»? derler

    [30] De ki: «Size va´d olunan, oyle bir gundur ki siz ondan bir saat geri de kalamazsınız, (onun) berisine de gecemezsiniz»

    [31] O kufredenler. «Biz ne bu Kur´ana, ne de ondan oncekilere asla inanmayız» dedi (ler). O zaalimler Rablerinin divanında mevkuf dururlarken, sozu (kabahati) birbirine evirib cevirir (lerken, iclerinden) zaif sayılanlar o buyukluk taslayanlara: «Siz olmasaydınız muhakkak ki biz mu´minler (den) olmusduk» derler (ken) sen bir gormelisin

    [32] Buyukluk taslayanlar zaif sayılanlara: «Size hidayet geldikden sonra, biz mi sizi ondan cevirdik? Hayır, siz kendiniz suclu idiniz» der (ler)

    [33] Zaif tanıtanlar da o buyukluk taslayanlara: «Hayır, derler, gece gunduz (isiniz) hıylekarlıkdı. Cunku siz bize Allaha kufretmemizi, Ona benzerler (ortaklar) tanımamızı emrediyordunuz». Bunlar azabı gorunce (hepsi) pesimanlıklarını (derdlerini) iclerine atarlar. Biz de o kufredenlerin boyunlarına (ates) tomrukları (nı) takarız. Yapmakda olduklarının baskasıyle mi cezalandırılacaklardı ya

    [34] Biz hicbir memlekete gelecek tehlikeleri haber verici bir peygamber gondermedik, ille oranın refah erbabı: «Biz, sizin gonderdiginiz seylere kufr edicileriz» dediler

    [35] Ve: «Biz, dediler, mallarca da, evladca da daha coguz. Biz azab edileceklerden degiliz»

    [36] De ki: «Subhesiz Rabbim kimi dilerse onun rızkını genisletir, (kimi de dilerse onunkini) daraltır. Fakat insanların cogu (bunu) bilmezler»

    [37] Sizi bizim huzuurumuza yaklasdıracak olan ne mallarınız, ne evladlarınız degildir. Ancak iman edib de iyi amel (ve hareket) de bulunanlar mustesna. Cunku onlar, onlar icin yapdıklarına mukabil katkat mukafat vardır ve onlar emin (ve mutmain) en yuksek makamlarda dirler

    [38] Birbiriyle yarısırcasına ayetlerimizin icinde kosanlar (yok mu?) onlar da azabın icerisine ihzaaren getirilenlerdir

    [39] De ki: «Hakıykaten Rabbim, kullarından kimi dilerse onun rızkını genisletir, (kimi de dilerse) onunkini kısar. (Hayır icin) ne harcarsanız O, bunun ardından (daha iyisini) lutfeder. O, rızıklandıranların hayırlısıdır

    [40] Hatırla o gunu ki (Allah) onların hepsini mahserde toplayacak, sonra meleklere: «Bunlar mı size tapıyorlardı»? diyecek

    [41] (Melekler de): «Seni (ortakdan) tenzih ederiz. Bizim yarimiz onlar degil, Sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı ve cogu onlara iman edicilerdi» diyecekler

    [42] Iste bu gun birbirinize ne bir faide, ne de bir zarar yapmıya gucunuz yetmez. O zaalimlere biz: «Tekzib edegeldiginiz atesin azabını tadın» diyecegiz

    [43] Onlara karsı acık acık ayetlerimiz okundugu zaman dediler ki: «Bu, atalarınızın tapmakda devam etdikleri (putlardan) sizi mutemadiyen vaz gecirmek isteyen bir adamdan baskası degildir» ve dediler: «Bu (Kur´an) duzulub uydurulmus bir iftiradan baska bir sey degildir». Hakka kufreden onlar, (bu hak) kendilerine gelince de (sunu) soylediler): «Bu, apasikar buyuden baska bir sey degildir»

    [44] Halbuki biz onlara oyle ders alacakları kitablar vermedigimiz gibi onlara senden evvel azab ile korkutucu bir (peygamber) de gondermedik

    [45] Onlardan oncekiler de (peygamberlerini) tekzib etdi (ler) Halbuki bunlar oburlerine verdiklerimizin onda birine ermemislerdir. (Boyle iken) oburleri peygamberlerimizi tekzib etmislerdi. (Bak) beni inkar (edisin akıbeti) nice oldu

    [46] (Habibim) de ki: «Ben size sırf Allah icin ikiser, ikiser, teker teker (karsımda) durmanız, sonra arkadasınızda hicbir mecnunluk olmadıgını iyi dusun (ub bil) menizi va´z ederim. O, cetin bir azab (gelib catmaz) dan evvel (bunu) size haber veren (bir peygamber) den baskası degildir»

    [47] De ki: «Benim sizden (inzar ve tebligımdan dolayı) istedigim her hangi bir ucret (varsa) o, sizin olsun! Benim mukafatım Allahdan baskasına aid degil. O her sey´e hakkıyle sahiddir»

    [48] De ki: «Benim Rabbim hic subhesiz hakkı (yerine) koyar. (O), gaybları kemaliyle bilendir»

    [49] De ki: «Hak geldi. Baatıl ne ibtidaen, ne de iadeten (hicbir sey yaratmıya) kaadir olamaz»

    [50] De ki: «Eger ben (hakdan) sapmıssam bu sapısım (ın gunahı) nefsime aiddir. Dogru yolu bulmussam bu da Rabbimin bana vahyetmekde oldugu (Kur´an ve hikmet) sayesindedir. Subhesiz O, en yakın (tek) isidendir»

    [51] Onları can bas kaygısına dusdukleri vakıf gormelisin. Artık kacacak yerleri de yokdur. Yakın bir mahalde yakalanmıslar

    [52] «Ona iman etdik» demislerdir. Fakat onlar icin (dunyaye) uzak (kalmıs) bir yerden (tevbeye) el sunmak nerede

    [53] Halbuki daha evvel ona kufretmislerdi. Uzak bir yerden gaybe atıb tutuyorlardı

    [54] (Artık) kendileriyle arzu edegeldikleri seylerin arasına bir sed cekilmisdir, bundan evvel benzerlerine de yapıldıgı gibi. Cunku hepsi de (insanları) kotu zanna dusuren bir subhe icinde idiler

    Fâtır

    Surah 35

    [1] Gokleri, yeri yaratan, melekleri ikiser, ucer, dorder kanatlı (olmak uzere) elciler yapan Allaha hamd olsun. O, yaratısda ne dilerse (onu) artırır. Subhe yok ki Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [2] Allahın insanlara acacagı herhangi bir rahmeti tutacak (habsedecek hicbir kuvvet) yokdur. Tutacagı sey´i de ondan sonra salıverecek yokdur. O, mutlak gaalib, hukum ve hikmet saahibidir

    [3] Ey insanlar, Allahın, uzerinizdeki (bunca) ni´metini (kalbinizle) hatırlayın, (dilinizle) anın. Sizi gokden ve yerden rızıklandıracak Allahdan gayri bir yaratan var mı? Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. O halde nasıl (olub da tevhidden kufre) cevriliyorsunuz

    [4] (Habibim) eger seni tekzib ediyorlarsa senden onceki peygamberler de tekzib edilmisdir. (Butun) isler ancak Allaha dondurulur

    [5] Ey insanlar, subhe yok ki Allahın va´di bir gercekdir. O halde zinhar sizi dunya hayatı aldatmasın. Cok aldatıcı (seytan) da sakın sizi Allah (ın hilmi ve imhali) ile aldatmasın

    [6] Cunku seytan sizin bir dusmanınızdır. Onun icin siz de onu bir dusman tutun O, (kendisine tabi´ olan) guruhunu ancak alevli cehennemin yaranından olmaları icin da´veteder

    [7] O kufredenler (yok mu?) onlar icin cetin bir azab vardır. iman edenlere, bir de guzel, guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince:) magfiret ve buyuk mukafat da bunlarındır

    [8] Ya kotu amel (ve Hareket) i kendisine suslu gosterilib de onu hos goren adam mı (Allahın hidayet etdigi kimseler gibi tanılacak)? Subhe yok ki Allah kimi dilerse sasırtır, kimi de dilerse dogru yola sevk eder. O halde (habibim) nefsin onlara karsı hasretlerle (uzuntulerle tukenib) gitmesin. Cunku Allah onların neler yapmakda olduklarını cok iyi bilendir

    [9] Allah ruzgarları salıverib de bulut (ları) harekete getirmekde olandır. Derken biz onu olu bir topraga surub onunla yeri, olumunun ardından, canlandırmısadır. Iste (olulerin) dirilme (si) de boyledir

    [10] Kim ululanmak hevesine duserse (bilin ki) butun ululuk Allahındır. Guzel kelimeler ancak Ona yukselir. Onu da iyi amel (ve hareket) yukseltir. Kotulukleri tuzak yapanlar (a gelince): Onlar icin cetin bir azab vardır. Onların (kurdukları) tuzagın bizzat kendisi mahvolur

    [11] Allah sizi bir toprakdan, sonra bir meniden yaratdı. Sonra da sizi cift cift yapdı. Onun ilmi olmaksızın hicbir disi gebe olmaz, dogurmaz da. Omru uzatılana cok omur verilmesi, (kısaltılanın) omrunden eksiltilmesi de haaric olmamak uzere (hepsi) bir kitabda (yazılı) dır. Subhe yok ki bu (nlar). Allaha gore kolaydır

    [12] Iki deniz (in suyu) bir olmaz. Su cok tatlıdır, susuzlugu keser, icimi bogazdan kolay gecer; su cok tuzludur, acıdır (bogazı yakar kavurur). Bununla beraber siz her birinden tamtaze bir et yersiniz. Giyeceginiz (takınacagınız) bir zinet cıkarırsınız. (Allahın) fazl (ve kerem) inden (nasıybinizi) aramanız, Ona sukretmeniz icin her birinde gemilerin, (suları) yara yara, gitdiklerini gorursun

    [13] O, geceyi gunduzun icine sokar, gunduzu gecenin icerisine sokar. Gunesi, ayı teshıyr etmisdir. Her biri muayyen bir muddet icin akıb gidiyor. Iste bunlar (ı yapan) Allahdır, sizin Rabbinizdir. Mulk Onundur. Onu bırakıb tapdıklarınız ise bir hurma cekirdeginin zarına bile malik olmazlar

    [14] Eger onlara dua ederseniz duanızı isitmezler, (bilfarz) isitseler bile size cevab vermezler. Kıyamet gununde de onlar sizin musrikliginizi tanımayacaklardır. Her seyden hakkıyle haberdar olan (Allah) gibi sana (hakıykatı hicbir sey) haber vermez

    [15] Ey insanlar, siz Allaha muhtacsınız. Allah ise, O, her seyden mustagnidir, her hamde layıkdır

    [16] Eger dilerse sizi giderir, (yerinize) yepyeni bir halk getirir

    [17] Bu, Allaha gore guc de degildir

    [18] Gunah isleyen hicbir nefs, baskasının gunahını cekmez. Eger yuku (gunahı) agır bir kisi (diger birini) onu tasımıya cagırırsa, bu, hısımı da olsa, kendisine ondan hicbir sey yukletil (mesine rızaa gostermez. Sen ancak gaaibane Rabbinden korkmakda olanları, namazı dosdogru kılanları sakındıracaksın. Kim temizlenirse sırf kendi faidesine temizlenmis olur. Nihayet varıs Allahadır)

    [19] Korle goren, karanlıklarla nuur, golge ile sıcak bir olmaz

    [20] Korle goren, karanlıklarla nuur, golge ile sıcak bir olmaz

    [21] Korle goren, karanlıklarla nuur, golge ile sıcak bir olmaz

    [22] (Hulasa:) Dirilerle oluler bir olmaz. Subhesiz ki Allah kimi dilerse ona (hakıykatları) duyurur. Sen kabirlerde olanlara da isitdirecek degilsin a

    [23] Sen gelecek tehlikeleri haber veren (bir peygamber) den baskası degilsin

    [24] Subhesiz ki biz seni (rahmetimizin) mujdeci (si,) (azabımızın) korkutucu (su) olarak hidayetle gonderdik. Hicbir ummet mustesna olmamak uzere mutlakaa icinde (azabdan) bir korkutucu (peygamber gelib) gecmisdir

    [25] Eger (Habibim) seni tekzib ediyorlarsa kendilerinden oncekiler de (peygamberlerini) tekzib etmis (ler) dir. Halbuki onların peygamberleri kendilerine acık acık mu´cizeler, sahifeler ve nuur veren kitablar da getirmislerdi

    [26] Sonra ben o kufredenleri tutub yakaladım. (Bak) benim inkarım da nice imis

    [27] Allahın, gokden bir su indirdigini ve iste onunla nev´ileri baska baska meyveler (bitirib) cıkardıgımızı gormedin mi? Daglardan da beyaz beyaz, kırmızı kırmızı, renkleri cesidli ve kuzguni siyah yollar (yapdık)

    [28] (Gerek) insanlardan, (gerek) yerde yurur hayvanlardan, (gerek) davarlardan da yine boyle renkleri (nevileri) muhtelif olanlar vardır. Allahdan, kulları icinde, ancak alimler korkar. Subhe yok ki Allah mutlak gaalibdir, cok yarlıgayıcıdır

    [29] Hakıykat, Allahın kitabını okumıya devam edenler, namazı dosdogru kılanlar, kendilerini rızklandıgımız seylerden gizli ve asikar infaak edenler kat´iyyen kesad bulmayacak bir kazanc umabilirler

    [30] Cunku (Allah) onların mukafatlarını eksiksiz oder. Onlara, fazl (-u kerem) inden, ziyadesini de verir. Subhesiz O, cok yarlıgayıcıdır, cok in´aam edicidir

    [31] (Habibim) sana kendisinden oncekilerin dogrusunu meydana cıkarmak uzere vahyetdigimiz kitab hakıykatın ta kendisidir. Herhalde Allah kullarının (butun hallerinden) hakkıyle haberdardır, (her sey´i) hakkıyle gorendir

    [32] Sonra bir o kitabı kullarımızdan (begenib) secdiklerimize miras bırakdık. Iste onlardan kimi nefsine zulmedendir, onların ba´zısı mu´tedildir, onlardan bir kısmı da Allahın izniyle hayrat (ve hasenat yarısların) da oncu ol (up kazan) andır. Iste bu, buyuk fazl (-u kerem) in ta kendisidir

    [33] (Mukafatları da) Adn cennetleridir. Oraya girerler. Orada altın bileziklerden (nice zinetlerle) ve inci ile suslenirler. Orada elbiseleri de ipekdir

    [34] (Soyle) derler: «Bizden tasayı gideren Allaha hamd olsun. Hakıykat, Rabbimiz cok yarlıgayıcıdır, cok in´aam edicidir»

    [35] «Ki fazl (-u inayet) inden bizi (ebedi) durulacak bir yurda kondurdu O. Burada bize hicbir yorgunluk degmeyecek burada bize hicbir usanc dokunmayacak»

    [36] O kufredenler (e gelince:) Cehennem atesi de onlarındır. Oldurulmezler ki olsunler. (Cehennemin) azabından (velev) bir kısmı onlardan kaldırılıb hafifletilmez de. Iste biz kufurde ileri giden herkesi boyle cezalandırırız

    [37] Onlar orada (soyle) bagrısırlar. «Ey Rabbimiz, bizi cıkar. Yapmıs oldugumuzdan bambaska iyi amel (ve hareketler) de bulunacagız». Size iyice dusunecek kimsenin dusunebilecegi, ogut kabul edebilecegi kadar omur vermedik mi? Size (azab ile) korkutan da gelmisdi. Simdi tadın (o azabı)! Artık zaalimler icin hic bir yardımcı yokdur

    [38] Subhesiz ki Allah goklerin ve yerin kaybını bilendir. Muhakkak O, goguslerin ozunde ne varsa onu da hakkıyle bilicidir

    [39] O, sizi yer yuzunde halifeler yapandır. Artık kim kufrederse kufru kendi zararınadır. Kafirlerin kufru kendilerine Rableri katında siddetli buguzdan baska (bir sey) artırmaz. Kafirlerin kufru kendilerine husran (ve helak) den baska (bir sey) artırmaz

    [40] (Habibim) de ki: «Allahı bırakıb tapdıgınız ortaklarınızı gordunuz mu? Yerden her hangi bir sey´i yaratdıklarını bana gosterin»! Yoksa onların goklerde (Allah ile) bir ortaklıgı mı var? Yahud biz onlara bir kitab vermisiz de kendileri bundan apacık bir huccet uzerinde midirler? Hayır, o zaalimler birbirini aldatmakdan baska bir va´dde bulunmuyor (lar)

    [41] Subhesiz ki Allah gokleri ve yeri zeval bulmalarından (korumak icin bizzat) tutmakdadır. Eger onlar zeval bulurlarsa andolsun ki, ondan sonra kimse bunları tutamaz. Hakıykaten o (Allah) ukuubetde aceleci degildir. Cok yarlıgayıcıdır

    [42] Onlar, kendilerine azab ile korkutucu (bir peygamber) gelirse her halde (diger) ummetlerden herhangi birinden daha ziyade dogru yolu tutacaklarını yeminlerinin butun hızıyle Allaha andetmislerdi. Fakat onlara azab ile korkutan (bir peygamber) gelince bu, onların (hakdan) uzaklasmalarından baska bir sey attırmadı

    [43] Cunku (onlar) yer (yuzun) de buyuklenmek, fena (ve) hiyle (li tuzaklar) kurmak (istiyorlar). Halbuki kotu duzen, ona ehil olandan baskasını sarmaz. Ya onlar daha evvel ki (ummet) ler (hakkında cari olan) kaanundan baskasını mı bekliyorlar? (Hayır) sen Allahın kaanununda asla bir degisiklik bulamazsın. Sen Allahın kaanununda asla bir doneklik de bulamazsın

    [44] Bunlar kendilerinden oncekilerin akıbeti nice olmusdur, gormeleri icin yer (yuzun) de gezib dolasmadılar mı? Halbuki (o oncekiler) kuvvetce bunlardan daha siddetli idiler. Ne goklerde, ne yerde hicbir sey Allahı aciz bırakamaz. Subhesiz ki O, hakkıyle bilendir, (her sey´e) hakkıyle kaadirdir

    [45] Eger Allah insanları kazandıkları (gunahlar) yuzunden (hemen) muahaze etseydi (yerin) sırtında hicbir canlı mahluk bırakmazdı. Fakat O, bunları muayyen bir muddete kadar gecikdiriyor. Nihayet vakıfları gelince muhakkak ki Allah kullarını hakkıyle gorucudur

    Yâsîn

    Surah 36

    [1] Yasin

    [2] O hikmet dolu Kur´ana yemin ederim ki

    [3] Sen (Habibim) hic subhesiz (Hak canibinden) gonderilen (peygamber) lerdensin

    [4] Dosdogru bir yol uzerindesin

    [5] (Bu Kur´an) yegane gaalib, cok esirgeyici (Allah) in indirdigi (bir kitab) dır

    [6] (Bunun) hikmeti de (yakın) ataları azab ile korkutulmamıs, bu yuzden kendileri gaflet icinde kalmıs olan bir kavmi (onunla) korkutmandır

    [7] Andolsun ki bunların cogunun uzerine o soz hak olmusdur. Artık bunlar iman etmezler

    [8] Hakıykat, biz onların boyunlarına oyle laleler gecirdik ki bunlar cenelerine kadar (dayandı). Simdi onlar, kafaları ve burunları yukarı kaldırılmıs haldedirler

    [9] Biz hem onlerinden bir sed, hem arkalarından bir sed cektik. Boylece onları sarıverdik. Artık gormezler

    [10] Onları (azab ile) ha korkutmussun, ha korkutmamıssın onlarca birdir. Iman etmezler

    [11] Sen ancak o zikre uyan ve cok esirgeyici (Allah) a gaaibane buyuk saygı gosteren kimseleri inzar edeceksin. Iste sen on (lar) ı hemen magfiretle, hem cok serefli mukafatla mujdele

    [12] Hakıykat, oluleri biz diriltiriz biz. Onden gonderdikleri seyleri ve (bırakdıkları) eserleri de biz yazarız. (Zaten) biz her sey´i apacık bir kitabda (yazıb) saymısızdır

    [13] Onlara o sehir yaranını misal getir. Hani oraya elciler gelmisdi

    [14] Biz o zaman kendilerine iki (elci) gondermisdik de onları tekzib etmislerdi. Biz de bir ucuncu ile (bunları) takviye etmisdik de «Hakikat, biz size gonderilmis elcileriz» demislerdi

    [15] Onlar: «Siz, dediler, bizim gibi insandan baska (kimseler) degilsiniz. Hem Rahman hicbir sey indirmemisdir?. Siz yalan soyler (kimse) lerden baskası degilsiniz

    [16] (Elciler soyle) dediler: «Rabbimiz biliyor ki biz hakıykaten size gonderilmis elcileriz»

    [17] «Bizim uzerimize (dusen vazife) apacık tebligden baskası degildir»

    [18] Dediler: «Dogrusu biz sizin yuzunuzden ugursuzlandık. Eger vaz gecmezseniz, andolsun, sizi mutlak taslarız. Bizden size muhakkak acıklı bir iskence de dokunur»

    [19] (Onlar da): «Sizin ugursuzlugunuz, dediler, kendi beraberinizdedir. Size nasıyhat edilirse mi? Hayır, siz haddi asıb tasanlar guruhusunuz»

    [20] O sehrin en uc (kenar) ından kosarak bir adam geldi. «Ey kavmim, dedi, uyun o gonderilmis olanlara»

    [21] «Uyun sizden hicbir ucret istemeyen o kimselere. Onlar hidayete ermis (zatler) dir»

    [22] «Ben, beni yaratana neden kulluk etmeyecekmisim? Siz (hepiniz) ancak Ona donduru (lub goturu) leceksiniz»

    [23] «Ben Ondan baska Tanrılar edinir miyim? Eger O cok esirgeyici (Allah) bana bir zarar (yapmak) dilerse onların (iddia etdiginiz) sefaati bana hicbir seyle faide vermez. Onlar beni asla kurtaramazlar»

    [24] «Subhesiz ben o takdirde mutlak apacık bir sapıklık icindeyim (demek) dir»

    [25] «Gercek, ben Rabbinize iman etdim. Iste bunu benden duyun»

    [26] (Ona): «gir cennete denildi. (O da) «Nolurdu, dedi, kavmim bilselerdi»

    [27] «Rabbimin beni yarlıgadıgını, beni (cennetle) ikram edilenlerden kıldıgını»

    [28] Ondan sonra kavminin uzerine gokden hicbir ordu indirmedik, indiriciler de degildik

    [29] (Onların yakalanması, yahud ukuubeti) birtek sayhadan baska (bir seyle) degildi. Artık hemen sonu (b gidi) verenler (oldular)

    [30] Ey kulların uzerine (coken buyuk) hasret (ve nedamet, hazır ol! Cunku) onlar kendilerine herhangi bir peygamber (ve elci) gelmeye dursun, ille onunla istihza ederlerdi

    [31] Kendilerinden evvel nice nesilleri helak etdigimiz, bunların birdaha onlara donmez (ummet) ler olduklarını (musrikler) gor (ur gibi bil) mediler mi

    [32] (Onların) hepsi de, muhakkak, toptan bizim karsımıza ihzaaren getirilmislerdir (getirileceklerdir)

    [33] Olu toprak — ki biz onu canlandırdık. Icinden dane (ler) cıkardık da ondan yeyip duruyorlar — onlar icin bir ibret (bir delil) dir

    [34] Biz orada hurmalıklardan, uzum baglarından nice bostanlar yapdık. Iclerinde pınarlardan (nicesini) fıskırtdık

    [35] (Allahın yaratdıgı) mahsulden ve kendi ellerinin yapdıklarından yemeleri icin. Haala sukretmeyecekler mi

    [36] Yerin bitirmekde oldugu seylerden, (insanların) kendilerinden ve daha bilemeyecekleri nice seylerden butun ciftleri yaratan (Allahın sanı ne kadar yucedir,) munezzehdir

    [37] Gece de onlar icin bir ayetdir. Biz ondan gunduzu sıyırıb cıkarırız. Bir de bakarlar ki karanlıga girmislerdir onlar

    [38] Gunes de (ilahi bir ayetdir ki) kendi karargahında (mahrekinde aleddevam seyr ve) cereyan etmekdedir. Bu, mutlak gaalib, (her sey´i) hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir

    [39] Ay (a gelince:) Biz ona da menzil menzil mıkdarlar ta´yin etdik. Nihayet o, eski hurma salkımının egri copu gibi bir haale donmusdur (doner)

    [40] Ne gunesin aya erisib catması, ne de gecenin gunduzu gecmis olması gerekmez. (Ecramdan) hepsi de (ayrı ayrı) birer felekde yuzerler

    [41] Onlar icin bir ayet (ve ibret) de bizim, onların zurriyyetlerini o dopdolu gemilerde tasımıs olmamız

    [42] Ve kendilerine bunun gibi binecekleri (nice) seyleri yaratmıs bulunmamızdır

    [43] Eger dilersek onları (suda) bogarız. O suretde kendileri icin bir imdadcı da yokdur, onlar kurtarılamazlar da

    [44] Meger ki bizden bir esirgeme ve daha bir zamana kadar yasatma (mukadder) ola

    [45] Onlara : «Onumuzdekinden de, arkanızdakinden de sakının. Taki esirgerlesiniz» denildigi zaman (yuz cevirdiler)

    [46] Onlara Rablerinin ayetlerinden herhangi bir ayet gelmeye dursun, ille ondan yuz ceviricidirler

    [47] Onlara : «Allahın sizi rızıklandırdıgı seylerden (hayra) harc edin» denilince o kufredenler, iman edenlere (soyle) dedi (ler): «Allahın, dileseydi, yedirecegi kimseye biz mi yedirecek misiz? Siz apacık bir sapıklıkda bulunanlardan baskaları degilsiniz»

    [48] «Siz dogru soyleyenlerseniz bu tehdid (in tehakkuku) ne zaman (soyleyin)?» derler

    [49] Onlar birbiriyle itisib dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek sayhadan baskasını gozetmezler

    [50] (Iste o zaman) bunlar bir vasıyyetde bile bulunamazlar. (Hatta o vakit) ailelerine dahi donecek (halde) degildirler

    [51] «Suur» a ufurulmusdur. Artık bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp) Rablerine dogru kosup gidiyorlar

    [52] (O zaman soyle) demislerdir: «Eyvah bize! Uyudugumuz yerden bizi kim kaldırdı? Bu (Ba´s) cok esirgeyici (Allah) ın va´d etdigi sey. Gonderilen (peygamber) ler (meger) dogru soylemis»

    [53] (Bu), birtek sayhadan baskası degildir. Artık onlar topdan (ve) derhal izhaaren onumuze getirilmislerdir

    [54] Iste bugun kimseye hicbir seyle haksızlık edilmez. Siz de yapar oldugunuzdan baskasiyle mukaabele gormezsiniz

    [55] Subhe yok ki bugun cennet yaranı mesruru handan bir zevk ve eglence icindedirler

    [56] Kendileri de, zevceleri de (cennet) golgeler (in) dedirler. Tahtların ustune kurulub dayanmıslardır

    [57] Orada taze yemis (ler) onların, temenni edecekleri hersey onlarındır

    [58] Cok esirgeyici Rab (lerin) den bir de selam (var) dır

    [59] «Ey gunahkarlar, bugun siz (bir tarafa) ayrılın»

    [60] Ey Adem ogulları, «Seytana tapmayın. Cunku o, sizin icin (Rabbinizden) ayıran bir dusmandır, Bana ibadet edin. iste dosdogru yo! budur» diye size emr etmedim mi? (buyuracak)

    [61] Ey Adem ogulları, «Seytana tapmayın. Cunku o, sizin icin (Rabbinizden) ayıran bir dusmandır, Bana ibadet edin. iste dosdogru yo! budur» diye size emr etmedim mi? (buyuracak)

    [62] Andolsun ki (seytan) sizden bircok halkı sapdırmadı. O vakit neye akıl etmiyordunuz

    [63] Iste bu, (oteden beri) tehdid edegeldiginiz cehennemdir

    [64] Kufur (ve inkarda ısrar) edisinize mukaabil girin oraya

    [65] O gun agızlarının ustune muhur basarız. Ne irtikab ediyor idiyseler bize elleri soyler, ayakları (ve diger uzuvları) da sahidlik eder

    [66] Eger dileseydik onları gozlerinin uzerinden silme kor yapardık da yolda kosusub (didisib) kalırlardı. Artık nasıl goreceklerdi

    [67] Yine dileseydik onları oldukları yerde suratlarını degisdirib bambaska cirkin bir mahiyyete getirirdik de ne ileri gitmiye, ne geri donub gelmiye gucleri yetmezdi

    [68] Kime uzun omur veriyorsak onun yaratılısını bas asagı ediyoruz. (Buna da) akılları ermiyor mu

    [69] Biz ona siir ogretmedik. (Bu) ona yakısmaz da. O (nun getirdigi kitab) bir ogutden ve (hukumleri) acıklayan bir Kur´andan baskası degildir

    [70] (Bu da) hayatı olan kimselere (gelecek tehlikeleri) haber vermek ve kafirlere o soz hak olmak icin (dir)

    [71] Ellerimizin isleyib yapdıklarından kendileri icin bunca davarlar yaratdıgımızı, bu sayede onlara malik olmus bulunduklarını da gormediler mi

    [72] Biz onları kendilerine musahhar kıldık. Iste binecekleri bunlardan, yiyecekleri bunlardandır

    [73] Bunlarda kendileri icin daha nice menfeatler ve icecekler vardır. Haala sukr etmezler mi

    [74] Onlar Allahı bırakıb (guya) kendileri yardım (a mazhar) edilecekler umidiyle (baska) ma´budlar edindiler

    [75] Ki bunlar onlara asla yardım edemezler (Bil´akis) kendileri bunlar icin hazırlanmıs (bir suru) avenedir

    [76] O halde (habibim) onların lafı seni gamnak etmesin. Subhe yok ki biz onların neler gizlemekde olduklarını, neler acıklaya geldiklerini biliyoruz

    [77] Insan, kendisini bir nutfeden yaratdıgımızı gor (ur gibi bilmedi mi ki simdi o, acıkdan acıga mufrit bir muhaasım (kesilmekde) dir

    [78] O, kendi yaratılısını unutarak bize bir misal getirdi: «Bu curumus kemiklere kim can verecekmis?» dedi

    [79] (Habibim) de ki: «Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı hakkıyle bilendir»

    [80] O, yemyesil agacdan sizin icin bir ates cıkarandır. Iste bakın (atesi) ondan (cakıb) alıyorsunuz

    [81] Gokleri ve yeri yaratan (Allah), onlar gibisini yaratmıya kaadir degil midir? Elbette (kaadirdir). O, (butun kainatı) yaratandır, (her sey´i) hakkıyle, bilendir

    [82] Onun emri, bir sey´i diledigi zaman, ona ancak «Ol» demesinden ibaretdir. O da oluverir

    [83] Demek her sey´in mulk-u tesarrufu (ve kudreti) kendi elinde bulunan (Allah) ın sanı ne kadar yucedir, munezzehdir! Siz ancak Ona dondurul (ub goturul) eceksiniz

    Saffât

    Surah 37

    [1] Saflar baglayıb duranlara, sevk (-u idare) ve (men´-u) zecredenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki

    [2] Saflar baglayıb duranlara, sevk (-u idare) ve (men´-u) zecredenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki

    [3] Saflar baglayıb duranlara, sevk (-u idare) ve (men´-u) zecredenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki

    [4] Gercek, sizin Tanrınız hakikaten birdir

    [5] goklerin ve yerin ve bunlar arasında ne varsa hepsinin Rabbidir. Doguların da Rabbidir O

    [6] Hakikat biz (size) en yakın gogu bir zinetle, yıldızlarla (donatıp) susledik

    [7] (Onu itaatden cıkan) her mutemerrid seytandan koruduk

    [8] Ki onlar «Mele´-i a´la» ya kulak verib dinleyemezler, her yandan kogularak atılırlar. Onlar icin (ahiretde de) ardı arası kesilmez bir azab vardır

    [9] Ki onlar «Mele´-i a´la» ya kulak verib dinleyemezler, her yandan kogularak atılırlar. Onlar icin (ahiretde de) ardı arası kesilmez bir azab vardır

    [10] Meger ki (iclerinden) bir calıb carpan (ı) olsun. Fakat onu da delib gecen bir alev ta´kıyb etmisdir

    [11] Simdi onlardan haber iste: Yaratılısda kendileri mi daha kuvvetli, yoksa bizim yaratdıklarımız mı? Hakıykat biz onları bir cıvık camurdan yaratdık

    [12] Belki sen (Habibim) teaccub etdin. Onlar da (bu teaccubunden dolayı) eglenirler

    [13] Kendilerine (Kur´an ile) va´z edilince dusunub de ogut kabul etmezler

    [14] Bir mu´cize gordukleri vakit (onu) eglenceye tutarlar

    [15] (Nitekim) «Bu, dediler, apacık bir sihirden baskası degildir»

    [16] «Biz olub de bir toprak ve bir yıgın kemik oldugumuz vakit mı, saahiden biz mi mutlakaa diriltilmis olacagız»

    [17] «Evvelki atalarımız da mı?»

    [18] Sen de ki: «Evet (diriltileceksiniz). Hem siz (hepiniz) hor ve hakıyr olarak»

    [19] Iste o, ancak birtek sayhadan ibaretdir ki onların birden bire gozleri acılıverecekdir

    [20] «Eyvah bize, derler, bu, ceza ve hesab gunudur»

    [21] (Evet), bu, sizin tekzib eder oldugunuz ayırdetme gunudur

    [22] (Meleklere:) «O zulmedenleri, onlara es olanları, Allahı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri seyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna goturun» (dediler)

    [23] (Meleklere:) «O zulmedenleri, onlara es olanları, Allahı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri seyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna goturun» (dediler)

    [24] «Onları habsedin. Cunku onlar mes´uldurler»

    [25] «Size ne oldu? Birbirinize yardım etmiyorsunuz ya»

    [26] Hayır, bugun onlar (zilletle) boyun egmislerdir

    [27] Onlardan kimi kimine yonelib birbirini mes´ul tutmıya kalkısırlar

    [28] «Hakıykat siz, derler, biz sagdan (suret-i hakdan) gelirdiniz»

    [29] (Metbu´ları da:) «Hayır, siz (esasen) iman ediciler degildiniz», derler

    [30] «Ve bizim size karsı bir haakimiyyetimiz de yokdu. Bil´akis siz (de bizim gibi) azgınlar guruhu idiniz»

    [31] «Onun icin Rabbimizin sozu (azabı) ustumuze hak olmusdur. Subhesiz (azabımızı) tadıcılarız (tadacagız)

    [32] «Cunku biz de sizi (busbutun) basdan cıkardık. Zira biz de azgın kimselerdik»

    [33] Artık subhe yok ki bunlar o gun azabda ortakdırlar

    [34] Biz (diger) gunahkarlara (da) muhakkak boyle yapacagız

    [35] Cunku onlar «Allahdan baska hicbir Tanrı yok» denildigi vakit buyukluk taslarlardı

    [36] «Biz mecnun bir sair icin ma´budlarımızdan vaz mı gececekmisiz?» derler (di)

    [37] Hayır, o, hak (ve hakıykat) ı getirmis, butun peygamberleri de tasdıyk etmisdir

    [38] Elbette siz o acıklı azabı tadıcısınız

    [39] Yapmakda idiginiz seylerden baskasiyle de cezalandırılmayacaksınız

    [40] Allahın ihlasa (ve samimiyyete) erdirilmis kulları mustesna

    [41] Onlar boyle. Onlar icin (haassaları) ma´lum bir rızık vardır

    [42] Turlu meyveler. Onlar (izzet ve) ikram edilmis kimselerdir

    [43] Naıym cennetlerinde

    [44] Birbiriyle karsılıklı tahtlar uzerinde

    [45] Onların her biri (serab-ı) maıynden turlu kadehlerle tavaf (ve ziyaret edilir (ler)

    [46] Bembeyaz. Icenlere bir lezzet

    [47] Orada bir humar (bas agrısı) da yok, onların bundan bihus olacakları da yok

    [48] Yanlarında da nazarlarını yalınız zevclerine atfetmis iri (sahin) gozlu kadınlar vardır

    [49] ki bunlar (kus tuyleriyle) ortulub saklanmıs yumurtalar gibidir

    [50] (Ehl-i cennetden) kimi kimine donub sorarlar

    [51] Iclerinden bir sozcu der ki : «Hakıykat, benim (dunyada) bir arkadasım vardı

    [52] (Bana:) «Gercek sen de (tekrar dirilmiye) kat´i inananlardan mısın?» derdi

    [53] «Biz oldugumuz ve bir toprak, bir yıgın kemik oldugumuz zaman mı, hakikaten biz mi cezalanmıs olacagız»

    [54] (O sozu soyleyen zat, ihvanına) der ki: «Siz (onun ic yuzune) vaakıf olucular mısınız?»

    [55] Derken o (bizzat) bakıb bunu o cılgın atesin ta ortasında gordu

    [56] (Ve ona) dedi ki: «Allaha yemin ederim, sen az kaldı beni de muhakkak helak edecekdin»

    [57] «Eger Rabbimin ni´meti olmasaydı ben de (seninle beraber cehennemde) haazır bulundurulanlardan olacakdım»

    [58] «(Bak), biz ilk olumumuzden baska bir daha olmeyecek, biz azaba da ugratılmayacak degil miymisiz?»

    [59] «(Bak), biz ilk olumumuzden baska bir daha olmeyecek, biz azaba da ugratılmayacak degil miymisiz?»

    [60] Muhakkak ki bu, buyuk kurtulusun ta kendisidir

    [61] Artık calısanlar da bunun gibi (bir murad icin) calısmalıdır

    [62] Boyle (bir ni´mete) konmak mı hayırlı, yoksa zakkum agacı mı

    [63] Hakıykat, biz onu zaalimler (kafirler) icin bir fitne (imtihan) yapdık

    [64] Subhesiz ki o, cılgın atesin dibinde (bitib) cıkacakdır

    [65] Ki tomurcukları seytanların basları gibidir

    [66] Iste hakıykat onlar bundan yiyecekler, bu suretle karınlarını bundan dolduracaklar

    [67] Sonra uzerine de onlar icin cok sıcak bir su ile karısdırılmıs (sarab) vardır

    [68] Sonra donub gidecekleri yer, subhesiz yine cehennemdir

    [69] Cunku onlar atalarını sapkın kimseler bulmuslardı da

    [70] Kendileri de onların izleri uzerinde (birbirini itib) kosduruluyorlardı

    [71] Andolsun ki onlardan evvel gecenlerin cogu da sapmısdı

    [72] Yemin ederim ki biz iclerinde (kotu hareketlerinin encamından) korkutucu (peygamberler) de gondermisizdir

    [73] Bak, o korkutulanların akıbeti nice oldu

    [74] Allahın ihlasa erdirilmis (samirni) kulları mustesna

    [75] Andolsun ki Nuuh bize niyaz etmisdi de ne guzel icabet (ve kabul) eylemisdik

    [76] Biz hem onu, hem ehlini o buyuk sıkıntıdan kurtardık

    [77] Zurriyyetini (yer yuzunde) devamlı kalanların ta kendileri kıldık

    [78] Sonra gelen (peygamberler ve ummet) ler arasında da ona (iyi bir nam) bırakdık

    [79] (Butun) alemler icinde (bizden) Nuuha selam

    [80] Subhesiz biz iyi hareket edenleri boyle mukafatlandırırız

    [81] Hakıykat o, bizim mu´min kullarımızdandı

    [82] Nihayet otekilerini (suda) bogduk

    [83] Subhesiz Ibrahim de onun fırkasındandı

    [84] Cunku o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmisdi

    [85] O zaman babasına ve kavmine demisdi ki: «Siz nelere tapıyorsunuz»

    [86] «Yalancılık etmek icin mi Allahı bırakıb duzme Tanrılar diliyorsunuz»

    [87] «Alemlerin Rabbine zannınız nedir (boyle)»

    [88] Derken yıldızlara bir nazar atfetdi de

    [89] «Ben hakıykat hastayım» dedi

    [90] O vakit ona arkalarını donub uzaklasdılar

    [91] Bunun uzerine o da kurnazca onların duzme Tanrılarına varıb dedi ki: «Hani yemek yemiyorsunuz»

    [92] «Ne oluyor size konusmuyorsunuz»

    [93] Nihayet gizlice onları sag eliyle bir vur (ub kır) dı

    [94] Derken (kavmi) kosarak onun onune cıkdı (lar)

    [95] (Ibrahim) dedi ki: «Kendi (elinizle) yontmakda oldugunuz seylere mi tapıyorsunuz»

    [96] «Halbuki siz de, (elinizle) yapageldiginiz seyleri de Allah yaratmısdır»

    [97] Dediler: «Onun icin bir bina yapın da alevli atese atın onu»

    [98] Bunun uzerine ona bir tuzak kurmak arzu etdiler. Biz ise (Bil´akis) kendilerini (zeliller ve) sefiller etdik

    [99] (Ibrahim): «Ben, dedi, dogrusu Rabbime gidiciyim. O, bana yol gosterir»

    [100] «Ey Rabbim, bana saalihlerden (bir ogul) ihsanet» (diye dua etdi)

    [101] Biz de ona cok uysal bir ogul mujdesini verdik

    [102] Artık o (ogul Ibrahimin) yanında kosmak cagına erince (babası) «Ogulcagızım, dedi, ben seni ru´yamda bogazlıyorum goruyorum. Bak artık ne dusunursun». (Oglu) dedi: «Babacıgım, sana edilen emir ne ise yap. Insaallah beni sabredenlerden bulacaksın»

    [103] Vaktaki bu suretle ikisi de (Allahın emrine) ram oldular, (Ibrahim) onu alnı uzere yıkdı

    [104] Biz ona: «Ya Ibrahim, ru´yana sadakat gosterdin. Subhesiz ki biz iyi hareket edenleri boyle mukafatlandırırız» diye nida etdik

    [105] Biz ona: «Ya Ibrahim, ru´yana sadakat gosterdin. Subhesiz ki biz iyi hareket edenleri boyle mukafatlandırırız» diye nida etdik

    [106] Hakıykat, bu, apacık ve kat´i bir imtihandı

    [107] Ona buyuk bir kurbanlık fidye verdik

    [108] Sonra gelen (peygamberler ve ummet) ler arasında ona (iyi bir nam) bırakdık

    [109] (Bizden) selam Ibrahime

    [110] Biz iyi hareket edenleri iste boyle mukafatlandırırız

    [111] Hakıykat o, mu´min kullarımızdandı

    [112] Ona saalihlerden bir peygamber olmak uzere de Ishakı mujdeledik

    [113] Hem ona, hem Ishaka (feyz-u) bereketler verdik. Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır, nefsine apacık zulm edeni de

    [114] Andolsun biz Muusaya da, Haruuna da nimetler verdik

    [115] Hem onlar, hem kavmlerini o buyuk sıkıntıdan kurtardık

    [116] Kendilerine yardım etdik de galebeyi kazananlar onlar oldular

    [117] Onlara (her hakıykatı) apacık gosteren o kitabı verdik

    [118] Onlara dogru yolu gosterdik

    [119] Sonra gelen (peygamberler ve ummet) ler arasında da onlara (iyi bir nam) bırakdık

    [120] Musaya da, Haruna da (bizden) selam

    [121] Subhesiz ki biz iyi hareket edenleri boyle mukafatlandırırız

    [122] Hakıykat onlar mu´min kullarımızdandı

    [123] Ilyas da, subhe yok ki, gonderilmis peygamberlerdendi

    [124] O vakit kavmine (soyle) demisdi: «Siz (Allahdan) korkmaz mısınız»

    [125] «O en guzel Yaradanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allahı bırakıb da «Ba´l» e mi tapıyorsunuz»

    [126] «O en guzel Yaradanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allahı bırakıb da «Ba´l» e mi tapıyorsunuz»

    [127] Fakat bunlar onu tekzib etdiler. Subhesiz bunlar da elbette (cehenneme) ihzaaren getirilenlerdir

    [128] Allahın ihlasa erdirilmis kulları (bunlardan) mustesna

    [129] Biz ona sonra gelen (peygamberler ve ummet) ler icinde (iyi bir nam) bırakdık

    [130] (Bizden) selam Ilyasa

    [131] Subhe yok ki biz iyi hareket edenleri boyle mukafatlandırırız

    [132] Hakıykat o, mu´min kullarımdandı

    [133] Lut da gercek ve subhesiz gonderilmis peygamberlerdendi

    [134] Hani biz hem onu, hem ehlini topdan kurtarmısdık

    [135] (Azabda) kalanlar icinde bırakılan bir koca karı mustesna idi

    [136] Sonra biz digerlerini kokunden helak etdik

    [137] Elbet siz de sabah ve aksam onlar (ın yurdların) a ugruyorsunuz. Haala akıllanmayacak mısınız

    [138] Elbet siz de sabah ve aksam onlar (ın yurdların) a ugruyorsunuz. Haala akıllanmayacak mısınız

    [139] Yunus da hic subhesiz gonderilen peygamberlerdendi

    [140] Hani o, dolu bir gemiye kacmısdı

    [141] Derken kur´a cekmis (ler) di de maglublardan olmusdu

    [142] O, kınanmıs bir halde iken kendisini hemen balık yutmusdu

    [143] Eger cok tesbih edenlerden olmasaydı

    [144] Her halde (insanların) tekrar dirilecekleri gune kadar onun karnında kalıb gitmisdi

    [145] Iste biz onu, kendisi de hasta olarak, acık bir yere (cıkarıb) bırakdık

    [146] Uzerine sakı olmayan cinsden (golgelik) bir nebat bitirdik

    [147] Onu yuz bine peygamber gonderdik. Hatta artıyorlardı da

    [148] Nihayet ona iman etdiler de kendilerini bir zamana kadar gecindirdik

    [149] Simdi sor (Habibim) onlara: Her halde kızlar Rabbinin de, ogullar onların mı

    [150] Yoksa biz melekleri disi yaratdık da onlar (buna) sahid midirler

    [151] Haberin olsun ki onlar hakıykaten yalan soyleyerek, her halde, «Allah dogurdu» derler! Onlar elbette yalancıdırlar

    [152] Haberin olsun ki onlar hakıykaten yalan soyleyerek, her halde, «Allah dogurdu» derler! Onlar elbette yalancıdırlar

    [153] Kızları ogullara tercih mi etmis O

    [154] Ne oluyor size? (Buna) nasıl hukmediyorsunuz

    [155] Hic de mi dusunmezsiniz

    [156] Yoksa (elinizde) acık bir huccetiniz mi var

    [157] Oyle ise, eger (davanızda) dogru soyleyenlerseniz, getirin kitabınızı

    [158] Bir de Onunla cinler arasında bir hısımlık uydurdular. Andolsun ki bizzat cinler dahi onların behemehal (cehenneme) ihzaaren getirileceklerini (pek iyi) bilmis (ler) dir

    [159] Allah, onların isnad edegeldiklerinden yucedir, munezzehdir

    [160] Allahın ihlasa erdirilmis kulları bunlar gibi degil

    [161] Ne siz, ne de tapmakda olduklarınız

    [162] Siz Onun aleyhinde (hicbir ferdi) fitneye (ve fesada) surukleyecek (bir kudretde) degilsinizdir

    [163] Meger ki kendisi cehenneme girecek kimse olsun

    [164] Bizden kimse mustesna olmamak uzere her biri icin ma´lum birer makam vardır

    [165] Biziz o saf saf dizilenler mutlak biz

    [166] Biziz o tesbih edenler de mutlak biz

    [167] Hakıykat (musrikler evvelce) su kat´i sozu soyluyorlardı

    [168] «Eger nezdimizde evvelki (ummetlere inen) lerden bir kitab olsaydı»

    [169] «Elbet biz de Allahın ihlasa erdirilmis kullarından olurduk»

    [170] Simdi ise ona (inanmayıb) kafir oldular, ileride (kufurlerinin akıbetini) bileceklerdir ya

    [171] Andolsun ki (peygamber olarak) gonderilen kullarımız hakkında bizim gecmis sozumuz (vardır)

    [172] «Muhakkak onlar, behemehal onlar mansur (ve muzafferdirler)

    [173] «Muhakkak bizim ordumuz, her halde onlar galebe edicidirler

    [174] Onun icin (Habibim) sen bir zamana kadar onlardan yuz cevir

    [175] Gozetle onları. Kendileri de (baslarına gelecegi) yakında goreceklerdir

    [176] Simdi onlar carcabuk bizim azabımızı mı istiyorlar

    [177] Fakat bu, onların bolgesine cokunce (gelecek tehlikelerle oteden beri) korkutulan onların sabahı ne kotu (olacak) dır

    [178] Sen (Habibim) bir zamana kadar onlardan yuz cevir

    [179] Gozetle (onları). Onlar da goreceklerdir

    [180] Galebe saahibi Rabbin onların isnad etmekde oldukları vasıflardan yucedir, munezzehdir

    [181] Gonderilen (butun) peygamberlere selam

    [182] Ve alemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun

    Sâd

    Surah 38

    [1] Saad. O sanlı, serefli Kur´ana yemin ederim ki

    [2] (haal) kufredenler (in iddia etdikleri gibi degildir). Bil´akis (onların dısı bos) bir onur, (ici ise tam) bir tefrika icindedir

    [3] Biz kendilerinden evvel nice ummet (ler) i helak etdik. O zaman (ne) cıglıklar kopardılar. Halbuki (o vakit, azabdan kacıb) kurtulma vakti degildi

    [4] O kafirler iclerinden (kendilerinin basına cokecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldigine sasdılar, «Bu, dedi (ler), bir buyucu, bir yalancıdır»

    [5] «O, (butun) Tanrıları birtek Tanrı mı yapmıs? Bu, cidden acaib bir sey»

    [6] Onların elebasılarından bir guruh (birbirine): «Yuruyun, ma budlarınıza (ibadetde) sebatedin. Subhesiz ki arzu edilecek olan budur» diyerek kalkıb gitmisdir

    [7] «Biz bunu diger dinde isitmedik. Bu, uydurmadan baskası degildir»

    [8] «O Kur´an, aramızdan ona mı indirilmis»?! Hayır, onlar benim vahyimden subhededirler. Hayır, onlar benim azabımı henuz tatmadılar

    [9] Onların nezdinde O yegane gaalib, (peygamberligi ve her sey´i diledigine) ihsaneden Rabbinin rahmet hazineleri mi var yoksa

    [10] Yahud o goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan seylerin mulk (-u tasarruf) u onların mı? Oyle ise sebeblerine yapısarak goge yukselsinler

    [11] (Onlar) derme catma partilerden (murekkeb) oyle bir ordudur ki iste surada hezimete ugratılmıs (lar) dır

    [12] Onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad ve kazıklar saahibi Fir´avn, Semud, Lut kavim (ler) i ile Eyke yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmis (ler) di. Iste o partiler (in akıbeti)

    [13] Onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad ve kazıklar saahibi Fir´avn, Semud, Lut kavim (ler) i ile Eyke yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmis (ler) di. Iste o partiler (in akıbeti)

    [14] Onların herbiri, baska degil, gonderilen (o peygamber) leri tekzib etdi (ler) de (bu yuzden onlara) azabım hak oldu

    [15] Bunlar da iki sagım aralıgı kadar bile gecikmeyecek bir tek korkunc sesden baskasını gozetmiyor (lar)

    [16] (Soyle) dediler: «Ey Rabbimiz, hesab gununden evvel bizim amel defterimizi acele ver (de gorelim)»

    [17] (Habibim) onlar ne derlerse sabret. Kulumuzu, o kuvvet saahibi Davudu hatırla. Cunku o, daima (Allahın rızaasına) donen bir (zat) di

    [18] Gercek biz dagları (kendisine) musahhar kıldık ki bunlar aksamlayın ve kusluk vakti onunla birlikde durmayıb tesbih ederlerdi

    [19] (Her yandan ona dogru) toplanıb gelen kusları da (kendisine ram etdik). (Gerek o daglardan, gerek bu kuslardan) herbiri (itaatle ona) donucu idi

    [20] Onun mulkunu de kuvvetlendirdik. Ona hikmet ve fasl-ı Kitab verdik

    [21] Sana o da´vacıların haberi geldi mi? Hani onlar dıvardan mescide tırmanmıslardı

    [22] O vakit Davudun karsısına girivermislerdi de o, bunlardan telasa dusmusdu. «Korkma, dediler, (biz) iki da´vacı (yız). Birimiz otekimin hakkına) tecavuz etdi. Simdi sen aramızda adaletle hukmet. Asırı gitme. Bizi dogru yolun ortasına cıkar»

    [23] (Iclerinden biri): «Su benim biraderimdir. Onun doksan dokuz disi koyunu var. Benim ise birtek disi koyunum var. Boyle iken «Onu bana ver (de bakayım)» dedi, mucadelede beni yendi»

    [24] (Davud) dedi: «Andolsun ki o, senin disi koyununu kendi disi koyunlarına (katmak) istemesiyle sana zulmetmisdir. Gercek (mallarını birbirine) katıb karısdıran (ortak) ların cogu mutlakaa birbirine haksızlık eder. Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar mustesna. (Fakat) bunlar da ne kadar azdır». Davud sandı ki biz kendisine mutlakaa bir azab (suikasd) hazırladık. Bunun uzerine o, rabbinden setr (u himaye) edilmesini istedi, ruku´ ile yere kapanıb (Allaha) dondu

    [25] Biz de onu saalih (bir zat olarak) intihab etdik. Nezdimizde onun muhakkak bir yakınlıgı ve bir akıbet guzelligi vardır

    [26] Ey Davud, biz seni yer yuzunde bir halife yapdık. O halde insanlar arasında hak (ve adalet) le hukmet. (Hukmunde) heva (ve heves) e (hissiyyatına) tabi´ olma ki bu, seni Allah yolundan sapdırır. Cunku Allah yolundan sapanlar (yok mu?) hesab gununu unutdukları icin onlara pek cetin bir azab vardır

    [27] O gogu, O yeri ve bunların arasında bulunan seyleri biz bosuna yaratmadık. Bu, o kufredenlerin zannıdır. Bu yuzden kufredenlere atesden helak vardır

    [28] Yoksa biz iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) edenleri yer yuzunde fesad cıkaranlar gibi mi tutacagız? Yahud (Allahdan) korkanları dogru yoldan sapanlar gibi mi sayacagız

    [29] (Bu Kur´an), ayetlerini iyiden iyi dusunsunler, temiz akıl saahibleri ibret alsınlar diye sana indirdigimiz feyz kaynagı bir kitabdır

    [30] Biz Davuda (oglu) Suleymanı ihsan etdik. (Suleyman) ne guzel kuldu! Cunku o, (tesbihde, zikirde ve butun vakıtlarında) daima (Allaha) donen (bir zat) di

    [31] Hani ona ogleden sonra bir ayagını tırnagı ustune dikib uc ayagının uzerinde duran sur´atli kosu atları gosterilmisdi de

    [32] «Gercek ben, mal (ya´ni at) sevgisine (sırf) Rabbimi zikretmek icin dusdum» demisdi. Nihayet (bu atlar) perdenin arkasına gizlenmis (ler) di

    [33] (Dedi ki:) «Onları bana dondurun». Hemen ayaklarını, boyunlarını oksamıya, taramıya basladı

    [34] Andolsun biz, Suleymanı imtihan da etdik: Tahtının ustune bir cesed bırakıverdik. (Nice gunlerden) sonra o, yine (eski haaline) dondu

    [35] Dedi ki: «Ey Rabbim, beni yarlıga. Bana oyle bir mulk (-u saltanat) ver ki o, benden baska hicbir kimseye layık olmasın. Subhesiz butun muradları ihsan eden Sensin, Sen»

    [36] Bunun uzerine biz de ona ruzgarı musahhar etdik ki bu, onun emriyle, onun diledigi yere yumusacık akar giderdi

    [37] Seytanları (onlardan) her bina ustasını, her dalgıcı

    [38] (Yine onlardan) bukagılarla baglanmıs olan digerlerini de (emrine ram etdik)

    [39] (Dedik ki:) «Bu, bizim vergimizdir. Artık (diledigine) hesabsız ver, yahud tut (kıs)»

    [40] Subhe yok ki indimizde onun mutlak bir yakınlıgı ve donub gelecegi yer guzelligi de vardır

    [41] Kulumuz Eyyubu da an. Hani o, Rabbine soyle nida etmisdi: «Hakıykat, seytan beni yorgunluga (mesakkate) ve azaba (hastalıga) ugratdı

    [42] Ayagınla vur (yere dedik). Iste hem yıkanacak, hem icecek soguk (bir su)

    [43] Ona hem ehlini, hem onlarla beraber bir mislini, bizden bir rahmet ve temiz akıl saahibleri icin de bir ibret olmak uzere, bagısladık

    [44] «Eline bir demet sap al da onunla vur. Yemininde durmazlık etme» (dedik). Biz onu hakıykaten sabırlı bulduk. O, ne guzel kuldu! Hakıykat o, daima (Allaha) donen (bir zat) idi

    [45] Kuvvetlerin ve basıyretlerin saahibleri olan kullarımız Ibrahimi, Ishakı, Ya´kubu da an

    [46] Cunku biz onları katkısız (saibesiz) bir hasletle — ki (bu daima) yurd (ları) nı hatırlama (ları ve onun icin calısmaları) dır — haalis (insanlar) yapdık

    [47] Cunku onlar bizim indimizde cidden secginlerden, hayırlı (zatilerdendi)

    [48] Ismaili, Elyesaı, Zulkifli de an. (Iste) butun bunlar hayırlı (insan) lardı

    [49] Bu,(peygamberler icin bir seref ve) bir zikr (-i cemil) dir. Takvaye erenlerin donub varacagı yerde elbette guzel (bir merci) dir

    [50] Adin cennetleri. Onlar icin butun kapılar tastamam acılmısdır

    [51] (Iclerinde yaslanıb kuruluculardır onlar, Orada bir «ok yemisler), icecek (ler) isteyecekler

    [52] Yanlarında da gozlerini yalınız (zevcelerine) dikmis, bir yasıt (dilberler) vardır

    [53] Iste hesab gunu icin size va´dolunagelen sey (ler) bunlardır

    [54] Subhe yok ki bu, bizim bitib tukenmeyecek rızkımızdır

    [55] Bu, (ehl-i cennete mahsusdur). Azgınların gidecegi yer ise muhakkak en kotu (bir merci) dir

    [56] Cehennem! Onlar buraya girecekler. Artık ne kotu dosekdir o

    [57] Iste o azabı, (evet) onu tatsınlar (ki bu) kaynar su ve irindir

    [58] O sekilden baska daha diger nevi´ (azab) lar da vardır

    [59] Iste su (nlar dunyada) koru korune maıyyetinize kosub giren guruhdur. Onlar rahat (huzur) gormesinler. Cunku onlar (bihakkın) o atese gireceklerdir

    [60] (Tabi´ olanlar ruesaya) derler: «Hayır, siz, asıl rahat (huzur) gormeyin. Bunu bizim onumuze siz getirdiniz. (Bakın) ne cirkin durum»

    [61] (Yine) onlar derler: «Ey Rabbimiz, bunu bizim onumuze kim getirdiyse onun ates icindeki azabını katmerli olarak artır»

    [62] (Azgınlar) derler: «Kendilerini (dunyada) bayagılardan saydıgımız adamları neye gormuyoruz»

    [63] «Biz onları eglence edinirdik. Yoksa gozler (imiz) onlardan uzaklasıb kaydı mı»

    [64] Iste bu, (ya´ni) ehl-i cehennemin birbiriyle da´valasması muhakkak ve kat´i bir gercekdir

    [65] (Habibim) de ki: «Ben yalınız gelecek tehlikeleri haber veren (bir peygamber) im. (Ortakdan ve benzerden munezzeh ve) bir olan, (her sey´i) kahreden (mutlak haakim olan) Allahdan baska hicbir Tanrı yokdur»

    [66] «Goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan seylerin Rabbi; O mutlak gaalib, O cok yarlıgayıcı (Allah) dır»

    [67] De ki: «Bu (Kur´an) en buyuk (ve muhim) bir haberdir»

    [68] «Ki siz ondan yuz ceviricilersiniz»

    [69] «Mele´-i a´laya, onlar aralarında munazara (ve munakasa) ederlerken, benim hicbir bilgim yokdu»

    [70] «Ben ancak gelecek tehlikeleri apacık haber verici (bir peygamber) oldugum icindir ki (o ilim) bana vahy olunuyor»

    [71] Rabbin o (munazara) zaman (ında) meleklere demisdi ki: «Ben muhakkak camurdan bir insan yaratıcıyım»

    [72] «Artık onu (n hilkatini) tamamlayıb icerisine de ruuhumdan ufurdugum zaman kendisi icin derhal (bana) secdeye kapanın»

    [73] Bunun uzerine butun melekler topdan secde etmis

    [74] yalınız Iblis kibirlenmiye yeltenmisdi. (Zaten) o, (ilm-i ilahide) kafirlerdendi

    [75] Buyurdu: «Ey Iblis, iki elimle (ya´ni bizzat) yaratdıgıma secde etmenden seni hangi sey men´etdi? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yucelerden mi oldun?»

    [76] (Iblis) dedi: «Ben ondan hayırlıyım. Beni atesden, onu ise camurdan yaratdın»

    [77] Buyurdu: «Hemen buradan cık. Zira artık sen taslanan (rahmet-i ilahiyyeden kogulan bir mel´un) sun»

    [78] «Ve subhesiz ki ceza gunune kadar la´netim senin ustunedir»

    [79] Dedi: «Ey Rabbim, o halde (insanların) tekrar diriltilecekleri gune kadar bana muhlet ver»

    [80] Buyurdu: «Haydi sen muhlet verilenlerdensin»

    [81] «(Bence) ma´lum olan zamanın (bir) gunune kadar»

    [82] Dedi: «Senin izzetine (mutlak kudretine, kahrına) andederim ki ben de artık onların hepsini muhakkak azdıracagım»

    [83] «Iclerinden ihlasa erdirilmis (mu´min) kulların mustesna»

    [84] Buyurdu: «Iste bu dogru. Ben su hakıykatı soyleyeyim»

    [85] «Andolsun, cehennemi senden (senin cinsinden) ve onların (insanların) icinden sana tabi´ olanların hepsi ile dolduracagım»

    [86] (Habibim) de ki: «Ben buna karsı sizden hicbir ucret istemiyorum ve ben (size) kendiligimden (bir sey) teklif edenlerden de degilim»

    [87] «O (Kur´an) alemlere bir ogudden baska (bir sey) degildir»

    [88] «Her halde onun muhim haberini bir zaman sonra (hepiniz) bileceksiniz»

    Zümer

    Surah 39

    [1] (Bu) kitabın indirilmesi, o mutlak gaalib, o yegane hukum ve hikmet saahibi Allahdandır

    [2] (Habibim) subhesiz ki biz o kitabı sana hak olarak indirdik. O halde Allaha, dinde Ona ihlas edici olarak, ibadet et

    [3] Gozunu ac, haalis din Allahındır. Onu bırakıb da kendilerine bir takım dostlar edinenler (derler ki:) «Biz, bunlara ancak bizi Allaha daha fazla yaklasdırsınlar diye tapıyoruz». Subhe yok ki Allah onlar (la mu´minler) arasında, ihtilaf edegeldikleri seyler hakkında, hukmunu verecekdir. Muhakkak ki yalancı, hakıykaten kafir olan o kimseleri Allah dogru yola iletmez

    [4] Eger Allah (bilfarz) bir evlad edinmek isteseydi elbet yaratacagından kimi dilerse secerdi. O, (bundan) munezzehdir, yucedir. O, oyle Allahdır ki (esi, benzeri yokdur) birdir, hersey´e haakimdir

    [5] Gokleri ve yeri hak (kın ikaamesine sebeb) olarak yaratdı O. Geceyi gunduzun ustune (buruyub) ortuyor, gunduzu de gecenin ustune (getirip) sarıyor. Gunes, ayı musahhar kıldı. Herbiri muayyen bir vakt icin (seyr-u) cereyan etmekdedir, Gozunu ac, O (emrinde) mutlak gaalibdir, (dostlarını) cok yarlıgayıcıdır

    [6] Sizi bir kisiden yaratdı O. Sonra ondan da esini meydana getirdi. Sizin icin davarlardan sekiz cift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında, uc karanlık icinde, bir yaratılısdan sonra obur yaratılıs (lar) a (kalb ile) halkedib duruyor. Iste Rabbiniz olan Allah (budur). Mulk Onun. Ondan baska hicbir Tanrı yok. Boyle iken siz nasıl olub da (hakdan) donduruluyorsunuz

    [7] Eger kufr ederseniz, subhesiz, Allah sizden mustagnidir. Bununla beraber O, kullarının kufrune raazi olmaz. Eger sukr ederseniz sizin faideniz icin bundan hosnud olur. Hicbir gunahkar digerinin gunahını cekmez. Nihayet hepinizin donub gidisi ancak Rabbinizedir. Artık neler yapmakda idiniz, O, size haber verir. Cunku O, goguslerin icinde olan her gizliyi bile hakkıyle bilendir

    [8] Insana bir zarar dokundugu zaman o, Rabbine, butun (varlıgı ile) Ona donerek, yalvarır. Sonra ona kendinden bir ni´met verdigi vakit ise evvelce Ona yalvardıgını unutur. Allaha, Onun yolundan sapdırmak icin, esler katmıya baslar. (Habibim) de ki: «Kufrunle biraz eglenedur! Cunku sen muhakkak ates yaranındansın»

    [9] Yoksa, o, ahiret (azabın) dan korkarak, Rabbinin rahmetini umarak gecenin saatlerinde secdeye kapanır, kıyamda durur bir halde taat ve ibadet eden kimse (gibi) midir? De ki: «Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıl saahibleridir ki (bunları) hakkıyle dusunur

    [10] (Tarafımdan) soyle: «Ey iman eden kullarım, Rabbiniz (in azabın) dan korkun. Bu dunyada iyi hareket edenler icin (mukadder) bir guzellik vardır. Allahın topragı genisdir. Ancak sabredenlere ecirleri hesabsız odenecekdir»

    [11] De ki: «Ben, Allaha, Onun dininde ıhlas edici olarak, ibadet etmemle emrolundum»

    [12] «Bana (Allaha teslim olan) Muslumanların evveli olmam emredildi»

    [13] De ki: «Eger ben Rabbime isyan edersem, hakıykat, buyuk gunun azabından korkarım»

    [14] De ki: «Ben dinimde, kendine Ihlas edici olarak, ancak Allaha ibadet ederim»

    [15] «Artık siz de Onu bırakıb dilediginize tapın»! De ki: Hakıykat husrana dusenler, kıyamet gunu kendilerini de, mensublarını da husrana ugratanlardır. Dikkat et ki bu, apacık husranın ta kendisidir»

    [16] Onların ustlerinde atesden tabakalar, altlarında (atesden) tabakalar vardır, iste Allah, kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım, benden korkun

    [17] Taagutdan, ona tapmakdan kacınıb da Allaha yonelenler (e gelince): Onlar icin de mujde vardır. O halde kullarımı mujdele

    [18] (O kullarım ki) onlar soze (dikkatle) kulak verirler de onun en guzeline uyarlar. Iste bunlar Allahın kendilerine hidayet etdigi kimselerdir, iste bunlar temiz akıl saahibleri olanların ta kendileridir

    [19] Kendisine azab hukmu hak olmus kimseyi, (bu yuzden) atesde bulunan kisiyi artık sen mi kurtaracaksın (Habibim)

    [20] Fakat Rablerinden korkanlar (yok mu?) onlar icin uzerlerinde (baska baska) konaklar bina edilmis, altlarında da ırmaklar akan yuksek (cennet) menziller (i) vardır. (Bu) Allahın va´di (dir). Allah sozunden caymaz

    [21] Allahın yukarıdan bir su (yagmur) indirib de onu yerde menba´lara sokdugunu, sonra onunla turlu renklerde ekinler (nebatlar yetisdirib) cıkardıgını, bil´ahare on (lar) ı kurutdugunu gormedin mi? Nihayet sen onun sapsarı bir haale gelmis oldugunu goruyorsun. Sonra da (Allah) onu kuru bir kırıntı yapıyor. Muhakkak ki bunda temiz akıl saahibleri icin mutlak bir ibret vardır

    [22] Oyle ya, Allahın, gogsunde muslumanlık icin insirah verdigi bir kimse ki o, Rabbinden bir nuur uzerindedir — (kalbini muhurledigi kisi gibi) midir? Artık kalbler Allahın zikrinden (bombos ve) kaskatı kalmıs olanlar (ın) vay (haaline)! Onlar apacık bir sapıklık icindedirler

    [23] Allah, kelamının en guzelini — (ayetleri birbiriyle) ahenkdar, katmerli (tıklım buklum hakıykatleri dolu) bir kitab haalinde — indirmisdir ki Rablerine derin saygı gostermekde olanların ondan derileri urperir, sonra da hem derileri, hem kalbleri Allahın zikrine (yatısıb) yumusar, iste bu (kitab) Allahın (gonderdigi) bir rehberdir ki O, kimi dilerse ona bununla hidayet verir. Allah kimi de sapdırırsa artık onun yolunu dogrultucu yokdur

    [24] (Bu halde) zaalimlere «Ne kazanıyor idiyseniz (cezasını) tadın» denilirken kıyamet gunu yuzunu o feci azabdan kim koruyacak

    [25] Onlardan evvelkiler de (peygamberlerini) tekzib etdiler de hatırlarına gelmeyecek bir cihetden kendilerine azab gelib catıverdi

    [26] Bu suretle Allah dunya hayatında onlara rusvaylıgı tatdırdı. Ahiret azabı ise, elbet daha buyukdur. Eger (bunu) bilselerdi

    [27] Andolsun ki biz bu Kur´anda insanlar icin, nasıyhat kabul etsinler diye, her misalden (ornekler) gosterdik

    [28] (Onu her turlu) tenakuz ve ihtilaf dan azade, dosdogru, Arabca bir Kur´an olarak (indirdik). Taki (kufurden) sakınsınlar

    [29] Kendisinde, birbirine sertlik ve gecimsizlik gosteren (bir cok) ortaklar (ın hakkı) bulunan bir adamla (bir kole ile) yalınız bir kisinin adamı (kolesi) olan diger birini Allah (musrikle muvahhid hakkında) bir misal olarak irad etmisdir. Bu ikisinin haali bir olur mu? (Butun) hamd Allaha mahsusdur. Fakat onların cogu bilmezler

    [30] Muhakkak sen de oleceksin (Habibim), onlar da elbet olecekler

    [31] Sonra (ey insanlar), subhesiz, siz de Rabbinizin huzuurunda muhaakemeye durulacaksınız

    [32] (Boyle iken) Allaha karsı yalan soyleyenden, sıdk (-u hakıykat) ı — o, kendisine gelir gelmez — tekzib edenden daha zaalim kimdir? Kafirler icin cehennemde bir karargah mı yokdur

    [33] Sıdk (-u hakıykat) ı getirene ve onu tasdıyk edenlere (mu´minlere) gelince: Iste onlar takvaye erenlerin ta kendileridir

    [34] Rableri nezdinde dileyecekleri seyler onlarındır. Iste bu, iyi hareket edenlerin mukafatıdır

    [35] Cunku Allah onların gecmisde yapdıkları en kotu (amel ve hareketleri bile) ortecek, yapmakda olduklarının en guzeliyle mukafatlarını ihsan edecekdir

    [36] Allah, kuluna kafi degil mi? Seni (Habibim) Ondan baskalarıyle korkutuyorlar. Allah kimi sapdırırsa onun yolunu bir dogrultucu yokdur

    [37] Allah kime de hidayet ederse onu bir sapdırıcı yokdur. Allah (dusmanlarına karsı) intikaam saahibi, (emrinde) mutlak bir gaalib degil midir

    [38] Andolsun, onlara: «O gokleri, o yeri kim yaratdı?» (diye) sorarsan muhakkak «Allah» diyecekler. De ki: «O halde bana haber verin. Allah bana herhangi bir zarar dilerse sizin Allahı bırakıb da tapdıklarınız Onun bu zararını giderebilici midirler? Yahud (Allah) bana bir rahmet dilerse onlar Onun bu rahmetini tutabilici midirler»? De ki: «Bana Allah yeter. Guvenib dayanacaklar da ancak Ona guvenib dayanır (lar)»

    [39] De ki: «Ey kavmim, siz bulundugunuz haal (ve minval) uzere calısın. Subhesiz ben calısanım. Binaen´aleyh yakında bileceksiniz ki

    [40] Kendisine rusvay edici bir azab gelecek olan kim mis, uzerine daimi bir azab (catıb) konacak bulunan kim mis»

    [41] Subhesiz ki biz o kitabı insanların faidesi icin, hak (kın ikamesine bir sebeb) olarak indirdik sana. Artık kim dogru yolu ihtiyar ederse bu, kendi lehinedir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıs olur. Sen (Habibim) onların uzerinde bir vekil degilsin

    [42] Allah (olenin) olumu zamanında, olmeyenin de uykusunda ruuhlarını alır. Bu suretle hakkında olumu hukmetdigi (ruuhu) tutar, digerini muayyen bir vakta (eceli gelinceye) kadar salıverir. Subhe yok ki bunda iyi dusunecek bir kavm icin kat´i ibretler vardır

    [43] Yoksa onlar Allahdan baskasını (kendilerine) sefaatcılar mı edindiler? De ki: «Hic birsey´e guc yetiremezler ve akıl erdiremezler olsalar da mı»? (Buna ragmen mi sefaat edecekler)

    [44] De ki: «Butun sefaat (hakkı) Allahındır. Goklerin ve yerin mulk (-u tasarrufu) onundur. Nihayet (hepiniz) ancak Ona donduru (lub goturu) leceksiniz»

    [45] Allah, bir olarak, anıldıgı zaman ahirete inanmazların kalbleri tiksinir. (Fakat Allahdan) baskası anıldı mı bunlar (ın) derhal yuzleri guler

    [46] De ki: «Ey gokleri ve yeri yaratan, gizliyi de, asikarı da bilen Allah, kullarının arasında ihtilaf etmekde oldukları seyler hakkındaki hukmu sen vereceksin»

    [47] Eger yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikde bir misli daha o zulmedenlerin (elinde) olsaydı kıyamet gununde (ugrayacakları) azabin kotulugunden (kurtulmak icin) elbette bunları feda ederlerdi. Halbuki (o gun) onlar icin Allahdan hic de zannetmeyecekleri (nice) seyler zuhura gelmisdir (gelecekdir)

    [48] Onların (dunyada) kazandıkları kotulukler (o gun) acıga cıkmıs, eglence edinmekde oldukları sey kendilerini cepcevre sarıb kusatmıs (olacak) dır

    [49] Insana bir zarar dokundugu zaman bizi cagırır (yalvarır). Sonra kendisine bizden bir ni´met verdigimiz vakit «Bu, bana ancak bilgi (m) den dolayı verilmisdir» der. Hayır bu, bir imtihandır. Lakin onların cogu bilmezler

    [50] Bu (sozu) onlardan evvelkiler de soylemis (ler) di de kazanmakda oldukları o seyler kendilerine hic bir faide vermemis

    [51] Binnetice o kazandıkları kotulukler onları musıybete ugratmısdı. Sunları icinden zulmedenler (e gelince:) Onların kazandıkları kotulukler de kendilerini carpacakdır ve onlar da bizim azabımızın onune gecebilecek degildirler

    [52] Allahın, kimi dilerse onun rızkını yaymakda, (kimi de dilerse onunkini) kısmakda oldugunu haala bilmediler mi? Subhesiz bunda iman edecek bir kavm icin kat´i ibretler vardır

    [53] De ki: «Ey kendilerinin aleyhinde (gunahda) haddi asanlar, Allahın rahmetinden umidinizi kesmeyin. Cunku Allah butun gunahları yarlıgar. Subhesiz ki O, cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [54] «Size azab gelib catmazdan evvel Rabbinize donun, Ona teslim olun (musluman olun). Sonra yardım edilmezsiniz»

    [55] «Rabbinizden size indirilenin en guzeline — kendiniz farkında olmayarak, ansızın (basınıza) azab gelmezden once — tabi´ olun»

    [56] (O azab gunu) her nefsin «Allah yanında isledigim taksıyrlerden dolayı vay hasret (ve nedamet) ime! Hakıykat, hakıykat ben (Onun diniyle, kitabiyle) eglenenlerdendim» diyecegi

    [57] yahud «Hakıykaten Allah bana hidayet verseydi her halde (sirkden gunahlardan) sakınanlardan olurdum» diyecegi

    [58] yahud azabı gorurken «Benim icin (dunyaye) bir donus daha olsaydı da iyi hareket edenlerden (mu´minlerden) bulunsaydım» diyecegi (gundur)

    [59] (Allah tarafından onlara soyle Duyurulur:) Hayır, sana (bunca) ayetlerim gelmisdi de sen onları yalan saymıs, kibirlenmiye kalkmıs, kafirlerden olmusdun

    [60] (Allaha karsı) yalan soyleyenlerin kıyamet gunu yuzleri, goreceksin ki, kapkaradır. Kibir taslayanlar icin cehennemde bir karargah mı yok

    [61] Allah (sirkden) sakınanları, umduklarına nailiyyetlerine sebeb olan (iyi amel ve hareketleri) ile selamete erdirir. Onlara (cismen) hicbir fenalık dokunmaz. Onlar (kalben) mahzun da olmazlar

    [62] Allah hem hersey´i yaratandır, hem her sey´in ustunde nigehban O

    [63] Goklerin ve yerin anahtarları Onundur. Allahın ayetlerine kufredenler (yok mu?) iste onlar husrana ugrayanların ta kendileridir

    [64] De ki: «(Hal boyle iken) siz, ey cahiller, bana Allahdan baskasına mı tapmamı emr ediyorsunuz»

    [65] Andolsun ki (Habibim) sana da, senden evvelki (peygamberlere de (su) vahyolunmusdur: «Eger (bilfarz Allaha) ortak tanırsan, celalim hakkı icin (butun) amel (ve hareketler) in bosa gider ve muhakkak husrana dusenlerden olursun»

    [66] «Hayır. Iste onun icin ancak Allaha kulluk et. Sukredenlerden ol»

    [67] (Musrikler) Allahı hak (ve layık) oldugu vech ile takdir etmediler. Halbuki kıyamet gunu (kure-i) arz topdan (ancak) Onun kabzasıdır. Gokler de Onun sag eliyle (toplanıp) durulmuslerdir (duruleceklerdir). O, musriklerin (kendisine) katmakda oldukları ortaklardan munezzehdir, cok yucedir

    [68] (Birinci) «Suur» a ufurulmus (ufurulecek), artık Allahın diledikleri mustesna olmak uzere, goklerde kim varsa, yerde kim varsa dusub olmusdur (olecekdir). Sonra ona bir daha ufurulmusdur (ufurulecekdir). O anda gorursun ki (oluler dirilib) ayakda bakınız duruyorlar

    [69] (Hasir) yer (i) Rabbinin nuriyle ziyalandı. Kitab konuldu. Peygamberler ve sahidler getirildi. (Allahın kulları) arasında onlar asla haksızlıga ugratılmayarak, hak (ve adalet) le hukmolundu

    [70] Her nefs ne yapdıksa (karsılıgı) tamamen odendi. Ne yapıyorlar idiyse (zaten) O, cok iyi bilendi

    [71] O kufredenler ayrı ayrı zumreler haalinde cehenneme suruldu. Nihayet oraya geldikleri zaman onun kapıları acıldı. (Cehennemin) bekcileri onlara (soyle) dedi: «Size icinizden Rabbinizin ayetlerini karsınızda okuyacak, sizi bu gununuze kavusmakla tehdid eedcek peygamberler gelmedi mi? Onlar «Evet (geldi)», dedi (ler), fakat azab kelimesi (biz) kafirlerin uzerine hak oldu»

    [72] Denildi: «Icinizde ebedi oldugunuz halde girin cehennemin kapılarından. Kibir taslayanların karargahı ne kotu»

    [73] Rablerinden korkanlar ise (i´zaz ve ikram ile) fevc feve cennete sevk edildi. Nihayet oraya varıb kapıları acılınca (cennetin) bekcileri (soyle) dedi (ler): «Selam (ve selamet) size! Tertemiz geldiniz! Artık ebedi kalmak uzere girin buraya»

    [74] Dediler: «Bize (cennet) va´dinde saadık olan, bizi, cennetden neresini dilersek konmak uzere bu yere mirascı yapan Allaha hamdolsun, (Iyi) amel (ve hareket) de bulunanların mukafatı ne guzel»

    [75] Melekleri, gorursun ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek arsın etrafını kusatmıslardır. Aralarında hak (ve adalet) le hukmolundu ve (ehl-i cennet tarafından). «Alemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun» denildi

    Ğâfir

    Surah 40

    [1] Haa, Mim

    [2] (Bu) kitabın indirilmesi; O mutlak gaalib, O (her sey´i) hakkıyle bilen, (mu´minlerin) gunahı (nı) yarlıgayan, tevbesini kabul eden, (kafirler ve muhaalifler icin) azabı cetin, (ariflere) fazl (-u kerem) saahibi olan Allahdandır. Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. Donus ancak Onadır

    [3] (Bu) kitabın indirilmesi; O mutlak gaalib, O (her sey´i) hakkıyle bilen, (mu´minlerin) gunahı (nı) yarlıgayan, tevbesini kabul eden, (kafirler ve muhaalifler icin) azabı cetin, (ariflere) fazl (-u kerem) saahibi olan Allahdandır. Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. Donus ancak Onadır

    [4] Allahın ayetleri hakkında kufur (ve inkar) edenlerden baskası mucadele etmez. Simdilik (Habibim) onların sehirler icinde donub dolasması seni aldatmasın

    [5] Onlardan evvel Nuuh kavmi de, bunlardan sonraki suru suru fırkalar da (peygamberlerini) yalan saydı (lar). (Bunlardan) her ummet, kendi peygamberlerini yakalamayı kasdetdi. Hakıykatı olmayan (seyler) le hakkı yok edebilmeleri icin savasıb durdular. Neticede ben de onları tutub yakaladım. Iste (bak) benim azabım nice imis

    [6] Kafirlere karsı Rabbinin, onları muhakkak ates yaranı oldukları (na aid bulunan), sozu iste boyle tahakkuk etmisdir

    [7] Arsı yuklenen, bir de onun etrafında bulunan (melekler) Rablerini hamd ile (tenzih ve) tesbih ederler. Ona iman ederler. Mu´minlerin de yarlıganmasını (soylece) isterler: «Ey Rabbimiz, Senin rahmetin ve ilmin hersey´i kusatmısdır. O halde tevbe edenleri, senin yoluna uyub gidenleri yarlıga, onları cehennem azabından koru»

    [8] «Ey Rabbimiz, onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden saalih olanları da — kendilerine va´d etdigin — Adn cennetlerine sok. Yegane gaalib, hukum ve hikmet saahibi olan subhesiz ki Sensin Sen»

    [9] «Bir de onları (bu dunyada) her turlu fenalıklardan koru. Sen kimi kotuluklerden korursan o gun muhakkak ki onu rahmet (ine mazhar) etmissindir». Bu, en buyuk necat ve seadetin ta kendisidir

    [10] Kufredenlere (melekler tarafından) nida edilir: «Allahın bugzu, sizin kendinize olan bugzunuzdan elbet daha buyukdur. Cunku siz (dunyada) imana da´vet olunuyordunuz da kufur (de ısraar) ediyordunuz»

    [11] Dediler: «Ey Rabbimiz, bizi iki (defa) oldurdun. Iki (defa) da diriltdin. Iste gunahlarımızı (bilib) i´tiraaf etdik. Fakat (soyle) bir cıkmıya bir yol var mı»

    [12] Bunun sebebi sudur: Bir olarak Allaha dua edildigi zaman siz kufretdiniz. Eger Ona es katılırsa tasdıyk ediyordunuz. Artık hukum, O cok yuce, O cok buyuk Allahındır

    [13] Ki O, ayetlerini size gostermekde, sizin icin gokden rızık indirmekde olandır. (Sirkden tevbe ile imana) donecek kimseden baskası (ayatı Hakdan) ibret almaz

    [14] Haydi (ey mu´minler), kafirlerin hosuna gitmese de, Allaha, Onun dininde ıhlas (ve samimiyyet) erbabı olarak, ibadet edin

    [15] Sıfatları yuce, arsın saahibi (Allah, insanları) o kavusma gunu ile korkutmak icin, kendi emrinden olan vahyi kullarından kimi dilerse ona ilkaa eder

    [16] O (kavusma) gun (u) onlar (kabirlerinden fırlayıb) cıkarlar Onlardan (saadır olan) hicbir sey Allaha gizli kalmaz. (Allah buyurur:) «Bugun mulk kimindir»? (Yine kendisi cevab verir:) «Bir olan, (her sey´e haakim ve) kahhar olan Allahındır»

    [17] Bugun herkes ne kazandıysa onunla karsılanacak. Bugun haksızlık yok. Subhesiz ki Allah, hesabı carcabuk gorendir

    [18] Onlara o yakın gunun tehlikesini anlat. O zaman yurekleri — gamla dolu ve herkes ebsem olarak — ta gırtlakların yanındadır. Zaalimlerin ne musfik bir yakın, ne de (sefaati) dinlenebilecek bir aracısı yokdur

    [19] (Allah) gozlerin haain bakısını, goguslerin gizleyecegi hersey´i bilir

    [20] Allah, hak (ve adalet) le hukmeder. Onu bırakıb tapdıkları ise hicbir sey´e hukm etmezler. Subhesiz Allah, O, (bunların sozlerini) hakkıyla isiden, (yapdıklarını) kemaliyle gorendir

    [21] Onlar yer (yuzun) de gezib dolasmadılar mı ki kendilerinden evvelkilerin akıbetinin nice olduguna baksınlar? Onlar kuvvet ve yer (yuzun) deki eserleri i´tibariyle bunlardan daha ustundu. Boyle iken Allah onları gunahları yuzunden yakaladı. Onları Allah (ın azabın) dan bir koruyan da olmadı

    [22] Bunun sebebi su idi: (Cunku) peygamberleri kendilerine apacık mu´cizeler getire dursun, onlar kufretdiler. Allah da kendilerini tutub yakalayıverdi. Cunku O, hersey´e kaadirdir, azabı pek cetindir

    [23] Andolsun ki biz Musayı mucizelerimizle ve apacık bir huccetle Fir´avna, Hamane ve Kaaruna gonderdik de (ona) «Cok yalancı bir sihirbaz» dediler

    [24] Andolsun ki biz Musayı mucizelerimizle ve apacık bir huccetle Fir´avna, Hamane ve Kaaruna gonderdik de (ona) «Cok yalancı bir sihirbaz» dediler

    [25] Iste o, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: «Onunla beraber iman edenlerin ogullarını oldurun. (Yalnız) kadınları diri bırakın» dediler. Kafirlerin duzeni heder olmakdan baska (bir sey´e mahkum) degildir

    [26] Fir´avn «Bırakın beni, dedi, Musa´yi oldureyim. (Varsın) Rabbine yalvarsın! Cunku ben onun, dininizi degisdireceginden, yahud yer (yuzun) de fesad cıkaracagından korkuyorum»

    [27] Musa da «Ben, hesab gunune inanmayan her kibirli (insandan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan — Allah) a sıgındım» dedi

    [28] Fir´avn ailesinden olub imanını gizlemekde bulunan bir mu´min (soyle) dedi: «Siz bir adamı, Rabbin Allahdır demesiyle oldurur musunuz? Halbuki o, size Rabbinizden apacık mu´cizeler de getirmisdir. Bununla beraber, eger o, bir yalancı ise yalanı kendisine. Eger dogrucu ise sizi tehdid edegeldigi (azab) ın bir kısmı olsun (gelir) sizi carpar. Subhesiz Allah, haddi asan, (iddiasında) cok yalancı olan kimseyi muvaffak etmez»

    [29] «Ey kavmim, bugun bu yerde, siz gaalib (kimse) ler olmak uzere, mulk sizindir. Fakat Allahın hısmı bize gelib catarsa kim bize yardım eder»? Fir´avn dedi ki: «Ben size hangi re´yde bulunuyorsam ondan baskasını isaret etmiyorum. Size dogru yolun hilafını da gostermiyorum»

    [30] Mu´min olan (o zat) dedi ki: «Ey kavmim, hakıykat ben o surusuru fırkaların gunune misal (vermeniz) den, Nuuh kavminin, Aad´in, Semudun ve daha sonrakilerin haali gibi (bir maceraye sapıb felakete ugramanızdan) korkuyorum. (Yoksa) Allah kullarına bir zulum dileyecek degildir»

    [31] Mu´min olan (o zat) dedi ki: «Ey kavmim, hakıykat ben o surusuru fırkaların gunune misal (vermeniz) den, Nuuh kavminin, Aad´in, Semudun ve daha sonrakilerin haali gibi (bir maceraye sapıb felakete ugramanızdan) korkuyorum. (Yoksa) Allah kullarına bir zulum dileyecek degildir»

    [32] «Ey kavmim, hakıykat ben size karsı o bagrısıb cagırısma gununden endise etmekdeyim»

    [33] «(O gun, hesab yerini) arkanızda bırakıb (cehenneme) doneceginiz gundur. (O gun) sizi Allah (ın azabın) dan hicbir kurtarıcı yokdur. Allah kimi sasırtırsa onun yolunu bir dogrultucu da yokdur»

    [34] «Andolsun, (Musadan) evvel Yusuf da size apacık burhanlar getirmisdi. O vakit da onun size getirdigi seyler hakkında subhe edib durmusdunuz. Hatta o vefat edince de dediniz ki: «Bundan sonra Allah asla bir peygamber gondermez». Iste Allah, o haddi asan subheci kimseleri boyle sasırtır

    [35] «Onlar, kendilerine gelmis hicbir huccet olmadıgı halde Allahın ayetleri hakkında mucadele edenlerdir. Gerek Allah indinde, gerek iman edenler katında (buna) bugz buyumusdur. Allah, buyukluk taslayan her zorbanın kalbini iste boyle muhurler»

    [36] Fir´avn (soyle) dedi: «Ey Hakan, benim icin yuksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara, goklerin yollarına ulasırım da Musanın Tanrısına yukselib cıkarım! Ben onu mutlak bir yalancı sanıyorum a». Iste bu suretle Fir´avnın kotu amel (ve hareket) i suslendirildi. O, yoldan sapdırıldı. Fir´avnın duzeni, baska degil ancak husranda idi

    [37] Fir´avn (soyle) dedi: «Ey Hakan, benim icin yuksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara, goklerin yollarına ulasırım da Musanın Tanrısına yukselib cıkarım! Ben onu mutlak bir yalancı sanıyorum a». Iste bu suretle Fir´avnın kotu amel (ve hareket) i suslendirildi. O, yoldan sapdırıldı. Fir´avnın duzeni, baska degil ancak husranda idi

    [38] Iman eden o (zat): «Ey kavmim, dedi, siz bana uyun, size dogru yolu gosterecegim»

    [39] «Ey kavmim, bu dunya hayaatı ancak fani bir eglencedir. Ahiret ise O, asıl durulacak yurdun ta kendisidir»

    [40] «Kim bir kotuluk islerse onun bunun benzerinden baskasıyle karsılık yapılmaz. Kim de — erkek olsun, kadın olsun, (fakat) o mu´min olarak — iyi amel (ve hareket) de bulunursa iste onlar, kinde hesabsız rızıklara kavusdurulmak uzere, cenete girerler»

    [41] «Ey kavmim, benim (karsılasdıgım) bu hal nedir? (Cunku) ben sizi kurtulusa da´vet ediyorum, siz beni atese cagırıyorsunuz»

    [42] «Siz beni Allaha kufredeyim, (rububiyyetini) hicbir suretle tanımadıgım nesneleri Ona ortak tutayım diye cagırıyorsunuz. Ben ise sizi O mutlak Kaadire, O cok Yarlıgayıcıya da´vet ediyorum»

    [43] «Sizin beni mutlakaa (tapmıya) da´vet etdiginizin dunyada da, ahiretde de hakkaa ki hicbir da´vet (e salahiyyet) i yokdur. Hakıykatda hepimizin donub gidisimiz Allahadır. Haddi asanlar ates yaranının ta kendileridir»

    [44] «Size soylemekde olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben isimi Allaha ısmarlıyorum. Cunku Allah kulları (nı) cok iyi gorendir»

    [45] Nihayet, Allah onların kurdukları tuzakların fenalıklarından bu (zati) korudu. Fir´avnın kavmini ise kotu azab kusatıverdi

    [46] (Azabdan biri de) atesdir ki onlar buna sabah, aksam arzolunacaklar, kıyametin kopacagı gun de «Fir´avn haanedanını azabın en cetinine sokun» (denilecek)

    [47] (Kafirler) atesin icinde birbiriyle huccetler goster (erek cekis) irlerken zaif olanlar o buyukluk taslayanlara «Biz, sizin tebeanızdık. Simdi siz atesden bir cuz´unu olsun bizden savabilir misiniz?» der(ler)

    [48] O buyukluk satanlar (soyle) dediler (diyecekler): «biz (de, siz de) hepimiz bunun icindeyiz. Subhe yok ki Allah kulları arasında (verecegi) hukmu verdi»

    [49] Atesde bulunanlar cehennem bekcilerine: «Rabbinize dua edin, bizden birgun olsun azabı hafifletsin» dedi (ler - diyecekler)

    [50] (Bekciler soyle) soylediler (soylerler): «Size peygamberleriniz acık acık burhanlar (mu´cizeler) getirmedi miydi»? (Oburleri) «Evet (getirdi) dediler (derler). (Bekciler de) «O halde (kendiniz) yalvarın!» dediler (derler). Halbuki kafirlerin duası hedef olmakdan baska (bir degeri haaiz) degildir

    [51] Subhesiz biz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dunya hayatında, hem sahidlerin dikilecegi gun herhalde yardım edecegiz

    [52] O gun ozur dilemeleri zalimlere asla faide etmeyecekdir. La´net onların, fena yurd da onlarındır

    [53] Andolsun ki biz Musaya hidayeti verdik. (Kendisinden sonra) Israil ogullarına da — hem dogru yolun rehberi, hem temiz akıl saahibleri icin bir ogud olmak uzere — kitabı miras bırakdık

    [54] Andolsun ki biz Musaya hidayeti verdik. (Kendisinden sonra) Israil ogullarına da — hem dogru yolun rehberi, hem temiz akıl saahibleri icin bir ogud olmak uzere — kitabı miras bırakdık

    [55] Simdi sen (Habibim) sabret. Cunku Allahın va´di gercekdir. Gunahının yarlıganmasını iste. Aksam, sabah Rabbini hamd ile (tenzih ve) tesbih et

    [56] Kendilerine gelmis kat´i bir delil (ve salahiyyet) olmaksızın (koru korune) Allahın ayetleri hakkında mucadele edenlerin goguslerinde, hic subhe yok ki, asla yetisemeyecekleri bir buyukluk (hevesin) den baska bir sey yokdur. Hemen sen (onların serrinden) Allaha sıgın. Cunku O, (dediklerini) bizzat isiden, (yapdıklarını) hakkıyle gorendir

    [57] Goklerin ve yerin (ibtida) yaratılısı insanların (ikinci) yaratılısından elbet daha buyukdur. Fakat insanların cogu bilmezler

    [58] Kor olanla goren, iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlarla kotuluk yapan bir olmaz. Ne az dusunuyorsunuz

    [59] O saat muhakkak ve mutlak gelecekdir. Onda hicbir subhe yokdur. Ancak insanların cogu (buna) inanmazlar

    [60] Rabbiniz (soyle) buyurdu: «Bana dua edin. Size icabet (ve duanızı kabul) edeyim. Cunku bana ibadetden buyukluk taslay (ıb uzaklas) anlar hor ve hakıyr cehenneme gireceklerdir»

    [61] Allah, sizin icin, icinde dinlenesiniz diye geceyi, gor (ub islenmeniz (e vaasıta) olarak gunduzu yaratandır. Subhesiz ki Allah insanlar uzerinde lutf-u inayet saahibidir. Fakat insanların cogu sukretmezler

    [62] Iste Rabbiniz olan, her sey´i yaratan Allah budur. Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. O halde nasıl olub da donduruluyorsunuz

    [63] Allahın ayetlerini bilerek inkar edegelenler iste boyle dondurulur

    [64] Allah, sizin (faideniz) icin yeri bir karar (gah), gogu bir bina (kubbe) yapan, size suret veren,. sonra suretlerinizi guzellestiren, en temiz ve guzel seylerden sizi rızıklandırandır. Iste Rabbiniz olan Allah budur. Demek, alemlerin Rabbi ne yucedir

    [65] O, daima yasayandır. Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. O halde Ona, dininde ihlas (ve samimiyyet) erbabı olarak, «Hamd olsun, kainatın Rabbi olan Allaha» (diyerek) dua edin

    [66] (Habibim) de ki: Bana Rabbimden (akli delilleri takviye eden o) apacık (ilahi) deliller gelince o sizin Allahı bırakıb tapdıklarınıza kulluk etmekligimden (te´kiden ve) kat´i olarak, men´edildim. Alemlerin Rabbine teslim olmaklıgım emrini aldım»

    [67] Ki, O sizi bir toprakdan, sonra bir meniden, sonra bir kan pıhtısından yaratıb sonra bebek olarak cıkaran, sonra sizi gudu kuvvetli bir caga erismeniz icin, sonra da ihtiyarlar olmanız icin yasatan dır. Icinizde kimi de daha evvel oldurulmekdedir. (Allah, yasatmayı) muayyen bir vakta (ecele) ulasmanız ve, olur ki, aklınızı kullanmanız icin (yapar)

    [68] O, hem dirilten, hem oldurendir. (Oyle ki) O, her hangi bir istin olmasını) diledigi zaman yalınız «Ol» der, o da oluverir

    [69] (Habibim) Allahın ayetleri hakkında cekisenlere bakmadın mı, nasıl (onları tasdıykden) donduruluyorlar

    [70] Onlar, kitabı ve peygamberlerimizle gonderdigimiz seyleri tekzib edenlerdir. Artık bilecekler

    [71] Boyunlarında laleler, zincirler bulundugu zaman ki onlar (bu vaz´iyyetde evvela) sıcak suyun icinde suruklenecekler, sonra atesde yakılacaklar

    [72] Boyunlarında laleler, zincirler bulundugu zaman ki onlar (bu vaz´iyyetde evvela) sıcak suyun icinde suruklenecekler, sonra atesde yakılacaklar

    [73] Sonra onlara «Allahı bırakıb da (Ona) ortak tutageldiginiz (putlar) nerede?» denilecek. Onlar da «Bizden uzaklasıb gaaib oldular. Daha dogrusu biz bundan evvel zaten hicbir sey´e tapmazdık» diyecekler. Iste Allah, kafirleri boyle sasırtır

    [74] Sonra onlara «Allahı bırakıb da (Ona) ortak tutageldiginiz (putlar) nerede?» denilecek. Onlar da «Bizden uzaklasıb gaaib oldular. Daha dogrusu biz bundan evvel zaten hicbir sey´e tapmazdık» diyecekler. Iste Allah, kafirleri boyle sasırtır

    [75] Size olan bu (azab) sunlardır: (Cunku) siz yer (yuzun) de haksız yere sımarıklık ediyor, (ahırdan cıkmıs hayvanlar gibi cılgınca) taskınlık gosteriyordunuz

    [76] Cehennem kapılarından, icinde ebedi kalıcı olarak, girin. (Bak), o kibirlenenlerin donub gidecekleri yer, ne cirkindir

    [77] Onun icin sen (Habibim) sabret. Subhesiz Allahın va´di bir gercekdir. Binnetice ya onlara etmekde oldugumuz tehdidi (n tehakkukunu) kısmen sana gosterecegiz, yahud seni kendimize alacagız. Nihayet onlar ancak bize dondurulub getirileceklerdir

    [78] Andolsun ki senden evvel de peygamberler gonderdik. Onların icinden sana kıssalarını anlatdıgımız kimseler de var, sana bildirmedigimiz kimseler de var. Hicbir peygamber, Allahın izni olmaksızın, herhangi bir ayeti kendiliginden getiremez. Allahın emri gelince de hak (ve adalet) le hukmolunur. Bihude laf soyleyenler iste burada husrana dusmusdur

    [79] Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye, sizin icin davarlar yaratandır

    [80] Onlarda size (daha baska) faideler (de) vardır. Goguslerinizdeki bir haacete ermeniz icin onların ustune biniyorsunuz. (Karada) onların uzerinde, (denizde) gemilerin ustunde tasınıyorsunuz

    [81] (Allah) size ayetlerini gosteriyor. Siz Allahın ayetlerinden hangisini inkar edersiniz

    [82] Ya onlar yer (yuzun) de gezib dolasmadılar mı ki kendilerinden evvelkilerin akıbeti nice olmusdur, baksınlar? Hem onlar bunlardan daha cokdu. Kuvvetce ve yer (yuzun) deki eserlerce de daha guclu ve satvetli idi (ler). Fakat kazanır oldukları seyler kendilerine asla faide vermedi

    [83] Oyle ya, kendilerine peygamberleri apacık mu´cizeler getirince onların nezdindeki ilme karsı (eglenerek) sımarıklık gosterdiler de hakkında istihza edegeldikleri sey kendilerini cepcevre kusatıverdi

    [84] Artık, vaktaki o cetin azabımızı gorduler. «Allaha, bir olarak inandık. Ona es tutmakda oldugumuz seyleri inkar etdik» dediler

    [85] Fakat hısmımızı gordukleri zaman imanları faide verecek degildi. Allahın, kulları hakkında cari olagelen adeti (budup). Iste kafirler burada husrana ugradı

    Fussilet

    Surah 41

    [1] Haa, Mim

    [2] (Bu), ayetleri — bilecek (anlayacak) her hangi bir kavm icin — ayrı ayrı acıklanmıs, (hukmunce amel edenlere) mujdeler verici, (muhaaliflerini baslarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arabca bir Kur´an olmak uzere Rahman (ve) Rahıym tarafından indirilmis bir kitabdır. (Boyle iken) onların cogu (bunu dusunub kabulden) yuz cevirmisdir. Artık dinlemezler onlar

    [3] (Bu), ayetleri — bilecek (anlayacak) her hangi bir kavm icin — ayrı ayrı acıklanmıs, (hukmunce amel edenlere) mujdeler verici, (muhaaliflerini baslarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arabca bir Kur´an olmak uzere Rahman (ve) Rahıym tarafından indirilmis bir kitabdır. (Boyle iken) onların cogu (bunu dusunub kabulden) yuz cevirmisdir. Artık dinlemezler onlar

    [4] (Bu), ayetleri — bilecek (anlayacak) her hangi bir kavm icin — ayrı ayrı acıklanmıs, (hukmunce amel edenlere) mujdeler verici, (muhaaliflerini baslarına gelecek fena akıbetlerle) korkutucu, Arabca bir Kur´an olmak uzere Rahman (ve) Rahıym tarafından indirilmis bir kitabdır. (Boyle iken) onların cogu (bunu dusunub kabulden) yuz cevirmisdir. Artık dinlemezler onlar

    [5] Onlar «Bizi kendisine da´vet edegeldigin seyden kalblerimiz ortuler icindedir. Kulaklarımızda bir agırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. O halde sen (dinince) amel (ve hareket) et. Biz de subhesiz (dinimize gore) amel (ve hareket) ediciyiz» derler

    [6] De ki (Habibim): «Ben ancak sizin gibi bir insanım. (Yalınız) bana su vahy olunuyor: Sizin Tanrınız ancak bir tek Tanrıdır. Onun icin hepiniz Ona dogrulun, Ondan magfiret isteyin. Vay haaline o Allaha ortak tanıyanların»

    [7] Ki onlar zekat vermezler. Onlar ahireti (inkar ile) kafir olanların ta kendileridir

    [8] Hakıykat, iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (yok mu?) Onlar icin basa kakılmayan (yahud: tukenmeyen) mukafat vardır

    [9] De ki: «Gercek siz mi o arzı iki gunde yaradana (ısrar ile) kufrediyor, Ona ortaklar katıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir

    [10] (Allah) orada ustunden baskılar yaptı. Onda bereketler yarattı. Onda arayanlar icin dort gunde musavi gıdalar takdir etdi

    [11] Sonra (iradesi) goge — ki, o bir buhaar haalinde idi — dogruldu da ona ve arza «ikiniz de ister istemez gelin» buyurdu. Onlar da «Isteye isteye geldik» dediler

    [12] Bu suretle onları yedi gok olmak uzere iki gunde vucuda getirdi. Her gokde ona aid emri vahyetdi. Dunya gogunu de kandillerle donatdık. (Onu afetlerden) koruduk. Iste (butun) bu (nlar), O mutlak kaadir, O her seyi hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir

    [13] Eger onlar (bu beyandan sonra yine imandan) yuz cevirirlerse de ki: «Aad ve Semud (u carpan) yıldırım gibi size de bir azabı (n gelib catabilecegini) hatırlatırım»

    [14] Onlara «Allahdan baskasına tapmayın» diye onlerinden ve arkalarından peygamberler geldigi vakit dediler ki: «Eger Rabbimiz dileseydi elbette (ustumuze) melekler indirirdi. Onun icin biz sizinle gonderilen seylere kufredicileriz»

    [15] Aad (kavmin) e gelince: Onlar yer (yuzun) de haksız yere buyukluk tasladılar ve «Kuvvetce bizden daha guclu kimmis?» dediler. Onlar kendilerini yaratıb durmakda olan Allahı — ki O, bunlardan pek cok kuvvetlidir — hic dusunmediler mi? Onlar bizim mu´cizelerimizi bilerek inkar ediyorlar

    [16] Bundan dolayı biz de, dunya hayatında zillet azabını kendilerine tatdırmamız icin, ugursuz ugursuz gunlerde uzerlerine cok gurultulu bir bora gonderdik. Ahiret azabı elbet daha horlayıcıdır. Onlara (hic bir suretle) yardım da olunmaz

    [17] Semuuda gelince: Biz onlara da dogru yolu gosterdik. Amma onlar korlugu hidayete tercih etdiler. Onun icin kendilerini, kazanageldikleri (sirk ve meaasi) yuzunden, o horlayıcı azab yıldırımı tutuverdi

    [18] (Iclerinden) iman edib de (Allahdan) korkanları ise kurtardık

    [19] (Hatırlat) o gun (u ki) Allahın dusmanları, iste onlar, toplu halde atese suruleceklerdir

    [20] Nihayet oraya geldikleri zaman onlar ne yapıyor idiyseler, kulakları, gozleri, derileri kendilerinin aleyhinde sahidlik edecekdir

    [21] Derilerine (soyle) dediler (derler): «Bizim aleyhimize neye sahidlik etdiniz»? Onlar da «Bizi, dediler (derler), her sey´i soyleten Allah soyletdi. Sizi ilk defa O yaratmısdır. Yine ancak Ona donduru (lub goturu) luyorsunuz»

    [22] «Siz, ne kulaklarınız, ne gozleriniz, ne de derileriniz kendi aleyhinize sahidlik eder diye (dusunub) sakınmadınız. Bil´akis Allah yapmakda olduklarınızın bir cogunu bilmez sandınız»

    [23] «Rabbinize karsı beslediginiz su zannınız (yok mu?) iste sizi o helak etdi. Bu yuzden husrana dusenlerden oldunuz»

    [24] Simdi eger (azaba) dayanabilirlerse iste onların yurdu: Ates! (Yok), eger (hosnud oldukları dunyaye) tekrar donmek isterlerse bu suretle de onlar hosnud edilecek degildirler

    [25] Biz onlara bir takım yanasmaları sebeb yapdık da onlerinde ne var, ardlarında ne varsa onlar bunları suslu gosterdiler. Cinden, insandan kendilerinden evvel gecmis (ve helak olmus) ummetler icinde (iste) bunlara karsı da o soz hak olmusdur. Cunku onlar (ın hepsi) husrana dusenlerdi

    [26] O kufredenler (soyle) dedi (ler): «Bu Kur´anı dinlemeyin. Onun hakkında ma´nasız yaygaralar (gurultuler) yapın! Belki galebe edersiniz»

    [27] Iste biz o kafirlere muhakkak ki en cetin bir azabı tatdıracagız. Onları yapageldiklerinin en kotusuyle cezalandıracagız

    [28] Bu, Allahın, dusmanlarına olan cezasıdır ki, atesdir. Bizim ayetlerimizi bilerek inkar etdiklerinin cezası olarak orada (cehennemde) onlara ebedilik yurdu vardır

    [29] O kufredenler (cehennemde) «Ey Rabbimiz, cinden ve insandan bizi Sapdıranları goster bize de onları ayaklarımız altına alalım. Taki en asagı (tabaka) da kalanlardan olsunlar» dedi (ler - diyecekler)

    [30] Hakıykat «Rabbimiz Allahdır» deyib de sonra dogrulugu iltizam edenler (yok mu?) Onların uzerlerine «Korkmayın, tasalanmayın, va´d olundugunuz cennetle sevinin» diye diye melekler inecekdir

    [31] «Biz dunya hayatında da, ahiretde de sizin dostlarınıza l Cok yarlıgayıcı, cok esirgeyici (Allah) dan bir fazl-u kerem olmak uzere, burada canlarınız neyi hoslanırsa (hepsi) sizindir, burada ne isterseniz (hepsi) sizin»

    [32] «Biz dunya hayatında da, ahiretde de sizin dostlarınıza l Cok yarlıgayıcı, cok esirgeyici (Allah) dan bir fazl-u kerem olmak uzere, burada canlarınız neyi hoslanırsa (hepsi) sizindir, burada ne isterseniz (hepsi) sizin»

    [33] (Insanları) Allaha da´vet ve (kendisi de) iyi amel (ve hareket) eden ve «ben subhesiz muslumanlardanım» diyen kimseden daha guzel sozlu kimdir

    [34] Ne (her) iyilik, ne de (her) kotuluk bir olmaz. Sen (kotulugu) en guzel (haslet ne ise) onunla onle. O zaman (gorursun ki) seninle arasında dusmanlık bulunan kimse bile sanki yakın dost (un olmus) dur

    [35] Bu (en guzel haslete) sabredenlerden baskası kavusdurulmaz. Buna buyuk bir hazza malik olandan gayrisi erisdirilmez

    [36] Eger seni seytandan bir durtus fitlerse hemen Allaha sıgın. Cunku O, (senin sıgındıgını) bizzat hakkıyle isiden, (niyyetini, salahını) cok iyi bilendir

    [37] Gece, gunduz, gunes, ay (hep) Onun (Allahın) ayetlerindendir. Siz ne gunese, ne aya secde etmeyin, bunları yaradan Allaha secde edin, eger Ona ibadet edecekseniz

    [38] Eger (buna karsı) kibirlenmek isterlerse Rabbinin nezdinde bulunanlar, onlar hic usanmayacak, (zaten) kendisini gece, gunduz tesbih (ve tenzih) edib durmakdadırlar

    [39] Senin hakıykaten boynunu bukmus gordugun arz da Onun ayetlerindendir. Fakat biz uzerine suyu indirdigimiz vakit o, harekete gelir, kabarır. Ona muhakkak can veren (Allah) elbet oluleri de dirilticidir. Cunku O, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [40] Bizim ayetlerimiz hakkında sapkınlık edenler subhesiz bize gizli kalmazlar. O halde atesin icine atılacak olan kimse mi hayırlıdır, yoksa kıyamet gunu korkusuzca gelecek olan kisi mi? Siz dilediginizi yapın. Cunku O, ne yaparsanız hakkıyle gorendir

    [41] (Ayetlerimiz hakkında sapıklıga dusenler) o zikre (Kur´ana) — o, kendilerine gelince — kufredenler (dir ki iste bunlar subhesiz bize gizli kalmazlar). Halbuki o, cidden sarp bir kitabdır

    [42] Ki ne onunden, ne ardından ona hicbir baatıl (yanasıb) gelemez. (O), butun kainatın hamdetdigi, O yegane hukum ve hikmet saahibi (Allah) dan indirilmedir

    [43] (Habibim) sana, senden evvelki peygamberlere de soylenmis olandan baska bir sey soylenmiyor. Subhe yok ki senin Rabbin hem mutlak magfiret saahibidir, hem cok elem verici azab saahibi

    [44] Eger biz onu yabancı (dilden) bir Kur´an yapsaydık muhakkak ki «Ayetleri acıklanmalı degil miydi Araba mensub (bir muhaataba), Arabca olmayan (bir Kur´an) mı? diyeceklerdi. (Onlara) soyle: «O (Kur´an) iman edenler icin (mahz-ı) hidayet ve sifadır. Iman etmeyenlerin ise kulaklarında bir agırlık vardır. O (Kur´an) bunlara karsı bir korlukdur. (Sanki) onlar uzak bir yerden cagırılıyorlardır

    [45] Andolsun ki biz Musaya o kitabı verdik de onda da ihtilaf edildi. Eger Rabbinden bir soz gecmis olmasaydı aralarında is olub bitirilmisdi bile. Her halde onlar bundan subheci bir tereddud icindedirler

    [46] Kim iyi amel (ve hareket) ederse (bu), kendi lehine, kim de kotuluk ederse bu da kendi aleyhinedir. (Yoksa) Rabbin kullarına (zerrece) zulumkar degildir

    [47] O saatin ilmi ancak Ona irca olunur. Onun ilmi olmaksızın (hatta) meyvelerden hicbiri tomurcuklarından cıkmaz, hicbir disi gebe kalmaz ve dogurmaz. Onlara «Benim ortaklarım nerede?» diye nida edilecegi gun (gorursun ki soyle) demislerdir (diyeceklerdir): «Sana arzetdik. Bizden hicbir sahid yokdur»

    [48] Onceden tapdıkları nesneler onlardan uzaklasıb gaaib olmusdur (olacakdır). Onlar kendilerine (azabdan) kac (ıb kurtul) acak hicbir yer olmadıgını anlamıslardır (anlayacaklardır)

    [49] Insan hayır taleb etmekden usanmaz. Eger Ona bir ser dokunursa (bakarsın ki) o, simdi (Allahın fazl-u rahmetinden) umidini kesmis, (bu) umidsizligi acıga (da) vurmusdur

    [50] Andolsun ki sayed ona dokunan bir sıkıntıdan sonra kendisine bizden bir rahmet tatdırırsak mutlakaa «Bu, benim hakkımdır. Kıyametin kopacagını zannetmiyorum. Andolsun ki Rabbime dondurul (ub goturul) sem bile hic subhesiz, Onun nezdinde benim icin daha guzel (hal) vardır» der. Fakat biz, andolsun, o kufredenlere neler yapdıklarını elbette haber verecegiz. Onlara, andolsun, en cetin bir azabdan tatdıracagız

    [51] Insana ni´met verdigimiz vakit (sukurden) yuz cevirir, nefsi ondan uzaklasır. Ona bir ser dokundugu zaman ise artık o, genis (bol) bir dua saahibidir

    [52] (Habibim) de ki: «Eger o (Kur´an) Allah nezdinden (gelmis) de sonra siz ona kufr etmisseniz, bana haber verin, (hakdan) uzak bir muhaalefetde bulunanın ta kendisi olan (siz) den daha sapkın kimdir»

    [53] Gerek afaakda, gerek kendi nefislerinizde ayetlerimizi yakında onlara gosterecegiz. Nihayet onun hak oldugu subhesiz kendileri icin de apacık meydana cıkacakdır. Rabbinin hersey´e hakkıyle sahid olması sana kafi degil mi

    [54] Gozunu ac, muhakkak onlar Rablerine kavusmakdan bir subhe icindedirler. Gozunu ac, O, hakıykaten hersey´i cepcevre kusatandır

    Şûrâ

    Surah 42

    [1] Haa, Mim

    [2] Ayn, Sin, Kaaf

    [3] O mutlak gaalib, O hukum ve hikmet saahibi Allah sana da, senden evvelkilere de iste boyle vahyeder

    [4] Goklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. O (nun sanı) cok yuce, (burhanı)cok buyukdur

    [5] Gokler nerdeyse tepelerinden catlayacaklar. Melekler Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar. Yerdeki kimselerin de yarlıganmalarını istiyorlar. Gozunuzu acın, Subhesiz Allah, O, cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [6] Ondan baska veliler edinenlere gelince: Allah onların uzerinde daima gorub gozetleyicidir. Sen (Habibim) onların ustunde bir vekil degilsin

    [7] Sehirlerin anası (halkı) na ve etrafında bulunanlara gelecek tehlikeleri haber vermen icin ve hakkında hicbir subhe bulunmayan o toplanma gununun dehsetiyle korkutman icin sana boyle Arabca bir Kur´an vahyetdik. (Onlardan) bir takımı cennetde, bir takımı cehennemdedir

    [8] Eger Allah dileseydi onları elbet birtek ummet de yapardı. Fakat O, kimi dilerse onu rahmetine sokar. Zaalimler (e gelince:) Onların ne bir haamisi, ne de (baskaca) bir yardımcısı yokdur

    [9] Yoksa onlar Allahdan baskasını dostlar mı edindiler? Iste Allah! (Asıl) dost Odur. Oluleri O diriltir. O, hersey´e hakkıyle kaadirdir

    [10] (Kafirlerle) ihtilaf etdiginiz herhangi birsey hakkında hukum vermek Allaha aiddir, iste benim Rabbim (O haakim) olan Allahdır. Ben ancak Ona guvenib dayandım. (Her muskilde) ben yalnız Ona donerim

    [11] gokleri ve yeri yaratandır. Size hem kendi (cins) inizden esler, hem davarlardan esler yapdı. Sizi bu suretle (zurriyyetlendirib) uretiyor. Onun (benzeri olmak soyle dursun) benzeri gibisi (dahi) yokdur. O, hakkıyle isiden, kemaliyle gorendir

    [12] Goklerin ve yerin anahtarları Onundur. Kimi dilerse onun rızkını yayar, (diledigininkini de) kısar. Cunku O, her sey´i cok iyi bilendir

    [13] O, «Dini dogru tutun, onda tefrikaya dusmeyin» diye (asl-ı) dinden hem Nuuha tavsiye etdigini, hem sana vahyeyledigimizi, hem Ibrahime, Musaye ve isaye tavsiye etdigimizi sizin icin de seriat yapdı. Senin kendilerini da´vet etmekde oldugun (bu) sey musriklerin uzerinde buyudu (agır geldi.) Allah kimi dilerse buna onu secib ceker, (ancak kendisine itaatla) donmekde olanları buna muvaffak eder

    [14] Onlar ancak kendilerine ilim geldikden sonradır ki, aralarındaki ihtiraas yuzunden, ayrılıga dusduler. Eger Rabbinden ad verilmis bir va´deye kadar bir soz gecmis olmasaydı aralarında muhakkak hukum verilmis (her sey olub bitirilmisdi) bile. Onlardan sonra kitaba mirascı yapılanlar da ondan mutlak subheci bir tereddud icindedirler

    [15] Iste bunun icin sen (Habibim onları tevhide) da´vet et. Emrolundugun vech ile dosdogru hareketde sebat kıl. Onların heva (ve heves) lerine uyma ve de ki: «Ben Allahın indirdigi her kitaba inandım. Aranızda (icra-yi) adalet etmemle emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amel (ve hareket) lerimiz bize, sizin amel (ve hareket) leriniz de size aiddir. Bizimle sizin aranızda hicbir husumet yokdur. Allah hepimizi birlikde toplayacak. Donus ancak Onadır»

    [16] Allah (ın dini) hakkında, kendisine icabet edilen sey´in ardından, (haala) munakasa edenlerin (one surecekleri butun) huccetleri Rableri indinde bosdur. Onların uzerlerine hem (inadlarından dolayı) bir gazab, hem (kufurlerinden nasi) kendilerine cetin bir azab vardır

    [17] Allah, hakkın ikaamesine sebeb olmak uzere kitab (lar) ı ve mizanı indirendir. Ne bilirsin, belki de o saat yakındır

    [18] Buna inanmaz olanlar onun cabuk (gelmesini) ister (ler). Inananlar ise ondan korku icindedirler. Bilirler ki o, subhesiz hakdır. Gozunuzu acın ki o saat hakkında (subhelenib) mucadele edenler herhalde (hakdan) uzak bir sapıklık (cukurun) dadırlar

    [19] Allah, kullarına cok lutufkardır. Kimi dilerse onu rızıklandırır. O (muradına haakim ve) kavidir, yegane gaalibdir

    [20] Kim ahiret ekimi dilerse onun ekinini artırırız. Kim de (sade) dunya ekimini isterse ona da (yalınız) bundan veririz. Ahiretde ise onun hicbir, nasıybi yokdur

    [21] Yoksa onların Allahın izin vermedigi seyleri (o fasid) din (lerin) den kendilerine seriat (cıkarıb) yapan ortakları mı var? Eger o fasıl kelimesi olmasaydı aralarında mutlakaa (dunyada icra) edilmis (isleri bitirilmis) di bile. Subhesiz ki o zaalimler icin hakkı cetin bir azab vardır

    [22] Sen o zaalimlerin (dunyada) isleyib kazandıkları (kotulukler) yuzunden (kıyamet gununde nasıl) korkulara ducar olacaklarını — ki bu (kotuluklerin cezası o gun mutlakaa) onların basına gelecekdir — goreceksin. Iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar ise cennetlerin (haas) bagcelerindedir. Rableri huzurunda ne dilerlerse (hepsi) onlarındır. Iste bu, buyuk fazl (-u kerem) in ta kendisidir

    [23] Iste bu, Allahın — iman edib de iyi iyi amel (ve hareketlerde bulunan — kullarına mujdelemekde oldugu (seadet) dir. (Habibim) de ki: «Ben bu (tebligıma) karsı akrıbalıkda sevgiden baska hicbir mukafat istemiyorum». Kim bir guzellik kazanırsa biz onun bu hususdaki guzelligini artırırız. Cunku Allah cok yarlıgayıcıdır. (Guzel amellere karsı guzel sevab ve) mukafat ile mukaabele edicidir

    [24] Yoksa «O, Allaha karsı bir yalan duzdu» mu derler? Fakat eger Allah dilerse senin kalbini muhurler Allah baatılı (yasatmaz) mahveder. Sozleriyle hakkı yerine getirir. Subhesiz ki O, kalblerde olan (sır) ları dahi bilendir

    [25] O, kullarının tevbesini kabul eden, kotu hareketlerini (tevbe ile) bagıslayan, ne islerseniz bilendir

    [26] Iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (ın duasın) a icabet eder. Onlara fazl (-u kerem) inden (daha nicesini) artırır da. Kafirlere gelince: Onlar icin de cok cetin bir azab vardır

    [27] Eger Allah (butun) kullarına (musavat uzere) bol rızık verseydi yer (yuzun) de muhakkak ki taskınlık ederler, azarlardı. Fakat O, ne mıkdar dilerse (rızkı o kadar) indirir. Subhe yok ki O, kulların (ın her haalin) den hakkıyle haberdardır, (her sey´i) kemaliyle gorendir

    [28] O, (insanlar) umidlerini kesdikden sonra, yagmuru indirmekde, rahmetini yaymakda olandır. O, hakıyki yar, her hamde sezavardır

    [29] Goklerin ve yerin ve bunlar icinde yayıp uretdigi canlıların yaratılısı Onun ayetlerindendir. O, butun bunları (kıyamet gununde) toplamıya da, dileyecegi zaman, hakkıyle kaadirdir

    [30] Sizi carpan her musiybet, kendi ellerinizin (ihtiyarınızın) isleyib kazandıgı (gunahlar) yuzundendir. (Bununla beraber Allah) bir cogunu da afveder (de musıybete ugratmaz)

    [31] Siz yer (yuzun) de (Allahı) aaciz bırakabilecekler degilsiniz Sizin Allahdan baska ne bir haaminiz, ne bir yardımcınız yokdur

    [32] Denizde daglar gibi akıb giden gemiler de Onun ayetlerindendir

    [33] Eger O, dilerse ruzgarı durdurur da (gemiler denizin) sırtı ustunde (akmayıb) kalırlar. Subhesiz ki bunda cok sabreden, cok sukreden herkes icin kat´i ayetler vardır

    [34] Yahud (Allah bu gemileri, binenlerin) kazandıkları (gunahlar) yuzunden (fırtına ile batırıb) helak eder. (Iclerindekilerden) bir cogunu da bagıslar (kurtarır)

    [35] (Taki) ayetlerimiz hakkında mucadele etmekde olanlar, kendileri icin kac (ıb kurtul) acakları hicbir yer olmadıgını bilsin (ler)

    [36] Size verilen sey dunya hayaatının (gecici birer) faidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha sureklidir. (Bu sevablar) iman edib de ancak Rablerine guvenib dayanmakda, buyuk gunahlardan ve faahis kotuluklerden kacınmakda, ofkelendikleri zaman bizzat (kusurları) ortmekde (bagıslamakda) olanlara, Rablerinin (tevhid ve ibadete aid da´vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdogru kılanlara — ki bunların isleri aralarında musavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden (Allaha taat ugrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tagallub ve zulum vaaki oldugu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur

    [37] Size verilen sey dunya hayaatının (gecici birer) faidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha sureklidir. (Bu sevablar) iman edib de ancak Rablerine guvenib dayanmakda, buyuk gunahlardan ve faahis kotuluklerden kacınmakda, ofkelendikleri zaman bizzat (kusurları) ortmekde (bagıslamakda) olanlara, Rablerinin (tevhid ve ibadete aid da´vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdogru kılanlara — ki bunların isleri aralarında musavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden (Allaha taat ugrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tagallub ve zulum vaaki oldugu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur

    [38] Size verilen sey dunya hayaatının (gecici birer) faidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha sureklidir. (Bu sevablar) iman edib de ancak Rablerine guvenib dayanmakda, buyuk gunahlardan ve faahis kotuluklerden kacınmakda, ofkelendikleri zaman bizzat (kusurları) ortmekde (bagıslamakda) olanlara, Rablerinin (tevhid ve ibadete aid da´vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdogru kılanlara — ki bunların isleri aralarında musavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden (Allaha taat ugrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tagallub ve zulum vaaki oldugu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur

    [39] Size verilen sey dunya hayaatının (gecici birer) faidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha sureklidir. (Bu sevablar) iman edib de ancak Rablerine guvenib dayanmakda, buyuk gunahlardan ve faahis kotuluklerden kacınmakda, ofkelendikleri zaman bizzat (kusurları) ortmekde (bagıslamakda) olanlara, Rablerinin (tevhid ve ibadete aid da´vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdogru kılanlara — ki bunların isleri aralarında musavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden (Allaha taat ugrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tagallub ve zulum vaaki oldugu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur

    [40] Kotulugun karsılıgı ona denk bir kotuluk (bir misilleme) dir. Fakat kim afveder, barısı saglarsa mukafatı Allaha aiddir. Subhe yok ki O, zaalimleri asla sevmez

    [41] Kim kendisine (yapılan) zulmun ardından herhalde hakkını alırsa bunlar aleyhinde (mes´uliyyete) bir yol yokdur

    [42] O yol ancak insanlara zulum etmekde, yer (yuzun) de haksız olarak tegallube kalkmakda olanlara karsıdır. Iste bunlar (yok mu?) bunların hakkı pek acıklı bir azabdır

    [43] Bununla beraber kim sabreder, (sucları) orter (bagıslar) sa iste bu, subhesiz ve elbet azm olunacak umurdandır

    [44] Allah kimi sasırtırsa bundan sonra onun hicbir haamisi yokdur. O zaalimleri goreceksin ki onlar azabı gordukleri zaman «(Dunyaye) geri donmiye bir yol var mı?» diyeceklerdir

    [45] Onların (atese) arz olunurlarken, zilletden boyunlarını buke buke goz ucuyle (nasıl) bakacaklarını goreceksin. iman etmis olanlar (soyle) demis (ler) dir (diyeceklerdir): «Gercek husrana dusenler, kıyamet gunu kendilerini de tarafdarlarını da husrana ugratanlardır». Gozunuzu acın ki zaalimler muhakkak surekli bir azab icindedirler

    [46] Onların Allahdan baska kendilerine yardım edecek, hicbir dostları yokdur. Allah kimi sapıklıkda bırakırsa ona hicbir yol yokdur

    [47] Allahdan reddine asla care olmayacak bir gun gelmezden evvel Rabbiniz (in da´vetin) e icabet edin. O gun sizin icin ne sıgınacak bir yer, sizin icin ne de (gunahlarınızı) inkar (a bir mecal) yokdur

    [48] Eger onlar (imandan) yine yuz cevirirlerse biz seni (zaten) onların uzerine bir bekci gondermedik ya. Sana aid olan (vazife), tebligden baskası degildir. Hakıykat biz insana tarafımızdan bir ni´met tatdırdıgımız vakit o, bununla ferahlanır. Eger onlara, kendi ellerinin one surdukleri (ihtiyarlariyle irtikab etdikleri) seyler (gunahlar) yuzunden, bir fenalık isaabet ederse o zaman da insan cidden bir nankordur

    [49] Goklerin ve yerin mulk (ve tasarruf) u Allahındır. Ne dilerse yaratır O. Kimi dilerse ona kız (evlad) lar bagıslar, kimi dilerse ona erkek (evlad) lar lutfeder

    [50] Yahud (o cocukları) erkekler, disiler olmak uzere cift verir. Kimi de dilerse onu kısır bırakır. Subhesiz O, hakkıyle bilendir, (her sey´e) kaadirdir

    [51] (Ya) bir vahy ile, ya bir perde arkasından, yahud bir elci gonderib de kendi izniyle dileyecegini vahyetmesi olmadıkca Allahın hicbir besere kelam soylemesi (vaaki) olmamısdır. Subhesiz ki O, cok yucedir, mutlak bir hukum ve hikmet saahibidir

    [52] Iste biz, sana da (Habibim) boylece emrimizden bir ruuh vahyetdik. Halbuki (vahiyden evvel) kitab nedir, iman nedir, sen bilmezdin. Fakat biz onu bir nuur yapdık. Bununla kullarımızdan kimi dilersek ona hidayet ederiz. Subhesiz ki sen herhalde dogru bir yolun rehberligini yapıyorsun

    [53] (Oyle dogru bir yol ki, o) goklerde ne var, yerde ne varsa hepsi kendisinin olan Allahın yoludur. Gozunuzu acın: (Butun) isler ancak Allaha donub varır

    Zuhruf

    Surah 43

    [1] Haa, Mim

    [2] (Hidayet yolunu) apasikar gosteren (su) kitaba andederim ki

    [3] Hakıykat biz onu, (Onun manalarını) anlayasınız diye, Arabca bir Kur´an yapdık

    [4] Subhesiz o (Kur´an), nezdimizdeki ana kitabda (sabit), cok yuce cok kıymetli (bir kitab) dır

    [5] Siz haddi asan bir kavmsinizdir diye artık o Kur´anı sizden (uzaklasdırıb, inzalinde) vaz gecib bırakı mı verelim

    [6] Halbuki biz evvelki (ummet) ler icinde de nice peygamber (ler) gonderdik

    [7] Onlar da, kendilerine bir peygamber gelmeye dursun, ille onunla istihza ederlerdi

    [8] Onun icin biz kuvvetce bunlardan daha cetinlerini helak ettik. O evvelki (ummet) lerin misal (ler) i (nice ayetlerimizde) gecmisdir

    [9] Andolsun ki eger onlara «Gokleri, yeri kim yaratdı?» (diye) sorarsan elbette «Onları O mutlak gaalib, O (her sey´i) hakkıyle bilen (Allah) yaratdı» derler

    [10] (O Allah ki) yeri sizin icin bir besik yapmıs, onda, dogru gidesiniz diye, yollar acmısdır

    [11] (O Allah ki) gokden bir olcu ile su indirmisdir. Iste biz onunla olu bir memlekete can verdik. Sizde boylece (kabirlerinizden diriltilib) cıkarılacaksınız

    [12] (O Allah ki) butun (mahlukları) sınıf sınıf yaratmıs, sizin icin gemilerden, hayvanlardan bineceginiz seyleri meydana getirmisdir

    [13] Taki sırtlarında karaar kılasınız, sonra uzerlerine yerlesince (kalblerinizle) Rabbinizin ni´metini iyice dusunesiniz ve (dilinizle de) «Bunları bize rameden Allahın sanı ne yucedir, munezzehdir. Yoksa biz bunlara guc yetiremezdik. Biz herhalde, ancak Rabbimize donub gidicileriz», diyesiniz

    [14] Taki sırtlarında karaar kılasınız, sonra uzerlerine yerlesince (kalblerinizle) Rabbinizin ni´metini iyice dusunesiniz ve (dilinizle de) «Bunları bize rameden Allahın sanı ne yucedir, munezzehdir. Yoksa biz bunlara guc yetiremezdik. Biz herhalde, ancak Rabbimize donub gidicileriz», diyesiniz

    [15] (Boyle iken) kullarından kimi Ona bir cuz´ isnad etdiler. Hakıykat, insan acıkca kufurbazdır

    [16] Yoksa O, yaratmakda olduklarının icinden (kendisine) kızlar edindi de oglanları size mi ayırıb secdi

    [17] Onlardan birine O cok esirgeyici (Allaha) isnad etdigi bir benzerle mujde verildigi zaman o, gamla dolu ve ebkem bir halde, yuzu kapkara kesiliyor

    [18] (Onlar) sus icinde yetisdirilmekde olub da kendisi mucadele (huccetini) acıklamayan kisiyi mi (Allaha nisbet ediyorlar)

    [19] Onlar, O cok esirgeyici (Allah) ın bizzat kulları olan melekleri de disiler yapdılar! Onların yaratılıslarında hazır mı idiler?! Onların (bu yalan) sahicilikleri yazılacak, onlar sorguya cekileceklerdir

    [20] Dediler ki: «Eger o cok esirgeyici (Allah) dileseydi biz bunlara tapmazdık». Onların buna dair hicbir bilgisi yokdur. Onlar yalandan baska bir sey soylemiyorlar

    [21] Yoksa biz kendilerine bu (Kur´an) dan evvel (iddialarına yer veren) bir kitab verdik de simdi onlar buna mı tutunuculardır

    [22] Bil´akis (soyle) dediler: «Gercek biz atalarımızı bir ummet (bir din) uzerinde bulduk. Biz de hakikaten onların izleri ustunden dogruya erdirilmisleriz»

    [23] Senden evvel her hangi bir memlekete fena akıbetleri haber verici hicbir peygamber gondermedik ki ille oranın refah erbabı da boylece «Gercek biz atalarımızı bir ummet (bir din) uzerinde bulduk. Biz de hakikaten onların izlerine uymuslarız» demis (ler) dir

    [24] (O peygamberlerden her biri soyle) dedi: «Ben, atalarınızı ustunde bulundugunuzdan daha dogrusunu size getirdimse de mi»? Onlar da «Biz, dediler, o sizin gonderildiginiz seylere (dogru da olsa) kufr edicileriz»

    [25] Bunun uzerine biz de onlardan intikaam aldık. Iste bak, tekzib edenlerin akıbeti nice oldu

    [26] Bir zaman da Ibrahim, babasına ve kavmine «Ben, demisdi, hakikat, sizin tapmakda olduklarınızdan uzagım»

    [27] «(Fakat) beni yaratan (Allah) mustesna. Subhe yok ki O, beni dogru yolda muvaffak edecekdir»

    [28] (Ibrahim) bunu (bu tevhid kelimesini, ileride Mekkeliler de dinine) donsunler diye, zurriyeti arasında baakıy bir kelime yapdı

    [29] Daha dogrusu ben onları da, atlarını da, kendilerine hak (ve seriat hukumlerini) acıklayan bir peygamber gelinceye kadar, faidelendirdim (yasatdım)

    [30] (Fakat) kendilerine o hak gelince onlar «Bu, sihirdir. Biz onu (inkar ile) kufredicileriz» demislerdir

    [31] Bir de (sunu) soylediler: «Su Kur´an iki memleketin birindeki buyuk bir adama indirilmeli degil miydi»

    [32] Rabbinin rahmetini onlar mı paylasdırıyorlar?! Dunya hayatında onların maisetlerini bile aralarında (onlar degil) biz taksim etdik. Kimi derece derece diger kiminin ustune cıkardık ki bir kısmı bir kısmını is adamı edinsin. Rabbinin rahmeti onların toplayageldiklerinden daha hayırlıdır

    [33] Eger (butun) insanlar (kufre imrenecek) birtek ummet haaline gelmeyecek olsaydı O cok esirgeyen (Allah) a kufreden kimselerin evlerinin tavanlarını, ustunden cıkacakları merdivenleri

    [34] odalarının kapılarını, uzerine yaslanacakları tahtları hep gumusden yapardık

    [35] (Onları) altın zinetler (e bogardık). Bunların hepsi dunya hayatının gecici metaından baska seyler degildir. Ahiret (seadeti) ise Rabbinin indinde (ancak kufur ve measiden) kacınanlara mahsusdur

    [36] Kim O cok esirgeyici (Allah) ın zikrinden goz yumarsa biz ona seytanı musallat ederiz. Artık bu, onun (ayrılmaz) bir arkadasıdır

    [37] Subhesiz ki bunlar onları yoldan cıkarırlar. Onlar da kendi lerinin hidayete erdirilmis olduklarını sanırlar

    [38] Nihayet o bize geldigi zaman dedi ki (der ki): «Keski seninle benim aramda gun dogrusu ile gun batısı kadar uzaklık olsaydı! (Sen) ne kotu arkadas (mıssın)»

    [39] Bu temenniniz ve pesimanlıgınız bugun size asla faide vermez. Cunku (hepiniz) zulmetdiniz. Muhakkak siz de azabda ortaklarsınız

    [40] Artık (Habibim) o sagırlara sen mi duyuracaksın? yahud o korlere, o apacık bir sapıklık icinde bulunan kimselere (sen mi) hidayet edeceksin

    [41] Eger seni herhalde (alır) goturursek subhe yok ki onlardan biz intikaam alıcılarızdır

    [42] Yahud onlara va´d (ve tehdid) etdigimiz (azab) ı (senin hayatında) behemehal kendine gosterecegiz. Cunku biz onların ustunde iktidar saahibleriyiz

    [43] Binaen´aleyh sen, sana vahyolunan (Kur´an) a kuvvetle sarıl. Muhakkak ki sen dosdogru bir yol uzerindesin

    [44] Subhe yok ki o (Kur´an) senin icin de, kavmin icin de kat´i bir serefdir. Siz (ondan) mes´ul olacaksınız

    [45] Senden evvel gonderdigimiz peygamberlerimize sor: Biz o cok esirgeyici (Allah) dan baska tapılacak Tanrılar yapmıs mıyız

    [46] Andolsun ki biz Musayı da ayetlerimizle Fir´avne ve cemaatine peygamber olarak gonderdik de o, «Ben gercek alemlerin Rabbinin elcisiyim» dedi

    [47] Fakat onlara ayetlerimiz gelince bir de ne gorsunler, onlar bu (ayetlere) guluyorlar

    [48] Biz onlara her hangi bir ayeti gostermiyorduk ki bu, mutlakaa oburlerinden daha buyukdu. Onları, belki (kufurden) donenler diye, (bir zaman da) azab ile tutduk

    [49] (Azabı gorunce) dediler ki: «Ey sihir yapan, bizim icin Rabbine, sana olan va´di vech ile, dua et. Muhakkak biz dogru yola kavusdurulmus olacagız»

    [50] Fakat biz onlardan azabı giderince bir de ne bakarsın: Onlar verdikleri sozu bozuyorlar bile

    [51] Fir´avn, kavmi icinde haykırdı: «Ey kavmim, dedi, Mısır padisahlıgı ve altımdan akan su ırmaklar benim degil mi? Haala gozunuzu acmayacak mısınız»

    [52] «Yoksa ben ondan hayırlı degil miyim? O ki hakirdir, (meramını) bile hemen hemen acıklayamıyor»

    [53] «Oyle ya, onun ustune (gokden) altın bilezikler atılmalı, yahud beraberinde birbiri ardınca (kendisini tasdıyk edici) melekler gelmeli degil miydi»

    [54] Bu suretle kavmini kucumsedi. Onlar da kendisine itaat etdiler. Hakıykat onlar faasıklar guruhu idi

    [55] Nihayet, onlar bizi gazablandırınca kendilerinden intikam aldık. Derhal onları topdan (suda) bogduk

    [56] Bu vech ile onları sonra (gelen ummet) ler icin (ibret verici) bir gecmis ve misal yapdık

    [57] Meryem oglu bir misal olarak (one) atılınca hemen senin kavmin bundan (sımarıb haykıra haykıra) guluyorlar

    [58] Dediler ki: «Bizim Tanrılarımız mı hayırlı, yoksa O mu»? Bunu sana (Habibim, baatıl) bir mucadeleden baska (maksadla) irad etmediler. Daha dogrusu onlar cok dusman bir kavmdir

    [59] O, bizim kendisine ni´met verdigimiz, Israil ogullarına (ibret verici) bir misal yapdıgımız bir kuldan baskası degildi

    [60] Eger biz dileseydik size bedel elbet yer (yuzun) de, ardınızda kalacak, melekler yaratırdık

    [61] Suphesiz ki o, saat (in) ilmi (kendisiyle bilinenlerden) dir. Artık buna karsı sakın supheye dusmeyin. (Onlara de ki.) «Bana tabi´ olun. (Sizi da´vet etdigini) bu (yol) dogru bir yoldur»

    [62] Sakın sizi seytan cevirmesin. Cunku o, hakıykat sizin asikar bir dusmanınızdır

    [63] Isa o apacık delilleri getirdigi zaman (soyle) demisdi: «Ben size gercek hikmeti getirdim. Bir de hakkında ihtilaf edegeldiginiz seylerden ba´zısını size acıklayayım diye (geldim). Artık Allahdan korkun, bana tabi´ olun»

    [64] «Suphesiz Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz. Haydi (hepiniz) Ona kulluk edin. Dogru yol budur»

    [65] Sonra aralarından partiler (cıkıb) ihtilaf etdiler. Artık pek acıklı bir gunun azabından vay o zulmedenlere

    [66] Onlar, kendileri farkında olmayarak, (baslarına) gelecek o saatden baskasını mı gozetliyorlar

    [67] Dostlar o gun birbirine dusmandır. Takva saahibleri mustesna

    [68] Ey benim ayetlerime iman edib de musluman olan kullarım, bugun size hicbir korku yokdur. Siz mahzun da olmayacaksınız

    [69] Ey benim ayetlerime iman edib de musluman olan kullarım, bugun size hicbir korku yokdur. Siz mahzun da olmayacaksınız

    [70] Surur ve ikram a mustagrak oldugunuz halde siz de, (mu´min) zevceleriniz de girin cennete

    [71] Onlar altın tepsiler ve destilerle tavaaf (ve ziyaret) edilecekdir. Canlarının isteyecegi, gozler (in) in hoslanacagı ne varsa oradadır ve siz icinde ebedi kalıcılarsınız

    [72] Iste bu, sizin yapageldiginiz iyi amel (ve hareket) leriniz sayesinde mirascı kılındıgınız cennetdir

    [73] Burada sizin icin bir cok meyveler vardır. Onlardan yiyeceksiniz

    [74] Subhe yok ki gunahkarlar cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar

    [75] (Bu azab) onlardan hafifletilmeyecek. Onlar bunun icinde umidsiz susacaklardır

    [76] Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendileri zaalimdiler

    [77] (Soyle) cagrısdılar (cagrısırlar) : «Ey Malik Rabbin bizi oldursun». O da : «Siz behemehal (azabda) kalıcılarsınız» dedi (ler)

    [78] «Andolsun, biz size hakkı getirdik. Fakat cogunuz hakkı cirkin gorenlerdiniz»

    [79] Yoksa onlar isi saglam mı tutmuslar?! Iste biz de hakıykaten saglam tutanlarız

    [80] Yahud biz onların iclerinde gizlediklerini ve aralarındaki fısıltılarını isitmiyoruz mu sanıyorlar? Hayır (isidiyoruz). Onların yanında da bizim elcilerimiz de var, yazıyorlar

    [81] (Habibim) de ki: «O cok esirgeyen (Allah) ın (bilfarz) bir evladı olsaydı ben (ona) tapanların ilki olurdum»

    [82] Hem goklerin ve yerin Rabbi, arsın Rabbi, onların vasfedegeldiklerinden munezzehdir

    [83] (Simdilik) sen bırak onları, (baatılın icine) dalsınlar, (dunyalarında) oynaya dursunlar. Nihayet (azab ile) tehdid edilmekde oldukları gunlerine kavusdurulacaklardır

    [84] O, gokde de Tanrı, yerde de Tanrı olan (bir Allah) dır. O, yegane hukum ve hikmet saahibidir; (her sey´i) hakkıyle bilendir

    [85] Goklerin, yerin ve ikisi arasındaki seylerin mulk (ve tasarruf) u kendisinin olan (Allah) ın (sanı) ne kadar yucedir! Saatin ilmi Onun nezdindedir. (Hepiniz) ancak Ona donduru (lub goturu) leceksiniz

    [86] Allahı bırakıb da tapar oldukları (putlar hicbir kimseye) sefaat etmek (salahiyyetine) malik degildir. Hakka, bizzat (kalbleriyle) bilerek sehadet edenler mustesna

    [87] Andolsun ki kendilerini kimin yaratdıgını onlara sorarsan elbette «Allah» derler. O halde nasıl olub da (Allaha ibadetden) cevriliyorlar

    [88] Onun «Yarab» demesi hakkı icin muhakkak ki onlar imana gelmezler guruhudur

    [89] Simdilik sen (Habibim) onlardan yuz cevir, «Selam» de. Artık yakında bileceklerdir

    Duhân

    Surah 44

    [1] Haa Mim

    [2] (Halal ile haraamı ve sair hukumleri)acıkca bildiren (bu) kitaba yemin ederim ki

    [3] Hakıykat, biz onu mubarek bir gecede indirdik. Gercek, biz (onunla kafirlerin ugrayacakları azabı) haber vericileriz

    [4] (O, bir gecedir ki) her hikmetli is, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gonderenleriz. Suphe yok ki O, hakkıyle isidenin, (her sey´i) kemaliyle bilenin ta kendisidir

    [5] (O, bir gecedir ki) her hikmetli is, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gonderenleriz. Suphe yok ki O, hakkıyle isidenin, (her sey´i) kemaliyle bilenin ta kendisidir

    [6] (O, bir gecedir ki) her hikmetli is, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gonderenleriz. Suphe yok ki O, hakkıyle isidenin, (her sey´i) kemaliyle bilenin ta kendisidir

    [7] (Evet) goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan seylerin Rabbinden (bir eser-i rahmet olarak). Eger (buna) iyice inanıcılar iseniz (o halde Muhammed sallellahu aleyhi ve sellemin Onun peygamberi oldu guna da iman etmelisiniz)

    [8] Ondan baska hicbir Tanrı yokdur. Hem diriltir, hem oldurur O, Sizin de, gecmis atalarınızın da Rabbi (O) dur

    [9] Hayır, onlar (tekrar dirilmekden) subhe icindedirler. (Bununla} eglenirler

    [10] O halde semanın apasikar bir duman getirecegi gunu gozetle (Habibim)

    [11] (Oyle bir duman ki butun) insanları saracakdır o. «Bu, pek yaman bir azab» (diyecekler)

    [12] «Ey Rabbimiz, bizden bu azabı acıb kaldır. Cunku biz iman edecegiz»

    [13] Onlar icin dusunub ibret almak nerede? Kendilerine (hakıykatleri) acıklayan bir peygamber geldigi halde

    [14] Yine ondan yuz cevirdiler. (Ona kimi) «bir ogretilmis», (kimi) «bir mecnun» dediler

    [15] Biz bu (duman) azabı (nı) biraz acıp kaldıracagız. (Fakat) siz, subhe yok ki, tekrar donuculersiniz

    [16] Cok buyuk bir siddet ve satvetle (kendilerini) carpacagımız gun muhakkak ki biz (onlardan) intikaam alıcılarız

    [17] Andolsun ki biz bunlardan evvel Fir´avn kavmini de imtihan etdik. Onlara da cok serefli bir peygamber gelmisdi

    [18] «Bana Allahın kullarını teslim edin. Cunku ben size (gonderilmis) emin bir peygamberim» diye

    [19] «Ve Allaha karsı yucelik taslamayın. Zira ben size apacık bir burhan getiriyorum» diye (soylemisdi)

    [20] «Subhesiz ki ben, beni taslamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah) a sıgındım»

    [21] «Eger bana iman etmezseniz (bari) benden uzaklasıb cekilin» (demisdi)

    [22] Nihayet Rabbine «Bunlar hakıykat gunahkarlar guruhudur» diye dua etdi

    [23] (Cenab-ı Hak da) «Oyleyse kullarımı geceleyin gotur. (Fakat) muhakkak siz ta´kib olunacaksınız» (buyurdu)

    [24] «Denizi (sen ve ashaabın selametle gecdikden sonra) durgun ve acık bırak. Cunku onlar bogul (mıya mahkum ol) mus bir ordudur»

    [25] Onlar baglardan, pınarlardan, ekinlerden (suslu mahfellerden, guzel konaklardan, icinde naz ve naıym ile yasadıkları ihtisam (lar) dan neler, (nice seyler) bırakdılar

    [26] Onlar baglardan, pınarlardan, ekinlerden (suslu mahfellerden, guzel konaklardan, icinde naz ve naıym ile yasadıkları ihtisam (lar) dan neler, (nice seyler) bırakdılar

    [27] Onlar baglardan, pınarlardan, ekinlerden (suslu mahfellerden, guzel konaklardan, icinde naz ve naıym ile yasadıkları ihtisam (lar) dan neler, (nice seyler) bırakdılar

    [28] Iste (emir) boyledir. Biz (butun) bunları baska baska kavmler) e miras verdik

    [29] Ne gok, ne yer onların ustune aglamadı. Onlara (aman ve) muhlet verilmedi

    [30] Andolsun ki biz Israil ogullarını o zillet verici azabdan, Fir´avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi asanlardan bir mutekebbirdi

    [31] Andolsun ki biz Israil ogullarını o zillet verici azabdan, Fir´avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi asanlardan bir mutekebbirdi

    [32] Andolsun ki biz onlara — (hallerini) bilerek — (zamanlarındaki) alemlerin ustunde bir imtiyaz vermisdik

    [33] Bir de onlara ayetlerden, her birinde acık birer imtihan (gizlenmis) bulunan, seyler verdik

    [34] Hakıykat, sunlar mutlakaa: «O (olum), derler, ilk olumumuzden baska (bir sey) degildir. Biz yeniden diriltilib kaldırılacak degiliz»

    [35] Hakıykat, sunlar mutlakaa: «O (olum), derler, ilk olumumuzden baska (bir sey) degildir. Biz yeniden diriltilib kaldırılacak degiliz»

    [36] «Eger (da´vaanızda) dogrucular iseniz simdi atalarımızı (dirilterek) getirin»

    [37] Bunlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan evvelki (ummet) ler mi? Biz onları bile helak etdik. Cunku onlar da gunahkardılar

    [38] Biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunan seyleri oyuncular olarak yaratmadık

    [39] Biz bunları hakkın ikaamesine sebeb olmakdan baska (bir hikmetle) yaratmadık. Fakat onların cogu (bunu) bilmezler

    [40] Subhe yok ki o ayırd etme gunu onların, topunun (va´d ve ta´yin edilmis) yakıtlarıdır

    [41] O gun yar bile yarine, hicbir seyle, faide vermez. Onlara (baska suretle) yardım da edilmez

    [42] Allahın esirgedigi kimseler boyle degil. Cunku O, bizzat kafirlerden intikaam almıya hakkıyle kaadir, (mu´minleri) cok esirgeyicidir

    [43] Subhesiz o zakkum agacı

    [44] gunaha duskun olanın yemegidir

    [45] sıcak suyun kaynadıgı gibi karınlar icinde kaynayacak erimis ma´den (ler) gibidir

    [46] sıcak suyun kaynadıgı gibi karınlar icinde kaynayacak erimis ma´den (ler) gibidir

    [47] (Zebanilere:) «Tutun onu da, (denilir), surukleyerek cehennemin ta ortasına goturun»

    [48] «Sonra tepesinin ustune o kaynar su azabından dokun»

    [49] Tat (o azabı). Cunku sen, (evet iddianca) sen cok ulu, cok serefli idin»

    [50] «Subhesiz ki bu, (hakkında) subhe, ve mucadele edib durdugunuz seydir»

    [51] Muttakıylerse hakıykaten emin bir makamda

    [52] cennetlerde, pınar (bas) lar (ın) dadır

    [53] Ince, nazik ve kalın (altın islemeli) ipeklerden, atlaslardan giyecekler, karsı karsıya (gelerek mahabbet edecekler) dir

    [54] Iste (emir) boyledir. Onlara bembeyaz, sahin gozlu hurileri es yapdık

    [55] Orada emin emin (hizmetcilerden) meyvenin her turlusunu iste (yib getirirler)

    [56] Orada ilk olumden baska olum tatmazlar. (Allah) onları cehennem azabından korumusdur

    [57] (Butun bunlar) Rabbinden bir fazl (-u kerem) olarak (verilmisdir). Iste bu, en buyuk seadetin ta kendisidir

    [58] Biz onu, (iyi anlayıb) ibret alsınlar diye, ancak senin dilinle (indirerek) kolaylasdırdık

    [59] Artık (onların basına inecek azabı) gozetle. Cunku onlar (senin felaketini) bekleyicidirler

    Câsiye

    Surah 45

    [1] Haa, Mim

    [2] (Bu) kitabın indirilisi mutlak kaadir, yegane hukum ve hikmet saahibi Allahdandır

    [3] Subhe yok ki goklerde ve yerde mu´minler icin kat´i ayetler (delaletler, ibretler) vardır

    [4] (Allahın) sizi yaratmasında ve yer yuzune yayıb uretmekde oldugu herbir canlıda da saglam bilgi edinecek bir zumre icin ayetler (delaletler, ibretler) vardır

    [5] Gece ile gunduzun birbiri ardınca gelmesinde, Allahın gokden rızık indirib onunla yere, olumunden sonra, can vermesinde, ruzgarları (o halden bu haale) evirib cevirmesinde de akıllarını kullanacak bir kavm icin ayetler (delaletler, ibretler) vardır

    [6] Iste bunlar Allahın ayetleridir ki sana bunları hak olarak okuyoruz. Artık onlar Allahın ayetlerinden sonra hangi bir soze inanırlar

    [7] Yalana, gunaha dadanan her (kimsen) in vay haaline

    [8] Ki kendisine karsı Allahın ayetleri okunurken isidir de sonra buyukluk taslayıcı olarak bunları hic isitmemis gibi (kufrunde) ısraar eder. Iste onu cok elem verici bir azab ile mujdele

    [9] Ayetlerimizden bir sey´e muttali´ oldugu zaman o, bunu eglenti edinir, iste onlar boyle. Onlar icin zillet verici bir azab vardır

    [10] onlerinde cehennem. Onların ne kazandıkları seyler, ne de Allahı bırakıb da dostlar edindikleri nesneler kendilerinden hicbir sey´i def´edemez. Onların hakkı buyuk bir azabdır

    [11] Bu (Kur´an) bir hidayetdir. Rablerinin ayetlerine kufredenler (e gelince:) Onlar icin oyle bir azab vardır (ki bu) cok elem verici bir azab (nev´in) den (dir)

    [12] Allah, Emir (ve izn) iyle — icinde gemilerin akıb gitmesi icin, fazl (-u kerem) inden (nasıyb) aramanız icin — size denizi musahhar etmis olandır. Gerekdir ki sukredesiniz

    [13] O, goklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, kendi (canibi) nden size ram etdi. Subhe yok ki bunda, iyi dusunecek bir kavm icin, kat´i ayetler (delaletler, ibretler) vardır

    [14] (Habibim) iman edenlere soyle: Allahın gunleri (nin catıb gelecegi) ni umid etmeyenleri (n ezalarına) aldırıs etmesinler. Cunku (Allah) herhangi bir kavme (ancak) kazanmakda olduklarıyle mukaabele eder

    [15] Kim iyi amel (ve hareket) ederse bu, kendi lehine, kim de kotuluk ederse bu da kendi aleyhinedir. Nihayet (hepiniz) ancak Rabbinize donduru (lub goturu) leceksiniz

    [16] Andolsun ki biz Israil ogullarına kitab, hukum ve peygamberlik vermis, onlara tertemiz rızıklardar vermis, onları (zamanlarında) alemlerin ustune cıkarmıs idik

    [17] Onlara (din) emr (in) den acık acık deliller de vermisdik. Simdi onların (bu emr hakkında) ihtilafa dusmeleri (baska sebeble degil) ancak kendilerine (hakıykat-ı haale dair) bilgi geldikden sonra aralarındaki ihtirasdan dolayıdır. Subhesiz Rabbin onların ihtilaf etmekde oldukları seyler hakkındaki hukmunu kıyaamet gunu aralarında verecekdir

    [18] Sonra (Habibim) seni de (din) emr (in) den bir seriatın ustune me´mur kıldık. O halde sen ona tabi´ ol. Bilmezlerin heva (ve heves) lerine uyma

    [19] Cunku onlar Allah (ın iradesin) den hicbir sey´i senden kat´iyyen (uzaklasdırıb) def´edemezler. Subhe yok ki zaalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise takva saahiblerinin dostudur

    [20] Su (Kur´an) insanların kalb gozleri (ni acacak bir nuur), saglam bilgi edinecek zumre icin bir hidayet ve rahmetdir

    [21] Yoksa kotulukleri kazananlar, kendilerini, iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar gibi mi yapacagız, dirim ve olumleri bir mi olacak sandı (lar). Hukmedegeldikleri (bu) sey ne fena

    [22] Allah, gokleri ve yeri hakkın ikaamesine sebeb olarak ve herkesin kazandıgı ne ise, kendilerine asla haksızlık edilmeyerek, onunla mukaabele edilmesi icin yaratmısdır

    [23] Simdi bana haber ver: Hevaa (ve heves) ini Tanrısı edinmis, kendini, bir ilim uzerine, Allah sasırtmıs, kulagını, kalbini muhurlemis, gozune de bir perde germis bir adama Allahdan baska kim hidayet edebilir? Haala iyi dusunmeyecek misiniz

    [24] Dediler ki: «Bu (hayat) dunya hayatımızdan baska (bir sey) degildir. Oluyoruz, yasıyoruz. Bizi o surekli zamandan baskası helak etmez». Halbuki onların buna dair de hicbir bilgisi yokdur. Onlar (baska degil) sade (oyle) sanıyorlar

    [25] Karsılarında acık acık ayetlerimiz okundugu zaman onların «Eger (iddianızda) dogrucular iseniz (olmus) atalarımızı (diriltib) getirin» demelerinden baska tutanakları yokdur

    [26] De ki: «Sizi Allah diriltiyor. Sonra sizi O olduruyor. Bilahare yine sizi, hakkında hicbir subhe bulunmayan, kıyamet gunune O (getirib) toplayacakdır. Fakat insanların cogu (bunu) bilmezler

    [27] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Allahındır. Baatıla sapanlar kıyametin kopacagı gun, (iste) o gun husrana dusecekdir

    [28] Ve sen (Habibim) her ummeti diz cokmus bir halde goreceksin. Her ummet kitabı (nın bası) na cagırılacak (ve onlara soyle denilecekdir:) «Bu gun (dunyada) yapmıs olduklarınızın karsılıgı verilecek»

    [29] «Karsınızda hakkı soyleyib duran bu (kitab), bizim kitabımızdır. Subhe yok ki neler yapıyor idiyseniz biz (hepsini meleklere) yazdırıyorduk»

    [30] Artık iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) edenleri Rableri rahmetine sokacakdır. Iste bu, apacık murada erisenin ta kendisidir

    [31] Kufredenlere gelince: (Onlara da soyle denilecek:) «Karsınızda ayetlerim okunurken buyukluk taslayanlar, gunahkarlar guruhu olanlar sizler degil miydiniz»

    [32] (Ey kafirler, size:) «Subhesiz Allahın va´di hakdır. O saattin gelecegin) de asla subhe yokdur» denildigi zaman siz «O saat de neymis, bilmiyoruz. Tereddudden baska bir zamanda bulunmuyoruz. Biz (onun muhakkak gelecegine) kat´i inan ve bilgi besleyenler degiliz» dediniz

    [33] Onların yapdıkları amel (ve hareket) lerin kotulukleri, kendilerine (aid olmak uzere), acıga cıkmıs, istihza edib durdukları sey (azab) onları cepcevre kusatmısdır

    [34] (Soyle) denilmisdir: «Siz bu gununuze kavusmayı nasıl unutmus idiyseniz bu gun biz de sizi oylece (azabda) bırakacagız. Yeriniz atesdir. (Dunyadaki) yardımcılar (ınız) dan (bugun) sizi (kurtaracak) hicbir (sey ve kimse de) yokdur»

    [35] «Bunun sebebi sudur: Cunku siz Allahın ayetlerini bir eglence edindiniz. Sizi dunya hayatı aldatdı». Iste bugun onlar buradan cıkarılmayacaklar, onların tarziyeleri de kabul edilmeyecekdir

    [36] Demek, (butun) hamd, hem goklerin Rabbi, hem yerin Rabbi, hem alemlerin Rabbi Allahındır

    [37] Goklerde de, yerde de buyukluk ancak Ona mahsusdur. O, mutlak kaadirdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    Ahkaf

    Surah 46

    [1] Haa, Mim

    [2] (Bu) kitabın indirilmesi mutlak gaalib, yegane hukum ve hikmet saahibi Allahdandır

    [3] Biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunan seyleri (baska degil) ancak hakkın ikaamesine sebeb olarak ve muayyen bir va´de icin yaratdık. Kufredenler, korkutuldukları seyden yuz ceviricilerdir

    [4] De ki: «Allahı bırakıb da tapmakda olduklarınızın neydigini bana haber verin. Onların yerden hangi sey´i yaratdıklarını bana gosterin». Yoksa onların goklerde bir ortaklıgı mı var? Bundan evvel bir kitab, yahud bir ilim artıgı varsa, da´vanızda dogrucular iseniz, bana getirin

    [5] Allahı bırakıb da kendisine kıyamete kadar cevab vermeyecek kisiye (nesneye) tapmakda olan kimseden daha sapık kimdir? Halbuki bunlar, onların tapmalarından da habersizdirler

    [6] Insanlar mahserde bir araya toplatıldıkları zaman bunlar, onların dusmanları olurlar. Onların tapdıklarını (inkar ile) kufredici (nesne) ler olurlar

    [7] Karsılarında acık acık ayetlerimiz okundugu vakit (iclerinde) o kufredenler, kendilerine o hak gelince «Bu, apasikar bir buyudur» dediler

    [8] Yahud «Onu kendisi uydurdu» diyorlar. De ki: «Eger onu ben (bilfarz) uydurdumsa o halde siz Allahdan bana (gelecek azabı savmıya) hicbir vech ile guc yetiremezsiniz. O, sizin ona dair ne taskınlıklar yapıb durdugunuzu cok iyi bilendir. Benimle sizin aranızda sahid olarak O yeter. O (kufurden rucu´ ile iman edenleri) cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir»

    [9] De ki: «Ben peygamberlerden ilk defa (gelmis biri) degilim. Bana ve size ne yapılacagını bilmem. Ben, bana vahy olunmakda bulunanlardan baskasına uymuyorum. Ben (Allahın azabiyle) apacık korkutandan baskası da degilim»

    [10] De ki: «Bana haber verin, eger (bu Kur´an) Allah tarafından (gonderilmis) olup da siz (buna ragmen) onu (inkar ile) kufr ediyorsanız ve Israil ogullarından bir sahid de onun benzerine (istinaden) buna sahidlik etmis, iman etmis oldugu halde siz (iman etmeyi) kibrinize yediremiyorsanız (zulmetmis olmaz mısınız?). Subhe yok ki Allah, o zaalimler guruhunu muvaffak etmez»

    [11] O kafirler, iman edenler hakkında dedi (ler) ki: «Eger (iman) bir hayır olsaydı bizden evvel ona kosmazlardı». (Bunu soyleyenler) onunla hidayeti kabul etmedikleri de «Bu, eski bir yalandır» diyeceklerdir

    [12] Ondan evvel de, bir rehber ve bir rahmet olarak, Musanın kitabı vardı. Iste bu da zaalimleri korkutmak ve iyi hareket eden (mu´min) lere bir mujde olmak uzere Arabca bir dille (gonderilen ve Tevratı) tasdıyk eden bir kitabdır

    [13] «Rabbimiz Allahdır» deyib de sonra (butun hareketlerinde) dogrulugu iltizam edenlere, (evet) onlara hicbir korku yokdur. Onlar mahzun da olmayacaklardır

    [14] Onlar cennetin yaranıdırlar. Islemekde oldukları (iyi amel ve hareketleri) ne mukafat olmak uzere orada ebedi kalıcıdırlar onlar

    [15] Biz insana ana ve babasına iyilik etmesini tavsiye etdik. Anası onu zahmetle (karnında) tasıdı. Onu zahmetle de dogurdu. Onun bu tasınması ile Sutden kesilmesi (muddeti) otuz aydır. Nihayet o, yigitlik cagına erdigi, (hele) kırk (ıncı) yıl (ın) a ulas (ıb da tam kemaline vardıgı zaman (soyle) demisdir: «Ey Rabbim, gerek beni, gerek ana ve babamı ni´metlendirdigine sukretmemi, Senin raazi olacagın iyi amel (ve hareket) de bulunmamı bana ilham et. Zurriyyetim hakkında da benim icin salah nasıybet. Subhesiz ben sana dondum. Subhesiz ben (sana) teslim olanlardanım»

    [16] Iste bunlar —ki cennet yaranı icindedirler— islediklerinin en guzel (ler) ini kabul edecegimiz, gunahlarından gececegimiz kimselerdir. (Bu), onların va´d olunageldikleri dosdogru bir soz vermedir

    [17] Ana ve babasına: «Of size, benden evvel nice nice nesiller gelib gectigi halde beni (tekrar dirilib kabrimden) cıkarılacagımla mı tehdid ediyorsunuz?» diyen (adam yok mu?) anası, babası Allaha yalvarırlar, (ona) «Yazık sana. Iman et. Allahın va´di subhesiz hakdır» (derler). O ise «Bu (dediginiz) evvelkilerin masallarından baskası degildir» der

    [18] Iste o (ve benzerleri) cinden ve insandan kendilerinden evvel gelib gecen ummetler arasında, uzerlerine (azab) soz (u) hak olmus (kimseler) dir. Cunku bunlar husrana ugramıs olanlardır

    [19] Herkesin yapdıklarına gore dereceleri (mertebeleri) vardır. (Bu da) kendilerine hicbir haksızlık edilmeyerek amelleri (nin karsılıgını) onlara tamamen odemek icindir

    [20] Kafirlere, atesin karsısına (getirilerek) gosterilecegi gun, (denilir ki) «Siz butun zevkleri (nizi) dunya hayatınız icinde (yasayıb) bitirdiniz. Bunlarla safa surdunuz. Iste yer (yuzun) de haksız yere kibirlenmekde ve fısk (-u fucur) a sapmakda olmanıza mukaabil bugun horluk azabiyle cezalandırılacaksınız»

    [21] Aad´in biraderini —ki ondan evvel de, ondan sonra da inzar edici peygamberler gelib gecmisdi — hatırla. Hani o, Ahkaaf daki kavmini «Allahdan baskasına kulluk etmeyin. Hakıykat ben uzerinize (gelecek) buyuk bir gunun azabından korkuyorum» diye tehdid etmisdi

    [22] Dediler ki: «Sen bize, bizi Tanrılarımız (a tapmak) dan dondurmen icin mi geldin? oyleyse bizi tehdid etmekde oldugun sey´i, eger (iddianda) dogru soyleyenlerdensen, getir bize»

    [23] (Hud) dedi: «(Bunun) ilm (i) ancak Allah nezdindendir. Ben size gonderildigim sey´i teblig ediyorum. Fakat ben sizi bilmezler guruhu olarak gormekdeyim»

    [24] Artık vaktaki onu, vadilerine yonelerek gelen bir bulut haalinde, gormuslerdi. Dediler ki: «Bu, bize yagmur verici bir bulutdur». (Hud) »Hayır, (dedi), bu, carcabuk gelmesini istediginiz seydir, ruzgardır ki onda elem verici bir azab vardır»

    [25] «O, Rabbinin emriyle her sey´i helak edecekdir». Iste onlar o haale geldiler ki meskenlerinden baska bir sey gorunmez oldu. Iste gunahkarlar guruhunu biz boyle cezalandırırız

    [26] Andolsun ki size bile vermediginiz imkanlardan (cihetlerden) biz onlara (nice) kudret vermisdik. Onlara kulak (lar), gozler, gonuller de vermisdik. Fakat ne kulakları, ne gozleri, ne gonulleri onlara hicbir seyle faide vermedi. Cunku onlar Allahın ayetlerini bilerek inkar ediyorlardı. (Nihayet) istihza edegeldikleri sey cepcevre kendilerini kusatıverdi

    [27] Andolsun ki, biz kendi cevrenizdeki memleketleri helak etdik. Ayetleri, belki onlar (kufurden imaana) donerler diye, tekrar tekrar acıkladık

    [28] O vakit Allahı bırakıb da (guya Ona) yakınlıga vesile edindikleri duzme Tanrılar onlar (ın azabını savmıy) a yardım etmeli degil miydi?! Bil´akis bunlar kendilerinden ayrılıb gaaib oldular. Bu, onların yalanlarıdır, Uydurmakda oldukları seydir

    [29] Yadet o zamanı ki cinlerden bir taaifeyi Kur´an dinlemeleri icin sana (dogru) cevirmisdik. Iste bunlar onun huzuuruna gelince (birbirine) «Susun (dinleyin)» demisler, (okunması) bitirilince de (kendilerini azab ile) korkutmıya me´mur olarak kavmlerine donmuslerdi

    [30] «Ey kavmimiz, dediler, hakıykat biz Musadan sonra indirilmis olan, kendinden oncekileri tasdıyk eden, hakka ve dogru yola ileten bir kitab dinledik»

    [31] «Ey kavmimiz, Allahın da´vetcisine icabet edin. Ona iman edin ki (Allah) sizin gunahlarınızdan bir kısmını yarlıgasın ve sizi cok elem verici bir azabdan kurtarsın

    [32] Kim Allahın da´vetcisine icabet etmezse o, yer (yuzun) de (Allahı) aciz bırakacak degildir. Onun Allahdan baska yardımcıları da yokdur. Onlar apacık bir sapıklık icindedirler

    [33] Haala su hakıykatı bilmediler mi ki gokleri, yeri yaratmıs, onları yaratmakdan yorulmamıs olan Allah, oluleri de diriltmiye kaadirdir. Evet, O, her sey´e elbette kaadirdir

    [34] O kafirler atesin karsısına (getirilerek) gosterilecegi gun (kendilerine denilecek ki:) «Bu (azab) gercek degil mi imis»? Onlar «Evet, Rabbimize yemin ederiz (ki gercekdir)» dediler (diyecekler). (Allah da) «Kufredegeldiginize mukaabil tadın azabı» dedi (diyecek)

    [35] O halde (Habibim) peygamberlerden azim saahiblerinin sabretdikleri gibi sen de sabret. Onlar (ın azabı) icin acele etme. Onlar tehdid edilmekde oldukları (azabı) gorecekleri gun sanki kendileri (dunyada) gunduzun bir saatinden baska durmamıs gibi (olacaklardır). (Bu, yeter) bir tebligdir. Oyle ya, faasıklar guruhundan baskası helak edilir mi? (Asla)

    Muhammed

    Surah 47

    [1] Kufredib de Allahın yolundan yuz cevirenlerin amellerini (Allah) bosa cıkarmısdır

    [2] Iman eden, iyi iyi amel (ve hareket) eden, Muhammed (sallellahu aleyhi ve sellem) e indirilene — ki o, Rablerinden (gelen) bir hakdır— iman eden kimselerin de gunahlarını yarlıgamıs, hallerini iyilesdirmisdir

    [3] Bunun sebebi sudur : Cunku kufredenler baatıla uymuslar, iman edenlerse rablerinden (gelen) hakka tabi olmuslardır. Allah insanlara misallerini boylece acıklar

    [4] Onun icin o kufredenlerle (muhaarebede) karsılasdıgınız vakit boyunlarını vurun. Nihayet onları mecalsiz bir haale getirdiginiz zaman artık bagı sıkı tutun. (Ondan) sonra ise ya iyilik (yapın), yahud fidye (alın). Yeter ki harb (erbabı) agırlıklarını bıraksın. (Emir) boyledir. Eger Allah dileseydi onlardan (muhaarebesiz olarak da) elbet intikaam alırdı. Fakat (muhaarebeyi emr etmesi) sizi birbirinizle imtihan etmesi icindir. Allah yolunda oldurulenlerin amel (ve hizmet) lerini asla bosa cıkarmaz O

    [5] Onlara muvaffakıyyet verir, hallerini iyilesdirir

    [6] onları, kendilerine tanıtdıgı, cennete sokar

    [7] Ey iman edenler, siz Allah (ın dinine, Onun peygamberi zisanın) a yardım ederseniz O da (dusmanınıza karsı) size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar

    [8] Kufredenler (e gelince): Onların hakkı yuzu koyun kapanmakdır. (Allah) onların amel (ve hizmet) lerini bosa cıkarmısdır

    [9] Bunun sebebi sudur: Cunku onlar Allahın indirdigini cirkin gormuslerdir. O da onların amellerini heder etmisdir

    [10] Onlar kendilerinden evvelkilerin sonuclarının nice olduguna bakmaları icin yer (yuzun) de gezib dolasmadılar mı? Allah onların kokunu kırmısdır. O kafirlerin hakkı da bunun benzerleridir

    [11] Bunun sebebi sudur: Cunku Allah subhesiz iman edenlerin velisi (yardımcısı) dır. Kafirler (e gelince: hakıykaten) onların velisi (yardımcısı) yokdur

    [12] Subhesiz ki Allah iman edib de iyi amel (ve hareket) edenleri altlarından ırmaklar akan, cennetlere sokar. Kufredenler (e gelince: —ki) onlar (dunyada sade) zevk-u safaa ederler, davarların yedigi gibi yerler— onların yeri de atesdir

    [13] Biz nice memleket (ler halkını) ki (her biri) seni (icinden) cıkaran (oz) memleketinden daha cok kuvvetli idi — helak etdik. (O zaman) onların (selametine) hicbir yardımcı da yokdu

    [14] Oyle ya, Rabbinden apacık bir burhan uzerinde bulunan kimse, o kotu amel (ve hareket) i kendisine suslu gosterilmis heva (ye heves) lerine uymus kimseler gibi midir

    [15] (Sirkden) sakınanlara va´d olunan cennetin sıfatı (sudur:) Icinde rengi, kokusu, hicbir vasfı bozulmayan sudan ırmaklar, tadına halel gelmeyen sutten ırmaklar, icenlere lezzet veren sarabdan ırmaklar, suzme baldan ırmaklar vardır, Orada meyvelerin her (cesidi) onlarındır. (ustelik) Rablerinden de magfiret vardır. Hic bu (nlar), o atesde ebedi kalan ve bagırsaklarını parca parca eden kaynar sudan icirilen kimseler gibi midir

    [16] Onlardan oyle kimseler vardır ki seni dinler (ler). Nihayet yanından cıkdıkları zaman kendilerine ilim verilmis olanlara «O, demin ne soylediydi ha?» derler. Onlar oyle kisilerdir ki Allah kalblerinin uzerine muhur basmısdır. Onlar hevaa (ve heves) lerine uymuslardır

    [17] Hidayeti kabul edenler (e gelince: Allah) onların muvaffakıyyetini artırmıs, onlara (atesden nasıl) kacınacaklarını ilham etmisdir

    [18] Haala onlar o saatden ve onun kendilerine ansızın geleceginden baskasını mı bekliyorlar? iste onun alametleri gelmisdir, oyleyse bu, onlara geldigi vakit dusunub ibret almaları kendilerine ne faide verecek

    [19] Binaen´aleyh (fırsat elde iken) su: «Allahdan baska hicbir Tanrı yokdur» hakıykatını bil, hem kendinin, hem erkek mu´minlerle kadın mu´minlerin gunahının yarlıganmasını iste Allah dolasdıgınız yeri de bilir, barındıgınız yeri de

    [20] Iman edenler «(Cihad hakkında) bir sure indirilmeli degil miydi?» derler (di). Fakat hukmu baakıy bir sure indirilib de icinde muhaarebe zikr olununca kalblerinde maraz bulunanların —olum (zamanında) ustlerine baygınlık gelmis olanların bakısı gibi— sana bakmakda olduklarını gordun. Hay (o korkdukları) baslarına gelesi adamlar

    [21] (Onların vazifesi) taatdı, guzel soz soylemek (tatlı dil kullanmak) dı. Bunun icin onlar, is ciddilesince, derhal Allaha (verdikleri sozde) sadakat gosterselerdi kendileri icin elbet hayırlı olurdu

    [22] Demek, idareyi ve haakimiyyeti ele alırsanız hemen yer (yuzun) de fesad cıkaracak, akrıbalık munasebetlerinizi bile parcalayıb keseceksiniz oyle mi

    [23] Onlar oyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden tardetmis de (kulaklarını) sagır, gozlerini kor yapmısdır

    [24] (Oyle olmasa) Kur´anı iyiden iyi anla (yıb hakkı tanı) mazlar mı? Daha dogrusu onların kalbler (i) uzerinde (kat kat) kilidler vardır

    [25] Hakıykat, kendilerine hidayet besbelli oldukdan sonra arkalarına donenler (yok mu?) seytan onları fitlemis, onlara uzun zaman gostermisdir

    [26] Bunun sebebi sudur: Cunku hakıykaten onlar Allahın indirdigini hos gormeyenlere «Biz size ba´zı emirde itaat edecegiz» dediler. Halbuki Allah onların gizli konusduklarını da biliyor

    [27] Artık melekler onların, yuzlerine ve arkalarına vura vura, canlarını alırken (halleri) nice olacak

    [28] Bu akıbetin sebebi sudur: Cunku hakıykaten onlar Allahı gazablandıran seylere tabi´ oldular, onun rızaasından hoslanmadılar da O da amel (ve hareket) lerini bosa cıkardı

    [29] Yoksa kalblerinde maraz bulunanlar, kinlerini Allahın asla (meydana) cıkarmayacagını mı sandı (lar)

    [30] Eger biz dilersek sana onları her halde gosteririz de sen de kendilerini mutlakaa simalarından tanırsın. Andolsun sen onları sozlerinin uslubundan da tanırsın. Allah amel (ve hareket) terinizi bilir

    [31] Andolsun sizi imtihan edecegiz. Taki icinizden mucahidleri ve sabr-u sebat edenleri belirtelim. Haberlerinizi acıklayalım

    [32] Hakıykat, kufredib de Allah yolundan sapanlar, hidayet (yolu) kendilerine besbelli oldukdan sonra bile, peygambere muhaalefet edenler Allaha hicbir seyle zarar yapamazlar. O, bunların amellerini hep bosa cıkarır

    [33] Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Peygambere itaat edin. Amellerinizi bosa cıkarmayın

    [34] Kufredib de Allah yolundan sapan, sonra kafirler olarak olenler (yok mu?) Allah onları kat´iyyen yarlıgamaz

    [35] Onun icin (dusmana karsı) gevsek davranmayın. Siz daha gaalib (ve kaahir durumda) iken (dusmanları, zillet gostererek) sulha da´vet etmeyin. Allah sizinle beraberdir. Amel (ve hizmet) leriniz (in mukafatın) ı asla eksiltmez O

    [36] Dunya hayaatı ancak bir oyun ve bir eglencedir. Eger iman eder, (sirkden) sakınırsanız size mukafatlarınızı verir. O, sizden mallarınızı (n tamamını) da istemez

    [37] Eger sizden onları (n tamamını) ister, bu suretle sizden (talebde) ileri giderse cimri olursunuz ve (bu), sizin kinlerinizi acıga cıkarır

    [38] Iste siz Allah yolunda (ancak farz olanı) harcamanıza da´vet edilmekde olanlarsınız. Fakat Icinizde (yine) cimrilik edenler vardır. Kim cimrilik ederse ancak kendi nefsine cimrilik etmis olur. Allah (sizin nafakanıza muhtac degildir) ganidir. Siz ise (Onun) fakirler (i, muhtacları) sınız. Eger (Ona taatden) yuz cevirirseniz yerinize sizden baska bir kavmi getirir. Sonra da onlar sizin benzerleriniz olmazlar

    Fetih

    Surah 48

    [1] Biz hakıykat sana (Hudeybiyye musaalehası ile) apasikar bir feth (-u zafer yolu) acdık

    [2] (Bu), gecmis ve gelecek gunahını Allahın yarlıgaması, senin uzerindeki ni´metini tamamlaması, seni (bu sayede) dogru yola iletmesi icindir

    [3] Ve Allahın sana cok serefli bir muzafferiyyetle yardım etmesi icin (dir)

    [4] O, mu´minlerin yureklerine — imanlarını katmerli bir iman ile artırmaları icin— sekineti (kuvve-i ma´neviyyeyi) indirendir. Goklerin ve yerin orduları Allahındır. Allah her sey´i hakkıyle bilendir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [5] (Butun bu lutuflar) erkek mu´minlerle kadın mu´minleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere —iclerinde ebedi ve sermedi olarak — sokmak, onların gunahlarını yarlıgamak icindir. Iste bu, Allah indinde (sizin) en buyuk kurtulus (unuz) ve seadet (iniz) dir

    [6] (Bir de bu fazl-u keremler) Allaha kotu zanda bulunan erkek munafıklarla kadın munafıkları ve erkek musriklerle kadın musrikleri — ki kotu hezimet baslarına gelsin — (bir cok sekil ve nev´ilerde) azablandtrmak icin (dir). Allah onlara karsı gazablanmıs, onları rahmetinden kogmusdur. Onlara cehennemi de hazırlamısdır ki varacakları (bu) yer ne kotudur

    [7] Goklerin ve yerin (azab) orduları (da rahmet ve nusret orduları gibi) Allahındır. Allah mutlak kaadirdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [8] Hakikat biz, seni bir sahid, bir mujdeleyici, bir korkutucu olarak gonderdik

    [9] ki (hepiniz ey insanlar) Allaha ve peygamberine iman edesiniz, ona yardım edesiniz, onu buyuk tanıyasınız, sabah ve aksam O´nu (Allahı) tesbih (ve tenzih)´ edesiniz

    [10] Gercek, sana biat edenler ancak Allaha biat etmis olurlar. Allahın eli onların elleri ustundedir. Su halde kim (bu bagı) cozerse kendi aleyhine cozmus olur. Kim de Allah ile sozlesdigi sey´e vefa (onun hukmunu ifa) ederse O da ona buyuk bir ecir verecekdir

    [11] Bedevilerden geri bırakılanlar yakında sana «Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Onun icin bizim yarlıganmamızı isteyiver» diyecekler. Onlar kalblerinde olmayan sey´i dilleriyle soylerler. Sen de ki: «Allah size bir zarar diler, yahud size bir faide dilerse Allah (ın mesiyyetinden ve kazaasından) her hangi bir seyle sizi kim men´edebilir? Hayır, Allah yapmakda oldugunuz her seyden hakkıyle haberdardır»

    [12] Daha dogrusu siz peygamberin de, mu´minlerin de ailelerine temelli donemeyeceklerini sandınız. Bu, sizin kalblerinizde suslen (ib kokles) di. Kotu zanda bulundunuz. (Bu yuzden Allah indinde) helake mahkum bir kavm oldunuz

    [13] Kim Allaha ve peygamberine iman etmezse muhakkak (bilsin) ki biz o kafirler icin cılgın bir ates hazırlamısızdır

    [14] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Allahındır. Kimi dilerse yarlıgar, kimi dilerse azablandırır. Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [15] Siz ganimetler almak icin gitdiginiz vakit o geri bırakılanlar diyecek (ler) ki: «Bırakın biz de arkanıza duselim». Onlar (bununla) Allahın sozunu degisdirmelerini isterler. De ki: «Bizim arkamıza asla dusemezsiniz siz. Allah, daha evvel boyle buyurmusdur». Bunun uzerine de «Hayır, siz bizi cekemiyorsunuz» diyeceklerdir. Bil´akis onlar (baska degil) pek az anlar kimselerdir

    [16] Bedevilerden o geri bırakılanlara de ki: «Siz yakında cetin bir harb ehli olan bir kavme, siz kendileriyle muhaarebe etmek, yahut (muhaarebesiz) onlar (ın) musluman ol (malarını sagla) mak uzere da´vet olunacaksınız. Binaen´aleyh (onlarla dogusmek hususunda) itaat ederseniz Allah size guzel bir mukafat verir, eger evvelce dondugunuz gibi donerseniz sizi elem verici bir azab ile azablandırır.»

    [17] A´maaya (muhaarebeden geri kalmak hususunda) vebal yok. Topala vebal yok. Hastaya vebal yok. Kim Allaha ve resulune itaat ederse (Allah) onu altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim geri kalırsa onu da elem verici bir azab ile azablandırır

    [18] Andolsun ki Allah mu´minlerden —seninle o agacın altında biat ederlerken— raazi olmusdur da kalblerindeki bilerek uzerlerine kuvve-i ma´neviyyeyi indirmis ve onları yakın bir feth ile ve alacakları bir cok ganimetlerle mukafatlandırmadır. Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [19] Andolsun ki Allah mu´minlerden —seninle o agacın altında biat ederlerken— raazi olmusdur da kalblerindeki bilerek uzerlerine kuvve-i ma´neviyyeyi indirmis ve onları yakın bir feth ile ve alacakları bir cok ganimetlerle mukafatlandırmadır. Allah mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [20] Allah size alacagınız daha bircok ganimetler de va´detmis, simdilik bunu size pesin vermis, insanların ellerini sizden cekmisdir. (Bunun) hikmeti de mu´minlere bir ayet olması ve sizi (Allahın) dogru bir yola iletmesidir

    [21] Size henuz guc yetiremediginiz daha diger (ganimet) ler de (vermisdir). Allah butun onları (ilmiyle) hakıykaten kusatmısdır, Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [22] Eger o kufredenler sizinle carpıssalardı mutlak arkalarına doneceklerdi. Sonra da ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulamayacaklardı

    [23] Allahın oteden beri cari olagelen sunneti (adeti budur). Allahın sunnetinde asla degisiklik bulamazsın

    [24] O, sizi Mekkenin karnında onlara karsı muzaffer kıldıkdan sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan cekendi. Allah ne yaparsanız hakkıyle gorucudur

    [25] Onlar, kufreden, sizi Mescid-i haramdan ve alıkonulmus hediyyelerin mahalline ulasmasından men´ edenlerdir. Eger (Mekkede) kendilerini henuz tanımadıgınız mu´min erkeklerle mu´min kadınları bilmeyerek cigneyib de o yuzden size bir vebal isaabet edecek olmasaydı (Allah size feth icin elbette izin verirdi). (Bunu) kimi dilerse onu rahmetine kavusdurmak icin (yapdı). Eger onlar secilib ayrılmıs olsalardı biz onlardan kufredenleri muhakkak elem verici bir azaba giriftar etmisdik bile

    [26] O kufredenler kalblerine o taassubu, o cahillik taassubunu yerlesdirdigi sırada idi ki hemen Allah, resulunun ve mu´minlerin uzerine kuvve-i ma´neviyyesini indirdi, onları takva sozu uzerinde durdurdu. Onlar da buna cok layık ve buna ehil idiler. Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [27] Andolsun ki Allah, resulunun gordugu ru´yanın hak oldugunu tasdıyk etmisdir. Insaallah (hepiniz) —emniyyet icinde, (kiminiz) baslarınızı tıras etdirerek, (kiminiz saclarınızı) kısaltarak— korkusuzca mutlakaa Mescid-i haraama gireceksiniz. Fakat (Allah) sizin bilmediginizi bildi de ondan once yakın bir feth yapdı

    [28] O, peygamberini hidayetle ve hak din ile gonderendir. (Bu da) onu (o hak dini) diger butun din (ler) e gaalib kılmak icin (dir). (Senin bu suretle gonderildigine) tam sahid olarak da Allah yeter

    [29] Muhammed Allahın resuludur. Onun maiyyetinde bulunanlar da kafirlere karsı cetin (ve metin), kendi aralarında merhametlidirler. Onları ruku´ ediciler, secde ediciler olarak gorursun. Onlar Allahdan (daima) fazl (-u kerem) ve rızaa isterler. Secde izinden (meydana gelen) nisanları yuzlerindedir. Iste onların Tevratdaki vasıfları budur. Indideki vasıfları da (soyledir: Onlar) filizini yarıb cıkarmıs, gitgide onu kuvvetlendirmis, kalınlasmıs, sakları uzerine dogrulub kalkmıs bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hosuna gider. (Ashab hakkındaki bu tesbih) onunla kafirleri ofkelendirmek icin (dir). Iclerinden iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlara Allah hem magfiret, hem buyuk mukafat va´d etmisdir

    Hucurât

    Surah 49

    [1] Ey iman edenler, Allahın ve resulunun huzurunda (sozde ve isde) one gecmeyin. Allahdan korkun. Cunku Allah hakkıyle isiden, (her sey´i) bilendir

    [2] Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesinden yuksek cıkarmayın. Ona sozle birbirinize bagırdıgınız gibi bagırmayın ki siz farkına varmadan amelleriniz bosa gidiverir

    [3] Hakıykat, Allahın peygamberi yanında seslerini yavaslatanlar (yok mu?) onlar Allahın takva icin kalblerini imtihaan etdigi kimselerdir. Onlar icin magfiret ve buyuk mukafat vardır

    [4] Hucrelerin ardından sana unleyenler (var ya) onların, cogunun akılları ermez

    [5] Eger onlar, sen kendilerine cıkıncaya kadar, sabretselerdi kendileri icin elbet daha hayırlı olurdu. (Bununla beraber) Allah, cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [6] Ey iman edenler, eger bir faasık size bir haber getirirse onu tahkıyk edin. (Yoksa) bilmeyerek bir kavme satasırsınız da yapdıgınıza pesiman kimseler olursunuz

    [7] Hem bilin ki icinizde Allahın peygamberi vardır. Eger o, bir cok is (ler) de size uysaydı muhakkak ki sıkıntıya ugrardınız. Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalblerinizde susledi. Kufru, faasıklıgı, isyanı size cirkin gosterdi. Iste rusdunu bulanlar da onların ta kendileridir

    [8] (Size kufru, faasıklıgı, isyanı cirkin gostermesi sırf) Allahdan bir fazl (u kerem) ve ni´met olmak icindir. Allah hakkıyle bilendir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [9] Eger mu´minlerden iki zumre birbiriyle dogusurlerse aralarını (bulub) barısdırın. Eger onlardan biri digerine karsı haala tecavuz ediyorsa siz, o tecavuz edenle, Allahın emrine donunceye kadar, savasın. Binnetice eger (Allahın emrine) donerse artık adaletle aralarını (bulub) barısdırın. (Her isinizde) adalet (le hareket) edin. Allah, subhesiz ki, aadil olanı sever

    [10] Mu´minler ancak kardesdirler. O halde iki kardesinizin arasını (bulub) barısdırın. Allahdan korkun. Taki esirgenesiniz

    [11] Ey iman edenler, bir kavm diger bir kavm ile alay etmesin. Olurki (alay edilenler Allah indinde) kendilerinden (ya´ni alay edenlerden) daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları (eglenceye almasın). Olurki onlar (eglenceye alınanlar) kendilerinden daha hayırlıdır. (Kendi) kendinizi ayıblamayın. Birbirinizi kotu lakablarla cagırmayın. Imandan sonra faasıklık ne kotu addır! Kim (Allahın yasak etdigi seylerden) tevbe etmezse onlar zaalimlerin ta kendileridir

    [12] Ey iman edenler, zannın bir cogundan kacının. Cunku ba´zı zan (vardır ki) gunahdır. Birbirinizin kusurunu arasdırmayın. Kiminiz de kiminizi arkasından cekisdirmesin. Sizden her hangi biriniz olu kardesinin etini yemekden hoslanır mı? Iste bundan tiksindiniz! Allahdan korkun. Cunku Allah tevbeleri kabul edendir, cok esirgeyicidir

    [13] Ey insanlar, hakıykat biz sizi bir erkekle bir disiden yaratdık. Sizi, (sırf) birbirinizle tanısmanız icin buyuk buyuk cem´iyyetiere, kucuk kucuk kabilelere ayırdık. Subhesiz ki sizin Allah nezdinde en serefliniz takvaca en ileride olanınızdır. Hakıykaten Allah her sey´i bilen, her seyden haberdar olandır

    [14] Bedeviler «Iman etdik» dediler. De ki: «Siz iman etmediniz amma, (bari) musluman olduk deyin. Iman henuz sizin kalblerinize gir (ib yerles) memisdir. Eger Allaha ve peygamberine itaat ederseniz O, sizin amel (ve hareket) lerinizden hicbir sey eksiltmez. Cunku Allah (mu´minleri) cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir»

    [15] Mu´minler ancak o kimselerdir ki Allaha ve resulune iman etdikden sonra subheye sapmayıp Allah yolunda mallariyle, canlariyle savasırlar. Iste onlar (imanlarında) saadık olanların ta kendileridir

    [16] De ki: «Siz dininizi Allaha mı ogretiyorsunuz? Halbuki Allah, goklerde ne var, yerde ne varsa bilir. Allah her sey´i hakkıyle bilendir

    [17] Onlar Islama girdiklerini senin basına kakıyorlar. (Onlara) de ki: «Muslumanlıgınızı benim basıma kakmayın. Bil´akis sizi imana muvaffak etdigi icin size Allah minnet eder, eger size («Inandık» demenizde) sadık (insan) larsanız

    [18] Subhesiz goklerin ve yerin gaybını Allah bilir. Allah, ne yapıyorsanız hakkıyle gorucudur

    Kâf

    Surah 50

    [1] Kaaf, o cok serefli Kur´ana yemin ederim ki (Mekke kafirleri peygambere iman etmediler)

    [2] Bil´akis o kafirler, kendilerine iclerinden inzar edici (bir peygamber) geldi diye, hayrete dusduler de «Bu, dediler, sasılacak bir sey»

    [3] «Oldugumuz ve bir toprak oldugumuz vakit mi (tekrar hayata donecekmisiz)? Bu, (ihtimalden) uzak bir donusdur»

    [4] Toprak, onlardan neleri (yeyib) eksiltdiginizi biz muhakkak bilmisizdir. Nezdimizde de (her sey´i) hıfız (ve tesbit) eden bir kitab vardır

    [5] Hayır, onlar, kendilerine hak gelince (onu) tekzib etdiler. Simdi onlar sasırmıs bir haldedirler

    [6] Ustlerindeki goge bakmadılar mı, onu nasıl bina etdik. Onu (yıldızlarla) nasıl donatdık. Onun hicbir gedigi de yok

    [7] Yere de (bakmadılar mı?) Onu (nasıl) dosedik. Ona (nasıl) sabit daglar koyduk. Onda her sınırdan ice ferah verici (ne) ciftler bitirdik

    [8] (Biz, butun bunları) taatımıza donen her kulun kalb gozunu acmak, (ona) ibret vermek icin (yapdık)

    [9] Gokden de bereketli su indirdik de onunla bagceler, bicilecek taneler bitirdik

    [10] Ve domurcukları birbiri ustune binmis uzun boylu hurma agacları (yetisdirdik)

    [11] ki (bunlar) kullarına rızık olmak icin (yaratılmıslardır). Biz onunla olu bir memlekete can verdik, iste (kabirden) cıkıs da boyledir

    [12] Onlardan evvel Nuuh kavmi, Ress yaranı, Semud (kavmi) de tekzib etdi (ler)

    [13] Aad, Fir´avn ile Lutun ihvaanı

    [14] Eyke yaranı ve Tubba´ kavmi dahi (tekzib etdiler. Evet, bunların) her biri (gonderilen) peygamberleri tekzib etdiler de benim tehdidim (onlara) hak oldu

    [15] Ya biz ilk yaratısda aciz mi gosterdik (ki tekrar diriltmekten aciz olalım)? Hayır, onlar bu yeni yaratısdan suphe icindedirler

    [16] Andolsun, insanı biz yaratdık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekde oldugunu da biliriz. (Cunku) biz ona sah damarından daha yakınız

    [17] Hatırla ki (insanın) hem sagında, hem solunda oturan, onun amellerini tesbit etmekde olan iki de (melek) vardır

    [18] O, bir soz atmaya dursun, mutlak yanında haazır bir gozcu vardır

    [19] (Bir gun bakarsın ki) olum baygınlıgı, gercek olarak gelmis. «Iste bu, senin kacıb durdugun sey» (denilmis) dir

    [20] Suur´a da ufurulmusdur. Iste bu, tehdidin (tehakkuk etmis) gunudur

    [21] (O gun) herkes, beraberinde surucu ve sahid (iki melek) bulundugu halde, (mahsere) gelmisdir

    [22] Andolsun ki sen (dunyada) bundan gafletde idin. Iste senden perdeni kaldırıb acdık. Bugun gozun (ne kadar) keskindir

    [23] Onun yoldası olan (melek) dedi (der) ki: «Iste yanımda (yazılı) olan sey karsındadır»

    [24] (Ey iki melek, hakka karsı) alabildigine inadeden, hayra butun hızıyle engel olan, zaalim, subheci her nankoru atın cehenneme

    [25] (Ey iki melek, hakka karsı) alabildigine inadeden, hayra butun hızıyle engel olan, zaalim, subheci her nankoru atın cehenneme

    [26] Ki o, Allah ile beraber diger bir Tanrı daha edinendir. Haydi ikiniz birden onu en cetin azabın icine atın

    [27] Arkadası (olan seytan) «Ey Rabbimiz, onu ben azdırmadım. Fakat o, (zaten hakdan) uzak bir sapıklık icinde idi» dedi (ler)

    [28] (Allah) buyurdu (buyurur): «Benim huzuurumda cekismeyin. Ben size onceden tehdid gondermisdim»

    [29] «Benim yanımda soz degisdirilmez. Ben kullara zulumkar da degilim»

    [30] O gun cehenneme «Doldun mu?» diyecegiz. O da «Daha var mı?» diyecek

    [31] Cennet, takva saahiblerine, uzak olmayarak, yaklasdırılmısdır

    [32] Iste size va´d olunan; (gordugunuz su) cennetdir ki (o, Allahın taatına) donen, Onun (hudud ve ahkamına) riayet eden

    [33] Cok esirgeyici Allaha (butun samimiyyetiyle) gıyabi saygı gosteren, Hakkın taatına yonelmis bir kalb ile gelen kimselere haasdır

    [34] Selametle girin oraya, iste bu, ebedilik gunudur

    [35] Orada onlar ne dilerlerse var. Nezdimizde daha fazlası var

    [36] Biz, bunlardan evvel nice nesilleri helak etdik ki onlar kuvvetce kendilerinden daha (ustun ve) cetin idiler, (Oyle ki olumden kurtulmak icin) memleketlerde delikler aramıslardı. (Fakat) firara bir (care) var mıydı

    [37] Subhesiz ki bunda aklı olan, yahud, kendisi huzuur (-ı kalb) icinde olarak, kulak veren kimseler icin elbette bir ogud (ve haatıra) vardır

    [38] Andolsun ki biz gokleri, yeri ve ikisi arasında bulunan seyleri altı gunde yaratmısızdır. Bize hicbir yorgunluk da dokunmamısdır

    [39] (Habibim) ne derlerse sen (simdilik) sabret. Rabbini, gunesin dogusundan evvel ve batısından once, hamd ile tesbih (ve tenbih) et

    [40] Gecenin bir cuz´unde ve secdelerin arkalarında da onu tesbih et

    [41] Nida edenin yakın bir yerden unleyecegi gune kulak ver

    [42] O gun (butun halk) o hak sayhayı isideceklerdir. Iste bu (kabirden) cıkıs gunudur

    [43] Oldurecek de, diriltecek de subhesiz ki biziz, biz. Donus de ancak bizedir

    [44] O gun hepsi sur´atle cıkmak uzere arz kendilerinden ayrılır. Iste bu, bize gore kolay olan bir hasirdir

    [45] Biz onların neler demekde olduklarını cok iyi bileniz. Onların ustunde bir zorba degilsin sen. Onun icin benim tehdidimden korkacaklara (sadece) Kur´an ile ogut ver

    Zâriyât

    Surah 51

    [1] Tozutup savuran (ruzgar) lar

    [2] Sonra (su) yuku (nu) tasıyan (bulut) lar

    [3] sonra kolayca akan (gemi) ler

    [4] sonra is bolumu yapan (melek) ler hakkı icin

    [5] subhesiz ki size va´d olunan (seylerin hepsi) elbette dogrudur

    [6] Subhesiz ki (amellere gore) ceza (ya´ni mukaabele) de elbette vaaki´dir

    [7] O haareli yollara saahib gok hakkı icin

    [8] hakıykat, siz kat´i ihtilafa dusen bir soz icindesinizdir

    [9] Ondan dondurulen kimseler dondurulur

    [10] Kahr olsun o koyu yalancılar

    [11] ki onlar koyu bir cehalet icinde kalmıs gaafil kimselerdir

    [12] Onlar, o ceza gununun ne zaman oldugunu sorarlar

    [13] (O gun) kendilerinin ates uzerinde azaba ugratılacakları gundur

    [14] (Onlara) «Tadın azabınızı. Iste (dunyada) carcabuk (gelmesini) isteyegeldiginiz bu idi» (denilir)

    [15] Subhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdigi (sevabı) ahz (-u kabul) etmis (ve bundan raazi olmus) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın basların) dadırlar. Cunku onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi

    [16] Subhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdigi (sevabı) ahz (-u kabul) etmis (ve bundan raazi olmus) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın basların) dadırlar. Cunku onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi

    [17] Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı

    [18] Sehar vakıflarında da onlar istigfar ederlerdi

    [19] Onların mallarında sailin ve (kemal-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardı

    [20] (Kure-i) arzda kamil bilgi saahibleri icin nice ayetler vardır

    [21] Kendi nefislerinizde dahi (nice ayetler var. Bunları) gormuyor musunuz

    [22] Rızkınız ve size va´d olunagelen seyleri gok (ler) dedir

    [23] Iste o gogun ve yerin Rabbine andolsun ki (va´d olundugunuz) o (seyler) tıpkı sizin konusdugunuz gibi subhesiz ve kat´i bir gercekdir

    [24] Ibrahimin (Allah indinde) serefli musafirlerinin haberi sana geldi mi

    [25] Hani bunlar, onun yanına girmislerdi de «Selam» demislerdi. (Ibrahim de) «selam» demis (selam ile mukaabele etmis), «(Bunlar) tanınmamıs bir zumre» demisdi

    [26] Hemen (gizlice) ailesine gidib semiz bir dana getirdi de

    [27] Bunu onlara yaklasdırdı. «Yemez misiniz?» dedi

    [28] Derken icine onlardan gizli bir korku cokdu. «Korkma» dediler ve onu cok bilgin bir ogulla mujdelediler

    [29] Bunun uzerine (Ibrahimin) zevcesi (Sare) bir feryad icinde yonelib (elini) yuzune vurdu. «(Ben) dogurmaz bir koca karı (yım)» dedi

    [30] Onlar «oyledir. Fakat (bunu) Rabbin buyurdu. Cunku O, asıl hukum ve hikmet saahibi olan, (hersey´i) hakkıyle bilen odur» dediler

    [31] (Ibrahim) «Ey gonderilmis (melekler) sizin haal-u sanınız nedir?» dedi

    [32] Onlar «Biz gunahkarlar guruhuna gonderildik», dediler

    [33] «Cunku uzerlerine camurdan taslar atacagız»

    [34] «ki (bunların her biri) asırı hareket edenlere haas olmak uzere Rabbin nezdinde nisanlanmıs (dır)»

    [35] Derken orada mu´minlerden kim varsa cıkardık

    [36] Fakat orada muslumanlardan bir ev (halkın) dan baskasını da bulmadık

    [37] (Bununla beraber) orada elem verici azabdan, korkacaklar icin, bir alamet de bırakdık

    [38] Musa (nin kıssasın) da da (ibret vardır). Hani onu apacık bir huccetle Fir´avne gondermisdik de

    [39] O, ordusiyle birlikde (imandan) yuz cevimis, (onun hakkında) «Ya bir sihirbazdır, yahud bir mecnundur» demisdi

    [40] Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi

    [41] Aad (kavminin helak edilmesin) de de (ibret vardır). Hani onların uzerine o kısır ruzgarı gondermisdik

    [42] (Oyle bir ruzgar ki) her ugradıgı sey´i (yerinde) bırakmıyor, mutlakaa onu kul gibi savuruyordu

    [43] Semud (kavminin ilhakin) de de (bir ibret vardır). Hani onlara «Bir zamana kadar faidelene durun» denilmisdi de

    [44] Rablerinin emrinden uzaklasıb azmıslardı. (Bu yuzden) kendilerine de gore gore, onları yıldırım tutuvermisdi

    [45] Iste (bu sebeble) ayakda durmıya guc yetiremediler, yardım edenleri de olmadı

    [46] Daha evvel de Nuuh kavmini (helak etdik). Cunku onlar (kufr-u ısyanlarıyle dogrulukdan) cıkmıs fasık kavmdi

    [47] Biz gogu kuvvetle bina etdik. Cunku biz muhakkak ve mutlak bir (vus´at ve) kudrete malikizdir

    [48] Yeri de biz dosedik. (Bak biz) ne guzel doseyiciler (iz)

    [49] Her seyden de iki cift yaratdık, olur ki inceden inceye dusunursunuz diye

    [50] O halde (Habibim, de ki:) «Hepiniz Allaha kacın. Hakıykat, ben sizi On (un azabın) dan acıkca korkutan (bir peygamber) im»

    [51] «Allahın yanına diger bir Tanrı daha katmayın. Hakıykat, ben sizi (Allahın azabından) apasikar korkutan (bir peygamber) im»

    [52] Onlardan evvelkilere de herhangi bir peygamber gelmedi ki (onun hakkında da) mutlakaa boylece sihirbaz, yahud mecnun dediler

    [53] Hepsi de bunu birbirine tavsiye mi etdiler?! Hayır, onlar (umumiyyetle) azgınlar guruhunun ta kendileridir

    [54] O halde (Habibim) onlardan yuz cevir. Artık sen, kınanacak (mes´ul olacak) degilsin

    [55] Sen (sade Kur´an ile) va´z et. Cunku subhesiz ogut mu´minlere faide verir

    [56] Ben cinleri de, insanları da (baska bir hikmete degil) ancak bana kulluk etsinler diye yaratdım

    [57] Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Bana (yemek) yedirmelerini de istemiyorum

    [58] Subhesiz rızkı veren, O pek cetin kuvvet saahibi Allahın kendisidir

    [59] Artık muhakkak ki o zulmedenler icin (gecmis) arkadaslarının (azab) hissesi gibi bir nasıyb (-i husran) vardır. Simdi (onu) acele istemesinler

    [60] Iste kendilerine va´d (ve tehdid) edilegelen gunlerinden (dolayı) vay o kufredenlere

    Tûr

    Surah 52

    [1] Andolsun «Tuur» a

    [2] Nesredilmis kagıd (lar) icinde yazılı kitaba

    [3] Nesredilmis kagıd (lar) icinde yazılı kitaba

    [4] Ma´muur eve

    [5] Yukseltilmis tavana

    [6] Dolan denize

    [7] Ki Rabbinin azabı hic subhesiz vaaki´dir (inecekdir)

    [8] Onu defedecek (hicbir sey de) yokdur

    [9] O gun gok sallanıb calkanır

    [10] Daglar (yerinden kopub) yurur

    [11] Vay artık o gun (peygamberleri once) tekzib edenlere

    [12] Ki onlar daldıkları baatıl icinde oynayıb duranlardır

    [13] O gun onlar cehennem atesine itilib kakılırlar

    [14] (Soyle denilecek:) «Iste sizin yalan saymakda idiginiz ates budur»

    [15] «(Peki) bu da mı sihir?! Yoksa siz (yine buyulendiniz de) gormuyor musunuz»

    [16] Girin oraya! Ister dayanın, ister dayanmayın, sizce birdir. Siz ancak yapageldiklerinizin cezasına carpılıyorsunuz»

    [17] Subhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar cennetler, ni´met (ler) icindedirler

    [18] Rablerinin kendilerine verdigi ile zevkyab olarak. Rableri onları o cılgın cehennemin azabından korumusdur

    [19] (Soyle denilir:) «(Iyi) amel (ve hareket) etmis oldugunuz icin aafiyetle yeyin, icin»

    [20] «Sıra sıra dizilmis tahtlara yaslananlar olarak». Biz onlara sahin gozlu huurileri es yapdık

    [21] Iman edib de zurriyyetleri de iman ile kendilerine ta´bi olanlar (yok mu?) biz onların nesillerini de kendilerine katdık. Kendilerinin amelinden bir sey de eksiltmedik. Herkes kazancı mukaabilinde bir rehindir

    [22] Onlara canlarının isteyecegi meyve (ler) i, et (ler) i de bol bol verdik

    [23] Orada birbirleriyle oyle kadeh cekisirler ki! Onda ne bir sacmalama, ne de bir gunaha sokma yokdur

    [24] O sadefleri icinde gizlenmis inci gibi civanlar da kendilerine (hizmet icin) etraflarında doner (ler)

    [25] (Ehl-i cennet) birbirine yonelib (hallerini ve amellerini) sorusdururlar

    [26] (Soyle) diyerek: «Biz hakıykat bundan evvel (dunyada) ailelerimiz icinde (aakıbetimizden) korkanlardık»

    [27] «Iste Allah bize (magfiret ve rahmetini) lutfetdi. Bizi sam yeli azabından korudu»

    [28] «Gercek biz bundan evvel (muvahhid olarak) Ona ibadet ediyorduk. Subhesiz ki O, (evet) O, (va´dinde saadık) ihsanı bol, cok esirgeyicidir»

    [29] (Habibim) sen hemen ogut vermekde devam et. Oyle ya, sen Rabbinin ni´meti sayesinde ne bir kahin, ne de bir mecnun degilsin

    [30] Yoksa «(O), bir sairdir, biz onun, zamanın felaketli haadiseleri (ne carpılması) nı gozetliyoruz» mu diyorlar

    [31] De ki: «Bekleyin. Cunku ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim»

    [32] Yahud bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgınlar guruhu mudur

    [33] Yahud onu kendisi mi uydurub soyledi diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler

    [34] Oyleyse onlar da, eger dogru soyleyenlerse, onun gibi (velev uydurma) bir soz getirsinler

    [35] Yoksa onlar bir seysiz olarak mı yaratdılar? Yahud (kendilerinin) yaratıcıları kendileri midir

    [36] Yoksa gokleri ve yeri onlar mı yaratdılar? Hayır, onlar (Allahın birligini, kudretini) iyi bilmiyorlar

    [37] Yahud Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Veya onlar (esyayi diledikleri gibi tedbire) haakim ve gaalib kimseler mi

    [38] Yoksa onlara haas bir merdiven vardır da onun ustunden mi dinliyorlar Oyleyse dinleyicileri acık bir burhan getirsin (ler)

    [39] Yahud kızlar Onun, ogullar sizin mi

    [40] Yoksa sen kendilerinden bir ucret istiyorsun da onlar (bundan mutevellid) borcdan dolayı agır bir yuk altına mı girmislerdir

    [41] Yahud gayb (ın ilmi) kendilerinin yanındadır da (bunu) onlar mı yazıyorlar

    [42] Yoksa (sana) bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o kufredenler (kurduklara o) tuzaga kendileri dusub maglub olmuslardır (olacaklardır)

    [43] Yahud onların Allahdan baska bir Tanrıları mı var? Allah onların katmakda oldukları ortaklardan munezzehdir

    [44] Eger gokden bir parca duser gorseler «(Bu), derler, birbiri ustune yıgılmıs bir bulutdur»

    [45] Artık onları carpılacakları gunlerine kadar (hallerine) bırak

    [46] O gun tuzakları hicbir seyle kendilerine faide vermeyecek, onlara yardım da edilmeyecekdir

    [47] Muhakkak ki o zulmedenlere bundan evvel de bir azab var. Fakat onların cogu (bunu) bilmezler

    [48] Sen Rabbinin hukmune (rızaa ile) sabret. Cunku muhakkak sen bizim gozlerimiz (onun) desin. Kalkacagın zaman da Rabbine hamd ile tesbih (ve tenzih) et

    [49] Gecenin bir kısmında ve yıldızların batısından sonra dahi tesbih et

    Necm

    Surah 53

    [1] Batdıgı dem yıldıza and olsun ki

    [2] saahibiniz (dogru yoldan) sapmadı. Baatıla da inanmadı

    [3] Kendi (re´y-u) hevasından soylemez o

    [4] O, kendisine (Allahdan) ilkaa edilegelen bir vahyden baskası degildir

    [5] Onu mudhis kuvvetlere malik olan ogretdi

    [6] (Ki o) akıl ve re´yinde kamil (bir melek) dir. Hemen (kendi suretine girib) dogruldu

    [7] O, en yuksek ufukda idi

    [8] Sonra (Cebrail, ona) yaklasdı. Derken sarkdı

    [9] (Bu suretle o, peygamberlere) iki yay kadar, yahud daha yakın oldu da

    [10] (Allahın) kuluna vahy etdigi neyse onu vahyetdi

    [11] Onun gordugunu kalb (i) yalana cıkarmadı

    [12] Simdi siz onun bu gorusune karsı da kendisiyle mucadele mi edeceksiniz

    [13] Andolsun ki onu diger bir defa da Sidre-tul muntehanın yanında gordu o

    [14] Andolsun ki onu diger bir defa da Sidre-tul muntehanın yanında gordu o

    [15] ki Cennet-ul me´va onun yanındadır

    [16] O (gordugu) zaman Sidreyi buruyordu onu burumekde olan

    [17] (Peygamberin) goz (u, gordugunden) agmadı, (onu) asmadı da

    [18] Andolsun ki o, Rabbinin en buyuk ayetlerinden bir kısmını gormusdur

    [19] (Allahı bırakıb tapdıgınız) Lat(ın), Uzza (nın) ve (bunların) ucuncusu olan diger Menat (ın her hangi birsey hakkında zerrece kudretleri var mı?) Bize haber verin

    [20] (Allahı bırakıb tapdıgınız) Lat(ın), Uzza (nın) ve (bunların) ucuncusu olan diger Menat (ın her hangi birsey hakkında zerrece kudretleri var mı?) Bize haber verin

    [21] Erkek sizin de disi Onun mu

    [22] O takdirde bu, insafsızca bir taksim

    [23] Bu (putlar) sizin ve atalarınızın takdıgınız adlardan baskası degildir. Allah onlara hicbir huccet indirmedi. Onlar, kuruntudan ve nefisler (in) in arzuu etdigi heva (ve heves) den baskasına tabi´ olmuyorlar. Halbuki andolsun, kendilerine Rablerinden o hidayet (rehberi) gelmisdir

    [24] Yoksa insana her umdugu sey´ (e nail olma imkanı) mı var

    [25] Iste ahiret de, dunya da Allahındır

    [26] Goklerde nice melek vardır ki onların sefaatleri bile hicbir sey´e yaramaz. Meger ki (o sefaat) Allahın dileyecegi ve raazi olacagı kimseler icin (ve ancak Onun) izin vermesinden sonra ola

    [27] Hakıykat, ahirete iman etmez olanlar, meleklere alabildigine disi adı takarlar

    [28] Halbuki onların buna dair de bilgisi yokdur. Onlar kuruntudan baskasına tabi´ olmazlar. Kuruntu ise, subhesiz, hakdan hic birsey´i ifade etmez

    [29] Onun icin sen (Habibim) bizim zikrimize arka ceviren, dunya hayatından baskasını arzuu etmeyen kimselerden yuz cevir

    [30] Onların ilimden erebildikleri (son had) iste budur. Subhesiz ki Rabbin, yolundan sapan kimseleri cok iyi bilenin ta kendisidir. O, hidayet bulan kimseleri de pek iyi bilendir

    [31] Goklerde ne var, yerde ne varsa Allahındır. (Bunların yaratılması ve nizaama getirilmesi ise Allahın) kotuluk edenleri, yapdıklarına mukaabil cezalandırılması, guzel hareket edenleri de daha guzeliyle mukafatlandırması icindir

    [32] (O guzel hareket edenler), ufak ufak suclar (ı) haaric olmak uzere, gunahın buyuklerinden ve fuhuslardan kacınanlardır. Subhesiz ki Rabbin, magfireti bol olandır. O, sizi daha toprakdan yaratdıgı zaman ve siz henuz analarınızın karınlarında doller haalinde oldugunuz sırada siz (in ne oldugunuzu) cok iyi bilendir. Bunun icin kendinizi (begenib) temize cıkarmayın. O, (fenalıkdan) sakınan kimdir, cok iyi bilendir

    [33] Simdi (imandan) donen, (malından) biraz (ını) verib de gerisini sert kaya gibi elinde tutan adamı gordun mu

    [34] Simdi (imandan) donen, (malından) biraz (ını) verib de gerisini sert kaya gibi elinde tutan adamı gordun mu

    [35] Gaybın ilmi onun nezdindedir de kendisi mi goruyor

    [36] Yoksa Musanın ve (Allahdan aldıgı emri) vazifesini tastamam ifa eden Ibrahimin sahifelerinde olan (sun) lardan haberdar mı edilmedi

    [37] Yoksa Musanın ve (Allahdan aldıgı emri) vazifesini tastamam ifa eden Ibrahimin sahifelerinde olan (sun) lardan haberdar mı edilmedi

    [38] Hakıykaten hicbir gunahkar digerinin gunah yukunu cekmez

    [39] Hakıykaten insan icin kendi calısdıgından baskası yokdur

    [40] Hakıykaten calısdıgı ileride (kıyamet gununde mizanından) gorulecek

    [41] Sonra buna en kamil mukafat verilecekdir

    [42] Subhesiz ki en son gidis ancak Rabbinedir

    [43] Hakıykat su: Gulduren de, aglatan da Odur

    [44] Hakıykat su: (Dunyada) olduren de, (ahiretde) dirilten de Odur

    [45] Hakıykaten meniden, (rahme) dokuldugu zaman, erkek ve disi iki cifti o yaratdı

    [46] Hakıykaten meniden, (rahme) dokuldugu zaman, erkek ve disi iki cifti o yaratdı

    [47] Subhesiz ki (olumden sonra) tekrar diriltmek de Ona aiddir

    [48] Hakıykat su (Insanları) baskalarına muhtac olmakdan o kurtardı ve O, sermaye saahibi kıldı

    [49] Hakıykat su: «Si´ra» yıldızının Rabbi de O

    [50] Hakıykat su: Evvelki Aadi O helak etdi

    [51] Semuudu da. Oyle ki (onlardan hicbirini) bırakmadı

    [52] Daha evvel Nuuh kavmini de (O helak etdi) cunku bunlar cok zaalim ve cok azgın (insan) ların ta kendileri idi

    [53] (Lut kavminin) altı ustune gelen kasabalarını da O kaldırıb yere carpdı da

    [54] Onlara giydirdigini giydirdi

    [55] Simdi (ey insan) Rabbinin ni´metlerinden hangisi hakkında subhe edersin

    [56] Iste bu (zat) de (Allahın azabından) korkutan evvelki (peygamber) lerden (sonuncusu olmak uzere ayni seyle) korkutucu (bir peygamber) dir

    [57] Yaklasan yaklasdı

    [58] Onu Allahdan baska acıga cıkaracak yokdur

    [59] Simdi siz bu soze mi sasıyorsunuz

    [60] Ve (istihza ederek) guluyorsunuz, (gunahlarınıza) aglamıyorsunuz

    [61] Siz gafil ve oyuna meclub (adam) larsınız

    [62] Haydi (putlara degil, sizi yaratan) Allaha secde, edin, (Ona) kulluk edin

    Kamer

    Surah 54

    [1] Saat yaklasdı. Ay (ikiye) ayrıldı

    [2] Onlar bir mu´cize gorurlerse yuz cevirirler ve «Mustemir bir buyudur» derler

    [3] (Peygamberi) tekzibetdiler. Heva (ve heves) lerine uydular. Halbuki (hayr-u ser) her is bir gaayeye baglıdır

    [4] Andolsun ki onlara (kendilerini kufur ve inaddan siddetle) vaz gecirecek nice muhim haberler gelmisdir

    [5] Ki (her biri) gaayesine ermis bir hikmet (ve ibret) dir. Fakat (onları) tehdid eden (butun bu haadise) ler asla faide vermiyor

    [6] O halde (habibim) onlardan yuz cevir. O da´vet edici nin (misli) gorulmemis, tanıtmamıs bir sey´e da´vet edecegi gun

    [7] gozleri zelil ve hakıyr (donus) olarak, (hepsi de) cıvgın (ve yaygın) cekirgeler gibi, kabirler (in) den cıkacaklar

    [8] o da´vet ediciye (boyunlarını uzatıb) kosarak. (Iclerinden) kafir olanlar (oyle) diyecek (ler): «Bu, cok sarp bir gun»

    [9] Onlardan evvel Nuuh kavmi tekzib etdi; onlar kulumuzu yalancı saymakda ısrar etdiler. «Mecnun» dediler. O, (da´vetden cebren) vaz gecirilmisdi

    [10] Nihayet, o da Rabbine «Ben hakıykaten maglubum. Artık (benim) intikaam (ımı) sen al» diye dua etdi

    [11] Bunun uzerine biz de sarıl sarıl dokulen bir suya gok kapılarını acdık

    [12] Yeri de kaynaklar haalinde (tamamen) fıskırtdık da (Her iki) su (ezelde) takdir edilmis bir emr uzerinde birlesiverdi

    [13] Onu (Nuuhu) levhalar ve mıhlarla yapılmıs (gemiy) e yukledik

    [14] ki (o gemi; hakkında) nankorluk edilmis bulunan (o zat) e bir mukafat olmak uzere, bizim gozlerimiz onunde akıb gidiyordu

    [15] Andolsun ki biz bunu bir ayet olarak bırakmısızdır. O halde bir dusunub ibret alan var mı

    [16] Ki benim azabım ve (bundan evvel) tehdidlerim nice imis (dusunun)

    [17] Andolsun ki biz Kur´anı dusunmek icin kolaylasdırmısızdır. O halde bir dusunen var mı

    [18] Aad (kavmi, peygamberleri Hud´u) tekzib etdi. Iste benim azabım (ve bundan evvel) tehdidlerim nice imis (dusunun)

    [19] Cunku biz (haklarında) ugursuz (ve ugursuzlugu) surekli bir gunde onların ustune cok gurultulu fırtına gonderdik

    [20] (Oyle bir fırtına ki) insanları, sanki onlar koklerinden sokulmus hurma kutukleri imis gibi, ta temelinden kopar (ıb helake ugrat) ıyordu

    [21] Iste benim azabım ve (bundan evvel) tehdidlerim nice imis(dusunun)

    [22] Andolsun ki biz Kur´anı dusunmek icin kolaylasdırmısızdır. O halde var mı bir dusunen

    [23] Semud (kavmi, kendilerini azab ile) korkutan (emir) leri yalan saydı (lar) da

    [24] «Biz (im cinsimiz) den bir tek insana, ona mı tabi´ olacagız? Bu takdirde biz muhakkak ki bir sapıklık ve delilik icinde (kalmıs oluruz)», dediler

    [25] «Bizim aramızdan vahy ona mı verildi? Hayır, o, sımarık, asırı bir yalancıdır»

    [26] Sımarık, asırı yalancı kimmis, yarın bilecekler onlar

    [27] (Hakıykat, biz onlara, bir imtihaan olmak uzere, o disi deveyi gonderenleriz. «Onları gozetle ve fezalarına) sabret»

    [28] «Bir de suyun her halde aralarında taksimli oldugunu kendilerine haber ver. Her su nevbetinde (saahibi) haazır (bulunsun» dedik)

    [29] Binnetice, arkadaslarını cagırdılar. O da (kılıca) sarılarak (deveyi) kesdi

    [30] Iste benim azabım ve (bundan evvel) tehdidlerim nice imis (dusunun)

    [31] Cunku biz onların uzerine korkunc bir ses gonderdik de hayvan agılına konan kuru calı cırpı ve otlar gibi oluverdiler

    [32] Andolsun ki biz Kur´anı dusunmek icin kolaylasdırmısızdır. O halde bir dusunen var mı

    [33] Lut kavmi (kendilerini azab ile) korkutan (emir) leri yalan saydılar

    [34] Biz onlara tas (yagdıran bir fırtına) gonderdik (helak etdik). Lutun ailesi mustesna. Onları bir sehar vakti kurtardık

    [35] Tarafımızdan bir ni´met olarak. Iste sukredenleri biz boyle mukafatlandırırız

    [36] Andolsun ki (Lut) onlara (kendilerini) azab ile yakalayacagımızı da haber vermisdi. Fakat onlar bu korkutmaları subhe ile tekzib etdiler

    [37] Andolsun ki onlar musafirlerine (bile) kotuluk yapmayı kasd etmislerdi. Biz de gozlerini silme kor ediverdik. «Iste, (dedik,) azabımı ve tehdidlerimi (n akıbetini) tadın»

    [38] Andolsun ki onlara bir sabah, (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azab baskın yapdı

    [39] «Iste tadın benim azabımı ve tehdidlerimi (n akıbetini)»

    [40] Andolsun ki biz Kur´anı dusunmek icin kolaylasdırmısızdır. O halde var mı dusunen

    [41] Andolsun ki Fir´avn haanedanına da tehdidler gelmisdir

    [42] Onlar bizim ayetlerimizin hepsini tekzib etdiler. Biz de kendilerini cok kuvvetli, kudretli bir yakalayısla yakaladık

    [43] (Ey Kureys), sizin kafirleriniz (butun) bunlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa (semavi) kitablarda sizin icin bir beraet mi var

    [44] Yoksa onlar «Biz (peygamberlerden) intikaam olmıya muktedir bir cem´iyyet iz» mi diyorlar

    [45] Yakında o cem´iyyet bozulacak, onlar arkalarını donub kacacaklardır

    [46] Daha dogrusu onlara va´d olunan asıl (azabın) vakti, o saatdir. O saat (in azabı) daha belalı, daha acıdır

    [47] Subhe yok ki gunahkarlar (dunyada) sapıklık ve (ahiretde) cılgın atesler icindedirler

    [48] O gun onlar yuzleri ustu atesde suruklenirler. (Onlara) «Tadın cehennemin dokunusunu» (denilir)

    [49] Subhesiz ki biz hersey´i bir takdir ile yaratdık

    [50] Ve bizim emrimiz (baska degil), birdir, bir goz kırpması gibi (sur´atli) dir

    [51] Andolsun ki biz, sizin benzerlerinizi helak etmisizdir. O halde bir dusunen var mı

    [52] Bununla beraber isledikleri her sey defterlerde (kayıdlı) dır

    [53] Kucuk, buyuk her sey yazılıdır

    [54] Subhesiz ki takva saahibleri cennetlerde, ırmaklar (kenarların) da

    [55] Hak meclisinde (ve) kudret saahibi, mulku cok yuce olan (Allah) ın yanındadırlar

    Rahmân

    Surah 55

    [1] Kur´anı O cok esirgeyici (Allah) ogretdi

    [2] Kur´anı O cok esirgeyici (Allah) ogretdi

    [3] insanı O yaratdı

    [4] Ona beyanı O ta´lim etdi

    [5] Gunes de, ay da hisabladır

    [6] Sakı olmayan nebat da, agac da (Ona) secde ederler

    [7] Gok (e gelince:) Onu da (Allah) yukseltdi. Bir de mizanı koydu

    [8] Tartıda haksızlık etmeyin, ve teraziyi adaletle dogrultun, tartılanı eksik yapmayın diye

    [9] Tartıda haksızlık etmeyin, ve teraziyi adaletle dogrultun, tartılanı eksik yapmayın diye

    [10] Yer (e gelince:) Onu da butun mahlukaaı (ın faidesi) icin alcaltdı

    [11] Ki onda (turlu) meyve (ler), domurcuklu hurma agac (lar) ı

    [12] Samanlı tane (ler), hos kokulu nebat (lar) vardır

    [13] O halde (ey ins-u cin) Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [14] O, insanı bardak gibi (cınlayan) kupkuru bir balcıkdan yaratdı

    [15] Cannı da yalın bir atesden yaratdı

    [16] O halde Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [17] O, hem iki dogunun Rabbi, hem iki batının Rabbidir

    [18] O halde Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [19] (Suyu acı ve tatlı) iki denizi birbirine kavusmak uzere salıvermisdir

    [20] (Boyle iken) aralarında yekdigerine tecavuz etmiye mani birperde vardır

    [21] O halde Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [22] O iki (deniz) den (buyuk ve kucuk) inci ve mercan cıkar

    [23] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [24] Denizde uzun daglar gibi yukselen gemiler de Onun

    [25] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [26] (yer) uzerinde bulunan her canlı fanidir

    [27] (Ancak) azamet ve ikram saahibi olan Rabbinin zati baakıy kalacakdır

    [28] Boyle iken Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [29] Goklerde ve yerde kim (ve ne) varsa Ondan ister, O, hergun bir isdedir

    [30] O halde Rabbinin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [31] Ey ins ve cin ileride siz (in nisabınızı gormiy) e yonelecegiz

    [32] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [33] Ey cin ve insan cemaat (ler) i, goklerin ve yerin bucaklarından gec (ib de ilahi kazaadan selamete er) miye gucunuz, yetiyorsa —ki (Allahın bahsedecegi) bir kudretle olmadıkca asla gecemezsiniz— haydi gecin (kurtulun)

    [34] O halde Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [35] Uzerinize atesden (dumansız) bir yalınla (kara) bir duman salıverilecek, oyle ki birbirinizi kurtaramayacak, yardımlasamayacaksınız

    [36] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [37] Artık gok yarılıb da kırmızı sahtiyan gibi bir gul oldugu zaman

    [38] Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabileceksiniz

    [39] Iste o gun ne insana, ne cinne gunahı sorulmayacak

    [40] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [41] Gunahkarlar simalariyle tanılacak da percemlerinden ve ayaklarından tutulacak

    [42] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [43] Iste bu, o gunahkarların yalan saydıkları cehennemdir

    [44] Onlar bununla kaynar su arasında (bocalayıb) dolasacaklar

    [45] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [46] Rabbinin huzuurunda durmakdan korkan kimseler icin iki cennet vardır

    [47] O halde Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [48] (Bu cennetler) cesid cesid agaclar (la doludur)

    [49] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [50] Bu iki (cennet) de akar iki kaynak vardır

    [51] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [52] Bu iki (cennet) de her meyveden cifte cifte (nevi) ler vardır

    [53] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yaları sayabilirsiniz

    [54] Hepsi de, astarları atlasdan olan dosemelere yaslanarak (nimetlenirler). Her iki cennetden devsirilen meyve (ler, ehl-i cennete) yakındır

    [55] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [56] Oralarda gozunu yalınız zevcelerine hasretmis (oyle dilber) ler vardır ki bunlardan evvel ne bir insan, ne bir cin asla kendilerine dokunmamısdır

    [57] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [58] Sanki onlar (birer) yaakutdur, mercandır

    [59] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [60] iyiligin mukafatı iyilikden baska mıdır

    [61] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [62] ki (cennet) den baska iki cennet daha vardır

    [63] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [64] (Bu cennetler) koyu yesil (renkde) dirler

    [65] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [66] Iclerinde (suları) durmayıb fıskıran iki pınar vardır

    [67] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [68] Iclerinde her nev´i meyveler, hurma ve nar vardır

    [69] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [70] Iclerinde guzel huylu, guzel yuzlu kadınlar vardır

    [71] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [72] Cadırlar icinde ehl-i perde huuriler yardır

    [73] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [74] Bunlara onlardan evvel ne bir insan, ne bir cin dokunmamısdır

    [75] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [76] (Zevceleri) yesil yasdıklara ve guzel dosemelere yaslanarak (ni´merlenirler)

    [77] Simdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalan sayabilirsiniz

    [78] Azamet, saltanat ve ikram saahibi Rabbinin adı ne yucedir

    Vâkıa

    Surah 56

    [1] Kıyamet kopdugu zaman

    [2] (hicbir nefs) onun vukuunda (Allaha karsı artık) yalancı degildir

    [3] O, (kimini) alcaltıcı, (kimini) yukselticidir

    [4] O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmısdır

    [5] daglar didik didik parcalanmısdır

    [6] derken (hepsi de) dagılmıs, toz haaline gelmisdir

    [7] Siz de (kıyametde) uc sınıf olmussunuzdur

    [8] Sagcılar (a gelince:) O sagcılar ne (mutlu) durlar

    [9] Solcular (a gelince:) O solcular ne (bedbaht) dırlar

    [10] Hayır yarıslarında ta one gecib kazananlar (a gelince:) onlar (orada da) oncudurler

    [11] Iste onlar (Allaha) en cok yaklasdırılmıs olanlardır

    [12] Naıym cennetlerinde (dirler)

    [13] Bir cok (u) evvelki (ummet) lerden

    [14] biraz (ı) da sonrakilerdendir

    [15] (Onlar) cevherlerle orulmus tahtlar uzerindedirler

    [16] Ustlerinde karsı karsıya yaslanan (bahtiyar) lar olacak

    [17] Ebedi (taze) lige mazhar edilmis evladlar (hizmet icin) etraflarında dolanırlar

    [18] «Main» (kaynagın) dan (dolu) buyuk kablarla, ibriklerle ve kadehlerle

    [19] (Ki bundan bas agrısına ugratılmayacaklar) gibi akılları da giderilmez

    [20] Begeneceklerinden (turlu) meyve (ler)

    [21] Istahlanacaklarından kus et (ler) i ile (etraflarında dolanırlar)

    [22] (Orada) sahin gozlu huuriler de (vardır)

    [23] saklı inci timsalleri gibi

    [24] (Bunlar mukarreblerin) isledikleri iyi amel (ve hareket) lere bir mukafat olarak (yapılır)

    [25] Onlar orada ne bos bir laf, ne de gunaha sokacak bir sey isitmezler

    [26] Yalınız bir soz (isidirler ki oda) «Selam, selam» dir

    [27] Sagcılar: Onlar ne (mutlu) sagcılardır

    [28] Dikensiz kiraz

    [29] meyveleri tıklım tıklım muz agac (lar) ı

    [30] yayılmıs (daimi) golge (ler)

    [31] daima akan su (lar)

    [32] (hicbir zaman) kesil (ib tuken) meyen, yasak da edilmeyen bircok (cinsde) meyve (ler) arasında

    [33] (hicbir zaman) kesil (ib tuken) meyen, yasak da edilmeyen bircok (cinsde) meyve (ler) arasında

    [34] ve (kadri) yukseltilmis doseklerdedirler

    [35] Hakıykat, biz onları yepyeni bir yaratılısla yaratdık da

    [36] kız oglan kızlar, zevcelerine sevgi ile duskun, hep bir yasıt yapdık

    [37] kız oglan kızlar, zevcelerine sevgi ile duskun, hep bir yasıt yapdık

    [38] sagcılar icin

    [39] (Bunların) bir cok (u) evvelki (ummet) lerden

    [40] bir cok (u) da sonraki (ummet) lerdendir

    [41] Solcular: (Onlar) ne solculardır

    [42] (Atesin mesamatlarına isleyen) sıcaklıgı ve kaynar bir su

    [43] ve bir de kapkara dumandan bir golge icindedirler

    [44] Ki (o golge) ne serin, ne de faideli degildir

    [45] Cunku onlar bundan evvel sehvetlerine duskunduler

    [46] O buyuk gunah uzerinde ısrar ederlerdi

    [47] Bir de «Biz oldugumuz, bir toprak ve bir yıgın kemik oldugumuz vakit mı, hakıykaten biz mi diriltilib kaldırılacakmısız?» derlerdi

    [48] «Evvelce gecmis atalarımız da mı?»

    [49] Soyle: «Suphesiz hem evvelkiler, hem sonrakiler

    [50] ma´lum bir gunun muayyen vaktında behemehal toplanacaklardır»

    [51] Sonra hakıykaten siz, ey sapkınlar ve tekzibciler

    [52] Muhakkak ki zakkum agacından yiyecek (kimse) (ersiniz)

    [53] Oyle ki karınlarınızı hep ondan doldurucularsınız

    [54] ustune de o kaynar sudan iceceklersiniz

    [55] (O suretle ki) susamıs develerin icisi gibi iceceklersiniz

    [56] Iste ceza gunu onlara (cekilecek) ziyafet budur

    [57] Sizi biz yaratdık. O halde (tekrar dirilmiye de) inanmalı degilmisiniz

    [58] (Eger siz bir meniden yaratıldıgınızı iddia ediyorsanız) O halde (rahimlere) dokmekde oldugunuz (o) meni nedir? Bana haber verin

    [59] Onu siz mi (duzgun bir insan) suretine getiriyorsunuz, yoksa (o surete getirib) yaratanlar biz miyiz

    [60] Aranızda olum (un keyfiyyetini, zamaanını, mekanını ve ecellerin mıkdarını) biz (ta´yin ve) takdir etdik ve biz — (sizi helak ederek) yerinize diger benzerlerinizi getirmeniz ve sizi bilemeyeceginiz bir yaratılısda ve suretlerde tekrar peyda etmemiz hususunda — onune gecilecekler de degiliz

    [61] Aranızda olum (un keyfiyyetini, zamaanını, mekanını ve ecellerin mıkdarını) biz (ta´yin ve) takdir etdik ve biz — (sizi helak ederek) yerinize diger benzerlerinizi getirmeniz ve sizi bilemeyeceginiz bir yaratılısda ve suretlerde tekrar peyda etmemiz hususunda — onune gecilecekler de degiliz

    [62] Andolsun ki birinci yaratılısı (nızı) bildiniz. Fakat (tekrar yaratılacagınızı da) dusunmeli degil misiniz

    [63] Simdi bana ekmekde oldugunuz (tohum) u haber verin

    [64] Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz

    [65] Eger dileseydik muhakkak ki onu (tohumsuz) bir ot kırıntısı yapardık da siz de sasakalırdınız

    [66] (Soyle derdiniz:) «Biz hakıykaten agır borca ugratılmısızdır»

    [67] «Daha dogrusu biz (umdugumuzdan) mahrum kalmıslarız»

    [68] Simdi icmekde oldugunuz suyu soyleyin bana

    [69] Onu bulutdan siz mi indirdiniz, yoksa indiriciler biz miyiz

    [70] Eger dileseydik onu (icilmeyecek) tuzlu bir su yapardık. O halde sukretmeli degil misiniz

    [71] Simdi bana (yesil bir agacdan) cakmakda oldugunuz atesi soyleyin

    [72] Onun agacını siz mi yarardınız, yoksa yaratanlar biz miyiz

    [73] Biz onu hem bir ibret, hem col yolcularına bir faide kıldık

    [74] O halde Rabbini o buyuk adiyle tesbih (ve tenzih) et

    [75] Hayır (hakıykatler kafirlerin dedikleri gibi degildir). Iste yıldızların dusdugu yerlere andediyorum

    [76] ki hakıykaten bu, eger bilirseniz, buyuk bir anddır

    [77] muhakkak o, elbette cok serefli bir Kur´andır

    [78] ki Sıyanet edilmis bir kitabda (yazılı) dır

    [79] Ona tam bir suretde temizlenmis olanlardan baskası el suremez

    [80] alemlerin Rabbinden indirilmedir

    [81] Simdi siz bu kelamı mı hor goruculersiniz

    [82] Rızkınıza (sukur edeceginize) siz behemehal tekzibe mi kalkısırsınız

    [83] Hele (can) bogaza gelince

    [84] o vakit siz gorursunuz

    [85] Biz ona sizden yakınız. Fakat gormezsiniz

    [86] Iste madem ki (tekrar dirilerek) ceza gormeyecekmissiniz

    [87] Onu (ta bogazınıza gelince cesedinize) geri cevirseniz a! Eger (iddianızda) saadıklarsanız

    [88] Simdi, (olene gelince) eger o, mukarreblerden ise

    [89] artık rahatlık, guzel rızık ve Naıym cenneti (onundur)

    [90] Eger sagcılardan ise

    [91] Artık sagcılardan selam sana

    [92] Amma eger tekzibcilerden, sapıklardansa

    [93] iste (ona da) kaynar sudan bir ziyafet

    [94] ve cehenneme bir atılıs

    [95] Subhesiz ki bu elbette kat´i bilgi (veren) hakıykatın ta kendisidir

    [96] Haydi Rabbini o buyuk adiyle tesbih (ve tenzih) et

    Hadîd

    Surah 57

    [1] Goklerde ve yerde ne varsa Allahı tesbih (ve tenzih) etmekdedir. O, (mulkunde) gaalib-i mutfak, (sun´unda) saahib-i hikmetdir

    [2] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Onundur. Hem diriltir, hem oldurur. O, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [3] O, hem evveldir, hem ahirdir, hem zaahirdir, hem baatındır. O, hersey´i kemaliyle bilendir

    [4] O, gokleri ve yeri altı gunde yaartan, sonra (hukmu) arsı istila edendir. Yere giren, oradan cıkan, gokden inen, oraya yukselen seyleri O bilir. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Ne yaparsanız Allah hakkıyle gorucudur

    [5] Goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Onundur. (Butun) isler ancak Ona dondurulur

    [6] O, geceyi gunduzun icerisine sokar, gunduzu de gecenin icine katar. O, sinelerde gizlenen hersey´i hakkıyle bilendir

    [7] Allaha ve peygamberine iman (etmekde sebat) edin, (Sizden evvel gecenlerin ardından Allahın) size (tasarruf icin) vekalet verdigi (mal) dan (Onun ugrunda) harcayın, icinizden iman edib de (o suretle) harcayanlar (yok mu?) onlar icin buyuk mukafat vardır

    [8] Peygamber, Rabbinize iman etmeniz icin sizi da´vet edib dururken, size ne oluyor ki Allaha iman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden kat´i te´minat da almısdı. Eger Ona iman edeceklerseniz (hemen buna kosun)

    [9] O, sizi (kufur) karanlıklar (ın) dan (iman) aydınlıg (ın) a cıkarmak icin kulunun uzerine acık acık ayetler indirmekde olandır. Subhesiz ki Allah sizi cok esirgeyen, rahmetini raygan edendir

    [10] Ne oluyor size ki (iman etdikden sonra da) Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki goklerin ve yerin (butun) mirası Allahındır. Icinizde fetihden evvel (Allah yolunda) harcayan ve muhaarebe eden kimseler (digerleriyle) bir olmaz. Onlar derece i´tibariyle (o fetihden) sonra harcayan ve muhaarebe edenlerden daha buyukdur. (Bununla beraber) Allah (bu iki zumreden) her birine en guzel olanı (cenneti) va´detdi. Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [11] Allaha karz-ı hasenle odune verecek olan kim? Iste o, bunu (n mukafatını) kat kat artıracakdır. Ona (baskaca) cok degerli bir mukafat da vardır

    [12] O gunde ki erkek mu´minlerle kadın mu´minleri — nuurları onlerinden ve saglarından kosar bir halde gorursun. (Melekler onlara) «Bugun sizin mujdeniz, iclerinde ebedi kalacagınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir» (diyeceklerdir). Iste bu, buyuk muraada ermenin ta kendisidir

    [13] (O gunde ki erkek munafıklarla kadın munafıklar, iman etmis olanlara «Bizi bekleyin. Nuurunuzdan bir parca ısık alalım» diyecekler) dir. (O gun onlara istihza suretiyle) «Donun arkanıza da bir nuur arayın» denilmis (denilecek), nihayet onlar (la iman etmis olanlar) ın arasına kapılı bir dıvar cekilmisdir (cekilecekdir). (oyle ki) onun icinde rahmet, dıs yanında da azab vardır

    [14] (Munafıklar) onlara bagrısırlar: «Biz sizinle beraber degil miydik»? «Evet, dediler (derler, beraberdik). Fakat kendinizi siz kendiniz yakdınız. (Hep mu´minlerin felaketini) gozetdiniz. (Islam dini hakkında) subhe etdiniz. Sizi kuruntular aldatdı. Sizi o cok aldatan, Allaha karsı bile aldatdı». Nihayet (iste) Allahın emri gelib catdı

    [15] Iste bugun ne sizden (ey munafıklar), ne de (zaahiren ve baatınen) kufredenlerden hicbir fidye (-i necat) alınmaz. Sıgınacagınız yer atesdir, size yarasan odur. O, ne kotu gidis yeridir

    [16] iman edenlerin, Allahı ve Hakdan ineni zikr icin, kalblerinin saygı ile yumusaması zamanı hala gelmedi mi? Onlar, daha evvel kendilerine kitab verilib de uzerlerinden uzun zaman gecmis, artık kalbleri kararmıs bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir cogu (dinlerinden cıkmıs) faasıklardı

    [17] Su hakıykatı bilin ki Allah yere, olumunden sonra, can veriyor. Muhakkak ki biz, aklınız ersin diye, size ayetleri acıkca bildirdik

    [18] Hakıykat, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allaha karz-ı hasenle Odune verenler (yok mu?) onlar (ın mukafatı) kat kat artırılır. Onlar icin cok serefli (baska) bir mukafat da vardır

    [19] Allaha ve peygamberlerine iman edenler (yok mu?) Onlar sozu ozu dogru olanlar, Allah icin sahidlik edenlerdir. Onların hem mukafatları, hem nuurları vardır. Kufredenler (e), ayetlerimizi yalan sayanlar (a gelince:) Onlar da cehennemin yaranıdırlar

    [20] Bilin ki (ahiret kazancına yer vermeyen) dunya hayatı ancak bir oyundur, bir eglencedir, bir susdur, aranızda bir ogunusdur. Mallarda ve evladlarda bir cogalısdır. (Bunun) misali, bitirdigi nebat ekicilerin hosuna giden bir yagmur gibidir. (Fakat) sonra o (nebat) kurur da sen (onu) sapsarı bir haale getirilmis gorursun. Sonra da o, bir corcop olur. Ahiretde cetin azab vardır, Allahdan magfiret ve rızaa vardır. Dunya hayatı (ndan faidelenmek) bir aldanıs faidesinden baska (bir sey) degildir

    [21] Rabbinizden magfirete ve — genisligi yerle, gogun eni kadar olan, Allaha ve peygamberlerine iman edenler icin hazırlanmıs bulunan — cennete (ulasmak) icin yarıs yapıb kazanın. Iste bu, Allahın fazl (-u kerem) idir ki onu kime dilerse ona verir. Allah, buyuk fazl (-u inayet) saahibidir

    [22] (Gerek) yerde, (gerek) nefislerinizde herhangi bir musiybet vukua gelmemisdir ki bu, bizim onu yaratmamızdan evvel mutlakaa bir kitabda (yazılmıs) dir. Subhesiz ki bu, Allaha gore kolaydır

    [23] (Allah bunu) elinizden cıkana tasalanmayasınız, Onun size verdigi ile sevinip sımarmayasınız diye (yazmısdır). Allah cok boburlenen her kibirliyi sevmez

    [24] Onlar cimrilik yapanlar insanlara da cimriligi emredenlerdir. Kim arka donerse subhe yokdur ki Allah, her seyden mustagni, butun hamdlere layık olanın ta kendisidir

    [25] Andolsun ki biz elcilerimizi acık acık burhanlarla gonderdik ve insanların adaleti ayakda tutmaları icin, beraberlerinde de kitabı ve mizanı indirdik. Bir de kendisinde hem cetin bir sertlik, hem insanlar icin menfaatler bulunan demiri indirdik. Cunku (bununla) Allah, kendisine ve peygamberlerine gıyaben kimlerin yardım edecegini belli edecekdir. Subhesiz ki Allah, en buyuk kuvvet saahibidir, yegane gaalibdir

    [26] Andolsun biz Nuuhu ve Ibrahimi (peygamber olarak) gonderdik. Peygamberligi de, kitabı da onların nesillerine verdik. Binnetice iclerinden dogru yolu bulanlar var (idiyse de) bir coku da faasık kimselerdi onların

    [27] Sonra bunların izleri uzerinde, ardı ardınca peygamberlerimizi yolladık. Arkalarından da Meryem oglu isayı gonderdik. Ona incili verdik. Kendisine tabi olanların yureklerine bir sefekat ve merhamet koyduk. Onların (yeni bir adet olmak uzere) ihdas etdikleri rehbanlıga (gelince:) Onu uzerlerine biz farzetmedik. Ancak (onlar bunu sırf) Allahın rızaasını aramak icin yapdılar. Fakat buna hakkıyle riaayet de etmediler. Biz de iclerinden (gercek) iman edenlere mukafatlarını verdik. Onlardan bir cogu ise (dogru yoldan) cıkanlardı

    [28] Ey iman edenler, Allahdan korkun. Onun peygamberlerine de iman edin ki (Allah) size rahmetinden iki (kat) nasıyb versin. Sizin icin, (yardımıyle), yuruyeceginiz bir nuur lutfetsin. Sizi yarlıgasın. Allah hakkıyla yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [29] Ehl-i kitab, hakıykaten Allahın fazl (-u kerem) inden hicbir sey´e nail olamayacaklarını, muhakkak butun inayetin Allahın elinde bulundugunu, onu (ancak) dileyecegi kimselere verecegini bilmedikleri icin mi (kufurde inad ediyorlar? Halbuki bunu pek a´la biliyorlar da). Allah buyuk fazl (-u kerem) saahibidir

    Mücâdele

    Surah 58

    [1] (Habibim) zevci hakkında seninle diresip duran, (nihayet haalinden) Allaha da sikayet etmekde olan (kadın) ın sozunu (umuldugu vech ile) Allah dinlemisdir. Allah sizin konusmanızı (zaten) isidiyordu. Cunku Allah hakkıyle isidici, kemaliyle gorucudur

    [2] Icinizden «Zıhar» yapagelenlerin karıları onların anaları degildir. Anaları kendilerini doguranlardan baskası degildir. Subhe yok ki onlar her halde cirkin ve yalan bir laf soyluyorlar. Muhakkak Allah cok bagıslayıcı, cok yarlıgayıcıdır

    [3] Kadınlarından zıhar ile ayrılmak isteyib de sonra dediklerini geri alacaklar (icin), birbiriyle temas etmezden evvel, bir kole azad etmek (lazımdır), iste size bununla ogut veriliyor. Allah, ne yaparsanız, hakkıyle haberdardır

    [4] Fakat kim (bunu) bulamazsa, (yine) birbiriyle temas etmezden evvel, faasılasız iki ay oruc (tutsun). Buna da guc yetiremezse altmıs yoksul (doyursun). (Keffaretdeki) bu (hafifletme) Allaha ve peygamberine iman (da sebat) etmekde oldugunuz icindir. Bu (hukumler) Allahın (ta´yin etdigi) hadlerdir. (Bunları kabul etmeyen) kafirler icin ise elem verici azab vardır

    [5] Allaha ve peygamberine muhaalefet etmekde olanlar, kendilerinden evvelkilerin ugratıldıkları zillet gibi zillete (ve helake) giriftar edilmislerdir. Halbuki biz (onlara) acık acık ayetler de indirmisizdir. (Bunları inkar eden) kafirlere horlayıcı bir azab vardır

    [6] O gunde ki Allah onların hepsini diriltecek de kendilerine neler yapdıklarını haber verecekdir. Allah (butun) on (lar) ı saymısdır, Onlarsa bunu unutmuslardır. Allah her sey´e hakkıyle sahiddir

    [7] Gor (ub gibi bil) medin mi ki goklerde ne var, yerde ne varsa Allah, suphesiz (hepsini) bilir. Her hangi bir ucden bir fısıltı vaaki´ olmaya dursun, muhakkak ki O, bunların dorduncusudur. Bir besden vukuua gelmeye dursun, ille O, bunların altıncısıdır. Bundan daha az, daha cok vaaki olmaya dursun, ille O, nerede olsalar, bunların yanındadır. Sonra butun yapdıklarını kıyamet gununde kendilerine haber verecekdir O. Cunku Allah, her sey´i hakkıyle bilendir

    [8] Fısıltı (ile konusmak) dan men´edilib de sonra men´edildikleri (o haale) donmekde ve gunahı, dusmanlıgı ve peygambere ısyaanı fısıldasmakda olanları gormedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni Allahın selamlamadıgı bir seyle selamlarlar. Kendi aralarında da «Allah bizi soyleye geldigimiz yuzunden azablandırmalı degil miydi?» derler. Onlara cehennem yeter. Oraya girecekler, iste o, ne kotu donus yeridir

    [9] Ey iman edenler, aranızda gizli konusacagınız vakit gunahı, dusmanlıgı, peygambere isyanı fısıldasmayın. iyiligi, takvayı fısıldasın ve ancak huzuurunda toplanacagınız Allahdan korkun

    [10] (Oyle) fısıltı sırf seytandandır. iman edenleri tasaya dusurmek icindir bu. Halbuki bu, Allahın izni olmaksızın, onlara (mu´minlere) hicbir seyle zarar verici degildir. O halde mu´minler ancak Allaha guvenib dayansın (lar)

    [11] Ey iman edenler size meclislerde «yer acın» denildigi zaman genisletin ki Allah da size genislik versin. «Kalkın» denilince de kalkıverin. Allah, icinizden iman etmis olanlarla kendilerine ilim verilmis bulunanların derecelerini artırır. Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [12] Ey iman edenler, siz peygambere mahrem birsey arzetmek istediginiz vakit (bu) mahrem konusmanızdan evvel sadaka verin. Bu, sizin icin daha hayırlı, daha temizdir. Eger bulamazsanız suphe yok ki Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [13] Mahrem konusmanızdan evvel sadakalar vereceginizden korkdunuz mu? Cunku iste yapmadınız. (Bununla beraber) Allah sizin tevbelerinizi kabul etdi. O halde dosdogru namazı kılın. Zekatı verin. Allaha ve peygamberine (diger emirlerinde de) itaat edin. Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [14] Allahın, kendilerine gazab etdigi bir kavmi dost edinenleri gormedin mi? Bunlar sizden de degildir, onlardan da degildir. Kendileri de bilib dururlarken, onlar yalan yere yemin ederler

    [15] Allah onlar icin cetin bir azab hazırladı. Hakıykat onların yapmakda oldukları (isler) ne kotudur

    [16] Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (bununla insanları) Allah yolundan cevirdiler. Iste onların hakkı horlatıcı bir azabdır

    [17] Onları ne malları, ne evladları hicbir vech ile Allah (ın azabın) dan, kaabil degil, kurtaramaz. Onlar ates yaranıdırlar. Onlar orada ebedidirler

    [18] O gun Allah, onların hepsini diriltecek de Ona da — size yemin etdikleri gibi — yemin edeceklerdir. Onlar hakıykaten birsey uzerinde olduklarını sanırlar. Gozunuzu acın ki onlar cidden yalancıların ta kendileridir

    [19] Bunları seytan istila etmis, artık o, bunlara Allahı hatırlamayı bile unutdurmusdur. Bunlar seytan fırkası (mensubları) dır. Gozunuzu acın ki seytan fırkası (na tabi´ olanlar) hakıykaten husrana dusenlerin ta kendileridir

    [20] Allaha ve peygamberine muhaalefet edenler (yok mu?) onlar subhesiz ki en cok zillete dusenlerin icindedir

    [21] Allah (soyle) yazmısdır: «Andolsun ki ben gaalib gelecegim, peygamberlerim de». Subhesiz Allah yegane kuvvet saahibidir, mutlak gaalibdir

    [22] Allaha ve ahiret gunune imanda sebat eden hicbir kavmin Allaha ve resulune muhaalefet eden kimselerle — velev ki onlar, bunların babaları, ya ogulları, ya biraderleri, yahud soysopları olsunlar — dostlasacaklarını gormezsin. Onlar, o kimselerdir ki (Allah) imanı kalblerine yazmıs, bunları kendinden bir ruuh ile desteklemisdir. Bunları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacakdır. Bunlar orada ebedi kalıcıdırlar. Allah onlardan raazi olmusdur. Onlar da Allahdan hosnud olmuslardır, iste onlar Allah fırkasıdır. Gozunuzu acın ki Allah fırkası (mensubları) umduklarına erenlerin ta kendileridir

    Haşr

    Surah 59

    [1] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahı tesbih (ve tenzih) etmekdedir. O, mutlak gaalibdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [2] O, ehl-i kitabdan kufur edenleri ilk surgunde yurdlarından cıkarandır. Siz cıkacaklarını sanmamısdınız. Onlar da kal´alarının (Allahın azabına) hakıykaten mani olacagını zannetdilerdi. Iste onlara hisaba katmadıkları cihetden Allah (ın emr-u azabı) geliverdi. O, bunların yureklerine korku dusurdu. Oyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem mu´minlerin elleriyle harab ediyorlardı. Iste ey akıl ve basıyret saahibleri, siz (bundan) ibret alın

    [3] Eger Allah, onların ustune (bu) surgunu yazmamıs olsaydı bile, hic subhesiz dunyada kendilerini yine (baska suretde) siddetle azablandıracakdı. Ahiretde de onlar icin ates azabı vardır

    [4] Bunun sebebi sudur: Cunku onlar hakıykaten Allaha ve peygamberine muhaalefet etdiler. Kim Allaha muhaalefet ederse, suphe yok ki, Allah, cetin azablıdır

    [5] Her hangi bir hurma agacını kesdiniz, yahud kokleri ustunde dikili bırakdınızsa (hep) Allahın izniyledir. (Bu izin de) faasıklar) rusvay edecegi icin (verilmis) dir

    [6] Allahın onlar (ın malların) dan peygamberine verdigi «feyi» (e gelince:) Siz bunun uzerine ne ata, ne deveye binib kosmadınız. Fakat Allah peygamberlerini dileyecegi kimselere musallat eder. Allah her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [7] Allahın (fethedilen diger kuffar) memleketler (i) ehalisinden peygamberine verdigi «Feyi Allaha, peygamberine, hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara aiddir. Taki´ (bu mallar) icinizden (yalınız) zenginler arasında dolasan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak etdiyse ondan da sakının. Allahdan korkun. Cunku Allah (ın) azabı cetindir

    [8] (Bilhassa o reyi´), hicret eden fakirlere aiddir ki onlar Allahdan fazl (-u inayet) ve hosnudluk ararlar ve Allaha ve peygamberine (mallariyle, canlariyle) yardım ederlerken yurdlarından ve mallarından (mahrum edilerek) cıkarılmıslardır. Iste bunlar saadıkların ta kendileridir

    [9] Onlardan evvel (Medineyi) yurd ve iman (evi) edinmis olan kimseler, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler. Onlara verilen seylerden dolayı goguslerinde bir ihtiyac (meyli) bulmazlar. Kendilerinde fakr-u ihtiyac olsa bile (onlar:) oz canlarından daha ustun tutarlar. Kim nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliginden korunursa iste muradlarına erenler onların ta kendileridir

    [10] Bunların arkasından gelenler (soyle) derler: «Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile daha onden bizi gecmis olan (din) kardeslerimizi yarlıga iman etmis olanlar icin kalblerinizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz, subhesiz ki sen cok esirgeyicisin, cok merhametlisin»

    [11] Ehl-i kitabdan o kufreden kardeslerine «Andolsun, eger siz yurdlarınızdan cıkarılırsanız biz de muhakkak sizinle beraber cıkarız. Sizin aleyhinizde hicbir kimseye ebedi itaat etmeyiz. Eger sizinle harbedilirse muhakkak ve muhakkak biz, size yardım ederiz» diyen o «munafıkları gormedin mi? Halbuki Allah sahidlik eder ki onlar hakıykaten ve kat´iyyen yalancıdırlar

    [12] Andolsun ki onlar cıkarılacak olurlarsa (bu munafıklar) onlarla beraber cıkmazlar. Eger onlar muhaarebeye tutulurlarsa bunlar onlara yardım da etmezler. (Bilfarz) onlara yardım etseler bile, andolsun ki, mutlakaa arkalarına donerler. Sonra da kendileri yardım (a mazhar) edilmezler

    [13] Her halde sizin, onların yureklerinde (yasayan) korkunuz Allahdan (korkularından) daha siddetlidir. Bunun sebebi sudur: Cunku onlar ince anlamazlar guruhudur

    [14] Onlar mustahkem kasabalarda, yahud dıvarlar (siperler) arkasında bulunmaksızın sizinle toplu bir halde vurusamazlar. Kendi aralarındaki savaslar ise cetindir. Sen onları derli toplu sanırsın. Halbuki kalbleri darma dagınıkdır. Bunun sebebi sudur: Cunku onlar akıllarını kullanmaz bir kavmdir

    [15] (Onların) haali kendilerinden az oncekiler (in haali) gibidir ki onlar, yapdıklarının kotu aakıbetini (dunyada) tatmıslardır. Onlar icin (ahiretde de) cetin bir azab vardır

    [16] (Yahudileri muhaarebeye tesvıyk eden munafıkların haali de) seytanın haali gibidir. Cunku (seytan) insana «Kufret» der de o kufredince «Ben hakıykaten senden uzagım. Cunku ben aalemlerin Rabbi olan Allahdan korkarım» der

    [17] Nihayet ikisinin de aakıbeti hakıykaten atesin icinde ebedi kalıcı (insanlar) olmalarıdır. Iste bu, o zaalimlerin cezasıdır

    [18] Ey iman edenler, Allahdan korkun. Herkes, yarın icin onden ne gondermis olduguna baksın. Allahdan korkun. Cunku Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır

    [19] Hem kendisi Allahı unutmus, hem (Allah) kendilerini kendilerine unutdurmus olanlar gibi olmayın. Onlar faasıkların ta kendileridir

    [20] Ates (cehennem) yaranı ile cennet yaranı bir olmaz. Cennet yaranı, (ancak) onlar muradlarına erenlerdir

    [21] Eger biz bu Kur´anı bir dag basına indirseydik muhakkak ki onu Allah korkusundan bas egmis, parca parca olmus gorurdun. Bu misaller (yok mu?) iste biz onları, insanlar dusunsunler diye, iradediyoruz

    [22] O, oyle Allahdır ki kendisinden baska hicbir Tanrı yokdur. (O) gizliyi de bilendir, asikarı da. O, cok esirgeyen, cok bagıslayandır

    [23] O, oyle Allahdır ki kendisinden baska hicbir Tanrı yokdur. (O), mulk-u melekutun yegane saahibidir. Noksaanı mucib her seyden pak ve munezzehdir. Selam ve selametin ta kendisidir. Emn-u eman verendir. Her sey´e nigehbandır. Gaalib-i mutlakdır. Halkın haalini kemal-i salaha goturendir. Buyuklukde esi olmayandır. Allah (musriklerin kendisine) katmakda oldukları her ortakdan munezzehdir

    [24] O, oyle Allahdır ki vucude getirecegi her sey´i hikmeti muktezaasınca takdir edendir. Onları var edendir. Varlıklara suuret verendir. En guzel isimler Onun. Goklerde ve yerde ne varsa (hepsi) Onu tesbih (ve tenzih) eder. O, gaalib-i mutlakdır. Yegane hukum ve hikmet saahibidir

    Mümtehine

    Surah 60

    [1] Ey iman edenler, benim de dusmanım, sizin de dusmanınız (olanlar) ı dostlar edinmeyin. (Kendileriyle aranızdaki) sevgi yuzunden onlara (peygamberin maksadını) ulasdırırsınız (degil mi)? Halbuki onlar Hakdan size gelene kufretmislerdir. Peygamberi de, sizi de Rabbiniz olan Allaha iman ediyorsunuz diye (yurdlarınızdan) cıkarıyorlardı onlar. Eger siz benim yolumdan savasmak, benim rızaamı aramak icin cıkmıssanız (bunu yapmazsınız). Onlara haala muhabbet mi gizleyeceksiniz? Halbuki ben sizin gizlediginizi de, acıkladıgınızı da cok iyi bilenim. Icinizden kim bunu yaparsa muhakkak ki yolun ta ortasından sapmıs olur

    [2] Eger onlar size bir tırnak tutdururlarsa hepinizin dusmanları olacaklar, ellerini, dillerini kotulukle size uzatacaklardır. (Zaten) onlar (daima ah bir dininizden donub) kafir olsanız (diye) arzuu etmislerdir

    [3] Ne hısımlarınız, ne evladlarınız (ahiret azabına karsı) size asla faide veremez. Kıyamet gununde (Allah onlarla) aranızı ayıracakdır. Allah, ne yaparsanız hakkıyle gorendir

    [4] Ibrahimde ve onun maiyyetindekilerde sizin icin hakıykaten guzel bir ornek vardı. Hani onlar kavmlerine «Biz, sizden ve Allahı bırakıp da tapmakda oldugunuz nesnelerden kat´iyyen uzagız. Sizi inkaretdik. Siz Allaha bir olarak iman edinceye kadar bizimle aranızda ebedi dusmanlık ve buguz belirmisdir» demislerdi. Yalınız Ibrahimin, babasına «Herhalde senin yarlıganmanı isteyecegim. (Fakat) senin icin Allahdan (gelecek) herhangi birsey (i celb ve def´ etmey) e gucum yetmez» demesi mustesna. (Siz soyle deyin:) «Ey Rabbimiz, ancak Sana guvenib dayandık ve yalınız Sana yoneldik. Son donus de ancak Sanadır»

    [5] «Ey Rabbimiz, bizi o kufredenler icin bir fitne (mevzuu) yapma. Bizi yarlıga Rabbimiz. Cunku hakıykat gaalib-i mutlak, yegane hukum ve hikmet saahibi Sensin Sen»

    [6] Andolsun ki onlarda sizin icin, Allahı ve ahiret gununu ummakda olanlar icin guzel bir ornek vardır. Kim (emrimizden) yuz cevirirse subhesiz ki Allah, O, her seyden mustagni, her hamde hakkıyle layıkdır

    [7] Olur ki Allah, sizinle iclerinden birbirinize dusman oldugunuz (kafirler) arasında yakında bir dostluk peyda eder. Allah hakkıyle kaadirdir. Allah cok yarlıgayıcıdır, cok esirgeyicidir

    [8] Sizinle din hususunda muhaarebe etmemis, sizi yurdlarınızdan da cıkarmamıs olanlara iyilik, onlara adalet (le muaamele) etmenizden Allah sizi men´etmez. Cunku Allah adalet yapanları sever

    [9] Allah, sizi ancak sizinle din muhaarebesi yapmıs, sizi yurdlarınızdan cıkarmıs ve cıkarılmanıza arka cıkmıs olanlara dostluk etmenizden men´eder. Kim onları dost edinirse iste bunlar zaalimlerin ta kendileridir

    [10] Ey iman edenler, (kendi ifadelerince) mu´min kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihaan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilendir ya. Fakat siz de mu´min kadınlar olduklarına bilgi edinirseniz onları kafirlere dondurmeyin. Bunlar onlara halal degildir. Onlar da bunlara halal olmazlar. (Kafir zevcelerinin bu kadınlara) sarfetdikleri (mehri) onlara (kafirlere) verin. Sizin onları nikahla almanızda, mehirlerini verdiginiz takdirde, uzerinize bir gunah yokdur. Kafir zevcelerinizi (nikahınız altında) tutmayın. Sarfetdiginiz (mehir) i isteyin. (Kafirler de size hicret eden mu´min kadınlara) harcadıkları (mehri) istesinler. Bu, Allahın hukmudur. Aranızda O hukmeder. Allah hakkıyle bilendir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [11] Eger zevcelerinizden bir sey sizden kafirlere kacar da siz de muhaarebede ganimete kavusursanız zevceleri gitmis olan (musluman) lara harcadıkları (mehir) kadar verin. O Allahdan korkun ki siz (hepiniz) Ona inananlarsınız

    [12] Ey peygamber, mu´min kadınlar — Allaha hicbir sey´i es tutmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evladlarını oldurmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira duzub getirmemeleri, (emredecegin) her hangi bir iyilik hususunda sana aasi olmamaları sartiyle — sana bey´atlesmiye geldikleri zaman bey´atlerini kabul et. Onlar icin Allah´dan magfiret isteyiver. Cunku Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [13] Ey iman edenler, uzerlerine Allahın gazab etdigi o kavm ile dost olmayın ki mezarların yaranından olan kafirler nasıl umidlerini kesdilerse onlar da oylece ahiretden umidlerini kesmislerdir

    Saff

    Surah 61

    [1] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahı tesbih (ve tenzih) etmekdedir. O, gaalib-i mutlakdır, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [2] Ey iman edenler, yapmayacagınız sey´i nicin soylersiniz

    [3] Yapmayacagınızı soylemeniz, en siddetli bir bugz (u da´vet etmis olmak) bakımından, Allah indinde buyudu

    [4] Subhesiz ki Allah, kendi yolunda, birbirine kenedlenmis (yekpare ve mustahkem) bir bina gibi, saf (lar) baglayarak carpısanları sever

    [5] Hani Musa, kavmine «Ey kavmim, benim, size hakıykaten Allahın peygamberi (olarak gonderilmis) oldugumu bildiginiz halde nicin beni ezalandırıyorsunuz»? demisdi. Iste onlar (Hakdan) sapıb egrildikleri zaman Allah da onların kalblerini (hidayetden) dondurdu. Allah faasıklar guruhuna hidayet etmez

    [6] Meryem oglu Isa da bir zaman (soyle) demisdi: «Ey Israil ogulları, ben size Allahın peygamberiyim. Benden evvelki Tevratı tasdıyk edici, benden sonra gelecek bir peygamberi de — ki adı Ahmed dir — mujdeleyici olarak (geldim)». Fakat o, kendilerine acık acık burhanlar getirince «Bu, apasikar bir buyudur» dediler

    [7] Kendisi Islama da´vet edilib dururken, Allaha karsı yalan uydurandan daha zaalim kimdir? Allah zaalimler guruhunu muvaffak etmez

    [8] Onlar agızlariyle Allahın nuurunu sondurmiye yelleniyorlar. Halbuki Allah, kendi nuurunu (bizzat) tamamlayıcıdır, kafirler hos gormese de

    [9] O, peygamberini hidayet ve hak din ile gonderendir. Cunku O, bunu diger butun dinlerden ustun kılacakdır, musriklerin hosuna gitmese de

    [10] Ey iman edenler, — elem verici bir azabdan sizi kurtaracak — bir ticaret (yolunu) gostereyim mi size

    [11] Allaha ve peygamberine iman (da sebat) eder, mallarınızla, canlarınızla da Allah yolunda carpısırsınız. Bu, sizin icin, eger bilirseniz, cok hayırlıdır

    [12] Boyle yaparsanız O, sizin gunahlarınızı yarlıgar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adin cennetlerindeki cok guzel saraylara sokar. Iste bu, en buyuk kurtulus (seadet) dir

    [13] (Sizin icin) seveceginiz diger (aacil bir ni´met) daha (var ki o da) Allahdan nusret ve yakın fetih (dir). (Habibim) sen mu´minlere (bu nusreti ve fethi) mujdele

    [14] Ey iman edenler, Allahın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oglu Isa (da) havaarilerine «Allaha (muteveccih olarak) benim yardımcılarım kim (olacak)?» demis, havaariler de «Allahın yardımcı (kul) lan biziz» (diye) soylemislerdi. Iste Israil ogullarından bir zumre (ona) iman etmis, bir zumre de kufurde kalmısdı. Nihayet biz, o iman edenleri dusmanlarına karsı destekledik de bu suretle gaalib (olarak) cıkdılar

    Cum'a

    Surah 62

    [1] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) O mulk-u melekutun essiz hukumranı, noksaanı mucib herseyden pak ve munezzeh, gaalib-i mutlak, yegane hukum ve hikmet saahibi Allahı tesbih (ve tenzih) etmekdedir

    [2] O, ummiler icinde kendilerinden (kendilerine) bir peygamber gonderendir ki (bu), onlara ayetlerini okur, onları temizler, onlara kitabı, hikmeti ogretir. Halbuki onlar daha evvel hakıykaten apacık bir sapıklık icinde idiler

    [3] (Aynı peygamber) onlardan (mu´minlerden) henuz kendilerine katılıb erisememis bulunan digerlerine dahi (kitabı ve hikmeti ogretir). O, gaalib-i mutlakdır, yegane hukum ve hikmet saahibidir

    [4] Bu, Allahın, kimi dilerse ona verecegi, bir fazl (-u inayet) dir. Allah, buyuk fazl (-u kerem) saahibidir

    [5] Kendilerine Tevrat yukletilib de sonra onu tasımayanların haali koca koca kitablar tasıyan esegin haali gibidir. Allahın ayetlerini yalan sayan kavmin vasfı ne kotudur! Allah zaalimler guruhunu muvaffak etmez

    [6] De ki: «Ey Yahudiler, (butun) insanları bir tarafa bırakarak Allahın dostları hakıykaten yalınız kendiniz oldugunuzu iddia ediyorsanız, dogru soyleyen (adamlar) sanız, hemen olumu temenni edin»

    [7] Onlar, ellerinin one surdugu (irtikab etdikleri kufur ve meaasi) yuzunden bunu ebedi ve kat´i olarak arzuu etmezler. Allah o zaalimleri cok iyi bilendir

    [8] De ki: «Sizin hakıykaten kacıb durdugunuz olum (yok mu?) o, size elbette gelib cattadır. Sonra (hepiniz), gizliyi de, asikarı da bilen (Allah) a donduruleceksiniz de O, size neler yapardınız haber verecekdir

    [9] Ey iman edenler, cum´a gunu namaz icin cagrıldıgı (nız) zaman hemen Allahı zikretmiye gidin. Alıs verisi bırakın. Bu, bilirseniz, sizin icin cok hayırlıdır

    [10] Artık o namazı kılınca yer (yuzun) e dagdın, Allahın fazlından (nasıyb) arayın. Allahı cok zikredin. Taki umdugunuza kavusasınız

    [11] Onlar bir ticaret, yahud bir oyun, bir eglence gordukleri zaman ona yonelib dagıldılar. Seni ayakda bırakdılar. De ki: «Allah nezdindeki (sevab, mu´minler icin) eglenceden de, ticaretden de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

    Münâfikûn

    Surah 63

    [1] Munafıklar sana geldigi zaman «Sehadet ederiz ki sen muhakkak ve mutlak Allahın peygamberisin» dediler. Allah da bilir ki sen elbette ve elbette Onun peygamberisin. (Fakat) Allah o munafıkların hic subhesiz yalancılar oldugunu da biliyor

    [2] Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler ve Allahın yolundan sapdılar. Hakıykat, onların yapdıkları seyler ne kotudur

    [3] Bu (kotu amelleri sundandır:) Cunku onlar (zaahiren) iman etdiler. (Fakat) sonra (kalbleriyle) kafir oldular. Bu yuzden kalblerinin ustune (kufur) muhr (u) basıldı. Onun icin onlar (imanın hakıykatını) anlamazlar

    [4] Onları gordugun zaman govdeleri (kalıpları, kıyafetleri belki) hosuna gider. Eger soylerlerse sozlerini dinlersin. (Halbuki) onlar (cubuklu Yemen kuması) giydirilmis (kocaman) odunlar gibidir. Her gurultuyu kendi aleyhlerinde sanırlar. (Asıl) dusman onlardır. O halde onlardan sakın. Allah gebertsin onları. Nasıl olub da (Hakdan) donduruluyorlar

    [5] Onlara «Gelin, Allahın peygamberi sizin icin istigfar ediversin» denildigi zaman baslarını cevirdiler. Gordun ki onlar (ozur dilemeyi bile) kibirlerine yediremeyerek haala yuz donduruyorlar

    [6] Onlar icin ha istigfar etmissin, ha onlara istigfar etmemissin, haklarında birdir. Allah onları kat´iyyen yarlıgamaz. Subhe yok ki Allah faasıklar guruhuna hidayet etmez

    [7] Onlar oyle kimselerdir ki «Allahın peygamberi nezdinde bulunan kimseleri beslemeyin. Taki dagılıb gitsinler» diyorlardı. Halbuki goklerin ve yerin hazineleri Allahındır. Fakat o munafıklar ince anlamazlar

    [8] Onlar «Eger Medineye donersek, andolsun, en serefli ve kuvvetli olan (ımız) oradan en hakıyr (ve zaif) olanı muhakkak cıkaracakdır» diyorlardı. Halbuki seref, kuvvet ve gaalibiyyet Allahındır, peygamberinindir, muminlerindir. Fakat munafıklar (bunu) bilmezler

    [9] Ey iman edenler, sizi ne mallarınız, ne evladlarınız Allahın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa iste onlar husrana ugrayanların ta kendileridir

    [10] Herhangi birinize olum gelib de «Ey Rabbim, beni yakın bir muddete kadar gecikdirseydin de sadaka verib dursaydım, iyi adamlardan olsaydım» diyeceginden evvel size rızk olarak verdigimizden (Allah yolunda) harcayın

    [11] Halbuki Allah hicbir kimseyi, eceli gelince, asla geri bırakmaz. Allah, ne yaparsanız, hakkıyle haberdardır

    Teğâbün

    Surah 64

    [1] Goklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allahı tesbih (ve tenzih) etmekdedir. Mulk Onun, hamd Onun, O, hersey´e hakkıyle kaadirdir

    [2] O, sizi yaratandır. Boyle iken kiminiz kafir (oluyor), kiminiz mu´min. Allah ne yaparsanız, hakkıyle gorendir

    [3] Gokleri ve yeri, hakk (-u adl) in ikaamesine sebeb olarak, O yaratdı, size suuret verdi, hem suuretlerinizi de guzel yapdı. Donus ancak Onadır

    [4] Goklerde ve yerde ne varsa bilir. Ne gizler, ne acıklarsanız onları da bilir. Allah goguslerin icinde olan her gizliyi bile hakkıyle bilicidir

    [5] Bundan evvel kufredib de islerinin agırlıgını (dunyada, cekib) tadanların haber (ler) i gelmedi mi size? Onlara (ahiretde de) elem verici azab vardır

    [6] Bu, su hakıykat yuzundendir : Peygamberleri onlara apacık mu´cizeler getiriyorlardı da onlar «Bizi insan mı dogru yola goturecekmis?» demislerdi. Bu suretle kufretmisler, arka donmuslerdi. Allah ise hicbir sey´e muhtac olmadıgını gostermisdi. Allah her seyden mustagnidir, her hamde (ancak O) layıkdır

    [7] O kufredenler de oldukden sonra kat´iyyen diriltilmeyeceklerini (bir hakıykat gibi cahilane) iddia etdi (ler). De ki: «Hayır (oyle degil), Rabbime andolsun ki siz mutlakaa diriltileceksiniz. Sonra da yapdıgınız seyler behemehal size haber verilecekdir. Bu da Allaha gore kolaydır»

    [8] O halde Allaha, Onun peygamberlerine ve indirdigimiz O nuura iman edin. Allah, ne yaparsanız, hakkıyle haberdardır

    [9] (Evet, «yapdıgınız seyler mutlakaa size haber verilecekdir») O gunde ki (Allah) o toplama gunu icin hepinizi bir araya getirecek. Iste bu, aldanma gunudur. Kim Allaha iman eder, iyi amel (ve hareket) de de bulunursa, O, bunun kotuluklerini orter, onu altlarından ırmaklar akan cennetlere — kendileri iclerinde ebedi, sermedi kalıcı olmak uzere — sokar. Iste buyuk kurtulus (ve seadet) budur

    [10] O kufredenler (e), ayetlerimizi yalan sayanlar (a gelince:) Onlar da atesin — icinde ebedi kalıcı olarak — yaranıdırlar. O ne kotu gidis yeridir

    [11] Allahın izni olmayınca hicbir musiybet (gelib) catmaz. Kim Allaha iman ederse (Allah) onun kalbini dogruya goturur. Allah hersey´i hakkıyle bilendir

    [12] Allaha itaat edin. Peygambere itaat edin. Eger yuz cevirirseniz peygamberimizin ustune dusen (vazife) ancak apacık bir tebligdir

    [13] Allah odur ki kendisinden baska hicbir tanrı yokdur. Onun icin, iman edenler ancak Allaha guvenib dayansın (lar)

    [14] Ey iman edenler, eslerinizin, evladlarınızın icinde hakıykaten size dusman (olanlar) da vardır. O halde onlardan sakının. (Bununla beraber) afveder, kusurlarını baslarına kakmaz, orterseniz subhesiz Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [15] Mallarınız da, evladlarınız da sizin icin ancak bir imtihan (mevzuu) dur. Allah ise, buyuk mukafat Onun nezdindedir

    [16] O halde gucunuzun yetdigi kadar Allahdan korkun, (ogutlerini) dinleyin. itaat edin. (Mallarınızdan Allah yolunda), kendinizin hayrı olarak, harcayın. Kim nefsinin (koyu) cimriliginden korunursa iste onlar muradlarına erenlerin ta kendileridir

    [17] Eger Allaha gonul hosluguyle odune verirseniz onu sizin icin kat kat artırır. Hem sizi yarlıgar da. Allah az (hayır) a cok mukafat verendir. Ceza hususunda acele etmeyendir O

    [18] Gizliyi de, asikarı da bilendir. Gaalib-i mutlakdır. Tam hukum ve hikmet saahibidir

    Talâk

    Surah 65

    [1] Ey peygamber, kadınları bosayacagınız vakit iddetlerine dogru bosayın. O iddeti de sayın. Rabbiniz olan Allahdan korkun. Onları evlerinden cıkarmayın. Kendileri de cıkarmasınlar. Meger ki apacık bir kotuluk (meydana) getirmis olsunlar. Bunlar Allahın hudududur. Kim Allahın hududunu (cigneyip) asarsa muhakkak ki kendisine yazık etmis olur. Bilmezsin, olur ki Allah bunun arkasından bir is peyda ediverir

    [2] Sonra (o kadınlar) muddetlerini doldur (mıya yaklas) dıkları zaman onları ya guzellikle tutun, yahud guzellikle kendilerinden ayrılın ve icinizden adalet saahibi iki kisiyi de sahid yapın. (Ey sahidler siz de) sahidligi Allah icin eda edin. Iste bu (yok mu?) Allaha ve ahiret gunune iman etmekde olanlara onunla ogut verilir. Kim Allahdan korkarsa (Allah) ona bir (kurtulub) cıkıs yeri ihsan eder

    [3] Onu haatır-u hayaline gelmeyecek bir cihetden de rızıklandırır. Kim Allaha guvenib dayanırsa O, kendisine yetisir. Subhesiz ki Allah, emrini yerine getirendir. Allah her sey icin bir olcu ta´yin etmisdir

    [4] Kadınlarınız icinden artık adetden kesilmis olanlarla henuz adetini gormemis bulunanlar (ın iddetlerin) de, eger subhe ederseniz, onların iddeti uc aydır. Yuklu kadınların iddetleri ise yuklerini vaz etmeleri (le biter). Kim Allahdan korkarsa O, kendisine (her) isinde, bir kolaylık verir

    [5] Iste bu (nlar) Allahın size indirdigi emridir. Kim Allahdan korkarsa (Allah) onun kusurlarını orter, onun mukafatını buyutur

    [6] (Bosanan) o kadınları, gucunuzun yetdigi kadar, ikaamet etdiginiz yerin bir kısmında oturtun. (Evleri) baslarına dar etmek (onları cıkmıya mecbur kılmak) icin kendilerine zarar yapmayın. Eger onlar yuklu iseler yuklerini koyuncuya kadar nafakalarını verin. Eger (kendilerinden olan evladlarınızı) sizin faidenize emzirirlerse onlara ucretlerini verin. Aranızda (bu hususda) guzelce musavere edin. Eger gucluge ugrarsanız o halde (cocugu) onun (nisabına) bir baska (kadın) emzirecekdir

    [7] (Haali, vakti) genis olan, nafakayı genisligine gore versin. Rızkı kendisine daraltılmıs bulunan (fakir) de nafakayı Allahın ona verdiginden versin. Allah hicbir nefse, ona verdiginden baskasını yuklemez. Allah, guclugun arkasından kolaylık ihsan eder

    [8] Rabbinin ve Onun peygamberlerinin emrinden uzaklasıb azmıs olan nice memleket vardır ki biz onları en cetin bir hisaba cekmis, onları akıllara saskınlık verecek bir azaba ducar etmisizdir

    [9] Iste o (her memleket halkı) yapdıgının agırlıgını tatmıs, isinin sonu bir husran (ve helak) olmusdur

    [10] Allah onlar (ın benzerleri) icin (de) pek cetin bir azab hazırladı. O halde ey iman etmis olan salim akıl saahibleri, Allahdan korkun. Allah size hakıyki bir zikir indirmis

    [11] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanları karanlıklardan nuura cıkarmak icin, bir (de) peygamber (gondermisdir ki) o, Allahın (her sey´i) acık acık bildiren ayetlerini size karsı (iste) okuyup durmakdadır. Kim Allaha iman eder, iyi amel (ve hareket) de de bulunursa (Allah) onu altlarından ırmaklar akan cennetlere, hepsi de iclerinde ebedi ve sermedi kalıcı olarak sokar. Allah ona hakıykat ne guzel rızık (ve sevab) vermisdir

    [12] Allah, yedi gogu ve yerden de onların mislini yaratmıs olandır. Emr (i) butun bunların arasında durmadan iner. Allahın (bunları yaratması Onun) hakıykaten hersey´e kaadir oldugunu, ilmiyle hakıykaten hersey´i kaplamıs bulundugunu bilmeniz icindir

    Tahrîm

    Surah 66

    [1] Ey peygamber, Allahın sana halal kıldıgı sey´i zevcelerinin hosnudlugunu arayarak, nicin (kendine) haram ediyorsun? (Bununla beraber uzulme) Allah cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    [2] Allah, yeminlerinizin (keffaretle) cozulmesini size farz kılmısdır. Allah, sizin yardımcınızdır ve O, hakkıyle bilendir, tam hukum ve hikmet saahibidir

    [3] Hani peygamber, zevcelerinden birine gizli bir soz soylemisdi. Bunun uzerine o (zevce) bunu haber verib de Allah da ona bunu acıklayınca (peygamber) bunun (ancak) bir kısmını bildirmis, bir kısmından da vaz gecmisdi. Artık bunu kendisine soyleyince o (zevce) «Bunu sana kim haber verdi?» dedi. (Peygamber de) «Bana hersey´i bilen, her seyden haberdar olan (Allah) haber verdi» dedi

    [4] Eger her ikiniz de Allaha tevbe ederseniz (ne´ala, cunku) hakıykaten sizin kalbleriniz kaymısdır, (yok), onun aleyhinde birbirinize arka verirseniz hic subhesiz Allah bizzat onun yardımcısıdır. Cebrail de, mu´minlerin saalih olanları da. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır

    [5] Eger o, sizi bosarsa yerinize — Allaha itaatle teslim olan, Allahın birligini tasdıyk eden, namaz kılan (taatte sebat gosteren), Gunahlardan tevbe ile vaz gecen, ibadet eyleyen, oruc tutan kadınlar, dullar ve kız oglan kızlar olmak uzere — Rabbinin ona sizden hayırlılarını vermesi me´muldur

    [6] Ey iman edenler, gerek kendilerinizi, gerek ailelerinizi oyle bir atesden koruyun ki onun yakacagı insanla tasdır. (O atesin) uzerinde iri govdeli, sert tabiatlı melekler vardır (me´murdur) ki onlar Allahın kendilerine emretdigi seylere asla isyan etmezler. Neye de me´mur edilirlerse yaparlar

    [7] (Cehenneme giderlerken onlara:) «Ey kafirler, bu gun (bihude) ozur dilemeyin. Siz ancak yapmakda oldugunuzun cezasını cekeceksiniz» (denilir)

    [8] Ey iman edenler, tam bir sıdk-u hulusa malik bir tevbe ile Allaha donun. Olur ki Rabbiniz kotuluklerinizi orter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gun Allah peygamberini ve iman edib onunla beraber olanları rusvay etmeyecek, nuurları onlerinde ve saglarında kosacak, «Ey Rabbimiz, diyecekler, bizim nuurumuzu tamamla, bizi yarlıga. Subhesiz ki Sen hersey´e hakkıyle kaadirsin»

    [9] Ey peygamber, kafirlerle, munafıklarla savas, onlara karsı sert davran. Onların barınacakları yer cehennemdir. O, ne fena gidisdir

    [10] Allah kufredenlere Nuuhun karısı ile Lutun karısını misal olarak gosterdi. Onlar kullarımızdan iki iyi kulun (nikahı] altında idiler. Boyle iken haainlik etdiler de o (iki zevc) onları Allah (ın azabın) dan hicbir seyle kurtaramadılar. O (iki kadına) «Atese girenlerle beraber siz de girin» denildi

    [11] Allah, iman edenlere de Fir´avnın karısını bir misal olarak irad etdi. O vakit (bu kadın) «Ey Rabbim, bana nezdinde, cennetin icinde bir ev yap. Beni Fir´avndan ve onun (fena) amel (ve hareket) inden kurtar. Beni o zaalimler guruhundan selamete cıkar» demisdi

    [12] Namusunu muhkem bir kal´a gibi muhaafaza eden Imran kızı Meryemi de (Allah bir misal olarak irad buyurdu). Biz bundan dolayı ona Ruuhumuzdan ufurduk. O, Rabbinin kelimelerini ve kitablarını tasdıyk etdi. (Rabbine) itaat (de sebat) edenlerdendi o

    Mülk

    Surah 67

    [1] (Butun) mulk (-u tasarruf, ilahi kudretinin) elinde bulunan (Allah) ın sanı ne yucedir! O, her sey´e hakkıyle kaadirdir

    [2] O, hanginizin daha guzel amel (ve hareket) edecegini (hakkınızda) imtihan etmek icin olumu de, dirimi de takdir eden ve yaratandır. O, gaalib-i mutlakdır, cok yarlıgayıcıdır

    [3] O, birbiriyle ahenkdar yedi gok yaratmıs olandır. O cok esirgeyici (Allah) ın yaratısında hicbir nizamsızlık gormezsin. Iste gozu (nu bir defa daha goge) cevir, (bak, orada) hicbir catlak gorecek misin

    [4] Sonra gozu (nu) iki kerre daha cevir. (Nihayet) o goz, hor ve hakir yine sana donecekdir ve o, (artık bir kusur bulabilmekden) yorulmusdur

    [5] Andolsun ki biz yere en yakın olan gogu kandillerle donatdık. Bunları seytanlara da atıs taneleri yapdık ve onlara cılgın ates (cehennem) azabı hazırladık

    [6] Rablerine kufredenler icin de (boyle) cehennem azabı vardır. O, ne kotu donusdur

    [7] Onun icine atıldıkları zaman onun kaynar haldeki bed sesini isitdiler (isidirler)

    [8] Ofkesinden hemen hemen catlayacak gibi olur o. (Onlardan) her guruh, icine atıldıkca kendilerine bekcileri sordular (sorarlar): «Size, (bu) azab ile korkutan (bir peygamber) gelmedi mi?»

    [9] Onlar «Evet, dediler (derler), gercek bize, (bu) azab ile korkutan peygamber gelmisdir. Fakat biz (onları) yalan saydık ve Allah hic birsey indirmemisdir. Siz ancak buyuk bir sapıklık icindesiniz dedik»

    [10] Ve (sunu) soylediler (soylerler): «Eger bizi dinler, yahud aklımızı kullanır (insanlar) olsaydık su cılgın cehennem yaranı icinde bulunmazdık.»

    [11] Bu suretle gunahlarını i´tiraaf etdiler (ederler). (Ko Allah) Cehennem yaranını (rahmetinden) kogsun

    [12] Filhakıyka, Rableri (nin azab) ından gıyaben korkanlar (yok mu?) onlar icin hem magfiret var, hem buyuk mukafat

    [13] (Ey kafirler) sozunuzu (ister) gizleyin, ister onu acıklayın. Cunku O, sinelerin ozunu bile hakkıyle bilendir

    [14] Yaratıb duran (Allah) mı bilmeyecekmis? O, latıyfdir, her seyden haberdardır

    [15] O, yeri, sizin faidenize, hor (ve musahhar) kılandır. O halde onun omuzlarında yuruyun. (Allahın) rızkından yeyin. (Fakat sunu daima hatırlayın ki) son gidis ancak Onadır (Allahadır)

    [16] (Bu alemin tedbirine muvekkel olan) gokdeki (melek) lerden, (Allahdan), sizi yere batırıvermesinden emin mi olduunz? O vakit bakarsınız ki o (arz durmayıb) calkanmakdadır

    [17] Yoksa gokdeki (melek) lerin, (Allahın izniyle), ustunuze tas yagdırıcı (ruzgar) gondermesinden emin mi oldunuz? Siz (o zaman) tehdidimin nice oldugunu bileceksiniz

    [18] Andolsun ki onlardan evvelkiler de tekzib etmis (ler) di. (Bak) benim inkarım (da) nice oldu

    [19] Onlar, ustlerinde kanadlarını acarak, kapayarak ucan kusları da gormediler mi? Bunları (cevv-i hevada) — O rahmeti her sey´i kaplayan — (Allah) dan baskası tutmuyor. Subhesiz ki O, hersey´i hakkıyle gorendir

    [20] Rahmetiam ve samil olan (Allah) a karsı size (kurtarıcı bir) yardımda bulunabilecek olan kimdir? Su sizin ordunuz mu? Kafirler gurur dan baskası icinde degildirler

    [21] O, eger rızkını tutub kesiverirse su size rızık verebilecek kim? Hayır, onlar bir azgınlık, (Hakdan) bir nefret icinde mutemadiyen inad etmislerdir

    [22] Simdi yuz ustu, duse kalka yurumekde olan kimse mi daha cok hidayete erendir, yoksa dogru bir yol uzerinde dupeduz, (dimdik) yuruyen mi? (Dusunun)

    [23] (Habibim) de ki: «O, sizi yaratan, size kulak (lar), gozler gonuller verendir. Siz ne az sukredersiniz»

    [24] De ki: «O, sizi yer (yuzun) de zurriyet haalinde yaratıb yayandır ve nihayet (hepiniz) ancak Ona toplanıb goturuleceksiniz»

    [25] (Kafirler, mu´minlere istihza ile) «Eger siz dogru soyleyenlerseniz su va´din (tehdidin tehakkuku) ne zaman?» derler

    [26] De ki: O (nun vaktına aid) bilgi ancak Allahın nezdindedir. Ben sadece Allahın azabını apacık haber veren (bir peygamber) im»

    [27] Artık onu yakında gordukleri zaman o kufredenlerin yuzleri kotu bir haale getirilmis ve (onlara) «Iste bu, sizin (carcabuk istediginiz ve aksini) iddia etdiginiz seydir» denilmisdir (denilecek)

    [28] De ki: «Eger Allah beni ve benimle beraber olan (mu´min) leri (arzunuz vech ile) helak eder, yahud (bizi) esirgerse ya kafirleri acıklı azabdan kurtaracak kimdir?»

    [29] De ki: «(Sizi kendisine davet etdigimiz) O (Zat-i ecelle ve a´la), rahmeti butun yaratdıklarına samil olan (Allah) dır ki biz Ona iman etdik ve ancak Ona guvenib dayandık. Artık apacık bir sapıklık icinde bulunan kimmis? Ileride siz de bileceksiniz»

    [30] De ki: «Eger suyunuz yerin dibine savulub giderse kim akar bir su getirir, (bana) soyleyin»

    Kalem

    Surah 68

    [1] Hokka ile kaleme ve (erbab-ı kalemin) yazmakda oldukları seylere andolsun ki

    [2] (Habibim) sen, Rabbinin ni´meti sayesinde, bir mecnun degilsin

    [3] Senin icin muhakkak ve muhakkak tukenmeyen bir mukafat vardır

    [4] Hic suphesiz buyuk bir ahlaak uzerindesin sen

    [5] Yakında goreceksin, onlar da gorecekler

    [6] Delilik hanginizde imis

    [7] Subhesiz ki Rabbin, O, kendi yolundan sapan kisiyi cok iyi bilendir. O, hidayete ermis olanları da pek iyi bilendir

    [8] Artık (Habibim) o yalanlayanları tanıma (onlara boyun egme)

    [9] Onlar arzuu etdiler ki sen yumusak davranasın da kendileri de yumusaklık gostersinler

    [10] (Dogruya da, egriye de) alabildigine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (otekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib goturmiye kosan, (insanları) hayırdan durmayıb men´eyleyen asırı zaalim, cok gunahkar, kaba, hasin, butun bunlardan baska da kulagı kesik (damgalı soysuz) olan her kisiyi tanıma (onlara boyun egme)

    [11] (Dogruya da, egriye de) alabildigine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (otekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib goturmiye kosan, (insanları) hayırdan durmayıb men´eyleyen asırı zaalim, cok gunahkar, kaba, hasin, butun bunlardan baska da kulagı kesik (damgalı soysuz) olan her kisiyi tanıma (onlara boyun egme)

    [12] (Dogruya da, egriye de) alabildigine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (otekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib goturmiye kosan, (insanları) hayırdan durmayıb men´eyleyen asırı zaalim, cok gunahkar, kaba, hasin, butun bunlardan baska da kulagı kesik (damgalı soysuz) olan her kisiyi tanıma (onlara boyun egme)

    [13] (Dogruya da, egriye de) alabildigine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (otekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib goturmiye kosan, (insanları) hayırdan durmayıb men´eyleyen asırı zaalim, cok gunahkar, kaba, hasin, butun bunlardan baska da kulagı kesik (damgalı soysuz) olan her kisiyi tanıma (onlara boyun egme)

    [14] (Oylesini tanıma) mal ve ogullar saahibi olmus diye

    [15] Karsısında ayetlerimiz okundugu zaman o, «Evvelkilerin masalları» demisdir

    [16] Biz yakında onun hortumunun ustune damga basacagız

    [17] Biz, o bagce saahiblerini nasıl belaya ugratdiysek muhakkak bunları da belalandırdık. Hani (bagce saahibleri) sabah olunca onu mutlakaa devsireceklerine, biceceklerine yemin etmislerdi

    [18] (Bu babda) istisna da yapmıyorlardı

    [19] Halbuki onlar uyurlarken hemen Rabbinden (gonderilen) dolasıcı bir bela onu sardı da

    [20] (O bagce) simsiyah kesiliverdi

    [21] Iste sabaha karsı birbirlerini cagırdılar

    [22] «Devsirecekseniz erkence mahsulunuzu (devsirmiye) cıkın» diye

    [23] Derken onlar aralarında fısıldasarak gitdiler

    [24] «Sakın bugun karsınıza hicbir yoksul (cıkıb) oraya girmesin» diye

    [25] (Fakirleri) men´e (sanki) gucleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler

    [26] Fakat onu (bu halde) goruverince dediler ki: «Her halde biz yanlıs gelenleriz»

    [27] (Sonra hakıykatı anlayınca da) «Hayır, biz mahrum (kalmıs) larız»

    [28] Ortancaları: «Ben size demedim mi? (Allahı) tenzih etmeli degil miydiniz?» dedi

    [29] «Seni (tesbih ve) tenzih ederiz ey Rabbimiz. Hakıykaten biz zaalimlermisiz» dediler

    [30] Simdi kabahati birbirlerine yuklemiye basladı (lar)

    [31] «Yazıklar olsun bize, dediler, hakıykaten biz azgınlarmısız»

    [32] «(Eh) Rabbimizin bize, bunun yerine, ondan daha hayırlısını vermesi me´muldur. Biz (butun dilek ve isteklerimizi artık) gercekden Rabbimize cevirenleriz»

    [33] Iste azab boyledir. Ahiret azabı ise elbet daha buyukdur. (Bunu) bilselerdi

    [34] Subhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar icin Rableri nezdinde ni´meti daim ve haalis cennetler vardır

    [35] Oyle ya, biz muslumanları o gunahkarlar gibi yapar mıyız hic

    [36] Size ne oluyor? Nasıl boyle hukmediyorsunuz

    [37] Yoksa size mahsus (indirilmis) bir kitab var da onda mı okuyorsunuz

    [38] Ki icinde ne (arzu ve) ihtiyar ederseniz, hepsi mutlaka sizin (olacakdır diye yazılıdır)

    [39] Yahud uzerimizde, sizin lehinize kıyamet gunune kadar (surecek) yeminler (imiz, teahhudlerimiz) mi vardır ki (nefisleriniz icin) ne hukum ederseniz, mutlaka sizindir

    [40] (Habibim) sor kendilerine: Onlardan hangisi bunun avukatı olacak

    [41] Yoksa ortakları da mı var onların? Oyleyse o ortaklarını da getirsinler, (iddialarında) dogrucu (adam) lar iseler

    [42] (Hatırla ki o gun) baldır (lar) ın acılacagı, kendilerinin secdeye da´vet edilecekleri bir gundur. Fakat (buna) guc yetiremeyeceklerdir

    [43] (Evet, secdeye da´vet edilecekler) gozleri dusuk, kendilerini bir zillet sarmıs olarak. Halbuki onlar bu secdeye (dunyada) herseyden salim ve sapasaglam iken da´vet ediliyorlardı

    [44] Artık bu sozu yalan sayanları bana bırak. Biz onları, kendilerinin bilmeyecekleri bir cihetden, derece derece azaba yaklasdırıyoruz

    [45] Ben onlara muhlet (zaman) veriyorum. Subhe yok ki benim fendim saglamdır

    [46] Yoksa sen kendilerinden bir ucret istiyorsun da onlar (sana odeyecekleri) bir borcdan dolayı agır yuk altında mı bırakılmıslardır

    [47] Yahud gayb, yanlarındadır da onlar (bunu ondan) mı yazıyorlar

    [48] (Habibim) sen (simdilik) Rabbinin hukmune (intizaaren) sabret. O balık saahibi gibi olma. Hatırla ki o, gamla dolu olarak (Rabbine) dua etmisdi

    [49] Eger Rabbinden ona bir ni´met erismis olmasaydı o, mutlakaa cırıl cıplak (cıkarıldıgı) o yere kınanmıs bir halde atılacakdı

    [50] (Bunun ardından) Rabbi onu secdi de kendisini saalihlerden yapdı

    [51] Hakıykat, o kufredenler zikri isitdikleri zaman az kaldı seni gozleriyle yıkacaklardı. Haala da (kin ve hasedlerinden) «O, mutlakaa bir mecnundur» diyorlar

    [52] Halbuki o (Kur´an butun) alemler icin (mahz-ı) serefden baska (bir sey) degildir

    Hâkka

    Surah 69

    [1] O hak olan (kıyamet)

    [2] nedir o hak olan (kıyamet)

    [3] O gercek (kıyamet) i sana hangi sey bildirdi

    [4] Semuud ile Aad (kavmleri ta yureklerinde) patlayacak olan o kıyameti tekzib etdi (ler)

    [5] Semuud´a gelince: Onlar hadden asırı (korkunc bir ses) ile helak edildiler

    [6] Aad´e gelince: Onlar da ugultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler

    [7] (Allah) onu yedi gece, sekiz gun ardı ardınca uzerlerine musallat etdi, oyle ki (eger sen de haazır olsaydın) o kavmin (bu muddet) icinde (nasıl) olub yıkıldıgını gorurdun. Sanki onlar, icleri bombos hurma kutukleri idiler

    [8] Simdi onlardan bir kalan goruyor musun

    [9] Fir´avn da, ondan oncekiler de, altust olan (kasaba) lar (halkı) da hep o hataayı (meydana) getirdiler (irtikab etdiler)

    [10] Oyle ki (her ummet) Rablerinin peygamberine isyan etdiler. Bundan dolayı O da kendilerini fazla bir siddetle yakalayıverdi

    [11] Hakıykat, (her yanı) su basdıgı (mu´tad haddini asdıgı) zaman sizi gemide biz tasıdık

    [12] Onu sizin icin bir ogut ve ibret yapalım, onu belleyen kulaklar da bellesin diye

    [13] Artık «Suur» a birinci ufurulusle ufuruldugu zaman

    [14] yerle daglar yerlerinden kaldırılıb da yekdigerine bir carpısla hepsi toz haaline geldigi (zaman)

    [15] Iste o zaman olan olmus (kıyamet kopmus) dur

    [16] Gok de yarılmıs ve artık o, o gun za´fa dusmusdur

    [17] Melek (ler) ise onun bucaklarındadır. O gun Rabbinin arsını (bucaklardakilerin) ustlerinde bulunan sekiz (melek) yuklenir

    [18] O gun (huzuura) arz olunacaksınız, (oyle ki) size aid hicbir sır gizli kalmayacak

    [19] Artık kitabı sag eline verilmis olan kisiye gelince, der ki: «Alın, okuyun kitabımı»

    [20] «Cunku ben hakıykaten hisabıma kavusacagımı (kuvvetle) zannetmisdim»

    [21] Iste o, hosnud bir hayat icindedir

    [22] yuksek bir cennetde

    [23] (O cennetin) cabucak devsirilecek (meyve) leri (her durumda erilebilir derecede) yakındır

    [24] «(Dunyada) gecmis gunlerde takdim etdiginiz (iyi amellerin karsılıgı olarak afiyetle yeyin, icin»)

    [25] Kitabı sol eline verilmis olan kisiye gelince, o da der ki, «Ah keski benim kitabım verilmeseydi»

    [26] «Hisabımın da ne oldugunu bilmeseydim»

    [27] «Ah keski o (olum, hayatıma) kat´i bir son verici olsaydı»

    [28] «Malım bana bir faide vermedi»

    [29] «(Butun) saltanatım benden ayrılıb mahvoldu»

    [30] (Allah buyurur:) «Tutun onu da (ellerini, boynunu) baglayın»

    [31] «Sonra onu o alevli atese atın»

    [32] «(Bundan) sonra da onu, yetmis arsın uzunlugunda bir zincir icinde, oraya sokun»

    [33] «Cunku o, O buyuk Allaha inanmazdı»

    [34] «(kendisi) yoksula yemek (yedirmek soyle dursun, baskalarını da) vermiye tesvıyk etmezdi»

    [35] «Onun icin bugun burada kendisine (acıyacak) hicbir yakın (ve dost) yokdur»

    [36] «Gıslin» den baska yiyecek de yokdur

    [37] «Ki onu (bilerek) hataa eden (kafir) lerden baskası yemez»

    [38] (Demek ki is musriklerin sandıgı gibi degildir, zaahirdir). Neler goruyor, neler gormuyorsanız (onların hepsine) andederim ki

    [39] (Demek ki is musriklerin sandıgı gibi degildir, zaahirdir). Neler goruyor, neler gormuyorsanız (onların hepsine) andederim ki

    [40] Muhakkak o (Kur´an) Allah indinde cok serefli peygamberin kati sozudur

    [41] O, bir sair sozu degildir. Ne az inanır (adamlar) sınız siz

    [42] bir kahin sozu de degildir. Siz ne az dusunur (adamlar)sınız

    [43] alemlerin Rabbinden indirilmedir

    [44] Eger (peygamber soylemedigimiz) ba´zı sozleri bize karsı kendiliginden uydurmus olsaydı

    [45] Elbette onun sag elini (kuvvet ve kudretini) alıverdik

    [46] sonra da, hic subhesiz, onun kalb damarını koparırdık

    [47] O vakit sizden hicbiriniz buna mani de olamazdınız

    [48] Subhesiz ki o (Kur´an) (fenalıkdan) korunanlar icin kat´i bir ogutdur

    [49] Icinizde yalan sayanlar bulundugunu elbet biz de biliyoruz

    [50] Muhakkak ki o (Kur´an) kafirlere karsı (kacınılmaz) bir hasretdir

    [51] Hic suphesiz ki o (Kur´an) kat´i bilginin tam gercegidir

    [52] O halde O buyuk Rabbini, kendi adiyle, tesbih (ve tenzih) et

    Me'âric

    Surah 70

    [1] Isteyen biri inecek azabı istedi

    [2] kafirlere mahsusdur ki onu (kendilerinden) hicbir onleyecek (defedebilecek) yokdur

    [3] derecelerin saahibi Allahdandır

    [4] Melekler de, Ruuh da oraya bir gunde yukselib cıkar ki mesafesi (dunya seneleriyle) elli bin yıldır

    [5] (Habibim) sen (simdilik) guzel bir sabr ile katlan

    [6] Filhakıyka onlar bunu (imkandan) uzak gorurler

    [7] Biz ise onu yakın goruyoruz

    [8] O gun gok erimis ma´den gibi olacak

    [9] daglar yun gibi olacak

    [10] hicbir hısım bir hısımı sormayacak

    [11] Onlar birbirine (sadece) gosterilirler. Gunahkar o gunun azabından (kurtulmak icin sunları) feda etmegi arzu eder: Ogullarını

    [12] karısını, biraderini

    [13] kendisini (aralarına katıb) barındırmakda olan soyunu sopunu

    [14] ve yer (yuzun) de kim varsa hepsini. Ki nihayet (bu fedakarlıgı) kendisini (Allahın azabından) kurtarsın

    [15] Fakat ne mumkin! Cunku o (ates) (kafirler icin hazırlanmıs) haalis alevdir

    [16] bedenin butun uzuvlarını sokub koparandır (o)

    [17] (Gel gel diye) cagırır: (imandan, hakdan) yuz donen, (taatden) arka ceviren kisiyi

    [18] (mal) birikdirib de kab icinde saklayanı

    [19] Hakıykat insan, hırsına duskun (ve sabrı kıt) yaratılmısdır

    [20] Kendisine ser dokundu mu feryadı basandır

    [21] ona hayır dokununca da cok cimri dir

    [22] (Fakat sunlar) oyle degil: Namaz kılanlar ki onlar namazlarına devam edenlerdir

    [23] (Fakat sunlar) oyle degil: Namaz kılanlar ki onlar namazlarına devam edenlerdir

    [24] Mallarında sail ve mahrum icin belli bir hak tanıyanlar

    [25] Mallarında sail ve mahrum icin belli bir hak tanıyanlar

    [26] ceza (ve hisab) gununun dogruluguna inananlar

    [27] Bir de (sunlar): Rablerinin azabından korkanlar

    [28] Ki onlar filhakıyka Rablerinin azabından garantili degildirler

    [29] Sunlar da (oyle): Karılarından, yahud sag ellerinin malik olduklarından baskasına karsı utanacak yerlerini saklayanlar. Cunku onlar (bunlar Hakkında) kınanmıs degildirler

    [30] Sunlar da (oyle): Karılarından, yahud sag ellerinin malik olduklarından baskasına karsı utanacak yerlerini saklayanlar. Cunku onlar (bunlar Hakkında) kınanmıs degildirler

    [31] Fakat bundan otesini arayan kisiler (yok mu?) iste onlar haddi cigneyip asanların ta kendileridir

    [32] (Sunlar da mustesna:) Emanetlerine ve ahidlerine riaayet edenler

    [33] Sahiciliklerini (dosdogru) yapanlar

    [34] Namazları (nın hakkını) muhaafaza edenler

    [35] iste bunlar cennetlerde ikram olunanlardır

    [36] Simdi, o kufredenlere ne oluyor ki senin sag (ın) dan, sol (un) dan halka halka hep gozlerini sana dogru dikib bakmakdadırlar

    [37] Simdi, o kufredenlere ne oluyor ki senin sag (ın) dan, sol (un) dan halka halka hep gozlerini sana dogru dikib bakmakdadırlar

    [38] Onlardan herkes Naim cennetine sokulacagını mı umid ediyor

    [39] Hayır (ne gezer)! Hakıykat biz onları (da) o bilib durdukları seyden yaratdık

    [40] Yine hayır, (is onların umdukları gibi degildir). Doguların, batıların Rabbine andederim ki, subhesiz biz onların yerine kendilerinden daha hayırlısını getirmiye de elbette kaadiriz ve biz, onumuze gecilebilecekler (den) de degiliz

    [41] Yine hayır, (is onların umdukları gibi degildir). Doguların, batıların Rabbine andederim ki, subhesiz biz onların yerine kendilerinden daha hayırlısını getirmiye de elbette kaadiriz ve biz, onumuze gecilebilecekler (den) de degiliz

    [42] (Simdilik) onları (hallerine) bırak. (Azab ile) tehdid edilmekde oldukları gunlerine kavusuncaya kadar dalsınlar, oynaya dursunlar

    [43] (O gun onlar, sanki dikili bir sey´e kosuyorlar gibi, kabirlerin) den fırlaya fırlaya (mahsere) cıkarlar

    [44] gozleri horlukla asagıda, kendilerini bir zillet (ve hakaaret) kaplamıs olarak. Iste bu, onların tehdid edilegeldikleri gundur

    Nûh

    Surah 71

    [1] Hakıykat, biz Nuuhu kavmine gonderdik. «Kendilerine elem verici bir azab gelmezden evvel kavmini (onunla) korkut» diye

    [2] Dedi ki: Ey kavmim, muhakkak ki ben sizi (basınıza gelecek azabdan) apacık korkutan bir peygamberim»

    [3] «Allaha kulluk edin. Ondan korkun. Bana da itaat edin diye (gonderildim)»

    [4] «Taki (Allah) sizin gunahlarınızdan bir kısmını yarlıgasın, sizi (azabsız olarak) mukadder bir muddete kadar gecikdirsin. Subhe yok ki Allahın (ta´yin etdigi) muddet gelince geri bırakılmaz. Eger bilseydiniz..»

    [5] Dedi: «Ey Rabbim, ben kavmimi hakıykaten gece gunduz da´vet etdim»

    [6] «Fakat benim da´vetim (imandan) kacma (ların) dan baska (bir sey´i) artırmadı»

    [7] «Hakıykat ben, Senin kendilerini yarlıgaman icin, onları ne zaman da´vet etdiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine burunduler ayak dirediler, buyukluk tasladılar da tasladılar»

    [8] «Sonra ben onları hakıykaten en yuksek ses (im) le cagırdım»

    [9] «Sonra da onları hem i´lan ederek da´vet etdim, hem kendilerine gizli gizli soyledim»

    [10] «Artık, dedim, Rabbinizden magfiret dileyin. Cunku O, cok yarlıgayıcıdır»

    [11] «(O sayede) O, ustunuze bol yagmur salıverir»

    [12] «Sizin mallarınızı, ogullarınızı da cogaltır, size baglar, bostanlar verir, size ırmaklar akıtır»

    [13] «Ne oluyor size ki Allahın, sizi bir vekaar (ve seref saahibi yapmasını) emel edinmezsiniz»

    [14] «Halbuki O, sizi hakıykat turlu turlu tavırlar (haller) le yaratmısdır»

    [15] «Gormediniz mi, Allah yedi gogu birbiriyle ahengdar olarak nasıl yaratmıs»

    [16] «onların icinde ayı bir nuur yapmıs, gunesi de bir kandil (olarak) asmısdır»

    [17] «Allah sizi yerden ot (gibi) bitirdi

    [18] «Sonra sizi yine onun icine dondurecek, sizi (yeni) bir cıkarısla (tekrar) cıkaracak»

    [19] «Allah yeri sizin icin bir dosek yapmısdır»

    [20] «onun genis yollarında gezib dolasınız diye»

    [21] Nuuh dedi: «Ey Rabbim, hakıykat onlar bana isyan etdiler. Mal (lar) ı ve evlad (lar) ı (kendilerinin) husran (ın) dan baskasını artırmayan kimselere uydular»

    [22] «Bunlar da buyuk buyuk hileler (dolaplar, melanetler) yapdılar»

    [23] (Halk tabakasına:) «Sakın tapdıklarınızı bırakmayın. Hele «Ved» den, «Suvaa´» dan, «Yeguus» dan, «Yeuuk» dan ve «Nesr» den zinhar vaz gecmeyin» dediler

    [24] «Hakıykaten onlar bircoklarını basdan cıkardılar. Sen (ey Rabbim) o zaalimlerin saskınlıgından baska seylerini artırma»

    [25] Bunlar gunahlarından dolayı suda boguldular. Ardından da (buyuk) bir atese atıldılar. O vakit kendileri icin Allahdan baska yardımcılar da bulmadılar

    [26] Nuuh (oyle) demisdi: «Ey Rabbim, yer (yuzun) de kafirlerden yurd tutan hicbir kimse bırakma»

    [27] «Cunku eger sen onları bırakırsan kullarını yoldan cıkarırlar. Kotuden, oz kafirden baska da evlad dogurmaz (lar)»

    [28] «Ey Rabbim, beni, anamı, babamı, iman etmis olarak evime giren kimseleri, (kıyamete kadar gelecek) erkek mu´minleri ve kadın mu´minleri Sen yarlıga. Zaalimlerin helakinden baska bir sey´ini de artırma»

    Cinn

    Surah 72

    [1] (Habibim) de ki: «Bana su hakıykat (ler) vahy olunmusdur: Cin den bir zumre (benim Kur´an okuyusumu) dinlemis de (soyle) soylemisler: — Biz, hakıyki hayranlık veren bir Kur´an dinledik

    [2] «ki o, Hakka ve dogruya goturuyor. Bundan dolayı biz de ona iman etdik. Rabbimize (bundan sonra) hicbir (sey´) i asla ortak tutmayacagız»

    [3] «Hakıykat sudur ki: Rabbizimin buyuklugu (her buyuklukden) yucedir. O, ne bir zevce, ne de bir evlad edinmemisdir»

    [4] «Hakıykat sudur ki: Bizim avanak (cahil) imiz Allaha karsı (meger) pek asırı yalanlar soyluyormus»

    [5] «Gercek biz de insan (olsun), cin (olsun) Allaha karsı (hicbiri) asla yalan soylemez, sanmıstık.»

    [6] «Filhakıyka su da var: Insanlardan ba´zı kimseler cinden ba´zı kisilere sıgınırlar. Demek bu suretle onların azgınlıklarını (sımarıklıklarını) artırmıslar»

    [7] «Hakıykaten onlar da, sizin zannetdiginiz gibi, Allahın hicbir kimseyi kat´iyyen diriltemeyecegini sanmıslar»

    [8] (Cin devamla:) «Biz ciddi bir suretde goge erismek istedik. Fakat onu sert bekcilerle ve (yakıcı) sihablarla doldurulmus bulduk»

    [9] «Halbuki hakıykaten biz (bundan evvel haber) dinlemek icin onun ba´zı kısımlarında oturacak yerler (bulub) oturuyorduk. Fakat simdi kim dinleyecek olursa kendisini gozetib duran bir sihab (karsısında) bulunuyor»

    [10] «Dogrusu biz yerdeki kisilere ser mi murad ediliyor, yoksa Rableri onlar icin bir hayır mı irade ediyor, bilmiyormusuz»

    [11] «Hakıykaten biz, kimimiz salaha ermis (iyi kisi) leriz, kimimiz ise bunlardan asagıdır. Cesid cesid yollar (a saahib) olmusuz»

    [12] «Su hakıykatı da subhesiz anladık ki: Yer (yuzun) de (bulunsak) da Allahı asla aaciz bırakamayız, (goge) kacmakla da Onu asla aaciz kılamayız»

    [13] «Dogrusu, biz o hidayeti (Kur´anı) dinleyince ona iman etdik. Kim de Rabbine iman ederse o, ne bir (ecrinin) eksileceginden, ne de bir haksızlıga ugrayacagından korkmaz»

    [14] «Gercek kimimiz muslumanlar, kimimiz ise zulmedenlerdir. Musluman olan kisiler (yok mu?) iste onlar dogru yolu ara (yıb bul) muslardır»

    [15] «Zulmedenlere gelince : Onlar da cehenneme odun oldular»

    [16] (Bana) su hakıykat da (vahyedildi:) Eger onlar o yol uzerinde dosdogru gitselerdi elbette onlara bol su icirirdik

    [17] Bu hususda onları imtihaana cekelim diye. Kim Rabbinin zikrinden yuz cevirirse (Rabbi) onu (ustune cıkıb yukselecek ve maglub edecek) cetin bir azaba sokar

    [18] Hakıykatde mescidler Allahındır. Onun icin Allah ile birlikde hicbir (sey´e, hicbir kimseye) tapmayın

    [19] (Bana) su hakıykat de (vahyedilmisdir:) Allahın kulu Ona ibadet icin (namaza) kalkdıgı zaman nerdeyse onlar, etrafında keceler (gibi dertop) oluyorlardı

    [20] De ki: (Habibim): «Ben ancak Rabbime dua ediyorum. Ona hicbirini ortak kosmam»

    [21] De ki: «Hakıykat ben sizin icin ne bir zarar (yapmak), ne de bir hayır (getirmek kudretine) malik degilim»

    [22] De ki: «Hakıykat ben (isyan edersem) beni Allah (ın azabın) dan kimse kat´iyyen kurtaramaz ve ben Ondan baska bir sıgınak da, kaabil degil, bulamam»

    [23] «(Benim elimden gelen) ancak Allahdan olanı, Onun gonderdiklerini tebligdir. Kim Allaha ve peygamberine ısyan ederse subhesiz onun icin cehennem atesi vardır, kendileri orada ebedi, daim kalıcılar olmak uzere

    [24] Nihayet onlar tehdid edilmekde oldukları (azabı) gordukleri zaman kimin yardımcısı daha zaif, sayısı daha azmıs bileceklerdir

    [25] De ki (Habibim): «Tehdid edilegeldiginiz (azab) ın yakın mı, yoksa Rabbimin ona uzun bir muddet mi´ ta´yin etmis oldugunu ben bilmem»

    [26] (O butun) gaybı bilendir. Oyle ki gaybına kimseyi muttali etmez O

    [27] Meger ki begenib secdigi bir peygamber ola. Cunku O, bunun onunden, ardından gozetleyiciler dizer

    [28] Taki (o peygamberler), Rablerinin gonderdiklerini (o gozetleyicilerin) hakkıyle (kendilerine) teblig etdiklerini (suhuden) bilsin (ler). (Allah, peygamberin) nezdinde olub bitenleri (onların her haalini ilmiyle) kusatmıs, hersey´i (mufredatı vech ile), sayı (sı) ile saymıs (tesbit etmis) dir

    Müzzemmil

    Surah 73

    [1] Ey (esvabına) burunen (Habibim)

    [2] gece (nin) birazından gayrı (saatlerinde) kalk

    [3] (Gecenin) yarısı mıkdarınca. Yahud ondan «birazını eksilt

    [4] Yahud (o yarının) uzerine (ilave edib) artır. Kur´anı da acık acık, tane tane oku

    [5] Hakıykat biz sana agır bir soz vahyediyoruz

    [6] Gercek, gece (yatagından ibadete) kalkan nefs (yok mu?) o, hem uygunluk i´tibariyle daha kuvvetlidir, hem kıraatce daha saglamdır

    [7] Cunku gunduz senin icin uzun bir mesguuliyyet var

    [8] Rabbinin adını an. (Ibadetinde Ondan baska herseyden kesilerek) yalnız Ona yonel

    [9] dogunun da, batının da Rabbidir. Ondan baska hicbir Tanrı yok. O halde (umuurunda) guvenek ve dayanak olarak onu tut

    [10] Onlar ne derlerse katlan. Onlardan sızıltısızca ayrıl

    [11] Yalan sayacak olan o varlık saahiblerini bana bırak ve onlara biraz muhlet ver

    [12] Cunku bizim yanımızda (agır) bukagılar var, yakıcı bir ates var

    [13] bogazda tıkanıb kalan bir yiyecek var. (Bunlardan baska da) elem verici bir azab var

    [14] o gunde ki yer (ler), daglar (zelzeleyle) sarsılır. Daglar akıb dagılan bir kum yıgınına doner

    [15] Hakıykat, bir Fir´avne bir´ peygamber yolladıgımız gibi size de (kıyamet gunu) uzerinize sahid olarak bir peygamber gonderdik

    [16] Fir´avn, o peygambere ısyanetdi de biz de onu agır ve cetin bir tutusla yakalayıverdik

    [17] Eger siz (dunyada) kufrederseniz cocukları ak saclı ihtiyarlara cevirecek olan bir gunde kendinizi nasıl koruyabileceksiniz

    [18] Gok bile o sebeble (o gunun siddetinden) yarılmıs, Onun va´di? fiile cıkarılmıs (yerine getirilmis olacak) dır

    [19] Iste bu (korkutucu ayetler) hakıyki birer oguddur. Artık kim dilerse Rabbine bir yol edinir

    [20] Subhe yok ki Rabbin, senin, gecenin ucde ikisinden biraz eksik, yarısı, ucde biri kadar ayakda durmakda oldugunu ve senin maiyyetinde bulunanlardan bir zumrenin de (boyle yapdıgını) biliyor. Geceyi, gunduzu Allah saymakdadır. O, bunu sizin sayamayacagınızı bildigi icin size karsı (ruhsat canibine) dondu. Artık Kur´andan kolay geleni (ne ise onu) okuyun. Allah muhakkak bilmisdir ki icinizden hasta (lanan) lar olacak, diger bir kısmı Allahın fazlından (nasıyb) aramak uzere yer (yuzun) de yol tepecekler, baska bir takımı da Allah yolunda carpısacaklardır. O halde ondan (Kur´andan size) kolay geleni okuyun. Namazı dosdogru kılın. Zekatı verin. Allaha gonul hosluguyle odune verin. Onden nefisleriniz icin ne hayır gonderirseniz onu Allahın nezdinde bulursunuz, (hem) bu daha hayırlı, sevabca daha buyuk olmak uzere. Allahdan magfiret isteyin. Subhesiz ki Allah (mu´minleri) cok yarlıgayıcı, cok esirgeyicidir

    Müddessir

    Surah 74

    [1] Ey burunub sarınan (Habibim)

    [2] kalk, artık (kafirleri azab ile) korkut

    [3] Rabbini buyuk tanı

    [4] elbiseni (bundan sonra da) temizle (mekde devam et)

    [5] azab (a goturecek seyleri) terk (de yine sebat) eyle

    [6] Iyiligi — cogu isteyerek — yapma

    [7] Rabbin (in rızaası) icin katlan

    [8] Cunku o boru ufurulunce

    [9] iste o (vakit, o gun) kafirlerin aleyhinde pek cetin bir gundur. Kolay degil

    [10] iste o (vakit, o gun) kafirlerin aleyhinde pek cetin bir gundur. Kolay degil

    [11] Bir tek (ya´ni nev´i sahsına munhasır) olarak yaratdıgını, kendisine uzun boylu mal ve (yanında ve toplantılarda daima) haazır bulunmak uzere ogullar verdigim, (yasayısını, omrunu, evladlarını) yaydıgım (bol bol ihsan etdigim o kafir adam) ı bana bırak

    [12] Bir tek (ya´ni nev´i sahsına munhasır) olarak yaratdıgını, kendisine uzun boylu mal ve (yanında ve toplantılarda daima) haazır bulunmak uzere ogullar verdigim, (yasayısını, omrunu, evladlarını) yaydıgım (bol bol ihsan etdigim o kafir adam) ı bana bırak

    [13] Bir tek (ya´ni nev´i sahsına munhasır) olarak yaratdıgını, kendisine uzun boylu mal ve (yanında ve toplantılarda daima) haazır bulunmak uzere ogullar verdigim, (yasayısını, omrunu, evladlarını) yaydıgım (bol bol ihsan etdigim o kafir adam) ı bana bırak

    [14] Bir tek (ya´ni nev´i sahsına munhasır) olarak yaratdıgını, kendisine uzun boylu mal ve (yanında ve toplantılarda daima) haazır bulunmak uzere ogullar verdigim, (yasayısını, omrunu, evladlarını) yaydıgım (bol bol ihsan etdigim o kafir adam) ı bana bırak

    [15] Sonra da o (butun bunlara ragmen) hırs ile daha da artırmamı ister

    [16] Hayır (kat´iyyen artırmayacagım). Cunku o, bizim ayetlerimize karsı alabildigine bir inadcı (kesilmis) dir

    [17] Ben onu sarp bir yokusa sardıracagım

    [18] Cunku o (Kur´an hakkında ne diyecegini) uzun uzadıya dusundu, (kendine gore guya bir) olcu koydu

    [19] Hay kahr olası! Ne bicim olcu kurdu o

    [20] Yine kahr olası, nasıl olcu yapdı o

    [21] Sonra bakdı

    [22] Sonra (umidsizliginden ve ofkesinden) kaslarını catdı, suratını asdı

    [23] En son arka cevirdi ve buyukluk tasladı da

    [24] «Bu, dedi, (sihirbazlardan ogrenilib) rivayet edilen bir sihirden baskası degil»

    [25] «Muhakkak bu, insan sozunden baskası degil»

    [26] Onu cehenneme sokacagım ben

    [27] Sen biliyor musun, cehennem nedir

    [28] Hem (bedeninden hicbir eser) bırakmaz (hepsini helak eder), hem yine (eski haaline getirib aynı azabı yapmakdan) vaz gecmez o

    [29] insana cok susamısdır

    [30] Uzerinde on dokuz (melek) vardır

    [31] Biz o atesin bekci (lik) lerine meleklerden baskasını me´mur etmedik. Sayılarını da kufredenler icin — baska degil — ancak bir fitne yapdık ki kendilerine kitab verilenler saglam bilgi edinsin (ler), iman edenlerin de inanları artsın. (Hulasa) hem kendilerine kitab verilenler, hem mu´minler (bu hususda) supheye dusmesin (ler). Kalblerinde maraz bulunanlarla kafirler dahi «Allah bu (aded) le, misal olarak, yeni murad etmis?» desin (ler). Iste Allah, kimi dilerse boylece sasırtır, kimi de dilerse dogru yola getirir. Rabbinin ordularını kendisinden baskası bilmez. O, insan (lar) icin ogudden baskası degildir

    [32] Fakat ne gezer! Andolsun aya

    [33] (Gunduzun hitamiyle) donub geldigi zaman geceye

    [34] agardıgı dem sabaha ki

    [35] hakıykaten (o cehennem) buyuk buyuk (bela) lardan biridir

    [36] Insan (lar) icin, sizden ileri gitmek, yahud geri kalmak isteyenler icin en korkutucu olmak bakımından

    [37] Insan (lar) icin, sizden ileri gitmek, yahud geri kalmak isteyenler icin en korkutucu olmak bakımından

    [38] Her nefs, kazandıgı (kesb-u ihtiyar etdigi) sey mukaabilinde bir rehindir

    [39] Ancak sagcılar boyle degil

    [40] (Onlar) cennetlerdedirler. Sorusurlar

    [41] gunahkarları (n hallerini)

    [42] «Sizi cehenneme sokan nedir»

    [43] (Gunahkarlar) dediler (derler): «Biz namaz kılanlardan degildik»

    [44] «Yoksula yedirmezdik»

    [45] «Biz de (baatıla) dalanlarla beraber dalardık»

    [46] «Ceza (ve hisab) gununu de yalan sayardık»

    [47] «Nihayet bize olum gelib catdı»

    [48] Artık sefaat edicilerin hicbir sefaati onlara faide vermeyecek

    [49] Boyle iken sunlara ne oluyor ki (haala) ogud (kabul etmek) den yuz ceviricidirler

    [50] Sanki onlar arslandan urkub kacan vahsi eseklerdir

    [51] Sanki onlar arslandan urkub kacan vahsi eseklerdir

    [52] Evet, onlardan herkisi kendisine nesredilecek sahifeler verilmesini ister

    [53] Hayır (bu isteyisleri bosdur). Daha dogrusu onlar ahiretden korkmazlar

    [54] Gercek, o (Kur´an) hic suphesiz bir oguddur

    [55] Onun icin kim dilerse (onu okuyarak, alacagı) ogud (u, ibreti) alır

    [56] Bununla beraber Allahın dileyeceginden baskaları o ogudu almazlar ki (Onun azabından) korunmıya ehil olan da odur, yarlıganmıya ehil olan da o

    Kıyâme

    Surah 75

    [1] (Hakıykat, kafirlerin inkar etdigi gibi degildir). Kıyamet gunune andederim

    [2] (Hayır, hakıykat oyle degildir). Kendisini alabildigine kınayan nefse yemin ederim (ki siz oldukden sonra mutlakaa dirileceksiniz)

    [3] Insan zanneder mi ki her halde biz onun kemiklerini toplayıb bir araya getirmeyecegiz

    [4] Evet, biz parmak uclarını bile derleyib iade etmiye kaadiriz

    [5] Fakat insan, onundeki (o kıyameti) yalanlamak diler

    [6] «Kıyamet gunu (de) ne zaman (mıs» diye) sorar

    [7] Iste goz (hayret ve dehsetle) kamasdıgı, ay tutul (ub karardıgı, gunesle ay bir araya getirildigi zaman)

    [8] Iste goz (hayret ve dehsetle) kamasdıgı, ay tutul (ub karardıgı, gunesle ay bir araya getirildigi zaman)

    [9] Iste goz (hayret ve dehsetle) kamasdıgı, ay tutul (ub karardıgı, gunesle ay bir araya getirildigi zaman)

    [10] (Evet) o gun insan «Kacıs nereye?» diyecek

    [11] Hayır, hicbir sıgınak yok

    [12] O gun herkesin (varıb) duracagı yer ancak Rabbin (in huzuuru) dur

    [13] O gun insana, onden yolladıgı seyler (amel ve hareketler) le geri bırakdıgı (ne varsa, hepsi) haber verilecek

    [14] Daha dogrusu insan (bizzat) kendisine karsı bir sahiddir

    [15] Velev ki o, (butun) ma´ziretlerini (meydana) atmıs olsun

    [16] Onu acele (kavrayıb ezber) etmen icin (Cebrail vahyi iyice bitirmeden) dilini onunla depretme

    [17] Onu (gogsunde) toplamak, onu (dilinde akıtıb) okutmak subhesiz bize aiddir

    [18] Oyleyse biz onu okudugumuz vakit sen onun kıraatine uy

    [19] Sonra onu acıklamak da hakıykat bize aiddir

    [20] Yok yok, siz carcabuk gecen (bu dunyay) i seversiniz

    [21] Ahireti bırakırsınız

    [22] Yuzler (vardır) o gun ter-u tazedir

    [23] Rablerine bakacakdır

    [24] Yuzler (vardır), o gun burtarıkdır

    [25] Anlar ki kendisine bel kemiklerini kıracak cok bela (lı bir is) yapılacak

    [26] Gozunuzu acın, (can) koprucuk kemigine bir dayandıgı zaman

    [27] «Tedavi edebilecek kim?» denildi (denilecek)

    [28] Ve (can cekisen) hakıyki bir ayrılıs oldugunu anladı (anlayacak)

    [29] Bacak da bacaga dolasdı mı

    [30] O gun sevk (ıyyat) yalınız Rabbinedir

    [31] Iste o, (peygamberi ve Kur´anı) tasdıyk etmemis, namaz da kılmamıs

    [32] fakat (ustelik Kur´anı) yalanlamıs, (imana) arkasını donmus

    [33] sonra da calım sata sata yuruyerek ehline gitmisdi

    [34] (Hoslanmadıgın hersey) sana yaklas (ıb cat) sın. Cunku (sen buna baskalarından daha cok) layıksın

    [35] Yine (hoslanmadıgın hersey) sana yaklas (ıb cat) sın. Zira (sen buna baskalarından daha cok) layıksın

    [36] Insan, kendisinin bası bos bırakılacagını mı sanıyor

    [37] O, (dol yatagına) dokulen meniden bir damla su degil miydi

    [38] Sonra o (meni) bir kan pıhtısı olmus, derken (Allah, onu) insan bicimine koyub yaratmıs, (uzuvlarını) duzenlemisdir

    [39] Hulasa, ondan erkek, disi iki sınıf cıkarmısdır

    [40] (Butun bunları yapan Allah) oluleri tekrar diriltmiye kaadir degil midir? (Elbette kaadirdir)

    İnsan

    Surah 76

    [1] Insanın uzerine uzun devirden oyle bir zaman gel (ib gec) di ki (o vakit) o, anılmıya deger bir sey bile degildi

    [2] Hakıykat, biz insanı birbiriyle karısık bir damla sudan yaratdık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeble onu isidici, gorucu yapdık

    [3] Gercek, biz ona (dogru) yolu gosterdik. Ister sukredici (olsun o), ister nankor (kafir)

    [4] Hakıykat, biz kafirler icin zincirler, bukagılar, alevlendirilmis bir ates hazırladık

    [5] Subhe yok ki iyiler kafuur katılmıs dolu bir kadehden icerler

    [6] (O kafuur) bir pınardır ki onu (ancak) Allahın (veli) kulları icerler. Onu (nereye isterlerse kolayca) akıtırlar, fıskırtırlar

    [7] (Onlar) adagını yerine getirirler (di), serri yaygın (ve salgın) olan gunden korkarlar (dı)

    [8] (Yemege olan) sevgi (lerine ve istihalarına) ragmen yoksulu, yetimi, esiri doyururlar (dı)

    [9] «Biz, size ancak Allahın yuzu (suyu) icin yediriyoruz. Sizden ne bir karsılık, ne de bir tesekkur istemeyiz»

    [10] «cunku biz Rabbimizden, o burtarık suratlı cetin gunden korkarız» (derlerdi)

    [11] Iste bundan dolayı Allah bu gunun serrinden onları korumus, (yuzlerine) bir guzellik, (yureklerine) bir sevine vermis

    [12] sabretdiklerine mukaabil onları cennetle, ipekle mukafatlandırmısdır

    [13] (Oraya girin) hepiniz, icinde tahtlar uzerine yaslama (bahtiyarlar) olarak, orada ne bir gunes, ne de bir zemheri gormeyerek

    [14] Ve golgeleri onlara yakın, meyveleri de emirlerine (her an ve her suretle) boyun egdirilmis olarak

    [15] Onlara gumusden billur kablar, kupalar dolasdırılır

    [16] (Evet) gumusden (yaratılmıs) billurlar ki mıkdarını (sakıyler) ta´yin etmislerdir

    [17] Orada onlara katgısı zencefil olan (dolu) kadeh de icilir

    [18] (Zencefil) orada bir pınardır. «Selsebil» adı verilir (ona)

    [19] Etraflarında herdem taze cocuklar dolasır ki sen onları gordugun zaman sacılmıs birer inci sanırsın

    [20] Orada herhangi bir yeri gordugun zaman (buyuk) bir ni´met, bol bir (ihtisam ve) saltanat gorursun

    [21] Uzerlerinde ince ve kalın ipekden yesil elbiseler vardır. Gumusden bileziklerle suslenmislerdir. Rableri de onlara gaayet temiz bir sarab icirmisdir

    [22] (Butun) bu (ni´metler) subhe yok ki sizin icin bir mukafatdır. Sa´yimz meskur olmusdur

    [23] Hakıykat, Kur´anı sana ceste ceste biz indirdik biz

    [24] Artık Rabbinin hukmune (rızaa ile) sabret. Onlardan hicbir gunahkara, yahud hicbir nankore boyun egme

    [25] Sabah, aksam Rabbinin adını an

    [26] Ve gecenin bir kısmında Ona secde et. Gecenin uzun bir bolumunde de Onu tesbih (ve tenzih) eyle

    [27] Hakıykat, bunlar o cabucak gecen (dunyayi) severler, onlerindeki o cetin gunu bırakırlar

    [28] Biz yaratdık onları. Mafsallarını (uzuvlarını) da biz pekisdirdik. Diledigimiz vakit yine onları (yaratılısda) tıbkı kendileri gibi yerine getiririz

    [29] Subhesiz ki bu (sure) de bir oguddur. Artık kim dilerse Rabbine bir yol tutar

    [30] (Bununla beraber) Allah dilemeyince siz (bunu) dileyemezsiniz. Cunku Allah hakkıyle bilendir, tam bir hukum ve hikmet saahibidir

    [31] Kimi dilerse rahmetine sokar. Zaalimler (e gelince.) Onlar icin elem verici bir azab hazırlamısdır O

    Mürselât

    Surah 77

    [1] Andolsun (Allahın emirlerini haamilen) birbiri ardınca (yahud ser´-u akle uygun seylerle ve iyiliklerle) gonderilib de

    [2] (o emirlere) sert (ve calak) ruzgarlar gibi hemen (imtisale) kosan

    [3] (seriatın hukumlerini yer yuzunde) iyiden iyi yayan

    [4] bu suretle (hak ile baatılı) tam ma´nasiyle ayırd etmiye vaasıta olan

    [5] kotulugu imhaa ye, azab ile tehdide calısan peygamberlere vahyi getiren (melek) lere

    [6] kotulugu imhaa ye, azab ile tehdide calısan peygamberlere vahyi getiren (melek) lere

    [7] Ki size va´d (ve tehdid) edilegelen seyler behemehal vaaki (olacak) dır

    [8] yıldızlar (ın ısıgı) sonduruldugu zaman

    [9] gok (yuzu) yarıldıgı zaman

    [10] daglar (yerinden koparılıb) savuruldugu zaman

    [11] peygamberlerin muayyen vakti geldigi zaman

    [12] (bu vakit) hangi gune gecikdirilmisdi

    [13] (Her sey´i) ayırd edib hukum verme gunune

    [14] Bu ayırd etme gununu (n ehemmiyyetini) sana hangi sey bildirdi

    [15] (Bunu) yalan sayanların o gun vay haline

    [16] Biz oncekileri (bu tekziblerinden dolayı) helak etmedik mi

    [17] Sonra geridekileri de onların arkasına takacagız

    [18] Biz gunahkarlara boyle yaparız

    [19] (Allahın ayetlerini ve peygamberlerini) yalan sayanların o gun vay haaline

    [20] Biz, sizi hakıyr bir sudan yaratmadık mı

    [21] Onu saglam bir yerde tutub da

    [22] ma´lum bir vakta kadar

    [23] Iste biz (bunu) kudretimizle yapdık. Demek (biz) ne guzel kaadirler (iz)

    [24] (Kudretimizi) yalan sayanların vay o gun haaline

    [25] Biz, yeri bir toplantı yeri yapmadık mı

    [26] Dirilere de, olulere de

    [27] Orada sabit sabit, yuce yuce (daglar) vucude getirmedik mi? Size tatlı bir su da icirmedik mi

    [28] (Bu gibi ni´metleri) yalan sayanlarını o gun vay haaline

    [29] (O kafirlere soyle denilecek:) «(Haydi) o yalan diyegeldiginiz sey´e (azaba) gidin»

    [30] «Haydi (cehennemin) uc kola (ayrılmıs) (duman) golgesine gidin»

    [31] (Ki o), golgelendirici degildir. (Onları) alevden de korumaz

    [32] Cunku o (ates) oyle kıvılcım atar ki herbiri sanki bir saraydır

    [33] Herbiri sanki sarı sarı erkek develerdir

    [34] Yalan sayanların vay o gun haaline

    [35] Bu, (hepsinin) dillerinin tutulacagı bir gundur

    [36] Onlara izin de verilmeyecek ki ozur dilesinler

    [37] (Bu gunu) yalan sayanların o gun vay haaline

    [38] Bu, ayırd etme ve hukum verme gunudur. Sizi de, evvelki (ummet) leri de (bir arada) toplamısızdır

    [39] Eger bir hıyleniz varsa hemen bu hileyi bana yapın

    [40] (Ba´si) yalan sayanların o gun vay haaline

    [41] Hakıykat, takva saahibleri golgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir cok meyveler icindedirler

    [42] Hakıykat, takva saahibleri golgeler, pınarlar ve canları ne isterse onlardan bir cok meyveler icindedirler

    [43] (Soyle denilir): «Islemis oldugunuz (iyi) amel (ve hareketlere mukaabil afiyetle yeyin, icin»)

    [44] «Subhe yok ki biz iyi hareket edenleri boyle mukafatlandırırız»

    [45] (Cenneti) yalan sayanların o gun vay haline

    [46] (Ey kafirler, dunyada) yeyin, biraz faidelenin! Subhesiz ki siz gunahkarlarsınız

    [47] (Ebedi nimeti) yalan sayanların vay o gun haaline

    [48] Onlara «(Allahın huzuurunda) egilin» denildigi zaman egilmezler

    [49] (Emr-u nehyi) yalan sayanların o gun vay haaline

    [50] Artık bundan sonra hangi soze inanacaklar onlar

    Nebe'

    Surah 78

    [1] Onlar birbirlerine neyi sorusduruyorlar

    [2] Hakkında ihtilaf edici oldukları o buyuk haberi (mi)

    [3] Hakkında ihtilaf edici oldukları o buyuk haberi (mi)

    [4] Hayır (ihtilafa ve sorusdurmıya hacet yok), ileride (onu) bilecekler

    [5] Yine hayır, ileride bilecekler onlar

    [6] Biz yeri bir besik, dagları kazıklar yapmadık mı

    [7] Biz yeri bir besik, dagları kazıklar yapmadık mı

    [8] Sizi cift cift yaratdık

    [9] Uykunuzu dinlenme yapdık

    [10] Geceyi ortu kıldık

    [11] Gunduzu maiset vakti yapdık

    [12] Ustunuze saglam saglam yedi (gok) bina etdik

    [13] (Ona) parıl parıl parıldayan bir kandil asdık

    [14] O sıkıcı mengenelerden de sarıl sarıl su indirdik

    [15] Onunla dane, nebat ve (agadan birbirine) sarmasmıs bagceler cıkaralım diye

    [16] Onunla dane, nebat ve (agadan birbirine) sarmasmıs bagceler cıkaralım diye

    [17] Subhe yok ki o (hak ile batılı) ayırd etme ve hukum verme gunu ta´yin edilmis bir vakıtdır

    [18] o gun «Suur» a ufurulecek de hepiniz boluk boluk geleceksiniz

    [19] (o gun) gok acılmıs, kapı kapı olmus

    [20] daglar (yerlerinden koparılıb) yurutulmus, bir serab haaline gelmisdir

    [21] Subhesiz ki cehennem bir pusudur

    [22] Azgınların donub dolasıb girecekleri bir yerdir

    [23] Sonsuz devirler boyunca icinde kalacaklar

    [24] orada ne bir serinlik, ne de icilecek bir sey tatmayacaklar

    [25] Sade bir kaynar su, bir de irin (iceceklerdir)

    [26] (Amellerine) uyaun bir ceza olarak

    [27] Cunku onlar hicbir hisab ummuyorlardı

    [28] bizim ayetlerimizi alabildiklerine yalan sayıyorlardı

    [29] Biz ise her sey´i yazıb saymısızdır

    [30] (Onlara soyle denilir:) «Iste tadın (cezanızı)! Artık size azab (ınız) ı artırmakdan baska bir sey yapmayacagız»

    [31] Subhesiz takva saahibleri icin (her korkudan) selamet (ve her arzuuya) vuslet vardır

    [32] (Ya o) bagceler, uzum bagları

    [33] memeleri tomurcuklanmıs bir yasıt kızlar

    [34] dolu kadeh (ler)

    [35] Orada ne bos bir lakırdı, ne de birbirine yalan soyleme (nedir) isitmezler

    [36] (Bunlar) Rabbinden bir mukafat ve yeter bir bagıs olarak (verilir)

    [37] (Evet) goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan seylerin Rabbi, rahmeti umuuma yaygın olan (Allah) dan (bir mukafat ve yeter bir bagısdır bu. Mahluklar) Ona hitabda bulunmıya asla muktedir olamazlar

    [38] O gun Ruuh ve melekler saf haalinde ayakda duracakdır. Rahmeti umuuma yaygın olan (Allah) ın, kendilerine izin verdiginden baskaları (o gun) konusmazlar. O (nlar) da (ancak) dogruyu soylemis (ler) dir (soyleyeceklerdir)

    [39] Iste bu, hak olan o gundur. O halde dileyen kisi Rabbine bir donus ve gidis yeri edinsin

    [40] Cunku hakıykaten biz size yakın bir azabın tehlikesini haber verdik. O gun (her) kes iki elinin onden yolladıgı ne ise (ona) bakacak, kafir ise «Ah, ne olurdu ben bir toprak olaydım» diyecek

    Nâziât

    Surah 79

    [1] Andolsun (kafirlerin cesedlerine) bogulmus olan ruuhlarını ta derinlikler (in) den sokub koparan

    [2] (mu´minlerin canını ise) rıfk ile cıkaran (olum melek) lerine

    [3] andolsun (dalgıc yuzer gibi) yuzub (ve gokden inib) de

    [4] (kafirlerin ruhlarını cehenneme, mu´minlerinkini cennete goturmekde) oncul olarak kosan

    [5] bir de (dunyanın) isi (ni) tedbir eden (diger melek) ler (zumresin) e (ki muhakkak hepiniz tekrar dirileceksiniz)

    [6] O gun sarsan sarsacak

    [7] onun ensesine binecek olan da ardından gelecek

    [8] O gun kalbler (korku ile) titreyecek

    [9] (saahiblerinin) gozleri zilletle egilecekdir

    [10] Onlar derler ki: «Biz mi saahiden eski haale dondurulmus olacagız»

    [11] «Biz curuyub dagılmıs kemikler oldugumuz vakit mı?»

    [12] Dediler: «Oyle ise bu (yeni hayata donus) ziyanlı bir donusdur»

    [13] Fakat o, ancak bir tek haykırısdır

    [14] Ki o zaman onlar (gorursun ki) hemen (diri olarak) topragın yuzundedirler

    [15] Sana (Habibim) Musanın haberi geldi (degil) mi

    [16] Hani Rabbi ona mukaddes «Tuvaa» vadisinde (soyle) nida etmisdi

    [17] «Fir´avna git. Cunku o, pek azmısdır»

    [18] Onun icin de ki : «(Kufurden, azgınlıkdan) temizlenmende meylin var mı senin»

    [19] «Ve seni Rabbin (i tanıtmıya) irsad edeyim ki (Ondan) korkasın»

    [20] (Musa gitdi, teblig etdi) Ona o en buyuk mu´cizeyi gosterdi

    [21] Fakat (Fir´avn Musayı) yalanladı, (Allaha) ısyanetdi

    [22] Sonra da kosarak arkasını dondu

    [23] Nihayet (sihirbazlarını, yahud ordusunu) topladı da bagırdı

    [24] «Iste ben sizin en yuce Rabbinizim»

    [25] Bunun uzerine Allah onu hem ahiret, hem dunya azabiyle yakaladı

    [26] Subhe yok ki (Allahdan) korkacak kimse (ler) icin bunda kat´i bir ibret vardır

    [27] Sizi (tekrar) yaratmak mı (sizce) daha guc, yoksa gog (u yaratmak) mı ki onu (Allah) bina etmisdir

    [28] Onun boyunu O yukseltdi. Derken ona bir nizaam verdi

    [29] Onun gecesini karardı, gunduzunu (aydınlıga) cıkardı

    [30] Bundan sonra da yeri (ikaamete saalih bir halde) yayıb dosedi

    [31] Ondan suyunu, otlagını cıkardı

    [32] Dagları (nı sapasaglam) dikdi

    [33] (Allah bunları) size ve davarlarınıza birer faide olmak uzere (yapmısdır)

    [34] Fakat o (butun belalardan ustun) en buyuk bela geldigi zaman

    [35] Insanın neye kosdugunu iyice anlayacagı gun

    [36] o alevli ates (cehennem), gorecek (her) kimseye apacık gosterildigi (zaman)

    [37] Artık kim haddi asarak kufretmis

    [38] dunya hayatını tercih eylemisse

    [39] iste muhakkak ki o alevli ates (cehennem) onun varacagı yerin ta kendisidir

    [40] Amma, kim Rabbinin makaamından korkdu, nefsini heva (ve hevesin) den alıkoyduysa

    [41] iste muhakkak ki cennet onun varacagı yerin ta kendisidir

    [42] Sana o saati (kıyameti), onun ne zaman demir atacagını sorarlar

    [43] Sende ona aid sey (bilgi) yokdur ki anlatasın

    [44] Onun nihayet (ilm) i ancak Allaha (dayanır)

    [45] Sen ondan korkacak kimselere ancak o tehlikeyi haber verensin

    [46] Onlar bunu gorecekleri gun sanki (gunun) bir aksamından, yahud bir kuslugundan baska durmamıslardır

    Abese

    Surah 80

    [1] Yuzunu eksitib cevirdi

    [2] kendisine o a´maa geldi diye

    [3] (Onun haalini) sana hangi sey bildirdi? Belki o, (senden ogrenecekleriyle) temizlenecekdi

    [4] Yahud ogud olacakdı da (senin) bu ogud (un) kendisine faide verecekdi

    [5] Amma (zengin oldugu icin) kendisini mustagni goren adam (yok mu)

    [6] Iste sen onu karsına alıyor (ona yoneliyor) sun

    [7] Halbuki onun temizlenmemesinden sana ne

    [8] Amma sana kosarak gelen kimse

    [9] o, (Allahdan) korkar bir (adam) oldugu halde

    [10] sen kendisini bırakıb da oyalanırsın

    [11] Sakın (bir daha boyle yapma Habibim). Cunku o (Kur´an) bir oguddur

    [12] Binaen´aleyh dileyen onu beller

    [13] O, (Allah indinde) cok serefli, kadri yuce, tertemiz sahifelerdedir

    [14] O, (Allah indinde) cok serefli, kadri yuce, tertemiz sahifelerdedir

    [15] Kıymetli, sevgili, takva saahibi katiblerin elleriyle (yazılmısdır)

    [16] Kıymetli, sevgili, takva saahibi katiblerin elleriyle (yazılmısdır)

    [17] O kahredilesi insan, ne nankordur o

    [18] Onu (yaratan) hangi seyden yaratdı

    [19] Bir damla sudan yaratdı da onu bicimine koydu

    [20] Sonra onun yolu (nu) kolaylasdırdık

    [21] Sonra onu oldurub kabre sokdu

    [22] Daha sonra, diledigi zaman da onu tekrar diriltecek

    [23] Gercek (o insan, Allahın) emretdigi seyleri yerine getirmemisdir

    [24] Oyle ya, o insan (bir kerre) yedigine baksın

    [25] Hakıykat biz, o suyu (yagmuru) bol bol dokduk

    [26] Sonra topragı iyiden iyi yardık

    [27] Bu suretle onda dane (ler) bitirdik

    [28] Uzum (ler), yonca (lar)

    [29] Zeytinlik (ler), hurmalık (lar)

    [30] Sık ve bol agaclı (diger) bahceler

    [31] Meyve (ler), mer´a (lar bitirdik)

    [32] (Butun bunları biz) hem size, hem davarlarınıza faide olarak (yapdık)

    [33] Fakat o kulakları sagır edercesine haykıracak olan ses geldigi zaman

    [34] (evet) kisinin kacacagı gun: Biraderinden

    [35] Anasından, babasından

    [36] Karısından ve ogullarından

    [37] O gun bunlardan herkesin kendine yeter bir isi (derdi, belası) vardır

    [38] O gun yuzler vardır; parıl parıl parlayıcıdır

    [39] Gulucudur, sevinicidir

    [40] O gun yuzler de vardır; uzerlerini toz toprak (burumusdur)

    [41] Onu (da) bir karanlık ve siyahlık kaplayacakdır

    [42] Iste bunlar kafirler, facirlerdir

    Tekvîr

    Surah 81

    [1] Gunes durul (ub sondurul) dugu zaman

    [2] Yıldızlar (kararıb) dusdugu zaman

    [3] Daglar (yer yuzunden koparılıb) yurutuldugu zaman

    [4] Gebe develer (bası bos) salıverildigi zaman

    [5] Vahsi hayvanlar bir araya toplandıgı zaman

    [6] Denizler ateslendigi zaman

    [7] Ruuhlar ciftlesdigi zaman

    [8] Diri diri gomulen kızın hangi suc (ların) dan dolayı olduruldugu soruldugu zaman

    [9] Diri diri gomulen kızın hangi suc (ların) dan dolayı olduruldugu soruldugu zaman

    [10] (Amel) defterler (i) acılıb yayıldıgı zaman

    [11] Gok (yerinden) koparıldıgı zaman

    [12] O alevli ates (cehernem) daha ziyade kızısdırıldıgı zaman

    [13] Cennet (mu´minlere) yaklasdırıldıgı zaman

    [14] (her) nefs ne hazırlamıssa (artık hepsini gorub) bilmisdir (bilecekdir)

    [15] (Demek ki hakıykat, ey kafirler, sizin dediginiz gibi degildir). Andederim o (geceleri) geri don (ub aydınlık nesr eden)

    [16] Akıb akıb yuvalarına giden (yıldız) lara

    [17] Karanlıga yoneldigi zaman geceye

    [18] Nefeslendigi dem sabaha ki

    [19] Suphesiz, muhakkak o (Kur´an) cok serefli bir elcinin (getirdigi) kelamdır

    [20] (Bir elci ki) cetin bir kudrete maliktir. Arsın saahibi (olan Allah) nezdinde cok i´tibarlıdır

    [21] Orada kendisine itaat olunandır, bir emindir

    [22] Sizin saahibiniz bir mecnun degil

    [23] Andolsun ki O (saahibiniz) onu apacık ufukda gormusdur

    [24] O gaybden dolayı asla suclu da degildir

    [25] O (Kur´an) da taslanmıs (kogulmus) bir seytanın sozu degil

    [26] O halde nereye gidiyorsunuz

    [27] O, aalemler icin, (hele) sizden dogruluk isteyenler icin bir ogudden baskası degildir

    [28] O, aalemler icin, (hele) sizden dogruluk isteyenler icin bir ogudden baskası degildir

    [29] (Bununla beraber o dogrulugu) alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz

    İnfitâr

    Surah 82

    [1] Gok yarıldıgı zaman

    [2] Yıldızlar dagılıb dokuldugu zaman

    [3] Denizler fıskırtıldıgı zaman

    [4] Kabirler (in topragı) alt ust edildigi zaman

    [5] (her) nefs onden ne yolladı, geriye ne bırakdıysa (artık hepsini gorub) bilmisdir (bilecekdir)

    [6] Ey insan, O (lutf-u) keremi bol Rabbine karsı seni aldatan ne

    [7] (O Rabbine karsı) ki seni yaratan, sana (su) salim uzuvlar (ı) veren, (onları birbirleriyle denk yapmak suretiyle) sana su nizaam ve i´tidali bahsedendir O

    [8] Seni diledigi herhangi bir suretde terkib edendir O

    [9] Hayır (siz Allahın keremine de magrur olmuyorsunuz). Bil´akis dini yalan sayıyorsunuz

    [10] Halbuki sizin ustunuzde hakıyki bekciler

    [11] (Allah indinde) cok serefli yazıcılar vardır

    [12] Ki onlar ne yapıyorsanız bilirler

    [13] Iyiler, hic subhesiz Naıym (cennetin) de

    [14] Kotuler ise muhakkak alevli atesdedirler

    [15] Din (ceza) gunu oraya gireceklerdir

    [16] Ve onlar bundan ayrılanlar da degildir

    [17] O din gunu nedir? (Bunu) sana hangi sey ogretdi

    [18] O din gunu nedir? Tekrar (bunu) sana hangi sey ogretdi

    [19] O, oyle bir gundur ki hicbir kimse kimseye, hicbir seyle faide vermiye muktedir olamayacakdır. O gun emir (yalınız) Allahındır

    Mutaffifîn

    Surah 83

    [1] Olcekde ve tartıda hile yapanların vay haaline

    [2] Ki onlar insanlardan olcekle aldıkları zaman (haklarını) tastamam alanlar

    [3] Onlara (insanlara) olcekle, yahud tartı ile verdikleri zaman ise eksilenlerdir

    [4] Saahiden onlar (oldukden sonra) diriltileceklerini sanmıyor (lar) mı

    [5] Buyuk bir gunde

    [6] Aalemlerin Rabbi (olan Allahın hukmu) icin insanların (kabirlerinden) kalkacagı gunde

    [7] Sakın (hileye sapmayın. Ahiret hisabını unutmayın). Cunku kotulerin kitabı muhakkak ki «Siccin» dedir

    [8] Sicciinin ne oldugunu sana hangi sey bildirdi

    [9] yazılmıs bir kitabdır

    [10] Yalan sayanların o gun vay haaline

    [11] ki onlar, o din gununu yalan saymakda olanlardır

    [12] Halbuki onu haddi askın ve taskın, gunaha duskun olan her kisiden baskası yalan saymaz

    [13] Onun karsısında ayetlerimiz okununca «Evvelkilerin masallarıdır» demisdir o

    [14] Hayır (hakıykat oyle degil), bil´akis, onların kazanmakda oldukları (irtikab edegeldikleri ma´siyetler) kalblerini yenmis (paslandırmıs) dır

    [15] Hayır (inanmazlar) Subhesiz ki onlar o gun Rableri (ni gormek) den kat´iyyen mahrumdurlar

    [16] Sonra onlar muhakkak ve muhakkak o alevli cehenneme gireceklerdir

    [17] Sonra da (onlara) «Iste (bu azab) sizin yalan saymakda devam etdiginiz seydir» denilecek

    [18] Hakkaa ki iyilerin (amel) kitab (lar) ı, hic subhesiz «Illiyyin» dedir

    [19] «Illiyyin» in ne oldugunu sana hangi sey bildirdi

    [20] yazılmıs bir kitabdır

    [21] ki huzuurunda mukarreb (olan melek) ler bulunur

    [22] Subhesiz o iyiler (cennet) ni´met (leri) icinde

    [23] (suslu) tahtlar uzerinde (kendilerine verilen ni´metleri) temasa edeceklerdir

    [24] Oyle ki sen o ni´metin (herdem taze) guzelligini yuzlerinde (gorunce) tanırsın

    [25] Onlara muhurlu, haalis bir sarabdan icirilecek

    [26] ki onun (iciminin) sonu bir miskdir. O halde nefaset isteyenler bunu arzuu etmelidir (ler)

    [27] (O sarabın) katgısı «Tesnim» dendir

    [28] bir pınardır ki mukarrebler (yalınız) onu icerler

    [29] Hakıykat, gunah isleyen (o kafir) ler iman edenlerden kimine gulerlerdi

    [30] (Mu´minler) yanlarından gecerlerken birbirlerine kas goz isaretleri yaparlardı

    [31] Aailelerine dondukleri vakit (bu maskaralıklarından) zevk duyarak donerlerdi

    [32] Onları gordukleri zaman «Bunlar muhakkak sapıklardır» terlerdi

    [33] Halbuki onlar (mu´minlerin) uzerlerine gozculer olarak gonderilmemislerdi

    [34] iste bu gun de iman edenler o kafirlere guluyorlar

    [35] (suslu) tahtlar uzerinde (onlara) bakarak

    [36] (Nasıl) o kafirler isleyegeldilclerinin cezasına carpıldı (lar) mı

    İnşikâk

    Surah 84

    [1] Gok yarıldıgı, (yarılmakda da) Rabbini dinleyib boyun egdigi zaman, ki gok zaten buna layık olarak yaratılmısdır

    [2] Gok yarıldıgı, (yarılmakda da) Rabbini dinleyib boyun egdigi zaman, ki gok zaten buna layık olarak yaratılmısdır

    [3] (yer uzatıldıgı, icinde ne varsa atıb bombos kaldıgı, bu hususda da) Rabbini dinleyib boyun egdigi zaman, ki yer zaten buna layık olarak yaratılmısdır, (herkes yapdıgına kavusacakdır)

    [4] (yer uzatıldıgı, icinde ne varsa atıb bombos kaldıgı, bu hususda da) Rabbini dinleyib boyun egdigi zaman, ki yer zaten buna layık olarak yaratılmısdır, (herkes yapdıgına kavusacakdır)

    [5] (yer uzatıldıgı, icinde ne varsa atıb bombos kaldıgı, bu hususda da) Rabbini dinleyib boyun egdigi zaman, ki yer zaten buna layık olarak yaratılmısdır, (herkes yapdıgına kavusacakdır)

    [6] Ey insan, hakıykat sen Rabbine (kavusuncaya) kadar durmayıb didineceksin, nihayet Ona ulasacaksın

    [7] O vakit (amel) kitabı sag eline verilen kimseye gelince

    [8] kolayca bir hisab ile muhaasebe edilecek o

    [9] ehline de sevincli donecekdir

    [10] Amma kitabı arkasından verilen kimse

    [11] derhal helakini temenni edecek

    [12] o siddetli atese (cehenneme) girecek

    [13] Cunku o, ehli icinde bir sımarıkdı

    [14] Cunku o, hakıykaten ve kat´iyyen (Rabbine) donmeyecegini sanmısdı

    [15] Hayır (o, Rabbine donecekdi). Cunku Rabbi onu cok iyi gorendi

    [16] Demek (hakıykat onun zannetdigi gibi degildir). Andederim o safaka

    [17] O geceye ve onun (sinesinde) derleyip topladıgı sey (ler) e

    [18] toplu bir haale geldigi (nuuru tamamlandıgı) zaman aya ki

    [19] siz (ey insanlar), hic subhesiz, o halden bu haale bineceksiniz

    [20] Oyleyse onlara ne (oluyor) ki iman etmiyorlar

    [21] Ve karsılarında Kur´an okundugu zaman (derin saygı ile) egilmiyorlar

    [22] Bil´akis o kufredenler tekzib ederler

    [23] Halbuki Allah onların yureklerinde neler saklıyorlar, pek iyi bilendir

    [24] Bunun icin sen (Habibim) onları elem verici bir azab ile mujdele

    [25] iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) edenler mustesnadır. Onlar icin bitib tukenmeyen bir mukafat vardır

    Bürûc

    Surah 85

    [1] Andolsun burclar a malik olan goge

    [2] o va´d olunan gune

    [3] sahidle meshude ki

    [4] tutusdurucu (malzeme ile hazırladıkları) o ates hendeklerin saahibleri gebertilmisdir

    [5] tutusdurucu (malzeme ile hazırladıkları) o ates hendeklerin saahibleri gebertilmisdir

    [6] O zaman onlar (o atesin) etrafında oturucu idiler

    [7] Onlar (Allaha) iman edenlere yapacakları (iskenceler) hususunda (hukumdarları nezdinde) sahidlik edeceklerdi

    [8] Onlar, iclerinden (mu´minlerin) O yegane gaalib, her hamde layık Allaha iman etmelerinden baska (hicbir sey´i) inkar etmemislerdi

    [9] (O Allah ki) goklerin ve yerin mulk (-u tasarruf) u Onundur. Allah hersey´e hakkıyle sahiddir

    [10] Hakıykat, erkek mu´minlerle kadın mu´minleri belaye ugratanlar, sonra da tevbe etmeyenler (yok mu?) onlar icin cehennem azabı vardır, onlar icin bir de yangın azabı

    [11] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) edenler (e gelince:) Altlarından ırmaklar akan cennetler de, onlarındır. Buyuk kurtulus (ve seadet de) budur

    [12] Hakıykat, Rabbinin kıskıvrak tutub yakalayısı pek cetindir

    [13] Cunku O, ilkin var edenin de, (sonra yeniden diriltib kendisine) dondurecek olanın da ta kendisidir

    [14] O, (tevbe´ eden mu´minleri) cok yarlıgayan, (dostlarını) cok sevendir

    [15] Arsın saahibidir. (Zatinde de, sıfatlarında da) pek yucedir (buyukdur)

    [16] Ne dilerse hakkıyle yapandır

    [17] Sana (Habibim) o orduların, Firavn ve Semuudun haberi geldi ya

    [18] Sana (Habibim) o orduların, Firavn ve Semuudun haberi geldi ya

    [19] Hayır, o kufredenler (haala) tekzibdedirler

    [20] Halbuki Allah, arkalarından (onları) kusatıcıdır

    [21] Daha dogrusu (kafirlerin tekzib etdikleri) o (kitab) cok serefli bir Kur´andır

    [22] Ki mahfuuz bir levhadadır (o)

    Târık

    Surah 86

    [1] Andolsun o goge ve Taarıka

    [2] «Taarık» ın ne oldugunu sana hangi sey bildirdi

    [3] (O, zıyasiyle karanlıgı) delen yıldızdır

    [4] Hicbir nefs haaric degildir, ille onun uzerinde bir gozeten vardır

    [5] Simdi, insan hangi seyden yaratıldı? (Ibretle) baksın

    [6] O, atılıb dokulen bir sudan yaratılmısdır

    [7] Ki (erkegin) arka kemigi ile (kadının) gogus kemikleri arasından cıkıyor o

    [8] Subhe yok ki (Allah) onu (tekrar diriltib) dondurmiye elbette kaadirdir

    [9] o gunde ki (butun) sırlar yoklanıb meydana cıkarılacakdır

    [10] Artık onun icin ne bir kudret, ne de bir yardımcı yokdur

    [11] Andolsun o donus saahibi olan goge

    [12] o (nebat ile) yarılan yere ki

    [13] Hakıykaten o (Kur´an) hak ile (baatılı ayırd eden) kat´i bir kelamdır

    [14] O, bir saka degildir

    [15] Hakıykat, onlar alabildiklerine hileler duzerler

    [16] Ben de onların hilelerini (ceza ile) karsılarım

    [17] (Habibim) sen simdilik o kafirlere muhlet ver, onları biraz gecikdiriver

    A'lâ

    Surah 87

    [1] Rabbinin o yuce adını tesbih (ve tenzih) et

    [2] Ki o, (her sey´i) yaratıb duzenine koyandır

    [3] Takdir eden, (ona gore de) yol gosterendir

    [4] Yesil otu cıkaran

    [5] Sonra da onu kapkara, kupkuru bir haale getirendir

    [6] (Habibim) seni okutacagız da (asla) unutmayacaksın

    [7] Allahın diledigi baska. Cunku O, asikarı da bilir, gizliyi de

    [8] Seni en kolay olana muvaffak edecegiz

    [9] O halde eger ogud faide verirse (durma) ogud ver

    [10] (Allahdan) korkacak olan ogudu kabul eder

    [11] Peki bedbaht olan ise ondan kacınır

    [12] Ki o, en buyuk atese girecek

    [13] sonra orada hem olmeyecek, hem dirilmeyecek olandır O

    [14] Hakıykat iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredib de namaz kılan kimse umduguna erismisdir

    [15] Hakıykat iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredib de namaz kılan kimse umduguna erismisdir

    [16] Belki siz dunya hayaatını (ahiretden) ustun tutarsınız

    [17] Halbuki ahiret daha hayırlı, daha sureklidir

    [18] Subhesiz ki bu (nlar) evvelki sahifelerde

    [19] Ibrahim ile Musanın sahifelerinde de vardır

    Ğâşiye

    Surah 88

    [1] (Felaketleri butun mahlukaatı sarıb kaplayacak olan) kıyamet gununun haberi sana geldi ya

    [2] Yuzler (vardır) o gun zelil ve (hakıyr) dir

    [3] Yorucu isler yapandır

    [4] Kızgın bir atese girecek

    [5] son derece sıcak, bir kaynakdan icirilecekdir

    [6] Onlar icin «Dari» dikeninden baska bir yiyecek yokdur

    [7] Ki o, ne semirtir (doyurur), ne de aclıgı giderir

    [8] Yuzler (vardır) o gun guzeldir (ni´metlere mazhardır)

    [9] (Dunyada taat ve ibadetle) calısdıgından dolayı hosnuddur

    [10] Yuksek bir cennetde (dir)

    [11] Orada bos bir laf isitmez

    [12] Orada daima akan bir (nice) pınar

    [13] orada yuksek tahtlar

    [14] (onlerine) konmus kablar

    [15] sıra sıra dizilmis yasdıklar

    [16] yayılıb serilmis sacaklı halılar vardır

    [17] Onlar haala (ibretle) bakmazlar mı o deveye, nasıl yaratılmısdır o

    [18] O goge, nice yukseltmisdir o

    [19] o daglara, nasıl dikilmisdir o

    [20] o yere, nasıl yayılıb dosenmisdir o

    [21] (Habibim) sen hemen (onlara Allahın ni´metlerini, tevhid delillerini) hatırlat. Sen ancak bir hatırlatıcısın

    [22] Onların uzerine musallat (bir adam) degilsin

    [23] Lakin kim (imandan) yuz cevirir, (Kur´anı) inkar ederse

    [24] Allah da onu en buyuk azab ile azablandırır

    [25] Subhesiz onların (oldukden sonra) donusleri ancak bizedir

    [26] Sonra hisabları (nı gormek) de muhakkak bize aiddir

    Fecr

    Surah 89

    [1] Andolsun fecre

    [2] on geceye

    [3] hem cifte, hem teke

    [4] gelib gececegi dem geceye

    [5] (— ki) bunlarda akıl saahibi icin birer yemin (degeri) vardır — (size elbette azaba ugratılacaksınız)

    [6] Gormedin mi, Rabbin nice yapdı «Aad» e

    [7] (Ya´ni) o direk saahibi «Irem» e

    [8] Ki o, sehirlerde bir benzeri yaratılmayandı

    [9] Ve vaadi (ler) de kayaları oyan «Semuud» a

    [10] o kazıklar saahibi «Fir´avn» e

    [11] Ki (butun) bunlar memleketler (in) de azgınlık edenlerdi

    [12] O suretle ki oralarda fesadı cogaltmıslardı

    [13] Bundan dolayı Rabbin de uzerlerine bir azab kamcısı yagdırıverdi

    [14] Cunku Rabbin subhesiz ki rasad yerindedir

    [15] Amma insan, ne zaman Rabbi onu imtihaan edib de kendisine (lutf-u) kerem (iyle muaamele) eder, ona ni´metler verirse «Rabbim beni serefli kıldı» der

    [16] Fakat ne vakit da onu deneyerek uzerine rızkını daraltırsa simdi de« Rabbim bana ihanet etdi» der

    [17] Hayır. Siz bil´akis yetime iyilik etmezsiniz

    [18] Yoksula yedirmek icin birbirinizi kandırmazsınız

    [19] Mirası halal, haaram demeyib alabildiginize yersiniz

    [20] Malı pek cok seversiniz

    [21] Hakkaa ki yer (zelzeleyle) parca parca dagıtıldıgı zaman

    [22] Rabbin (in emri) geldigi, melekler de saf saf (indigi zaman)

    [23] ki o gun cehennem de getirilmisdir, insan o gun (hersey´i) hatırlayacak. Fakat hatırlamadan ona ne (faide)

    [24] «Ah, diyecek, keski hayatım icin onden (saalih ameller) yapsaydım»

    [25] Artık o gun (Allahın) azabı gibi hicbir kimse azab yapamaz

    [26] Onun vurdugu bag gibi de kimse bag vuramaz

    [27] Ey itmi´nane ermis ruuh

    [28] don Rabbine, sen Ondan raazi, O senden raazi olarak

    [29] Haydi gir kullarımın icine

    [30] Gir cennetime

    Beled

    Surah 90

    [1] (Hakıykat kafirlerin dedigi gibi degildir). Su beldeye yemin ederim

    [2] Sen bu beldeye halal iken

    [3] Babaya da, dogana da (yemin ederim)

    [4] ki biz insanı, andolsun, mesakkat icinde yaratdık

    [5] O, kendisine kimsenin mutlakaa guc yetiremeyecegini mi sanıyor

    [6] Der ki: «Yıgın yıgın mal telef etdim»

    [7] O, kendisini hicbir (kisi) nin gormedigini mi sanıyor

    [8] Biz. ona vermedik mi: (Gorecek) iki goz

    [9] (kalbine tercuman olacak) bir dil, (bos bogazlıgına mani´ olacak) iki dudak

    [10] Biz ona iki de yol gosterdik

    [11] Fakat o, sarp yokusa saldıramadı

    [12] Bu sarp yokusun ne oldugunu sana hangi sey bildirdi

    [13] kul azad etmekdir

    [14] yahud (salgın) bir aclık gununde yemek yedirmekdir

    [15] yakınlıgı olan bir yetime

    [16] yahud toprakda surunen bir yoksula

    [17] Sonra da (o sarp yokusu asıb gecerken) iman edenlerden, birbirlerine sabr (-u sebat) ı tavsiye, (halka) merhameti tavsiye edenlerden olmakdır

    [18] Iste bunlar sagcılardır

    [19] Ayetlerimize kufredenler ise solcuların ta kendileridir

    [20] Ki (onların cezası) uzerlerine kapıları sımsıkı kapatılmıs bir atesdir

    Şems

    Surah 91

    [1] Andolsun gunese ve onun aydınlıgına

    [2] (ısık almakda) ona tabi oldugu zaman aya

    [3] ona parlaklık verdigi zaman gunduze

    [4] onu ortub burundugu zaman geceye

    [5] goge ve onu bina edene

    [6] yere ve onu yayıb doseyene

    [7] herbir nefse ve onu duzenleyene

    [8] sonra da ona hem kotulugu, hem (ondan) sakınmayı ilham edene ki

    [9] onu tertemiz yapan kisi muhakkak umduguna ermis

    [10] onu alabildigine orten kisi ise elbette ziyana ugramısdır

    [11] Semuud (kavmi), azgınlıgı yuzunden (peygamberlerini) tekzibetdi

    [12] (O kavmin) en sakıysi ayaklandıgı zaman

    [13] (Halbuki daha evvel) Allahın peygamberi onlara «Allahın disi devesine ve onun su icme (nevbetine) dikkat edin» demisdi

    [14] Fakat onu tekzib etdiler, derken o (deveyi) sinirleyib oldurduler. Bundan dolayı Rableri (nin azabı) da onları, gunahları sebebiyle, ortuverdi. oyle ki hepsini bir yapdı (helak etdi)

    [15] bunun sonundan (hic bir vech ile) korkmayarak

    Leyl

    Surah 92

    [1] Andolsun: Buruyub ortdugu zaman geceye

    [2] acıl (ıb agar) dıgı zaman gunduze

    [3] erkegi ve disiyi yaradana

    [4] ki hakıykaten sizin sa´y (-u amel) iniz bolum bolum (cesid cesid) dir

    [5] (Bundan sonra) kim verir ve sakınırsa

    [6] o en guzeli de tasdıyk ederse

    [7] biz de onu en kolaya hazırlarız

    [8] Amma kim cimrilik eder, kendisini mustagni gorur

    [9] ve o en guzeli yalanlarsa

    [10] biz de ona en guc olanı kolaylasdırırız

    [11] O, helak oldugu zaman malı kendisine asla faide vermez

    [12] Subhesiz bize aid olan, her halde dogru yol (u gostermekdir)

    [13] Elbet ahiret de, dunya da bizimdir

    [14] Iste ben size alevlendikce alevlenen bir ates (in tehlikesin) i haber verdim

    [15] Ki ona en bedbaht olandan baskası girmez

    [16] (oyle bedbaht ki) o, hakkı yalanlamıs, (imandan) yuz cevirmisdir

    [17] Halbuki cok sakınan, malını (Allah nezdinde sırf) temizlenmek icin veren ondan uzaklasdırılacakdır

    [18] Halbuki cok sakınan, malını (Allah nezdinde sırf) temizlenmek icin veren ondan uzaklasdırılacakdır

    [19] Onun nezdinde bir kimsenin (Allah tarafından) mukafat edilecek — hicbir ni´met (ve minnet) i yokdur

    [20] O, (bunu) sırf O cok yuce Rabbinin rızaasını aramak (icin yapmısdır)

    [21] Her halde kendisi de ileride hosnuud olacakdır

    Duhâ

    Surah 93

    [1] Andolsun kusluk vaktına

    [2] (insanların) sukuna vardıgı dem geceye ki

    [3] (Habibim) Rabbim seni terketmedi. (Sana) darılmadı da

    [4] Elbette ahiret senin icin dunyadan hayırlıdır

    [5] Muhakkak Rabbin sana verecek de hosnuud olacaksın

    [6] O, bir yetim oldugunu bilib de (seni) barındırmadı mı

    [7] Seni (cocuklugunda) gaaib olmus bulub da yolunu dogrultmadı mı

    [8] Seni, bir fakir oldugunu bilib de, zengin yapmadı mı

    [9] O halde, yetime gelince: (Ona sakın) kahretme

    [10] Saile gelince: (Onu) da azarlayıb kogma

    [11] Bununla beraber, Rabbinin ni´metini (durmayıb) soyle (anlat)

    İnşirâh

    Surah 94

    [1] (Habibim) gogsunu senin (faiden) icin (acıb da) genisletmedik mi? (Genisletdik)

    [2] Senden yukunu de (kaldırıb) atdık

    [3] (Oyle yukdu ki o) senin sırtına agır gelmis, (kemiklerini gıcırdatmıs) dı

    [4] Senin namına da yukseltdik

    [5] Demek, hakıykaten guclukle beraber kolaylık var

    [6] Muhakkak gudukle beraber kolaylık var

    [7] O halde bos kaldın mı hemen yorul

    [8] Ve (her isinde) ancak Rabbine sarıl

    Tîn

    Surah 95

    [1] Andolsun incire, zeytine

    [2] Sina dagına

    [3] ve su emin sehre ki

    [4] biz, hakıykat, insanı en guzel bir bicimde yaratdık

    [5] Sonra onu asagıların asagısına cevirdik

    [6] Ancak iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar baska. Cunku onlar icin (bitmez) kesilmez mukafat vardır

    [7] O halde (bunca delillerin huzuurundan) sonra hangi sey (haber verdigin o ba´s ve) ceza husuusunda sana yalan isnad edebilir

    [8] Allah, haakimlerin haakimi degil mi

    Alak

    Surah 96

    [1] Yaratan Rabbinin adiyle oku

    [2] O, insanı bir kan pıhtısından yaratdı

    [3] Oku. Rabbin nihayetsiz kerem saahibidir

    [4] Ki O, kalemle (yazı yazmayı) ogretendir

    [5] Insana bilmedigini O ogretdi

    [6] (Okumamakdan) sakın! Cunku insan muhakkak azar

    [7] Kendisini (mal sebebiyle) ihtiyacdan vareste gordu diye

    [8] (Ey insan) subhesiz donus (un) ancak Rabbinedir

    [9] Bir kulu, namaz kılarken, men edecek (adam) gordun mu sen

    [10] Bir kulu, namaz kılarken, men edecek (adam) gordun mu sen

    [11] Gordun mu (su cur´eti)? Ya o dogru yol uzerinde ise

    [12] Yahud takvayı emretdiyse

    [13] gordun mu? Ya (oburu hakkı) yalan saydı, (imandan) yuz cevirdi ise

    [14] (O adam) Allahın muhakkak (hersey´i) gorub durdugunu hic de bitmemis mi

    [15] (Boyle seylerden) sakınsın o. Eger (kufrunden) vaz gecmezse, andolsun, onu aln (ının sac) ından tutub (cehenneme) surukleriz

    [16] (Ya´ni) yalancı, gunahkar aln (ının sac) ından

    [17] O vakit (durmasın) meclisini da´vet etsin

    [18] Biz (de) zebanileri cagırırız

    [19] Sakın (Habibim) ona boyun egme. Secde et. Yaklas

    Kadir

    Surah 97

    [1] Gercek, biz onu kadir gecesinde indirdik

    [2] Kadir gecesinin (o buyuk fazl-u serefini) sana bildiren nedir

    [3] Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır

    [4] Onda melekler ve Ruuh, Rablerinin izniyle, herbir is icin iner de iner

    [5] O (gece) tan yeri agarıncaya kadar bir selamdır

    Beyyine

    Surah 98

    [1] Kitablardan ve musriklerden kufredenler kendilerine apacık bir huccet, (ya´ni) icinde (kitabların) en dogru (hukumleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak degillerdi

    [2] Kitablardan ve musriklerden kufredenler kendilerine apacık bir huccet, (ya´ni) icinde (kitabların) en dogru (hukumleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak degillerdi

    [3] Kitablardan ve musriklerden kufredenler kendilerine apacık bir huccet, (ya´ni) icinde (kitabların) en dogru (hukumleri) yazılı, (baatıldan azade ve) temiz sahifeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (guya intizaar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak degillerdi

    [4] Boyle iken kitab verilmis olan bunlar, ayrılmadı (lar, ayrılmadılar) da ancak kendilerine o apasikar huccet geldikden sonra (ayrıldılar)

    [5] Halbuki onlar Allaha, Onun dininde ihlas (ve samimiyyet) erbabı ve muvahhidler olarak, ibadet etmelerinden, namazı dosdogru kılmalarından, zekatı vermelerinden baskasıyle emr olunmamıslardı. En dogru din de bu idi

    [6] Hakıykat, kitablılardan olsun, musriklerden olsun (butun o) kufredenler cehennem atesindedirler, onun icinde ebedi kalıcıdırlar. Yaratılanların en kotusu de onların kendileridir

    [7] Iman edib de guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince:) Hic subhe yok ki bunlar da yaratılanların en hayırlısıdır

    [8] Onların Rableri nezdinde mukafatı altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. (Hepsi de) iclerinde ebedi, daimi kalıcıdırlar. Allah bunlardan raazi olmusdur, bunlar da Ondan hosnuud olmuslardır, iste bu (seadet), Rabbin (in ikaabın) dan korkan (lar) a mahsusdur

    Zilzâl

    Surah 99

    [1] Yer, kendisine aid siddetli bir sarsıntı ile zelzeleye ugratıldıgı zaman

    [2] yer, (butun) agırlıklarını (dısarıya fırlatıb) cıkardıgı

    [3] insan «Buna ne oluyor?» dedigi (zaman)

    [4] O gun (yer) butun haberlerini anlatacakdır

    [5] Cunku Rabbi kendisine (o vech ile) vahyetmisdir

    [6] O gun insanlar, amelleri (nin karsılıgı) kendilerine gosterilmek icin, dagınık donecek (ler) dir

    [7] Iste kim zerre agırlıgınca bir hayır yapıyor (idiy) se onu (n sevabını) gorecek

    [8] kim de zerre agırlıgınca ser yapıyor (idiy) se onu (n cezasını) gorecek

    Âdiyât

    Surah 100

    [1] Andolsun o harıl harıl kosan (at) lara

    [2] o (tırnaklarıyle) cakarak ates cıkaran (on) lara

    [3] sabahlayın baskın yapanlara

    [4] derken orada (ayaklarıyle) toz koparanlara

    [5] Bununla bir toplulugun ta ortasına girenlere (ya´ni atlara) ki

    [6] muhakkak insan Rabbine karsı cok nankordur

    [7] Hic subhesiz O buna hakkıyle sahiddir

    [8] Gercek o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır

    [9] Haala o, (hakıykatı gorup) bilmeyecek mi, kabirlerin icindekiler (esilib) cıkarıldıgı zaman

    [10] goguslerde ne varsa onlar da derlenib toparlandıgı (zaman)

    [11] Hakıykat, o gun Rableri onlar (ın her haalin) den elbette tamamiyle haberdardır

    Kâria

    Surah 101

    [1] Felaket kapısını calacak olan (kıyamet)

    [2] Nedir o felaket kapısını calacak (kıyamet)

    [3] O felaket kapısını calacak (kıyametin dehset ve azametin) sana bildiren nedir

    [4] O gun insanlar yaygın (ve salgın) pervaneler gibi olacak

    [5] daglar atılmıs renkli yunler gibi olacak

    [6] Iste (o gun) kimin tartıları agır gelirse

    [7] artık o hosnuud (olacagı) bir yasayısdadır

    [8] Amma kimin de tartıları hafif gelirse

    [9] artık onun anası «Haviye» (ucurum) dur

    [10] Onun mahiyyetini sana bildiren nedir

    [11] haraareti cetin bir atesdir

    Tekâsür

    Surah 102

    [1] Sizi coklukla boburlenis, (o derecede) oyaladı (ki)

    [2] ta kabirler (e kadar gidib) ziyaret etdiniz

    [3] (Bundan) sakının. Ileride (bu ogunmenizin kotu aakıbetini) bileceksiniz

    [4] Yine sakının. Ileride bileceksiniz

    [5] Sakının. Eger subhesiz (ve kat´i) bir bilgi ile bilseydiniz (boyle yapmazdınız)

    [6] Andolsun, siz o alevlenmis atesi mutlakaa goreceksiniz

    [7] Yine andolsun, onu ayn-ı yakıyn ile mutlak goreceksiniz

    [8] Sonra, andolsun, o gun elbet ve elbet size ni´met (ler) sorulacakdır

    Asr

    Surah 103

    [1] Andolsun asra ki

    [2] muhakkak insan kat´i bir ziyandadır

    [3] Ancak iman edenlerle guzel guzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar, bir de birbirine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler boyle degil (Onlar ziyandan mustesnadırlar)

    Hümeze

    Surah 104

    [1] Arkadan cekisdirmeyi, yuze karsı (el, kas ve goz isaretleriyle) eglenmeyi ve ayıblamayı aadet edinen her kisinin vay haaline

    [2] Ki o, malı yıgıb onu tekrar tekrar sayandır

    [3] Malı hakıykaten kendisine (dunyada) ebedi hayat verdigini sanır o

    [4] Hayır, O, andolsun (hor ve hakir) «Hutame» ye (tamuya) atılacak

    [5] O Hutamenin neydigini sana bildiren ne

    [6] Allahın tutusdurulmus bir atesidir

    [7] ki tırmanıb yureklerin ta ustune cıkacak (kaplayacak) dır o

    [8] Bu (atesin kapıları da) onların uzerine kapatılmısdır

    [9] (kendileri) uzatılmıs sutun (larda baglı olarak)

    Fîl

    Surah 105

    [1] (Habibim) Rabbinin fil saahiblerine nasıl (muaamele) etdigini gormedin mi

    [2] O, bunların kotu planlarını bosa cıkarmadı mı

    [3] O, bunların uzerine suru suru kus (lar) gonderdi

    [4] ki bunlar onlara piskin tugladan (yapılmıs) tas (lar) atıyorlar) dı

    [5] Derken (Allah) onları yenik ekin yapragı gibi yapıverdi

    Kureyş

    Surah 106

    [1] (Baari) Kureys emn-u selamete

    [2] kıs ve yaz kendilerini seyr-u seferde esenlige (ve garantiye) kavusdurdugundan dolayı

    [3] Su Beytin (Ka benin) Rabbine ibadet etsinler onlar

    [4] (O Rab ki) onları aclıkdan (kurtarıb) doyuran, kendilerine korkudan eminlik verendir O

    Mâûn

    Surah 107

    [1] Dini yalan sayanı gordun mu

    [2] Iste yetimi unf-u siddetle iten

    [3] yoksulu doyurmayı tesvik etmeyen odur

    [4] Iste (bu vasıflarla beraber) namaz kılan (munafık) ların vay haaline ki

    [5] onlar namazlarından gaafildirler

    [6] onlar riyakarların ta kendileridir

    [7] Zekatı da men´ederler onlar

    Kevser

    Surah 108

    [1] (Habibim) hakikat, biz sana, Kevseri verdik

    [2] O halde Rabbin icin namaz kıl. Kurban kes

    [3] Sana bugzeden (yok mu? Iste asıl) zurriyetsiz olan subhesiz Odur

    Kâfirûn

    Surah 109

    [1] (Habibim soyle) de: «Ey kafirler»

    [2] «ben, sizin tapmakda olduklarınıza tapmam»

    [3] «Benim (kendisine) ibadet (de devam) edecegime de siz kulluk ediciler degilsiniz»

    [4] «Ben (zaten) sizin tapdıklarınıza (hicbir zaman) tapmıs degilim»

    [5] «Siz de benim kulluk etmekde olduguma (hicbir vakit) kulluk ediciler degilsiniz»

    [6] «Sizin dininiz size, benim dinim bana»

    Nasr

    Surah 110

    [1] Allahın nusreti ve fetih gelince

    [2] sen de insanların fevc fevc Allahın dinine gireceklerini gorunce

    [3] hemen Rabbini, hamd ile, tesbih (ve tenzih) et. Onun yarlıgamasını iste. Subhesiz ki O, tevbeleri cok kabul edendir

    Tebbet

    Surah 111

    [1] «Ebu Leheb» in iki eli kurusun. (Kendisi de) kurudu (helak oldu ya)

    [2] Ona ne malı, ne kazandıgı faide vermedi

    [3] Alevli bir atese girecek o

    [4] Karısı da. (Hem) odun hammalı olarak

    [5] (Karısının) boynunda bukulmus bir ip de oldugu halde

    İhlâs

    Surah 112

    [1] De ki: O Allahdır, bir tekdir

    [2] Allahdır, sameddir (zeval bulmayan bir baakıydir, daimdir, herkesin ve hersey´in dogrudan dogruya muhtac oldugu ve kasdetdigi yegane varlıkdır, ulular ulusudur)

    [3] Dogurmamısdır, dogurulmamısdır O

    [4] Hicbir sey Onun dengi (ve benzeri) degildir

    Felak

    Surah 113

    [1] De ki: Sabaahın Rabbine sıgınırım

    [2] yaratdıgı seylerin serrinden

    [3] karanlıgı cokub basdıgı zaman gecenin serrinden

    [4] dugumlere ufuren (nefes) lerin serrinden

    [5] Ve hased edenin, hased (ini belli) etdigi zaman, serrinden

    Nâs

    Surah 114

    [1] De ki: Sıgınırım insanların Rabbine

    [2] insanların (yegane) malikine

    [3] insanların ma´buuduna

    [4] o sinsi seytanın serrinden

    [5] ki o, insanların goguslerine daima vesvese verendir

    [6] (O seytan) gerek cinden, gerek insandan (olsun)