[2] Iste bu Kitap; O´nda hic(bir acıdan) suphe yoktur. Takva sahipleri icin bir hidayettir
[3] Onlar (takva sahipleridir) ki; gaybe (gaybte Allah´a) iman ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdıgımız seylerden infak ederler (baskalarına verirler)
[4] Onlar (takva sahipleridir) ki; sana indirilene ve senden once indirilenlere (butun semavi kitaplara) iman ederler ve onlar ahirete (ruhlarını Allah´a ulastıracaklarına) yakin hasıl ederler (yakin seviyesinde inanırlar)
[5] Iste onlar, Rab´lerinden bir hidayet uzeredirler. Ve iste onlar, muflihundurlar (felaha, kurtulusa erenlerdir)
[6] Onlar muhakkak ki kafirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar icin esittir, onlar mu´min olmazlar
[7] Allah onların kalplerinin uzerini ve isitme (sem´i) hassasının uzerini muhurledi ve gorme (basar) hassasının uzerine gısavet (perde) cekti. Onlar icin azim (buyuk) bir azap vardır
[8] Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz, Allah´a ve ahiret gunune (hayatta iken ruhun Allah´a ulasacagı gune) iman ettik.” Ve onlar mu´min degillerdir
[9] (Zannederler ki) Allah´ı ve amenu olanları aldatırlar. Halbuki onlar, ancak kendilerini aldatırlar ve farkına varmazlar
[10] Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalıgını artırmıstır. Tekzip etmeleri (Allah´a ulasmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar icin elim bir azap vardır
[11] Onlara (Allah´a ulasmayı dilemedikleri icin, kalpleri engelli ve baskalarını hidayetten men ettikleri icin Allah´ın hastalıklarını artırdıgı insanlara): “Yeryuzunde fesat cıkarmayın (baskalarını Allah´ın yolundan men etmeyin).” denildigi zaman: “Biz sadece ıslah ediciyiz (din ogreticileri, nefs tezkiyecileriyiz).” dediler
[12] Muhakkak ki onlar, (evet) onlar fesat cıkaranlardır ve lakin (suurunda) bilincinde olmazlar, (oyle) degil mi
[13] Ve onlara: “Insanların inandıkları gibi siz de amenu olun (Allah´a ulasmayı dileyin).” denildigi zaman: “O sefihlerin (akılsızların) iman ettigi gibi amenu mu olalım?” dediler. Muhakkak ki onlar, (evet) onlar sefihlerdir fakat bilmezler, (oyle) degil mi
[14] Ve amenu olanlarla bulustukları zaman: “Biz iman ettik.” dediler. Seytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Muhakkak ki biz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) sadece alay eden kimseleriz.” dediler
[15] Allah da onlarla istihza (alay) eder ve onlara muhlet verir. Kendi azgınlıkları (isyanları) icinde bocalarlar
[16] Iste onlar, o kimselerdir ki; hidayet ile dalaleti satın aldılar. Fakat onların ticareti, onlara hic kar saglamadı ve hidayete ermis degillerdi
[17] Onların durumu, ates yakıp boylece cevresindeki seyleri aydınlattıgı zaman Allah´ın nurlarını giderdigi ve onları karanlıklar icinde bıraktıgı kimselerin durumu gibidir. (Artık) onlar goremezler
[18] Sagır, dilsiz ve kordurler. Artık onlar, (Rab´lerine) donmezler
[19] Veya (onlar), gokten bosanan, icinde karanlıklar, gok gurlemesi ve simsek bulunan bir yagmura (tutulmus) gibidirler. Yıldırımların (dehsetinden) olum korkusuyla kulaklarını parmaklarıyla tıkarlar. Ve Allah, kafirleri kusatandır
[20] Simsek neredeyse onların gozlerini kamastırır. Onları her aydınlatmasında onun (ısıgında) yururler. Ve onların uzerlerine karanlık cokunce de dikilip kalırlar. Ve eger Allah dileseydi, onların duymalarını da gormelerini de elbette giderirdi. Muhakkak ki Allah, herseye kaadirdir (herseye gucu yeter)
[21] Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden oncekileri yarattı. Umulur ki boylece siz, takva sahibi olursunuz
[22] O (Allah) ki; yeryuzunu sizin icin dosek ve gogu de bina kıldı. Ve gokten su indirdi. Ve boylece onunla mahsullerden sizin icin rızık cıkardı. Oyleyse bile bile Allah´a esler kılmayın
[23] Eger kulumuza indirdigimiz seyden (Kur´an´dan) suphe icindeyseniz, o zaman O´nun mislinden bir sure getirin ve Allah´tan baska sahitlerinizi de davet edin, eger siz sadıklarsanız
[24] Fakat, eger yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o taktirde kafirler icin hazırlanmıs, yakıtı insanlar ve taslar olan atesten sakının
[25] Ve iman edip, ıslah edici (nefsi tezkiye ve tasfiye edici) amelde bulunanlar icin altlarından nehirler akan cennetler oldugunu mujdele. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her rızıklandırılıslarında: “Iste bu bizim daha once de rızıklandırıldıgımız (yedigimiz) seydir.” dediler. (Evet) ona (dunyadaki rızıklarına) benzeri (lezzet ve nefaset bakımından cok farklısı) verilmistir. Onlar icin orada temiz esler vardır ve onlar orada devamlı kalacak olanlardır
[26] Hic suphesiz Allah, bir sivrisinegi, hatta onun ustunde olanı da misal vermekten cekinmez. Fakat amenu olanlar (Allah´a ulasmayı dileyenler), onun Rab´lerinden bir hak oldugunu muhakkak ki bilirler. Kafirler (Allah´a ulasmayı dilemeyenler) ise: “Allah, bu misalle ne demek istedi?” derler. (Allah) onunla bircogunu dalalette bırakır, bircogunu da onunla hidayete erdirir. Ve fasıklardan baskasını dalalette bırakmaz
[27] O (fasıklar) ki; (kalu bela gunu Allah´a verdikleri) MISAK´ten sonra Allah´ın ahdini bozarlar. Ve Allah´ın O´na (Allah´a) ulastırılmasını emrettigi seyi keserler. (Baska insanların, ruhlarını Allah´a ulastırmalarına mani olurlar. Ve bu sebeple) yeryuzunde fesat cıkarırlar. Iste onlar (kazandıkları pozitif dereceler negatif derecelerden az olanlar) husranda olanlardır
[28] Allah´ı nasıl inkar edersiniz? (Kıyamet gunu sur´a ufuruldukten sonra) siz olu idiniz. Sonra sizi (kıyamet gunu zaman tersine calıstıgı icin) diriltti. Sonra sizi (sur´a ikinci ufurulusunde yeniden) oldurecek. Sonra (sur´a ucuncu ufurulusunde tekrar) diriltecek. Sonra da (Indi Ilahi´de) O´na donduruleceksiniz
[29] O (Allah) ki; yeryuzundeki seylerin hepsini sizin icin yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) goge yonelip, onları da yedi (kat) gok olarak duzenledi. Ve O, herseyi en iyi bilen (Alim)´dir
[30] Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben, yeryuzunde bir halife kılacagım.” demisti. (Melekler de): “Orada fesat cıkaracak ve kan dokecek birisini mi (halife) kılacaksın? Biz Seni, hamdinle tesbih ve Seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu
[31] Ve Allah, Adem´e O´nun (Allah´ın) butun isimlerini (bu isimlerdeki hikmetleri) ogretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile Bana haber verin (soyleyin).”
[32] (Melekler): “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin bize ogrettiginden baska (hic)bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, Alim´sin (en iyi bilensin), Hakim´sin (hikmet sahibisin).”
[33] (Allah): “Ey Adem! Bunları onlara, isimleriyle haber ver (bildir).” dedi. Adem, onları isimleriyle onlara bildirdigi zaman (Allah, meleklere): “Ben size, Ben muhakkak ki, goklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim. Ve sizin acıkladıgınız ve (icinizde) gizlemekte oldugunuz seyleri de bilirim, demedim mi?” dedi
[34] Ve meleklere: “Adem´e secde edin.” dedigimiz zaman iblis haric, (onlar) hemen secde ettiler. (Iblis) direndi ve kibirlendi. Ve kafirlerden oldu
[35] Dedik ki: “Ey Adem! Sen ve esin, cennette yerlesin. Ondan (ondaki yiyeceklerden) dilediginiz yerden bol bol yeyin. Ve su agaca yaklasmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
[36] Fakat seytan, ikisinin (ayagını) oradan kaydırdı. Boylece ikisini de icinde oldukları seyden (ni´metten) cıkardı. Ve: “Birbirinize dusman olarak (dunyaya) inin. Sizin icin (belli) bir zamana kadar yeryuzunde oturma ve faydalanma vardır (gecimini temin etme ve faydalanma vardır).” dedik
[37] Sonra Adem, Rabbinden kelimeler aldı (ve Rabbine tovbe etti.) Bunun uzerine (Allah), onun tovbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvab´tır, Rahim´dir (tovbeleri kabul eden, merhametli ve rahmet nuru gonderendir)
[38] Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (asagıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tabi olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”
[39] Ve inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, iste onlar ates ehlidir, orada ebedi kalacak olanlardır
[40] Ey Israilogulları! Sizi ni´metlendirdigim o ni´metimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin. Ve (boylece) Ben de size olan ahdimi yerine getireyim (sizleri vaadettigim cennetime alayım). Ve (ahdinize sadık kalmakta) sadece Benden korkun
[41] Sizin yanınızda olanı (Tevrat´ı) tasdik edici olarak indirdigim seye (Kur´an´a) iman edin ve O´nu inkar edenlerin ilki siz olmayın. Ve (sakın) ayetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve sadece Bana karsı takva sahibi olun
[42] Ve hakkı batıl ile karıstırmayın (ortmeyin) ve hakkı gizlemeyin. Ve (cunku) siz biliyorsunuz
[43] Ve namazı kılın (ikame edin) ve zekatı verin ve ruku edenlerle beraber ruku edin
[44] Insanlara birr´i (tezkiye ve teslim olmayı) emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, Kitab´ı okudugunuz halde hala akıl etmiyor musunuz
[45] (Allah´tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah´a ulastıracak mursidini sormak), husu sahibi olanlardan baskasına elbette agır gelir
[46] O (husu sahipleri) ki; onlar, Rab´lerine (dunya hayatında) muhakkak mulaki olacaklarına ve (sonunda olumle) O´na doneceklerine yakin derecesinde inanırlar
[47] Ey Israilogulları! Size en´am ettigim o ni´metimi ve Benim sizi alemlere ustun kıldıgımı hatırlayın
[48] Ve hic kimseden bir kimseye bir seyin odenmedigi ve ondan (hic kimseden) bir sefaatin kabul olunmadıgı ve hic kimseden bir fidye alınmadıgı ve onlara yardım da edilmedigi gunden sakının
[49] Ve sizi firavun ailesinden kurtarmıstık ki (onlar), size kotu azap ediyorlar, ogullarınızı kesip kadınlarınızı sag bırakıyorlardı. Ve bunda sizin icin Rabbinizden buyuk bir imtihan vardır
[50] Ve sizin icin denizi yardık. Boylece sizi kurtarıp firavun ailesini bogduk. Ve siz de (bunu) goruyordunuz
[51] Ve Musa´ya (Tur Dagı´nda) kırk gece (beraberlik) vaadetmistik. Sonra siz, hemen onun ardından (Samiri´nin altından yaptıgı) buzagıyı (tanrı) edindiniz. Ve (boylece) zalimler oldunuz
[52] Sonra sizi, bunun (buzagıyı ilah edinmenin) ardından affettik. Umulur ki boylece siz sukredersiniz
[53] Ve Musa´ya, hidayete eresiniz diye kitap ve furkan vermistik
[54] Ve Musa kavmine: “Ey kavmim! Buzagıyı (ilah) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız´a tovbe edin. Artık nefslerinizi (birbirinizi) oldurun. Bu, Yaratıcınız katında sizin icin daha hayırlıdır.” demisti. Boylece O, tovbenizi kabul buyurdu. Muhakkak ki O; O, tovbeleri kabul eden ve Rahim olandır
[55] Ve: “Ya Musa! Biz, Allah´ı acıkca gormedikce asla sana inanmayız.” demistiniz. Sizi bunun uzerine yıldırım yakaladı. Ve siz de (bunu) goruyordunuz
[56] Sonra umulur ki siz sukredersiniz diye olumunuzden sonra sizi tekrar dirilttik
[57] Ve bulutu sizin ustunuze golgeledik. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdıgımız temiz seylerden yeyin. Ve onlar, bize zulmetmediler, fakat kendi nefslerine zulmediyorlardı
[58] Ve o zaman demistik ki: “Bu kasabaya girin, boylece onun (ni´metlerinden) dilediginiz yerden bol bol yeyin. Secde ederek kapıdan girin ve “hıtta (gunahlarımızın bagıslanmasını diliyoruz)” deyin. Biz de sizlere magfiret edelim (gunahlarınızı sevaba cevirelim). Ve muhsinlerin (ni´metlerini daha da) artıracagız.”
[59] Boylece o zalimler, sozleri, kendilerine soylenenden baska bir sozle degistirdiler. Biz de o zaman fıska dustuklerinden dolayı o zulmedenlerin uzerine gokten bir azap indirdik
[60] Ve Musa, kavmi icin suya kavusmayı istemisti. Biz de o zaman: “Asanla kayaya vur.” dedik. Boylece ondan (kayadan) on iki pınar fıskırdı. Insanların hepsi kendi icecegi yeri (pınarını) bilmisti. Allah´ın rızkından yeyin, icin ve sakın azıp yeryuzunde fesat cıkaranlar olmayın
[61] Ve siz: “Ey Musa! Biz bir tek yemek (yemeye) sabredemeyiz. Bizim icin Rabbine dua et. Bize yeryuzunun yetistirdigi sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve sogan cıkarsın.” demistiniz. Musa: “Bir hayır olan bunu, daha degersiz olan bir seyle degistirmek mi istiyorsunuz? (Oyle ise) Mısır´a inin, sizin istediginiz seyler muhakkak ki orada var.” demisti. (Sonra da) onların uzerlerine fakirlik ve sefalet (damgası) vuruldu. Ve onlar, Allah´tan bir gazaba ugradılar. Muhakkak ki bu, Allah´ın ayetlerini inkar ettikleri ve peygamberleri haksız yere oldurdukleri icindi. Iste bu (ceza) isyan edip, haddi asmakta oldukları icindi
[62] Suphesiz ki; amenu olanlar, yahudiler, hristiyanlar ve sabiiler, bunlardan her kim, Allah´a ve yevm´il ahire inanır ve ıslah edici ameller islerse (nefsini tezkiye ederse), bu durumda onların mukafatları Rab´lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır
[63] Sizin misakinizi (yeminlerinizi) aldıgımız zaman Tur Dagı´nı ustunuze kaldırmıstık. Size verdigimiz seylere kuvvetle sarılın ve onun icindeki seyleri hatırlayın ki; boylece takva sahibi olasınız
[64] Siz bundan (bu sozu verdikten) sonra dondunuz. Eger Allah´ın fazlı ve O´nun rahmeti sizin uzerinize olmasaydı, siz muhakkak ki husrandaki (kimse)lerden olurdunuz
[65] Andolsun ki sizden cumartesi gunundeki (avlanma yasagını) cigneyenleri biliyordunuz. O zaman onlara: “Kovulmus maymunlar olun.” dedik
[66] Boylece onu (cezayı) hayatta olanlara ve onların ardından geleceklere bir ibret ve takva sahipleri icin bir ogut kıldık
[67] Musa kavmine: “Muhakkak ki Allah, sizin bir inek kesmenizi emrediyor.” demisti. (Onlar): “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. (Musa) onlara: “Cahillerden olmaktan Allah´a sıgınırım.” demisti
[68] (Onlar da) dediler ki: “Bizim icin Rabbine dua et, onun ne (evsafta) oldugunu bize acıklasın.” (Musa) dedi ki: “Hic suphesiz O buyuruyor ki; muhakkak o ne genc ne de yaslı, ikisinin ortası yasta bir inek (olsun). Oyleyse emrolundugunuz seyi yapın.”
[69] (Onlar da) dediler ki: “(Oyle ise) bizim icin Rabbine dua et de onun rengi nedir, bize acıklasın.” (Musa): “Suphesiz O, buyuruyor ki; o muhakkak gorenlerin hosuna gidecek parlak, sarı renkte bir inektir.” dedi
[70] (Onlar da) dediler ki: “(Oyle ise) bizim icin Rabbine dua et, onun nasıl bir sey oldugunu bize acıklasın. Muhakkak ki bu inek, bize (diger ineklerin) benzeri gibi geliyor. Eger Allah dilerse, muhakkak ki biz (kesilmesi emrolunan sıgıra) ulasırız.”
[71] (Hz. Musa) dedi ki: “Suphesiz O, buyuruyor ki; muhakkak ki o henuz boyunduruk altına alınmamıs bir inektir. Yeri surmez, ekin sulamaz. Salmadır, hic alacası, lekesi yoktur.” Dediler ki: “Iste simdi hakikatle (gercekle) geldin.” Boylece onu (o evsafta bir inek) kestiler. Az kalsın bunu yapamayacaklardı
[72] Ve siz, bir adam oldurmustunuz de (katilini saklayarak) onun hakkındaki (sucu) birbirinize yuklemistiniz. Oysa Allah, gizlemis oldugunuz seyi (acıga) cıkarandır
[73] O zaman Biz: “Onun (inegin) bir kısmıyla ona (oldurulen adama) vurun.” demistik. (Vurunca olu adam dirildi), iste boylece Allah oluleri diriltir ve size ayetlerini (kudretinin ispatını) gosterir. Umulur ki; aklınızı kullanırsınız (akıl edersiniz)
[74] Sonra yine kalpleriniz kasiyet bagladı (katılastı ve karardı), tas gibi, hatta daha da kasvetli oldu. Ve muhakkak ki taslardan oyleleri vardır ki, ondan ırmaklar kaynar. Ve muhakkak ki ondan (tastan) oyleleri vardır ki; yarılır da icinden su cıkar. Ve suphesiz oyleleri vardır ki; Allah´a oyle husu duyar ki asagıya duser. Ve Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir
[75] (Ey mu´minler)! Simdi bunların size inanacaklarını umuyor musunuz? Onlardan bir fırka (grup) vardı ki; Allah´ın kelamını isitip ona arif olduktan (ogrendikten) sonra onu bile bile tahrif ederlerdi
[76] Ve onlar, amenu olanlarla (Allah´a ulasmayı dileyenlerle) karsılastıkları (mulaki oldukları) zaman “Amenu olduk.” dediler. Yalnız kaldıkları zaman onlardan bazıları bazılarına: “Allah´ın size acıkladıgı seyleri (Resulallah´a ait evsafı) onlara (mu´minlere) Rabbinizin katında size karsı huccet (delil) gostersinler diye mi acıklıyorsunuz? Hala akıl etmiyor musunuz?” dediler
[77] Ve onlar, gizlenen ve acıklanan seyleri Allah´ın biliyor oldugunu bilmiyorlar mı
[78] Onlardan bir kısmı ummilerdir. Onlar (Allah´ın) Kitabı´nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kisilerin yazdıgı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar
[79] Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler iceren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karsılıgında satmak icin: “Bu, Allah´ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları seylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları seyler sebebiyle
[80] Ve (o emaniyyeye tabi olanlar): “Ates bize ancak sayılı birkac gun dokunacak (gunahlarımız kadar yanıp cennete girecegiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eger boyle bir ahd, almıssanız) Allah, ahdinden asla donmez (Allah´ın ahdinde hilaf olmaz). Yoksa Allah´a karsı bilmediginiz bir sey mi soyluyorsunuz
[81] Hayır, (sandıgınız gibi degil) kim gunah kazanmıs da hataları kendisini kusatmıssa; iste onlar, ates halkıdır ve icinde de devamlı kalacaklardır
[82] Ve amenu olup (Allah´a ulasmayı dileyip), ıslah edici (nefsi tezkiye edici) amel isleyenler, iste onlar, cennet halkıdır ve icinde (cennette) devamlı kalacaklardır
[83] Biz, Israilogulları´ndan: “Allah´tan baskasına kul olmayın, ana-babaya, yakınlara, (akrabaya) yetimlere ve miskinlere ihsanda bulunun, insanlara guzel soz soyleyin, namazı (hakkıyla) kılın, zekatı verin.” diye misak almıstık. Sonra da sizden pek azınız haric, yuz cevirdiniz. (Zaten) siz doneklersiniz
[84] Ve “Birbirinizin kanlarını dokmeyin, birbirinizi yurdunuzdan cıkarmayın.” diye sizden misak almıstık. Siz de bunu (misakinizi) ikrar etmistiniz. Sizler (buna) sahadet edersiniz
[85] Sonra siz (o kisilersiniz ki); birbirinizi olduruyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından cıkarıyorsunuz ve onlara karsı gunah ve dusmanlıkta yardımlasıyorsunuz. Eger onlar, size esir olarak gelecek olsalar (yine de onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karsılıgı degistirirsiniz. Oysa o, onların (yurtlarından) cıkarılması size haram kılınmıstı. Yoksa Kitab´ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden boyle yapanların cezası; dunya hayatında ancak rezilliktir. Kıyamet gununde ise onlar azabın en siddetlisine maruz bırakılır. Allah, yaptıgınız seylerden gafil degildir
[86] Iste onlar oyle kimselerdir ki, dunya hayatını ahirete karsı satın almıslardır. Bu sebeple azap onlardan hic hafifletilmeyecek ve onlara yardım da olunmayacaktır
[87] Andolsun ki Biz, Musa´ya kitap verdik ve ondan sonra da birbiri ardından (araları kesilmeksizin, pespese) resuller gonderdik. Ve Meryem´in oglu Isa´ya beyyineler (acık kanıtlar) verdik ve onu Ruh´ul Kudus ile destekledik. Her ne zaman size bir resul, nefslerinizin hoslanmadıgı bir seyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da oldurdunuz
[88] Ve dediler ki: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.” Hayır, Allah, kufurleri (sebebi) ile onları lanetledi. Bu sebeple ne kadar az iman ediyorlar
[89] Onlara, Allah katından onların beraberindeki seyi (Tevrat´ı) tasdik eden bir Kitap, (Kur´an) geldigi zaman (O´nu kabul etmediler). Oysa (Kur´an gelmeden) once kafirlere karsı (zor durumda kaldıklarında, Tevrat´ta bahsi gecen ahir zaman Peygamberi adına) fetih ve zafer icin (Allah´tan) yardım isteyip dururlardı. O (Tevrat´ta vasfını) bildikleri (Peygamber) onlara gelince O´nu inkar ettiler. Bu yuzden Allah´ın laneti kafirlerin uzerindedir
[90] Onların, Allah´ın kullarından diledigi kimse uzerine, fazlından indirmekte olduguna (vahye), haset ederek Allah´ın indirdigi seyi inkar etmeleri ve bununla kendilerini satmaları ne kadar kotu sey. Boylece gazaptan gazaba ugradılar. Kafirler icin alcaltıcı bir azap var
[91] Onlara: “Allah´ın indirdigine iman edin.” denildigi zaman: “Biz, bize indirilene iman ederiz.” dediler. Ve onun arkasındakini (ondan sonra geleni) inkar ederler. Ve o haktır. Ve onların yanındakini tasdik edicidir. De ki: “Eger siz, mu´minler iseniz bundan once niye Allah´ın peygamberlerini olduruyordunuz?”
[92] Andolsun ki; Musa size beyyineler (acık deliller) ile geldi. Sonra siz onun ardından buzagıyı (ilah) edindiniz ve siz zalimlersiniz
[93] Sizden, misak almıs ve Tur´u ustunuze yukseltmistik. Size verdigimiz (Tevrat´ı) seyi, kuvvetle alın ve (emirlerimizi) isitin (demistik). “Isittik ve isyan ettik.” dediler. Kufurleri sebebiyle onların kalpleri icine buzagı(ya tapmanın) kufru icirildi (yerlestirildi). De ki: “Eger siz mu´min (kimse)ler iseniz imanınız size onunla ne kotu seyler emrediyor.”
[94] De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu (gercekten dediginiz gibi) eger baska insanların degil de sadece sizin icin ise (ve bu iddianızda) eger sadıklarsanız haydi (o zaman) olumu temenni edin.”
[95] Ve elleriyle takdim ettikleri (gunahları) sebebiyle bunu (olumu), ebediyyen asla temenni etmezler. Ve Allah, zalimleri bilir
[96] Ve onları hayata karsı mutlaka insanların en hırslısı bulursun. (Hatta) o musriklerden herbiri sayet bin sene omurlendirilse; (yasamayı) sever (arzu eder). Oysa onun omurlendirilmesi, onu azaptan uzaklastırıcı degildir. Allah yaptıklarınızı gorendir
[97] De ki: “Kim Cibril´e dusmansa o zaman (bilsin ki) muhakkak ki O, ellerindeki (daha onceki kitapları) tasdik eden (Kur´an´ı), Allah´ın izniyle senin kalbine indirdi. (O Kur´an), mu´minler icin bir hidayet (rehberi) ve mujdedir.”
[98] Kim, Allah´a ve O´nun meleklerine ve O´nun resullerine ve Cebrail´e ve Mikail´e dusman olursa, o taktirde muhakkak ki Allah kafirlere dusmandır
[99] Andolsun ki sana apacık ayetler indirdik. Ve bunları fasıklardan baska kimse inkar etmez
[100] Bir ahd yaptıkları zaman, her defasında onlardan bir kısmı onu nakzettiler mi (bozdular mı)? Evet, (bozdular). Onların cogu iman etmezler
[101] Ve onlara ne zaman Allah katından beraberlerindeki seyi (Kitap´ı) tasdik eden (dogrulayan) bir resul gelse; kitap verilenlerden bir kısmı, sanki hic bilmiyorlarmıs gibi, Allah´ın Kitap´ını arkalarına atıverdiler
[102] Onlar, Suleyman (A.S)´ın mulku uzerine seytanların okudugu (anlattıgı, tilavet ettigi) seylere tabi oldular (uydular). Suleyman (A.S), inkar etmedi (sihir yapmadı ve kafir olmadı). Fakat seytanlar insanlara, sihri ve Babil Sehri´ndeki iki melege, Harut ve Marut´a indirilen seyleri ogretmekle kafir oldular. Oysa onlar: “Biz sadece bir fitneyiz (sizin icin bir imtihanız). O halde (sakın sihir ilmini ogrenerek) kafir olmayın.” demedikce hic kimseye bunu ogretmezlerdi. Fakat o ikisinden, erkek ile karısının arasını acacak seyler ogreniyorlardı ve de onlar, Allah´ın izni olmadan onunla (sihirle) hic kimseye zarar verebilecek degillerdir. Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren seyleri ogreniyorlar. Andolsun ki onlar, onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadıgını kesin olarak ogrendiler. Elbette onunla (sihre karsılık) nefslerini sattıkları sey ne kotu, keske bilselerdi
[103] Sayet onlar amenu olup (Allah´a ulasmayı dileyip) takva sahibi olsalardı; Allah katından (kendilerine verilecek) sevap, elbette daha hayırlı (olacaktı), eger biliyor olsalardı
[104] Ey iman edenler! “Raina (bizi gozet)” demeyin. ve “unzurna (bize bak)” deyin ve (Allah´ın hukmunu) dinleyin (isitin). Ve kafirler icin elim bir azap vardır
[105] Ehli kitaptan kafir olanlar ve musrikler, Rabbinizden sizin uzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini sevmezler (istemezler). Ve Allah, rahmetini diledigi kimseye tahsis eder. Ve Allah, fazlıl azimin sahibidir
[106] Biz bir ayetten neyi nesheder (kaldırır, degistirir)sek veya neyi unutturursak, ondan daha hayırlısını veya onun mislini getiririz. Bilmez misin? Muhakkak ki Allah, herseye kaadirdir
[107] Bilmez misiniz? Muhakkak ki goklerin ve yerin mulku Allah´ındır, O´nundur. Ve sizin icin Allah´tan baska dost ve yardımcı da yoktur
[108] Yoksa siz de, daha onceden Musa´ya soruldugu gibi, resulunuzu (ondan supheye duserek) sorguya cekmek mi istiyorsunuz? Kim imanı kufur ile degistirirse andolsun ki; dogru yoldan sapmıstır
[109] Ehli kitaptan cogu, hak kendilerine apacık beyan edildikten (belli olduktan) sonra nefslerinin icindeki hasetten dolayı, sizin imanınızdan sonra kafir olmanızı (fıska dusmenizi) arzu ederler. Ta ki; Allah´ın (bu husustaki) emri gelinceye kadar bagıslayıp, hosgorun. Hic suphesiz Allah, herseye kaadirdir
[110] Namazı (geregi uzere) kılın, zekatı verin. Nefsleriniz icin hayır olarak takdim ettiginiz (sundugunuz) sey (ne ise) Allah´ın indinde onu bulursunuz. Muhakkak ki Allah, amellerinizi gorucudur
[111] Dediler ki: “Cennete yahudi veya hristiyan olan kisinin dısında kimse girmeyecektir.” Bu, onların emaniyye (zan ve kuruntularına ait bilgi)leridir. De ki: “Eger siz (iddianızda) sadıklar iseniz delilinizi getirin.”
[112] Hayır, (oyle degil), kim vechini (fizik vucudunu) Allah´a teslim ederse o, muhsinlerden (olur). Artık onun mukafatı Rabbinin katındadır. Onlara (onların uzerine) korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır
[113] Yahudiler dedi ki: “Hristiyanlar bir sey (hak bir din) uzere degildir.” Hristiyanlar dedi ki: “Yahudiler bir sey (hak bir din) uzere degildir.” Halbuki onlar (her iki taraf da) Kitap´ı okuyorlar (tilavet ediyorlar). Tıpkı onlar gibi (bu hususta) bilgisi olmayanlar da (taklit yolunu secerek) onların dediklerine benzer (sozler soylediler). Boylece Allah, ihtilaf icinde oldukları o sey hakkında, kıyamet gunu, onların aralarında hukmunu verecektir
[114] Allah´ın mescidlerinde O´nun adının zikredilmesini men eden (engelleyip yasaklayan) ve onların (mescidlerin) harap olmasına calısan kimseden daha zalim kim vardır? Bunlar icin mescidlere girmek yoktur. Ancak (endise ve) korku icinde (oraya o mescidlere girebilirler). Onlar icin dunyada rezillik, ahirette de azim azap (azabın en buyugu) vardır
[115] Dogu da Allah´ındır batı da (dogu da batı da Allah icindir). Artık hangi tarafa donerseniz donun, Allah´ın Vechi (Zat´ı) oradadır. Cunku Allah, herseyi kusatan (Vasiun Alim)dir
[116] “Allah cocuk edindi.” dediler. (Hasa!) O, (bundan) munezzehtir (beridir). Hayır, goklerde ve yerde ne varsa (hepsi) O´nundur (O´nun icindir). Hepsi de O´na boyun egmis (emrine amade bir vaziyette)dir
[117] Gokleri ve yeri, essiz, orneksiz (ilahi bir tarzda ilk olarak) yaratandır. O, emir olarak bir seyi kaza etmek (irade etmek, ifa etmek) istedigi zaman o seye muhakkak ki (sadece) “Ol!” der. O da hemen oluverir
[118] (Gercegi) bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle konussa ya.” veya “Bize de bir ayet gelse ya.” Bunlar gibi bundan oncekiler de onların dediklerine benzer (sozler) soyledi. Onların kalpleri (de ne kadar) birbirine benzer. Ayetlerimizi yakine ulasan (ust seviyede hakikati bilip supheden kurtulan) bir kavim (topluluk) icin beyan etmisizdir (acıklamısızdır)
[119] Hic suphesiz Biz seni, hak ile mujdeleyici ve uyarıcı olarak gonderdik. Ashabı cehim (cehennemlikler)den sana sual etmeyiz (sen cehenneme gideceklerden sorumlu degilsin)
[120] Sen onların dinine tabi olmadıkca (uymadıkca) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah´a ulasmak (var ya) iste o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eger onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah´tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur
[121] Kendilerine kitap verdigimiz (nebiler ve resuller) kimseler, onu hakiki bir tilavet ile tilavet ederler (okuyup acıklarlar). Iste onlar, buna iman ederler. Kim de onu (inkar edip) kafir olursa iste onlar da hasirundur (husrana dusenlerdir)
[122] Ey Israilogulları! Sizin uzerinize en´am ettigim o ni´metimi hatırlayın. Muhakkak ki Ben, (bir zamanlar) sizi alemlere ustun kılmıstım
[123] Kimseden kimseye bir sey odenmedigi ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyecegi ve kendilerine sefaatin fayda vermeyecegi ve onlara yardım da olunmayacagı bir gunden sakının
[124] Hani o zaman ki; Rabbi Ibrahim´i (birtakım) kelimelerle imtihan etti. Nihayet imtihan tamamlanınca da (Allah soyle) buyurdu: “Muhakkak ki Ben, seni insanlara imam kılacagım.” (Ibrahim A.S): “Benim zurriyetimden de (imamlar kıl).” deyince; (Allah): “Benim ahdime (imamlık ve onderlik rahmetime, senin zurriyetinden olan) zalimler nail olamaz.” diye buyurdu
[125] Hani Biz Beyt´i (Kabe´yi) insanlar icin sevap (kazanılacak) ve emin (bir yer) kılmıstık. Siz de Ibrahim´in makamından bir namaz yeri ittihaz edin (edinin) ve Biz, Ibrahim ve Ismail´e de soyle ahd (emr) etmistik: “Tavaf edenler, akifler (ibadet icin kalanlar), ruku ve secde edenler icin Beytim´i tertemiz tutun.”
[126] Ibrahim: “Rabbim burayı emin (guvenli) bir belde kıl. Onun halkından Allah´a ve yevm´il ahire iman edenleri semerelerinden (turlu cesit meyvelerden) rızıklandır.” dedigi zaman (Allah) soyle buyurdu: “Kafir olan kimseyi de (yasadıgı) az bir sure gecindirir ve sonra onu ates azabına maruz bırakırım. Orası ne kotu bir donus yeridir.”
[127] Hani o zaman ki; Ibrahim ve Ismail, Beyt´in (Kabe´nin) temellerini yukseltiyorlardı (ve soyle dua ediyorlardı): “Rabbimiz, bizden (bunu) kabul buyur. Muhakkak ki Sen, (evet) Sen, (herseyi isiten ve bilen) Semiul Alim´sin.”
[128] Rabbimiz, bizim ikimizi sana teslim olanlardan kıl, zurriyetimizden de sana teslim olan bir (topluluk) ummet (kıl). Bize (hac) ibadetinin yerlerini (ve kurallarını) goster. Tovbemizi kabul et. Muhakkak ki Sen, (evet) Sen, Tevvabur Rahim´sin (tovbeleri kabul eden ve rahmet gonderensin)
[129] Rabbimiz, onların icinden (birini), onların icinde (arasında) onlara Senin ayetlerini tilavet edecek (okuyup acıklayacak), onlara Kitap´ı ve hikmeti ogretecek ve onları (nefslerini) tezkiye (ve tasfiye) edecek resul beas et (hayata getir). Muhakkak ki Sen, (evet) Sen, Azizul Hakim´sin
[130] Nefsini sefih kılan (kendi kendini bilmeyen) kisi haric, kim Ibrahim´in dininden (yuz cevirir) uzaklasır? Andolsun ki; Biz, onu dunyada sectik. Muhakkak ki o, ahirette de salihlerdendir
[131] Hani Rabbi ona: “Teslim ol!” dedigi zaman “Alemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi
[132] Ibrahim de bunu kendi ogullarına vasiyet etti. Yakub da: “Ey ogullarım! Muhakkak ki Allah, bu dini sizin icin secti. Artık siz olmeyin. Ancak Allah´a teslim olarak (olun).” dedi
[133] Yoksa Yakub, olume hazır oldugu zaman: “(Ey yahudiler)! Siz orada sahit miydiniz?” Hani Yakub, o zaman ogullarına: “Ben oldukten sonra kime kul olacaksınız?” dedi. Onlar da: “Senin ilahına, ataların Ibrahim, Ismail ve Ishak´ın ilahı olan Tek Ilah´a kul olacagız. Zaten biz, O´na teslim olanlarız.” dediler
[134] Iste onlar bir ummetti ki geldi, gecti. Onların kazandıgı seyler kendilerine, sizin kazandıgınız da sizedir. Onların yapmıs olduklarından siz sorumlu degilsiniz
[135] Ve dediler ki: “Yahudi veya hristiyan olun ki; hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır. Ibrahim´in milleti haniftir (hidayete ermistir). (Cunku o); musriklerden olmadı
[136] Deyin ki: “Biz Allah´a, bize indirilenlere, Ibrahim´e Ismail´e, Ishak´a, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve Isa´ya verilenlere ve (diger) nebilere, Rab´leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) iman ettik. Onların arasında hicbir ayırım yapmayız (fark gozetmeyiz). zaten biz, O´na teslim olanlarız.”
[137] Eger onlar da sizin O´na (Allah´a) iman ettiginiz gibi iman etselerdi, muhakkak ki hidayete ererlerdi. Ve eger (yuz cevirirlerse) donerlerse, mutlaka bir ayrılık icindedirler (Allah´ın yolundan ayrılmıslardır). Allah, (onlara karsı) sana kafi (yeterli)dir. O, (herseyi isiten ve bilen) Semiul Alim´dir
[138] Allah´ın boyası (ile boyan). Allah´ın boyası ile boyanandan daha guzel (ahsen) olan kimdir? Ve (iste) biz, O´na kul olanlarız
[139] De ki: “Allah hakkında bizimle mucadele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun icin ihlas sahibi (muhlis) (kul)larız.”
[140] Yoksa siz: “Muhakkak ki; Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakup ve torunları yahudi veya hristiyan idiler mi?” diyorsunuz. De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah´tan (verilen) Allah´ın katındaki sahitligi gizleyen kimseden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil degildir
[141] Iste onlar bir ummetti ki geldi, gecti. Onların kazandıgı seyler kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmıs olduklarından siz sorumlu degilsiniz
[142] Insanlardan sefih olanlar diyecekler ki: “Onları, uzerinde bulundukları kıbleden ceviren nedir?” De ki: “Dogu da batı da Allah´ındır. O, diledigini Sıratı Mustakim´e ulastırır.”
[143] Iste boylece insanların uzerine (hak) sahitler olmanız icin Biz, sizi vasat (hayırlı, ustun ve faziletli) bir ummet kıldık. Resul de sizin uzerinize sahit olsun. Biz sadece Resul´e uyanı, topugu uzerinde geriye donenden ayırıp bilmeniz icin, halen o uzerine (yonelmekte) oldugunuz (Kabe´yi) kıble yaptık. Bu elbette zor bir istir, ancak Allah´ın hidayete erdirdigi kimseler haric (bu onlara zor gelmez). Allah sizin imanınızı zayi edecek degildir. Muhakkak ki Allah, insanlara (cok sefkatli ve merhametli) Rauf´ur Rahim´dir
[144] Andolsun ki Biz, senin (ilahi emri bekleyerek), yuzunu goge cevirip durdugunu goruyoruz. Artık seni razı (hosnut) olacagın kıbleye dondurecegiz. (Bundan boyle) yuzunu Mescid-i Haram´a (tarafına) cevir. Siz de (Ey mu´minler)! Nerede iseniz (olursanız olun) (namazda) yuzlerinizi o yone cevirin. Suphesiz kendilerine kitap verilenler bunun Rab´lerinden (gelme) bir hak oldugunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz degildir
[145] Andolsun ki; kendilerine kitap verilenlere ayetlerin (kanıt, belge) hepsini getirsen yine de senin kıblene tabi olmazlar (uymazlar). (Elbette) sen de onların kıblesine uymazsın. (Zaten) onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Andolsun ki; sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan; hic suphesiz o zaman sen de, elbette zalimlerden olursun
[146] Kendilerine kitap verdiklerimiz, O´na (Hz. Muhammed (S.A.V)´e) kendi ogullarına arif oldukları (tanıdıkları) gibi ariftir (tanıyıp bilir)ler. Ama muhakkak ki onlardan bir kısmı (bir fırka), bile bile hakkı gizlerler
[147] Hak, Rabbinden (sana gelen)dir. Sakın supheye dusenlerden olma
[148] Hepsinin (butun milletlerin, ummetlerin) bir yonu vardır ki; ona dogru donerler (yonelirler). Siz ise (ey Muhammed ummeti!) hayırlarda (birbirinizle) yarısın. (O zaman, o taktirde) nerede olursanız olun, Allah sizleri biraraya getirir. Muhakkak ki Allah, herseye kaadirdir
[149] Nereden yola cıkarsan cık. (Namazda) vechini (yuzunu) Mescid-i Haram yonune cevir. Bu, hic suphesiz Rabbinden elbette bir hak (emir)dir. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) degildir
[150] Nereden (yola) cıkarsan cık, yuzunu Mescid-i Haram yonune cevir. Nerede olursanız olun, yuzlerinizi o yone cevirin ki; insanların sizin aleyhinizde (kullanabilecekleri) delil olmasın. Onlardan zulmedenler haric. Oyleyse onlardan korkmayın. Benden (sizin uzerinizdeki sevgimin azalacagından) korkun ki; sizin uzerinizdeki ni´metimi tamamlayayım da boylece hidayete eresiniz
[151] Nitekim size icinizde (gorev yapmak uzere) sizden bir Resul (Peygamber) gonderdik ki; ayetlerimizi size tilavet etsin (okuyup acıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet ogretsin ve (hikmetin de otesinde) bilmediginiz seyleri ogretsin
[152] Oyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana sukredin ve sakın kufur uzerine olmayın
[153] Ey iman edenler! Sabır ve namazla istiane isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir
[154] Ve Allah yolunda oldurulen kimseler icin “oluler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız
[155] Ve sizi biraz korku, biraz aclık, biraz da maldan, candan ve urunlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri mujdele
[156] Onlar ki; kendilerine bir musibet isabet ettigi zaman: “Biz muhakkak ki Allah iciniz (O´na ulasmak ve teslim olmak icin yaratıldık) ve muhakkak O´na donecegiz (ulasacagız).” dediler
[157] Onlar (dunya hayatında Allah´a mutlaka doneceklerinden emin olanlar var ya), Rab´lerinden salavat ve rahmet onların uzerinedir. Iste onlar, hidayette olanlardır
[158] Safa ile Merve, Allah´ın (ibadet yerlerini gosterir dini) siarlarındandır (nisanlarındandır). Artık kim Beyt´i (Kabe´yi) hacceder ve umre (niyetiyle ziyaret ederse), bu ikisini tavaf etmesinde bir gunah yoktur. Her kim de kendiliginden (vacip olmadıgı halde) hayır yaparsa mutlaka Allah da sakir (sukrun karsılıgını veren) ve Alim (herseyi bilen)´dir
[159] Indirdigimiz o beyyinelerden olan seyleri ve hidayeti (olmeden evvel ruhun Allah´a ulastırılmasını) Kitap´ta Allah insanlara acıkladıktan sonra gizleyenler (var ya), onlara, hem Allah lanet eder hem de lanet ediciler lanet eder
[160] (Ancak) tovbe edenler, ıslah (tezkiye) olanlar ve beyan edenler (acıklayıp ortaya koyanlar) haric. (Onlara lanet olunmaz), bu taktirde artık onların tovbelerini kabul ederim. Cunku; (tovbeleri kabul eden, Rahim esmasıyla tecelli eden) Tevvabur Rahim, Benim
[161] Muhakkak ki (Allah´a ruhun olmeden ulasmasını yani hidayeti) kufredip (ortup gizleyip) kafir olarak olenlere, iste onlara, Allah´ın, meleklerin ve insanların hepsinin laneti onların ustunedir
[162] (Onlar) onun (lanetin) icinde ebediyyen kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz
[163] Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O´ndan baska ilah yoktur. O, Rahman´dır, Rahim´dir
[164] Muhakkak ki goklerin ve yerin yaratılısında, gece ve gunduzun birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar saglayarak denizde akıp giden o gemilerde, O´nun (Allah´ın) gokten su indirip boylece onunla, olumunden sonra yeryuzunu diriltmesinde, orada butun hayvanlardan yaymasında, ruzgarların (degisik yonlerden) esmesinde ve yerle gok arasında musahhar (emre amade) kılınmıs bulutlarda akıl eden kavim icin mutlaka ayetler (deliller) vardır
[165] Ve insanlardan bir kısmı, Allah´tan baska “es ve ortak (putlar)” edinenler, onları (es ve ortak edindikleri seyleri), Allah´ı sever gibi severler. (Oysa) amenu olanların Allah´a olan sevgileri cok daha kuvvetlidir. Ve zulmedenler, azap gorecekleri (azaba ugrayacakları) zaman, butun kuvvetin tamamen Allah´a ait oldugunu ve Allah´ın siddetli azabı oldugunu keske gorselerdi (bilselerdi)
[166] O zaman tabi olunanlar, (kendilerine) tabi olanlardan beri oldular (uzaklastılar) ve azabı gorduler. (Artık) onlarla (aralarındaki) butun sebepler (baglar) koparıldı
[167] Ve o (Allah´tan baskasına) tabi olanlar dedi ki: “Keske bizim icin (dunyaya) bir kere daha donus olsaydı. O zaman bizden uzaklastıkları gibi, biz de onlardan uzaklasırdık.” Boylece Allah, onlara amellerinin hasara ugradıgını (husrana dustuklerini) gosterecek. Ve onlar atesten cıkacak da degiller
[168] Ey insanlar! Yeryuzundeki helal ve temiz seylerden yeyin. Ve seytanın adımlarına tabi olmayın (izinden gitmeyin). Muhakkak ki o, sizin icin apacık bir dusmandır
[169] O size sadece kotulugu, fuhsu (hayasızlıgı) ve Allah´a karsı (Allah hakkında) bilmediginiz seyleri soylemenizi emreder
[170] Ve onlara: “Allah´ın indirdigi seye tabi olun!” denildiginde; “Hayır! Biz atalarımızı uzerinde buldugumuz (yola) tabi oluruz.” dediler. Ve eger, onların ataları hicbir seyi akıl etmiyor ve hidayete ermemis olsalar bile mi
[171] O inkar edenlerin (kafirlerin) hali, haykırması sebebiyle bagırıp cagırmadan baska bir sey isitmeyen (anlamayan) kimsenin durumu gibidir. (Onlar) sagır, dilsiz ve kordurler. Bu yuzden onlar akıl edemezler (idrak edemezler)
[172] Ey amenu olanlar! Sizi rızıklandırdıgımız temiz (helal) seylerden yeyin. Ve eger sadece O´na kul olduysanız, Allah´a sukredin
[173] Fakat (Allah) size, sadece olu hayvan etini, kanı, domuz etini haram kıldı. Ve Allah´tan baskası icin olanı (putlar ve sahıslar adına kesilen hayvanı) helal kılmadı. Ama kim zarurette (aclıkta ve zor durumda) kalırsa, o taktirde (baskasının) hakkına el uzatmamak ve zaruret miktarını asmamak (sartıyla) onun uzerine gunah yoktur. Muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahim´dir
[174] Muhakkak ki onlar, Allah´ın indirdigi Kitap´tan bir seyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar. Iste onların yedikleri (bu rusvet), karınlarında atesten baska bir sey olmaz. Ve kıyamet gunu Allah, onlarla konusmayacak ve onları tezkiye de etmeyecek (temize de cıkarılmayacaklar). Ve onlar icin elim bir azap vardır
[175] Iste onlar ki hidayet karsılıgında dalaleti; magfiret karsılıgında da azabı satın alanlardır. Oyleyse onları atese karsı bu kadar sabırlı kılan nedir
[176] Iste bu (azap), Allah´ın, Kitap´ı hak ile indirmis olması sebebiyledir. Ve muhakkak ki Kitap hakkında ihtilafa dusenler, mutlaka uzak bir ayrılık icindedirler
[177] Yuzlerinizi dogu ve batı tarafına cevirmeniz (hakiki imanı yansıtan) BIRR (ebrar kılacak davranıs bicimi) degildir. Lakin birr, kisinin, Allah´a, yevm´il ahire (Allah´a ulasılan sonraki gune, hidayet gunune, vuslat gunune) meleklere, Kitab´a ve peygamberlere iman etmesi ve sevdigi maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine), yetimlere, miskinlere (calısamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmıs yolculara, isteyen (muhtaclara), kole ve (kurtulmaları icin) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekatı vermesidir. Ve (Allah´a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve siddetli savas halinde sabredenler, iste onlar sadık olanlardır. Iste onlar muttekilerdir (takva sahibi olanlardır)
[178] Ey amenu olanlar! Katl (oldurulme) konusunda kısas uzerinize yazıldı (size farz kılındı). Hure hur, koleye kole, disiye disi (kısas olunur), fakat kim, onun (oldurulenin) kardesi tarafından bir sey ile (bir diyet karsılıgı) affolunursa (bagıslanırsa), o taktirde gereken, orfe tabi olunması ve ona (affedene), (diyetin) ihsanla odenmesidir. Iste bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra haddi asarsa (saldırıya kalkarsa) o zaman onun icin elim bir azap vardır
[179] Ey ulul´elbab! Kısasta sizin icin hayat vardır. Umulur boylece ki siz, takva sahibi olursunuz
[180] Sizden birinize olum geldigi zaman eger bir hayır (mal vs.) bırakırsa, anne-babaya ve yakınlarına (akrabalarına) marufla (orf ve adete uygun olarak) vasiyet etmek, siz muttekilerin (takva sahiplerinin) uzerine (yerine getirilmesi gereken) bir hakk (bir borc) olarak farz kılındı
[181] Artık kim onu (vasiyeti) isittikten sonra degistirirse, o taktirde onun gunahı (vebali), sadece onu degistirenlerin uzerinedir. Muhakkak ki Allah, Sem´i´dir (en iyi isitendir), Alim´dir (en iyi bilendir)
[182] Fakat kim, vasiyet edenin, bir haktan uzaklasacagından veya gunaha gireceginden korkarsa, bu sebeple onların aralarını ıslah ederse (duzeltirse), bu durumda, onun uzerine bir gunah (vebal) yoktur. Muhakkak ki Allah, bagıslayan ve merhamet eden Gafur´dur (magfiret edendir), Rahim´dir (Rahim esması ile tecelli edendir)
[183] Ey amenu olanlar! Oruc, sizden oncekilerin uzerine yazıldıgı (farz kılındıgı) gibi sizin uzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki boylece siz takva sahibi olursunuz
[184] (Farz kılınan oruc) sayılı gunlerdir. Fakat sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadıgı gunlerin sayısı), diger (baska) gunlerden (oruc tutarak) tamamlanır. (Ihtiyarlıktan veya iyilesmesi umulmayan bir hastalıktan dolayı) ona (oruc tutmaya) guc yetiremeyenlerin, bir yoksulu (sabah, aksam) doyuracak (kadar) bir fidye vermesi (gerekir). Artık kim isteyerek (gonulden) bir hayır yaparsa (orucunu veya fidyeyi artırırsa), iste o, kendisi icin bir hayırdır. Oruc tutmak sizi icin daha hayırlıdır, keske bilseydiniz
[185] Ramazan ayı ki, insanlar icin hidayete erdirici (hidayete erme, Allah´a ulasma vesilesi) ve beyyineler (acık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı batıldan ayırıcı) olarak Kur´an, Huda tarafından onda (o ayın icinde) indirildi. Artık icinizden kim bu aya (yetisir de ramazan ayını gorup) sahit olursa o zaman onu, oruc tutarak gecirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadıgı gunlerin sayısı) diger gunlerde (oruc tutarak) tamamlanır. Allah sizin icin kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdigi seye karsılık (sizin de) Allah´ı tekbir etmeniz (yuceltmeniz) icindir. Umulur ki boylece siz (butun bu kolaylıklara) sukredersiniz
[186] Ve kullarım sana, Benden sordugu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana amenu olsunlar (Bana ulasmayı dilesinler). Umulur ki boylece onlar irsada ulasırlar (irsad olurlar)
[187] Oruc gecesi kadınlarınıza yaklasmamanız size helal kılındı. Onlar sizin icin, siz de onlar icin birer elbisesiniz. Allah, sizin nefslerinize ihanet ettiginizi bildi. Bunun uzerine tovbelerinizi kabul etti ve sizi affetti. Simdi artık onlara (eslerinize) yaklasın ve Allah´ın sizin icin yazdıgı (takdir ettigi) seyleri isteyin. Fecr vaktinde beyaz iplik, siyah iplikten tebeyyun edinceye (size belli oluncaya, gunduzun aydınlıgı, gecenin karanlıgından sıyrılıncaya) kadar yeyin ve icin. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafta iseniz geceleri onlarla (kadınlarınızla) mubaseret etmeyin. Bu Allah´ın hudududur (yasaklarıdır). Artık ona (yasaklara) yaklasmayın. Allah, ayetlerini insanlara iste boyle acıklıyor. Umulur ki boylece onlar takva sahibi olurlar
[188] Ve birbirinizin mallarınızı aranızda batıl ile (haksızlıkla) yemeyin. Ve insanların mallarından bir kısmını, bildiginiz halde gunahla yemeniz icin, onu hakimlere (rusvet olarak) vermeyin
[189] Sana hilallerden (Ay´ın hilale donusen hallerinden) soruyorlar. De ki: “O, insanlar icin vakitleri ve hac zamanını bildiren bir vakit olcusudur.” Birr (kisiyi ebrar yapan guzel davranıslar), (cahiliyet devrinde oldugu gibi) evlere arkalarından girmek degildir. Oysa birr, kisinin takva sahibi olmasıdır. Evlere kapılarından girin. Ve Allah´a karsı takva sahibi olun. Umulur ki boylece siz felaha erersiniz
[190] Ve sizinle savasanlarla (sizi oldurenlerle), Allah´ın yolunda savasın (siz de oldurun) ve asırı gitmeyin. Muhakkak ki Allah, asırı gidenleri (haddi asanları) sevmez
[191] Onları (size savas acanları), buldugunuz (yakaladıgınız) yerde oldurun. Sizi cıkardıkları yerden (Mekke´den) siz de onları cıkarın. Fitne (cıkarmak), (adam) oldurmekten daha siddetlidir (kotudur). Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savasmadıkca siz de onlarla orada savasmayın. Fakat eger (orada) sizi oldurmeye (kalkarlarsa) o taktirde (siz de) onları oldurun. Kafirlerin cezası iste boyledir
[192] Bundan sonra eger (inkardan ve savastan) vazgecerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahim´dir (magfiret edendir, rahmet sahibidir)
[193] Ve fitne kalmayıncaya ve din, Allah icin oluncaya kadar onlarla savasın (onları oldurun). Bundan sonra eger vazgecerlerse o zaman zalimlerden baskasına karsı dusmanlık yoktur
[194] Haram ay, haram aya karsılıktır. Hurmetler (yasaklar) karsılıklıdır. O halde kim size saldırırsa o zaman onun size saldırdıgı kadar siz de ona saldırın. Allah´a karsı takva sahibi olun ve Allah´ın takva sahipleriyle beraber oldugunu bilin
[195] (Mallarınızı) Allah yolunda infak edin (baskalarına verin), Ve kendi elinizle (kendinizi) tehlikeye atmayın. Ahsen olun! Muhakkak ki Allah, muhsinleri sever
[196] Hac ve umreyi Allah icin tamamlayın. Fakat eger (elde olmayan bir) alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen kurbandan (gonderin). Kurban yerine ulasıncaya kadar da baslarınızı tras etmeyin. Fakat sizden hasta olan veya basından bir ezası olan (ve bundan dolayı kurban yerine varmadan once tras olmak zorunda kalan) kimsenin bu durumda, oructan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye vermesi (gerekir). Artık emin oldugunuzda (guvene kavustugunuzda) o zaman kim, hac (zamanına) kadar umreden faydalanırsa, o taktirde kolayına gelen kurbandan (keser). Fakat kim bunu bulamazsa, o zaman uc gun hacta, (evine) dondugunuz zaman da yedi (gun) oruc tutması gerekir ki bunların tamamı on (gundur). Bu, ailesi Mescid-i Haram´da hazır olmayan (oturmayan) kimseler icindir. Ve Allah´a (karsı) takva sahibi olun. Ve Allah´ın ikabının (cezasının) siddetli oldugunu bilin
[197] Hac, bilinen aylardır. Iste kim onlarda (o aylarda), (ihrama girerek) haccı (kendine) farz edinirse artık hacta kadına yaklasmak (ve benzeri davranıslar), fasıklık (gunaha sapmak), cedellesmek (surtusmek, kavga etmek) yoktur. Siz hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir. (Salih amellerle) (kendinize) azık hazırlayın. Fakat azıgın en hayırlısı, muhakkak ki takva sahibi olmaktır. Ve ey ulul´elbab! Bana karsı takva sahibi olun
[198] Rabbinizden fazl istemeniz size gunah degildir. Artık Arafat´tan akın akın geldiginiz zaman Mes´aril Haram´ın yanında Allah´ı zikredin. Ve sizi hidayete erdirdigi sekilde siz de O´nu zikredin. Dogrusu siz ondan once (hidayetten once) elbette dalalette olanlardandınız
[199] Sonra insanların akın akın geldikleri yerden, akın akın gelin ve Allah´a istigfar edin (magfiret dileyin). Muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahim´dir (magfiret edendir, Rahim esması ile tecelli edendir)
[200] Boylece (hacca ait) ibadetlerinizi tamamladıgınız zaman, artık atalarınızı zikrettiginiz gibi, hatta daha da siddetli (bir zikirle) Allah´ı zikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz bize dunyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur
[201] Ve onlardan (insanlardan) kim: “Rabbimiz bize dunyada hasene (guzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (guzellik ve iyilikler) ver. Bizi atesin azabından koru.” derse
[202] Iste onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve Allah, hesabı cabuk gorendir
[203] Ve sayılı gunlerde Allah´ı (tekbir ile) zikredin. Fakat kim, iki gun icinde (Mina´dan donmek icin) acele ederse, bundan sonra onun uzerine bir gunah yoktur. Kim de tehir ederse (geriye kalırsa), o taktirde de onun uzerine bir gunah yoktur. (Tabii bu) takva sahibi (olan) kimseler icindir. Ve, Allah´a karsı takva sahibi olun. Ve O´na (Allah´a) hasrolunacagınızı bilin
[204] Ve insanlardan, dunya hayatında sozu senin hosuna giden kimseler vardır. Ve kalbinde olana, Allah´ı sahit tutar. Oysa o, hasımların (dusmanların) en azılısıdır
[205] Ve donup (gittigi) zaman; yeryuzunde fesat cıkarmak, ekini ve nesli helak etmek (yok etmek) icin calısır. Ve Allah fesadı sevmez
[206] Ve ona: “Allah´a karsı takva sahibi ol.” denildigi zaman izzet (nefsin gururu) onu gunahla tutar (mani olup onu gunaha sokar). Artık ona cehennem yeter ve elbette (o) kotu bir dosektir
[207] Ve insanlardan, Allah´ın rızasını dileyerek (Allah´ın rızası karsılıgında) kendi nefsini satan kimseler vardır. Ve Allah, kullarına Rauf´tur (cok sefkatlidir)
[208] Ey amenu olanlar! Hepiniz SILM´e dahil olun (teslim olma dairesi icine girin). Ve seytanın adımlarına (izlerine) tabi olmayın. Muhakkak ki o, size apacık dusmandır
[209] Artık size beyyineler geldikten sonra eger hala (Allah´a ulasan yoldan) saparsanız, o zaman Allah´ın Aziz (ustun), Hakim (hukum sahibi) oldugunu bilin
[210] Onlar mutlaka Allah´ın ve meleklerin kendilerine buluttan golgeler icinde gelmesini ve emrin (isin) bitirilmesini mi gozluyorlar? (Oysa) butun emirler (isler) Allah´a dondurulur
[211] Onlara nice acık ayetler (deliller, mucizeler) verdigimizi Israilogulları´na sor. Ve kim, kendisine (acık ayetler) geldikten sonra Allah´ın ni´metini degistirirse, o taktirde muhakkak ki Allah, cezası siddetli olandır
[212] Inkar edenlere, dunya hayatı muzeyyen kılındı (suslu gosterildi) ve onlar, amenu olanların bir kısmı ile alay ediyorlar (fakir olanları kucumsuyorlar). (Oysa) takva sahibi olanlar, kıyamet gunu onların ustundedir. Ve Allah, diledigi kimseyi hesapsız rızıklandırır
[213] Insanlar bir tek ummetti. Sonra Allah, mujdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (hayata getirdi, gonderdi). Ve onlarla birlikte insanların aralarında, ayrılıga dustukleri sey hakkında hukum vermeleri icin hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apacık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki cekememezlik (ve haset yuzunden) onun hakkında ayrılıga dusenler, sadece kendilerine (kitap) verilenlerdir. Bu sebeple amenu olan (Allah´a ulasmayı dileyen) o kimselerin haktan yana ayrılıga dustukleri seyi (hidayeti) acıklamaları icin Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Allah, diledigi kimseyi Sıratı Mustakim´e iletir
[214] Yoksa siz, kendinizden once gecenlerin basına gelenlerin, sizin de basınıza gelmedikce, cennete gireceginizi mi zannettiniz? Onlara oylesine siddetli bela ve sıkıntılar (felaketler) dokundu ki, resul ve onun yanındaki amenu olanlar: “Allah´ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah´ın yardımı mutlaka yakındır, (oyle) degil mi
[215] Sana (Allah yolunda) ne infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne infak ederseniz (Allah yolunda verirseniz) iste o, anne-baba, akrabalar, yetimler, yoksullar ve (yolda kalmıs) yolcular icindir. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.”
[216] Savas, o sizin icin kerih olsa da (hosunuza gitmese de) uzerinize farz kılındı. Ve hoslanmayacagınız bir sey olur ki, o, sizin icin bir hayırdır. Ve seveceginiz bir sey olur ki, o, sizin icin bir serrdir. Ve (butun bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz
[217] Sana haram (hurmetli) aydan ve onun icinde yapılan savastan soruyorlar. De ki: “Onun icinde (o ayda) savas buyuk (gunahtır). (Fakat insanları) Allah yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O´nu inkar etmek, (mu´minlere) Mescid-i Haram´ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke´den surup) cıkarmak ise Allah katında daha buyuk (gunahtır). Ve fitne, (adam) oldurmekten daha da buyuk (bir suc ve gunahtır). Eger onların gucleri yetse (yapabilseler), sizi dininizden dondurunceye kadar sizinle savasmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dininden donerse, o taktirde o, kafir olarak olur. Bu sebeple iste onlar, onların amelleri dunyada ve ahirette bosa gitmistir. Ve iste onlar, ates ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.”
[218] Muhakkak ki amenu olanlar ve hicret (goc) edenler ve Allah yolunda cihad edenler; iste onlar, Allah´ın rahmetini dilerler. Ve Allah, Gafur´dur, Rahim´dir
[219] Sana saraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: “O ikisinde de hem buyuk gunah hem de insanlar icin (bazı) faydalar vardır. (Fakat) onların gunahları, faydalarından daha buyuktur.” Ve sana (Allah icin) neyi infak edeceklerini (vereceklerini) soruyorlar. De ki: “Afv ettiklerinizi (vazgectiklerinizi, ihtiyac fazlasını) (infak edin).” Allah, ayetleri size iste boyle acıklıyor. Umulur ki boylece siz tefekkur edersiniz (bunlardaki hikmetleri dusunursunuz)
[220] Dunya ve ahiret hakkında ve yetimlerden sana soruyorlar. De ki: “Onları ıslah etmek (durumlarını duzeltmek) hayırlıdır. Eger onlara karısırsanız (birarada yasarsanız), artık onlar sizin kardeslerinizdir. Ve Allah, fesat cıkaranı, ıslah edenden (ayırıp) bilir. Eger Allah dileseydi, elbette sizi sıkıntıya sokardı. Muhakkak ki Allah, Aziz´dir (ustundur), Hakim´dir (hukum sahibidir)
[221] Musrik (Allah´a ortak kosan) kadınlarla, (onlar) mu´min oluncaya kadar nikahlamayın. Mu´min bir cariye musrik (hur) bir kadından elbette hayırlıdır, hosunuza gitse bile. (Kadınlarınızı da) musrik erkeklerle, (onlar) mu´min oluncaya kadar nikahlamayın. Mu´min bir kole, musrik (hur) birinden hoslansanız bile elbette hayırlıdır. Iste onlar, (sizi) atese davet ederler. Allah ise kendi izni ile (sizi) cennete ve magfirete davet ediyor ve insanlar icin ayetlerini acıklıyor. Umulur ki onlar boylece tezekkur ederler
[222] Sana hayz halinden (kadınların belirli gunlerinden) soruyorlar. De ki: “O bir ezadır. Bu yuzden hayz zamanında (belirli gunlerinde) kadınlardan (cinsel olarak) uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklasmayın. Temizlendikleri zaman ise artık Allah´ın emrettigi yerden onlarla biraraya gelin. Muhakkak ki Allah, tevvabin olanları (tovbe edenleri) sever ve temizlenenleri sever.”
[223] Kadınlarınız sizin icin tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz oyle yaklasın. Kendiniz icin (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah´a karsı takva sahibi olun ve O´na mulaki olacagınızı (kavusacagınızı) bilin. Ve mu´minleri mujdele
[224] Ebrar olmanız, takva sahibi olmanız ve insanların arasını ıslah etmeniz icin (sizi alıkoyan) yeminleriniz sebebiyle, Allah´ı engel kılmayın (Allah´ı kendinize siper etmeyin). Allah Sem´i´dir (en iyi isitendir), Alim´dir (en iyi bilendir)
[225] Allah sizi, yeminlerinizdeki bos sozlerden dolayı muaheze etmez (sorumlu tutmaz). Fakat, kalplerinizin kazandıgı seylerden (negatif derecelerden, serrlerden, gunahlardan) sizi muaheze eder (sorumlu tutar). Ve Allah, Gafur´dur, Halim´dir
[226] Kadınlarına (yaklasmamaya) yemin edenler, dort ay (ayrı kalıp) beklerler. Fakat eger (erkekler, bu sure dolmadan kefaret verip de kadınlarına) donerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahim´dir
[227] Ve (bu tur yemin edenler), eger bosamaya azmederlerse (kesin karar verirlerse), o taktirde muhakkak ki Allah Sem´i´dir, Alim´dir
[228] Bosanmıs kadınlar uc kur (uc ay hali muddeti) kendi kendilerine beklerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eger Allah´a ve yevm´il ahire iman ediyorlarsa, rahimlerinde Allah´ın yaratmıs oldugu seyi gizlemeleri onlar icin helal olmaz. Sayet onların kocaları barısmak (arayı duzeltmek) isterlerse, bu (bekleme suresi) icinde onlara tekrar geri donmeye (baskasından) daha cok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları uzerinde (hakları oldugu) gibi kadınların da erkekleri uzerinde maruf (hakları vardır). Erkeklerin, kadınların uzerindeki (hakkı) bir derece daha ustundur. Ve Allah, Aziz´dir, Hakim´dir
[229] Bosanma iki keredir. Bundan sonra (kadın) ya ma´rufla (orf ve adete uygun olarak) iyilikle tutulur veya ihsanla serbest bırakılır. Kadınlarınıza bir sey almanız sizin icin helal olmaz. Ancak ikisi de Allah´ın (evlilik hakkındaki) hududunu geregi uzere yerine getiremeyeceklerinden (ayakta tutamayacaklarından) korkmaları haric. O zaman siz de, Allah´ın bu hududunu ikame edemeyeceklerinden (geregi uzere yerine getirip ayakta tutamayacaklarından) eger korkarsanız; bu durumda kadının (ayrılmak icin) verdigi fidye hakkından (vazgecmesinde) her ikisinin uzerine de gunah yoktur. Iste bunlar, Allah´ın hudutlardır. Artık onları (Allah´ın hudutlarını) asmayın. Kim Allah´ın hudutlarını asarsa iste onlar, onlar zalimlerdir
[230] Bundan sonra eger (koca), karısını (iki kere bosadıktan sonra ucuncu kere) bosarsa, artık o kadın baska bir zevceye (erkege) nikahlanmadıkca (ve sonra da o nikahtan bosanmadıkca) kendisi icin helal olmaz. Eger (bu ikinci koca da) onu bosarsa, Allah´ın (koydugu) hudutları ikame edeceklerini (geregi uzere yerine getirip ayakta tutacaklarını) inanırlarsa eger, (eski karı-kocanın tekrar) birbirine donmelerinde, o taktirde onların uzerine bir gunah yoktur. Iste bunlar Allah´ın hudutlarıdır. Allah, onları bilen bir kavim icin acıklıyor
[231] Ve kadınları bosadıgınız zaman bekleme surelerini tamamladıktan sonra, artık onları marufla (orf ve adete uygun olarak iyilikle) tutun veya onları marufla (orf ve adete uygun olarak iyilikle) serbest bırakın. Haklarına tecavuz icin sakın zararlarına olarak onları tutmayın. Kim bunu yaparsa, o taktirde kendisine zulmetmistir. Allah´ın ayetlerini alay konusu edinmeyin. Ve Allah´ın uzerinizdeki ni´metini, kitaptan size indirdigini ve hikmeti hatırlayın ki onunla, size ogut veriyor. Ve Allah´a karsı takva sahibi olun, Allah´ın herseyi en iyi bildigini bilin
[232] Ve kadınları bosadıgınız zaman bekleme surelerini tamamladıktan sonra artık onlar kendi aralarında ma´rufla (orf ve adete uygun olarak iyilikle) razı olurlarsa, o taktirde onların kendilerini eslerine nikahlamalarına engel olmayın. Iste boyle sizden Allah´a ve yevm´il ahire iman etmis olan kimseye bununla ogut veriliyor (vazediliyor). Iste bu, sizin daha cok tezkiye olmanız ve daha iyi temizlenmeniz icindir. Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz
[233] Anneler, (nikahlı olsun veya bosanmıs olsun, dogan) cocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hukum) sut emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler icindir. (Annelerin) yiyecekleri ve giyecekleri marufla (orf ve adete uygun olarak) kendisi icin dogurulmus olanın (babanın) uzerinedir. (Hic) kimse kendi gucunun yettiginden fazlasıyla mukellef (sorumlu) tutulmasın. Ne bir anne cocugu ile ne de kendisi icin dogurulmus olan (baba) cocugu ile zarara ugratılmasın. Ve mirascının uzerindeki (sorumluluk) da bunun gibidir. Fakat eger (ana ile baba) musavere ederek (goruserek) rızalarıyla cocugu sutten kesmek isterlerse, o taktirde onların ikisi uzerine bir gunah yoktur. Ve eger cocuklarınızı (sut anne tutup) emzirtmek isterseniz, vereceginizi (taktir ettiginiz emzirme ucretini), marufla (orf ve adete uygun olarak sut anneye) teslim ettiginiz zaman artık sizin uzerinize bir gunah yoktur. Ve Allah´a karsı takva sahibi olun. Allah´ın yaptıklarınızı cok iyi gordugunu bilin
[234] Ve sizden vefat ettirilenlerin, geriye bıraktıgı esleri dort ay, on gun kendi kendilerine beklerler. Boylece onların bekleme suresi tamamlandıgı zaman kendileri haklarında marufla (orf ve adete uygun olarak) yaptıkları seylerden artık sizin uzerinize bir gunah yoktur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır
[235] (Bekleme suresi icindeki kadınlara), onlarla evlenme istediginizi ima etmenizde veya kendi icinizde (boyle bir arzuyu) gizlemenizde sizin uzerinize gunah yoktur. Allah, sizin onları daima hatırlayacagınızı bildi. Fakat onlara (orf ve adete uygun) bir soz soylemeniz haric (ustu kapalı evlenme isteginiz dısında), sakın onlarla gizlice sozlesmeyin. Farz olan bekleme suresi sona erinceye kadar nikah akdine azmetmeyin. Ve Allah´ın icinizde olanı bildigini bilin! Artık O´ndan sakının. Allah´ın, Gafur (ve) Halim oldugunu bilin
[236] Eger henuz kendilerine dokunmadıgınız veya kendileri icin (farz olarak) bir mehir takdir etmediginiz kadınları bosarsanız sizin uzerinize gunah yoktur. Eli genis (zengin) olanın kendi takdirine (kudretine), eli dar (fakir) olanın da kendi takdirine (kudretine) gore marufla (orf ve adete uygun) bir meta verererek faydalandırmaları, muhsinlerin uzerine bir haktır
[237] Onlar icin bir mehir taktir ettiyseniz ve eger onlara dokunmadan once bosarsanız, o zaman onlar icin (farz olarak) takdir edilen mehirin yarısını vermek size farz kılınmıstır. (Kadınların) bunu affetmesi (vazgecmesi) veya nikah ahdi elinde bulunanın (erkegin) affetmesi (diger yarısını da kadına bagıslaması) haric. Sizin affetmeniz (diger yarısını da vermeniz) takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı en iyi gorendir
[238] Salavat´a (Allah´tan gelen nurlara ve namazlara) ve salat-ı vusta´ya hafiz olun (koruyun, bu namaza kesintisiz devam edin). Ve kalkın, Allah icin kanitin olun (Allah´ın huzurunda husu icinde ve saygı ile uzun sure durun)
[239] Fakat eger (hayati bir tehlikeden) korkarsanız, o zaman yaya yururken veya binekte iken (namazınızı kılın). Nihayet (korkuyu atıp da) emin oldugunuz zaman (Allah´ı nasıl zikredeceginizi) siz bilmiyorken size ogrettigi sekilde artık siz de Allah´ı zikredin
[240] Ve icinizden vefat ettirilen ve geriye esler bırakanların (vasilerinin), vasiyet olarak, onların eslerinin (evlerinden) cıkarılmaksızın bir seneye kadar gecimini saglaması gerekir. Buna ragmen eger (esleri, kendi arzularıyla evlerinden) cıkarlarsa, onlar bunu, kendilerince maruftan (iyilikle orf ve adete uygun olarak) yaptıkları seylerde artık sizin uzerinize gunah yoktur. Ve Allah, Aziz´dir (ustundur), Hakim´dir (hukum sahibidir)
[241] Ve bosanmıs kadınlar icin, marufla (iyilikle, orf ve adete uygun olarak) metalandırılması (faydalandırılması), takva sahiplerinin uzerine bir haktır (borctur)
[242] Allah size ayetlerini iste boyle acıklıyor. Umulur ki boylece siz akıl edersiniz
[243] Olum korkusuyla kendi diyarlarından cıkan binlerce kisiyi gormedin mi? Oysa Allah onlara: “Olun.” dedi (boylece olduler). Sonra da onları diriltti. Muhakkak ki Allah,insanlar uzerine elbette fazlın sahibidir. Lakin insanların cogu sukretmezler
[244] Allah yolunda savasın. Allah´ın Sem´i (en iyi isiten), Alim (en iyi bilen) oldugunu bilin
[245] Kim Allah´a guzel bir borc verirse, o taktirde, o (verdigi) kendisine kat kat cogaltılarak odenir. Ve Allah, (ilahi kanun geregi kisinin rızkını) daraltır ve genisletir. Ve O´na donduruleceksiniz
[246] Hz. Musa´dan sonra Israilogulları´ndan ileri gelenleri gormedin mi? Kendi peygamberlerine: “Bizim icin bir melik beas et (gorevlendir) de Allah yolunda savasalım.” demislerdi. (O Peygamber de) dedi ki: “Eger savas sizin uzerinize yazılırsa (farz kılınırsa) sizin savasmamanızdan korkulur.” (Ileri gelenler): “Biz nicin Allah yolunda savasmayalım? Yurtlarımızdan ve ogullarımız (arasından) cıkarılmıstık.” dediler. Fakat savas onların uzerine yazılınca (farz kılınınca) onlardan pek azı haric, hepsi yuz cevirdiler. Ve Allah, zalimleri bilir
[247] Onların Peygamber´i onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizin icin melik olarak Talut´u beas etmisti (gorevlendirmisti).” Dediler ki: “Bizim uzerimize onun melikligi nasıl olur? Meliklige biz ondan daha cok hak sahibiyiz (daha cok layıgız). Ve de ona maldan bir genislik (servetce bolluk) verilmedi.” (Peygamber de) “Muhakkak ki Allah, onu sizin uzerinize (melik) secti ve onun ilmini (bilgisini) ve cismini (kuvvetini) artırdı.” Ve Allah, mulkunu diledigi kimseye verir. Ve Allah, Vasi´dir (rahmeti ve ilmi herseyi ihata eder), Alim´dir (en iyi bilendir)
[248] Ve onların Peygamber´i, onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun melikliginin ayeti (delili), icinde Rabbinizden sekinet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıgı seylerden bakiye (kalıntı) bulunan, meleklerin tasıdıgı bir tabutun (tahta sandıgın) size gelmesidir. Muhakkak ki bunda, sizin icin elbette ayet (delil) vardır, eger siz mu´minlerseniz.”
[249] Boylece Talut, askerlerle (ordu ile) (Kudus´ten) ayrıldıgı zaman dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizi bir nehir ile imtihan edecek. Bundan sonra kim ondan icerse, artık (o kimse) benden degildir. Ve kim ondan (doyacak kadar) icmez ise sadece eliyle bir avuc avuclayıp icen haric, o taktirde muhakkak ki o bendendir.” Fakat onlardan ancak pek azı haric, (o sudan doyasıya) ictiler. Nitekim o (Talut) ve iman edenler birlikte (nehri) gectikleri zaman: “Bugun bizim, Calut ve onun askerleri ile (ordusuyla) (savasacak) takatimiz (gucumuz) yok.” dediler. O kendilerinin muhakkak Allah´a mulaki olacaklarını kesin olarak bilenler (yakin hasıl edenler) ise soyle dediler: “Nice az bir topluluk, Allah´ın izniyle cok bir topluluga galip gelmistir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.”
[250] Ve (Talut´un askerleri), Calut ve onun askerlerinin (ordusunun) karsısına cıktıkları zaman soyle dediler: “Rabbimiz uzerimize sabır yagdır, ayaklarımızı (dusman karsısında) sabit kıl ve kafirler kavmine karsı bize yardım et.”
[251] Nihayet Allah´ın izniyle onları hezimete ugrattılar. Ve Davut, Calut´u oldurdu. Ve Allah ona (Davut´a), meliklik (hukumdarlık) ve hikmet verdi ve ona diledigi seylerden ogretti. Ve eger Allah´ın, insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryuzunde mutlaka fesat cıkardı (yeryuzunun duzeni bozulurdu). Lakin Allah, alemlerin uzerine fazl sahibidir
[252] Iste bunlar, Allah´ın ayetleridir, O´nu sana, hak ile tilavet ediyoruz (okuyoruz). Ve muhakkak ki sen, elbette gonderilen resullerdensin
[253] Iste Biz, o resullerden bir kısmını, digerlerinin uzerine faziletli kıldık. Allah, onlardan kimiyle konustu, kimini de derecelerle yukseltti. Ve Biz, Meryem´in oglu Isa´ya beyyineler verdik. Ve onu Ruh´ul Kudus (Cebrail A.S) ile destekledik (dogruladık). Eger Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine beyyineler (ispat vasıtaları) geldikten sonra birbirlerini oldurmezlerdi. Lakin ayrılıga dustuler. O zaman onlardan kimi iman etti, kimi de inkar etti. Eger Allah dileseydi, birbirlerini oldurmezlerdi. Lakin Allah, diledigi seyi yapar
[254] Ey amenu olanlar! Icinde, ne bir alısverisin ne bir dostlugun ve ne de bir sefaatin bulunmadıgı gun (kıyamet gunu) gelmeden once, size verdigimiz rızıklardan infak edin (Allah icin verin). Ve kafirler, onlar zalimlerdir
[255] Allah ki, O´ndan baska ilah yoktur (Sadece O vardır). Hayy´ul Kayyum´dur. O´nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Goklerde ve yerde olan hersey O´nundur. O´nun izni olmadan, O´nun katında kim sefaat etme yetkisine sahiptir? Onların onlerinde ve arkalarında olanları (gecmis ve geleceklerini) bilir. Ve O´nun ilminden, O´nun dilediginden baska bir sey ihata edemezler (kavrayamazlar). O´nun kursusu gokleri ve yeri kaplamıstır. Ve o ikisini muhafaza etmek (koruyup gozetmek), kendisine zor gelmez ve O Ala´dır (cok yucedir), Azim´dir (buyuktur)
[256] Dinde zorlama yoktur. Irsad yolu (hidayet yolu; Allah´a ulastıran yol), gayy yolundan (dalalet yolu; seytana, cehenneme ulastıran yoldan) acıkca (ayrılıp) ortaya cıkmıstır. Artık kim tagutu (seytanı ve seytana ulastıran yolu) inkar edip de Allah´a iman ederse (mu´min olur, Allah´a ulastıran yolu tercih ederse), boylece o, (Allah´tan) kopması mumkun olmayan urvetul vuskaya (saglam bir kulba, mursidin eline) tutunmustur. Allah Sem´i´dir, Alim´dir
[257] Allah, amenu olanların (Allah´a ulasmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura cıkarır. Ve kafirlerin dostları taguttur (onlar, seytanı dost edinirler, seytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete cıkarırlar. Iste onlar, ates ehlidir. Onlar, orada ebedi kalacak olanlardır
[258] Allah´ın kendisine meliklik (hukumdarlık) vermesi sebebiyle (azarak) Rabbi hakkında Ibrahim ile tartısan kimseyi gormedin mi? Hz. Ibrahim (ona): “Benim Rabbim ki O, diriltir ve oldurur.” demisti. (O da): “Ben de diriltir ve oldururum.” dedi. Hz. Ibrahim: “Oyleyse muhakkak ki Allah, Gunes´i dogudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.” dedi. O zaman (Allah´ı) inkar eden kimse sasırıp kaldı (cevap veremedi). Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez
[259] Veya catıları uzerine cokmus (altı ustune gelmis) bir karyeye ugrayan kimsenin, “Allah bunu (bu kasabayı) olumunden sonra nasıl diriltecek?” demesi gibi. Bunun uzerine Allah, onu yuz sene oldurdu. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (olu bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gun veya gunun bir kısmı kadar.” dedi. (Allah): “Hayır, yuz yıl kaldın. Haydi yiyecek ve icecegine bak, bozulup kokusmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni insanlara bir ayet (canlı bir ibret) kılmamız icindir. Ve kemiklere bak. Onları nasıl insa ediyoruz (kemikleri birlestirerek iskeleti kuruyoruz), sonra ona et giydiriyoruz.” Boylece (merkep dirilip, eski haline gelince ve hersey) ona acıkca belli olunca: “Allah´ın, herseye kaadir oldugunu biliyorum.” dedi
[260] Hz. Ibrahim: “Rabbim, oluleri nasıl diriltecegini bana goster.” demisti. (Allah) “Inanmıyor musun?” buyurdu. (Hz. Ibrahim de): “Evet (inanıyorum). Fakat kalbimin tatmin olması icin.” dedi. “Oyleyse kuslardan dort tane tut, sonra onları yanına al, parcala. Her dag uzerine onlardan bir parca koy, sonra da onları cagır. Sana kosarak gelirler. Ve Allah´ın, Aziz oldugunu, Hakim oldugunu bil
[261] Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sunbulunde (basagında) yuz adet tane (tohum) olmak uzere, yedi sunbul (basak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, diledigi kimse icin (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vasi´dir, Alim´dir
[262] Mallarını Allah yolunda infak ettikten (verdikten) sonra verdikleri seyin arkasından minnet ettirmeyenlerin (basa kakmayanların) ve onlara eza etmeyenlerin ecirleri (mukafatları), Rab´lerinin katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar
[263] Guzel bir soz ve magfiret (bagıslayıp iyi davranma), arkasından eza gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah Gani´dir, Halim´dir
[264] Ey amenu olanlar! Allah´a ve yevm´il ahire inanmayarak, malını insanlara riya (gosteris) icin infak eden (veren) kisi gibi, sadakalarınızı minnetle (basa kakarak) ve eza ile batıl etmeyin (bosa cıkartmayın). Iste onun durumu, uzerinde toprak bulunan sert bir kayaya benzer ki, ona kuvvetli bir yagmur isabet edince, boylece (uzerindeki topragın) gidip, onu (tekrar) sert (verimsiz) bir kaya halinde bırakması gibidir. Onlar kazandıklarından bir sey elde edemezler. Allah, kafirler kavmini hidayete erdirmez
[265] Allah´ın rızasını talep ederek (isteyerek) ve kendi nefslerinde (bunu) sabit kılarak (sebat ederek) mallarını infak edenlerin (verenlerin) durumu, munbit bir tepe uzerinde bulunan bahceye benzer ki, ona kuvvetli bir yagmur isabet edince, boylece urununu iki kat verir. Hatta kuvvetli bir yagmur ona isabet etmese, ciselese bile. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi gorendir
[266] Sizden biriniz temenni eder mi ki, onun altından nehirler akan hurmalık ve uzumlukten bir bahcesi olsun onun, orada her turlu urunu (meyvesi) bulunsun ve ona yaslılık isabet etsin (ihtiyarlasın) ve onun zayıf (gucsuz) cocukları bulunsun. Sonra da ona (bahceye), icinde ates bulunan bir kasırga isabet etsin, boylece onu yaksın. Allah size ayetleri, iste boyle beyan ediyor (acıklıyor). Umulur ki boylece siz tefekkur edersiniz
[267] Ey amenu olanlar! Kazandıklarınızın ve yerden sizin icin cıkardıklarımızın temizlerinden infak edin (baskalarına, ihtiyacı olanlara verin). Ve sakın onun kotusunden ve kendiniz icin gozu kapalı (gonul rahatlıgıyla) alamayacagınız (ucuz ve dusuk evsaflı seyleri) infak etmeye meyletmeyin (kalkısmayın). Ve Allah´ın, Gani (ve) Hamid oldugunu bilin
[268] Seytan size fakirlik vaadeder ve size fuhsuyatı emreder. Allah ise size kendinden magfiret ve fazl vaadediyor. Allah, Vasi´dir, Alim´dir
[269] (Allah) hikmeti diledigine verir. Kime hikmet verilmisse boylece ona cok hayır verilmistir, ulul´elbabtan baskası tezekkur edemez
[270] Nafakadan ne infak ettinizse (verdinizse) veya adaktan ne adadınızsa, o taktirde muhakkak ki Allah, onu bilir. Ve zalimler icin bir yardımcı yoktur
[271] Eger sadakaları acıkca verirseniz, iste o (davranısınız) ne guzel! Ve eger o (sadakaları) gizleyerek fakirlere verirseniz artık o sizin icin daha da hayırlıdır. (Boylece Allah), gunahlarınızdan (bir kısmını) orter (bagıslar). Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır
[272] Onların hidayete ermesi senin uzerine (vazife) degildir. Fakat Allah, diledigi kimseyi hidayete erdirir. Ve hayırdan ne infak ederseniz, iste o sizin kendi nefsiniz icindir. Siz (ey mu´minler), sadece Allah´ın vechini (Zat´ını, Allah´ın Zat´ına ulasmayı) dileyerek infak edersiniz (verirsiniz). Ve hayır olarak ne infak ederseniz, (o) size tamamen odenir ve siz zulmedilmezsiniz (size haksızlık yapılmaz)
[273] (Infaklarınız ve sadakalarınız), kendilerini Allah yoluna hasreden (adayan), yeryuzunde dolasmaya (ticaret yapıp kazanmaya) gucu yetmeyen fakirler icindir. Onların durumlarını bilmeyen, onları iffetlerinden (sabırlarından) dolayı zengin zanneder. Onları sen, yuzlerinden tanırsın. Zorla insanlardan bir sey istemezler. Hayır olarak ne infak ederseniz (verirseniz), o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir
[274] Mallarını gece ve gunduz, gizli ve asikar (Allah yolunda) infak edenler (verenler), iste onların ecirleri (mukafatları) Rab´leri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar
[275] Riba (faiz) yiyenler, kabirlerinden ancak seytan carpmasından hırpalanmıs bir kimse gibi kalkarlar. Iste bu, onların: “Fakat alısveris faiz gibidir.” demeleri sebebiyledir. Allah, alısverisi helal; faizi haram kılmıstır. Bundan sonra, Rabbinden kendisine ogut gelen kimse (ona uyarak) artık (faizden) vazgecerse, o taktirde gecmis olan (onceden aldıgı faiz) onundur ve onun isi (onun hakkındaki hukum) Allah´a aittir. Ve kim de (faizcilige) donerse, iste onlar, ates ehlidir. Ve onlar orada ebedi kalacak olanlardır
[276] Allah, ribayı eksiltir (onun bereketini giderir) ve sadakayı artırır (onu bereketlendirir). Ve Allah gunahkar kafirlerin hicbirini sevmez
[277] Muhakkak ki amenu olanların (Allah´a ulasmayı dileyenlerin) ve ıslah edici (nefsi tezkiye edici) amel isleyenlerin, namazı ikame edenlerin (yerine getirenlerin) ve zekatı verenlerin ecirleri (mukafatları), Rab´leri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar
[278] Ey amenu olanlar! Allah´a karsı takva sahibi olun. Eger (gercek) mu´minlerseniz, ribadan (faizden) arta kalan seyi (faizin bakiyesini) bırakın (bakiyeyi almayın)
[279] Bundan sonra eger (bunu) yapmazsanız, o zaman Allah ve O´nun Resul´u tarafından savasa maruz kalacagınızı bilin (savasa hazır olun). Ve sayet tovbe ederseniz, o taktirde ana malınız (sermayeniz) sizindir. Zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz
[280] Eger (borclu) zor durumda ise (odeyemeyecekse) o taktirde durumu kolaylasıncaya kadar beklenmelidir. Ve (alacagınızı) sadaka olarak bagıslamanız, sizin icin daha hayırlıdır. Keske bilseydiniz
[281] Allah´a donduruleceginiz ve sonra herkese kazandıgının (iktisap ettigi derecelerin karsılıgının) tam olarak odenecegi gunden sakının. Ve onlar zulmedilmezler (haksızlıga ugramazlar)
[282] Ey amenu olanlar! Birbirinize belirli bir sureye kadar borc verdiginiz zaman onu yazın (senet yapın). Aranızda bir katip onu adaletle yazsın. Ve Allah´ın kendisine ogrettigi gibi yazmaktan cekinmesin, aynı sekilde yazsın. Uzerinde hak bulunan (borclu) da yazdırsın. Ve Rabbi olan Allah´a karsı takva sahibi olsun (ve emirlerinden sakınsın) ve ondan bir sey eksiltmesin. Fakat, eger uzerinde hak olan (borclu) olan kisi, sefih (aklı ermeyen) veya zayıf (kucuk, gucsuz) ise veya kendisi onu (soyleyip) yazdıramayacak bir durumda ise o taktirde velisi onu adaletle yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kisiyi sahit tutun. Fakat eger iki erkek bulunamıyorsa, o zaman sahitlerden razı olacagınız bir erkek ve iki kadını (sahit) tutun ki, ikisinden biri unutursa o taktirde, digeri ona hatırlatır. Sahitler cagrıldıkları zaman (sahitlikten) kacınmasınlar. Borc buyuk olsun, kucuk olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. Iste bu, Allah´ın katında en adil ve sahitlik icin en saglam, suphe etmemeniz icin en yakın olandır. Ancak aranızda devretmeye hazır olan pesin bir ticaret (alım-satım) ise o zaman bunu yazmamanızdan dolayı sizin uzerinize bir gunah yoktur. alım-satım yaptıgınız zaman da sahit tutun. Katibe (yazıcıya) ve sahitlere bir zarar verilmesin. Eger bunu yaparsanız (bir zarar verirseniz), bundan sonra o mutlaka sizin icin bir fısk olur. Allah´a karsı takva sahibi olun. Allah size ogretiyor. Ve Allah, herseyi en iyi bilendir
[283] Ve eger siz yolculukta iseniz ve bir katip de bulamazsanız o zaman (borcludan) alınan rehinler (yeter), birbirinizden emin oldugunuz taktirde (guven duyuyorsanız), o halde guven duyulan kisi emanetini (borcunu) odesin. Ve Rabbi olan Allah´a karsı takva sahibi olsun (ve sakınsın). Sahitligi de gizlemeyin. Ve kim onu (sahit oldugu seyi) gizlerse o taktirde muhakkak ki onun kalbi gunahkardır. Allah yaptıklarınızı en iyi bilendir
[284] Goklerde ve yerdeki (sey)ler Allah´a aittir. Nefsinizdekini (kendi icinizdekini) acıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba ceker. O zaman diledigi kimseyi bagıslar, diledigi kimseyi de azaplandırır. Allah herseye KAADIR´dir
[285] Resul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti ve mu´minler de, hepsi Allah´a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. “Biz, O´nun resulleri arasından birini, digerinden ayırmayız.” Ve “Isittik ve itaat ettik! Senin magfiretini (dileriz). Rabbimiz, masir (varıs) Sanadır (Sana dogru yola cıkarız ve Sana ulasırız).” dediler
[286] Allah, kimseyi gucunun yettiginden baskasıyla mukellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandıgı (dereceler) onundur ve iktisap ettigi (kazandıgı negatif dereceler) de onundur (sorumlulugu onun uzerindedir). Rabbimiz! Sayet unuttuysak veya hata yaptıysak, bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden oncekilere yukledigin gibi bizim uzerimize agır yuk yukleme. Rabbimiz, takat (guc) yetiremeyecegimiz seyi bize yukleme. Ve bizi af ve magfiret et ve bize rahmet et (Rahim esması ile bize tecelli et, rahmet nurunu gonder). Sen bizim Mevlamız´sın. Artık kafirler kavmine karsı bize yardım et